Orijinalini görmek için tıklayınız : Ölümsüzlük Düşüncesi ve Dinlerin Öğrettikleri
digeri_1
10-07-2009, 18:38
Sokrates ve Platon Canın Ölümsüz Olduğunu Öğretiyor
YETMİŞ yaşındaki bir bilgin ve öğretmen, öğrettikleriyle genç zihinleri saptırmakla ve dinsizlikle suçlandı. Duruşma sırasında çok parlak bir savunma sergilemesine karşın, önyargılı jüri kendisini suçlu bulup ölüme mahkûm etti. İdamına yalnızca birkaç saat kalmışken, bu yaşlı öğretmen etrafına toplanan öğrencilerine canın ölümsüz olduğunu ve ölümden korkulmama-sı gerektiğini kanıtlamak üzere bir dizi neden gösterdi.
Mahkûm edilen adam, MÖ beşinci yüzyılda yaşamış ünlü Yunanlı filozof Sokrates'ten başkası değildi. Öğrencisi Platon bu olayları Apologia Sokratous [Sokrates'in Müdafaası, 1942/Sokrates'in Savunması, 1973) ve Phaidon [Phaidon, 1943, 1989) adlı denemelerinde kaydetmiştir. Sokrates ve Platon canın ölmezliği düşüncesini geliştiren ilk kişiler arasında sayılır. Fakat bu öğretinin yaratıcıları onlar değildir.
Pythagoras ve Yunan Düşünürleri
Sokrates ve Platon'dan önceki Yunanlılarda canın ya da ruhun ölümden sonra yaşadığına inanıyorlardı. MÖ altıncı yüzyılda yaşamış ünlü Yunanlı matematikçi Pythagoras, canın ölümsüz olduğuna ve bedenden bedene göçe tabi olduğuna inanıyordu. Ondan önce, bilinen Yunanlı filozofların en eskisi olarak görülen Miletoslu Thales, ölümsüz bir canın yalnızca insanlarda, hayvanlarda ve bitkilerde değil, demiri hareket ettirebildiğine göre mıknatıs gibi nesnelerde de bulunduğunu düşündü. Eski Yunanlılar ölülerin canlarının, kayıkla Styks ırmağından geçirilerek yeraltı dünyası denen uçsuz bucaksız bir diyara götürüldüklerini ileri sürerlerdi. Orada yargıçlar, bu canların ya yüksek duvarlarla çevrili bir zindanda işkenceye ya da Elysion'da mutluluğa gitmelerine karar verirlerdi.
Zerdust Dini Ölümsüzlük Düşüncesini Öğretiyor
MÖ yedinci yüzyılda, İran'da, (Persis) Zerdüşt adlı bir peygamber çıktı. Kendisi daha sonra Zerdüşt dini ya da Zerdüştçülük olarak bilinmeye başlanan bir tapınma biçimi kurdu. Zerdüştçülük, Yunanistan'ın büyük bir güç haline gelmesinden önce dünya sahnesine egemen olmuş Pers İmparatorluğunun diniydi. Zerdüşt kutsal metinleri şöyle der:
"Ölümsüzlük içinde Adil kişinin canı hep Sevinçli olacak, fakat Yalancının canı muhakkak işkence görecek. Ve Ahura Mazda [anlamı "bilge tanrı"] bu Kanunları Kendi egemen yet-kesiyle takdir eylemiştir."
Canın ölümsüzlüğü öğretisi, Zerdüştçülük öncesi dönemde de İran dininin bir parçasıydı. Örneğin İran'daki eski kabileler, ölmüşlerin canlarına ilgi göstererek yeraltı dünyasında kullanmaları için onlara yiyecek ve giysiler sunarlardı.
Hinduizmde Ruhgöçü Öğretisi
ÖLDÜKTEN sonra insana ne olduğu sorusu kadar sık sorulan ve insanın kafasını karıştıran başka bir soru muhtemelen yoktur. Binlerce yıldır her uygarlıktaki zeki kişiler bu soruyu sormuştur. Fakat insan felsefeleri ve birçok dinsel tabular sebebiyle karmaşık birçok teori ve hurafe üretilmiştir.
Hinduizmde insan canının ölümden sonra yaşamaya devam ettiği inanışı başından beri vardı. Bu nedenle Hindular atalara tapındılar ve ölülerin canı için sofralar kurdular. Canın göçü düşüncesi ,insanlar arası görülen acılar ve kötülükle ilgili evrensel meseleyle uğraşan hindu bilginlere çekici gelmiş olmalı.
