Turan Dursun Sitesi Forumları

Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Duyuru

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 03-05-2010, 17:45
Cem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cem Cem isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 23 Sep 2004
Mesajlar: 2.479

Başarı Ödülü Başarı Ödülü Başarı Ödülü Onur Üyeliği 

Standart Kapitalizm ve Sosyalizmin Ekonomi Politikalarının Karşılaştırması

Ekonomi Politikası konusu forumumuzda en az değinilen konulardan birini oluşturuyor. Oysa bir toplumu biçimlendiren ve kişilerin geleceğine etki eden en önemli etkenlerden biri olarak sayabiliriz ekonomiyi.

Günümüz dünyasında kapitalizmin hakim olduğu bir gerçek. Kapitalizm bilhassa bilimsel-teknolojik ilerlemelerde halen geliştirici bir motor olarak görünüyor ve dünyanın en gelişmiş ülkeleri olan ABD, Japonya, Almanya vb. ülkeler kapitalizmin hakim olduğu ülkeler.

Diğer yandan gelir dağılımı bozukluğu, spekülatif manevralara açık olması ve yaşadığı krizler nedeniyle önemli eleştiriler de alıyor kapitalizm. Bu nedenle her ne kadar sosyalist ekonomik model olan Merkeziyetçi Planlama Ekonomisi (MPE olarak kısaltalım) SSCB'nin çöküşüyle önemli taraftar kaybına uğradıysa da kapitalist ekonomik model olan Serbest Piyasa Ekonomisi'ne (SPE olarak kısaltalım-tabi genelde kullanılan başka bir kısaltma yoksa) tek alternatif gibi görünüyor.

Bu başlıkta siyasal düzleme sadece zaruri olduğunda çıkarak ama esas olarak ekonomik düzlemde kalarak MPE ve SPE karşılaştırması yapmayı öneriyorum.

Umarım hepimizin bir şeyler öğrendiği verimli tartışmalar olur.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 06-05-2010, 17:20
Sangre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sangre Sangre isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 04 Apr 2008
Mesajlar: 1.498
Standart

Eğer tartışma Sosyalist ve Piyasa ekonomileri arasında olacaksa, çok verimli geçebileceğini düşünmüyorum.. Ulpian'ın da dediği gibi, artık Batı'da da sistem topyekün tartışılmıyor..

Bunun yerine 'Serbest ve Sosyal Piyasa', Kamu/Özel sektör etkinliği, Devlet Müdahalelerinin meşruluğu vs. gibi var olan düzene, Piyasa Ekonomisine ait öğeler tartışılırsa çok daha verimli geçebilir.

Tartışmada da veri olarak alınacak iki kanat, Neo-Klasik ve Neo-Keynesyen teoriler olabilir..

Ama illa ki, 'Piyasa düzenine karşıyız, bu yüzden de Sosyalizm'de ısrar ediyoruz.. Hatta biz sadece ekonomi değil siyaset, felsefe, psikoloji vs. gibi alanları da tartışmak istiyoruz' diyorsanız, orası size kalmış.. Bana da iyi tartışmalar demekten ötesi düşmez

Yalnız şunu söyliyeyim; Kamu kesimini içine alan bir tartışma, her zaman Sosyalist bir ekonomiye de dokundurma yapar.. Keynesyen teoriye yönelik çoğu eleştiri, Sosyalist ekonomi teorisine de yönelik bir eleştiridir..
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 06-05-2010, 19:33
güneşinzaptıyakın güneşinzaptıyakın isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 30 Aug 2009
Mesajlar: 2.219
Standart

Alıntı:
Sangre´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
............
Yalnız şunu söyliyeyim; Kamu kesimini içine alan bir tartışma, her zaman Sosyalist bir ekonomiye de dokundurma yapar.. Keynesyen teoriye yönelik çoğu eleştiri, Sosyalist ekonomi teorisine de yönelik bir eleştiridir..
Birader ABD başkanı'nın günümüzde uyguladığı politikalar Sosyalist olarak adlandırılıyorsa Yeni-Liberal sistemde sende haklısın Sosyalist ekonomi içine Keynesçi ekonomiyi dahil etmekte. Önceki tahlillerine önemli ölçüde katılmakla birlikte alıntıladığım son tahliline katılmamaktayım.

Sosyalist ekonomi ile Keynesçi ekonomi arasında oldukça büyük ve derin fark vardır, günümüzden baktığımızda bu böyledir ama elbette geçen yüzyılın ilk yarısından bakınca senin söylemin genel bakış açısı olarak pratik politikalara da yansımıştır uluslararası zeminde, uzun bir sürede gerek Stalin Sovyet bloğu gerekse dönemim Liberal politikacıları tarafından böyle algılanmıştır, gerçi günümüz Liberal politikacılarıda benzer bir yaklaşım sergilemekte olsalarda artık Sosyalist taraf olaya öyle bakmamaktadır ve adlandırmamaktadır. Hatta Avrupa Sosyal demokratları daha keskin sınırlar çizerek var olan Liberal eknomiyi (Avrupa içinde) son kriz neticesinde yaşanan krizler benzerinde koruma amaçlı ve elbette Avrupa sermayesini dış sermayeden koruma amaçlı politikalar üretmektedir, bunu yukarda sen Liberal adlarıyla söyledin zaten...
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 07-05-2010, 00:17
saroz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
saroz saroz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 29 Jun 2009
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1.705
Standart

Serbest Piyasa Ekonomisi (SPE) Kavramı, sosyalist ekonominin başarısı karşısında revize edilen vahşi kapitalizmin şirin gösterilmeye çalışılan halidir.

