Orijinalini görmek için tıklayınız : Laikliği Savunan Yazara İzleyiciden Küfür
milomanara
19-06-2009, 19:20
Lübnan'ın LBC Televizyonunun bir programına katılan laiklik taraftarı yazar Suudi Abdallah bin Bakhit'e arayan bir izleyici küfür eder.
İzleyince bir an içim burkuldu. Adamcağız, laikliği dincileri rencide etmeden anlatmak için bir sürü şey anlatıyor. Arayan öküz burayı sabote etmeye çalışan bazı kötü niyetliler gibi önce kibar konuşup sonra, kendi kendini batıran :) bir küfür ediyor.
[/URL]http://www.youtube.com/watch?v=H0h9Oc_WLLs (http://www.youtube.com/watch?v=Ddt9lpQXpQs)
Overstream: [URL]http://www.overstream.net/view.php?oid=tkneejscm2nt
güzelmiş :lol:
Bu ing altyazı olan yere siyah bir bant çekip Türkçesini oraya yazsak daha mı güzel olur? Yoksa hem ingilizcesi de mi olsun istedik? Bu haliylede kötü değil tabi.
milomanara
19-06-2009, 20:23
Sorun o siyah bant meselesinde...
Nasıl yapılacağını bilmiyorum! :)
Güzel ama bence foruma koymayalım sinkaflı küfür var,ne dersiniz?
milomanara
19-06-2009, 20:39
Ben de onun için çekiniyordum.
Hiç sorun değil...
4 Atlı'yı koyabiliriz ama değil mi?
aslinda burda bir yanlis anlama var
suudi abdullah , adamimiza karsi sevgisi ortaya koymus , onlarda escinsellik yaygindir , kufur manasina cekmeyelim hemen :)
simdi su yagindir lafina takilacak olanlar olur , simdiden soyliyeyim , hayatimda hic oraya gitmedim ... santiyede calismak icin giden akrabalar arkadaslar oldu onlardan dinledim ... ayri ayri , degisik yerlerde degisik insanlarda hemen hemen hepsinin anlattigi asagi yukari ayni idi ,,,
milomanara
19-06-2009, 23:13
Evet, zaten adamla önce evlenmek istemesi kopardı beni :D
Şimdi soru orta da: Eşcinsellik mi daha büyük suç yoksa zina mı? :D
Sorun o siyah bant meselesinde...
Nasıl yapılacağını bilmiyorum! :)
Ben biliyorum ve yaptım :D özel mesajla iletirim yüklediğim linki.
Güzel ama bence foruma koymayalım sinkaflı küfür var,ne dersiniz?
Seninle evlenmek ve seni s*kmek istiyorum şeklinde yıldızlı sansür sorun olmaz herhalde.:D
milomanara
20-06-2009, 00:28
Ben biliyorum ve yaptım :D özel mesajla iletirim yüklediğim linki.
Nasıl yapılıyor? Daha çok bomba var böyle, yarın "miki fareye ölüm!" videosunu çevireceğim. Ciddi ciddi, ulemadan biri söylüyor bunu :D
Bunlar komple kafayı yemişler!
eylemsel
20-06-2009, 01:04
Arabistan gibi müslüman ülkelerde erkekler evlenmeden önceki deneyimlerini erkeklerle birlikte olarak kazanıyorlar.http://www.turandursun.com/forumlar/images/icons/icon10.gifizleyici çok etkilenmiş demek kihttp://www.turandursun.com/forumlar/images/icons/icon10.gif
o miki fare videosunu cevirmen cok iyi olur , cunku ben o konuda onunla ayni dusunuyorum , belki fare fobimden fakat biraz gercek payi var .