Bu düşünceyi bir sebep-sonuç yasası olan karman adlı öğretiyle birleştiren hindu bilgeler ,bir yaşamdaki erdem ve kusurluluğun gelecek bir yaşamda cezalandırılması veya ödüllendirileceğine dayanan ruhgöçü kavramını& kuramını geliştirdiler.
Hinduizmin can hakkındaki görüşünü etkileyen başka bir kavram daha vardır; bu kavram Brahman-Atman (en üstün ve sonsuz Brahman , mutlak gerçek) denen felsefi kavramdıır. Bu düşünce hinduların nihai hedefini tanımlamak için ruhgöçü kavramıyla birleştirildi ; mutlak gerçekle bütünleştirilmek adına yeniden doğuş çeviriminden kurtulmak içn.
Böylece Hindu bilgeleri ,canın bedenden bedene göçü düşüncesini ,karman yasası ve Brahman kavramıyla birleştirerek ,ruhgöçü doktrini oluşturulmuş oldu. Hinduizm yayılırken ,brahmancılığın budacılığın ve başka asya dinlerinin belkemiğini teşkil eden bir düşünce tüm civar coğrafyaya yayılmaya başladı.
Ruhgöçü doktrini günümüz hinduizminin temel direğidir. Bir hindu filozof Nikhilananda şöyle diyor :
"Ölümsüzlüğe erişmenin yalnızca seçilmiş birkaç kişinin ayrıcalığı değil, herkesin doğuştan kazandığı bir hak olduğu her dindar hindunun kanaatidir".
digeri_1
10-07-2009, 18:58
Ölüm Sonrası Yşama İnanç - Mısır İnanışı
Mısırlılar ölmüş bir kişinin canının, yeraltı dünyasının baştanrısı Osiris tarafından yargılandığına inanırlardı. Örneğin, MÖ 14. yüzyıldan kaldığı öne sürülen bir papirüs belge, ölüler tanrısı Anubis'i kâtip Hunefer'in canını Osiris'in huzuruna götürürken gösteriyor.
http://4.bp.blogspot.com/_b0M-W17FVYo/R5ZSmRmqF8I/AAAAAAAADNQ/oOgscglb4uk/s400/400px-BD_Hunefer.jpg
Bir terazinin bir tarafında kâtibin vicdanını temsil eden yüreği, diğer tarafında hakikat ve adalet tanrıçasının başında taşıdığı bir tüy bulunmaktadır. Bir başka tanrı olan Tot, sonuçları kaydetmektedir. Hunefer'in yüreği suçlarla ağırlaşmış olmadığından tüyden hafif geliyor ve kendisinin Osiris'in ülkesine girip ölümsüzlüğü almasına izin veriliyor. Bu papirüste, yüreğin sınavdan geçememesi durumunda, öleni yutmak üzere terazinin yanıbaşında bekleyen ucube bir dişi yaratık da görülmektedir. Mısırlılar canın hayatta kalmasının bedenin iyi korunmasına bağlı olduğunu düşündüklerinden, ölülerini mumyaladılar ve firavunlarının bedenlerini muazzam piramitler içinde sakladılar.
digeri_1
10-07-2009, 19:09
Babilliler ve Ölümden Sonra Yaşam - Gılgamış Destanı
Bu destanın yaşlı kahramanı, ölümün kendisine musallat olduğu Gılgamış, ölümsüzlüğü aramaya koyulur, fakat bulamaz. Yolculuğu sırasında karşısına çıkan bir şarap bakiresi, onu, aradığı bitimsiz yaşamı bulamayacağından şu anki yaşamın tadını çıkarmaya teşvik eder. Destanın tümünde, ölümün kaçınılmaz ve ölümsüzlük umudunun bir yanılsama olduğu mesajı vardır .
Babilde ne halk ne de dinsel önderler bir zamanlar var olmuş bir şeyin tümüyle yok olma olasılığıyla yüz yüze gelmeye cesaret edebilirdi. [Onlar açısından] ölüm, bir başka tür yaşama geçiş yoluydu ve ölümsüzlük yalnızca ölümden kaçışın olanaksızlığını vurgulamak için inkâr edilirdi.
