![]() |
Hristiyanlık Üzerine Eleştirilerim
MADDE – 1 "İsa'nın Soyu"
Alıntı:
Eleştiri ve yorum; 1. Soy ağacı nereden elde edilmiştir? 2. Kayıtlarda bazı kardeşlerden bahsedilirken(ki onların da sadece birinin ismi vermilmiş bütün kardeşlerin isimleri geçmez), neden bütün ailelerde aynı şey yapılmaz, ayrıca bide eşlerinde de aynı şey söz konusudur. Bazı eşler söylenirken geriye kalanın eşlerinden yani doğanların annelerinden bahsedilmez. 3. İsrail oğullarının tarihini gözden geçirdiğimiz zaman mısır ile aralarının o kadar iyi olmadığüını söyleye biliriz(Örnek olarak Musa'yı gösterebiliriz.). Ayrıca mısır da ki inanç sistemini red ettiklerini de göz önüne alır isek, neden bir mısır tanrısının ismini çocuklarına vermişler(Amon bilindiği üzere mısır mitolojisinde Ra'dan önce ve Ra ile birleşip Amon Ra olarak karşımıza çıkmaktadır.)? 4. Son olarak eski toplumlara göre, hatta günümüzde de egemen olan düşünce yapısına göre soy baba'dan geçer. Ama Hristiyan'lık öğretisine göre Meryem bakire'dir. Bu soy dizimine göre İsa'nın soyunun Yakup'ta aranabilmesi için İsa'nın babasının Yakup olması gerekir, yani kısacası İsa'nın doğması için biyolojik olayların çeran edip… Kıscası Yakup'la Meryem'in cinsel münasebette bulunması gerekir ki buda Meryem'in bakirelik durumunu bitirir.(*) Alıntı:
|
İsa'nın İncil'de "rabbi" olarak çağrıldığını okuyoruz. İsa Rab olarak kabul edilmesinin yanısıra "rabbi" yani öğretmen, hoca olarak da çağrılır. Musevi toplumunda "Rabbi" ünvanını kazanmak için bazı aşamaları geçmek gerekir. Genç israilliler öncelikle okula gidip Musanın kitaplarını çalışır ve ezberler. Bu bir aşamadır. Daha sonra Mezmurları ezberleyip aşama atlar. En sonunda eski antlaşmada bulunan diğer kitapları ezberler. Bu aşamalardan sonra "hoca", "rabbi" olarak adlandırılır. İsa da yaşadıysa muhtemelen bu aşamalardan geçmiştir. Ancak öğrenci tüm bu aşamalarda bir rabbi'den ders alır. Yahudilerde bir deyim vardı " Rabbinin ayağının tozunu alabilmek". Rabbi denilen hocanın arkasından gittiğini ve çok iyi takip ettiğini anlatmak için bu deyim kullanılır.
İsa, rabbi olmadan önce Kutsal kitabı kimden öğrendi? İsa'nın Rabbi'si kimdi? Siz ne dersiniz? İsa'ya eğitim verilmiş midir? Müslümanların peygamberi Muhammed'e Kuranın öğretildiği iddası var. Ne kadar doğrudur bilemiyorum ama İ,sa için de benzer bir durum söz konusu olabilir mi? |
Hayatının hizmet öncesi kısmında diğer insanlar gibi yaşamıştır. Yaşadığı toplumda kendini geçindirecek bir meslek icra eden (Mar. 6:3) dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bir Yahudiydi. Fakat onun 12 yaşında kaybolduğunda Tapınakta din öğretmenleri arasında onları dinleyip sorular sorduğunu biliyoruz. (Luk. 2: 46)
"O'nu dinleyen herkes, zekâsına ve verdiği yanıtlara hayran kalıyordu." (Luk. 2: 47) Bununla birlikte İsa, "bilgelikte ve boyda gelişiyor, Tanrı'nın ve insanların beğenisini kazanıyordu" (Luk. 2: 52) Dönemin şartları düşünüldüğünde dinsel bilgelikte insanların beğenisini kazanmanın yolunun din öğretmenlerinden ders almış olmak olduğu düşünülebilir. Öğrencilerinin ona Rabbuni olarak seslenmesi de buna işaret ediyor olabilir. İman ediyoruz ki İsa geldiğinde gökte bildiği hiç bir şeyi unutmamıştır. Neyi yukarıda bilmiyorsa, aşağıda da onu bilmemiştir. Fakat günah insan bedeninde yargılansın diye bunlara katlanmıştır. |
Katolik ve Ortodoks Kilisesi üzerine bir kaç tarihi bilgi
Kutsal Roma adıyla biliyoruz bu mezhebi değil mi?
