PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kıskanç bir Tanrı


Felsefeci 87
14-06-2009, 14:21
Semavi denilen dinlerde Öyle bir Tanrı kavramı var ki, herşeyi bilen herşeyi gören ve herşeyin egemeni sahibi olan bir Tanrı kavramı. Bu durum bütün Kutsal Kitaplar'da gözler önüne serilmektedir.. Fakat madalyonun diğer yüzüde vardır. Özellikle Eski Ahit kitabına baktığımızda deneyen, acı çeken, bir Tanrı ile de karşı karşıya kalmaktayız. Kutsal Kitap'ta yazılan bu özellikler, Yukarda saymış olduğum ve Tanrı'nın mutlakiyetini belirten kelimelerle birebir zıt olduğunu anlaşılmaktadır. Konumuz aslında ''Kıskançlık'' Peki Kıskançlık nedir?

Tdk'nın sözlüğüne baktığımız zaman,

Bir kimse bir üstünlük gösterdiğinde veya sevilen birisinin, başkası ile ilgilendiği kanısına varıldığında takınılan olumsuz tutum.


olarak karşımıza çıkmaktadır.. Kıskançlık, çok sevdiğiniz bir insanın başkalarıyla ilgilenmesi halinde baş gösterebilir.. Kutsal Kitab'ın Tanrısı da, kendi çocuklarını kıskanmaktadır.. Neden? İşte yanıtı;

Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı'yım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım. (Mısırdan Çıkış 20.bölüm 5.ayet)


Herşeyi yaratan, insanın ilerde ne yapacağını önceden bilen ezelden ebede kadar herşeyin üzerinde mutlak hakimiyeti olan bir Tanrı'nın kıskanmaya ne gibi ihtiyacı olabilir?

İnsan kıskanabilir.. Çünkü eksiklikleri vardır, hataları ve kusurları vardır.. Ama kusursuz bir Tanrı varsa; onun kıskanmaya ihtiyacı olmaz.. Putlara tapınıyorsunuz, başkalarını ilah haline getiriyorsunuz bunu gören Rab Tanrı da, kıskançlıktan deliye dönüyor..

İnanan arkadaşlara soruyorum; Kıskançlıkta iki özellik karşımıza çıkmaktadır.. Birincisi; rekabet. Tanrı herşeyin egemeni ve sahibiyse onun bir rakibi olabilir mi? Görünüşe göre, cansız ve kendisine dahi faydası olmayan putları rakip olarak görüyor ve ona tapanları kıskanıyor.

İkincisi ise; Sevdiğiniz birisinin sizinle ilgilenmeyip, başkalarına ilgi alaka göstermesi.

Kutsal Kitab'a baktığımız zaman; Tanrı, çocuklarını seviyor diye yazılıdır. (Her ne kadar onları fazlasıyla cezalandırsa da) Tanrı'nın çocukları Tanrı ile ilgilenmemekte ve Tanrı yerine putları ilah saymaktadırlar.. Aslında Kıskanmak; bilgisizliğin bir sonucudur ayrıca.. Beklemediğiniz ve sürpriz olarak nitelendirdiğiniz bir olay karşısında da kıskançlığınız ortaya çıkabilir.. Ama üstün nitelikli özelliklere (!) sahip olan bir Tanrı için bu mümkün müdür?

Kutsal Kitab'a göre; Evet..

Burda;

Tanrı, ilerde kendi yarattığı kullarının başka ilahlara tapacağını bildiği halde, onları kıskanmaktadır..

Putlara tapan bu insanların durumu, herşeyi bilen Tanrı için bir sürprizdir..

Hiçbir rakibi olmayan bir Tanrı, taştan ve tahtadan yapılmış olan putları adam yerine koyup çocuklarını kıskanmaktadır.

Hadi kıskanıyor diyelim; kendi halkının ilerde putlara tapacağını bildiği halde, bu durum karşısında neden önlem almamıştır? Onların ilerde yoldan sapacağını bildiği halde, neden onları uyarmıştır.. Bu durum, formaliteden öteye gitmez mi?

Sonuç olarak; Tanrı'nın kıskanç olması, Kutsal Kitap'ta bulunan birçok çelişkiden sadece biridir... Bu konu hakkındaki değerli görüşlerinizi almak isterim.

saygılarımla..

nogada
14-06-2009, 15:58
Kutsal kitap,bir çok yönden tahrip olmuştur.Ayrıca tanrı düşüncelerini bir amaç uğruna belirtir ama önlem almaz,dünyaya karışmaz zaten karışmış olsaydı direk bir hareket olarak sınavın ne anlamı kalırdı.

Bu hahamların yada papazların sonradan eklediği bir olgu olabilir.Sonuçta bu toplulukların putperest eğilimleri oldukça yüksektir.

Ayrıca kuranda bir ayette ayetlerinizi ucuza,yok pahasına yahudilerin yaptığı gibi satmayın diye bir ayet vardır.Burda demek istednilen para değildir.Bazı yahudi zenginleri kendilerine uymayan ayetleri,para karşılığında hahamlara değiştirmişlerdir,Tanrı sizde onların düştüğü yanlışlara düşmeyin demektedir.

Saygılarımla...

Felsefeci 87
14-06-2009, 16:00
Hangi sınavdan bahsediyorsunuz sevgili nogada?

Tanrı (varsa tabi) dener mi?

Ayrıca bütün kitaplar insan mahsulüdür.. Tanrısal bir esin, hiçbirinde söz konusu değildir. Tanrı'nın olmadığı bir dünyada esin mi olacak?

O yüzden bütün Kutsal kitaplar aynıdır..

Kuran'dan ayetler vermişisniz ayriyetten. Aynı çelişkiler bu kuran'da da bulunmaktadır.

saygılarımla.

nogada
14-06-2009, 16:07
Tanrının varlığını sadece kutsal kitaplara bakarak anlamaya gerek yoktur kendi düşüncemle.Sonzuz bir ilim ve düzen içinde oluşmuş olan ve göüzümüzün önünde duran muazzam kainat bunun en büyük ispatıdır.(hatta çok azını keşfedip görmüş olsak bile...)

Saygılarımla...

Felsefeci 87
14-06-2009, 16:14
Siz idealistlerin herhangi bir isbatı, maalesef yoktur. Tanrının varlığını isbat ettiğinizi sanarsınız ama yanılırsınız.. Söylemiş olduğunuz ispatları açıklamakta bile zorluk çekiyorsunuz.. Din ve Tanrı kavramları, insanların sınırlı anlayışlarından doğmuştur.. Yani bilgisizliklerinden kaynaklanmaktadır.

saygılarımla..

nogada
14-06-2009, 16:27
Atesitlerde varolmadığını kanıtlasın ondan sonra kesin yokmuş gibi konuşsunlar o zaman sayın felsefeci 87...

Kainata dair ne biliyoruzki,tutturmuşsunuz evrim tamam da evrimde tanrının yokluğunu ispatlamazki,insan daha kainata dair ne biliyorki,kendini bile tanımıyor.Bulunan her şey heycan ve hayret veriyor insana peki nerde bunun başlangıcı nasıl oldu tüm bu düzen bunun bir açıklaması olsa gerek.Gelecekte bulunacak elbet derseniz ,o zaman gelecekte Tanrı kavramını sorgulayın,tam ispat etmeden yoktur demek ne kadar doğru bir harekettir sizce?

Saygılarımla...

aydoe
14-06-2009, 16:36
Tanrı kıskanç tabi egosentrik kişilik , beni tanıyın bana kul köle olun bana ibadet edin ,benden başka ilah yoktur gibi söylemleri var.
Yoksa sizi sonsuza kadar yakarım diye de tehdit ediyor,çok tehlikeli bir kişilik yapısı.

Felsefeci 87
14-06-2009, 16:38
Kanıtlaması çok kolay ve basit. :) Size şu an evrimden bahseden olmadı. Siz de ispat etmeden, Tanrının varlığını kabul ediyorsunuz diyelim o zaman.. Nasıl olur? kusura bakmayın ama; Siz işin kolayına kaçıp, ''Herşeyi Tanrı yarattı'' diyorsunuz.. İşte bu, akılcılık ve bilimsellikten oldukça uzak bir görüş. Ayrıca konunun amacı sapıyor.. İsterseniz, bu konuyla ilgili görüşünüzü belirtin.

saygılarımla..

Felsefeci 87
14-06-2009, 16:45
Tanrı kıskanç tabi egosentrik kişilik , beni tanıyın bana kul köle olun bana ibadet edin ,benden başka ilah yoktur gibi söylemleri var.
Yoksa sizi sonsuza kadar yakarım diye de tehdit ediyor,çok tehlikeli bir kişilik yapısı.


Ayrıca çok megaloman.. Öyle değil mi sevgili aydoe? :D

nogada
14-06-2009, 16:52
Üstün bir akıl tarafından düzenlendiği gayet açık hatta bunu bilimle uğraşan bir insanın daha iyi anlaması gerek.Mesela ben mesleğim icabı program yazıyorum,un ufak bir şeyi bilgisayara aktarmak için bile sayfalarca kod gerekiyor.Kainattaki oluşumun kodlarını düşünün bir,düzen,içindeki matematiği,fiziği,biyoloji,kimya ve tüm ilimleri.Kendiliğinden oluşabilirmi bu kadar mükemmel bir sistem.Bing-Bangle oluştu her şey diyorlar evet ama her patlama yıkım getirmiştir,hangi patlama bir düzen getirir.Aynı şekilde mutasyonlar öldürücüdür,ama ilimle yapıldığı açıktır,programlandığı açıktır,belirli bir düzen ve ilimle olmasa hayatta kalamaz yada kusursuz oluşamaz.

Canılık nasıl oluştu,canlılığın içinde DNA gibi bir süper bilgisayar kodu var,tüm canlılarda farklı,her haycan her bitki ne yapmasını ne yapması gerektiğini daha tohumundan biliyor.Bırakın canlıları cansızlıkalr bile bir düzen içinde.Birinin düzeni kaysa tüm kainata malolur.Şimdi siz neye göre görüyorsunuz tüm bunları.

Bu kadar basitmi yani,Makrodan mikyoya sonsuz denilecebilinicek bir sistem var ve bu sistem düzenli bir şekilde bir akılla yaratıldığını adeta haykırıyor.

Saygılarımla...

Felsefeci 87
14-06-2009, 16:57
Kanıtlar, deney ve gözlem yoluyla bilinebilir. Sizin söylemiş olduğunuz bu şeyleri bilim zaten açıklamaktadır.. Bilim Tanrı'nın varlığını kabul etmez, çünkü ortada kanıtlanmış deney ve gözleme tabi tutulmuş bir Tanrı yoktur.. Bu da bilimselliğin olmazsa olmazlarından biridir.. Tanrı insanı yaratmamış, bilgisizliğinden kaynaklanıp fikirler üreten insan tarafından Tanrı yaratılmıştır.. Tanrı kanıtsız, belgesiz bir iddiadan öteye geçememektedir.. Tabi anlayabilene, düşünüp sorgulayabilene..

saygılarımla.

aydoe
14-06-2009, 17:36
Müthiş bir değişim dönüşüm ve farklılaşmanın olduğu bir dünyanın kusursuz bir akıl tarafından yaratıldığını söylemek aklın ve bilimin inkarıdır.
Yok olan türler neden yok olmuştur?
Dinazorlar nerde yoksa hiç yaşamadılarmı?
Sizin inancınıza göre yok olmuş türlerin yaratılma amacı ne idi?
Sonsuz dediğiniz kainatın bir tasarım ürünü olması mümkün mü?


Moleküler Evrim

Moleküler evrimi tam anlayabilmek için öncelikle evrenin ve Dünya'nın oluşumuna kısaca bakmamızda fayda var.
Bugün evrenin oluşumunu açıklama konusunda en çok destek gören teori George Gabow'un 1940 yılında ortaya koyduğu Büyük Patlama (Big Bang) teorisidir.
Bu teoriye göre evren, çok küçük bir noktadaki nötron kitlesinin patlamasıyla ve sürekli genişlemesiyle oluşmuştur. Evren bugün hala genişlemektedir.
Hubble'ın yaptığı araştırmalara göre de patlama 13-15 milyar yıl önce gerçekleşmiştir.
Dünya'nın 4.5-5 milyar yıl önce oluşmaya başladığı tahmin edilmektedir.
Bu zamanlarda Dünya, yıldızlararası bir toz bulutundan ibarettir.
Günümüzle karşılaştırdığımızda, çok daha büyük ve gevşek bir yapıda olduğunu görüyoruz.
Ancak ilkel dünyamız, zamanla toplanmaya ve basıncını artırmaya başlamıştır.
Basıncın artmasıyla ve kongolomeralar halinde bulunan radyoaktif elementlerin parçalanmalarıyla Dünya'nın iç sıcaklığı artmış ve akıcı bir hal almıştır.
Bu durum, ağır elementlerin iç kısma, hafiflerin ise yüzeye doğru yayılmalarına neden olmuştur. Bugün Dünya'nın merkezinde neden nikel, demir gibi ağır elementlerin bulunduğu bu şekilde açıklanmaktadır.

