Ascendent
10-07-2009, 00:55
(Tüm hakları BBC Knowledge'a aittir. )
(All rights reserved BBC Knowledge 2009 ©)
http://img35.imageshack.us/img35/8480/girisx.jpg
İnsanların tanrıya inanıp inanmadığı niçin önemli?
Ben bu soruyu genişletip “Gerçeği anlamaları niçin önemli?” diye sorardım.Bence “Hoşuna gittiği sürece neyin doğru olduğu önemli değil” demek çok cahilce.Doğru olanın gerçekten ama gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum.
Bu gezegen üzerinde topu topu birkaç yüzyıldır varız.Bizlerin,evrenin,hayatın ve insanlığın nereden geldiğini (herşeyin ne anlama geldiğini) anlama şansımız var.Bütün bunları kavrayabilmek eşi benzeri olmayan bir ayrıcalık.Bu ki; (Orta Çağ zamanlarından günümüze kadar) bizden öncekilere bahşedilmeyen bir ayrıcalık.Hala bilmediğimiz şeylerin olduğu doğru ancak hatırı sayılır bir bilgi birikimine sahip olduğumuz da su götürmez bir gerçek ve bu bilgilere sahip olmamız bizden öncekilere göre çok büyük bir avantaj.Burada hem heyecan verici bir durum, hem de bunlarla ilgisi olmayanlar için hatta onu da geçin bu bilgileri çocuklara ve öğrenmeye istekli olmayanlara vermeyenler için oldukça bir trajik bir durum var.
Hiç bir yaratılışçının düşüncelerini değiştirdiğiniz oldu mu?
Hayır ben çevirmedim.Eğer richarddawkings.net’teki “Çevrilenler Köşesi”ne bakacak olursanız orada “Tanrı Yanılgısı” adlı kitabım tarafından çevrilen birçok insanın hikayesini bulabilirsiniz.
Peki ya inanıp inanmamak arasında gidip gelenler?
Evet,kendilerine sorulduğunda şöyle cevap veren birçok zeki insanla tanıştım: “Ama ben evrimin gerçekten ne olduğunu bilmiyordum.Ben onun şempanzelerle ilgili birşey olduğunu sanırdım.” Maymunlardan gelmemizin ne demek olduğunu anlıyorlar ama onlara bu sefer maymunların nereden geldiğini soracak olursanız: “Bunu hiç düşünmemiştim.” Diyorlar.Eğer “Balıklar nereden geldi?” diye sorarsanız onu da aslında hiç düşünmemiş olduklarını görürsünüz.Bu nedenle bu kategori içindekiler belki iyi eğitimli ve zeki olan ancak bir sebepten dolayı nerden geldiklerine dair hiç kafa yormamış veya bir dini doktirini benimseyivermiş insanlar oluyor.
Yaratılışçılar evrime karşı hangi anti tezleri kullanıyorlar?
Sanırım en klasik olanı yaratılışçının evrimi rasgele şansın teorisi olarak düşünmesi.Bir ahmak bile eğer rasgele olsaydı bunun işlemeyeceğini görürdü.Göz gibi bir organın şans eseri meydana gelemeyeceğini görmek için tek yapmanız gereken ona bakmak. Bu da onlara gözün tasarlandığını söylemek için yeterli malzeme sağlıyor.Yaratılışçılar burada iki noktayı atlıyor.İlki doğal seçilimin kesinlikle şansa dayalı bir teori olmadığıdır.Doğal seçilim şansın zıttıdır ki zaten hayatta kalma mücadelesi rasgele olan birşey değildir.Atladıkları ikinci nokta da yaratılışın şansa olası bir alternatif olabileceğidir ki aslında değildir.Çünkü göz gibi karmaşık bir şeyi ele aldığınızda onun şans eseri ortaya çıkmadığını söylemek doğrudur ama aynı zamanda onu tasarlama yetisine sahip bir tanrı da aynı sebepten ötürü var olamaz.Böylece doğal seçilime karşı yanlış bir şekilde kullandıkları argümanın (yani göz kadar karmaşık bir şeyin rasgele oluşumunun olanaksızlığı) akıllı tasarım teorisine karşı da kullanılması da gayet mümkün.
