PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Romanların (Çingenelerin) Dinleri-İnançları


pante
06-09-2008, 23:40
http://tr.wikipedia.org/wiki/Romanlar

Dünyaya Hindistan'dan yayıldıklarına kesin gözüyle bakılıyor.
Göçebe bir halk. Ama yüzyılımızda belki de sınırların kapatılması, pasaport-vize zorunlulukları onları yerleşik toplum olmaya yöneltmiştir.

Çingenelerin dininin olmadığı ileri sürüldüğü gibi, bulundukları ülkenin dinine uydukları da söyleniyor. İslam ülkesinde müslüman olan çingeneler, Hristiyan bir ülkeye göç ettiklerinde bu defa Hristiyan olıuyorlarmış. Ama dindar değil, dine lakayt olarak sahip olurlarmış. Bu da dini baskılardan korunmak amacıyla zorunlu kalarak münafıklığı seçtiklerini gösteriyor. Bunun yanında özellikle yerleşik olanlardan gönülden dine bağlı olup ibadetlerini yapanlar da çok.

Çingeneye; "Tanrı seni niye çingene olarak yarattı" diye sorulduğunda;
"Yemek, içmek, dans etmek ve uyumak için" cevabını verirmiş.

Hinduizmle irtibatlı olduğu düşünülen inançları da var:
Yüce Tanrı Baro Devel ve düşmanı "o bengh". O Beng, insanları kandıran, yoldan çıkaran şeytana eşdeğer olarak düşünülebilir. Pis olarak nitelenir. Pislik ve temizlik çingenelerde büyük önem arzediyor. Çingene olmayanlar pistir. Adet gören, doğum yapan kadınlar da. Hatta kadınların belden aşağısı pis olarak kabul edilir. Çingene erkekleri "gaco" dedikleri yabancı erkeklerin girdiği göl ya da akarsuda yıkanmazlar. Kadınların girdiği suda da.

Gaco ile evlenen bir çingene kızı da pis olarak nitelenir. Bu yüzden kabile içi ve akraba evliliği yaparlar.

"Desleskri-Day" dedikleri ana tanrıçaya inanırlar. Ana tanrıçanın yanında Hinduizmle benzer şekilde diğer tanrıçalara da inanırlar. Tanrıçaların merkezinde dünyanın yaratıcısı, koruyucusu ve yokedicisi olan "Durga" adlı tanrıça bulunmaktadır.
Ruhlara ve cinlere de inandıkları için geceleri dışarı çıkmazlar. Bilhassa mezarlıklardan uzak dururlar.

Cehenneme inanırlar ve kötü insanların 1,5 ay boyunca yakılarak terbiye edileceğine inanırlar.

Geçimlerini kalaycılık, sepetçilik vs. zanaatlerle, falcılık, hurdacılık, çöp toplama, çalgıcılık vb. işlerle sağlarlar.
Dünyadaki ortak özellikleri zanaatçiliktir. Hırsızlıkla, yankesicilikle gelir sağlayanları da çoktur.

Hindistan'dan göçlerinin sebebi olarak müslümanların seferleri ve köle olmaktan kaçmaları gösterilirse de tartışmalıdır.
Dünyada ençok aşağılanan, ezilen ve katledilen toplum olarak görülürler. Naziler tarafından Yahudilerden sonra en fazla katledilen toplumdurlar.

Çingeneler ve inançları ile ilgili katkı ve görüşlerinizi bekliyorum.

sheyhzade
07-09-2008, 02:47
sevgili pante
bu,forumdaki ilk yazim.cingeneler hakkinda cok guzel bir topic acmissin.bende kisa bir katkida bulunmak istiyorm.belki cingenelerin kralinin ve cingene sarayinin oldugunu duymussundur,garip bisey,fakat bu krallik onlarin deyimiyle bilinen fakat onemi olmayan biseydir. kral ve sarayi moldova nin bender kentinde(bendery moldovca,Бендеры ruscasi) kucuk bi sehir.sanirim 5000 civariydi nufusu. 2002-3-4-5 yillarinda gitmistim.tam hatirlamiyorum cogu seylerini fakat gunlugume tuttugum yazilar soyle ; ..gayet garip bi kral,normal tr deki basit bir cingen(assagilama ve karsilastirmadan ziyade tanimlama),gosteris yok adamda.ve herkesle gorusuyo,fakat burdaki cingeneler saygi duyuyo,dugun oldugunda cingen kralininda bulunmasi sartmis yoksa kiz kralin evinde tutuluo ve bahsis alinio.en son mihail isimli birisinden 500 lei'ni almis(1500 lei 160 lira yapar,asgari ucrette 750 leydir)..evi mukemmel.sanki tr deki triplex bir villayi almislar,,pembe sari more her renge boyamislar.efesdeki dilek agaci gibi evin heryerine kagit caput baglamislar,,terlik teki bile gordum.krali bolgedeki cingeneler biliolarmis,fakat kimsenin pek tinladigi yokmus,babadan ogula geciomus.ama (2002) burda yine yabanci bikac kisi gordum(moldov harici).''