Canlılıktan önce Dünya üzerindeki koşullar konusunda tam bir tahmin yapmak zordur. Ancak hemfikir olunan, Dünya'nın volkanik patlamalar, şiddetli yağmurlar, yıldırım ve şimşekler ile dolu olduğudur. Bu aşamaya gelmeden önce hikayemize devam etmemiz gerekiyor.

Dünya sıkıştıkça ve iç sıcaklığı arttıkça, Dünya'nın üzerinde bir katman oluşmaya başlamıştır. Yani kabuk kısmı... Dünya henüz toz halinde iken, hafif elementler Dünya'dan ayrılıp uzaya kaçıyorlardı. ANCAK; ağır metaller ile bileşik oluşturanlar Dünya üzerinde kalabiliyorlardı. Soygazların ise, bileşik yapmaları çok zor olduğundan, büyük bir kısmı Dünya'dan ayrılmıştır. Şunu da belirtmekte fayda var. Dünyanın iç kısmının akıcı olması, tam bir homojenlik sağlayamamıştır, yeryüzüne yakın yerlerde hatta kabukta bile ağır elementlere rastlayabiliyoruz. Ancak zaten, homojen gibi düşünmemiz bize uygulamada bir sorun çıkartmaz. Çünkü volkanik patlamalar sonucunda zaten Dünya'nın içinde ne varsa kabuğa çıkacak ileride...

Dünya üzerinde oluşan bu kabuk, alt kısımda kalan hafif elementlerin uzaya kaçmalarına engel olmuş ve de iç sıcaklık nedeniyle yeryüzündeki bileşiklerin yapılarının bozulmaları engellenmiştir. Dünya bu periyodunda şekil alıyor haldedir. Henüz bir atmosferi ve Güneş'in yüksek enerjili ışınlarını soğuran bir ozon tabakası yoktur. Elementler dağılmakta ve Dünya'nın kabuk dediğimiz kısmı sertleşmektedir.

Dünya üzerinden uzaya element kaçması olayının nedeni ise, Dünya henüz sıkışmamışken yerçekiminin düşük seviyelerde olmasıdır. Bunu Ay'ın çekim kuvvetinin çok düşük olmasından dolayı atmosfer barındırmamasından anlayabiliyoruz.

Yerkabuğu volkanik patlamalar sonucu delinmeye başladığında, Dünya'nın ve yaşamın ihtiyaç duyduğu elementler günyüzüne çıkmaya başlamıştır. (Su buharı (H20), Hidrojen (H2), Azot (N2), Karbonmonoksit (CO), Amonyak (NH3), Metan (CH4), Hidrojen Sülfit (H2S)) Volkanlar ve onların yeryüzünde açtığı kanallar, başlangıçta uzaya kaçan elementlerin yeraltında bulunanlarının, yukarı çıkartılması görevini üstlenmişlerdir. Ancak yavaş yavaş oluşmaya başlayan atmosferde hala oksijen yoktur. Olsa bile, önemsenmeyecek düzeyde olduğu düşünülmektedir.

Yeryüzüne çıkan bu bileşiklerin, bozulmamış olmaları bize Dünya'nın sıcaklığının belirli aralıklarda olduğunu ve sapma gözlenmediğini gösterir. Ancak iç kısım hala çok sıcaktır ve yerkabuğunun sıcaklığı da hala 100 derecenin üzerindedir. Volkanik patlamalar sonucunda çıkan, lavanın %97'si su buharıdır. Dolayısıyla volkanik patlamalar sonucunda denizlerimiz ve atmosferimiz oluşmuştur diyebiliriz.

Yine bu arada şunları belirtmekte yarar var: Ozon tabakasının olmayışı, Güneşten gelen radyasyonun fotokimyasal özelliği ile yerkabuğunun üzerinde bulunan gazların Dünya'dan ayrılmalarını engellemiştir. Ve de Dünya'nın çok sıcak olması, aslında Güneş yüzünden değil, kendi yapısı yüzündendir. Çünkü günümüzde bile hala, yermerkezi, Dünya'yı belli ölçüde ısıtmaktadır.

Evet, yanardağ patlamaları sonucunda çıkan gazların %97'si su buharıdır demiştik. Ve de aynı zamanda, amonyak, hidrojen sülfit, hidrojen, azot ve metan da çıkıyor demiştik. Dikkat edersek, elimizdeki elementler, hidrojen, oksijen, kükürt, karbon ve azot. Bunlardan karbon zaten bütün yaşamımızın üzerine kurulu olduğu element. Hidrojen ve oksijen yine olmazsa olmazlardan. Kükürt ve azot da aminoasitlerimizin ve yağ asitlerimizin yapılarında bulunan önemli elementler...

Yüzeye çıkan su buharı, yükseldikçe soğur. Ve yağmur olarak yeryüzüne düşer ancak kabuğa değmeden, tekrar buharlaşıp yukarı çıkar. Çünkü yeryüzü hala çok sıcaktır. Yalnız, bu döngü sayesinde, Dünya'nın yüzeyi soğumuştur diyebiliriz. Çünkü burada buhar, yeryüzündeki ısıyı alıp, yukarı çıkartmış, (o zaman oluşmaya başlayan ilkel atmosferdeki elementlere aktarmış) sonra tekrar düşüp, tekrar ısı alıp aynı işlevi, Dünya'nın yüzeyinde su var olana dek yapmıştır. Burada abartı gibi gelebilir ancak, günümüzdekinden çok daha fazla sıklıkta ve güçte, volkanik patlamalar olduğunu düşünürsek, gökyüzünde hayvani ölçülerde su buharı bulunduğunu anlayabiliriz. Şöyle ki, günümüzdeki bütün denizlerin, akarsuların, yeryüzündeki bütün suların, havada buhar halinde bulunduğunu düşünün. Ortalığı kaplamış olan sis bulutu yüzünden, büyük olasılıkla Güneş ışığı yeryüzüne ulaşamıyordu. Dünya'yı aydınlatan tek şey ise, hiç eksik olmayan şimşeklerdi...

Ancak bu soğuma işlemi bittiğinde ve yeryüzüne ilk su damlası düştüğünde, artık denizlerimiz, ırmaklarımız ve göllerimiz oluşmaya başlamıştır. Bu dönemde atmosferde, volkan patlamaları sonucunda oluşan bileşikleri görüyoruz. Yerkabuğu sert bir halde ve nispeten daha soğuk, Dünya'nın içi hala sıcak... Yağmurlar ve şimşekler giderek azalıyor. Irmaklar, üzerlerinden geçtikleri topraklardaki mineralleri denizlere taşımış ve belli elementlerin denizlerde ya da su birikintilerinde toplanmalarına yardmcı olmuşlardır. Yine atmosferimiz oluşmaya başlamış, buhar yoğunluğu giderek azalıyor bir haldedir. Atmosferimizde ise, ileride işimize çok yarayacak olan bileşikler bulunmaktadır.

Dünyamız sıkışmış ve bugünkü şeklini almış, kabuğunu oluşturmuştur. Kabuk üzerinde yer yer volkanlar oluşmuş ve Dünya homojenliğini kaybetmiş, kabuk üzerinde element çeşitleri yer edinmeye başlamıştır. Kabuğumuzun sıcaklığı 100 santigrat derecenin altına inmiştir. Ve gittikçe de soğumaktadır.

Aslında Big Bang teorisine göre, bütün elementler hidrojen kaynaklıdır. Hidrojenin nükleer tepkimeleri sonucunda oluşan bu elementler doğada büyük çoğunlukla saf bulunmazlar. Bileşikler halinde bulunurlar. Bu elementlerden hidrojen ve oksijen, bileşik oluşturmada her zaman önemli rol oynar. Oksijen elektron alarak, tepkimede yükseltgen (oksitleyici) özellik gösterirken, hidrojen elektron verip, indirgeyici (redüktif) özellik taşır. Bileşikler, atomlar arasında elektriksel çekim kanunları ile oluşur.

Atmosferde yanardağlarımızdan çıkan hidrojen sülfit (H2S), su buharı (H2O), hidrojen (H2), amonyak (NH3), azot (N2) ve metan (CH4) bulunmaktadır. Yeryüzünün soğumasıyla birlikte sular denizleri, gölleri ve akarsuları oluşturmaya başlamıştır. Atmosferde bulunan bu elementlerin üstüne, akarsular topraktaki mineralleri durgun sulara taşımış ve dünya üzerinde belirli bölgelerde elementer çeşitlilik oluşması sağlanmıştır. Çünkü zaten atmosferde bulunan gazlar suda belli ölçülerde çözünür.

Canlılığın başlamasını sağlayan en basit yapıların, yani en basit organik moleküllerin atmosferde gaz halinde bulunan bu bileşiklerin ve de denizlerdeki element ve bileşiklerin, volkanik patlamalar, ultraviyole işinları, yıldırım ve şimşekler sonucu açığa çıkan enerji ile oluştuğu düşünülmektedir ki deneylerle bu ispatlanmıştır.

Aslında bu bileşikler arasında en önemlileri, metan, karbonmonoksit, amonyak ve bu üçünün birleşmesinden oluşan hidrojen siyanürdür. Ek bilgi olarak şunu da ekleyeyim, Jüpiter'de karbonmonoksit, amonyak ve metan donmuş halde bulunmuştur. Gezegen henüz sıcakken oluşan bu moleküllerin, hızlı gerçekleşen soğumadan sonra canlılık oluşturamadan donduğu düşünülmektedir. Dünyada ise koşullar çok daha elverişlidir, soğuma yavaş gerçekleşmiştir. Aslında moleküler evrimde ve canlılığın başlangıcında, sıfırdan önceki aşamaları şöyle sıralayabiliriz.

1) Dünya sertleşmiş ve üzerinde kalan elementler iç kısımda, kabukte ve atmosferde dağılmıştır.
2) Metan, amonyak, su, hidrojen sülfit ve karbonmonoksit bileşikleri oluşmuştur. (Isı, elektrik ve Güneş enerjisi ile)
3) Ve metan, amonyak ve karbonmonoksitin birleşmesinden oluşan hidrojen siyanür bileşiği oluşmuştur. (Aynı enerjiler ile... :D)

Daha sonrası ise, akarsuların ve denizlerin ve de atmosferin bu bileşikler ile yoğunlaşması durumu. Canlılığı böyle bir ortamda başlatıyoruz.

Moleküler evrim konusunda, İngiliz bilim adamı Haldene ve Rus bilim adamı Oparin önemli çalışmalar yapmıştır. Oparin'e göre organik bileşiklerin oluşabilmesi için canlılara ihtiyaç yoktur. Karbonhidrat, protein ve yağlar canlılar olmadan da elde edilebilir. Ve de bu kendiliğinden oluşan organik moleküllerin dünya üzerinde yoğunlaştığı, toplandığı (rüzgar, akarsu gibi etkiler sonucu) yerlere prebiyotik çorba adını vermiştir. Oparin 1930 yılında yayınladığı "Hayatın Kökeni" adlı kitabında doğal seçilimin, henüz canlılar oluşmadan önce, moleküler yapıda başladığını iddia etmiştir. Buna göre, canlılığı oluşturabilecek kimyasal yapıdaki elementler bileşik oluşturup harekete geçerek, daha karmaşık ve de farklı elementlere ihtiyaç duyan diğer elementleri eleyip seçilmişlerdir. Ki bu seçilen elementlerin, karbon, hidrojen, oksijen, azot gibi elementler olduğunu biliyoruz. Aslında dört bağ yapan, periyodik tablonun en çılgın elementi karbon tek başına yetiyor.

Bu hükümlerden yola çıkarak, Stanley Miller henüz daha öğrenciyken, 1953 yılında Chicago'da yaptığı deneyle Oparin'i haklı çıkartmıştır. Miller, ilkel atmosferi ve denizi taklit etmiş ve bu atmosfere 24 saat elektrik gönderip sonucu izlemiş. Miller'ın yarattığı atmosferde, yalnızca hidrojen, metan ve amonyak bulunması olayın basite indirgendiğinde bile kolay olduğunun bir göstergesidir. Çünkü, Dünya'daki koşullar çok daha geniştir ve çok daha uzun zamana dayalıdır.

