Turan Dursun Sitesi Forumları

Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Tarih

Duyuru

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 04-02-2010, 23:35
upuaut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Ancient Egypt
Mesajlar: 2.029
Wink Türklerin "islami bilim gelişmişliğine" katkıları nedir ?

Alıntı:
Alchindus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Matematiğe ve diğer ilimlere vakti zamanında müslümanların pek azim katkıları olmuştur ve garplı müslümanlardan bu manada istifade etmiştir!

İlmi sayi terk eden müslümanlar bu sebep ile muallimlikten talebeliğe gerilemiştir!

Bu derdin çaresi orientallere yapışmak değil ilmi sayde azimdir sebattır!
Kusura bakma ama, ilimde müslümanlar derken Türk-İslam bilim adamları dersek daha doğru olacak. Çünkü senin dile getirdiğin dönem 8.-16. yüzyılları arasında geçmiş olup, bu dönemde büyük bir sıçramalar olmuştur. Yalnız müslümanların ilimde geri kalmasının ya da senin dediğin gibi muallimlikten talebeliğe gerilemesinin nedeni, her ne kadar ilmi terk etmesi gibi görülse de bu tamamen aldatıcıdır. Gerilemenin esas nedeni, ilimde tıkanmamızdır. Yüzyıllardan hep aynı bilgileri kullandık ve yeni bir anlayış geliştiremediğimiz için de zorunlu olarak ilimde tıkandık. Bu durumu gören Osmanlı da "bu ilmi bilgiler bize yeter" diyerek dünyadaki gelişmeleri takip etmedi ve kendi sonunu hazırlamış oldu. Örnekse "İstanbul Kanatlarımın Altında".

Bu filmde 17. yüzyıl İstanbulunda Hezarfen Ahmet Çelebi (Aydan), Lagari Hasan Çelebi (Bayülgen), Evliya Çelebi (Bilginer), Bekri Mustafa (Ay) insanların da göklerde kuş gibi uçabileceğiyle ilgili araştırmaları tartışmaktadırlar. Hezarfenin kölesi, sonra da yavuklusu İtalyan kaptanın dilsiz kızı Francesca (Beatriz Rico), Leonardo Da Vinci'nin çizimlerine dayanarak onlara yardımcı olmaktadır. Hezarfen takma kanatlarıyla Galata Kulesinden tarihsel uçuşunu gerçekleştirip ödüllendirilmeyi beklerken, tutucu Şeyhülislamın (Çalışkur) "Mazallah, bunlar gücü bir ele geçirirlerse taht da gider, padişahlık da" diyerek kışkırtması sonucu 4. Murat'ın buyruğuyla Cezayir'e, füzeyle çıktığı gökyüzünden Boğaz sularına inen Lagari de Kırım'a sürülür.

Alıntı:
Alchindus´isimli üyeden Alıntı
Kuranın zamanımıza sıhhatle gelmesinin tetkik adresi youtube değildir sözüne cevap sadedinde matematik tarihine girmenin hikmeti içün zikrettiğin rabıta batıldır ve sadre şifa değildir!
Matematik tarihini bir örnek olarak verdim ve batıl olduğunu da hiç değildir. Çünkü dini alandaki gelişmeler hayatın her yüzüne yansır. Matematik de bunlardan biri ve en önemlisidir.

Ayrıca youtube'u Kur'anı inceleme yeri olarak değil ama gelişmeleri takip etmek için kullanıyorum. Ben de youtube, facebook ve twitter gibi siteleri sevmem ancak bu gelişmeleri başka bir yerden öğrenme imkanımız var mı? YOK.

Neden sevmediğime gelince, bu yerlerde hiçbir denetim yok. İsteyen istediği yayını yapıyor.

Alıntı:
Alchindus´isimli üyeden Alıntı
Yine bir başka husus zikretmeliyimki sen bir müslüman isen, islamın esaslarını öğrenmek içün orientallere muhtaciyet izhar etmen bir müslüman olarak beni üzmüştür!
Asıl bu sözü söylemen rencide eder herkesi. Çünkü her insanın temel görevi evrendeki var olan şeyleri sorgulamaktır. Bunu yapmadığımız zaman, o zaman bizim hayvandan ne farkımız kalır ki?

Orientallere gelince, içlerinde elbette kötü niyette olanlar vardır ama tamamına da kötü diyemeyiz. Eğer hepsi kötü niyette olsalardı, örneğin Richard Gere ve daha birçok Hollywood yıldızı neden Hindistan'a gidip Budizm'i incelediler? Demek ki bunlar aynı hoşgörüyü bizde görselerdi, bize de geleceklerdi ve belki de bizdeki hoşgörünün daha fazla olduğunu görüp müslüman olacaklardı.

Alıntı:
Alchindus´isimli üyeden Alıntı
Bu ifade islami site diye tesmiye ettiğin kevseret.comun değil buranın ifadesidir ve kevseret.com burada zikrolunan suale cevap sadedinde suali iktibas etmiştir!

http://www.turandursun.com/biliyormu...07_articleid/2

Eksik noksan şeyler yazmamaya gayret etmelisin!
kevseret.com sitesi islami bir site değil mi? Ben bu siteyi inceledim ve Kral'ın sorusuna karşılık Avl yönteminin Hz.Ömer zamanında ortaya konulduğuna dair bu siteden bir alıntı yaptım ve bunun dışında başka bir alıntı yapmadım. Senin verdiğin kaynakta ise yalnızca mesajımdaki sorular vardır. Bunlar da alıntıdır.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 06-02-2010, 02:09
upuaut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Ancient Egypt
Mesajlar: 2.029
Standart Muallimlikten talebeliğe gerilemenin nedenleri

Alıntı:
upuaut´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Matematiğe ve diğer ilimlere vakti zamanında müslümanların pek azim katkıları olmuştur ve garplı müslümanlardan bu manada istifade etmiştir!

İlmi sayi terk eden müslümanlar bu sebep ile muallimlikten talebeliğe gerilemiştir!

Bu derdin çaresi orientallere yapışmak değil ilmi sayde azimdir sebattır!
Bu konu oldukça dikkatimi çekti ve üzerinde biraz daha durmanın gerekli olduğu anlaşılıyor.

İmdi İslam Matematiği (750-1450)nden de görüleceği gibi, 1450'den sonra (ki bu tarih, İstanbul'un Fethi'nden 3 yıl önceye denk gelmektedir) matematiğe, dolayısıyla diğer ilimlerde de, özgün bir eser vermiş müslüman bir bilim adamını ne yazık ki tarihin kaydetmediğini görüyoruz. Ayrıca bu kaynakta geçen bazı İslam alimlerinin Türk olduğunu da biliyoruz ve bu nedenle bu alimler "Türk-İslam bilim adamları" olarak anılırlar.

