Orijinalini görmek için tıklayınız : Bahailik hakkında Soru ve Cevaplar
Sevgili Psiko'dan izin alarak (tıkla (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=223587#post223587)), bu başlığı açmış bulunuyorum. Kendisi bu konu için bir başlık açabileceğimi ve vakti elverdikçe bu başlıkta sorulan soruları yanıtlamaya gayret göstereceğini yazdı.
Bildiğim kadarıyla forumumuzda Psiko'dan başka Bahalik Dinine mensup üye yok. Ama varsa eğer, onlar da tabii kendi cevaplarını versinler.
İlk olarak şu soruları sormak istiyorum:
(1) Bahailer Kuran'ın doğrudan Allah kelamı olduğuna ve (yürürlüğü kalkmış olsa da) değişmemiş orjinal metin olduğuna inanıyorlar mı?
(2) Bahailikte Muhammed'in konumu tam olarak nedir. İslam dünyasında var olan Hadis ve Siyerlere itimat edilir veya önem verilir mi?
(3) Bahailiğin Türkiye'deki durumu nedir? Çoğalma, genişleme kaydedilmekte mi? Herhangi bir hukuki kısıtlama veya toplumsal baskı söz konusu mu?
saygılarımla
mehmetsalih
31-08-2009, 09:51
Selam,
Bu sitede güzel bilgiler var
http://www.tr.bahai.org/
Oğul için çalışmak güzel değil ama Bahailik çağın eleştirileriyle beraber var olan İslami bir çığırdır.
m.salih
kıvançla...
Sevgili ulpian ;
1-)
Tüm dünyada yaşayan Bahailer
(Yahudi-Hıristiyan-Müslüman veya yeryüzündeki herhangi bir inançtan veya inançsızlıktan Bahailiğe geçmiş olanların tümü);
Kur'anın İlahi kelam olduğuna,
Sonraki gelen İlahi kelam ile,
bir önceki kelam'ın yürürlükten kalktığına,
değişme-tahrifat gibi algılanan olguların ise ;
Bu kelamları getirenlerin yokluğunda,
ilahi kitapların yorumu üzerinde,
din adamları zümresinin,
kendi anlayışlarını,
ilahi anlayış olarak empoze ettiklerini,
anlayışı çok daha ileri götürebilecek yeni beyinlerin gelişimine yapay engel oldukları,
dolayısı ile
İlahi evrime engel olarak,
kendi anlayışları çeperinde dondurdukları için meydana geldiğini düşünmekteyiz.
2-)
Hz.Muhammed,
Allahın Kul'u ve Resul'üdür.
İslam dünyasında varolan Hadislerin içinde mevzu-uydurulmuş Hadisler de olmasına karşın,
Kur'anın ruhuna uygun olan Hadislerin sahih olduğuna inanırız.
Siyerlerin birçoğunun abartılı olduğunu,
objektif yazılmadığını düşünüyorum.
3-)
Türkiyenin en eski Bahai ailelerinden biriyiz.
Yaklaşık 140 yıldır ailem Bahaidir.
Türkiye Bahai toplumunun 30 yıldır faal bir üyesi olarak,
Bahai kurumlarının,
Mülki amirliklere tanıtılmasında aktif bir rol oynayan birisi olarak,
şu ana kadar herhangi bir kısıtlama veya toplumsal baskı görmedim.
Herzaman ve heryerde Bahai olduğumu çok rahat ifade edebildim.
(Bu durumun ülkemizin laik-demokratik ve hukuk devleti olmasının bir yansıması olduğunu çok rahatlıkla söyleyebilirim.)
Çoğalma ve genişlemeye gelince,
tüm dünyada izlediğimiz 4 hareket çizgimiz var.
Bunların neticesinde ilgili toplumun içinden,
salt kendini kurtarma anlayışından uzak,
Tüm dünyayı kucaklayacak olan yeni Bahai dostlarımız çıkmakta.
Bu dört hareket çizgimiz ise şunlar :
1-)Ruhi kurslar
2-)Dua toplantıları
3-)Yeni gençlik sınıfları
4-)Çocuk eğitimi.
(Yeni gençlik ve çocuk eğitimleri yalnız Bahai yeni genç ve çocukları için değil,toplumun diğer fertlerinin yeni genç ve çocuklarını da kapsadığını ve bu dersler esnasında Tanrı ve din temaları değil,insan erdemleri ve toplumun birliği üzerinde yoğunlaşıldığını da ifade etmek isterim.)
Sevgi ve saygılarımla
hoş ve esen kalınız.
Teşekkürler sevgili Psiko,
yani Kuran'ın bugün elimizde olan metninin lafzen orjinal Allah kelamı olduğuna kesinlikle inanılmakta Bahailikte (umarım doğru anlamışımdır).
Şu an yürürlükte olan Bahailiğin Kutsal Kitabı'nın da doğrudan, yani lafzen Allah sözü olduğuna mı inanılmakta? Yoksa mesela ilahi ilham yoluyla edinilen ''hakikat''lerin Bahaullah'ın kendi kelimeleriyle ifade etmiş olduğuna mı?
saygılarımla
Sevgili ulpian ;
Evet,
doğru anlamışınız.
Bahailiğin,
Tevrat-Zebur-İncil-Kur'an gibi kutsal bir-1 kitabı yoktur.
Bahaullah'ın 100 eseri vardır.
ve
hepsi de,Bahaullah'ın şu :
"Ey insanlar!
Tanrı tanık, Ben yatağımda uyuyordum.
Üzerimden esen Tanrı yeli Beni uykumdan uyandırdı.
O’nun canlandırıcı Ruhu Beni diriltti.
Dilim O’nun nidasını yükseltmek için açıldı.
Beni Tanrı’ya karşı haddini aşmış olmakla itham etmeyiniz.
Bana kendi gözlerinizle değil, Benim gözümle bakınız.
İlim ve kerem Kaynağı işte size böyle öğüt verdi.
Allah’ın nihai maksat ve iradesinin kontrolü elimde mi sanıyorsunuz?
Böyle bir iddia Benden uzak olsun!
Ben buna güçlüler güçlüsü, yüceler yücesi, biliciler bilicisi, hikmetliler hikmetlisi olan Allah’ın önünde tanıklık ederim.
Tanrı Dini’nin nihai mukadderatı Benim elimde olsaydı ne Kendimi bir an için olsun sizlere açıklar, ne de ağzımdan bir tek kelimenin çıkmasına razı olurdum.
Tanrı Kendisi buna şahittir."
paragrafta belirttiği gibi vahy ürünüdür.
Yani biz Bahailer böyle inanıyoruz.
Sevgili psiko,
Bir soru da benden..
Bahailiğin..
İslam dini yerine geçmek gibi bir hedefi var mı?
:)
Sevgili theatre ;
İslam : Allah'a teslim olmak "Vasfı"
Müslüman :Bu teslimiyet işlemini yapan kişi.
Genelde isimler ve vasıflar karıştırılır.
Adı cömert olup,kendi cimri olan,
Adı vefa olup,kendi vefasız olan
vb şeklinde düşünebilir isek,
ismi-adı taşıyanların vasıflarına bakmak gerekir.
İsimler-adlar "Farklı" olsa da,
bu farklı isim-adların "Ortak vasıfları" vardır.
Bunu şöyle örnekleyebiliriz :
Bir ortamda,
isimleri-adları theatre,psiko ve cömert olan 3 kişi var.
Aynı ortama iki kişi gelir.
Bunlardan birisi bu üç kişiyi de tanımaktadır.
Yanındaki arkadaşına bu üç kişiyi tanıtmaya başlar.
-Sana theatre arkadaşımızı tanıtayım(İsmi-adı verdi.)theatre arkadaşımız "Cömert" bir arkadaşımızdır.
Bu arkadaşımız da psiko.Psiko da "Cömert" bir arkadaştır.
Bu arkadaşımızın ismi-adı da cömerttir.Cömert arkadaşımız da "Cömert" birisidir.
Burada eğer cömert isimli kişi derse ki "Cömert"lik "Vasfı" sadece bana ait,
ne dememiz gerekir ?
Dolayısı ile,
"Ben sizin Rabbiniz değil miyim ?"
sorusuna muhatap olduğu söylenen insanlığın,
Kal-ü beladan bu yana tek-bir-1 "Din" i vardır.
Tıpkı Tanrı'nın tek-bir-1 oluşu gibi :)
Yani
zaten orada olan bir şeyin,
diğerinin "Yerine geçmek" gibi bir olay,
olmaz olamaz :)
Fetullah Gülen'in de gizli bahai olduğunu idda eden bir yazı vardı doğru olabilir mi acaba?
:)
Sevgili theatre ;
Dolayısı ile,
"Ben sizin Rabbiniz değil miyim ?"
sorusuna muhatap olduğu söylenen insanlığın,
Kal-ü beladan bu yana tek-bir-1 "Din" i vardır.
Tıpkı Tanrı'nın tek-bir-1 oluşu gibi :)
Yani
zaten orada olan bir şeyin,
diğerinin "Yerine geçmek" gibi bir olay,
olmaz olamaz :)
Teşekkür ederim.
Demek kahvede anlatılan o dedikodu yalanmış..
:)
140 yıldır ailem,
30 yıldır da şahsım,
Fethullah Gülen'i ancak tv ve gazetelerden gördük tanıdık.
Bahai camiası içinde hiç rastlamadık kendisine :)
Sayın theatre ;
"Kahvedeki dedikodu" her ne ise burada anlatabilirseniz yalan mı doğru mu daha iyi anlayabiliriz gibi ? :)
Şahıslar üzerinde konuşmayı uygun bulmuyorum.
Zaten açıklamışsınız.
Sevgili theatre ;
Tamam anladım :)
dogruluk
02-09-2009, 00:22
Fetullah Gülen'in de gizli bahai olduğunu idda eden bir yazı vardı doğru olabilir mi acaba?
feytullah gülen mi bahai konuşmalrı ve yorumlarına bakarsak uzaktan yakından alakası yok kendi resmi siteleri var orda yazıyo kim ler bahai dinine mensuptur
Peki Bahailik'te (bugün ''modern'' Hıristiyanlıkta olduğu gibi) kutsal kitap(lar)daki cehennem tehditleri ve işkence tasvirleri mecazi olarak mı yorumlanmakta, yoksa Bahailik'te de klasik cehennem inancı var mı (mesela biz ateistler için)?
saygılarımla
Sevgili ulpian ;
Biz Bahailer,
"Gerçek yaşam"ın sahibinin ruh olduğuna inanıyoruz.
Ruh bu dünyada beden formatı ile belli bir süre kalır.
Ölüm denen olay meydana geldiğinde,
beden kendi dünyası olan toprağa,
ruh da,kendi dünyası olan,geldiği yer ilahi dünyalara doğru yaşam yolculuğuna devam eder.
Dolayısı ile cennet ve cehennem denilen kavramların bir çok inanırın anladığı veya öyle zannettiği "Mekansal" olmadığını,
her iki kavramın mekanının da ruh (Daha doğrusu ruh'un hal'i) olduğuna inanır,
ayrıca Tanrıya yakınlığın cennet,
Tanrıdan uzaklığın da cehennem olduğunu düşünürüz.
Tanrıya yakınlığa gelince,
Tanrı'nın 99 isim ve sıfatının insandan yansıması durumudur.
Bunun tam aksi de uzaklığın temsilidir.
Bir örnek verecek olur isek,
Herhangi biri
Eğer "Adil-Cömert-Vefalı-İnsaflı-vb gibi" Tanrısal isim ve sıfatlara sahip ise o kişi,
inanıyorum veya inanmıyorum demesinden bağımsız Tanrıya yakındır.
Eğer Tanrısal isim ve sıfatlar o kişiden yansımıyor ise,
o kişi istediği kadar ben Tanrıya inanıyorum desin,
bizler için şu :
"Birinin sizi seviyorum veya sizden nefret ediyorum demesi gerekmez.Siz onun hal ve hareketlerinden sizi sevip sevmediğini anlarsınız."
anlayış geçerlidir.
sevgilerimle..
bu ruh bana hristiyanlıktaki kutsal ruhu (ruhül kuds) çağrıştırdı. yanılıyor muyum??