Bir tür yaşamın, bir biçimde ölümden sonra devam ettiğine Babilliler de inandılar. Ölüye Öteki Dünyada yararlı olacağını düşündükleri eşyaları onunla birlikte gömmeleri bunun bir ifadesiydi. Canın ölümsüzlüğü öğretisinin eski Babil'e dek uzandığı açıktır.
Geleneksel görüşe göre, Nimrod bir şiddet eylemi sonucunda ölmüştür. Ölümünden sonra Babillilerin, kentlerinin kurucusu, yapıcısı ve ilk kralı olarak ona çok saygın bir konum atfetme eğilimine kapılmalarını beklemek makuldü. Tanrı Marduk (Merodak) Babil'in kurucusu sayıldığından, bazı bilginler, Marduk'un tanrılaştırılmış Nimrod'u temsil ettiğini ileri sürmüşlerdir. Eğer bu doğruysa, kişinin ölümden sonra hayatta kalan bir cana ya da ruha sahip olduğu düşüncesi, en azından Nimrod'un öldüğü sırada yaygın çapta kabul görmüş olmalıdır.
Kaynak : Watchtower Bible & Track Society ,What Happens at Death ,04/2008
digeri_1
11-07-2009, 13:35
Pagan dinleriyle İSEVİLİĞİ karıştırmayınız lütfen.Cennette vardır cehennemde.Sayın elçihan hangi yerde çelişki gördünüz acaba?Ayetlerde hiçbirinde çelişki yoktur.Üsteki ayette RAB gereksiz yere telaşlanmayın der.Benim yolumdan gidin size bunlar verilecek der.Diğer yerde ise beni izleyin der.Yani çelişki yok ortada.MESİH inancı idda ettiğiniz şekilde hiç zıddını söylemiyor.RAB vereceğim yük hafif demiştir.Zoruna giden insanın içindeki nefsidir.Evt İSEVİLİK insanın nefsine zor gelir.Sanırım bunu kastettiniz heralde.
Hristiyan Alemi ve " Pagan Felsefi Dogması "olarak Ölümsüzlük
2000 yıldır sürekli Onun hakkında konuşuldu,kendisi birçok sanat dalına ilham kaynağı oldu. Birileri Onun tarihsel kişi olduğunu düşünürken birileri Yüksek benlik öğrenği ve ulaşılmak istenen Ben olduğunu idda etti. Bu kişi İsa Mesihtir.
Hrıstıyanlık İsa mesihle başladı. Kendisi Ölümsüz can görüşünü destekliyor muydu yoksa sembolik anlatımlardan yararlanarak şu anki hrıstıyan aleminin can görüşünden çok mu uzaktı ?
Peki ama "ölümden sonra yaşamaya devam eden can" görüşü Hrıstıyan inanışına nasıl girdi ?
20. yüzyılın önde gelen İspanyol bilgini Miguel de Unamuno, İsa hakkında şöyle yazdı: "O [Yunan] Platoncu üsluba uygun olarak canın ölümsüzlüğüne değil, Yahudi üslubuna uygun olarak, bedenin dirilmesine inanıyordu. Bunun kanıtları her dürüst yorum kitabında görülebilir." Kendisi şu sonuca vardı: "Canın ölümsüzlüğü .... bir pagan felsefi dogmasıdır."
New Encyclopoedia Britannica ,Ölümsüz can inanışının Hrıstıyan inanışına nasıl sızdığına ilişkin şunları diyor: "Belli bir Yunan felsefesi eğitimi almış Hıristiyanlar, MS 2. yüzyılın ortalarından itibaren, hem kendilerini entelektüel açıdan tatmin etmek, hem de bazı eğitimli paganları kendi dinlerine çevirmek için, inançlarını bu felsefenin terimleriyle ifade etme gereği duymaya başladılar. Onlara en iyi uyan felsefe Platonculuktu."
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/f/f4/Augustine_of_Hippo.jpg/200px-Augustine_of_Hippo.jpg (http://tr.wikipedia.org/wiki/Dosya:Augustine_of_Hippo.jpg)
(Hippolu Augustinus )
Ayrıca Augustinus hakkında bilgi almak için wikipedia ya bakabilirsiniz.