İşte bu dönemdeki müslüman bilim adamlarının çalışmalarını incelediğimizde, daha çok cebir alanında eser verdiklerini görüyoruz. Örneğin kübik denklemlerin çözümü için Ömer Hayyam konikleri kesiştirmektedir. Fakat bu metot yeni değildi: Ta Arşimet'ten beri biliniyordu! Ömer Hayyam Arşimet'ten beri bilinen bu geometrik metodu kübik denklemleri sınıflayarak zenginleştirmiştir.

Aynı şekilde, 2. derece denklemleri de sınıflayan Ömer Hayyam ve diğer müslüman bilim adamları, ta Eski Babil Dönemi'nden (M.Ö. 2000-1600) beri bilinen çözüm yöntemini kullanıyorlardı.

Gördüğünüz gibi bunlar çok daha önceden bilinen ve müslüman bilim adamları tarafından aynen kullanılan bilgilerdi. Fakat orada günümüz matematiğine en yakın olarak dikkat çeken matematikçiler kimlerdir? diye sorarsanız; Şerafettin El-Tusi (1135-1213) ve Cemşit Mesut El-Kaşi (1380-1429) rahatlıkla söylenebilir. Örneğin kübik denklemlerde türevi kullanarak yeni bir nümerik çözüm metodunu getiren Şerafettin El-Tusi'den sonra devam edilseydi, o zamanki Avrupa'daki gelişmeleri bizler yapmış olacaktık.

a) Medreseler İslam dünyasında daha çok 1150'den sonra çoğalmaya başlamışlardır ve "Nakli Bilim (Hayırlı Bilim)" eğitimi veren okullar olarak çoğalmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu'na Araplar'dan geçen bilim akli değil, nakli bilim geleneğidir.

b) Medreseler, vakıflara bağlı olmalarına karşın kurumsallaşıp gelişememiş, aksine her türlü yeniliğe karşı çıkan, yobaz üretim merkezi olmuşlardır.

c) Dini ve dini ulemayı kendine ideolojik dayanak yapan yönetici sınıf, ulemayı imtiyazlı bir sınıf konumuna getirirken, akli yani pozitif bilimlerle uğraşanları ezmişlerdir.

d) İmtiyazlı bir sınıf konumuna gelen, devlet ve halk nezdinde büyük bir saygınlığa erişen ulema sınıfı, pozitif bilimlerin yeşermesine, bu bilimlerle uğraşanları toplum içinde saygın bir konuma gelmelerini engellemek için açık ve gizli her türlü çabayı göstermiştir.

Osmanlı Tarihi'nde bu maddelere tastamam uygun bir gelişme "İstanbul Kanatlarımın Altında" şu şekilde geçmektedir: Üstat Da Vinci'nin çizimlerinden yola çıkan Hezarfen, takma kanatlarıyla Galata Kulesinden tarihsel uçuşunu gerçekleştirip ödüllendirilmeyi beklerken, tutucu Şeyhülislam Yahya Efendi'nin "Mazallah, bunlar gücü bir ele geçirirlerse taht da gider, padişahlık da" diyerek kışkırtması sonucu 4. Murat'ın buyruğuyla Cezayir'e, füzeyle çıktığı gökyüzünden Boğaz sularına inen Lagari de Kırım'a sürülür.

Filmin sonunda ise Seyyah Evliya Çelebi filmdeki karakterleri tanıtırken, "Onlar her zaman vardı. Bugün de var, yarın da olacaklar" diyerek tutucu Şeyhülislam Yahya Efendi'nin davranışlarını onaylamamıştır. Buna göre Evliya Çelebi'nin, yaptığı gözlemlerine göre, yukarıdaki maddeleri tastamam onaylandığı görüyoruz. Zaten filmde bize anlatılmak istenen esas gerçek bu, gerisi hikayedir.

Özetle dar bir ortamda yetişen, dünya görüşünden yoksun, ülke ekonomisiyle kendi ekonomisini karıştıran idareci sınıfları bilim ile teknoloji arasındaki ilişkiyi hiçbir zaman algılayamamış, ülkelerin geri kaldığını ancak askeri yenilgilerden sonra kavrayabilmişlerdir. Bu durumda, köklü reform yapmaları gerekirken, düzen bozulur korkusuyla, taşıma suyla değirmen döndürmeye çalışmışlardır, orduyu düzeltmek için dışarıdan birkaç uzman çağırmakla yetinmişlerdir. Ancak bu kötü gidişatı yani makus talihimizi tersine çevirebilecek radikal bir adımın atılmasına ihtiyaç vardı. Bu da "Osmanlı Cumhuriyeti"nde beklenen ama senaryo gereğince bir türlü gelmeyen Atatürk ile birlikte 1918'de yaşanan "Son Haçlı Seferi"dir. Muzaffer komutan Atatürk; "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir; bunun dışında mürşit aramak gaflettir, delalettir" diyerek, nakli bilimlerden akli bilimlere kesin bir dönüş yapmıştır.

Yine Atatürk'ün “Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen; içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve ızdırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticedir” sözü, bu kesin dönüşü gösterir.

Fakat bu kesin dönüşe rağmen günümüzdeki gelişmelere bakılırsa, bir körün bile 2 kere aynı çukura düşmediği çukura doğru düşmek üzere olduğumuzu anlıyoruz. Bence bundan sonra ne konuşsak boştur.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 06-02-2010, 14:34
naper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
naper naper isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 02 Dec 2009
Mesajlar: 1.012
Standart

Alıntı:
upuaut´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

Fakat bu kesin dönüşe rağmen günümüzdeki gelişmelere bakılırsa, bir körün bile 2 kere aynı çukura düşmediği çukura doğru düşmek üzere olduğumuzu anlıyoruz. Bence bundan sonra ne konuşsak boştur.
başka ne söylenebilir ki?
__________________
bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak,sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 06-02-2010, 17:13
Alchindus Alchindus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Denetimdeki Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Jul 2009
Mesajlar: 702
Standart

Alıntı:
upuaut´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Kusura bakma ama, ilimde müslümanlar derken Türk-İslam bilim adamları dersek daha doğru olacak.
upuaut, kelam ettiğini gördüğüm her meselede olduğu gibi bu meselede de gerçeklerden nasibin çok az! Müslüman Türkün ilme katkısı diğer müslüman kavimler yanında malesef çok azdır, hele tefekkür bahsinde bizden büyük mütefekkir çıkmamıştır diyebiliriz!

