PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Dinî Gerçekler ve Adım Adım Aydınlanma


Sayfa : 1 2 [3] 4

sodomo--
09-02-2007, 14:02
Pante çok hoş, şık ve tatlı bir çalışma kutlarım. Bu listeye ne gibi katkılarım olabilir diye düşündüm ve şimdilik bir kaç madde çıkarttım.

Mesela :

1-Tövbe suresinin başında Besmele olmadığını ve bu şekliyle Kuran'da Besmelesiz başlayan tek sure olduğunu

2-İslam öncesi putperest dönemin Taif'e düşen bir meteor ile başladığını ve bu meteorun Cennet'te yaşayan Adem'in ayakları ile iterek dünyaya düşürdüğüne inanılarak kutsal sayıldığını

3 - Nuh tufanı olarak bilinen tufanın bir Karadeniz tufanı olduğunu ve M.Ö 5600 yıllarında buzulların erimesi sonucu Akdaniz sularının İstanbul boğazınındaki doğal barajı yıkarak 200 Niegara şelalasi büyüklüğünde Karadenize aktığını ve bu tufandan kaçan insanların Mezapotamya'ya yerleştiklerini ve daha sonra Sümer uygarlığını oluşturduklarını ve bu büyük tufanın da Sümer efsanelerine ordan da semavi dinlere geçtiğini

4-İslam tarihinde oldukça sık ve mistik amaçlar için kullanılan Ebced sayı sisteminin Musevi Kabbala mistikleri tarfaından kullanılan "Gematria" dan geldiğini ve Gematria'nın da kelime kökeni olarak Yunanca "Geometeri"den geldiğini

5- İslam geleneği içinde yüzyıllardır var olagelen muska, tılsım, düğüm bağlama, okuyup üfleme, cin kovma, nazar boncuğu, uğurlu eşya anlayışı, şifa reçeteleri, rüya tabirleri vb. bir çok geleneğin islam öncesi pagan (puperest) döneme ait animistik davranış biçimleri olduğunu ve halen canlılığını yitirmediğini

6-Muhammed'in ilk vahiy esnasında Cebrail'in onu sıkarak "oku" demesi ile Muhammed'in şair sahabelerinden Hasan b. Sabit'in şiirlerini yazarken dişi bir Cin tarafından sıkılıp bırakılması ile ilham aldığını söylemesi ile benzerlik arzettiğini ve ayrıca bu "Cin tarafından sıkılma" hadisesinin İslam öncesi Arap şairlerinde yaygın olduğunu

7- Kuran'daki burçlar, ay, güneş üzerine yemin etme geleneğinin de islam öncesi pagan döneme ait bir gelenek olduğunu ve hatta Kuran'da Buruc (=burçlar) ismi ile sure bile bulunduğunu

8-Şeytan taşlama, Kabe'yi tavaf, Hacer-ül Esved taşının öpülmesi, Safa ve Merve tepeleri arası 7 kere sa'y yapılması gibi Hac ritüellerinin de İslam öncesi pagan döneme ait ritüeller olduğunu ve bu haliyle İslamın "paganizmin yendien ambalajlanmış hali" olduğunu

9-Tevrat'ta ve Kuran'da var olan 7 rakamının kutsallığının da Sümer kaynaklı olduğunu
(7 gök, cennetin ve cehennemin 7 kapısı, 7 kıraat, 7 kıtlık yılı, sık tekrarlanan 7 ayet, 7 yol, 7 deniz vb.)

Şimdilik aklıma gelenler bunlar.

pante
09-02-2007, 14:40
Mhmmd ve Sodomo'ya katkılarından dolayı teşekkür.
Sodomo'nun ilaveleri içinde de değerli olanlar var.8.madde hariç. Aynısı 26.maddede var zaten.
Diğer arkadaşlardan da katkılarını ve ilavelerini bekliyorum.
Daha sonra bu maddelerden güzel topicler oluşturabiliriz.

.

sodomo--
09-02-2007, 15:47
Pante, biliyorum o maddenin senin listende de olduğunu, ben sadece islamın pagan kökenli bir din olduğuna vurgu yapmak için tekrar ettim. Hani Kuran'daki sık tekrarlar gibi :)

mhmd
09-02-2007, 16:24
Kör ile yatan, şaşı mı kalkıyor. ;)

sodomo--
09-02-2007, 16:27
Aman kör ile yatan kör kalkmasın da şaşı kalksın sonra *halimiz benzerdi başka birilerinin haline :)

pante
09-02-2007, 20:49
Sodomo'nun ilavelerini de listeye ekleyerek devam edelim:

31- Tövbe *suresinin *başında *Besmele *olmadığını *ve *bu *şekliyle *Kuran'da *Besmelesiz *başlayan *tek *sure *olduğunu,
*
32- İslam *öncesi *putperest *dönemin *Taif'e *düşen *bir *meteor *ile *başladığını *ve *bu *meteorun *Cennet'te *yaşayan *Adem'in *ayakları *ile *iterek *dünyaya *düşürdüğüne *inanılarak *kutsal *sayıldığını,
*
33- Nuh *tufanı *olarak *bilinen *tufanın *bir *Karadeniz *tufanı *olduğunu *ve *M.Ö *5600 *yıllarında *buzulların *erimesi *sonucu *Akdeniz *sularının *İstanbul *boğazındaki *doğal *barajı *yıkarak *200 *Niegara *şelalesi *büyüklüğünde *Karadenize *aktığını *ve *bu *tufandan *kaçan *insanların *Mezapotamya'ya *yerleştiklerini *ve *daha *sonra *Sümer *uygarlığını *oluşturduklarını *ve *bu *büyük *tufanın *da *Sümer *efsanelerine *ordan *da *semavi *dinlere *geçtiğini,
*
34- İslam *tarihinde *oldukça *sık *ve *mistik *amaçlar *için *kullanılan *Ebced *sayı *sisteminin *Musevi *Kabbala *mistikleri *tarfaından *kullanılan *"Gematria" *dan *geldiğini *ve *Gematria'nın *da kelime *kökeni *olarak *Yunanca *"Geometeri"den *geldiğini,
*
35- İslam *geleneği *içinde *yüzyıllardır *var *olagelen *muska, *tılsım, *düğüm *bağlama, *okuyup *üfleme, *cin *kovma, *nazar *boncuğu, *uğurlu *eşya *anlayışı, *şifa *reçeteleri, *rüya *tabirleri *vb. *bir *çok *geleneğin *islam *öncesi *pagan *(puperest) *döneme *ait *animistik *davranış *biçimleri *olduğunu *ve *halen *canlılığını *yitirmediğini,
*
36- Muhammed'in *ilk *vahiy *esnasında *Cebrail'in *onu *sıkarak *"oku" *demesi *ile *Muhammed'in; *şair *sahabelerinden *Hasan *b. *Sabit'in *şiirlerini *yazarken *dişi *bir *Cin *tarafından *sıkılıp *bırakılması *ile *ilham *aldığını *söylemesi arasında *benzerlik *arz ettiğini *ve *ayrıca *bu *"Cin *tarafından *sıkılma" *hadisesinin *İslam *öncesi *Arap *şairlerinde *yaygın *olduğunu,
*
37- *Kuran'daki *burçlar, *ay, *güneş *üzerine *yemin *etme *geleneğinin *de *islam *öncesi *pagan *döneme *ait *bir *gelenek *olduğunu *ve *hatta *Kuran'da *Buruc *(=burçlar) *ismi *ile *sure *bile *bulunduğunu,
*

38- Tevrat'ta *ve *Kuran'da *var *olan *7 *rakamının *kutsallığının *da *Sümer *kaynaklı *olduğunu,
(7 *gök, *cennetin *ve *cehennemin *7 *kapısı, *7 *kıraat, *7 *kıtlık *yılı, *sık *tekrarlanan *7 *ayet, *7 *yol, *7 *deniz *vb.)

39- Osmanlı padişahı 5. Murat'ın da mason olduğunu,

40- Yaratılışçılara göre Dünya’nın M.Ö. 4004 yılında *yaratıldığını, Cambridge Üniversitesi Rektör Yardımcısı Lightfoot'un gününe ve saatine varana kadar hesapladığını, bu hesaba göre Adem'in *23 Ekim günü sabah saat 9’da dünyaya gözlerini açtığını,
biliyor muydunuz?

sargon
09-02-2007, 22:01
Pante,

33. maddedeki Nuh Tufan'ının Karadeniz felaketinden gelme olduğu henüz bir teori ve başlangıçta benim de çokça ilgimi çektiyse de, şu anda doğru olmadığınıu düşünüyorum bunun. 300'e yakın tufan öyküsünün hepsi de Karadeniz kaynaklı olamaz. Bunun açıklamasını şurda yapmıştım.

http://sargon.blogcu.com/Nuh_Tufani/

Tufan Öyküsünün Evrenselliği bölümünde

pante
09-02-2007, 22:36
Sevgili Sargon;
Önemli değil. Yazının başında maddelere geçmeden önce tedbirli davrandık merak etme. Teorileri ya da tartışılır olanları da yazabiliriz. Önemli olan aksi ispat edilmemiş olsun ve öne sürülen teorinin ciddi yanları bulunsun. İbrahim - Brahman konusu da aynı şekilde..

Bu arada bloğunu müthiş zenginleştirmişsin. Vakit buldukça takılıyorum.
Ben de Vartor'un önerisiyle şablon değişikliği yaptım.
Arkadaşların görüşlerini bekliyorum.

http://pante.blogcu.com/

sargon
09-02-2007, 23:01
Ben de arada bir senin bloga takılıyorum. Sen de epey zaman birşey yazmamıştın, son zamanlarda yazmaya başladın. İyi de yaptın.

Bu arada diğer arkadaşların da blogları var artık. Burdan duyurusunu yapmış olayım.

Sodomo: http://sodomo.blogcu.com/
Dilaver: http://dilaverkom.blogcu.com/
Ezkamo: http://ezkamo.blogcu.com/
Merwe: http://cizmelikedikusu.blogcu.com/
K.C.: http://kadinislamadalet.blogcu.com/
Freewill: http://freewill.blogcu.com/
Mamuli: http://evrimbilgisi.blogcu.com/

sargon
09-02-2007, 23:14
Bu arada kendilerinden birer blog beklediğim bazı dostlar var. İşte isimlerini hepinizin önünde teşhir ediyorum:

liop
sparta
frodo
deli cevat
cemal
özgür beyin
habilis
yfln
mep
istavrit
psiko
gandalf
mhmmd


Bu arkadaşları teşvik etmek için işin ne kadar kolay olduğunu söylemekle başlayayım. Buraya yazar gibi gidip bir blog adresi alıyorsunuz ve yazdıklarınızı oraya da aktarmaya başlıyorsunuz. Hepsi bu kadar basit. Önce bir kaç saatinizi ayırıp açıklamaları okursanız daha da güzel şeyler yapabilrisiniz tabii. Herkese kolay gelsin.

http://www.blogcu.com/

sargon
09-02-2007, 23:17
hiramusta ile aldostu'nu unutmuşum. 8O

pante
09-02-2007, 23:29
Sargon yazdığın blokları biliyorum. Buradan duyurduğun iyi oldu da, se ne yaptın ya!
Herkes blog açarsa bizi kim okuyacak. TD'ye kim zaman ayırıp girecek. :)

Bu arada öyle isimler vermişsin ki evlere şenlik. :)
Yani biraz daha düşünsen Vartor'u dahi yazacaksın nerdeyse..
Pazarımızı daraltma Sargon. Ne yapıyorsun?

Arkadaşlar hiç boşa uğraşmayın. Emeğinize yazık.
Hem çok zor. Hem de problemli. Burada güzel güzel yazmak varken, bu karda kışta.
Dertsiz başına dert arayan uğraşsın. Ama değmez. :)

sargon
09-02-2007, 23:35
Siz Pante'ye bakmayın. Burda yazın, yazdıklarınızı oraya da toplu şekilde atın. Halkımız da yararlansın. Bazı yazılar topiclerin içinde kaybolup gidiyor. Herkesi blog açmaya çağırıyorum. Bir blog da senden olsun. *:D *:D

Pante, bu arada vartor'u nasıl unutmuşum ya. Hocam kusura bakma. Senin adını en başa yazıyorum.

mep
10-02-2007, 00:47
Sargon abi hicretmi ediyoz?
''Almanya'ya götürcem sizi'' deyip, doldurup kamyona şile de indirmiycen dimi?
Mep te şu saat itibarı ile Blog cu oldu.
Yannız Başkanımında dediği gibi biraz zor galiba yav.
Ayrıca evden kaçan Merwe ve K.C ablamda burdaymışlar.

sodomo--
10-02-2007, 05:04
Yahu Sargon ne zamandır aklımda bi türlü fırsat bulup açamadım derdimi sana.
Şimdi ben blogumda ana sayfayı bi türlü düzene koymasını öğrenemedim. Ne yazsam bütünüyle ana sayfada çıkıyor ve ana sayfa sonsuz kadar uzuyor. Sen nasıl düzenledin ana sayfanı öyle anlamadım gitti arkadaş. Bana da öğretir misin kısa metinleri kısa paragraflar halinde ana sayfaya koyup sonrada "tıklayın burayı devamı için" diye yazı koymasını. Sevaptır ya...
Bak ben de sana en son excel'de yaptığım Kuran sureleri tablolama çalışmamı gönderecem çok işine yarayacak görünce şaşıracaksın hem de nüzul sırası bile var bu Abdurrahman Abdullahoğlu'nun kitabına göre.

İstersen şifremi de vereyim şimdilik 4 sayfa yazım var onları düzene sokup sonra da bana göster nasıl yaptığını, Okey mi dostum ?

mhmd
10-02-2007, 14:13
Sn. Pante,

Biliyoruz ya da tartışıyoruz başlığı ile;
"8- * * * * Osmanlı *padişahlarının *hiç *birinin *Hacca *gitmediğini, " vermişsiniz.

Bu konuda herhangi bir kesin ve akılcı neden var mı?
Başka bir forumda bu konuda yardım istedim, akılcıl bir sonuca ulaşamadım.
Kaynak konusunda dahi olsa yönlendirmelerinizi bekleyeceğim.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

pante
11-02-2007, 12:27
Sodomo;
Sargon son yazını okuyamamış olabilir. Aşağıdaki linki bir araştırana kadar Sargon da bu yazıyı görüp bir açıklama yapar sanırım. Bana da yarayabilir.

http://www.blogcu.com/forum/viewtopic.php?t=17429

Mhmmd;
Osmanlı padişahlarının hacca gitmeme nedeni, o dönemlerde atlarla yapılacak bir hac
seferinin 2-3 ay süreceği, bunun da saraydan, saltanattan, devlet idaresinden uzun bir dönem ayrı kalmak anlamına geldiği, bu ayrı kalmanın hem taht açısından bir büyük risk olacağı hem de devlet idaresinde aksamalara sebep olacağıdır. Benim edinmiş olduğum bilgi buydu.

Bu konuda internette tek kaynak var o da;
Prof. Ahmet Akgündüz'ün *"Bilinmeyen Osmanlı" kitabından. Aşağıdaki linkten okuyabilirsin:

http://www.madalyon.gen.tr/osmanli_padisahlari_neden_hacca_gitmemislerdir

Başka bir kaynak bulabilirsem yazarım.

sargon
11-02-2007, 15:41
Sevgili Sodomo,

blogcu ana sayfadaki yazıları tarih sırasına göre sıralıyor. Son yazılan yazı başa geliyor. Bu yüzden her yazı eklediğimde ana sayfanın tarihini değiştiriyorum. Tekrar başa gelmesini böyle sağlıyorum. Aslında bunu yapan, yani sıralamayı da istediğin gibi tanımlayabileceğin blog sistemleri var ama birçok özellik olduğundan kullanması epeyce zor. Ben biraz uğraştım, vazgeçtim.

http://codex.wordpress.org/Pages

Yukardaki siteden blog yaparsan içiçe konu başlıkları bile açabiliyorsun.

Ana sayfaya kısa bir metin koyup gerisini linke vermek için de normal link verirken de kullanabildiğin "bağlantı adresi ekle" düğmeisni kullanıyorsun. Bir dene, eğer olmazsa, ana sayfa yazısını hazırlayıp bana gönder, ben eklerim.

Sevgiler

Pante, başlığını kullanıyoruz kusura bakma artık. Başkaları da yararlanır belki.

pante
11-02-2007, 15:51
Teşekkürler Sargon.

Sodomo, verdiğim linkle ilgilenme, bir sonuç çıkmıyor.
Blogcu.com'da böyle bir özellik yokmuş.
Sargon'un yardımından yararlanmaya çalışacağız.

pante
12-02-2007, 17:59
"Kur'an'daki Matematiksel Mucizeler" Uydurmaları

Kur'an'da kimi kelimeler tekrarlanma sayılarından yola çıkılarak mucize oluşturulmaya
çalışılır.

Gün-Yevm: (Yıl içindeki gün sayısı)

Bu kelimelerden biri "gün-yevm" kelimesidir. Bu kelimenin 365 kez geçtiği iddia edilerek
bunun bir mucize olduğu ileri sürülür.
Herşeyden önce 365 gün miladi takvim günüdür. Kur'an ise Hicri takvimi esas alır.
Hicri takvimde gün sayısı 354 olduğuna göre, 365 neticesine ulaşılmış olsa dahi bu mücize
olamazdı. Ya da bununla beraber Kur'anında miladi takvimi desteklediği öne sürülmeliydi.

Kaldı ki yevm kelimesinin 365 kez geçtiği iddiası yalandır.
Kur’an’da tekil olarak "yevm" (gün) kelimesi: 364 defa geçmektedir.
Ayrıca, 5 yerde "yevmiküm" (gününüz); 5 yerde "yevmihim" (onların günü);
70 defa "yevmeizin" (o gün) şeklinde geçmektedir.
Bunların hepsinde de ‘yevm’ kelimesi, (zamirler ne olursa olsun) tekildir ve 364 sayısına eklenmelidir. Eklendiğinde 364+80=444 sayısına ulaşılmaktadır.

Bu konunun asıl can alıcı noktasına gelince: Kur’an’da yevm kelimesi çoğunlukla, *şu an bilinen anlamda, yani 24 saatlik bir zaman dilimi anlamında değil, kıyamet ve ahiret anlamında kullanılmıştır. Çok az yerde, mesela 2/249, 5/3 (burada iki defa), 3/155, 166 gibi ayetlerde, bu dünyaya ait bir zaman birimi (24 saatlik zaman dilimi) anlamında kullanılmaktadır.

Şehr (ay) kelimesi ise, tek bir defa bile ahiretle ilintili değildir, bilinen bir ay anlamında kullanılır. Şimdi, biri ahiret diğeri bu dünyaya ait, yılın 1/12’si demek olan bir ay birbiriyle nasıl ilintilendiriliyor?


Ay-Şehr (Yıl içindeki ay sayısı)

Kur'an'da ay kelimesinin de 12 defa geçtiği iddia edilir.
Halbuki ay kelimesi sadece 12 defa geçmiyor. Tekil olarak "eş-Şehru" 10 kez geçiyor.
"şehran" iki defa geçmekte, toplam 12 etmekte; 2 yerde "şehrayn" (iki ay);
bir yerde "eş-Şühur" (aylar), 6 yerde de "eşhur" (aylar) olarak geçmekte;
çoğulların sayısı 7, tesniye (ikili)nin sayısı 1, tekillerin sayısı da 12 olmak üzere toplam 20 etmektedir. Bu mudur mucize?

Günler-Eyyam ( Ay içindeki gün sayısı)

Kur'an'ın içinde "eyyam" kelimesinin 30 kez geçtiği de yanlıştır. 28 kez geçer. Üstelik eyyam
kelimesinin çoğul olmasıyla yani günler anlamında kullanılmasıyla 1 ay içindeki gün sayısını
vermesinin hiç bir bağlantısı yoktur. Günler denince 1'den çok gün anlaşılır. 2 günde olur, 10 günde. Mucize yaratmak maksadıyla sapla saman birbirine karıştırılmaktadır.

Bu konunun asıl ilginç olan tarafına gelince;
Kur’an’da yevm kelimesi çoğunlukla, *şu an bilinen anlamda, yani 24 saatlik bir zaman dilimi anlamında değil, kıyamet ve ahiret anlamında kullanılmıştır. Çok az yerde, mesela 2/249, 5/3, 3/155-166 gibi ayetlerde, bu dünyaya ait bir zaman birimi anlamında kullanılmaktadır.

sodomo--
13-02-2007, 05:37
Sargon, o wordpress adresini vermen harika oldu. Mükemmel bir blog. Tek kelime ile blog işte böyle olur dedirtecek türden. Şimdi orada kendime blog açtım ama henüz düzenleme aşamasındayım yayınlamadım ama alt sayfalar tamam bir iki gün içinde işlem okeydir ve dikkat edersen ana sayfayı o şekilde ayarladım üstelik linkler de tamam. "Devamı için tıklayınız" deyip metine geçiyorsun.

http://sodomo.wordpress.com/

Şimdi bu yerli blogumuzla ilgili olarak dediğin doğru ama ana sayfa diye ayrı bir sayfa yok ki oraya girip "bağlantı  adresi  ekle" işlemi yapayım. Yani bir yazı ekliyorsun o ana sayfaya da yer alıyor ve diğer yazılarda yer alıyor ama bu bütün yazıların yer aldığı sayfayı düzenleyemiyorsun çünkü oraya giriş yok sadece alt sayfalara girişi var. İşte bu wordpress öyle değil ve o yüzden orada bu işlemi yapabildim.

Tek giriş en alttaki RSS'den oluyor ama onun da içine girdiğinde metinler üzerinde silme-ekleme türü şeyler yapamıyorsun. Ama sanki bu konu  RSS ile ilgili gibi geldi bana

Şimdi sana zahmet olacak ama en iyisi ben sana özelden şifremi vereyim benim 4 ayrı yazımın ilk paragraflarını alarak bir ana sayfa oluşturursan ve bunu yaparken her aşamayı not edip ve bana her aşama hakkında bilgi verirsen çok memnun olurum, böylelikle seni bi daha sıkmamış olurum, hem de sevaptır yani :)

Ayrıca senin ve Pante'nin wordpress'de de blog açmanızı öneriyorum. Hem yedek olur hem de görünme oranınız artar zaten maaşallah şeriatçılar orayı da doldurmuş biz niye açmayalım değil mi ama ?

Pante doğum günün kutlu olsun, henüz çok gençsin yaşının kıymetini bil, bayramda seyranda el öpmeye de beklerim seni :)

K.C.
13-02-2007, 12:53
Sodomo--
yeni blog'un hayırlı olsun. Çok hoş olmuş hakikaten.
Benim gibi inculuzce problemi olanlar için de lütfen bir iyilik düşünün :(
Sargon'un sana vereceği notları ben de bekliyorum.. :( (Türkçe olarak:))

sodomo--
13-02-2007, 12:56
Okeydir ben öğreneyim hepinize öğreteceğim. Şimdi blogum kapalı, Sargon'a verdim şifreleri bakalım ne olacak :)

pante
13-02-2007, 23:41
Sodomo ben de beğendim. Kısa da olsa ilgili sitede nasıl bir yol izleyeceğimizi
tarif ederseniz biz de yararlanırız.

Kur'an'da matematik mucizeleri diye sunulan konuya devam edelim:


Zekat-Bereket

Kur'an'da zekat ve bereketin 32'şer defa geçtiği iddia edilir.

"Bereket" kelimesi bu formuyla Kur’an’da hiç geçmemektedir.
‘Bereket’in çoğulu olan berakât olarak ise üç ayette yer almaktadır.
Fakat be-ra-ke kökünden türeme kelimelerin (bârake-tebârake-bâraknâ-mübârek-
mübâraken gibi) geçtiği ayet sayısı toplam olarak 32’dir.

"Zekat" kelimesi bu formuyla Kur'an'da 32 defa geçmektedir. Ama türevlerini de ele
aldığımızda ki 27 adettir. Toplam olarak 59 kez geçer.
Yani sonuç: 32 bereket - 59 zekat

Bereket söz konusu olunca, ‘bereket’le alakalı-alakasız bütün türevleri hesaba katılıyor, ama ‘zekat’ söz konusu olunca, sadece ‘ez-Zekat’ kelimesini esas alınıyor, türevleri ise
atlanıyor. Oysa, ‘zekat’ kelimesi 32 ayette geçmesine karşın, 27 ayette ‘zekat’ın türevleri kullanılmaktadır. Eğer burada ‘ez-Zekat’la yetinmek gerekiyordu ise, ‘bereket’de de aynı
yöntem takip edilmeli değil miydi?
Bu kurala uyulsaydı, zekat-bereket ilintisi şöyle olacaktı: zekat: 32, bereket: 0.

sodomo--
14-02-2007, 08:32
Pante, Kuran'da ay (şehr) kelimesi tam 14 kez geçer. Edip Yüksel (tekil olarak) 12 kere geçtiğini söylemiş ve düpedüz keyfii ve saptırma bir tutum içine girmiş. Daha önce buna bakmıştım. İşte ayetler aşağıda birlikte inceleyelim (Altı çizili olan 2 ayet Edip Yüksel'de yok):


Bakara 185. Â Şehru ramedanellezı ünzile fıhil kur'anü hüdel lin nasi ve beyyinatim minel hüda vel fürkan* fe men şehide minkümüş şehra felyesumh........

Bakara 194. Eşşehrul haramü biş şehril harami vel hurumatü kısas......

Bakara 217. Yes'eluneke aniş şehril harami kıtalin fıh* kul kıtalün ....

Nisa 92. Ve ma kane li mü'minin............yecid fe sıyamü şehrayni mütetabiayni tevbetem minellah ve kanellahü alımen hakıma

Maide 2. Ya eyyühellezıne amenu la tühıllu şeairallahi ve leş şehral harame ve lel hedye ve lel kalaide....

Maide 97. Cealellahül ka'betel beyteh harame kıyamel lin nasi veş şehral harame vel hedye vel kalaid .....

Tevbe 36. İnne ıddeş şühuri ındellahisna aşera şehran fı kitabillahi yevme...

Sebe 12. Ve li süleymaner rıha ğudüvvüha şehruvve ravahuha şehr ve erselna lehu aynel kıtr ....

Ahkaf 15. Ve vessaynel insane bi valideyhi ıhsana hamelethü ümmühu kürhev ve vedaathü kürha ve hamlühu ve fisalühu selasune şehra hatta iza beleğa...

Mücadele 4. Femen lem yecid fesıyamu şehreyni mutetabi'ayni min kabli en yetemassa femen lem yestetı' feıt'amu sittiyne miskiynen zalike litu'minu billahi ve resulihi ve tilke hududullahi ve lilkafiriyne 'azabun eliymun.

Kadir 3. Leyletülkadri hayrün min elfi şehr

Kendisi Nisa 92 ve Mücadele 4'deki "şehr"leri es geçmiş.

Bir de bu iki ayetin ilgili yerlerindeki Türkçe mealinide yazalım da tam anlaşılsın durum. Hem de Edip Yüksel'in kendi mealinden:

Nisa 92: ..........Kim (gerekli parayı veya salacağı bir köle) bulamıyorsa, ALLAH tarafından tevbesinin kabul edilmesi için iki ay aralıksız oruç tutmalıdır. ALLAH Bilendir, Bilgedir.

Mücadele 4 : Azad edecek bir köle bulamıyan, cinsel ilişkiden önce üst üste iki ay boyunca oruç tutmalı....


İşte tam 14 kez. Edip Yüksel'in bir bahanesi var; o da tekil olanlar olacakmış.
Niye tekil olanlar ? Kendisi diyor ki: Dünyanın uydusu olan Kamer (Ay) değil 30 gün anlamında ay olacak. Buna okey. Peki ilave olarak tekil olanlar neden ? Tekil veya çoğul isimlerde anlam kaymasına yol açar mı ? Hayır. Peki o halde neden tekil olanlar ?

Şimdi yukarıda Edip Yüksel'in es geçtiği iki ayette durum şu ki: Bu ayetlerde "iki ay" dan bahsediyor. Diyor ki "üst üste "iki ay" oruç tutun. Yani bildiğimiz Ocak, Şubat, Mart ayları gibi iki ay. Şimdi soruyorum neden gerçek anlamda "ay" anlamında kullanılan bu "şehr" sözcükleri sayılmıyor ?

Olaya biraz da Arapça'dan bakalım :

Bir çok dilde "çoğul" 1 adetten sonra başlar iken, Arapça'da 2 adetten sonra başlamaktadır.
Bu durum Arapça'nın kendisine özgüdür.

Kaldı ki, bu kelimenin Türkçe çeviriside çoğul vermez; yani "iki ay" daki "ay" tekil ama "aylar" daki "ay" çoğuldur.

Bu es geçilen iki ayette de "ay" ne Arapça'sında ne Türkçe'sinde "çoğul" değildir.

Arapça'da "ikil" şekil, Türkçe çeviride ise "tekil" kullanılmıştır.

Daha da ötesi Edip Yüksel'in sayıya dahil ettiği Kadir 3 ayetinde: "Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır." mealindeki "bin ay" yapısal olarak ne ise es geçilen ayetlerdeki "iki ay" da o dur. Aradaki tek fark birisinin sayı zamiri "bin" diğerinin ise "iki" olmasıdır ki, bu da gramer açısından bir fark oluşturmaz.

Ve yine daha da ötesi; Edip Yüksel'in dikkate aldığı "bin ay" ifadesi "mecazi" anlamda kullanılmışken, dikkate almadığı bu 2 ayetteki" iki ay" ifadesi "gerçek" anlamda kullanılmıştır.

Daha önce de söylediğim gibi dilde aslolan "anlam"dır biçim değil ve bu açıdan Edip Yüksel hatalıdır ve bunu Kuran'da mucize bulmak için keyfii ve zorlama bir yorum yapmıştır.

Daha da ötesi Arapça'da çoğullar bambaşka kalıplarda kullanılır. Bizdeki gibi (ler-lar) basit eklemelerden oluşmaz. Mesela zevce-ezvac (eş-eşler) de olduğu gibi kelime bambaşka bir şekil alır. Yani kelimenin sonuna yapılan eklemeler değildir onu çoğul yapan (ki bunun tek istisnası
et-at eklemesidir). Bu konuda belirli bir kural da yoktur.
Bazı örnekler verelim (ikinciler çoğul olanlardır):

zevce-ezvac
Fakir-fukara
sebeb-esbab
Kafir-küffar
alim-ulema
hayvan-hayvanat (istisna olarak "et-at" eklemesi)
harf-huruf

Hal böyle iken Edip Yüksel gerçekte Türkçe karşılığı ile "tekil" olan ve Arapça'daki haliyle de "ikili"
diye adlandırılan ve hiç bir "çoğul" işareti vermeyen bu "şehreyni-şehrayni" kelimelerini çoğul görmek gibi ilave bir keyfiyet içine de girmiştir. Yani neresinden bakasan zorlama ve keyfii bir tutum içinde olmuştur.

Sözün kısası şehr kelimesi yukarıda da ifade ettiğim gibi 14 kere geçer. Dilde aslolan ANLAM dır. Â Anlam aynı olduğu müddetçe (ki burada Ocak, Şubat, Mart vb. aylardan kastedilmektedir) bütün "şehr" kelimeleri sayılmak zorundadır.


Yevm=Gün kelimesine gelince; Edip Yüksel'in bunu nasıl saptırdığını gösteren linkimiz aşağıda. İngilizce ama rahatlıla anlayabilirsiniz çünkü karşılaştırmalı bir liste sunulmuştur:

Kuran'da "gün" 365 kere geçmez (http://answering-islam.org/Religions/Numerics/365hoax.html)

İlave olarak Muhammed'in kendi dönemi dahil bütün İslam tarihinde 354 günlük Hicri AY takvimi kullanılmışken ve dahası ramazan ayı, kadir gecesi vb. takvimsel dönemler bu 354 günlük Ay takvimine göre düzenleniyor iken hatta Veda Hutbesinde Ay takvimi  konu olmuş iken neden bu zatı-ı muhteremler 365 günlük güneş takviminde ısrar ederler anlamış değilim.
Bu apaçık sünnet-i Muhammed ile tezattır.

Evet "yevm" için de üstteki linki incelelendiğinde aslında 475 kez geçen yevm kelimesinde oynamalar yapıldığı açıkça görülecektir.

pante
16-02-2007, 02:08
DİN FAŞİZMİ

Bilimin ispatlayamadığı doğruluğu kanıtlanamamış konularda insanların kişisel görüş ve düşünceleri dinsel olsun olmasın inanç kapsamına girer.
Örneğin;
Ufo'larla ilgili konuda belirtilen "Ufolara inanıyorum" veya "inanmıyorum" görüşü bir
inançtır. Çünkü görüldüklerine dair çok sayıda tanık olmasına rağmen ispat edilememiştir.

ya da;
Uzayda yaşamın olup olmadığı hakkında " Uzayda yaşam olduğuna inanıyorum" veya "inanmıyorum" da inanç kapsamındadır. Çünkü bilinmemektedir.

Birileri çıkıp bunları ispatlamaya kalksa da, ispatladığını öne sürse de doğru değildir.
Dolayısıyla gerçek olarak nitelendirilemez. Bir görüştür, bir inançtır.

Tanrı konusu da bir inançtır. Varlığı hakkında doğadaki, evrendeki varlıklar ve olaylar
kanıt olarak öne sürülse de sonuçta bilimsel ispatı olmadığından inançtan öteye gidemez.

Hiç bir insana ufolara inanmadığı ya da uzayda yaşam olduğuna inanmadığı için baskı
yapılmamasına rağmen Tanrı'ya inanmadıkları için ya da farklı inandıkları için yüzyıllarca
insanlar aşağılanmış, baskı görmüş, işkence edilmiş, asılmış, kesilmiş, yakılmışlardır.

Bunun tek sebebi ise Tanrı inancının şekillendirilerek, kanunlaştırılarak, kurumlaştırılarak
din olarak ortaya çıkarılmasıdır.
Tanrıdan görev aldıklarını iddia ederek ortaya çıkan peygamberlerin kendilerine
inananlarla oluşturdukları topluluklar, farklı ritüellerle, şekilcilikle, değişik yaşam tarzıyla
kendilerine inanmayanlar üzerinde baskı oluşturmuş ve onlarında zorla kendileri gibi
inanmalarını sağlamaya çalışmışlardır. Bu şekilde oluşan kamplaşmalar neticesinde
din baskısı, din terörü, din faşizmi oluşmuştur.

Özellikle Ortadoğu kökenli dinlerde görülen faşist baskılar kendi toplumlarına
uygulanmakla kalmamış, diğer ülkelerin halklarını da aynı inanca zorlamak amacıyla
din savaşlarına dönüşmüş ve milyonlarca insan inançları nedeniyle öldürülmüş,
evlerinden, yurtlarından edilmişlerdir.

Dinler özellikle Ortadoğu kökenli dinler amaçları ve özellikleri nedeniyle teokratiktir.
Kesinlikle demokrat olamazlar, demokrasiyle bağdaşamazlar. Egemen olamadıkları
ülkelerde güçleri yetersiz olduğu için demokrasiyi araç olarak kullanır, demokrasiye
inanıyormuş gibi davranır ama güçlendikleri anda demokrasiyi rafa kaldırır ve insanlık
dışı faşizan uygulamalara başlarlar.
Bu daima böyle olmuştur, zorunlu olarak şirin gözüktüğü istisnai dönemler olsa da
teokratik özellikleri değişmez ve insanlık üzerinde tehlikeli bir potansiyeldirler.

hiramusta
16-02-2007, 11:26
Pante, Kuran'da ay (şehr) kelimesi tam 14 kez geçer. Edip Yüksel (tekil olarak) 12 kere geçtiğini söylemiş ve düpedüz keyfii ve saptırma bir tutum içine girmiş. Daha önce buna bakmıştım. İşte ayetler aşağıda birlikte inceleyelim (Altı çizili olan 2 ayet Edip Yüksel'de yok):


Bakara 185. Â Şehru ramedanellezı ünzile fıhil kur'anü hüdel lin nasi ve beyyinatim minel hüda vel fürkan* fe men şehide minkümüş şehra felyesumh........

Bakara 194. Eşşehrul haramü biş şehril harami vel hurumatü kısas......

Bakara 217. Yes'eluneke aniş şehril harami kıtalin fıh* kul kıtalün ....

Nisa 92. Ve ma kane li mü'minin............yecid fe sıyamü şehrayni mütetabiayni tevbetem minellah ve kanellahü alımen hakıma

Maide 2. Ya eyyühellezıne amenu la tühıllu şeairallahi ve leş şehral harame ve lel hedye ve lel kalaide....

Maide 97. Cealellahül ka'betel beyteh harame kıyamel lin nasi veş şehral harame vel hedye vel kalaid .....

Tevbe 36. İnne ıddeş şühuri ındellahisna aşera şehran fı kitabillahi yevme...

Sebe 12. Ve li süleymaner rıha ğudüvvüha şehruvve ravahuha şehr ve erselna lehu aynel kıtr ....

Ahkaf 15. Ve vessaynel insane bi valideyhi ıhsana hamelethü ümmühu kürhev ve vedaathü kürha ve hamlühu ve fisalühu selasune şehra hatta iza beleğa...

Mücadele 4. Femen lem yecid fesıyamu şehreyni mutetabi'ayni min kabli en yetemassa femen lem yestetı' feıt'amu sittiyne miskiynen zalike litu'minu billahi ve resulihi ve tilke hududullahi ve lilkafiriyne 'azabun eliymun.

Kadir 3. Leyletülkadri hayrün min elfi şehr

Kendisi Nisa 92 ve Mücadele 4'deki "şehr"leri es geçmiş.

Bir de bu iki ayetin ilgili yerlerindeki Türkçe mealinide yazalım da tam anlaşılsın durum. Hem de Edip Yüksel'in kendi mealinden:

Nisa 92: ..........Kim (gerekli parayı veya salacağı bir köle) bulamıyorsa, ALLAH tarafından tevbesinin kabul edilmesi için iki ay aralıksız oruç tutmalıdır. ALLAH Bilendir, Bilgedir.

Mücadele 4 : Azad edecek bir köle bulamıyan, cinsel ilişkiden önce üst üste iki ay boyunca oruç tutmalı....


İşte tam 14 kez. Edip Yüksel'in bir bahanesi var; o da tekil olanlar olacakmış.
Niye tekil olanlar ? Kendisi diyor ki: Dünyanın uydusu olan Kamer (Ay) değil 30 gün anlamında ay olacak. Buna okey. Peki ilave olarak tekil olanlar neden ? Tekil veya çoğul isimlerde anlam kaymasına yol açar mı ? Hayır. Peki o halde neden tekil olanlar ?

Şimdi yukarıda Edip Yüksel'in es geçtiği iki ayette durum şu ki: Bu ayetlerde "iki ay" dan bahsediyor. Diyor ki "üst üste "iki ay" oruç tutun. Yani bildiğimiz Ocak, Şubat, Mart ayları gibi iki ay. Şimdi soruyorum neden gerçek anlamda "ay" anlamında kullanılan bu "şehr" sözcükleri sayılmıyor ?

Olaya biraz da Arapça'dan bakalım :

Bir çok dilde "çoğul" 1 adetten sonra başlar iken, Arapça'da 2 adetten sonra başlamaktadır.
Bu durum Arapça'nın kendisine özgüdür.

Kaldı ki, bu kelimenin Türkçe çeviriside çoğul vermez; yani "iki ay" daki "ay" tekil ama "aylar" daki "ay" çoğuldur.

Bu es geçilen iki ayette de "ay" ne Arapça'sında ne Türkçe'sinde "çoğul" değildir.

Arapça'da "ikil" şekil, Türkçe çeviride ise "tekil" kullanılmıştır.

Daha da ötesi Edip Yüksel'in sayıya dahil ettiği Kadir 3 ayetinde: "Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır." mealindeki "bin ay" yapısal olarak ne ise es geçilen ayetlerdeki "iki ay" da o dur. Aradaki tek fark birisinin sayı zamiri "bin" diğerinin ise "iki" olmasıdır ki, bu da gramer açısından bir fark oluşturmaz.

Ve yine daha da ötesi; Edip Yüksel'in dikkate aldığı "bin ay" ifadesi "mecazi" anlamda kullanılmışken, dikkate almadığı bu 2 ayetteki" iki ay" ifadesi "gerçek" anlamda kullanılmıştır.

Daha önce de söylediğim gibi dilde aslolan "anlam"dır biçim değil ve bu açıdan Edip Yüksel hatalıdır ve bunu Kuran'da mucize bulmak için keyfii ve zorlama bir yorum yapmıştır.

Daha da ötesi Arapça'da çoğullar bambaşka kalıplarda kullanılır. Bizdeki gibi (ler-lar) basit eklemelerden oluşmaz. Mesela zevce-ezvac (eş-eşler) de olduğu gibi kelime bambaşka bir şekil alır. Yani kelimenin sonuna yapılan eklemeler değildir onu çoğul yapan (ki bunun tek istisnası
et-at eklemesidir). Bu konuda belirli bir kural da yoktur.
Bazı örnekler verelim (ikinciler çoğul olanlardır):

zevce-ezvac
Fakir-fukara
sebeb-esbab
Kafir-küffar
alim-ulema
hayvan-hayvanat (istisna olarak "et-at" eklemesi)
harf-huruf

Hal böyle iken Edip Yüksel gerçekte Türkçe karşılığı ile "tekil" olan ve Arapça'daki haliyle de "ikili"
diye adlandırılan ve hiç bir "çoğul" işareti vermeyen bu "şehreyni-şehrayni" kelimelerini çoğul görmek gibi ilave bir keyfiyet içine de girmiştir. Yani neresinden bakasan zorlama ve keyfii bir tutum içinde olmuştur.

Sözün kısası şehr kelimesi yukarıda da ifade ettiğim gibi 14 kere geçer. Dilde aslolan ANLAM dır. Â Anlam aynı olduğu müddetçe (ki burada Ocak, Şubat, Mart vb. aylardan kastedilmektedir) bütün "şehr" kelimeleri sayılmak zorundadır.


Yevm=Gün kelimesine gelince; Edip Yüksel'in bunu nasıl saptırdığını gösteren linkimiz aşağıda. İngilizce ama rahatlıla anlayabilirsiniz çünkü karşılaştırmalı bir liste sunulmuştur:

Kuran'da "gün" 365 kere geçmez (http://answering-islam.org/Religions/Numerics/365hoax.html)

İlave olarak Muhammed'in kendi dönemi dahil bütün İslam tarihinde 354 günlük Hicri AY takvimi kullanılmışken ve dahası ramazan ayı, kadir gecesi vb. takvimsel dönemler bu 354 günlük Ay takvimine göre düzenleniyor iken hatta Veda Hutbesinde Ay takvimi  konu olmuş iken neden bu zatı-ı muhteremler 365 günlük güneş takviminde ısrar ederler anlamış değilim.
Bu apaçık sünnet-i Muhammed ile tezattır.

Evet "yevm" için de üstteki linki incelelendiğinde aslında 475 kez geçen yevm kelimesinde oynamalar yapıldığı açıkça görülecektir.

Sayın Sodomo,Edip Yükselin bu yaklaşımı doğrudur.Kendisi tekil kelime ifadesi kullanmış mı ben şahsen bilmiyorum ama basit kelime ifadesi daha doğru olur.Kur'an da tam 12 kez basit kelime olarak "ay" kelimesi zikredilmektedir.Nisa ve Mücadele suresindeki kelimeler basit değil birleşik kelimelerdir.Şehreyni 2 ay demektir.İki ve ay kelimelerinin biraraya gelmesiyle oluşan tek bir kelimedir.Kadir suresindeki "şehr " kelimesi basit kelime olduğundan (aydan anlamına gelir) sayıma dahil edilmesi gayet mantıklıdır.

sodomo--
16-02-2007, 12:28
Sayın Hiramusta :) *"3 ay" nasıl söylenir acaba :)

Hatalarımızı kör cehaletimize verin :)

hiramusta
16-02-2007, 14:12
Önemli değil Sodomo herkes hata yapabilir. :) Arapçada 3 ay "salase eşhur" olarak söylenir.Aslında salase eşhur 3 aylar anlamına gelmektedir.Arapçada kelimenin önüne çoğul anlam katacak başka bir kelime konulduğu zaman o kelime tekil olarak söylenmez.Yani Arapçada 3 ay diye bir kelime yoktur.Bunun yerine 3 aylar ifadesi kullanılır.

sodomo--
16-02-2007, 16:07
Peki bu "salase *eşhur" olsaydı herhangi bir ayette sayılacak mıydı ?

Eğer sayılacaksa o zaman neden 1 ay sayılıyor 3 ay sayılıyor ve Kadir 3'deki
elfi *şehr (=bin ay) sayılıyor da bu 2 ay olunca sayılmıyor ?

Yanarım yanarım da Arapça bilmediğime yanarım.
Allah hepimizi kör cehaletten korusun :)

hiramusta
16-02-2007, 16:38
Yok çoğul olduğu için sayılmaz.Örneğin Tevbe 2 de " eşhüriv " kelimesi geçmektedir.Önünde "erbeate" (dört) kelimesi bulunduğundan dört ay(lar) şeklinde çoğul okunur.

Cemal
16-02-2007, 23:23
Hiramabim bu arapça öretme karşılıı ne alıyosun. 8O hayır içinmi yapıyon..yoksam*ne verirsen elinne -o gelir seninne* mi diyon :) .. Yoksam öle yemei falanmı ısmarlıyolar..eyer öleyse bizin dukkanda ye.. bizede faydan olsun..para dosttan kazanılır biliyon... :lol:

abim bi kelime öretene kırk yıl köle olmak lazımmış..öle deerli bişe öretmek.Allah razı olsun senden..

ceMaL.
kıvama gelmiş üye.. :D

pante
17-02-2007, 00:19
İslam ve Sosyalizm

Dinlerin özellikle Ortadoğu kökenli dinlerin demokrasiyle bağdaşamayacağı tartışılmaz
bir gerçek.
Bu arada zaman zaman İslam'ın sosyalizme uygun bir din olduğunu, hatta İslam'ın
içinde zaten sosyalizmin olduğu yönündeki görüşleri ele alalım. İslam ülkelerinde
kendilerini İslami sosyalistler olarak adlandıran gruplar olduğu gibi Libya Sosyalist
Halk Cumhuriyeti de bir örnek teşkil etmekte.

İslam, dünyanın kusurlu olduğunu, burada mutlak adaletin sağlanamayacağını,
insanlardaki farklılıkların ve farklı yaşam çizgilerinin bir imtihan sırrı olduğunu söyler.
İnsanlar bu halleriyle sınanırlar Kur'an'a göre. Â İslam bu dünyanın bir imtihan sahası
ve geçici olduğunu, buradaki adaletsizliklerin çözüm merciinin de “hesap günü”
olduğunu söyler ve “mutlak adaletin” ahirette gerçekleşeceğini belirtir.

Sosyalizmde ise eşitlik vardır. Üretim araçlarının mülkiyet hakkı yoktur. Adaleti ahirete
bırakmayı, kısasa kısas anlayışını kabul etmez. Sosyalizmde çalışmak, üretmek vardır.
Nüfus planlaması vardır. Kölelik, cariyelik, 4 eşle evlilik sosyalizme terstir.

Bilimsel sosyalizm'in (Marksizm-Leninizm) İslam'la uyuşması zaten beklenemez.
Ancak bir ekonomik sistem olarak düşünüldüğünde sosyalizmin dinlere özellikle
İslam'a en yakın düzen olduğunu savunanlar çoktur. "İslam olmasa sosyalist
olurdum" diyenlere göre "İslam, ezilenin, yoksulun, haklının yanındadır. Paylaşım,
yardımlaşma, dayanışma, adalet düşüncelerinin olduğu İslam'a kapitalizm uymaz.
İslam'ın kendi ekonomik sistemi olmadığına göre İslam'a en yakın olan sosyalist
sistem müslümanlar tarafından benimsenebilir bir rejim şeklidir."

İlk bakışta gelişmemiş İslam ülkelerinde şeriat rejimi yerine sosyalist düzenin olması
mümkün gibi görünüyor. Geleceğe bakıldığında ise, bugün petrolle geçinen Arap
halklarının 50 yıl sonra petrol rezervleri azaldığında büyük bunalım yaşayacakları
göz önüne alındığında sosyalizm bu ülkeler için cazip hatta kurtuluş reçetesi gibi
gözüküyor.

Acaba materyalizmden, proleterya diktatörlüğünden ve Komünizm hedefinden revize
edilmiş bir sosyalist sistemle, özel mülkiyetten, kısasa kısastan, İslami evlilik, miras
ve ceza hukukundan revize edilmiş bir İslam anlayışı ne derece uyuşur?

dilaver
17-02-2007, 00:46
Acaba materyalizmden, proleterya diktatörlüğünden ve Komünizm hedefinden revize
edilmiş bir sosyalist sistemle, özel mülkiyetten, kısasa kısastan, İslami evlilik, miras
ve ceza hukukundan revize edilmiş bir İslam anlayışı ne derece uyuşur? * * *Pante


* * * *Şimdi bu örnekleme deve kuşu misali gibi oldu. Deve desem degil, kuş desem degil.

* * * *Meteryalizmi, proleterya diktatörlügünü ve sınıfsız toplum hedefini ortadan kaldırdın mı artık sosyalizmden bahsedemeyiz. Başka şeylerden bahsetmek zorundayız.

* * * * İslamiyet zaten tüccar, kervancı bir toplumun dini,. Özel mülkiyeti kaldırdın mı islamın bir şartı olan zekatı kaldırırsın ki bu kurana ters düşer. Dikkat edilirse islamiyette üretim yok. Ticaret var. Adamlar hurma yetiştirmekten başka bir üretim yapmamışlar ki .Tarlalarınızdır istediginiz gibi girin deki tarlalar ise inanna dumuzi den alınma.

* * * * Kaddafi nin yaptıgı sosyalizmin prestijinden yararlanmaktı. Hem bu akımın yükseldigi zamanda bu işi uyguladı bu söylemlede bir taşla iki kuş vurmaya çalıştı. Özgürlükçü ve eşitlikçi görünmek ve Sovyet destegi saglamak. Ama bizzat kendisi zenginligin üst sınırlarında yüzüyor.

* * * * Aynı şeyi 1921 lerde Mustafa Kemal ve arkadaşları da yapmıştı. Hem resmi bir KP kurmuşlar bu yolla bolşeviklerle ilişkiyi derinleştirmişler hem de Eskişehir, Erzurum vs gibi terlerdeki bolşevik rüzgarları bir potaya aktarmaya çalışmışlardı.

* * * * *Her şeyden evvel kul olma düşüncesi sosyalist düşüncenin tabiatına aykırı. Özel mülkiyeti ortadan kaldırdıgın takdirde ki bir kaç dakika durup düşünmek gerekiyor. Şayet özel mülkiyeti kaldırabilirsen ve toplumsallaştırabilirsen- devletleştirme demiyorum- bu sosyalizm olur. Ancak mülkiyet yok, şeri hukuk yok, farzlardan biri yok ee ne kaldı geriye islamiyetten. Özel mülkiyeti toplumsallaştırdıgın anda dinsel düşünce de yerini toplumsal düşünceye bırakır yani kendi kendini yadsımak zorundadır.


* * * * * saygılarımla

pante
17-02-2007, 15:23
İslam ve sosyalizm birlikteliğine Marksist-Leninist açıdan bakıldığında elbette
bunun saçma ve olanaksız olduğu görüşü dile getirilecektir. Sonuçta uygulanmak
istenen sistem revizyonizmdir. Revizyonizmin ise başarılı olması imkansızdır ML'e göre.
Herşeyden önce proleterya öncülüğünde bir devrim olmadan, proleteryanın iktidarı
sağlanmadan, eski devlet tüm kurumlarıyla yıkılmadan ve üretim araçlarını tümüne
el konulmadan sosyalizmin inşaası ve başarısı mümkün görülmez.

Ancak tartışılan sosyalizm-islam birliğinin ütopik bir hedefi olmadığını ve insanlık için
bir kurtuluş reçetesi iddiasıyla ortaya çıkmadığını göz önüne alarak konuyu irdelemekte
yarar var. zorunlu bir seçimden söz ediyoruz. Küreselleşen bir dünyada tek süper güç
olan ve tüm İslam halklarının anti-ABD'ci olduğu ama İslam'dan da vazgeçmediği bir
durumda geçici de olsa bir birlik, bir ittifak düşüncesini ele alıyoruz.

Bu tür bir gelişmeye ne Küba ve diğer Latin Amerika ülkelerinden, ne Rusya ve Çin'den
ne de 3.dünya halklarından bir tepki gelmeyecek, tersine desteklenecektir.
ABD kuklası olanların haricinde diğer İslam ülkelerinin önünde başka bir yol
gözükmemektedir.
İslam ülkelerinden ise bu haliyle emperyalizme karşı öncülük etmelerini beklemek
kesinlikle imkansızdır. Ancak şu andaki tartışılan tablo başta İran olmak üzere
emperyalizmekarşı bayrağı İslam halklarının almakta olduğudur.
Bu bilinçli olmayan ve anti-emperyalist olmaktan çok anti-ABD'ci tutumun doğru
kanalize edilmesi gerekmektedir.

sodomo--
17-02-2007, 16:08
Pante, aslında bir ara *Dilaver, Sargon ve Sparta'ya Marksizmin ne kadar a-gerçek bir ideloji olduğu konusunda esaslı bir teorik ders vermemiz gerekir. Baksana adamlar hala Marksist :)

frodo
17-02-2007, 16:16
o derse beni de alın hocam :lol: *:lol:

pante
17-02-2007, 19:03
Sevgili Sodomo'nun ders verme esprisi bir yana, Sovyetler Birliğinin yıkılması Marksizmin
yeniden ele alınması için önemli bir fırsattı tüm ülkelerin sosyalistleri için.
Enternasyonallerin ne kadar siyasi olduğu ve alınan kararların oblektiflikten ve
gerçeklikten uzak olduğu da malum. Artık ciddiye alanda yok. O nedenle teorisyenler
için 91 sonrası çok büyük önem arz etmekte iken bu yönde hiçbir gelişme yok. Herhalde Rusya'da yeniden Sovyetlerin kurulması bekleniyor. :)

Neyse Sodomo sen aç bir başlık istiyorsan ders vermek değil ama biraz da politika
yapalım. İstekli çok. Yfln kardeşimiz, Özgür_Beyin sıradalar hep bu konularda görüş
belirtmek için..

17-02-2007, 19:21
sevgili pante,

Böyle bir başlığa ne kadar katkı yapabilirim bilemem ama Marx ve Engels abilerimin Illuminati'ye kim tarafından ve hangi tarihte inisiye edildiklerini öğrendikten sonra dönüp duruyorum, bakalım durduğumda cephem nereye bakıyor olacak? :)

dilaver
17-02-2007, 19:39
sevgili sodomo

* * * *demokrasi ve komünizm diye bir başlıgımız var. Elimizden geldigince adım adım ilerliyoruz orada. Her türlü teorik katkıya ve yeni açılımlara da *ihtiyacımız olabilir. Marksistlerin her zaman ögrenecekleri bir şeyler vardır.


* * * * saygılarımla

pante
18-02-2007, 01:52
İnsan yapısı gereği bencildir, çıkarcıdır. İhtiyaçları, istekleri bitmek bilmez.
Daima iyisini, daha güzelini ister. İnsanı sınırlandıramazsınız. Hiç evi, işi olmayan
insana bir ev, bir iş, 2 milyarda maaş verseniz 1-2 sene sonra daha iyisini ister.
O nedenle sosyalist sistem belki de komünizm ütopyadır. İslam ülkelerinin halkları da
sosyalizmi anlayamaz ve kabullenemezler kolay kolay. Aç bile kalsalar öcü gibi bakarlar.

Mevlana'nın Mesnevisinde bir Karanlıktaki fil hikayesi var:

“Hintliler karanlık bir ahıra bir fil getirip halka göstermek istediler. Hayvanı görmek için o kapkaranlık yere bir hayli adam toplandı. Fakat ahır o kadar karanlıktı ki gözle görmenin imkanı yoktu. O göz gözü görmeyecek kadar karanlık yerde file ellerini sürmeye başladılar. Birisin eline kulağı geçti, “ Fil bir oluğa benzer” dedi.

“Başka birisinin eline ayağı geçmişti, dedi ki: “Fil bir direğe benzer.” Bir başkası da sırtını ellemişti. “ Fil bir taht gibidir” dedi. Herkes neresini elledi, nasıl sandıysa fili ona göre anlatmaya koyuldu. Onların sözleri, görüşleri yüzünden birbirine aykırı oldu. Birisi dal dedi, öbürü elif. Herkesin elinde bir mum olsaydı sözlerindeki aykırılık kalmazdı.

“Duygu gözü ancak avuca, ancak köpüğe benzer, avuç bütün fili birden elleyemez ki! Denizi gören göz başka, köpüğü gören göz başka. Köpüğü bırak da denizin gözüyle bak sen. Köpükler, gece gündüz denizden meydana gelir, onları deniz harekete getirir. Fakat sen ne şaşılacak şey, köpüğü görüyorsun da denizi görmüyorsun.

“Biz, gemilere benziyoruz. Aydın denizin içindeyiz de gözlerimiz görmüyor, birbirimize çarpıp duruyoruz. Ey ten gemisine binmiş, uykuya dalmış adam, denizi gördün ama asıl denizin denizine bak”

Sosyalizm'in de neresine nasıl bakacağını bilmeyenler, karanlıktaki file bakar gibiler.

dilaver
18-02-2007, 12:40
İnsan yapısı gereği bencildir, çıkarcıdır. İhtiyaçları, istekleri bitmek bilmez.
Daima iyisini, daha güzelini ister. İnsanı sınırlandıramazsınız. Hiç evi, işi olmayan
insana bir ev, bir iş, 2 milyarda maaş verseniz 1-2 sene sonra daha iyisini ister.
O nedenle sosyalist sistem belki de komünizm ütopyadır. İslam ülkelerinin halkları da
sosyalizmi anlayamaz ve kabullenemezler kolay kolay. Aç bile kalsalar öcü gibi bakarlar.

* * *
* * * * * Sevgili Pante

* * * * * İnsanı tanımlar ve incelerken, dediklerin dogru gibi duruyor ve yaygın kabul görüyor. İnsanın temel özelliginin çıkarcılık oldugu söylenebiliyor. Ben ise farklı düşünüyor ve görüyorum. Bakmak içinde bugünü degil insanı insan yapan iartlarda insanın temel dürtüsünün ne oldugunu göz önüne alıyorum.

* * * * * *İnsanın biyolojik evriminde dikine ve iki ayak üzerinde yürümek yürümek ne kadar önemliyse kültürel evriminde de ortaklaşmacılık ve paylaşım o kadar önemlidir. İnsan hayatta kalma sınavını ortaklaşa mücadele ederek kazandı. Toplu yaşam ve toplu av bu ortaklaşmacılıgın belirtileri. Gene bu toplu yaşamanın zorunlu bir sonucu paylaşımcılıtı. Saklama kabının bulunuşuyla insan ilerisi için yiyeceklerini saklama imkanını elde etti ve bunu ortaklaşa olarak paylaştı. İnsanoglunun özel mülkiyetle geçen yaşam tarihinin fersah fersah uzunlugunda bir süreçte ortaklaşmacı ve paylaşımcı bir şekilde yaşadıgını görebiliyoruz.

* * * * * *Bu dönemin dinsel üstyapısı olan totemizm ve totem tabusu yemeyeceksin degil yalnız yemeyeceksin temeline dayanır. Totem hayvanının tabu olması topluluk gözönüne alındıgında yalnız yemeyeceksin , ortaklaşa yiyeceksin temasına dönüşür. Ortaklaşa totem tanrısının yeme törenlerinin kalıntıları günümüze kadar türlü kültürel yapılanmalar geçirerek kurban bayramları olarak gelmiştir.