Nasıl yapılıyor? Daha çok bomba var böyle, yarın "miki fareye ölüm!" videosunu çevireceğim. Ciddi ciddi, ulemadan biri söylüyor bunu :D
Bunlar komple kafayı yemişler!
programın linkini vs. ö.m verdim. Eğer sorun yaşarsan ö.m ile bildir bilgim dahilinde yardımcı olurum.
perfect_storm
06-12-2011, 01:19
linki yenilermisiniz video açılmıyor
istatistik
06-12-2011, 01:53
http://www.youtube.com/watch?v=H0h9Oc_WLLs
Vay be ne videoymuş :P Yani bunun neresini kim ve niçin önemseyip bir de haber havasında ortaya koyuyor onu tebrik ederim. Müthiş zeki ve lüzumlu :D
istatistik
06-12-2011, 02:26
Vay be ne videoymuş :P Yani bunun neresini kim ve niçin önemseyip bir de haber havasında ortaya koyuyor onu tebrik ederim. Müthiş zeki ve lüzumlu :D
Şu mesajdan sonra eminim daha iyi anlaşılacaktır.
Laikliğin, aslında kişilerin inançlarını garantiye alan bir sistem olduğunu kavrayamayan kişilerin varlığını ve aramızda gezdiklerini bilmek herkes için faydalı olacaktır emin olun.
Laiklik kişilerin inançlarına garantörlük yapamaz. yaparsa bu laiklik olmaz. Laiklik dediğin şey dini garanti altına almakla değil; denetim altına almakla zuhur eder. Zira hristiyanlık gibi hukuki, ekonomik, siyasal iddiaları iğdiş edilerek vicdana hapsedilen bir inançla barışık olsa bile; İslam gibi siyasal, hukuki, ekonomik, sosyal belirleyicilik iddiası taşıyan, hayatı dinden ayrı değil, dinin hareket alanı olarak algılayan ve müdahale hakkını, biçimlendirme iddiasını ortaya koyan bir inanç için garanti değil gardiyan olur. ... Basit bir örnekle TC İslamın mevcut potansiyelini kontrol altında tutabilmek için diyanet işlerini kurmuştur. Yani türk usulü laiklikte din devlete müdahale edemez ama devlet dini resmi kurumlarıyla kontrol altında tutar ve hatta bu kurum sayesinde dini kendi siyasal hakimiyetini pekiştirme vasıtasına dönüştürüp tahrif eder..... Bu nasıl laikliktir ki devletin dine müdahalesine izin verilir? ............ Haydi diyelim ki devlet din üzerindeki kontrolcü elini tamamen çekti. Peki o halde dinin bünyesinde bulunan siyasal varoluş talepleri, iktidarı belirleme, mevcut siyasal düzeni dönüştürme ve bu uğurda gayrı resmi organların harekete geçen talepleri arasında çatışmayı kim engelleyecek? Demekki iğdiş edilmiş Hristiyan toplumlar için laiklik bir nebze inancın garantisi olsa bile İslami dayanaklara yaslanan toplumlar için paradoksal bir düzen olmaktan ve çatışmacı bir gerginlik merkezi olmaktan başka birşey ifade etmez... Türkiye usulü laiklik bu paradoks ile şekillenmiş ucube bir sözde laikliktir vesselam.
istatistik
06-12-2011, 02:53
Kişilerin inançları kelimesini de işte bu yüzden kullandım. Herhangi bir inancı olmayan kişilerin haklarının da güvence altına alınması gerekir. Ancak, islam dini, insanları baski ve şiddet ile sindirerek kendi hükmü altına almaya o kadar isteklidir ki, farklı görüşten kişilere tahammülü yoktur. Bu nedenle de bir dinde çok faşist bir yönetim biçimini andırır. Bunu yaparken de senin dinin sana benim dinim bana diyerek kendisiyle de çelişir.
Dinlerin, siyasal yanlarının bulunması ise kendi ayaklarına sıktıkları kurşundan başka bir şey değildir.Sözüm ona dünyevi hayatı değil de diğer tarafı düşünen din, dünyada iktidarını kurmak ve tüm kaynakları kontrol etmek isteyerek bir yalan olduğunu ortaya koyar. Bu tüm dinler için geçerlidir.
Bu nedenle laiklik aslında dinleri de korur. Kendilerine zarar vermelerini engeller. İnsanların bir yalanı yaşamalarına ve kendilerini kandırmalarına olanak sağlar.