Bu konuları bilmiyorsun ama ahkam kesiyor, halin garip!

Alıntı:
upuaut´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Örnekse "İstanbul Kanatlarımın Altında".

Bu filmde 17. yüzyıl İstanbulunda Hezarfen Ahmet Çelebi (Aydan), Lagari Hasan Çelebi (Bayülgen), Evliya Çelebi (Bilginer), Bekri Mustafa (Ay) insanların da göklerde kuş gibi uçabileceğiyle ilgili araştırmaları tartışmaktadırlar. Hezarfenin kölesi, sonra da yavuklusu İtalyan kaptanın dilsiz kızı Francesca (Beatriz Rico), Leonardo Da Vinci'nin çizimlerine dayanarak onlara yardımcı olmaktadır.
Senin alaka duyduğun mevzular ile bu mevzuları öğrenebileceğin esas kaynakları tespit hususunda çok büyük sıkıntıların var!

Kuranın günümüze gelişi içün youtube müracat eden upuaut hezarfen ve lagari hasan içün bir sinema filmine müracat ediyorki o filmin sahibi kendisine getirilen tenkitlerden sonra "bu tarihi bir film değildir tarihe tam sadık kalmam icab etmez" manasına gelen sözleri vakti zamanında canlı yayında televizyonda zikretmiştir!

Hiç tetkik ettinmi hezarfenin francesca diye bir yavuklusu varmıymış veyahut böylesi birinin hezarfenin çalışmaları ile irtibatı ne imiş! Bu hangi tarihi vesikada, tarih eserinde geçmekte imiş diye hiç merak ettin mi yoksa o filimde bunu görmek sana yetti mi

Boşuna demiyoruz gerçeğe sadakat şarttır diye!

Hezarfen ile lagari hasanın çalışmaları içün elimizdeki en muhim kaynak evliya çelebinin seyahatnamesidir ve evliya çelebi hezarfen veyahut lagari hasanın çalışmaları sebebi ile idam edildiklerinden bahis etmemektedir!

Hatta evliya çelebi bu muhteremlerin sarayca taltif edildiklerini zikretmektedir!

Alıntı:
upuaut´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Asıl bu sözü söylemen rencide eder herkesi. Çünkü her insanın temel görevi evrendeki var olan şeyleri sorgulamaktır. Bunu yapmadığımız zaman, o zaman bizim hayvandan ne farkımız kalır ki?
Alemi tetkik hatta tecessüs etme sayi ile islamı ve esaslarını öğrenmek içün orientallere muhtaciyet izharı arasında bir rabıta yokturki sen bu kelamları etmektesin!

İslamı öğrenmek içün islamın kaynakları durur iken orientalleri nazara veren kişi bu halinden hicap duymuyor ise orada sıkıntı vardır!

Alıntı:
upuaut´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Orientallere gelince, içlerinde elbette kötü niyette olanlar vardır ama tamamına da kötü diyemeyiz. Eğer hepsi kötü niyette olsalardı, örneğin Richard Gere ve daha birçok Hollywood yıldızı neden Hindistan'a gidip Budizm'i incelediler?
Bu suale gerçekten cevap aramakta isen garplının zihin dünyasına seyehat etmeli ve tetkik etmelisinki acaba müslümanları putperest belleyen garplıya nisbet ile budisti putperest veyahut şeytana tapar belleyen kaç garplı vardır!

Sonra tekrar dönüp müslümanı putperest veyahut şeytana tapar bellemiş garplının bu bilgisinde orientallerin katkısı ne imiş!

Tabii hemen ifade edeyim, bu suallere youtube veyahut istanbul kanatlarımın altında filimlerinde cevap bulamazsın!

Biraz gayretli olman ve doğru kaynaklara müracat etmen gerekmekte!

Alıntı:
upuaut´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
kevseret.com sitesi islami bir site değil mi?
Elbette "islami" diye tesmiye olunacak bir site amma "Halife Ömer'in Hataya Karşı Avl Yöntemi" ifadesinin sahibi olan bir site değil! O ifade buraya ait!

Biz sana bunu gösteriyoruz ve dikkat et diyoruz!

Gerçeğe sadakat şart upuaut!
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 07-02-2010, 21:09
upuaut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Ancient Egypt
Mesajlar: 2.029
Standart

Alıntı:
Alchindus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
upuaut, kelam ettiğini gördüğüm her meselede olduğu gibi bu meselede de gerçeklerden nasibin çok az! Müslüman Türkün ilme katkısı diğer müslüman kavimler yanında malesef çok azdır, hele tefekkür bahsinde bizden büyük mütefekkir çıkmamıştır diyebiliriz!

Bu konuları bilmiyorsun ama ahkam kesiyor, halin garip!
Hayır, biliyoruz. Türk ilim adamları daha çok akli (pozitif) bilimlerde üstündüler ve sayıca İslam adamları içinde epey yer tutarlar. Senin sözüne ettiğin bilim, "Nakli (Hayırlı) Bilim"dir.

İmdi "İstanbul Kanatlarımın Altında" filmine gelince ki, bu söz Hazerfen Ahmet Çelebi tarafından tarihsel uçuş sırasında boğaz üzerindeyken söylenmiştir. Herhalde bu söz de filmin yönetmeni tarafından uydurulmuştur.

Neyse, filmde bazı abartmalar ve gerçekdışı olaylara yer verilmiştir. Buna birşey demiyorum. Ama bu olayın Osmanlı Devleti'nde ve Avrupa'da büyük yankı bulması üzerine, dönemin padişahı 4. Murat tarafından beğenildi. Topkapı Sarayı'ndaki elbiselerinden dev cüsseli olduğu anlaşılan 4. Murat, bu olayla çok yakından ilgilendi ve bu tarihsel uçuşu aynen filmde geçtiği gibi Sarayburnu'ndaki Sinan Paşa Köşkü'nden izledi. Evliya Çelebi'ye göre, Sultan 4. Murat Hazerfen Ahmet Çelebi'yi "bir kese de altınla" sevindirmiş, ancak bu derece bilgili ve becerikli birisinin tehlikeli olabileceğini düşünüp, "Bu adem pek havf edilecek bir ademdir, her ne murad ederse elinden gelir, böyle kimselerin bekaası caiz değil" diyerek onu Cezayir'e sürgün etmiştir.

İşte filmde anlatılanlar bunlardı. Ama senarist iyi bir hikaye çıkarabilmek için bazı gerçekdışı olaylara yer vermiş olabilir. Örneğin Hezarfenin kölesi ve sonra da yavuklusunun İtalyan kaptanın dilsiz kızı Francesca (Beatriz Rico) olması gibi.

