Felsefeci 87
19-07-2009, 22:47
Sevgili dostlar.
Bu başlık altına yazmış olacağım yazı, yıllarını hristiyanlığa kutsal kitaba ayıran bir vaize aittir. Kendisi halen inançlı birisidir. Fakat Kutsal Kitabın içerisinde bulunan bozuk ve sapık öğretişler, onun da bir hayli canını sıkmış ve bu yazıları yazmaya yönelmek zorunda kalmıştır. Bu kadar gerçekçi olduğu için kendisine teşekkürlerimi sunarım.
6.- GÜNAH TUZAĞINA DÜŞÜRMEYE MERAKLI, CAN ATAN bir tanrıcık!
Her yeni evlenen ve çocuk bekleyen anne babalar, ihtimamla çocuk odasını döşerler. Dünyaya gelecek çocuklarını, ellerinden gelen en iyi şartlarla büyütmek ve onları sürekli mutlu etmek isterler. Yaşları icabı, Çocuklar büyüdükçe, her tür sakıncalı ve tehlikeli şeylerden onları son dikkatle korurlar. Vs.
“Tekvin veya Yaratılış” kitabında da dünyasındaki bir odaya, “ Aden bahçesine” yeni bireyler – çocuklar – getirecek bir “baba” var. Onları daha dünyaya getirmeden, onlar için tehlikeli olduğu kadar sakıncalı, sakıncalı olduğu kadar ölümcül bir bitki – ağaç – yaratıyor. Bu ağaç ve meyvesi, bu modern çağımızda işlenen, bilinen HER TÜR GÜNAHIN ÖZÜYLE DOLDURULMUŞ! Adı: “iyilik ve KÖTÜLÜĞÜ BİLME” AĞACI. Bu babanın “çocuk odasına” koyduğu şey, “yasak” biçiminde onlara takdim ederken; her tür günahı doğuran “kötülükleri bilme ağacı ve meyvesidir.” (Bak Yar. 2:9,17.) Sevgi dolu bu babanın, dünyaya gelecek çocuklarına ilk armağanı budur!
Burada dikkat edin ki, “günahtan tiksinen, nefret eden ve günaha asla tahammülü olmadığı söylenen bir Tanrı, “tüm günahların kökünü oluşturan ilkel bitkiyi yaratıyor!
“Kötülüğü bilme” adlı bu ağacı, “tehlikeli ve sakıncalı olur” düşüncesiyle, bir tepenin arkasına, bir çalılığın arasına da gizlememiş. Ama ne yapmış? Onu almış ve en görünür yere, yani “çocuk odasının en ortasına” yani “Aden bahçesinin göbeğine, yani tam “ortasına” koymuş! (Bak Yar. 3:3.) Sonra bu ağacın görüntüsünü çalı, dikenlik... gibi, akrep, yılan, timsah gibi... korkunç ve ürpertici yapmamış! İlle de yasakladığı o meyveden yesinler diye, arzu edilir, içlerini çeken, cazip, çekici, güzel, parıltılı, “hoş ve bilge kılıcı...” gibi cazip çekiciliklerle süslemiş. “Kadın gördü ki ağaç İYİ, GÖZLERE HOŞ, ANLAYIŞLI KILMAK İÇİN ARZU OLUNUR bir ağaçtı.” (Bak Yar. 3:6.)
“Ey Tekvindeki “Baba,” dünyaya yep yeni, tap taze getireceğin bu insanlara bu kinayen, öfken, gazabın, düşmanlığın... bu tuzak da ne? Niye? Bir baba böyle tuzaklar kurar mı öz çocuklarına? Senin bu tutumun üvey babalardan daha da kötü değil mi?”