Çingeneye; "Tanrı seni niye çingene olarak yarattı" diye sorulduğunda;
"Yemek, içmek, dans etmek ve uyumak için" cevabını verirmiş.

su cumlenin aynisini kraldanda duydum,fakat ben yillarca cingeneleri dinlere karsi soguk bulurdum fakat onlarin cogu oyle degil.orda bulunan bir baska sehir ''komrat'' ( gagauz ozerk cumhuriytinin baskenti,(turk boyu ve turkceye cok benzer dilleri ve tek hristiyan turk toplumu)) nufusununda 1/4 cingene bu sehrin,ve ortadox lar.ben ilk defa ortadox cingenesinin klisede cenaze torenine sahit olmustum,topic e resim ekliyebiliomuyum su an bilmiorm,,fakat videolari ve photo lari da paylasabilirim.benim gozlemledigim normal hristiyan rituellerinden daha fazla gosterisliydi.gayet lakaytlar buna sahit oldum,ortadox cingenelerde gun icinde sarabin sudan daha fazla tuketildigine sahit oldum.yasamin her aninda sarap.yemekleride onunla yapiolar.kuru fasulyeye benzer bi yemekleri var(cingenelere has mis,beni misafir eden arkadas soylemisti,su yerine beyaz sarap katarlar)en garipsedigim sey olulerini evde 5 gun bekletirler ic organlarini cikarirlar odanin ortasinda kalir,yanina bi somun ekmek koyarlar( ve nerde olmusse orayada bi testi sarap bi simit biciminde ekmek koyarlar,,yol ortasi gol kenari hic muhim deil)inanin koku mahalleyi sarar o 5 gunde.sonra gezdigi sevdigi yollarda aracin arkasinda toplu olarak gezdirirler.sunnet torenleri gibi.sonra gomulur ve cenazenin yanina tekrar en kaliteli saraplarindan bi testi ve bi tepside turlu yemek koyarlar( gece ruhu ac kalmasin diye yapiolarmis) orda kalirken ev sahibim benide goturmustu,sahit olmustum.
umarim gereksiz bilgiler degillerdir.

pante
07-09-2008, 10:07
Sevgili Sheyzade hoşgeldin.
İlk yazın ile çok ilginç bilgiler vermişsin teşekkürler.

Şarap sanki kutsal bir içki gibi çingenelerde.
Cenaze törenleri de ilginç. Cenaze evi düğün evi gibi süslenirmiş.

Macar Çingenelerinin Kralı'nın cenazesi ile ilgili bir yazı:

http://www.bbc.co.uk/turkish/fooc/story/2005/09/050908_fooc_hungary.shtml


Çingene dili Hint-Avrupa dil ailesine mensup olup, Çingeneler Hindistan kökenli olduğu için Hint dilleriyle yakından akraba imiş. Dünyadaki tüm çingenelerin bölge bölge farklılıklar olsa da ortak diliymiş.

Birkaç örnek:

But baxt thaj sastipe!..... Bol şans ve Sağlık dilerim.
Me mangav tuke baxt!.... bol şans dilerim
Baxtalo drom!.... Şanslı yollar! (bir iyi dilek)
Me voliv tu!.... seni seviyorum.
baxt, sastimus!.... sağlık ve başarılar

Nais tuke vas lache nevi pena!.... bu güzel haber için teşekkür ederim.

Si e kerdo!... bu tamamdır


Familia!.... aile
Phral!..... baba
Phen!...... kızkardeş
Mishto avilan!...... hoşgeldin
Lacho deves!..... iyi günler
Lachi rat! ... iyi geceler
Miro anav!..... benim adım...
San tu Rom?.... çingene misin?
Sar mai san?..... nasılsın?
Mishto sim!... Ben iyiyim
Ha tuke! ..... ya sen?

Me kamav te khelav!.... dans etmek istiyorum.

So nevo? ..... hangisi yeni?

Shai to gilabav thaj te khelav!.... şarkı söyleyelim ve dans edelim
Shai te hav thaj te piav!.... yiyelim ve içelim

pante
07-09-2008, 17:01
Çingenelerde başkasının saçını okşama durumunda, okşanandaki gücün okşayana geçeceğine inanılıyor.
O yüzden çocuklar başları okşanmak istendiğinde başını çekiyor.
Çingenenin birine ayakkabıyla vurulması en büyük hakaret olarak algılanıyor.
Sabah sol ayağı ile yataktan kalkan kişinin kavga etmeyeceğine, gece aynaya bakan genç kızın gurbete gelin gideceğine de inanılıyor.

Çingene mitolojisine göre esmer tenli yaratılışlarının nedeni ise şöyle:

“Tanrı yeryüzünde yaşayacak olan insan mahlukunu yaratma işini bitirdiğinde, biraz da cennet balçığı alıp biçimlendirerek, kızartmaya karar verdi.
Fakat Tanrı, kendi eserini fırından biraz erken çıkarmıştı.
Pişirme tonu kabaydı ve netice beyaz adamdı.
Tanrı Devel, daha iyisini yapabilme umuduyla ikinci kez bir deneme yaptı. Fakat, bu defa da balçığı fırında uzun süre bıraktı ve netice siyah adamdı. Nihayet Tanrı Devel, üçüncü denemede istediğine ulaştı.
Uzun bekleyişten sonra esmer adam "Rom" un yaratılışı gerçekleşti.

Çingene bayramları mayısta kutladıkları “Kakava Bayramı” ve 14 Mart’ta kutladıkları Humbara Bayramı.
Nevruz'u da kutlarlar diye düşünüyordum ama hayret yokmuş.

Çingene kadınların başta gelen mesleğinin falcılık olduğunu biliyoruz.
Fal gibi büyücülüğün de çingenelerin önemli özelliklerinden birisi olduğu, pek çok hayvan ve organından büyü yaptıkları kaydediliyor..