Miller'ın deneyi sonucunda, formaldehit, formik asit, alanin, asparjin, glisin, valin, hidrojen siyanür, laktik asit oluşmuştur. Burada ayrıca dikkat çeken bir nokta vardır ki, alanin, glisin ve asparjin doğada en çok rastlanılan üç aminoasittir.

Bu deney tabi ki daha sonraları defalarca tekrarlanmıştır. Bu deneylerde enerji kaynağının değişmesi, ürünleri etkilememiş, ultraviyole ışınlar ile de, ultrasonik ses dalgaları ile de aynı sonuçlar elde edilmiştir. Sonuçta elde edilen maddeleri yalnızca, başlangıçta bulunan maddeler ve konsantrasyonları değiştirmiştir. Daha çeşitli maddeler ile yapılan deneylerde ayrıca yağ asitleri, pürin ve pirimidin bazları ve de şekerlerin oluştuğu da görülmüştür.

Elbette bu deneylerin hiçbiri, ilkel dünyayı birebir simüle edemiyordu. Ancak tam karşılanmadığında bile, organik maddelerin elde edilişi, bu maddelerin formasyonlarının çok kolay olduğunu gösterir bize. Dünya şartlarını düşündüğümüzde çok daha fazla imkan olduğunu görebiliriz.

Ancak muhtemel olan, yaşamın, prebiyotik çorbalarda başladığıdır. Çünkü yaşamın başlayabilmesi için var olan imkanlar buralarda çok daha konsantre haldedir.

Daha ileriye gitmeden önce canlıların yapıtaşları konusunda biraz daha bilgi vermem gerekiyor. Yaşam için en önemli iki basit bileşiğimiz, aminoasitler ve nükleotidlerdir. Aminoasitler peptid bağlarıyla bir araya gelerek polimerleşirler. Bu reaksiyonun tekrarlanması sonucunda polipeptidler meydana gelir. Nükleotidler ise 3-5 fosfodiester bağları ile polimerleşerek, polinükleotidleri oluşturur.

Bugün yaşamımızda hala en önemli konumda bulunan proteinler polipeptid, nükleik asitler yani RNA ve DNA ise polinükleotiddirler. Proteinlerin yapısına 20 çeşit aminoasit katılır. Aminoasitlerin, farklı bileşimleri, farklı sıralanmaları ile farklı proteinler elde ederiz. Aynı şekilde RNA ve DNA da, farklı nükleotidlerin farklı sıralanmaları ile farklılaşır. Tabi ki, şu anda moleküler evrimde bulunduğumuz konum henüz transkripsiyon, translasyon, kod aktarımı, replikasyon gibi mekanizmalardan çok uzaktır.

Bugün için geçerliliği olan tüm bu teoriler, elimizdeki bilgilerin ışığında ortaya koyulmuştur. Moleküler evrimin bugün yüksek bir oranda geçerliliği vardır bilim dünyasında. Şimdi isterseniz, bu canlılığın ilk kırıntılarından, günümüze kadar gelen süreci dönemlere ayıralım:

1) Kimyasal Evrim: Bu evrede, inorganik moleküllerden, organik moleküllerin oluşumu ve konsantre hale gelmeleri gerçekleşmiştir.

2) Hücresel Organizasyon: Bu evrede ise, prebiyotik çorbalarda yaşamın ilk kırıntıları başlamıştır, hücreler kendi yapılarını korumak için, santral dogma mekanizmalarını ve de hücre membranlarını geliştirmek durumundadır.

3) Biyolojik Evrim: İlk hücrenin oluşumundan, bugünkü çok hücreli canlılara kadar olan bütün evrimsel süreci içerir.

Alıntıdır

Bakınız İnönü Üniversitesi Biyoloji bölümünün bir sunumu

http://biyoloji.inonu.edu.tr/evrimsempozyumu/sunumlar/sunum_7.pdf

Bilim neden canlıların biyolojilk değişimini inceler?
Kusursuz yaratılmış canlılar neden değişim geçirmektedir?

Paolo
16-06-2009, 15:48
Rab bir benzetme yapmış kıskanç Tanrı diyere kendisi hakkında.Nasılki bir eş eşinin başkalarıyla beraber olmasını kıskanırsa aynı şekildede Rab kendisinden başka mabutlara tapılmasından rahatsız olur kıskanır.

Felsefeci 87
18-07-2009, 00:56
Ben bu konu hakkındaki değerli düşüncelerinizi almak isterim. Özellikle; Kutsal Kitap ve Hristiyanlığın eleştirisi hakkında değerli yazılar yazan arkadaşlarım..

Saygılarımla.

toli
18-07-2009, 01:04
Rab bir benzetme yapmış kıskanç Tanrı diyere kendisi hakkında.Nasılki bir eş eşinin başkalarıyla beraber olmasını kıskanırsa aynı şekildede Rab kendisinden başka mabutlara tapılmasından rahatsız olur kıskanır.

Hem Rab' ı çok ulu, her şeye gücü yeten, akıl ötesi, 'insan ötesi' olarak tasfir edilir; burada Rab' ı insancıl bie yaklaşımla tasfir ediyorsunuz.. Kıskanma duygusu insana özel değil midir?

Paolo
18-07-2009, 01:29
Kelimeleri düz anlamda anlamayınız.RAB robot değildir.Duygusuzda.Sonuçta insana duygular verende RAB'dir.Ordaki ayette RAB kendisinden başka bir ilaha tapınılmasına adeta kıskanç olurcasına rahatsız olmaktadır.

toli
18-07-2009, 02:00
Eğer tanrının, yaratıcının, evrenin sahibinin.. kıskançlık duygusu varsa cennet-cehennem kavramlarının temeli buna dayanır.. Örneğin insan anlatılan tanrıdan başka bir tanrıya taptı; bu tanrı da kıskandı.. Kıskançlığın ileri safhası nedir; intikam hatta nefret.. Kıskançlık duygusuna sahip bir tanrının nefret, kibir, kin duygusu da vardır..

Paolo
18-07-2009, 02:28
Yalnız inandığımız tanrı sevgi,esenlik,merhamet ve adil olan Tanrıdır.Evt kıskançlık vardır.RAB kimsenin mahvolmasını istemez.RAB günahkarlardan ziyade günahta nefret eder.

toli
19-07-2009, 02:28
Yalnız inandığımız tanrı sevgi,esenlik,merhamet ve adil olan Tanrıdır.Evt kıskançlık vardır.RAB kimsenin mahvolmasını istemez.RAB günahkarlardan ziyade günahta nefret eder.
Öyleyse cehennem neden vardır? Günahkarlardan değil günahtan nefret ediyorsa; günahı neden yaratmıştır?

Paolo
19-07-2009, 03:03
Cehennem günahından imkanı olduğu halde ve RAB'be karşı gelenler için vardır.Öbür dünyada.Günahı O yaratmamıştır.Adem ve havvayla çıkmıştır günah.İlk günahda denir buna.

toli
19-07-2009, 03:57
Adem ve Havva' nın birbirlerini farketmeleri aslında insan oduklarını farketmeleridir.. Bu size göre bir günahtır.. Bu hikayeden yola çıkarak bu günah olmasa bizler de olmayacaktık, cennet-cehennem de; öyleyse Adem ve Havva da günahkarsa cehennem onlar için de olmalıdır.. Ama burada neslin devamı varsa bu neye ve kime göre günahtır.. Öyleyse 1. Günahı da Rab yaratmıştır, 2. Günahın yaratılışına vesile olmuştur..

Paolo
19-07-2009, 09:34
Adem ve havva günaş işlemeseydi cennetle RAB'le mutlu bir yaşam sürecektik.Günahı RAB'be karşı gelmek demektir.Ona itaat etmemek demektir.Günahı RAB yaratmamıştır.

Felsefeci 87
19-07-2009, 09:42
Cehennem günahından imkanı olduğu halde ve RAB'be karşı gelenler için vardır.Öbür dünyada.Günahı O yaratmamıştır.Adem ve havvayla çıkmıştır günah.İlk günahda denir buna.


Adem ve Havva'nın günah işleyeceğini Tanrı bilmiyor muydu? Eğer bilmiyorsa, senin Tanrın aciz ve hiçbir şey bilmeyen biri olmuyor mu? Bunu bilmiyorsa eğer Tanrı, tanrı olabilir mi? Adem ve Havva'nın günaha düşmesindeki en büyük sebep Tanrı'nın müdahalede bulunmamasıdır.. İnsanların günahtan kurtulabilmeleri içinde bir Mesih'in gönderilmesi de saçmadır. Bir nevi; Tanrı, kendi bozduğu şeyi kendisi tamir etmek istemekte hatasını telafi etmeye çalışmaktadır. Buna ne akıl ne de mantık erer. O yüzden böyle saçma-sapan konuşacağına biraz mantığını devreye sok. Tabi o da varsa. Eğer yoksa, yapabilecek hiçbir şey yoktur.

Whiteface
19-07-2009, 13:05
Burada önemli olan Rabbin bilip bilmemesi değil, Adem ile Havva'nın Rabbimizin koyduğu yasağa çiğnemeye yeltenip yeltenmemesidir. Adem ile Havva günaha düştülerse bunun nedeni şeytanı dinlemelerinden kaynaklanır. Rabbimiz elbette müdahele etmeyerek en doğru şeyi yaptı çünkü Adem ile Havva'nın doğru ile yanlışı kendileri ayırt edebilirlerdi ve bu konuda Rabbimizin yardımına ihtiyaçları yoktu ama yanlışı seçtiler ve günahlı oldular. Bu sebeble biz onların soyu olarak günah bize de geçti.

Rabbimizin iyiliği ve sevgisini göstererek bizi günahlardan kurtarmak için ve sevgi dolu cennetin kapılarına bizimde geçmemizi sağlamak için İsa Mesih geldi. Ve Mesihimizin yolundan gidenler günahlarından arınarak sonsuz ve güzellikler içinde edebi bir yaşama kavuşacaktır.

Siz ancak hayalgücünüzü kullanarak doğru olan şeyleri aklınızca çarpıtıyorsunuz. Mantıksızca bulduğunuz herşeyin gayet açık ve mantıklı bir anlamı vardır.

Saygılarımla

Felsefeci 87
19-07-2009, 15:25
Bakın whiteface size bir örnek vereceğim;

Diyelimki siz bir bardak üreticisisiniz. Sizden sürekli bardak talep eden insanlar oluyor, ve siz de bu talepler karşısında daha fazla bardak üretiyor, satıyorsunuz. Daha sonra çıtayı biraz daha yükseltmek istiyorsunuz. Kırılmayan ve darbelere karşı direnen bir bardak imal ediyorsunuz. İki çeşit bardak üreten siz, hangi bardağın nasıl ve nerde kırılacağını, hangisinin ise ne kadar dayanıp dayanmayacağını biliyorsunuz. Yere atıldığı zaman hemen kırılan bardağın mı, yoksa onu üretenin mi suçu vardır? Elbette onu imal eden ve ona şekil veren üreticinin bir suçu, sorumluluğu vardır.

Dolayısıyla Adem ve Havva (hikayeye göre) kırılgan bir yapıda yaratılmış, ve yere düştükleri anda kırılmışlar günaha düşmüşlerdir. Eğer senin Tanrın yukardaki bardak üreticisi gibi onları kırılmayan bir yapıya sahip yaratıklar olarak imal etseydi, hiçbir şekilde böyle sorun çıkmayacaktı.

Bilmem anlatabildim mi?

K.C.
19-07-2009, 18:05
Fasil : KISKANÇLIK BÖLÜMÜ
Konu : Kıskançlık Hakkında
Ravi : Ebu Hüreyre
Hadis : Sa`d İbnu Ubade (ra) dedi ki: "Ey Allah`ın Resulü, ben zevcemle birlikte bir adam yakalasam, dört şahit getirinceye kadar ona mühlet mi tanıyacağım?" "Evet!" buyurdu Aleyhissalatu vesselam. Sa`d: "Asla dedi, seni hakla gönderen Zat-ı Zülcelal`e yemin olsun, şahid aramazdan önce kılıncımı indiririm." Resulullah (sav): "Şu efendinizin söylediğine bakın! Evet (biliyoruz ki) o kıskanç bir adamdır. Ama ben ondan da kıskancım, Allah da benden kıskanç"
HadisNo : 4308
http://hadis.ihya.org/kutubusitte/hadisler.php?t2=ara&ara=k%FDskanc%FDm&yer=hadis

Yergin
19-07-2009, 22:17
İslam başlığı yetmedi mi, İslam dışı bölümde de tartışıyorsunuz İslam'ı sayın K.C. ?

Paolo
19-07-2009, 22:34
RAB elbette adem ve havvanın günah işleyeceğini biliyordu.Seçimi kendileri yapmasını istedi.Ben sana araba versem sarhoş halde araba kullanma kaza yaparsın desem dinlemeyip kullanıp kaza yaparsan kim suçlu olur?Ben mi sen mi?