Özellikle 2. dünya savaşı sonucu hitler faşizmi'nin sovyetler birliği tarafından tepelenmesi ve sosyalist ülkelerin avrupa'nın yarısına yayılması sonucu dünya da sosyalizmin prestiji tavan yaptı.

Sadece 2. dünya savaşının kazaımları değil, sovyetler birliğindeki ekonomik başarılar, tüm dünyanın emekçilerini etkilemiştir.

Bu etkiyi kırmaya çalışan emperyalist batı avrupa, sosyal hakları arttırmak zorunda kaldı. Ekonomisini de şirin göstermek ve kapitalist sömürüyü örtmek için kullandığı asma yapraklarından birisi de bu Serbest Piyasa Ekonomisi terimidir.

Kapitalist üretim biçimi sadece, feodal üretim tarzının yaşandığı dönemde, daha tomurcuk iken ve gelişerek feodalizmi yıkıp kapitalizmi kuracak siyasal güce ulaştığında demokratik bir karakter, ilerici bir nitelik taşıyordu.

İktidarı alır almaz gericileşti ve feodalizmden beter bir sömürü sistemi kurdu.

SPE İsmine olan itirazımı kısaca belirttikten sonra kapitalizm ve sosyalizm arasındaki ekonomik karşılaştırma olarak algıldığım değerlendirmeye geçmek istiyorum.

Kapitalist ekonomi, üretim araçlarının (Fabrikalar, tarlalar) az sayıda mülkiyet sahibinin elinde olduğu bir sistemdir. Bu mülk sahipleri emekçilerin ürettiği artı değerin büyük bir kısmına el koyarak yaratılan zenginliği ellerinde tutarlar. Nüfusun yaklaşık %80'i çalışır üretir, kalan %20'si (yaklaşık) üretilen değerin % 90'ına el koyar.

Bu adaletsiz düzende üreten yaratan emekçiler eğitimsiz, cahil bırakılır, ek olarak asker polis ve mahkemeler vs. mülk sahiplerini emekçilere karşı korur.

Kapitalist sistem de halkın çoğunluğu, sağlık, eğitim, barınma, ulaşım, beslenme, iş bulma ihtiyaçlarını işverenin insafına terkeder. Ücreti işsizlerin sayısı belirler. Arz-talep dengesi diye yutturulan, rekabetçi serbest piyasa tamamen yalandır. Devlet eliyle daima beslenen üretim araçlarına sahip burjuva sınıfı her zaman tekelleşmeden yanadır.

Sosyalist ekonomi, kapitalist ekonomiden komünist ekonomiye geçiş sistemidir. Yılların sömürü sistemlerine alışmış kitleler, birden bire devletin, yöneticilerin, asker ve polislerin olmadığı, herkezin yeteneğine göre, ihtiyacı kadar üretimden pay aldığı, komünist toplum ekonomisine geçemez.

Bu geçişi sağlayacak sistem sosyalizmdir. Dünya da Komünist sistem teoriden pratiğe daha geçmemiş yani yaşanmamıştır. Ancak sosyalist sistem yaşanmıştır.

Kapitalizmi yenen emekçilerden oluşan iktidar bir devlet organına sahiptir. Ekonomi ilk etapta üretim araçlarına en büyüğünden başlayarak el koymakla özel mülkiyete son vermeyi hedefler.

Tüm üretim araçları kamulaştırılır. Üretimden alınan pay, herkesin yeteneğine göre emeği kadardır. İhtiyacı kadar değildir, çünkü sosyalist toplum bu kadar üretken bir ekonomiyi yaratamaz. Herkeze ihtiyacı kadar üretimden pay verecek ekonomi komünist ekonomidir.

Sosyalist ekonomi, halkın barınma, sağlık, eğitim, ulaşım, beslenme, iş garantisi olanaklarının devlet eliyle karşılandığı bir sistemdir.

Çok kaba özetle burada kesiyorum.
__________________
Kendisinin Efendisi Olmayan Hiç Kimse Özgür Değildir.
Epiktetos
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 19-05-2010, 14:23
Cem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Cem Cem isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 23 Sep 2004
Mesajlar: 2.479

Başarı Ödülü Başarı Ödülü Başarı Ödülü Onur Üyeliği 

Standart

Sayın katılımcılar,

Başlık liberalizmin ve sosyalizmin iktisat politikalarını tartışmak üzere açıldığı halde mesajların çok büyük bir bölümünün siyasi ve ideolojik düzlemde kaldığını gözlemledim. Bu nedenle konuyla ilgisiz pek çok mesajı silmiş bulunuyorum.

İktisat elbette ki siyasi ve ideolojilerle ilgili bir konu ancak bu gene de konunun ağrılığını siyasi-ideolojik düzleme çekmenin gerekçesi olamaz. Sosyalizm ve liberalizm arasındaki siyasal-toplumsal tartışmalar bu forumdaki diğer pek çok başlıkta zaten ele alındı ve alınıyor. Aynı konulara bir de burada başlamamızın gereği yok. Burada iktisat teorileri ve uygulamalrı düzleminde kalmaya çalışalım ve sadece çok gerekli oldukça diğer düzelemlere çıkalım lütfen.