Dahası? Bu kadar tuzak da yetmiyor! Tekvinin “babası” bir de “yasak psikolojisi” uyguluyor. Tekvinin “babası,” “uyguladığı yasak psikolojisinin tehlikelerini” de sanki bilemiyor. Bahçedeki bu masumların tüm dikkatini O AĞACA DOĞRU ÇEKİYOR! Bunun için de gözlerinin ta önünde olan bu ağaca dikkatlerini çekmek için bir “YASAK” uyguluyor. Bilmiyor mu ki, bu yasak, tüm dikkatlerini ağaca ve meyvesine çekecek? Yemek istemeseler bile, “yasaklama” mutlaka yasaklanan meyveyi yemeye zorlayacak? Çünkü nerede “yasak” varsa o daima tatlı ve değerli olur. Yasaklarla hiçbir şey de halledilememiş bu dünyada! Bu ağaç ve meyvesi yasaklanmasa, belki de diğer serbest ağaçlardan yiyecekler ve bu ağacın yüzüne ömür boyu bile bakmayacaklar!
Dahası? Koyduğu yasağı bozdurmak için bir “Yasak psikolojisi” de yetmiyor! Şimdi bir de aldatıcı lazım! Bu masumları, yalana inandırması ve yasağını çiğnetmesi için sanki can atıyor! Nasıl mı? İşte şöyle: Bahçenin her bir kapısında koruma olarak elinde alevli kılıçlarla bekleyen nöbetçi melekler “Kerubiler” var. (Bak: Yar. 3:24.) Bu ne tuzak ve hile ise, şimdi kapılardaki tüm nöbetçi melekleri oradan kaldırıyor! Ta ki, yılan kılığına bürünen şeytan, o masumları aldatmak için yanlarına engelsizce girebilsin! Tekvin tanrısı, şimdi bahçenin tüm kapılarını şeytana ardına dek açıyor ve şeytana “hodri meydan”diyor. Sanki: “Git ve onları aldatmaya çalış, bakalım bana itaat edecekler mi yoksa etmeyecekler mi?” diye denemeyle, merakını yenmeğe ve öğrenmeğe çalışıyor!
Tanrıcılık oynayan Tekvin tanrısı böylece onların itaatini deniyor. Deneyerek onların ne yönde adım atacaklarını bilmediğinden bir kez daha orijinal Tanrı olmadığını gösteriyor. Hain şeytanı, insafsızca üzerlerine salarak onları tuzağının içine düşürüyor. Bir yandan da masumlar, kötülüğün ne olduğuna ve “ölüm” cezasının ne olduğuna dair hiçbir bilgileri yok! Çünkü daha hiçbir ölüm vakası oluşmamış, bunu görmemişler ve bilmiyorlar. Üstelik “kötülük BİLGİSİNİN” ne olduğu, eğitimle onların kafalarına konulmamış! Ama kötülük bilgisi, başka bir yere yani, “Kötülüğü bilme” ağacının meyvesine konulmuş. Yani, bu masumlar, kötülük yaparken bunu bilinçlice yapamayacaklar, tersine kötülüğü bilme meyvesinden yiyince, yaptıkları kötülüğün bilincine varacaklar!
Bu masum insanlar ellerini uzatıp yasaklanan cezp edici ve çekici görünümdeki meyveyi yiyinceye dek, yani bu bilemedikleri ilk manevi atom bombasını Aden bahçesinde patlatıncaya dek, Tekvin tanrısının bu “babası” sanki çalıların arasına saklanmış; bir korku filmi seyreder gibi oları umursamazlıkla ve vurdumduymazlıkla seyrediyor! Hey gidi hey! Ne sevgi dolu bir baba değil mi?
Onlar yasaklanan meyveden yiyince bu kez birdenbire ortaya çıkıveriyor! Sanki onların nerede olduklarını bilmiyormuş gibi! “Neredesiniz?” diye sesleniyor.“Senin gelişinin sesini işittik ve saklandık” cevabını veriyorlar. “Neden saklandınız ki?” şeklinde Tanrıya yakışmayan, sanki köşe kapmaca oynayan çocukların saklanması gibi bir oyun sergileniyor. “Çıplak olduğumuz için senden utandık ve gizlendik” diyorlar. Sanki bu tanrı, önceden böyle planlamış gibi: “çıplak olduğunuzu nasıl öğrendiniz, yoksa size yeme dediğim ağaçtan yediniz mi?” diyor tanrıları.