Tasarımcıyı kim tasarladı?
Yaratılışçılar aslında ortaya attıkları sorunun bu olduğunun farkında değiller.Bildiğimiz kadarıyla (daha başka bilmediklerimiz de olabilir) doğal seçilimle evrim yaşayan dünyanın devasa karmaşıklığını en iyi şekilde açıklayabilen tek teoridir.
http://img31.imageshack.us/img31/536/79568367.jpg
Rasgele şans söylemi karmaşık adaptasyonların (göz gibi) birden bire ortaya çıktığını varsaymıyor mu?
Elbette varsayıyor.Yaratılışçıların evrimin olanaksızlığına dem vurmalarının yollarından birisi de “basite indirgenemez karmaşıklık” dedikleri şeydir.Söylediklerine göre çalışması için herşeyin önceden orada hazır olması gerekir.Gözün tamamı orada olmalı.Eğer bir parçası bile eksik olsa dahi çalışmaz.Varsayım gözün yarısının,dörtte üçünün hiç çalışmayacağı yönünde (Gözün %100’üne sahip olmalısınız yoksa çalışmaz).
Tamamen saçmalık.Neredeyse hiçbir şeyi göremeyen çok kötü bir gözünüz olabilir ama yine de bir uçurumdan aşağıya düşmenize engel olarak hayatınızı kurtacaktır.Bu yüzden oldukça kusurlu bir göz de gayet işe yarayabilir.Olmayan gözden, %1 gören,%2 gören derken %100 gören göze kadar oldukça yavaş,kademe kademe biriken bir artış söz konusudur.Bu artışın her kademesindeki küçük bir değişim hayatta kalma şansınızı artıracaktır.
Yavaş bir artışa ihtiyacınız var.Darwin bunun farkındaydı ama yaratılışçılar ortada yavaş bir artışın olmadığından oldukça eminler.
http://img194.imageshack.us/img194/9290/kose.jpg
http://img38.imageshack.us/img38/6756/68787316.jpg
Öyle olsa bile yaşamın kaynağı başlı başına olanaksız olup rasgele şans gerektirmiyor mu?
Evet yaşamın kaynağı gerçekten ilginç bir soru çünkü yaşam hakkındaki başka herşeyi açıklayabilen doğal seçilim bunu açıklayamıyor.Yaşamın kaynağı bana göre kendi kendini kopyalayabilen varlığın kaynağıdır.Kendi kendini kopyalayabilen oluşumlar da doğal seçilimin gerçekleşmesinde ön koşuldur. Bu yüzden onu açıklamak için evrimi kullanamayız.Bu durumda yaşamın kaynağı da şansla ilgili olsa gerek.
Ama şans eseri olması bir açıklamasının olmayacağı anlamına gelmiyor.Evrendeki yaşamın başlamış olabileceği gezegenlerin sayıları bize hayatın kaynağının çok yüksek ihtimalle orası olduğunu söylüyor.İşi bu kadar şansa dayandırmamız mümkün çünkü bu sadece birkez olmuş olmalı çünkü biz burayız ve onun hakkında konuşuyoruz.Böylece pek de olası gözükmeyen bir teori ne olursa olsun tatmin edici hale geliyor.
http://img35.imageshack.us/img35/16/circir.jpg
Amerikan biyolojist Richard Lenski bakterideki evrimin oluşumunu deneyle gösterdiğini iddia ediyor.Onun çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Lenski’nin araştırması göz kamaştırıcı.Düşünülebilecek her eksiği kapatmış gerçekten.İçinde besin barındıran bir sıvı bulunan bir düzine (12 adet) bakteri dolu deney kabı var.Her gün bir miktar bakteri her kaptan alınıyor ve yeni bir kaba yerleştiriliyor.Yani orda evrim 12 ayrı yola sahip. (Ben buna 12 kabile diyorum) ve her gün ayrı bir jenerasyon yetişiyor.Bu böyle yaklaşık 25 yıldır devam etmekte.Yani ortada binlerce jenerasyon deney kabı var.Her bir jenerasyon deney kaplarında yüzlerce jenerasyon bakteri var ve bakteriler devamlı olarak bu yapay ortamda hayatta kalabilme yetisini geliştirebilmek için evrim geçiriyorlar.Evrimi de bu 25 yıllık periyod içinde gözlemleyebiliyorsunuz.