Bu başlık aşağıdakine benzer konuları tartışmak için açıldı, eğer varsa söyleyecekleriniz lütfen bu çerçevede söylemeye çalışınız:

  • SPE nasıl işler?
  • İnsanoğlu kar dürtüsüyle mi ürtime katılabilir? Kar motivasyonu olmaz ise üretim ve hizmetler nicelik ve nitelik olarak düşer m?
  • SPE toplumun genel yararına mıdır yoksa sadece burjuvazinin yararına mıdır?
  • SPE'nde tekelleşme kaçınılmaz mıdır? Anti-tröst yasaları bu tekelleşmenin önüne geçebilir mi?
  • Büyük burjuvazinin tekelleşmesi sonu gittikçe kaybolmakta olan bakkaliyeler, yerel kitapçılar, dondurmacılar vb. (Dondurmam Gaymak filmini hatırlayalım) toplumdki yeri neresi olacaktır, olmaktadır?
  • Türkiye, Brezilya vb. Gelişmekte Olan Ülkeler kategorisinde olan ülkelerde Uluslararası Sermaye'den bağımsız "Milli Burjuvazi"den bahsedebilir miyiz?
  • Bir işçi için ve halk için işletme sahibinin Koç veya Rockefeller olması farkeder mi?
  • Neo-liberalizm nedir? Türkiye ekonomisini tahrip etmekte midir?
  • Ülkemizde tarım ve hayvancılığın düştüğü kötü durum neo-liberal politikalar sonucu mudur?
  • ABD'deki son büyük kriz Marx'ın öngördüğü üzere kapitalizmin kaçınılmaz bir krizi midir?

  • Sosyalist ekonominin (MPE) devlet kapitalizminden farkı nedir?
  • Üretim araçlarının kamulaştırılması emeğin sömürüsünü engellemeye yeterli midir?
  • MPE'nde arz-talep dengesini insan iradesi sağlayabilir mi?
  • Ücretlerin primlerle desteklenmesinin MPE'nde yeri nedir?

Konu Cem tarafından (19-05-2010 Saat 14:29 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 20-05-2010, 01:40
Sangre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sangre Sangre isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 04 Apr 2008
Mesajlar: 1.498
Standart

Yukarıdaki soruların hepsi ayrı birer konu ve hepsi ayrı ayrı tartışılmayı hak ediyor.. Hepsini bir anda yanıtlamamın olanaksız olacağından dolayı, ilk soruya değinmek istiyorum.. Hem SPE olarak adlandırdığınız görüşün teorik sınırlarını çizebiliriz.. Hem de karşı görüşün hangi konularda eleştiriler getirdiğini daha rahat anlayabiliriz.. Aşağıda yazdıklarımda eksiklikler olabilir, onu da aklıma geldikçe tamamlarım diye umuyorum.

Alıntı:
Cem´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
  • SPE nasıl işler?

Ekonomide Main-Stream olarak kabul edilen teori, Neo-Klasik teori olduğu için onun varsayımlarına ve nasıl işlediğine değinelim;

(Ama önemle belirtmem gerekir ki, bu işleyiş tamamen teorik sınırlar içindedir ve gerçek hayat için 'ideal piyasa' anlamına gelir.. Bunun dışında 'sapmaların' olabileceğini ve bu sapmaların da ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirtmem gerekir)

1 - Tam Rekabet


Bir malı satmak isteyenlerle, söz konusu malı satın almak isteyenlerin tümü, piyasayı oluşturur.. Kısaca ‘piyasa’yı, alıcı ve satıcıların oluşturduğu mübadele ağıdır diye tanımlayabiliriz.. Piyasalar, alışverişe konu olan malların niteliğine göre, ‘mal ve hizmet piyasaları’ ve ‘faktör piyasaları’ adı altında iki ana gruba ayrılır.. Rekabetin gerçekleşip gerçekleşmemesine göre de, tam rekabet ve eksik rekabet piyasası olarak ikiye ayrılır.

Tam rekabet piyasası, alıcı ve satıcıların, belli koşullar altında hiçbir engel olmadan karşılaştıkları ideal bir rekabet ortamını ifade eder.. Büyük ölçüde varsayımlar üzerine kurulan ve gerçek hayattan oldukça uzak olan bu piyasa, günümüzdeki çeşitli piyasaların anlaşılmasında yardımcı olacaktır.. Tam rekabet piyasasının var olabilmesi için 4 koşul gerekiyor;

Atomizite koşulu; Bu koşul, alıcı ve satıcıların tek başlarına piyasa fiyatını etkilemeyecek kadar çok sayıda olmalarını ifade eder.. Bir tek alıcı ve satıcının, piyasadaki payı o kadar küçüktür ki (yada piyasa alıcı ve satıcıların sayısı o kadar çoktur ki), tek alıcı yada satıcı, piyasa talebini yada arzını ve dolayısıyla piyasa fiyatını etkileme gücüne sahip değildir.. Piyasa fiyatını etkileme gücüne sahip olamayan alıcı ve satıcılar ise, piyasa fiyatını kabullenmek zorundadır (Monopollerin (Tekellerin) aksine)

Mobilite koşulu;
Bu koşul alıcı, satıcı ve üretim faktörlerinin piyasada tam hareket serbestisine sahip olmalarını ifade eder.. Herhangi bir alıcı, arzuladığı her malı alabileceği yada almaktan vazgeçebileceği gibi, herhangi bir satıcı da arzuladığı alanda faaliyete geçebilir yada, faaliyette bulunduğu alanı hiçbir sınırlama olmadan terk edebilir.. Bu varsayımın doğal sonucu olarak üretim faktörleri (emek, toprak sermaye), alternatif kullanım alanları arasından en yüksek karşılık (ücret, rant, faiz) alabilecek alanlara kayabilirler.