Alıntı:
Alchindus´isimli üyeden Alıntı
Hezarfen ile lagari hasanın çalışmaları içün elimizdeki en muhim kaynak evliya çelebinin seyahatnamesidir ve evliya çelebi hezarfen veyahut lagari hasanın çalışmaları sebebi ile idam edildiklerinden bahis etmemektedir!
Mesajlarımı iyi oku. Ben yalnızca filmde verilen bilgileri buraya aldım. Yani Hazerfen Ahmet Çelebi ile Lagari Hasan Çelebi'nin idam edildiklerini değil, sürgüne yollandıklarını söylemiştim. Buna rağmen inanmıyorsan, isimler üzerindeki linklerden gerekli bilgileri alabilirsin.

Güzel, ama sen bu kaynaklara bakarken ben buraya bir özet geçmekte yarar görüyorum.

Sultan 4. Murat, "Bu adem pek havf edilecek bir ademdir, her ne murad ederse elinden gelir, böyle kimselerin bakaası caiz değil" diyerek Hazerfen Ahmet Çelebi'yi Cezayir'e sürülürken, Sultan tarafından ilk önceleri desteklenen ama daha sonra ulemânın baskısı ile yargılanan Lagari Hasan Çelebi de Kırım'a sürgüne gönderilmiştir.

Eeee, senarist de filmde bunları aktardı zaten. Fakat bütün bu bilgilere rağmen bir hata varsa söyle lütfen!

Not: "Muallimlikten talebeliğe gerilemenin nedenleri" adlı mesajımda Atatürk'ün “Biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen; içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve ızdırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticedir” sözünün kesin bir dönüşü gösterdiğini söylemiştim. Ve bu söz Atatürk'ün onlarca sözünden biriydi.

Ama gelin görün ki gerçek bu iken, yani Atatürk'e neresinden bakarsanız bakın, her haliyle kesin dönüş yapmış bir insanın tasviri iken, Youtube'da bu söz Atatürk'ün mason olduğunu gösteriyormuş. Buna ilişkin video konulmuş oraya!

Demek ki Atatürk'ü tanımasak bize bu yalancı dolmayı yutturacaklar.

Konu upuaut tarafından (07-02-2010 Saat 21:15 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 08-02-2010, 16:13
Alchindus Alchindus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Denetimdeki Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Jul 2009
Mesajlar: 702
Standart

Alıntı:
upuaut´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Hayır, biliyoruz. Türk ilim adamları daha çok akli (pozitif) bilimlerde üstündüler ve sayıca İslam adamları içinde epey yer tutarlar. Senin sözüne ettiğin bilim, "Nakli (Hayırlı) Bilim"dir.
"Biliyorum" der iken ve bunu ispat sadedinde zikrettiklerinle dahi "bilmediğini" ortaya koymaktasın!

Konuştuğumuz mevzuda nakli ilmin yeri varmıdırki misal olarak onu getirmektesin ve "Senin sözünü ettiğin bilim naklidir" demektesin!

Müspet bilimlerde islam ümmeti içinde müslüman türkün katkılarının diğer müslüman kavimlerin müntesiplerine nispet ile pek ehemmiyetli olmadığını ve benim üçün daha üzüntü verici olanının ise bizden büyük mütefekkir çıkmaması olduğunu zikrettim!

Hakikat budur!

Arabın acemin matematik, fizik, kimya, tababet, coğrafya ve felsefede vucuda getirdiği eserlerin cesamesi yanında müslüman türkün katkısı üzüntü ile söyleyeyim pek azdır!

Alıntı:
upuaut´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Ama gelin görün ki gerçek bu iken, yani Atatürk'e neresinden bakarsanız bakın, her haliyle kesin dönüş yapmış bir insanın tasviri iken, Youtube'da bu söz Atatürk'ün mason olduğunu gösteriyormuş. Buna ilişkin video konulmuş oraya!

Demek ki Atatürk'ü tanımasak bize bu yalancı dolmayı yutturacaklar.
Muhterem daldan dala pek güzel atlamaktasın, sayin pek bir büyük bu noktada!

Bari bu vesile ile hakikat araştırılır iken doğru kaynaklara müracatın ehemmiyetini sana gösterelim!

İmdi birisi sana kalkıp şunu gösterir ise ne diyeceksin!

Alıntı:
Großloge der Freien und Angenommenen Maurer der Türkei

Bekannte türkische Freimaurer

Mustafa Kemal Atatürk[10][5][11] war der Gründer und erster Präsident der Türkischen Republik.
Veyahut birisi kalkarda sana hür ve kabul edilmiş masonlar büyük locası tarafından neşredilmiş, müellifi sevenler mason locasının azası olup üstad-ı muhterem diye tesmiye olunan tamer ayan olan şu kitaptan bahis eder ise ne diyeceksin!



Alıntı:
Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Büyük Locası tarafından yayınlanan kitapta Atatürk`ün Risorta Locası`ndan alındığı iddia edilen `Masonluk Belgesi` de yeralıyor:

`Rivista Masonica Dergisi`nin 1973 yılındaki bir sayısından alınan bu belge Türkiye Büyük Locası arşivinde bulunuyor. Yazar Tamer Ayan`ın iddiasına göre Atatürk 29 Ekim 1907 tarihinde Rizorta Locası`na üye oluyor. Yazar ayrıca, Atatürk`ün 1913 yılında da Veritas Locası`na üye olduğunu belirtiyor. (Atatürk ve Masonluk, Tamer Ayan, sf. 117)

Tamer Ayan, çok tartışılacak kitabında şu iddialara yer veriyor:

`Genelde dünyada, özelde Türkiye`de herkes bu konuyu merak eder: Atatürk acaba Mason muydu? Elbette`Hem de Şevket Süreyya Aydemir`in tanımlamasıyla `o bir cilacı değil yontmacıydı`(sf. 69)

Kitapta ayrıca Sabetaycı aileden gelen Necip Fazlı`nın Atatürk ile `Rizorta Locası`nda tanıştığı ve Atatürk`e maddi ve manevi yardımda bulunduğu da iddia ediliyor.

Tamer Ayan, Atatürk`ün `uykuda` bir Mason olduğunun da altını çiziyor.