Bunun güzel taraflarından biri de bakterinin çok hızlı üremesi.Böylelikle zaman yakından gözlemlenebiliyor.Araştırmasının diğer bir çarpıcı yanı da “fosil” üretebilme yolu.İstediği zaman bir miktar bakteri örneği alıp onları dondurabilir.Böylece her an geriye (mesela 10 yıl öncesine) dönebilir (ki bu birkaç jenerasyon demek olur).
Sonuç olarak bu müthiş deneyle kontrol edilen ortam ve fosil saklama yöntemiyle tüm evrim önünüze serilmiş bir şekilde durmaktadır.Gerçekten göz kamaştırıcı bir araştırma.
Yaratılışçıları ikna etmek için yeterli mi?
Yani, bu onları endişelendiriyor.Bu onları öyle sıkıyor ki bir yaratılışçı Lenski’ye saldırganca mektuplar yazıp çalışmasının orjinal verilerini ele geçirip incelemeye çalışıyor.Ama Lenski’nin verisi bakterileri.O da şöyle cevap veriyor: “Eğer elinin altında iş görebilecek bir bakteriyolojik laboratuvarın varsa ve onlarla nasıl ilgilenmen gerektiğini biliyorsan sana bazı örnekler göndereceğim. (Çünkü bunlar E.coli bakterisi ve yanlış yönde mutasyona uğrarlarsa bir hayli kötü hale gelebilirler).Elbette ki adamın bakterilerle ne yapacağına dair en ufak bir fikri dahi yok ama yine de bu ilginç bir yazışma çünkü gösteriyor ki onların akıllarını karıştırıyor.
Tanrının var olduğuna dair duyduğunuz en iyi kanıt hangisi?
Ortada bir kanıt olduğu düşünmüyorum.Sanırım en ilginç kanıt şöyle bir şey diyebilecek bir fizikçinin kanıtı olurdu: “Biyoloji tarafından baktığınızda mesela yok (Darwin meseleyi çözdü) ama elimizde hala evrenin kaynağı ve göründüğü kadarıyla kozmosun hassas bir şekilde ayarlanan sabitleri problemi var.
Ortada yarı düzine yakın fiziksel sabitler var v e fizikçiler neden bu sabitlere sahip oldukları konusunda bir açıklama getiremiyorlar.Sadece sabitlerin bu değerleri sahip olduğunu kabul ediyorlar ve eğer bu değerler farklı olsaydı evren işlemeyip,bizlerin de burada olamayacağını hesaplıyorlar.Bence bunun bir kanıt olmadığı ortada çünkü hala tasarlayıcıyı kimin tasarladığı sorusuna bir cevap bulamıyor.Ama beni en iyi kanıtın ne olduğunu söylemem için zorlarsanız pek çok işe yaramaz kanıttan en iyisi bu derdim (ki bu hala çürütülebilir bir kanıt)
http://img194.imageshack.us/img194/4773/reklamg.jpg
Fizikçiler sonsuza dek böyle argümanları ortaya atacaklar mı?
Ben fizikçi değilim.Bu yüzden çok dikkat etmeliyim.Sanıyorum ki eğer herşeyi açıklayan teoriyi bulursak bu teori bize bahsettiğim yarı düzine sabitlerin aslında birbirinden bağımsız olmadığını gösterecektir.Evrenin varolması için sebebini şu an anlayamadığımız ama gelecekte anlayacağımız sabitlerin öyle olması gerekiyor olabilir.CERN altındaki deney Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın herşeyin teorisine bir temel oluşturabileceğine inanıyorum.
