Felsefeci 87
19-08-2009, 18:17
Sevgili dostlar.
Kutsal Kitapta bulunan bozuk ve saçma öğretileri eleştiren hristiyan bir vaizin (yakınım) yazmış olduğu yazılara kaldığım yerden devam edeceğim..
KAİN VE HABİL
DÜNYADAKİ İLK KATLİAM VE GETİREN NEDENLER.
“KUTSALLAŞTIRILMIŞ” CEHALETLER !
(Yaratılış: 4:1-8.)
1.- Kain çiftçi olduğundan, kardeşi Habil gibi hayvan kurban sunma olanağı yoktur. 2.- Tarla ürünüyle koyun takası yapmaları için, Tanrı, Kain ve Habil’i ÖNCEDEN UYARMAMIŞTIR. 3.- Böyle olduğu halde, Tevrat tanrısı kendisine sunulan kurbanlarda AYRIMCILIK yapıyor. 4.- Tevrat tanrısı, Habil’in kurbanını kabul ediyor ama Kaininkini RET EDİYOR! 5.- Bu onaylama ve ret etme davranışının, çekemezliğe, kıskançlığa ve katliama yol açacağını da Tanrı ÖNCEDEN BİLİYOR Ruhu ve yüreği tatlılıkla ikna ve razı eden süper natürel gücüyle önlem almıyor!. 6.- Tanrı’nın önceden bildiği bu durum, aynen Kaini kıskançlığa, çekemezliğe ve katliama iterek, kardeşi Habil’i öldürüyor. 7.- Tevrat’a göre, dünyadaki ilk kardeş katliamının hikayesi budur. Şimdi gelin, bu hikayeyi lütfen birlikte analiz veya “temyiz” edelim:
TEVRAT TANRISI HER ŞEYİ ÖNCEDEN TASARLAMIŞ!
Tevrat tanrısı, bu ilk kardeş katliamı olayını; onların nasıl kurban sunacaklarını; birini kabul ve öbürünü ret etmesinin kıskançlık ve katliam doğuracağını; daha olaylar oluşmazdan çok önce bilmekte olup; Tanrıya bir sürpriz değildir.
Tevrat tanrısı Kaini yaratırken, Kendisinin onaylamayacağı yanlış kurban sunabilmek imkanını veya eğilimini, mekanizma olarak Kainin bünyesine zaten koymuştur. Ayrıca kıskançlık, çekemezlik, öldürme... gibi duygu, dürtü, istek, arzu, meyil, irade, eğilimlerinin tüm imkanlarını da yapabilmesi için Kainin bünye mekanizmasına yine Tevrat tanrısı koymuştur. Kain, kıskançlık, çekemezlik, öldürme, ynlış kurban sunma... gibi marjinal duyguları veya dürtüleri, kendisi yaratıp, kendi bünyesine koymamıştır! Örneğin: Tanrı, yılanın dişini delik yapmasa ve dişinin içine de zehir koymasa, insanı zehirleyemez. Bunun gibi de Kainin bünye mekanizmasına, bu gibi özellikleri koymasaydı, Kain bunları bilemez, bulamaz, kullanamaz ve yapamazdı.
Diğer tarafta, Tanrı bu iki kardeşin kurbanlarını kontrol ederken, - sapık inançta olanların zannettikleri veya iddia ettikleri gibi; Tanrı, onları deneyerek bir “şans oyunu” oynamıyordu. Yani, Tanrı: “Bakalım acaba, hangi kardeş Bana makbul kurbanı sunmak için doğru seçimi yapacak?” şeklinde, bir piyango bileti çekilişi yapmıyordu! Yani, onların “özgür irade ve seçeneklerini” ne yönde kullanacaklarını, itaat veya itaatsizliklerini görmeğe, bilmeğe ve öğrenmeye İHTİYACI YOKTU! Çünkü Tanrıydı! Tanrı’nın her hangi bir şeyi görmesine, bilmesine veya öğrenmesine ihtiyacı yoktur. Bu gibi şeylere ihtiyaç duyan, zaten Tanrı olamaz!