AlbatrosS
06-12-2011, 04:14
Laiklik kişilerin inançlarına garantörlük yapamaz. yaparsa bu laiklik olmaz. Laiklik dediğin şey dini garanti altına almakla değil; denetim altına almakla zuhur eder. Zira hristiyanlık gibi hukuki, ekonomik, siyasal iddiaları iğdiş edilerek vicdana hapsedilen bir inançla barışık olsa bile; İslam gibi siyasal, hukuki, ekonomik, sosyal belirleyicilik iddiası taşıyan, hayatı dinden ayrı değil, dinin hareket alanı olarak algılayan ve müdahale hakkını, biçimlendirme iddiasını ortaya koyan bir inanç için garanti değil gardiyan olur. ... Basit bir örnekle TC İslamın mevcut potansiyelini kontrol altında tutabilmek için diyanet işlerini kurmuştur. Yani türk usulü laiklikte din devlete müdahale edemez ama devlet dini resmi kurumlarıyla kontrol altında tutar ve hatta bu kurum sayesinde dini kendi siyasal hakimiyetini pekiştirme vasıtasına dönüştürüp tahrif eder..... Bu nasıl laikliktir ki devletin dine müdahalesine izin verilir? ............ Haydi diyelim ki devlet din üzerindeki kontrolcü elini tamamen çekti. Peki o halde dinin bünyesinde bulunan siyasal varoluş talepleri, iktidarı belirleme, mevcut siyasal düzeni dönüştürme ve bu uğurda gayrı resmi organların harekete geçen talepleri arasında çatışmayı kim engelleyecek? Demekki iğdiş edilmiş Hristiyan toplumlar için laiklik bir nebze inancın garantisi olsa bile İslami dayanaklara yaslanan toplumlar için paradoksal bir düzen olmaktan ve çatışmacı bir gerginlik merkezi olmaktan başka birşey ifade etmez... Türkiye usulü laiklik bu paradoks ile şekillenmiş ucube bir sözde laikliktir vesselam.
Laiklik dinsel teolojilerin toplumsal yaşamda bireyler üzerinde hak ve özgürlükleri ihlal edecek biçimde hiyerarşi ve tahakküm kurmaması için vardır. Şu haliyle bir nev'i dinin ehlileştirilmesine neden olabilir; ancak bunu, insanlara ''nasıl inanmaları gerektiği''nden ziyade ''neleri yapamayacakları''nı söylerek yapar.
Yapılamayacak şeylerse basittir: İnsanları dini inançlarınız gereği özgürlüklerini kısıtlayacı, baskıcı ve iradeleri dışında zorlamalara, şiddete ve yaptırımlara gidemezsiniz.
Kendi teolojik form, biçim ve idealarınızın hassasiyeti gereği insanlara ''tabular-fetişler-yasaklar'' koyamaz; özgür fikri-felsefi tartışmayı, sorgulamayı ve bilimsel metotu yasaklayamazsınız.
Bunun dışında laiklik, insanların başkalarının özgürlük ve haklarına zarar vermeme koşuluyla inancınızı istediğiniz gibi yaşama hakkıdır. Aksi pratikler laiklik ilkesine aykırıdır ve bu tanımı gereği aslında teistlerin de haklarının korunmasına hizmet eder.
Her din, tarihsel süreçlere bakıldığında dediğiniz gibi toplumsal bir ''idea''nın taşıyıcılığını üstlenmiş birer ''politik kurum'' haline gelmiştir. Özünde taa mitlerden beri tarihsel süreçlerin belirlediği kültürel yapılanmalar olan dinler, statik-durağan-değişmeyen süreçlerden ibaret kalmamış; insanlığın bilgi-birikim ve geliştirdiği bilimsel imkanlar nispetinde yeni biçim ve formlar kazanmıştır.
Şu haliyle her din, tüm kültürel ürünlerin ortak paydasına sahip olduğu gibi sosyal-siyasal-tarihi bir ''kontext''in neticesi olup şeklini-formunu ve bir süre sonra ideasını belirleyen şey o kontextir.