Whiteface
20-07-2009, 14:36
Bakın whiteface size bir örnek vereceğim;

Diyelimki siz bir bardak üreticisisiniz. Sizden sürekli bardak talep eden insanlar oluyor, ve siz de bu talepler karşısında daha fazla bardak üretiyor, satıyorsunuz. Daha sonra çıtayı biraz daha yükseltmek istiyorsunuz. Kırılmayan ve darbelere karşı direnen bir bardak imal ediyorsunuz. İki çeşit bardak üreten siz, hangi bardağın nasıl ve nerde kırılacağını, hangisinin ise ne kadar dayanıp dayanmayacağını biliyorsunuz. Yere atıldığı zaman hemen kırılan bardağın mı, yoksa onu üretenin mi suçu vardır? Elbette onu imal eden ve ona şekil veren üreticinin bir suçu, sorumluluğu vardır.

Dolayısıyla Adem ve Havva (hikayeye göre) kırılgan bir yapıda yaratılmış, ve yere düştükleri anda kırılmışlar günaha düşmüşlerdir. Eğer senin Tanrın yukardaki bardak üreticisi gibi onları kırılmayan bir yapıya sahip yaratıklar olarak imal etseydi, hiçbir şekilde böyle sorun çıkmayacaktı.

Bilmem anlatabildim mi?

anlatmak istediğinizi gayet iyi anladım ama bu iş örneklere benzitelerek olmaz.

Adem ile Havva'ya özgür irade verilmiştir. Yanlış yapmayı iradelerini kullanarak karar verdiler. Uzatmaya gerek yok.

elcihanaferin
21-07-2009, 00:55
anlatmak istediğinizi gayet iyi anladım ama bu iş örneklere benzitelerek olmaz.

İşine gelince benzetme yap, işine gelince benzetme olmaz de. Bir de anladığını söyle. Anlaşılmadığı açık seçik ortada. (İman böyledir, olmayanı oldurur, görmeden inanılır)

Adem ile Havva'ya özgür irade verilmiştir. Yanlış yapmayı iradelerini kullanarak karar verdiler. Uzatmaya gerek yok.

İradeyi kim vermiş? Herşeyi herşeye kadir olan tanrı vermiş. O kırılgan iradeyi başkası mı vermiş? Felsefecinin söylediği bu. Ama anlamaktansa biat etmek kolay gelmiş.

Uzatılırsa ip kopar, foya görünür, tabii uzatmamak lazım.

bilge34
21-07-2009, 01:16
TANRIYI İNKAR BİLİNCİN KÖRLEŞMESiDİR

Yaratıcının varlığını tartışmak saçma bir uğraştır. En büyük delili insanın bizzat kendisidir. İnsandaki akıl ve bilinç, varlık dünyasında içkin olan ve onu kuşatan bir TANRI'nın varlığını kaçınılmaz kılar. Eğer Tanrı olmasaydı, insan var oluşunun farkına varmaz, bilinç sahibi bir varlık olarak ortaya çıkmazdı. TANRI'nın bilimsel ispatını aramak, sınırlı beş duyumuzla kavrayabildiğimiz ve gözlemleyebildiğimiz varlık alemini kuşatan SINIRSIZ TANRININ görünür halini bulma yolunda beyhude bir çabadır. Ancak, bilim, EVRENİ anlamlandırmada ve EVRENDE cari olan kanunları bulmada bize önemli veriler sağlar. TANRISIZ bir evrenin anlamı yoktur. Varoluşu anlamlı kılan TANRI'nın varlıdır. Bir insan olarak Evrenin varlığını anlamlandırma çabamız, bilincimizin yani ruhumuzun O'ndan kaynaklandığını, beş duyumuzla algılayabildiğimiz madde aleminin ötesinde bir varlık boyutumuzun olduğunu gösterir. Bilebildiğimiz kadarıyla insan dışında hiçbir canlı varlığının ve varlık aleminin bilincinde değildir. TANRININ varlığı dağlar taşlar ve diğer canlılar için değil, bilinç sahibi insanın ilgi alanındadır, ancak insan O'nun farkına varabilir. Kısaca, TANRININ VARLIĞINI İNKAR BİLİNCİN KÖRLEŞMESİDİR.

Yaratıcının varlığını hem kendinizde hem de varlık aleminde duyumsayabildiğinizde var oluşunuz anlam kazanır. Aksi takdirde varlığınız saçmadır.
Bunu Bilge Yunus, varoluşun sırrını anlatan dizeleriyle ne güzel formüle etmiş.
Bana Bende demen bende değilim bir ben vardır benden içerü...

Biliyoruz ki O bize şahdamarımızdan daha yakın, O'nun rahmeti tüm insanlığın üzerine olsun.

milomanara
21-07-2009, 01:19
TANRIYI İNKAR BİLİNCİN KÖRLEŞMESiDİR

Yaratıcının varlığını tartışmak saçma bir uğraştır. En büyük delili insanın bizzat kendisidir. İnsandaki akıl ve bilinç, varlık dünyasında içkin olan ve onu kuşatan bir TANRI'nın varlığını kaçınılmaz kılar. Eğer Tanrı olmasaydı, insan var oluşunun farkına varmaz, bilinç sahibi bir varlık olarak ortaya çıkmazdı. TANRI'nın bilimsel ispatını aramak, sınırlı beş duyumuzla kavrayabildiğimiz ve gözlemleyebildiğimiz varlık alemini kuşatan SINIRSIZ TANRININ görünür halini bulma yolunda beyhude bir çabadır. Ancak, bilim, EVRENİ anlamlandırmada ve EVRENDE cari olan kanunları bulmada bize önemli veriler sağlar. TANRISIZ bir evrenin anlamı yoktur. Varoluşu anlamlı kılan TANRI'nın varlıdır. Bir insan olarak Evrenin varlığını anlamlandırma çabamız, bilincimizin yani ruhumuzun O'ndan kaynaklandığını, beş duyumuzla algılayabildiğimiz madde aleminin ötesinde bir varlık boyutumuzun olduğunu gösterir. Bilebildiğimiz kadarıyla insan dışında hiçbir canlı varlığının ve varlık aleminin bilincinde değildir. TANRININ varlığı dağlar taşlar ve diğer canlılar için değil, bilinç sahibi insanın ilgi alanındadır, ancak insan O'nun farkına varabilir. Kısaca, TANRININ VARLIĞINI İNKAR BİLİNCİN KÖRLEŞMESİDİR.

Yaratıcının varlığını hem kendinizde hem de varlık aleminde duyumsayabildiğinizde var oluşunuz anlam kazanır. Aksi takdirde varlığınız saçmadır.
Bunu Bilge Yunus, varoluşun sırrını anlatan dizeleriyle ne güzel formüle etmiş.
Bana Bende demen bende değilim bir ben vardır benden içerü...

Biliyoruz ki O bize şahdamarımızdan daha yakın, O'nun rahmeti tüm insanlığın üzerine olsun.

Peki hangi tanrı sayın bilge34? 3'lü tanrı mı? Allah mı? Lord krishna mı? Hangisi?

unbe
21-07-2009, 01:23
zeus mu,thor mu,ulu manitu mu.uçan spagetti canavarı mı?
ya da hindistandaki 30.000 küsür tanrı mı?

nogada
21-07-2009, 01:25
zeus mu,thor mu,ulu manitu mu.uçan spagetti canavarı mı?
ya da hindistandaki 30.000 küsür tanrı mı?

Kainatı yaratan ve bir olan,tek mutlak Tanrı...

Paolo
21-07-2009, 01:25
Tabiki Tek Tanrı.Milomanara üçlü Tanrı yok.Tek Tanrı var.

unbe
21-07-2009, 01:26
ben bilgeye sormuştum ama.....

milomanara
21-07-2009, 01:30
Tabiki Tek Tanrı.Milomanara üçlü Tanrı yok.Tek Tanrı var.

Şimdi öyle tabi. 3'ü bir arada. Ama islamda öyle insan şekli, ruh şekli, baba şekli falan yok aynı tanrının. Dolayısıyla din felsefesi açısından aynı tanrı değil.

nogada
21-07-2009, 01:39
Şimdi öyle tabi. 3'ü bir arada. Ama islamda öyle insan şekli, ruh şekli, baba şekli falan yok aynı tanrının. Dolayısıyla din felsefesi açısından aynı tanrı değil.

Bunu paolo cevaplamalı,hristiyan teolojisini o biliyor sayın milomanara...!!!

Paolo
21-07-2009, 01:42
Evt Üçlü Birlik ayrılmaz bir bütündür.RAB'bin sıfatlarıdır.Bunlar olmadan Tanrıyı düşünmek imkansızdır.Nogada ben İseviyim elbette bileceğim.Evt islamdaki tanrıyla İSEVİLİK'teki TANRI farklı dediğin gibi.

milomanara
21-07-2009, 01:46
Evt Üçlü Birlik ayrılmaz bir bütündür.RAB'bin sıfatlarıdır.Bunlar olmadan Tanrıyı düşünmek imkansızdır.Nogada ben İseviyim elbette bileceğim.Evt islamdaki tanrıyla İSEVİLİK'teki TANRI farklı dediğin gibi.

Peki neden isevilikdeki tanrı sevgili paolo? Ve neden allah sayın nogada? ben tarafsızım sonuçta ama mantıken bakınca sanki islamın tanrısı daha bir akla yatkın gibi. Bir de sizin tanrının bu eski ahitteki şiddet yanlısı tutumu var. Bilemiyorum tabi, bir taraftan yeni ahite bakınca islamın tanrısından bile daha bağışlayı daha medeni bir tanrı var ama karışık konular tabi. Eğer o dinin içine doğdunuz için değil, bilerek inanıyorsanız, hem isevi hem de müslüman neden kendi inancının doğru olduğunu anlatabilmeli bence...

Paolo
21-07-2009, 01:52
Çünkü O'nun Özü sevgi.RAB aynı zamanda adildir.Eski Ahitteki ayetler saldırı değil savunma amaçlıdır.Doğal benlikle bakınca karmaşık gelmesi çok normaldir.

milomanara
21-07-2009, 01:58
Ama islamda allahın bölünebilir olduğunu düşünmek bildiğim kadarıyla büyük bir günah, şirk. Yani bir müslümanın 3'lemeye inanması olası değil. Yani benim asıl öğrenmek istediğim neden Rab değil de allah? Yada allah değil de rab? Yani sevgili paolo neden bölünemez tek tanrıya inanmıyor, sevgili nogada neden bölünebilir ama tek tanrıya inanmıyor?

Paolo
21-07-2009, 02:04
Allah,Rab,Tanrı bunlar isim sonuçta.Önemli olan O'na inanmak.MESİH İSA'ya Allah denilebilir.Bizim pederler allah diyor mesela.İsimlere takılmayınız.Ancak RAB kelimesi daha güzel diğer isimlere göre

milomanara
21-07-2009, 02:11
Allah,Rab,Tanrı bunlar isim sonuçta.Önemli olan O'na inanmak.MESİH İSA'ya Allah denilebilir.Bizim pederler allah diyor mesela.İsimlere takılmayınız.Ancak RAB kelimesi daha güzel diğer isimlere göre

Ama paolo, islama göre isa allah değildir. Sadece bir peygamberdir. Yukarıdaki yazından aslında senin de allaha inandığın sonucu çıkıyor ama allahla 3'leme çok farklı aslında. Basitçe, birinde isa'nın allah olduğuna inanmazsan cehenneme gidiyorsun öbüründe allah olduğuna inanırsan cehenneme gidiyorsun. Çok meraktayım, bir çok inanan var gücüyle biz inançsızlara yanlış olduğumuzu göstermeye çalışır ama birbiriyle alakasız tanrılarının neden doğru olduğunu hiç tartışmazlar. Neden acaba?

Paolo
21-07-2009, 02:15
Evt müslümanlığa göre allah değildir İSA MESİH.Ama bizim Allahımız O'dur.Dinler hep kendi dinlerinin en ütsün doğru olduğunu idda ederler.Oysa GERÇEĞİ arayan yada savunan yok.Ama MESİH İSA YOL,GERÇEK ve YAŞAM BEN'İM demiştir.

milomanara
21-07-2009, 02:17
Evt müslümanlığa göre allah değildir İSA MESİH.Ama bizim Allahımız O'dur.Dinler hep kendi dinlerinin en ütsün doğru olduğunu idda ederler.Oysa GERÇEĞİ arayan yada savunan yok.Ama MESİH İSA YOL,GERÇEK ve YAŞAM BEN'İM demiştir.