Tekvin tanrısı o izlenimi veriyor ki, yasaklanan meyveden yiyince onların gözleri adi itaatsizlik günahına değil, birbirlerinin seks – cinsel organlarını görmeye planlanmış. Bundan önce bunca zaman, karı – koca, her ikisi de çıplaktılar ve utanç duymuyorlardı. Şimdi, yasaklanan meyveden yiyince utanç duymaya başlamaları düşündürücüdür!? Utanç duymaya ne gerek vardı ki? İncir yapraklarıyla cinsel organlarını örtmeye ne gerek vardı ki? Biri karısı, öbürü kocası, diğeri de Yaratıcıları değil miydi?... Buradaki seksüel – cinsel manyaklığın anlamı ne? Yoksa bu satırları yazan, çizen, aslında bir seksüel manyak mıydı? Seksüel manyaklığın Tanrısal esinle ne ilgisi olabilir ki?
Üstelik “Onları erkek ve dişi olarak yarattı, semereli olun ve çoğalın” diyerek de onların cinsel birleşmelerini emredilmişti! (Bak Yar. 1:27-28.) Bu emreden ile çelişen, seksüel manyaklığı ortaya çıkaran iki ters güç mü işliyordu acaba? Erkeklik ve dişilik organlarını bizzat Kutsal Tanrı yaratmamış mıydı? O halde cinsel organlar ve onları kullanmak utanılacak, ayıp duyulacak, gizlenecek şeyler olamazdı!!!
[B]Acaba yasaklanan meyveyi yemek mi, manyak, akılsız cinselliğe gözlerini açmıştı? Acaba Tekvin tanrısının bunca yasağı ve çabası, ilk insanın cinselliklerinin farkında olmamaları ve cinsel organlarını kullanmamaları için miydi? Öyle görünüyor ki, maalesef Tekvin tanrısı, ürettiği ve kovaladığı acayip tuzakları nedeniyle, bir acizlik, bir akılsızlık abidesi olarak göze çarptığı gibi, aynı zamanda bir de, cinsellik yönünden de, cinsel bir manyak tarafı da bulunduğunu gösteriyor!
Bu ilk masum insanları, kurduğu tuzaklara bir, bir düşüren Tekvin tanrısının öfkesi, bir meyve koparılıp da yenince, bunun cezası, zannedilen basit bir “AZARLAMA” ile son bulmuyor! Ama Tekvin tanrısı, sinirli bir kükremeyle, küplere biniyor ve o masumları, hiç hak etmedikleri acıya, “lanetlemeye, yurdundan yuvasından kovulmaya, hatta korkunç ölüm mahkumiyetine kadar bile, acımasızca gidebiliyor!
Tekvin tanrısı, kurduğu tuzaklarında sonuca ulaşınca, bu kez akıllanıyor. “Ne olur ne olmaz, onlar belki geri dönerler” diye; masum Adem ve Havva’nın o güzel bahçeye tekrar geri dönememeleri için bu sefer düşünüyor, akıllanıyor ve önlem de alıyor. O devasa melekleri tekrar nöbet yerlerine çağırıyor. Onları kovduktan sonra, kapıları tekrar emniyete alarak kapatıyor ve meleklerini koruyucu olarak dikiyor! O masumların bahçeye tekrar girmelerini engelliyor ama, o da nesi? Müthiş bir ZAMANLAMA HATASINI DA BEREBERİNDE YAPIYOR!
“KILIÇ” KULLANIYOR!!!