Hıristiyan âleminin doktrinleri üzerindeki etkisi büyük iki filozoftan bahsedilmekte. Biri, İskenderiyeli Origenes (MS y. 185-254), diğeri de Hippolu Augustinus'tu (MS 354-430) Onlarla ilgili olarak New Catholic Encyclopedia şunu belirtiyor:
"Canın ruhani bir töz olarak belirlenmesi ve onun doğasıyla ilgili felsefi bir kavram oluşturulması, Doğu'da yalnızca Origenes'le ve Batı'da Aziz Augustinus'la olmuştur."
Origenes, New Catholic Encyclopediya. göre "Yunan can geleneğini açıkça alıp kendine mal etmiş Babaların ilki" olan İskenderiyeli Clemens'in öğrencilerindendi. Platon'un can ya da ruh hakkındaki düşünceleri Origenes'i derinden etkilemiş olmalıydı.
Augustinus, Hıristiyan âleminden bazı kişilerce ilkçağın en büyük düşünürü olarak görülmüştür. 33 yaşında "Hıristiyanlığı" kabul etmeden önce Augustinus'un felsefeye karşı yoğun bir ilgisi vardı ve kendisi Yeni-Platonculuğu benimsemişti. Hıristiyanlığı kabul etmesiyle Yeni-Platoncu düşüncesi değişmedi. The New Encyclopaedia Britannica
"onun zihni, Yunan felsefesinin Platoncu geleneğiyle Yeni Ahit dininin tam bir şekilde kaynaştırıldığı potaydı"
diyor. New Catholic Encyclopaedia, Augustinus'un geliştirdiği ve "Batı'da 12. yüzyılın sonlarına kadar standart olmuş [can] öğretisinin .... Yeni-Platonculuğa çok şey borçlu" olduğunu kabul ediyor.
On üçüncü yüzyılda, Avrupa'da Aristoteles'in öğretileri rağbet görmeye başlıyordu; bunun nedeni büyük ölçüde, Aristoteles'in yazıları üzerine çok sayıda yorumu bulunan Arap bilginlerin yapıtlarının Latince olarak elde edilebilmesiydi. Aquino'lu Tommaso adlı Katolik bilgin, Aristotelesçi düşünceden derin şekilde etkilenmişti. Tommaso'nun yazılarından dolayı, Aristoteles'in görüşlerinin, kilisenin öğretisi üzerinde Platon'unkinden daha büyük bir etkisi oldu. Ancak bu eğilim, canın ölümsüzlüğü hakkındaki öğretiyi etkilemedi.Tommaso, canın ölümsüzlüğünün akıl yoluyla kanıtlanabileceğini öne sürerek Aristoteles'in can hakkındaki görüşünde değişiklik yaptı. Böylece kilisenin canın ölümsüzlüğü inancı değişmeden kaldı.
"Gerçekte din, kendi ırkımızın büyük çoğunluğu için ölümsüzlük demektir, başka bir şey değil.
Tanrı da ölümsüzlüğün yaratıcısıdır."
- Amerikalı bir Bilgin
Musevilikte ölümden sonra dirilme yoktur.Ama İSEVİLİK'te bu vardır.RAB İSA MESİH bunun en iyi örneğidir.
Felsefeci 87
11-07-2009, 15:58
Musevilikte ölümden sonra dirilme yoktur.Ama İSEVİLİK'te bu vardır.RAB İSA MESİH bunun en iyi örneğidir.
Paolo gene attın. :) Musevilik'te de ölümden sonra dirilme inancı vardır. Ama eski ahit'te ölümden sonra dirilişle ilgili fazla ayet yoktur. Ama ölümden dirilme incil'de fazlasıyla belirtilmiştir. Hangi yahudi'ye gidersen git, sorarsan sor; ''Ölümden sonra dirilmeyeceksiniz'' diye, seni tekme tokat döverler. Bunu unutma. :)
Sen öyle san.Musevilerin çoğu inanmaz dirilmeye.Çok azı kabul eder dirilişi.Eski Ahitte varsa ayet yaz.Musevilik'te sonradan inanılmaya başlandı ölümden sonra dirilmeye.Tamam mı bilmediğin konularda konuşma bence.
Felsefeci 87
11-07-2009, 16:26
Sen öyle san.Musevilerin çoğu inanmaz dirilmeye.Çok azı kabul eder dirilişi.Eski Ahitte varsa ayet yaz.Musevilik'te sonradan inanılmaya başlandı ölümden sonra dirilmeye.Tamam mı bilmediğin konularda konuşma bence.