Homojenlik koşulu; Bu koşul bir piyasada üreticilerin, tüketicilerin ve alışverişe konu olan malların birbirlerinin aynı olmasını ifade eder.. Hiçbir satıcı, alıcılar tarafından diğer satıcıya herhangi bir nedenle (yer, davranış, satış koşulları, hizmet farklılıkları vb.) tercih edilmediği gibi, hiçbir alıcı da satıcılar tarafından diğer alıcılara (cinsiyet, giyiniş, görünüş vb) tercih edilmemektedir.

Açıklık Koşulu; Tüketicilerin ve üreticilerin piyasada kendi lehlerine olabilecek her türlü bilgiye sahip olmalarını ifade eder.. Tüketiciler üretilen malların tüm özelliklerini (başta kalitesi olmak üzere) bildikleri gibi, piyasadaki fiyat değişikliklerinden de haberdardırlar.. Üreticiler ise, üretim faktörleri fiyatları, üretim teknolojisi ve piyasadaki fiyat değişkenlikleri ile ilgili her türlü bilgiye sahiptirler.

Özetleyecek olursak tam rekabet piyasasında, alıcı ve satıcılar piyasa fiyatlarına etki etmeyecek kadar çok sayıdadır (atomizite koşulu), alışverişe konu olan mal ve hizmetler birbirinin aynıdır (homojenlik koşulu), haberleşme tamdır (açıklık koşulu) ve alıcılar ile satıcıların hareketlerini engelleyecek hiçbir kısıtlama yoktur (mobilite koşulu)

2- Fiyat Mekanizması

Her ekonominin en önemli sorunlarından biri, o ekonomide mevcut olan kıt üretim faktörlerinin hangi mal ve hizmet üretimine yöneltileceği, üretimine karar verilen mal ve hizmletlerden ise ne kadar üretileceğidir.. Hangi malların ne kadar üretileceğine -toplumdaki bireylerin gereksinimlerine en iyi şekilde- cevap verecek bir karar otoritesine gerek vardır.. Sosyalist düzeni benimsemiş ekonomilerde, bu kararı merkezi planlama verir.. Liberal düzeni benimsemiş toplumlarda ise kararı verenler, kar amacıyla üretime yönelen firmalardır.. Fakat firmaların üretime ilişkin bu kararları almalarını sağlayan sihirli kuvvet, fiyat mekanizmasıdır.. Firmalar, fiyatı olan -yani tüketicilerin gereksinme duydukları için bütçelerinden para ödemeye razı oldukları- malları üretmeye yönelmektedirler.

Liberal düzende üretim kararını veren üreticiler, tüketicilerin arzularına göre hareket etmektedir.. Fakat sayıları çok fazla olan firmalar, yine sayıları çok fazla olan tüketicilerin kararlarını düzgün işleyen bir fiyat mekanizması aracılığıyla algılarlar..

Bu yüzden inceleyeceğimiz ikinci konu, Fiyat teorisi ve fiyat esnekliği olacak;
Arz (Supply) ve Talep (Demand) kavramlarının ne olduklarını yazmaya gerek yoktur diye düşünüyorum.. Bunun yerine, kısa bir şekilde Arz ve Talebin nasıl işlediğini ve kesiştiği yerde fiyatın nasıl oluştuğuna bakalım;

Grafik -1



Grafikte görüldüğü gibi, A malının fiyatı arttığında o mala yönelik talep miktarında azalma görülüyor, fiyatı azaldığında ise talep miktarı artar.. Bu ters orantılı duruma evrensel talep kanunu diyoruz.. A malının fiyatı arttığında, o mala yönelik arz miktarında da artış oluyor.. Malın fiyatı azaldığında, arz miktarında da azalış oluyor.. Bu doğru orantılı duruma da evrensel arz kanunu diyoruz.. Arz ve talebin kesiştiği nokta da denge (Equilibrium) noktasıdır.. Ve bu noktada A malının piyasa fiyatı oluşuyor.

Fiyat her hangi bir nedenden dolayı denge noktasından uzaklaşırsa, üreticiler ve tüketiciler arasındaki rekabet, fiyatı denge noktasına döndürmektedir.. Fiyat denge noktasının üzerinde ise, arz fazlası söz konusu olacağından, üreticiler arasındaki rekabet fiyatın denge fiyat seviyesine kadar inmesini sağlayacaktır.. Aksine fiyat denge fiyatının altında ise, talep fazlası söz konusu olacağından, bu defa tüketiciler arasındaki rekabet fiyatı denge noktasına kadar çıkaracaktır.. Arz ve talep eğrilerinin kesiştiği fiyat düzeyinde piyasada, ne söz konusu fiyattan mal bulamayan tüketici, ne de malına alıcı bulamayan üretici olmadığından, denge fiyatı (piyasa dengesi) oluşacaktır.

Piyasa fiyatının oluşmaması durumunda ise;

Örneğin serbest mallarda, piyasadaki bir mal tüketicilerin tüm gereksinimlerini karşılayacak kadar bol bulunuyorsa, o malın fiyatı oluşmaz.. Örneğin; hava, su vs.. Tüketiciler gereksinme duydukları miktarda malı hiçbir karşılık ödemeden alabilmektedir.