sheyhzade
07-09-2008, 17:01
sevgili pante
hos bulduk,tesekkur ediorum.evet cingeneler cok renkli bir konu,bende o bolgelerdeyken biraz arastirmistim.ve ayni bolgedeki ''besarabeska''isimli bolgesinin ozelligini anlatmayi unutmusum;besarabeska ruscada arapsiz toprak demek,''ka'' baglacida ruscadaki kadinlastirmak eki'dir.muslaman zulmunden bikan insanlarin cingenerle yaptigi anlasmayi,cingenelerinin moldovanlara kizgin oldugu(cunku moldova krali stefan cel mare nin kopeginin ismi ''moldov''dur) cingenelerin de bir kralinin isminin moldov oldugu icin.ve kendi yaptiklari anlasmayla o topraktaki butun muslumanlar yok ettikleri,ve cingeneler sozlerinde durmadiklari icin sehiri savunamayip tekrar muslumanlardan zulum gordugune dair.ayni kasaba ismi, st.petersburgun dogu bolumundede vardir.ayni hikaye o rus kasabasindada vardir.
moldovada tarih gercekmi'' isimli kitap ivana yevcenko ya aittir,turkcesi sanirim yok,bolgenin tarih yazari ve ozerk oldugu icin guvenilir bir kaynak mi bilemiyorum.fakat sehirde mukemmel bir cingene nufusuna sahip olup,ayri degil birlikte yasarlar.bu rusyanin birkac bolgesinde boyledir.koylu halk cingenerle yanyana yasar,cingeneler sadece byuk sehirlerde soyutlanmistir.
sevgilerle

pante
07-09-2008, 22:31
Rivayete göre;
"Nemrut İbrahim'i ateşe atmak istediği zaman ateş yanmaz. Etrafındakiler odunların yanması için iki kardeşin ilişki kurması gerektiğini söyler. Çin ile Gane adlı iki kardeş bu işi yapar ve Çingeneler de onların soyundan gelir."
Dilden dile anlatılarak gelen aslı olmayan bu hikaye yüzünden çingeneler hakkında olumsuz dini düşünceler fazladır. Müslüman olamayacakları, sünnet olmadıkları, nikahsız oldukları ve evliliklerinin kabul görmeyeceği düşünülür.
Çingelerin cenaze namazı kılınmaz, Çingene ile evlenilmezmiş. Çingene ile cinsel ilişkide bulunulduğu takdirde, cünüplüğün temizlenmesi için, 40 adet kiremit veya tuğlanın erimesine kadar ısıtılacak su ile yıkanılması gerekirmiş.

Baskılar nedeniyle Çingeneler de kimliklerini gizlemek zorunda kalıyorlar.
Yerleşik çingeneler kendi imkanlarıyla cami yapıyor, namaz kılıyor, oruç tutuyor, hatta hacca gidiyor. Buna rağmen müslüman kabul edilmiyorlar.
"Abe biz de Müslümanız be ya...!" deseler de sorunlarına eğilen yok.

20 yıldır müftülüklere, Diyanete başvuran Çingeneler, haklarındaki olumsuz düşünceleri azaltacak bir açıklama istiyorlar diyanetten. Ama nafile.
Diyanet kapı duvar. tık yok.
Çingene dernekleri gerekirse Diyanete tazminat davası açacaklarını ve İnsan hakları mahkemesine başvuracaklarını söylüyorlar.
2. şikayetçi oldukları kurum da MEB.
MEB'i de mahkemeye vereceklerini söylüyorlar.

Aralarından bakan, başbakan, çok sayıda milletvekili çıktığını, sanatçıların dahi kimliklerini açıklayamadığını ifade ediyorlar.
Örneğin en meşhurları Kibariye bile "Roman mısınız?" sorusuna "Allah bilir!" diyormuş. Dışişleri bakanı Turan güneş, başbakan Nihat Erim'in kökeni çingeneymiş.

Türkiye'deki çingene sayısı tartışmalı. 400-750 bin arasında sanılıyor.
Göçebeliği sürdürenler ise 20-30 bin civarında.
Sayıları birkaç milyon olsaydı herhalde dikkate alınırlar, önemsenirlerdi.