“Aden” cennet bahçesine bekçi olarak koyduğu o devasa Meleklerin varlığı yetmiyor! Meleklerin “yasak giremezsiniz” şeklinde ellerini kaldırmaları veya söz söylemeleri de yetmiyor! Yeterli korkutucu ve engelleyici olması için, ille de “Meleklerin ellerinde “KILIÇLAR” olması gerekiyor!!! “KILIÇLAR!” ki, müthiş bir zamanlama hatası!
O dönemde iki insandan fazlası yok! Savaş hiç olmamış! Halen savaşan kimse yok! Savaş aletlerine ise hiç gerek yok. İlk insanın bilgisi, görgüsü, deneyimi haricindeki bu “KILIÇTAN” ne anlayacaklar ki? Onlara hangi akılla “kılıçlar” gösteriliyor? İlk insan kılıcı ne bilir ne anlar? Bir savaş aleti olan bu “KILIÇ” da şimdi nereden çıktı? İnsan soyu çoğalınca, vahşi hayvanlardan korunmak için sopa ve taşı kullandılar, daha sonra bronz taş devri geldi. Daha sonra cilalı taş devri geldi...ta dördüncü devirde insanlar MADENİ buldular ve bundan kılıç, ok, mızrak, kalkan ...gibi savaş ve korunma aletleri yaptılar.
Öyle görünüyor ki, (tekvin veya Yaradılış kitabını yazan geri zekalı şerefsiz,) olaya bir “göksel esin” süsü ve ziyade güç vermek istedi. Bu geri zekalı: “Meleklerin ellerine de birer “kılıç” verirsem, olayı daha da güçlendirecek” diye düşünüyordu. Çok belli ki, bu geri zekalı hilebaz, kendisi “maden devrinde, kılıçların kullanıldığı dönemde yaşıyordu. Bir an için zaman kavramını unutuverdi! Kendi zamanının “maden ve kılıç dönemini” ta ilk insan Adem ve Havva’nın dönemine taşıyıvererek müthiş de bir “ZAMANLAMA HATASI” yaptı.
Bu başlık altına yazmış olacağım yazı, yıllarını hristiyanlığa kutsal kitaba ayıran bir vaize aittir. Kendisi halen inançlı birisidir. Fakat Kutsal Kitabın içerisinde bulunan bozuk ve sapık öğretişler, onun da bir hayli canını sıkmış ve bu yazıları yazmaya yönelmek zorunda kalmıştır. Bu kadar gerçekçi olduğu için kendisine teşekkürlerimi sunarım.
6.- GÜNAH TUZAĞINA DÜŞÜRMEYE MERAKLI, CAN ATAN bir tanrıcık!
Her yeni evlenen ve çocuk bekleyen anne babalar, ihtimamla çocuk odasını döşerler. Dünyaya gelecek çocuklarını, ellerinden gelen en iyi şartlarla büyütmek ve onları sürekli mutlu etmek isterler. Yaşları icabı, Çocuklar büyüdükçe, her tür sakıncalı ve tehlikeli şeylerden onları son dikkatle korurlar. Vs.
“Tekvin veya Yaratılış” kitabında da dünyasındaki bir odaya, “ Aden bahçesine” yeni bireyler – çocuklar – getirecek bir “baba” var. Onları daha dünyaya getirmeden, onlar için tehlikeli olduğu kadar sakıncalı, sakıncalı olduğu kadar ölümcül bir bitki – ağaç – yaratıyor. Bu ağaç ve meyvesi, bu modern çağımızda işlenen, bilinen HER TÜR GÜNAHIN ÖZÜYLE DOLDURULMUŞ! Adı: “iyilik ve KÖTÜLÜĞÜ BİLME” AĞACI. Bu babanın “çocuk odasına” koyduğu şey, “yasak” biçiminde onlara takdim ederken; her tür günahı doğuran “kötülükleri bilme ağacı ve meyvesidir.” (Bak Yar. 2:9,17.) Sevgi dolu bu babanın, dünyaya gelecek çocuklarına ilk armağanı budur!