* * * * * *Toplu olarak katılım gerektiren tüm bayramlar, danslar, şölenler ve festivaller ilk atalarımızın ortaklaşmacı ve paylaşımcı geleneklerinin kültürel olarak evrimi ile günümüze kadar gelebilmiş ve toplumlara huzur veren mutluluk veren olgulara dönüşmüştür. Dikkat edilirse toplumsal olarak huzur bulunan eylemler hep ortaklaşmacılıga ve paylaşımcılıga dayanır. Buradan insanın bu temel özelliklerinin daha henüz tam anlamıyla çıkarcılıga ve bencillige dönüşmedigini ve ancak insanın insanal özeliklerine bir kaç gün olsa bile yaşayarak huzur ve tatmin buldugunu izleyebilmekteyiz.

* * * * * O halde insandaki kin , bencillik, aymazlık, nefret vb gibi güdülerin maddi temellerini ortadan kaldırabilirsek insanın insanal özelliklerine kavuşabilecegini varsayabiliriz.

* * * * * Başlangıçta ortaklaşmacı ve paylaşımcı olan insanın bu güdülere sürüklenmesinde en büyük amil ve temel amil özel mülkiyettir. Özel mülkiyetin ortaya çıkmadıgı toplum biçimlerinde hırsızlık vs gibi suç biçimlerini göremiyoruz, böyle suçlar tanımlanmadıgı gibi bunauygun ceza da yok ya da çok nadiren görülen hayretle karşılanan olgular. Gene bir soy içinde katli de göremiyoruz. Soy üyesini öldürmek en büyük suç ve birey derhal toplumdan dışlanıyor. Bu çok nadir görülüyor, görülme sırası da özel mülkiyetle tanışmaya başladıktan sonra sıklaşıyor.

* * * * * Bugünkü süreçte insanları hırslı, acımasız ve bencil yapan yarına olan güvensizliktir. Kapitalizm insanların özellikle de çalışan insanların yarına, gelecege olan güvenlerini yok etmiş ve bunun yerini korkuyla doldurmuştur. Yarınından emin olan bir insanın birden fazla araba , birden fazla ev, kendine yeterinden fazla bir gelir isteyerek kendsini yıpratmasına bir anlam vermek çok zordur. Özel mülkiyetin yol açtıgı güvensizlik ve korkuya yol açan maddi temelleri ortadan kaldırabilirseniz bu güdüler yerlerini bir kaç nesil sonra daha farklı güdülere bırakacaklar ve bu yeni güdüler kültürel evrim sonucaunda dogal ve baskın güdüler olarak toplum hayatına yön vereceklerdir.

* * * * * *Bu olguyu en iyi kavrayan zümre ellerinden payitahtlarının alınacagını gören egemen kapitalist zümredir. Bu yüzden de açtıkları siyasi ve ekonomik savaşla emekçilerin özgürlük kalelerini, içten destekle de birer birer teslim alarak bunları yok etmiş ve şimdi de insanların bencil oldugu asla paylaşamayacagı söylemiyle her yönden ideolojik ve kültürel bombardımana tabi tutmaktadır. Maalesef buna karşı çıkışın zayıflıgı ve yarına olan kitlesel güvensizlik bu ideolojik bombardıman altında şartlanan yıgınları birbirinin kuyusunu kazmaya yönlendirmektedir.

* * * * * *Çok basit bir örnek vermek istiyorum. Kavad kelimesini.

* * * * * *Bugüün Anadolu2muzda herhangi bir vatandaşa gidip de sen kavad sın dediginizde herhalde sizi olacaklardan kimse kurtaramaz. Peki nedir bu kavad . Niye bu kadar çekinilir ve söyleminde bile adama şayet şanslıysa bir temiz sopa atmakla yetinilir.

* * * * * *Kavad'lar dört tane tarihsel olarak. Bunlar 528 yılından itibaren İran'da hüküm süren Mazdeki inanca baglı olan krallar. Bilindigi gibi Mazdeki inancı insanoglunun tarih döneminde ortaya çıkan ilk komünal zihniyet. İnsan ve kadın eşitligini savunuyor, paylaşım ve ortaklaşmacılıgı savunuyor.

* * * * * *Fakat daha sonra kavadları alaşagı ederek iktidara gelen ve sürec içerisinde de islami şeriatla donanan egemen mülkiyet sınıfları kavadları ekonomik ve siyasi olarak tasfiye etmekle yetinmiyorlar ideolojik saldırılarını Anadolu'yu etkileyecek şekilde geniş tutuyorlar. İşte kadın erkek eşitligini benimseyen kavadlara çamur atan zihniyetin ulaştıgı boyut ve bugün geldigimiz ve ne oldugundan bile haberdar olmadıgımız suçlamalar.

* * * * * Bu örnegi, ideolojik ve kültürel saldırının insan gelişim ve davranışları üzerinde etkisini gösterebilmesi açısından ilginç olarak görüyorum.

* * * * * Aslında sosyalizmde fil örnegine öykünerek bakacak bir yer aramak gerekmiyor. Sosyalizmde problem tektir. Üretimin toplumsal niteligi ile mülkiyetin özel niteligi arasındaki çelişki.. Sosyalizm bu çelişkiyi çözmek için yola çıkar ve başka yerler de bakması gerekmez. Burada dikkat edilmesi gereken husus mülkiyetten kastın üretim araçlarının mülkiyeti olmasıdır. Yokasa kimsenin kimsenin eviyle arabasıyla alıp veremedigi yoktur.

* * * * * *Ancak bankalarla, toprakla, fabrikalarla alıp verilecek vardır.


* * * * * saygılarımla

pante
18-02-2007, 21:53
Muhammed'in de Esma-ül Hüsna'sı var:

İsra/ 110. De ki: " Rabbinizi ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O'nundur."

Bu ayetten yola çıkılarak Allah dahil 99 isim (birçoğu sıfattan türetme) uydurulmuştur.
Kur'an'da bu sıfatların bazıları yer almakla birlikte asıl kaynak hadislerdir.
Bu hadisler sahih olarak pek kabul görmeyen Tırmızi ve İbni Race'nin hadisleridir.

Cennet dilinin Arapça olduğunu öne süren zihniyetten, Arab'ın değil de *tüm insanlığın
ilahı olduğu söylenen Allah'ın 99 isminin neden Arapça olduğunun mantıklı bir izahını bekleyemezsiniz. Biraz modern takılanları başka dillere çevrilebileceğini ifade
edebiliyorlar.

Allah'ın 99 ismini biliyorduk da resulünün 99 ismini duymamıştık. Daha doğrusu
1-2 yerde duymuş, ciddiye almamıştım. Gördüm ki internette yavaş yavaş çoğalmakta.
Yakında Muhammed'in esmaül hüsnasına da şiirler, ilahiler söylenmeye başlar.

Aşağıdaki linkte Muhammed'in esmaül hüsnasını görebilirsiniz. Yazan yabancı değil.
Bizim Fatmanur.

http://www.muslumanlar.com/forum/forum_posts.asp?TID=1548

İlginç olan da isimlerin çoğunun Allah'ın isimleriyle aynı oluşu.

sodomo--
19-02-2007, 09:56
Yok *çoğul *olduğu *için *sayılmaz.Örneğin *Tevbe *2 *de *" *eşhüriv *" *kelimesi *geçmektedir.Önünde *"erbeate" *(dört) *kelimesi *bulunduğundan *dört *ay(lar) *şeklinde *çoğul *okunur. (Hiramusta)

Ee peki o zaman bu ayetteki "haram aylar" anlamına gelen "Eşşehrul *haramü" neden dahi edilmişt de senin söylediğin dahil edilmemiş ? *

Bakara *194. *Eşşehrul *haramü *biş *şehril *harami *vel *hurumatü *kısas....

Yahu arkadaş, bu nasıl iş böyle be yaw ?

sodomo--
19-02-2007, 10:07
Bir de Kadir 3'deki "elfi * şehr" neden sayılıyor ? Onun da önünde elf=bin geçmekte ve bu
"bin ay" olmakta...

hiramusta
19-02-2007, 10:56
Yok  çoğul  olduğu  için  sayılmaz.Örneğin  Tevbe  2  de  "  eşhüriv  "  kelimesi  geçmektedir.Önünde  "erbeate"  (dört)  kelimesi  bulunduğundan  dört  ay(lar)  şeklinde  çoğul  okunur. (Hiramusta)

Ee peki o zaman bu ayetteki "haram aylar" anlamına gelen "Eşşehrul  haramü" neden dahi edilmişt de senin söylediğin dahil edilmemiş ? Â

Bakara  194.  Eşşehrul  haramü  biş  şehril  harami  vel  hurumatü  kısas....

Yahu arkadaş, bu nasıl iş böyle be yaw ?

Sayın Sodomo, "eşşehrul haramü" haram aylar değil haram ay demektir.(meallerde de açıkça görebilirsin)Elfi Şehr de ise durum değişiktir.Şehr'i bu kalıbıyla hiçbir zaman çoğul okuyamazsınız.Önünde rakam da olsa şehr kesinlik arzeden bir tekildir.Çoğul okuyabilmeniz için başa elif konularak "أَشْهُرٍ" şeklinde yazılması gerekiyor.Yani elfi şehr bin ay,elfi eşhur bin ay(lar) şeklinde okunur.

hiramusta
19-02-2007, 11:04
Hiramabim bu arapça öretme karşılıı ne alıyosun. 8O hayır içinmi yapıyon..yoksam*ne verirsen elinne -o gelir seninne* mi diyon :) .. Yoksam öle yemei falanmı ısmarlıyolar..eyer öleyse bizin dukkanda ye.. bizede faydan olsun..para dosttan kazanılır biliyon... :lol:

abim bi kelime öretene kırk yıl köle olmak lazımmış..öle deerli bişe öretmek.Allah razı olsun senden..

ceMaL.
kıvama gelmiş üye.. :D

Sevgili Cemal,senin bi köfte ekmeğin yeterde,Sodomo'nun arkamdan bi Yasin okuması anca kurtarır. :)

sodomo--
19-02-2007, 12:39
İş iyice arapsaçına döndü. Bak Tevbe 36'da 2 tane "şehr" geçiyormuş ve  Edip Yüksel bunlardan sadece birini saymış. Ben de bunlardan birini işaretlemişim.
Şimdi aşağıdaki iki adet  "ay"a bakıp neden bunlardan birisini alıp diğerini almadığını söyler misin rica etsem.
(Dikkatini çekerim ki; Türkçe mealde her ikisi de çoğul geçiyor.)


Tevbe  36.  İnne ıddeş şühuri ındellahisna aşera şehran fı kitabillahi yevme halekas semavati vel erda miha erbeatüm hurum zaliked dınül kayyimü fe la tazlimu fıhinne enfüseküm ve katilül müşrikıne kaffeten kema yükatiluneküm kaffeh va'lemu ennallahe meal müttekıyn Â

---Gökleri ve yeri yarattığı günde Allah'ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki olup, bunlardan dördü haram aylarıdır. İşte bu doğru hesaptır. O aylar içinde (Allah'ın koyduğu yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve müşrikler nasıl sizinle topyekün savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekün savaşın ve bilin ki Allah (kötülükten) sakınanlarla beraberdir

pante
19-02-2007, 18:42
Cahiliye Döneminde Fuhuş


Cahiliye döneninin üst tabakadaki müşrik arap kadınları fuhşu haram kabul ederlerdi. Hür *ve soylu kadınların zina etmeyeceği düşüncesi yaygındı. Fuhuş, daha çok cariyeler tarafından gerçekleştiriliyordu. [Yazır, 1997: VI:19];
Fuhuşun kontrolü, Abdullah b. Cüd’an gibi esir tüccarlarını elinde *idi. Suriye ve Hicaz arasındaki Dumetu’l-Cendel’deki fuara Kelb kabilesi, fuhuş maksadıyla bir çok cariye getirmiş ve fuhuş yapmaları için onlara zor kullanırdı. Fuhuş ağırlıklı olarak cariyelere zorla yaptırılırdı. Bunlardan biri de *İslam bilginleri tarafından ikiyüzlü olarak nitelendirilen Abdullah b. Übeyy idi. [Hamidullah, 1993:526]

Cahiliye döneminde *iki çeşit fuhuş vardı. Müşterek ve muhtas.
Müşterek herkesin bildiği, genelevde yapılan fuhuş gibi; Muhtas ise, birini dost tutarak, gizlice yapılan fuhuştu. Müşterek fuhuş genellikle cariyelerle yapılırken, dost tutmak ya da metres hayatı diyebileceğimiz fuhuş ise daha çok hür kadınlar arasında görülürdü. [Keskin, 2002:31];

Dost hayatı yaşayan kadınlara “zevatül ahdam” da denilirdi. [İslam Ansikolopedisi C.4]

Cahiliye devrinde birçok yerleşim merkezinde ve ticaret kervanlarının uğrak yerlerinde “mahur” adı verilen içinde içki alemlerinin yapıldığı genelevler vardı. Bu tür ilişkilerde cariyeleri pazarlayanlara “kavvad” denilirdi. Ayrıca eşini veya çocuğunu kıskanmayıp fuhşa itenlere “deyyus” denilirdi. [İslam Ansiklopedisi, C.4]

Fahişelik yapan cariyeler öksürerek ilişki teklifinde bulundukları için kendilerine “kahbe” denirdi. Özellikle kıtlık zamanlarında karınlarını doyurmak için bir veya birkaç erkekle beraber olanlara “dımd” denilirdi. [İslam Ansiklopedisi, C.4]

İslam geldiğinde Medine’de patronlarının müşrik olduğu dokuz genelev bulunuyordu. [Yazır, 1997: C.5]

Fuhuşu besleyen ve yaygınlaştıran uygulamalardan olan Cahiliye’deki nikah çeşitlerinden de bahsetmekte fayda vardır. Bunlar 4 tanedir: Birincisi “Baği” denilen kadınların kapılarına bayrak asmasıyla içeriye serbestçe giren erkeklerle ilişkiye girmesidir. Kadın hamile kalınca, kendisiyle ilişkiye girenler toplanır, kaifler (nesep tayin ediciler) çağrılırdı. Kaif çocuğu içlerinden birisine nispet ederdi. [Mernissi, 2001:45];
İkincisi, on kişinin altındaki bir gurup bir kadınla cinsel ilişkide bulunup ta kadın hamile kalıp doğurunca, kendisiyle ilişkiye giren adamları çağırır ve içlerinden birini beğenerek “çocuk senindir” derdi. Adam çocuğu reddedemezdi. [Savaş, 2000:40];

Üçüncüsü; “İstibda” nikahı da denilen kocanın, kendince asil bir evlada sahip olmak için karısını falanca adama göndermesi ve ondan döl aldırması denilen bir uygulama vardı. [Buhari,1999,C.6:132];

Dördüncüsü; bir adam karısını boşar veya ölürse, adamın büyük oğlu bu kadınla (üvey anne olma şartı vardı) evlenmek istediğinde elbisesini o kadın üzerine atıp nikahına alırdı. [Buhari, 1999, C.6:132]

pante
20-02-2007, 00:19
İslam ülkelerinde fuhuş

İslam öncesi Arap toplumlarında sıkça rastlanan zina ve fuhuş İslamiyetin egemen
olduğu dönemlerde ağır cezalarla önlenmeye çalışıldıysa da bunda muvaffak
olunduğu söylenemez.
4 eş + sınırsız cariye müsaadesiyle ve recm, kırbaç, sopa gibi ağır cezalara rağmen
gerek muta nikahı adı altında açık olarak gerekse gizli şekilde zina, livata ve fuhuş
devam edegelmiştir. Livata yani homoseksüel ilişkilerde ise verilen ceza sadece
azarlamaktı.

Osmanlı'da ise fuhuş her dönem mevcuttur. Fuhuşa karşı cezalarda ise bazıları ilginçtir.
Örneğin;
Kanuni döneminde 1540'da fuhuştan yakalanan bir kadına verilen ceza cinsel organının
ustura ile kesilmesi olmuştur. Bu emri veren ise vezir Lütfü paşa'dır.

Osmanlı'da fuhuş merkezleri Galata, Tophane. Eyüp ve Taksim'di. 2. Selim döneminde
Eyüp'te bekar çamaşırhaneleri fuhuş yeri olarak kullanıldığından kapatıldı.
Abdülhamit döneminde ise 4 genelev mevcuttu ve ilk travesti fuhuş yeri olan Dido
gazinosu kurulmuştu.

Bugün de İran'da, Arabistan ve Afganistan'da fuhuşun çok yüksek oranlarda arttığı ve
baş edilemez hale geldiği görülmektedir.
:“Rhode Island Üniversitesi'nden
Prof Dona M.Hughes'un araştırmaları sonucu ulaştığı verilere göre, İran'da fuhuş çok
büyük boyutlara ulaşmış durumda ve bunun mollalar eliyle organize edildiği öne sürülüyor..

Tahran'da fahişe sayısı 2005'ten 2006'ya yüzde 635  arttığı ve  kentteki fahişe
sayısının *84 bine ulaştığı belirtiliyor.

“İRAN Medeni Kanununun 1210. maddesine göre, kızlar erişkinliğe 9 ay yılını doldurduktan
sonra girerler (bizim takvimimize göre 8 yıl 9 ay). Bu yaşa gelen bir kız çocuğu “kadın” olur. Nitekim birçok kız çocuğu cinsel suistimal amaçlı evliliklere zorlanmaktadır, hatta 9 yaşından
bile önce ve çok kısa bir süre içinde başından birçok “evlilik” geçeni vardır. Yasanın geçici evliliğe izin vermesi, bir çok küçük çocuğu “yasal fahişe” haline getirmektedir.

İran'da Fuhuş/ Sabah gazetesi (http://arsiv.sabah.com.tr/2006/04/17/cp/gnc118-20060416-102.html)

hiramusta
20-02-2007, 10:14
Evet Sodomo haklısın.Bunu Edip Yüksel'e bi sormak lazım.

sodomo--
20-02-2007, 10:21
Allahım sana şükürler olsun, ennayetinde ben de haklı olmayı başardım hem de Hiram'ın gözünde :)

pante
20-02-2007, 16:32
"İran Medeni Kanununun 1210. maddesine göre, kızlar erişkinliğe 9 ay yılını doldurduklarında girerler (bizim takvime göre 8 yıl 9 ay). Bu yaşa gelen bir kız çocuğu "kadın" olur. Nitekim birçok kız çocuğu cinsel suiistimal amaçlı evliliklere zorlanmaktadır, hatta 9 yaşından bile önce ve çok kısa bir süre içinde başından birçok "evlilik" geçeni vardır. Yasanın geçici evliliğe izin vermesi, birçok küçük çocuğu "yasal fahişe" haline getirmektedir. Bu küçük kızlardan bazıları, hastanelerde cinsel organları ağır bir şekilde yaralanmış olarak yatıyorlar. Cinsel organları olgunlaşmayan bu küçük çocuklar, sık aralıklarla mollalar arası satışlara konu olabiliyorlar. Bazen yaşlı bir molla, bu çocuklardan biriyle evlenip sonra öldürebiliyor. Cinayetle biten "evlilikler"in yüzde 90'ında "çiftler" arasında önemli yaş farkları var. Yaşlı koca, çoğu zaman yetersizliğinin duyulması korkusuyla bu yola başvuruyor. Şeriat mahkemesi tarafından kapatılan Khordad gazetesinin haberine göre, Tahran'ın 600 km güneybatısında, Irak sınırındaki İlam kentinde 1996 yılında 338 intihar vakası saptandı. Bunların yüzde 81'i yeni evlendirilmiş küçük kızlar."


Şeriat düzeni ile yönetilen İran'ın medeni kanununda 9 yaşına gelmiş kızlara evlilik izni
veriliyor. Neye dayanarak?
Hadislerdeki peygamberin Ayşe ile 6 yaşında evlenip 9 yaşında gerdeğe girmesine...

Bu hadis kimi ilahiyatçılarca reddedilirken büyük çoğunluk tarafından doğru kabul ediliyor.
O dönemin özelliklerine göre normal olarak nitelendiriliyor.
Peki bu dönem için normal mi?
Kesinlikle bu döneme uygun olmadığını belirtiyorlar.
Dönemden kastımız nedir? İnsanlığın içinde bulunduğu çağ mı? İnsanların yapısı mı?
Yoksa Türkiye'nin içinde bulunduğu dönem mi?
Takiyyelerine alışık olduğumuz kesimin bugün böyle görüş bildirip ileride farklı görüşte
olmayacağı ne malum!
Türkiye'nin bir İran gibi rejime sürüklenmesi imkansız denecek kadar zor da;
Aksini farzederek düşünelim, şeriat düzeninde medeni kanunun değiştirilmeyeceği
ne malum!

İşte evrensel olarak nitelendirilen hadis-sünnet dininin 21. yüzyıldaki İran manzarası..
Buna en büyük tepkiyi vermesi gerekenler, peygamberin 9 yaşındaki Ayşe ile
gerdeğe girdiği yazıldığında tepki gösterenler olması gerekirken, bu konuda sözbirliği etmişçesine susmaları ya da *İran'ı savunmaya kalkışmaları akıl almaz bir durumdur.

http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=5807

Bir de eleştirirmiş gibi yapıp da övenler var. Ilımlı İslamcı Nevval Sevindi gibi..

http://www.nevvalsevindi.com/oku.php?id=141

pante
20-02-2007, 21:11
Ölüm Olmasaydı

İlkel toplumlardaki totem dinlerinin oluşumu belki öncelikle doğa olayları nedeniyledir.
Şimşekler, yıldırımlar, gök gürültüleri, seller, fırtınalar vs. olaylar ilkel dinleri
oluşturmuş olabilir. Ölüm bilincinin oluşması, yaşama bağlılık, çok sevdiklerinin ölümüyle
duyulan acı ve *ölüm korkusu özellikle tek tanrılı dinlerle ve ruh kavramıyla birlikte ölüm
sonrası yaşam ya da yeniden dünyaya gelme inançlarını ortaya çıkardı.

Ölüm olmasaydı denilince Voltaire'ni ünlü sözü akla gelir;
"Ölüm olmasaydı onu icat etmek zorunda kalırdık."

Ölümsüzlük imkansız ama olsaydı herhalde yaşamın tadı ve değeri bu denli olmazdı.
Peki ölümsüz bir dünyada dinler olur muydu?
Bilimin eriştiği bu noktada en azından bu kadar inançlı edinemezlerdi.
Kıyamet ve ölüm sonrası yaşam inançları olurdu. Yine dünyanın, kainatın birgün
yokolacağı, tüm insanların öleceği ve iyilerin daha mutlu bir dünyada-cennette,
kötülerin ise cehennemde yaşayacağına inanılırdı.

Yaşama bağlılık inanan-inanmayan ayırt etmiyor. Kimileri belli etmese de en dindar
müslümanlar dahi yaşama dört elle sarılıyor. Şu uçuruma düşen müslüman fıkrasında
olduğu gibi:
Bir dala tutunmayı başaran müslüman yukarı seslenir: " İmdaat! Kimse yok mu? "
Yukarıdan bir ses cevaplar: " Bırak kendini. Birşey olmayacak, kurtulacaksın. "
Adam: " yardım et! " diye tekrar seslenir. Yukarıdan " Ben Allah'ım! Bana inan. Bırak
kendini. " diye cevap gelmiş.
Bu defa adam daha yüksek sesle bağırmış: " Başka kimse yok mu? "
Can tatlı ne de olsa. Din-iman tanımıyor.

Bilim ve tıp geliştikçe insan ömrü uzuyor. Belki de bu yıllarda doğanlar yüzyılı
aşabilecekler. 100 sene sonrası insanlığın geleceği aşama ise bilinemiyor. Belki de
yaşlanmayı engelleyici formüllere ulaşılabilecek ve insan ömrü 300-500 yıl olacak.
Tabi dünyanın kötüye giden şartları düzelirse. Bu gidişle 100 sene sonrası küçük
kıyametler kesin gözüküyor.

Bir ateist ölümden korkar mı? Korkar. Ya müslüman? O da korkar.
Ateistin korkması normal. Çünkü ölüm ona göre yokoluş demek. Basit bir hayvan dahi,
bir sinek, bir böcek bile yaşamaya çalışıyor. Tehlikeyi görünce kaçıyor.
Peki bir müslüman neden korkar ve yaşama bu denli bağlanır?
Madem ölüm sonrası sonsuz yaşam inancı var. Bu korku niye?
Ölümsüz bir dünyayı bırakalım ama ömrünü uzatabilmek için, daha uzun yaşayabilmek
için müslümanın da, hristiyanın da imkan olsa yapamıyacağı yoktur. Yani yeni bir ilaç
bulunsa ama fiyatı çok yüksek olsa, diyelim 1 milyon dolar. İlacı kullananların da
yaşlı olmalarına rağmen sağlıklı yaşadığını görüyorlar. Yani ilaç kanıtlanmış.
Zengin olsanız almaz mısınız? Alabilmek için ve zengin olabilmek için çırpınmaz mısınız?

pante
22-02-2007, 00:46
Kilitlenen "Olumsuz" başlığında yazmaya fırsat bulamadığım bir konuya
değinmek istiyorum. Kilitlenmesine rağmen ısrarla aynı konuyu sürdürmek
amacıyla açılan "Yapılan yanlış değildi" başlığına da yazmayı doğru bulmadım.
Aynı konuda açılan 3. başlıktı üstelik. Halbuki ilk açılan " Ulaş Bardakçı "
başlığında konu işlenebilirdi. Nitekim o başlıktaki ilk yazımda olumsuz *
düşüncelerimi belirtmiş ama daha sonra anma adına Ulaş'ın şiirini yazmıştım.

Anmak ayrı konu, benimsemek ve hala izlerinde olmak ayrı.
Neden anıyoruz?
Çünkü bunu hakediyorlar. Çünkü gençliklerinin baharında emperyalizme karşı
duyarlı davranarak mücadeleye başladılar. Onların ilk dönemi tüm sol
potansiyel tarafından desteklenen dönemdi. Eğer demokratik bir ortamda
mücadele ediyor olsalardı belki silaha da sarılmayacaklardı. Tüm masum
taleplerin geri çevrilmesi ve zorla, baskıyla, şiddetle susturulmaya çalışılmaları
mücadele stratejilerini belirledi. Şiddete karşı şiddet. Teröre karşı terör.

Tabi bölündüler. Çünkü potansiyel çok çeşitli kesimleri kapsıyordu. Bağımsız ve
demokratik Türkiye şiarı altında oluşan birlik, silahlı mücadele anlayışı nedeniyle
dağıldı.
Hatta silahlı mücadeleyi benimseyenler de aralarında bölündüler. Deniz Gezmiş ve
arkadaşları Kemalist çizgiyi benimsediklerinden Mahir Çayan'lardan ayrı bir yol
izlediler.
Mahir Çayan'ların silahlı eylemlerinin nedenini Deniz Gezmiş'lerin idamını önleme
amacı olarak değerlendirmek yanlıştır.
Mahir'in devrim stratejisi zaten silahlı propaganda, öncü savaşı ve halk savaşı idi.
Bu stratejiyi doğru bulmayanlar haklı çıktı. Çünkü yenildiler. Bu yenilgi bir savaş
yenilgisi değildir. Bu açık ve net bir macera idi. Sonuçta korkulan oldu ve macera
kötü neticelendi.
Bu teorinin yanlışlığını gösterir. Nitekim izinden gidenler 78'de de başarılı olamadılar.
80 sonrası da. Bırakın devrimi ne güçlenebildiler ne destek bulabildiler ne ses
getirebildiler.
35 yıl boyunca hiç yol alınamamasının ve başarısızlığın her türden sebebi teoriyi
haklı çıkarmaz. Her öne sürülen sebep, Türkiye analizinin doğru yapılmadığını
gösterir.
Bu maceracı ve teröre yönelik strateji nedeniyle nice gençler yaşamlarından
oldular. Niceleri yaşamının en güzel yıllarını hapishanede geçirdi. Nicelerinin
geleceği, umutları karardı. Niceleri sakat kaldı. Niceleri vatanından, sevdiklerinden
oldu. Nice analar kahroldu, aileler çöktü.

İzledikleri yolun yanlışlığına ve tüm bu kayıplara rağmen onların kalpleri, amaçları
güzeldi. Onun için anılmayı hakediyorlar.
Ama bugünün gençlerinin aynı hatayı tekrarlama hakkı olmamalı.
Mahir'lerin, Ulaş'ların hatası hoş görülebilir. Çünkü onların ders alacağı bir örnek
yoktu. Tersine onların aşık olduğu bir Küba Devrimi vardı. Yanılmaları çok normal.
Aynı yanlışa 3-4 defa düşmenin ise hoş karşılanacak tarafı olamaz.
Deniz'lerin, Mahir'lerin adı, gün gelir alanlara, caddelere, gemilere verilir.
Ama bugün inatla yanlışı sürdürenler nefretle anılabilirler.
"Devrim yolu engebelidir, dolambaçlıdır, sarptır" demiş Mahir.
Aceleye gelmez..

dilaver
22-02-2007, 01:07
İzah ettigin sınırlar dahilinde seninle aynı şeyleri düşünüyorum pante. Bir şeyi ve lafzı çok iyi kavramak gerekiyor. Devrim kitlelerin eseridir. Kitle olmadan da hiç bir şey olmuyor. Kaldı ki teoride en önemli nokta bu kitlenin üretimden gelen gücünün kullanılmasıdır.

* * *Şayet uygulanan mücadele stratejisi kitlelerle birleşmiyorsa , onların dışında kalıyorsa ya strateji yanlıştır, ya da taktikler yanlıştır. Bu yol ise igneyle kuyu kazmak gibidir.

* * *Bir ülke için geçerli olan ve başarılı olan bir uygulama başka bir ülkenin şartlarına uymayabilir.

* * *Bir de zor, ancak gerekli oldugu zaman kullanılabilir ve meşru olur. İntikam amcıyla, kısasa kısas amacıyla kullanılacak zor içeren yöntemlerin hiç bir faydası olmadıgı ve olamayacagı da öncelikle Türkiye pratigi ile kanıtlanmıştır. Zor çok özel şartların haricinde ancak tarihsel oldugu anlamda kabul edilebilirdir. Yoksa en gelişmiş silahlara da sahip olsan, üretimden gelen güçten yoksunsan yenilgiye ugramaya mahkumsundur. Hiç ateşli silahın olmasa bile, üretime hakimsen hiç bir silah senin önünde tutunamaz.

* * *Devrimciler ise anma eylemini mevlut ve dua okumak için gerçekleştirmezler. Anılan insanın mücadelesini şayet varsa hatalarından arındırarak daha mükemmelleştirmek için yaparlar. Ancak sevilen ve sayılan degerli bir yakının kaybeden her insanın da, acısını bazen aşırı dile getirmesini de, anlayışla karşılamak gerekir diye düşünüyorum.


* * * *saygılarımla

pante
28-02-2007, 15:52
İSA'NIN KAYIP MEZARI BULUNDU MU?

1980 yılında Kudüs'te bulunan 10 mezarın İsa ve ailesine ait olduğu
iddiası oldukça güçlü. Kireçtaşından lahitlerin beşinin üzerinde Aramice
İsa, Meryem, Matta, Yusuf ve Mecdeleli Meryem ifadeleri yer alıyordu.
Altıncı da ise "İsa’nın oğlu Yehuda"

Amerikalı Dan Brown’un kaleme aldığı "Da Vinci Şifresi" isimli kitapta
Hz. İsa’nın Mecdeleli Meryem ile evlendiği ve bu beraberlikten soyunun
devam ettiği öne sürülmüştü.

Bu mezarlar gerçekten İsa ve ailesine aitse İnciller ve Kur'an'daki bilgiler
büyük tartışmalara neden olacak. Çünkü şimdiye kadar İsa'nın göğe
yükseltildiğine inanılıyordu.

DNA TESTİ:

"Yusuf’un oğlu İsa" ve Mecdeleli Meryem’e ait olduğu sanılan "Mariamene e Mara"
yazan kemik lahitlerinden alınan kalıntılara DNA ve kimyasal testler uygulanmış.
Kanada’daki Lakehead Üniversitesi laboratuvarlarında yapılan testlerde anneden
geçen mitakondriyal DNA bulgularından yola çıkarak bu iki kişinin kan bağı olan
akraba olmadıkları anlaşılıyor. Bu veriden yola çıkarak da tabuttakilerin İsa ve
karısı Meryem’e ait olabileceği öne sürülüyor.

BELGESELİ KAÇIRMAYIN:

4 Martta Discovery tv'de *"İsa'nın Kayıp Mezarı " adıyla yayınlanacak belgesel
büyük gürültü koparacak.

Lahitleri görmek ve daha detaylı bilgi için:

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/6031140.asp?m=1&gid=112&srid=3430&oid=5

pante
01-03-2007, 00:32
28 ŞUBAT'IN ANISINA:

Döneme damga vuranlar:

Süleyman Demirel: Dönemin Cumhurbaşkanıydı. Erbakan'la Çiller'in
aralarındaki anlaşmaya aldırmadı. Görevi Mesut Yılmaz'a vererek son
vuruşu yaptı.

Necmettin Erbakan: Dönemin başbakanıydı. Kaddafi'den fırça yedi. Tarikat
şeyhlerini başbakanlığa topladı. İktidara gelmelerinin kanlı da kansız da
olabileceğini söyledi.

Tansu Çiller: Dönemin başbakan yardımcısıydı. Laiklik karşıtı gelişmelere
göz yumdu.

Mesut Yılmaz: Dönemin ana muhalefet başkanı. Refahyol yıkılınca başa geçti.

İsmail Hakkı Karadayı. Dönemin genel kurmay başbakanı. Çevik Bir'in
aktifliği onu sönük gibi gösterdi.

Çevik Bir: Dönemin Genel kurmay 2.başkanı. 28 Şubat'ın lokomotifi.
Refahyol'a kök söktürdü.

Muammer Kaddafi: Çadırına misafir gelen Erbakanı fırçaladı. Başkanı olduğu
örgüte Erbakan'ın da üye olduğunu açıklayınca film koptu.

Şevket Kazan: "Mum söndü yapıyorlar" sözüyle meşhur, kaçak mersedesiyle
cezaevinde Bekir Yıldız'ı ziyaret eden Adalet bakanı.

Meral Akşener: Dönemin içişleri bakanı. Askere karşı kabadayı tavırlar
sergiledi. Delikanlı kadın dendi. Ölüm tehditleri aldığını iddia etmişti.

Recep tayyip Erdoğan: Dönemin İstanbul belediye başkanı. Okuduğu şiir nedeni
ile kaybettiği koltuk sonra başbakan koltuğu olarak döndü,ama gözü köşk koltuğunda.

Şevki Yılmaz: Şeriatçi militan milletvekili o sıra havaya girdi. Konuşmalarıyla
ortalığı karıştırdı. Başı açık tüm kadınlara fahişe dedi diye tepki gördü.

Hasan Hüseyin Ceylan: Yurt içinde ve yurt dışında yaptığı konuşmalaron bantları
başını yaktı. Konuşmalar şeriat düzeni getirmeye yönelikti.

Bekir Yıldız: Sincan Belediye başkanı, ilçesinde tankların yürümesine sebep
olduğu laik düzen karşıtı gece düzenlemesiyle müdahaleye çağrı yaptı.

İbrahim Halil Çelik: Meclis kulisinde yaptığı konuşma kamuoyuna yansıyınca
arabayı devirdi. "Kanlı olsun ki heyecanlı olsun" demişti.

Şükrü Karatepe: Kayseri Belediye başkanıyken 10 Kasım'da yaptığı konuşma
ile takiyyelerini itiraf ederek asıl amaçlarını ortaya sererek çam devirdi.

Yekta Güngör Özden: Dönemin Anayasa Mahkemesi Başkanı."Atatürkçü
geçinenlerden çektiğimi şeriatçılardan çekmedim" demişti.

Vural Savaş: Dönemin yargıtay Başsavcısı. Refah partisinin kapatılması için
hazırladığı iddianamede partinin Erbakan için yaptığı ‘vampir, habis ur’ gibi
benzetmeler tepki çekmişti.

Müslim Yıldız -Fadime Şahin- Ali Kalkancı: Dönemin en seksi üçlüsü. Fadime
şeyh kolleksiyonu yapma turunun 2.sinde basıldı. Anlattıkları müthiş ses getirdi.

Kemal Gürüz- Kemal Alemdaroğlu- Nur Serter: Dönemin Yök ve Üniversitelerinin
3'lü korosu. Türban krizleri oluşturarak bundan pay çıkaranlara alet oldular.

pante
01-03-2007, 11:42
Big Bang yeniden yaratılacak *

Astronomlar, evrenle ilgili tüm sırları barındıran Big Bang’in (Büyük Patlama)
esrarını çözmek için laboratuvar ortamında patlamayı yeniden yaratmayı deneyecek.

Mevcut teoriye göre evreni oluşturan unsurların sadece yüzde 4’ü madde.
Evrenin yüzde 96’sı ise kara madde ve kara enerjiden oluşuyor ki, bilim dünyası
için bu varlıklar hala birer muamma.


İsviçre'deki Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü CERN'in Mart ayında gerçekleştireceği deneysel "Big Bang"e hazırlanan ekipte bir de Türk bilim adamı bulunuyor. Kıbrıslı bilgisayar mühendisi Osman Zorba, "Müthiş heyecanlı bir döneme girdik" dedi.

"DA Vinci Şifresi" nin yazarı Dan Brown’ın "Melekler ve Şeytanlar" adlı kitabında anlattıklarından birisi daha gerçek oluyor. Kitapta, büyük enerjiyi açığa çıkaracak "Karşı Madde" yi bulan İsviçre’deki Avrupa Nükleer Araştırma Örgütü CERN, mart ayında "Big Bang" i (Büyük Patlama) deneysel olarak yaratıp "Tanrı’nın Zerrecikleri" ni ortaya çıkarmaya hazırlanıyor. Bilim dünyasını heyecanlandıran asrın deneyini gerçekleştirecek kadroda Kıbrıslı Türk bilim adamı Osman Zorba da yer alıyor.

Kısa adıyla "CMS Projesi"nde yerin 100 metre altında inşa edilen 27 kilometrelik tünele yerleştirilen "Dev Parçacık Hızlandırıcı" adlı cihazda, ışık hızıyla hareket eden protonlar 800 milyon kez çarpıştırılacak. Böylece "Big Bang" yapay olarak yaratılacak. Patlamanın sonunda "Higgs Bosson"a yani "Tanrı’nın Zerrecikleri"ne ulaşılacağı umuluyor. Kıbrıs Karpaz doğumlu bir şehit çocuğu olan 46 yaşındaki bilgisayar mühendisi Osman Zorba, çeşitli ülkelerden bilim adamlarının parçacıklarındaki bilinmeyenleri öğrenmeye çalıştığını söyledi.

Osman Zorba, Cenevre yakınlarındaki Fransız köyü Cessy’deki laboratuvarlarda iki binden fazla fizikçi ve mühendisin katılımıyla süren deneyde ulaşılmak istenen noktayı şöyle anlattı: "Higgs Bosson yani Tanrı’nın Zerrecikleri, bugüne kadar keşfedilmemiş ancak teorik olarak varolması gereken bir parçacıktır. En azından hesaplamalar bunu gösteriyor. Cisimlerin birbirini çekmesinin kaynağının bu parçacık olduğu düşünülüyor. Tanrı’nın Zerrecikleri, ’Neden Dünya ve Ay’ın ya da Güneş’in çekim gücü vardır?’ sorusuna cevaptır. Bu deney bunu ortaya koyacak ve bilimde yeni açılımlar sağlayacaktır." Zorba, "Müthiş heyecanlı bir döneme girdik" dedi.


http://www.workandtravelturkey.com/haber_oku.asp?haber=30

frodo
01-03-2007, 12:11
Tanrının zerrecikleri tanımı ilginçmiş pante. Ben "süper cisimler" olarak biliyordum.
Boyutları 10‾³³ mm (aslında -35 olacak ama yazamadım) veya plank sabiti olarak belirlenen bu gizemli parçacıklar evrende her şeyin temel taşı olarak düşünülüyor. Bir atom büyüklüğü ile örneğin gezegenimizin boyutları arasındaki fark ne ise süper cisimlerle atomun boyutları arasındaki fark da
o kadar.

Eğer bu parçacıkların varlığı kanıtlanırsa gravitasyonun "nasılı" *bilinebilecek.

pante
01-03-2007, 17:58
"Tanrının *zerrecikleri *tanımı *ilginçmiş *pante. *Ben *"süper *cisimler" *olarak *biliyordum.
Boyutları *10‾³³ *mm *(aslında *-35 *olacak *ama *yazamadım) *veya *plank *sabiti *olarak *belirlenen *bu *gizemli *parçacıklar *evrende *her *şeyin *temel *taşı *olarak *düşünülüyor. *Bir *atom *büyüklüğü *ile *örneğin *gezegenimizin *boyutları *arasındaki *fark *ne *ise *süper *cisimlerle *atomun *boyutları *arasındaki *fark *da *
o *kadar.
*
Eğer *bu *parçacıkların *varlığı *kanıtlanırsa *gravitasyonun *"nasılı" * bilinebilecek. "


Tanrının zerrecikleri tanımı hoşuma gittiği için aynen aldım Frodo.
Bu haberi yapanda da panteistlik var herhalde. Yalnız boyutları konusunda
-33 ya da -35 olması pek önem arzetmiyor da bana göre asıl;
birimi mm. mi? cm. mi? yoksa m. mi? onu tam anlayabilmiş değilim.
Üç birime de rastladım bugüne kadar.

vartor
01-03-2007, 18:18
Ben korkmaya basladim, ya patlama basarili olur da yeni bir evren baslarsa, hepimiz gumburtuyle gideriz. :roll:

frodo
01-03-2007, 19:18
Sevgili başkan benim aklımda mm kalmış. Akşam bakarım.

Sevgili diğer başkan (ne çok başkanımız oldu:) ) Science Bilim Dergisinde

bir kozmoloğun " bodrumda evren yaratabilecek birikimdeyiz" türü bir makalesi

üzerine bir psikoloğun harika bir taşlaması vardı. Akşam öbür başkanımızın

istediği planck sabitine bakarken ona da bakayım. Çok hoş bir taşlama idi.

:)

pante
02-03-2007, 01:52
Papa, "Muhammed'in yeni diye getirdiği nedir, sadece onu gösterin, orada sadece
şer ve insanlık dışı şeyler bulursunuz, tıpkı İslam'ı kılıçla yaymak gibi" aözlerin
yer aldığı bir konuşma yapmıştı. Bu sözlerin ardından Papa, "Hristiyanlıkla, Tanrı
arasında arasında bir bağ var, İslam'la Tanrı arasında akıl yok" şeklinde *
beyanlarda bulundu.

Muhammed mustafa İslamiyetle dinler tarihinde yeni bir sayfa açmıştı.
O'nun müslümanlığı yaymada zor kullandığı ayetlerle açık. Her ne kadar
" Senin dinin sana, benim dinim bana. "
diyen ayetler de var ama "Haram aylar çıkınca müşrikleri bukduğunuz
yerde öldürün" gibi ayetler ve uygulamalar kılıç zorunu ispatlıyor.

Peki Muhammed Mustafa'nın getirdiği yenilik yok mudur? Şer ve insanlık
dışı şeyler dışında. Yani insanlık için ne gibi iyi ve yeni şeyler getirmiştir?

Getirdiği yeniliklere bakalım, içinde iyi şeyler var mı görelim:

1- Kıblenin kabe oluşu * --------- *iyi şey yok.
2- Ezan * * * * * * * * * * * *-------- * " * " * * *"
3- Zekat * * * * * * * * * * *--------- *Yeni sayılmaz, vergi--- ayrıca iyi denemez
5- Ruhbanı kaldırması * *-------- *Lafta kaldırdı ama uygulamada vardı
6- Evlatlıkla evlenebilme ------- * İyi değil kötü
7- Kadınlara yarı şahitlik *------ * İyi değil kötü
8- Zina için 4 şahit * * * * *------ * Nerde bulunacak 4 kişi- mantıksız
9- 4 kadınla evlenebilme ------- *İyi değil
10- Boşanmada 3 talak * ------- *İyi değil

Benim aklıma gelenler bunlar. İyi diye iddia edilen yeniliği ne olabilir?

frodo
02-03-2007, 09:30
Sevgili pante sen başka bir konuya girmişsin ama süper cisimlerin boyutu
10‾³³ *mm (-35) değil *10‾³³ *cm (-35) miş. Düzeltir özür dilerim.

pante
02-03-2007, 16:56
Teşekkürler Frodo..
Science *Bilim *Dergisinde bir *kozmoloğun *" *bodrumda *evren *yaratabilecek *birikimdeyiz" *türü *bir *makalesi üzerine *bir *psikoloğun yaptığı harika taşlamayı da bekliyoruz bu arada.
Eğer aşağıdaki link ise araman gerekmeyecek:

http://www.geocities.com/psikiyatrivehayat/bodrum

Vartor'la aynı duyguları paylaşıyorum. Bu bilimadamları biraz kaçkın olur.
Yanlış bir hesap dünyayı mahvedebilir diye ben de ürküyorum.
Biraz yüreklere su serpeyim deneyin tehlikesi yok diyorlar.

Deneyin tehlikesi yok
ODTÜ CMS ekibinden Prof. Dr. Mehmet Zeyrek, yerin 100 metre altında gerçekleştirilecek dev proton çarpıştırmasının herhangi bir istenmeyen patlamaya ya da radyasyon sızıntısına neden olmayacağını şu sözlerle açıklıyor: "CERN laboratuvarı ve benzeri deney merkezleri yerin metrelerce altında bulunur. Bu alanların üzerine çiftlik kurulur, inekler otlar, hatta üzüm bağları bulunur. Bu, güvenilirliğinin en büyük kanıtlarından biri."

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=208834

Yerin metrelerce altında değil, binlerce metre altında dahi olsa, adı big bang olunca
korkmamak elde mi?
Hayır! Kendimi düşünüyorsam namerdim. Önemli olan insanlığın geleceği.. :wink:

frodo
02-03-2007, 17:04
Saolasın başkan:

* Kara kara düşünüyordum. Kitabı yanıma aldım. Şimdi uzun uzun yazmam gerekir diye
erteleyip duruyordum.(Bu arada oldukça hoş bir kitap tavsiye edilir)

* Bahsettiğim hikaye bu idi. Şu internet harika bir şey yav.

pante
02-03-2007, 23:59
İslam peygamberi hakkında şu söylenenler doğru olabilir mi?
Müslümanlar peygamberleri için böyle mi düşünüp inanıyor?

1- İlk yaratılan varlığın Muhammed olduğu,
2- Muhammed olmasa hiç birşeyin yaratılmayacağı,
3- Adem'in Allah'tan bir şey isterken "Muhammed aşkı için" diyerek istediği,
4- Allah'ın ve meleklerin Muhammed'e salavat getirdiği,
5- Kainatın efendisi olduğu,
6- Hesap günü şefaatçi olduğu,
7- Gelmiş geçmiş insanların en yücesi ve en şereflisi olduğu,
8- Allah'ın en sevgili kulu ve resulü olduğu,
9- Rahim olduğu, (Tevbe suresi son 2 ayet)
10- Kıllarının kutsal olduğu,
11- Tükürüğünün, sümüğünün, balgamının kutsal ve şifa olduğu,
12- Dünyada 30-40, cennette 4.000 erkek gücünde olduğu,
13- Ay'ı ikiye böldüğü,
14- Parmağından su çıkarıp ordusunu suladığı,
15- Bir kişilik yemekle bir orduyu doyurduğu, geriye de yemek arttığı,
16- Allah'ın huzuruna göğe çıktığı, 50 vakit namazı 5 vakite indirdiği,
17- Şeytanı yakaladığı, işini bitirebilecekken vazgeçip saldığı,

Daha fazlası için:

http://www.ilhan-arsel.org/Muho/

vartor
03-03-2007, 00:41
Agiz torba degil ki buzesin, iste soylenmis ki karsimizda apacik duruyor, dogru veya yanlis oldugunu, ancak ozgur beyinler sorguluyabilir.
* Imanli birisi icin de, elbette dogrudur. Oyle gormek istedikleri icin zaten soylenmis degil mi?
*Hayal gucunun siniri yoktur olmasina da, Muhammed'i allahin da ustune cikarabilecek hayal gucune, gine kendi kurallariyla celistigini gormeden inanalara cus dememek de elde degil.
* Fakat boyledir bu isler, kisir dongu. Once iman, bir kere sekillendi mi artik gozler goremez, beyinler dusunemez. Kanaatimce, insan beyninin insana oynadigi bir oyun diye tabir edilebilir bu tur hisler. Daha da dogrusu, dogmalarla sekillenmis bir beynin, kendini koruma cabasi da denilebilir.
* Butun hayati boyunca sartlandirilmis bir beyin, hazmedemiyecegi gercegi kolaylikla gormemezlikten gelir, aksinin buyuk bir aci ve hayal kirikligi olacagini bastan bilir.( defans mekanizmasi)
* * * * * Saygilarimla...

pante
03-03-2007, 19:00
ŞİMDİ NE'OLDİ EVREN PAŞA

Asmayalım da Besleyelim mi?

12 Eylül askeri darbesi, kitlesel tutuklamaları, işkenceleri, sosyal ve kültürel yaşam üzerindeki baskıları kadar idamlarıyla da tarihin kara sayfalarındaki yerini aldı. Bilançosu kabarık, bedelleri çok ağır bir travmaydı 12 Eylül... Fiili durum bir yana resmi rakamların anlattığı şeyler bile insanın tüylerinin ürpermesine yetiyor. Resmi rakamlara göre darbe yönetimi döneminde 650 bin kişi gözaltına alınarak işkenceli sorgulardan geçirildi.
1 milyon 683 bin kişi fişlendi.98 bin 404 kişi örgüt üyeliğinden yargılandı.
21 bin 764 kişi örgüt üyesi olmaktan hüküm giyerek işkence ve baskının yaşam biçimi olarak örgütlendiği cezaevlerinde yıllarını geçirdiler. 171 kişi sorgularda ve cezaevi işkencelerinde can verdi.Yedi bin kişi hakkında idam cezası istendi. Vatandaşlıktan çıkarılanları, ömür boyu vatandaşlık haklarından men edilen yüz binlerce insanı saymıyoruz.
"Asmayalım da besleyelim mi?" Darbeci generallerin başı Kenan Evren'in tarihe geçen bu sözü, 12 Eylül felsefesi ve zihniyetinin yorumsuz bir özetiydi.
Bu zihniyet sonucu 50 kişi darağaçla-rında can verdi. Bu idamlar içinde bir idam vardı ki, 12 Eylül zihniyetinin şiddeti ve hukuksuzluğu nerelere vardırdığının çıplak göstergesi olması açısından tarihsel bir ibret vesikasıdır.
13 Aralık 1980... Karanlık bir tarih bu tarih... Acılı bir tarih... Bir halkın utanç günü olarak anılması gereken bir tarih... Bu tarihte darbe mahkemelerinin kararı mucibince henüz on yedisinde bir gökçe fidan, Erdal Eren darağacına gönderildi. Dava dosyasındaki boşluklar ve yasal çarpıtmalar bir yana, yasalar önünde bile reşit kabul edilmeyen bir genci darağacına göndermekte beis görmedi darbe rejimi..
Yazının Tamamı (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=207035)

Vatan Haini Evren

Bölücü de dediler netekim!

mağdurlarının yıllardır 'Yargılansın' diye kampanyalar düzenlediği 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren hakkında ilk kez adli bir inceleme başladı. Ancak inceleme nedeni, 12 Eylül askeri darbesi sırasında işlediği suçları değil, 'Türkiye'nin bölünmesini istediği' iddiası. Türkiye günlerdir Evren'in "Türkiye sekiz eyalete bölünebilir. Biz 12 Eylül döneminde bunu planladık. Ancak Turgut Özal engel oldu" sözlerini tartışıyor.

İşte "etme bulma dünyası" diye buna diyorlar herhalde. Sen pırıl pırıl gençlerin vatan haini
diye hayatlarını karart. İşte böyle! Keser döner, sap döner. Gün gelir hesap döner.

Yazının Tamamı (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=214510)

mep
03-03-2007, 19:16
Sanatçı bi insana( Sanatçı Evren paşa oluyo ressam ya o açıdan)
Fikrini beyan etti diye Dava açıcaklar.İstermisiniz paşa şimdi oturup
Aydınlar dilekçesi filan yazmaya kalksında imza toplasın,olurmu olur valla!

pante
04-03-2007, 14:59
İlk İnsan Adem Hakkında Bilmediklerimiz: (İslami Kaynaklardan)

Gel de İnan!

1- Melekler çeşitli memleketlerden getirdikleri toprağı su ile çamur haline
* * * * * * * *getirip insan şekli oluşturdular.
2- Mekke ile Taif arasında 40 yıl yatıp salsal oldu. Yani pişmiş gibi kurudu.
3- Önce Muhammed Aleyhisselam’ın nuru alnına kondu.
4- Sonra Muharrem’in onunda Cuma günü ruh verildi.
5- Âdem çok güzeldi. Siyah saçlı ve buğday tenliydi. Hiç sakalı çıkmazdı.
6- her şeyin ismi ve faydası kendisine öğretildi.
7- Bütün melekler kendisine secde etti, İblis hariç. O kibirliydi.
8- 40 yaşında *Firdevs cennetine kondu.
9- Kendisine yardımcı ve eş olması için kaburga kemiğinden Havva yaratıldı.
10- Şeytana aldanıp yasak meyvayı yiyince cennetten sürgüne gönderildiler.
11- Adem hindistan’da Seylan adasına, Havva ise Cidde’ye sürüldü.
12- Menisinin toprağa karışıp helak olmasına çok üzülüyordu.
13- Adem’in toprağa karışan menisinden Yecüc ve Mecücler yaratıldı.
14- Adem, Havva’ya kavuşmak için 200 sene ağlayıp yalvardı, dua etti.
15- 200 senenin sonunda duası kabul edilip Hacca gitmesi emredildi.
16- Arafat ovasında yeniden Havva ile buluştu. Kabe’yi inşa etti.
17- Çocukları oldu. Neslinden 40.000 kişiyi gördü.
18- 1500 yaşında iken çocuklarına, torunlarına peygamber oldu.
19- Şehirlerde yaşar, okuma yazma bilirlerdi.
20- Demircilik, dokumacılık, çiftçilik, ekmek yapmak gibi san'atları vardı.
21- Altın üzerine para basılmış, mâden ocakları işletilip, çeşitli aletler yapılmıştı.
22- Cebrail onu 12 kez ziyaret etti.
23- Günde 1 vakit namaz, oruç ve gusül abdesti emredildi.
24- Kendisine kitap verilip, fizik, kimya, tıp, eczacılık, matematik bilgileri ögretildi.
25- Çocuklari çesitli dillerde konuştu.
26- Süryani, İbrani ve Arabi diller ile kerpiç üstüne çok kitap yazıldı.
27- 2000 yaşında iken Cuma günü vefat etti.
28- Havva kendisinden sonra 40 yıl daha yaşadı.
29- Cenazesini melekler yıkadı. Namazını Hz. Şit kıldırdı.
30- Mezarı Kudüs'te, Minâ'da, Mescid-i Hif'te veyâ Arafât'tadır.



Kur'an-i Kerim ve aciklamali Türkce Meali, Kral Fahd Matbaasi, Medine-Münevvere, 1992
Ibrahim Siddik Imamowlu, Büyük dini hikayeler, Osmanli yayinevi, Istanbul, 1980

mep
04-03-2007, 15:10
:)

sodomo--
04-03-2007, 16:32
Bu bodrum katında Bigbang yaratma konusunu ele alınca benim de aklıma Jurassis Park'daki o dinazorların tekrar yaratılması hikayesi geldi. Ama o filimde aklmda kalan bir sözü var hayatını dinazorları anlamak için onların kemiklerini bulmaya adamış arkeolog profösürün. Ona bu projeyi hatırlatan gazetecilere diyordu ki:

"Canlı bir dinazor görmek benim hiç ilgimi çekmez ve bu hiç de heyecan verici değil. Benim için asıl önemli olan milyonlarca yıl önce yaşamış olan dinazorların fosil kalıntılarıdır"

Evet, bu Bigbang konusu da böyle bence. İnsan bilincinin müdahale ederek yaratacağı Bigbang bilincin müdahalesi olmadan meydana gelen Bignag ile ilgili bilgi ediniminin ötesinde fazla bir heyecan uyandırmaz. Belki Bigbang teorisinin bazı boşluklarını kapatacaklar ama bu hiç bir zaman asıl Bigbang'i incelemek kadar heyecan vermeyecek.

pante
05-03-2007, 00:40
İsa'nın kayıp mezarının bulunmasıyla ilgili belgesel bugün discovery tv'de
yayınlanacaktı. Bütün gün takip etmeme rağmen yayınlanmadı.
Halbuki 4 Mart diye günlerce reklamını da yapmıştı. Acaba yayından mı
kaldırıldı, ertelendi mi? Bir bilgi de verilmedi. İlginç!...

-------------------------------------

İnternetten ararken Haber 7'de bu akşam Newyork'ta belgeselin
ilk gösteriminin yapıldığı ifade ediliyor. O halde bizde reklamı niye verildi?
-------------------------------------

Arkeologlara göre bulunan mezarlar İsa'ya ait değil. Amacın Hristiyanlığa bir
saldırı olduğunu düşünenler de var. *
İsrailli Simcha Jacobivici ile belgeseli çeken Cameron ise filmin bugünkü
gösteriminden önce New York Halk Kütüphanesi'nde düzenlediği basın toplantısında,
Hz İsa'nın fiziki varlığını ortaya koyan elle tutulur ve bilinmeyen kanıtlar
bulunduğundan söz ederek, "Hıristiyan'lığa zarar vermeye çalıştığımızı
söyleyeceklerini biliyorum. Ama durum bu değil. Bu belgesel bu insanların
gerçek varlığını ortaya koyuyor" diye konuştu.

Aşağıdaki linkte youtube'den konu ile ilgili videoyuda izleyebilirsiniz.

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=223059

pante
05-03-2007, 14:30
Müslüman halkın gözüyle İslam

Sade bir müslüman, örneğin babamız, amcamız, teyzemiz, halamız İslamiyeti
şöyle anlatır:

İslamiyet en son gönderilen dindir. Son peygamber de Hz. Muhammed'dir.
Son din olduğu için tüm dinlerden daha üstündür. Çünkü önceki dinlerin
hükümleri değişmiş, değiştirilmiş olup birçoğu geçersiz hale gelmiştir. Allah,
insanları zaman zaman gönderdiği peygamberlerle uyarmış, kitaplarıyla doğru
yola çağırmıştır. Ama insanlar, bir müddet sonra tekrar yoldan çıkmışlar, dünya
nimetlerine bağlanmış, menfaatleri, nefisleri uğruna ahireti unutmuşlardır.

Allah, insanlara daima iyilik yapmalarını emreder. Dinler, en başta da İslamiyet
insanlardan kötü birşey istemez. Kötülükleri haram ve günah, iyilikleri ise sevap
olarak nitelendirir. İnsan öldürmeyi, insanlara ezayı, zulmü yasaklar. Hayvanlara
dahi iyi davranılmasını emreder. Karıncanın bile ezilmesini günah sayar. Kul hakkı
İslamda en büyük günahlardandır. Başkasının hakkını yiyenin, ticarette, terazide
ölçüyü kaçıranın, hırsızlık yapanın, başkalarının malına, mülküne göz dikenin
cezalandırılacağı bildirilir. Zina yapmak da en büyük günahlardandır.
Yalan söylemek, dedikodu-gıybet yapmak, büyü yapmak yasaklanmıştır.
İnsanlara güzel ahlaklı olmaları emredilir.Kibirli olmamaları, zorbalık yapmamaları,
fakiri, yoksulu koruyup gözetmeleri, aralarında yardımlaşmaları istenir. Komşusu
açken tok olmayı doğru bulmaz. Çalışanın hakkının alnının teri kurumadan verilmesini
emreder. Kötü alışkanlıkları, içkiyi, kumarı yasaklar. Anne, babaya, büyüklere karşı
saygılı davranılmasını, "off" bile denmemesini öğütler.
Kötü huyların hiçbirini hoş görmez. İnsanın nefsine karşı mücadele etmesini, şeytana
uymamasını tembihler.
Boş durmayı, tembelliği doğru bulmaz. Çalışmayı, üretmeyi, faydalı olmayı emreder.
İlim Çin'de dahi olsa aranıp bulunmasını ister.
İyilerin cennetle mükafatlandırılacağını, kötüleri cehennemle cezalandırılacağını buyurur.