Yaşamınız süresince evrimi anlamamızda ne tür ilerlemeler olacağını düşünüyorsunuz?
Bence kişisel bilinçlilik henüz açıklanmayan ve anlaşılmayan birşey.Bir bilgisayarı usta düzeyde satranç oynaması için programlayabilirsiniz ve bunu yapabilmek oldukça etkileyici birşey.Dahası, bilgisayarları yön bulmaları için ve byolojik davranışın nasıl birşey olduğunu görmek için de programlayabilirsiniz.Ancak bana kalırsa bu bilgisayarların senin ve benim bir güle bakarken veya bir soğanı koklarken sahip olduğumuz türden bir kişisel farkındalığa sahip olduklarını düşünmüorum.
Ortada senin sen ve benim ben olduğuma dair bir gerçek var ve senin kendine ait özel hiserin var,benim de kendime ait özel hislerim var.Benim kırmızıyı görmemle senin kırmızıyı görmen bir mi? Bu belkide hiç açıklanamayacak olan eski ve meşhur bir felsefi bilmece.
Bana gizemli gelenler bunlar işte.Bütün filozoflar buna katılmıyor ama bence bu gizemli ve ben bunu beyin aktivitesinin bir dışavurumu olarak olarak görüyorum.Dolayısıyla beyin evrim tarafından oluşturulduğu için kişisel bilinçlilik bir şekilde evrim geçirmiş olmalı.
Bu durum bir dizi soruyu da beraberinde getiriyor.Hangi hayvanlar buna sahip? Acaba solucanlar bile çok çok ilkel türde bir kişisel bilinçliliğe sahip mi? Sadece memelilerde mi var? Kuşlarda var mı? İşte şu an için cevaplanamayan ama gelecekte cevaplanıp cevaplanamayacağı da belli olmayan sorular bunlar.
Çeviri ve resim düzenleme: Ascendent
Orjinali: http://www.nxtbook.com/nxteu/BBC/knowledge_200904/#/68 (sayfa 59)
(All rights reserved BBC Knowledge 2009 ©)
http://img35.imageshack.us/img35/8480/girisx.jpg
İnsanların tanrıya inanıp inanmadığı niçin önemli?
Ben bu soruyu genişletip “Gerçeği anlamaları niçin önemli?” diye sorardım.Bence “Hoşuna gittiği sürece neyin doğru olduğu önemli değil” demek çok cahilce.Doğru olanın gerçekten ama gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum.
Bu gezegen üzerinde topu topu birkaç yüzyıldır varız.Bizlerin,evrenin,hayatın ve insanlığın nereden geldiğini (herşeyin ne anlama geldiğini) anlama şansımız var.Bütün bunları kavrayabilmek eşi benzeri olmayan bir ayrıcalık.Bu ki; (Orta Çağ zamanlarından günümüze kadar) bizden öncekilere bahşedilmeyen bir ayrıcalık.Hala bilmediğimiz şeylerin olduğu doğru ancak hatırı sayılır bir bilgi birikimine sahip olduğumuz da su götürmez bir gerçek ve bu bilgilere sahip olmamız bizden öncekilere göre çok büyük bir avantaj.Burada hem heyecan verici bir durum, hem de bunlarla ilgisi olmayanlar için hatta onu da geçin bu bilgileri çocuklara ve öğrenmeye istekli olmayanlara vermeyenler için oldukça bir trajik bir durum var.
Hiç bir yaratılışçının düşüncelerini değiştirdiğiniz oldu mu?
Hayır ben çevirmedim.Eğer richarddawkings.net’teki “Çevrilenler Köşesi”ne bakacak olursanız orada “Tanrı Yanılgısı” adlı kitabım tarafından çevrilen birçok insanın hikayesini bulabilirsiniz.
Peki ya inanıp inanmamak arasında gidip gelenler?