Sayın uyar ;
"İlim tek bir nokta idi.Onu cahiller çoğalttı."
der bir yerde Ali bin EbuTalip
Bu minvalde bakacak olur isek,
tanımlama ve tasnif,kategorize etme adına bazı kavramları kullanma durumumuz oluyor.
Dolayısı ile Ruh denilen şeyin,
O'ndan "Sudur" etmiş olduğuna inanıyoruz,
(Güneş ve ışınları gibi)
ki,
Kutsal ruh (Ruh-ül kuds)de bu nevi bir şey.
Yani tek-bir-1 in değişik bir yansıması-inikası.
Binaenaleyh size çağrıştırma yapması son derece doğal.
evet aynen öyle hristiyanların tanrı üçlemesini bir papaz şöyle açıklamıştı:
nasıl suyun buz-su-buhar şeklinde 3 hali var ise tanrının da üç şekli isa-tanrı(baba)-ruhül kuds şeklindedir demişti.. ne kadar benziyor senin açıklamana sevgili psycho...
insanların yaratıcılıklarının sınırı yok anlayacağınız arkadaşlar..
Sayın uyar ;
Arabaların viteslerine bakacak olur iseniz,
1.vites ile 3.vites,
2.vites ile de 4.vites "Aynı" doğrultudadır.
Yahudilik ve Müslümanlığa,
Hıristiyanlık ile de Bahailiğe şöyle dikkatli bir bakış atacak olur iseniz,
birbirleri ile "Aynı"lık diğerleri ile ise paralellik taşıdıklarını görmek mümkündür.
Ayrıca
"İnsanların yaratıcılıklarının sınırı yok anlayacağınız arkadaşlar.." uyar
sözünüze katılmamak mümkün değil.
Ama sizin baktığınız pencereden değil tabi ki :)
benim araba otomatik vites (triptronik :)) sevgili psycho... sadece tek bir doğru üzerinde gidip geliyor yani.. budurumda sizin bu dinleri açıklamanız nasıl oluyor bunu alabilir miyim acaba.... sonra sizdeki geri vites ne tarafta ...
diğer taraftan sizin dininizle hristiyanlığın paralelliğini onaylamış mı oluyorsunuz?? bana mı öyle geliyor??
Sevgili uyar ;
Biz Bahailer,
Tanrının tek-bir-1 dini olduğuna,
"İlim tek-bir-1 nokta idi.Onu cahiller çoğalttı."
ifadesindeki
"Çoğaltım" denilen
ve
bizlerin de değişik dinler adı altında resmettiğimiz olgunun da,
bu tek-bir-1 dinin değişik aşamaları-evreleri olduğuna inanıyoruz.
Dolayısı ile "Sırat el müstakiym" tabir edilen o tek-bir-1 hat üzerinde yürünüldüğünü düşünüyoruz aslında.
Bu işin gerisi de,geri vitesi de yok ne yazık ki :)
Yukardaki pencereden bakabilir isek,
"Aynı" ve "Paralel"likten kastı daha doğru anlayabiliriz sanırım :)
anladığım kadarıyla tüm tanrıcılar (teistler) bir (1) size göre... dinsizliği nereye koyuyorsunuz acaba??
anladığım kadarıyla tüm tanrıcılar (teistler) bir (1) size göre... dinsizliği nereye koyuyorsunuz acaba??
Sanırım yanlış bir anlama var.
Teist dediğiniz veya nonteist dediğiniz şey,
Sözlerle olanlar mı ?
Amellerle olanlar mı ?
Hani demiştik ya bir ara,
"Birinin sizi seviyorum veya sizden nefret ediyorum demesi gerekmez.Siz onun hal ve hareketlerinden sizi sevip sevmediğini anlarsınız."
Yani birisi ben teistim deyince teist,
nonteistim deyince nonteist mi oluyor sizin bakış ve anlayışınıza göre ?
Sevgili Psiko,
Merakımı bağışlayın sorularım olacak:
1.Babilik ile Bahailik arasında fark var mı?
2.Sait Nursi'nin Risale-i Nur'u hakkında bilgi sahibi olduğunuzu düşünerek Kitab-ı İkan ile Risale-i Nur'un bir benzerliği var mı ?
benim ikan kian kitabı ve risaleleride okudum arasında çok bir benzerlik yok ben asıl buradan var olan tek dinin formları üzerine tartışmak isterim gerçekten bemim idrakıma görede din tektir ve onu üzerine çeşitli öğretiler eklenerek insanlığa sunulmuştur ve hepsi birbirinin tamamlayıcısıdır
evrensel-insan
05-01-2010, 01:47
Saygideger psiko;
Bu tek bir din temeli; uc ibrani dini icin mi gecerli? Dunyadaki diger dinleri ve inanislarini ve tanrilarini farkli mi degerlendiriyorsunuz?
Birde, evengalizmi ve onun "dinler arasi dialog" temelli, bu uc ibrani dinini birlestirme cabasini nasil degerlendiriyorsunuz?
Muslumanligin ve islamin sartlarini oldugu gibi inaniyormusunuz?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sevgili evrensel hocam ;
1 sadece 3 İbrani din için geçerli değil.
1 ilk andan bu yana var.
Şurada :
http://www.bahaitr.org/yayinlar/tekortakdin.htm
sorunuzun yanıtı tüm detaylarıyla anlatılmakta.
Biz Bahailer,
Evangelizm falan nedir bilmeyiz.
Çünkü ilgilenmeyiz.
Biz çiftini süren bir çiftçi gibi,
çiftimizi süreriz,
şu ne yapıyor,
şu nasıl yapıyor,
diye bakıp,çiftini yanlış süren kişi gibi olmak istemeyiz.
Bahai dünya toplumu ve düzeni bellidir.
Ve bu dünya düzeninde neyi nasıl yapacağımız da bellidir zaten.
Amentü,
Nasıl ki kendinden önceki İlahi Elçiler ve kitaplarına iman emredip,
kendi yasaları gereği yaşamanın yolunu ifade eder,
tıpkı bunun gibi,
Bizden önceki İlahi Elçileri ve kitapları kabul ederiz,
ama Bahaullah'ın şemsiyesindeki yasalarla yaşamımıza yön veririz.
evrensel-insan
05-01-2010, 02:10
Saygideger psiko;
Vermis oldugun bilgiler icin tesekkurler. Peki sizin uc ibrani dinini bir araya getirmek icin bir misyonunuz var mi?
Bir de islamin ve muslumanligin sartlarini oldugu gibi kabul edip, etmediginizi sormustum. Ya da, sirf size ait olan bahailigin sartlari var mi?
Birde, Bahaullah ile ilgili bir link verebilirmisin? Bahaullah'in sizin inanisindaki yeri nedir?, yani peygamberden sonra mi gelir? veya dort halifeden?
Birde Bahaullah'in yasalari, hic zaman cag ve dunyanin ve bilim ve teknigin gelismisliginin asimina ugramazmi? Bu yasalar ebedi ve ezelimidir, hic degismez veya degistirilemez mi?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sevgili Psiko,
Merakımı bağışlayın sorularım olacak:
1.Babilik ile Bahailik arasında fark var mı?
2.Sait Nursi'nin Risale-i Nur'u hakkında bilgi sahibi olduğunuzu düşünerek Kitab-ı İkan ile Risale-i Nur'un bir benzerliği var mı ?
Sayın hilal21 ;
Babilik ve Bahailik,
"İkiz zuhur" diye nitelenir.
Ama sizinde takdir edeceğiniz gibi,
ikiz de olsa,
ufak tefek farklılıklar vardır.
En bariz farklılık,
Babillikte kendini korumak amaçlı öldürmeye izin varken,
Bahailikte kendini korumak amaçlı bile olsa öldürmek kesinlikle yasaktır.
İkan ile Risalelerin yakın ve uzak bir ilgisi yoktur.
Bahaullah Allah'ın Nur'u demektir.
Risale-i nur daki nur ile benzeşmesi dışında bir benzerlik yok yani.
Sevgili evrensel hocam ;
Ailem 140,
şahsım 30 küsur yıldır Bahaiyim.
Hayatımda ne ailemden ne de kendim bu türev bir misyonumuz olduğunu duymadım ve görmedim.
Bizim misyonumuz bellidir.
Misyonumuz :
İnsan aleminin birliğini sağlamak için,
"Model toplum"u oluşturmak"
Bu misyonun içine o da girer mi ?
Elbette girer.
Ama dinleri birleştirmek özel tahsisli değil bizde.
www.tr.bahai.org (http://www.tr.bahai.org)
burada yayınlarımız bölümünde,
Bahaullah'ın eserlerinde var.
Bahaullah'ın gelişi,
Yahudilikte Mesih,
Hıristiyanlıkta Mesih İsa'nın Babanın izzetinde geri dönüşü,
Müslümanlıkta Rabbın günü
olarak ifade edilen geliştir bize göre.
Bahailiğin şartları ?
Yok öyle birşey.
Biz Bahaullah'ın tüm insanlığın Mazharı,(Sadece Bahailerin değil yani)
Kurumu olan Yüce Umumi Adalet Evinin de tüm insanlığın kurumu olduğuna inanır o şekilde hareket ederiz.
Eğer sorun şu :
"Bahai olmak için ne yapmak gerekir ?"
ise
Bahaullah'ın eserlerini okuyup,
Bahai misyonunu,
"Hah işte bu benim hayat görüşüm ve hayata karşı duruşum"
diyor ise herhangi birisi o zaten Bahaidir.
Kimseden icazet alması gerekmiyor yani.
evrensel-insan
05-01-2010, 02:31
Saygideger psiko;
İnsan aleminin birliğini sağlamak için,
"Model toplum"u oluşturmak"-psiko-
Bu bir misyon degil, dusunce. Yani hic bir bahainin boyle bir gorevi yok, oyle mi?
Peki bu dusunceyi gerceklestirmek icin, bir calisma, eylem, duyurum v.s. var mi?, varsa bu orgutlu mu?, kisisel mi?
Cunku ben bahailigi ilk defa bu site de senden duydum.
Turkiye de yasadigim ve bulundugum surelerde de hic duymadim.
Yani "artmak/azalmak" gibi, toplumsal bir "endiseniz" yok mu?
Ya da toplumsal bir bahai dayanismasi/yardimlasmasi v.s. var mi?
Saygilarimla;
evrensel-insan
:)
Sevgili evrensel hocam ;
Seçme ve seçilme yaşına gelmiş,
9 ve daha fazla Bahainin yaşadığı herhangi bir belediye sınırları içinde,
Her yıl 21 Nisanda,
Tüm dünyada Bahailer,
O bölgeyi yönetecek ve temsil edecek 9 kişiden oluşan Mahalli Mahfillerini seçerler.
Mahalli mahfillerden tüm dünyada 60.000 tane var.
Yine her yıl 21 Nisanı takip eden 1 ay içinde ülkeler bazında yönetim yapacak olan Milli mahfiller seçilirler.
Halihazırda 188 tane Milli mahfil var dünyada.
Bu 1888 Milli mahfil üyesi de 5 yılda bir yapılan seçimlerle tüm dünyadaki Bahaileri yönetecek olan Yüce Umumi Adalet Evini seçerler.
İlk Y.U.A.E 1963 seçilmiş olup,
o günden bu yana Dünya Bahai Toplumunu yönetmekte ve "Model toplum"u oluşturmaktadır.
Yani eskilerin deyimi ile bu düşüncede kalmamış,
"Kuvveden fiile çıkmış"tır.
Yani Bahai toplumu,
aşağıdan yukarıya doğru bu şekilde model toplumun düzenini de kurmuş,
Birleşmiş milletlerde,AB de,
N.G.O yani bir S.T.K olarak görev dahi almaktadır.