sheyhzade
22-09-2008, 04:49
Çingenelerin Mitolojisi
“Eski literatürlerde Cingeneler’in inanç ve dinine ayrılmış olan bölümler, monoton bir biçimde tekrar edilen şu iki düşünceyle sınırlıdır. Buna göre Çingeneler’in herhangi bir dini yoktur ve olsa olsa misafir oldukları halkların dinine görünüşte uyum gösterirler. Bir de Romanya ve Macaristan’da yaygın olan bir fıkra vardır ki, o da vaktiyle Çingeneler’in kilisesinin domuz yağından inşa edilmiş ve daha sonra köpekler tarafından yenmiş olduğudur.
Bunun nedeni ise, geçimini daha ziyade hırsızlık ve dolandırıcılıktan temin eden bir halkın hiçbir inanç ve ahlaka sahip olamayacağı yolundaki önyargının dışında, esasen Çingeneler’in çekingenliğinde yatmaktadır. Onların ‘dinsiz’ oluşu, misafir oldukları halkların kendilerine zulmetmesine ve bu nedenden ötürü kendilerine zorunlu olarak sağlam inançlı birer Hristiyan ya da Müslüman süsü vermelerine yol açmıştır. Bu tarihsel ve sosyal-dinsel koşullar, Çingeneler’in aşırı, hatta neredeyse tabu diyebileceğimiz bir dikkat ve ürkeklikle dışarıdan herhangi bir kimseye kendi toplumsal ya da düşünsel, özellikle de dinsel gelenekleri konusunda açılmaktan sakınmalarının önemli bir nedenini oluşturmaktadır. Çingeneler’in bir yazı diline sahip olmadıkları hususunu da göz önünde bulundurursak, -ki bu Çingeneler’in özbilincinde büyük rol oynayan ve neredeyse bütün kavimlerde değişik efsanevi ve söylensel tasarımlarda yer alan bir olgudur, eldeki kaynakların görece az ve sınırlı oluşuna daha fazla şaşırmamak gerekir. Ayrıca, Çingeneler üzerine yapılan araştırmaların özellikle başlarında, bilimsel ilginin tek taraflı olarak dil konusuna yönelik oluşu ve son zamanlarda yapılan araştırmaların da daha çok sosyoloji ağırlıklı oluşu, araştırmamızın konusu açısından bir olumsuzluk olarak ortaya çıkmaktadır.
Çingeneler’in söylensel ya da söylene benzer sözlü geleneklerinin ortaya çıktığı zamana ve geldikleri yere bakıldığında, bunların birbirinden bir hayli farklı öğelerden oluştuğu anlaşılmaktadır. Kavimler eski gelenekleri farklı farklı ölçülerde devam ettirmişlerdir; ayrıca bir kavimde belli bir söylensel öğenin bulunmasından, bu öğenin başka kavimlerde de bulunacağı sonucu çıkarılmamalıdır. Genel olarak Doğu Avrupa’da, özellikle Balkanlar’da yaşayan kavimlerin, Batı ve Orta Avrupa’da yaşayan kavimlere oranla geleneklerini daha iyi korudukları kabul edilmektedir. Aynı şekilde, sözlü gelenekler sadece göçer Çingeneler tarafından devam ettirilmektedir; yerleşik Çingeneler ise, bu geleneklerden ve dillerinden kısa bir süre içinde uzaklaşmaktadır.
Dolayısıyla, Çingene halkının başlangıçta ortak malı olan ilksel söylenlerin sayısını ve bunların neler olduğunu saptamak pek mümkün değildir. Eldeki söylenleri şöyle kabaca sınıflandıracak olursak, Hıristiyanlık öncesi döneme ait ve Hıristiyanlık dönemine ait söylenler olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Böylece, söylenler arasında kendiliğinden kronolojik bir ayrım da yapılmış olur. Hıristiyanlık öncesi döneme ait sözlü gelenekler, Hindu mitolojisini anımsatan az sayıda ve kısmen yalnız etimolojik öğe (Tanrı; İstavroz; Tufan; Köpek; Dağ Kültü), Aboriginler sözlü gelenekleriyle olan tek tük benzerlikler (Dünyanını Yaratılışı...) ve yaygın Hindu İnancında var olduğu saptanmış bir gelenek olan ağaç evliliğini (Ağaç kültü) içermektedir. Evrendoğum söyleninin saptanabilen öğeleri, Hint Aborigin Kavimlerinden olan Bhil ve onlara komşu olan Gondlara (Dünyanın Yaratılışı...)ait sözlü geleneklerle açık seçik bir biçimde benzerlik göstermektedir. Bu ise, Çingenelerin Hindistan’ın kuzeyinde Hindu-Racastanca dilinin konuşulduğu bölgeden çıktıkları yolundaki varsayımla örtüşmektedir.Diğer başka tasarımlar ise bağımsızdır ve görünüşe bakılırsa, Hint sözlü gelenekleriyle olmadığı gibi, başka ülkelerin gelenekleriyle de ilgisi yoktur. Örnek olarak şu sözlü gelenekleri sayabiliriz: Yer ve Gök ya da Yıldızlar, özellikle de doğa ruhları ve Hastalık Cinleri’ne ilişkin, zengin ve barbarlara özgü rengarenk bir görünüme sahip tasarımlar. Doğa ruhları ve Hastalık Cinleri konusundaki bu tasarımlar, batıl inanç niteliğine sahip çok sayıda uygulamayı da kapsamaktadır (Hagrin; Köpek İnsanlar; Hastalık Cinleri; Loholičo; Mašurdalo; Mulo; Nivaši; Phuvuš; Devler; Suyolak).
Çingeneler’in ruh ve cin inancı hakkında sahip olduğumuz bilgiler, genel olarak tek bir kişinin açıklamalarına dayanmaktadır. Bu kişi, Çingeneler’le uzun bir süre birlikte dolaşan, dolayısıyla onların güvenini tam anlamıyla kazanarak inançları, gelenek, görenekleri ve kavim yasaları hakkında geniş bilgi edinmiş olan Transilvanyalı Heinrich von Wlislocki’dir (1856-1907).
Wlislocki, yayımlamış olduğu kitap ve makalelerde de ele aldığı malzemeleri, Güneydoğu Avrupa, özellikle de Macaristan ve Romanya’da yaşayan Çingeneleri gözlemleyerek bir araya getirmiştir. İçinde, bu bölgedeki Çingenelere ait olmayan ve cinlerin adlarını içeren yalnızca iki kısa liste mevcuttur. Bu listelerden birincisi 1893 tarihli olup Polonya’daki Çingenelere aittir. Listelerden özellikle ikincisi kısa olmasına rağmen, Çingenelerin cin inancında yer alan temel figürlerin Doğu Avrupa ile sınırlı birtakım yeni oluşumlar olamayacağı ve nedensiz yere yakın zamana kadar hep şüpheyle bakılan Wlislocki’ye ait çalışmaların güvenilirliği konusunda değerli bir kanıttır.
Çingeneler’in Hıristiyanlık dönemine ait sözlü gelenekleri arasında, özellikle Hz. İsa’nın doğumu ve çocukluğunun anlatıldığı öykü ilginçtir. Bu öykü daha başka sözlü geleneklerle birlikte, henüz bu yüzyılın içinde Fransa’ya göçmüş bir Rumen Çingene kavmi olan Kalderaslar’ın (Kazancılar) lideri ve bütün bunları kaydeden Dominiken Peder R.P.Chatard von Zanko’ya 1955 yılında anlatılmıştır.