Peki ama ya islam doğruysa, sonsuz ateşte yanarım diye korkmuyormusun sevgili paolo?

Paolo
21-07-2009, 02:19
MESİH İSA'nın GERÇEK olduğunu biliyorum.Ya MESİH İSA GERÇEK'se?Her din kendisinin doğru olduğunu söyler sadece islam değil.Ama hiçbiri GERÇEK BEN'im demez.Onuda RAB MESİH İSA'nın kendisi der.

milomanara
21-07-2009, 15:26
"Size apaçık deliller geldikten sonra, eğer yine de yan çizerseniz, bilin ki Allah, gerçekten mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." Bakara 209

İslam da öyle diyor. Ben farkı göremedim.

Paolo
21-07-2009, 17:57
Ama islam YOL GERÇEK ve YAŞAM BEN'im dememiş.İSEVİLİKLE müslümanlık arasında çok fark var

bilge34
21-07-2009, 22:22
TANRI bütün varlık aleminde içkin olan ve onu kuşatan kudrettir, akıldır, zekadır. TANRI ile ilgili çeşitli inanç biçimlerinde farklı tasavvurlar olabilir. Ama yegane ve tek olan TANRI bir insana indirgenemez. O'nu ruhunu O'nunla özdeşleşme yoluyla bir insan temsil edemez. Yaratıcı herşeyin yaratıcısıdır. O birşeyle özdeşleşmez. İnsanoğlu ya da resuller (yüce kişilikler) O'ndan aldıkları vahiy veya ilhamla insanları O'nun varlığını birliğini tanımaya çağırırlar. Yaratılmış olmak bakımından diğer insanlardan hiçbir farkları yoktur.

BİR TANRININ çeşitli kültürlerde adları değişebilir, Tanrı tasavvurları arasında farklılıklar olabilir, beş duyuyla algılanabilir halde tasavvur edilip sayısı artarılarak putlara dönüştürülebilir. Ama İnsan bilinci en üst düzeyde kemale erdiğinde, var ve tek oluşunun hakikatına erer.


HER ŞEYDE VE HER YERDE O VAR ! O BİZE ŞAHDAMARIMIZDAN DAHA YAKIN !

Allah'ın rahmeti tüm insanlığın üzerine olsun !

Amin

unbe
21-07-2009, 22:39
:amen: hepimize....

Paolo
21-07-2009, 22:57
Allahın gücü herşeye yeter.Elbette insan olabilir.Ve olmuşturda.

Felsefeci 87
22-07-2009, 10:46
Konu yine amacından sapıyor arkadaşlar. Bu yazıyı çürütecek hristiyan imanlılar arıyorum. :D

bilge34
22-07-2009, 21:54
TANRI NEDEN İNSAN OLMAYI TERCİH ETSİN !

İlk hristiyanlardan olan Ebionidler Hz. isa'yı insan ve resul olarak kabul ediyorlardı. Ariusçular ise, Allah'ın oğlu sıfatına son derece sembolik bir anlam yüklemekteydiler. Gerçi bugün de bazı Hristiyanlar bu tanımlamayı sembolik bir tanımlama olarak değerlendirirler. Ancak, eğer Allah insan olabilir dersek, o zaman tarihte ortaya çıkmış, kendini Tanrı ilan etmiş, bir çok Tanrı-Kral'ın da Tanrı olabileceği iddiasına haklılık tanımış oluruz. Kendisini Tanrı ilan eden şizofrenik düşünce sahibi insanlara zaman zaman rastlanabiliyor. Herşeyden önce insan somut bir varlıktır. Eğer Tanrı insan ya da başka bir somut varlığa dönüşebiliyorsa, o zaman paganlara-putperestlere hangi gerekçelerle karşı çıkabileceğiz. TANRI maddeyi ve bütün varlık alemini kuşatan ve ona hakim olan bu anlamda mutlak güç sahibi EVRENİN EFENDİSİ-RABBİ olandır. SONSUZ VE SINIRSIZ BİR VARLIK OLAN TANRI, gücü sınırlı olan fani bir varlık haline gelmez. Bu yüce YARATICININ azametine uygun düşmez. O insanı kuşatır, ama hiçbir insan onu kuşatamaz, O'nunla özdeşleşemez. İnsanlar birtakım olağanüstülükler gösterebilirler. Bu onların Tanrı olmalarından değil, bilakis TANRININ onlara verdiği, yeti ve potansiyel sayesindedir. Bu olağanüstülükleri göstermek de elbette ancak YARATICININ izniyledir.

O HERŞEYİN SAHİBİDİR !
O'NDAN GELDİK O'NA DÖNECEĞİZ.

Allah'ın rahmeti tüm insanlığın üzerine olsun !

elcihanaferin
22-07-2009, 23:36
İNSAN bütün varlık aleminde içkin olan ve onu kuşatan kudrettir, akıldır, zekadır. İNSAN ile ilgili çeşitli inanç biçimlerinde farklı tasavvurlar olabilir. Ama yegane ve tek akıllı olan İNSAN, insan kafasında yarattığı bir kavram olan tanrıya tapmaya indirgenemez. İnsan tanrıyı muhayyilesinde yaratmıştır. İnsan tanrıyı pek çok şeyle özdeşleştirmiştir. İnsanın bilgisi artıp tabiata hakim oldukça tanrı kavramının niteliği değişmiştir. İlk insan önce yağmura, fırtınaya, şimşeğe tapmış, daha sonra yıldızlara, güneşe, aya tapmıştır. Daha sonra ise muhayyilesinde kendine benzer figürler yaratarak put şeklinde bu idollere tapmıştır. En sonunda tek yaratıcı olduğu ve belli bir figürü olmayacağı düşüncesine gelmişse de hala çoğu dindarın gözünde insan görünüşünde kabul görür. Nihayetinde gelişen bilim tanrının sadece insan aklının bir kavramı olduğunu ortaya koymuştur. Yani sonuç olarak insan, tanrıyı yaratmıştır. Ona muhayyilesinde çeşitli işler yaptırtmış, roller oynatmış, sözler söyletmiştir. Yaratılmış olmak bakımından tanrının insandan hiç farkı yoktur. Nasıl olduğunu çok merak ediyorsanız bu başlıkta 12 numaralı Sn. Aydoe'nun mesajını okumalısınız.

Tanrıların çeşitli kültürlerde adları değişiktir, Tanrı tasavvurları arasında farklılıklar vardır. Beş duyuyla tanrılar algılanamaz. Ama İnsan bilinci en üst düzeyde kemale erdiğinde, Tanrının boş oluşunun hakikatına erer.


HER ŞEYDE VE HER YERDE İNSAN VAR ! İNSANLIK BİZİM ŞAHDAMARIMIZDIR !

İnsanın rahmeti tanrılığın üzerine olsun !

Amin

bilge34
23-07-2009, 00:58
Ateizm Bir Tür Paganlık Ya da Tanrının Yerine Kendini Koymak mı ?

Elçihanaferin'in görüşü de, Tanrı yerine insana tapınımdır. Günümüzde Ateizm aslında neo-paganizmin yeni bir türüdür. Yani Tanrı'nın yerine İnsanı geçirmek. Demek ki insan inanmaya programlanmıştır. Bilim şuna ulaşmıştır, bunu açıklamıştır türünden yaklaşımlar, bir tür demogojidir. Hangi bilim türü Tanrının sadece insan aklının bir kavramı olduğunu kesinkes ortaya koymuştur. Kaldı ki, bugünkü bilim herşeyi açıklayabilme yetkinliğine ulaşmamıştır. Bilim tarihinin bilim adına birçok yanılsamaları içerdiği de bir gerçektir. Bilim bugünkü düzeyiyle devrim diyebileceğimiz önemli mesafeler katetmiştir, ama varoluşu açıklamada mutlak bilgiye erişmediği de bir başka gerçektir. Elbette akıl TANRI'yı bilir. İnsan aklındaki TANRI tasavvuru, O'nun varlığının insan zihnindeki bir izdüşümüdür. İnsan kendini ve varlık alemini dille açıklar. Yeryüzünde konuşulan hiç bir dil ilkel değildir. Bütün diller birbirinden türemedir. İlk insan topluluğunun konuştuğu dille bugünkü konuşulan diller arasında mükemmellik bakımından hiçbir fark yoktur. Asıl bilimsel gerçek budur. İlkellik bir dönem Batılı antropologların Batı dışı uygarlık düzeyi düşük toplumları açıklamak için kullandıkları içeriği tartışmalı bir kavramdır. İlkel olmak veya uygarlık düzeyi düşük olmak, her halükarda güneşe, aya ve yıldızlara tapmak anlamına gelmez. Tarihe baktığımızda uygarlık düzeyi yüksek eski Yunan ve Roma toplumlarında pagan bir inanç sistemi var iken, uygarlık düzeyi onlardan daha geri olan ve batılı antropologlarca ilkel olarak adlandırılan Kızılderililer ve bir kısım pigmeler ise soyut bir yaratıcıya inanmaktaydı.
Yüzbinlerce yıllık insanlık tarihinin en fazla 15 bin yıllık geçmişini bilebiliyoruz. Bu 15 bin yıllık dönemde, uygarlık düzeyi bakımından insanlık olağanüstü gelişmeler gösterirken, geçmişteki tahmini 100-150 bin yıllık dönemde, insanlık yerinde mi saydı, yoksa büyük badireler, felaketler mi yaşadı henüz tam olarak bunun bilgisine sahip değiliz. Bilgisine sahip olamadığımız dönemler için, kesin açıklamalar getirmek bilimsellik değildir.

Tanrısız bir evrenin (varlık aleminin) anlamı yoktur.
Evrenin varlığı Tanrıyla anlam kazanır.
İnsan zihninin kendi varlığını ve evreni anlamlandırma çabası, Tanrının varlığına ulaşmasıyla son bulur. Yani doğru ve mükemmel bir Tanrı anlayışı, varlığın sırrını kavramaktır. O'nu kavrayan nefsler(zihinler) mutmain olur.

Allah'ın rahmeti ve hidayeti hepimizin üzerine olsun !
Amin

Paolo
23-07-2009, 01:16
Bizi sevdiği ve kurtardığı için insan oldu Tanrı.O'nun insan olması yüceliğinden birşey kaybetmez.Aksine insana verdiği değeri ve sevgsini ortaya gösterir.MESİH İSA şizofren değildir.Hayatına ve sözlerine bakarsanız anlarsınız.İlk imanlılarda MESİH İSA'ya Tanrı oalrak inanıyorlardı.

bilge34
23-07-2009, 08:55
İSA MESİH'İN MESAJI

Ben inanıyorum ki Mesih İsa bir peygamberdir. Tanrı'nın sözüdür, ama kendisinin Tanrı olduğunu iddia etmemiştir. İlk imanlıların O'nun Tanrı olduğuna inandıkları şüpheli , çünkü ilk imanlılardan olan Ebionitler Tanrı olmadığına inanıyorlardı. O insanlığın kurtuluşunu arzu ediyordu. O bir devrimciydi. Pagan Roma'yla işbirlikçi yönetime başkaldırmış, ancak, ihanete uğramıştır. Bir isyan ahlakı ortaya koymuştur. Her türlü gayriinsani ve sömürgeci anlayışa, insanın insanı istismarına karşı, bir karşı duruş sergilemiştir. Hristiyanlar, Müslümanlar, Museviler ve diğer dinlerin inananları, bu karşı duruşa sahip olmak durumundadır. Barışcıl ve sevgi atmosferinin egemen olduğu bir gelecek için bu duruş elzemdir. En başta Hristiyanlar olmak üzere tüm inananlar,kendilerini bu doğrultuda özeleştiriye tabi tutmalıdırlar.
Doğru her kim söylerse söylesin doğrudur !

Ne Mutlu Ona, Havarilerine ve Onun Mesajına Sadık Kalanlara !

Allah'ın rahmeti tüm insanlığın üzerine olsun !

Amin

elcihanaferin
23-07-2009, 13:29
Ateistliğin ne olduğu konusunda merakı olanların, kendi değer yargılarıyla manasız manalandırmalarda bulunmamaları için, ana sayfadaki verileri ve ateistlerce yorumlanmış olan teist dinlerle ilgili eleştirileri okuduktan sonra gelip - vaaz etme yerine - tartışmalara katılımaları uygun olacaktır. Aksi takdirde, tanrı kelimesi yerine insan kelimesi konmuş olan yaklaşık kendi mesajlarını da tanımazlar.