Özellikle de fakirliğin tavan yaptığı ülkelerdeki sosyo-ekonomik projelerle,kadın hakları konusunda.
Sevgil ievrensel hocam ;
Müsaadenle ben uykuya çekiliyorum.
Bilahare soruların olursa cevaplamaya gayret ederim.
İyi geceler ve sevgiler....
evrensel-insan
05-01-2010, 03:00
Saygideger psiko;
Bilgiler ve link icin, tesekkurler. Britanya temelli bir link var mi?
Sonucta goruluyorki, bireyci akilci, guce tapan, sirf kendi cikari icin, her turlu insanlik disi yola basvuran bir dinsiz ve tanrisiza; bir bahaiyi tercih ederim.
Saygilarimla;
evrensel-insan
UlulElbab
05-01-2010, 03:21
Sevgili uyar ;
Biz Bahailer,
Tanrının tek-bir-1 dini olduğuna,
"İlim tek-bir-1 nokta idi.Onu cahiller çoğalttı."
ifadesindeki "Çoğaltım" denilen ve
bizlerin de değişik dinler adı altında resmettiğimiz olgunun da,
bu tek-bir-1 dinin değişik aşamaları-evreleri olduğuna inanıyoruz.
Dolayısı ile "Sırat el müstakiym" tabir edilen o tek-bir-1 hat üzerinde yürünüldüğünü düşünüyoruz aslında.
Bu işin gerisi de,geri vitesi de yok ne yazık ki :)
Yukardaki pencereden bakabilir isek,
"Aynı" ve "Paralel"likten kastı daha doğru anlayabiliriz sanırım :)
Saygıdeğer Psiko,
Bu iletini gerilerden alıp getirdim.
neden?
Çünkü Sırat el müstakiym bizim için çok önemli,Haniflerin DOSDOĞRU yolu...
Elbette bu yol geniş ama TEK...Herkese yer var:)
Çok sevindim...
Şimdi seni daha da çok Seviyorum.
Sanırım yarın cevap verirsin...ancak bir sorum olacak...belki Cevap vermişsindir belki gözden kaçırdım;
Bir Mehdi bekliyormusunuz?
Sevgi ile...
Sevgili evrensel hocam :
Bahai diye yazıp internette aradığın zaman İngiltere milli mahfilinin hazırlattığı siteyi bulabilirsin.
Her zaman ve her yerde,
İnsanın iyisi veya kötüsü yoktur.
İyi veya kötü davranışlar vardır der dururum.
İnsanoğlunun meyvesi davranışlarıdır.
Ve her insanın iyi veya kötü davranışı mutlaka vardır.
Dolayısı ile insanları değerlendirirken davranışları önem arzeder şahsım için.
Sitemizde bulunan bir arkadaşımız,
Hem Amerikadaki mabedimizi ziyaret etmiş,(Özel olarak Bahai mabedini ziyaret amaçlı değil.)
hem de yaşadığı ülkede Bahaileri tanıyan birisidir.
Belki bir gün ona sorabiliriz.
Sevgili UlulElbab ;
Bahai tarihi,
23-Mayıs-1844 yılında,
Seyyid Ali Muhammed'in
"Beklenen Mehdi" olduğunu iddia etmesi ile başlar.
Yani bizi Bahailer için bekleme diye bir şey yok.
Bizi Seyyid Ali Muhammed'in (Bab) Mehdi,
Mirza Hüseyin Ali'nin (Bahaullah) İsa Mesih'in babanın izzetinde geri dönüşü olduğuna inanırız.
Yani geldiklerine ve hüküm günü-ArmageddoKıyamet'in oluştuğuna inanırız.
Bahaıullaha İran ülemasından birisi sormuş,
"Kıyamet koptu mu ki ?"
Cevap
"Evet sen nefis mezarında yatarken."
Sayın necosti ;
Bahai dünya düzeni hakkında bir bilginiz var mı ?
Bahailiğin bir inanç değil,
bir SİYASİ hareket olduğunu söylemişiniz.
Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz ?
Eğer böyle bir durum var ise,
Hem 140 yılı aşkın bir süreçtir ailem,
hem de şahsım 30 küsur yıldır ayakta uyuyoruz demektir.
Roma devletinin,
Hıristiyanlığın insan ruhunu kabzetme yeteneğini kullanmasını,
Emevilerden başlayan süreçlerde devletlerin,
Müslümanlığın insan ruhunu kabzetme yeteneğini kullanıma almasını ben de her yerde söyleyip duruyorum.
Geçmişten bu yana Emperyalizmin (Koyun kılığında kurt),
kendini gizlediğini
kendi isteklerini kullanım alanına sokabilmek için herşeyi kullanma aracı olarak görebileceğini ben de düşünmüyor değilim,
Ama
Bizler bu kadar senedir hiç kimse şu kişiyi seçin bu kişiyi seçin şeklinde,
açık veya gizli en ufak bir telkinde bulunmamış bulunamamıştır.
(Siz bunları biliyor iseniz bizlere de açıklayın ki sayenizde ayakta uyumaktan kurtulalım.)
Bahai dünya düzeni,
Tavandan tabana değildir,
Tabandan tavana doğru bir koniklik izler.
60.000 den fazla Mahalli Mahfil var.
Bunların delegeleri Milli Mahfilleri seçecek,
ki bunlar 188 adet,
bu 188 Milli Mahfil,
ki bir mahfil 9 kişiden oluşuyor,
bunlar da,
yani 188 x 9 =1692 kişi de dünyayı yönetecek olan 9 kişiyi seçecekler.
Ben de zaman zaman,
senin yazdığın paranoyalara kapılmıyor değilim.
Ama yukardaki düzeneği görünce,
Emperyalizmin bu kadarına da yetişeceğini düşünmek,
beni bile aşan bir paranoya diye düşünüyorum.
Zamanında İsa Mesih'in,
"Bağa delice ekmesinden korktukları için"
Bağ sahibinin çalışanlara
"Uyanık olun"
tavsiyesi,
zamanlar üstü bir tavsiye.
Hıristiyanlık
ve
Müslümanlık
Ahd-i Misak'a sadık kalamadığı için koyun kılığındaki kurtlara yem oldu.
Bu çok net biliniyor.
Ama misak kırıcıların tüm çabalarına karşın,
Ahd-ı Misak bugüne kadar gelip,
Dünya düzeninin işlemesini sağladı.
Sevgili necostinin yukardaki betimlemelerini de paranoya değil,
bir ikaz bir uyarı olarak algılamanın kimseye bir zararı olacağını sanmıyorum.
Hz.Bahaullah’ın misyonunun odağında bu nedenle, insanlığın birliğini etkileyecek küresel bir toplumun yaratılması yer almıştır.
O’nun bu misyonunun doğruluğunu kanıtlamada Bahai toplumunun kullanacağı en büyük kanıt, O’nun öğretilerinin yarattığı birlik örneğidir.
Bahai Dini, yirmi birinci yüzyıla girerken, dünyanın daha önce görmüş olduğu şeylere benzemeyen bir olgudur.
Büyüme dalgaları ile uzun sağlamlaşma dönemlerinin birbirini izlediği onlarca yıllık bir çabadan sonra,
sıklıkla engellerle gölgelenen Bahai toplumu bugün,
dünya üzerindeki hemen her tür etnik, kültürel, toplumsal ve dini kökenden temsilcisi olan milyonlarca insandan oluşmakta ve onların ortak işlerini bir din adamlığı sınıfının müdahalesi olmaksızın,
demokratik şekilde seçilmiş kurumlar aracılığıyla yönetmektedir.
Köklerini saldığı binlerce yerel topluma, Arktika’dan Tierra del Fuego’ya, Afrika’dan Pasifik’e her ülke, kara parçası ve önemli adalar grubunda rastlanabilir.
Bu toplumun dünyada benzer şekilde organize olmuş insani toplulukların halihazırda en çeşitli ve coğrafi açıdan yaygın olanını oluşturduğu savı, konuya aşina olan bir kimsenin meydan okuyamayacağı bir iddiadır.
Bu başarı, anlaşılmaya çağrıda bulunmaktadır.
Geleneksel açıklamalar –refaha ulaşma, güçlü politik çıkarların himayesi, İlahi gazap korkusu aşılayan gizemli ya da saldırgan din değiştirme programları-, bunların hiçbiri olup biten olaylarda herhangi bir rol oynamamıştır.
Bu İnancın taraftarları tek bir insan ırkının üyeleri olmak gibi bir kimlik duygusunu içlerinde yerleştirmişlerdir;
onların yaşamlarının amacını biçimlendiren ve açıktır ki, kendilerinin özde bir ahlaki üstünlük taşıdıklarının ifadesini kesinlikle taşımayan bir kimlik:
“Ey Ehli Baha! Sizin bir denginizin daha bulunmayışı, bir rahmet işaretidir.”
Sağduyulu bir gözlemci, hiç olmazsa bu olgunun, her tür kökenden sıradan insanlardan, rastlanmamış ve kahramanca fedakârlık ve anlayış örnekleri ortaya çıkarmaya muktedir ve alışılagelmiş olanlardan doğasında tamamen farklı güçlerin -uygun bir dille ancak ruhani olarak tanımlanabilecek güçler- işleyişini temsil edebileceği olasılığı üzerinde düşünmeye mecbur kalmaktadır.
Özellikle dikkat çekici olan şey,
Bahai Zuhurunun bu şekilde başarılmış olan birliği,
kendi varlığının en kırılgan erken evrelerinden geçip kesintisiz ve bozulmamış bir halde sürdürmeyi başarmış olduğu gerçeğidir.
Bir kimse tarihte bölünme ve hizipleşmenin sürekli yıkımından başarıyla kurtulmuş bir insani kurumun -politik, dinsel ya da toplumsal olsun- var olup olmadığını boşuna araştıracaktır.
Bahai toplumu, bütün çeşitliliğiyle tek bir insanlar topluluğudur,
doğuşuna neden olan Tanrı Vahyinin amacının anlayışında bir,
kurucusunun kendi ortak meselelerinin yönetimi için yaratmış olduğu İdari Düzen’e bağlılıkta bir,
O’nun mesajını gezegenin her yanına yayma görevine adanmışlığında bir.
Doğuşunun üzerinden yıllar geçtikçe,
bazısı yüksek itibar sahibi ve hepsi de ihtirasla mahmuzlanmış birçok kişi,
kendilerine bağlanmış ayrı bir yandaşlar toplumu ya da Hz.Bahaullah’ın yazılarına kendi yükledikleri kişisel yorumlamalar yaratmak için ellerinden geleni yaptılar.
Dinin evriminin daha erken dönemlerinde buna benzer girişimler,
yeni doğmuş dinleri rekabet halindeki mezheplere bölmede başarılı olmuştu.
Ancak Bahai Dinindeki durumda,
bu gibi entrikalar,
kısa süreli münakaşalara patlak vermekten daha ötesini başaramamıştır,
ki
bunların sonuçtaki etkisi toplumun kendi Kurucusu’nun amacına ilişkin anlayışını ve ona adanmışlığı derinleştirmek olmuştur.
“Birliğin nuru,” diye Kendisini tanıyanları temin ediyor Hz. Bahaullah,
“bütün dünyayı aydınlatacak kuvvettedir.”
İnsan doğası ne olursa olsun kişi, Emrin Velisi’nin bu arındırıcı sürecin Bahai toplumunun olgunlaştırılmasındaki tamamlayıcı bir özellik olmaya uzun süre daha -paradoksal bir şekilde ama zorunlu olarak- devam edeceğine dair beklentisini çabucak takdir edebilir.
http://www.bahaitr.org/yayinlar/tekortakdin.htm
Sevgili UlulElbab ;
Akl'ı ve araştırmayı sevdiğini biliyorum.
Kuşadalı İbrahim Halveti diye meşhur bir mutasavvıf vardır.
Osmanlı döneminde Istanbuldaki Tekkesi yanmış,
yanan tekkesini tamir ettirmesi ve yeniden açması için ne kadar ısrar etmişlerse,
Tekkesini yaptırmamış ve açmamıştır.