Bu öykü, apokrif Hıristiyanlığına özgü açık seçik göndermeler içermektedir ve büyük olasılıkla, Ortodoks Kilisesi’nde yaygın olan ‘Yakup’un ilk Yeni Ahiti’nin (Çingene İncili) ağızdan ağza aktarılması sonucunda bozulmuş ve kısaltılmış bir aktarımından başka bir şey değildir. Tek tük rastlanan ve Norveç’teki Çingeneler arasında var olduğu saptanmış bir kült olan Alako da, bu türden öğretilerin son ve zayıf bir yankısıdır. Çingene İncili konusunda yalnızca Zanko’nun kayıtlarına başvurabiliyorken, özellikle Çingeneler’in Mısır’daki sözde kökenlerine ilişkin geleneğe bağlanan son dönem Çingene grubunda mevcut olduğu belgelenmiştir. (Kutsal Aile; Sara; Firavun; İstavroz). Özellikle Firavun Efsanesini, Çingenelerin kökenlerine ilişkin asıl bir söylen olarak nitelendirebiliriz.
Zanko tarafından aktarılan, Kalderašlar’a ait ‘Traditions’da kapsam, içerik ve biçimlendirme açısından literatürde eşsiz olup, doğrudan Çingeneler’den bize ulaşan bu yegane yazılı belgede başka başka gelenek katmanlarına ait öğeler çarpıcı bir bütün içinde sunulmuştur. ‘Traditions’, dünyanın Tanrı ve şeytan tarafından yaratıldığına ilişkin Wlislocki’nin de kaydettiği eski pagan döneme ait sözlü gelneek ve ilk insan çiftinin yaratılışı, ayrıca ilk günah konusundaki İncil kökenli sözlü geleneklerden az çok etkilenmiş olan öyküyle başlar. Bunu, Firavun Efsanesi’nin ayrıntılı bir aktarımı izler. Bu efsanede, ‘Pharavunure’lerin yaşamını yitirdiği fırtınalı met, ‘Birinci Dünya’nın sonunu hazırlayan bir çeşit (Tufan) olarak karşımıza çıkar. Kalderasların bakışıyla en önemli Çingene gruplarına göz attıktan sonra, ‘Yeni Dünya’nın önemli bir olayı olarak apokrif Hıristiyanlığındaki biçimiyle tanrısal çocuk öyküsü ele alınır. Zanko tarafından Çingenelerin İncili olarak nitelendirilen ve başı sonu olan bütünsel bir metnin dışında, ‘Traditions’ daha başka tek tük söylensel öyküler içerir (İstavroz, Proroe ve İlia; Devler; Yılan), fakat Wlislocki’nin söz ettiği o zengin cinler ve ruhlar alemine ait neredeyse hiçbir iz yoktur.
Asıl söylensel kaynaklar arasında M.J.Kuvanın adında bir Rus doktorun, 35 yıllık bir araştırma sonunda Çingene söylenleri konusunda bir araya getirmiş olduğu malzemeye değinmekte fayda var. Dr. Elysejev adında birinin 1882 yılında Rusça bir dergide yayımlanan yazısı, Baramy; Janrda; Laki; Matta; Anromori gibi bir dizi tanrı adı ve birkaç tane kısa öykü içermektedir. Bunlara başka hiçbir yerde rastlanmadığından ve de üstelik bu malzemeler kayıp olduğundan, Çingeneler konusunda uzman olan İngliiz J. Sampson’ın görüşü doğrultusunda, bunların birer hayal ürününden başka bir şey olmadığını kabul edebiliriz.
Güneydoğu Avrupa’da yaşayan Çingene kavimleri ile ilgili dinsel-söylensel alandaki bütün o sözlü geleneklerden, Batı ve Orta Avrupa’daki Çingene kavimlerinin çoğunda, ruhlarla ilgili karmakarışık inançların dışında başkaca pek bir şey kalmamış gibi. Bu ruh inancında ise, ölülerin ruhları ile ilgili öyküler (Mulo) önemli bir yer tutmaktadır. Kısmen yakın zamana kadar geçerli olan kavim yasaları ve gelenekleri, ölü defnetmek, at eti yemek gibi tuhaf tabular ile söylensel tasarımlar arasında açık seçik bir bağlantı kurmak olanaksızdır.”
(Hermann Berger)

pante
22-09-2008, 20:24
Çingenelerin, kökenlerindeki asıl dinlerini ve mitolojilerini unuttuklarını düşünüyorum. Belki bilenleri vardır ama sayıları çok azdır herhalde.

Bulundukları ülkelerin dinini kabul ettiklerini söylerken de genelleme yapmamak gerekir. Gerçekten de samimi olarak bir inancı benimsemiş olanları da olabilir.

Ayrıca Türkiye'deki müslüman çingenelerin çoğunlukla Alevi-Bektaşi oldukları söylenir. Bunun nedeni de sünniler tarafından aşırı horlanmalarıymış.
Bu, Aleviler tarafından horlanmadıkları anlamına gelmiyor ama herhalde Aleviler daha az incitici olmuşlardır.

Örneğin, Hacı Bektaş şenliklerinde Alevi çingenelere özel muamele yapılmış:

Alevi Çingenelere Özel Muamele (http://www.oragora.com/cgi/forum1610.cgi?numforum=16102&codep=&th=1&nbpage=13&sortmg=40&thread=53&trimv=1&rec=&rech_op=&champ=&read=53-0&session=48)

sheyhzade
23-09-2008, 11:13
sy. pante
cingenelerin akibeti yada kendileri hakkinda her hangi bir hadis duymuslugunuz varmi?yada islam buyuklerinin cingeneler hakkindaki gorusleri,dusunceleri?

evrensel-insan
23-09-2008, 20:21
Saygideger pante;

Kamuoyuna yansimis-Kibariye ve gullu gibi sarkicilarin disinda-gazeteci, yazar, bilim adami, yuksek meslek sahibi, politikaci, v.s.-cingene varmi? Birde, bir programda duymustum. TC nufus kagidi verilmiyormus. Dogru mu?

Ayrica, bir millet olarak kabul edebilirmiyiz? Tarihte kurduklari bir devlet varmi? Anayurtlari-tarihsel olarak- neresi?, yoksa "her toplumun cingenesi vardir" mi gecerli? Bir zamanlarn, hippi akiminin, cingene gelenegiyle bir bagi var mi?