Gerçekten de çok kutsaldır(!) Tarihsel düzlemde sürekli iytişip kakışıp duran Ortodoks kilise kurumu? O da aynı şekilde çok kutsaldır ve Tanrı'nın yetkisi altındadır. Sene 1460____Papaların ahlaksız yaşam sürdükleri ortaya çıktı. Pek çok Papa gayri meşru çocuk yaptı. Bazı Papaların üç çocuğu dahi olmuştu! Gizli saklı kurdukları ahlaksız ilişkileri araştırabilirsiniz. Bunların hepsi de Papa! Sene 1695____Son 100 yıl içinde Fener Rum Patriği 61 kez değiştirildi! Nasıl mı? Padişaha para verilerek. Parayla, altınla Patriklik makamı sürekli satın alındı. Neredyse her iki, üç yılda bir Patrik gelip gidiyordu :) Sene 1377/1410____Sahnede 1 değil, 2 değil tam 3 Papa vardı. Avrupa'nın ayrı ayrı şehirlerinde ikamet ediyorlardı ve aralarında sürekli didişme oldu. Üstelik kendilerine ait olduklarını iddia ettikleri paplık statüsünü Krallardan destek alarak temellendirmeye kalktılar. 1309'da Fransız Bir Papa ( V.Clemens) dört yıl oradan oraya gidip geldi. Sonra, aldı papalığı götürdü Güney Fransa'nın Avignon şehrine. 70 yıl, vatikanı orada tuttular. Sonra ölüverdi Clemens, yerine geçen Papa XI.Gregorius tekrar bir Roma yapalım dedi, yine taşıdılar Romaya Papalığı. Sonra ne oldu? Bir o şehirde, bir bu şehirde, derken 3 FARKLI Papa türedi :) Daha bunların gecici Cehennem adını verdikleri Araf doktrini; orjinal adıyla Purgatory doktrini 1200'lerde yeni yeni şekillenmeye başlamıştı! Bebek vaftizini saymıyorum bile. Ne hikmetse hepsi de elçiselmiş. Yani İsa'nın elçilerine ve ilk dönem kilise babalarına dayanıyor-muş. Koskoca 6 yüzyıl engizisyon işkenceleri yaptılar insanlara. Suçları farklı düşünmek..Kafirler yaa..işkenceyi ve katledilmeyi hak ediyorlar yani. Amma da Katliama meraklılar bunlar. 1502'de (26/29 Ağustosta) protestan katliamları başladı. Bir düşünün ki, 2 gün içerisinde 1.000 erkek, kadın, çocuk, bebek öldürüldü. ve her gün katliamlar devam etti. Sonuçta Rhone Irmağı bir kaç bin parçalanmış cesetle Kan akıttı!! Katolik Kilisenin zulmu Kutsal Kitaplarına da yönelmişti. Avrupa'nın pek çok yerinde toplatılıyor, yaktırılıyordu. Papalr kendi statüleri için Kutsal Kitabı yasaklattırmışlardı. Alın size dininiz!!! NOT: Hristiyanlığa samimiyetle inanan ( ama sadece inanan) dürüst, mert hristiyanların inancına saygı duyuyorum. Eleştirim genellikle Kuruma yöneliktir. |
Guncelleme.
|
Alıntı:
Soyut iman ile büyük kitleler üzerinde hâkimiyet kurmak mümkün olmayınca, imânı kurumsallaştırıp "din" ürettiler. Bu oluşumda Yahudi kültür ve geleneğinin büyük etkisi olduğu kanâatindeyim.Kesin bilemiyorum ama, Hindistandan, Japonya'ya kadar olan coğrafyada görülen, bilinen dinlerde din-devlet ilişkisi, Ortadoğu kökenli dinlerde olduğu kadar iç içe girmiş değil gibi. Sn. fırat'ın Türkçe'ye çevirdiği bazı Hindu kutsal metinlerini okuduğumda gördüm ki; tüm ana fikir, insanın rûhi-ahlâkî gelişimi üzerine kurulu. Buradan çıkardığım sonuç; üç semâvi din olarak bilinen Mûsevilik ve Müslümanlıkdaki Tek Tanrı inancı, ilkesel bağlamdan ziyâde büyük kitleleri zapt-u rapt altına alma ihtiyacından kaynaklanıyor. Muhammed'in Arap putlarını ortadan kaldırma gerekçesi ne ise, geçmişteki Yahudi peygamberlerinin de toplumsal birlik ve düzen sağlama adına duydukları endişe aynı idi. Sonuç itibâriyle Tanrı-İnsan arasındaki bağı sağlayan iman ne denli özel/öznel ve soyut ise; bu konumdan uzaklaşıp kurumsallaştıkça somutlaşıyor. Somutlaşan "kutsal"a da her yerden bir "çomak" sokma kolaylaşıyor. Sanıyorum dünyanın en değerli mücevherini sokak ortasında herkese açık alanda segileyemediğiniz gibi; bu mücevherle mukayase kabul etmeyecek derecede müstesnâ bir değere sahip Tanrıi insan/iman ilişkisi de somutlaşamıyor. Bir mücevher arayıcısının sokağa çıkıp da "hani nerede" dediği duyulmuş mudur ? Ne yapar peki ? Aradığı o 'mücevher'e ulaşacak araçları temin ederek, bir çaba içine girer. Çok değerli olanın, herkesin ulaşabileceği bir konumda "orta malı" gibi durmaması nasıl elzem ise, kendisine takdir edilecek bir değer ölçüsü konulamayan Tanrı ile kurulacak iman bağı için çok özel/öznel ve samimi çabaların gösterilmesi gereğine şaşmamak gerek. |