Bilim tarihinin pek çok yanılsama içermesi elbette gerçektir. Çünkü bilimsel bilgi böyle gelişir. Bir zamanlar doğru olduğunu sandığımız bilgilerin daha sonra yeni buluşlarla değişmesi çok normaldir. Yeni tezler ortaya atıldığında, bütün dünyada bunlar akademik ortamda teste tabi tutulur. Yanlışlığı bulunamazsa bilimsel bilgi olurlar. Ama testler durmaz. Daha sonra yanlışlıkları bulunabilir, bilimsellikleri kalmaz. Bilgimiz böyle gelişir. Bu bakımdan dinler ve müminler bilime düşmandır. Çünkü bilim, insanların bilgisinin önünü açar. Tabiata hakim oldukça açık fikirli olur ve sorgular, dinlerin berbat tahakkümünden kurtuluruz. Ama dinsel olgular kesindir, reddedilemez, değiştirilemez, tartışılamaz dahi. Onun için de ha peri masalı olmuş, ha İsa veya Muhammet masalı, hiç fark etmez.

Dinler insanı, insanlıktan çıkarır, hımbıl, kaderci kullar haline sokar. Dinler, insanların birbirini acımasızca, sevgiden yoksun olarak savaşıp katletmelerine sebep olmuşlardır. Müslümanların cihat savaşları, Hıristiyanların aynı şekilde Haçlı Savaşları bunların en tipik misalidir. Dinler birbirlerini de kafir sayar. Her birinin tanrısı diğeri için yalandır, yanlış tanrıdır. Bu başlık da aynen bunu göstermektedir.

Hıristiyan, Müslüman, Yahudi Kutsal kitapları sevgi değil, vahşet doludur. Dinler kendi direttikleri hayat tarzlarını ahlaklılık olarak benimsetmeye çalışır. Onlara göre ahlaklı olmak, kurallarına göre günaha düşmeden yaşamaktır. Artık bu köhnemiş ahlak kuralları sadece birkaç dinle yönetilen ülke dışında yoktur. Bu kuralların yerini her gün insana daha fazla hümanist değer veren medeni kanunlar almıştır. Dini ahlak kuralları insanlığın muazzam sorunları ile uğraşmak yerine domuz gribinin kafirlik sonucu ortaya çıktığı, AIDS'in tanrının cezası olduğu gibi ilgisiz şeylerle ahlaksızca uğraşmaktadır.

Evrenin yaratıcısı olarak tanrıyı göstermek kadar abes bir şey olamaz. O zaman tanrıdan önce ne vardı? Tanrı nereden ortaya çıktı? Tanrıyı kim yarattı?

Bahsedilen teist tanrısının - adını ne koyarsanız koyun Yahve İsa, Üçte birlik, Allah - çok aciz olduğu da görünüyor. O her şeye kadir, her şeyi bileni gören
en güçlü tanrı neden ancak 6 günde evreni yaratabilmiştir? Neden parmaklarını şaklatıp aniden her şeyi oluşturuvermemiştir?Yorulmuş ve 7. gün dinlenmiş. İnsan yorulur, o niye yoruluyor ki? Muhammet akıllı adam, bunu kopyalarken 7. gün dinlenmesini dışlamıştır, ama o da 6 günü saniyeye indirmeyi akıl etmemiştir. Nuh tufanını yaratan o tanrı neden o kadar insanın yanında hayvanları da durup dururken öldürmüştür? Neden insanları ve hayvanları yavaş yavaş günlerce boğarak öldürmüş de, saniyede öldürüvermemiştir? Neden insanları tekrar yaratırken bu sefer hatasız kullar olarak yaratmamıştır? İnsanlar neden yaratılmıştır? Eğer insanlar Tanrıya kulluk etmek için yaratılmışsa, neden tanrının buna ihtiyacı vardır? Yoksa oyun mu oynuyor? Bu kulluk etme işi neden dünyada olmalıdır, cennette olmaz mıydı? Eğer Tanrı kendisine tapınılıyorsa, neden umurunda oluyor? Neden bu kadar muazzam ve aşırı şekilde gezegenler, yıldız kümeleri, galaksiler var, neden buna gerek görülmüş? Nasıl oluyor da Allah sürüyle bu kadar iyi Müslüman olmayanları veya İsa Yahve Rab sürüyle bu kadar iyi Hıristiyan olmayanları cehenneme yollayabiliyor? Ya da son anda hamd eden inananları zamanındaki cinayetlerine rağmen - Hitler gibi - cennete yollayabiliyor?

Bu sorulara çok daha fazlasını eklemek mümkün. Ama işin doğrusu bu başlıkta 12 numaralı mesajdadır.

Dinler insanın özgür olmasını engellemek için afyondur. Safdilleri kandırır, çeşitli şeylerde rahatlık sağladığını ilan eder, uyutursunuz. Bu şekilde güzel, sormadan inanmış, itaatkar köleler elde edersiniz. Dinler, egemen sınıfların sürüleri idare etmek için çok hoşlanarak kullandıkları itaat yollarıdır. Dinler ruhban sınıflarının göreceli olarak rahat, lüks içinde yaşadıkları kandırma yollarıdır. İnsanlığın, kendisini boğan bu gaddar, sevgisiz, başkalarını köle yapmak üzere kendini zengin etme peşindeki ruhban ve egemenlerin yozlaştırmasındaki berbat ortamdan kurtulmasının zamanı gelmiştir.

Hümanist bir insanlık anlayışının, dinsiz, sevecen, iyilik dolu bir dünyanın egemen olması dileğiyle...



.

Paolo
23-07-2009, 16:53
Bende inanıyorum ki Mesih İsa Rabdir.Kutsal Kitapta açıkça söylüyor.Ve ilk imanlılara bakıcak olursak onlarda Tanrı olarak inanıyor O'na.Duana katılıyorum.

bilge34
24-07-2009, 01:09
Sayın elcihanaferin

Ateizmin geçmişten bugüne- eski yunan'dan 21. yüzyıla- bilinen ve güçlü filozofları, düşünürleri olmuştur. Şahsen Niçe gibi, Marks ve Russell gibi, çağımızdaki Varoluşçu felsefenin önde gelen temsilcileri Sartre ve Camus gibi düşünürlerden istifade etmişimdir. Ancak, ateizmin ne olduğu konusunu bu sitedeki yazılardan öğrenecek değilim.

Ayrıca, tarih sadece din adına yapılan savaş ve katliamların tarihi değildir. İslamın, Hristiyanlığın ve diğer dinlerin tarihine baktığımızda zalim ve kan dökücü yönetimlere rastlanır ve bunların bir kısmı zulümlerini din adına da yapmıştırlar. Fakat, özellikle 20. yüzyılın en zalim ve en kan dökücü yönetimleri, tanrıtanımaz ateist bir ideolojiye dayanan sosyalist ve faşist yönetimleriydi. Örneğin aynı zamanda bir ateist olan Stalin yokedici -terminatör bir diktatör olarak 10 milyonun üzerinde insanın kanını döktü, milyonlarcasını sürgüne gönderdi. Milyonlarca Müslüman Türk Stalin'in kurbanı olmuştur. Din adına katliamlar yapılır, ama ateizm adına yapılmaz şeklinde bir hükme varmayı yakın tarihteki yaşanılan örnekler geçersiz kılmaktadır. Aslolan her ne adına olursa olsun, zulme, istismara, kan dökücülüğe ve totaliter anlayışlara karşı durabilmektir.

Varlık aleminde çeşitlilik ve farklılaşma esastır. İnsanlar arasında da sadece biyolojik değil, kültürel ve düşünsel çeşitlilik ve farklılıkların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Din ve inanç farklılıklarını tahammül ve hoşgörüyle karşılamak durumundayız.
Yani "Senin dinin sana benim dinim bana"
Ama "Beni yeryüzünden ortadan kaldırmaya, yok etmeye çalışana karşı da sonuna kadar mücadele"

Tanrıyı kim yarattı sorusu abestir. Çünkü, yaratılan için kim yarattı sorusu anlam taşır.
Tanrı dışında hiçbir varlığın yaratma özelliği yoktur. Yaratıcı için kim yarattı sorusu sorulmaz. Yaratıcının niteliği yaratılmak değil yaratmaktır. O varlığı kendinden kaim olandır.

Her canlı türünde bir mükemmelleşme-tekamül istidatı vardır. Canlıların en mükemmeli olan insanda kendini gösteren şuur-bilinç, aslında varlık aleminde içkin olan külli şuurun bir yansıması değil mi ? Madde kendi varlığının bilincine sahip değil, insanı maddeden canlı cansız tüm diğer varlıklardan ayırt eden en önemli özelilği bu ? İşte ateistlerin asla cevaplayamadığı sorulardan biri de bu !

Yani kendini(nefsini) bilen Allah'ı bilir !

Ne mutlu nefsini tanıyıp mutmain olanlara !

elcihanaferin
24-07-2009, 11:58
Eğer birisi kalkıp da

Ateizm Bir Tür Paganlık Ya da Tanrının Yerine Kendini Koymak mı ?
Elçihanaferin'in görüşü de, Tanrı yerine insana tapınımdır. Günümüzde Ateizm aslında neo-paganizmin yeni bir türüdür. Yani Tanrı'nın yerine İnsanı geçirmek
diye konuşursa ona "Ateistliğin ne olduğu konusunda merakı olanların, kendi değer yargılarıyla manasız manalandırmalarda bulunmamaları için, ana sayfadaki verileri ve ateistlerce yorumlanmış olan teist dinlerle ilgili eleştirileri okuduktan sonra gelip …" demek çok uygundur. Çünkü yukarıdaki cins lafları eden Ateistliği hiç bilmiyor ve kendi değerleri ile manasız manalar vermeye çalışıyordur. Bizim siteden başkasını da öneririm:
http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=8

Din adına yapılan savaşları kabul ederken tarihte başka yüzden savaşlar da yapıldığını söylemek, dinleri affettirmez. Ayrıca inanç yüzünden yapılan işkenceler, baskılar da korkunçtur. Mesela Engzisyonu - Giordano Bruno'nun nasıl yakıldığını unutmayalım. Holokost'un bir sebebinin İsa'ya bağlandığını unutmayalım. Dinlerin kör ahlakı veya ahlaksızlığı yüzünden çekilenler korkunç boyuttadır. Dinlerde ahlak sadece günah bazlıdır. Şimdi buna karşılık olsun diye, dini reddetmiş bir sistemin yaptığı zulmü kalkıp ateistliğe bağlamak kimseyi kandırmaz. Veya sadece gözü kapalı her şeye iman edenleri kandırır. Bu durumda Stalin'in yaptıklarını ateistlik için yapmıştır demek dinlerin berbatlığını kapatmak için tartışmayı başka yöne saptırmak - bir çeşit argumentum ad hominem - dır.

Bu arada varlık alemi ne demek? Başka türlü bir alem mi var?

Din ve inanç farklılıklarını tahammül ve hoşgörüyle karşılamak durumundayız. Yani "Senin dinin sana benim dinim bana"Ama "Beni yeryüzünden ortadan kaldırmaya, yok etmeye çalışana karşı da sonuna kadar mücadele"

İnanç farklılıklarını bu sitede gayet rahat bir şekilde yazabiliyorsunuz. Çünkü bu sitede inançlara ve kişilere saygı esastır, hakaret kabul edilmez. Dolayısıyla bırakın her dinden dindarları, dinciler bile burada istedikleri gibi yazmaktadır. Ancak - burada baştan uyarılırsınız - "tanrı yoktur, veya benzeri söyleyişler serbesttir. Eğer bunu hakaret telakki ediyorsanız, siteye girmeyin" denir. Dindar sitelerinde bile buradaki kadar rahat yazamazsınız. Bu bir gerçektir. Peki ateistler başka sitede bunu yapabilirler mi? Ateistler kendilerini ifşa edebilirler mi? Elbette hayır, hemen öldürülebilirler. Nerde kaldı tahammül? Neyin tahammülü, neler atıyorsunuz?

"Senin dinin sana, benim dinim bana" lafının gerçekle hiç ilgisi yoktur. Bütün dinler kendilerini gerçek, başkalarını sahte sayar. Sadece kendi dindarları ve kulluk edenleri cennete gider, başkaları kafirdir ve cehenneme gider. Bu şekilde kavramları olan, günah ahlakının dışına taşamayanların tahammülden, hoşgörüden bahsetmeye hakları yoktur.

Tanrıyı kim yarattı sorusu çok haklı bir sorudur. Hiçbir şey yoktan var edilemez. Eğer bizi bir tanrı yarattıysa, bizi yaratmadan önce ne yapıyordu bu tanrı? Bir Tanrının bizi yarattığı makul bir varsayım değildir. Kelime oyunları ile bir yere varamayız. İnsanın bilinç sahibi olması Tanrının varlığını göstermez. Aksine insan Tanrıyı bilincinde yarattığını gösterir. Tanrı bir kavramdan öteye geçmez.