Burada dikkat edin ki, “günahtan tiksinen, nefret eden ve günaha asla tahammülü olmadığı söylenen bir Tanrı, “tüm günahların kökünü oluşturan ilkel bitkiyi yaratıyor!
“Kötülüğü bilme” adlı bu ağacı, “tehlikeli ve sakıncalı olur” düşüncesiyle, bir tepenin arkasına, bir çalılığın arasına da gizlememiş. Ama ne yapmış? Onu almış ve en görünür yere, yani “çocuk odasının en ortasına” yani “Aden bahçesinin göbeğine, yani tam “ortasına” koymuş! (Bak Yar. 3:3.) Sonra bu ağacın görüntüsünü çalı, dikenlik... gibi, akrep, yılan, timsah gibi... korkunç ve ürpertici yapmamış! İlle de yasakladığı o meyveden yesinler diye, arzu edilir, içlerini çeken, cazip, çekici, güzel, parıltılı, “hoş ve bilge kılıcı...” gibi cazip çekiciliklerle süslemiş. “Kadın gördü ki ağaç İYİ, GÖZLERE HOŞ, ANLAYIŞLI KILMAK İÇİN ARZU OLUNUR bir ağaçtı.” (Bak Yar. 3:6.)
“Ey Tekvindeki “Baba,” dünyaya yep yeni, tap taze getireceğin bu insanlara bu kinayen, öfken, gazabın, düşmanlığın... bu tuzak da ne? Niye? Bir baba böyle tuzaklar kurar mı öz çocuklarına? Senin bu tutumun üvey babalardan daha da kötü değil mi?”
Dahası? Bu kadar tuzak da yetmiyor! Tekvinin “babası” bir de “yasak psikolojisi” uyguluyor. Tekvinin “babası,” “uyguladığı yasak psikolojisinin tehlikelerini” de sanki bilemiyor. Bahçedeki bu masumların tüm dikkatini O AĞACA DOĞRU ÇEKİYOR! Bunun için de gözlerinin ta önünde olan bu ağaca dikkatlerini çekmek için bir “YASAK” uyguluyor. Bilmiyor mu ki, bu yasak, tüm dikkatlerini ağaca ve meyvesine çekecek? Yemek istemeseler bile, “yasaklama” mutlaka yasaklanan meyveyi yemeye zorlayacak? Çünkü nerede “yasak” varsa o daima tatlı ve değerli olur. Yasaklarla hiçbir şey de halledilememiş bu dünyada! Bu ağaç ve meyvesi yasaklanmasa, belki de diğer serbest ağaçlardan yiyecekler ve bu ağacın yüzüne ömür boyu bile bakmayacaklar!
Dahası? Koyduğu yasağı bozdurmak için bir “Yasak psikolojisi” de yetmiyor! Şimdi bir de aldatıcı lazım! Bu masumları, yalana inandırması ve yasağını çiğnetmesi için sanki can atıyor! Nasıl mı? İşte şöyle: Bahçenin her bir kapısında koruma olarak elinde alevli kılıçlarla bekleyen nöbetçi melekler “Kerubiler” var. (Bak: Yar. 3:24.) Bu ne tuzak ve hile ise, şimdi kapılardaki tüm nöbetçi melekleri oradan kaldırıyor! Ta ki, yılan kılığına bürünen şeytan, o masumları aldatmak için yanlarına engelsizce girebilsin! Tekvin tanrısı, şimdi bahçenin tüm kapılarını şeytana ardına dek açıyor ve şeytana “hodri meydan”diyor. Sanki: “Git ve onları aldatmaya çalış, bakalım bana itaat edecekler mi yoksa etmeyecekler mi?” diye denemeyle, merakını yenmeğe ve öğrenmeğe çalışıyor!