Tanrı, “Adem, Havva, Kain... gibi, tüm insanların özgür irade ve seçeneklerini kötüye kullanacaklarını, yasağını çiğneyeceklerini, itaat etmeyeceklerini, önceden bilmektedir! Habil’in Kain tarafından öldürülmesi Tanrıya önceden bilinmeyen, beklenmeyen bir sürpriz değildir. Tam tersine, Tevrat tanrısının önceden bildiği, önlemediği ama dayattığı bir “KADERDİR.” Tanrı’nın her şeyi önceden bilmesine ve kötü olaylarda önlem almamasına, tersine olayların kötü gelişmesine izin vermesi gerçeğine, “KADER” demekten başka bir alternatif var mıdır?
Bu trajik hikayeye baktığımızda, “kader” dayatması gözlenmektedir. Tevrat anlatımlarına göre: “İlk kardeş katliamının gelişeceğini” Tevrat tanrısı, önceden bilmesine karşın; sevecen, sevgi dolu ve eşitçe davranan şefkatli bir “BABA” gibi davranmamıştır!, Daha yumuşak, insanın yüreğini ve ruhunu tatlı bir şekilde ikna ve razı edebilen süper natürel gücünü ve bilgeliğini kullanamamıştır. Sevgi ve şefkat dolu, ikna ve tatlılıkla razı edici ve bilge bir ifadeyle Kaine, tarla mahsulünü, kardeşinin koyun ürünü ile takas etmesini söylemekte ve bunu tatlı bir biçimde başarmakta aciz kalmıştır. Çünkü, ya amacı olayların böyle gelişmesidir; ya da bu tatlılıktan, insanı ikna ve razı edebilen süper natürel güçten haberi yok!
KARDEŞ KATLİAMINDA, UYARIYLA YETİNEN BİR
BABA!
Tevrat tanrısı, sevgi, bilgelik ve güç dolu “Egemen bir BABA” olarak; süper gücünü, ikna ve razı edebilen tatlı gücünü kullanmamıştır. Tersine, kardeş katliamı gibi böyle acı bir trajedinin olacağını önceden bilmesine rağmen; olayın bu şekilde gelişmesine engel olmamış, Tanrısal donanımıyla önlem almamıştır. Yeterli olmayacağını çok iyi bildiği halde, sadece PASİF, sözlü bir uyarıyla yetinmiştir. “Kardeş katliamı” gibi böyle trajik bir olayda; süper gücüyle tamamen engelleme ve önlem alabilme imkanına sahipken; bu gücünü kullanmamıştır. (Belki de uyduruk bir tanrı olduğundan böyle güçlerden ve faziletlerden yoksun idi!) Bu yüzden, sadece PASİFÇE, sözlü uyarıyla yetinerek, Habil’in öldürülmesine seyirci kalmıştır!
SİZ OLSAYDINIZ NE YAPARDINIZ?
Bu tutum da bize, böyle bir tanrı’nın; dünyamızdaki en taş kalpli, acımasız ve vurdumduymaz babalarından daha da beter olduğunu göstermektedir. Sıradan bir baba bile, böylesine trajik bir olayda sadece sözlü bir uyarıyla yetinmez! Elinden gelen tüm gücü ve imkanlarıyla, kaba gücüyle; oğulları arasındaki katliamı engellemeye çalışır! Siz olsanız ne yapardınız? Bakın, İsa ne öğretiyor?
HZ. İSA VE HZ. DAVUT “BABA’YI” NASIL TANIMLIYORLAR?
“BABA” HAKKINDA NE ÖĞRETİYORLAR?
Hz. İsa şöyle diyor: “Sizler kötü olduğunuz halde çocuklarınıza iyi hediyeler vermeği bilirseniz; Göksel Babanız... size ne kadar iyi şeyler verir?” (Mat. 7:11.) Hz. Davut ne diyor? “Baba çocuklarına nasıl acırsa, Rab da...bize öyle acır!” (Mez. 103:13.) Vesaire.
Görülüyor ki Habil ve Kainin hikayesini yazanın “babası”; Hz. Davut veya Hz. İsa’nın tanımladıkları “Babaya” hiç benzemiyor! Hz. İsa ve Davut’un tanımladıkları “baba” çocuklarına “ACIYAN, iyi armağanlar veren, şefkatli, merhametli, ters ve aksi çocuklarını ise, sabırla, tatlılıkla eğiten, ikna, ilzam ve razı etmeye muktedir olan süper natürel bir “BABA!”