Aşırı lüks mallarda o malın fiyatının oluşmaması ise, piyasada bir mal için ödenmeye razı olunan fiyatın bile, üreticilerin o malı satmaya razı olacakları en düşük fiyatın altında kalması durumudur.

a) Talebin fiyat esnekliği

Tüketicilerin, belirli bir fiyattan talep ettikleri miktar, her mal yada hizmet için farklı olduğu gibi, fiyat değiştiği zaman talep edilen miktardaki değişme şekilde gösterilen tepki de her mal için farklıdır.Fiyat değişikliği karşısında, tüketicilerin bu değişikliğe karşı satın aldıkları miktarı değiştirmek şeklinde gösterdikleri tepkinin şiddeti -yada duyarlılık derecesi- talebin fiyat esnekliği ile ölçülür.. Bu esneklik bir katsayı ile ifade edilir.

Talebin fiyat esneklik katsayısı, fiyattaki küçük bir değişme karşısında talep edilen miktardaki yüzde değişimenin, fiyattaki yüzde değişmeye oranına eşittir.

ef = Talep Edilen Miktardaki % Değişim
Fiyattaki % Değişim

Esneklik katsayısı, sıfır ile sonsuz arasında bir değerde olabilir.. Eğer esneklik katsayısı 1'den büyükse, talep esnektir.. Eğer 1'den küçükse, talep esnekliği katıdır..

Talebin fiyat esnekliğini etkileyen faktörler;

a) Bir mala duyulan gereksinmenin şiddeti; Tüketiminin ertelenmesi güç olan zorunlu malların talebi esnek değildir.. Bu malların fiyatı ne kadar yükselirse yükselsin, talep edilen miktard önemli bir azalma olmayacaktır.. Örnek olarak; sağlık hizmetleri, besin malları vs.

Zorunlu olmayan malların talebi esnektir.. Bilgisayar, giysi, cd vs. gibi malların fiyatları yükseldiğinde, alıcılar onları satın almaktan rahatlıkla vazgeçebilirler..

b) Esnekliği etkileyen ikinci faktör, talep edilen mal ve hizmletlerin ikamelerinin mümkün olup olmadığıdır (İkame demek, birbirinin yerine satın alınabilen mallar demektir.. Örnek olarak; çay/kahve verilebilir)

İkamesi mümkün olan malların talebi esnek, mümkün olmayan mallarınki ise genellik esnek değildir.

c) Esnekliği etkileyen üçüncü faktör, bir mala harcanan paranın, tüketici bütçesindeki oransal önemidir..

Bir mala ödenen toplam para, tüketici bütçesinde önemli bir yer tutmuyorsa, söz konusu malın talebi esnek değildir.

d) Talep, zamanla daha esnek hale gelir.


Şimdi Grafik 1'deki talep eğrisine bakarsak, eğrinin eğimi arttıkça esnekliği azalır.. Yani miktar eksenini dik kestiği zaman, eğimi 0'dır ve o mal esnek değildir.. Eğimi azaldıkça da esnekliği artar.. Fiyat eksenini dik kestiğinde ise, mal sonsuz esnek demektir.

Peki esneklik bizim için neden önemli?

Talep esnek olduğu zaman, miktardaki değişme, fiyattaki değişmeden daha fazla olduğundan, fiyatlarda düşüş olması halinde, toplam satış hasılatı artacaktır.. Bu yüzden talep esnekliği olan malların fiyatları düşme eğilimindedir.

Esnek olmayan mallarda ise, fiyatlar düştüğünde toplam satış hasılatı azalmaktadır..

Eğer bir malın talebi esnek değilse, satıcılar fiyatları yükselttiklerinde satış hasılatlarını arttırabileceklerdir.. Eğer söz konusu malın talebi esnekse, toplam satış hasılatlarını arttırmak için, satıcıların fiyatları düşürmeleri gerekir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki;

Neo-Klasiklere göre piyasa denge durumundadır.. Denge durumundan geçici olarak sapmaları, tekrar dengeye getiren de fiyat mekanizması ve rekabetten dolayı fiyat esnekliğidir.. Ekonominin kendi kendine düzelten mekanizmalara sahip olmasından dolayı, devletin ekonomiye müdahaleleri uzun süreli dengesizliklere ve karışıklıklara neden olacaktır.


Talebin fiyat esnekliği konusunda bu kadar bilgi yeterli.. Bir de bunun dışında, Arzın fiyat esnekliği var.. Ama aynı mantığı kullanarak, arz konusunu da çözümleyebiliriz.. O yüzden burada detaylı olarak değinme gereği duymuyorum.

Bundan sonraki yazıda, piyasa ekonomisini tam olarak ortaya koymak için tüketici ve üretici teorisi - fayda/kar maximizasyonu konusunu yazacağım.. (Tabii ki bunu yazarken bir kaç iktisat ders kitabından da yararlandım)

Eğer eksik bir şey kalmazsa, SPE'nin nasıl işlediği konusu tam olarak yanıtını bulabilir.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 20-05-2010, 13:58
Sangre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sangre Sangre isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 04 Apr 2008
Mesajlar: 1.498
Standart

Tüketici teorisine geçmeden önce, Fayda teorisinin felsefi köklerini ve ayrıca kaynak olabilecek bir kaç link belirtmekte yarar var.

http://en.wikipedia.org/wiki/Consequentialism
http://en.wikipedia.org/wiki/Utilitarianism
http://en.wikipedia.org/wiki/Deontological_ethics (Eleştirisi)
http://en.wikipedia.org/wiki/Rule_utilitarianism
http://en.wikipedia.org/wiki/Rational_choice_theory
http://www.tcmb.gov.tr/research/discus/dpaper56.pdf

3 - Tüketici Teorisi

Gereksinmeleri sonsuz olan tüketici, belirli bir dönemde, veri olan geliriyle, toplam faydasını -yani tatminini- maximum düzeye çıkaracak mal ve hizmetleri satın almaya yönelir.. Malların kendisine sağladığı faydaları bilen tüketici, çeşitli mal ve hizmetlerden kendisine en yüksek faydayı sağlayan bileşimi satın aldığında dengeye erişir ve bu dengeyi değiştirmek istemez.