Nedenini ve zamanını okumanı tavsiye ederim.
Yehova şahitleri 21 Mart 1843 te nereye gidip çadırlar kurarak İsa Mesih'in yeryüzüne inmesini beklemişlerdir.
1843 te inmeyince hesabı yanlış yaptık 1844 de inecek deyip,
bir yıl sonra yine aynı yerde beklemişler midir ?
Aşna aşeriyenin Şeyhiye kolu şeyhi Seyyid Kazım-ı Reşti hicri 1259 miladi 1843 te talebelerine,
"Mehdi'nin gelmesi yaklaştı çıkıp Mehdiyi arayın" demiş midir ?
19.yüzyılın o teknik donanımında,
ikisi aynı dinin değişik fırkalarından olan kişiler ile,
diğeri Hıristiyan olan bu gruplar hangi emperyalist düzenin uygulamasını aynı anda düşünüp ayağa kalkmışlardır ?
Alman Templer tarikatı.
Mesih İsa buradan gelecek ve bu yoldan Tanrının dağına çıkacak,
geldiğinde Onun rahat etmesini ve Ona hizmet için nereye evler dizisi kurmuşlardır ?
Bunları bir araştırabilirsen,
Sırat-el Müstakiym'in nasıl ilmik ilmik dokunduğunu görüp,
"Rabbim sana olan hayranlığımı arttır" diyeceğinden,
hatta diyemeyip hayran hayran seyredeceğinden
adımı bildiğim kadar eminim :)
sevgili Psiko bende diyordum ki
bu Psiko nedir?
....
'' Ekmek parası desem
değil,
Gönül yarası desem ,
değil,
bi dert ki ;
dayanılır şey değil.''
madem bahai mişsin.
verdiğin değerli bilgilerden dolayı teşekürler.
söylediklerin tatlı kelimeler ama
imanın her türlüsü bana dokunuyor.
Sevgili canip atay ;
Olabilir.
İmanın her türlüsü sana dokunabilir.
Peki
-Her türlü önyargı ve taassuptan arınıp gerçeği serbestçe aramak,
-Eğitimin mecburi edilip,tüm sosyal katmalara eşit ulaşmasını sağlamak,
-Kadın erkek eşitliğini sağlamak,
-Bilim ve din elele yürümelidir anlayışını,
"Bilimsiz din topal,dinsiz bilim kördür" diyen A.Einstein'ı mezarında kemiklerini sızlatmamak adına da olsa düşünmek ve uygulamaya sokmak,
-Savaş araç ve gereçlerine harcanan paraların,insani değerleri yükseltecek olanaklar için harcanmasına,
-Uluslar arası bir adalet divanının oluşmasını
(Adaleti gölgelemeyecek,bilakis adaletin varlığını ve tüm herkesi kapsayacağını gösteren)
-Aşırı zenginlik ve fakirliğin giderilmesi çabalarına
-Dünyada yaşayan diğer insanlarla daha iyi anlaşabilmek için,dilbilimcilerin bir araya gelip oluşturacakları bir ORTAK DİLin tüm dünya okullarında yardımcı dil olarak okutulmasına hükümetlerin birlikte karar vermesine,
-Sınırların ortadan kalkmasına
ve
İNSAN denilen varlığın aslında BİR olduğunun anlaşılmasına
yol açabilir mi ?
Gel sen buna,
İman etme de,
olursa nasıl olura ?
fikirsel,düşünsellikten sonra,
olabileceğine aklın yatarsa,
Bahai olma,iman da etme ama destek ver en azından :)
''bilim ve din'' hariç hepsine katılıyorum.
yalnız aynı şahıs dini çocukça bir inanaç olarakta tanımlamıştır.
bilim dinle olmalıdır demişsede bunun mantıklı bir açıklamasıda vardır.
herkesi dinsiz edemeyeceğimize göre onlarla yaşamayı öğrenelim anlamında demiş olabilir.
''bilim ve din'' hariç hepsine katılıyorum.
EyvAllah sevgili canip atay.
Ayrılık,farklılıkları tartışmak için,
En azından ORTAK noktaları bulmak dahi hoş.
sevgili psiko;
165 yıl içinde çok çabuk dünyaya dağılmış,ilerlemiş,temsil gücünü elde etmiş.
ilginç!
ilginç olan şey yani bu insanlar kesinlikle mazlum ve itilip kakılmış değil
bu da ancak sermaye aracılığıyla olabilir.
güçlü para babaları gerek.
bahai deyince aklıma hep petrol kralları
suudi prensleri
jetler
yatlar
dolarlar
gökdelenler
lüksün her türlüsü
geliyor.
sanırım vahhabilik çağrışım yapıyor.
bu kadar hızlı ilerlemenin mantıklı açıklaması sizde muhakkak var
bizimle paylaşırsanız sevinirim.
saygılar
Sevgili canip atay ;
Görülen o ki,
sen benden daha Bahaisin.
Çünkü benim bilmediklerimi de biliyorsun :)
sevgili psiko çok ciddi olarak sordum.
merak ediyorum.
hani bi hikaye vardır
kedinin önünden
bir top yuvarlansa
kedi ardından koşar
insan ise dönüp topun
nereden geldiğine bakarmış ya.
bizi biz yapan meraktan soruyorum
Sevgili cenap atay ;
Çok ciddi sordun ama,
BİR liğin gücü hakkında bir düşün.
Yok öyle Rockafellerler falan bu inancın içinde.
Olmuş olsa da,
bireylerin hükmü yok bu inançta.
Onlar da senin benim gibi bir birey.
Bu başlıkta 5.sayfadaki 43 nolu iletiyi bir daha oku lütfen.
UlulElbab
05-01-2010, 21:46
Sevgili UlulElbab ;
Akl'ı ve araştırmayı sevdiğini biliyorum.
Kuşadalı İbrahim Halveti diye meşhur bir mutasavvıf vardır.
Osmanlı döneminde Istanbuldaki Tekkesi yanmış,
yanan tekkesini tamir ettirmesi ve yeniden açması için ne kadar ısrar etmişlerse,
Tekkesini yaptırmamış ve açmamıştır.
Nedenini ve zamanını okumanı tavsiye ederim.
Yehova şahitleri 21 Mart 1843 te nereye gidip çadırlar kurarak İsa Mesih'in yeryüzüne inmesini beklemişlerdir.
1843 te inmeyince hesabı yanlış yaptık 1844 de inecek deyip,
bir yıl sonra yine aynı yerde beklemişler midir ?
Aşna aşeriyenin Şeyhiye kolu şeyhi Seyyid Kazım-ı Reşti hicri 1259 miladi 1843 te talebelerine,
"Mehdi'nin gelmesi yaklaştı çıkıp Mehdiyi arayın" demiş midir ?
19.yüzyılın o teknik donanımında,
ikisi aynı dinin değişik fırkalarından olan kişiler ile,
diğeri Hıristiyan olan bu gruplar hangi emperyalist düzenin uygulamasını aynı anda düşünüp ayağa kalkmışlardır ?
Alman Templer tarikatı.
Mesih İsa buradan gelecek ve bu yoldan Tanrının dağına çıkacak,
geldiğinde Onun rahat etmesini ve Ona hizmet için nereye evler dizisi kurmuşlardır ?
Bunları bir araştırabilirsen,
Sırat-el Müstakiym'in nasıl ilmik ilmik dokunduğunu görüp,
"Rabbim sana olan hayranlığımı arttır" diyeceğinden,
hatta diyemeyip hayran hayran seyredeceğinden
adımı bildiğim kadar eminim :)
Değerli Abim,
Araştırmayı severimde sende benim gibi gizemli konuşmaya başladın:D
Meğer hiç güzel gelmiyormuşkarşı tarafa...Bu sıralar bir Tembellik bir Usanmışlık var üstüm de ...Yorma beni Güzel abim:)
Hazır çorba misali...
5 dk.da aydınlat şu aciz kulu.
Saygılarımla...
Sevgili dostum ;
İsrail'in Hayfa kentinde bulunan,
Kermil dağında,
Bahailerin hem Ruhani hem de idari merkezi vardır.
Kermil dağı Yahudi ve Hıristiyanlar tarafından Tanrının dağı olarak nitelenir.
Yehova şahitleri,(Advendistler olacak)
21 Mart 1843 ve 21 Mart 1844 senelerinde,
tam iki defa,
tam da Bahai dünya merkezinin olduğu yere gelip,
İsa Mesih'in inmesini beklediler.
"Adventist faaliyet, kaynağını özellikle Protestan kiliseleri içinde yayılmış olan "Millenyumcu" yani Mesihin bin yıllık krallığına çok önem veren bir hareket içinde bulur. 19'uncu yüzyılın başlarında dünya politik, ekonomik, kültürel ve dinsel alanlarda birçok büyük değişikliklere sahne oldu.
Avrupa ve Amerikalıların çoğu, dünyanın son zamanlarında yaşadıkları kanısındaydılar. İşte böyle bir ortamda William Miller adlı bir çiftçi, 1816'da Kutsal Kitap'ı, özellikle Daniel ve Esinleme kitaplarını incelemeye koyuldu.
İki senelik bir incelemeden sonra da İsa Mesih'in, 21 Mart 1843'te veya 1844'te yeryüzü makdisini temizlemek amacıyla, yeryüzüne geleceğini ileri sürdü.
W. Miller ve taraftarlarının gayretli çalışmaları sonucunda binlerce ve hatta yüzbinlerce kişi bu akıma katılarak, Mesih'in gelişini hararetle bildirmeye ve beklemeye koyuldu.
Fakat, senenin 21 Mart'ı için öngörülüp, coşkuyla beklenen Mesih'in ikinci geliş olayı bu tarihte gerçekleşmez.
O zaman Miller hesaplarını yeniden gözden geçirerek, Yahudi takvimine göre bu gelişin 21 Mart 1844'te gerçekleşeceğini bildirir.
Bu kez Adventistlerin gözleri 1844 yılına çevrilir.
Ama bu tarihte bir kez daha Miller ve taraftarları büyük bir hayalkırıklığına uğrar. Sonuçta yeni tarihler ileri sürülür ama hepsi de hayal kırıklığıyla sonuçlanır.
Büyük bir kriz ve kargaşalık belirir.
Bu şekilde W. Miller'in öncülük ettiği bu Adventist akım kendi içinde 10'dan fazla gruba parçalanır.
İşte Russel'in de kontağa geçtiği gruplardan birisi de buydu."
http://home.scarlet.be/~sp106334/yeh_cikis.htm (http://home.scarlet.be/%7Esp106334/yeh_cikis.htm)
Bahai dünya merkezi ile Hayfa limanı arasındaki yolun iki tarafında ise,
Alman Templer tarikatının yaptırdığı evler vardır.
Hayfaya gidilip bu birbirine benzeyen evlerin hikmeti nedir diye sorarsanız,
Mesih İsa geldiğinde,
Kutsal dağa buradan çıkacak.
Bu evler onun rahatı için hazırlanmış evler denildiğine bizzat şahit olacaksınız.
Mehdi olayına bir türlü ısınamadın ama,
Kuşadalı İbrahim Halveti,
Kuşadalı İbrahim Halveti sulûkün tekke dışında tamamlanmasını tarîkatının aslî prensipleri arasına koyarak, kendine has bir sülük anlayışının en önemli adımını atar.
Bir kaza sonucu yanan tekkesinin yeniden inşaını isteyenlere engel olmuş ve sebep olarak da tekkelerden feyzin kaldırıldığını söylemiştir.
“Tekkesi yandığı zaman halîfesi Ahmed Îzzet'e şöyle der:
“Keyfine bak izzet, masivayı yaktın !”
Kuşadalı İbrahim Halveti, tekke devrinin kapandığı yolundaki düşüncesini şu gerekçelere istinad ettirmekten çekinmemiştir:
“Zamanımızda (: Fî zamanina) tekkelerde sulûk ve irşad etvarı yok.”