Din olmasa, İslam olmasa insanlar aralarında iyi geçinemez. Herkes birbirine haksızlık
eder. Kavgalar, çekişmeler olur. Kötülükler artar. İyiler azalır. Huzur kalmaz.
Dünya fanidir. Her insan neticede ölecektir. Dünya hayatı göz açıp kapayıncaya kadar
gelip geçer. Dünyanın, insanların bir yaratıcısı var. Dünya hayatı bir sınavdır. Asıl
hayat ahiret hayatıdır. Ahirette sonsuz yaşam vardır. İnsanlar dünyada kaybettikleri
sevdiklerine ahirette kavuşacakları inancıyla teselli bulur. Maneviyatlarını bu inançla
güçlü tutarlar. Ahiret hayatına inanmayan insanlar, bu dünya için, daha iyi, daha lüx *
yaşamak için birbirini yer. Allah, milyarlarca insan yaratmıştır ama insanlar kimlerle
birarada yaşayacağını kendileri tayin edecektir. Yani dünyada iyiliği tercih edenler
iyilerle, kötülüğü tercih edenler kötülerle bir arada yaşayacaktır. Çünkü bu onların
kendi tercihidir.

Allah ibadeti emreder. Bunu kendisi için değil, insanlar için ister. Namaz kılarak
insan daima Allah'ı ve hesap gününü hatırlar. Tüm davranışlarının takip edildiğini,
denetlendiğini düşünür. Oruç tutarak iradesine hakim olmayı öğrenir. Açın, yoksulun
halinden anlar.

----------------------------------------------------------------------

Toplumumuzdaki genel çerçeve budur. Belki farklı ifadeler de olabilir ama
sorulduğunda anlatılanlar ya da anlatılmak istenenler aşağı yukarı böyledir.
Araya belki hurafe bilgiler katanlar da olabilir. Batıl inançları bir yana bırakırsak
böyle inanan ve düşünen insanların dini inançlarından kuşku duymaları, dinlerinden
uzaklaşmaları mümkün müdür?
Onlar, ne evrim teorisi bilir. Ne Kutsal kitaplardaki çelişkileri. Ne Big bangi bilir ne de
kuantum fiziğini. Burada tartıştığımız konuların neredeyse tamamından yolsundur.
Bilmek de istemez. Büyük yük gelir ona. Anlatmaya kalktığınızda ilk birkaç cümleden
sonrasını aklı almamaya başlar. Ona inancı yeter. O, Kur'an'ın Türkçe çevirisini
dahi okumaz. Kur'an'ı Arapça musiki gibi dinlemek onu mest eder. Hatta ağlatır.

O, şeriati falan da istemez. Huzur olsun, geçim, düzen olsun, hak-hukuk olsun ister.

------------------------------------------------------------------------

Sanıyorum dinlere karşı olanların da, İslam'ı tartışanların da sorunu bu saf,
temiz müslüman halkla değil, onların inancını sömüren din bezirganlarıyladır.

Dokunmayın yurdumun insanına
İnansın özgürce dinine, kutsalına.
Kursun hayalini gönlünce cennetin.
Yıkılmasın düşleri bir hiç uğruna.

05-03-2007, 16:29
1 mart günü batıl ilimlerine batı tarafından yapılan boykot insanların yavaş yavaş aydınlandığını gösteriyor.edison olmasaydı şimdi bir dere kenarında ellerimle tuttğum balığı yiyordum ne şeker ne kalp nede böbrek yetmezliği batıl insanlığa yaptıklarının hesabını verecektir.

pante
05-03-2007, 20:53
"1 *mart *günü *batıl *ilimlerine *batı *tarafından *yapılan *boykot *insanların *yavaş *yavaş *aydınlandığını *gösteriyor.edison *olmasaydı *şimdi *bir *dere *kenarında *ellerimle *tuttğum *balığı *yiyordum *ne *şeker *ne *kalp *nede *böbrek *yetmezliği *batıl *insanlığa *yaptıklarının *hesabını *verecektir."

Kim neyi boykot etmiş Kamil kardeşim?
Dere kenarında balık tutmanı Edison nasıl engelledi?
Bu hastalıklar Edison'dan önce yok muydu?
Batıl alimler insanlığa yaptıklarının hesabını nasıl verecek?
bunları anlayabileceğimiz şekilde açıklarsan daha iyi olur. Bilmece gibisin. :)

mep
05-03-2007, 22:07
Kamil abim.
*Sen bizle kafa yapmıyosun dimi?
Edison'dan yada gelişimden o kadar rahatsızsan,git bi dere
kenarına yerleş kes medeniyetle bağını yaşa hayatını be abim,seni tutanmı var?
Hem medeniyete düşmansınız hemde medeniyetin nimetlerinden faydalanma
konusunda en önde gidersiniz.Nesin sen? Çevrecimisin?Sana ne dünya'dan
sen ahiretin için çalışsana!Kıl namazını tut orucunu İşinize gelince ''Dünya fani
asıl olan ahiret hayatı''dersiniz.İşinize gelincede Dünyanın koruyucusu kesilirsiniz.
Altlarınızdan ırmaklar akıcak cennette orda balık tutarsınız abim!

pante
09-03-2007, 23:01
Peygamberlerin *yaşadığına *inanıyor *musunuz? *

İnsan, *çağımızda *yaşayan *bir *şeyh, *bir *cinci *hoca *hakkında *dahi *öyle *inanılmaz
abartılar, *uydurmalar *duyuyor *ki *"Acaba *peygamberler *hakkındaki *bilgiler
ne *derece *doğru?" *diye *düşünmeden *edemiyor. *
Hatta *"Acaba *gerçekten *yaşamış *olabilirler *mi?" *diye *de *kuşkuya *kapılıyor.
Bu *konuda *en *büyük *kuşkular *İsa, *Musa *ve *İbrahim *üzerinde *toplanıyor.
Kutsal *kitaplara *inanmayanlar *Adem *ve *Havva *efsanesine *zaten *inanmıyorlar.
*
İbrahim'in *Tevrat'a *başka *efsanelerden *ithal *edildiği *en *rağbet *gören *görüş.
İshak, *Yakup, *Yusuf *ve *Musa'ya *ise *Yahudilerin *doğuş *efsanesinin *kahramanları
olarak *bakılıyor. *
*
İsa'nın *hiç *yaşamamış *olabileceği *önce *Yahudiler *tarafından *öne *sürülmüştü.
Bu *iddiaya *inananların *sayısı *zamanla *büyük *artış *gösterdi. *
Yaşamamış *olabileceği *iddiasının *yanında *bir *de *yaşamış *sıradan *bir *meczubun
paganlar *tarafından *yüceltilerek *bir *din *oluşturulduğu *iddiası *da *kuvvetli.
*
Muhammed *hakkında *ise *kaynaklar *çok *daha *fazla. *Dini *kaynakların *dışında
tarihi *kaynaklar *da *var. *O *nedenle *yaşadığına *kesin *gözle *bakılıyor.
Ancak *onun *hakkında *da *yaşamı *abartılmış, *yüceltilmiş, *efsaneleştirilmiş
diye *düşünenler *çok. *Bunlara *göre *bunun *kanıtı *hakkındaki *ilk *yazılı *tarihi *
kaydın *ölümünden *120 *yıl *sonraya *ait *olması. *Üstelik *de *İslami *kesim *tarafından *
güvenilmez *olarak *nitelendirilen *İbni *İshak *tarafından *kaleme *alınıyor. *
Bu *120 *yılın *çok *uzun *bir *süre *ve *o *dönem *özelliklerine *göre *ve *Arapların *
karakteristik yapısına *göre *efsaneleştirmeye *uygun *bir *zaman *süresi *olduğu *öne *sürülüyor.
Peki *ya *Kur'an? *Bunun *da *Muhammed'le *birlikte *birkaç *kişiden *oluşan *bir *ekip *
tarafından *yazıldığı *görüşü *hakim.

pante
10-03-2007, 11:06
Bildiğiniz *gibi *peygamberler *hep *Ortadoğu'dan *çıkmıştır.
Filozoflar *ise *Ortadoğu *dışından.
Ortadoğu'dan *filozof *çıkmaz. *Çıkmaya *kalkanların *da *derisi *yüzülmüştür.
Filozoflar *karşılık *beklemeksizin *insanları *aydınlatmaya *ve *düşündürmeye
çalışır. *Kendileri *için *hiç *birşey *istemezler. *Kendilerine *inanılmasını *da
beklemezler. *Sorularla *insanları *araştırmaya, *incelemeye *yönlendirirler.
*
Peygamberler *ise *sadece *kendilerine *inanılmasını *ister. *Kendileri *dışında
başka *fikir *ve *düşüncelerin, *başka *inançların *peşinden *gitmelerini *yasaklarlar.
Düşünce *ve *isteklerini *tehdit *ve *mükafat *vaadi *ile *topluma *kabul *ettirmeye
çalışırlar. *Kendilerini *diğer *insanlardan *üstün *ve *insanüstü *gösterirler.
Beklentileri *yokmuş *gibi *davranır *ama *çıkarları *doğrultusunda *kanunlar *koyarlar.
*
Ortadoğu *insanı *peygamber *kültürü *nedeniyle *düşünmeye, *araştırmaya *yönelik *
değil *kaderci, *hazırcı, *üretken *olmayan, *bilimsellikten *uzak *ve *bağnaz *yapıdadır.
Yönetim *bilinçleri *de *gelişmemiştir. *Yönetilmeye *alışıktırlar *ve *duyarlılıktan,
tepkiden *uzaktırlar. *Çünkü *böyle *öğrenmiş, *böyle *eğitilmişlerdir.

10-03-2007, 12:14
1 mart günü batıl ilimlerine batı tarafından yapılan boykot insanların yavaş yavaş aydınlandığını gösteriyor.edison olmasaydı şimdi bir dere kenarında ellerimle tuttğum balığı yiyordum ne şeker ne kalp nede böbrek yetmezliği batıl insanlığa yaptıklarının hesabını verecektir.



kamil18 batıl ilim derken hangi ilimleri kast ettiğini daha açık yazabilirmisin. bu saydığın hastalıklar balığı elimizle tutunca geçicekmiymiş şimdi. Yapmayın be kardeşim azcık mantıklı olun artık nolur ya. Eğer o batıl ilim gelişmemiş olsaydı bir çok hastalığın tedavisi bulunamamış insanlar bu hastalıklardan ölmüş olurlardı. Örneğin veba aşısı bulunmamış olsaydı insanlığın nesli *veba salgınından bitmiş olabirdi. Yada verem, yada hatta çiçek hastalığı. Çiçek aşısı bulununcaya kadar çiçek hastalığından kaç kişi ölmüş biliyormusun. Tabiiki çağın getirdiği hastalıklarda var. Tansiyon, stres,panikatak vb. gibi hastalıklar.Bunları örnek verseydin hadi gene ucundan kıyısından tutulacak bir düşünce ortaya koymuşsun diyecektim. Ama kalp,şeker, böbrek yetmezliği gibi hastalıkların kaynağı teknolojinin gelişmesidir dersen çok yanlış olur. İnsanlarda hep şu kanı var: Ah eskiden böyle şeyler yoktu zaman ilerledikçe ortaya çıktı. demek ki bunun suçlusu zamandır, ilerlemiş medeniyettir. Yok böyle bişey. Burdaki tek durum eskiden bu var olan hastalıkların bilinemiyor olmalarıydı. Dediğin gibi bir çağda bilemiyorum sen seç hadi balığı elle tuttuğumuz bir dönem olsun. Bir insan kalp krizinden ölseydi sen bilebilirmiydin onun, bilimin yardımı *olmadan, kalp krizinden öldüğünü? Bilemezdin tabi. Allahın hikmeti derdin. eceli geldi öldü derdin. Bilim sayesinde bu ölümün nedenini öğrendin ve engellemek için çözüm yolları aradın. Sonra bir gün geldi bir insan öldü. Bilim dedi ki ölüm nedeni kalp krizidir. Sende kalktın eskiden böyle hastalıklar yoktu. Bu hastalığı sen söylediğine göre sorumlusu sensin dedin. Yani durum bundan ibaret. Aranızdan bir tane akıllı çıksın adımı değiştiricem.

pante
10-03-2007, 15:16
Farabi'nin *Allah, *peygamberler *ve *filozoflar *hakkındaki *görüşleri *şöyledir:
*
Allah *hiçbir *şeyi *yoktan *yaratmamıştır, *hatta *hiçbir *şeyden *haberi *olmadığı *gibi *
herhangi *bir *şeyin *meydana *gelmesinde *veya *gelmemesinde *etkende *değildir, *
zira, *bu *görüşe *göre *yaratıklar, *istese *de *istemese *de *kendisinden *“sudur” *yani *fışkırmak *suretiyle *varlığa *gelmektedir; *Allah *aynı *
zamanda *kendi *zatından *başkasını *bilmemekte, *yani *kainatın *varlığı *konusunda *
bir *bilgisi *bulunmamaktadır. *
*
Farabi, *her *şeyin *Allah’tan *çıkarak *meydana *geldiğini *“sudur” *ettiğini *söylemekle bir *anlamda *“Vahdet-i *Vücut *" *düşüncesini *benimsemektedir. * *
*
Farabi, *peygamberleri *Vahiy *alan *kimseler *değil *de, *hayal *kuran *kimseler *olarak *tanımlamaktadır. *Bu *konuda *Ali *Bulaç *şöyle *diyor;
*
“Farabi’nin *üzerinde *durduğu *ikinci *önemli *konu *nübüvvettir. *
Ona *göre *nübüvvet *tabiatüstü *bir *olay *değildir. *Yalnızca *bir *insan *olan *
peygamberin *muhayyile *gücünün *kemalin *doruğuna *ulaşması *halidir. *

Ona *Münfail *Akıl *ulaşır. *Peygamber *işte *bu *yolla, *şimdi *ve *gelecekteki *cüz’i *
bir *takım *bilgileri, *haberleri *feyiz *yoluyla *alır. *Farabi *bu *bağlamda *mucizeyi de akılcı *yöntemlerle *açıkladı *ve *kutsi *güçlere *bazı *tanımlar *getirdi. *Burada *Farabi’nin *peygamberlerle *filozof *arasında *ilginç *benzerlikler *kurduğu *görülüyor. *Getirdiği *bu *
felsefi *yaklaşıma *göre, *peygamber *de *filozof *da *Faal *Akıl’la *ilişki *kuran *
seçkin *insanlardır. *Aralarında * ki *fark, * buna *muhayyile *gücüne *sahip *mertebesiyle *varması, *ikincisinin *ise *buna *düşünce *ve *nazarla *ulaşmasıdır.” *(Felsefe-i *Ülâ, *
Ali *Bulaç *İslâm *Düşüncesinde *Din-Felsefe/Vahiy-Akıl *İlişkisi, *Sayfa *127, *Beyan *
Yayınları *1994. *)
*
Görüldüğü *gibi, *Farabi, *Vahyi *red *etmenin *yanında, *akıllı *davranışı *filozofa, *hayal *kurmayı *peygambere *yakıştırmaktadır. *Peygamberin *vahiy *almasını *konu *ettiği *
zaman, *İslam *da *anlaşılan *gerçek *manadaki *vahiy *kavramını *değil *de, *peygamberin *hayal *kurduğunu *ve *bu *hayalleriyle, *faal *akılla *ilişki *kurduğunu *söylemektedir.

pante
11-03-2007, 01:39
İsa *ve *Muhammed *Farkı:
*
Peygamberlik *bir *Yahudi *geleneği *idi. *Hristiyanlığın *tohumları *atılana *kadar
Yahudilerin *dinleri *dışında *diğer *dinlerde *bir *peygamberlik *müessesesi *yoktu.
Ta *ki *Pavlus'un *İsa *efsanesini *yaymaya *başlamasına *kadar.
İsa'da *Yahudi *idi *ve *kendinden *önceki *Yahudi *peygamberleri *gibi *o *da *Tanrı
tarafından *gönderildiği *iddiası *ile *ortaya *çıkmıştı. *Ama *Yahudi *inançlarına *ve
geleneklerine *aykırı *söylemlerde *bulunması *nedeniyle *Yahudiler *tarafından
benimsenip *peygamberler *listesine *alınmadı *ve *İncil'lerdeki *bilgiler *doğruysa
sahte *peygamber, *sahte *kral *suçlamasıyla *çarmıha *gerilerek *idam *edildi.
*
Yahudiler *arasında *tutunamayan *rablerini *havariler, *Yahudi *toprakları *dışında
propaganda *yaparak *benimsetmeye *çalıştılar. *Pagan *inançlarının *hakim *olduğu
Anadolu'da *ve *diğer *Roma *topraklarında *paganist *özellikler *katarak *yeni *bir *
din oluşturmayı *başardılar.
İsa, *Yahudiler *tarafından *benimsenmiş *olsaydı *bir *Yahudi *peygamberi *olarak
Musevi *dini *içinde *yer *alacak *ve *bölge *sınırları *dışına *çıkamayacaktı.
Musevi *dininden *ayrı *bir *yol *çizilince *İsa *bir *peygamber *olarak *değil, *
peygamber gönderen *Tanrı *olarak *tanıtıldı. *Hatta *Hristiyan *aleminde *
Yahudilerin *Tanrısı Yahve'nin *yerini *almış *oldu.
*
İsa'dan *600 *yıl *sonra *ise, *Yahudiler *tarafından *peygamber *olarak *kabul *görmeyen,
Hristiyan *aleminde *ise *Tanrı *olarak *inanılan *İsa'yı *peygamber *olarak *iddia *eden *
ve kendisinin *de *İsa'dan *sonra *gönderilen *son *peygamber *olduğunu *öne *süren
Muhammed *Mustafa *Arap *topraklarında *İslamiyeti *yaymaya *başladı.
Tabi *ne *İsa *tarafına *yaranabildi *ne *Musa *tarafına..
O *ne *kadar *"Allah'ın *gönderdiği *din *yalnızca *İslam'dır. *Benden *önce *gelen *
elçiler *de İslam *peygamberiydi" *dese *de *bunu *kabul *ettiremedi. *
*
Sonuçta *Yahudilere *göre; *kendi *milletlerinin *içinden *çıkan *ve *dininden *dönen *
biri *Tanrı ilan *edilerek *kendilerinden *çok *daha *güçlü, *hatta *dünyada *en *çok
inanırı *olan *bir *din oluşturuldu. *Yine *kendi *dinlerini *ve *kitaplarını *kopyalayan *
bir *başkası hasım *bir *millet içinden *çıkıp *kendini *peygamber *ilan *ederek *yine * *
kendilerinden *çok daha *güçlü *bir *din oluşturdu *ve *başlarının *belası *oldu.
*
Yahudilerde *peygamber *çıkışı *durdu *ama *Mesih *inancı *onlarda *da *var *ve *
beklemekteler. Hristiyan *alemi *zaten *bu *inançta *ve *İsa'nın *döneceği *günü *
bekliyor. İslam *aleminde *ise *bu *konuda *bir *bölünme *var. *Mesih *de *bekleyen *
var *Mehdi *de. Şu *Mesih *bir *gelse *de *yüzyılların *beklentisi *sona *erse *artık. *
Kurtuluş *Mesihte. :)

pante
11-03-2007, 20:39
Muhammed Ateist miydi?

Kur'andaki ayetlerin akıl ve bilim dışı oluşunun ispatı ile birlikte bu defa kafaları
Muhammed'in ateist olup olmadığı sorusu kurcalamaya başlamıştır.

Muhammed Kur'an'ı kendi uydurduğuna göre o halde Allah'a inanmıyordu.
Çünkü Allah olarak sunduğu ilah, putperestlerin ay tanrıçası El-lah idi ve
Muhammed diğer ilahları saf dışı bırakıp tek tanrılı bir din oluşturmuştu.
Kendi oluşturduğu bir dine, kendi uydurduğy ayetlere inanması mümkün değildi.
Putperestliğe de inanmadığı kesindi. O halde ateist olma ihtimali çok kuvvetliydi.

Yaratan ve hesap soracak olan bir Tanrı inancı olmuş olsa, o Tanrıdan bir görev
almadığı halde elçiliğe soyunmaktan çekinirdi. Üstelikte bu elçiliği kötüye kullanmış,
kendisine harem kurmuştu. Ayrıca, kendine vazife çıkarmak uğruna bir toplumu
birbirine düşman etmiş, savaşlara ve katliamlara sebep olmuştu.

Bu durumda Muhammed ya deist idi. Yani bir yaratıcı olduğuna inanıyor ama onun
dünya ile ilgilendiğini sanmıyor ve ölümden sonraki yaşama inanmıyordu.
Ya da hiç tanrıya inanmıyordu. Yani ateist idi. Din yoluyla iktidar olmayı amaçlamış
ve bunda muvaffak olmuştu.

Allah'a inancı konusunda bir olasılık daha vardı. O da kendini öylesine kaptırmıştı ki,
transa girdiğinde ve ilham geldiğinde bunun gerçekten Allah'tan geldiğine inanıyordu.
Peki ama Ayşe'nin dediği gibi, Allah neden hep kendisine uygun, kendi istekleri
yönünde ayet gönderiyordu? Bunu düşünemiyor muydu? Bunun ise tek açıklaması
onun bunu düşünemeyecek kadar narsist oluşu, psikolojisinin buna elvermemesi idi.

Bu olasılıklardan acaba hangisi doğru?
Ateist miydi?
Deist türü bir Tanrı inancında mıydı?
Yoksa psikolojisinin bozukluğu nedeniyle Allah'a inanıyor ve Allah tarafından
görevlendirildiğine mi inanıyordu?

Bu makale inanmayanlar içindir. Tabi ki inananlar "O, Allah'ın kulu ve resulü idi"
diyeceklerdir. Ama Allah'ı ve melekleri dahi kendisine salat ettiren, kendisinin
ilk yaratılan olduğunu öne süren, kendisi olmasaydı kainatın yaratılmayacağını
iddia eden, arşa çıkıp Allah'la görüştüğünü bildiren, tüm müslümanları kendisine
her namazda ve namaz haricinde salavat ettirten, günde 5 defa adını bağırttırıp
insanlara duyuran, nefret ettiği amcasına ve yengesine her namazda insanlara
beddua okutturan bir insanın psikolojisinden kuşku duymayı anlayışla karşılayacaklardır. :)

ziggurat
11-03-2007, 22:52
Pante o kadar güzel yazmissin ki, eger Cennet ve Cehennem varsa yerin dogrudan CENNET.Bütün Huri kizlari sana helal olsun.

pante
12-03-2007, 22:38
"Pante *o *kadar *güzel *yazmissin *ki, *eger *Cennet *ve *Cehennem *varsa *yerin *dogrudan *CENNET.Bütün *Huri *kizlari *sana *helal *olsun. "



Teşekkürler Ziggurat.
Dinlerin cennet ve cehenneminin palavra olduğu kesin o nedenle onların cennetinden
bize hayır yok. :)
Ama gerçekten ölüm sonrası bir yaşam varsa reankarnasyon gibi ya da bir güç varsa
eğer yeni yaşam sunacak şekilde;
Son günlerdeki "Edison cennete gidecek mi?" tartışmasındaki gibi,
bana göre bir Tanrıya inanmış ya da inanmamış olmanın bir fonksiyonu olmaz
kesinlikle. Çünkü inanmak ve inanmamak arasındaki fark bana göre pamuk ipliği gibi.
Tanrı varsa bile dinlerin dışında eğer, olduğuna ve olmadığına dair eşit ipucu vermiş.
O nedenle tamamen dünya yaşamlarının tarzına, biçimine bakılır diye düşünüyorum.

Eğer inanca bakılırsa, bundan karlı çıkan inanmayan iyiler olur. En zararlı çıkanlar
ise inanan kötüler.
Çünkü;
İnanmayan iyi ----- daha makbuldür ----- İnanan iyiden. *Neden?
Çünkü İnananların genelinin iyiliği, inanmasından ve korkmasından ya da cennete
gitme hesabından kaynaklanıyor.
Bu şuna benziyor. İki çocuktan biri kendisine çikolata, dondurma vs. gibi ödül vaat
edildiği ve dayakla, ceza ile korkutulduğu için yaramazlık yapmıyor, kurallara uyuyor.
Diğer çocuk ise kendisine bir ödül vaad edilmediği veya ceza ile korkutulmadığı halde
kendiliğinden uslu ve kurallara uyuyor, söz dinliyor.
Bu durumda tabi ki 2. çocuk daha makbuldür.
İnanan kötü de, inanmasına rağmen kötülüğü seçtiği için. Çünkü asilik de giriyor içine.
İnanmayan, hadi inanmadığı için korkacak bir faktörü yoktu. O nedenle daha az suçlu.

pante
14-03-2007, 22:02
Diyelim ki kainatı ve tüm varlıkları yaratan bir Tanrı, yarattığı varlıklardan birini yani
insanı özel olarak yaratıyor. Onları sonsuz hayatı sunmadan önce bir dünya sınavına
tabi tutuyor. Sınavı başarıyla geçenler cennetle ödüllendirilecek, başaramayanlar da
cehennemle. Şimdi herşeyi bilen, herşeye gücü yeten bir Tanrı şunları yapar mı?

1- Yarattığı insanların hangilerinin cennetlik, cehennemlik olduğunu bile bile yaratır.
2- Dilediği insanı doğru yola, dilediğini kötü yola sevkeder.
3- Dilediğinin kalbini mühürler, gözlerini ve kulaklarını perdeler.
4- İnsanları uyarmak için peygamberler gönderir ama görev verirken kimse görmez.
5- İnsanları uyarmak için kitaplar gönderir ama kitapları yazanlar insanlardır.
6- Gönderdiği elçiler 1-2 millete gelmiştir ama o kitabında hepsine gönderdiğini söyler.
7- Gönderdiği elçilerin büyük çoğunluğu aynı soydan ya da babadan oğula göndermiştir.
8- Kimi elçisinin anasının rahmine kendi üfürürek babası kendi olur.
9- Kimi elçisiyle güreş tutar.
10- Kimi elçisinin nikahını kendi kıyar.
11- Kimi elçisine melekleriyle birlikte salat kılar, salavat getirir.
12- Gönderdiği kitaplarını korumaz, tahrif edilir.
13- Bir söylediği bir söylediğini tutmaz. Bir kitapta haram dediği diğerinde helaldir.
14- Kitaplarında "öldürün, kesin, yakın" der. Katliama, soykırıma teşvik eder.
15- Kitaplarında dua eder, yemin eder, küfreder, tehdit eder.

İnanan arkadaşlar;
İçten, samimi olarak "yapar" diyorsanız imanınızın gücü konusunda kuşkunuz
olmasın. Sizi kimse kolay kolay değiştiremez.
Sadece biri dahi size tuhaf geliyorsa, panik yapmayın! O madde için böyle
düşünmenizde tuhaflık sizde değil!
Yapmanız gereken "Diğer maddeler *bana neden tuhaf gelmiyor?" sorusuna
yanıt aramak olmalıdır.

pante
15-03-2007, 23:25
Eğer Tanrı kainatı ve tüm varlıkları bilinçli bir tasarımla yaratan, herşeyi bilen,
insanları dünya sınavına tabi tutan ve bu sınav için uyarma amacıyla elçi gönderen
kudretli bir varlık ise;

1- Birden çok peygamber değil tek elçi göndermeliydi.
2- O elçinin kitabı, yazılı tarih içinde en eski kitap olmalıydı.
3- Orijinali, tomarlar halinde korunabilmiş ve hiç değişmemiş olmalıydı.
4- Kitap, elçi ile ilgili konuları değil, tüm insanlığa hitap eden söylemleri içermeliydi.
5- Kitapta akıl ve bilimdışı herhangi bir bilgi ve çelişki olmamalıydı.
6- Kendisine inanılmasını değil, iyiliği, güzelliği, sevgiyi, adaleti, insanlığı önemsemeliydi.


Böyle bir yol-yöntem izlenmediğine göre, izlendiği iddia edilen, inanılan yol ve yöntemler de akla, bilime aykırı olduğuna göre;
Tanrı, bir kitap ve elçi göndererek insanları uyarmaya gerek duymamıştır.
Doğrusu da budur.
Ya da Tanrı dünyayla, insanlarla öyle inanıldığı gibi ilgilenmemektedir.
Ya da Tanrı inanıldığı anlamda herşeyi bilen, bilinçli, kudretli bir varlık değildir.
Ya da Tanrı bilinçli bir tasarımla kainatı ve varlıkları yaratan bir varlık değildir.
Ya da Tanrı kendisini yok ederek kainatı yaratmıştır. Her zerresi kainatı kaplamıştır.
Ya da Tanrı ..................................................
Ya da Tanrı .................................................

16-03-2007, 02:17
Pante senin başlığı bir miktar dağıtmış oluyorum kusura bakma,

Bu "Edison cennete gider mi" tartışması aslında çok başka birşeyi daha ortaya koyuyor. Bizim "Efsane bilim adamı" mitlerimizi. Birincisi, teknolojik gelişmeler 1-2 kahraman kişinin eseri değil, ama biz bu şekilde öğrenmekteyiz. Birçok teknolojik gelişme, daha önceki gelişmelerin üzerine kuruluyor. Edison oldukça çalışkan biri olmasının yanında başarılı bir işadamı idi. Kendi bulduğu akkor lamba için o dönem kullanılan gaz lambalarını örnek almıştı. Yumuşak, düşük bir ışık. O lambaların kullanımı için gerekli olan elektrik dağıtımı ve sayaçlar için de aynı gaz dağıtım sistemini model almıştı kendine (bkz. Teknolojinin Evrimi - George Basalla).

Ancak bugün kullandığımız elektrik dağıtım sistemi Edison'a ait değil. Edison, doğru akım temelli bir elektrik dağıtım ağı kurmuştu. Bu nedenle de oldukça kısa erimli bir dağıtım yapabiliyordu. Doğru akımı kilometrelerce öteye taşımak, ciddi kayba neden olur. Günümüzde kullandığımız alternatif akım şebekesi (ve bu sistem ile ilgili bir çok donanım - jenerator, motorlar, trafolar vs) ise bir dönem Edison'un şirketinde de çalışmış olan ama Edison ile anlaşamamış başka birine ait. Nikola Tesla. Tesla, aynı zamanda Floresan lamba, radyo, uzaktan kumanda gibi başka buluşları da yapıyor. Bugün, Tesla etrafında doğrulu yanlışlı bir efsane bulutu dolaşıyor sadece. Ama "Teknoloji kahramanı" olarak sadece Edison'un adı biliniyor.

İnsan olarak, basitleştirme, "mucizevi" çözümlerden ve kahramanlardan hoşlanma özelliğimiz sadece inanç alanında değil, bilim ve sanat alanında da kendini gösteriyor.

sodomo--
17-03-2007, 15:27
Pante bak, buları biliyor musunuz köşesi için:

1-Muhammed'in İslam öncesi kabileler arası savaşların en büyüğü olan Ficar savaşlarına katıldığını ve bunlardan birisinde mızrağı ile meşhur savaşçı Berâ Mula'ib el- Esinne'yi yaralamış olduğunu biliyor musunuz ?
(Keramet Ali'nin Siret-i Muhammediyye'de (s. 45), Makrızî'nin "İmtâ" adlı eserinden naklen)

2- Cuma gününün İslam öncesi dönemde Ka'b ibn Lu'ey tarafından haftalık ibadet günü seçildiğini ve buna Yevmu'l Arûba (Araplık günü ya da Açıklama günü) denildiğini biliyor musunuz ?

(İbn'ul Cevzi, Vefa, s.73-74)


Evet, iki ilave yapayım dedim. Rastladıkça yeni *ilaveler yaparım

pante
19-03-2007, 22:48
Sodomo, "Bunları biliyor muydunuz?" için verdiğin 2 bilgi de çok önemli.
Hele 2.si çok ilginç.
Bunları bloğumdaki sayfaya ekleyeceğim.

1. maddedeki Ficar savaşlarının ne olduğunu açmakta fayda var. İlginçliğinin tam
anlaşılabilmesi için.
Arap kabileleri arasında zaman zaman şiddetli savaşlar, çatışmalar olurdu.
İslamiyet öncesi Araplarda da haram aylar olarak nitelendirilen kutsal aylarda
kan dökülmesi yasaktı, bu aylarda savaşılmaz, bu savaşlar haram sayılır,
katılanlar da kınanırdı.
Haram aylarda yapılan savaşlara Ficar Savaşları denmiştir. Ficar günah demektir.
İşte bu günah savaşlarından birine Muhammed de katılmış ve kan dökmüştü.
Günahsa ona da günah! :)

2. madde çok daha ilginç. Ben cuma gününü Muhammed'in uydurduğunu sanırdım.
Yahudilerin cumartesi, Hristiyanların pazarına karşı müslümanların cuması olarak.
Meğer daha önce putperestlerin cumasıymış zaten. :)
Yevm-ül Aruba 7. cennet günü demekmiş ve toplanma günü olarak tanınırmış.
Putperestlerin cennet inancı da var yani.
Ne kaldı Kur'an'dan geriye yeni olarak? :)

pante
25-03-2007, 21:07
Firavunlar ve İslam

Kur'an'da 80 ayette firavundan bahsedilir. Bu ayetlerdeki konu Musa üzerinedir. Musa'nın firavunu nezdinde tüm firavunlar kötülenmiş olur. İslam'da ve müslümanların gözünde
kötü insana, zalim yöneticiye-krala örnek bir simge halini almıştır firavunlar. İslamcıların ağzından misaller verirsek eğer;
Atatürk gibi firavun tiniyetliler..
Firavunlar, Nemrutlar, Bushlar..
Zalim, sadist firavunlar, Ebu Cehiller..
vs. şekliyle anılırlar.
Halbuki Musa'nın firavunu onlarca firavundan sadece biridir. Büyük olasılıkla da Musa'nın
firavunu 2.Ramses'tir ve Tevrat'a göre Musa ile firavun'un ayrılma noktalarında firavun haklı gözükmektedir. Musa henüz Yahudileri kışkırtıp örgütlemeye başlamadan önce soydaşını döven bir Mısırlıyı öldürmüştür. O nedenle firavun tarafından cezalandırılmak üzere aranmaktadır.
Musa ile Firavun hikayesinde Firavun'u kötü ve suçlu göstermek üzere, o dönemde baba firavun'un Yahudilerin aşırı çoğalmasını engellemek üzere doğan erkek çocukları öldürttüğü anlatılır. Sözde Musa 'da bir sepet içinde Nil'e salınmış ve ölmekten kurtulmuştur. Tesadüf ya onu bulan da baba Firavun'un kızıdır ve onu saraya alır, büyütür. Musa, oğul firavunla birlikte büyür.
Kardeş gibidirler ama Musa'nın isyankarlığı problem olmaktadır. Nitekim bu öldürme olayında ipler kopmuştur. Burada da firavunun adalet anlayışı ortaya çıkıyor.

Neyse uzatmayalım. Amacımız firavunları aklamak değil ama bir firavun daha vardır ki ondan Kur'an hiç bahsetmez. Bu Yusuf'un firavunudur ve zindandan kurtardığı Yusuf firavunun sağ kolu haline gelir. Hatta Yusuf kıtlık döneminde din adamları haricindeki tüm halkın topraklarını yiyecek karşılığı firavun adına alıp firavun'un kölesi haline getirir insanları. Yani o derece firavuna sadakatle bağlıdır. Bu firavunda Musa'nın doğomundan önceki firavundur.

Bir başka firavun ise tek tanrıya inanan Akhneton'dur ki tarihteki ilk tek tanrı inancının sahibi olarak bilinir.

Kur'an ya da İslam firavunlar konusunda yanlış mı yapıyor dersiniz?

sodomo--
25-03-2007, 22:08
Haram *aylarda *yapılan *savaşlara *Ficar *Savaşları *denmiştir. *Ficar *günah *demektir.
İşte *bu *günah *savaşlarından *birine *Muhammed *de *katılmış *ve *kan *dökmüştü.

Pante bunu da ben bilmiyordum. Demek Ficar savaşları haram aylarda yapıldığı için bunlara "günah" savaşları denmiş. Ne diyelim, bilgi bilgiyi doğurur desek yeridir :)

pante
26-03-2007, 22:08
Yoksa Dünya Cehennemimiz mi? (cezayerimiz mi?)

Dünyadaki bozukluklar, adaletsizlikler, savaşlar, sömürüler, açlıklar, yoksulluklar, cinayetler, katliamlar, bitmeyen problemler ve çözümsüzlükler.
Yoksa biz başka gezegenin yaramaz, günahkar yaratıklarıydık da dünya yaşamı ile mi cezalandırılıyoruz?
Böyle düşünenler de yok değil.
Buradan daha kötüsüne gidecekler de olabilir daha kötüsüne de diye düşünülebilir mi?
Herşey teleskoptan görüldüğü gibi mi?
Ve maddeci bir bakışla mı değerlendirilmeli?
Yoksa bilmediğimiz çok farklı gerçekler mi var?

mep
26-03-2007, 22:50
Dünya bazıları için cezayeri olabilir.
Ama peygamberim deyip cezayerini cennete
çevirenlerde olmamış değil hani!

TOPRAK06
26-03-2007, 23:11
küresel ısınmaya alınan önlemler insanları nelerin kararttığını göstermektedir.

pante
27-03-2007, 01:15
"Yoksa *Dünya *Cehennemimiz *mi? *(cezayerimiz *mi?)
*
Dünyadaki *bozukluklar, *adaletsizlikler, *savaşlar, *sömürüler, *açlıklar, *yoksulluklar, *cinayetler, *katliamlar, *bitmeyen *problemler *ve *çözümsüzlükler.
Yoksa *biz *başka *gezegenin *yaramaz, *günahkar *yaratıklarıydık *da *dünya *yaşamı *ile *mi *cezalandırılıyoruz?
Böyle *düşünenler *de *yok *değil.
Buradan *daha *kötüsüne *gidecekler *de *olabilir *daha *kötüsüne *de *diye *düşünülebilir *mi?
Herşey *teleskoptan *görüldüğü *gibi *mi? *
Ve *maddeci *bir *bakışla *mı *değerlendirilmeli?
Yoksa *bilmediğimiz *çok *farklı *gerçekler *mi *var?"

Şimdi bu fikri geliştirip "Tanrı Kuramı" topiğinde alternatif kuram olarak yer verebiliriz diye düşünüyorum. Ama önce üzerinde çalışmak gerekiyor.

Ufolar : Bizi dünyada cezalandıranların cezayerimizi, neler yaptığımızı gözlemleyen keşif araçları olabilir mi?

Tevrat'ta Hezekiel'in tarif ettiği araç da geçmişteki ziyaretleri işaret ediyor olabilir mi?

http://www.kutsalkitap.com/kkitap/?b=26

Bugün de ufoları anlatanların abartılarına ve yanlış tariflerine rastlanmakta. Hezekiel'in anlatımında da bazı saçma yanları çıkarttığımızda, o dönem teknolojisinde yeri olmayan bir uzay aracı ile karşılaşmıyor muyuz?

sargon
27-03-2007, 01:29
pante, konuyla alakası yok, sanırım başka bir topic'teydi ama hangisi olduğunu hatırlayamadım. Şu tasavvuf konusunda sana birşey soracaktım. Bu tasavvuf düşüncesinin kökeni hakkında bir araştırma yaptın mı? Bir süredir Hinduizm ve Budizm üzerine bişeyler okuyorum ve çok büyük benzerlikler olduğunu düşünmeye başladım. Hem düşünce biçimi hem de ritüeller olarak. İslamiyet ise bence aşırı derecede materyalist bir din. İslam'dan tasavvuf çıkması bana hiç mümkün görünmüyor. Sen ve Sodomo ne diyorsunuz bu konuda.

sodomo--
27-03-2007, 09:41
Sargon, Anadolu tasavvufunun kökeni Neo-Platonizmdir. Neo platonizmin kurucusu Musevi din adamı Plotindir ve Tevrat ile Platonun düşüncelerini kaynaştırarak ( Stoacılık da vardır)bu yarı felsefi yarı din akımı kurmuştur. Anadolu tasavvufunun ana dayanağı "aşk" sözcüğünde gizlidir ve bu da ilk defa Plotin'in dinin içine soktuğu bir kavramdır. Yaratıcıya "aşk" yolu ile ulaşılacağı düşüncesinin kaynağı işte bu Neo-Platonizmin getirdiği bir anlayıştır. Daha da geriye götürürsek Musevi mistizmi Kabbala genel anlamda Ortadoğu mistik düşüncesinin kaynağıdır ve Hristiyanlığa bu "Gnostizm" olarak yansımıştır. Gnostizmin kitabı da Thomas İncilidir.

Anadolu'daki İslam mistik düşüncesinin en çok etkilendiği akım da işte bu Hristiyan Gnostiklerdir ve Gnostiklerin Anadolu mistik düşüncesindeki etkisi de haçlı seferleri ile başlamıştır.


Kültür Bakanlığının linkinde (http://kultur.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF8FE9074FF19B00050 7A5EC3E4D661B32) bulunan aşağıdaki satırlar oldukça dikkat çekicidir:

Yunus Emre'nin şiirinde Yeni-Platonculuk'tan kaynaklanan Tasavvuf öğretisinin bütün sorunları bulunur. Bunlara yeni bir çözüm getirmez, Yeni-Platonculuk'un yöntemine dayanarak yorumlar ileri sürer. Bu nedenle onun şiiri Yeni-Platonculuk'un Türkçe açıklanışıdır.


Aslında Musevi, Hristiyan ve İslam mistizminin bir çok ortak yönü vardır ve bu açıdan baktığında bunların ayrı birer din olduğunu bile anlayamazsın. Bir bakıma mistik akımlar dinleri kullanarak kendisine bir meşruiyet alanı açmaya çalışmıştır. Din işin kılıfıdır senin anlayacağın.


Kabbala için Türkçe şu linki tıklayabilirsiniz (çok harika bir müzik var girişte dinle onu huşu içinde :) Â*

http://www.kabbalah.info/turkishkab/

Gnostizm için:

http://www.hermetics.org/Gnosis.html

İlginç ama bu gnostizmi de Grek felsefesini adeta işgal edip yok eden Hristiyanlığa karşı bir tepki olarak Â*Grek felsefesinin yeniden canlanma çabası olarak niteleyenler de vardır.

Aslında çok keyifli konular ama çok fazla bilgi toplamadan da kesin olarak "şu şudur" demek istemem ve bu tasavvufun tarihsel arka planı için oldukça fazla çalışma yapmak lazım.

Hinduizm ve Budizm'e gelince, genel anlamda bu dinler zaten tasavvufidir ve bu anlamda bildiğimiz klasik anlamda semavi dinlere benzer bir tarafı yoktur ve din deyip dememekte de özgürsün. Tarihsel arka planında Hindistan ve Mısır bütün tasavufi akımlara beşiklik etmiş bölgelerdir. Hatta Plotinos bile Hindistana gidip tasavvufi bir eğitim almak istemiş fakat bunu başaramayınca Roma'ya gelip orada kendi başına bu neo-Platonist felsefeyi geliştirmiş.
Lakin nasıl Ortadoğu'daki dinlerin ana kaynağı Sümer ise mistik akımların da ana kaynağı Mısırdır. Hindistan bağlantısını ben kuramadım açıkçası belki vardır.

Uzun konular vesselam. Ben sana anahtar sözcükleri verdim gerisini sen hallet :)

dilaver
27-03-2007, 10:19
İslam da ki Kalenderi akımını göz ardı etmemek lazım. Bu akım hint Acem etkisiyle tasavvufu öncelliyor gibi.

* * Bir de Mutezille İslamın sol yorumu, akılcı yorumu ise sufizm de sag ve teslimiyetçi yorumu oluyor.

* * Herhalde Muhyiddin'i Arabi ile sufizm temellerine oturuyor ve o bir anlamda pir oluyor.


* * *saygılarımla

sodomo--
27-03-2007, 10:58
Yoksa *Dünya *Cehennemimiz *mi?

Yahu hangi batılı yazar söylemişti hatırlamıyorum ama tam yeridir yazayım:

--Muhtemeldir ki bu dünya bir başka gezegenin cehennemidir.


Şimdi bu soru ile ilgili ancak kendimize ait fikirler söylersek ve bu fikirler "kendimizce" olursa bir anlamı olur. Yoksa "kitapta bu yazıyor", "Allah bunu der" gibi cümlelerle başlarsak hiç bir yere gidemeyiz ve ben *dikkate bile almam gerisini cümlenin.

Benim düşüncem o dur ki, bu kainat bu dünyayı var etti, bu dünya da bizi var etti ve biz de sevgiyi var ettik. Artık bu saatten sonra kainatı "ruhsuz" olarak tarif edemeyiz materyalistler gibi çünkü artık biz varız ve bizim sevgimiz var. Yani kainat sevgiyi var etti. Sebepler zincirinin en başına bakan ve en başını bulmaya çalışan bilim bu sebepler zincirinin sonuçlarını görme konusunda oldukça yeteneksizdir. Bu konuyu bilime havale edersek daha baştan cevapsız kalır bu soru. Beni Big bang falan gibi mekaniksel süreçler ilgilendirmiyor ama "kendimi" bu süreçlerin içinde oldukça anlamlı bir yere koyuyorum ve bunun da tek başına mucizevi bir şey olduğunun farkındayım. Kötülük ve acıdan çok benim bu kötülüğe ve acılara yönelik tepkim daha başat ve daha belirleyici geliyor bana. Diyebilirim ki, kendimi kainatın merkezi olarak görüyorum ve "neden kainat benim için kendini bu kadar yordu" demekten de kendimi alamıyorum. Bence *artık kainatın anlamını tek tek herbirimiz kendinde görmeli ve kendi dışında yapılan bir kainat tanımının da mekanik ve bilimsel bir tanım olacağının farketmeli.

Daha öncede bir çok kere açıkladım, herşeyi dışsallaştırarak yapılacak bütün tanımlar temelden yanlıştır.

Örneğin: "Tanrı vardır" derken onu ötelerde bir yerlere koyuyorsundur ve bu yüzden kendini de onu da dışsallaştırıyorsundur, aynı "taş" vardır der gibi.

Aynı şekilde "Tanrı yoktur" derken de "ötelerde bir yerlerde yoktur" deyip bunu yapıyorsundur.

Veya Big bang, yıldızlar, kainat falan....Hepsi ötelerde bir yerlerdedir zaten.

"Bu dünya cehennem mi" sorusuna cevap vermek çok zor. Eğer "sevgi"nin tohumlarını ekersek cennete de çevirebiliriz. Bence bu dünya sadece bizi "asgari geçim indiriminden" faydalandırıyor ve ortam sağlıyor. Bize düşen onu cennete çevirmek. "Yok öyle beleş cennet, uğraşacan didinecen ve cennet yapacaksın" demeye getiriyor bize bu dünya..Bu dünyanın bu yönünü seviyorum aslında. Bana bahçesi çiçeklerle dolu bir ev verselerdi bu beni pek etkilemezdi ama eğer bahçesi harabeye dönmüş bir evi alıp dekore etsem ve bahçesine o çiçekleri ben ekip ben yetiştirsem o zaman çok mutlu olurum. İşte bu dünya da böyle. "Ben seni biyolojik olarak var ettim ve görevimi yaptım gerisini sen hallet ve nasıl halledersen hallet" diyor bize.

Neden kendimizi bu kadar dışarıda tutarak onu anlamaya çalışıyoruz ki? Önce insanlık olarak bu dünyayı cehenneme çevirdiğimizi farketmeliyiz. Eğer bu dünya bir cehennem ise bunda büyük paya sahip olan yine insanlıktır. Onca savaş ve yıkımın sorumlusu kim?
Diyeceksin ki, hastalıklar, doğal felaketler ve ölüm ne olacak?

Eee dünya da kendince bir popülasyon hesabı yapıyor, netice de bi tek ben yaşayacak değilim ki:) Baksana trilyonlarca, katrilyonlarca canlıya hayat verdi, bilir o işini... Bize düşen daima dünyanın bu "almadan veren" ruhuna yakışır birer insan olmak. *

Günün mana ve önemini anlatan bilge sözlerimiz de şunlar olsun:

Gökyüzünün *altında, *
herkes *güzelliği *güzellik *olarak *görür, *
çünkü *çirkinlik *vardır.
Herkes *iyiyi *iyi *olarak *bilir,
çünkü *kötülük *vardır.
Bu *nedenle *sahip *olmak *
ve *olmamak *beraber *gider.
Zor *ve *kolay *birbirini *tamamlar
Uzun *ve *kısa *birbirine *karşı *çıkarken,
yüksek *ve *alçak *
bir *diğerinin *üzerinde *uzanır.
*
Ses *ve *söz *bir *ahenk *içindeyken;
ön *ve *arka *birbiri *peşisıra *yol *alır.
İşte *bu *nedenle, *
bilge *kişi *edimsiz *kalır,
suskunluktadır *onun *öğretisi...

...
...
...

Gök *ile *yer *arası *körük *gibidir
bomboş, *ama *doldurulamaz.
Kullandıkça, *çoğalır, *ha *çoğalır.
Açıklamaya *çalışma,
tüketir *seni.
Bırak, olduğu *gibi *kalsın.

Vadi *ruhu *hiç *bir *zaman *ölmez;
o, *kadındır, *anaların *anası...
Eşiği, *gökyüzü *ve *yeryüzünün *kökü...
Belli *belirsiz *bir *peçe *gibidir *o.
Kullan; *seni *yanıltmaz.
*
Gök *sonsuzdur, *
yeryüzü *ölümsüz.
Nasıl *böyledir *peki?
Kendileri *için *yaşamazlar *çünkü... *

sodomo--
27-03-2007, 11:06
Bir Â*de Â*Mutezille Â*İslamın Â*sol Â*yorumu, Â*akılcı Â*yorumu Â*ise Â*sufizm Â*de Â*sag Â*ve Â*teslimiyetçi Â*yorumu Â*oluyor.

Yahu Dilaver, bu sağcılık ve solculuğu nereden çıkarttın şimdi :) Hem de sol "akılcı" sağ "teslimiyetçi" :)

"Sosyalist şablonculuk" da bu olsa gerek :)

27-03-2007, 16:35
1993-94 yıllarında bir akım duymuştum.
Akımın özü şuydu. Bu arada din demiyorum çünkü onlarda din demiyorlardı. Son dinin islamiyet olduğuna, son kitabında kuran olduğuna inanıyorlardı. Ama aynı zamanda; Konyada bir kadının vücudunda mevlananın tekrar dünyaya geldiğine, Ve bu kadının vahiy yoluyla bildirilen ayet gibi bilgilerden kitap yazdığını söylüyorlardı. Bu kitaba bilgi kitabı diyorlardı.Kitap fasiküllerden oluşuyordu. Bir arkadaşım bana bir fasikül getirmişti. Okudum pek bişey anlamadım. Uzaydan, gezegenlerden falan bahsediyordu. Ben çok merak edince beni bir tanıdıklarının evine götürdü. Bu insanlar çok nazik, çok kültürlü üstelik eğitimci insanlardı. Oturma odasına aldı bayan bizi. Sonra ben sordum o anlattı. Dedi ki; insanların ruhları vardır ve dünyaya ruhlar olgunlaşmak için gelirler. Ruhun olgunlaşması için dünyaya birden fazla gelmesi gerekir. Bu da reankarnasyon demek oluyor. Bir ruh bir hayatında çok mutlu yaşamışsa diğer hayatında acı çeker.Ruh herzaman insan olarak dünyaya gelmez hayvan bedeninde de dünyaya gelebilir. Amaç sadece ruhların olgunlaşmasıdır. Bütün ruhlar olgunlaştığında dünya altın çağına girecektir.( bişey hatırlattı mı) Dolayısıyla cennet te cehennemde bu dünyadır. Yukarda aynı devlet sistemi bir sistem vardır. En başta Allah vardır. Onun altında kademe kademe çalışan (aynı bir memur gibi) melekler vardır. İşleri bunlar yapar. İnsaların yaşayacakları hayatlar önceden belirlenmiştir (kadercilik). Herkes bu programa uyup ruhunu olgunluğa eriştirir.

İşte böyle kısaca anlattı bana.O zaman da inanmadım şimdi de inanmıyorum tabii ki. Ama bu akımın (ismi şu anda aklımda değil) çok müridi var. ÇOğu eğitimli yada ünlü insanlar. Bir sembolleri var papatya. 6 tane yaprağı var papatyanın. Herkes papatyanın bir yaprağı sonra o bir kişi başka altı kişiyi getiriyor. Böylece tarikat büyüyor. Tabiiki durumlarına göre insanların elde ettikleri kademeler var. Ve son bişey daha . Tarikata giriş aidatı alıyorlar :)

Dünya cehennem mi demişsiniz ya ordan aklıma geldi anlatayım dedim. Buna gerçekten inanana çok insan var çünkü.

27-03-2007, 16:56
Bir de şu sözü çok severim

Cehennem insanın vijdanıdır.

pante
27-03-2007, 22:47
"pante, *konuyla *alakası *yok, *sanırım *başka *bir *topic'teydi *ama *hangisi *olduğunu *hatırlayamadım. *Şu *tasavvuf *konusunda *sana *birşey *soracaktım. *Bu *tasavvuf *düşüncesinin *kökeni *hakkında *bir *araştırma *yaptın *mı? *Bir *süredir *Hinduizm *ve *Budizm *üzerine *bişeyler *okuyorum *ve *çok *büyük *benzerlikler *olduğunu *düşünmeye *başladım. *Hem *düşünce *biçimi *hem *de *ritüeller *olarak. *İslamiyet *ise *bence *aşırı *derecede *materyalist *bir *din. *İslam'dan *tasavvuf *çıkması *bana *hiç *mümkün *görünmüyor. *Sen *ve *Sodomo *ne *diyorsunuz *bu *konuda. "

Sargon, bu konuda Sodomo bir ön açıklama yapmış. Bunun üzerine benim ekleyeceğim pek fazla birşey yok. Sadece şu yanılgıya düşmemek gerekir ki;
Dinlerin, inançların birbirlerinden etkilenmeleri doğrudur. Bilhassa yeni oluşturulan bir din, çevredeki dinlerden ve toplumun adetlerinden yapılanır. Ama her benzer inancın kökeninin eski olan diğer inanç olduğu konusunda yanılabiliriz.
Örneğin Platon'un görüşlerine dünyada en yakın olan inanç Hinduizmdi ama Platon, görüşlerini Hinduizmden etkilenerek oluşturmuştur diyemeyiz.
Ayrıca aynı bölgelerde benzer inançlar olduğunu söylemek de pek mümkün değildir. Ortadoğu dinleri birbirinden etkilenmiş gözüküyorsa da, Sabiliği, Zerdüşt dinini, Mısır ve Sümer dinlerini kattığımızda benzerliklerin de kendi aralarında gruplandığını görmekteyiz. Yine aynı bölgede olmasına rağmen Hinduizm ve Şamanizm çok farklı inanç sistemleridir.

Tasavvufi düşünce İslam içinde doğmuştur, İslam'ın katı sistemi içinde filizlenirken zorunlu olarak ayrı bir inanç, ayrı bir felsefe olarak sunulmamış, asıl İslamın Tasavvuf olduğu şeklinde ifade edilmiştir. İlk sufilerin, başta Hallac-ı Mansur'un vahşice öldürülmesi bu felsefenin İslam'a mahkum kalmasını zorunlu kılmıştır. Senin de belirttiğin gibi Vahdet-i vücud anlayışının İslam'la hiçbir uyuşur yanı yoktur.
Tasavvufun tarihinin İslam'dan çok daha öncesine dayandığı kanısındayım. Mısır ve öncesi bilinmeyen ya da kaybolan uygarlıklarda kökü olabilir. Ama elimizde bu konuda bir kaynak yok.
Hinduizm ve Budizmle ilgili okumalarını tamamladıktan sonra bir konu açarsan orada daha geniş değerlendirmeye çalışırız.

pante
28-03-2007, 02:23
"1993-94 *yıllarında *bir *akım *duymuştum. *
Akımın *özü *şuydu. *Bu *arada *din *demiyorum *çünkü *onlarda *din *demiyorlardı. *Son *dinin *islamiyet *olduğuna, *son *kitabında *kuran *olduğuna *inanıyorlardı. *Ama *aynı *zamanda; *Konyada *bir *kadının *vücudunda *mevlananın *tekrar *dünyaya *geldiğine, *Ve *bu *kadının *vahiy *yoluyla *bildirilen *ayet *gibi *bilgilerden *kitap *yazdığını *söylüyorlardı. *Bu *kitaba *bilgi *kitabı *diyorlardı.Kitap *fasiküllerden *oluşuyordu. *Bir *arkadaşım *bana *bir *fasikül *getirmişti. *Okudum *pek *bişey *anlamadım. *Uzaydan, *gezegenlerden *falan *bahsediyordu. *Ben *çok *merak *edince *beni *bir *tanıdıklarının *evine *götürdü. *Bu *insanlar *çok *nazik, *çok *kültürlü *üstelik *eğitimci *insanlardı. *Oturma *odasına *aldı *bayan *bizi. *Sonra *ben *sordum *o *anlattı. *Dedi *ki; *insanların *ruhları *vardır *ve *dünyaya *ruhlar *olgunlaşmak *için *gelirler. *Ruhun *olgunlaşması *için *dünyaya *birden *fazla *gelmesi *gerekir. *Bu *da *reankarnasyon *demek *oluyor. *Bir *ruh *bir *hayatında *çok *mutlu *yaşamışsa *diğer *hayatında *acı *çeker.Ruh *herzaman *insan *olarak *dünyaya *gelmez *hayvan *bedeninde *de *dünyaya *gelebilir. *Amaç *sadece *ruhların *olgunlaşmasıdır. *Bütün *ruhlar *olgunlaştığında *dünya *altın *çağına *girecektir.( *bişey *hatırlattı *mı) *Dolayısıyla *cennet *te *cehennemde *bu *dünyadır. *Yukarda *aynı *devlet *sistemi *bir *sistem *vardır. *En *başta *Allah *vardır. *Onun *altında *kademe *kademe *çalışan *(aynı *bir *memur *gibi) *melekler *vardır. *İşleri *bunlar *yapar. *İnsaların *yaşayacakları *hayatlar *önceden *belirlenmiştir *(kadercilik). *Herkes *bu *programa *uyup *ruhunu *olgunluğa *eriştirir. *
*
İşte *böyle *kısaca *anlattı *bana.O *zaman *da *inanmadım *şimdi *de *inanmıyorum *tabii *ki. *Ama *bu *akımın *(ismi *şu *anda *aklımda *değil) *çok *müridi *var. *ÇOğu *eğitimli *yada *ünlü *insanlar. *Bir *sembolleri *var *papatya. *6 *tane *yaprağı *var *papatyanın. *Herkes *papatyanın *bir *yaprağı *sonra *o *bir *kişi *başka *altı *kişiyi *getiriyor. *Böylece *tarikat *büyüyor. *Tabiiki *durumlarına *göre *insanların *elde *ettikleri *kademeler *var. *Ve *son *bişey *daha *. *Tarikata *giriş *aidatı *alıyorlar * *
*
Dünya *cehennem *mi *demişsiniz *ya *ordan *aklıma *geldi *anlatayım *dedim. *Buna *gerçekten *inanana *çok *insan *var *çünkü.

--------------------------------------------------------------------------------"



Sevgili gözde, yazın üzerine daha önce tv'den haberini izlediğim bu akımı internetten aradım.