Sorularimi gene "agir"bulursan, cevaplamayabilirsin.

Saygilarimla;
evrensel-insan

pante
23-09-2008, 20:40
sy. pante
cingenelerin akibeti yada kendileri hakkinda her hangi bir hadis duymuslugunuz varmi?yada islam buyuklerinin cingeneler hakkindaki gorusleri,dusunceleri?

Çingeneler hakkında bir hadis duymadım, olduğunu da sanmıyorum.
İslam'a göre çingenelerin de diğer insanlar gibi akıbeti inançlarına bağlı. Müslüman olmayan çingenelerin ebedi cehennemlik olduğu, müslüman çingenelerin de cennetlik olduğu günümüz İslamcılarının görüşü.

Mevlana'nın bir çingene çocuğunu evlat edindiğini okumuştum.
Ama İslam büyüklerinden çingeneler hakkında bir bilgi edinebilmiş değilim.

İslamcı yazar Emine Şenlikoğlu'nun "Çingene" adlı bir kitabı var.
Şöyle anlatıyor kitabını:

"Çingenenin yazılış hikayesi taa çocukluğumda başlar. Romanda yazdım ama burada da değineyim.
Çocukluğumda ailece gece yarısı yolda kaldık. Kar diz boyunu aşıyordu. Köyümüzün yolunu bulmamız mümkün değildi. Bize en yakın köye “Çingene köyü.” derlerdi. Bu köyde Çingene olmayan asil romanlar vardı. O köye gidilmeye karar verildi. İsterse verilmesin, donmamıza az kalmıştı.
Yanımızdaki kadınlardan biri, “Ayy onların evinde nasıl yatarız, pistirler, yorganları bitlidir... Ya bizim paralarımızı çalarlarsa... Hem zaten bizi içeri almazlar ki gibi sözlerin ardı arkası gelmedi.
Bir ahşap evin kapısını çaldık... Bize kapıyı açan kadının candan ilgisiyle karşılaştık. İçeri bir girdik ki ev mis gibi temizlik kokuyor. Bize bir hizmet bir ilgi... Yemek... Tertemiz yorganlar... Romanların aleyhinde konuşan o gece nasıl yer üstünde kaldı bilmem. Gözlerim kadını yazdım zaten.
Yıllar sonra İstanbul’a geldik. Önce Çağlayan’da yaşadık, yıllar sonra Kasımpaşa’ya taşındık. Kasımpaşa’da “Çingene” denilen Hazreti Adem’in öteki torunlarından komşularımız vardı. Gerçekten Romanların bazıları Çingeneleşmiş. Ama öyle Romanlar da var ki, asilliği, dürüstlüğü bizden farklı değil. Ne de olsa, aynı Adem’in torunlarıyız. Benim anlayışıma göre, çingenelik sıfattır ırk değildir. Ben istersem çingene olabilirim fakat Roman olamam. Çünkü ırkımı değiştiremem, ama karakter yapımı değiştirebilirim. Çünkü karakter külterel birikimle oluşur. Fakat öyle asil öyle dürüst, öyle güzel ahlaklı Romanlar tanıdım ki, içlerinde çoğumuzun hayran kaldığı kendi ırkımızın bazılarından çok daha üstünler dahi vardı. İçlerinde bizden çok daha asillerine rasladım. İçlerindeki hırsız, yüzsüz, kaptı kaştıcılar var diye her ırkın bütün insanlarının bu kadar hakaret görmesi benim canımı çok sıkıyordu. Üzülüyordum... Mutlaka bir şeyler yapmalıydım.

sheyhzade
17-11-2008, 21:05
Onlar pistir, çalar, çırpar, ahlaksızdır... Öyle söylenir, öyle bilinir, öyle bilinmesi istenir. Kağıthane'de gözlerden ırak bir arsada yaşayan genç bir çingene kadın şöyle diyor; "Bize pis diyorlar, nasıl temiz olalım hergün sizin çöplerinizi temizliyoruz. Bodrum'da süslü kokanalar yılda bir kez yatlarla çöp toplamaya çıkıyorlar, yaza yaza bitiremiyorsunuz. Oysa biz bütün yıl hep çöp toplarız. Hiç görmezsiniz bizi. Kel kuşları (kelaynak) bilem korursunuz. Çingeneleri de korumaya alsanız ne olur ki?"
Diğer halklar gibi çok çeşitli olumlu gelenekleri var onların da. örneğin konukları karşısındaki cömertlikleri bunlardan biridir. Ya da örneğin, Çingenelerin oymak gelenekleri içinde topluluk, kocası ölen bir kadının geçimini üstleniyor. Herkes günlük kazancından onun payını ayırıp veriyor. Bunun gibi örnek bir toplumsal dayanışma hala onlar içinde yer yer yaşayabiliyor..

Onların da bir tarihi var... Çingeneler de diğer pek çok halklar gibi yüzyıllar boyunca göçler yaşamışlar, birbirinden yüzlerce, binlerce kilometre uzaklıktaki halklarla aynı toprakları paylaşmışlar, birbirlerine karışmışlardır. Araştırmalar çingenelerin ilk yurdu olarak Hindistan'ı gösteriyor. 14. yüzyılda Balkanlara, 15. yüzyılda da Avrupa'ya yayılmışlar. Çingenelerin Hindistan'dan göçlerinin bir noktasında iki kola ayrıldıkları belirtilir. İlk kol, kuzeye yönelmiş, Kafkaslar, Karadeniz, Orta Avrupa, Balkanlar hattını izlemişler. İkinci kol, Güneydoğu Anadolu, Irak, Suriye, Filistin, Mısır hattını izler. Tabii bu boyuna süren bir yürüyüş, sürekli bir göç değildir. Geçtikleri hemen her yerde topluluğun bir bölümü kalmıştır.