“Tekkeleri meyhane, kerhane ediyorlar”.
“Sofîlik taç ile aba oldu Hayfakim marifet heba oldu.”
Sulûk ve irşadın zamana, salikin durumuna göre şekil ve tavır kazanacağını beyan eden Kuşadalı İbrahim Halveti, yaşadığı devirden itibaren sulûkün tekkelerde yürütülmesini mümkün görmemekte ve 13 asır süren tekke tatbîkatından rücü' edilmesi gerektiği fikrini savunmaktadır.
Büyük mutasavvıflardan Kuşadalı İbrahim Halveti'de yazdığı mektuplarda Mehdinin yakın bir zamanda geleceği ve vazifesini yapacağını bildirmiştir:
"Şimdi vakitler, mukaddeme-i zuhur-i Mehdi kuddise sirruhu'dur.
Yine vara vara onun vaktinde suluk gaza ile olacaktır.
Şimdilik bir mevzı'da zikrolunması devam-i adet elvermez. 23 Muharrem 1260/1844
...Yine Hz. Mehdi zuhurunda kırk senesi cihat esnasında Deccale uyanlar, çift u çift heyetinde böyle böyle mücahade ederek Deccal ve avanesi etkisiz hale getirildiğinde bi yedi 'isa aleyhisselam tertibi süluk böyle böyle değişilir... 1260/1844,
(Y.N.Öztürk, Kuşadalı İbrahim Halveti, s. 204-212, Fatih Yay. 1982)
UlulElbab
06-01-2010, 00:17
Selam Değerli Dost,
Mehdi öyle pat diye gökten gelecek değil ya?
Demek ki aramızda yaşayan biri olmalı...
Bunun kriteri ne? Yani şimdi bende iddia ediyorum...
Beklenen bu Mehdi benim desem? 2012 de şu bu olacak desem?
Ben neden karşı çıkıyorum?
İnsanlar işin kolayına kaçıyor ve ümidsizlik içinde oturup Mehdi bekliyor.
Bu verimliliği düşürüyor...İnananları tembel ve kaderci bir anlayışa itiyor...
nasıl olsa bir mehdi gelecek tüm sorunları çözecek anlayışı...
Oysa herkesin mehdisi yine kendisi...
Salat etmeliyiz...Toplum olarak infak etmeliyiz ve Şükr etmeliyiz...
Dikkat edersen bunların herbiri bir EYLEM dir.
Açları,sömürülenleri kollamalı,Dünyayı Cennete çevirmeliyiz...
Bunlar oturup Mehdi beklemekle olmaz.
Sevgi ile...
YOLCULUKLAR
06-01-2010, 10:34
Oysa herkesin mehdisi yine kendisi...
Güzel bir bakış açısı :)
Aslında Yahudilik ve Hristiyanlık bu tarz bir bakış açısına sık sık gönderme yapmıştır. Tabi otariteler tarafından bu tarz bir düşünce onaylanmamıştır. Onaylanmayı bırakın sorgulanamamıştır bile.
Oysaki mantıklı düşününce bu mantıkla sarf edilmiş bir çok ayet vardır.
Yaratılış 1,27 de Tanrı'nın insanı kendi suretinde yaratıldığı yazılıdır.
Zebur 82,6 da insanların ilah olduğu yazar.
Bu temeller üzerine kurulmuş olan İncil ise
Koloseliler 1,27 de Mesih'in insanın içinde olduğunu...
Luka 17,21 de ise Tanrı'nın Egemenliğinin yine bizzat insanın içinde olduğunu yazar.
Yuhanna 2,19-21 de ise Tanrıya tapınılan yerin bir insan bedeni olduğu ima edilir.
Zaten hem Eski Antlaşmayı hem de Yeni Antlşamayı baz alan Katolik Kilise ise Komunyonun (ayinde yenilen ekmek ve şarabın) bizzat İsa Mesih'in ta kendisi olduğunu söyler.
Çünkü bu ayetlerin mantığı onlar için mantık dışıdır. Yani insanlar nasıl ilah olurlar? tapınak nasıl beden olabilir? Tanrı insanın içinde nasıl olurda yaşar? Bunlar mantık dışıdır. Bu olsa olsa sonradan konulan bir şey olabilir. Peki bunu insanlar sonradan nasıl koyuyorlar? Ayinde ekmeği (Mesih'in eti) yiyorsunuz, şarabı (Mesih'in kanı) içiyorsunuz ve Mesih sizin bedeninize girmiş oluyor.
Tabi bu saçma bakış açısını bir çok mezhep onaylamıyor ama Katolik Kilise'de bu ayetlere ancak bu şekilde açıklama getirebiliyor.
Ama dediğim gibi Hristiyanlıkta bunları sorgulayamazsınız. Sorgulamaya kalkıştığınız an başınıza işler açılacaktır. Elçisel kilisede iseniz aforoz yersiniz. Elçisel bir kilisede değil iseniz kiliseden atılırsınız.
Sevgili Psiko benim merak ettiğim şey insanların ilah olabileceği, Tanrı'nın ,insanın içinde yaşayacağı düşünceleri sizde de var mıdır?
Birde bu tarz şeylerin sorgulanmasına nasıl bakıyorsunuz? Klasik dinlerin dogmatik bakış açısını taşıyıp insanları sorgulamamaya-anlamamaya yöneltip, anlamak ve sorgulamak isteyenleri kapı dışarı mı ediyorsunuz yoksa dogmatiklikten sıyrılıp, Tanrı'yla, Kutsal Metinlerle yüzleşip Tanrı'ya daha da bir gönül rahatlıyla mı inanmak istiyorsunuz?
Ama lütfen dürüst olun sevgili Psiko. Yani bu dediklerimi bir Hristiyana söylerseniz emin olun ki beni yalancılıkla suçlayacaktır. Hristiyanların çağdaş ve bilim yanlısı olarak size lanse edecektir. İşin teorisi budur. Ama iş pratiğe döküldüğü zama, İncil'in ayetlerini sorgulamaya, anlamaya kalktığınız an düşüncelerinizin şeytandan olduğunu söylerler, insanın aklına kötü düşünceler sokmakla sizi suçlarlar ve düzeni bozduğunuz için sizi kapı dışarı ederler.
Sevgili Psiko benim merak ettiğim şey insanların ilah olabileceği, Tanrı'nın insanın içinde yaşayacağı düşünceleri sizde de var mıdır?
.
Merhaba sayın YOLCULUKLAR ;
Tanrının 99 ismi olduğu söylenir.
Sağa sola bakmaya,gitmeye hiç gerek yok.
En basitinden kendimizi ele alalım.
Cimri isek cömert olabilmek elimizde mi ?
Vefasız isek vefalı olmak,
Sabırsız isek sabırlı olmak,
Adaletsiz isek adil olabilmek,
Cahil isek alim olabilmek,
şefkatsiz isek şefkatli olabilmek,
vb vb vb
Tüm bu isim ve sıfatlar aslında bizim ruhumuzda var.
Ruhumuzun doğal olan yanını ortaya çıkaramayıp,
güneşi,n önündeki bulutların,
güneşin ışığını vermesini engellediği gibi,
bizim kendi engellerimiz de,
bunların doğal olarak bizden çıkıp yansımasını engelleyen bulutlar-perdelerdir.
Onun benzeri dendiğinde,
hep tip-fizik görünüm algılanmıştır.
Onun benzeri olmak demek,
davranışsallık bazındadır görünüm bazında değil.
Bu bağlamda bakacak olur isek,
Onun emaneti olan ruhumuzun içeriğini doğal olarak yaşama yansıtabilirsek,
Onun gibi oluruz.
Adımız da ilah olsun ne farkeder.
Sevgili dostum UlulElbab ;
Kur'anda iki yerde,
BAKARA 146 : Kendilerine kitap verdiklerimiz onu ,özoğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.
Buna rağmen onlardan bir gurup bile bile gerçeği gizler.
EN'ÂM 20 : Kendilerine kitap verdiklerimiz onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.
Kendilerini ziyan edenler var ya, işte onlar inanmazlar.
Bu iki ayet ve "Tahrif" yanyana geldiğinde ortaya nasıl bir anlayış çıkmıştır ?
Sevgili mongus'un,
Süleyman tapınağında bulunduğu,
Yunanlı bir şirketin TERCEMESİ (tercümesi DEĞİL) yaptığı,
Türk genelkurmayının sakladığı "Barnabas İncil'i" anlayışı olabilir mi ?
(Bunu da hiç anlayamamışımdır.Süleyman tapınağında bulundu.Tercemesi (Tercüme değil)yapıldı.Ama saklandı.Nası yani ? demeden dur durabiliyorsan.)
Bu anlayış neyi tetikler ?
Aslında Ehlikitabın ehili olduğu kitaplarda,
Muhammedin,
Adı,soyadı,
Ana ve baba adı,
Memleketi,
Doğum tarihi,
ve de
Resimli ikametgah ile resimli nüfus kağıdı vardı,
saklanıldığı için Ehli kitap ne Onu tanıdı ne de Ona inandı.
Acaba gerçek böyle bir şey mi ?
İsa İncilde Yahudilere şöyle sesleniyor :
Yuhanna 5: 39 Kutsal Yazılar'ı araştırıyorsunuz.
Çünkü bunlar aracılığıyla sonsuz yaşama sahip olduğunuzu sanıyorsunuz.
Bana tanıklık eden de bu yazılardır!
Yuhanna 5: 46 Musa'ya iman etmiş olsaydınız, bana da iman ederdiniz.
Çünkü o benim hakkımda yazmıştır.
Yuhanna 5: 47 Ama onun yazılarına iman etmezseniz, benim sözlerime nasıl iman edeceksiniz?"
İsa Yahudilere,
Yahudilerin kutsal yazılarında kendisinin anlatıldığını,bu yazıların kendisine tanıklık ettiğini vurguluyor,
ama,
Tetikçi Romalılar,
Tetiği çektiren Yahudilerin fişfiklemesi ile,
Yallah çarmıha diyorlar ona.
Aynı şey yukardaki ayetlerde görüleceği üzre Muhammed adına Hıristiyan toplumu için de geçerli.
Şimdi,
Ortada bir sakatlık var.
Bir sonraki İlahi Elçiler
"Kitaplarda yazılıyızzz"
diyor,
bir önceki ümmetler
(Tabi sade vatandaşlardan söz etmiyorum din adamları zümresinden söz ediyorum)
Iııı yoksunuz,
olsaydınız biz bilirdik ve de size iman ederdik diyorlar.
Sakat nerede diyeceksin.
Aliİmran 81 de ne der ?
Biz Nebilerden söz aldık.
Ne sözü ?
Elinizdeki bulunanı tasdik edip onaylayan bir RESUL geldiğinde,
"Mutlaka Ona inanacak ve muhakkak Ona yardım edeceksiniz" sözü.
Üstelik Rabbimiz de Nebileri ile buna şahid.
Akletmek ve düşünmek dediğimiz olguyu ortaya koyacak olur isek,
M.Ö 1350 cıvarında yaşamış olan Musa,
1350 sene sonra gelen İsa'ya nasıl inanıp yardımcı olacak ?
(Ateist arkadaşlar duymasın.Ahmet Kayadan "Bu ne yaman çelişki" şarkısını istek yapabilirler :) )
Peki bu Nebilerden İsa,
kendinden 600 küsur yıl sonra gelen Muhammede nasıl mutlaka inanıp muhakkak yardım edecek ?
Akıllara zarar bir şey değil mi ?
O halde ne yapacağız ?
Nasıl akledip düşüneceğiz ?
Paradigmalarımız,
Karada mukim deniz feneri'nin(Bu bizim hükümetin başağrısı olan deniz feneri değildir :)
üzerine giden Amiral gemisi modunda,
Deniz fenerine "Rota değiştir" demek yerine bizler mi rotamızı değiştirmeliyiz ?
Anımsarsan,
Dünya yuvarlaktır diyen Galileo'ye,
Dünya düzdür len diyen bir Kilise dramamız vardı.