Varsayımlar;

-
Tüketicinin veri bir dönemdeki geliri sabittir.
- Veri dönemde, piyasadaki tüm mal ve hizmetlerin fiyatları sabittir ve tüketici bu fiyatları kabullenmek durumundadır.
- Tüketici her malın kendisine sağladığı marjinal faydanın ne olduğunu bilmektedir ve azalan marjinal fayda kanunu geçerlidir.
- Tüketici rasyonel hareket eder.. Rasyonel hareket, tüketicinin faydasını maximum etmeye yönelecek şekilde, yani birbiriyle uyumlu kararlar almasıdır.

Toplam Fayda ve Azalan Marjinal Fayda Kanunu;

Belirli bir malın, onu tüketen belirli bir kişiye marjinal faydası, tüketilen son birimden elde ettiği faydadır.. Başka bir deyişle, bir maldan bir birim daha tüketildiğinde, toplam faydadaki artış, tüketilen son birimin faydası, yani marjinal faydadır.

Bir gereksinme ne kadar şiddetliyse, o gereksinmeyi karşılamaya yarayan mal ve hizmetin sağladığı fayda o kadar büyük olacaktır.. Nasıl ki bir gereksinme karşılandıkça şiddeti azalıyorsa, bir kimsenin sahip olduğu mal miktarı da arttıkça o malın kişiye sağladığı fayda azalmaktadır.

O halde, bir kişinin sahip olduğu (yada tükettiği) herhangi bir malın ilk biriminin sağladığı fayda, aynı malın ikinci birimininkinden daha büyüktür.

Örnek;



Yukarıdaki şekil, herhangi bir mala sahip olmaktan (yada tüketmekten) elde edilen tatmin toplamı olan toplam fayda ile o malın sahip olunan son biriminden toplam faydaya ilavesi olan marjinal fayda ve ikisi arasındaki ilişkiyi açıklıyor.

Aşağıda ise yukarıdaki şeklin grafik hali var.. Orada 10 bardak diye almış, ama siz yukarıdaki örneğe göre 5 bardak olarak alırsanız daha iyi olur.. Çünkü yukarıdaki örnekte marjinal faydanın sıfır (0), toplam faydanın da doğal olarak maximum (en yüksek tatmin düzeyi, doyum noktası) olduğu nokta 5 bardak sudur.




a) Değer Paradoksu

İnsan yaşamında hiç de önemli olmamasına rağmen çok yüksek fiyatlardan alıcı bulabilen bazı malların varlığı, hep dikkatimizi çekmiştir.. İnsanların yaşamında çok az öneme sahip olan pırlanta kolye yada ressamı ölmüş bir tablo, neden yüksek fiyatlardan alınıp-satılırken, yaşam için son derece önemli olan su yada gıda maddesi çok ucuzdur?

Bazı ekonomistlerce öne sürülen herhangi bir malın değerini, o malın maliyetinin belirleyeceği görüşü konuyu açıklığa kavuşturamamıştır.. (Bir malın değerini, maliyetin belirlemesi görüşü Klasik emek-değer teorisidir.. Günümüzde Sosyalistlerce de bu teori halen kabul edilir)

Arz ve talep analizinin henüz bilinmediği bu dönemlerde malların değerini açıklamaya yönelik görüşler, ziynet eşyaları başta olmak üzere, miktarı kıt olan malların yüksek fiyatını açıklamadan uzak kalmıştır.. Bu konunun mantıklı bir şekilde açıklanabilmesi için, marjinal fayda görüşünün ortaya atıldığı döneme kadar beklemek gerekti.

Bu görüşe göre, herhangi bir malın yada hizmetin değerini, o malın faydası değil de, o maldan kullanılan son birimden sağlanan fayda, yani marjinal faydası belirlemektedir.. Tüketicinin herhangi bir maldan sahip olduğu miktar arttıkça, o malın marjinal faydası, yani değeri azalmaktadır.. Böylece miktarı son derece az olan ziynet eşyasının, yaşamın devamını sağlamak için gerekli olan temel gıda maddelerine göre neden çok değerli olduğunu açıklamak mümkün olmaktadır.



Suyun bol olarak bulunduğu yerlerde marjinal faydası ve dolayısıyla değeri düşük olacaktır.. Yukarıdaki örnekte, 100 birim su olan bir yerde suyun fiyatı (aynı eksene marjinal fayda da koyulabilir) 0.20$ iken, aynı yerde sudan az olan elmasın marjinal faydası sudan yüksek olduğundan, suyun değeri ve dolayısıyla fiyatı elmastan düşük olmaktadır..

Burada dikkat çeken bir nokta, elmasın değeri sudan yüksek olmasına karşın, sudan sağlanan toplam faydanın, elmastan daha büyük olmasıdır.