İstanbul, Trakya çingeneleri birinci kolun, Maraş, Antep, Adana civarında yaşayan çingeneler ise ikinci koldan göç edenlerin torunlarıdırlar.
Bir kısmı bugün yerleşik hayata geçmiştir. İstanbul'da, Kırklareli'nde onların böyle yerleşik hayata geçtikleri semtleri görürüz. Hala göçebe olanlar ise kalaycılıkla, çöp toplayıcılığıyla geçimlerini sağlamaktadırlar.

Varlar, hem de milyonlarca... İstatistiği rakamlara göre Avrupa'da toplam olarak 7 milyon 101 bin 500 çingene yaşıyordu. Bu sayının yüzde 60'ı Balkan ülkelerinde bulunuyor.
Çingenelerin ülkelere göre dağılımı da şöyle:

Romanya: 800 bin
Bulgaristan: 800 bin
Yugoslavya: 800 bin
Çekoslovakya: 600 bin
Macaristan: 500 bin
Türkiye: 500 bin-1.000.000 arası
İspanya: 500 bin
Rusyada: 260 bin
Fransa: 250 bin

500 bin rakamının Türkiye'deki çingenelerin gerçek rakamı yansıttığı şüphelidir. Çünkü resmi bir kayıt yoktur. Ve sayılarının biraz daha fazla olması kuvvetle muhtemeldir.
Varlığını kanıtlamak için inkar... Edirneli bir çingene bundan birkaç yıl önce Cumhuriyet Dergi'de kendisiyle yapılan röportajda karşı karşıya kaldıkları açmazı, zorluğu şöyle dile getiriyordu;
"Ezilmişiz, çünkü örgütlü topluluk değiliz biz. Sanki dünyanın bütün namussuzluklarını biz yapıyormuşuz gibi muamele görmüşüz. Bizim halkımızı yıldırmış bu aşağılanma. Bizim de bir dil yapımız var. Yaşama biçimimiz var. Ama herşeyden önce insanız. İnsan olduğumuzu kabul ettirmek için, çingeneliğimizi inkara kalkışmışız. Maddi gücümüz yok, eğitimimiz yok, kültürümüzü değerlendiremiyoruz. Bir can derdine, bir boğaz derdine düşmüşüz, öyle de gidiyoruz."
"İnsan olduğumuzu kabul ettirmek için, çingeneliğimizi inkara kalkışmışız"; işte onların gerçeği bu cümlede saklıdır. Çingeneysen insan değilsin, adam yerine konulmazsın. Adam yerine konulmak için çingeneliğini inkar edeceksin.
Devlet onları yok saymakla kalmıyor, zararlı, tehlikeli görüyor.
1934 yılında çıkarılan İskan Kanunu'ndaki bir madde şöyle diyor;
"Madde 4- Türk kültürüne bağlı olmayan, anarşistler, göçebe çingeneler, casuslar ve memleket dışına çıkartılmış olanlar Türkiye'ye 'muhacir' göçmen olarak kabul edilmezler."
Bu kanun hala yürürlüktedir.

Çingeneler genelde kendilerine "çingene" denilmesini pek istemiyorlar. Daha çok "roman" adını tercih ediyorlar. Herşeye rağmen göğsünü gere gere ben çingeneyim diyenler tüm örgütsüzlüğüne, belki bilinçsizliğine rağmen egemen kültüre karşı bir direnişi temsil ediyorlar. Roman adlandırılmasının benimsenmesi ise bir yerde inkara bulunmuş yumuşak bir kılıf yerine geçiyor. Rom çingenecede insan demek Roman bunun çoğulu oluyor. Bu adlandırmada da çingenelerin yine "insan olduklarını" kanıtlama kaygısı ağır basıyor.

2. DÜNYA SAVAŞINDA ‘ÇİNGENE’ DRAMI

GAZ ODALARINDAKİ BİLİNMEYEN ÇİNGENE GERÇEĞİ
"Almanya'da Hitler'in iktidar yılları çingenelerin en kara günleri oldu. Alman diktatörünün Yahudiler için ateşlediği fırınların bacalarından çingene dumanları da yükseldi.
Faşizm döneminde Almanya ve Avrupa'da yarım milyon çingene gaz odalarında yakıldı veya 'tıbbi deneylerde kobay' olarak kullanıldı. Naziler yalnız çingeneleri değil, üç kuşak ötesine kadar soyunda 'çingene' kanı taşıyanları da imha ettiler.
16 Aralık 1942'de SS şefi Heinrich Himmer tarafından çıkartılan kararda 'çingenelerin topyekün imhası' emredildi. Çingeneler Auschwitz gibi imha ve çalışma kamplarında, labaratuvarlarda öldürüldüler.
Faşist teorisyenler "bu çingeneler Avrupa'ya yabancı kanı taşıyorlar" diyorlardı.
Almanya dışında Fransa'da 15 bin, Polonya'da 35 bin, Macaristan'da 28 bin, Rusya'da 40 bin çingene Naziler tarafından topluca öldürüldü.
Çingenelerin Yahudiler kadar güçlü lobileri olmadığından, uğradıkları katliamlar tarihin karanlık sayfaları arasında eriyip gitti."
(Çingeneler, Nazım Alpman, sayfa 101-102)

Yani kısacası, söylenmesi gereken şu ki, onlar da bizim insanlarımız. Tüm diğer halkların sahip olduğu veya olması gereken haklar, onlar için de geçerli. Onların güzellikleri de ortaya çıkarılmayı bekliyor. Onlara insan muamelesi yapacak, onlara dillerini, kültürlerini olumluluklarıyla geliştirecek imkanları sunacak bir iklim oluşturmak tüm toplum ve kurumların görevidir.