(Mesih'in döndüğünde herkesin Onu görebilmesi için anccak düz olması gerekir ki görülebilsin anlayışı nedeni ile)
Bu bize ne anlatır ?
Kilisenin,
yani din ulularının,
tıpkı İsanın Yahudilere dediği gibi,
araştırdıklarını ve de anladıkları sandıkları İlahi yazılardan,
bazı konularda hayati vehamet taşıyan yanlış çıkarımlar yaptıklarını mı ?
Bir de hep merak etmişimdir.
Mesih geldi diyelim.
Hangi Yahudi ve Hıristiyan Mesihi,
Mehdi ve Mesih birlikte geldi,
Hangi Müslüman bunları,
nereden ve nasıl tanıyacak.
Üzerlerinde özel tanıtım kartları
veya
resimli görev kağıtları falan mı olacak ?
İncil neden "Ağaç" benzetmesi yapar ?
İbrahim Suresi 24 ve 25 bize ne anlatır ?
(Kusura bakma can hazır çorba bitti de :) )
UlulElbab
07-01-2010, 04:33
Sevgili dostum UlulElbab ;
Kur'anda iki yerde,
BAKARA 146 : Kendilerine kitap verdiklerimiz onu ,özoğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.
Buna rağmen onlardan bir gurup bile bile gerçeği gizler.
EN'ÂM 20 : Kendilerine kitap verdiklerimiz onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.
Kendilerini ziyan edenler var ya, işte onlar inanmazlar.
Bu iki ayet ve "Tahrif" yanyana geldiğinde ortaya nasıl bir anlayış çıkmıştır ?
Sevgili mongus'un,
Süleyman tapınağında bulunduğu,
Yunanlı bir şirketin TERCEMESİ (tercümesi DEĞİL) yaptığı,
Türk genelkurmayının sakladığı "Barnabas İncil'i" anlayışı olabilir mi ?
(Bunu da hiç anlayamamışımdır.Süleyman tapınağında bulundu.Tercemesi (Tercüme değil)yapıldı.Ama saklandı.Nası yani ? demeden dur durabiliyorsan.)
Bu anlayış neyi tetikler ?
Aslında Ehlikitabın ehili olduğu kitaplarda,
Muhammedin,
Adı,soyadı,
Ana ve baba adı,
Memleketi,
Doğum tarihi,
ve de
Resimli ikametgah ile resimli nüfus kağıdı vardı,
saklanıldığı için Ehli kitap ne Onu tanıdı ne de Ona inandı.
Acaba gerçek böyle bir şey mi ?
İsa İncilde Yahudilere şöyle sesleniyor :
Yuhanna 5: 39 Kutsal Yazılar'ı araştırıyorsunuz.
Çünkü bunlar aracılığıyla sonsuz yaşama sahip olduğunuzu sanıyorsunuz.
Bana tanıklık eden de bu yazılardır!
Yuhanna 5: 46 Musa'ya iman etmiş olsaydınız, bana da iman ederdiniz.
Çünkü o benim hakkımda yazmıştır.
Yuhanna 5: 47 Ama onun yazılarına iman etmezseniz, benim sözlerime nasıl iman edeceksiniz?"
İsa Yahudilere,
Yahudilerin kutsal yazılarında kendisinin anlatıldığını,bu yazıların kendisine tanıklık ettiğini vurguluyor,
ama,
Tetikçi Romalılar,
Tetiği çektiren Yahudilerin fişfiklemesi ile,
Yallah çarmıha diyorlar ona.
Aynı şey yukardaki ayetlerde görüleceği üzre Muhammed adına Hıristiyan toplumu için de geçerli.
Şimdi,
Ortada bir sakatlık var.
Bir sonraki İlahi Elçiler
"Kitaplarda yazılıyızzz"
diyor,
bir önceki ümmetler
(Tabi sade vatandaşlardan söz etmiyorum din adamları zümresinden söz ediyorum)
Iııı yoksunuz,
olsaydınız biz bilirdik ve de size iman ederdik diyorlar.
Sakat nerede diyeceksin.
Aliİmran 81 de ne der ?
Biz Nebilerden söz aldık.
Ne sözü ?
Elinizdeki bulunanı tasdik edip onaylayan bir RESUL geldiğinde,
"Mutlaka Ona inanacak ve muhakkak Ona yardım edeceksiniz" sözü.
Üstelik Rabbimiz de Nebileri ile buna şahid.
Akletmek ve düşünmek dediğimiz olguyu ortaya koyacak olur isek,
M.Ö 1350 cıvarında yaşamış olan Musa,
1350 sene sonra gelen İsa'ya nasıl inanıp yardımcı olacak ?
(Ateist arkadaşlar duymasın.Ahmet Kayadan "Bu ne yaman çelişki" şarkısını istek yapabilirler :) )
Peki bu Nebilerden İsa,
kendinden 600 küsur yıl sonra gelen Muhammede nasıl mutlaka inanıp muhakkak yardım edecek ?
Akıllara zarar bir şey değil mi ?
O halde ne yapacağız ?
Nasıl akledip düşüneceğiz ?
Paradigmalarımız,
Karada mukim deniz feneri'nin(Bu bizim hükümetin başağrısı olan deniz feneri değildir :)
üzerine giden Amiral gemisi modunda,
Deniz fenerine "Rota değiştir" demek yerine bizler mi rotamızı değiştirmeliyiz ?
Anımsarsan,
Dünya yuvarlaktır diyen Galileo'ye,
Dünya düzdür len diyen bir Kilise dramamız vardı.
(Mesih'in döndüğünde herkesin Onu görebilmesi için anccak düz olması gerekir ki görülebilsin anlayışı nedeni ile)
Bu bize ne anlatır ?
Kilisenin,
yani din ulularının,
tıpkı İsanın Yahudilere dediği gibi,
araştırdıklarını ve de anladıkları sandıkları İlahi yazılardan,
bazı konularda hayati vehamet taşıyan yanlış çıkarımlar yaptıklarını mı ?
Bir de hep merak etmişimdir.
Mesih geldi diyelim.
Hangi Yahudi ve Hıristiyan Mesihi,
Mehdi ve Mesih birlikte geldi,
Hangi Müslüman bunları,
nereden ve nasıl tanıyacak.
Üzerlerinde özel tanıtım kartları
veya
resimli görev kağıtları falan mı olacak ?
İncil neden "Ağaç" benzetmesi yapar ?
İbrahim Suresi 24 ve 25 bize ne anlatır ?
(Kusura bakma can hazır çorba bitti de :) )
Selam Saygıdeğer Üstad,
Biraz ağır olmuş:D
Dolaysı ile hazmetmem zaman alacak..kusuruma bakma...
Bir kasa soda dahi yetmedi...
Çok teşekkür ederim ...Emeğin için.
Selam ve Dua ile...
Sevgili UlulElbab ;
Şu özoğullarını tanıdıkları gibi tanınma olgusunu,
hepimizin bildiği bir olay ile anlatayım o halde.
Çağrı filmini hepimiz izlemişizdir.
Mekkeli müşriklerin zulmünden kaçan ilk Müslümanlar,
Habeşistana gittiler.
Habeş kralı Necaşi'ye sığındılar.
Mekkeli müşriklerden birisi,
ki bu birisi Habeş kralını tanıyordu.
Bu yakınlık vasıtası ile,
kaçan bu Müslümanların kendilerine iade edilmesini istedi.
Müslümanlar Kur'andan ayetler okuduklarında,
Necaşinin elindeki baton-asasıyla yere bir çizgi çizdikten sonra söylediği söz,
bu konunun yaşamla anlaşılması adına çok ama çok önemli .
Hatırlayanınız var ise buraya alsın o sözü :)
YOLCULUKLAR
10-01-2010, 01:58
Psiko kardeşim,
Bir kaç sorum olacak.
Eğer format olarak yanlış bir soru soracaksam ya da önceden cevaplamış olduğunuz bir soru olacaksa lütfen bunu bilgisizliğime ya da öğrenme isteğimdeki heyecana verin.
Sizde ibadet nasıl oluyor?
İbadet edişin belirli kuralları var mıdır (İslamdaki namaz kılmak gibi). Yoksa edep, saygı, rahatsızlık vermemek gibi toplumda yaşama kuralları dışında herhangi bir kurala bağlı kalmadan ibadetlerinizi yapabilir misiniz? (Hristiyanlıktaki gibi).
İbadetlerinizi ne kadar sıklıkla yaparsınız?
Dua etmenin önemi nedir? (Dua etmek zorunlu mudur, isteğemi bağlıdır, dua ederken söyleyeceğiniz sözler önceden belirlenmiş midir yoksa Hristiyanlıktaki gibi dua Tanrı ile konuşmak mıdır?)
Psiko kardeşim, bir de mabetlerinizin iç dizaynını çok merak ettim ama göremedim hiç. Bahaliliği tanıtan sitede çeşitli ülkelerde var olan mabetlerin resimlerini gördüm ama 1-2 resim hariç mabetin içini gösteren hiç bir resim yoktu (ki onlardada fotolar hiç net değildi).
Son olarak, Türkiye'de ibadetlerinizi nerede yapıyorsunuz? Yahut her hangi bir şehirde yaşayan biri kolaylıkla mabet bulabilir mi?
Sevgili YOLCULUKLAR ;
Bahaullah bir yerde diyor ki :
"İnsanlığa hizmet amacıyla yapılan her iş ibadetten sayılır."
İbadetlere bakış yaşam mantelitemizin çıkış noktası da budur.
Ancak bu bizim Namaz ve Orucumuz olmadığı anlamına gelmemektedir.
Büyük,orta ve küçük olmak üzere 3 çeşit namazımız vardır.
Ancak namaz bir papağanın sözleri tekrarlaması şeklinde değil,
içindeki duaların anlamları üzerinde tefekkür etmeyi de içeren bir tutumla yaparız.
Biz bu duruma anlayışın 3 seviyesi diyoruz.
1.Seviyede okuduğumuz şeyi motamot anlamak.(Dışarı bakış ile ezberlemek)
2.Seviye bu okuduğumuz duaların yaşamımızla irtibatı,yaşamımıza nasıl adapte edebileceğimiz üzerinde tefekkür ve uygulama.
3.Seviye de ise,bu Tanrısal sözlerin ima ettikleri üzereinde derin düşünmek.
Namazlarımız toplu değil bireyseldir.
Tek toplu namazımız cenaze namazlarıdır.
Dua'nın bizdeki önemi çok fazladır.
Bizim için dua Tanrı ile sohbettir.
Ruh'un etki sahibi olduğuna,
Dua'nın da ruhani etkiye sahip olduğunu düşünürüz.
Şu an dünya üzerindeki tüm Bahai Toplumunun 4 ana hareket çizgisi vardır.
Bunlardan biri de hem Bahailerin hem de çevrelerinde yaşayan Bahai olmayanların,
sürekli ve düzenli olarak BİR likte yaptıkları dua toplantılarıdır,
ki katılan kimseler Bahai duaları edecekler diye bir kural veya kaide yoktur.
www.tr.bahai.org adresinde yayınlarımız bölümünde dua kitabı vardır.
Dualarımızı orada görebilirsiniz.
Yalnız bu duaları edeceğiz diye bir kural da yoktur.
Mesela Bahaullah'ın eserlerinden sabah ve akşam okumak bir farzdır.
Sıklığını anlayın.
Ancak ruha bezginlik verecek şekilde olmamasına gayret ederiz.
O Bahai mabedi dediğiniz şeyler,
şu an dünyanın altı kıtasında belirlenmiş noktalardaki,
bizler tarafından Maşrık-ul Ezkar olarak nitelelen binalardır.
Burada yalnızca Tanrıya ibadet değil,
fakirlerin doyurulması,ilmi çalışmaların yapılacağı,misafirhaneler,hastahane vb insanlığa hizmet verecek komplike bir Bahai külliyatının temelleridir.