Bahsini ettiğiniz çatışmanın mecrasını, içeriğini ve niteliğini belirleyecek olan şey da o dinin ortaya çıktığı toplumun gelişmişlik seviyesi, kültürel dinamikleri, siyasi ve sosyal şartlarıdır. Özetle zaman ve mekana göre evrilen KONTEXT'İ.
Bilimin, özgür tartışma ve sorgulamanın desteklendiği; demokrasinin asgari gereklerinin yerine getirildiği toplumlarda dinsel teolojinin biçimlendirdiği sosyo-kültürel katmanlarla laik-seküler tandanslı kültürel katmanlar arasında gerilim süreç içerisinde makul düzeylere inecektir.
Hülasa, demokrasi ve özgürlükleri benimseyemeyen, dayatmacı-otoriter bir geleneği temsil etmeye kalkan tüm toplumlar tarihin geldiği şu evrede ''sürdürülebilinir'' bir yaşamı-refahı ve huzur temsil etmezler. Zira, demokrasi ve özgürlüğü merkezine almayan tüm inanç biçimleri, dinsel-kültürel-politik yapılar tarih ve bilim bize defalarca göstermiştir ki BİRER KÖLELİK-SÖMÜRGE REJİMLERİ'dir.
Siz de takdir edersiniz ki, uhrevi bir ''adalet''i temsil iddiası olan herhangi bir dinin insanlığın özgürlüğü üzerinde otoriter-hiyerarşik bir tahakkümü inanç formları yoluyla oluşturması, bizzatihi kendi varlık amacına yabancılaşmak; hatta İHANET ETMEK'tir.
Var olduğu iddia edilen bir Tanrı'nın insanlığa bahşettiği ''emirler ve yasaklar'' adına bireyin-insanın üzerine baskı ve zorlama yoluyla ''tahakküm'' kurmak insanlık tarihinin ''avcı-toplayıcı göçer'' yaşamdan yerleşik yaşama geçerken sistemli-kategorik ve politik biçimlerde inşa ettiği KAST SİSTEMLERİ VE KÖLELİK olgusunun mitik motivasyon kaynaklarıdır.
Zira kölelik olgusu, üretim ilişkileri ve işgücü ihtiyacıyla doğrudan irtibatlı olup köleler geniş tarım alanları, ticaret kervanları ve ordular için malzeme durumundadırlar. Başka bir deyişle mülkiyet rejiminin insan üzerinde cisimlenmiş en kristalize formlarıdır.
Geleneksel-ortodoks formlarıyla, hele ki herhangi bir iktidar mekanizmasına vakıf olmuş şekliyle dinsel ahlaki-teolojiler kölelik rejimlerinin makyajlanmış suretleridir. Böyle bir rejimi insanlığa dayatmaya kalktığınızda, hele ki bilimsel-kültürel açıdan belli bir olgunluğa ulaşmış toplumlarda, hayati ve şiddetli bir dirençle karşılaşırsınız ve yaşanan çatışmalar ölümcül olur. ''İğdiş edilmiş'' dediğiniz toplumlar bu bilince sahip, kölelik rejimlerine karşın duyarlı toplumlardır. Dikkat buyurursanız ve bilimsel istatistiklere bakarsanız; sosyal adaletle birlikte laikliğin en yaygın olduğu toplumların refah ve çeşitli insani kriterler bakımından dünyanın en gelişmiş toplumları olduğunu görebilirsiniz:
Norveç, isveç, isviçre, danimarka gibi...
Laikliğin olmadığı, sosyal adaletsizliğin ve kastlaşmanın yaygın olduğu toplumlarınsa insani gelişim kriterleri, demokrasi ve sosyal bakımlardan epey kötü durumda oldukları da ortadadır.
Elinizde özgürlükçü ve demokrat laiklikten daha muteber bir seçenek yoktur. İnsanlık ''din ve ahlak'' adı altında kendilerine dayatılmaya çalışılacak ''kölelik formları''nı kabul buyurmaz.