İnsan Hakları Derneği
Kdz Ereğli Şubesi
(alintidir)

Çingene Mitolojisi,Çingene İncili,Dünyanın Yaratılışı, İnsanoğlunun Yaratılışı ve İlk Günah,Tanrı nedir? ....

http://www.hayata-mola.com/forum/cingene_mitolojisi-t2579.0.html;wap=

eylemsel
09-04-2009, 22:16
çingeneler tam hatırlamıyorum tarihini türkiyede askerlik yapmaları yasakmış. nüfüs cüzdanlarında da çingene olduklarını belirten bir ifade varmış. ayrıca çingene kadınların güzel olmayacak bir şekilde giyinmelerinin nedeni ise başkalarına hoş görünmemek için, özellikle böyle giyiniyorlarmış. yaşadıkları yere uyum saglamak için kraldan çok kralcı oluyorlar. yaşadıgım şehir çok fazla çingene nüfusuna sahip ve milliyetçi partilere oy verme egilimleri yüksek. genç partinin yıldızının parladıgı dönemde oturdukları mahallelerde genç partinin oy oranı bayagı tüksek çıkmıştı

pervane
26-11-2011, 22:42
Yazı dizisi geçen yıl yayınlandığında ilgi ile okumuştum..burda bulunmaması eksiklik olurdu.
http://www.cingeneyiz.org/asimilegundem.html

ozgur_beyin
27-11-2011, 00:00
iki sene önce bir fotoğtaf sergisine gittim taksimde .orda hiç tanımadığım bir adamın (josef kudelka) fotoğraflarıyla tanıştım o kadar mükemmel çingene resimleri vardıki eminimki öyle resimler bir daha çekilmez.
konuyla ne alaksı var derseniz yok ama yazmadanda edemedim.çünkü fotoğrafları hiç unutamadım.
burda bir iki fotoğrafı var


http://neolitikhanim.wordpress.com/2008/03/03/kudelka/

üçüncü resim prag baharının başladığı andır saatle ölümsüzleştirmiştir kudelka

http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2008/02/koudelkaprag.jpg

burda daha geniş fotoğraf var


http://www.google.com.tr/search?q=josef+koudelka&hl=tr&prmd=imvnso&tbm=isch&tbo=u&source=univ&sa=X&ei=DlbRTs3vKLH24QSPlKkx&sqi=2&ved=0CCUQsAQ&biw=1024&bih=677

rastaman
04-12-2011, 03:21
Çok eskiden tanık olduğum bir olayı anlatayım.

İzmit'in Roman mahallelerinden birine bir arkadaşı ziyarete gitmiştim bir vakit,camiden okunan bir mevlite denk geldim.Çoğu kadın yaklaşık 100 kişi caminin etrafında yerlere gayet lakayıt bir şekilde oturmuş-ama gerçekten inanarak-mevlit dinliyorlardı.

Tabi biz Türklerin yada ''normal'' Müslümanların dinlediği gibi değil;hiç abartmıyorum,kalabalığın çoğu çekirdek çitliyor,cami bahçesinin bir köşesinde gençler esrar tüttürüyordu.Hani bizde Kuran yada mevlit okunurken bir toplanır kendine çekidüzen verirsin,kadınsan başını formaliteden de olsa hafiften örtersin ya,alakası bile yok,bacaklar uzanmış,herkes rahat,türkü dinler gibi dinliyorlar.

Böyle yazınca olmuyor tabi,manzara o kadar ilginç ve fotoğraflıktı ki birazdan hemen aşağıdaki Türk mahallesinden ''Alamancı kılıklı'' bir adam elinde kamerasıyla gelip milleti çekmeye başladı,tabi gelmesiyle tüymesi bir oldu;Roman kadınlar ''hadeeee'' diye postaladılar bizim çakma Coşkun Aralı.

Romanlar hakkında söylenen ''aslında bunlar bi dine inanmıyorlar,numara yapıyorlar''türünden iddialara kesinlikle inanmıyorum,orjinal bir halk ve dine inanış şekilleri de farklı.İbadetle araları pek iyi olmayabilir ama genelde yaşadıkları toplumun dinine adapte olan ve gerçekten inanan bir halk.

Romanların eski dinlerine ait bazı bilgiler mevcut,ama bu anlatılar kabileden kabileye çok farkediyor ve birçoğu başka hiçbir Roman grubunda mevcut değil.Efsanelerin çoğu da diğer dinlerden alıntılardan ibaret,Tevratın exodüsünü kendilerine uyarlamışlar mesela,ve buna gerçekten inanmışlar.O yüzden bir Romana ''siz Hindistandan gelmişsiniz'' dediğinizde size ''yoo,biz Mısırdan gelmişiz'' diyecektir.O yüzden de tarih boyunca Kıpti olarak anılmışlar.

Neyse son birkaç şey daha anlatıp yatayım;

Romanlar Avrupada ilk kez yoğun bir şekilde Bohemyaya yerleşmiş,oradan dağılmışlar.O yüzden tarih kitaplarında onlardan Bohemyalı olarak bahsedilir.Romanlar hakkında Avrupada ilk yazılan rivayetlerde en sık raslanılanlar genellikle şöyledir;

''Güzeller güzeli Bohemyalı kadın bana çok düşük bir ücret karşılığı fal bakmayı önerdi,elimi iki eli arasına alıp avuç içimde gördüklerini anlatmaya başladı.Bir taraftan parmaklarıyla avucuma dokunurken anlattıkların birçoğunun doğru olduğunu farkettim.Beni heyecan içinde bırakan güzel Bohemyalı gittiğinde cebimdeki bir kese altınında kaybolduğunu farkettim''.

Erdem Alaca
29-11-2013, 00:57
Benim ahbabım olan bir roman; onu bildim bileli sakallıdır, beş vakit namazını asla kaçırmaz, ve dükkanında ne zaman boş vakit bulsa Kur'an okur.

Böyle romanlar da var.