Ben sana ne diyorum? Eski Ahit'te yok denecek kadar az ölümden dirilişle ilgili ayetler bulunabilir dedim. Ama İncil'De bu fazlasıyla mevcuttur. Eski Ahit'te olmuyor diye, yahudiler ölümden sonra dirilmeye inanmıyorlar mı sanıyorsun? :)
Moşe ben Meymon'un Eski Ahit kitabını okuyarak yazdığı inancın 13 esası bölümünde bulunan son maddeyi seninle paylaşıyorum.
Tam bir imanla inanırım ki, Adı Kutsal olan Yaradan dilediği zamanda ölüleri ayağa kaldıracak, O'nun adı ilelebet övülecektir.
Umarım ne demek istediğimi anlamışsındır.
Madem vardı Martayla Meryem niye inanmadığı lazarın dirileceğine.Yada havariler RABBİN dirileceğine.Yoktuda onun için.Sonradan inanılmaya başlandı.Capito?
Felsefeci 87
11-07-2009, 16:34
Madem vardı Martayla Meryem niye inanmadığı lazarın dirileceğine.Yada havariler RABBİN dirileceğine.Yoktuda onun için.Sonradan inanılmaya başlandı.Capito?
Ben burda ahiret inancından bahsediyorum. Lazar'ın ve İsa'nın dirilmeleri dünyanın sonunda gerçekleşmiyor ki..
Eğer gerçekten dirilme olsa ölümden sonra inanırlardı Lazarın ve MESİH İSA'nın dirileceğini.Ama yok işte.
digeri_1
12-07-2009, 14:34
Musevilikte ölümden sonra dirilme yoktur.Ama İSEVİLİK'te bu vardır.RAB İSA MESİH bunun en iyi örneğidir.
Paolo gene attın. :) Musevilik'te de ölümden sonra dirilme inancı vardır. Ama eski ahit'te ölümden sonra dirilişle ilgili fazla ayet yoktur. Ama ölümden dirilme incil'de fazlasıyla belirtilmiştir. Hangi yahudi'ye gidersen git, sorarsan sor; ''Ölümden sonra dirilmeyeceksiniz'' diye, seni tekme tokat döverler. Bunu unutma. :)
Encyclopaedia Judaica : "Canın ölümsüzlüğü inancı ancak Mukaddes Kitap sonrası dönemde net ve sağlam bir duruma gelmiş .... Yahudi ve Hıristiyan inançlarının temel taşlarından biri olmuştur."
Ayrıca aynı Ansiklopedi, ilk Yahudilerin ölülerin dirileceğine inandıklarına ve bu görüşün, "canın ölümsüzlüğü inancından.... aynı tutulması gerektiğine" dikkat çekiyor
nasıl oldu da bu doktrin Yahudiliğin "temel taşlarından biri" haline geldi?
Yanıtı tarih veriyor.
MÖ 332'de Büyük İskender, Ortadoğu'nun büyük bölümünü bir yıldırım harekatıyla ele geçirdi. Kudüs'e geldiğinde Yahudiler ona kollarını açtılar.
İlk yüzyılda Yahudi tarihçi Flavius Josephus ta belirtir ki , onlar, 200 yılı aşkın bir zaman önce yazılmış Daniel kitabından, İskender'in 'Yunan kralının' rolü kapsamındaki fetihlerini açıkça anlatan peygamberliği bile kendisine gösterdiler. (Daniel 8:5-8, 21)
İskender'in ardılları Yunan dilini, kültürünü ve felsefesini imparatorluğun her yanına yayarak, onun Helenleştirme planını sürdürdüler. Bu nedenle, Yunan ve Yahudi kültürlerinin kaynaşması kaçınılmaz bir durumdu.
MÖ üçüncü yüzyılın başlarında, İbranice Kutsal Yazıların Septuagint olarak adlandırılan ilk çevirisine başlandı. Bu çeviri yoluyla diğer milletlerden birçok insan Yahudi dinine saygı duymaya başladı ve bu dini daha yakından tanıdı; hatta bazıları Bu inancı kabul etti. Diğer yandan Yahudiler de Yunan düşüncesini tanıyor ve bazıları, kendi aralarında tümüyle bir yenilik sayılan filozofluğa yöneliyorlardı. MS ilk yüzyılda yaşamış olan İskenderiyeli Philon, bu Yahudi filozoflarından biriydi.