Evet,kendilerine sorulduğunda şöyle cevap veren birçok zeki insanla tanıştım: “Ama ben evrimin gerçekten ne olduğunu bilmiyordum.Ben onun şempanzelerle ilgili birşey olduğunu sanırdım.” Maymunlardan gelmemizin ne demek olduğunu anlıyorlar ama onlara bu sefer maymunların nereden geldiğini soracak olursanız: “Bunu hiç düşünmemiştim.” Diyorlar.Eğer “Balıklar nereden geldi?” diye sorarsanız onu da aslında hiç düşünmemiş olduklarını görürsünüz.Bu nedenle bu kategori içindekiler belki iyi eğitimli ve zeki olan ancak bir sebepten dolayı nerden geldiklerine dair hiç kafa yormamış veya bir dini doktirini benimseyivermiş insanlar oluyor.
Yaratılışçılar evrime karşı hangi anti tezleri kullanıyorlar?
Sanırım en klasik olanı yaratılışçının evrimi rasgele şansın teorisi olarak düşünmesi.Bir ahmak bile eğer rasgele olsaydı bunun işlemeyeceğini görürdü.Göz gibi bir organın şans eseri meydana gelemeyeceğini görmek için tek yapmanız gereken ona bakmak. Bu da onlara gözün tasarlandığını söylemek için yeterli malzeme sağlıyor.Yaratılışçılar burada iki noktayı atlıyor.İlki doğal seçilimin kesinlikle şansa dayalı bir teori olmadığıdır.Doğal seçilim şansın zıttıdır ki zaten hayatta kalma mücadelesi rasgele olan birşey değildir.Atladıkları ikinci nokta da yaratılışın şansa olası bir alternatif olabileceğidir ki aslında değildir.Çünkü göz gibi karmaşık bir şeyi ele aldığınızda onun şans eseri ortaya çıkmadığını söylemek doğrudur ama aynı zamanda onu tasarlama yetisine sahip bir tanrı da aynı sebepten ötürü var olamaz.Böylece doğal seçilime karşı yanlış bir şekilde kullandıkları argümanın (yani göz kadar karmaşık bir şeyin rasgele oluşumunun olanaksızlığı) akıllı tasarım teorisine karşı da kullanılması da gayet mümkün.
Tasarımcıyı kim tasarladı?
Yaratılışçılar aslında ortaya attıkları sorunun bu olduğunun farkında değiller.Bildiğimiz kadarıyla (daha başka bilmediklerimiz de olabilir) doğal seçilimle evrim yaşayan dünyanın devasa karmaşıklığını en iyi şekilde açıklayabilen tek teoridir.
http://img31.imageshack.us/img31/536/79568367.jpg
Rasgele şans söylemi karmaşık adaptasyonların (göz gibi) birden bire ortaya çıktığını varsaymıyor mu?
Elbette varsayıyor.Yaratılışçıların evrimin olanaksızlığına dem vurmalarının yollarından birisi de “basite indirgenemez karmaşıklık” dedikleri şeydir.Söylediklerine göre çalışması için herşeyin önceden orada hazır olması gerekir.Gözün tamamı orada olmalı.Eğer bir parçası bile eksik olsa dahi çalışmaz.Varsayım gözün yarısının,dörtte üçünün hiç çalışmayacağı yönünde (Gözün %100’üne sahip olmalısınız yoksa çalışmaz).
Tamamen saçmalık.Neredeyse hiçbir şeyi göremeyen çok kötü bir gözünüz olabilir ama yine de bir uçurumdan aşağıya düşmenize engel olarak hayatınızı kurtacaktır.Bu yüzden oldukça kusurlu bir göz de gayet işe yarayabilir.Olmayan gözden, %1 gören,%2 gören derken %100 gören göze kadar oldukça yavaş,kademe kademe biriken bir artış söz konusudur.Bu artışın her kademesindeki küçük bir değişim hayatta kalma şansınızı artıracaktır.
Yavaş bir artışa ihtiyacınız var.Darwin bunun farkındaydı ama yaratılışçılar ortada yavaş bir artışın olmadığından oldukça eminler.
http://img194.imageshack.us/img194/9290/kose.jpg
http://img38.imageshack.us/img38/6756/68787316.jpg
Öyle olsa bile yaşamın kaynağı başlı başına olanaksız olup rasgele şans gerektirmiyor mu?