Secilmislik ogretisine inanan Hristiyanlara bir soru:
Isanin yerusalime girişini hatırlarsınız. Isanin ağladığını okumuşsunuzdur. Derler ki, kaybolmuş insanlar için yufka yüreği dayanamamis ve aglamistir. Isa da kendisine donselerdi, insanlarin kurtulacaklarindan bahseder durur. Kaybolmuş insanlar için ağlayan isa ile kurtulacak olanların tanrı tarafından seçilmesi nasıl mümkün olabilir? Hem kimin kurtulacağı ni SEN seciyorsun, hem de kendisine iman etmeyenler için AGLIYORSUN? ? Kalvinist/ reform teolojisine sahip Hristiyan arkadaslar cevaplayabilirler mi? Teşekkürler |
Umuyorum, bu sorunuza cevap veren bir Hristiyan çıkar da, sâyenizde biz de yazılanlardan birşeyler öğreniriz. Kanalhayat'ın Facebook sayfasında birkaç kelam ettim. Tek kelime cevap yazan çıkmadı. Millet, açılan her başlığa otomatiğe bağlanmış gibi "amin" diyor. Misal; kanal hayat bir âyet paylaşmış. Aynı gün 268 kişi beğenmiş, yirmi kişi "amin" demiş. Bu fakir de birkaç husûsa değindi. Cevap vermeye tenezzül eden çıkmadı.
Ben bu Hristiyanları Ortaçağ aristokratlarına benzetiyorum biraz da. Hani asilzâde sahibi olduğu toprakları teftişe çıkar da, gariban köylünün biri "Hoşgeldiniz efeeem" diye eline sarılacak olur. Burnu bir karış havada beyzade hemen celâlenip elindeki beyaz eldiveni köylünün yüzüne vurur. "Çekil önümden sefil yaratık. Bu ne cür'et ?" Bu 'sefil' de Anadolunun ücra bir köşesinde yaşarken MESİH'e iman ettiğini düşünmüş. Anlayamadığı hususları da bilenlerine/erbablarına sormaya yeltenmiş. Bakın şu edepsizin yediği halta. :D Ben ne bileyim be kardeşim ? Hani "Tanrı sevgidir" deyip dururlar ya. O bâbdan biraz cesâretlenmiştim. Sevgiyi geçtik, tenezzülen cevap yazan çıkmadı. Demek ki bu "sevgi" sn. Natan'ın sözünü ettiği seçilmişlere has. Bir Hristiyan anne babadan dünyaya gelip, aldığın kültürel mirâsı "iman" zennettin mi, "seçilmiş" oluveriyorsun. Ne kadar kolay dimi ? ;) Sevsinler sizin 'sevgi'nizi de, 'seçilmiş'lerinizi de... |
Hahahaha
Allah iyiliğini versin :D |
Kalvinist seçilmişlik öğretisi biraz garip sahiden de.
Filipililer 3:12-14, 17"Bunlara şimdiden kavuşmuş ya da şimdiden yetkinliğe erişmiş olduğumu söylemiyorum. Ama Mesih'in beni kazanmakla benim için öngördüğü ödülü kazanmak için koşuyorum. Kardeşler, ben kendimi henüz bunu kazanmış saymıyorum. Ancak şunu yapıyorum: geride kalan her şeyi unutup ileride olanlara uzanarak, Tanrı'nın Mesih İsa aracılığıyla yaptığı göksel çağrıda öngörülen ödülü kazanmak için hedefe doğru koşuyorum. Kardeşler, hep birlikte beni örnek alın." Bir elçi bile kendinin seçilmişlerden olup olmadığı konusunda şüphedeyken, kendini kazanmış saymıyorken Kalvinistler nasıl oluyor da seçildiklerini söyleyebiliyor? Vaftiz oldum ve artık kurtuldum diye bir şey de yok. Öyle olsa Pavlus böyle yazmazdı. Matta İncilinde yazdığı üzere ''çağırılanlar çok ama seçilenler azdır.'' Ne demek bu? Mesih herkesi kendi yoluna çağırır, pek çok insan vaftiz olur. Ama çok azı benliğini onun gibi çarmıhta aşıp Gnosis'e erer. Bunu başarabilenler Hakikatle birleşir. Hakikatte başlangıç ve son aynı yerdedir. Bu yüzden erenler zamanın başında seçilmiş sayılır. Sen kendi iradenle benliğini aşıp erersin ama erince -erdiğin şeyde başlangıç ve son aynı olduğu için- başlangıçtan beri seçilmiş sayılırsın. Çünkü başlangıçtan beri olan Kutsal Ruhla birleşmiş olursun. Tabi Kiliseler Gnosis'i bilmediklerinden, bu konuları böyle kavramıyor. Onlara göre ya hür iraden var ya önceden belirlendin. Bunları birbiriyle çelişkide anlıyorlar. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:44 . |