`Atatürk önlüksüz bir Mason değil; Nuruziya ile teşerrüf etmiş bir masondur. Bir süre sonra, devam etmeyerek gayrı muntazam olması onun Masonluk sıfatını geri almaz.; Sadece uykuya yatırır. Çünkü`Mason olunmayacağı, Mason doğulacağı` kuralının devamı `Mason doğanın Mason öleceğidir.` (sf. 131)

Mason locasındaki toplantılara devam ettiği dönemde Atatürk`e üst düzey görev teklif edildiğini iddia eden Tamer Ayan, kitabının sonuç bölümünde şu satırlara yer veriyor:

`Kendisine teklif edilen Masonik yüksek derece önerisini kabul etmeyişi, üstlenmiş olduğu yüce görevi dolayısıyladır. Ancak yakın arkadaşları ve dostlarından başka, Cumhuriyet kadrosunda güvenerek görev vermiş olduğu üst düzey yöneticilerinden bir çoğu Masondur. Atatürk ayrıca Mason derneğine nakti yardımda bulunmuş, hatta bazı yabancı konuklarını Mason lokalinde ağırlamıştır. Atatürk, Masonluğun amaçlarını ve ülküsünü çok iyi bildiği ve takdir ettiği için Masonluğu sevmiş güvenmiş ve yararına inandığı için desteklemiştir.` (sf. 364)

Kitap boyunca Atatürk`ün Sabetayistlerle yakın ilişkiler içerisinde olduğunu iddia eden Mason Tamer Ayan Atatürk`ün okulu hakkında da ilgin iddialar ortaya atıyor:

`Atatürk Şemsi Efendi Mektebine gönderildi. Bu okul, varlıklı ve kültürlü bir etnik grup olan Sabetaycıların Kapancı kolu tarafından kurulmuştur. Kurucusu Şemsi Efendi, Sabetaycı aileye mensup, kültürlü, başarılı ve aydın bir öğretmen olmasının yanı sıra siyasal yönü olan Kabala uzmanıydı`Şemsi Efendi, öğrencisi Atatürk`ün okuldaki başarısını izlemiş ve ailesine iyi bir eğitim görmesini önermiştir. İstanbul`da 1917 yılında vefat eden Şemsi Efendi`nin mezarı Üsküdar-Bülbülderesi Selanikliler Mezarlığı`ndadır` (sf. 84)

`M. Kemal Atatürk masondu` iddiası
İmdi idrak edebilmekte misin doğru kaynak ihtiyacını!

Konulara hakim olmadan ahkam kesilmemeli, bir konu müzakere edilir iken alakasız başkaca konulara birde sahih kaynaklara da müracat edilmeden girilmemelidir!

Tabii eğer gerçeğe sadakat var ise!
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 08-02-2010, 23:17
upuaut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Ancient Egypt
Mesajlar: 2.029
Standart Nafile turlara devam...

Alıntı:
Alchindus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
"Biliyorum" der iken ve bunu ispat sadedinde zikrettiklerinle dahi "bilmediğini" ortaya koymaktasın!

Konuştuğumuz mevzuda nakli ilmin yeri varmıdırki misal olarak onu getirmektesin ve "Senin sözünü ettiğin bilim naklidir" demektesin!

Müspet bilimlerde islam ümmeti içinde müslüman türkün katkılarının diğer müslüman kavimlerin müntesiplerine nispet ile pek ehemmiyetli olmadığını ve benim üçün daha üzüntü verici olanının ise bizden büyük mütefekkir çıkmaması olduğunu zikrettim!

Hakikat budur!

Arabın acemin matematik, fizik, kimya, tababet, coğrafya ve felsefede vucuda getirdiği eserlerin cesamesi yanında müslüman türkün katkısı üzüntü ile söyleyeyim pek azdır!
Kardeşim, İlimler Tarihi'ne bakıp aşağıdaki Türk ilim adamları ve çalışmalarını öğrenebilirsin. Bu kişiler ve çalışmaları özetle şöyledir:

1. Harezmi (780 - 850): İlk cebir kitabını yazan ve Batı'ya cebiri öğreten bilgin. Adı algoritmaya isim oldu. Rakamları Avrupa'ya öğreten bilgin. Cebiri sistemleştiren bilgin.

2. Abdülhamid İbn Türk (9 yüzyıl): Tarihte "Türk" lakabını taşıyan nadir Türk bilim adamlarındandır. Hârezmi'nin çağdaşıdır. Cebirin temelini atan islam bilgini.

3. Ömer Hayyam (? - 1123): Cebirdeki binom formülünü bulan bilgin. Newton veya binom formülünün keşfi Ömer Hayyam'a aittir.

4. Uluğ Bey (1394 -1449): Çağının en büyük astronomu ve trigonometride yeni çığır açan ünlü bir alim ve hükümdar.

5. Akşemseddin (1389 - 1459): "Hastalıklar insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma gözle görülemeyecek kadar küçük fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur." diyerek, bundan 500 sene önce ve tabii ki Pasteur'den önce mikrobun tarifini yaptı. İstanbulun fethinin manevi babasıdır. Fatih Sultan Mehmet'in Hocasıdır.

6. Ali Kuşçu (? - 1474): 15. yüzyılda yaşamış olan önemli bir astronomi ve matematik bilginidir. Babası Timur'un (1369-1405) torunu olan Uluğ Bey'in (1394-1449) doğancıbaşısı idi. "Kuşçu" lakabı buradan gelmektedir.

Ali Kuşçu, Semerkand'da doğmuş ve burada yetişmiştir. Burada bulunduğu sıralarda, Uluğ Bey de dahil olmak üzere, Kadızâde-i Rûmi (1337-1420) ve Gıyâsüddin Cemşid el-Kâşi (?-1429) gibi dönemin önemli bilim adamlarından matematik ve astronomi dersleri almıştır.

Ali Kuşçu bir ara, öğrenimini tamamlamak amacı ile, Uluğ Bey'den habersiz Kirman'a gitmiş ve orada yazdığı Hall el-Eşkâl el-Kamer adlı risalesi ile geri dönmüştür. Dönüşünde risaleyi Uluğ Bey'e armağan etmiş ve Ali Kuşçu'nun kendisinden izin almadan Kirman'a gitmesine kızan Uluğ Bey, risaleyi okuduktan sonra onu takdir etmiştir.

Ali Kuşçu, Semerkand'a dönüşünden sonra, Semerkand Gözlemevi'nin müdürü olan Kadızâde-i Rûmi'nin ölümü üzerine gözlemevinin başına geçmiş ve Uluğ Bey Zici'nin tamamlanmasına yardımcı olmuştur. Ancak, Uluğ Bey'in ölümü üzerine Ali Kuşçu Semerkand'dan ayrılmış ve Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın yanına gitmiştir. Daha sonra Uzun Hasan tarafından, Osmanlılar ile Akkoyunlular arasında barışı sağlamak amacı ile Fatih'e elçi olarak gönderilmiştir.