Teist tanrısının - adını ne koyarsanız koyun Yahve İsa, Üçte birlik, Allah - çok aciz olduğu da görünüyor. O her şeye kadir, her şeyi bileni gören en güçlü tanrı neden ancak 6 günde evreni yaratabilmiştir? Neden parmaklarını şaklatıp aniden her şeyi oluşturuvermemiştir? Yorulmuş ve 7. gün dinlenmiş. İnsan yorulur, o niye yoruluyor ki? Muhammet akıllı adam, bunu kopyalarken 7. gün dinlenmesini dışlamıştır, ama o da 6 günü saniyeye indirmeyi akıl etmemiştir. Nuh tufanını yaratan o tanrı neden o kadar insanın yanında hayvanları da durup dururken öldürmüştür? Neden insanları ve hayvanları yavaş yavaş günlerce boğarak öldürmüş te saniyede öldürüvermemiştir? Neden insanları tekrar yaratırken bu sefer hatasız kullar olarak yaratmamıştır? İnsanlar neden yaratılmıştır? Eğer insanlar Tanrıya kulluk etmek için yaratılmışsa neden tanrının buna ihtiyacı vardır. Bu kulluk etme işi neden dünyada olmalıdır, cennette olmaz mıydı? Eğer Tanrı kendisine tapınılıyorsa neden umurunda oluyor? Neden bu kadar muazzam ve aşırı şekilde gezegenler, yıldız kümeleri, galaksiler var, neden buna gerek görülmüş? Nasıl oluyor da Allah sürüyle bu kadar iyi Müslüman olmayanları veya İsa Yahve Rab sürüyle bu kadar iyi Hıristiyan olmayanları cehenneme yollayabiliyor? Ya da son anda hamd eden, inananları zamanındaki cinayetlerine rağmen - Hitler gibi - cennete yollayabiliyor?

Bu sorulara çok daha fazlasını eklemek mümkün. Cevap vermek mümkün mü? Mümkünse görelim.



İnsan olarak değerini bilen, Tanrıya inanmaz!

Ne mutlu insanlık değerini bilip, sorgulayanlara, düşünenlere!

milomanara
24-07-2009, 12:09
Ama islam YOL GERÇEK ve YAŞAM BEN'im dememiş.İSEVİLİKLE müslümanlık arasında çok fark var

Sevgili paolo, müslüman arkadaşlar sizinkinin tahrifata uğradığını, bugün doğru olmadığını söylüyorlar:

Sayın alfred

Bu sorunun cevabı çok basit aslında...
Hırıstiyanlık ve yahudilik bir zamanlar hak Din Dİ . Ama artık tahrif edilmiş oldukları için ve onlar hakkında yürürlükten kaldırma ve yürütmeyi durdurma kararı alındığı için artık hak din DEĞİLLER...

Aynı durum diğer uyaranlarında başına gelip onların getirdikleri de tahrif edildiği için kalan bütün batıl dinler ÇÖPLÜĞE atılmışlardır..

Bakın iki hamlede yüzbinlerce dini nasıl temizledim...:)
Bir tek İSLAM kaldı geriye......

Onlar böyle bir şey söylemiş mi şimdiye kadar...
O dine inananları söylemiyorum onların inandıkları şeyi kastediyorum...

Gariptir, bütün dinler diğerlerinin yanlış olduğunu düşünselerde bir birleriyle değil, inanmayanlarla tartışıyorlar. Bunun nedeni dinlerin dogma olup, zaten tartışmadan bir sonuç alınamayacağı değil midir?

Paolo
24-07-2009, 12:23
Daha önce dediğim her din kendisinin doğru olduğunu söyler.Ama hiçbirsi yol,gerçrk yaşam Benim demez.Onların demesiyle olmaz.Onlar takım tutar gibi davranıyorlar.Kaldı ki İsevilik din değildir.

bilge34
24-07-2009, 22:00
Sayın Elcihanaferin,

Bilindiği gibi, pozitivizmin öncülerinden aynı zamanda Tanrıtanımaz olan A. Comte, yeni bir dine ihtiyaç olduğunu öne sürerek Sosyolatri dinini kurmuştu. Tanrısının da İnsanlık olduğunu ilan etmişti. Hatta aşık olduğu kadının ölümü nedeniyle büyük bir üzüntüye kapılmış, hayatının kalan kısmında hergün onu anmış ve tapınmıştı. Özellikle bazı günümüz ateistlerinin, Tanrı yerine İnsanlık kavramını öne çıkarmalarının bir tür paganizmden ne farkı var. İnsanlık kavramı elbette değerli bir kavramdır. Ama Tanrıyı bırakın onun yerine insanlığı geçirin denildiğinde yeni bir Tanrı icad edilmiş olunmuyor mu ? Tanrıya inanmayabilirsiniz, ama onun yerine insanlığı geçirelim dediğinizde yeni bir Tanrı icad etmiş olursunuz ? Tanrı'nın konumu başka insanlığın konumu başka, biri diğerinin yerini alamaz.
İslam tarihinde de ateistler (dehriler) vardı. Ama onların baskı altına alınmaları, susturulmaları söz konusu olmamıştır. Böyle bir olay varsa da istisnaidir. İlk Medine Döneminde, atesit değil, ama, sabah müslüman görünüp akşam eski inancına dönen kasıtlı olarak müslümanların zihinlerini bulandırmak için bunu bir davranış biçimine dönüştüren inancında samimi ve dürüst olmayan münafık ya da mürtedler için ceza uygulaması yapılmıştır. Açıkça inancını ifade edip, sabah akşam değiştirmeyenlere herhangi bir şey denilmemiştir. Tarihte İslam Aydınlanmasının ortaya çıkışında Yunan Filozoflarını İslam düşünürleri tarafından tanınması, bilinmesi son derece önemli bir dinamiktir. Sizin sitenizde, İslamı kendi bütünlüğü ve ortaya çıkış şartlarında anlama ve buna göre, seviyeli bir eleştiri getirme çabasını pek göremiyorum. Böyle olsa sizden rahatsız olanlar olsa da bunların sayısı daha da az olur. Müslümanlar birçok gayrimüslim oryantalistin İslamla ilgili görüş ve eleştirilerinden istifade etmişlerdir. Eleştirilerine karşı eleştiriyle cevap vermişler, bundan da rahatsız olmamışlardır. Halbuki, bu sitede, en başta Sevgili peygamberimizle ilgili hakaretamiz ifadeler kullanılmaktadır. (M....... karıları gibi). Yapılan İslam eleştirisi değil, Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamberin hayatında açık arama gayretidir. Bu siteye girenlerin çoğunluğunun Müslümanlar olduğunu görünce ben de yazmaya karar verdim. Bir rahatsızlık uyandırıyorsam yazmam olur biter. Her dinin her ideolojinin yobazı ya da bağnazı olur. Ama o dini ya da ideolojiyi sadece yobaz ve bağnazları temsil etmez.

Tarihin gelmiş geçmiş en büyük hümanistlerinden biri Hz. Ebu Bekir'di.
O " Yarabbi beni cehennemine koy ve vücudumu öylesine büyüt ki, hiçbir insan onun içine giremesin" sözüyle meşhurdur. Bu sözün doğruluğunu yanlışlığını tartışmak gereksiz, çünkü İslam toplumlarının kollektif hafızalarından bugünlere süzülerek gelmiş bir sözdür. Cennete ve cehenneme inanmayabilirsiniz. Ama inanan bir insan için bütün insanlar adına sonsuz bir azabı göze almak, hümanizmin zirvesidir.

Tanrı yaratmadan önce ne yapıyordu sorusu da abesle iştigaldir. Ezeli ve Ebedi olan bir varlık için öncesi ve sonrası olmaz. Fani olanlar bizleriz. Evrende var olan çevrimsellik ve döngüsellik O'nun sürekli yaratışta olduğunu gösterir.

(İnsan hakkı) Kul hakkı yiyenler, zalim olanlar, zulmedenler, adaletten sapanlar hangi dinden olursa olsunlar, İlahi cezaya maruz kalacaklardır. İlahi adalet bunu gerektirir.
İbadete ise, Tanrının değil insanın ihtiyacı var, bu sayede insan Tanrısıyla bağ kurar, bir tür iletişim sağlar. Bu sayede varlığımız anlam kazanır, huzura ereriz.

Ne mutlu Yaratıcısına hakkıyla kulluk edebilenlere !

elcihanaferin
25-07-2009, 11:55
Sn. bilge34,

Bahsettiğiniz tipte insanlar, yani insanı Tanrı mertebesine çıkaranlar, ateist değildir. Çünkü, ateist tanrıya inanmamaktır. Her ne olursa olsun bir ateist hiçbir şeyi tanrı mertebesine çıkaramaz. Size söylediğim iki sitedeki ateistlik hakkında yazıları samimiyetle okumanızı dilerim. Okumuş olsaydınız, son mesajınızdaki ateistlikle ilgili şeyleri yazmazdınız. Tekrarlıyorum, bizim site ana sayfasında sol yanda "Site Haritası" altında "Din Karşıtı Felsefeler" başlığı ile http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=8 Bizim sitede aynı yerde Tevrat, İncil ve Kuran eleştirileri de var. Bahsettiğiniz pek çok kavramla ilgili bilhassa kuran eleştirisinden faydalanacağınızı düşünüyorum. Bu arada yine de okumayacağınızı sandığım için söyleyeyim: Ateizm Tanrının var olduğuna inanmamaktır. Ateizm inançla, daha doğrusu inanmakla ilgili değildir, inanmamakla ilgilidir. Onun için, insanın Tanrı yerine konması, yeni Tanrı icadı gibi şeyler daha öncede söylediğim gibi sizin kendi değer yargılarınıza göre yaptığınız manalandırmalardır, doğru değildir. Bu tekrarlayıp durduğunuz şeylerin ateistlikle ilgisi yoktur. Bazı insanların ateistken tesit olması veya inançlı olması, ateistliğin tarifini değiştirmez.

Siteyle ilgili eleştirileriniz de bence yanlış, siz de bunu biliyorsunuz. Site, seviyeli ve özgür bir sitedir. Yoksa siz de buraya girmezdiniz. Burada Müslüman üyelerin fazlalığı, sizi bile şaşırtmış. İslami sitelerde buradaki özgür havayı hiçbir zaman bulamazsınız. Hakaret içeriği bulduğunuz mesajları derhal o mesajın panosundaki ünlem işaretini tıklayarak şikayet etmelisiniz. Din ve peygamberlerde açık aramaya gelince, bu durum bu sitede normaldir. İnsanların fikirlerine karşılık verecek yerde onların şahısları ile ilgili kozlar bulup kullanma, esas fikre karşılık verememe anlamına gelir (daha önce de belirtmiştim, buna argumentum ad hominem denir, mahkemelerde ve politikada şahısları karalamak için çok yapılmaktadır). Ancak bu durumdan dinler ve peygamberlerin, tanrıların da - normal insanmış gibi - istisna tutulması beklenemez. Çünkü dinler tanrıya tapınma dışında da iddialıdırlar. Hayatımızı düzenlemek durumunda olmuşlardır. Dolayısıyla peygamberlerin davranışları da örnek olmalıdır. Tanrının sözleri ise mutlaktır. Dolayısıyla, bunların açıkları, hataları, dinlerin yanılgısını ortaya koyar, onların açıklarını aramak bu bakımdan eleştirinin gereğidir. Eğer eleştirilere katlanamıyorsanız, siteye girip okumamalısınız (Müminlerin bu eleştirilere çok üzülebileceğini biliyorum, ama ta baştan bu durumdan haberdar ediliyor, ikaz ediliyorlar). Siz bu sitenin Müslümanları arasında - bildiğim kadarıyla - en tartışılabilirlerindensiniz. Çünkü genelde Müslüman fanatikler siteye girip ateistlere küfrederler ve birkaç mesaj sonrası siteden uzaklaştırılırlar, o mesajları da silinir. Kalanların bazıları da misyonerlik yaparlar, tartışma konusu yerine iki satırlık Allahın yüceliği vs sıfatlarını döne döne söyler, bir yorum getirmezler. Bu tabii, Hıristiyan üyelerde de var. Eğer bu sitede kalmayı seçmişseniz, artık "sizin siteniz" değil de "sitemiz" demelisiniz.

Tarihteki Grek aydınlanmasından faydalanmaya gelince, bu durum sadece İslam'a özgü değildir. Hıristiyanlık da basit ahlaki değerlerinin farkına varınca araştırmaya girip Platon ve bilhassa Aristotales'ten çok faydalanmış, onların felsefeni kendine adapte etmiştir. Bu da çok normal bir şey. Elbette yeni görüşler, eskilerinden türetilirler.