Vedia Bülent Çorak adındaki bu kadının başkanlığını yaptığı Dünya Kardeşlik Birliği Evrensel Birleşim Merkezi Derneği adında bir dernek ve Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı adında bir vakıf var. Saçma sapan fikirlerine bir de Mevlana'yı alet etmişler. İnanç sömürüsü amaçlı bir akım olduğu gün gibi ortada.
Bu kadına inananlar herhalde "Artık bir Türk hem de kadın peygamberimiz var." diye övünüyorlardır. Öyle ya her ne kadar bilgi kitabında peygamberlik döneminin sona erdiğini belirtmiş olsa da Allah katı olan Alfa'dan bilgi, talimat aldığına göre peygamberdir.
Bu kadına göre Muhammed'de, Atatürk'de bir uzaylıymış. Kendisi de Mevlana'nın enkarnesi.

Haklarında soruşturma açılmasına rağmen aklanan ve faaliyetlerini sürdüren bu kadının inanan sayısının onbinleri bulduğu söyleniyor. Tarikat mensupları arasında, çok sayıda avukat, doktor ve profesörün de bulunduğu ifade ediliyor.

Bir de maron tarikatı var. Atlanta Teknolojik Uzay Bilim Derneği yeni oluşumları ise Evrensel Kenetleşim Derneği. Başlarında Cenap Başman diye biri. Tarikat içindeki adı Axoy Amon, (yani Kutsal Allah). Atlantis'i kuran Cenap bir süre sonrada İmparator olmuş. Atlantis gizli dilini öğretmeye başlamış. Kendisi hem Allah, hem Muhammed, hem Atatürk, hem de İsa olmuş, çeşitli dönemlerde dünyaya gelerek bizleri kurtarmış. Şimdide 2013'de kopacak kıyamette bizi kurtaracakmış. :)
Piramit yayınevinin de sahibi.
Harun Kolçak bu yalanlara kanmış ve toplantılarını İstanbul ' da evinde yapacak kadar kandırılmış. Daha sonra bu adamın hasta olduğunu anlamış ama bunu anlaması neredeyse bir sene sürmüş ve anlayana kadar İstanbul' da Odak, yani grup başkanlığı yapmış.
Yani bu tarikat içinde de sıradan diyemeyeceğimiz insanlar var.

vartor
28-03-2007, 03:59
Su yazilanlari okudukca kendi kendime, acaba insanlar bir seye toplu halde birbirlerini kandirma bahasina da olsa, inanarak birbirinden guc mu aliyor sorusu geliyor aklima. Belki tek tek herbirinin sacmalik niteliyecegi bir seye toplu halde inanabiliyor. Toplum psikolojisi denen bu olsa gerek.

28-03-2007, 09:54
Vartor'a katılmamak mümkün değil. İnsanoğlu hep onu kurtulaşa erdirecek bir güç arıyor gibi. Asıl soru şu oluyor o zaman; neyden kurtuluş?

sodomo--
28-03-2007, 10:12
Sargon, *bu *konuda *Sodomo *bir *ön *açıklama *yapmış. *Bunun *üzerine *benim *ekleyeceğim *pek *fazla *birşey *yok. *

Yok ya :) Ne güzel, Sargon diyor "siz anlatın yormayın beni" Pante de benimkinin yeterli olduğunu söylüyor. Oh ne ala :) Hadi abiciğim ben açılışı yaptım şimdi sıra sizde öyle kaçmak yok.
Sizi uyanıklar sizi :) Özellikle Pante senin bu konuya asılman lazım abicim, yok öyle sadece şiir yazmak, değil mi ama :)

pante
28-03-2007, 13:21
"Yok *ya * *Ne *güzel, *Sargon *diyor *"siz *anlatın *yormayın *beni" *Pante *de *benimkinin *yeterli *olduğunu *söylüyor. *Oh *ne *ala * *Hadi *abiciğim *ben *açılışı *yaptım *şimdi *sıra *sizde *öyle *kaçmak *yok. *
Sizi *uyanıklar *sizi * *Özellikle *Pante *senin *bu *konuya *asılman *lazım *abicim, *yok *öyle *sadece *şiir *yazmak, *değil *mi *ama" *

:) Ben de "Oh! iyi sıyırdık Sodomo sayesinde" diyordum. :)
Böyle sipariş üzerine araştırma olmuyor ya! *:(
Tam da ilgi duymadığım sıralarda..
Ama ne demişim sonuçta;

"Hinduizm *ve *Budizmle *ilgili *okumalarını *tamamladıktan *sonra *bir *konu *açarsan *orada *daha *geniş *değerlendirmeye *çalışırız. "

Topu yeniden Sargon'a attığım düşünülmesin.
Sadece konu ayrı bir başlıkta değerlendirilir, yükümüz hafifler, zaman kazanırız, o yazana kadar konuya ilgimiz gelir. *:wink:

pante
28-03-2007, 22:02
"Yoksa *Dünya *Cehennemimiz *mi? *(cezayerimiz *mi?)
*
Dünyadaki *bozukluklar, *adaletsizlikler, *savaşlar, *sömürüler, *açlıklar, *yoksulluklar, *cinayetler, *katliamlar, *bitmeyen *problemler *ve *çözümsüzlükler.
Yoksa *biz *başka *gezegenin *yaramaz, *günahkar *yaratıklarıydık *da *dünya *yaşamı *ile *mi *cezalandırılıyoruz?
Böyle *düşünenler *de *yok *değil.
Buradan *daha *kötüsüne *gidecekler *de *olabilir *daha *kötüsüne *de *diye *düşünülebilir *mi?
Herşey *teleskoptan *görüldüğü *gibi *mi? *
Ve *maddeci *bir *bakışla *mı *değerlendirilmeli?
Yoksa *bilmediğimiz *çok *farklı *gerçekler *mi *var?" *


Şimdi bu fikri geliştirip "Tanrı Kuramı" topiğinde alternatif kuram olarak yer verebiliriz diye düşünüyorum. Ama önce üzerinde çalışmak gerekiyor.

Ufolar : Bizi dünyada cezalandıranların cezayerimizi, neler yaptığımızı gözlemleyen keşif araçları olabilir mi?

Tevrat'ta Hezekiel'in tarif ettiği araç da geçmişteki ziyaretleri işaret ediyor olabilir mi?

http://www.kutsalkitap.com/kkitap/?b=26

Bugün de ufoları anlatanların abartılarına ve yanlış tariflerine rastlanmakta. Hezekiel'in anlatımında da bazı saçma yanları çıkarttığımızda, o dönem teknolojisinde yeri olmayan bir uzay aracı ile karşılaşmıyor muyuz?"

Oluşturacağımız Tanrı Kuramı için donelerimizi tamamlayalım;

İnsanoğlu, beyninin % 5 ila 11'i arasında bir kapasitesini kullanabiliyormuş.
Beyninin % 100'ünü kullanabilen insanı düşündüğümüzde herhalde ortaya müthiş bir yaratık çıkar. Yoksa kapasiteleri sınırlandırılmış varlıklar mıyız?

Evrende beynini %100 kullanabilen varlıklar insandan ne tür üstün özelliklere sahipler acaba?
Onların hücreleri çabuk yaşlanmıyor ve çabuk ölmüyor olabilir mi?
Yaşadıkları gezegenler dünyadan çok daha uygun yaşam şartlarına sahip olabilir mi?
Dünyada olmayan, yetişmeyen bir takım ürünler, besinler ya da kimyasallar onlara çok farklı üstünlükler kazandırıyor olabilir mi?
Yani her türlü hastalığa bağışıklık, üstün direnç, çabuk iyileşme gibi.

pante
21-05-2007, 00:51
İhsan Eliaçık, İslam'da cariye olmadığını öne sürmüş şimdi de.
Daha önce'de İslam'ın köleliği kaldırdığını iddia etmişti.

İslam'da Cariye Var mı?

http://www.haber10.com/makale/7182/

Yazı uzun. Bir kısmını alalım:

Her zaman mağdurun, mazlumun, ezilenin yanında olan ve hatta onların sesi ve soluğu olarak doğan Kur’an’ın böylesi bir uygulamayı onaylaması mümkün müdür?

Kur’an’a baktığımızda kadınların çok kötü olan durumlarını düzeltmeye yönelik ayetlerin geldiğini ve bir dizi reforma giriştiğini görüyoruz. Kadınlarla ilgili bütün ayetleri bu çerçevede anlamak icab eder.

Bu nedenle Kur’an’da “cariye” kavramı geçmez.

Kur’an’da geçen “meleket eymanuhum” kavramını “cariyeler” olarak yorumlayanlar yanılıyorlar. Bu kavramın cariye manasına yorulması hem beyhudedir.


İhsan Eliaçık bu gidişle Yaşar Nuri'yi sollar. Bayağı bir reformistliğe soyundu. Hadislerin işine gelenini dikkate alıyor, gelmeyenini görmezdeni bilmezden geliyor. Bu tavır, 1400 yıl önceki dönemi bugünle aynı görüp, o devrin özelliklerini, toplum yapısını, insan karakterini, ahlak değerlerini bugüne uydurma gayretkeşliği olarak ortaya çıkıyor. Bu gayretkeşlikten Kur'an ve hadislerde nasibini alıyor.
Tüm İslam tarihçilerini, İslam alimlerini, sahih hadisçileri bir kenara atıyor. Kendi ahlak değerlerine, karakterine, çağ anlayışına göre yeni bir şekillenme oluşturmaya çalışıyor.
Neden?
Çünkü diğer yolu, yöntemi denediğinde aforoz edileceğini hesaplıyor.
Nedir diğer yol, yöntem?
"Kur'an'daki, hadislerdeki bir takım konular ve hükümler 1400 yıl öncesi toplum yapısına hitap eder. O dönemin bir takım uygulamalarını bugün tatbik etmek mümkün değildir. Çünkü İnsan hakları evrensel beyannamesi var, uluslararası anlaşmalar, sözleşmeler var. Avrupa insan hakları mahkemesi var, savaş kanunları, esir kanunları var, Birleşmiş Milletler var, AB var. Devletler, toplumlar, dinler köleci toplum devrinin uygulamalarını sürdürmekte serbest olamazlar. " demektir.
Bunu diyemiyor. Bunu derse " Vay, sen Kur'an'ın evrensel olmadığını mı öne sürüyorsun kafir!" denilmesinden korkuyor. Aynı diğer korkanlar gibi. İlahiyatçıların, diyanetçilerin, sözde İslamcı tv şaklabanlarının takiyye yaptığı gibi.
Bunu söyleyebilmek yerine, kırmızı çizgilerle sınırladıkları ayetleri ve hadisleri hiç ağızlarına almayarak ya da sıkıştıklarında çarpıtıp tahrif ederek ve yanlış yorumluyarak sıyrılmaya çalışıyorlar.
Hiçbiri "kral çıplak!" diyemiyor. Bunlardan korkulur. Bunlar yarın Kur'an'ı da keliimelerle oynayarak değiştirir. Nasıl Libya'da farklı Kur'an varsa Türkiye'de de farklı Kur'an olur.
Eliaçık Bedir'i görüyor ama Hayber'i görmüyor. Beni Kurayza'yı, Beni Mustalik'i görmüyor. Emevi dönemi Asya savaşlarını ve onbinlerce köle ve cariye esir alımını görmüyor.
Hz. Muhammed'in evlendiği 2 cariyesini görüyor ama sahip olduğu 20'ye yakın cariyesini
görmüyor.
Neden?
yakıştıramıyor musun İslam peygamberine?
Günümüzde tek eşlilik revaçta diye bunu ayetleri tahrif ederek sunmak yerine, "devir böyle" demek daha doğru değil mi? Cariye gerçeğini bir çırpıda silebilir misin hurileri silmeye kalkıştığın gibi? Kaç kişi inanır? Ama müslümanların çok büyük bir çoğunluğu devir farkına inanıyor. Fakat her ayetin her dönem geçerli olduğu takıntısı ile ısrarla bu devir farkı anlayışı kabullenilmek istenmiyor.
Öyleyse siz besili atlar yetiştirmeye devam edin. Yorgun ve zayıflamış develerle hacca varmaya da.
Besili at yerine tarihi yenilgilerin deneyimi ile tanka mecbur kalanlar, deve ile uzak ülkelerden hacca ulaşmanın imkansızlığını düşünüp uçağı kabullenenler kılıçla kafa kesmekten, el-ayak kesmekten vazgeçmeyi ise asla kabullenmeyeceklerdir. Türban konusunda ise diğer konularda gösterdikleri gayretkeşliği tersine gösterecek, türbanı Kur'an'a uydurabilmek için tüm çabalarını ortaya koyacaklardır.
Ama tarih kimleri silip atmadı ki? Onlarında yazdıkları makaleler ve abuk sabuk kitapları da 10 sene sonra hatırlanmaz. Yaşam hızla akıp gider ve değişimin, gelişimin önüne kimse geçemez. Ama değeri olanlar, iz bırakanlar, halkların gönlünde yer edinenler aradan binlerce yıl geçse de okunurlar, anılırlar. Ama onları sayanlar onları taklit etmez, takdir eder.
Gününü kurtarmak isteyenler, geleceğe yatırım yapamazlar. Geleceğin mimarları ise bugünün şartlarına, ortamına göre hareket etmez. Her türlü baskıyı, eleştiriyi göze alır ve cesurca doğruları dile getirir. merak etmesin ne derisi yüzülür ne yakılırlar geçmişteki gibi. En fazla bazı kapılar yüzlerine kapılır, bazı cemaatlerden aforoz edilir, bazı siyasallarca beğenilmezler. Zaten fazilet de doğrular uğruna bunlardan vazgeçebilmededir.

pante
21-07-2007, 00:15
Suskunluk ve Susuzluk

Ahmet Hakan Hürriyet'teki yazısında Tayyip Erdoğan'ı Türkiye'nin en ballı adamı olarak işaret etti.
Hak vermemek mümkün değil.

Türkiye’nin en ballı insanı

Ahmet HAKAN

NURETTİN Sözen’den sonra İstanbul’a belediye başkanı oldu...

Belediye Başkanı oluşunun hemen ardından susuz İstanbul’a yağmur yağdı...

Okuduğu şiir nedeniyle hapse girip mazlum durumuna düştü...

Partisini kurduğunda ülke, eşine az rastlanır krizlerle çalkalanıyor ve çürük bir koalisyon ile yönetiliyordu.

İlk girdiği seçimde yüzde 34.4 oy almasına karşın Meclis’in yüzde 60’ını ele geçirdi.

Cumhurbaşkanlığı seçimindeki gelişmeler nedeniyle yine mağdur durumuna düşerek elektrik yaratmayı başardı.

Deniz Baykal gibi bir muhalefet liderine karşı mücadele etmenin bütün avantajlarını yaşadı, yaşıyor.

Ahmet Hakan'ın yazısına bir ilavede bulunayım.
Eğer Sözen döneminde kuraklık ve susuzluk yaşanmasaydı RTE o dönem belediye başkanı, bugün ise başbakan olamayacaktı. Şu sıra Sözen döneminden çok daha büyük bir kuraklık ve susuzluk kapıda. Ama kuraklıkğın seçim dönemine rastlaması nedeniyle oy kaybına sebep olmaması için su kısıtlamasına gidilmiyor. Bu nedenle göller, barajlar kuruyana kadar suları çekilip pompalanıyor. Sözen döneminde hiç bir göl kurumamıştı. Çünkü kısıtlamaya gidilerek su sarfiyatı azaltılmıştı. Popülist politika yapmadığını öne süren RTE ise seçimi kazanmak uğruna büyük bir felaketi göze alıyor. Herhalde yine Allah' a ( Şansına) güveniyor. Yaz ortasında sağanak yağmurlar umuyor olmalı. Seçimin öne çekilip kuraklığa rastlanmaması ballı RTE'nin bir başka şansı. Seçim Kasım'da olsaydı Sözen'in düştüğü durum kaçınılmaz olur ve kesin kaybederdi.

İstanbul ve Ankara'da Ekim'e kadar yetecek su olduğunu öne sürüyor belediye başkanları.Bu büyük bir yalan. Uzmanlar 1 aylık su rezervi kaldığını bildiriyor.
Millet ise bu durum karşısında suskun. Bu suskunluk, suların kısıtlanmasının nahoş bir durum olmasından ileri geliyor olabilir. Ama öyle görünüyor ki suskunluğun sonucu susuzluk olacak. Bu kısıtlama şeklinde bir susuzluk da değil üstelik. Tümden susuzluk. İş umuduyla göç tersine dönebilir ve susuzluk nedeniyle göçe dönüşebilir. Önümüzdeki kışın yağışlı geçeceğinin de bir garantisi olmadığına göre durum vahim.

Bu konuda dahi takiyye zihniyetini görmekteyiz. Gerçekler çarpıtılıyor ve oy uğruna aylardır önlem alınmıyor. İnsanlar suları sürekli aktığı için durumun ciddiyetinden ve vehametinden habersiz ve tasarruftan uzak. Durumun farkında olanların bir kısmı ise önlem için depolarını dolduruyor, bir hafta sonra ise bayatladı diye boşaltıp yeniden dolduruyor. Yani tasarruf yerine israf var.
Turgut Özal'ın bir sözü vardı. Seçimden 1 gün sonra yaptığı zamları eleştirenlere " Seçim öncesi zam yapacak kadar enayi değilim." demişti. RTE de "Seçim öncesi suları kısıtlayacak kadar enayi değilim." diyebilir. Hazır olalım...

pante
11-08-2007, 23:56
Ve daha ilk haftada Ankara'nın suyu çıktı. Melih Gökçek, insanlara" Banyo yapmayın, sadece başınızı yıkayın, tatile çıkın vs." tavsiyesinde bulunuyor. Ankaralılar şimdiden isyanda. Fellik fellik su arıyor, sağlıksız suların başında su kavgası yapıyorlar. Daha bu başlangıç. Bakalım 1 ay sonra ne olacak? Sırada İstanbul var.

Bu millet her yıl oruç tutuyor ama doğru bilinçle tutmuyor. Eğer insanlara Ramazanın, orucun savaş, kıtlık, kuraklık zamanları için bir hazırlık, bir nefsi frenleme idmanı, bir iradeyi güçlendirme olduğu öğretilseydi hiç olmazsa böyle zamanlarda bir işe yarardı.
Belediyeler de popülist davranacağı yerde, suyu sonuna kadar kullanıp böyle krize yol açacaklarına birkaç ay önceden su seferberliği ilan eder, insanları su orucuna davet ederdi.
Nasıl bir su orucu?
Örneğin şu anki Ankara ile İstanbul'u karşılaştıralım:
Ankara'da insanlar susuz. Banyo yapacak, abdest alacak su bulamıyorlar, bir kap suya muhtaçlar.
İstanbul'da ise belki 15 gün, belki 1 ay sonra aynı durum yaşanacak. Ama şu anda su kesintisi yapılmıyor. Ve çok az insan hariç herkes normal zamanlarda olduğu gibi suyu israf ederek kullanıyor. "Bir kab suya muhtaç kalmayalım sonra" düşüncesiyle bir tasarruf yapılmıyor. Tersine sular kesilince kenarda suyumuz olsun diye yedekleme yapılıyor. Bir müddet sonra bayatladı diyerek dökülüp tazeleniyor. Daha büyük israf var sonuçta.

Eğer oruç bilincine ulaşılmış olsaydı sanki kuraklık gelmiş, sular kesikmiş gibi davranılır, her damla suyun değeri bilinir, diyelim bir evde günde 200 lt. su harcanıyorsa 100 lt. ye inerdi. 2,3 milyon m3 su tüketimi 2 milyona inmiş. Bu düşük tasarrufta halkın değil, belediyelerin yeşil alanlardan olan tasarrufu.

Demek ki ibadetleri insanlar kendi faydaları, toplumların faydası için değil, Allah'a yaranmak için yapıyor. Ebedi cennet hayalleri için. Hakediyorlar mı dersiniz?

pante
12-08-2007, 14:02
Bu arada Melih gökçek su tartışmalarında ateistleri suçladı. Yağmur için dua etmenin ateistleri rahatsız ettiğini söyledi.

http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=98936

Yakında kuraklığın faturası da ateistlere çıkarılabilir. Aynı Marmara depreminde "7.4 Yetmedi mi?" sorusu gibi. :)

pante
21-08-2007, 23:02
Birkaç anektod:

*** 80 öncesi ülkücülerin "Davadan döneni vurun" ilkesi vardı. Bu faşistliğin bir özelliği olarak değerlendirilirdi. Terör örgütü PKK'dan da ayrılan vuruluyor. Hatta örgüte zorla eleman sağlanıyor.
Bunlar faşistten de beter.
------------------------------
*** Ülkücüler " Ya sev ya terket" diyorlardı. Şimdi de başbakan, Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı olarak saymayacak olanlara yolu gösteriyor. "O halde çık vatandaşlıktan". Bu mu demokratlık?
------------------------------
*** ABD vatandaşlığı nedeniyle milletvekilliğinden düşürülen ve vatandaşlıktan çıkarılan Merve Kavakçı AİHM'e açtığı davayı kazandı ve Türkiye mahkum oldu. Nasıl mı? Dışişlerinin savsaklaması ve yetersiz, geçersiz, eksik savunma vermesinden. Cumhurbaşkanı adayı Gül'ün bakanlığını yaptığı Dışişleri'nin sırf Merve Kavakçı'yı kazandırmak için böyle davrandığı ileri sürülüyor. Gel de inanma!
------------------------------
*** Tayyip Erdoğan malum Kasımpaşalı. 2002 seçimlerinden itibaren bildiğiniz gibi tek başına iktidar Kasımpaşalı RTE.
Kasımpaşaspor 1970'lerde ortalıkta yok. 1980'lerde yok, 90'larda yok, 2000'de yok.
Gelgelelim 2004'de 3.ligde.
2005'de 2. ligde.
2006'da 1. ligde.
2007'de süper ligde.
Bu başarı (!)'nın RTE ile ne ilgisi mi var? Kasımpaşalılık ilgisi. :)
-----------------------------
*** Nerden bulurlar bu cinsleri anlamak zor!!
Meğer Muğla valisinin görevden alınmasının nedeni İçişleri bakanı Osman Güneş'e sunulan İtalyan Risotto yemeğindeki şarap katkısıymış. Bunu öğrenen bakan kıyameti koparmış. Halbuki alkolü gidene kadar pişirilen yemeğin dinen bir sakıncası yok. Üstelik bilinmeden yenilmesinde hiçbir sakınca *yok. Ama adam bunu şov yapıyor ve valiyi merkeze çekiyor. Sevsinler senin gibi bakanı. Bakarsın severler de, kimbilir belki de kabine listesinde adı vardır. hele bu şovdan sonra kuvvetle muhtemel.
Vah Türkiye'm vah!

pante
22-08-2007, 13:24
"Ben demiştim" şeklinde anlaşılmasın ama gelinen durum 6-7 ay önce yazdıklarımın doğru olduğunu gösteriyor.
1. si henüz seçim öncesi cumhurbaşkanlığı seçimi aşamaları başlamadan, cumhuriyet mitinglerinden çok önce cumhurbaşkanını halkın seçmesi için iktidarın zorlanması gerektiğini ve sadece Erkan Mumcu tarafından dile getirilen bu teklifin desteklenmesini, iki aşamalı halk seçimine gidilmesi gerektiğini yazmıştım.
Gelişen aşamalarda bildiğiniz gibi cumhurbaşkanlığı seçimi 367'ye takılınca bu teklif iktidar tarafından getirildi ve CHP buna muhalif kaldı. Halbuki tersi olmalıydı.
CHP halka güvenmedi ve mecliste daha olumlu sonuç alacağını sandı. Durum ortada.
Halbuki 2 aşamalı seçimde daha güven veren, daha ılımlı bir adayın seçilme şansı daha yüksekti.

2.si Tayyip erdoğan'ın adaylığına karşı çıkıldığı sıralarda Erdoğan'ın seçilmesinin Türkiye'nin geleceği açısından daha güvenli olduğunu yazmıştım. Çünkü Erdoğan cumhurbaşkanı olduğu takdirde genel seçimlerde AKP'nin başında olamayacak, AKP'nin eli zayıflayacak ve tek başına iktidara gelme olasılığı çok azalacaktı. Bir koalisyon hükümeti ya da zayıf bir iktidarla Türkiye için bir tehlike arz olmayacaktı. Öbür türlü Erdoğan'ın noteri şeklinde ya da Erdoğan'la aynı düşüncede başka bir cumhurbaşkanı ve tek başına iktidar RTE'li bir AKP iktidarının *daha tehlikeli olacağını belirtmiştim.
CHP, RTE'nin cumhurbaşkanlığını engellemeye kilitlendi ve sonuç ortada.

3.sü Genel seçimlerin zamanında yapılmasını, iktidarın seçimi yaz ortasına çekmeye çalışacağını yazmıştım. Bunun nedeni seçimler vaktinde yapıldığı takdirde iktidarın seçimlere kadar daha fazla yıpranacağı idi ve yaz ortasında iktidar karşıtı seçmenlerin çoğunluğu tatilde olduğundan bu iktidara yarıyabilirdi. Cumhuriyet mitinglerinin politizasyonu ile seçmen kaybı pek olmadı ve tatillerini yarıda kesip oy kullandı insanlar ama görüyoruz ki eğer seçim ekimde olmuş olsa iktidarın bu oy oranına sahip olması mümkün değildi. İşte Ankara! Bugün seçim olsa AKP aldığı oyun yarısını dahi alamaz Ankara'dan. İstanbul'da aynı durumu Eylül'de yaşayabilir.

Bütün bu hesapsızlıklar CHP'nin eseridir. CHP'den ziyade Baykal oligarşisinin sonucudur. Elbette bunları CHP içinde de gören, hesaplayan siyasetçiler çoktur. Ya da dışardan bu bilgiler, öneriler sunulmuştur. Ama Baykal bunlara kulak asacak yapıda değildir ve bildiğini okur, okumuştur.

Türkiye'nin geldiği bu nokta, son 25 yıl içindeki gelişmelerin neticesidir. Bu gelişmeler içinde Baykal'ın olumsuz rolü büyüktür. Önce Ecevit'ten yolunu ayırarak ve geçici bir aşama için Erdal İnönü'yü lider seçerek hizipliğini başlatmıştır. Vaktinin geldiğini düşününce İnönü'ye karşı harekete geçmiş, kurultay üstüne kurultay toplatarak hizipliğini sürdürmüştür. Sonuç alamayınca grubuyla ayrılıp ayrı parti oluşturmuştur. Bu parçalanışlar ve çekişmeler zaten sola pek sıcak bakmayan seçmenin gözünden sosyal demokratları iyice düşürmüştür. Özal'dan sonra merkezin çöküşüyle de radikallere yöneliş ortaya çıkmış ve bu durumu iyi okuyan Refah içindeki açık mücadeleden değil takiyyeci mücadeleden yana grup bu yönelişi kendinde toplamayı başarmıştır. Bu aşamada bu grup en büyük desteği yine Baykal'dan almış ve RTE'nin önündeki yasal kısıtlamalar Baykal sayesinde kaldırılmıştır.

Baykal'ın ve CHP'nin Gül'ün cumhurbaşkanlığı için şu an izlediği politika doğru mudur?
Hayır. Bu politika tamamen kendi tabanına karşı popülist bir politikadır. Cumhurbaşkanına karşı uygulayacaklarını söyledikleri soğuk tutum en fazla 6 ay sürecek ve unutturulacaktır.
CHP'nin seçim sonrası politikası ya uzlaşma ya referandum sonucuna göre cumhurbaşkanını halkın seçmesi olmalıydı. Bu tavır, diğer partilerin, halkın, medyanın ve sivil toplum örgütlerinin de desteğini alırdı. Çünkü zaten referandum ve meclis seçimi konusunda kafaları karışık olan insanlar için bu yaklaşım doğru bulunacak, iktidar da tükürdüğünü yalamak zorunda kalacaktı. Uzlaşma sözü de, referandum da iktidardan gelmişti.
Ne yazık ki her zaman olduğu gibi yine tepki çekeceği bir karar aldı ve halktan daha da uzaklaştı.

pante
14-09-2007, 23:00
Bu Nasıl Anayasa Hazırlığı
Yıllarca 12 Eylül anayasasının değiştirlmesini istedik. Çünkü bir tepki anayasası idi ve 60 anayasası ile sağlanan birçok kazanımlar geri alınmış, haklar kısıtlanmıştı. Faşizan denebilecek türde maddeler içeriyordu.
Nihayet yeni anayasa ele alınıyor derken sevincimiz kursağımızda kaldı.
1924'den bu yana Türkiye anayasa hazırlanmasında böyle bir gizlilik görmedi.
Neler olıuyor? Nedir bu gizliliğin sebebi?
Hani sivil bir anayasa olacaktı?
Sivil diye bir kavram zaten yanlış da madem kullanıldı, sivil olan halktan, sivil toplum kuruluşlarından, hukukçulardan gizlenir mi?
Tersine tamamen şeffaf olması ve her maddenin tartışmaya açılıp tüm kesimlerin görüşü alındıktan sonra taslağın hazırlanması gerekmez miydi?

Yoksa bu da mı bir tepki anayasası?
Yoksa oldu bittiye getirilip meclisten geçirilmek istenen maddeler mi içeriyor?
Yoksa buna da AKP anayasası mı diyeceğiz ve bir de bunu değiştirmek için yıllarca bekleyeceğiz?
Bu soruları sormak zorunda bırakan bu şüpheli tavırların nedeni nedir?
Laikliğin tanımını anlamsızlaştırarak uygulamada laikliği yoketmek mi?
Bir karşı devrimle mi karşı karşıyayız?
Buna girişenler sonucuna da katlanmalı, "Ordu yine demokrasiye müdahale etti." diye sızlanmamalıdırlar.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=231927

pante
19-09-2007, 00:28
Hürriyette Ertuğrul özkök'ün bugünkü yazısı "Ufukta Yeni Bir Darbe mi Var
" başlığını taşıyor ve kaygılarını aktarıyor. Acaba bir koku almış olabilir mi?

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/730706...61&sz=22075

Rejimin kırmızı çizgileri zorlanıyor. Laikliğin tanımını çarpıtarak içini boşaltmak dolayısıyla cumhuriyetin temel değerlerini ortadan kaldırmaya yönelmek sınırları zorlamaktır.
Menderes dahi bu kadarını yapmamıştı.
Hele ki anayasaya sanki serbestlik getirirmiş gibi "Kılık kıyafet eğitime engel olamaz" benzeri bir kanun koymaya kalkıştıklarında Atatürk'ün kılık kıyafet devrimine karşı devrim girişiminde bulunulmuş olur ki, bu meydan okumaktır, ateşle oynamaktır.
Çünkü böyle bir anayasanın uygulamaya girmesiyle birlikte açık giyimlilerin hak ve özgürlüklerine müdahaleler başlayacaktır. Üniversitelerde bu defa çarşaf ve şalvarlılar boy gösterecektir.

Darbeye gerek bırakmamak için "Herşey bitti, artık ya şeriat ya darbe" karamsarlığı ve yılgınlığı içinde olmadan son anına kadar direnmeli ve demokratik olarak tepkimizi ortaya koymalıyız. Gerekirse cumhuriyet mitinglerine kesintisiz olarak devam etmeliyiz. Ta ki karşı devrimciler hadlerini bilip geri adım atana kadar.

pante
19-09-2007, 16:52
Yeni anayasa taslağında değişikliklerle ilgili olarak duyduğumuz konular hayal kırıklığı yaratıyor.
Yıllarca 82 anayasası eleştirildi, değiştirilmesi istendi. Neden?
Çünkü 80 öncesi yaşananlara bir tepki anayasası olarak oluşturulmuştu ve 61 anayasasının kazanılmış hak ve özgürlüklerinin birçoğunu geri alıyor ya da kısıtlıyordu.

Şimdi bu hak ve özgürlüklere yeniden kavuşmayı düşünürken laiklik tanımıyla, türbanla, Atatürk ilkeleriyle, Türk sözcüğüyle, cumhurbaşkanının yetkileriyle, din derslerinin zorunluluğuyla vb. saçmalıklarla uğraşıldığını görmekteyiz.

82 Anayasasında kısıtlanan siyasal, sendikal, akademik, demokratik, sosyal hak ve özgürlükler yeniden hatta daha fazlasıyla, AB ülkeleri düzeyinde olacak şekilde kazandırılacak mıdır?
Örneğin 61 Anayasasında olduğu gibi insan haklarına dayalı bir devlet mi olunacaktır?
Yoksa 82 anayasasında olduğu gibi insan haklarına saygıılı olmakla mı yetinilecektir?

Bu temel değişiklikler yapılmadıktan sonra ben neyleyim anayasa değişikliğini?
İşte böyle, 82 anayasasına karşı mücadele vermiş ve "hayır" oyu kullanmış insanları dahi 82 anayasası değişirken sanki eski anayasadan yanaymış, değişikliğe karşı çıkıyormuş durumuna düşürüyorlar. Yazıklar olsun ama iktidara değil, o sinsice de olsa kendi mücadelesini veriyor.
İktidarın hizmetkarı durumuna düşmüş AB'ci- liberal akademisyenlere, hukukçulara, siyasilere yazıklar olsun!
Bunlar unutulmaz, gün olur hatırlatılır kendilerine...

pante
19-09-2007, 23:29
’Türkiye’de karşı karşıya olduğumuz tablo siyasi İslam’ı çağrıştırıyor.

Başörtüsü siyasi bir simgedir...

AKP’nin yeniden iktidara gelmesini ve İslamcı Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olmasını kaygıyla izliyoruz...

Erdoğan kuşku uyandıran bazı politikalara imza attı.

Bunlara örnek göstermek gerekirse AKP’li belediyelerin son zamanlarda yaygınlaşan içki yasağı uygulama girişimleri ve AİHM’deki türban davaları...

Eğer yeni bir düzenlemede (Anayasa değişikliği) genç kızların başörtüsü ile üniversitelere gitmesinin önü açılırsa başörtüsü takmayanların sosyal baskı ile karşılaşacağından endişeliyiz...

Dini inançların kamusal alanda bir baskı unsuru haline getirilmemesi için Türkiye’deki süreci yakından takip edeceğiz...

Türkiye’de özgürlükler adım adım, yavaş yavaş budanıyor...’

* * *

Bunları biz söylediğimizde statükocu, darbeci vs. suçlamalara hedef oluyoruz.

Bu sözler Avrupa Parlamentosu Alman Hıristiyan Demokrat Milletvekili Renate Sommer'e ait.

Sommer bu konuşmayı Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen "Avrupa’da Şeriat" başlıklı toplantıda yapıyor.

Bu toplantıda Türkiye’deki gelişmeler yoğun bir şekilde tartışılıp, irdeleniyor.

Alman Milletvekili, AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı görevini de yürütüyor.

Türkiye’de pek çok insanın duyduğu endişeleri bir Alman milletvekilinin de duyması kaygıların boşa olmadığını göstermiyor mu?

InVitatio
20-09-2007, 00:35
Alman Hristiyan Demokratlar
Alamanya'daki Türkler ile iliskilerini Süleyman Hilmi Tunahan'in talebeleri üzerine yapmaktadir,
yerel secimler ve yönetimler ile bunlar ile sigi bir isbirligi olup, onlarin Almanya'ya uyusmaz tutumlari hic bir zaman tartisma konusu olmaz.
Onlarin buradaki Mescid Insaat islerinde kolayliklar taninmaktadir, ( CDUlu / hristiyan demokratlar) yerel yönetimler yabancilar ile dayanisma fonundan bu kuruma para aktarmakta ve son iki secim dönemdir cemaat icindeki Almanya Vatandasi Türk Müslümanlar bu partiye oy toplamak ile birlikte gönüllü propganda yapmaktadirlar...
Alman Hristiyan Demokratlarin bu "Islama karsi hassasiyetleri" ne yazik ki tutarsiz ve demagojiden öte degildir. Maksat Türkiydeki siyasi gelismelere aktif yönlendirmek istemektdir...ve ne olursa olsun yanlis olan budur....Türkiye kendi sorunlarini kendi cözebilecek konumunda olmasi icin calisilmalidir, böyle CDU vari partilerden meddet ummak cidden yanlis bir yaklasim..

pante
22-09-2007, 23:28
Bu başlık altında politikaya değinmekten sıkıldım. Aslında dinle ilişkili bir politika bu ama yine de sıkıyor. Keşke iktidar liberallerin, AB'cilerin sandığı gibi demokratlığın gereğini yerine getiriyor olsa da biz yanılmış olsak. Ama nerede halkı kaygılandıracak, gerilim yaratacak konu varsa ona el atıyorlar. Sanki ülkenin tüm sorunları çözülmüş de onlar kalmış gibi. Zaman gösterecek herşeyi..

"Bunları Biliyor musunuz?" konusuna örnek vermeye devam edelim:

İnvitatio'nun imzasındaki *hac'da müslümanların hep bir ağızdan coşkuyla söylediği "Lebbeyk, Allahümme lebbeyk,
lebbeyke la serike leke lebbeyk,
innel’hamde ve’n ni’mete leke ve’l-mülk, la serike lek." telbiyesinin İslam'dan önce putperestler tarafından söylendiğini biliyor muydunuz?

putperest Araplar da her yıl kabe`ye hac yapar, Hacer-ül Esved`i öper, dokunurlardı. Safa ile Merve arasında sa`y ederlerdi. safa`da İsaf, merve`de Naile putları vardı. Telbiye yaparlardı. İbadetleri İsaf için olan kureyş şöyle derdi ;

"Lebbeyk allahümme lebbeyk. La şerike leke illa şerikun huve lek. Temlikuhu ve ma-melek"

Buyruğundayım! Ulu Tanrım buyruğundayım!
Buyruğun başım üstüne! Ortağın yoktur senin!
Yalnızca tek ortağın var!O da senin!
Nesi varsa hepsi senindir Tanrım!

Her kabilenin kendisine özgü telbiyesi vardı.
Uzza`ya tapanların telbiyesi şöyleydi ;

"Lebbeyk allahümme lebbeyk. lebbeyk ve sa`deyk. Ma ehabbena ileyk"

Ünlü Arap soybilimci İbu'l-Kelbi Kitabu'l- Esnam adlı kitabında Hac sırasında , arafat ve Muzdelife'de , ataları olan Nizamoğullar'nın böyle seslendiklerini yazıyor.

İslam öncesi Arap şairlerinden Adiyy İbn Zeyd'l İbadi divanındaki bir şiirinin ilk dizesinde şöyle der:

RAHİME'LLAHÜ MEN BEKA LİL HATAYA
KÜLLÜ BAKİN FE ZENBUHU MAĞFURUN

Allah, günahları için ağlayana merhamet eder.
Günahları için ağlayanların günahlarını bağışlar.

İslam öncesi şairlerinden Ümeyye İbn Ebi's Salt'ın iki dizesi ise "ALLAHÜMME" ile başlıyor :

Ulu tanrım , sen istersen herkesi bağışlarsın
Sana muhtacı olmayan noksansız kul var mı?

Prof.Dr.Neşet Çağatay'ın "İslam Öncesi Arap Tarihi vr Cahiliye Çağı" kitabından daha ayrıntılı bilgi sağlanabilir.

pante
23-09-2007, 18:48
Bugün Hac'da tekrarlanan dua ise ;

"Lebbeyk! Allahümme lebbeyk!
Lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk!
İnne'l-hamde ve'n-ni'mete!
leke ve'lmülke lâ şerike leke"

Buyruğundayım! Allahım buyruğundayım! *
Buyruğun başım üstüne! Senin ortağın yoktur.
Hamd ve nimet sana mahsustur.
Mülk senindir. senin ortağın *yoktur"

şeklinde az bir değişikliğe uğramış..

İslam'da olan bir çok ibadet ve inanışın diğer dinlerden alındığını görürüz.
Bu ortaya konduğunda İslamcıların savunması;
"İslam Adem'den beri vardı. Her kavme gönderilen peygamberler İslam'ı yayıyordu. Bu benzerlikler ondandır." şeklinde olur.

Peki ama putperestler gibi "Lebbeyk" diye bağırmanın, telbiye yapmanın İslam'la ne ilgisi var.
Bu resmen eski dinlerindeki adetin sürdürülmesidir.
Değişen tek şey vardır. aradan putların kaldırılması.

dilaver
23-09-2007, 18:55
pante herhalde sünneti kabul etmeyen Müslümanlar bu duaya ufak bir ekleme yapmışlar ve o şekilde söylüyorlar. O da şu :

* * *gerisi yeşillik *:lol:

* * *saygılarımla

pante
27-09-2007, 00:01
İslam Paygamberinin Cenaze Namazı

Cemaat liderlerinin, Tarikat şeyhlerinin şaşaalı cenaze namazları hepimizin dikkatini çekmiştir.
İran'ın dini lideri Humeyni'nin cenaze töreni unutulmayacak bir kalabalık ve ilginç görüntüler içeriyordu.

Peki ya siz hiç Muhammed'in cenazesinden bahsedildiğini duydunuz mu?
Tv'lerde gözyaşlarıyla menkıbeler anlatan, naatlar düzenler peygamberin cenazesinden hiç söz etmezler. Neden acaba?

Yoksa o cenazeyi kainatın efendisine yakıştırmıyorlar mı?
O döneme göre milyonlar diyemesek de yüzbinlerin katıldığı bir tören olmalıydı değil mi?
Doğumuna mucizeler üretilen peygamberin ölümü ve cenazesi konu edilmemeye çalışılır?
Nankörlük mü edilmiştir?
Öldü-bitti hesabı mı yapılmıştır?
Devletin başına, İslam'ın başına kimin geçeceği pazarlıkları, mücadelesi peşinde mi olunmuştur?

Peygamberlerinin cenazesine Ömer ve Ebubekir katılmamıştır.

'islamiyetle daha çok bütünleşmiş olanlardan bir bölümü (daha saf görünenler, Ali, Abbas, Evs, Usame gibileri) Peygamberin cenazesi ile meşgulken diğer bir bölümü (Ebu Bekir, Ömer, Sad b. Ubade, Ebu Ubeyde, Abdurrahman b. Avf, ibni Hişam gibileri) ise cesedi bırakıp Saide oğullarının çardağında (Sakiyfe) yeni halifenin kim olacağına ilişkin tartışma ve pazarlık içindeydiler''

Ünlü İslam tarihçisi Taberi böyle aktarıyor.

Üstüne toz kondurulmayan, övgülerle göklere çıkarılan Ömer ve Ebubekir'in cenaze töreninin bitmesine dahi sabredemeden taht hesabına girmeleri ne kadar düşündürücü.
Bunlar şimdi dünya hesabı mıydı yoksa ahiret hesabı mı?
Peygamber mi önemli halife olmak mı?
Bundan daha büyük bir vefasızlık olur mu?

Ebubekir'in köşkünün hudutları yıllarca yüz melek kanadıyla uçulsa bile bitirlemezmiş..
Nikat Hatipoğlu anlatıyor ağlayarak tv'de.
Bu vefasızlığa bu armağan.
Nerden nasıl haber alıyorlar? * :roll: *Köşklerinin ölçüsünü bile biliyorlar.

K.C.
27-09-2007, 00:24
Sevgili Pante,
Geçen yıl ŞİA arkadaşın koyduğu bir yazı vardı bununla ilgili. Açıkçası şimdi bulmaya üşendim. :?

Ebubekir ve Ömer, Ebubekir için biat peşine düşmüşken Peygamber'in cenazesinin 3 gün beklediğinden bahsadiyordu yazıda.

pante
27-09-2007, 01:14
Sevgili Pante,
Geçen yıl ŞİA arkadaşın koyduğu bir yazı vardı bununla ilgili. Açıkçası şimdi bulmaya üşendim. Confused

Ebubekir ve Ömer, Ebubekir için biat peşine düşmüşken Peygamber'in cenazesinin 3 gün beklediğinden bahsadiyordu yazıda.

Bravo K.C. hafızan mükemmel. Sen üşensen de benden kaçmaz böyle ayrıntılar.

İşte ashabın peygambere sadakatı buydu.Gelelim Ehl-i Beyt’e, Peygamber (s.a.a.) yukarıda da hadisleri verdiğim gibi, kendisinden sonra kendi yerine Ehl-i Beyt’i bıraktı. Oysa ashab bırakın ehl-i Beyt’e sarılmayı, peygamberin cenazesini bile yerde bıraktı. * * * * * * * * * *Resulü Ekrem (sav) Ali ibni Ebu Talib,Hz Abbas ve oğulları Fazl ve Kusem ve Peygamberimizin kölesi şükran tarafından defnedildiler.
* * * * * * * * * Kenz’ul Ummal c4 s34,60
* * * * * * * * * *Usame’ninde bulunduğu rivayet edilmiştir.Ebu Bekir b.Ebu Kuhafe ve Ömer ibni Hattab Peygamber efendimizin defninde bulunmamışlardı.
* * * * * * * * * Kenz’ul Ummal c3 s140
* * * * * * * * * Aişe derki:”Biz Hz Resulullah’ın defninden Çarşamba gecesi,kürek seslerini duyarak haberdar olduk.
* * * * * * * * * İbni Hişam c4 s342,Tabari c2 s452,485,ibni Kesir c5 s270
* * * * * * * * * Üsd’ül Gabe c1 s34’de diğer bir rivayet olarak kazma ve kürek seslerinin Salı gecesi duyulduğunu zikreder.Tabaakat’ta ,Tarih’ul Hamis ve Zehebi’dede rivayet böyledir.Fakat kanımızca doğrusu Ahmed b. Hanbel’in Müsned’dindeki gibi Çarşamba gecesi sabaha karşıdır.(c4 s62)Aişe’den gelen diğer bir rivayette “Biz Resulullah’ın nereye defnedildiğinden haberdar değildik.Ancak kürek seslerini duyunca defnedilmekte olduğunu anladık” demektedir.
* * * * * * * * * Ahmed b.Hanbel Müsned’de c6 s242 ve 274


Daha sonra peygamberin naşını yerde bırakarak, halife seçimine gidenler Hz.Ali’den biat almak istediler.Ebu Bekir halktan biat aldıktan sonra Ali ibni Ebu Talib ve yandaşlarındandan biat almak istemiş fakat Ali ibni Ebu Talib biat etmemiştir.Bu yüzdende Ebu Bekir Ömer’le birlikte bir gurup sahabeyi Ali ibni Ebu Talib’den biat almaları için evine göndermiştir.Bu gurubun içinde Ömer,Kunfuz,,Halid b.Velid,Ebu Ubeyde b.Cerrah,vardır.Oraya vardıklarında Ömer şöyle seslendi.”Dışarı çıkın!çıkmadığınız taktirde evinizi yakacağım.Daha sonra Fatıma-tüz Zehra’nın evinin kapısının önüne odun yığmaya başlamıştır.
* * * * * * * *(Evi ateşe vermeden önce) Fatıma-tüz Zehra Ömer’i ve yanındakileri evden uzaklaştırmak için kapının arkasına geldiğinde ,Ömer bir omuz darbesiyle kapıyı açmış ve Fatıma-tüz Zehra’yı kapıyla duvar arasına sıkıştırmış,tam bu esnada 6 aylık yavrusu ve Peygamber’imizin (sav) ismini koyduğu Muhsin adlı bebeğini düşürmüş ve kapının arkasındaki çivi gövdesine saplanmıştır. Fatım-tüz Zehra ise”.Acı dolu bir sesle haykırmış”Ey Allah’ın Peygamber’i!Ey babam!Görki senden sonra ibni Hattap ile ibni Kuhafe başımıza neler getirdiler”demiştir.
* * * * * * * * Bu olayı birçok Ehl-i Sünnet alimi uzun kısa farklılıklarla anlatmışlardır.Şerh-i Nehcül Belağa İbni Ebil Hadid c2,Tarihi Yakubi c2 *c1 el ikd’ul Ferid c2 Tarihi Taberi c3,Tarihi Ebu’l Fida c1,E’lem’un Nisa c3,Kenz’ul Ummal c3 s129,Tarih-i ibni Esir c23 s124

http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=3483&start=0

pante
27-09-2007, 02:19
Bazan yazılarımıza abartma, çarpıtma yaptığımız gibi eleştiriler alıyoruz.
Özellikle bu tür iddialar "Hükümsüz ayetler" başlığında gelmişti.
Halbuki o başlıkta yorum dahi yapmaktan kaçınmış sadece nesheden ve neshedilen ayetleri vermiştik ki bunlar İslamiyetin ta başından beri konuşulan, tartışılan, birçok İslam alimince de kabul edilen ayetlerdi. Hatta Halife Ali'nin peygamberin kendisine hangi ayetlerin nasih ve mensuh olduğunu *açıkladığına dair hadis dahi vardır.

Hz. Ali (a.s)'ın kendisi şöyle buyuruyor: "Resulullah'a nazil olup da bana okumadığı bir ayet yoktur. O okuyor ve ben de yazıyordum; daha sonra o ayetin tevil ve tefsirini, nasih mi yoksa mensuh mu olduğunu bana öğretiyordu."
Hilalî Kûfî, Süleyman b. Kays, s.313; Saduk Kummî, Muhammed b. Ali b. Babeveyh, Kemal'üd-Din, s.284, Kum basımı, Neşr-i İslâmî Müessesesi.

Bu sayfada benim "İslam peygamberinin cenaze namazı" başlığımla, *aynı konuda sonraki mesajda kalın yazılmış yazıyı kıyasladığınızda konunun ifade ediliş tarzındaki farkı göreceksiniz. Kalın yazılar ŞİA nickli müslüman arkadaşımıza aittir. Kendisi sanırım Caferi idi.
Yazılarımızda, iddialarımızda ne bir abartı ne bir çarpıtma vardır. Tümü İslami kaynaklara dayanır.
İnançlı arkadaşlardan yazılarımızı tasdik etmelerini beklemiyoruz. Beklentimiz sadece ortada ciddi inanmama sebeplerinin olduğunun kabul görmesidir. Bu kabulü yazmaları da önemli değil. Sadece düşünsünler yeter. Bunu düşünmeleri onları hoşgörü ve anlayış içinde olmaya götürecektir sadece. Bu da kötü birşey değil.

27-09-2007, 04:13
Konu ne sizce iyice irdeleye bildinizmi?
Peygamberin naşının başında Ebubekirin yada Ömerin bulunması ne kazandırır ne kaybettirir.
mevzuu ahte vefamı...
alın size vefa hala 2 milyar müslüman var ve bu vefalı dostlar yüzünden.......

hiçmi apışıp kalmış bir ahalinin "acaba şimdi başsız kaldık ne halt edeceğiz" şaşkınlığı aklınıza gelmedi.
bilimselcilere bakıyorumda nedense sosyoloji ve siyaset bilmini burada kullanamıyorlar
tabi
engels bu konu hakkında biyorum yazamadığı için konuşamıyorsunuz yada hegel...

görebilen için herşey ortada zaten...

bizim fener tutmamıza gerek yok. Aklıma romen diyojenin gündüz vakti lambayla dolaşması geldi :)
ilginçsiniz nediyim...

bir inancı eleştirmek için koca site ve giden *zaman...

ozgur_beyin
27-09-2007, 04:30
Bir kaç gün *önce yazmıştım Nihat HATİPOĞLU'nun *Arabistandan yaptığı naklen yayını. O'da anlamış hönkürdemenin
pirim ,liderlik, statü, para ve ikbal getirdiğini. Sürekli gözünün bir kenarında ,nöbetçi bir kaç damlacığın beklemesi ne
kadar manalı oluyor. * İhtiyaç hasıl olunca anında bırakıyor yaşlarını.Hatipoğlunda bir gram bilim namusu yok. Hiçbir
belge ve bilgiye dayanmayan, kaf dağının ardındaki masallardan derlediği *menkıbeleri ! ağdalı ağdalı anlatıyor.
Birde yamacına ''pöpüler'' bir konu mankenide otutturdu mu dekorda tamamlanıyor. Her şey tamam. Salla gitsin
EYYYY nebi...... gelsin gözyaşı *,ardından gelen reklamlar veeee paralar. Eyyyy nebi.... gözünü seveyim ne büyüksün ki
Hala para kazandırmaya devam ettiriyorsun. Acaba bundan, sana da bir yüzde on mu alıyor?

thunderpoint
27-09-2007, 09:26
Bu konu bizim ana sayfaya yakışmaz mı?

27-09-2007, 10:12
Bir insanın kendi inancını oluşturan kitabın içinden,varlığına,kendinin de itiraz edemediği "Ayet" ler ile, İslam alimi denilen kişiler tarafından kabul görmüş "Kütübi sitte" den alınan,bizzat toplum yaşamına gelenek olarak yansımış Hadisleri alıp,ciddi ciddi sorulan sorulara "Anlayış" tan kaynaklı cevap veremeyenlerin ciddiyetsizliği ne ile ölçülebilir *sevgili özgür_beyin ?

Sanırım Nihat Hatipoğlu'nun yaptıkları bu durmun açıklaması diye düşünülüp,ölçülebilir.

Arada denk gelirse ben de Nihat Hatipoğlunu dinliyorum.
Anlattıklarına baktığımda dudaklarımdan dökülen şeyler şunlar oluyor :
"Bu adam Allah'ın kankisi değilse hiç kimse değildir."
Hatta arada içimden "Enseye tokat........." durumları da var mı acaba demiyor değilim *:lol:
"Cenneti ve cehennemi, bizzat Bu adam tasarımlamış."
Resmen orada yaşıyor ve oraları avucunun içi gibi biliyor gibi inanılmaz net ve kendinden emin konuşuyor"

"Böyle saç'a" nasıl tarak arıyorsun ki değerli dostum ?

pante
27-09-2007, 11:54
Konu ne sizce iyice irdeleye bildinizmi?
Peygamberin naşının başında Ebubekirin yada Ömerin bulunması ne kazandırır ne kaybettirir.
mevzuu ahte vefamı...

:lol: *:lol:

Buyrun işte. Bir basite alma taktiği.
Aklınca Ottomon İslam'ın kaybolan prestijini kurtaracak bu yazısıyla.
Geç kardeşim bunları.
Koca İslam peygamberinden söz ediyoruz.
Garipler gibi defnediliyor.
Cenaze törenine en yakın 2 yardımcısı katılmıyor ve makam hesabı peşindeler.
Sen bize şaşkınlıktan bahsediyorsun..
Hangi şaşkınlık? Kapısına dayanıp yakmak istiyorlar peygamberin kızını.
Senin fenerin fener değil Ottoman, değiştir sen onu.
Bir eline bilimin bir eline aklın fenerini alacaksın. Cemaat feneri değil.

okinono
27-09-2007, 17:15
Ottoman,

İslamın bayraktarı olarak madem osmanlıyı görüyorsun, Harem de sırp hrıstiyan cariyelere anadoludan toplanan müslüman türk kızlarının *hizmet ettirilmesini nasıl izah ediyorsun. *Şu engin bilginden biraz faydalansak diyorum.

Fatihin , anamızı verdik kızını aldık daha ne yapacaz dediği imparataor kimdir, buralarda oyalanmadan bunları araştır önce.

2 milyar müslüman varmış. peh...

yeni bir şarkı çıkmış fatih ürek söylüyor, o da müslüman

hade hade hade ,, sözleri boşver nakarat güzel, tıpkı iki milyar müslüman nakaratı gibi hade hade hade *:)

pante
28-09-2007, 20:59
hiçmi apışıp kalmış bir ahalinin "acaba şimdi başsız kaldık ne halt edeceğiz" şaşkınlığı aklınıza gelmedi.

Aklımıza başka şey geldi Ottoman.
İrtidad geldi aklımıza. Yani dinden dönme hareketleri.
Peygamberin ölüm haberini duyup da şaşkınlık yaşayanlar da vardı tabi. Ama şaşkınlığın ardından isyan bayrağı açıp akın akın dinden dönenlerde.

Muhammed'in öldüğünü duyan Yemen ve Necid bölgelerindeki bazı
kabileler dinden ayrıldıklarını ilan ettiler ve vergi-zekat ödemeyi de reddettiler.
Bu durum kabileden kabileye yayılmaya ve isyan büyümeye
başladı.

Irtidat hareketlerinin başlamasıyla başkent Medine her taraftan kusatılmış
bir duruma geldi. Öte yandan Yahudi ve Hristiyanlar, ortaya çıkacak durumu
değerlendirmek için müslümanlarin durumunu izlemeye başladılar.
Tarihçiler müslümanların o zaman içinde bulundukları dehşet verici durumu;

"Müslümanlar, peygamberlerini kaybetmeleri ve azlıkları yüzünden
sanki şiddetli soğuk, yağmurlu karanlık bir gecede sahrada kaybolmuş koyun
sürüsünün durumunu andırıyordu"
(Taberi, Tarih, Beyrut ty, III, 225; Ibnül-Esir, Tarih, Beyrut 1979, II, 333)
şeklinde ifade etmektedirler.

Medine'nin ciddi olarak tehdit altında bulunduğunu ileri sürenler,
peygamber'in vefatından az önce yola çıkan Usame'nin ordusunu bile bu seferden
vazgeçirip geri çevirmesi için Ebu Bekir'e talepte bulundular.
Yani durum hayli ciddiydi.

Vefasızlık mı diyelim fırsatçılık mı sadece Ebubekir ve Ömer'de değil gördüğün gibi..

pante
29-09-2007, 01:31
Bu arada unutmadan belirtelim.
Ebubekir ve Ömer peygamberin cenazesine katılmamıştır ama peygamberle
aynı mezarı paylaşmışlardır.
"Siz misiniz cenazeme bile katılmayıp makam peşinde koşan!"
diye hesabını soruyordur herhalde Muhammed. :)

karakartal
29-09-2007, 06:25
bütün ateistler bu ayeti kafalarına iyi yerleştirsin

BAKARA 2/13. Onlara "Müslümanların inandığı gibi siz de inanın" denilince de, "Beyinsizlerin inandığı gibi mi inanalım?" derler; iyi bilin ki asıl beyinsizler kendileridir, fakat bilmezler.

karakartal
29-09-2007, 06:27
Bu arada unutmadan belirtelim.
Ebubekir ve Ömer peygamberin cenazesine katılmamıştır ama peygamberle
aynı mezarı paylaşmışlardır.
"Siz misiniz cenazeme bile katılmayıp makam peşinde koşan!"
diye hesabını soruyordur herhalde Muhammed. :)

şunu kafana iyi sok bir kulu ALLAH tan başka hiç kimse yargılayamaz

dilaver
29-09-2007, 13:41
şunu kafana iyi sok bir kulu ALLAH tan başka hiç kimse yargılayamaz


* * * *karakartal, o zaman şuna cevap verebilir misin; bizleri yargılamak için bu kadar çabanız niye. Madem ki bir kulu Allah tan başka kimse yargılayamaz, sana düşen karşındaki görüşleri dinleyip tahammül edebilmesini ögrenebilmektir. Bu hangi türden olursa olsun. Şayet yukarıdaki iletiyi sen yazmış isen bu şimdiye kadar bu sitede yazdıgın tüm iletilerle çelişiyor.


* * * * saygılarımla

pante
29-09-2007, 14:36
şunu kafana iyi sok bir kulu ALLAH tan başka hiç kimse yargılayamaz

Espri için yazdık herhalde Karakartal. Merak etme kabir azabı diye birşey yok. :)
Kabirde ölülerin duyması, görmesi, birbiriyle konuşması da yok.
Kur'an'da bile demiyor mu "Sen ölülere duyuramazsın!" diye..

Biz Allah'tan gelecek yargıya, cezaya razıyız. Dirilerin farklı inançtakileri yargısına, cezasına
karşıyız.
Araştır bakalım, senin mezhebinde namaz kılıp kılmamak kişinin iradesine mi kalmış?
Yoksa ölümüne dövülmesi, kılmamaya devam ettiğinde, tevbe etmediğinde cezası ölüm mü?
Ve yine araştır. Bu karara varırken Allah'tan bir vahiy mi almışlar?

pante
30-09-2007, 00:08
Tesettür Risalesi

Tesettür, kadınlar için fıtrîdir ve fıtratları iktiza ediyor. Çünkü kadınlar hilkaten zayıf ve nazik olduklarından, kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği yavrularını
himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduğundan, kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale mâruz kalmamak için fıtrî bir meyli var.