Bir kültür merkezi oluşturmanın şartlarından birinin de bilim adamlarını biraraya toplamak olduğunu bilen Fatih, Ali Kuşçu'ya İstanbul'da kalmasını ve medresede ders vermesini teklif eder. Ali Kuşçu, bunun üzerine, Tebriz'e dönerek elçilik görevini tamamlar ve tekrar İstanbul'a geri döner. İstanbul'a dönüşünde Ali Kuşçu, Fatih tarafından görevlendirilen bir heyet tarafından sınırda karşılanır. Kendisi için ayrıca karşılama töreni yapılır. Ali Kuşçu'yu karşılayanlar arasında, zamanın ulemâsı İstanbul kadısı Hocazâde Müslihü'd-Din Mustafa ve diğer bilim adamları da vardır.

İstanbul'a gelen Ali Kuşçu'ya 200 altın maaş bağlanır ve Ayasofya'ya müderris olarak atanır. Ali Kuşçu, burada Fatih Külliyesi'nin programlarını hazırlamış, astronomi ve matematik dersleri vermiştir.

Ayrıca İstanbul'un enlem ve boylamını ölçmüş ve çeşitli Güneş saatleri de yapmıştır. Ali Kuşçu'nun medreselerde matematik derslerinin okutulmasında önemli rolü olmuştur. Verdiği dersler olağanüstü rağbet görmüş ve önemli bilim adamları tarafında da izlenmiştir. Ayrıca dönemin matematikçilerinden Sinan Paşa da öğrencilerinden Molla Lütfi aracılığı ile Ali Kuşçu'nun derslerini takip etmiştir. Nitekim etkisi 16. yüzyılda ürünlerini verecektir.

Ali Kuşçu'nun astronomi ve matematik alanında yazmış olduğu iki önemli eseri vardır. Bunlardan birisi, Otlukbeli Savaşı sırasında bitirilip zaferden sonra Fatih'e sunulduğu için "Fethiye" adı verilen astronomi kitabıdır. Eser üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gezegenlerin küreleri ele alınmakta ve gezegenlerin hareketlerinden bahsedilmektedir. İkinci bölüm Yer'in şekli ve yedi iklim üzerinedir. Son bölümde ise Ali Kuşçu, Yer'e ilişkin ölçüleri ve gezegenlerin uzaklıklarını vermektedir.

Döneminde hayli etkin olmuş olan bu astronomi eseri küçük bir elkitabı niteliğindedir ve yeni bulgular ortaya koymaktan çok, medreselerde astronomi öğretimi için yazılmıştır. Ali Kuşçu'nun diğer önemli eseri ise, Fatih'in adına atfen "Muhammediye" adını verdiği matematik kitabıdır.

Not: Ali Kuşçu hakkında biraz detaylı bilgi verdim, dolayısıyla bu ve diğer bilgileri Ali Kuşçu Kimdir?de bulabilirsiniz.

Neden bu kadar detaylı bilgi verdiğime gelince, sırf Fatih Sultan Mehmet'in bir ilim adamına verdiği önemi kanıtlarıyla burada açıkça göstermek istedim.

7. Fatih Sultan Mehmet (1432 - 1481): İstanbulu feth eden ve Havan topunu icad eden ve yivli topları döktüren padişahtır. Fatih'in kendi icadı olan ve adı "Şahin" olan topların ağırlığı 17 ton ve bakırdan dökülmüş olup 1.5 ton ağırlığındaki mermileri 1 km ileriye atabiliyordu. Bu topları 100 öküz ve 700 asker ancak çekebiliyordu...

8. Sabuncu Oğlu Şerefeddin (1386 - 1470): Fatih devrinin ünlü doktor ve cerrahlarındandır. Deneysel fizyolojinin öncülerindendir.

9. Piri Reis (1465 - 1554): 400 sene önce bu günküne çok yakın dünya haritasını çizen büyük coğrafyacı. Amerika kıtasının varlığını Kristof Kolomb'dan önce bilen ünlü Türk denizcisi.

10. Seydi Ali Reis (?-1562): Ünlü bir denizci, matematik ve astronomi alimidir.

11. Evliya Çelebi (1611 - 1682): Büyük Türk seyyahı ve meşhur seyahatnamenin yazarıdır.

12. Hezarfen Ahmed Çelebi (17 yüzyıl): Kendisi dünyada ilk kez uçmayı başaran Türk bilginidir. Planörcülüğün öncüsüdür.

13. Lagarî Hasan Çelebi (17 yüzyıl): Füzeciliğin atası, Osmanlılarda ilk defa füzeyle uçan bilgin.

Kaynak: Bu konuda detaylı bilgi almak için "Ünlü Türk bilim adamları"na bakınız lütfen.

Herhalde Türk ilim adamları hakkında bu kadar bilgi yeterli olmalıdır.

Alıntı:
Alchindus´isimli üyeden Alıntı
"Atatürk Şemsi Efendi Mektebine gönderildi. Bu okul, varlıklı ve kültürlü bir etnik grup olan Sabetaycıların Kapancı kolu tarafından kurulmuştur. Kurucusu Şemsi Efendi, Sabetaycı aileye mensup, kültürlü, başarılı ve aydın bir öğretmen olmasının yanı sıra siyasal yönü olan Kabala uzmanıydı`Şemsi Efendi, öğrencisi Atatürk`ün okuldaki başarısını izlemiş ve ailesine iyi bir eğitim görmesini önermiştir. İstanbul`da 1917 yılında vefat eden Şemsi Efendi`nin mezarı Üsküdar-Bülbülderesi Selanikliler Mezarlığı'ndadır" (sf. 84)
Youtube'da buna ilişkin birçok video var. Sonuçta bu bir araştırma meselesi olup, doğruluğu ancak araştırmalar sonunda belli olur. Fakat bu araştırmanın sonucu ne olursa olsun, aynı Atatürk'ün Türkiye'deki Mason Locaları'nı kapattığını da unutmayalım. Bu durumda adama sormazlar mı; bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? diye!

Eğer tersi geçerli olsaydı, "Mehmet Âkif'i şaşırtacak benzerlik" yazısında gördüğünüz gibi, Atatürk'ün yakın tarihimizde binbir facia ve ızdırap kaydeden yapraklarından çıkardığı netice şu olmazdı ("Mehmet Âkif'i şaşırtacak benzerlik" makalesini mutlaka okuyunuz. Orada göreceksiniz ki; aradan 100 yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un belirttiği gibi, "Tarih tekerrürden ibaretmiş"):

Ordunun Siyasetten Ayrılması

Askerlerin görevleri devam ederken milletvekili olamayacakları dair kanun 19 Aralık 1924'te kabul edildi.