Philon, Platon'a hayranlık duydu ve Yahudiliği Yunan felsefesinin terimleriyle açıklamaya çalıştı.
Ona göre ölüm, canı doğumdan önceki asıl durumuna getiriyordu. Can, ruhani dünyaya ait olduğundan, beden içindeki yaşam kısa, çoğu kez de talihsiz bir olaydan başka bir şey değildi.
digeri_1
12-07-2009, 14:54
tarihsel & bilimsel yanıt sizi sn paolo tatmin etmediyse anlayacağınız dilden yani kitabı mukaddesten cevap vereyim .
Kitabı mukaddes tanrının krallığının "yeryüzüne barış ve adaletle hükmedeceğinbe"(İş. 9:6, 7; 11:1-5; Dan. 7:13, 14 ) ,
Dirilmeden sonra "yeryüzüne ideal yaşam koşulları " getireceğine (Mezm. 72:1-4 ) , değinerek ,"yeryüzü hiçbir zaman yok olmayacağına"
(Vaiz 1:4; İş. 45:18; Mezm. 78:69) ilişkin bi hayli büyük iddalarda bulunur.
Bütün bunlar insanların dirilmesinden sonra olacağına işikin bilgilerdir.
Ayrıca Kitabı mukaddeste dirilmeyle ilgili ayetler de vardır ,buyrun
2 Kr.13:21
Bir keresinde İsrailliler, ölü gömerken akıncıların geldiğini görünce, ölüyü Elişa'nın mezarına atıp kaçtılar. Ölü Elişa'nın kemiklerine dokununca dirilip ayağa kalktı .
Tanrın isteğine uygun davranmayıp ölenlere ilişkin ise şöyle der ;
Is.26:14
O efendiler öldü, artık yaşamıyorlar,
Dirilmeyecek onlar.
Çünkü onları cezalandırıp yok ettin,
cehennem inancının kaynağına ilişkin eklemek istediğim kaynaklar :
"Geleneksel Cehennem öğretisinde, klasik dönem Yunan filozofları arasında en çok Platon'un etkisi görülür" (Histoire des enfers, Georges Minois, 50. sayfa).
"Belli bir Yunan felsefesi eğitimi almış Hıristiyanlar, MS 2. yüzyılın ortalarından itibaren .... inançlarını bu felsefenin terimleriyle ifade etme gereği duymaya başladılar. Onlara en iyi uyan felsefe Platonculuktu [Platon'un öğretileriydi]" (The New Encydopoedia BriTanrıica [1988], 25. Cilt, 890. sayfa).
"Kilisenin öğretisi cehennemin var olduğunu ve de sonsuz olduğunu doğrular. Ölümcül günah işleyip tövbe etmeyenlerin ruhları ölümden hemen sonra cehenneme gider, orada cehennem azabı, yani 'ebedi ateş' cezası çekerler. Cehenneme atılan insanın çektiği asıl ceza, sonsuza dek Tanrı'dan uzak kalmaktır" (Katolik Kilisesinin Kateşizmi, 1984 baskısı, 270. sayfa).
"Yaşayanlar öleceklerinin farkındadır; ölüler ise hiçbir şeyin farkında değildir, .... çünkü gideceğin ölüler diyarında iş, tasarı, bilgi ve hikmet yoktur" (Vaiz 9:5,10).
Bu gerçekler işığında ölümsüz bir can görüşü kutsal kitapla bağdaşmaz, İsanın bazı sözlerini de sembolik olarak anlamak gerekiyor.
Gerçekler bunlar. Cennet bizim gözlerimizde saklı , hayata bakış açımızda dır. Cehennem ise zaten bu dunya ..
sevgiler
ozgur_beyin
21-11-2009, 23:36
yahu bütün inançlar ın derdi şu ölümden sonra yaşamaya devam edileceğini insanlara inandırmaktır. aksi olursa dinlerin varolma macı ortadan kalkar
Musevilik diriliş hakkında kesin bir şey söylemiyor... Musevi olup dirilişe inanan da var inanmayan da... Ama musevilerin büyük bir kısmı dirilişe inanıyor bildiğim kadarıyla.
İncilde de dönemin iki büyük Musevi topluluğundan bahsedilir. Ferisiler ve Saddukiler... ferisiler ölümden sonra dirilişe inanıyorken Saddukiler inanmazmış. Bu yüzden de Ferisiler Saddukileri sapkın görürmüş
Esenlikler