AlbatrosS : " Laiklik dinsel teolojilerin toplumsal yaşamda bireyler üzerinde hak ve özgürlükleri ihlal edecek biçimde hiyerarşi ve tahakküm kurmaması için vardır. Şu haliyle bir nev'i dinin ehlileştirilmesine neden olabilir; ancak bunu, insanlara ''nasıl inanmaları gerektiği''nden ziyade ''neleri yapamayacakları''nı söylerek yapar. ".................................................. .................................................. .................................................. .................................................. .................................................. .................................................. ............Bu cümle kendi içinde bariz çelişkiler taşımakla beraber esasen "DİN" denen olguya batılı paradigmanın biçtiği edilgen ve insanların müdahalesiyle çerçevelenmiş şablonu dayatan malum döngünün tipik okumasıdır. Laikliği, din adamlarının sosyal-siyasal-hukuki vb alanlardaki belirleyiciliklerinden tasfiye edip DİN denilen belirleyici-kuşatıcı olguyu da kişi vicdanına hapsedip moral bir motivasyon değerine hapseden tanımlamanın klasik jargonunun kendisini dayatmasıdır. Oysa herşeyden önce bilinmesi gereken şey şudur ki, DİN denilen olguyu batılı zihin dünyasının sonradan olma tanımlamalarıyla okuyup anlamaktan ziyade bu kavramın hayat bulduğu sosyo-kültürel gerçekliğin anlamlandırmasıyla anlamaya çalışmak çıkış noktası için daha sağlıklıdır. Çünkü batı dünyasının Antik Yunandan Roma'ya, Roma'dan Hristiyanlığa ve oradan da seküler, laik bir merhaleye evrildiği tarihsel-kültürel, sosyal ve siyasal belirleyenlerin hemen hiç bir aşaması İslam toplumlarının tarihsel belirleyici arkaplanıyla uyuşmadığı halde; bir toplumun yaslandığı zihni kodları onlarla aynı sürecin ürünü olmayan bir başka topluma da genel geçer bir kabulmüş gibi varsayıp biri için kullanılan kavramı bir diğeri için de aynı kabul ekseninde geçerli saymak çelişkidir, hatadır. Zira Batı toplumu için DİN denilen olgu tamamen uhrevi , vicdani, moral seviyeye indirgenmiş, Toplum hayatı üzerindeki belirleyici etkisi elinden alınıp hayattan soyutlanmış bir formda kabul görüyor diye bu edilgen formu İslamın DİN tanımına genelleyemezsiniz. Batılıların dini insan tarafından insan çıkarları doğrultusunda kısıtlanabilen, ehilleştirilebilen (!) esnetilebilen, hayatın içinde bir değer olarak anlam bulmuşken İslam, DİN kavramına belirlenen değil belirleyen, kısıtlanıp ehilleştirilebilen değil kısıtlayıp ehilleştiren, esnetilen bir nesneden ziyade esnekliği kendisi belirleyen özne olma, hayatın içindeki öğelerden herhangi biri olmayı değil hayatı ve hayat ötesinindeki tüm öğeleri kuşatan, birincil ve hayatın bizatihi kendisi olan manayı yükler. Demekki sizin batılı paradigma gereği algıladığınız din formatı islamı tanımlamakta geçersiz olmakla beraber; sizin laikliğe yüklediğiniz, din için "''nasıl inanmaları gerektiği''nden ziyade ''neleri yapamayacakları''nı söylerek... " edilgen konumu kabul etmez. Yani laiklik denilen anlayışta dine neleri yapamayacağını belirleme yetkisi İslamda tam tersinedir. .................................................. .................................................. .................................................. .................................................. ........ Laikliği savunurken dini yasakçılıkla itham eden anlayış bizzat yukardaki cümlede, Laikliği dinin sınırlarını belirleyen, din için neleri yapamayacağının yasaklar sınırını çizen despot bir tanıma hapsettiğininde farkında olmalıdır. Demekki hayatın bir şekilde sağlıklı yürüyebilmesi için gerek dinler olsun gerekse Laik anlayışlar olsun bir noktadan sonra yasakların ve hürriyetlerin sınırını belirlemekte farklı değiller. O halde mesele sınır belirleyicilikten ziyade bu sınırlandırıcı araçlardan hangisinin insan fıtratı ve hayatın doğal bünyesiyle daha uyumlu, daha çözüm üretici olduğuyla alakalıdır........................................ .................................................. .................................................. .................................................. .................................................. .................................................. .........................AlbatrosS : "Yapılamayacak şeylerse basittir: İnsanları dini inançlarınız gereği özgürlüklerini kısıtlayacı, baskıcı ve iradeleri dışında zorlamalara, şiddete ve yaptırımlara gidemezsiniz...................................... .................................................. .................................................. ....................... Kendi teolojik form, biçim ve idealarınızın hassasiyeti gereği insanlara ''tabular-fetişler-yasaklar'' koyamaz; özgür fikri-felsefi tartışmayı, sorgulamayı ve bilimsel metotu yasaklayamazsınız. .................................................. .................................................. .....................................Bunun dışında laiklik, insanların başkalarının özgürlük ve haklarına zarar vermeme koşuluyla inancınızı istediğiniz gibi yaşama hakkıdır. Aksi pratikler laiklik ilkesine aykırıdır ve bu tanımı gereği aslında teistlerin de haklarının korunmasına hizmet eder." .................................................. .................................................. .................................................. .................................................. ...............................................Bu paragraflar için tekrar şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Laikliğin din üzerinde sınır belirleyici, yasakçı dayatmalarını insanların özgürlüğü maskesiyle sıvayanlar bilmelidir ki, özgürlüğü bizatihi dinin kendisi olarak görenler için asıl despot, dayatmacı unsur Laikliğin kendisidir. Bunun pratik örnekleri TC tarihinin her döneminde gözönündedir. en basitinden laiklik adına ezanın yasaklandığı dönemler, inancı gereği başını örtenlerin okuma, kamusal alanda geçimini sağama haklarının gaspedilmesi, kuran kurslarının yasaklanması, devlet eliyle ibadethanelere imam kılıklı memurların atanması ve insanların dinin asli mahiyetini öğrenmelerini engellemek için diyanet kurumu eliyle dinin devlet destekçisi bir rejim kutsayıcı araca dönüştürülmeye çalışılması ve alevilik gibi nisbeten farklı inançların görmezden gelinmesi gibi nice uygulamalar LAİKLİK adına dine hareket alanı biçilmesinin, despotluğun ısbatlarıdır. Halkının ezici çoğunluğu müslüman olan bir ülkede insanların en temel inanç haklarına yapılan bu bariz zulümler Laikliğin ne kadar özgürlükçü olduğunu görmeye yeter sanırım........................................... .................................................. ................................ Laikliğin kendisi bir tabu, fetiş ve özgür düşünce önünde en bariz engel olarak durduğu halde kendi kör gözünü unutup başkasının şaşı gözüne laf atan kişi gibi klasik ezberlerin okunmasıyla paradigmasını dahi ithal ettiğiniz din tanımıyla, mahiyetinden habersiz olduğunuz bir diğer inancı yargılamanız başlı başına bir diğer tuhaflık.......................................... .................................................. .................................................. .................................................. .................................................. ...............AlbatrosS : "Her din, tarihsel süreçlere bakıldığında dediğiniz gibi toplumsal bir ''idea''nın taşıyıcılığını üstlenmiş birer ''politik kurum'' haline gelmiştir. Özünde taa mitlerden beri tarihsel süreçlerin belirlediği kültürel yapılanmalar olan dinler, statik-durağan-değişmeyen süreçlerden ibaret kalmamış; insanlığın bilgi-birikim ve geliştirdiği bilimsel imkanlar nispetinde yeni biçim ve formlar kazanmıştır....................................... .................................................. .................................................. ............................................... Şu haliyle her din, tüm kültürel ürünlerin ortak paydasına sahip olduğu gibi sosyal-siyasal-tarihi bir ''kontext''in neticesi olup şeklini-formunu ve bir süre sonra ideasını belirleyen şey o kontextir. .................................................. .................................................. .................................................. .................................................. ..Bahsini