Hem kadınların on adetten altı yedisi, ya ihtiyardır, ya çirkindir ki, ihtiyarlığını ve çirkinliğini herkese göstermek istemezler. Ya kıskançtır, kendinden daha güzellere nisbeten çirkin düşmemek veya tecavüzden ve ittihamdan korkar; taarruza mâruz kalmamak ve kocası nazarında hıyanetle müttehem olmamak için, fıtraten tesettür isterler. Hattâ dikkat edilse, en ziyade kendini saklayan, ihtiyarlardır. Ve on adetten ancak iki üç tanesi bulunabilir ki, hem genç olsun, hem güzel olsun, hem kendini göstermekten sıkılmasın.

Malûmdur ki, insan sevmediği ve istiskal ettiği adamların nazarından sıkılır, müteessir olur. Elbette açık saçıklık kıyafetine giren güzel bir kadın, bakmasına hoşlandığı nâmahrem erkeklerden onda iki üçü varsa, yedi sekizinden istiskal eder. Hem tefahhuş ve tefessüh etmeyen bir güzel kadın, nazik ve serîütteessür olduğundan, maddeten tesiri tecrübe edilen, belki semlendiren pis nazarlardan elbette sıkılır. Hattâ işitiyoruz, açık saçıklık yeri olan Avrupa’da çok kadınlar, bu dikkat-i nazardan sıkılarak, “Bu alçaklar bizi göz hapsine alıp sıkıyorlar” diye polislere şekvâ ediyorlar. Demek, medeniyetin ref-i tesettürü hilâf-ı fıtrattır. Kur’ân’ın tesettür emri fıtrî olmakla beraber, o maden-i şefkat ve kıymettar birer refika-i ebediye olabilen kadınları, tesettür ile sukuttan, zilletten ve mânevî esaretten ve sefaletten kurtarıyor.

Hem kadınlarda ecnebî erkeklere karşı, fıtraten korkaklık, tahavvüf var. Tahavvüf ise, fıtraten, tesettürü iktiza ediyor. Çünkü, sekiz dokuz dakika bir zevki cidden acılaştıracak sekiz dokuz ay ağır bir veled yükünü zahmetle çekmekle beraber, hâmisiz bir veledin terbiyesiyle, sekiz dokuz sene, o sekiz dokuz dakika gayr-ı meşru zevkin belâsını çekmek ihtimali var. Ve kesretle vâki olduğundan, cidden şiddetle nâmahremlerden fıtratı korkar ve cibilliyeti sakınmak ister. Ve tesettürle, nâmahremin iştihasını açmamak ve tecavüzüne meydan vermemek, zayıf hilkati emreder ve kuvvetli ihtar eder. Ve bir siperi ve kalesi, çarşafı olduğunu gösteriyor. Mesmûâtıma göre, merkez ve payitaht-ı hükûmette, çarşı içinde, gündüzde, ahalinin gözleri önünde, gayet âdi bir kundura boyacısı, dünyaca rütbeten büyük bir adamın açık bacaklı karısına bilfiil sarkıntılık etmesi, tesettür aleyhinde olanların hayâsız yüzlerine bir şamar vuruyor!

24. Lema/ Said-i Nursi

Fıtrat: Yaratılış olarak
iktiza: Gerekli
Hilkaten:Yaratılıştan
İttiham: Suçlama
Müttehem: Suçlanan
istiskal : Soğuk davranma
Tefahhuş: İçyüzünü araştırma
Tefessüh: Çürüme, bozulma
Seriütteessür: Çabuk kırılan
Şekva: yakınma, sızlanma
Ref-i tesettür: Tesettürün kaldırılması
Mesmuat: Duyum

pante
30-09-2007, 03:39
İşte Kadınların Kapanma Sebebi:

Kur'an'da da belirtildiği üzere kadın zayıf yaratılmıştır.
Tesettür risalesi de Kur'an'dan yola çıkarak bu zayıflığı nedeniyle tesettürü şart görür.

Kendisinin ve yavrularının hayatı bir erkeğin korumasına muhtaçtır.
10 kadından 6-7 si ya çirkindir ya ihtiyar. Bu çirkinlik ve ihtiyarlıklarını göstermemek isterler.
Aynı zamanda kıskançtırlar. Güzel kadınların güzelliklerinin görünmesini de çekemezler.
Tacizden, tecavüzden çekinir, suçlanmaktan korkarlar. Tesettürlü olunca bu saldırılardan korunacaklarını düşünürler.

hem genç, hem güzel, hem de açık olmaktan sıkılmayan ancak 10 kadından 2'sidir.
Kadınların büyük çoğunluğu erkeklerin bakışlarından rahatsız olur, güzelleri bile.
Hatta Avrupa'daki kadınların, bu bakan *erkekleri şikayet ettiğini duyuyoruz.
İşte Kur'an tesettür emri ile kadınları zilletten, felaketten, manevi esaretten, sefaletten kurtarır.

Kadınlar, 8-9 dakikalık zevk için 8-9 ay bir çocuğu karnında taşımak, 8-9 sene o çocuğun terbiyesi ile uğraşmak ve gayrimeşru zevkin belasını çekmekten sakınırlar.

Bir ibretlik örnek olarak sokakta güpegündüz bir adi ayakkabı boyacısının yüksek kariyer sahibi bir zatın açık olan eşine taciz saldırısı tesettüre karşı olanların yüzüne bir tokat gibi inmektedir.

pante
30-09-2007, 22:03
Risalelerden de anlaşılacağı üzere İslam'a göre kadın zayıf yaratılışlı bir varlıktır ve korunmaya muhtaçtır. Bu himaye de erkeğe aittir.
Zaten Tevrat'a göre de kadın erkeğe yardımcı olmak amacıyla yaratılmıştır.
Kaburga kemiğinden yaratılmasının sebebi de erkeğine itaat etmesi, asi olmaması içindir.
Kur'an ve hadislerde de bu anlayışı görürüz.
Nitekim Kur'an erkeklere hitap eder.
Erkeğe çok evliliği hak sayar ama kadın için bunun lafı dahi edilemez.
Erkeğin mahrem yeri dizden göbeğe kadarken, kadının eli-yüzü dışındaki her yeridir.
Hatta bazı mezheplerde el-yüz dahi haramdır. Kadın tamamen çuvala girmek zorundadır.

Bunlara rağmen, Türkiye gibi batıya dönük, çağdaş uygarlık düzeyini hedef almış, devrimlerini yapalı 80 yıla yakın zaman olmuş bir ülkede dahi kadınların önemli bir kısmının en faal işlerinden biri şeriat propagandası yapmak.
Aleyhlerine hükümlerle dolu, kendilerini medeni haklardan mahrum eden bir yönetim şeklini benimseyen bu kadınlar, bugün arkadaş ve komşu oldukları açık hemcinslerinin gelecekteki kötü akıbetleri için uğraş vermeyi marifet zannediyorlar ya da cennet için bir yatırım yaptıklarını düşünüyorlar.

Çağdaş ve modern anlayıştaki kadınlar ise kuyularını kazmakta olan hemcinslerine karşı kesinlikle kötü düşünmüyor, tersine onları ezilen kadınlar olarak görüyor ve aydınlanmaları gerektiğine inanıyor.

Örneğin, İnsan Hakları Derneği kadın üyeleri, Pazartesi gibi kadın gazete ve örgütleri, feminist kadınlar vb. türbancıların yanında yer alıyorlar. Türbanı bir simge olarak görmüyorlar. Ama şeriat düzenlerinde en büyük acıyı bu hak arayan kadınlar yaşıyor. Susturuluyor, hapse atılıyor, iftirayla, düzmece ile asılıyor, taşlanıyorlar.

Ama türbanlılar kendilerini destekleyen bu kadınların mücadelesini asla desteklemiyor. Töre mağdurlarına bu örgütler el atıyor ama türbanlılar sessiz kalıyor. Bu da türbanlıların bağımsız hareket etmediğini, arkalarında erkeklerin yönetimindeki cemaatler olduğu gerçeğini kanıtlıyor.

dilaver
30-09-2007, 22:27
pante kadınlardan bahsederken aklıma takıldı. Sitede yer alan inançlı kadın üyemiz her halde hiç yok. Bir ara fatmanur falan gelmişti, o da çabuk havlu attı. Bir iki üye var ama onlar da kesinlikle katılımda bulunmuyorlar herhalde. Her ne hikmetse inancını kaybeden kadınlar geliyor ama bu soruları sorup tartışabilecegimiz, bize yaşamlarından örneklerle tesettürü izah edebilecek hiç bir katılımcımız yok. Kabahati kendimizde mi bulmamız gerekir acaba. *:lol:


* * *saygılarımla

pante
30-09-2007, 22:44
pante kadınlardan bahsederken aklıma takıldı. Sitede yer alan inançlı kadın üyemiz her halde hiç yok. Bir ara fatmanur falan gelmişti, o da çabuk havlu attı. Bir iki üye var ama onlar da kesinlikle katılımda bulunmuyorlar herhalde. Her ne hikmetse inancını kaybeden kadınlar geliyor ama bu soruları sorup tartışabilecegimiz, bize yaşamlarından örneklerle tesettürü izah edebilecek hiç bir katılımcımız yok. Kabahati kendimizde mi bulmamız gerekir acaba.

Haklısın Dilaver;
Ama mesajlara katılım olarak haklısın.
Bence inançlı kadınlar misafir olarak katılıyor ve okumakla yetiniyor.
Çünkü kadınlarla ilgili konuları okuduklarında yazacak yanıt bulabileceklerini sanmıyorum.
Yanıt veremiyorlar, bir çoğu ise bu bilgilerle ilk defa karşılaşıyor. Çünkü çoğu yüzeysel bilgiye sahip, hatta İslamiyetin kadına değer verdiği düşüncesinde olduğu için buradaki konular onları biraz şok ediyor.
Birçok sitede ise kadın nickiyle katı tartışmalara girenlerin çoğu aslında erkek.
Kadın nickiyle daha az tepki alacağını ve kendisine daha sempatik yaklaşılacağını düşünüyor.
Kur'an'daki ve hadislerdeki kadınlarla ilgili konular, Muhammed'in eş ve cariyeleri hakkındaki konular açıkça ortaya konmuş olsa kadınların tavrı çok farklı olurdu.
Bu işi de başaracak olanların yine kadınlar olduğuna inanıyorum. 10 yıl kadar önce Gonca Kuriş miydi bir türbanlı kadın, bir atılım yapmış, tabulara karşı çıkmış ama Hizbullah tarafından öldürülmüştü. Ama bir değil onlarca kadın sesini duyursa öldürmekle de susturamazlar.

pante
02-10-2007, 00:42
Kadınlar, Said Nursi'nin "Tesettür Risalesi" ni okusalar yaygarayı koparırlardı herhalde.
Çünkü hemen hepsinin ağzında " Çirkin kadın yoktur" saçmalığı vardır.

Alın size çirkin kadın. Dünyada bundan tonla var, Türkiye'de de..

Çirkin Kadın (http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=01.10.2007&Newsid=139651&Categoryid=7)

Erkek ise doğada 1-2 istisna dışında her varlıkta hep güzeldir, yakışıklıdır, heybetlidir, güçlüdür dişiye göre. *:wink:
Hadi insanlarda anladık, neden genelde böyle.
Allah, hayvanların dişisini de erkeğinin kemiğinden yaratmadı herhalde. :)
Dişinin bu cılızlığı, pasifliği, ürkekliği, güçsüzlüğü, çirkinliği neden kaynaklanıyor.?
Doğurmasından, yumurtalamasından mı acaba? *:roll:

frodo
02-10-2007, 11:12
"Erkek ise doğada 1-2 istisna dışında her varlıkta hep güzeldir, yakışıklıdır, heybetlidir, güçlüdür dişiye göre."

Sevgili başkan bildik -artık magazinsel olan- bazı türlerin dışında güçlü, iri ve bu anlamda görkemli ve
güzel olan dişilerdir. Erkekler ise genellikle sperma üretmeye koşullanmış ve başkaca işlevi olmadığından küçük ve göşterişsizdir. Evrim dişilerde gücü ve iriliği erkeklerde de sperma üretme yeteneğini destekler.

pante
03-10-2007, 17:39
Sevgili başkan bildik -artık magazinsel olan- bazı türlerin dışında güçlü, iri ve bu anlamda görkemli ve güzel olan dişilerdir.

Sevgili Frodo;

İnsanların büyük çoğunluğu da bildik olan ve magazinsel olan hayvanlari tanıdığına göre bırak da erkekler avunsunlar bununla. :)

Sonra sen şimdi yüzlerce, binlerce hayvan çeşidinden bahsedersin. Halbuki Kur'an'da 8 çeşit hayvandan bahsediyor. Hepsi de çift yaratılmış, dişi ve erkek.

Bir yerde şöyle okumuştum:

Genellikle doğada iki farklı cinsin bulunduğunu, erkek ve dişinin bütün canlı varlıklar için geçerli kutuplar olduğunu düşünürüz. Oysa bu bir yanılgıdır. Doğada çift cinsiyetli canlılar olduğu gibi, cinsiyetlerini dönemsel olarak değiştirenler canlılar da vardır. Ayrıca cinsler arasındaki farklılık da türden türe değişiklikler gösterir. Bazı canlı türlerinde dişi ile erkek arasındaki farklılık gözle görülemeyecek ölçüde belirsizken; bazılarında bu fark o kadar büyüktür ki, çok uzun bir süre bilim adamları erkekle dişinin ayrı hayvan türleri olduğunu bile düşünmüştür.

Bu durumda;

Zümer/ 6. Sizi bir tek nefisten yaratmış, sonra ondan eşini varetmiştir; sizin için hayvanlardan sekiz çift meydana getirmiştir;


ayetini nasıl açıklayacağız?
Bazı tefsirciler, buradaki sekiz çifti "davarlar" olarak yorumlamış, bazıları "yumuşak başlı hayvanlar" olarak. Bazısı da demiş ki; "Sekiz çift demek 64 çeşit demektir." :)

Enam-143 de sekiz çift dedikten sonra iki de örnek veriliyor. İki koyun, iki keçi diye.

Bu 8 çiftin hangi hayvanlar olduğunu bir bilen var mı acep?

K.C.
03-10-2007, 18:16
Deve ve at'ın olma olasılığı %500 gibime geliyor. :) (4 eksiğimiz kaldı)

pante
03-10-2007, 19:22
Mealciler içinde 8 çifti " 4 ayaklı hayvanlar " olarak yorumlayanlar da var.

Koyun, keçi, at, deve'ye iki ilavede ben yapayım:
öküz-inek ve eşek.

Kaldı 2 tane.

pante
03-10-2007, 23:11
Yine mealciler içinde 8 çift hayvanı "çiftlik hayvanları" olarak da yorumlayan var.
Bir türlü karar verememişler ne olduğuna. :)

Henüz rastlamadım ama "Evcil hayvanlar" olarak dahi yorumlayan vardır Allah bilir. :)

Koyun-Keçi-At-Deve-Sığır-Eşek altılısına iki hayvan daha ekleyelim.
Manda ve Domuz.

Domuz, acaba Kur'an'da geçen 8 çift içinde yer alıyor mudur?

pante
05-10-2007, 20:58
Bu arada devekuşunun çiftlik hayvanları arasında artık önemli bir yeri olduğunu belirtelim.
Amerika'daki Buffalo çiftliklerini de gözardı etmememiz gerekir.

Ayetteki 8 çift hayvanı 4 ayaklı çiftlik hayvanları olarak düşündüğümüzde sayıyı aştık. 8 az geldi.
Üstelik saydıklarımız etinden, sütünden, derisinden faydalandıklarımız.
Kedi, köpek, kuş, balık ve *kümes hayvanlarını katacak olsak 8 değil, 800 bile kurtarmaz.

Acaba Allah 8 ana çift yarattı da diğerleri bunlardan mı türedi?
Demirel gibi soralım;
Va mı bunun başka bir izah tarzı?

Yani Muhammed, sadece 8 çeşit hayvan tanıyacak değildi herhalde..

Öyle kabul etsek 8 çifte ulaşabilir miyiz dersiniz?
Hiç denemeyelim çünkü bilimsel olarak hayvanların sınıflandırmasının içinden çıkamayız.
En iyisi bu 8 çift ayetine "müteşabihtir herhalde" deyip geçelim. :)

pante
20-10-2007, 19:53
Neden muhammed'den bahsederken önüne Hz. arkasına (s.a.v) ekleri istenir?

Allah'tan bahsedildiğinde gıkı çıkmayanlar, "Muhammed deme (s.a.v) de" diye mesaj atıyor.
Bugüne dek hiç kimseden "Allah deme, Allah (c.c) de" şeklinde bir mesaj almadım ama Muhammed için onlarca mesaj aldım.

Önceleri, rencide olmasınlar düşüncesiyle Hz. öneki kullanırdım. Sonra düşündüm, neden rencide olunsun ki? Onlara ne? Başkasına ek kullanıp ta Muhammed'e kullanılmasa tepki normal karşılanabilir ama hitap, bahis kuralları içinde saygı ekleri yoksa neden kullanılsın?
Bu dayatma niye?

Günümüzde pek tanımadığınız ya da kariyeri yüksek birine sadece ismiyle hitap ederseniz kabalık olur. Ahmet bey, Ayşe hanım denir.
Siyasilerden, sanatkarlardan, ünlü kişilerden ise ya sadece soyadı ile ya da isim-soyadı ile bahsedilir. Demirel gibi, Türkan Şoray gibi, Sabancı gibi.
Geçmişteki ünlülerden, büyük devlet adamlarından da tanındıkları isimle bahsedilir.
Atatürk gibi. Fatih, sezar, Napolyon, Attila gibi.
Sadece bazıları ünvanıyla birlikte anıldığı için öyle bahsedilir. Oğuz Kaan, Cengiz Han gibi.

Peygamberler de öyle. Kimse Hz. Adem (s.a.v) demez. Hz. Havva demez. Adem ile Havva denir.
İsa, musa denir. İlla sonuna aleyhisselam getirilecek.
Nedir aleyhisselam? "Selam olsun" demek.
O zaman Fatih için de, Atatürk için de kullanalım. Onlara selam olmasın mı?
Yanlış mı düşünüyorum?

pante
23-10-2007, 22:18
PKK terör örgütüdür

Kökünü Latince "terrere" sözcüğünden alan terör deyimi "korkudan sarsıntı geçirme" veya "korkudan dehşete düşmeye sebep olma" anlamlarına gelmekte olup;
Siyasi Terimler ve Örgütler sözlüğünde terör;
"kamu otoritesini veya toplum yapısını yıkmak için girişilen korku ve yılgınlık saçan şiddet hareketleri" olarak belirtilmektedir.

Anayasamızda ise terör tanımı şöyle yapılmaktadır:

Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.

Terörizm kavramı,terör yöntemlerinin siyasi bir amaçla örgütlü,sistemli ve sürekli bir şekilde kullanılmasını benimseyen bir strateji olarak terör kavramından ayrılmaktadır.

Terör terimi, dehşet ve korkuyu belirtirken terörizm, *bu kavrama süreklilik ve siyasal içerik katmaktadır.

Buradan hareketle terörizm, “Savaş ve * diplomasi ile kazanılmayan sonuçları elde etmek , korkutmak ve itaat ettirmek için bir teoriye , felsefeye *ve ideolojiye *dayanılarak *siyasi *maksatlarla, iradi olarak *terör ve şiddetin *sistemli ve *hesaplı bir şekilde kullanılmasıdır” şeklinde *tanımlanabilir.

Terörizmin temel amacı, bir davaya veya siyasal anlaşmazlığa dikkat çekilmesidir. Bu “dikkat çekme” *şiddet eylemleri neticesinde toplumda oluşturulan korku ve dehşet havası ile sağlanmaktadır.

Kitle iletişim araçlarının sağladığı imkanlardan da yararlanan terörizm, yarattığı korku ve dehşet ile bir bakıma topluma; “Benden yana mısın, değil misin?”, “benden değilsen düşmanımsın”, “düşmanımsan hedefimsin”, “senin yaşama hakkın yoktur.” şeklinde belirtilebilecek “taraf olma” çağrısında bulunmaktadır. Terörizm, bu dramatik çağrılar ile insanlara tarafsız olma *hakkını yasaklamakta, onların zihinsel ve duygusal masumiyetini yok etmekte, şiddet ortamına çekmekte ve toplumun şiddet yoluyla siyasallaşmasına, kutuplaşmasına yol açmaktadır. Toplumdaki kutuplaşmalar da zihinsel ve duygusal yönden bölünmüş “çatışan tarafları” ortaya çıkarmaktadır. Çatışan tarafların ise toplumun birlik ve bütünlüğünü bozacağı, dolayısıyla terörün amacına hizmet edeceği açıktır.

Terörizmin benimsediği bir diğer amaç, kargaşa yaratarak toplumun direnme gücünü kırmak, yerleşik sosyal ve siyasal düzenin arkasındaki halk desteğini şiddet yoluyla zayıflatmaktır.

Terörizmin bazı güçler tarafından birtakım siyasi ve ekonomik çıkarlar sağlamanın da aracı olarak kullanıldığı dikkate alındığında *amaç oldukça farklılaşmaktadır. Bu gibi durumlarda terörizmin amacı, bir kazanım elde etmek maksadıyla hedef alınan ülke ve toplumda belirli ortamların oluşmasına aracılık etmektir.


Pkk ile devam edeceğim..

pante
24-10-2007, 01:08
Yukarıdaki terör ve terörizm tanımları doğrultusunda PKK'nın 1984'de Şemdinli ve Eruh baskınlarıyla başlayan eylemlerini değerlendirdiğimizde bu tanımlardaki özellikleri fazlasıyla taşıdığı görülecektir.
Aralarında 123 öğretmeninde çeşitli saldırı ve kitlesel katliamlarda öldürüldüğü PKK eylemleri, erkek, kadın, çocuk demeden sivil halkı da hedef alacak nitelik arzeder. Çeşitli adlar altında gerek yurtta, gerekse yurtdışındaki eylemleri nedeniyle başta ABD olmak üzere AB'nin ve birçok ülkenin terör listesinde yer almaktadır.

Bir örgütün terörist olup olmadığının amacıyla bağlantısı yoktur. Amacı ister ayrı devlet kurmak olsun, ister rejimi değiştirmek olsun, ister din olsun terörizm tanımı kapsamına giriyorsa terör örgütüdür.
El Kaide ya da Hamas'ın terör örgütü olarak görülmesindeki niteliklere Pkk da sahiptir.

Pkk terörünün silahlı propaganda olarak nitelendirilmesi ise bir aldatmacadır.
"Silahlı propaganda, askeri değil, politik mücadeledir. Ferdi değil, kitlevi mücadele biçimidir.
Lenin'nin, 1902'de, Narodniklerin bireysel suikast eylemleriyle yürüttükleri terör faaliyetleri karşısında söyledikleri, aynı zamanda Marksist-Leninistlerin terörizm konusundaki tavırlarını net olarak ortaya koymuştur:
* * * "Devrimcilerin güçlerinin ve daha şimdiden harekete geçen kitlelere önderlik etme imkanlarının yetersiz olduğu bir zamanda, birbirini tanımayan bireyler ve grupların bakanları öldürmesini örgütlemek gibisinden terörist eylemlere başvurulması için çağrıda bulunmak, sadece kitleler arasındaki çalışmayı kösteklemekle kalmaz, aynı zamanda bu çalışmanın bütünüyle darmadağın olmasına yol açar...

Che Guevara, gerilla savaşının değişik eylem biçimlerini ele alırken, bunların devrimci mücadeledeki yerlerini net biçimde ortaya koymuştur:
* * * "Sabotaj eylemlerinin önemi çok büyüktür. Etkisi yüksek bir devrim aracı olan sabotaj, genellikle az etkili, önceden görülmeyen koşullar içinde yapıldığında suçsuz insanlar arasında çok kurban veren, devrime yararlı çok sayıda hayata kıyan terörist eylemlerden ayırdedilmelidir. Terörizm, zalimliğiyle, baskı yapmada etkinliğiyle tanınan, baskı güçlerinin önemli bir yöneticisini cezalandırmak için, yokedilmesinin yararlı olacağı biliniyorsa uygulanan bir yöntem olarak kabul edilmelidir. Fakat, önemi az olan, ölümü daha sıkı bir baskıya neden olacak bir birey hiçbir zaman öldürülmemelidir.


Kısasa kısas olarak açıklanan mağaza bombalama eylemleriyle, intihar komandolarıyla, köy ve mezralara yapılan baskın ve katliamlarla teröristliği belgelenmiş olan Pkk, son dönemlerde AB ülkeleri ve parlamenterlerinin baskılarıyla terör izleniminden sıyrılma ve eylemlerini asker üzerinde yoğunlaştırmaya çabalasa da eli kanlı örgüt kimliğinden arınması mümkün değildir. Kaldı ki huylu huyundan vazgeçmezmiş misali siyasi mücadeleyi tavsiye edenleri dahi bir baskı unsuru olarak görmekte ve terör amacını ve niteliklerini muhafaza etmektedir.

pante
26-10-2007, 01:22
Biraz da Nazım Hikmet'ten Az Duyulanlara Değinelim:

1938'de orduyu ve donanmayı isyana teşvikten yargılanan Nazım Hikmet'in yazdığı ama Atatürk'e ulaşmayan mektubu:

"Cumhurreisi Atatürk'ün Yüksek Katına
Türk ordusunu 'isyana teşvik' ettiğim iddiasıyla onbeş yıl ağır hapis cezası giydim. Şimdi de Türk Donanmasını "isyana teşvik etmekle" töhmetlendiriliyorum.
Türk inkılâbının ve senin adına and içerim ki suçsuzum.
Askeri isyana teşvik etmedim.
Kör değilim ve senin yaptığın her ileri dev hamlesini anlayabilen bir kafam yurdumu seven bir yüreğim var.
Askeri isyana teşvik etmedim.
Yurdumun ve inkılâpçı senin karşında alnım açıktır.
Yüksek askeri makamlar, devlet ve adâlet, küçük, bürokrat gizli rejim düşmanlarınca aldatılıyorlar.
Askeri isyana teşvik etmedim.
Deli, serseri, mürteci, satılmış, inkılâp ve yurt haini değilim ki; bunu bir an olsun düşünebileyim.
Askeri isyana teşvik etmedim.
Senin eserin ve sana aziz olan Türk dilinin inanmış bir şairiyim. Sırtıma yüklenen ve yükletilecek hapis yıllarını taşıyabilecek kadar sabırlı olabilirdim. Büyük işlerinin arasında seni bir Türk şairinin felâketi ile alâkalandırmak istemezdim.
Bağışla beni. Seni bir an kendimle meşgul ettimse, alnıma vurulmak istenen bu "İnkılâp askerini isyana teşvik" damgasının ancak senin ellerinle silinebileceğine inandığımdandır.
Başvurabileceğim an inkılâpçı baş sensin.
Kemalizmden ve senden adalet istiyorum.
Türk inkılâbının ve senin başına
and içerim ki suçsuzum.

Nâzım Hikmet Ran"

vartor
26-10-2007, 01:58
Pante, sadece merak ettim, neden erismemis bu mektup? Ataturk'ten saklanmis mi? Yoksa Ataturk hasta oldugundan kendisine verilememis mi? eger biliyorsan aciklar misin?

pante
26-10-2007, 12:38
Sevgili Vartor;
Bu konu Memed Fuat'ın bir kitabında geçiyor.
Nâzım Hikmet Yaşamı, Ruhsal Yapısı, Davaları, Tartışmaları, Dünya Görüşü, Şiirinin Gelişmeleri (Adam yay. 2000)

Mareşal Fevzi Çakmak’ın Nâzım’ı içerde yatırmak için çok uğraştığını gözönünde tutarak kitaptaki açıklamayı görelim:

“Dahası, Harp Okulu’ndaki kimi öğrencilerin Nâzım Hikmet’in yapıtlarını okudukları ortaya çıkınca, Mareşal Fevzi Çakmak’a, Donanma Komutanlığı’nca da bir araştırma başlatılmasını önerenin Şükrü Kaya [dönemin İçişleri Bakanı] olduğunu söyleyenler vardı.

Nâzım Hikmet’in Dolmabahçe Sarayı’na gönderdiği mektubun Atatürk’e ulaşmamasına, Şükrü Kaya’da takılıp kalmasına şaşmamak gerekiyordu.

Bütün engellemelere karşın, Ali Fuat Cebesoy, Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi’ndeki dava sonuçlandıktan sonra da hasta yatağında Atatürk’le bu konuyu konuşmuş, ‘Görüyorsun ne durumdayım. Mareşal’ı darıltmadan siz bir çözüm bulun’ yanıtını almıştı.” (s. 243) *

Yani, Atatürk hastaydı, yataktaydı. Mektup ona teslim edilmedi. İçişleri bakanı Şükrü Kaya mektubu elinde tuttu. Bunu Atatürk'ün hastalığı bahanesiyle ama asıl olarak Fevzi Çakmak gibi düşündüğü ve Nazım Hikmet'in ceza almasını istediği için yaptığı anlaşılıyor. Atatürk mektubu okuyamıyor ama Ali Fuat Cebesoy konuyu kendisine iletiyor. Atatürk, Fevzi Çakmak'ın küstürülmeden konuya çözüm bulunmasını istiyor. Sonrasına da ömrü yetmiyor. Nazım da haksız yere yıllarca hapis yatıyor.

hayko
26-10-2007, 19:11
biz görülmeyen aydınlarız!
kimseler göremez bizi
görmek istemezler!
pante sana bu güzel topiclerin için çok tşk ederim

pante
26-10-2007, 23:32
Yaşamının 28 yılını hapiste geçirdi Nazım. Halbuki günümüzde yaşasaydı tek bir gün dahi yatmazdı yazdığı şiirlerden.

1961 Ekim'inde yapılan SBKP 22. Parti Kongresi'nde, bu kez "gizli rapor"larda vb. değil açıkça alınan bir kongre kararında Stalin "ciddi bir şekilde Lenin'in vasiyetini çiğnemiş, iktidarı kötüye kullanmış, namuslu sovyet insanlarına karşı kitlesel biçimde şiddet uygulamış ve kişiye tapmayı körüklemiş" olmakla suçlanıyor, ve "tabutunun Lenin'in mozolesinde tutulması doğru değildir" kararı alınıyordu. Nâzım Hikmet bu dönemde yazdığı bir şiirde şöyle diyordu:

"taştandı tunçtandı alçıdandı kâattandı iki santimden yedi metreye kadar
taştan tunçtan alçıdan ve kâattan çizmeleri dibindeydik şehrin bütün meydanlarında
parklarda ağaçlarımızın üstündeydi taştan tunçtan alçıdan ve kâattan gölgesi
taştan tunçtan alçıdan ve kâattan bıyıkları lokantalarda içindeydi çorbamızın
odalarımızda taştan tunçtan alçıdan ve kâattan gözleri önündeydik
yok oldu bir sabah
yok oldu çizmesi meydanlardan
gölgesi ağaçlarımızın üstünden
çorbamızdan bıyığı
odalarımızdan gözleri
ve kalktı göğsümüzden baskısı binlerce ton taşın
tuncun alçının ve kâadın.

dilaver
26-10-2007, 23:39
Kemalizmden ve senden adalet istiyorum

* * * *o zamanda vermemiş, şimdi de vermiyor demekki. *:lol:

* * * Nazım 'ın yazdıgı heykel şiirini bir de bizim ülkedeki heykellerle karşılaştır pante. Acaba o heykellerin de gölgesi çorbamızın içerisinde mi.


* * * * saygılarımla

pante
27-10-2007, 00:17
Kemalizmden ve senden adalet istiyorum

* * * o zamanda vermemiş, şimdi de vermiyor demekki. *Laughing

* * *Nazım 'ın yazdıgı heykel şiirini bir de bizim ülkedeki heykellerle karşılaştır pante. Acaba o heykellerin de gölgesi çorbamızın içerisinde mi.

Bunu anlayabilmek için Fevzi Çakmak'ın ve Şükrü Kaya'nın ne derece Kemalist olduğuna bakmak gerekir.
Kemalizm'in Kemal'i adaletin verilmesini istiyor ama Kemalist geçinenler vermiyor.

Ölümünden sonra ise biri çıkıyor paralara kendi resmini koyduruyor.
Diğerleri sağcı ve din ağırlıklı parti kuruyor.
En sonunda da Demokrat parti kurulup emperyalizme kapılar açılıyor.

Bugün ise Kemalizm'in korunabildiği tek kurum kalmıştır, ordu.

Atatürk'ün çorbamıza girecek bıyıkları yoktu.
Stalin öldükten hemen sonra tavır alındı ve bugün durumu ortadadır.
Atatürk ise ölümünden 70 yıl sonra dahi hala seviliyor.
Bu sevgi korkudan değil, dayatma bir sevgi değil.
Suni bir sevgi olsaydı böyle bir iktidar döneminde açığa çıkardı.
Tersine en büyük çoşkuyu bu dönemde yaşıyor.
Tarihinin en büyük mitinglerini bu dönemde yapıyor.
Önümüz 29 Ekim. Samimi sevgiyi bir daha göreceğiz.
Bu Kemalizm değil, Kemal sevgisi ve bağlılığıdır.
Kemalizm iktidardan 1950'de düşmüştü zaten.

dilaver
27-10-2007, 00:25
sevgili pante

* * *Atatürke bir lafım yok yanlış anlaşılmasın, ama Stalin ile ilgili yanlış düşünüyorusun. Ben Atatürk seven biri olarak Stalini çok seviyorum, onu Rusyada da Gürcistanda da , Brezilyada da ve de dünyanın her tarafında da çok seviyorlar. Tüm komünistlerin sarsılmaz mihenk taşıdır Stalin. Ama Kemal yereldir ve bize hastır. Bizim degerimizdir. Stalin bugün için tayin edici kıstastır. Devrim Stalin dir. M19 gerillaları ölürken Stalin adını telaffuz ediyorlardı . Kemal Türk ulusunun önderidir, Stalin dünya işçi sınıfının. Kemal burjuva demokrattır, Stalin proleter.


* * * *saygılarımla

pante
27-10-2007, 12:29
Yaşamının 28 yılını hapiste geçirdi Nazım. Halbuki günümüzde yaşasaydı tek bir gün dahi yatmazdı yazdığı şiirlerden.

Bu 28 yıl için bir düzeltme yapayım. Yaşamının 28 yılını halkından, toplumundan koparılmış olarak yaşadı. Bunun 12 yılı hapis, 16 yılı ise kaçak olarak yurt dışında geçti.

Nazım'ın çocukluk ve gençlik yılları milliyetçi ve mistik bir yapı arzediyordu. Kendi ağzıyla dehşetli bir yurtseverdi. Özellikle 1. Dünya savaşı sırasında.
Yahya Kemal aile dostlarıdır. Hatta yazdığı şiirlerden anasına sevdalı olduğu çıkarımı yapar Nazım.
17 yaşındayken basılan ilk şiirinin birçok yerini de Yahya Kemal düzeltir.
Sonrasında güzel kızlarla tanışır ve onlar için yazmaya başlar. Kurtuluş Savaşından etkilenir. Ulusal şiirler yazar. 19 yaşında Komünist, 21 yaşında da TKP üyesidir. Yaşamı boyunca da "Sökemediler partimden" diye sahiplenir.

Şimdi'de onun 1947'de yazdığı "karnını kaşıyan adam"a dair şiirini görelim. :)

Nâzım Hikmet, "Büyük İnsanlığın" kurtuluşu için mücadele eden bir sanatçıdır. Fakat "büyük insanlığa" yaklaşımı da idealistçe, dalkavukça, halk kuyrukçusu değil; eleştirel, gerçekçi, onu ataletinden kopmaya çağıran, uyandırmaya, aydınlatmaya yönelik bir yaklaşımdır.
Dünyanın en tuhaf mahluku şiirinde bu yaklaşım yansımaktadır:

"DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin
-demeğe de dilim varmıyor ama-
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!

pante
27-10-2007, 22:21
Önceki mesajımda Nazım Hikmet'in biyografisinden notlar vermeye başlamıştım ama en iyisi kendi ağzından dinleyelim:

OTOBİYOGRAFİ

1902'de doğdum

doğduğum şehre dönmedim bir daha

geriye dönmeyi sevmem

üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim

on dokuzumda Moskova Komünist Üniversite öğrenciliği

kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu

ve on dördümden beri şairlik ederim



kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir ben ayrılıkların

kimi insan ezbere sayar yıldızların adını ben hasretlerin



hapislerde de yattım büyük otellerde de

açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir



otuzumda asılmamı istediler

kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini verdiler de

otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu

elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prag'dan Havana'ya



Lenin'i görmedim nöbetini tuttum tabutunun başında 924'te

961'de ziyaret ettim anıtkabri kitaplarıdır



partimden koparmağa yeltendiler beni sökmedi

yıkılan putların altında da ezilmedim



951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün

52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü



sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım

şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile

aldattım kadınlarımı

konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım

hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim

yalan söyledim başkasını üzmemek için

ama durup dururken de yalan söylemedim



bindim tirene uçağa otomobile

çoğunluk binemiyor

operaya gittim çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın

çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri

camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye

ama kahve falına baktırdığım oldu



yazılarım otuz kırk dilde basılır

Türkiye'mde Türkçemle yasak



kansere yakalanmadım daha

yakalanmam da şart değil

başbakan falan olacağım yok

meraklısı da değilim bu işin

bir de harbe girmedim

sığınaklara da inmedim gece yarıları

yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında

ama sevdalandım altmışıma yakın

sözün kısası yoldaşlar

bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da

insanca yaşadım diyebilirim

ve daha ne kadar yaşarım

* * * * * * * * *başımdan neler geçer daha

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *kim bilir



* * * * * * * 11 Eylül 1961 - Doğu Berlin

pante
29-10-2007, 12:29
Sevgili Okinono'nun siteden ayrıldığını üzülerek öğrenmiş bulunuyorum.
Ben ayrılmayı değil mücadele etmeyi savunurum.
Onun için kendisini bu kararından vazgeçmeye ve geri dönmeye davet ediyorum.

Disiplin duyurusu başlığından Disiplin Kurulu başkanının yazısının silinmesi elbette hazmedilecek bir olay değildir. Ama bunun karşısında yapılması gereken siteye değil, bu anlayışa karşı çıkmak, bununla mücadele etmelidir.

Özür dilemesi gerekenler tersine kınama gönderiyorlarsa, ben de onların bu anlayışını ve tavrını şiddetle kınıyorum.

Disiplin Kurulu başkanlığı görevimi istifamı verinceye kadar titiz ve adil bir şekilde yapmaya çalıştım.
Elbette insan olarak bizim de hatalarımız olmuş olabilir. Ancak bilinmelidir ki bu bir kuruldu ve çoğunluğun oyuyla kararlar alınıyordu. Buna rağmen kişisel olarak bir hatam olduysa özür diliyorum.

Disiplin Kurulları, denetleme kurulları, yargı organları bağımsız kuruluşlardır. Hiçbir kişiye ya da kuruma bağlı olmadan çalışırlar. Müdahaleler, etkiler, yönlendirmeler kabul edilemez.
Bu kurul oluşurken de bu prensiplerle kurulmuştu. Benim görevi kabul etmemin nedeni de budur.
Ki daha önce birkaç kez yönetim kurulunda görev tekliflerini kabul etmemiştim.
Birçok kez de DK'nın bağımsız olduğunu vurguladım ve müdahalede bulunan yöneticileri ikaz ettim. Demek ki bu konudaki hassasiyetim yeterince anlaşılamamış.

İstifamla siteye karşı tavır aldığım iddiasında olanları ve geçmişte siteden ayrılıp ta siteye karşı düşmanca davrananlarla beni eş tutanları da şiddetle kınıyorum. Bu tavır, beni yeterince tanıyamadıklarını gösteriyor ya da kendilerinin özgür ve bağımsız düşünemediklerini..

İstifam kesindir. Geri adım atmış değilim ve atmayacağım. Yönetimden, "Disiplin Kurulu başkanı", "staff" vb. ünvanlarımın silinmesini ve yönetici forumlarının tarafıma kilitlenmesini ve hakkımda yazacakları varsa *açık forumda dile getirmelerini rica ederim.

pante
29-10-2007, 12:38
Pelikan nickiyle forumlara katılan SODOMO arkadaşımıza da gerekirse yeni bir nickle, Sodomo'yu hatırlatan bir nickle örneğin -Sodomo- gibi bir nickle geri dönmesini ve ilk dönemlerindeki gibi bir Mevlana aşığı, hoşgörü ve aşk sözcüsü, kavgacı, agrasif olmayan o güzel yazı ve araştırmalarıyla aramıza katılmasını kendisinden talep ediyorum.

Elbette düşüncelerinden taviz vermesin. Ama eminim ki onun ırkçı-şoven yazıları bazı yöneticilere öfkesinden kaynaklanmaktadır. Yurtseverliğini, teröre ve bölücülüğe olan karşı düşüncelerini ilk dönem SODOMO'sunun *mantığı ve anlayışıyla dile getirebilir.
Yeni arkadaşlar onu yeterince tanımayabilir. Herhalde onu doğru tanımak için serbest forum sayfalarında 20. sayfanın ötesine gitmeleri gerekir.

aldostu
29-10-2007, 12:50
Olmadı sevgili Sodomo..
Gene mi öfkene kurban gittin sevgili dostum..

Fazla girmediğim için siteye, Pelikanı tanımadım, okumadım..
Yine neye kızdın da çığrından çıktın bilmiyorum.

Tamam kızdığında siyaset yaz..
Ama ,
incilerini de saç..
Sevgili Pante'nin dediklerini lütfen dikkate al.

Bizi, yaşamı kavratan güzel felsefenden mahrum bırakma..
Bekliyoruz, bekliyorum sevgili Sodomo..

pante
30-10-2007, 21:34
Aşağıdaki şiir, Nazım hikmet'in Atatürk aleyhinde yazdığı tek şiirdir. Sağcılar bu şiiri Atatürk'çülerin Nazım Hikmet sevgisini yoketmek için kullanırlar. Atatürk karşıtı kimi solcular da, solcuları Atatürk'den soğutmak için.
Oysa şiirin tarihi 1923'dür ve Nazım eksik bilgilerle ve kuşkuyla yazmıştır bu şiiri.
Atatürk, şiiri duymasına rağmen hoşgörü ile karşılar ve Nazım'ı sevmeye devam eder. Nazım'da onu.

28 Kanunusani

- Ta ta aa ta ta Ha ta tta ta
Tarih
sınıf-ların
mücadelesidir.

*
1921
Kanunusani 28
Karadeniz
Burjuvazi
Biz
On beş kasap çengelinde sallanan
On beş kesik baş
On beş arkadaş
Yoldaş
Bunların sen
isimlerini aklında tutma
fakat
28 kanunusaniyi unutma!

*
Siyah gece
Beyaz kar
Rüzgar
Rüzgar
Trabzon’dan bir motor açılıyor
Sa-hil-de ka-la-ba-lık!
Motörü taşlıyorlar
Son perdeye başlıyorlar!
Burjuva Kemal’in omuzuna binmiş
Kemal kumandanın kordununa
Kumandan kahyanın cebine inmiş
Kahya adamlarının donuna
Uluyorlar
hav...hav... hak...tü
Yoldaş unutma bunu
Burjuvazi
ne zaman aldatsa bizi
böyle haykırır:
hav...hav...hak...tü
Gördün mü ikinci motörü?
İçinde kim var?
Arkalarından gidiyorlar.
İkinci motör birinciye yetişti
Bordoları bitişti
Motörler sarsılıyor
Dalgalar sallıyor
Sallıyor dalgalar
Hayır
iki motörde iki sınıf çarpışıyor.
Biz
Onlar!
Biz silahsız
Onlar kamalı
tırnaklarımız
Kavga son nefese kadar
Kavga
Dişlerimiz ellerini kemiriyor
Kamanın ucu giriyor
girdi...
Yoldaşlar, ey!
artık lüzum yok fazla söze:
Bakın göz göze
Karadeniz
On beş kere açtı göğsünü,
On beş kere örtüldü.
Onbeşlerin hepsi
Bir komünist gibi öldü.


Nazım Hikmet

pante
05-11-2007, 00:18
Nazım Hikmet'in bir yanılgısının da Çerkez Ethem'i hain ilan etmesi olarak değerlendirenler vardır.
Nazım'a göre Çerkez Ethem Yunanlılara katılmış ve ihanet etmiştir.
Kimileri ise Çerkez Ethem'in Yunanlıların Bursa işgalinde halka zarar vermemesi için böyle bir yola başvurduğunu ileri sürerler.

Ve 29 Aralik Kütahya :

4 top

ve 1800 atlı bir ihanet

yani Çerkez Ethem,

bir gece vakti

kilim ve hali yüklü katirları,

koyun ve sığır sürülerini önüne katıp

düşmana geçti.

Yürekleri karanlık,

kemerleri ve kamçılari gümüşlüydü,

atları ve kendileri semizdiler...

Nazım Hikmet / Kuvayi Milliye Destanı – 3.Bap




Mustafa Kemal ve Nazım Hikmet



Mustafa Kemal bir akşam Dolmabahçe Sarayı`daki bir sofra sohbetinde iken Nazım Hikmet`in adı geçer. Nazım`ın büyük şair olduğundan bahsedilir. Bir şiiri plaktan dinlenir. Mustafa Kemal dikkatle dinledikten sonra “Nazım'ı bulup getirsinler de dinleyelim” diye emir verir. Telefonla Kadıköy Polis Merkezine Nazım`ı bulup getirmeleri söylenir. Bir polis gecenin geç vaktinde Nazım'ın kapısını çalar. Nazım Hikmet uykudan kalkıp kapıyı açar ve polisi karşısında görünce şaşırır. Polis, Mustafa Kemal`in kendisini Dolmabahçe Sarayın`da beklediğini söyler.
Nazım`ın cevabı şu olur:
“Paşa`ya benden selam söyleyin. Ben Deniz Kızı Eftalya değilim.”

Mustafa Kemal`e Nazım Hikmet`in verdiği cevap iletildiğinde;
“Aferin çocuğa. İşte şair dediğin böyle olur.” der.

Karşılıklı büyüklük.

pante
05-11-2007, 18:16
Ünlülerden Aykırı Sözler

Siyasetçi, efendi olabilmek için uşak gibi görünür. Charles De Gaulle


Siyasi partilere bayılıyorum. İnsanların siyasetten konuşmadığı tek yer orası kaldı. Oscar Wilde

Yoksulluk çok pahalı bir lüks. Maliyetini karşılayamayız. Eleanor Roosevelt


Devlet ne kadar yozlaşmışsa, o kadar çok kanun olur. Tacitus


Aşkta zafer kazanan, kaçıp giden erkektir. Napolyon Bonaparte


Kuantum fiziği kafanızı karıştırmadıysa onu tam olarak anlamamışsınız demektir. Niels Bohr

Dürüst politikacı, bir kere satın alınınca taraf değiştirmeyen politikacıdır. Simon Cameron


En gerçekçi şiir, uydurma olandır. Shakespeare


Çok sıkı bir şekilde denetlendiği sürece, özgür ifadeden yanayım. Alan Bennett


İyi koca olacak erkekler bekar kalır, çünkü evlenemeyecek derecede düşüncelidirler.
Finley Peter Dunne


Arkadaşlarınız ne kadar zenginse, o kadar pahalıya patlar. Elisabeth Marbury


Bütün vaktinizi çalışmaya adamak tembelliktir. Bacon


Ölmekten korktuğumdan değil, sadece gerçekleştiğinde orada olmak istemiyorum. Woody Allen

pante
21-11-2007, 23:22
İstanbul’daki Feshane Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen ’Kudüs Toplantısı’ hem Batı, hem de İslam ülkelerinde infial yarattı.
Toplantıda Cumhurbaşkanı Gül'ün resminin intihar bombacısı küçücük bir çocuğun resmiyle yan yana konulması eleştirilere neden oldu.

http://img145.imageshack.us/img145/5751/4469281gx4.th.jpg (http://img145.imageshack.us/my.php?image=4469281gx4.jpg)


Terör ve intihar saldırıları gündeme geldiğinde tarihte akla gelen ilk isim Hasan Sabbah'dır.

Hasan Sabbah

Oniki *yıl *boyunca * bölgeyi *yakıp *yıkan İbn-i *Aktaş *ölünce, * meydan *Hasan *Sabbah’a *kaldı. *İran’daki *İsmailililer’in * yeni *lideri *artık *Hasan *Sabbah’tı.

Devrin bütün *ilimlerini *öğrenmiş, *kimya, *sihir, *gizem *ve * simya *ile *uğraşmış, *Kahire’de * İsmaili *mezhebinin * gizli *sırlarını *öğreten *Dar’ül-Hikme’ye * devam *etmiş *ve *İran’daki * İsmaililiğin * ileri *gelenlerinden *biri *olmuştu.

Hasan *Sabbah, *İran’a * dönerken * Alamut *Kalesi’ni *gördü. *Bu kaleyi *çok *beğendi ve *ileride *işine *yarayacağını *düşündü.Oraya *yerleşti *ve *çok *geçmeden * adamlarıyla * harekete *geçerek * Alamut’u *ele *geçirdi.

Burada *kendisine *ait *yöntemler *gelişti. Zaten *mezhep yönünden kendisine bağlı adamlarını “ölüm *makinesi” haline getirecek bir yol buldu. Sarp kayalıkların üzerinde olduğu için zapt edilmesi güç olan kalede adeta bir yalancı cennet oluşturdu. Ağaçlıkların, havuzların ve * çiçeklerin olduğu bu mekanda, dünya güzeli kadınlar erkeklere her türlü hizmeti yapıyorlardı. Hasan Sabbah, bu yalancı cenneti *kendine ölümüne bağlı *fedailer yetiştirmek için kullandı.

Hasan *Sabbah’ın hizmetine *girenler önce *içkinin * içine *atılmış haşhaşinle * uyuşturuluyor, *adam *gözlerini *açtığında * kendini *bir *yalancı *cennette *buluyordu. Bu *cennet *gibi *yerde , *huri *gibi *kızlarla *her *türlü * zevki *yaşayan *fedailer, *bu *cennetten *ayrılmak *istemiyordu.

Ancak *cennete *girmenin *yolu *vardı. Hasan *Sabbah’ın *her *istediğini * gözünü *kırpmadan *yapmak. Hasan Sabbah’ın emri ile yapılan *işi *başarmak *yada *bu *uğurda ölmek, *cennete *girmenin *yolu *idi. Hele ölüm cennete hemen *giriş anlamına geliyordu.Yaşadığı cennetin *özlemini çeken fedailer, cennete tekrar girebilmek için bir an önce Hasan Sabbah’ın * uğruna ölmeyi arzuluyorlardı.

Hasan *Sabbah’a *ve *mezhebine * karşı *çıkanlar, *onların * küfür *olduğunu * söyleyen *İslam *alimleri *ve *fakihler * çeşitli *suikastların * sonucunda * birer *birer *ortadan *kaldırılmaya *başlandı.

Alp Arslan’ın *meşhur *vezirlerinden *Nizam’ül-Mülk, *Melikşah *zamanında * Alamut *Kalesini * ele *geçiren Hasan *Sabbah’ın *üzerine *yürüdü *ve *kaleyi *kuşattı. Birbirlerini *tanıyan Hasan *Sabbah, Nizam’ül-Mülk’e *bu *işten *vaz *geçmesini, yoksa *kendisinin *öldürüleceğini *haber saldı *ama Nizamü’l-Mülk kuşatmadan vazgeçmedi. Bir gün Hasan Sabbah’ın fedailerinden Ebu Tahir, Nizam’ül-Mülk’ü bir suikastta öldürdü. Vezirleri *ölen Selçuklu askerleri kuşatmadan * vazgeçmek zorunda *kaldı.

Melikşah’ın ölümünden *sonra *tahta *geçen * Sultan *Sungur, *İsmaililler’in * üzerine * ordusunu * saldırıya *hazırlarken , *bir *Sabbah *yatağının * başucuna *saplanmış *bir *hançer *gördü.Birkaç *gün *sonra *bir *adam *Hasan *Sabbah’tan *mesaj *getirdi:”O *hançeri * senin *yatağının *başucuna * saplayan *göğsüne *de * saplayabilir. Bizimle *uğraşmaktan *vaz geç.”

Hasan *Sabbah’ın *yetiştirip * saraylara * sattığı * güzel *kadınlardan *biriydi * Sungur’un *yatağına *hançeri * saplayan. Hasan *Sabbah’ın *güzel *kadınları, *saraylarda *cariyelik *yaparken * Şeyhü’l-Cebel * olan * şeyhlerine *de * hizmet *ediyorlar *ve *emirlerini *uyguluyorlardı.Sultan *Sungur, *Hasan *Sabbah *ile *baş *edemeyeceğini * anlayınca * onlarla *uğraşmaktan *vaz *geçti.

Hasan *Sabbah, *yirmi altı *yıl *içinde * her *tarafa *musallat *oldu, *istediği *yerde *teşkilatını *kurdu *ve *ortalığı *haraca *bağladı.

Hasan Sabbah, 33 yıl *hüküm *sürdükten *sonra *1124 *yılında ölünce, o bölgedeki insanlar * büyük bir beladan kurtulmuştu.

Moğollar’ın *İlhanlılar *Devleti’nin *hükümdarı * Hülagu, 1256 *yılında *Haşhaşinler’i *acımasız *bir *şekilde *katletti *ve tamamen *kökünü * kazıdı.



(Bilgiler Hayrullah Akın'ın tarih sitesinden)

Bakara
22-11-2007, 02:53
Leyla Zana'ların barış güvercinleri uçurduğu bir yerde en sevdiğim kuş şahindir.
Anadolu'ya ait olan bütün değerlerden payımızı almışlığımız vardır.
Bizim sevgimiz de öfkemiz de büyüktür.
Ama hakikidir.
Ne sevgimizde ne öfkemizde aldatmayız kimseyi.
Açık, ikirciksiz ve kararlıyız.
Lakin devir kalleşlik devri.
Kalleşin silahı olmuş keleş.
Bir yandan kalleş pusularda şehit ederken mehmetçiklerimizi öbür yandan utanmadan barış güvercinleri uçurmaktalar.
Orwel'ın romanı gibi dönüyor dünya.
Zalim mazlumculuk oynuyor karşımızda utanmadan.
Mazlumun ise sadece yüreği var.
O yüreği de kimseye satacak değiliz.


ZAP ŞİİRİ

Karanlık gecede kara sudan zap suyuna giden yol,
Dolunay azaplığında vatanımın,
Ay örgüsü saçlarına vurgun düşmüşüm,
Alın yazımıza vatan ve bayrak, şehitlik yazılmış

En güzel türküyü kurşun söyler özüme,
Ola ki Tendürek ağıdı Cudi, Gabar türkülerinde,
Muhabbeti bulurum bir zaman,
Şahadetse aslanların savaşında,

Ölümsüzlük, şehitlik, bayrak hilalinde,
Can veren, kan veren yiğitler,
Yar gönlümüze düşende, çıktık dağların başına
Karanlık gecede el uzattık hilale,
Vurgun yedik seher rüzgarında,
Gurbet türküleriyle selam ettik yar diyarına,
Savaş türkülerinde kendimizi bulduk,
Vatan türküsüyle huy eyledik her zaman

Kürşat baskınlarında şahadetime destur verilirken,
Tekbir-i ilahi ki bayrağımdaki iman,
Yıldız yüceliğinde vatan olası gönül,
Neylerim, neylerim sensiz acep?

Seninle gezerim Şavşat’ı, Kars’ı,
Seninle inerim Bingöl’den Van’a,
Muş’tan el ederim Adıyaman’a,
Ben deli sevdalar yaşar uykusu geçerken,
Keleş sesinde yas tutarım,
Ölen şehitlerin ardından,

Divanesi olduğum Anadolu’yu gezerken,
Nasibim bir kurşun olup da, düşersem toprağa,
Eğer, eğer toprak bana açmışsa bağrını,
Damla damla düşüyorsa toprağa kan,
Bayraklara sarılıyorsa tabutlar,
Analar, analar ağlıyorsa yitik erlerinin ardı sıra,
Gelinler, gelinler yas tutuyorsa yiğit erlerinin ardından
Ki Türk devleti öksüz kalacaksa eğer,

Koyuver şahin misali saldırsın İbrahim’in delilerini,
Mehmetçesine, çakal sürüsüne,

Ay gökte kaldıkça,
Ulu kocaların, ak sakalların duası
Üstüne olsun.


http://www.youtube.com/watch?v=mtZzATGeuzk

pante
22-11-2007, 20:41
Ah Ömer Hayyam ah!

Hasan Sabbah, Mısır'da El Ezher'de eğitimini tamamladıktan sonra sapık görülen İsmailiye mezhebine girmişti. O dönem Asya coğrafyasının ABD'si sayılan Selçuklu devletini perde gerisinde yöneten Başvezir Nizamülmülk'ün divanına girecek ve İsmailiye üyelerinin yükselmesini sağlayarak Türklerin egemenliğini zayıflatacaktı.

Nizamülmülk'ün çağrısına uyarak İsfahan'a, Selçuklu Sultanı Melikşah'ın başkentine doğru yola çıkan Ömer Hayyam, bu zeki ve bilgili gençle Kaşan'da bir kervansarayın odasında tanıştı.
Hayyam, Nizamülmülk kendisine istihbarat başkanlığını önerince şaşırdı. O, rasathanesinde yıldızlarla uğraşmak, rubailer yazmak istiyordu. Çağının liberal aydını Hayyam'a göre değildi herhangi bir tarafta yer almak. Nizam'ın "İsmailiye olmasın, ne olursa olsun" demesine karşın, ne olduğunu sormadan, istihbarat başkanlığına Hasan'ı önerdi.
Hiç ummadığı anda kendisini Nizam'ın başcasusu olarak bulan Hasan, derhal onun altını oyup, yerine geçmek için uğraşmaya başladı. Nizam bir karşıcasusluk tekniğiyle engellemeseydi başaracaktı da. Melikşah, foyası meydana çıktığı an Hasan'ın başını almak istedi. Ama Hayyam, etik açıdan yanlış bulduğu için, kendi itibarını ortaya koyarak Hasan'ın canını kurtardı, serbest bıraktırdı.
Hasan yedi yıl derviş kılığında bütün coğrafyayı gezip örgütünü kurdu.
İran'da, ücra Alamut Kalesi'nde karargâhını oluşturdu ve 1081'de harekete geçti.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=19973

Bir rivayete göre Nizamülmülk, Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'ın okulda sınıf arkadaşıdırlar.
Her üçü de okulda öğrenimleri sırasında söz verirler: "Hangimiz yükselirsek, birbirimizi koruyalım!" Nizamülmülk vezir olur. Hasan Sabbah'la Hayyam'a görev vermek ister. Hayyam, küçük bir maaşla yetinir. Hasan Sabbah sarayda görev alır. Hasan Sabbah'la Hayyam gerçi yakın yaşlardadır, ama vezir Nizamüllmülk'le yaşıt olmaları için her birinin yüz yirmi yaşına kadar yaşamaları gerekirdi. Bu ise, olanak dışı olmamakla birlikte uzak bir ihtimaldır. Ama halk hayal dünyasında hala öyküyü bu haliyle sürdürüp duruyor."