Evet yaşamın kaynağı gerçekten ilginç bir soru çünkü yaşam hakkındaki başka herşeyi açıklayabilen doğal seçilim bunu açıklayamıyor.Yaşamın kaynağı bana göre kendi kendini kopyalayabilen varlığın kaynağıdır.Kendi kendini kopyalayabilen oluşumlar da doğal seçilimin gerçekleşmesinde ön koşuldur. Bu yüzden onu açıklamak için evrimi kullanamayız.Bu durumda yaşamın kaynağı da şansla ilgili olsa gerek.
Ama şans eseri olması bir açıklamasının olmayacağı anlamına gelmiyor.Evrendeki yaşamın başlamış olabileceği gezegenlerin sayıları bize hayatın kaynağının çok yüksek ihtimalle orası olduğunu söylüyor.İşi bu kadar şansa dayandırmamız mümkün çünkü bu sadece birkez olmuş olmalı çünkü biz burayız ve onun hakkında konuşuyoruz.Böylece pek de olası gözükmeyen bir teori ne olursa olsun tatmin edici hale geliyor.
http://img35.imageshack.us/img35/16/circir.jpg
Amerikan biyolojist Richard Lenski bakterideki evrimin oluşumunu deneyle gösterdiğini iddia ediyor.Onun çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Lenski’nin araştırması göz kamaştırıcı.Düşünülebilecek her eksiği kapatmış gerçekten.İçinde besin barındıran bir sıvı bulunan bir düzine (12 adet) bakteri dolu deney kabı var.Her gün bir miktar bakteri her kaptan alınıyor ve yeni bir kaba yerleştiriliyor.Yani orda evrim 12 ayrı yola sahip. (Ben buna 12 kabile diyorum) ve her gün ayrı bir jenerasyon yetişiyor.Bu böyle yaklaşık 25 yıldır devam etmekte.Yani ortada binlerce jenerasyon deney kabı var.Her bir jenerasyon deney kaplarında yüzlerce jenerasyon bakteri var ve bakteriler devamlı olarak bu yapay ortamda hayatta kalabilme yetisini geliştirebilmek için evrim geçiriyorlar.Evrimi de bu 25 yıllık periyod içinde gözlemleyebiliyorsunuz.
Bunun güzel taraflarından biri de bakterinin çok hızlı üremesi.Böylelikle zaman yakından gözlemlenebiliyor.Araştırmasının diğer bir çarpıcı yanı da “fosil” üretebilme yolu.İstediği zaman bir miktar bakteri örneği alıp onları dondurabilir.Böylece her an geriye (mesela 10 yıl öncesine) dönebilir (ki bu birkaç jenerasyon demek olur).
Sonuç olarak bu müthiş deneyle kontrol edilen ortam ve fosil saklama yöntemiyle tüm evrim önünüze serilmiş bir şekilde durmaktadır.Gerçekten göz kamaştırıcı bir araştırma.
Yaratılışçıları ikna etmek için yeterli mi?
Yani, bu onları endişelendiriyor.Bu onları öyle sıkıyor ki bir yaratılışçı Lenski’ye saldırganca mektuplar yazıp çalışmasının orjinal verilerini ele geçirip incelemeye çalışıyor.Ama Lenski’nin verisi bakterileri.O da şöyle cevap veriyor: “Eğer elinin altında iş görebilecek bir bakteriyolojik laboratuvarın varsa ve onlarla nasıl ilgilenmen gerektiğini biliyorsan sana bazı örnekler göndereceğim. (Çünkü bunlar E.coli bakterisi ve yanlış yönde mutasyona uğrarlarsa bir hayli kötü hale gelebilirler).Elbette ki adamın bakterilerle ne yapacağına dair en ufak bir fikri dahi yok ama yine de bu ilginç bir yazışma çünkü gösteriyor ki onların akıllarını karıştırıyor.