Oysa Yaradılış kitabını, Habil ve Kainin olayını yazanın “babası” tıpkı kendisi gibi kendi ilkel, cahil ve çarpık düşüncesine göre “bir tanrı kavramı” üretmiş. Yoksa bu tür çarpık, acımasız, müdahalesiz ve sadist bir olayı, Orijinal Tanrıya mal etmek, Ona hakaret ve küfür etmekten başka bir şey olamaz! Kendi kafalarına göre uyduruk bir tanrı kavramı üreten kişi, veya kişiler, maalesef, nasıl olmuşsa, bu safsatayı “kutsal Tanrısal esin” olarak, yüzyıllarca, on binlerce insana yutturabilmiştir!
Bu saçma hikayeyi yazan kişi veya kişiler, Orijinal Tanrı hakkında şunları ya bilememiş, ya da akıl edememiştir: Orijinal Tanrı, Kain daha doğmadan önce; “özgür iradesi ve seçeneğini” kötüye kullanarak olumsuz bir kurban sunacağını bilir! Ayrıca, Tanrı, Kainin bünyesine Kendi elleriyle koyduğu mekanizmanın devreye gireceğini; Kainin hem yanlış kurban sunacağını; hem de kıskançlık, çekemezlik ve öldürme gibi dürtü, istem ve imkanlarının devreye gireceğini; bu kurban sunma olayıyla, “kardeş katliamı” olacağını da çok önceden bilir durumdadır!
Şu halde, tüm bunların olacağını önceden bildiği halde, “KARDEŞ KATLİAMI” gibi önemli ve acil bir olayda; Tanrının Kendi süper gücüyle önlem almaması veya engellememesi; tersine olayın
“Kardeş KATLİAMIYLA” gelişmesine izin vermesi, nasıl bir “Tanrı” kavramı, nasıl bir “baba” KARAKTERİ sergilemektedir? “Kurban alma” bahanesiyle iki kardeşin arasını açan, iki kardeşi kıskançlık ve çekemezlikle birbirine düşüren akılsız bir “tanrı kavramı” açıklanmıyor mu? Böylece kardeş katliamına yol açan, ortam hazırlayan, “sadist bir tanrı” kavramı, vurdumduymaz, acımasız, duygusuz bir “baba” karakteri sergilenmektedir! İşte “Yaradılış” kitabında üretilen “değiştirilemez kutsallıklardan” (?!) birini daha görüyoruz!
''ÜZÜM ÜZÜME BAKARAK KARARIYOR!”
Kain, kardeşi Habil’i öldürünce, tanrı, Tevrat’taki bizzat kendisinin verdiği (şeriata) yasaya göre: “dişe diş, göze göz, kana kan” olarak bir ceza uygulamıyor. Kaine: “yeryüzünde kaçak ve serseri olacağını” söylüyor. (Bak. Yar. 4:12.) Bu pasif cezaya karşı Kain tanrı karşısında güçlü bir savunmaya geçiyor. Kainin savunması o denli etkin oluyor ki, Tevrat tanrısı kendine geliyor; bir kardeş katilini korumak için derhal önlem alıyor. Parlamenterlerde olduğu gibi; Tevrat tanrısı Kainin üzerine güçlü bir dokunulmazlık zırhı giydiriyor. Kaini kimse öldürmesin diye, ona özel bir işaret koyuyor. “Kim Kaini öldürürse, yedi kat intikamı alınacaktır” diye de fetva veriyor. (Bak. 4:15.)
Kaine yapılan bu özel KIYAĞI veya TORPİLİ gören “Lamek” de Kain gibi birini öldürüyor. Yeryüzündeki ikinci katliamı gerçekleştiren “Lamek,” bu kez tanrıdan yetmiş yedi kez (77) “dokunulmazlık” ister: “Eğer Kainin yedi kat öcü alınacaksa, Lamek’in de yetmiş yedi kez öcü alınacaktır” der. (Bak. Tek. 4:23-24.) “Üzüm üzüme bakarak karardığı” gibi; ortam böylece sürüp gider! Katliamlar ve kötülükler o denli yoğunlaşır ki, yaptığı işin böyle kötü sonuçlara varacağını önceden bilemeyen ZAVALLI Tevrat tanrısı, aciz bir insan gibi “insanı yarattığına yüreğinde acı duyar, NADİM veya PİŞMAN olur.” (Bak. 6:6-7.)