ettiğiniz çatışmanın mecrasını, içeriğini ve niteliğini belirleyecek olan şey da o dinin ortaya çıktığı toplumun gelişmişlik seviyesi, kültürel dinamikleri, siyasi ve sosyal şartlarıdır. Özetle zaman ve mekana göre evrilen KONTEXT'İ. .................................................. .................................................. .................................................. .............................Bilimin, özgür tartışma ve sorgulamanın desteklendiği; demokrasinin asgari gereklerinin yerine getirildiği toplumlarda dinsel teolojinin biçimlendirdiği sosyo-kültürel katmanlarla laik-seküler tandanslı kültürel katmanlar arasında gerilim süreç içerisinde makul düzeylere inecektir. ".................................................. .................................................. .................................................. .................................................. .................................................. .................................................. ..Dinlerin "Özünde taa mitlerden beri tarihsel süreçlerin belirlediği kültürel yapılanmalar ..." olarak tanımlanması sizin yukarda değindiğim batı süreçli paradigmal okuyuşun tipik bir kabulüdür. Bizim için Din (islam özelinde tabi) tarihsel köklerine mitlerden değil "tevhidi mücadele geleneğinin süreğen halkaları" vasıtasıyla ulaşır. Bu sürecin ilk halkasını bir yamyam mağara adamı değil aklı başında bir insan olan Adem a.s oluşturur. Adem as. dan Hz. Muhammed (s.a.v) e kadar uzanan tarihsel süreç tevhid mesajını öze alarak farklı toplumlara ve kültürlere ve bu toplumların sosyo-kültürel hayatlarına uygun olan yaşam formu ilkeleriyle şekil vermeye çalışarak bugüne gelir. Haiyle tarihin türettiği bir süreç deği tarihi belirleyen bir süreci ifade eder. Bir topluluğa gönderilen peygamber o bölgenin yapısına en uygun şeriat ile şekil vermeye çalışırken peygamberlerin şeriatlerinde toplumların farklılığından dolayı farklı uygulamalar olsa bile, dinin özü olan TEVHİD mücadelesi-anlayışı sabittir. Dinin özü olan tevhid ve temel belirleyici evrensel ahlak ilkeleri ( yalan söylememek, iftira atmamak, haksız yere cana kastetmemek, zina yapmamak, hırsızlık yapmamak,adil olmak, hakkı gözetmek, kul hakkını öncelemek vs. vs.) sabit kalkış noktaları olmakla beraber tarihi varoluşun ekseni hak-batıl mücadelesi ekseninde şekillenir. Demekki din hiç bir sosyo-siyasal kontexin belirleyip ürettiği değişken bir şey olmayıp en temelinde değişmez-dönüşmez bir sabiti (tevhid) bulunan ve bu sabiti destekleyen sabit evrensel değerlerle kuşanan geçmişten bugüne her toplumda en belirleyici ve hatta kontex oluşturucu unsurdur. Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed peygamberler bu silsilenin ve aynı mesajın farklı tonlarda haykıran halkalarıdır. Tevhih mesajı hangi halkada sapmaya-tahrifata uğramışsa bir diğer peygamber o özü yeniden diriltip hakim kılmak için ortaya çıkmıştır. Ama değişmeyen tevhid anlayışı ekseninde. Demekki batılı paradigmanın dini tarihsel okuyuşu bizim için tutarsız ve genellenemez bir ön yargıdan öte bir şey değidir........................................... .................................................. .................................................. ...........Bilimin, özgür düşünce ve sorgulamanın desteklendiği demokratik yapı dediğiniz şey ne hikmetse güzel bir temenni ve şık bir slogan olmanın dışında bir gerçekliği olmayan modern hurafelerden başkası değildir.......................................... .................................................. .................................................. .................................................. .................................................. .................................................. ..............................AlbatrosS kalanını yarın değerlendiririm :)
liberalizm'i ve laikliği "erkeklerle yatmak" olarak algılayan bir beyne ne anlatsan boş, bunları gördükçü bizim müslümanlara şükür yearrab diyorum
Ahlaksız
08-07-2012, 23:52
Laikliği ne güzel anlatmış adam ama şuuru kapalı ve belliki laiklik karşıtı bir arap,araplığını göstermiş!