Buradaki ateist arkadaşlardan bir tanesi,
Amerikaya Chicago şehrine gittiğinde,
merak edip
"Şu psikonun inancının mabedi nemenem birşey " diye orayı da ziyaret etmişti.
Ona soralım nasılmış iç dizaynı :)
Eksik kalan bir yer varsa yine cevaplayabilirim.
UlulElbab
10-01-2010, 03:30
Hayatımın bir dönemini Deist bir kısmını Ateist geçirdim.
Rabbime şükürler olsun ki muhlis bir Hanif olarak çok mutluyum.
Ama eğer daha önce Bahailik ile tanışsaydım mutlaka şu anda sıkı bir Bahai
olurudum.
Hala da bu ihtimal mevcud:D:D:D
Ama şu bir Gerçek ki TAKVA Elbisesi giyene Çok Yakışır.
Bu hanifmiş,bahaimiş,Sabiimiş
Hristiyan veya Yahudi...
Kim olursa olsun ve hangi yönetemi seçmiş olursa olsun...
Kamil İnsan olmak için Yötem çok...
Ama varacağı nokta TEK dir.
TEK olana ve BİR olana inanan herkes ZÜLME
karşıdır.
Zulme karşı olanlarda benim Kardeşimdir.
Biz kardeşliğin BİLİNCİ yanısıra GEREĞİNİ de yaşayanlardanız.
Bir,Tek olana inanmadığını söyleyen ama yine Zulme karşı olanda bizim kardeşimizdir.
Selam
Resmi hala duruyor arsivimde, galiba sana yollamistim sevgili psiko. Oya gibi islenmis, yalniz Bahai'ler degil, turistler tarafindan da ziyaret edilen bir sanaat eseri.
UlulElbab
10-01-2010, 03:44
Çok kıymetli bir şahsiyetin sözü;
""İnsanlığa hizmet amacıyla yapılan her iş ibadetten sayılır.""
Böyle bir Kamil insanın sözü üstüne söz söylemeye utanıyorum ama,
sayılır değil
;
SALAT budur;"İnsanlığa hizmet amacıyla yapılan her iş ibadettir."
İnsanların Namaz olarak algıladığı şey sadece bir meditasyondur.
Kendi Benliğini Disipline etmesidir...
Ancak gerçek anlamda Salat:
-Tüm insanlığa faydalı olmak,Kötülüğü önlemek,İyiliği emretmektir.
-emri bil maruf nehyi anil münker
-KIYAM , Kısacası Zulme başkaldırı
-Yaratıcı ile BAĞ kurmak ve o Bağı hiç koparmamak
-ZİKR Aklını tam kapasite kullanmak,Düşünmek
Bunlar bir insanı Mükemmele yakın hale getirir...
Doğal yaşamak bunun için yeterlidir...
İnsan bu haliyle yaratılmıştır...
Zekat ise Tezkiyedir...Arınma ve Temizlenme
İnfak ve Sadaka ile karıştırılıyor...
EqümüsSalat ve AtuyzZekat
yukardakilerin ve Hayatın özetidir.
Bunları özetleyen ve içinde barındıran İslamda
Hiçbir Tarikat kalmamıştır,yoktur...
Oysa Bahailikte bunları görüyoruz...
Demek ki "Sırat-el müstakiym"e (Hanif Düşünceye) en yakın yol budur...
Sevgi ve Saygılarımla...
UlulElbab
10-01-2010, 03:46
Resmi hala duruyor arsivimde, galiba sana yollamistim sevgili psiko. Oya gibi islenmis, yalniz Bahai'ler degil, turistler tarafindan da ziyaret edilen bir sanaat eseri.
Ben çok merak ediyorum..Dünyada Nerede başka var?
Mesela TR de?
9 Cephe veya köşe neyi Simgeliyor? İçinde Semboller veya yazılar varmı?
Saygılarımla...
Hatta digerleri de...Sevginin karsisinda herkes boyun eger en sonunda. Sabirla ugrasan kardeslerimize ben hayranim.
Araya baska mevzu girince anlamsiz oldu:) diger insanlar, yani simdilik insan sevgileri gelismemis olanlar da kardesimizdir demek istedim.
Sevgili ağabey ;
Kendi gözünle görüp,
kendi bilgin ile vakıf olduğun durumu,
senin açıklaman çok daha hoş oldu.
Teşekkürlerimi sunarım.
Kamil İnsan olmak için Yöntem çok...
Ama varacağı nokta TEK dir.
9 Cephe veya köşe neyi Simgeliyor ?
Sevgili UlulElbab ;
O dokuz cephe veya köşe dediğin şeyler 9 kapıdır.
Hayfadaki,
Makam-ı Ala adı verilen mekan da dahil olmak üzere,
6 kıtadaki tüm Maşrık-ul Ezkarlarımız 9 kapılıdır.
Bu da dünya üzerindeki 9 büyük dinin BİR alanda toplanmasının temsilidir,ifadesidir.
Tarih boyunca ruhani gelişimin başta gelen faktörleri büyük dinler olmuştur.
Dünya insanlarının çoğunluğu için bu inanç sistemlerinden her birinin kutsal kitapları, Hz.Bahaullah’ın sözleriyle
“Tanrı Şehri”,
insan bilincini bütünüyle içine alan, samimi inananları
“Yeni bir göz, yeni bir kulak ve taze bir yürek ve ruh”
ile donatacak kadar güçlü bir bilgi kaynağı görevini üstlenmişlerdir.
Tüm dinsel kültürlerin katkıda bulunmuş olduğu engin bir literatür, birçok arayıcı nesiller tarafından bildirilen üstünlük deneyimini kaydetmektedir.
Binyılın başlarından beri İlahi kaynağın mesajlarına cevap verenlerin hayatları müzikte, mimaride ve başka sanatlarda, milyonlarca inanan hemcinsleri için ruhun deneyimlerini bitimsiz bir şekilde yineleyerek heyecan verici başarılara ilham kaynağı olmuştur.
Varolan hiçbir başka güç,
insanlardan bunlara denk kahramanlık,
kendini feda etme
ve
öz disiplin kabiliyetleri ortaya çıkarmaya muktedir olamamıştır.
Toplumsal düzeyde, ortaya çıkan ahlaki prensipler, tekrar tekrar kendilerini insan ilişkilerini düzenleyen ve onların seviyesini yükselten evrensel yasalara dönüştürmüşlerdir.
Genel görünüm olarak başlıca dinler, uygarlaşma sürecinin birincil sürükleyici gücü olarak ortaya çıkmaktadırlar.
Bunun aksini iddia etmek hiç şüphesiz tarihin tanıklığını görmezden gelmektir.
O halde neden bu uçsuz bucaksız zengin miras, bugünün yeniden uyanan ruhani arayışı için merkezi bir sahne olarak hizmet etmiyor ?
Belli belirsiz, söz konusu dinlerin yükselişine yolu açan öğretileri onlara yeni bir çekicilik kazandırmak ümidiyle yeniden tanımlamak için gayretli girişimlerde bulunulmaktadır;
ancak anlam arayışının daha önemli olan kısmı dağınık,
bireyselci ve karakterinde tutarsızdır.
Kutsal yazılar değişmemiştir;
içerdikleri ahlaki prensipler geçerliliklerinden hiçbir şey yitirmemişlerdir.
İlahi Varlığa samimiyetle sorular yönelten hiçbir kimse,
ısrarlı olduğu takdirde,
Mezmurlar’da
ya da Upanişadlar’da cevap veren bir ses bulmakta başarısızlığa uğramayacaktır.
Bu maddi varoluşu aşan Gerçeklik hakkında biraz algıya sahip bir kimse,
İsa’nın ya da Buda’nın bu gerçek hakkında samimiyetle konuştukları sözlerden tüm kalbiyle etkilenecektir.
Kuran’ın kıyamete dair görüleri,
okuyucularına adaletin gerçekleşmesinin İlahi amacın merkezi olduğu konusunda sağlam bir güven vermeye devam etmektedir.
Bunun yanında kahramanların, şehit ve azizlerin hayatlarının anlamlılıkları,
bu hayatların asırlar önce yaşandıkları zaman olduğundan daha az değildir.
Bu nedenle,
birçok dindar insan için mevcut medeniyet buhranının en acı verici yönü,
gerçeğe dair arayışın dinin alışılmış yollarına güvenle yönelmemiş olmasıdır.
devamı
http://www.bahaitr.org/yayinlar/tekortakdin.htm
YOLCULUKLAR
10-01-2010, 17:57
Sevgili YOLCULUKLAR ;
Bahaullah bir yerde diyor ki :
"İnsanlığa hizmet amacıyla yapılan her iş ibadetten sayılır."
İbadetlere bakış yaşam mantelitemizin çıkış noktası da budur.
Ancak bu bizim Namaz ve Orucumuz olmadığı anlamına gelmemektedir.
Büyük,orta ve küçük olmak üzere 3 çeşit namazımız vardır.
Ancak namaz bir papağanın sözleri tekrarlaması şeklinde değil,
içindeki duaların anlamları üzerinde tefekkür etmeyi de içeren bir tutumla yaparız.
Biz bu duruma anlayışın 3 seviyesi diyoruz.
1.Seviyede okuduğumuz şeyi motamot anlamak.(Dışarı bakış ile ezberlemek)
2.Seviye bu okuduğumuz duaların yaşamımızla irtibatı,yaşamımıza nasıl adapte edebileceğimiz üzerinde tefekkür ve uygulama.
3.Seviye de ise,bu Tanrısal sözlerin ima ettikleri üzereinde derin düşünmek.
Namazlarımız toplu değil bireyseldir.
Tek toplu namazımız cenaze namazlarıdır.
Dua'nın bizdeki önemi çok fazladır.
Bizim için dua Tanrı ile sohbettir.
Ruh'un etki sahibi olduğuna,
Dua'nın da ruhani etkiye sahip olduğunu düşünürüz.
Şu an dünya üzerindeki tüm Bahai Toplumunun 4 ana hareket çizgisi vardır.
Bunlardan biri de hem Bahailerin hem de çevrelerinde yaşayan Bahai olmayanların,
sürekli ve düzenli olarak BİR likte yaptıkları dua toplantılarıdır,
ki katılan kimseler Bahai duaları edecekler diye bir kural veya kaide yoktur.
www.tr.bahai.org (http://www.tr.bahai.org) adresinde yayınlarımız bölümünde dua kitabı vardır.
Dualarımızı orada görebilirsiniz.
Yalnız bu duaları edeceğiz diye bir kural da yoktur.
Mesela Bahaullah'ın eserlerinden sabah ve akşam okumak bir farzdır.
Sıklığını anlayın.
Ancak ruha bezginlik verecek şekilde olmamasına gayret ederiz.
O Bahai mabedi dediğiniz şeyler,
şu an dünyanın altı kıtasında belirlenmiş noktalardaki,
bizler tarafından Maşrık-ul Ezkar olarak nitelelen binalardır.
Burada yalnızca Tanrıya ibadet değil,
fakirlerin doyurulması,ilmi çalışmaların yapılacağı,misafirhaneler,hastahane vb insanlığa hizmet verecek komplike bir Bahai külliyatının temelleridir.
Buradaki ateist arkadaşlardan bir tanesi,
Amerikaya Chicago şehrine gittiğinde,
merak edip
"Şu psikonun inancının mabedi nemenem birşey " diye orayı da ziyaret etmişti.
Ona soralım nasılmış iç dizaynı :)
Eksik kalan bir yer varsa yine cevaplayabilirim.
Cevabınız için çok teşekkür ederim...
Eksik kalan pek bir yer yok ama sormam gereken daha bir yığın soru var. Ama zamanla... Yavaş yavaş... İlk başta sitenizi iyi bir incelemem gerekiyor. Çünkü eminim ki kafamdaki bir çok sorunun cevabı o sitede mevcuttur.
YOLCULUKLAR
21-01-2010, 23:41
Sevgili Psiko,
Bir konu kafama takıldı da...
Daha demin İslam bölümündeki bir mesajınızı okudum. Zamanında aynı konu aramızda da geçmişti.