Tanrıcılık oynayan Tekvin tanrısı böylece onların itaatini deniyor. Deneyerek onların ne yönde adım atacaklarını bilmediğinden bir kez daha orijinal Tanrı olmadığını gösteriyor. Hain şeytanı, insafsızca üzerlerine salarak onları tuzağının içine düşürüyor. Bir yandan da masumlar, kötülüğün ne olduğuna ve “ölüm” cezasının ne olduğuna dair hiçbir bilgileri yok! Çünkü daha hiçbir ölüm vakası oluşmamış, bunu görmemişler ve bilmiyorlar. Üstelik “kötülük BİLGİSİNİN” ne olduğu, eğitimle onların kafalarına konulmamış! Ama kötülük bilgisi, başka bir yere yani, “Kötülüğü bilme” ağacının meyvesine konulmuş. Yani, bu masumlar, kötülük yaparken bunu bilinçlice yapamayacaklar, tersine kötülüğü bilme meyvesinden yiyince, yaptıkları kötülüğün bilincine varacaklar!
Bu masum insanlar ellerini uzatıp yasaklanan cezp edici ve çekici görünümdeki meyveyi yiyinceye dek, yani bu bilemedikleri ilk manevi atom bombasını Aden bahçesinde patlatıncaya dek, Tekvin tanrısının bu “babası” sanki çalıların arasına saklanmış; bir korku filmi seyreder gibi oları umursamazlıkla ve vurdumduymazlıkla seyrediyor! Hey gidi hey! Ne sevgi dolu bir baba değil mi?
Onlar yasaklanan meyveden yiyince bu kez birdenbire ortaya çıkıveriyor! Sanki onların nerede olduklarını bilmiyormuş gibi! “Neredesiniz?” diye sesleniyor.“Senin gelişinin sesini işittik ve saklandık” cevabını veriyorlar. “Neden saklandınız ki?” şeklinde Tanrıya yakışmayan, sanki köşe kapmaca oynayan çocukların saklanması gibi bir oyun sergileniyor. “Çıplak olduğumuz için senden utandık ve gizlendik” diyorlar. Sanki bu tanrı, önceden böyle planlamış gibi: “çıplak olduğunuzu nasıl öğrendiniz, yoksa size yeme dediğim ağaçtan yediniz mi?” diyor tanrıları.
Tekvin tanrısı o izlenimi veriyor ki, yasaklanan meyveden yiyince onların gözleri adi itaatsizlik günahına değil, birbirlerinin seks – cinsel organlarını görmeye planlanmış. Bundan önce bunca zaman, karı – koca, her ikisi de çıplaktılar ve utanç duymuyorlardı. Şimdi, yasaklanan meyveden yiyince utanç duymaya başlamaları düşündürücüdür!? Utanç duymaya ne gerek vardı ki? İncir yapraklarıyla cinsel organlarını örtmeye ne gerek vardı ki? Biri karısı, öbürü kocası, diğeri de Yaratıcıları değil miydi?... Buradaki seksüel – cinsel manyaklığın anlamı ne? Yoksa bu satırları yazan, çizen, aslında bir seksüel manyak mıydı? Seksüel manyaklığın Tanrısal esinle ne ilgisi olabilir ki?
Üstelik “Onları erkek ve dişi olarak yarattı, semereli olun ve çoğalın” diyerek de onların cinsel birleşmelerini emredilmişti! (Bak Yar. 1:27-28.) Bu emreden ile çelişen, seksüel manyaklığı ortaya çıkaran iki ters güç mü işliyordu acaba? Erkeklik ve dişilik organlarını bizzat Kutsal Tanrı yaratmamış mıydı? O halde cinsel organlar ve onları kullanmak utanılacak, ayıp duyulacak, gizlenecek şeyler olamazdı!!!