Bu tip bir değer analizi, üretilen bir malın değerini belirlemek için bir kriter oluşturmaktadır ve emek-değer, artı-değer gibi klasik görüşlerin karşısında durmaktadır.. Marjinalistlerin ortaya attıkları subjektif değer teorisi, bugün geniş bir kesimce kabul edilmektedir.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 20-05-2010, 15:00
Sangre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sangre Sangre isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 04 Apr 2008
Mesajlar: 1.498
Standart

4- Üretici Teorisi

Üretim, kıt mal yada hizmetlerin miktar ve faydalarını arttırmaya yönelik her türlü çaba olarak ifade edilir.. Acaba firma bir mal üretirken hangi faktörlerden ne miktarlarda kullanmalıdır?? Bu sorunun yanıtı, üretim fonksiyonundan hareketle verilebilir.. Üretim fonksiyonunda, üretim faktörleri (emek, sermaye vs) ile üretim miktarı arasındaki ilişkiler, kısa dönemde azalan verimler kanunu, uzun dönemde ölçeğe göre getirinin açıklanmasına olanak sağlar.. (Bu konuda sadece kısa döneme değinilecektir)

Kısa dönemde üretim faktörlerinin bir kısmı sabitken, sadece birinin yada bir kısmının değiştirilmesi mümkündür.. (Bu değişken faktöre 'işgücü' diyoruz)

Tüm faktörler sabit tutulup, tek faktör (işgücü) arttırıldıkça, toplam ürün önce artan hızla artmaktadır (artan verim hali), değişir faktör arttırılmaya devam edildikçe, toplam ürün bu defa azalan hızla artmaya devam etmektedir (azalan verimler hali), değişir faktörün arttırılmasına devam edilmesi halinde belirli bir noktadan sonra, toplam üretilen ürün azalmaya başlamaktadır (mutlak azalan verimler hali).. Bu yönsemeye 'Azalan verimler kanunu' adı verilir.. Azalan verimler, önceleri sadece tarımsal üretim için düşünülmüş, fakat zamanla bunun her üretim alanında ve her firma için geçerli olduğu görülmüştür..



Toplam ürüne, marjinal ürün yön vermektedir.. Grafiğe göre marjinal ürünün (MPP) max. olduğu noktada, toplam ürün (TPP) azalarak artan bir döneme giriyor.. Marjinal ürünün sıfır olduğu noktada ise, toplam ürün max. düzeye ulaşıyor.. Bundan sonra ise her ilave işgücünün katkısı negatif değer olacağından, toplam üründe azalmaya neden olacaktır..

Azalan verimlerin ortaya çıkış nedenleri;

Azalan verimlerin ortaya çıkış nedeni, her üretim tekniğinde, üretime katılan tüm faktörlerin en yüksek verimliliğe eriştikleri bir 'optimal faktör bileşim oranının' varlığına dayanılarak açıklanabilir.

Optimal faktör bileşim oranına erişinceye kadar, değişken faktör arttırıldıkça değişken faktör başına düşen sabit faktör miktarı gereğinden fazla olduğundan, sabit faktörlerin bir kısmı aylak kalmaktadır.. Her ilave değişken faktör artışıyla, bir yandan aylak kalan sabit faktör üretimde kullanılırken, diğer yandan işbölümü ve uzmanlaşma artacağından, artan verim sözkonusudur.

Optimal faktör bileşimi oranından sonra, değişken faktörlerin arttırılması sürdürüldüğünden, değişken faktör başına düşen sabit faktör miktarı giderek azalırken, üretimde değişken faktörün sabit faktör yerine ikamesinin güçleşmesi, değişken faktörün veriminin azalmasına neden olmaktadır ki, bu durumda azalan verim söz konusudur.

Değişken faktördeği artışa devam edilirse, faktörler arasındaki ikame ilişkisinin bittiği andan itibaren, her ilave faktör, üretimin azalmasına neden olacaktır.. Bu durum değişken faktörün artışına devam edilmesi halinde işyerinde çalışan işgücünün aşırı artması göz önüne alınarak açıklanabilir.. Belirli bir çalışma alanında (fabrika vs) biriken gereğinden fazla işçinin bir kısmı atıl kalırken, aynı zamanda çalışanları meşgul edecekler yada çalışanların hareketlerini sınırlayacaklardır.. Böylece toplam üretimin (yada verimin) düşmesine neden olacaklar ki, bu durumda mutlak azalan verim
söz konusudur.

Acaba rasyonel hareket eden bir firma, değişken faktördeki artışı hangi düzeyde durdurmalıdır?

Kuşkusuz firma değişir faktör miktarının ne kada olacağı kararını alırken, üretime kattığı faktörün marjinal verimliliğinin seyrini göz önüne alacaktır.

Şu halde, firma için en uygun faktör bileşimi azalan evrenin başladığı evrede söz konusu olmaktadır..

Acaba firma bu evrede, üretimini hangi düzeyde saptamalıdır?

Eğer değişir faktör (işgücü) pahalı üretim faktörü ise, firmanın üretimini aynı evrenin başında saptaması gerekir.. Böylece birim işgücü başına en yüksek üretim sağlanmış olur..

Eğer sabit faktörler (sermaye) daha pahalı ise mevcut sabit faktörlerle en yüksek üretimi sağlamak isteyen firm değişken faktörü arttırmaya aynı evrenin sonuna doğru devam ettirecektir.