Ebu Bekir'in hümanist olmasını imkan dahilinde görmüyorum. O sözün doğru olup olmaması da pek önemli değil. Çünkü dinler hümanist değildir. Her din kendi Tanrısına inanmayanı kafir, günahkar ilan eder. Bunun sonu da cehennemdir. Bütün dünyada, ve gelmiş geçmiş kendi dinine inanmayan bir sürü iyi insanı cehennemde yakacağını, cennetin sadece kendi dindarları için olduğunu söyleyen dinler nasıl hümanist olabilir? Ebu Bekir ağzıyla kuş tutsa, İslamiyet'in bir halifesi olarak dini gereklerini uygulatan biri olması dolayısıyla hiçbir zaman hümanist olamaz. Din, insanları insan değil, kul olarak görür.

Tanrı yaratmadan önce ne yapıyordu sorusu, abesle iştigal değil, çok enteresan bir sorudur. O her şeye egemen, her şeyi önceden görüp, bilen ve her daim en güçlü, bir parlak şaklatmasıyla her şeyi kökünden değiştiren ya da yok eden Allah, insansız ne yapıyordu? Ne gerek gördü de insanı yarattı? Oynamak için mi? İstediği gibi eziyet etmek için mi? Hangi ihtiyaçla insanı yaratmış? İnsan ona ne verebilir ki? Belki sadece kulluk ettiği için bir tatmin. Ama ben Allah olsam bu durumdan da çok sıkılırdım. Yani ortada öyle ezeli, ebedi bir varlık falan yok. Çünkü böyle bir varlık olsaydı, insana ihtiyaç duymazdı ki! Sadece insanların doğaya güç yetiremediklerinde, doğa üstü güçlere inanma durumundan başlayarak gelişen bir yozlaşma var. Bu da egemen sınıfların idare ettikleri insanları, itaat ettirmek için kullandıkları bir araç.

Ne mutlu özgür olan, sorgulamayı ve düşünmeyi bilenlere!

bilge34
26-07-2009, 01:09
Sayın Elcihanaferin,

Düşündüğünüzün aksine, bu siteyi daha çok müslümanların ziyaret etmesine şaşırmadım, bilakis normal karşıladım. Çünkü en uç ve en aykırı düşünceler daha çok dikkate ve meraka mucib olur.

Dinlerle ilgili önkabuller ve önyargılar doğrultusunda işleyen bir zihin karşı taraf ne söylerse sadece kendi düşüncesinin doğruluğuna inanır. Açık ve aydınlık bir zihin önce karşı tarafı anlamaya çalışır.

Halbuki, önceleri ateistken daha sonra yanıldıklarını anlayıp Tanrıya inanan tanınmış düşünür ve bilim adamları da var. Demek ki ateizm zihinleri yeteri kadar aydınlatamıyor muş, asıl aydınlanma zihinler Tanrıyı keşfedince oluyormuş.

Bu muhtedi ateistlere örnek olarak aklıma üç tanesi geliverdi. Ünlü felsefeci Antony Flew, astrofizikçi Fred Hoyle ve genetik bilimci Francis Collins. Hatta, Flew'in "Yanılmışım Tanrı Varmış" adlı kitabı Türkçe yayınlandı. Yararlanılabilir. Keza Hoyle'nin "The Intelligent Universe" adlı eserinin de Türkçeye çevrilmesi yarar sağlayacak gibi görünüyor. Çünkü, Evreni kuşatan bir zekanın varlığına dikkat çekiyor. Yine Collins, DNA şifresinin çözülmesiyle birlikte, hücrenin zeki bir tasarım ürünü olduğunu anladığını bu yüzden ateist düşünceden vazgeçtiğini belirtiyor.

Görünen o ki, bilimin ilerlemesi, YARATICI'nın muhteşem sanatını gözler önüne sererek bir çok zihnin aydınlanmasına vesile olacak.

Yüce Rabbim bizleri hidayet üzere eylesin !

Amin

elcihanaferin
26-07-2009, 10:46
Sn. bilge34,

Ben size ihtida edenlerin olduğunu ve bunun normal olduğunu söyledim. Bunun yanında inançlıyken ateist olanlar da vardır. Bu da normaldir. Böyle şeyler ne kanıtlar? Hiç bir şey. Böylelikle ateist tarifinin nasıl olduğunu herhalde anlamış oldunuz (Burada konu oydu çünkü). Kitaplara gelince, size karşı taraftan pek çok kitap adı ben de verebilirim. Bunlar önemsiz şeyler. Siz Tanrı hakkındaki sorularımı düşünmeye devam edin. İyi yoldasınız. Yakında sorgulamaya başlayacak ve yaratıcı olmadığını göreceksiniz.

İnsanca gelişme, insanları berbat tanrı düşüncesinden kurtarsın!

bilge34
26-07-2009, 20:47
Sayın Elcihanaferin,

Kur'an-ı Kerim'in cevabını hatırlatırım.

O, sizi yeryüzünde halifeler kılandır. Artık kim inkâr ederse inkârı kendi aleyhinedir. İnkârcıların inkârı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkârcıların inkârı, ancak ziyanlarını arttırır. Fatır Suresi 39


Allah, Kur'an-ı Kerim ile aydınlanmayı nasip eder İnşaallah !


Amin

elcihanaferin
26-07-2009, 21:42
Sayın Elcihanaferin,
Kur'an-ı Kerim'in cevabını hatırlatırım.
O, sizi yeryüzünde halifeler kılandır. Artık kim inkâr ederse inkârı kendi aleyhinedir. İnkârcıların inkârı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkârcıların inkârı, ancak ziyanlarını arttırır. Fatır Suresi 39
Allah, Kur'an-ı Kerim ile aydınlanmayı nasip eder İnşaallah ! Amin



Ne kadar korkutucu değil mi? Ne facia! Ne inanç! Kendinden olmayana böyle işkence, zulüm, gazap var. İnkar etmek cehennemde yanmak demektir. Ziyanın artar! İşte İslamın ahlakı budur. İyilik yapacaksan Allah için yap, iyilik yapmak içinden geldiği için değil. Günaha girme. Neden? Yoksa Allah seni cehennemde yakar. Bunlar bütün dinlerin benzerliği, din ahlakının basitliğidir.

Yukarıdaki alıntı gerçek fanatik dinci kişiliğin ortaya çıkışıdır. Önceleri sakin, mutedil davranış, bilgiliymiş gibi mesaj asmalar sonunda yerini böyle şiddet tehdidine bırakıyor. Yakında daha neler ortaya çıkabilir. Bir de Allahın sevgi vs demek olduğunu, bağışlayan, esirgeyen olduğunu söyler, teist dinlerde birlik ararlar. İşte iç yüzleri yukarda asılı. Kendilerinden olmayanları yakacaklarının göstergesi.

Kuran ve İslamla ilgili bir forum değil burası. Gidin o forumda yazın. Size gene de insanlık gelişiminden nasip alarak, Allah için değil de insanları sevdiğiniz, saydığınız için iyi, dostça davranmanızı, ve aynı şekilde insanca karşılık görmenizi diliyorum.

Siteden rica edeyim, yukarıdaki mesajı ibreti alem için bir taraf assınlar.

bilge34
27-07-2009, 11:04
Sayın Elcihanaferin,

Müslüman şerrin (kötülüğün) değil iyiliğin insanıdır. Bir müslüman insanlar arasında en iyi olmakla yükümlüdür. Müslüman olmanın gereği budur. Sadece müslümanlara karşı değil, tüm yaratılanlara karşı iyi olmak durumundadır. İnsan yaratıcısını bulmakla yükümlüdür. Yaratıcıyı inkar, var oluş gayesini inkardır.
Yaratılışın gayesini inkar elbette manevi azabı gerektirir. Her koyun kendi bacağından asılır. Sorumluluğun kişiseldir. Burası Kıskanç Tanrı başlığıyla açılmış bir forumdur. Bizde zaten Yaratıcıyı tartışıyoruz.

İyi olmak ateistlerin tekelinde değildir, her dinden her inançtan insan iyi olabilir. Ama iyi olmanın kaynağı, Allah'ın insanı fıtrat üzere yaratmasıdır. Yani insan doğuştan masumdur. İyiliğe meyyaldir. Bir ateistte iyi insani özelliklere sahip olabilir. Ama Tanrıyı bilme konusunda bilinci körleşmiştir.

O bize şahdamarımızdan daha yakın !

elcihanaferin
27-07-2009, 13:09
Sn. bilge34,

Bir önceki mesajınızı tevile çalışmanız boşuna. Müslümanlar için söylediklerinize de ancak hoşluk olarak bakılabilir. İslamiyet kuvvetli olduğunda hiç iyilik falan düşünmemiş, dinlememiştir. Bu durum aynen Muhammet'in ilk dönem Mekke ve Medinedeki kalışının ilk safhalarında, yani zayıf olduğundaki dönemlerinde hami, dostluk aramasına benzer. Medine'de güçlendikten sonra ve ikinci Mekke döneminde vay muhaliflerine!

Fatır suresinde söylenenleri sayenizde öğrendim. Allahın gazabına uğrayacaklara Müslüman kulları iyilik edecek ha! Ben şaşarım o kullara. Sizin yaratıcınız kendisini inkar edene ne işkenceler edeceğini söylüyor, ama kulları o inkar edenlere iyi davranacakmış! O zaman o kullar da Allahı inkar etmiş olmaz mı? Çünkü Allah'ın karşı çıktıklarına, arka çıkmış olacaklar. Bu resmen, aynıyla Allah'a karşı çıkmak olur ki, günahtır. Günahın sonu nedir malum! İşte bu sistem berbat din ahlakıdır. Sakın bir daha inkarcılara iyi davranacağınızı söyleyip günaha girmeyin. Çarpılırsınız. Böyle davranışlar ve sözler sizin gibi kullara göre değildir. Önceki mesajınıza bakın. Bana "Kuran'ın cevabını" hatırlatmadınız mı? Dahası yok! Dahası tevil, yeşillik.

Var oluş tesadüftür - bu olasılık müminlerin büyük korkusudur. Bir Müslüman bir dinsize veya başka dinden birisine sadece ikiyüzlülükle iyi davranır veya zayıf olduğu için katlanır. Müslümanlar genelde kendi yanlarından başkası için iyi düşünmezler. Ateistler ise inançsız oldukları için insanı, insan olarak sever ve dinlerinki gibi berbat din ahlakları yoktur.

Ayrıca burası İslam dışı dinlere ait bir forum. Bahsedilen tanrı sizinki değil. Misyonerliğinizi kendi forumunuzda yapın.

bilge34
27-07-2009, 16:40
Sayın Elcihanaferin,

Bu kadar kızgınlığa gerek yok. Kendi tercihinden kendin sorumlusun. Benim tercihimden de ben sorumluyum. Yunus Emre'yi Mevlana'yı yetmişikibuçuk millete bir gözle bakan İslam sufilerini göz ardı ediyorsun ! İleri sürdüğün düz mantıkla dinler ve Tanrıya inanç ne kadar açıklanabilir. Örneğin, forum başlığı olarak seçilen Kutsal metinlerdeki bazı ifadelere, örneğin Kıskanç Tanrı kavramına sembolik bir anlatım tarzı olarak bakmak gerekir. Bu boyutuyla müteşabih ifadeler olarak bakılmadığında, kastedilenler anlaşılamaz. Yargılamalar da yanlış olur.
Ama haklısın inançsızlık hele Tanrıyı inkar, çoğu zaman ancak önyargılara ve birtakım bilinçaltı öfkelere dayanabilir.

Bana Allahısmarladık.

Herşeye rağmen ben Yunus'u örnek alıyor. Yüce Mevlamdan senin için hidayet ve iyilik diliyorum.

elcihanaferin
27-07-2009, 16:56
Hiç kızgın değilim. Böyle müşfik görünümlere gerek yok, bunlara kimse aldanmaz. Ben bir inkarcıyım, senin tanrın beni gaddarca yakacak. Sen ne dersen de, senin dinin bunu söylüyor.

Önce düz mantık ne diyor, onu bir görsek, sonra kıvrımlara bakardık. Ama din mantığının esaretinde bunu görmek, din ahlakı ve günah kavramından sıyrılmak çok zor.

Önyargılı olmamak için sorgulamak lazım. Ama sorgulamanın sözü bile sizleri öfkelendirir. Zaten sorgulama sizin gibi kulların becerebileceği bir iş değil. Çünkü soru sorduğunda alacağınız cevap, günahla karşılaşmanız olacaktır. Dolayısıyla önyargılardan kurtulmanız imkansız gözüküyor.

Ben yine de sizin kul değil, dinlerden özgür bir insan olmanızı dilerim.