[B]Acaba yasaklanan meyveyi yemek mi, manyak, akılsız cinselliğe gözlerini açmıştı? Acaba Tekvin tanrısının bunca yasağı ve çabası, ilk insanın cinselliklerinin farkında olmamaları ve cinsel organlarını kullanmamaları için miydi? Öyle görünüyor ki, maalesef Tekvin tanrısı, ürettiği ve kovaladığı acayip tuzakları nedeniyle, bir acizlik, bir akılsızlık abidesi olarak göze çarptığı gibi, aynı zamanda bir de, cinsellik yönünden de, cinsel bir manyak tarafı da bulunduğunu gösteriyor!
Bu ilk masum insanları, kurduğu tuzaklara bir, bir düşüren Tekvin tanrısının öfkesi, bir meyve koparılıp da yenince, bunun cezası, zannedilen basit bir “AZARLAMA” ile son bulmuyor! Ama Tekvin tanrısı, sinirli bir kükremeyle, küplere biniyor ve o masumları, hiç hak etmedikleri acıya, “lanetlemeye, yurdundan yuvasından kovulmaya, hatta korkunç ölüm mahkumiyetine kadar bile, acımasızca gidebiliyor!
Tekvin tanrısı, kurduğu tuzaklarında sonuca ulaşınca, bu kez akıllanıyor. “Ne olur ne olmaz, onlar belki geri dönerler” diye; masum Adem ve Havva’nın o güzel bahçeye tekrar geri dönememeleri için bu sefer düşünüyor, akıllanıyor ve önlem de alıyor. O devasa melekleri tekrar nöbet yerlerine çağırıyor. Onları kovduktan sonra, kapıları tekrar emniyete alarak kapatıyor ve meleklerini koruyucu olarak dikiyor! O masumların bahçeye tekrar girmelerini engelliyor ama, o da nesi? Müthiş bir ZAMANLAMA HATASINI DA BEREBERİNDE YAPIYOR!
“KILIÇ” KULLANIYOR!!!
“Aden” cennet bahçesine bekçi olarak koyduğu o devasa Meleklerin varlığı yetmiyor! Meleklerin “yasak giremezsiniz” şeklinde ellerini kaldırmaları veya söz söylemeleri de yetmiyor! Yeterli korkutucu ve engelleyici olması için, ille de “Meleklerin ellerinde “KILIÇLAR” olması gerekiyor!!! “KILIÇLAR!” ki, müthiş bir zamanlama hatası!
O dönemde iki insandan fazlası yok! Savaş hiç olmamış! Halen savaşan kimse yok! Savaş aletlerine ise hiç gerek yok. İlk insanın bilgisi, görgüsü, deneyimi haricindeki bu “KILIÇTAN” ne anlayacaklar ki? Onlara hangi akılla “kılıçlar” gösteriliyor? İlk insan kılıcı ne bilir ne anlar? Bir savaş aleti olan bu “KILIÇ” da şimdi nereden çıktı? İnsan soyu çoğalınca, vahşi hayvanlardan korunmak için sopa ve taşı kullandılar, daha sonra bronz taş devri geldi. Daha sonra cilalı taş devri geldi...ta dördüncü devirde insanlar MADENİ buldular ve bundan kılıç, ok, mızrak, kalkan ...gibi savaş ve korunma aletleri yaptılar.
Öyle görünüyor ki, (tekvin veya Yaradılış kitabını yazan geri zekalı şerefsiz,) olaya bir “göksel esin” süsü ve ziyade güç vermek istedi. Bu geri zekalı: “Meleklerin ellerine de birer “kılıç” verirsem, olayı daha da güçlendirecek” diye düşünüyordu. Çok belli ki, bu geri zekalı hilebaz, kendisi “maden devrinde, kılıçların kullanıldığı dönemde yaşıyordu. Bir an için zaman kavramını unutuverdi! Kendi zamanının “maden ve kılıç dönemini” ta ilk insan Adem ve Havva’nın dönemine taşıyıvererek müthiş de bir “ZAMANLAMA HATASI” yaptı.