Oysa 1 Sam. 15:29da: “İsrail’in güvendiği yalan söylemez ve NADİM olmaz, çünkü İNSAN DEĞİL Kİ NADİM OLSUN!” diye yazılıdır. Belli ki, nadim olan aciz insandır ve Tanrı insan gibi aciz değildir. İşte gerçek Tanrısal özellik burada açıklanırken, Yaradılış 6:6-7 deki ve yine 1. Sam. 15:11 deki “Saul’u kral ettiğime nadim oldum” sözleri, Gerçek Tanrısal Özellikle çelişmektedir. Belli ki, bu tip sözde ayetler, Kutsal Kitaba sonradan sokulmuş deformasyonlardır.
TANRISAL ADALETTE GELİŞME VE ÇELİŞME!
Başlattığı işleri kötüye gidince, aciz insan gibi, insanı yarattığına pişman olan tanrı, şimdi de başka “pişmanlıkları” yani “adalet pişmanlığını” yaşar. Yaptığı katliamı için Kaine ceza vermek yerine dokunulmazlık zırhı giydirince tanrı görür ki, “Lamek” gibi kişiler de devreye giriyor ve dünyada katliamlar peş peşe oluşuyor. Kaine bu dokunulmazlığı verdiğine pişman olan ve bunun adil olmadığını anlayan, öğrenen Tevrat tanrısı, aradan uzun zaman geçmeden, kısa bir zaman sonra, şimdi de, birinci fetvasıyla çelişen, aynı zamanda gelişen, ikinci bir fetva daha verir:
“Her kim adam kanı dökerse, onun kanı da adam eliyle dökülecektir” der. (Bak. Yar. 9:6.) Şimdi, Sayın okuyucum, bu tür çelişkili, akıllanan ve gelişen “tanrısal fetvalara” siz ne dersiniz? Kardeş öldürene önce dokunulmazlık zırhını versin; biraz sonra da bunun adil olmadığını öğrenip fikrini değiştirsin ve “kana kan dökmek” cezası uygulasın!... Orijinal Tanrı hiç böyle aptallıklar yapar mı? Böyle şeyleri orijinal Tanrıya yakıştırdığınız zaman, vicdanınızın ve yüreğinizin durumunu görebiliyor musunuz? Sızlamıyor, yanmıyor ve acımıyor mu?
Kutsal Kitapta bulunan bozuk ve saçma öğretileri eleştiren hristiyan bir vaizin (yakınım) yazmış olduğu yazılara kaldığım yerden devam edeceğim..
KAİN VE HABİL
DÜNYADAKİ İLK KATLİAM VE GETİREN NEDENLER.
“KUTSALLAŞTIRILMIŞ” CEHALETLER !
(Yaratılış: 4:1-8.)
1.- Kain çiftçi olduğundan, kardeşi Habil gibi hayvan kurban sunma olanağı yoktur. 2.- Tarla ürünüyle koyun takası yapmaları için, Tanrı, Kain ve Habil’i ÖNCEDEN UYARMAMIŞTIR. 3.- Böyle olduğu halde, Tevrat tanrısı kendisine sunulan kurbanlarda AYRIMCILIK yapıyor. 4.- Tevrat tanrısı, Habil’in kurbanını kabul ediyor ama Kaininkini RET EDİYOR! 5.- Bu onaylama ve ret etme davranışının, çekemezliğe, kıskançlığa ve katliama yol açacağını da Tanrı ÖNCEDEN BİLİYOR Ruhu ve yüreği tatlılıkla ikna ve razı eden süper natürel gücüyle önlem almıyor!. 6.- Tanrı’nın önceden bildiği bu durum, aynen Kaini kıskançlığa, çekemezliğe ve katliama iterek, kardeşi Habil’i öldürüyor. 7.- Tevrat’a göre, dünyadaki ilk kardeş katliamının hikayesi budur. Şimdi gelin, bu hikayeyi lütfen birlikte analiz veya “temyiz” edelim:
TEVRAT TANRISI HER ŞEYİ ÖNCEDEN TASARLAMIŞ!
Tevrat tanrısı, bu ilk kardeş katliamı olayını; onların nasıl kurban sunacaklarını; birini kabul ve öbürünü ret etmesinin kıskançlık ve katliam doğuracağını; daha olaylar oluşmazdan çok önce bilmekte olup; Tanrıya bir sürpriz değildir.