Mustafa Kemal Paşa, daha II. Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Partisi'nde gördüğü ordu ile politikanın işbirliğini tenkit etmişti. Bu acı tecrübelerin ışığında 3 Mart 1924'te o zamana kadar hükümette yer alan Genelkurmay Başkanlığı politika dışında bırakıldı.

Uyarı: Ordunun siyasetten ayrılması ile meclisteki rekabetin iç çatışmaya dönüşmesi önlenmiştir.

Acı Tecrübeler:

1) I. Balkan Savaşı ile Osmanlının Ege Denizi'ndeki üstünlüğü sona erdi. M. Kemal'in "Ordu siyasete karışmasın!" sözü ispatlanmış oldu.

2) I. Dünya Savaşı'nda ise Enver Paşa'nın siyasi hatasıyla Osmanlı ilkine göre çok daha fazla toprak kaybetti ve M. Kemal'in aynı sözü burada bir kez daha ispatlanmış oldu.

Not: Atatürk hakkında diğer yanlış bilgileri de Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Sadık TURAL yanıtlamaktadır. İzleyin ve öğrenin lütfen.

Konu upuaut tarafından (08-02-2010 Saat 23:27 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 09-02-2010, 16:00
Alchindus Alchindus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Denetimdeki Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Jul 2009
Mesajlar: 702
Standart

Alıntı:
upuaut´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Kardeşim, İlimler Tarihi'ne bakıp aşağıdaki Türk ilim adamları ve çalışmalarını öğrenebilirsin. Bu kişiler ve çalışmaları özetle şöyledir:


İlimler tarihine nazar etme ihtiyacı doğrudur, bu sözün ile amel edebilse idin yani ilimler tarihinden gerçekten bir nasibin olsa idi zati şu mevzuyu konuşmaz idik!

Esasen baktığımda hepi topu altı isim saymışsın muhterem amma bu isimlerden ikisi türk de değildir!

Harezmi farisidir, cabir bin hayyana mesnetsizce türk denmesi gibi harezmiye öyle denmesine aldırış etme!

Ömer hayyamda farisidir, bazıları iranda meskun olmuş olabilecek arap menşeili hayyami aşiretine mensubiyetini de iddia etmişlerdir amma bu zat türk değildir!

Doğru kaynak pek muhimdir demekteyim daima, bu kelamı boşuna etmiyoruz!

Bana müslüman türklerin ilme katkıları bahsinde misal getirmeye kalkan upuaut keşki ferganiden söz etse idi, veyahut beyruniden, oda olmadı ise farabiden!

Mensup olduğu kavim bahsinde kati bilgimiz olmasada el-cezeriden söz etse idin keşke!

Birde akşemseddini zikretmişsinki, keşfü keramet ve teoloji ilmi burada konuştuğumuz sahaya dahil edilir ise yine üzüntü ile söyleyeyim, bu sahada da türk olmayan müslümanlar türklere nisbet ile pek fazladır!

Hepi topu altı isim vermişsin dedim çünki verdiğin bazı misallerden konuştuğun mevzuya hakim olmadığın o kadar zahirki, misalen sabuncu oğlu şerefeddinden bahis etmişsinki onun türk ilim tarihi içünde ilk türkçe cerrahi eser telif etmiş olmasından mütevellid hususi bir kıymeti olabilir amma bu onu ilk cerrahi eser sahibi yapmaz veyahut sahasında çığır açmış birisi yapmaz! Bir razi midir veyahut zehravi! Değildir bundan mütevellidde burada gereksiz yere açtığın bahiste zikredilmesi senin türklerin yetiştirdiği her bir tabibi, evliya çelebiden bahsin her bir seyyahı seydi ali reisten bahsin her bir denizciyi ilim tarihinin müstesna numuneleri saydığını veyahut başkaca müslüman kavimlerin böyle ferdleri bulunmadığını sandığını göstermekte!

Burada bunlar misal olarak getirilebilir mi!

İmdi ben sana şöyle kabaca bir çırpıda şu dev kametleri sayabilirim!

-Beni musa kardeşler, ahmed bin musa hasan bin musa, muhammed bin musa

-Sabit bin kurra

-Ebu sehl kuhi

-Cabir bin hayyan, garpda al-geber diye meşhurdur

-El-bettani, garpda albategnius, albategni, albatenius diye meşhurdur

-Zekeriyye er-razi, garpda rhazes, alrazes, albubator diye meşhurdur

-Ez-zehravi, garpda albucasis diye meşhurdur

-Ebu'l vefa el-büzcani

-İbnü'l-heysem, garpda alhacen, alhazen diye meşhurdur

-İbn-i bacce, garpda avempace diye meşhurdur

-El-hazini

-İbn tufeyl, garpda albubacer diye meşhurdur

-İbn rüşd, garpda averroes diye meşhurdur

-Cabir bin eflah

-Bitruci, garpda alpetragius diye meşhurdur

-Nasirüddin tusi

-Kutbüddin-i iirazi

-İbn-i şatır

-İbn-i haldun


Sana bir bu kadar daha isim sayabilirim muhterem!

Bundan mütevellid, cehaletleri veyahut kötü niyetleri sebebi ile islam ilim ve tefekkür tarihini yok hükmünde görup göstermek isteyenlerin, bu bahsin künhüne vakıf olamayan senin gibi arkadaşların asabiyet duygularını tahrik içünde bir iki türk allamenin adını zikredip, yanlarına da türk olmayanları türk diye ilave etmelerine aldırış etme, islam ilim ve tefekkür tarihine iyice nazar et, malumat sahibi ol ve olacaksa bir kanaatin bunlardan sonra olsun!

Alıntı:
upuaut´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Youtube'da buna ilişkin birçok video var. Sonuçta bu bir araştırma meselesi olup, doğruluğu ancak araştırmalar sonunda belli olur.
Muhterem çık şu youtubeden! Cevap aradığın suallerin tetkik yeri orası değildir!

Alıntı:
upuaut´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Fakat bu araştırmanın sonucu ne olursa olsun, aynı Atatürk'ün Türkiye'deki Mason Locaları'nı kapattığını da unutmayalım. Bu durumda adama sormazlar mı; bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? diye!
Güzel sual, sor tabiiki sor amma bu sual ile birlikte "acep niçün en yakınlarında onca masona yer vermiş ve muhim vazifelerin pek çoğuna masonları tayin etmiş" sualinide aklında tutup meseleyi iyice araştır, tekik et amma youtubede değil!

Nafile turlara devam edeceğine hakiki bilgiye ulaşmayı dene!