Şimdilik Mikro analizimiz bu kadar.. Bunun dışında 'marjinal verimlilik' ile emek piyasasında ücretlerin nasıl oluştuğunu detaylı olarak incelemeyeceğiz ama hem Neo-Klasik, hem de Neo-Keynesyen ücret teorilerine ait aşağıdaki detaylı çalışmayı verebilirim;

http://sosyalbilimler.cukurova.edu.tr/tezler/1176.pdf

Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 14-06-2010, 00:43
Sangre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Sangre Sangre isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 04 Apr 2008
Mesajlar: 1.498
Standart

Alıntı:
Cem´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
  • İnsanoğlu kar dürtüsüyle mi ürtime katılabilir? Kar motivasyonu olmaz ise üretim ve hizmetler nicelik ve nitelik olarak düşer mi?
Bu durum (kar motivasyonu), özel ve kamu işletmeleri arasındaki performans değerlendirmesine paralel olarak, 'amaçlardaki farklılıklar' konusu ile birlikte değerlendirilebilir.

Bu yüzden, iki farklı işletme organizasyonu arasındaki 2 önemli ayrıma; rekabetin varlığı ve mülkiyet hakları teorisine bakmak yararlı olabilir..

Can Aktan'ın kendi sitesindeki 'Devlet mi Piyasa mı?' başlığındaki konularından bazılarını buraya taşıyorum.. Detaylar ve istatistikler linklerde mevcut.

Rekabet, Rekabet hukuku ve Mülkiyet teorisine ait önbilgi için;

http://docs.google.com/viewer?a=v&q=...wHzc2hv0RvTcCQ
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergil...1126/13248.pdf
http://www.bayar.edu.tr/~iibf/dergi/...S22006/YCD.pdf


''Bu bölümde kamu ve özel sektörün performans yönünden karşılaştırmasını yapan çeşitli ampirik çalışmaların sonuçları özetlenmektedir. Kamu ve özel teşebbüsler arasında performans karşılaştırması yapan çeşitli çalışmaların yanısıra, birçok her iki kesimin performansını ölçen araştırmaların sonuçları özet olarak sunulmaktadır. Bu bölümün sonunda ülkemizde kamu ve özel sektör arasında performans karşılaştırması yapan çalışmalar ele alınmaktadır ve genel sonuçlar ortaya konulmaktadır.''

http://www.canaktan.org/ekonomi/ozel...lastirmasi.htm


''Japonya’da çeşitli hizmetlerin özel sektöre ihale yöntemiyle gördürülmesi sonucu daha yüksek etkinlik, maliyetlerde düşme, personel azalışı ve hizmet kalitesinin artması şeklindeki etkilerin ne ölçüde ortaya çıktığını belirlemeye yönelik olarak bu yöntemi uygulayan şehir yönetici ve temsilcileri ile bir anket yapılmıştır. Bu ana kriterlere ilişkin şehirlerden gelen cevaplar, hizmetlerin sunulmasında kamu ve özel sektörün etkinliklerinin karşılaştırılmasında dayanak oluşturmaktadır.''

http://www.canaktan.org/ekonomi/ozel...silastirma.htm


''Tablo 45’de, ondokuz hizmet türü için özel ve kamu teşebbüslerinin maliyet karşılaştırmalarına ilişkin yapılan araştırmaların bir özeti sunulmaktadır. Tablo incelendiği zaman, genel olarak tüm hizmet türlerinde özel sektörün kamu sektöründen daha düşük maliyetlerle ya da diğer bir deyişle daha yüksek bir etkinlikle faaliyette bulunduğu görülmektedir.''

http://www.canaktan.org/ekonomi/ozel...silastirma.htm


''Bu bölümde İstanbul Sanayi Odası tarafından her yıl yapılan Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu başlığını taşıyan çalışma esas alınarak kamu ve özel organizasyonların performans karşılaştırması yapılmaktadır. Aşağıda İstanbul Sanayi Odası’nın 1999 yılında yayınlanan “Türkiye'nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 1998” adlı araştırmasına dayalı olarak karlılık ve verimlilik göstergeleri ile finansal göstergeler yönünden her iki kesimin karşılaştırması yapılmaktadır.''

http://www.canaktan.org/ekonomi/ozel...silastirma.htm
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 04-07-2010, 20:21
insan_olmak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
insan_olmak insan_olmak isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Mar 2010
Mesajlar: 1.056
Standart

değerli ulpian konudan biraz sapacağım ama uzun zamandır sormak istiyorum.

Ekonomik sistem olarak hangi ekonomik sistemi öneriyorsunuz?Sosyalizmi benimsemiyorsunuz peki sosyalizmin ekonomik sistemini de mi olumlu bulmuyorsunuz?

bunu merak ettim cevaplarsanız sevinirim.


Saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
İnsan Hakları Beyannamesi / KURAN Karşılaştırması Mutezile İslam Forumu 67 31-08-2012 15:26
Ekonomi Tıkırında! saroz Politika 17 03-11-2009 09:55
Ekonomi değil Gülme Krizi / Espri janti Cafe 19 26-11-2008 01:20
Ekonomi bozuluyor, Yolsuzluklar patlıyor. Bozguncu AKP'nin suyu ısınıyor mu? Fuzûlî Politika 0 13-09-2008 10:48
Budizm ve İslam/Hristiyanlık karşılaştırması sodomo-- İslam Forumu 23 04-04-2007 08:46


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:09 .