Tevrat tanrısı Kaini yaratırken, Kendisinin onaylamayacağı yanlış kurban sunabilmek imkanını veya eğilimini, mekanizma olarak Kainin bünyesine zaten koymuştur. Ayrıca kıskançlık, çekemezlik, öldürme... gibi duygu, dürtü, istek, arzu, meyil, irade, eğilimlerinin tüm imkanlarını da yapabilmesi için Kainin bünye mekanizmasına yine Tevrat tanrısı koymuştur. Kain, kıskançlık, çekemezlik, öldürme, ynlış kurban sunma... gibi marjinal duyguları veya dürtüleri, kendisi yaratıp, kendi bünyesine koymamıştır! Örneğin: Tanrı, yılanın dişini delik yapmasa ve dişinin içine de zehir koymasa, insanı zehirleyemez. Bunun gibi de Kainin bünye mekanizmasına, bu gibi özellikleri koymasaydı, Kain bunları bilemez, bulamaz, kullanamaz ve yapamazdı.
Diğer tarafta, Tanrı bu iki kardeşin kurbanlarını kontrol ederken, - sapık inançta olanların zannettikleri veya iddia ettikleri gibi; Tanrı, onları deneyerek bir “şans oyunu” oynamıyordu. Yani, Tanrı: “Bakalım acaba, hangi kardeş Bana makbul kurbanı sunmak için doğru seçimi yapacak?” şeklinde, bir piyango bileti çekilişi yapmıyordu! Yani, onların “özgür irade ve seçeneklerini” ne yönde kullanacaklarını, itaat veya itaatsizliklerini görmeğe, bilmeğe ve öğrenmeye İHTİYACI YOKTU! Çünkü Tanrıydı! Tanrı’nın her hangi bir şeyi görmesine, bilmesine veya öğrenmesine ihtiyacı yoktur. Bu gibi şeylere ihtiyaç duyan, zaten Tanrı olamaz!
Tanrı, “Adem, Havva, Kain... gibi, tüm insanların özgür irade ve seçeneklerini kötüye kullanacaklarını, yasağını çiğneyeceklerini, itaat etmeyeceklerini, önceden bilmektedir! Habil’in Kain tarafından öldürülmesi Tanrıya önceden bilinmeyen, beklenmeyen bir sürpriz değildir. Tam tersine, Tevrat tanrısının önceden bildiği, önlemediği ama dayattığı bir “KADERDİR.” Tanrı’nın her şeyi önceden bilmesine ve kötü olaylarda önlem almamasına, tersine olayların kötü gelişmesine izin vermesi gerçeğine, “KADER” demekten başka bir alternatif var mıdır?
Bu trajik hikayeye baktığımızda, “kader” dayatması gözlenmektedir. Tevrat anlatımlarına göre: “İlk kardeş katliamının gelişeceğini” Tevrat tanrısı, önceden bilmesine karşın; sevecen, sevgi dolu ve eşitçe davranan şefkatli bir “BABA” gibi davranmamıştır!, Daha yumuşak, insanın yüreğini ve ruhunu tatlı bir şekilde ikna ve razı edebilen süper natürel gücünü ve bilgeliğini kullanamamıştır. Sevgi ve şefkat dolu, ikna ve tatlılıkla razı edici ve bilge bir ifadeyle Kaine, tarla mahsulünü, kardeşinin koyun ürünü ile takas etmesini söylemekte ve bunu tatlı bir biçimde başarmakta aciz kalmıştır. Çünkü, ya amacı olayların böyle gelişmesidir; ya da bu tatlılıktan, insanı ikna ve razı edebilen süper natürel güçten haberi yok!
KARDEŞ KATLİAMINDA, UYARIYLA YETİNEN BİR
BABA!
Tevrat tanrısı, sevgi, bilgelik ve güç dolu “Egemen bir BABA” olarak; süper gücünü, ikna ve razı edebilen tatlı gücünü kullanmamıştır. Tersine, kardeş katliamı gibi böyle acı bir trajedinin olacağını önceden bilmesine rağmen; olayın bu şekilde gelişmesine engel olmamış, Tanrısal donanımıyla önlem almamıştır. Yeterli olmayacağını çok iyi bildiği halde, sadece PASİF, sözlü bir uyarıyla yetinmiştir. “Kardeş katliamı” gibi böyle trajik bir olayda; süper gücüyle tamamen engelleme ve önlem alabilme imkanına sahipken; bu gücünü kullanmamıştır. (Belki de uyduruk bir tanrı olduğundan böyle güçlerden ve faziletlerden yoksun idi!) Bu yüzden, sadece PASİFÇE, sözlü uyarıyla yetinerek, Habil’in öldürülmesine seyirci kalmıştır!