Şu vakitten sonra ister bunu dene ister nafile turlarına devam et, benim daha faideli ve muhim işlerim var muhterem!

Seyri sülukunda sana faideli olacak yoluna ışık tutacak bilgiler verdiğim kanaatindeyim, bundan sonrası senin sayine ve nasibine kalmıştır!

Hakiki bilgi ile vuslat gayen olsun!

Gerçeğe sadakat şart!
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 09-02-2010, 21:01
upuaut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Ancient Egypt
Mesajlar: 2.029
Standart Var mı Türk'ten Büyüğü?

Alıntı:
Alchindus´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
İlimler tarihine nazar etme ihtiyacı doğrudur, bu sözün ile amel edebilse idin yani ilimler tarihinden gerçekten bir nasibin olsa idi zati şu mevzuyu konuşmaz idik!
Eğer zamanında biz de Avrupalılar gibi kendi ilim adamlarımıza önem verip, şifahi (sözlü) yerine yazılı kayıtlara müracaat etseydik, senin dediğin gibi şimdi bu alanda bir kısır döngü içinde olmazdık. Yani başımıza ne geldiyse şifahi olarak aktarılan bilgilerden kaynaklanmaktadır.

Şimdi burada "şifahi" gelenekten bahsettiğim için Mehmet Şevki Eygi Hoca ağzımıza biber sürecek. Çünkü o bu olay nedeniyle çokça özeleştiri yapan ve bu alanda tek olan değerli bir hocamızdır. Keşke diğer hocalarımız da bu gerçeği görebilse!

Doğrudur; daha birçok ilim adamımızın doğum ve ölüm tarihlerini bile bilmiyoruz ki, sonraki bilgiler sağlıklı olsun. Örneğin Hazerfen Ahmet Çelebi'nin, tıpkı Ulubatlı Hasan gibi, tarihsel bir karakter yani "Hayali Kahraman" olarak üretilmiş olduğunu söyleyenler bile var. Bu konuda Seyyah Evliya Çelebi'nin ünlü "Seyahatname"sinde aktardıklarından fazla bir bilgimiz yok.

Dikkatinizi çekerim; bu olay Sultan 4. Murat'ın yaşadığı 17. yüzyılda meydana gelmiş. Ama şu hale bakın ki, böylesine önemli tarihi bir olayı bile 1. dereceden kanıt sayılabilecek 4. Murat'ın saray kayıtlarında yer alması gerekirken, "Seyahatname" gibi 2. ya da 3. dereceden kanıt olacak bir yere kaydediyoruz.

Fakat bunlardan daha önemli olan bir şey varsa, o da Türk-İslam alimleri tarafından geçmişte yapılan bütün çalışmaların bir meyvesi olarak; Peygamber Efendimizin "İstanbul elbette fethedilecektir, Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, Onun askerleri ne güzel askerdir" müjdesine nail olmak değil mi idi?

Bildiğiniz gibi bu müjdeye nail olabilmek için Fatih’in babası II.Murat Han’ın da gönlünde İstanbul’un fethi yatmaktaydı. Bu ideal uğruna zaman zaman teşebbüslerde de bulunmuştur. Zamanın büyük velilerinden olan Hacı Bektaşi Veli’nin sarayda bulunduğu bir gün, Hacı Bektaş’i Veli’ye şu suali sormuştur:

–Ne dersiniz, İstanbul’un fethi bize müyesser olur mu?Yoksa bu çalışmalarımız boşa mı gider. Hacı Bektaş–ı Veli:

–Hünkarım, İstanbul’un fethi şu bizim köseyle, sizin, beşikte uyuyan Mahdum Muhammed’e nasip olacaktır... Hacı Bektaş’ın bu cevabı Akşemseddin’i uyandırmıştır. Bu cevap Akşemseddin’in aklından hiç çıkmaz.

Fatih tahta çıktığı andan itibaren Feth–i Mübin–i düşünür ve büyük padişaha der ki:

–Cenab–ı Peygamber’in iltifat–ı seniyyesi size vaki olmuştur. Bundan en küçük bir şüpheniz olmasın, der. Akşemseddin Fatih’e, Feth–i Mübini için devamlı telkinlerde bulunmaktadır. Fatih de hocasının bu telkinlerine son derece değer verir ve ne pahasına olursa olsun İstanbul fethedilecektir.

İşte bu başarının ortaya çıkmasında Akşemsettin Hoca ve Fatih Sultan Mehmet de birer ilim adamı olarak güzel çalışmalarda bulunmuşlardır.

Söyle bakalım; hangi İslam alimi bu başarıya denk bir çalışmayla karşımıza çıkabilir? Hepsinin çalışmasını toplasan bu başarının yanına bile yaklaşamaz. Çünkü işin içinde peygamber Efendimizin müjdesi var. Ve bu müjdeye Fatih'in babasıyla birlikte Akşemsettin'in hocası Hacı Bektaş Veli’ye bile nasip olmamış!
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 09-02-2010, 22:01
upuaut - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
upuaut upuaut isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 21 Jan 2010
Bulunduğu yer: Ancient Egypt
Mesajlar: 2.029
Standart Yalan Söyleyen Komplo Teorisyenleri Utansın (!)

Atatürk hakkında dev bir araştırma yaparak orijinal bilgileri 5000 sayfa gibi büyük bir külliyatta toplayan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Sadık TURAL, Atatürk hakkında özellikle günümüzde artan sayıda yalan-yanlış üretilen iftiralara tarihi vesikalarla cevap veriyor.

Örneğin linki tıkladığınızda yaklaşık 40 dakika süren bu kısa tanıtım filmde, Büyük Nutku'n sonunda yer alan "Gençliğe Hitabe"nin Atatürk tarafından yazılmadığına dair günümüzde üretilen komplo teorisini Atatürk'ün elyazısını göstererek bir güzel çürütmektedir.

Demek ki, fırsattan istifade eden komplo teorisyenleri, bazen kendi aralarında paslaşırken bu örnekte olduğu gibi kendi kalelerine gol atabiliyorlarmış.

Aynı şey, masonluk ve diğer konular için de geçerlidir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
bilim için; "bilim de bir dindir" denilebilir mi? israil Cafe 24 23-06-2010 22:53
Ulusal Bilim Konseyi ve TUBİTAK "İnanmıyoruz" Dedi ALKA Evrim Teorisi 0 10-03-2010 15:31
Kadinin "ezilmisliginde" Disinin Rolu Nedir? evrensel-insan Dinler ve Kadın 33 24-06-2009 04:44
"QaTaA'" NEDIR???...YARDIMCI OLURMUSUNUZ???.... İslam Forumu 10 20-03-2006 20:05


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:43 .