Rüştü Şardağ; Bütün Yönleriyle Hayyam Rubaileri, S. 13; Özgür Yayınları

pante
25-11-2007, 00:55
Karşı görüşe de yer verelim. Hasan Sabbah'a sahip çıkıp yüceltenler de var:

Hasan Sabbah, bütün yaşamı boyunca İsmaili inancının özgürce yaşanması için çalıştı. Bu noktada başarılı oldu. Bugün dahi onlarca kişi Hasan Sabbah’ın yaptıklarını hayranlık, şaşkınlık ve gıpta ile değerlendirmekteler. Hasan Sabbah’a olmadık iftiralar, hakaretler ve yakıştırmalar yapıldı. Öyle ki, Hasan Sabbah taraftarlarına afyon içenler anlamında haşhaşiler denildi. Oysaki onlara “Assasin” deniliyordu. Assasin kavramının türkçe karşılığı “bekçiler, sır bekçileri”dir. Onlar hiç bir zaman dünya malına olan düşkünlüklerinden, insanın inandığı değerler için yapmayacağı şey olmadığını bilmediler. Onlar için, değerleri için, inancı için yaşamını dahi feda etmek, insanın yapacağı bir iş değildi. Günümüzde dahi, Hasan Sabbah ve taraftarları için en ahlâk dışı iftiralar yapılmaktadır. Onlara göre Hasan Sabbah, fedailerini sahte cennet vaadiyle kandırıp, onları uyuşturucuya alıştırıp, eylemlere gönderiyormuş. Ne yazık ki, bir çok Alevi insan dahi bu yalanlara inanmaktadır. Oysaki gerçekler çok daha farklıdır. Gerçekte Hasan Sabbah, kötülüklere, haksızlıklara karşı gelmiş ve öğrencilerini de bu doğrultuda eğitmiştir. Onlara asla ve asla haksızlığa boyun eğmemelerini öğütlemiştir. Bu uğurda gerekirse yaşamlarını ortaya koymalarını öğütlemiştir. Hasan Sabbah’ı izleyen öğrencileri, yer yer fedai eylemler geliştirip, haksızlıkların üzerine gitmişlerdir. Doğal olarak haksız olanlar bunun karşıt propagandasını yapmışlardır. Ama bilinmelidir ki, bir kişiye ne kadarda uyuşturucu verilirse verilsin, o kişi asla böyle eylemler yapamaz. Aksine uyuşturucu alan kişi hantallaşır.

Hasan Sabbah’ın Alamut kalesini koruması, bu kaleye en güçlü ordunun dahi girememesi günümüzde dahi gıpta ile bakılan, hayranlık duyulan bir olaydır. Nasıl olurda bir fedai gözünü kırpmadan eylem gerçekleştirmiştir? O fedai nasıl bir eğitimden geçmiştir? Hasan Sabbah nasıl taktikler geliştirip, stratejisini uygulayıp, kaleyi güçlü ordu karşısında korumuştur? Bütün bunlardan yola çıkarak, Hasan Sabbah’ın etkileme gücü, bilinci, askeri dehası, örgütlenme stratejisi günümüzde hayranlık uyandırıyor. Böyle bir büyük şahsiyet görevini başarıyla tamamlamış 1124 yılında hakka yürümüştür.

http://www.alevikonseyi.com/alevi/alevi7.html

dilaver
25-11-2007, 06:24
http://tr.wikipedia.org/wiki/Hasan_Sabbah


* * * saygılarımla

pante
25-11-2007, 12:07
Şimdi gelelim gerçeklere..
Önce İsmaililiği tanıyalım:

İsmaililik, İslami muhalefet hareketi olan Ali yandaşlığının bir türevidir. Ali’nin Kerbela katliamından kurtulan torunu Zeynelabidin’in soyundan gelen Cafer Sadık’ın oğlu İsmail’in imamlığını kabul eden Batınilerin örgütü olmuştur. İsmaililik ve diğer Batıni ekoller, Ali yandaşlığı vasıtasıyla Müslümanlığı kabul etmiştir. Ancak bu ekollerin genel tutumu, Müslümanlığın ortodoks Sünni sistemini kabul etmeyen farklı inanç ve ideolojilerin Müslümanlık bünyesi içerisinde, kendi inançlarını sürdürme çabalarının ifadesidir. Nitekim, İsmaili öğretisinin felsefi ve örgütsel boyutu, kadim Babil ekolüne ve Pisagoryen öğretilere dayalı Saabi inançlarının, Maniciliğin, Neo Platonculuğun, Hermetizmin, kısaca o güne kadar var olan Batıni ekollerin bir devamı olduğunu açıkça göstermektedir.

Halife Ömer döneminde fethedilen Mısır'da, yeni yönetimin ilk işi, daha önceki çağlarda olduğu gibi İskenderiye okulunu dağıtmak ve bu okulda asırlar boyunca toplanmış olan ve hemen her fetihten sonra yakılan muhteşem İskenderiye kitaplığını, Romalılardan sonra bir kez daha yakmak oldu.Okulun üyesi filozofların yapabilecekleri tek şey vardı. Müslüman olmak ve öğretilerini İslam’i bir çerçeveye oturtmak. Bunun için filozoflar, İslamiyet’in içindeki Batıni muhalefetten yararlandılar. Hilafet iddiaları nedeniyle Ömer'in karşısında olan, Peygamberin damadı Ali'nin yanını tuttular. Bu filozoflar, Ali yandaşları olarak, İslamiyet’e bambaşka bir boyut getirdiler. Alevilik-Fatımilik olarak adlandırılan bu mezhebin bünyesinde, Sünnilerin önerdiği İslam dini anlayışı değişti. Yaratana tapınma olgusu yerini, Tanrı- evren-insan üçlemesinden oluşan varlık birliğine bıraktı. Sünni ortodoks Müslümanlar bu durumu derhal sapkınlık olarak nitelendirdi. Ama yapabilecekleri bir şey yoktu. Karşılarındakiler, Peygamberin damadının yandaşıydılar ve hepsi de Müslüman’dılar.

Yeni Eflatuncu filozofların etkileri kuşaktan kuşağa yayılarak sürdü. Filozoflar bu akıma Tasavvuf, kendilerine de Sufı adını verdiler. Onların görüşlerinden etkilenen birçok kişi ve mezhep oldu.
Sufiler, Mısır'ın yanı sıra Mezopotamya'da da son derece etkiliydiler. Abbasiler döneminde Bağdat'ın İslam dünyasının başkenti haline gelmesi, sufiliğin de tüm Müslüman dünyasında yaygınlaşmasına neden oldu. Sufi önde gelenlerinin üyesi bulunduğu Karamiler mezhebi, İskenderiye, Kahire, Bağdat, Basra’nın yanı sıra, Kudüs'te, Türkistan'ın birçok kentinde ve Gazze Sultanlığının hemen her köşesinde tekke kurdu. Emevilerin saltanatları sırasında uyguladıkları baskı ve zulüm, Batıni Müslümanların ortodoks Sünnilere karşı nefretlerinin içten içe sürmesine neden olmuştu. Bu nefret, İsmaili ve Fatimi ayaklanmaları ile doruk noktasına ulaştı.

Ali'nin iki oğlunun ve pek çok yandaşının Kerbela'da öldürülmelerinden sonra, sağ kalan tek torunu Zeynelabidin'in ve onun soyundan gelenlerin, Şii mezhebi inanırlarına İmam olmalarını Sünni yöneticiler kabul ettiler. Ancak bunu, Şiileri kontrol altında tutabilmek için yapıyorlardı ve İmamların hepsi, yönetimin elindeki *birer kuklaydı. "İsmaililer", İmam Cafer Sadık'ın oğlu İsmail'in imamlığını kabul eden Karamilere verilen ad oldu. Öte yandan köklerini, Peygamberin ortodoks Sünnilerce öldürülen kızı, Ali'nin karısı Fatma'ya kadar götürmeleri nedeniyle de Mısırlı Ali yandaşlarına, "Fatımiler" adı verildi.

İsmaililerin hedefi, filozof Farabi'nin deyimi ile, "gerçek akıl devletini, kardeşliğe ve eşitliğe dayanan bir cumhuriyeti kurmaktı". İmam İsmail'in ölüm yılı M.S. 760 olduğuna göre, İsmaili mezhebinin de bu tarihlerde kurulduğu sanılıyor. Ancak, 7 dereceli inisiasyona dayanan İsmaili örgütlenmesine, İsmaili Şeyh El Cebel'i, Meymun oğlu Abdullah döneminde başlandığı biliniyor.

İlk İsmaili devleti M.S. 874'de Hamat Karmat tarafından, İran körfezinin güneyindeki Lasha'da kuruldu. Yaklaşık 150 yıl kadar varlığını sürdüren bu devlet tamamıyla laikti. Karmatiler adı verilen ve bir meclis tarafından yönetilen bu devletin orduları M.S. 929'da Mekke'yi işgal etti ve Kabe'deki kutsal kara taş "Haceri Esved"i alarak Lasha'ya götürdü. Bu arada mezhebin Ortadoğu’ya yayılmış diğer kolları da boş durmuyor, başta Bağdat olmak üzere tüm büyük İslam kentlerinde, gizli İhvan-ı Sefa dernekleri halinde örgütleniyorlardı. Karmatlar bir süre sonra Bağdat ve tüm Mezopotamya’yı kontrol eder hale geldiler. Bağdat'taki halife tam anlamıyla bir kuklaya dönüşmüştü ve ipleri de Lasha'daydı. Mütezile akımının Bağdat'ta ortaya çıkışı işte böyle bir ortamda gerçekleşti. Sünni İslami otoritenin yokluğundan faydalanan sufiler, her türlü dini ve siyasi fikri tartışır hale geldiler. 10. yüzyılda, Bağdat hilafeti, yönetimi laikleştirmek zorunda kaldı. Halifeler, teokratik birçok ayrıcalıklarının yanı sıra, örneğin Cuma namazında adlarına hutbe okutmaktan bile vazgeçtiler. Namaz kılma, oruç, haç gibi ibadet zorunlulukları kaldırıldı. Bu arada,
kadınların da erkekler ile eşit olduğu kabul edildi.

pante
25-11-2007, 12:28
Karmatlar, Bağdat hilafetinin ricası üzerine, Haceri Esved'i Kabe'deki eski yerine koymayı kabul ettiler. Bağdat'ta yönetim, "Umera" denilen, İhvan-ı Sefa derneklerine dayanan sufilerin elindeydi. İslamiyet’in başkentindeki bu ortam İran'dan Türkistan'a ve Endülüs'e kadar birçok yerde yankılarını buldu.

M.S. 909'da, İsmaili inançlı bir başka devlet, Fatimiler, Mısır'da kuruldu. Karmetiler gibi Fatimiler de, İsmaililiğin 6. derecesine sahip inisiyatik bir meclis tarafından yönetiliyordu. Bu meclislerin başında 7. dereceye sahip İsmaili şeyhleri, devlet başkanı konumunda yer alıyorlardı.

İsmaililer, Tanrının salt ışık olan yüce bir varlık olduğuna, ondan çıkmış olan tüm ruhların yine ona döneceğine inanırlardı. Onlara göre, 6. dereceye malik olabilmiş kişilerin ruhları, ölümden sonra Tanrıya dönme mutluluğuna erişirken, daha düşük dereceli kardeşlerin ve sıradan insanların ruhları, gövdeden gövdeye geçerek, dünyada acı çekmeye devam ederlerdi. İsmaililer için, yeryüzü cehennemin ta kendisiydi. Bu nedenle de, şeyhlerinin emri üzerine kendilerini feda etmekten çekinmezlerdi, çünkü, daha iyi bir hayata doğacaklarına ya da Tanrıya ulaşacaklarına inanırlardı.

M.S. 874'den, 1256'ya kadar Ortadoğu’da İsmaililer son derece etkin oldular. Güçleri o denli artmıştı ki, 1164 yılında, İsmaili İmamı 2. Hasan, Ramazan ayının ortasında şeriatı kaldırdığını açıklamıştı. Oruç tutmanın yanı sıra, namaz kılma ve diğer ibadet zorunluluklarının da kalktığını duyurmuştu. Oğlu, İmam 2. Muhammed de onun sistemini devam ettirdi.

İsmaililer, Müslüman dünyası üzerindeki etkilerini uzunca süre devam ettirdilerse de, Selçukluların kontrolü ele geçirmeleri karşısında giderek gerilediler. Karmeti devletinin yıkılmasından sonra Fatımiler de, önce Haçlıların saldırıları, sonra iç isyanlar ile sarsıldılar ve nihayet, Selahattin Eyyubi komutasındaki kuvvetlerce tamamen yok edildiler.

Bu gelişmeler karşısında, İsmaililer küçük kalelere sığınmak zorunda kaldılar. Bu kalelerin en ünlüsü, Hasan Sabbah'ın komutasındaki Alamut Kalesiydi. Sabbah ve emrindeki fedaileri, Selçuklu yönetimine karşı sürekli mücadele ettiler ve hem Arap, hem de Türk Sünni ileri gelenlerinin korkulu rüyası haline geldiler.

pante
25-11-2007, 13:05
Gelelim Hasan Sabbah'a..

Asıl adı Hasan bin Ali bin Muhammed bin Cafer bin Hüseyin bin Sabbah el-Hamari.
Hasan Sabbah, Yemen taraflarından İran'a göçetmiş Şiî bir aileye mensuptu. Genç yaşta Şiiliğin uç inançlarından olan ve Hazreti Muhammed'in torunu İmam Caferu's-Sadık'ın oğlu İsmail'i ''imam'' kabul eden İsmailiye mezhebine girdi. Sıkı bir eğitim gördü ve uzun seyahatlerle dolu bir gençlik yaşadı. İsmailî inançlarını yaymak için Şam'dan Horasan'a kadar defalarca gidip geldi.

Batı İran'da Hazar Denizi yakınlarındaki Alamut Kalesini alan ve İsmaili müritlerini birer fedaiye dönüştüren yeni bir sistem uygulayan Sabbah, Abbasi hilafeti ile Selçuklu yönetimini devirmek için girişimlerine başladı. Sabbah, örgüt üyelerine "Assasins" adını verdi.Bu kelime Arapça'da "Bekçiler" ya da, "Sır Bekçileri" anlamına gelir.
Örgüte suikastlerden önce kendilerinden geçmek için içtikleri haşhaş iddiası nedeniyle Haşhaşiler denilmiştir. Kalede oluşturdukları iddia edilen suni cennet de, fedaileri kandırmanın diğer yöntemidir. Bu iddialar genelde sunni çevrelerden geldiği için reddedilirse de Marko Polo, Haşhaşiler hakkında gezi notlarında şöyle diyor;

''Şeyh, kalenin arkasındaki uzun vadiyi zamanının en güzel bahçesi haline getirmişti. Dünyaya meydan okuyormuşcasına yükselen Alamut Kalesi'ni aşmadan buraya girmek mümkün değildi. Vadide birbirinden zarif köşklerle şarap ve süt akıtan çeşmelerin arasında en nadide çiçekler açar, ağaçlar yükselirdi. Her köşeye, dünyanın en güzel kızlarından bir grup yerleştirilmişti. Kızların hepsinin sesi güzeldi. Şarkı söylemeyi, dansetmeyi ve birkaç çalgı çalmayı bilirlerdi. Aşk oyunlarında onların üzerine kimse yoktu.

Yirmi yaşına basmış delikanlılar arasında sağlıklı, gözü kara, tehlikeye aldırış etmeyen ve ruhsal bakımdan Şeyh'e bağlanabilecek durumda olanlar Alamut'a getirilirlerdi. Bunlara bir süre Hasan Sabbah'ın cennetiyle ilgili efsaneler anlatılır, daha sonra teşkilátın büyüklerinden biri tarafından tek tek Şeyh'in huzuruna çıkartılarak törenle tarikata kabul edilir ve Sabbah'ın ayaklarına kapanan genç ''fedai adayı'' olurdu.

Sabbah, gence içerisinde bol miktarda haşhaş bulunan ama tam formülünü sadece kendisinin bildiği meşhur içkisinden içirir ve kendinden geçen delikanlı ''cennet'' denilen bahçeye bırakılırdı. Delikanlı bir müddet sonra ayılır, kendisini dünyanın en güzel köşelerinden birinde ve birbirinden güzel genç kızlar arasında bulur, her rzusu yerine getirilir ve bir yandan Sabbah'ın büyüklüğüne tanık olurken bir yandan da sonsuza kadar burada kalmayı isterdi.

Tarikatın büyükleri, gence birkaç gün sonra yeniden uyuşturucu içirirlerdi. Kendinden geçen genç bu defa kaleye taşınır, ayıldıktan sonra ''Vadideki cennete dönmek istiyorsa Şeyh'in istediği işi yapması gerektiği'' söylenirdi.

Hayal bahçesine tekrar kavuşmaktan başka birşey düşünemez hale gelmiş olan genci Hasan Sabbah'ın huzuruna çıkartırlardı. Şeyh söze ''İlk vazifeni yerine getirmenin ve bana bağlılığını ispat etmenin zamanı geldi'' diye başlar, ''Bir düşmanımın öldürülmesi gerekiyor ve bu işi sen yapacaksın. Görevini başarıp döndüğünde cennete yeniden gireceksin. Düşmanımı ortadan kaldırır ama onun adamları tarafından öldürülürsen aynı cennette yaşamaya yone hak kazanırsın. Meleklerimi yollar, seni buraya getirtirim. Ama başaramadan gelir, yakalanır yahut işi bitirmeden öldürülürsen cennetimin kapıları sana kıyamete kadar kapanır'' derdi.

Öldürülmesi istenen kişi, bütün bunlardan sonra mutlaka ölürdü.


Hasan Sabbah Alamut'a girdikten itibaren ölene kadar çıkmamış, 33 yılı kalede geçmiştir.
Alamut'tan idare edilen hareketin hedefi hem mezhebin inançlarını yaymak, hem de bölgenin idari ve ekonomik merkezlerini ele geçirmekti. Hasan Sabbah, hedefi için tek bir metod uyguladı: Terör
Tarihlere İslám tarihinin en büyük terorist hareketi olarak geçti. Başta Nizamülmülk olmak üzere, zamanın önde gelen birçok devlet adamının hayatı, Hasan Sabbah'ın gönderdiği fedailerin hançerleriyle noktalandı.

İsmailî terörü, Hasan Sabbah'ın ölümünden sonra da senelerce devam etti. Sabbah'ın yerine geçenler de binlerce kişinin canını aldılar ve bu terör fırtınası Moğollar'ın Alamut Kalesi'ni 1256'da yıkmasına kadar devam etti.
Moğollar İsmaili terörünün kökünü kazıdılar ama tarihin ilk terör örgütünün eylemleri dünyaya yayıldı ve günümüzde de benzer örnekleri sürmeye devam ediyor.

Konuyla ilgili daha geniş kaynaklar için:

http://www.hermetics.org/hasisiler.html

http://www.angelfire.com/mi2/dostsicagi/konu.html

http://www.dunyadinleri.com/ismailik.html

http://www.turklider.org/TR/EditModule.aspx?TabId=803&mid=6257&ItemId=4610

http://www.historicalsense.com/Archive/Ismaililik_1.htm

pante
02-01-2008, 21:35
İslam ve Terör

Önce aşağıdaki örnekleri görelim:

Kubilay / Menemen / Derviş Mehmet

Turan Dursun, Muammer Aksoy, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok , Ahmet Taner Kışlalı, Çetin Emeç.

Hizbullah tarafından domuzbağı ile öldürülenlerin cesetleri bulundu.

Feminist İslamcı Gonca Kuriş hunharca öldürüldü.

Kuzey Osetya'da 1 Eylül 2004 günü okul basan müslüman Çeçen teröristler, minik öğrencileri ve velilerini rehin aldılar ve iki gün sonra bombaların patlaması ile 394 kişi öldü, yüzlerce kişi de yaralandı.

Irak'ta İslamcı bir örgüt tarafından rehin alınan ve serbest bırakıldıktan sonra ülkesine dönen Pakistanlı, üç rehinenin kesildiğine tanık olduğunu söyledi.

İstanbul'da peşpeşe bombalama. 2 sinagogdan sonra İngiliz konsolosluğu ve Hsbc bombalandı.
50'den fazla ölü, 700 civarında yaralı.

Pakistan'da kiliseye saldırı düzenlendi: 16 kişi öldü *(28/10/2001)

Ulus'ta oruç dayağı; Ankara'da sokakta sigara içen TRT çalışanı ile arkadaşı, oruç tutan bir grubun saldirısına uğradı. 20-10-2006

Danıştay'a "Allahuekber" nidasıyla silahlı saldırı. 1 ölü.

Malatya'da 3 hristiyan katledildi. 17 Nisan 2007

Trabzon'da 19'uncu yüzyıldan kalma Santa Maria katolik kilisesinde kapı çalınca açmaya giden rahip Andrea Santoro, “Allahu Ekber” diye bağiran birisi tarafından üç el ateş edilerek öldürüldü.

El-Kaide.

Taliban.

http://www.youtube.com/watch?v=alNWAllbz6c

pante
02-01-2008, 23:03
Terörün ideolojik, ekonomik türü olduğu gibi din terörü de var.
Her ne kadar İslamcılar, "terörün dini, milleti olmaz" deseler de, din amaçlı terör örgütleri var ve üstelik de uluslarası boyutta yıllardır ortalığı kana buluyor, katliam yapıyorlar.

Köktendinci terörü İslami terör örgütlerinde görmekteyiz. Başka bir dinin bu boyutta bir terörü söz konusu değil. İsrail'in devlet terörünü ise dini kategoriye sokmamız uygun değil.

İslam, terörü reddetse de, 1400 sene önceki savaşlar nedeniyle Kur'an'da yer alan bazı ayetler teröristler tarafından evrensel kabul ediliyor ve cihad şartının içinde değerlendiriliyor.

Başbakan Erdoğan dinci terör konusunda şöyle demişti:

"Biz legal siyaset alanında bile dinin, ırkın ve bir bölgeye mensup olmanın istismarı anlamına gelen dincilik, ırkçılık, ve bölgecilik temelinde siyaset yapmanın kırmızı çizgilerimiz olduğunu söyleyen tutarlı ve büyük bir hareketin mensuplarıyız. Legal siyaset alanında bile bu denli hassasiyete sahip olduğumuza göre, bu unsurlar yoluyla teröre girişenleri insanlık önünde lanetlediğimiz açıktır, nettir. Hem ırkçı terör, hem dinci terör, hem de bölgeci terör bizim yanımızda ve insanlığın yüce katında ebediyen mahkum olmaktan kurtulamayacaktır.
Hem milletimizi hem vatanımızı, hem tüm insanlığı hem de tüm güzellikleri içinde barındıran yüce dinimizi bu beladan korumak insan olarak da mensup olmaktan şeref duyduğumuz milletimizin bir ferdi olarak de ödevimizdir."

İslam'ın terörle birlikte anılmasından rahatsız olmamak için, amacı ne olursa olsun İslam adına teröre yeltenen veya bu terör örgütlerini destekleyen tüm kişi ve örgütlere karşı mesafeli durmak hatta onlara tavır almak gerekir.
Geçmişte bu terör örgütü liderlerinin önünde diz çöküp oturulmuş olabilir. Geçmişteki yanlışlardan dönmüş olmak da bir gellişmedir, erdemdir. Ancak bu gelişmenin, bu değişmenin kanıtı bugünün yeni-doğru tavır ve davranışları olmalıdır. Yani söylenenler sözde kalmamalıdır. Bir terör örgütü, bir ülkede seçimle iktidara dahi gelse taviz verilmemeli, mesafe korunmalıdır. Hamas, bu konuda olumsuz bir örnek olmuştur.
Yine benzer şekilde, terör örgütünün finansörü olarak tanınan birine, Türkiye'ye girişi dahi yasaklanmış olan Yasin El Kadı'ya kefil olduğunu söylemiş olmak da bir başka olumsuz örnektir.

pante
07-03-2008, 20:44
CİNLER - CİNCİLER

Tevrat ve Zebur'da Cinler:

Saul RAB`be ihanet ettiği için öldü. RAB`bin sözünü yerine getirmedi. Yol göstermesi için RAB`be danışacağına bir cinciye danıştı. Bu yüzden RAB onu öldürdü. Krallığını da İşay oğlu Davut`a devretti.
1. Tarihler 10:13-14

Oğullarını, kızlarını Cinlere kurban ettiler.
Mezmurlar 106:37

İncil'de Cinler:

(İsa) O gün birçokları bana diyecek ki, `Ya Rab, ya Rab! Biz senin adınla peygamberlik etmedik mi? Senin adınla cinler kovmadık mı? Senin adınla birçok mucize yapmadık mı?`
Matta 7:22

İsa onlara, “Gidin!” dedi. Cinler de adamlardan çıkıp domuzların içine girdiler. O anda bütün sürü dik yamaçtan aşağı koşuşarak göle atlayıp boğuldu.
Matta 8:32

Kur'an'da Cinler:

Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık. Hicr/ 27

Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, "Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım" diye benden kesin söz çıkmıştır. Secde/ 13

İslamcıların, cinler konusunda bir ittifakı yok. Her kafadan farklı bir ses çıkıyor.
Kimilerine göre cinler mikroplardır.
Kimilerine göre cinler uzaylılardır.
Kimilerine göre cinlerden kastedilen Adem öncesi insanımsı varlıklardır.

Cin şekli, şemali var mıdır?
Resmi dahi çekilmiş:


http://img176.imageshack.us/img176/9861/cinnx6.th.jpg (http://img176.imageshack.us/my.php?image=cinnx6.jpg)

Bu da resmin hikayesi:

http://stu.inonu.edu.tr/~e0499335/cin.html

Peki cinlerin organları var mı? Kalbi, beyni, midesi, eli ayağı..
Yoksa farklı şekillerde görünüp organları varmış gibi aldatma içindeler mi?
Apaçık kur'an ayetleri bu konularda neden bilgi vermemiş?

frodo
07-03-2008, 21:14
Aman schopenhauer görmesin bu resmi en iyisi sandık odasına kaldırayım *:lol:

okinono
07-03-2008, 21:42
Cin Cinnet Cennet
Cin Cins Cinsiyet
Cin Votka Çinçin
Cin Cinnah Ciner
Cin Cingöz Cingit
Cin Cinayet Ci(ü)nüp

Var olup olmadığı konusunda youmum tercihsel bir inançtan öteye geçmez ama, dilimizde epey bir Cİn var :)

Selamlar

pante
07-03-2008, 21:48
Aman schopenhauer görmesin bu resmi en iyisi sandık odasına kaldırayım

Schopenhauer'e asıl aşağıdaki videoyu tavsiye ederim.
Ondan başkası izlemezse sevinirim.

http://www.zippyvideos.com,http://www.clipland.com/index_tvc.shtml&guven3=05d4d538acc3ccaf785afd3a4cc8e834]İzlemeyin (http://www.cokacayip.com/modules.php?name=video_videolari&file=article&sid=13&guven=dbbee62f18f9cad24c3702d92eaa1883&linkto=http://www.officeclips.com,[url) şok olursunuz[/url]

pante
07-03-2008, 23:28
Cinler şok videodaki hissedilen şey amacıyla var.
Anlık korkular vardır, gelip geçicidir.
Korkuları sürekli kılmanın yolu görünmeyen varlıklar uydurmak ve inandırmaktır.
Cinler, şeytanlar, kötü ruhlar, hayaletler, vampirler, gulyabaniler..
Tümü sanal varlıklar ama insanların büyük çoğunluğu bunlara inanır ve korkar.

Cinler için "farklı alemin varlıklarıdır" deniyor.
Ama nedense bu alemin nimetlerinden yararlanıyorlar.
Her yerde hazır ve nazırlar, ya da herşeyi görüp duyabiliyorlar.
Öyle ya! Bir evde toplanıp ruh çağırıyorlar.
Ey bilmem kimin ruhu! Geldinse işaret ver!
Birazdan bir cin çıkageliyor, 10 metre öteden duyulmayacak sesi nasıl duyduysa.

Bunlar yiyip içtiklerine göre mideleri var.
O halde ağızları, dişleri, barsakları ve diğer organları da var.
Hatta cinsel ilişkiye bile girdiklerine göre cinsel organları da var.
Zaten kalbe sahip olduklarını Kur'an yazıyor.

Araf/ 179. Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.

Kalpleri olduğuna göre damarları, kanları da var. Belki rengi yeşildir. *:)

Asıl konumuza dönelim:

Tevrat'ta cinlere ve cincilere karşı katı bir tutum vardır. Cinciler lanetlenir, cinlerden kötü bahsedilir.
İncil'de de cinler kötüdür ama cincilik aklanır. En başta İsa'nın kendisi cincidir. Havarilerine de cincilik yaptırır.
Kur'an hem cinleri hem cincileri aklar. Muhammed de İsa gibi cinlerle temas içindedir.
Muhammed Tevrat ve incil'in aksine cinlerin bir kısmını müslüman cinler olarak ayırır. Hatta onlara Kur'an dahi okur.

Ahkaf/ 29. Hani cinlerden bir gurubu, Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur'an'ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) "Susun" demişler, Kur'an'ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.

Müslüman cinler olduğuna göre cehenneme gidecek cinlerin yanında, cennete gidecek olanlar da var. Cennette de görünmez mi olacaklar acaba?

Cinler zehirli ateşten yaratılmışlar. O nedenle haklı olarak şu soru sıkça sorulur:
Ateş ateşi yakar mı?

pante
08-03-2008, 18:56
Cinler zehirli ateşten yaratılmışlar. O nedenle haklı olarak şu soru sıkça sorulur:
Ateş ateşi yakar mı?

Yakar.
Ateşten yaratılmış varlıklar denince hala yanan ateş değiller.
Öyle olsa temas ettikleri insanları yakarlardı.
Ateşten varlık mı olur?
Bütün varlıklar özünde ateştendir.
Ateş, büyük patlamadan sonra maddenin ilk halidir.

Cinler İslam'dan önce de vardı ve cin çağırma seansları en az 3000 yıl öncesine kadar gidiyor.
Putperestlerde dahi cin inancı var.
Nitekim Muhammed'in cinleri olduğu iddiasında da bulunuyor, Kur'an'ı Muhammed'e cinlerin yazdırdığı da söyleniyor. O nedenle cinlenmiş anlamında mecnun diyorlar Muhammed'e.

O dönem Arap şairlerinin neredyse tümünün bir cini varmış. "Cinden ilham, yardım almadım, kendim yazdım" diyene güler geçerlermiş.

Kur'an'da Süleyman'ın cinleri olduğu anlatılır.
Hristiyan ve musevilere göre Süleyman zaten bir peygamber değil kraldır.

Süleyman'ın cinleri olduğuna göre Muhammed'in neden olmasın?

Rivayete göre şair Ubeyd b. el-Abras (Ö. 554) daha önceleri şair değildi. O uykuda iken bir şeytan ona bir yumak saç getirdi, onu ağzına attı ve sonra da şöyle dedi: “Kalk!” O da kalktı ve o andan itibaren şiir söylemeye başladı.

Muhammed'e de benzeri olmasın sakın:

Ey bürünüp sarınan!
Kalk, ve (insanları) uyar
Müdessir/1-2

vartor
08-03-2008, 19:09
Yaymaga calsitiklari dinlerin insanlari ne hallere soktuguna bakacak olursak, teorin su kaldiri bana kalirsa.

Matrixxx
08-03-2008, 19:18
Ben bu siteyi son zamanda yakından takip ediyorum. Bu sitedeki Çeşitli forum konularının bazılarını okuyorum. Üzülsem mi sevinsem mi, bilim dalımısınız, dimisiniz? Film dalımıyız ,dimisiniz? dememe imkan kalmıyor maalesef.
Madem düşüncelerinizi forumlarda dile getirebiliyorsunuz. Ben sadece internet sitesinden görüyorum. Tek bir TV programında bile konu edilmeyen yokluğu, dinsizliği ifade edip tartışma olanağı bulmayan siz ateistler lütfen bu yazdıklarımı son cümlesine kadar okuyunuz. Kimsenin fikirlerini değiştirip, değiştirmeme gibi bir lüksüm ve iddiam da yok. Faydalı olacağına garanti veriyorum. . Sizlere anladığınız dilden cevap yazma zorunluluğunu kendimde hissediyorum. Bununla birlikte eğer siz ateistlerin koyduğu kanıtlara belli bir oranda bile inanmış veya uykusuz olanlar varsa bu yazımı sizlerde dikkatla okuyun.

Bu sitede öyle inandırıcı kanıtlar konuşmalar yalan, yanlış belgeler var ki okudukça şaşırıp kalıyorum. Dinimizi açıklamak isteyen kişiler bu sitede çoğalmalı , bu iddialara birileri sıkça cevaplar vermeli. Bu kişileri ben fazla göremiyorum. Bu böyle sürecekse bu siteyi dolaşan, kafayı yiyebilecek insanlarda az değil diye düşünüyorum. Yaw gelin görün, bu sitedekilerde bir insan. Vicdanları, fikirleri var.
Gel bak neler düşünmüş, keşfetmişler. Ne bilim dalları, felsefeler, akımlar var. Yalan, yanlış bunları tartışıyorlar.

Öncelikle İnsan kavramından başlamak istiyorum. Ne diyelim insanoğlunun bir yandan açgözlülüğü, bir yandan sınırsız cinsellik malzemesi ile bilinçsizce üremesi, merhametsizliği, vicdan sınırlarını zorlayan uygulamaları hukuku, kuralları, acımasızlığı, nankörlüğü, kıskançlığı, her türlü canlı yaşamına (insan bitki hayvan) saygısızlığı, evrenin düzenine balta vurması; bilimsel olarak açıklanmış küresel ısınmayı meydana getirmesini. Her yıl dünya nüfusunun azımsanamayacak kadar kendi yaşamından olan insanı yoksullaştırması, silahlanması, katliam yapması, doğruyu yanlışı ayıramaması gibi aciz bir canlı olmasının yanında son olarak ta mantığının önüne (ister dini ister başka konularda) set çekmesini ekleyebiliriz.

Bugüne kadar büyüklerimizin dilinden çevremizden gâvur, hıristiyan milleti çok duyduk, hep duyduk. Siz ateistlere göre (bize göre değil) İslamı hiç sorgulamadan yaşadık. Özellikle etrafımıza bakarsak (bunu ateistler için söylüyorum) Ailenizden olmasa bile mutlaka yakınlarınızdan birinde ibadetini, imanını gözleyebiliyorsunuz. Bunun dışında yaşadığımız ülkenin yüzde doksan dokuzu müslüman olan bir yerde yaşıyorsunuz. *Bu gerçeği de reddedemezsiniz.

Son derece objektif olmaya çalışıyorum. İslam dini dışında bütün dinleri bir kenara zaten bırakmışım. İslam dininin (yine sizlere göre) yalan bir din olan kanıtlar konuşmalarınız, arşivleriniz, *en son İmtihan kavramının açıklamasını istiyor benden. *Bir an için sizin gibi bütün dinlerin yalan olduğunu, bir avunma olduğunu, aciz mahlûkat insanın meydana getirdiği bir ürün olarak düşündüğümü varsayıyorum. Demek istiyorsunuz ki ölümden sonra karanlık olacağız. Bununla birlikte yeryüzüne bir daha dönmeyeceğiz. Başka bir dünya olmayacak, başka bir hava teneffüs etmeyeceğiz. Yiyip içemeyeceğiz. Eğlenemeyeceğiz. Yaşadığımız hayat bir ilk olacak. Sayısal olarak 1 rakamı.
Bir daha da bu yaşam formunda meydana gelmeyeceğiz. Kısacası bize “Allah bize kolaylık versin” Yanılıyorsam söyleyin. Benim, siz ateistlerden anladığım bu. Sözün özü sahipsiziz.
Aslında mantığımın bir kısmı evet olabilir diyor. Buna itiraz edemiyor. Neden olmasın. Alın sizlere göre örnek ve felsefeler: Koca evrende yapayalnız bir türüz. Yeryüzünde birçok ırk,dil,din *meydana gelmiş. Ortak bir dilimizde yok anlaşamadığımız. (Fransız Türkçeyi anlamaz. İngilizi almanı anlamaz) Ne güneş cevap verir bize ne yıldız ne ay. Yeryüzünde kalakalmışız. Belki akıl dediğimiz şey bile kendimize göre. Belki hayvanlar bitkilerinde kendilerine göre anlaşma dilleri var, akılları var biz de onları anlamıyoruz ha ne dersiniz. Onlarda bizlere şu canlılara bak diyorlar ne dedikleri, ne yaptıkları belli değil.

UFO tartışmasını bu konuya dahil edersek, (bilimsel olarak UFO olayı açıklanmış olsun ya da olmasın ) belki de UFOların, marslıların aciz kalıntılarıyız. Hiç fena bir mantık değil. Bununla ilgili fıkralarda geliştirebiliriz. Uranüslü marslıya şunu der: "Şu insan topluluğu neler yapıyor. Aman ha işlerine karışmayalım. Bizim dünyamıza da gelmeye çalışırlar. Çekirge sürüleri
gibiler zaten, yemede tüketmede üstlerine yoktur. Aralarında bir ortak anlaşma zemini bile düzgün kurulamıyor. Bizim dünyamıza gelirlerse vay halimize dimi Satürnlü? "Evet öyle. Biz onları iyisi mi ara sıra belirip uzaktan gözlemleyelim. Kendilerini yiyip bitirsinler. Zaten dünyanın sonunu getirecekleri belli. Aramızda hangi gezegenlinin, bunlar acaba. Bizlere de görünüş olarak benziyorlar. Kulakları, gözleri burunları, ayakları var. Acaba hangi deneyin bir parçası, denek olarak mı bir canlı grubu bunları meydana getirdi?" bu söze karşılık belki diğer bir canlı türü “Evet biz yaptık” demesi.

Bir mantıkta şöyle geliştirebiliriz. Bakteriler mikroplar bilmediğimiz bir şey değil. Belki bizler ufolara göre veya başka bir canlıya göre ya da bunun dışında evrenimize göre (evren daha fazla mantıklı) bizler sürekli zarar veren bakteri ya da mikroskobik canlılarız. Her şeyi yiyip bitiren ama karşılık bulamayan ve zarar veren. Buda bir mantık, bir Felsefe.

Çekirge örneğini de verebiliriz. Toplu halde bitkileri tüketen tarımı son noktasına getiren canlılar. Ama arada bir fark var: çekirge sürüsü ve diğer canlılarda olduğu gibi olan bir fark. Bu fark ne? Birbirlerine zarar vermeden yaşamaları, birbirlerine destek olarak topluca iş görmeleri. Bazen karıncalarda arılarda iş bölümleri vardır. Bunlar her vazifeyi uzmanlaşmış diğer bir böceğe, arıya ,karıncaya bırakırlar.
Ben şahsen birbirlerine zarar vererek yaşamını sürdüren bir canlı bilmiyorum. Aslan ceylana zarar verir. Yılan fareyi yutar. Uçan kartal denizden balık avlar. Büyük balıklar küçük balıkları yiyerek beslenirler. Bunu biliyorum. (Bu da her şeyi, yer-bitirir anlamına da gelmez.) Peki bu örnekler dışında aslan aslanları bitirir, kurt diğer kurtlara saldırır, birbirlerinin yemini bitirirler kendi ırkına son verirler ve dünyayı silip süpürürler. Bunun gibi örnekleri ben bilmiyorum. Ya da sadece gözlemlerim, duyduklarım bana bunu diyor. Siz ateistler eğer Tanrı yoktur diyorsanız yukarıda verdiğim örnekleri ve aşağıda vermiş olacağım yazıları peşinen *kabul ediyorsunuz demektir. *Bunun lamı cimi yok. Kesin ve net. İtiraz edilecek bir yanı yok, öyle sanıyorum. Her şey ortada net ve objektif.

Ölüm konusuna dönersem arkadaşlar. Madem her şeyimiz yalan yanlış. Zaman denen kavramda evrene göre bir hiç. (Bilimsel olarak evrende çeşitli zaman kavramları geliştirilmiş ve yaşadığımız zaman evrenin bilmem milyonda mı, milyarda mı, trilyonda mı 1'i bile değil.) İnançlı yaşamış hayatına çok sıkı birine göre bir anda yitip gitmek. Bu düşünceye üstten bak, alttan bak, sağdan bak, soldan bak, ters çevir öyle bak, olmadı resim çektir öyle bak. *Aman tanrım düşünülecek gibi değil. Bu kavramı matematik, fizik, kimya, sosyoloji, felsefe,astronomi, dinle açıklamak mümkün değil. Sonu olmayan labirent gibi.
Bizler neymişiz böyle. Hacmi olmayan, hareket etmeyen, düşünemeyen, beynimiz olmayan, nefes almayan bir forma, yani karanlığa gideceğiz. Bu ne laubali bir hayatmış. Bizimle alay mı ediyor ne.?
Şahsen bu beyin sınırlarını zorlayan ve sinir sistemlerini azami şekilde altüst eden; düşünüp düşünüp kahrolmaktan başka bir şey değil. Sağa dön, sola dön, alt kata in, üst kata çık, yemek yeme, tütün çek, kafanı duvarlara çarp, bütün gün bunları düşün. Yetmedi birilerine içini dök, hacimsizliği anlat, bilinmeyeni anlat, karanlığı anlat, yokluğu anlat. *Çağır aileni, arkadaşlarını eş dostunu son defa anılarınızı anlatın, en sevdiğiniz yemekleri yiyin, birbirinize sarılın ve elveda deyin. Toprağa karışmış yakınlarınızla da buluşma imkânı yok. Ondan sonrada masa üzerinde *toplucana veya tek başına ağlaşıp dur. Çünkü başka hayat yok.
Vah vahh. Yazıklar olsun. Bizler neymişiz. Vay halimize. İnsanlık bizleri nelere inandırmış. Neler yutmuşuz neler.
Ve siz ateistlerin inandığınız şey bu öylemi, YOKLUK. Aslında inancı olmayan (Ateist değil, inanmış fakat ibadet etmeyen) birisine göre bir yandan kazançlı çıkmıştır. En azından cehennem denen bir yere gitmeyeceğidir. Katiller, caniler, hükümlüler, kan dökmüş olanlar, insanlara acı yaşatmış olanlar, hile ve hurdacılar, başkasının hakkını yemiş veya çalmış olanlar için hesap-kitap, sorgu-sual sorulmayacak. Bunlar içinde aynı şeyler söz konusu. Bunların adli işleri yapılmayacak. Sonsuz cehennem acısını göremeyecekler. Nede olsa size göre cehennem insanlıktan türemiş bir hayal gücü. Yanılıyor muyum? Dünyada ne yapmışlarsa, ne ceza bulmuşlarsa o. *
Bu ikinci fikirde çok berbat ve bir o kadarda kahredici, çekilemez, baş edilemez insanı yakan bir düşünce biliyor musunuz. Siz ateistlerin bile bireysel problemler yaşadığı insanlar vardır.
Kişisel olarak alıp veremediğiniz birileri muhakkak vardır. Size zararları dokunan birisi mutlaka çıkmıştır. Hakkınızı yiyen birileri (haberiniz olsun ya da olmasın) yeryüzünde mutlaka olmuştur. Herkesten intikamımı tam olarak aldım diyebiliyor musunuz? Onlarında en azından hesaba çekilmeyeceği fikri sizi aslında kahretmeli. Karşı tarafı da kahretmeli. Sizlerinde başkalarına karşı yaptığınız yanlışlıklar vardır, olmuştur. Örnek mi istiyorsunuz buyurun en güzel örnek: Burada yazdıklarınız bile hayatlarını din yoluna adamış, yaratıcısını aramaya yola koyulmuş, doğru ya da yanlış bir tabuya inanmış, en azından emek vermiş, emeğinin karşılığını bekleyen, dişini sıkmış, varını yoğunu bu mücadelede ortaya atmış insanları bile rahatsız etmesi. (Buradaki emek kavramını, işten elde edilen emeği ibadete uyguluyorum. O da eşittir= İbadet Emeği. Bunu da çok görmeyin.)
Herkesin algılaması, düşüncesi görecelidir. *Bu bile bana göre, karşı tarafa bir yanlıştır. Bazılarına göre ise bir hakarettir. Yeryüzünde hiç kimse hiçbir hata yapmıyorum demesin.
Eğri oturup, bacak bacağa üst üste doğru yazıyorum. Eğer öyle bir şey söz konusuysa lütfen acı kavramını siz tanımlayın.

Bireysel olarak değil de toplu olarak vicdanlarımızı şöyle bir yoklayalım. Yahu beyler biraz frene basın. Dünya tarihini okumuyor muyuz. Savaşları meydana getirenlere 2 dünya savaşıyla birçok kayıplar vermiş dünya ve insanlığa, hitlere, faşizme ve ona benzer akımlara, müslüman halkı katleden Miloseviçe, ırakta savaştan acı çekenlere neden olan başkanlara, generallere, bu ülkemize zarar veren PKK’ya hanginiz lanet okumadı. Bunun dışında haksız yere öldürülenler acı çekenler, tecavüz edenler, *yoksulluk içinde yaşayanlar, hırsızlık yapanlar hiç mi TV ekranından izlemiyoruz. Mutlaka vicdanınız bir yerde dur demiştir. Madem İslama düşman olanlarınız var, *islamı kullanarak ikiz kuleleri yıkan ve insanların ölümüne neden olanlara hep birlikte yeter demedik mi. Hizbullah’a da yeter demedik mi. Yahudi İsrail’e de yeter demedik mi. Hıristiyan haçlılara da yeter demedik mi. Aman Aman bunlar cezasız mı kalacak? Herkes aynı kefede karanlığa yokluğa mı gömülecek? Vur kafanı duvarlara daha iyi. Ya da aşağıdaki paragraflarımı oku.

Yeni bir paragrafa giriş yapıyorum. Madem ceza ve ödül kavramlarını (özellikle cezayı) yok sayıyorsunuz. Madem dönüşü yok. Öyleyse dünya genelinde herkesin hak aramaya çalıştığı
bu türde bir anarşinin de ortaya çıkması gerekir. Ki bu da istenen bir durum değildir. Anarşiler, yıkımlar, hep felaket getirmişlerdir. *Nasıl bir ceza *dersen ona bakalım: İnsanlara zarar vermeden itiraz eden, fakat bunu nedensiz değil nedene dayalı yapmak. Nedeni neymiş? Nedeni şu: Ceza kanununu adil olarak paylaştırılamayan kişilere karşı. Siz ateistlere göre öte dünya olmadığı için o kişilerin, gerekli cezayı bu dünyada görmesi gerek. Baksana insan haklarına haiz olamamış, başkasının canını yemiş ve ceza almamış. Böyle bir şey mümkün olabilir mi , olamaz, olmamalı! Hak ettiği cezayı görmeli, hak ettiği ceza verilmiyor mu? E o zaman insanların eşitliği ilkesi yaptığı suç karşılığında aynı suç kendisine yapılmalı. Tarihte bazı kavimlerde de suçu işleyene karşı, cezayı aynı şekilde suç şeklinde ona yediren uygarlığı ben duymuşumdur. *Ceza sistemi de göreceli bir kavram olduğuna göre ve her ülkenin az çok farklı ceza sistemleri olduğuna göre bakınız ceza konusunda bile kimse hemfikir olamıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi diyoruz. Onda bile hemfikirliğimiz yok. Kardeşim bu mahkeme evrensel bir mahkeme mi, bunun ismi “Evreni temsil eden, insanlığa kucak açan yüce mahkeme”mi? Yeryüzündeki bütün gruplardan, bütün devletlerden, insanlardan kabül görüyormu? Herkes memnun mu? Hayır görmüyor. Peki böyle bir araştırma yapılsa yeryüzündeki her kesimden insanın memnun kaldığı bir *mahkeme ya da ceza usulü… Gerçekleşmesi zor gibi. Kaç tane Müslüman ülkesinden üye o mahkemelerde var? Ben olduğunu sanmıyorum. Bana örnek gösterin biraz içim rahatlasın. Madem objektif olalım diyorsak, insan sevgisine kucak açalım diyorsak, birliği de sağlamak lazım. Müslümana göre farklı kararlar, hristiyana göre farklı kararlar, yahudiye göre farklı kararlar diye algılanabiliyor. Ülkemize göre de bu farklı kararlar geçerli. *Yanlışmıyım.

Ödüle gelince. Ödül almak isteyenler parmak kaldırsın da şöyle bir yol bulalım: İnsanların daha iyi, insanı dört dörtlük yapan, insanı adam eden, zarar vermekten muaf, 0 derecede hata yapabilen, mantığını kaybetmeyen, savaş yapmayan, herkesçe yararlı bir canlı olarak tasvir edilen yeme, içme wc' ye gitme, özellikle üreme gibi bir sorunu olmayan ve üremeyi durduran (üreme, nüfus artışını durdurmak, sonraki nesillerin hayatını kara toprağa feda etmemek için), Özel laboratuarlarda çalışmalar yapmak, bir iksir düzenlemek.
Ve en önemlisi ölümsüzlüğün önüne geçmek için ilaçlar hazırlamak. Bu bilimsel olarak mümkün olamaz mı? Bu biraz düşündürücü tabi. (İster gerçek ister yanlış, ister mitolojik olsun ölümsüzlük ilacı hakkındaki çalışmayı ben duymuş gibiyim. Lokman hekim gibi) Ve sonuncu olarak bu dünyanın sonunu getirmeyecek projeler geliştirmek. Bu mümkün değilse öyle bir gezegen bulmak, keşfetmek ve oraya taşınmak. *Uçuk hayaller mi? Bana sorarsan şimdi olmasa bile dünya yok olmadığı sürece, bilim ilerlediğine göre gelecek nesiller için neden olmasın. *Herkes menfaati için bu dünyada uğraşacağına, evrenin başlangıcından bu yana teknolojiyi kullanıp akıl üstü bu çözümleri getirseydi belki bir sonuca varılabilirdi. Şu düştüğümüz hallere bak. Gülelim mi, ağlayalım mı belli değil.

Son Söz: Benden bu kadar. Yokluk denilince, yaşamı hak eden diğer insanları da düşününce; bin bir türlü hayal gücü geliyor insanın aklına. Bunları yapmak mümkün değil ise siz ateistlere temenni ya da tavsiyem: İnsan ürünü yapılmış dinlere inanmıyorsanız bile, en azından bir cezayı ve ödülü verebilecek insanüstü bir kurum, bir otorite, dünya dışı bir platform, varlık ya da *tanrının olduğuna aramanız ya da inanmanız, ya da buna benzer bir akım, felsefe bulup ona yönelmeniz. Bunu da yapamıyorsanız, “Allah size de kolaylık versin.”
Sizlerde bu evrende yaşayan insanlarsınız.

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *-MATRİX-

aydoe
08-03-2008, 19:35
Sizlerde bu evrende yaşayan insanlarsınız -MATRİX-

Evet biz insanlarız,kulluğu bıraktık.
Sevgiler

pante
08-03-2008, 20:11
Matrix;
Sen bu ateistlerin iddialarından dolayı moralini bozma.
Bu ateistler bizi yokluğa mahkum ediyorlar.
İnsanı bir karıncadan farksız görüyorlar.
Kaldı ki bir karıncanın dahi ebedi hayatı olabilir.

Evrende tüm canlılara ebedi yaşayacakları kadar yer ve nimet mevcut.
Kimbilir bu dünyadan çok daha güzel ne gezegenler vardır.
Milyarlarca galakside belki milyarlarca başka bir dünya bizi farklı yaşamlar için ağırlayacak.
Oralardaki yaşamlarımızda *dünyada yaşadıklarımızı anımsayacağız.
Aramızda ateistler olur mu, onlar başka bir galakside mi olurlar bilemem ama o zaman kimin yanıldığı çıkar ortaya.

Fakat kendi batıl dinini dünyaya hakim kılmak için katliamlar, işkenceler, baskılar yapan dincilerin öyle nefis bir gezegene düşeceğini sanmıyorum.
Belki de Tanrı alçakları, zorbaları, kötüleri ceza olarak yokluğa mahkum edebilir.
Yani ateşte yakacak, hem de sonsuza kadar yakarak işkence edecek bir ilah tasavvuru Tanrıya hakaret sayılabilir aslında. Ama Tanrı, kötüleri yoketmek yerine berbat bir gezegende yaşama mahkum edebilir.
Yaratıcılığını çıkarlarına alet edenler de bundan nasibini alır elbet.

Sen bakma ateistlere.
Ama bakman gereken başka çok önemli konular var.
Ölümsüz olma, ebedi yaşam arzusu nedeniyle, bunu her vaadedene kapılıp gitmek, arayış ve sorgulama içinde olmadan atalarının inandığına sarılmak, akıldan, bilimden, önüne sunulan internet kütüphanesinden yararlanmayıp saplantıda kalmak da akıl karı değil.
Kazanacağım deyip de kaybedenlerden olmamak lazım.

pante
10-03-2008, 23:31
Müslüman Ahlak ve Karakteri


"En iyileriniz ahlâkça en üstün olanlarınızdır."
Buhari/ Edep 38-39

Müslümanların en iyileri üstün ahlaka sahip olanlarıymış hadise göre.
Peki nedir üstün ahlak?

Yalan söylememek
Emanete hıyanet etmemek
Sözünde durmak, vaadini yerine getirmek
Haktan, adaletten yana olmak

Bunların tersini yapanlar ise isterse ibadetlerini tam yapıyor olsunlar münafık olarak nitelendiriliyorlar.

Bu dört özelliği günlük yaşamda dürüstlük olarak ifade etmekteyiz.
Bunlar, müslümanlardan istenen özellikler.
Çevremizde tanıdığımız insanların bu özelliklere ne derece sahip olduğunu düşündüğümüzde gerçekte bu ahlaka yeterince sahip olunmadığını görürüz.

Bunların dışında Kur'an ve hadislerde tavsiye edilen karakterler de şunlar:
Ahde vefa
Cömertlik
Yardımlaşma, yoksula, yetime maddi manevi destek
Kibirli olmamak, böbürlenmemek
İftiradan, gıybetten, dedikodudan uzak durmak
Akrabayla, komşuyla iyi ilişkiler içinde olmak
Sabırlı olmak
Aceleden, öfkeden kaçınmak
Merhametli olmak
Müsrif olmamak
Mala, servete, şöhrete düşkün olmamak
Kul hakkı yememek
Güzel sözlerle konuşmak, kalp kırmamak
Düşmanlıktan ve kinden kaçınmak
Kavga edip tartışmamak, dargın olmamak
Giyimine, temizliğine özen göstermek

Bu saydığım özellikler çoğaltılabilir.
Bunların tümü insanların sahip olması gereken özelliklerdir. Toplumun karakteristik yapısı bireylerin sahip olduğu bu özelliklerle şekillenir.
Dinlerin eleştirilen yanlarının yanında insanları doğruluğa, iyiliğe, güzel ahlak ve karaktere yönlendirmesinin toplumsal konulardaki faydaları inkar edilemez.
Çocukluktan itibaren bu özellikler kazandırılmaya çalışılır. Camilerde vaazlarda olsun, insanlar kendi aralarında olsun dini vecibeler olarak bu özellikleri öğütler.
Diğer dinlerde de bu karakteristik özelliklerin zorunluluğunu ya da tavsiyesini görebiliriz.

Bunların ne ölçüde kazandırılabildiği, din etkisiyle bu özelliklerin insanlara ne ölçüde verilebildiği ortadadır. Geçmiş yıllara bakıldığında toplum ahlakının daha iyi olduğu ve insanların birbirine daha çok güvendiği söylenir hep. Dini duygularda bir yükselme yaşanmasına rağmen ahlaki gerilemenin nedeninin ekonomik sorunlar olduğu açıktır.
Yani, kısaca söylenirse "Laf karın doyurmuyor."
Örneğin adam müslüman, beş vakit namazında. Çalıştığı işyerinde patronu onu sigortasız çalıştırılan işçiler konusunda yalan söylemeye zorunlu bırakıyor. İşini kaybetmemek için başkalarının hakkının yenmesine ortaklık ediyor ve yalan söylüyor.
Buna benzer yüzlerce örnek verilebilir.

Bundan yola çıkarak sadece dini etkilerin toplum ahlakını düzeltmede yeterli olmadığını söyleyebiliriz. Tabi şu da denebilir:
"Ya bu toplumda din etkisi olmasa o ahlak nasıl olurdu?"

Esmeralda
11-03-2008, 00:41
türbanı dini gerekliik olduğunu savunan ve dayatan,bu uğurda kadınlar katleden,camilerden çıkıp insanları yakan,satırlarla doğrayan,ilkokullara kadar inen-dersliklerden sonra- mescitlerde zorunlu din dersleri veren...zihniyette insan sayısı oldukça yüksek.savunmalar da aynen şöyle bu şiddet bu dayatma islamın şartı. ülke dini islam,islamın gerekliliği türban namaz oruç...

pante
13-03-2008, 19:37
Şeytanın Cinsiyeti

Kur'an'da ve İslam'da Allah'ın cinsiyeti yoktur, meleklerin de.
Açıkça ifade edilmesine rağmen insanlar yine de dolaylı da olsa bir cinsiyet yakıştırırlar.

Tevrat'a göre Allah Adem'i kendi suretinde yaratmıştır.
Yani Allah kuşa, balığa, bitkiye, taşa benzemez, insana benzer.
Adem erkek olduğuna göre Allah da erkek olarak tahayyül edilmiştir.

Çocukların çoğunun kafasındaki imaj da Allah'ın erkek olduğudur.
Bu çocuğa öğretilmemiştir ama dolaylı olarak öyle algılatılmıştır.
"Allah baba" hitabı kesinlikle reddedilmesine rağmen tamamen sökülüp atılamamıştır.

Hristiyan aleminde de kiliseden kabul görmese de Allah erkek olarak resmedilir.

Esmaül Hüsna'daki Allah'ın isimleri hep erkeklere verilir.

Aziz, Mümin, Melik, Rahim, halim, Kerim, Hafız, Latif, Hasib, Vahid, Macid, Kadir, Adil

Bu isimler kızlara verilirken -e eki alır. Azize gibi..

Zuhruf/ 19. Onlar, Rahmân'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların (yalan) şahitlikleri yazılacak ve sorgulanacaklardır.

Ayete rağmen toplumda meleklerin imajı kızdır.
"Melek" isim olarak sadece kızlara verilir.
Ama büyük meleklerin isimleri (Cebrail, İsrafil, Mikail) erkeklere verilir.

Allah'a, meleklere cinsiyet yakıştırması yapılır ama ilginçtir ki şeytan cinsiyetten münezzehtir.
Kimse şeytanı erkek ya da dişi olarak algılamaz. *:roll:

Kur'an'da Şeytanın cinlerden mi olduğu yazılıdır.
Ama ne hikmetse meleklerle beraberdir, hatta meleklerin başıdır.
Allah'a isyan eder ve kovulur.

Şeytan melek olsaydı cinsiyeti olmayacaktı.
Madem ki şeytan cinlerden, cinlerin de erkeği dişisi olduğuna göre;
Şeytanın cinsiyeti nedir acaba?

Kadının erkeğin kaburgasından yaratılmış olmasını, erkeğin yarı haklarına sahip oluşunu, cehennemin çoğunluğunun kadınlardan oluşmasını, şeytanın Adem'e secde etmeyişinin arkasında feministlik aranmasını, "kadın şeytandır" sözünün yaygınlığını gözönüne aldığımızda şeytanın cinsiyetinin dişi olma ihtimali daha yüksek.

aspendos
13-03-2008, 22:50
Cin Cinnet Cennet
Cin Cins Cinsiyet
Cin Votka Çinçin
Cin Cinnah Ciner
Cin Cingöz Cingit
Cin Cinayet Ci(ü)nüp

Var olup olmadığı konusunda youmum tercihsel bir inançtan öteye geçmez ama, dilimizde epey bir Cİn var :)

Selamlar


cin cin cenabeti unutmuşssun

pante
26-03-2008, 18:29
Namaz her yerde, her camide, her mescitte kılınmaz:

Müslümanlar, namazın temiz olan her yerde kılınabileceği inancındalar.
"Kilise de dahi namaz kılınabilir" sözünü çok duyarız.
Gerçi Diyanet bunu zaruri olmadıkça mekruh saymıştır.
Diyanetin bu açıklaması yanlıştır. Ya kılınır ya da kılınmaz, bunun zarurisi olmaz.
Bir müslüman neden kilisede namaz kılmaya mecbur kalsın ki?
Açık havada, dışarıda kılabilir, isterse yağmur, kar olsun.
Bu zaruriliği anlamak mümkün değil.