SİZ OLSAYDINIZ NE YAPARDINIZ?
Bu tutum da bize, böyle bir tanrı’nın; dünyamızdaki en taş kalpli, acımasız ve vurdumduymaz babalarından daha da beter olduğunu göstermektedir. Sıradan bir baba bile, böylesine trajik bir olayda sadece sözlü bir uyarıyla yetinmez! Elinden gelen tüm gücü ve imkanlarıyla, kaba gücüyle; oğulları arasındaki katliamı engellemeye çalışır! Siz olsanız ne yapardınız? Bakın, İsa ne öğretiyor?
HZ. İSA VE HZ. DAVUT “BABA’YI” NASIL TANIMLIYORLAR?
“BABA” HAKKINDA NE ÖĞRETİYORLAR?
Hz. İsa şöyle diyor: “Sizler kötü olduğunuz halde çocuklarınıza iyi hediyeler vermeği bilirseniz; Göksel Babanız... size ne kadar iyi şeyler verir?” (Mat. 7:11.) Hz. Davut ne diyor? “Baba çocuklarına nasıl acırsa, Rab da...bize öyle acır!” (Mez. 103:13.) Vesaire.
Görülüyor ki Habil ve Kainin hikayesini yazanın “babası”; Hz. Davut veya Hz. İsa’nın tanımladıkları “Babaya” hiç benzemiyor! Hz. İsa ve Davut’un tanımladıkları “baba” çocuklarına “ACIYAN, iyi armağanlar veren, şefkatli, merhametli, ters ve aksi çocuklarını ise, sabırla, tatlılıkla eğiten, ikna, ilzam ve razı etmeye muktedir olan süper natürel bir “BABA!”
Oysa Yaradılış kitabını, Habil ve Kainin olayını yazanın “babası” tıpkı kendisi gibi kendi ilkel, cahil ve çarpık düşüncesine göre “bir tanrı kavramı” üretmiş. Yoksa bu tür çarpık, acımasız, müdahalesiz ve sadist bir olayı, Orijinal Tanrıya mal etmek, Ona hakaret ve küfür etmekten başka bir şey olamaz! Kendi kafalarına göre uyduruk bir tanrı kavramı üreten kişi, veya kişiler, maalesef, nasıl olmuşsa, bu safsatayı “kutsal Tanrısal esin” olarak, yüzyıllarca, on binlerce insana yutturabilmiştir!
Bu saçma hikayeyi yazan kişi veya kişiler, Orijinal Tanrı hakkında şunları ya bilememiş, ya da akıl edememiştir: Orijinal Tanrı, Kain daha doğmadan önce; “özgür iradesi ve seçeneğini” kötüye kullanarak olumsuz bir kurban sunacağını bilir! Ayrıca, Tanrı, Kainin bünyesine Kendi elleriyle koyduğu mekanizmanın devreye gireceğini; Kainin hem yanlış kurban sunacağını; hem de kıskançlık, çekemezlik ve öldürme gibi dürtü, istem ve imkanlarının devreye gireceğini; bu kurban sunma olayıyla, “kardeş katliamı” olacağını da çok önceden bilir durumdadır!
Şu halde, tüm bunların olacağını önceden bildiği halde, “KARDEŞ KATLİAMI” gibi önemli ve acil bir olayda; Tanrının Kendi süper gücüyle önlem almaması veya engellememesi; tersine olayın
“Kardeş KATLİAMIYLA” gelişmesine izin vermesi, nasıl bir “Tanrı” kavramı, nasıl bir “baba” KARAKTERİ sergilemektedir? “Kurban alma” bahanesiyle iki kardeşin arasını açan, iki kardeşi kıskançlık ve çekemezlikle birbirine düşüren akılsız bir “tanrı kavramı” açıklanmıyor mu? Böylece kardeş katliamına yol açan, ortam hazırlayan, “sadist bir tanrı” kavramı, vurdumduymaz, acımasız, duygusuz bir “baba” karakteri sergilenmektedir! İşte “Yaradılış” kitabında üretilen “değiştirilemez kutsallıklardan” (?!) birini daha görüyoruz!