Tanrının var olduğuna dair duyduğunuz en iyi kanıt hangisi?
Ortada bir kanıt olduğu düşünmüyorum.Sanırım en ilginç kanıt şöyle bir şey diyebilecek bir fizikçinin kanıtı olurdu: “Biyoloji tarafından baktığınızda mesela yok (Darwin meseleyi çözdü) ama elimizde hala evrenin kaynağı ve göründüğü kadarıyla kozmosun hassas bir şekilde ayarlanan sabitleri problemi var.
Ortada yarı düzine yakın fiziksel sabitler var v e fizikçiler neden bu sabitlere sahip oldukları konusunda bir açıklama getiremiyorlar.Sadece sabitlerin bu değerleri sahip olduğunu kabul ediyorlar ve eğer bu değerler farklı olsaydı evren işlemeyip,bizlerin de burada olamayacağını hesaplıyorlar.Bence bunun bir kanıt olmadığı ortada çünkü hala tasarlayıcıyı kimin tasarladığı sorusuna bir cevap bulamıyor.Ama beni en iyi kanıtın ne olduğunu söylemem için zorlarsanız pek çok işe yaramaz kanıttan en iyisi bu derdim (ki bu hala çürütülebilir bir kanıt)
http://img194.imageshack.us/img194/4773/reklamg.jpg
Fizikçiler sonsuza dek böyle argümanları ortaya atacaklar mı?
Ben fizikçi değilim.Bu yüzden çok dikkat etmeliyim.Sanıyorum ki eğer herşeyi açıklayan teoriyi bulursak bu teori bize bahsettiğim yarı düzine sabitlerin aslında birbirinden bağımsız olmadığını gösterecektir.Evrenin varolması için sebebini şu an anlayamadığımız ama gelecekte anlayacağımız sabitlerin öyle olması gerekiyor olabilir.CERN altındaki deney Büyük Hadron Çarpıştırıcısı'nın herşeyin teorisine bir temel oluşturabileceğine inanıyorum.
Yaşamınız süresince evrimi anlamamızda ne tür ilerlemeler olacağını düşünüyorsunuz?
Bence kişisel bilinçlilik henüz açıklanmayan ve anlaşılmayan birşey.Bir bilgisayarı usta düzeyde satranç oynaması için programlayabilirsiniz ve bunu yapabilmek oldukça etkileyici birşey.Dahası, bilgisayarları yön bulmaları için ve byolojik davranışın nasıl birşey olduğunu görmek için de programlayabilirsiniz.Ancak bana kalırsa bu bilgisayarların senin ve benim bir güle bakarken veya bir soğanı koklarken sahip olduğumuz türden bir kişisel farkındalığa sahip olduklarını düşünmüorum.
Ortada senin sen ve benim ben olduğuma dair bir gerçek var ve senin kendine ait özel hiserin var,benim de kendime ait özel hislerim var.Benim kırmızıyı görmemle senin kırmızıyı görmen bir mi? Bu belkide hiç açıklanamayacak olan eski ve meşhur bir felsefi bilmece.
Bana gizemli gelenler bunlar işte.Bütün filozoflar buna katılmıyor ama bence bu gizemli ve ben bunu beyin aktivitesinin bir dışavurumu olarak olarak görüyorum.Dolayısıyla beyin evrim tarafından oluşturulduğu için kişisel bilinçlilik bir şekilde evrim geçirmiş olmalı.
Bu durum bir dizi soruyu da beraberinde getiriyor.Hangi hayvanlar buna sahip? Acaba solucanlar bile çok çok ilkel türde bir kişisel bilinçliliğe sahip mi? Sadece memelilerde mi var? Kuşlarda var mı? İşte şu an için cevaplanamayan ama gelecekte cevaplanıp cevaplanamayacağı da belli olmayan sorular bunlar.
Çeviri ve resim düzenleme: Ascendent
Orjinali: http://www.nxtbook.com/nxteu/BBC/knowledge_200904/#/68 (sayfa 59)