Bırakın kiliseyi her camide, mescitte dahi kılınmaz.
Camiyi gördü mü hemen dalmayacak, önce araştıracak.
Bu camiyi yaptıran kim ya da kimler?
Allah rızası için mi yapılmış?
Yoksa müslümanları bölmek, aralarında çekişmeye yol açmak için mi yapılmış?

Hatta, eğer hizip amaçlı yapılmışsa bu cami ya da mescit yakılabilir, yıkılabilir dahi.
Tabi zamanımızdaki cemaat ve tarikatlardan "hangisi haktır, hangisi sapıktır?" *bilinemediği için bunların hakim oldukları caminin yıkılacak sınıfta olup olmadığı bilinemiyor.
Öyle camiler var ki bazı cemaat ve tarikatların kalesi gibi.
Nurcuların, Süleymancıların, Nakşibendilerin, Kadirilerin, Aczimendilerin camisi var.
Acaba hangisinin ki temiz cami?

Müslüman için en iyisi tarafsız bir camiye gitmek olsa gerek, ne olur ne olmaz.
Namazı mekruh olabilir ve sayılmayabilir.

pante
26-03-2008, 22:52
Her camide namaz kılınamayacağı Kur'an'ın emri.
Tevbe suresinde şöyle diyor:

107. *Bir de şunlar var: Tutup bir mescit yapmışlardır. *Zarar vermek için, gerçeği örtmek için, inananları fırkalara bölmek için, daha önceden Allah ve resulüyle savaşmış kişiye üs kurmak için. "İyilik ve güzellikten başka bir şey istemiş değiliz!" diye gerile gerile yemin de edecekler. Allah şahittir ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar.

108. O mescit içinde sen kesinlikle namaza durma. Ta ilk gününde temeli takva üzerine kurulan mescit elbette içinde namaz kılmana daha layıktır. Onun içinde günahlarından arınmayı seven kişiler vardır. Allah da arınmış, ak pak olmuş olanları sever.

109. O halde binasını Allah korkusu ve Allah rızası üzerine kurmuş olan mı hayırlıdır, yoksa binasını yıkılmak üzere olan bir uçurumun kenarına kurup da onunla birlikte cehenneme yuvarlanan mı daha hayırlı? Allah, zalimler güruhunu hidayete erdirmez.

110. Kurdukları bina, kalpleri parçalanıncaya kadar yüreklerinde bir kuşku olmaya devam edecektir. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.

Elmalılı tefsirinde bu mescit olayı şöyle anlatılıyor:

Nafi, İbnü Amir, Ebu Cafer kırâetlerinde "vav"sız okunduğuna göre; ayrıca bir kıssa olarak, bir konu başlığı olarak, şunlar ki, bir mescid edindiler, kendileri için bir cami yaptılar zarara kalkışmak üzere, yani bununla müslümanlara zarar vermeye çalışmak, ve kâfirlik etmek, içlerindeki küfrü güçlendirmek, ve müminler arasına tefrika (ayrılık) sokmak, onları biribirine düşürmek, Allah'a ve Resulü'ne savaş açmış, harbetmeye kalkışmış olan bir kimseye yataklık yapmak, onun müminler aleyhine gözcülük yapmasına yardımcı olmak için ki, bundan önce, yani Tebük seferinden önce savaş yapmıştı, veya bu mescidi daha önce yapıp hazırlamışlardı.

Rivayet olunuyor ki, Beni Amr b. Avf "Kuba" mescidini bina ettiklerinde Resulullah'a bir temsilci gönderip oraya bir mescid yaptıklarını arzeylemişler ve gelip kendilerine namaz kıldırmasını rica eylemişlerdi. Peygamber Efendimiz de teşrif etmişler ve arzularını yerine getirmişlerdi. Bunların amca çocukları demek olan Benî Gunm b. Avf, bunları kıskanmışlar, "Biz de bir mescid yaparız ve Resulullah'ı davet ederiz, burada namaz kılar. Rahip Ebu Amir de Şam'dan geldiği vakit o da burada kalır ve ibadet eder." demişlerdi. O rahip Ebu Amir ki, Resulullah kendisine "el-Fasık" adını vermişti. Uhud Savaşı'nda şehid düşen ve melekler tarafından gasledilen Hanzale (r.a.)'nin babası olan bu Ebu Amir, cahiliyye devrinde Hıristiyanlığa girmiş, ilim tahsilinde bulunmuş ve rahip olmuştu. Resulullah'ın peygamberliği üzerine itibarı sarsıldığından, Hz. Peygamber aleyhinde düşmanca dolaplar çevirmeye başlamıştı. Mekke müşriklerini tahrik ve teşvik ederek Uhud Savaşı'na düşmanlar safında katılmıştı. Resulullah'a seslenerek: "Seninle savaşa tutuşan hangi kavmi bulursam, onlarla birlik olup sana karşı savaşacağım." demiş ve Huneyn Savaşı'na kadar hep böyle yapmıştı. Huneyn'de Havazin kabileleri hezimete uğradığı gün Şam'a kaçmış ve kaçarken münafıklara "Gücünüz yettiği kadar kuvvet ve silah hazırlayınız, ben Kayser'e gideceğim ve asker getirip Muhammed'i ve ashabını Medine'den çıkaracağım." diye haber göndermişti. Bundan dolayı onlar da Kuba Mescidi'nin biraz ötesinde başka bir mescid yapmışlar ve Hz. Peygamber'e gelerek, "Sakatlar ve ihtiyaç sahipleri için kışın yağmurlu havalarda hizmet vermek üzere bir mescid bina ettik. Burada bize namaz kıldırıp bereketle dua etmenizi arzu ediyoruz." demişlerdi. Resulullah da şimdi sefere çıkmak üzereyim, meşgulüm, inşallah dönüp geldiğimizde kılarız." buyurmuştu. Tebük'ten dönüşte tekrar müracaat edip mescide gelmesini istediler. Bunun üzerine işte bu âyetler nazil oldu. Sonra Hz. Peygamber, Malik b. Duhşum, Ma'n b. Adiyy, Amir b. Seken ile Vahşî'yi çağırdı, "Gidiniz şu ahalisi zalim mescidi yıkıp yakınız!" buyurdu. Onlar da öyle yaptılar ve yerinin çöplük yapılmasını emreyledi. O fasık Ebu Amir de Şam'da kaldı ve Kınnesrin'de helâk oldu.

pante
01-04-2008, 21:20
İslam'da Yemin:

İslam'da yemin Allah'ın isim ve sıfatları üzerine olur, bunun dışında bir şey üzerine yapılan yemin, dini bakımdan yükümlülük getiren yemin olmaz. Mesela "çocuğumun üzerine yemin ederim ki...", "Ölümü gör" ya da "Namusum ve şerefim üzerine..." dense bunlar yemin sayılmaz.

Allah adına yapılmış yeminlerden geri dönülmesi ancak kefaretle mümkün olur.
Kefaret olarak örneğin 10 fakirin doyurulması ya da giydirilmesi veya 1 köle azat edilmesi, o da olmadı 3 gün oruç tutmasıdır.

Maide/ 89. Allah, boş bulunarak ettiğiniz yeminlerle sizi sorumlu tutmaz. Ama bile bile yaptığınız yeminlerle sizi sorumlu tutar. Bu durumda yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin orta hâllisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Kim (bu imkânı) bulamazsa, onun keffareti üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi tutun. Allah, size âyetlerini işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz..

Farzedelim ki birisi eşine "Vallahi seni boşayacağım" dediği halde öfkesi geçince bu yemine pişmanlık duyuyorsa bu durumda keffareti yerine getirmesi gerekir.
Bu tür yeminler kişinin kendisini ilgilendirir. Kefareti yerine getirmediğinde kanun yakasına yapışmaz. Sadece günaha girdiğine inanılır.

Bunun yanında kanunu da ilgilendiren yeminler vardır:

Nur/ 6-9. Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir.
Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahitlik etmesi,kendisinden cezayı kaldırır.
Beşinci defa da, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını diler.

Şeriat düzeninin olduğu ve şer'i hükümlerin uygulandığı bir ülkede zina, boşanma, borç vb. davalarda olsun, şahitliklerde olsun Allah adına yemin ettirilir.
İslam ülkesi dahi olsa tüm bireylerin müslüman olamayacağı bilinirken yeminlerin sadece Allah adına yapılması hukuken doğru olabilir mi?

Ülkemizde de tazminat, alacak, boşanma, kira davası gibi davalarda uygulanan yargılama usulüne ilişkin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) davalarında "Allah'ım ve namusum üzerine yemin ederim" şeklinde yemin ettirilmekte idi.
Başka dinden de olsa, ateist ya da dinsiz de olsa bu şekilde yemin etmek zorundaydı.
Şimdi bir yanlıştan dönülüyor ve yeminlerden "Allah'ım" sözcüğü çıkarılıyor. Bunun yerine;
"Kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum." şekli yürürlüğe konuyor.

gozeneli
02-04-2008, 00:43
Pante demiş ki Allah adına yapılmış yeminlerden geri dönülmesi ancak kefaretle mümkün olur.
Kefaret olarak örneğin 10 fakirin doyurulması ya da giydirilmesi veya 1 köle azat edilmesi, o da olmadı 3 gün oruç tutmasıdır.

Oruç aç kalmak degil mi?Herhalde buna Türkiye'de herhalde herkes alışık :cry:

Bir şeyin üzerime yemin ancak ona inanıyorsan olur.

Bakın mecliste Laik, demokratik, sosyal, hukuk Türk devletine hizmet edeyecigim diye kaç kişi namusu üzerine yemin etti. :idea:

pante
13-04-2008, 14:06
Allah'ın yemin etmesi hususu üç dinde de ortaktır.
Yahudilikte Allah yemin ederken sağ elini havaya kaldırırmış, kendi ismine, kuvvetine, Yakup’un azamet ve saltanat'na yemin edermiş.
H'ristiyanlıkta da sadece kendi üzerine yemin ettiğini görürüz.
Islam’da ise Allah, güneş, ay, zaman, dağlar, ağaçlar gibi pek çok değişik varlık üzerine yemin eder.
Fecre, 10 geceye, çifte ve teke, yıldızların yerine, burçlar sahibi göğe, vaadedilen güne, incir ve zeytine, şahşt ve şahit edilene, dağa denize vs.
Tam 209 kez yemin edilmiştir Kur'an'da.
Bu kadar yemine dahi hala inanmazlar. *:)
Allah, Kur'an'da da peygamberden 3 ayrı ayette yemin etmesini ister.

Bunlarda İslam öncesi Arap yeminleri:

Geceyi yarıp sabahı çıkarana and olsun ki,
Rüzgarları estirene and olsun ki,
Ruhları yeniden yaratacak olana and olsun ki,
Bana şah damarımdan daha yakın olana and olsun ki,
Baktığı her yerden beni görene and olsun ki,
Bütün milletlerin kendisine boyun eğdiği varlığın adına yemin olsun ki,

Buradan yola çıkıp Allah'ın Arap olduğu sonucuna varılmasın.
Allah da Arapların anladığı dilden yeminler ediyor. *:)

pante
16-04-2008, 20:38
Salâ ( selâ):

Salâ, İslam peygamberine selam ve salavat getirmektir. Salavat-ı şerife'nin kısaltılmış halidir.
Allah ve melekleri dahi Muhammed hazretlerine selam ve salavat getirdikten sonra müslümanlara da farz olmuştur. ( Ahzap-56)
Salavat getirmenin ezan gibi minarelerden okunması ezandan çok daha sonra, 1300 yıllarında Mısır hükümdarı Melik Nasır'ın uygulamaya koymasıyla İslam'a girmiştir.

Salâ türleri:
Sabah salâsı, cuma salâsı, cenaze salâsı, bayram sal'ası ve salat-ı ümmiye.

Sabah Salâsı:
dilkeşhâverân makamında ve tesbit edilmiş bestesi esas alınarak okunur. Eserin bestekârının Buhûrizâde Mustafa Itrî Efendi olduğu rivâyeti kuvvetli ise de Hatib Zâkirî Hasan Efendi tarafından bestelendiğini söyleyenler de vardır. Sabah salâsının güftesi üç bölümden oluşmaktadır:

1. es-Salât ü ve's-selâmü aleyk

2. Yâ seyyidenâ yâ Resûlallâh
* * " * * * " * * * * *" * Habîballah
* * " * * * " * * * * *" * Nebiyyallah
* * " * * * " * * * * *" * Hayra halki'l-lâh
* * " * * * " * * * * *" * Nûra arşi'l-lâh

3. Allah, Allah, Allah, Mevlâ hû. *

Cuma Salâsı:
Bayâtî makamındaki eserin bestekârı Hatib Zâkirî Hasan Efendi'dir.

Cuma salası verilirken Cuma Süresinin 9. ayeti okunur ve ardından salavat getirilir.

Essalatü vesselamü aleykeya Resulallah!
Essalatü vesselamü aleykeya Habibellah!
Essalatü vesselamü aleykeya Seyyidel evveline vel ahirin! Vel hamdulillahi rabbil alemin.

Cenaze Salâsı:
Saba makamında okunur.

“Salâ, salâ, sâlâââ, Ya muhavvile’l havli ve’l ahvâl, havvil hâlenâ ilâ ahseni’l hâl”

“Salâ. Accilû bi's salâti gable'l fevt, ve accilû bi't tevbeti gable'l mevt”

“Salâ Küllü nefsin zâigatü’l mevt, sümme ileynâ türce’ûn”

“Salâ İnnâ li’llâhi ve innâ ileyhi râci’ûn”

“Salâ Ya Seyyidel evvelîne ve’lâhirîn ve selâmün ale’l mürselîn, ve’l hamdü li’llâhi rabbi’l âlemîn”

Sonunda da vefât edenin ismi söylenir.
Bu cenâze salâsı Anadolu'da, bilhassa Konya'da meşhurdur.
İstanbul’da ise cenâze olduğu zaman minâreden Cum’â günü ezândan önce verilen salânın aynısı verilmektedir.

pante
30-05-2008, 05:51
Musa'nın Kızıldeniz'i ikiye ayırma mucizesi bir med-cezir olayı mı?

Mısırdan Çıkış / 14

21 Musa elini denizin üzerine uzattı. RAB bütün gece güçlü doğu rüzgarıyla suları geri itti, denizi karaya çevirdi. Sular ikiye bölündü,

22 İsrailliler kuru toprak üzerinde yürüyerek denizi geçtiler. Sular sağlarında, sollarında onlara duvar oluşturdu.

23 Mısırlılar artlarından geliyordu. Firavunun bütün atları, savaş arabaları, atlıları denizde onları izliyordu.

24 Sabah nöbetinde RAB ateş ve bulut sütunundan Mısır ordusuna baktı ve onları şaşkına çevirdi.

25 Arabalarının tekerleklerini çıkardı*fh*; öyle ki, arabalarını zorlukla sürdüler. Mısırlılar, “İsrailliler`den kaçalım!” dediler, “Çünkü RAB onlar için bizimle savaşıyor.”

26 RAB Musa`ya, “Elini denizin üzerine uzat” dedi, “Sular Mısırlılar`ın, savaş arabalarının, atlılarının üzerine dönsün.”

27 Musa elini denizin üzerine uzattı. Sabaha karşı deniz olağan haline döndü. Mısırlılar sulardan kaçarken RAB onları denizin ortasında silkip attı.

28 Geri dönen sular savaş arabalarını, atlıları, İsrailliler`in peşinden denize dalan firavunun bütün ordusunu yuttu. Onlardan bir kişi bile sağ kalmadı.

Musa'nın bu mucizesinden Kur'an da bahseder.

Bu mucizenin benzeri Güney Kore'de yaşanıyor.
Güney Kore'de bulunan Jindo adası dünyanın en şaşırtıcı doğal olaylarından birisine tanıklık ediyor. Denizde yaşanan Med-Cezir sırasında deniz iki taraftan çekiliyor ve ortada 2800 metre uzunluğunda kara oluşuyor.
Musa'nın Kızıldeniz'in yarılması efsanesine benzer olarak Korelilerin de bir efsanesi var. O da kaplanlardan kaçış efsanesi:

http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=341475

Resimler için:

http://www.habervitrini.com/haberimg.asp?haberid=341475&imno=2

KızıL
30-05-2008, 14:57
bu konuyu okuyunca aklıma mesaj tv de izlediğim bir belgesel geldi aklıma affınıza sığınarak anlatma istedim..
aynen şöyle diyor montajla eklenen ses: allahım kudretinden süphe etmek mümkün mü şu kurbağaya bakınız nasılda hz musanın kızıldenizi yardığı gibi bu su birikintisini yarıyorda karaya ilerliyor...
daha ne diyim ki:)

pante
08-06-2008, 06:10
Allah'ın Kur'an'dan önceki kitabı kayıp mı?

Kureyş putperestlerinin bir takım inanç ve ibadetleri Kur'an'da müslümanlara da şart koşulur, bunlara uymayanların cezalandırılacağı söylenir.
Örneğin haram aylar..
Zilkâde, Zilhicce, Muharrem, Receb.
Bu aylarda savaşmak yasaklandığı için "Eşhuru'l - Hurum" yani haram aylar denilmiştir. Ama önce putperestler döneminde.
Bu aylarda yapılan savaşlara "Ficar savaşı" denirdi. Ficar günah demektir ve bu savaşa katılanlar, Allah'ın emirlerine karşı gelen büyük günahkar, suçlu, inkarcı olarak görülürdü. Muhammed de 20 yaşlarında Ficar savaşına katılanlardandı.

Kur'an'da haram aylardan şöyle bahsedilir:

Tevbe-36. Şüphesiz Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu Allah'ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin. Fakat Allah'a ortak koşanlar sizinle nasıl topyekûn savaşıyorlarsa, siz de onlarla topyekûn savaşın. Bilin ki Allah, kendine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.

Tevbe-37. Haram ayları ertelemek, ancak inkarda daha da ileri gitmektir ki bununla inkar edenler saptırılır. Allah'ın haram kıldığı ayların sayısına uygun getirip böylece Allah'ın haram kıldığını helal kılmak için Haram ayı bir yıl helâl, bir yıl haram sayıyorlar. Onların bu çirkin işleri, kendilerine süslenip güzel gösterildi. Allah inkarcı toplumu doğru yola iletmez.

Kur'an, haram aylarını ertelemeyi inkarcılıkla eş görüyor. Halbuki bu ertelemenin nedeni yazın dayanılmaz sıcağına rastlayan haccı serin ayda yapacak şekilde bir ayarlamadır.
Şimdi eğer bu haram aylar putperestlerin kutsal ayları ise Allah niye sahipleniyor? Allah, putperestlerden taklit almayacağına, onların kutsalını saymayacağına göre haram ayları Allah emretmiş olmalı. Yani, Kur'an'dan önce başka bir kitapta bu emirlerini vermiş olmalı. Tevrat, Zebur ve İncil'de haram aylar yok. Bu durumda Kur'an'dan önce gelip te kaybolmuş olan bir kitap mı var? Bu emir, bazı peygamberlere verilen suhuflar (sayfalar) da geçmişse eğer neden Tevrat ve incil'e aktarılmamış da Kur'an'a aktarılmış?

Haram ayların dışında başka önemli konularda var. Örneğin hac. Hac emri de Kur'an öncesi bir başka kitapta geçiyor olmalı, ama yok. Demek ki kitap kayıp.
Allah, gönderdiği kitapları korumaktan aciz mi? Halbuki Kur'an'da koruduğunu söylüyor.

pante
08-06-2008, 22:38
Kur'an, eğer fizikötesi konularda, bilimsel olmayan ama inanç olan konularda kendinden önceki kitaplarda yazılı olanları tekrar edebilir, tasdikleyebilir.
Peygamberler, melekler, cinler, cennet, cehennem gibi.

Kendisi yeni hükümler, yeni bilgiler de getirebilir. Dabbet-ül arz gibi.

Önceki kitaplarda geçen hükümleri değiştirebilir, farklılaştırabilir. Deve etini yemeyi helal kılmak, içki içmeyi yasaklamak gibi.

Ama kendinden önceki kitaplarda yer almayan, kendisinin getirmediği, gönderildiği toplumun pagan inançları ve adetleri içinde yer alan hükümleri tasdik edemez. Bu, Kur'an'ın Tanrıdan olmadığının ya da kendinden önce gönderilmiş kitapların göndericisiyle, yazıcılarıyla bir ilgisi, bağı, ortaklığı olmadığının göstergesidir.

Örneğin, Allah ya da Rahman, Tanrının önceki kitaplarda geçen bir ismi değildir.
Kur'an, Tanrıya Allah-Rahman dediğinde önceki kitaplarda neden Elohim, Yahve vs. dendiğini açıklamalıydı. Neden putperestlerin yaratıcı ilahının adını Tanrı adı olarak yazdığını izah etmeliydi. Denilebilir ki Arapça'da tek Tanrının karşılığı Allah olduğu için. O zaman neden müslümanlar "Allah" adında inatla diretirler ve başka dillerde de Allah denmesini şart koşarlar? Bu önemli bir çelişkidir.

Kabe, Allah'ın evi ise, Adem ya da İbrahim tarafından yapılmışsa neden Tevrat'ta ya da İncil'de buna değinilmemiş ve Hac şartı o kitaplarda konulmamıştır. Buna verilecek cevap malumdur, kitaplararası her çelişkide olduğu gibi "Tevrat ve İncil tahrif edilmiştir" denilecektir. Peki ama bu, Kur'an'da neden belirtilmemiştir de Tevrat ve İncil tasdik edilmiştir. Denilemezmiydi ki;
" Senden önce gönderdiğimiz peygamberlere verdiğimiz kitaplarda da Haccı emrettim ama kavimleri bu emre uymadılar ve gönderdiğim emri kitaplarından çıkardılar."
Dememiştir. Demek ki Muhammed'in ilahı, putperestlerin adetini hükümleştirmiştir. Muhammed, putperestlerin ilahını almış ve yeni dininin ilahı yapmıştır. Haccın getirisini kaybetmek istememiş ve putperest adeti de olsa paranın cazibesi üstün gelmiştir.

pante
09-06-2008, 05:11
Bu başlık, müslüman arkadaşların da bilmediklerini öğrendikleri bir başlık.
Müslümanların büyük çoğunluğu ne yazık ki dinlerini yeterince bilmiyorlar.
Örneğin, çok az insan hangi ayeti duyduğunda yere kapanıp secde etmesi gerektiğini bilmez.

İnşikak-21. "Onlar (İnkar edenler) kendilerine Kur'an okununca secde de etmezler."

Demek ki müslümanların Kur'an okunduğunda secde etmeleri gerekiyormuş.
Kur'an ayetlerinden 14 tanesi var ki, bu ayetler okunduğunda dinleyenlerin secde etmesi vacip sayılıyor. Bu secdeye Tilavet Secdesi deniyor.

Bu ayetler şunlar:

1. Araf-206. - "Zira Rabbinin katında olanlar, Allah'a kulluk etmekten asla kibirlenmezler, O'nu tenzih eder, şanını ulularlar ve yalnızca O'na secde ederler."

2. Rad-15. - "Oysa göklerde ve yerde kim varsa ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah'a secde ederler."

3. Nahl-49. "Göklerde ve yer yüzünde bulunan canlılar ve bütün melekler, kibirlenmeden Allah'a secde ederler."

4. İsra-107. - "Ey Muhammed! De ki: İster ona (Kur'ân'a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlar."

5. Meryem-58. "İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan ve gemide Nuh ile beraber taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail'in soyundan, hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdir. Kendilerine Rahmânn âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı."

6. Hacc-8. "Görmedin mi, göklerdeki kimseler, yerdeki kimseler, güneş, ay ve yıldızlar, dağlar,ağaçlar, bütün hayvanlar ve insanlardan birçoğu hep Allah'a secde ediyor. Birçoğunun üzerine de azab hak olmuştur. Allah kimi hor ve hakir kılarsa artık ona ikram edecek yoktur. Şüphesiz Allah dilediği şeyi yapar."

7. Furkan-60. "Onlara "Rahmân'a secde edin" dendiği zaman, "Rahmân da neymiş? Senin bize emrettiğine secde eder miyiz hiç?" derler ve bu emir onların nefretini artırır."

8. Neml-25. - "Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmezler."

9. Secde-15. "Bizim âyetlerimize öyle kimseler iman eder ki, onlarla kendilerine öğüt verildiği zaman secdelere kapanırlar ve Rablerine hamd ile tesbih ederler de büyüklük taslamazlar."

10. Sad-24. Davud dedi ki: "Doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten bir cemiyette yaşayanların çoğu mutlaka birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edip de salih amel işleyenler başka. Ama onlar da pek az." Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi sanmıştı. Hemen Rabbinden mağfiret diledi, rüku ederek yere kapandı, tevbe ile Allah'a yöneldi.

11. Fussilet-37. - "Gece ile gündüz ve güneş ile ay Allah'ın kudretinin delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer sadece Allah'a kulluk yapmak istiyorsanız, onları yaratan Allah'a secde edin."

12. Necm-62. "Haydi Allah için secdeye kapanın ve O'na kulluk edin."

13. İnşikak-21. "Onlar kendilerine Kur'an okununca secde de etmezler."

14. Alak-19. "Sakın onu dinleme de (Rabbine) secde et ve yaklaş."

kaancan
23-06-2008, 03:39
sevgili pante inan sana olan hayranlığım hergeçen gün artıyor çok ciddiyim.
sen belki farkındasın belki değilsin ama şuan islamiyete en buyuk hizmeti (en azından bu sitede)veren insanlara beyin jimlastiği yaptıran nadir yazarlardan birisin.
kaleminin ve türkçenin sivriliği harika umarım yolundan dönmezsin çünkü bu yobazları bu aymazlıktan kurtaracak senin gibi insanlara ihtiyacları var.
körükörüne inanların ,ne okuduğunu bilmeden inananların,şartları dolayısıyla müslüman olanların ,islamiyete hizmet ettiğini söyleyerek sömürü yapanların (şucuların bucuların) senin gibi insanlar sayesinde elimine olacağına yürekten inanıyorum ve doğrunun ve gerçeğin senin gibi insanlarla tartışılmasından geçtiğine sıkı sıkı inanmaktayım.
son olarak asla yanlış anlama tabiki yargıların çıkarımların doğru olarak hiç bir otor tarafından onay alamaz ki doğru kriterini çoğunluk sayarsak...
ama işin güzelide bunlar senin fikirlerin senin doğruların olduğu için güzeller
ve umarım herkezinde senin doğrularını doğru olarak kabul etmeyeceği konusunda da hem fikirizdir;)
ama seni sadece bir yazar olarak değil aynı zamanda bir düşünür ve fikir adamı olarak görmeye başladım tek bir temennim ise tanrıyı bulduğuna inanıpta aslında kendinden çok şeyi feda etmiş olduğunu anlamaya kalkan üçüncü tekil şahıs olma!
saygılarımla...

kaancan
23-06-2008, 03:42
not:3.tekil şahıs olmak: başkalaşma anlamındaydı.

kaancan
23-06-2008, 08:12
bana göre en çok ciddiye alınması ve üstünde düşünülmesi gereken en kallavi seçme başlıkların bunlar sevgili pante sınırsız ve derin kültürel bilgin hayranlık uyandırıcı ama kişsel görüşüm sağlam delilleri olan ve herkezin kabullenebileceği yegane görüşlerinde bunlar ama bu kadarı için bile teşekkürler saygılarımla...
Siz iyi bilirsiniz tarikatları.İçinde olan şeyhini de şıhını da iyi bilir.Kimisi Adıyaman'lıyı uçurur,kimisi Kaçar'ı-Esat'ı-Fetullahı..
İğrenç olan sizin anlayışınız..bakışaçınız..ilkelliğiniz..
Demokrasiye,laikliğe,insan haklarına,din ve inanç özgürlüğüne karşı oluşunuz iğrenç..
Resime,müziğe,güzel sanatlara karşı oluşunuz iğrenç..
Çifte standart davranışlarınız,takiyyeleriniz iğrenç..
Dine sonradan kattıklarınız,dini çarpıtmanız iğrenç..
Cumhuriyete,Atatürk'e saldırılarınız,saygısızlığınız iğrenç..
Müslüman maskesiyle milleti dolandıranlar iğrenç..
İslamı bir terör dini olarak tanıtanlar iğrenç..
Yaşar Nuri kafir,Zekeriya sapık,Bayraktar satılmış iftiralarınız iğrenç..

Avrupa Avrupa diye bağıranlar iktidarda.
Atatürk çağdaş uygarlık düzeyine erişmekten söz eder.
Hiçbir zaman Avrupa dememiştir..
İstese o da tüm dünyayı,Avrupa'yı,Amerika'yı gezerdi..
Devlet adamı iken tek bir ülkeye bile gezi yapmamıştır..
O Avrupalı'dan daha Avrupa'lı yani daha uygardır.
Öyle uygardır ki denize döktüğü Yunan'ın bayrağını dahi çiğnetmemiştir..
Temizliğe gelince senin Arabın kadar pis olamaz.Dünyada en pis millet araplardır.Elleriyle yağlı yağlı yemekleri yer,oraya buraya sürerler.Bizzat gördüm.
Sen Arabı-Avrupa'lıyı bırak--kendimiz ADAM OLALIM ADAM...
Müslümanlık ayrı ulusal kimlik ayrıdır.Türk'sen Türk'lüğünü de bileceksin.Reddetmiyeceksin.Allah'ın yarattığı kavimleri sen mi ortadan kaldıracaksın.Herkes ulusunu bilecek.
Biri solculuktan girecek-enternasyonalizm diyecek,
Öbürü dinden girecek-ümmet diyecek-milleti unutturacak,
Ne olacak sonra senin geleceğin...
Çoğumuzun anası,ninesi,ailesi başörtülü.
Ama sen başörtülü avukat,hakim,savcı,polis,asker,doktor .....yapamazsın kardeşim.
Sokakta,çarşıda başörtülüye kim ne demiş bugüne kadar..
30 sene önce bu sorun var mıydı?
Kışkırttılar..İngiliz oyunu..
Akp muhalefetteyken neydi o her cuma çıkışı cami önleri mitingleri.
Önceki iktidar,Irak'a müdahaleye karşı diye ayağını kaydırdılar krizle,ilaçla..
Aldılar okeyi akp'den..Şimdi namus bırakmadılar Irak'ta.Nerde o mitingler!! İşte çifte standart.İşte takiyye!!
Bu mu müslümanlık.Hani Irak'taki işgale,tecavüzlere,cinayetlere tepki..
O Irak Türk askerini İngilizle bir olup arkadan vurmuştu..
Şeyh Sait yobazının isyanları yüzünden de K.Irak kaybedildi..

Kürsüde başörtülü bir hakim oturduğunda o başörtüsü bir işaret olmaz mı?
Davalılardan birinin başı açık ise ,diğeri kapalı.Karar tereddüte neden olmaz mı.Adalet nasıl işler sonra.
(Hakim türbanlıymış,başımızı örtüp gidelim,yoksa aleyhimize karar verir)
denilmez mi?

Hakim-Doktor olacak kadın saçından korkmayacak kardeşim.Erkeği tahrik eden yerlerini göstermeyecek.Saç tahrik etmez.
Göğüsler,bacaklar kapalı olacak.
Kur'an'da da "yakanızı kapatın" diyor zaten..
KATILMIYORUM"Onun sayesinde II.Dünya savaşına girmedik.Ne İngiliz oyununa geldi ne Alman hatırına.
Yoksa o savaşı kaldıramazdı bu ülke..
Kurtuluşunu da onun gibi savaş komutanlarına borçlusun .Yoksa sen-ben olmaz yedi düvelden olma ****** dolaşırdı ortalıkta.Nankörlük etmeyin
**İmam-Hatip okullarında başörtüsü serbest olacak..
Ama İmam Hatip Okullarını çoğaltmıyacaksın.Örneğin İstanbul'da her ilçede bir tane olacak.Sınavla öğrenci alacak.
**İlahiyat Fakülteleri serbest olacak.
**Tüm vakıf üniversiteleri serbest olacak.
**İktisat Fakülteleri,Mühendislik fakülteleri,hemşerilik,veterinerlik,dil,arkeoloji vb.serbest olacak..
Mesela;
Tıp,Hukuk,Öğretmenlik.Kamu Yönetimi,Siyasal,Askeriye,Polis yasak olacak"
Laikliğe karşı çıkan iktidara gelince laikliğin gerçekten gerekli olduğunu anlıyor..
Sadece tabanına yanlış anlaşılmamak için "Laikliği doğru açıklamak,tanımını iyi yapmak lazım" diyorlar..
Laiklik gibi güzel-hakkaniyetli bir kurum var mı?
Laikliğin olmadığı yerde zulüm vardır-tahakküm vardır-işkence vardır..

Laiklik dışında bir sistem uygulamak için dünyayı bölmek lazım..
Bütün aynı düşünenleri,aynı tarz yaşayanları,aynı mezhepleri,aynı kültürleri biraraya getirip aynı sınırlar içinde yaşatmak lazım...
Gelenekçiler tarafından sapık,kafir ilan edilen,ancak halkın büyük desteğini alan bu insanların başında Yaşar Nuri Öztürk geliyor..
Yaşar Nuri Öztürk'e göre ;
1- Cuma namazı kadın erkek her müslümana farzdır.Kadınların cuma namazı kılmalarını engellemek dine aykırıdır.Cuma namazı ikirekat namaz ile hutbeden ibarettir..
2-Camilerde farz dışında namaz kılınması dinde yoktur..
3-Namazdan sonra dua edilmesi de dinde yoktur.Namazın kendisi zaten duadır..
Bozulduğunuz noktayı anlayamıyorum..
Sizi rahatsız eden gerçekler mi ??
Yoksa bunların yazılmış olması mı ??
Hazmedemediğiniz nedir ??
Buna cevap vermeden önce yazdıklarımı araştırın ,doğruluğunu görün ,ondan sonra cevaplayın..
Çünkü okumadan,araştırmadan cevaplarsanız,eminim;
yalanlara,dine atılan iftiralara kızıyoruz diyeceksiniz..

1- Allah, herşeyi önceden bilir mi?
2- Allah'ın, bir şeyi yapmadan önce denemeye, düşünmeye ihtiyacı var mıdır?
3- Allah yanlış bir emir, yanlış bir hüküm verebilir mi? Yanılabilir mi?
4- Allah, verdiği hükümleri beğenmeyip değiştirir mi?
"İslamcıların" burjuvalaşmaları hiç kuşkusuz kötü bir şey değil, ama burjuvazi "İslamcılaştırılıyorsa", bunun doğrudan doğruya bir "rejim tehdidi" oluşturduğu açık.

Çünkü bu kez sadece siyasal yapı değil, onu belirleyen ekonomik yapı da "güdümleniyor
Devlet adamlığının, başbakanlığın tadını alan Erdoğan'ın kafasında şeriat olduğunu sananlar yanılmaktadır. İslam, şeriat, türban alt tabanı ve muhafazakar potansiyel üzerine yapılan politika ile sağlanan iktidar ve başbakanlık Erdoğan' a yetmemekte, o zirveyi planlamaktadır
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. R.T.E.'nin cumhurbaşkanlığı her senaryoda, ülkeye ve topluma yararı olmayan, hatta bir olasılık olarak şeriat rejimi ve bölünme tehlikesi oluşturabilecek gelişmelere meydan veren, en iyimser tarafı ile bakıldığında dahi laikliğe ve demokrasiye zarar verebilecek, gerilim ortamı oluşturabilecek bir durumdur.
Eskiden peygamberim diye ortaya çıkanlar, peygamberlik beklentisi ortadan kalkıp ta, yerini Mehdilik veya Mesihlik beklentisi alınca çığ gibi arttı sahtekarlar
Dinler özellikle Ortadoğu kökenli dinler amaçları ve özellikleri nedeniyle teokratiktir.
Kesinlikle demokrat olamazlar, demokrasiyle bağdaşamazlar. Egemen olamadıkları
ülkelerde güçleri yetersiz olduğu için demokrasiyi araç olarak kullanır, demokrasiye
inanıyormuş gibi davranır ama güçlendikleri anda demokrasiyi rafa kaldırır ve insanlık
dışı faşizan uygulamalara başlarlar
İnsan yapısı gereği bencildir, çıkarcıdır. İhtiyaçları, istekleri bitmek bilmez.
Daima iyisini, daha güzelini ister. İnsanı sınırlandıramazsınız. Hiç evi, işi olmayan
insana bir ev, bir iş, 2 milyarda maaş verseniz 1-2 sene sonra daha iyisini ister.
O nedenle sosyalist sistem belki de komünizm ütopyadır
Onlar, ne evrim teorisi bilir. Ne Kutsal kitaplardaki çelişkileri. Ne Big bangi bilir ne de
kuantum fiziğini. Burada tartıştığımız konuların neredeyse tamamından yolsundur.
Bilmek de istemez. Büyük yük gelir ona. Anlatmaya kalktığınızda ilk birkaç cümleden
sonrasını aklı almamaya başlar. Ona inancı yeter. O, Kur'an'ın Türkçe çevirisini
dahi okumaz. Kur'an'ı Arapça musiki gibi dinlemek onu mest eder. Hatta ağlatır.
Soruların cvpları istediğin gibi olsaydı neyi tartışacaktık;)

1- Yarattığı insanların hangilerinin cennetlik, cehennemlik olduğunu bile bile yaratır.
2- Dilediği insanı doğru yola, dilediğini kötü yola sevkeder.
3- Dilediğinin kalbini mühürler, gözlerini ve kulaklarını perdeler.
4- İnsanları uyarmak için peygamberler gönderir ama görev verirken kimse görmez.
5- İnsanları uyarmak için kitaplar gönderir ama kitapları yazanlar insanlardır.
6- Gönderdiği elçiler 1-2 millete gelmiştir ama o kitabında hepsine gönderdiğini söyler.
7- Gönderdiği elçilerin büyük çoğunluğu aynı soydan ya da babadan oğula göndermiştir.
8- Kimi elçisinin anasının rahmine kendi üfürürek babası kendi olur.
9- Kimi elçisiyle güreş tutar.
10- Kimi elçisinin nikahını kendi kıyar.
11- Kimi elçisine melekleriyle birlikte salat kılar, salavat getirir.
12- Gönderdiği kitaplarını korumaz, tahrif edilir.
13- Bir söylediği bir söylediğini tutmaz. Bir kitapta haram dediği diğerinde helaldir.
14- Kitaplarında "öldürün, kesin, yakın" der. Katliama, soykırıma teşvik eder.
15- Kitaplarında dua eder, yemin eder, küfreder, tehdit eder.

1- Birden çok peygamber değil tek elçi göndermeliydi.
2- O elçinin kitabı, yazılı tarih içinde en eski kitap olmalıydı.
3- Orijinali, tomarlar halinde korunabilmiş ve hiç değişmemiş olmalıydı.
4- Kitap, elçi ile ilgili konuları değil, tüm insanlığa hitap eden söylemleri içermeliydi.
5- Kitapta akıl ve bilimdışı herhangi bir bilgi ve çelişki olmamalıydı.
6- Kendisine inanılmasını değil, iyiliği, güzelliği, sevgiyi, adaleti, insanlığı önemsemeliydi.

Allah'tan bahsedildiğinde gıkı çıkmayanlar, "Muhammed deme (s.a.v) de" diye mesaj atıyor.
Bugüne dek hiç kimseden "Allah deme, Allah (c.c) de" şeklinde bir mesaj almadım ama Muhammed için onlarca mesaj aldım.
Kısasa kısas olarak açıklanan mağaza bombalama eylemleriyle, intihar komandolarıyla, köy ve mezralara yapılan baskın ve katliamlarla teröristliği belgelenmiş olan Pkk, son dönemlerde AB ülkeleri ve parlamenterlerinin baskılarıyla terör izleniminden sıyrılma ve eylemlerini asker üzerinde yoğunlaştırmaya çabalasa da eli kanlı örgüt kimliğinden arınması mümkün değildir. Kaldı ki huylu huyundan vazgeçmezmiş misali siyasi mücadeleyi tavsiye edenleri dahi bir baskı unsuru olarak görmekte ve terör amacını ve niteliklerini muhafaza etmektedir
Toplumun karakteristik yapısı bireylerin sahip olduğu bu özelliklerle şekillenir
son olarakta madem tasavvuf seviyorsun nacizane kendini beğenmişlik olarak algılama ltf ama imzayı takip et en küçüğünden en büyüğüne;)

pante
23-06-2008, 21:34
Sevgili Kaancan, güzel bir özet çıkarmışsın.
Hakkımda yazdıkların ve katkıların için teşekkürler.
Birşeyler alıyoruz, birşeyler de verebiliyorsak ne mutlu bize.

Bu başlığın ilk adı "Biz ne müslümanlar gördük" idi. Forumlardaki hedef kitlem inananlar değil, gerici yobazlar ve şeriat düzeni yanlılarıydı. Gerici ve yobazların ise asıl kaynağı hadislerdi. Bu hadisleri başka hadislerle ve ayetlerle çürüterek bu nitelikte olanların fikrini değiştiremesem de, propagandalarını önleme amaçlı yazıyordum ilk zamanlar, hem burada hem de bazı İslami sitelerde.

Bu başlıkta şu ana kadar olan 72 sayfanın yarısı "Muhammed'in ordusu" nickli bir üye ile tartışmakla geçti. Ona Allah'a, ahirete inanan ama dinleri sorgulayan bir görüşte yaklaştım ve onun üzerinden mesajlar vermeye çalıştım. 17.000 küsur okuma, 300-400 müslüman üye ve misafir tarafından görüntülenmiş olsa, bunlardan 100-150 müslüman arkadaşı etkilemiş ve gerici düşüncelerden aydınlatmış olsak yeterli bir faydadır bana göre.

Ayrıca bu siteye üye olurken sahip olduğum kapasite ile bugünkü arasında önemli bir fark var. Çünkü zorunlu olarak araştırmaya yöneliyor ve yeni bilgiler ediniyor insan. Ayrıca diğer değerli arkadaşların yazılarından da çok faydalandım. Kur'an'ı yeniden ve her ayetini daha dikkatle ve gerekli olanlarının meallerini karşılaştırarak okudum. Aynı şekilde Tevrat ve İncil'i de.

Bugün kesinlikle emin olduğum konular, inançlar var. Bunun yanında emin olmadıklarım da var.
Emin olduğum şu ki kutsal diye nitelendirilen kitapların hiçbiri Tanrıdan değildir.
Dolayısıyla Tanrının bir peygamberlik müessesesi de yoktur.
Dinlerin faydaları vardır ama zararları faydalarından çok daha fazladır.

Agnostik kaldıklarım ise yaratıcı Tanrı inancıyla birlikte evrim teorisinin eksik taşları olduğu ve ilk canlılık konusudur.
Bı konularda beni aydınlatacak olan beri gelsin. :)

pante
05-07-2008, 23:16
İslam ve Müzik

İslâm alimlerinin önemli bir kısmı müziği bütünüyle haram sayma yoluna gitmiş, kimisi mekruh demiş kimisi de müziğin mübah olduğunu savunmuştur.

Kur'an'da müzikle ilgili bir konu geçmez. Müziğin haram ya da mekruh olarak nitelendirilmesinin sebebi hadis ve Gazali gibi İslam alimlerinin kitaplarındaki yorum ve fetvalardır.

Arapça'da müzik aletleri "mezamir" olarak geçer. Mizmar'ın çoğuludur. İbni sina'ya göre mizmar kaval, ney gibi bir ucundan üflenerek çalınan alettir. Arapçadaki diğer müzik aletlerinin ismi de mezamir'den türetilmiştir.
Bu noktada ilginç olan, aynı kökten gelen "Zemmâre"nin "zinakâr kadın" anlamına gelmesidir. Sözde bu zinakar kadınlar, aynı zamanda müzisyenlik yaptıklarından dolayı bu ismin verildiği söylenir.

Cariyeteyn adı verilen hadiste Ebubekir, bir bayram günü Muhammed'in evinde def eşliğinde söylenen şarkıyı "Mezâmiru'ş-Şeytan" (Şeytan çalgıları) şeklinde nitelendirmiştir. Buna karşın Muhammed'in "Ey Ebu Bekir! Her milletin bir bayramı vardır. Bu gün de bizim bay*ramımızdır" dediği rivayet edilir.


Müziği haram sayanlar delil olarak Lokman-6'yı gösterirler:

Tirmizî'nin Ebu Ümâme el-Bâhilî'den naklettiğine göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Şarkıcı kadınların alım ve satımı, onlar üzerinden para kazanmak ve onların karşılığında alınan ücretler helal değildir. Allah Teâlâ'nın şu sözü onlar hakkında nazil olmuştur:

İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.
Tirmizî, Buy'u, 51

Bu ayet, müziği olmasa da fıkrayı, espriyi, komik söz ve şakaları kastedebilir.

Ebu Hureyre'den rivâyet edilmiştir: "Peygamber köpek ticaretini ve şarkıcı kadının (Zemmâre) kazancını yasaklamıştır."
Beyhakî, Sünen, VI, 126

Ebu Amir veya Ebu Malik el-Eş'arî'nin peygamberimizden şunu işittiği rivayet edilmiştir:
"Ümmetimden öyle topluluklar çıkacak ki, zinayı, ipeği, içkiyi, ve çalgı aletlerini helal sayacaklar. Yine bazı topluluklar, büyük bir koyun sürüsüyle dağın başında konaklaycak, onlara bir fakir ihtiyacı için geldiğinde "yarın gel "diyecekler. Allah-u Teâlâ da onları bir gece ansızın helak edecek, dağı başlarına yıkacak. Diğer bir kısmını da domuz ve maymun sûretine çevirecektir. Bu uygulama kıyamete kadar sürecektir"
Buhârî, Eşribe, 7

İbn Abbas (r.a.) Peygamber (s.a.s.)'in şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: "Şüphesiz Yüce ve Ulu Rabbim, size içki, kumar ve davulu yasaklamaktadır."
Beyhakî, Sünen, X, 221.

Müslim, Saîd b. Cübeyr, İbn Abbas tarikiyle rivâyet edildiğine göre Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Allah Teâlâ size içki, kumar, davul, ud ve yahudilerin kutlama günlerini yasakladı.
İmam Ebu Hanîfe, Müsned


Önce müzik vardı, din yoktu. Sonra din geldi, müzik yok oldu. Şimdi hem din var, hem müzik.
Müslüman olunca gitarını bırakan Cat Stevens yeniden müziğe döndü.

http://www.candundar.com.tr/index.php?Did=2713

Kardana
10-07-2008, 16:32
Sadece gülüyorum hala siyasetle islamı karıştırıyosunuz yazık!

pante
10-07-2008, 18:53
Sadece gülüyorum hala siyasetle islamı karıştırıyosunuz yazık!

Hiçbirşey siyasetten bağımsız değildir.
Herşey siyasetle ilgili, ilişkilidir.
Hele ki dinler. Siyasetle yoğrulmuşlardır.
İslam ise siyasetin ta kendisidir.

Kardana
10-07-2008, 19:19
hııı bu sitede onu gördüm zaten

Kardana
10-07-2008, 19:19
şu miras sorusuna bi bak sayın panta ve itiraz eden arkadaşlar ben burdayken anlamadığınız yerleri anlatim size

pante
10-07-2008, 19:24
hııı bu sitede onu gördüm zaten

Sadece bu sitede değil Kardana.
Tüm dünyada böyledir.
İslamcılara, müslüman arkadaşlara sor, onlarda doğrulayacaktır.
Aşağıdaki link bu konuda yardımcı olabilir:

http://milligorusportal.wordpress.com/islamda-siyaset-yokturdiyenlere-cevap/

Kardana
10-07-2008, 19:27
Anlıyorum !

pante
03-08-2008, 19:47
Aşağıdaki konuyla sık sık karşılaştığımız için kaybolmasın diye notlarımızı bu başlıkta saklayalım.

Zariyat-47'de Evrenin Genişletildiğinden Bahsedilmez:

Önce konuyla ilgili olarak Kitab-ı Mukaddes'ten bir örnek vereyim:

Yeşeya 51:13
Sizi yaratan, gökleri geren, Dünyanın temellerini atan RAB`bi Nasıl olur da unutursunuz? Sizi yok etmeye hazırlanan zalimin öfkesinden Neden gün boyu yılıp duruyorsunuz? Hani nerede zalimin gazabı?

Buradaki "geren" sözcüğünün anlamı çekerek genişletmektir.
Aslında ayetin doğru çevirisi germekte olandır. Yani ayet şöylede çevrilebilir:

Sizi yaratan, gökleri germekte, genişletmekte olan, dünyanın temellerini atan Rabbi nasıl olur da unutursunuz? (...)

Benzer ayet de Yeşeya 40:22'dir:

Gökkubbenin üstünde oturan RAB`dir, Yeryüzünde yaşayanlarsa çekirge gibidir. Gökleri perde gibi geren, Oturmak için çadır gibi kuran O`dur.

Buradan yola çıkarak Kur'an'dan 1400 yıl önce, günümüzden 2800 yıl önce evrenin genişletildiği mucizesini Eski Ahid'de görmekteyiz.

Demek ki bir mucizeden söz etmek gerekiyorsa taklidine değil, aslına bakmak gerekir.

Şimdi gelelim Zariyat-47'ye..

"Musiun" sözcüğünün Kur'an'da başka bir örneği yoktur.
Dolayısıyla kıyas imkanı da yoktur.
Tahminle hareket edilir.
"Vus'a" yani geniş anlamına gelen sözcüğün "vasiun"'a yani kuşatan, kapsayan, genişlik veren halinin çoğulu olarak tahmin edilir.
Ne demektir vasiun'un çoğulu?
Genişleten değil de genişletenler mi?
Allah'ın mütevaziliği yani..
Bazı ayetlerde "Biz" der ya mütevaziliğinden.

Musiun'un Vasiun'un çoğulu olduğunun kanıtı yoktur.
Arapça'da ise Allah'ın sıfatlarından biri olarak rızk veren anlamında kullanılır.
Yine Arapça'da kötülük yapan anlamına da geldiği söylenir.

Bu tahmini kabul edelim. Hiçbir kanıtı olmamasına rağmen farzedelim ki musiun kelimesi vasiun'un çoğulu olsun.

Musiun kelimesinden önce gelen le takısı "daha çok", "çok fazla", "daha fazlasına da" "daha da" anlamlarına gelir.

Musiun fiili if'al babındandır.
Genişleten, genişletmekte olan, genişletici anlamına gelmesi için istifal babından olması gerekirdi.
İf'al babından olduğu için "Biz daha fazlasına da kurabilirdik" "İstesek daha büyüğünü, daha genişini de yapardık" anlamı oluşturacak şekilde "Biz çok vus'a malikiz" , "Biz herşeye kaadiriz", "Daha büyüğüne de gücümüz yeter" şeklinde meallendirilmiş.

Tabi mucizeciler, kelimelerden, sayılardan medet umanlar ve bilim yeni bir şey ortaya attığında hemen "Kur'an'da bunu nereye uydurabiliriz" çabasında olanlar ayeti çarpıtıp "genişletmekteyiz" haline getirmişler.

Genişletmekteyiz, genişleticiyiz anlamında olması için;
"ve nahnu lehu mustevziun" denmesi gerekirdi.

Demek ki neymiş;

1- Kur'an'dan 1400 sene önce Eski Ahid'de göğün gerildiği, genişletildiği yazıyormuş zaten.
2- Musiun kelimesinin vasiun'un çoğulu olduğuna dair hiçbir kanıt yokmuş. Kur'an'da başka musiun'da yokmuş. Dolayısıyla geniş kökünden türediği bir tahminden ibaretmiş.
3- Tahminin doğru olduğunu varsaysak dahi fiil if'al babından olduğu için genişleten, genişletmekte olan anlamına gelmezmiş. "Genişlik sahibi" , kudretli" ,
"Daha genişine de kaadir" anlamına gelirmiş.

pante
03-08-2008, 19:48
Gelelim 48. ayetle bağlantısına:

47- Ves semae beneynaha bi eydiv ve inna le musiun
48- Vel erda feraşnaha fe nı'mel mahidun

Göğü ellerimizle biz kurduk, daha fazlasına da kaadiriz.
Yeri de biz yayıp-döşedik, ne kadar becerikliyiz.


Bu iki ayet birbiriyle bağlantılıdır. Birçok yer-gök ayetinde olduğu gibi.
Birbirinden kopuk ele alındığı takdirde yanlış meale sebep olur.

48. ayeti "Biz ne güzel döşeriz" "Biz ne güzel döşeyiciyiz" ya da "Biz ne güzel düzenleyiciyiz" şeklinde de çevirebilirsiniz ama Türkçesine en uygun olanı yukardaki gibidir.

47. ayetten göğün genişletilmeye devam edildiği anlamını çıkarıyorlarsa eğer, 48'den de yerin döşetilmeye devam edildiği anlamını çıkarman lazım.

Aslında bu iki ayette bir mucize yok. Tersine çelişki var. Ayetin dünyayı uzayda bir gök cismi olarak algılamadığı, uçsuz bucaksız dümdüz bir yer ve üzerinde de gök olarak algıladığı belli oluyor. Dünya-yer ile ile ilgili diğer ayetlere bakıldığında da bu görülecektir. Yeri gökle eşdeğer ölçülerde gören bir Kur'an vardır karşımızda. Yaratılışları dahi aynı sürede gerçekleşmiştir. 2 günde yer yaratılmış, 2 günde gök. Hatta 2 günde yerin yayılıp-döşenmesine harcanmıştır. Yani evrenin 2 misli zamanı dünyanın yaratılması almıştır. "Ol" demek varken! Bunun hiç akılla, mantıkla ilgisi var mıdır? Milyarlarca galaksiyi, Katrilyonlarca güneşi, ketrilyonlarca gezegeni 2 günde yaratacaksın ama basit bir gezegeni de 2 günde yaratacaksın. Yani okyanusu 2 günde yaratacaksın, bir çakıl tanesini de 2 günde yaratacaksın.
Tabi Kur'an, dünyayı okyanusta bir çakıl tanesi olarak görmediği için, dünyayı da gök kadar geniş, büyük gördüğü için her ikisini de aynı zamanda yaratmış oluyor.

Zariyat-47'den evrenin genişlemesi ile ilgili zorlama mucize çıkarmakla uğraşmak yerine, Fussilet 10-12'deki çelişkileri halletmeye çalışsınlar. Mucize mealcileri kelimelerle oynayıp, tahrif etmeye alıştı nasıl olsa, önce göze batan bilime ters ayetleri düzeltmeye çalışsınlar da düzenbazlıktaki ustalıklarını görelim. Ama kolay değil..


Ayette geçen "bieydin" kelimesini kudretimizle diye çevirip el'in mecazi anlamda kullanıldığını el diyerek kudret denmek istendiğini yazarlar. Yanlış.

Kur'an'ın hiçbir yerinde Allah'ın elinin, yüzünün, gözünün mecazi olduğu söylenmemiştir. Allah'ın eli de, yüzü de, gözleri de, ayakları da, baldırları da vardır.

Tevrat'ta insanın Allah'ın suretinde yaratıldığını yazar.
Kur'an'da Tevrat'ı tasdikler, bunu reddetmez.
Allah'ın uzuvlarından, duygu ve düşüncelerinden bahseder ki hepsi insan biçimlidir.

Yeri 2 günde, göğü 2 günde yaratan Allah, isterse bir eline yeri, bir eline göğü alabilir. Bu dahi gökle yerin aynı ölçülerde görüldüğünün kanıtıdır.

Zümer-67. Allah'ı gereği gibi bilemediler. Halbuki kıyamet günü yer, tamamen O'nun avucu içindedir, gökler de sağ elinde dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir.

Allah'ın sağ eliyle bürüp dürdüğü gökler, sol elinin avucunda ise dünya.
Ne tasvir ama!
Bu arada cennet-cehennem de dürülüyor tabi.
"Evreni bürüp dürmeye ne gerek var, sadece dünyada kıyamet olup yaşamı sona erdirse ya!" diyebilirsiniz.
Ama dünyadan başka bir mekan düşünülmemiş ki!
herşey dünya için. Güneş, ay ve kandiller (yıldızlar)
Milyarlarca Galaksiyi, başka katrilyonlarca güneşi nereden bilsin Muhammed? :)

pante
04-09-2008, 22:32
Allah'ın çifte standartı

Muhammed'den önce İsa'nın şeriati vardı.
İsa'dan önce de Musa'nın şeriati.

Bugün nasıl ki İslam dinine ve Kur'an'a rağmen yani Muhammed'in şeriatine rağmen hala inanmayanların cehennemlik hem de sonsuza kadar cehennemlik olduğu söyleniyorsa;
İsalmiyetten önce de insanların Allah'ın gönderdiği son peygambere, son kitaba inanmaları gerekirdi.
Örneğin, Arapların Hristiyan olması gerekirdi.
Farzedelim ki Hristiyanlığı teslis nedeniyle saçma buldular, hiç olmazsa Musa'ya ve Tevrat'a inanmaları gerekirdi.

Bırakın Arapları, Allah'ın son peygamber olarak seçtiği Muhammed dahi Hristiyan ya da Musevi olmamıştır ta 40 yaşına kadar.
Ya 39 yaşında ölseydi?
Bir kafir olarak ebedi cehennemlik mi olacaktı?
Çevresinde o kadar çok Hristiyan ve Musevi varken, Tevrat'ı ve İncil'i okumuş ya da dinlemişken neden inanmamıştır?
İnanması için illa kendisine Cebrail'in görünmesi mi gerekiyordu?

Hadi ona peygamberlik verildiği için cehennemden yırttı, paçayı sıyırdığı gibi cennette baş köşeyi kaptı diyelim ya aynı şansa sahip olmayanlar?
Muhammed, İslamiyeti yaymaya başlamadan önce ölmüş olanlar Hristiyan veya Musevi olarak ölmedilerse, tek Tanrıya ve onun gönderdiği peygamberlere, kitaplara inanmadan ömürleri son bulduysa ebedi cehennem azabına mı uğratılacaklar?
Örneğin Muhammed'in annesi, babası, dedeleri, geçmişteki tüm akraba ve yakınları da cehennemlik mi olacaklar putperst oldukları için?

Yok eğer onlar için böyle bir ceza yoksa Muhammed zamanı ve sonrasında yaşayanlar içinse bu ceza ortada bir çifte standart yok mu?
Muhammed'le birlikte değişen nedir?
Allah, insanların inanmasını sağlayacak ve artık inanmayanları affetmeyecek şekilde çok farklı ve geçerli bir kanıt mı getirmiştir Muhammed'le birlikte?
Tersine öncekilere verilen mucizelerin Muhammed'e verilmediğini görüyoruz.
Hatta insanların inanmasını zorlaştıracak, imkansızlaştıracak bir yığın faktöre sahiptir Muhammed.
Çok sayıda evliliği, bol miktarda cariyesi ve kölesi, kendisinden 43 yaş küçük 9 yaşındaki Ayşe ile evlenmesi, evlatlığının karısı Zeynep'le evliliği, müslüman olmayanlara karşı şiddet uygulaması vs. konular insanların ona inanmasını güçleştirmektedir.

Hristiyanlıkta ve Musevilikte olmayan haccın İslamiyette farz olduğunu görüyoruz.
Hac, İslam öncesi putperestlerin ibadeti.
Ayrıca Tevrat'ta ve İncil'de hiç bahsi geçmiyor.
Bu durum, hac'cın Mekkelilere sağladığı menfaatleri korumak amacıyla dine sokulduğu olasılığını güçlendiriyor.
Madem ki Kabe ibrahim'den beri var ve Allah'ın evi olarak görülüyordu, neden Musa'ya, İsa'ya diğer peygamberlere bahsedilmemiş, onlara yazılmamış?
Bu konuya da "tahrif edilmiş" denecekse eğer, Allah Kur'an'da bu tahrifattan, haccın tahrif edilip kitaplardan atıldığından neden bahsetmemiş?

Muhammed neyi sorguladı da İsa'ya, Musa'ya inanmadı?
O, inanmamak için ne bulduysa ve sapkınlık içindeyse, ona inanmayanlar da onun gibi birşeyler bulmuştur ve inanmıyordur.
Onu sorgulayıp inanmayanlar ebedi cehennemlik ama o, seçildiği için kainatın efendisi ve Allah'ın en sevgili kulu.
Bu da Allah'ın çifte standartı..