''ÜZÜM ÜZÜME BAKARAK KARARIYOR!”
Kain, kardeşi Habil’i öldürünce, tanrı, Tevrat’taki bizzat kendisinin verdiği (şeriata) yasaya göre: “dişe diş, göze göz, kana kan” olarak bir ceza uygulamıyor. Kaine: “yeryüzünde kaçak ve serseri olacağını” söylüyor. (Bak. Yar. 4:12.) Bu pasif cezaya karşı Kain tanrı karşısında güçlü bir savunmaya geçiyor. Kainin savunması o denli etkin oluyor ki, Tevrat tanrısı kendine geliyor; bir kardeş katilini korumak için derhal önlem alıyor. Parlamenterlerde olduğu gibi; Tevrat tanrısı Kainin üzerine güçlü bir dokunulmazlık zırhı giydiriyor. Kaini kimse öldürmesin diye, ona özel bir işaret koyuyor. “Kim Kaini öldürürse, yedi kat intikamı alınacaktır” diye de fetva veriyor. (Bak. 4:15.)
Kaine yapılan bu özel KIYAĞI veya TORPİLİ gören “Lamek” de Kain gibi birini öldürüyor. Yeryüzündeki ikinci katliamı gerçekleştiren “Lamek,” bu kez tanrıdan yetmiş yedi kez (77) “dokunulmazlık” ister: “Eğer Kainin yedi kat öcü alınacaksa, Lamek’in de yetmiş yedi kez öcü alınacaktır” der. (Bak. Tek. 4:23-24.) “Üzüm üzüme bakarak karardığı” gibi; ortam böylece sürüp gider! Katliamlar ve kötülükler o denli yoğunlaşır ki, yaptığı işin böyle kötü sonuçlara varacağını önceden bilemeyen ZAVALLI Tevrat tanrısı, aciz bir insan gibi “insanı yarattığına yüreğinde acı duyar, NADİM veya PİŞMAN olur.” (Bak. 6:6-7.)
Oysa 1 Sam. 15:29da: “İsrail’in güvendiği yalan söylemez ve NADİM olmaz, çünkü İNSAN DEĞİL Kİ NADİM OLSUN!” diye yazılıdır. Belli ki, nadim olan aciz insandır ve Tanrı insan gibi aciz değildir. İşte gerçek Tanrısal özellik burada açıklanırken, Yaradılış 6:6-7 deki ve yine 1. Sam. 15:11 deki “Saul’u kral ettiğime nadim oldum” sözleri, Gerçek Tanrısal Özellikle çelişmektedir. Belli ki, bu tip sözde ayetler, Kutsal Kitaba sonradan sokulmuş deformasyonlardır.
TANRISAL ADALETTE GELİŞME VE ÇELİŞME!
Başlattığı işleri kötüye gidince, aciz insan gibi, insanı yarattığına pişman olan tanrı, şimdi de başka “pişmanlıkları” yani “adalet pişmanlığını” yaşar. Yaptığı katliamı için Kaine ceza vermek yerine dokunulmazlık zırhı giydirince tanrı görür ki, “Lamek” gibi kişiler de devreye giriyor ve dünyada katliamlar peş peşe oluşuyor. Kaine bu dokunulmazlığı verdiğine pişman olan ve bunun adil olmadığını anlayan, öğrenen Tevrat tanrısı, aradan uzun zaman geçmeden, kısa bir zaman sonra, şimdi de, birinci fetvasıyla çelişen, aynı zamanda gelişen, ikinci bir fetva daha verir:
“Her kim adam kanı dökerse, onun kanı da adam eliyle dökülecektir” der. (Bak. Yar. 9:6.) Şimdi, Sayın okuyucum, bu tür çelişkili, akıllanan ve gelişen “tanrısal fetvalara” siz ne dersiniz? Kardeş öldürene önce dokunulmazlık zırhını versin; biraz sonra da bunun adil olmadığını öğrenip fikrini değiştirsin ve “kana kan dökmek” cezası uygulasın!... Orijinal Tanrı hiç böyle aptallıklar yapar mı? Böyle şeyleri orijinal Tanrıya yakıştırdığınız zaman, vicdanınızın ve yüreğinizin durumunu görebiliyor musunuz? Sızlamıyor, yanmıyor ve acımıyor mu?