Kur'an'a Bağlı Kalındıkça Sosyal, Siyasal ve Ekonomik (Fikirsel ve Bilgisel) Her Türlü Gelişmeden Yoksun Kalınacağı Hakkında!

Her vesileyle tekrarladığımız gibi Batı dünyası, bundan iki bin yıl önce Hıristiyanlığın gelişiyle birlikte "kutsal" diye bilinen kitapların rehberliğini benimsemiş ve böylece varisi bulunduğu eski Yunanın akılcılığından kopup ortaçağ karanlıklarına gömülmüş, gerilikler içe­risinde cebelleşmiş, bu cebelleşmeyle bin beş yüz yılını yitirmiş ve nihayet yine Eski Yunan'ın bilimsel kaynaklarını keşfetmek suretiyle akıl çağına girmiş ve daha önceki uygarlıkları aşarcasına yeni bir bir uygarlık yaratmıştır. Başka bir deyimle din kitaplarının rehberliğin­den kurtulup akılcılığın nimetlerine erişmiştir. On dokuzuncu yüzyı­lın ünlü düşünürlerinden Maurice Maeterlinck:

 

"Milletlerin tüm felaketlerinin nedeni akılsızlıklarıdır"

 

der ve şöyle eklerdi:

 

"Tarih başlangıcından beri düzelmeye yüz tutmamış bu köklü akılsızlığın yanında tüm siyasi ve iktisadi açıklamalar birer edebi süs mesabesinde kalır."

 

Yirminci yüzyılın en büyük bilginlerinden biri olan Einstein, akılcı eğitime yöneldiği andan itibaren "kutsal" diye bilinen kitap­ların gerçeklere ters düştüğüne ve insan beynini işlemez hale sok­tuğuna inanmıştı ve şöyle derdi:

 

"Böylece .. .den bir dinselliğe yöneldim, (fakat bu yönelmişliğim) ani olarak on iki yaşımda iken sona erdi. Okuduğum bi­limsel kitaplar sayesinde az geçmeden şu inanca eriştim ki Tevrat ve incil de anlatılanların çoğu) asla doğru olamaz... Her türlü otorite'ye karsı şüpheciliğim bundan doğdu ve bu tutum beni o tarihten bu yana asla terk etmedi..."1

 

Batı uygarlığını yaratan bilginlerin ve düşünürlerin tekrar et­mekten bıkmadıkları şey hep şu olmuştur ki, insanları fikirsel geliş­me olasılığından, yaratıcı zekadan ve düşünme gücünden yoksun bırakan şeylerin başında "kutsal" diye bilinen din kitapları gelir.2 Nitekim Batı dünyasının ortaçağ karanlıklarından kurtulup uygarlık çağma girebilmelerinin nedeni, Tevrat ve İncil'in ("Ahdi Atik" ve "Ahdi Cedid") ve benzeri kitapların rehberliği yerine aklın rehber­liğini seçmiş olmaktır. Voltaire bunu, "aklın" "Tanrı" ile yer değiş­tirdiğini söyleyerek özetlemiştir.

 

İslam dünyası, Batı dünyasının yaptığını yapamadığı (yani vah­yin rehberliği yerine akıl rehberliğini seçemediği) içindir ki ortaçağ karanlıklarından kurtulamamıştır. Kur'an'a bağlı ülkelerin, istisnasız olarak, yeryüzünün en geri kalmış ülkeleri arasında bulunmala­rı, bunun en açık bir kanıtıdır. İslam ülkeleri tarihi şu gerçeği orta­ya vurmaktadır ki Kur'an'a bağlı ve saplı kalındıkça ne akılcılığa ulaşmak, ne gerçek anlamda ilim yapmak, ne demokrasi yaratmak, ne insan varlığını değer ölçülerine kavuşturmak ve ne de insanın in­sana sevgisini oluşturmak mümkündür. Her ne kadar çok kısa bir dönemi içine alan "İslam uygarlığı"ndan söz edilirse, bu uygarlık Kur'an'dan doğma bir şey değildir; Kur'an'ın kaynak olarak kabul edilmesiyle ortaya çıkmış değildir. "İslam uygarlığı" Eski Yunan'ın bilim kaynaklarından etkisiyle oluşmuş bir şeydir. Miladi 8. ile 10.

 

1  Paul Schilpp, Albert Einstein: PhilosopherSüeniist. Evanston. III. Library ofLiving Philosophers, 1949, s.9. Bu alıntı için bkz. Alice Calaprice (Derleyen), The Quocıtahle Einstein, Princeton, N.J. 1996, s. 159.

2 Bu konuda bkz. İlhan Arsel, Aydın ve "Aydın!"

 

ya da 11. yüzyıllar arasındaki iki yüz yıllık kısa bir süreyi kapsayan bu gelişme, Eski Yunan kaynaklarından yararlanan İslam bilginleri­nin "zındık", "dinsiz" diye ilan edilmeleri, Eski Yunan bilimlerinin terk edilmesi ve bunlar yerine Kur'an'ın yeniden kaynak edinilmesi sonucu olarak sönüp gitmiştir. O tarihten bu yana da bir daha canlanamamıştır, çünkü İslam ülkelerine, her ilmin Kur'an'da, olup tüm gerçeklere ancak Kur'an yolu ile gidilebileceği zihniyeti egemen ol­muştur. İlginç olan şudur ki, İslam ülkeleri içinde Kur'an'a en fazla ve en sadık şekilde bağlı olanlar, en ziyade geri kalmış olanlardır. Bunun böyle olduğunu anlayabilmek için, günümüzde İslam şeriatının en yoğun ve özüne en sadık şekilde uygulandığı ülkelere, örneğin Afganistan, Suudi Arabistan, İran, Pakistan, Sudan vs. gibi ülkelere şöyle bir göz atmak yeterlidir. Buna karşılık Kur'an'ı, yol gösterici rehber ve kaynak olmaktan çıkaran Atatürk Türkiyesi, yirmi otuz yıl gibi çok kısa bir zaman içerisinde uygarlaşma sürecine gir­miş ve tüm İslam ülkelerinin önüne geçmiştir.