-InVi-
04-09-2008, 23:53
Anlasildi, Allah neden Muhammedi Peygamber secti'de beni secmedi diye hayiflaniliyor :)
Allah, kendi putuna dahi olsun inanmayanlari Peygamber seciyor, Firavunun sayaryina giren bir cocuk Peygamber secilebiliyor....ömrünün büyük bir kismini hanif olarak gecirenlerden Peygamber seciyor....Onun varligina ve tekligine olan imaninda zerre kadar süphe etmeyen, yasarken bin kere ölen ve ölürken kiyamda ölecek insanlar arasindan Peygamber seciyor.....Hem sagligi ve varligi hemde hastaligi ve yoklulugu yasamis ve bunlari yasarkan onun varligindan ve siraat el müstakimden sapayacaklar arasindan kendisine Peygamber seciyor....
ama adam olmayi basaramamis, "o" bize niye/neden yarattigi hakkinda zerre kadar düsünmemis, basina gelen ilk olumsuzlugu ona "veryansin" edecek insanlar'dan Peygamber secmiyor.......

pante
05-09-2008, 23:12
Anlasildi, Allah neden Muhammedi Peygamber secti'de beni secmedi diye hayiflaniliyor
Allah, kendi putuna dahi olsun inanmayanlari Peygamber seciyor, Firavunun sayaryina giren bir cocuk Peygamber secilebiliyor....ömrünün büyük bir kismini hanif olarak gecirenlerden Peygamber seciyor....Onun varligina ve tekligine olan imaninda zerre kadar süphe etmeyen, yasarken bin kere ölen ve ölürken kiyamda ölecek insanlar arasindan Peygamber seciyor.....Hem sagligi ve varligi hemde hastaligi ve yoklulugu yasamis ve bunlari yasarkan onun varligindan ve siraat el müstakimden sapayacaklar arasindan kendisine Peygamber seciyor....
ama adam olmayi basaramamis, "o" bize niye/neden yarattigi hakkinda zerre kadar düsünmemis, basina gelen ilk olumsuzlugu ona "veryansin" edecek insanlar'dan Peygamber secmiyor.......


Mesele kimin, neden peygamber seçildiği değildir.
Mesele, peygamber seçilenin, seçilmeden önce daha önce gönderilen peygamberlere, kitaplara inanmıyor oluşudur.

Eğer seçilmeseydi ve o yıllarda bir başka peygamber gönderilmemiş olsaydı;
Muhammed ya ateist ya müşrik biri olarak ölecekti.
Bu durumda ebedi cehennemlik mi olacaktı?

İbrahim, inanmak için kanıt istiyor, ölü kuşlar diriltilerek ispat ediliyor.
Musa, Tanrıyı görmek istiyor inanmak için, görünce bayılıyor.
Muhammed'e cebrail geliyor, gelmeseydi hidayete ermeyecekti.

Ee, sıradan insanların ne suçu var?
Örneğin Brezilya'da doğan bir çocuk Hristiyan yaşayıp ölünce ebedi cehennemlik öyle mi? Sebep?
Muhammed'e inanmamak, müslüman olmamak..

Yüce Tanrı böyle çifte standartlar içinde olmaz.

pante
08-11-2008, 21:35
Madem ki "Allah'a Tanrı denmez" diyorlar, Tanrı'ya da Allah denmemeli.
Çünkü Allah Tanrı değildir.
Allah, Kureyş putperestlerinin ilahlarına verdikleri isimlerden biridir.
Allah isminin kökeni El-İlah'a dayanır. El-İlah’ın ise Süryanicedeki Laha ve Abramicedeki Eloha’dan geldiği tahmin ediliyor.
El-İlah, putperestlerin Ay tanrısıdır.
Lat, Uzza ve Menat ise El-İlah'ın kızlarıdır.
Zaman içinde El-İlah Ellah'a, daha sonra da Allah'a dönüşmüştür.
Örneğin Muhammed’in babasının ismi Abdullah’dır.
Kureyş putperestleri hac sırasında “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” derlerdi.
Besmeleleri “Bismike Allahümme” idi.
İslam öncesi Arap şiirlerinde bolca Allah’dan bahsedilir.

İlginç olan ise Kur’an’dan önceki Allah’ın kitapları olduğu öne sürülen İncil, Tevrat ve Zebur’da Allah ismi geçmez. Kureyş putperestleri haricinde hiçbir toplumda ve dinde Allah ismine rastlanmaz. Allah ismi ezelden ve Adem’den beri varsa, tüm peygamberler Allah demişse, herşey Allah’ı tespih ediyorsa neden sadece pagan dinine mensup putperestlerde rastlanır bu isme? Bu durumda Allah nazarında putperestlerin mükafatı hak etmesi gerekmez mi? Tersine ebedi azap çekecek şekilde cehenneme atılacakları yazılmıştır.

Derler ki: Kureyş Putperestlerinin soyu İbrahim’in oğlu İsmail’e dayanır. Allah ismi ondan kalmıştır. Nerede ispatı?
İbrahim’in ya da İsmail’in “Allah” dediğinin kanıtı var mı? Yok.
Tersine İbrahim’in Allah değil Rahman ya da Brahman kullanmış olabileceği daha akla yatkındır.İbrahim’in Tevrat’taki ismi “Abraham” dır.
Abraham – Brahma – Brahman – Rahman
İbrahim dinini savunmuş olan Hanifler “Allah değil Rahman” derken bir dayanakları vardır.
Yani Rahman, İbrahim’i çağrıştırır. Ama Allah’ın İbrahim’le ilgisi kanıtlanamamıştır.
Eğer İbrahim’in adı örneğin Abdullah olsaydı, bu itiraz olmazdı.
Çünkü “Allah ismi Tevrat’ta adı geçen peygamber Abdullah’dan geliyor” denilince ikna edici olurdu. Ama yok böyle bir şey..

Muhammed, peygamberliğini ilan ettiği ilk zamanlarda Allah'tan ziyade Rahman ismini kullanırdı. Rahman'a karşı çıkılınca ve rağbet görmeyince "İster Allah deyin ister Rahman, en güzel isimler onundur" demeye başladı. Rahman ismini haniflerin kullandığı ve Yemenli Rahman’dan alındığı söylenir. Putperestler ise “Biz Rahman’a inanmayız” derler.

Allah ismi Arapçadır. Esmaül Hünsa dedikleri 99 isim de Arapçadır.
Allah Arap mıdır ki bütün isimleri Arapçadır.
Eğer tüm ulusların, tüm insanların Tanrısıysa her ulus kendi dilindeki Tanrı karşılığı ile adlandırabilmelidir. Neden illa Allah?

Allah ismi Araplar için geçerli olabilir. Ama diğer uluslar için değil.
Hele Türkler için hiç değil.
Türkler İslam’dan çok çok önce tek yaratıcıya inanırlardı.
Türklerin yüce Tanrı’ları vardı. “Kök Tengri” yani “Ulu Tanrı”.
“Allahlar denemez ama Tanrılar denebilir” söylemi de yanlıştır.
Eski Türkler de “Tanrılar” diye bir lafz kullanılmazdı.

Allah ismi Türkçe’de dejenere olmuştur.
Olduk olmadık yerde kullanılır.
Örneğin garipseme, hayret ifadesi olarak “Allah Allah” diyerek.
Ya da bir süprizle, bir sevinçle karşılaşıldığında “Allaaah” diyerek.
Buna benzer onlarca örnek var.
Ama hiç kimse “Tanrı Tanrı” ya da “Tanrıııı” demez.
Tanrı ismi ciddiyetini korumuş bir sözcüktür.

Üstelik Tanrı, hiçbir toplum için katliam ve soykırım emri vermemiştir.
Tanrı “Öldürün” dememiştir.
Tanrı, evlatlığının eşiyle kimsenin nikahını kıymamıştır.
Tanrı, hiç kimseye peygamberlik vermemiş, kitap göndermemiştir.
Tanrının sonsuza kadar insanları yakacağı, işkence edeceği bir cehennemi yoktur.
Kendisine inananlara memeleri yeni tomurcuklanmış huriler vereceği bir cenneti de yoktur.
Tanrı, hiç kimseye secde etmemiştir.
Tanrı, hiçbir orduya melekleriyle destek vermemiştir.
Tanrı, hiçbir toplumu helak etmemiştir.
Tanrı, insanların bir kısmına ayrıcalık vermemiş, iltimas geçmemiştir.
Tanrı, kimsenin kalbini mühürlememiş, kimsenin gözlerini, kulaklarını perdelememiştir.
Tanrı, kadınları 2. sınıf görmemiş, onlara şahitlikte, mirasta erkeğin yarı hakkını vermemiştir.
Tanrı, erkeklere ikişer, üçer, dörder kadınları ve cariyeleri hak olarak görmemiştir.
Tanrı, kölelik sınıfı yaratmamıştır.
Tanrı, savaşı, başka insanların mallarını, namuslarını ganimet olarak emretmemiştir.
Tanrı’nın bir tahtı, saltanatı da yoktur.
Tanrının dini, peygamberleri, melekleri, şeytanları, cinleri, kitapları yoktur.

Bu yüzden Tanrı’ya Allah denmez, denmemelidir.

pante
09-11-2008, 09:47
Kureyşliler kendilerine ekonomik olarak çıkar menfaat sağlamak amacıyla Hums müessesesini kurdular. Hums Müessesesine Kureyş dışından güçlü birkaç kabileyi dahil ettiler. Hums’a dahil olmayan kabile mensuplarına Hille denildi.
Hums kapsamına giren kabileler şunlardı: Mekke’de daha önceki dönemlerde ikamet eden ve bir süre sonra oradan çıkartılan Huzâalılar, Kureyş’in Civâr’ı olan kabilelerden Kilâb, Kâ’b, Âmir b. Sa’saa, Kelb, Kinâne.
Hums’un dışında kalan kabileler, adeta ikinci sınıf muameleye tabi tutuldular. Temîm, Mâzin, Humeys ve bazı küçük kabilelerden oluşan ve “Hille” diye isimlendirilen gruplar, Mekke’ye geldiklerinde Humsluların sahip oldukları ayrıcalıklardan mahrum bir şekilde bazı kurallara uymaya zorlandılar.
Hums’un konumuzla ilgili olan 2 kuralı şuydu:

1- Hacca gelenler dışardan yiyecek getiremezlerdi.

Dışardan yiyecek sokmak isteyenlere ““yola çıkarken Allah’ın rızkınızı vereceğine ve sizi
doyuracağına imanınız yok mu ki beraberinizde Mekke’ye yemek getiriyorsunuz?” derlerdi.
Hac süresi günlerce sürdüğünden ya dilenir ya da yiyecek satın almak zorunda kalırlardı.

2- Hacca gelenler dışardan giyecek getiremezlerdi.

Tavaf yapılırken Humslu gündelik elbiseleri ile tavaf edebilme imtiyazına sahipti.
Hilleliler ise ya Humsluların vereceği ödünç elbiseleri ya da Mekke’den parayla satın alacakları elbiselerle tavaf etmek zorunda idiler. Ödünç elbise bulamayan ve satın almak için parası olmayanlar ise ya çıplak bir şekilde tavaf etmek zorunda idi ya da beraberinde getirdiği elbise ile tavafını yapıp, tavaf sonrası, tavaf anında giydiği elbiseyi tavaf mahallinden ayrılırken çıkarıp orada terk etmek zorunda idi. Ancak Hillelilerin beraberlerinde getirdikleri elbiselerle daha önceden haram işlemiş olabilecekleri gerekçesiyle kutsal mekana kendisiyle haram işlenilen elbiselerle girmenin uygun olmayacağı söylenirdi. Diğer taraftan daha önceden haram işlenirken giyilmemiş olsa bile kendisiyle tavaf yapılarak kutsala şahid olan elbiselerle ileride haram işlenebileceği için Hillelilerin elbiselerini tavaf sonrası Kâbe’de bırakmaları istenirdi. Yoksul insanlar için bu olanaksızdı. İstenilen türde elbise bulamayan Hilleliler çıplak tavafa zorlanırdı.
Mekkelilerin bu tür bir uygulamaya maruz bıraktıkları Hilleliler, hem yeni elbiseler alacakları için paralarını, hem de böylesi bir muameleye tabi tutulup ikinci sınıf bir konuma düştükleri için onurlarını kaybettikleri; Mekkelilerin ise daha önceki dönemlerde olmayan bu uygulamayla bol para kazandıkları söylenebilir.

Çıplak tavaftan çekinen kadınlar daha ziyade gece, erkekler ise gündüz tavafını tercih ederlerdi. Gündüz erkeklerle birlikte çıplak tavaf eden kadınlar da olurdu. çıplak tavaf esnasında Mekkeli gençlerin kötü bakışlarına maruz kalan kadınlardan bazılarının bu durumdan rahatsızlık duydukları ve bu rahatsızlıklarını ifade etmek üzere şiirler yazdıkları da rivayet edilmektedir.

Kadınlar bütün göğüslerini ve göğüslerindekileri açar ve hatta büsbütün çırılçıplak olur, ancak cinsel organına şarap üstüne sinek konmuş gibi hafif, seyrek bir bez parçası koyar, "tavaf ederken beni kim ayıplar", der ve:

"Bugün bunun birazı ya da hepsi açılır, görenlere helâl etmem."

beytini söylerdi.

http://www.cumhuriyet.edu.tr/akademik/fak_ilahiyat/der81/kilic.htm

pante
09-11-2008, 19:39
Cabir’den nakledilen hadise göre:
“Biz Mina’ya giderken zekerlerimizden meni damlıyordu” (kaynak: Buhari, Hac/81; Umre/6; Şirket/7; Muslim, hac/141; Hadis/1216; Neşe-I Menasik/77; Ibn-I Meca, menasik/77 Hadis/2980; Ahmet Ibn-I Hanbel, Müsned 3/317-366)

Yukarıdaki hadis çıplak tavafın sonucu mudur yoksa herhangi bir sebepten dolayı bir kez yaşanmış bir olay mıdır bilinmez.

Şu hadis’e de dikkat çekelim:
"Cahiliye devrinde, Ensar deniz kenarında bulunan İsaf ve Naile adlarındaki iki put için telbiye getirirlerdi. Sonra Mekke'ye gelerek Safa ile Merve arasında sa'y yaparlar, peşinden de traş olurlardı. İslâm gelince câhiliye döneminde yapmakta oldukları gibi sa'yetmekten çekindiler. Bunun üzerine; "Safa ile Merve Allah'ın şeairindendir..." âyeti nâzil oldu (Müslim, Hac, (43) 261; Buhârî, Hac, 79; Değişik rivayetler için bk. Taberî, a.g.e., II, 45, vd.)

Muhammed’in Sa’y çıplaklığı:

Habibe binti Ebi Şecra'dan rivayet edilen bir hadiste de şöyle denilmektedir: "Kureyş'ten kadınlarla birlikte Ebû Hüseyin'in ailesinin evine girdik. Rasûlüllah (s.a.s), Safa ile Merve arasında sa'y ediyordu. Biz de ona bakıyorduk. Sa'y'ın şiddetinden elbisesi beline dolanmıştı ve hatta ben dizlerini gördüğümü bile söyleyebilirim. (İbn Kudame, III, 389)

Hacerül Esved taşının İbrahim’in eşi Hacer’in cinsel organını ve doğurganlığı temsil etmesi, çıplak tavafla bir araya getirince Hac’cın, tavafın ve say’ın anlam ve önemi anlaşılıyor. Ulu ana’nın doğurganlık sembolüne el-yüz sürme ritüelinin de sebebi belli oluyor.

Kabe’nin çevresinde binlerce çırılçıplak insan bir yandan dönüp tavaf ediyor, bir yandan da hep bir ağızdan şunları haykırıyorlardı:

"Lebbeyk allahümme lebbeyk.
La şerike leke illa şerikun huve lek.
Temlikuhu ve ma-melek"

Buyruğundayım! Allahım buyruğundayım!
Buyruğun başım üstüne! Ortağın yoktur senin!
Yalnızca tek ortağın var! O da senindir!


Her kabilenin kendisine özgü telbiyesi vardı.
Örneğin Uzza`ya tapanların telbiyesi şöyleydi ;

"Lebbeyk allahümme lebbeyk.
Lebbeyk ve sa`deyk.
Ma ehabbena ileyk"

Ünlü Arap soybilimci İbu'l-Kelbi Kitabu'l- Esnam adlı kitabında Hac sırasında , arafat ve Muzdelife'de , ataları olan Nizamoğullar'nın böyle seslendiklerini yazıyor.

Muhammed’in peygamberliğini ilan etmeden önceki dönemde Kureyş’in hac uygulamaları konusunda ne düşündüğü ve tavrı bilinmiyor.
Peygamberliğini ilan etmesiyle haccın farz kılındığı tarihe kadar olan yaklaşık 20 yıllık dönemde de tepkisiz kaldığı ve kurallara karşı çıkmadığı görülür.
Çıplak tavaf, haccın farzedilmesinden 1 yıl sonra Mekke’nin fethi ile yasaklanmıştır.
Diğer hac kurallarının tümü olduğu gibi uygulanmaya devam etmiştir.

Putperestlerin telbiyesi ise şöyle değiştirilmiştir:

"Lebbeyk, Allahümme lebbeyk,
lebbeyke la serike leke lebbeyk,
innel’hamde ve’n ni’mete leke ve’l-mülk, la serike lek."

pante
10-11-2008, 20:33
Lât'a, ‘Uzzâ'ya ve onlara ibadet edenlere and içerim, Allah'a da; Çünkü Allah, onlar'dan daha yücedir.(Tavîl)

Bu beytte daha büyük, daha yücenin karşılığı olarak "ekber" kullanılıyor.
Nitekim "Allahuekber" in karşılığı "Allah daha büyüktür" iken çarpıtılmaktadır.

Lat, Uzzâ ve üçüncüleri Menât'a yemin ederiz; onlar yüce turnalardır, onların şefaa*tine elbette ümit bağlanabilir.

Tavaf sırasında okunan beyitlerden. Lat, Uzza ve Menat yaratıcı olan Allah'a karşı şefaatçi olarak görülüyor.
Kur'an ayetlerinde "O gün kimsenin şefaati kabul görmeyecektir" derken kastedilen bu umuttur.

Ukaysır'ın kutlu taşlarına, başların ve bitlerin kazıldığı (hacıların tıraş olduğu) yere andiçerim.(Tavîl)

"Kureyş, Uzza`yı ziyaret eder, ona hediyeler sunar, kurbanlarla onun yanında ibadet yapardı. Kudaa, Lahm, Cuzam, ve Suriyeliler, Ukaysır`a hac yapar, onun yanında başlarını traş ederdi. Mezhıc, Yegus` hac yapar, Tay ise Fils`e tapar ve hediye sunardı.

O Cehennem (var ya), hiçbir suçluya toleranslı davranmaz; Adn cennetine de kovulmuş biri, muttali olamaz.

Demek ki Putperest Arapların bir kısmında cennet-cehennem inancı da var.
Hem de Adn cenneti.
Daha da ilginci Huriler var:

İşte sana bal, süt, şarap, kökünden koparılmış buğday kümesi, elma, nar, muz, soğuk tatlı ve tertemiz su.

Orada, içinde okların bulunduğu taş bebekler şeklinde güneş yüzü görmemiş, huriler vardır.

O huriler altın, gümüş ve kıymetli incilerden bilezikler takarlar.

Yine orada, ne boş söz, ne günah işleme, ne yergi, ne de herhangi bir şeyden gafil olma vardır.(Vâfir)

Umeyye b. Ebi's-Salt, Dîvân, (nşr. ‘Abdulhah es-Sıdıllî), Dımaşk 1974, s. 471.

K.C.
10-11-2008, 21:38
Pante üstteki yazıların yazarı ve eseri hakkında bilgi var mı,
hakikaten çok çok ilginç ve önemli yazılar bence bunlar.

pante
10-11-2008, 22:11
Pante üstteki yazıların yazarı ve eseri hakkında bilgi var mı,
hakikaten çok çok ilginç ve önemli yazılar bence bunlar.

İslam öncesine ait çok çeşitli kitaplar var.
Arap edebiyatı üzerine çok kısıtlı olmakla birlikte az sayıda eser var.
Bunlardan biri "Yedi Askı".
Yedi Askı kitabının bir kısmını Sodomo göndermişti, okudum.
Ümeyye de İslam öncesinin en ünlü şairlerinden biri.
Hakkında yazılmış kitabı okumadım, internetten alıntılar yapıyorum.
Örneğin şu linklerden daha geniş okuyabilirsin:

http://www.doguedebiyati.com/nusha/09/013%20-omer_unal.doc

http://sesver.blogspot.com/2008_04_01_archive.html

pante
27-11-2008, 21:02
Önce tesbih hakkında bir ön bilgi verelim.

Tesbihin kökeni totem dinlerine kadar gider.
Boncuk, kemik, taş gibi küçük parçaların bir ipe dizilmesi insanlık tarihi kadar eskidir. İlk insanlar avladıkları avın parçalarını ip benzeri şeylere dizer, bir sonraki avda başarı getirmesi için üzerlerine takarlardı. Daha sonraları bu tip takılar kötülüklerden ve düşmanlardan koruması için savaşlarda da takılmaya başlandı. Bugün bile bazı taşların özel uğurlar getirdiklerine inananlar vardır.

Boncukların dini amaçla ve duaları saymada kullanılmasına ilk olarak Hindistan'da, Hindu inanışında rastlanıyor. Tespihin ataları Hindistan'dan doğuya, sonra Ortadoğu'ya, en sonunda da Avrupa'ya yayılıyor. Tespihin kullanış amacı Musevilik, Müslümanlık, Hıristiyanlık, Hinduizm ve Budizm'de aynı olup hepsinde de duaları ve dualar arası bölümleri saymada kullanılır.

Budist ve Hindu kültürlerinde tesbih kutsaldır ve M.Ö. 800'lü yıllara kadar dayanır. Hindularda 108 taneli olan tesbih tanrı Şiva ve Vişnu için çekilir. Budizm'e inananlar 10.800 sayısına ulaşana kadar tesbih çekerler. Avrupa katoliklerinin rahip ve rahibelerinde 64 taneyle ve çarmıha gerilmiş İsa tasvirli haçıyla dini kıyafetlerin tamamlayıcısıdır. Ortodoksluk, Protestanlık ve Musevilik’te de tesbih vardır.

İsra-44. Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tesbih ederler. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. Şüphesiz O, halimdir çok bağışlayandır.

Ahzap/ 41-42. Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah akşam tesbih edin.

"Kim her namazın peşinden otuz üç defa Allah'ı tesbih eder, otuz üç defa Allah 'a hamd eder ve otuz üç defa da Allah 'ı tekbir eder, yüzü tamamlamak için de: Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh, lehülmülkü ve lehülhamd ve huve ala külli şeyin kadîr, derse, hata ve günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile bağışlanır" (Müslim, Mesacid, 144, 145, 146).

Peygamberimiz sağ parmaklarının boğumlarıyla tesbih çekerdi.
Tirmizî, Daavât: 25.

Rivayete göre Muhammed, bir kadının kucağındaki taneleri tek tek sayarak Tanrı'yı andığını görür ve hoş karşılar.
Muhammed'in tesbih kullandığı hakkında bir kayda rastlanmamıştır.
Günümüzdeki gibi taneli tesbihe geçişin Hicretten 500-600 yıl sonra olduğu söylense de arşivlerde tespih ile ilgili bilgilere ancak 16. yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır.
.

dilaver
27-11-2008, 21:15
otuz üç defa Allah'ı tesbih eder, otuz üç defa Allah 'a hamd eder ve otuz üç defa da Allah 'ı tekbir

Zerdüşt inancında devaların ( kötü ruhlar ) 33 tane, buna karşın Hindu larda deva ( iyilik ruhları ) 33 tane oldugunu ekleyelim.


saygılarımla

pante
27-11-2008, 22:24
Sözler kitabında “Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahü Ekber” kelimelerinin hem namazın içinde, hem de namazdan sonra yapılan tesbihatta büyük bir yerinin olduğunu ifade eden Said Nursi şunları söyler:

“Namazın mânâsı, Cenab-ı Hakkı tesbih ve tâzim ve şükürdür. Yâni celâline karşı kavlen ve fiilen ‘Sübhanallah’ deyip takdis etmek, hem kemâline karşı lâfzan ve amelen ‘Allahü Ekber’ deyip tâzim etmek, hem cemâline karşı kalben ve lisânen ve bedenen ‘Elhamdülillah’ deyip şükretmektir. Demek, tesbih ve tekbir ve hamd namazın çekirdekleri hükmündedirler. Ondandır ki, namazın harekât ve ezkârında bu üç şey her tarafında bulunuyorlar. Hem ondandır ki, namazdan sonra namazın mânâsını te’kit ve takviye için şu kelimât-ı mübareke [mübarek kelimeler> otuz üç defa tekrar edilir."

Müridleri de namaz tesbihatı hakkında şöyle devam ediyor:

Namaz tesbihatına ayrı bir ehemmiyet veren Üstad Bediüzzaman, namazlardan sonra okunması gereken bu tesbih, salâvat ve duâları tazim etmiştir. Bugün basılmış halde bulunan Namaz Tesbihatı Bediüzzaman’ın her vakit yapmış olduğu tesbihattır. Bu tesbihatta, sabah ve akşam namazlarından sonra okunması hadisçe tavsiye edilen istiaze duâları, her namazdan sonra okunmasında büyük sevabı olan “İsm-i Âzam” duâları bulunmaktadır.

Mânevî hayatımızın kalesi olan ve her gün okunmasında büyük fayda ve
sevap bulunan bu ezkâr ve duâlar Tesbihat’da bir arada bulunmaktadır. Her namazdan sonra bu tesbihatı okumayı alışkanlık haline getiren mü’minin mânevî âlemi nurlanacak, aydınlanacak, nefis ve şeytanın tehlikelerinden kurtulacaktır.

Nurcular, namaz tesbihatlarını her namaz için farklı şekilde düzenlemişler. Aşağıdaki linkte sabah namazı tesbihatını görebilirsiniz.

http://rahman.fw.nu/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=1096

Diğer vakit namazları tesbihatları için:

http://rahman.fw.nu/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=1101

Okuduğunuzda saçma bulduysanız, bir de youtube'den dinleyin de kitlelerin bunlardan nasıl etkilendiğini, nasıl manevi duygulara kapıldığını düşünün.

http://www.youtube.com/watch?v=kRNr9AanLcA

sheyhzade
30-11-2008, 15:08
Allâhümme ecirnâ ve ecir vâlideynâ ve talebete rasâili'n-nûru's-sâdıkîyne fi hizmeti'l-kur’âni ve'l-imân, ve ahbâbene'l-mü’minîne'l-muhlisîyne ve akrıbâenâ ve ecdâdenâ mine'n-nâr (Eller yukarı çevrilir)Bi afvike yâ mücir bi fadlike yâ gâffâr Âllâhümme edhılne'l-cennete mea'l-ebrâr Âllâhumme edhılne'l-cennete meâ'l-ebrâr Allâhumme edhılnâ ve edhı'l-üstâdenâ Said-i Nursî radıyallahu anh ve vâlideynâ ve talebete rasâili'n-nûru ve ıhvânenâ ve ehâvatenâ ve akribâenâ ve ecdâdenâ ve ahbâbene'l-mü’minîne'l-muhlisîyne fi hizmeti'l-imâni ve'l-kur’ân, el cennete meâ'l-ebrâr, salli alâ nebiyyike'l-muhtar ve âlihi'l-athâr ve ashâbihi'l-ahyâr ve sellim mâdâme'l-leylü ve'n-nehâr Âmin, ve'l-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemin

sn.Pante dualar'in imanli insana yaptigi etki'ye yada olusturdugu duygu degil de takildigim ,ayni salli-barik dualri gibi degil mi yani bu?Hz. Muhammed gibi kendine dua edilmesini istemis,ve yillarca bu yonde ilerlemis.yillardir annesine babasina sulalesine ve nur talebelerinin saadeti vs. vs. icin konmus bu eklenti Said Nursi tarafindan.
peki dinen bu etik mi?Allah icin,kendi namina namaz,namaz neticesi baskasi ugruna mecburi dua.ve butun nur sakirdleri bu dua yi gunde 5 defa yapiyor.ayni salli-barik dualarinda yapilan yorumlar gibi,olmus birisi icin ,bu dunyada olmayan birisi icin ''dunyada mutluluk,saadet berekt istemenin mantigi nerde?

acaba onlarda mi ettikleri duayi bilmiyor,habire ezberleyip okuyorlar
yada bizim gormedigimiz baska birseyler mi mevcut bu dualarda.

calismaniz icin tesekkur ederim.
saygilarimla

pante
30-11-2008, 17:51
sn.Pante dualar'in imanli insana yaptigi etki'ye yada olusturdugu duygu degil de takildigim ,ayni salli-barik dualri gibi degil mi yani bu?Hz. Muhammed gibi kendine dua edilmesini istemis,ve yillarca bu yonde ilerlemis.yillardir annesine babasina sulalesine ve nur talebelerinin saadeti vs. vs. icin konmus bu eklenti Said Nursi tarafindan.
peki dinen bu etik mi?Allah icin,kendi namina namaz,namaz neticesi baskasi ugruna mecburi dua.ve butun nur sakirdleri bu dua yi gunde 5 defa yapiyor.ayni salli-barik dualarinda yapilan yorumlar gibi,olmus birisi icin ,bu dunyada olmayan birisi icin ''dunyada mutluluk,saadet berekt istemenin mantigi nerde?

acaba onlarda mi ettikleri duayi bilmiyor,habire ezberleyip okuyorlar
yada bizim gormedigimiz baska birseyler mi mevcut bu dualarda.

calismaniz icin tesekkur ederim.
saygilarimla

Sevgili Sheyhzade;

Said Nursi'nin etiklikle ilgisi yoktur. Şakirdlerinin üst düzeyde yönetici konumunda olanları da gerçekleri bildikleri halde duygusal amaçlarından dolayı deli saçmalarını yaymaya devam ederler. Talebelerin çoğu ise anlamını dahi bilmeden papağan gibi tekrarlarlar ezberlerini. Nurculuğu gerçek İslam'ı sanırlar.

Kendisini son peygamber ilan etmiş hurafeci Fazlullah'ın kopyasıdır Said Nursi.
Fazlullah, Kur'an'daki Fazl kelimesinden kendisinin anlatıldığını iddia etmiştir. Said Nursi de said kelimesinden. Kur'an'da geçen nur sözcüklerinden Risale-i Nurların kastedildiğini saçmalar. Said Nursi'de hurafecidir. Hurafeciliğin kökeni sihre, büyücülüğe dayanır. İslam'da yeri olmayan cifir oyunları ve ebced hesaplarıyla kendilerini kanıtlamaya kalkışırlar.

Fazlullahçıların namazları ve duaları farklıydı. Nurcuların ki de farklı.
Her namazda Said nursi ve Risale-i Nur talebeleri için yapılan duanın amacı, hergün yapılan yüzlerce duadan sadece birinin kabul edilmesi halinde hepsinin cennette buluşması. Bu dualar talebelere ezberletildiği gibi, anlamını bilen bilmeyen müslümanlara da dayatılıyor.

sheyhzade
30-11-2008, 18:51
o zaman tek cumleyle Said Nursi ve Nur yapisinin islamda yeri yoktur.:)

sheyhzade
03-12-2008, 01:47
sn Pante

peki bu kadar Nurcunun,Gulen cemaatinin(kendileri fethulahci denmelerinden hoslanmiorlar bildigim) bu derece yayginlasmasinin,bu cokluga ulasmalarinin sebebi nedir.?

bu koca insanlar,ne yaptiklarini gercekten hic mi sorgulamiyorlar?
yoksa sorguladiklari durust konular mi degil?

cunku bu foruma ugruyan her musluman kardesimden bir bolumu muhakkak bu tur bi tarikat yada topluluk vs. mensubu.ben su ana kadar,yeni olmama ragmen guzel bi izah gormedim,ki aylarca yazilanlari not edip okudum,sorularimi not aldim.Muhammed nickli arkadasim,bazen savunmada bulunmus ama cok zayif.kizmasin ama notr bi taraf olarak bu boyle.

gercekten bu insanlar bu kadar mi bagli,yoksa gorup gozlerini kapatan lardan mi bu kardeslerim.

yada toplu olarak;
bizim irkimiz gercekten mi sozden anlamaz,
bu kadar cemaatciligin sebebi nedir?
allah kelami (!) kur an i unutup,
sahislara baglanmak,onun hatirlatmalari,
uyarilariyla gitmek nedendir?

iman mi zayiftir,yoksa din mi ?

amerikada,avrupada ve rusyada cemaatcilik gercekten turkiyede oldugundan daha orgun,daha aktif sekilde isliyor,sahit oldugum bu bolgelerdeki insanlar daha fazla etki altinda kalip,yada gercekten inanip bu ruzgara( yada dogruya ) kapiliyorlar.gercekten bu insanlar mi dogrulari biliyorlar.
yada gercekten koru korune mi baglilar.

bunun izahi nasil olabilir?

sevgilerimle.

pante
03-12-2008, 10:04
gercekten bu insanlar bu kadar mi bagli,yoksa gorup gozlerini kapatan lardan mi bu kardeslerim.

yada toplu olarak;
bizim irkimiz gercekten mi sozden anlamaz,
bu kadar cemaatciligin sebebi nedir?
allah kelami (!) kur an i unutup,
sahislara baglanmak,onun hatirlatmalari,
uyarilariyla gitmek nedendir?

iman mi zayiftir,yoksa din mi ?


Sevgili Sheyhzade, Turan Dursun (müslüman olduğu sıralarda) Nurcular için şöyle yazıyor:

Bu araştırmalardan edindiğim bilgilerden hayretten hayrete düştüm. Büyük bir halk kitlesini arkasından sürükleyen ve bugün devletin karşısına umulmaz bir yara olarak çıkan Nurcular hakkında şöyle düşünmekten kendimi alamadım: Bu kadar ağdalı, müsbet ilmin zıddı, gramer hataları ile dolu, aklı selime zıt düşen fikirleri benimseyenler, ya körü körüne bir inanç içerisine girmişler veya Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifleri hiç karıştırma lüzumu duymadan okudukları bu saçmalıkları hak olarak kabul etmişler, onun esiri durumuna düşmüşlerdir.

Bu körükörüne imanın ırkla, dinle ilgisi yoktur.
Bu, sabit fikirlilikle ve araştırıp-sorgulayamamakla ilgilidir.
Gözleri, kulakları, beyni bilime ve gerçeklere kapalı insanların iman zincirleri çok güçlüdür. Üstelik zincirlerinin güçlü oluşuyla iftihar ederler.
"Bir tek ben kalsam dahi imanımdan dönmem" diyerek övünürler.
Çünkü üstadları,şeyhleri öyle emretmiştir. "En bilgili, en itibarlı, en büyük din alimleri dahi gelip te Risale-i Nurları eleştirse inanmayın, yolunuzdan şaşmayın" demiştir.

Bunların pislikleri, yolsuzlukları, sahtekarlıkları ortaya çıksa dahi, şakirtleri arkasında şeytanı arar. O yolsuzlukların, sahtekarlıkların hayra kullanıldığına inanır. Bunları ortaya çıkaranları düşman, kafir olarak görür.
İşte Fethullah Gülen'in sağ kolu, Nurcuların en tepesindeki isim Nurettin Veren tüm kirli çamaşırlarını örtaya döktü, itiraf etti yapılanları. Ama kılı kıpırdamadı hiçbirinin. Etkilenmediler, tınmadılar, tınmazlar.
Tek yolu, bunlara para akışını kesmek, finans kanallarını tıkamaktır.

pante
06-12-2008, 11:14
Vahiyden önce Muhammed'in inancının ne olduğu, ibadet edip etmediği belirsizdir. Putperest bir toplum içinde yetişmiş, pagan bir aileye ve çevreye sahip olan Muhammed'in, Allah'ın gönderdiği iddia edilen Tevrat ve İncil'e inanmamış olması, 40 yaşına geldiği halde Musevilik ya da Hristiyanlığı seçmemiş olması onun pagan inançlarını sürdürdüğünü göstermekteyse de kimilerine göre haniflere yakın olduğu öne sürülür.

Bu noktada şu söylenebilir:
İslam ve Kur'an, müslüman olmayanları, kitaplara ve peygamberlere inanmayanları kafirlikle suçladığına göre, Kur'an gelmezden önceki Allah'ın kitaplarına inanmamış olan da kafirdir. Onun Kabeye ve putlara hizmet ettiği, hatta Uzza için kurban kestiği de rivayetler arasındadır. Putperest ayin ve ibadetlerine katılıp katılmadığı, örneğin putperest namazı kılıp kılmadığı konusunda kesin bilgi verilmemiştir.

Muhammed'e gelen ilk surenin Alak olduğunda İslam'da ittifak vardır.
Şimdi Alak suresinin 9 ve 10. ayetlerine bakalım:

E reeytellezî yenhâ. Abden izâ sallâ.

Namaz kıldığında kulunu (bundan) engelleyeni gördün mü?

"Dakika bir, gol bir" derler ya, bu ayet de öyledir.
Daha Cebrail'in ilk sözlerinde Muhammed'in namaz kılarken engellendiği söylenmektedir. Ve ardından da o engelleyenin peygamberin çağrısını reddedip yüz çevirdiği ifade edilmektedir.

13. O engelleyen, yalanlamış ve yüz çevirmişse

Ayete göre, Muhammed'in namaz kıldığı belirtilmektedir.
Bu ne namazıdır?
Putperest namazı ise ne diye engellenmiş olsun?
Hak namazı ise, Muhammed bu namaz için daha önce vahiy mi almıştır?
Hangi salahiyetle çağrıda bulunuyor ve yalanlanıp, reddediliyordur?

Sonraki ayet daha da ilginçtir:

17-18. Artık o yandaşlarını çağırsın. Biz de zebânileri çağıracağız.

"Kimse zebaniler de neyin nesi, kim bunlar?" diye merak edip sormamıştır.
Daha cennetten, cehennemden söz edilmemişken zebani bilinebilir mi?

Bilinirdi. Çünkü putperestlerin bir kesimi cennete, cehenneme inanırdı.
Onlar hurileri de, zebanileri de bilirdi hikayelerden.
Bu terimler onlara hiç de yabancı değildi.

Bu açıdan bakıldığında bir tuhaflık olduğu kesindir.
Ya da ilk gelen sure Alak suresi değildir. Alak'tan önce Muhammed'e görev veren, namazdan, cennetten, cehennemden söz eden bir sure gelmiş olması gerekir. Ama İslam böyle bir sureyi Kur'an'da bulamaz ve Alak suresine karşı bir alternatifi yoktur.

pante
06-12-2008, 18:32
Bu açıdan bakıldığında bir tuhaflık olduğu kesindir.
Ya da ilk gelen sure Alak suresi değildir. Alak'tan önce Muhammed'e görev veren, namazdan, cennetten, cehennemden söz eden bir sure gelmiş olması gerekir. Ama İslam böyle bir sureyi Kur'an'da bulamaz ve Alak suresine karşı bir alternatifi yoktur.

Bu durum karşısında çözüm yolu olarak, Mekki surelerin içinden uygun ayetleri seçip ilk gelen vahiyler olarak sunma yoluna gidilmiştir.
Nuzül sırası diye yapılan listelerin doğruluğu kanıtlanamayıp, sadece içlerinden bazı surelerin nuzül zamanı hakkında hadisler mevcuttur. Hadislerin de hicretten yaklaşık 200 yıl sonra yazıldığı dikkate alınırsa bunların doğruluğunu iddia etmek mümkün değildir.

Şimdi sözde nuzül sırasına göre dedikleri ilk vahiylere göz gezdirelim:

Alak 1-5

1. Yaratan Rabbinin adıyla oku!
2. O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı.
3. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir.
4. O Rab ki kalemle öğretti.
5. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti.

Müdessir 1-7

1. Ey bürünüp örtünen,
2. Kalk, bundan böyle uyar.
3. Rabbini tekbir et.
4. Elbiseni temizle.
5. Pislikten uzaklaş.
6. Daha çok istekte bulunmak için iyilik yapma.
7. Rabbin için sabret.

Asr 1-2

1.Asra andolsun;
2.Gerçekten insan, ziyandadır.

Zariyat 1-6

1. Tozu dumana katıp savuranlara,
2. Derken, ağır yük taşıyanlara.
3. Sonra kolaylıkla akıp gidenlere,
4. Sonra işi taksim edenlere andolsun.
5. Size va'dedilmekte olan, hiç tartışmasız doğrudur.
6. Şüphesiz din de mutlaka gerçekleşecektir.

Tekasür 1-2

1. Çokluk ile böbürlenmeniz, sizi öylesine oyaladı ki;
2. Öyle ki, ziyaret edip kabirleri bile saydınız.

Tur 1-8

1. Tur'a andolsun.
2. Satır (satır) dizili kitaba,
3. Yayılmış ince deri üzerine;
4. Ma'mur eve,
5.Yükseltilmiş tavana,
6. Kabarıp, tutuşan denize,
7. Şüphesiz senin Rabbinin azabı kesin olarak gerçekleşecektir.
8. Onu önleyecek biri yoktur.

Şimdi şu ilk vahiylere bakınca insanın "Bu mu olmalıydı Tanrı'nın insanlara ilk sözleri?" diyesi geliyor.
Kur'an'da inanmayanlara meydan okunur "Hadi benzer bir sure de siz yapın yapabiliyorsanız" diye.
Bu ilk nuzül ayetleri de bir sure büyüklüğünde sayılır.
Çeşitli surelerden toplama ayetlerle oluşturulan bu surenin çok daha iyisi tek sure olarak yazılabilir.
Sitemizde bu yeteneğe sahip şair ruhlu arkadaşımız çok.
Bakalım daha iyisini yazabilen olacak mı?

pante
07-12-2008, 11:42
Varsayalım ki Kur'an'ın Allah'ı, İsrail'in tanrısıdır aynı zamanda.
Yani, Tevrat'ı, İncil'i gönderen Allah, Muhammed'e de Kur'an'ı göndermiştir.
Peki ama bir insanı elçi olarak seçtiğinde kitabındaki ilk sözleri böyle mi olmalıydı?

Madem ki Tevrat'ın ve İncil'in miadının dolduğunu, yeni bir kitaba ve elçiye gereksinim olduğunu düşünmüş, ilk ayetlerinde bunu ifade etmeliydi.

İlk ayetlerinde şunları açıklamalıydı:

Ey Muhammed! Herşeyin yaratıcısı olan rabbin seni insanlara ve dünyaya elçi olarak tayin etmiştir.
Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerin öğütlerini dinlemeyen ve doğru yola gelmeyen toplumlara senin vasıtanla son uyarımızı yapacağız. Onlar, gönderdiğimiz kitapları değiştirecek kadar gaflet içindeydiler.
Senin yetiştiğin Kureyş toplumuna da İsmail vasıtasıyla gönderdiğimiz ayetler yokedildi. Rabbine ibadet için babası İbrahim'le birlikte yaptıkları Kabe'yi zaman içinde putlarla doldurdular. Benimle aralarına şefaat için cansız, kudretsiz nesneler koydular. Bunların onlara hiçbir faydası yoktur ve bu yaptıkları şirktir.

Görevin, onları uyarmak ve putlara tapınmaktan onları vazgeçirmektir.
Bu kitaptan önce gönderdiğimiz Tevrat'ı ve İncil'i de değiştirip kendi kafalarına göre tahrif ettiler. Onları da uyar ve rabbinin Adem'den beri insanları aynı dine çağırdığını, her peygamberin aynı uyarı ve öğütlerde bulunduğunu onlara hatırlat.


Yukarıda yazdıklarım ayet olarak düzenlense en fazla 10 ayet tutar.
10 ayetin içinde, Muhammed'e elçilik görevi veriliyor.
Muhammed'den önce gönderilen kitapların tahrif edildiği açıkça belirtiliyor.
Muhammed'in son peygamber olduğu bildiriliyor.
Kureyş'in daha önce İsmail vasıtasıyla müslüman olduğu ama daha sonra putperestliğe saptığı açıklanıyor.
Putlara tapılmaması, bunun şirk olduğu söyleniyor.
Adem'den beri Allah'ın tek dine çağırdığı, tüm peygamber ve kitapların aynı uyarıda bulunduğu ifade ediliyor.

İslam, ise hala bu konuları tartışıp duruyor. "Öyle miydi, böyle miydi" diye.
10 ayette net olarak açıklanabilecek konular, 6236 ayetlik koca kitapta belirsiz ve tartışmalı olarak yıllardır sürüp gidiyor.

aydoe
07-12-2008, 14:06
Sayın Pante,
Muhammed sizin kadar konuya hakim değil , yeterli bilgi ve donanımı yok.
Ancak o kadar söyleyebilmiş bazı konular net değil kafasında ayrıca günlük yaşamın neler getireceğini de bilmediğinden muallak cümleler ve elastiki bir dili tercih ediyor.

thunderpoint
07-12-2008, 14:35
Benim böyle durumlarda en çok dikkatimi çeken, inananlarca tarihsel süreci (kaderi) tanrının belirliyor olduğunun unutulması, yok sayılması ya da benzeri kılıflar bulunması..
Dolayısıyla sadece doğru örnekleyebilmek adına düzenlenmiş bu senaryo bile dinlerin tanrılarının güçsüzlüğünü simgeliyor aslında..

Onları örgütlemesi, savaşa sevketmesi; onlara hiddetlenmesi veya birşeyler anlatmaya çalışması olası değil...

cigi
07-12-2008, 15:05
sevgili pante,
sevgili aydoe'nun sözlerine katilarak, bende bir seyler ilave edeyim.
Zaten öyle bir donanimda olsa, kendi egolarini tatmin etmek icin böyle bir yolu secmezdi. Ben önce, Muhammed'in, Incil'e ve Tevrat'a inanarak yola ciktigini, daha sonra dönüsü olmayan bir yola girdigini düsünüyorum.Nedense bir konu hakkinda hic düsünmeden,korkusuzca karar verebilme yetenegine sahip olanlarin, bilgiden ve tecrübeden yoksun olan insanlarin oldugunu görüyorum.
Yokluk, sevgili pante her bakimdan yokluk.Fakat bu kadar insani kiskacina alabilmis bir kitaba diger bir acidan baktigimda degisik düsünceler geliyor bazen aklima. Cünkü Muhammed insanlari en ince noktasindan yakaliyor. Cinsellik ve ölüm sonrasi.
Baska ne var ? Cogu yerinde üstelik Allah aciz ve acinacak durumda...
Genlerle ugrasan bir uzmanla mi tanisti diye kendime sormaktan alamiyorum?
Saygilarimla.

pante
09-12-2008, 00:28
Kur'an'ın son ayet ve sureleri konusunda da İslam'da çelişkili iddialar vardır.
Genel görüş ise Son ayetin Maide-3, son surenin ise Nasr suresi olduğudur.

Bununla beraber, son surenin Fetih suresi, son ayetin Tevbe suresinin son ayetleri ya da Bakara suresinin son ayetleri olduğu da söylenir.

Şimdi son ayete bakalım ne denmiş:

Maide-3. Size şunlar haram kılındı: Ölü, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış, süsülmüş, yırtıcı hayvanlar tarafından yenmiş olup da henüz canlı iken kesmedikleriniz, dikili taşlar üzerinde boğazlananlar ve zararla kısmet paylaşmanız. Bunlar, birer yoldan çıkıştır. Bugün kafirler dininizi söndürebilmekten ümitlerini kestiler; onlardan korkmayın, yalnız benden korkun! İşte bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim. Her kim aşırı açlık durumunda çaresiz kalır da günaha eğilim maksadı olmaksızın, onlardan yemek zorunda olursa, elbette Allah, bağışlayandır, merhamet sahibidir.

6236 ayetlik ve çoğu tekrarlardan oluşan Kur'an'da boş yer bulunamamış gibi "Bugün dininizi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçtim" ifadeleri haram hayvanlarla ilgili ayette cümleler arasına sıkıştırılmış.

Görüldüğü gibi Kur'an'ın ilk ayetlerinde de, son ayetlerinde de basit bir yazarın dahi yapmayacağı türden hatalar, uygunsuzluklar var.
Bunlara içindeki yüzlerce çelişkiliyi, Tevrat'tan alınan hikayeleri ve gereksiz tekrarları kattığımızda mükemmel bir kutsal kitap değil, alalade, düzensiz, karmaşık bir kitap olduğunu görürüz. Böyle bir kitabın Tanrıdan gelmiş olması mümkün değildir.

pante
10-12-2008, 19:29
Diyanet hurafelerle ilgili bir kitap yayınlamış. '21. Yüzyıl Türkiyesi'nde Hurafeler" adlı kitapta her zaman dile getirilen nazar boncuğu takmak, karakedi görmek, merdiven altından geçmek, mum yakmak, çaput asmak, akşam tırnak kesmek vb. hurafeler yer alıyordur. Peki ya Diyanetin ve İslam'ın içine nüfuz etmiş hurafeler?

Onların bir kısmının listesini de biz verelim:

1- Gömülen ölünün başının kıbleye döndürülmesi
2- Kurbanın başının kıbleye döndürülmesi
3- Tuvaletlerin, kıbleye yönelik olmaması
4- Yatılırken ayakların kıbleye dönük olmaması
5- Tuvalete sol ayakla girmek
6- Hastaya şifa için dua okuyup üflemek
7- Cinlere karşı dua okumak, muska takmak
8- Yola çıkarken ayetel kürsi okumak
9- Abdestsiz Kur’an’ı eline almamak
10- Ezan okunurken susmak, radyoyu-tv’yi kapatmak
11- Mezarlık önünden geçerken ölülerin ruhuna fatiha okumak
12- Bir işe başlarken besmele çekmek
13- Yemeği yerde yemek
14- Su içerken çömelmek ve başını tutarak 3 yudumda içmek
15- Yatmadan önce fatiha ve 3 ihlas okumak
16- Eşine “boşol” dendiğinde nikahın düşmesi
17- 3 kez boşol dendiğinde hülle gerekmesi
18- Günde 5 vakit namaz kılmak
19- Bayram namazı, teravih namazı, nafile namazı kılmak
20- 3 aylara girildi diye oruç tutmak
21- Ezan erken okundu diye orucun bozulması
22- Orucunu bilinçli bozanın 61 gün oruç tutmak zorunda olduğu
23- Hac yolunda ölmek, şeytan taşlamak, Hacerülesved’e el-yüz sürmek
24- Kurban kesmeyi farz-vacip olarak görmek
25- Satranç-tavla oynamamak
26- Resim yapmamak, müzik dinlememek, çalgı çalmamak
27- Evine resim asmamak
28- Kedi, köpek beslememek
29- Namazda tesbih çekmek
30- Namazda Muhammed için salavat duaları etmek
31- Müslüman olan Ecnebinin ismini değiştirtmek
32- Çocuklara Müslüman ismi diye Arap ismi koydurtmak
33- Erkek çocukları sünnet ettirtmek
34- Kandillerde günahların affı için dua etmek
35- İmam nikahı yapmak
36- Sela okumak
37- Duaların sonunda “amin”demek
38- Ölünün ardından 7’sinde, 40’ında, 52’sinde, senesinde mevlit okutmak
39- Bayramlarda mezarlıkları ziyaret etmek
40- Sakalı şart koşmak, sakal kesmeyi haram görmek

sheyhzade
01-02-2009, 08:08
Sn Pante


İnsan yapısı gereği bencildir, çıkarcıdır. İhtiyaçları, istekleri bitmek bilmez.
Daima iyisini, daha güzelini ister. İnsanı sınırlandıramazsınız. Hiç evi, işi olmayan..


Adem insanligin dusecegi durumu gorup,dini icat mi etmis ?
yoksa Tanri onu yaratirken,DIN leri de onunla dunyaya mi yollamis,
Adem dinleri ihtiyacen kesif mi etmis??
Nerden cikmis bu dinler?

Semavi Dinler bu konuya nasil bakmis??
Ornegin;

Benim Esim,Tanri Dunyayi bizim icin yaratmis der,
tek gercek din bizimkisi,gerisi kopya dir der.
Ama yan komsum,tek din Islam dir,Allah katindada Islamdir,
diger dinler bozuldu,der.ve islamdada boyledir,degil mi?
Dostlarimda Tanrinin kuzusu Isa,gunahlarin kefaretidir vs. vs.
anlatir dururlar..hepsi haklidir kendince..

Peki en akilli,alim,guclu ve bunun gibi... Tanri
Tevratinda,Incilinde,Kuraninda bunu nasil acikliyor?
Mesela Kuranda?

Suc ; duzeni bozan insanoglunun mu
Yoksa insanlari cagin gereklerine gore din kesfetmeye zorlayan
Tanrinin mi?
Aciz olan biziz,Guclu olan o?
Suclu kim?

Islama gore,Cevap : Allah, olmuyor mu?
Yoksa Seytan mi?


sevgilerimle

sheyhzade
01-02-2009, 08:49
Sn Pante

Cennet-Cehennem konusuda sacmalik degil midir?

Bir yerde okumustum bir kişisel gelişim uzmanınından ; '' davranışlarımızın 100 de 8 ini bilinçli olarak gerçekleştiriyoruz geri kalan yüzde doksanlık kısım bilinç altı tarafından gerçekleştirilmekte.. ''

Otururken dusunmuyoruz,otursam miki diye.Yemek deyken acaba 3 defa daha mi cignesem diyede dusunmuyoruz.Wc deyken,sifonu ceksem mi ki,yada terlikleri kullansam mi ki diyede dusunmuyoruz...
Ihtiyace gore davraniveriyoruz biran.
Yani yasantimizin cogu bilincsizce yapilan islerle dolu.
Herkesde bir Zen Ustasi yada Ogrencisi degil,anin bilincine varsin.

Cezaninda mukafatinda sebebi KADER midir?
Sevgili Pante,Kader nedir?ne demektir?

Verdigi iradeyi nasil kullanacagimizi ongeren program
degil midir KADER.

[B]"Ey Muhammed! Rabbin dileseydi, yeryuzunde insanlarin hepsi inanirdi." (Yunus suresi, ayet: 99)

demekki kaderi belirliyen irademizde tanrinin iradesine gore yaratilmis.

o zaman,ben neden cehenneme gideyim?
boyle programlanmisim,cehennemi gorsem bilsem
kendi irademin sahibi olsam guzelini secmem mi ?

o zaman suclu niye benim ?
yada bu din dunyanin en buyuk yalani degil midir ?

Sevgili Pante,
kader nedir,cennet-cehennemle iliskisi nasildir,
biraz aciklar misiniz..

pante
01-02-2009, 14:26
Sevgili Sheyhzade;
Bana göre kader, insanın yaşadığı ortam ve imkanları nispetinde, diğer insanlara göre dünya yaşamından alabildiği ve dünyaya verebildiğidir.
İşin içinde dinde olsa, Tanrı inancı olmasa da geneldeki tanım budur.

Dini ve felsefi anlamda kader ise, insanın dünyadaki yaşamında başına geleceklerin dünyaya gelmezden önce değişmeyecek şekilde Tanrı tarafından takdir edilmiş olmasıdır. İlahi takdirdir, alınyazısıdır.

Dinlere göre insanın doğumu, hangi ülkede, hangi ana babaya sahip oluşu, fakirliği-zenginliği, geçireceği hastalıklar-kazalar, yaşayacağı acılar-mutluluklar, elde edeceği kariyerler, başına gelecek sıkıntı ve belalar, ölümü ve ölüm şekli kaderidir, değiştirilemez.

İslam'a göre Allah tüm bunları ezelden bilir. Ama insanın kaderi ile ilgili tartışmalarda Allah'ın adaletinin olmadığı ve zalim olduğu sonucu ortaya çıkar ki, buna karşı olarak irade kavramı ortaya atılır.
Allah'ın insanın kaderini yazdığı ama insana cüzi irade verdiği ve insanın isterse kaderini değiştirebileceği öne sürülür.

Hadid-22. Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.

Allah'ın daha önce yazdıklarının değiştirilebileceğini iddia etmek, Allah'ın adil olduğunu savunma çabasıdır. Adaletsizliğini perdelemeye çalışmaktır.

Allah 2 insan yaratıyor diyelim.
Varsayalım ki bu insanlar her konuda eşit şartlardalar.
Ama sonunda biri cennetlik, diğeri cehennemlik.

Bu iki insanın yapısında bir müdahalesi olmalı ki biri inanca, diğeri inançsızlığa gitsin.
Ya da biri iyiliğe, diğeri kötülüğe gitsin.
Aksi halde her ikisi de aynı yere gider.

Demek ki Allah bu durumda hile yapıyor.
Ya birine bir zaaf veriyor. O zaafından dolayı kötülüğe gidiyor.
Ya da birini daha sorgulayıcı, daha kuşkucu yapıyor, inançsızlığa gidiyor.
Bu hiledir ve adaletli değildir. Sonuçta ne olacağını bilmesi de yaptığı hile nedeniyledir.

Ya da hileyi ömürlerini belirlerken yapıyor.
Diyelim ki biri 50 yaşına kadar inanmıyor ama o sıralarda kafasında inanca yönelik meyillenme başlıyor.
Belki 1 sene daha ömrü olsa inançlı ölecek. Ama Allah o imkanı vermiyor ona.
Diğeri ise inançlı ama 1-2 sene daha yaşasa yoldan çıkacak, gidişat o yönde.
Ama Allah öyle bir ömür biçmiş ki inançlı ölüyor.
Bu müdahale de hiledir ve adil değildir.

Kur'an'ın insanlara sunduğu Allah, bir oyun içindedir ve bu oyunda sadisttir aynı zamanda.
O yüzden kesinlikle Allah Tanrı değildir. Tanrıya bu tür yakıştırmalar yapmak, onu aşağılamaktan farksızdır.

sheyhzade
01-02-2009, 17:46
Sn Pante

Aciklamaniz icin tesekkur ederim.

Hadid-22. Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.


Allah varsa, Kader vardir.
Kader varsa,Kitap yoktur.

Sadelestirirsek,

Allah varsa, Kitap yoktur.

Allah gelecegi biliyorsa, degistiremez.
O zaman, onceki bilgisi yanlis olur.

Allah, yeni bir sey ogrenemez,
O zaman onceki bilgisi eksik olur.

Dolayisi ile Allah tum olan biteni olmadan bilmek
zorundadir, Ve bu degistirilemeyeceginden,

Her sey onceden belli olmalidir.
Ve degistirilemez olmalidir.

Kisaca, Allah'in iradesi,
Tüm iradelerin ozgurlugunu gecersiz kilar.

Kitap ve Peygamber ise “mudahale”dir.
Onceden belli ve degismeyecek olana mudahele anlamsizdir.

Bu mudahele, onceki bilgide hic bir degisiklige
yol acamaz.

Cunku kitap gondermek,
”Neler olacak ben de bilmiyorum” demektir.

Kitap göndermek, Ozgur iradenin tescilidir.

Ozgur iradeyi kabuldur.

Fakat Allah varsa,

Hic bir irade ozgur olamaz.

Hic bir irade Allah'in izni ve bilgisi haricinde is goremez.

Dolayisiyla, din ve Allah kavramlari, birarada celiskisiz duramaz,

Bu celiski, dinlerin dogasinda vardir.

Ve bu celiskiyi cozmeye calismak beyhudedir. :)

Sn Pante, dogru mudur??

Demek ki Allah bize yap demis ve biz yapiyoruz.
O zaman imtihan denen sey ortadan kalkiyor.
Cennet-Cehennem'de.
Buda saglam bir celiskidir..

Peki Sevgili Pante,
Hristiyanlarda Islam la ayni kader inancina mi sahip?
Ayni imtihan,iyi-kotu ,,,, Kader inanci?
Onlarda Alin yazisina mi inaniyorlar?
Yani Iradenin yaraticida ve Bizlerin sadece piyon olduguna?