İncil'in değiştirildiğini söyleyen kişilere İlk/orjinal İncil'i soryorsunuz ve bu gösterilemeyince de bu tarz iddiaların yersiz olacağını ima ediyorsunuz (ki haklısınızda).
Ama bunu neden söylüyorsunuz? Ben bunu merak ediyorum :)
Yani bir tartışmada belgesiz/delillsiz konuşmanın mantıksız bir şey olduğunu mu belirtmek istiyorsunuz yoksa inancınız gereği bu gün elimizde olan İncil'in değiştirilmediğine mi inanıyorsunuz?
Sevgili YOLCULUKLAR ;
Tanrıya ve Onun dinine inandığını iddia eden bazı kişilerin,
Onun emirleri ve istekleri doğrultusunda yaşamadıkları,
dini bir sömürü amacına doğru döndürdükleri,
tarihin de şahitliği ile doğrudur.
Ancak,
Gönderdiği elçileri de İnsan olan Tanrı,
Yeryüzünde argüman olarak insanı kullanır.
Bu argümandaki bozukluk,hata,
ne Tanrıya ne de dinine izafe edilemez.
Bazen bana sen bizim inancımızı sorguluyorsun derler.
Oysa sorguladığım şey İnançları oluşturan kitapların mihenkliğinde inandığını iddia eden bireylerin davranışlarıdır.
Yani bir Yahudiye bir şey soracak isem,
Tevrat'ın eşliğinde,Tevrat'a uygun hareket edip etmediğidir.
Hıristiyan için İncil'e uygun
Müslüman için Kur'an,a uygun
gibi.
Dolayısı ile Kur'anda bir çok ayette,
Tevrat ve İncil'in Tanrı kitabı olduğu,
Musa ve İsa'nın da Elçileri olduğu vurgulanırken,
Amentü dediğimiz ayetler olan Bakara 136-Aliİmran 84-Nisa 136 da,
kendini inanan olarak gören kişiler,
Tanrıya,meleklerine,Elçilerine ve kitaplarına inandıklarını ve hiçbirini ötekinden ayırt etmediklerini ve bu kavrama teslim olduklarını beyan ediyor olmalarına rağmen,
Al'a 18 ve 19 dan kaynaklı Mevlananın tüm ilahi kitapları "Tanrı sözü" olarak görüyor olmasına rağmen,
Hicr 9 u sadece Kur'ana bağlamak,
"Aklını kullananların üzerine yağacak bir pislik" olabilir mi ?
Kendi sözü olan Kur'anı gönderen Tanrı,
O sözünü korurken,
koruduğu sözünde,
diğer kitapların da kendi sözü olduğu konusunda vurgu yaparken,
o kitapların tahrif olduğunu (Tahriften kastın ne olduğunu anlayamamaktan kaynaklı)
söylemek,
Tanrının kendi sözlerini koruyamayacak güçsüz
ve/veya
bir sözünü korurken öteki sözünü korumayan zalim ve umarsız bir Yaratıcı olduğunu söylerler farkında dahi olmadan.
Bir de,
sorulsa ki "Kitabınıza dokunup onu tahrif edeceğiz" diye can verecek kadar bağlı olduklarını iddia edenler,
sanki kitaplarına bağlılıkta diğer inanç sahiplerinin kendileri ile aynı olmadığını da söylemiş olurlar farkında olmadan.
İncil'in aslını istemek-sormak ta şudur.
Hiç kimse (Hele de müddei olanlar)
Ne Tevrat'ın,
Ne İncil'in,
ve işin traji komik yanı kendi kitaplarının dahi aslını görmemişlerdir.
Ama kalkar "Değiştirildi" şeklinde iddia ortaya atabilecek kadar hem pervasızlık yapıp hem de çok bilmişlik taslarlar.
Biz Tanrının hiçbir kitabının değiştirilmediğine hem inanıyor,
hem de ölüdeniz yazmaları vasıtası ile bilimin yardımı ile de biliyoruz.
Eğer Tanrı ayetleri yerli yerinde duruyor da,
işine gelen o ayetlerden istediği şekilde yorum yapıyorsa,
ki,
Başörtüsü de,
Fatih'in kardeşini öldürtebilmesi de,
bu türdendir
ayetler oradadır ama anlamları yorumlar vasıtasıyla kayıp-uçup gitmiştir.
Tahrif budur.
Metinsel yazıların üzerinde oynanma hali değildir yani.
YOLCULUKLAR
22-01-2010, 00:40
Sevgili YOLCULUKLAR ;
Tanrıya ve Onun dinine inandığını iddia eden bazı kişilerin,
Onun emirleri ve istekleri doğrultusunda yaşamadıkları,
dini bir sömürü amacına doğru döndürdükleri,
tarihin de şahitliği ile doğrudur.
Ancak,
Gönderdiği elçileri de İnsan olan Tanrı,
Yeryüzünde argüman olarak insanı kullanır.
Bu argümandaki bozukluk,hata,
ne Tanrıya ne de dinine izafe edilemez.
Bazen bana sen bizim inancımızı sorguluyorsun derler.
Oysa sorguladığım şey İnançları oluşturan kitapların mihenkliğinde inandığını iddia eden bireylerin davranışlarıdır.
Yani bir Yahudiye bir şey soracak isem,
Tevrat'ın eşliğinde,Tevrat'a uygun hareket edip etmediğidir.
Hıristiyan için İncil'e uygun
Müslüman için Kur'an,a uygun
gibi.
Dolayısı ile Kur'anda bir çok ayette,
Tevrat ve İncil'in Tanrı kitabı olduğu,
Musa ve İsa'nın da Elçileri olduğu vurgulanırken,
Amentü dediğimiz ayetler olan Bakara 136-Aliİmran 84-Nisa 136 da,
kendini inanan olarak gören kişiler,
Tanrıya,meleklerine,Elçilerine ve kitaplarına inandıklarını ve hiçbirini ötekinden ayırt etmediklerini ve bu kavrama teslim olduklarını beyan ediyor olmalarına rağmen,
Al'a 18 ve 19 dan kaynaklı Mevlananın tüm ilahi kitapları "Tanrı sözü" olarak görüyor olmasına rağmen,
Hicr 9 u sadece Kur'ana bağlamak,
"Aklını kullananların üzerine yağacak bir pislik" olabilir mi ?
Kendi sözü olan Kur'anı gönderen Tanrı,
O sözünü korurken,
koruduğu sözünde,
diğer kitapların da kendi sözü olduğu konusunda vurgu yaparken,
o kitapların tahrif olduğunu (Tahriften kastın ne olduğunu anlayamamaktan kaynaklı)
söylemek,
Tanrının kendi sözlerini koruyamayacak güçsüz
ve/veya
bir sözünü korurken öteki sözünü korumayan zalim ve umarsız bir Yaratıcı olduğunu söylerler farkında dahi olmadan.
Bir de,
sorulsa ki "Kitabınıza dokunup onu tahrif edeceğiz" diye can verecek kadar bağlı olduklarını iddia edenler,
sanki kitaplarına bağlılıkta diğer inanç sahiplerinin kendileri ile aynı olmadığını da söylemiş olurlar farkında olmadan.
İncil'in aslını istemek-sormak ta şudur.
Hiç kimse (Hele de müddei olanlar)
Ne Tevrat'ın,
Ne İncil'in,
ve işin traji komik yanı kendi kitaplarının dahi aslını görmemişlerdir.
Ama kalkar "Değiştirildi" şeklinde iddia ortaya atabilecek kadar hem pervasızlık yapıp hem de çok bilmişlik taslarlar.
Biz Tanrının hiçbir kitabının değiştirilmediğine hem inanıyor,
hem de ölüdeniz yazmaları vasıtası ile bilimin yardımı ile de biliyoruz.
Eğer Tanrı ayetleri yerli yerinde duruyor da,
işine gelen o ayetlerden istediği şekilde yorum yapıyorsa,
ki,
Başörtüsü de,
Fatih'in kardeşini öldürtebilmesi de,
bu türdendir
ayetler oradadır ama anlamları yorumlar vasıtasıyla kayıp-uçup gitmiştir.
Tahrif budur.
Metinsel yazıların üzerinde oynanma hali değildir yani.
Teşekkür ederim cevabınız için.
İncil ayetlerinin değiştirildiğine ben de inanmıyorum. Mantıklı da gelmiyor. Çok zor bir iş. Hele hele o günün koşullarında yapılması imkansız bir iş.
Bununla birlikte bu gün elimizde bulunan İncil'ede artık tüm gönül rahatlığıyla güvenemiyorumda.
Kanonların belirlenme süreci beni rahatsız ediyor ve eğer bir oyun oynanmışsa işte tam bu noktada oynandığını düşünüyorum.
Örneğin Yuhanna içindeki ayetleri değiştiremezsiniz. Bu günün teknolojisi nimetlerinde yararlanıp bile bunu yapamazken o günün şartlarında bunu hiç yapamazdınız. Ama Yuhanna kitabı Kutsal değilken, Kilise Kutsal Ruh'un (?) yardımı ile Yuhanna Kitabına Kutsallık sıfatını verip onu kanona dahil etmiş OLABİLECEĞİNİ düşünüyorum.
Neyse...
2 sorum daha var :)
İnancınıza göre, İncil, Kuran gibi, bir şekilde Tanrı'nın direk olarak vermiş olduğu bir kitap mıdır yoksa bu gün kilisenin kabul etmiş olduğu gibi Mesih'in ölümünden sonra Havarilerin Kutsal Ruh yardımı ile yazmış olduğu bir kitap mıdır?
Birde, Kutsal Kitap'ın orjinalliğini koruduğunu savunurken acaba hangi kanonu savunuyorsunuz? Katolik Kilise'sinin kanonunu mu, Protestan Kilisesi'nin kanonunumu? Ortodoks Kilisesinin Kanonunumu? Malum şuan bir/bir kaç kitabı Katolik Kilise kanonuna dahil etmiş ve Tanrı Söz'ü olduğunu savunurken, Protestan mezhebi bunların Tanrı Sözü olduğunu red ediyor ve onları küçümsüyor. Ortodoks Kilisesi ise o kitapları küçümsemiyor, okunması gerekliliğini vurguluyor ama Tanrı Sözü olmadığını belirtiyor.
Son olarak, geçenlerde mektuplara sıcak bakmadığınızı sezinledim. Siz İncil derken sadece ilk dört kitaptan mı bahsetiyorsunuz? (Markos/Matta/Luka/Yuhanna) Yani bunların Kutsallığına inanırken, diğer bölümlerin kutsallığına inanmıyor musunuz?
Sevgili YOLCULUKLAR ;
Tanrının,
insanlarla yaptığı,
"Ebedi ahid" denen bir sözleşmesi olduğuna inanıyoruz.
Sözleşme iki yönlüdür.
Tanrı kendisine ait yönü ile,
Rab (Eğiten-öğreten-geliştiren)isminin esması olarak yeryüzüne,
Kendinin tanınması demek olan Elçilerini yollar.
Yani kendine düşeni yapar.
Sözleşmenin öteki tarafı olan insanoğlu ise buna,
ya Elçileri kabul etmeyip Onlarla dalga geçerek ya da İsa'da olduğu gibi ölümüne sebeb oluırak cevap verirken,
BİR kısım insanoğlu da,
Sırat el müstakiym denilen o tek doğru hat üzerinde,
sapmadan yoluna devam eder.
Gelen İlahi Elçiler,
bizlerin din dediğimiz,
İlahi TEK dine göre evreler olan her bölümde,
belli sürelerle toplumları ile birlikte olabilirler.
Ancak bu evrelerin kurumsallaşması ise Elçinin maddi yaşamından fazla sürer.
Dolayısı ile Elçinin yarım bıraktığı gibi algılanan zaman dilimlerinde,
toplumun kurumsallaşmasını sağlayacak Ahd-ı Misak dediğimiz,
Elçi ve toplumu arasındaki merkezi rol oynayacak bazı şeyler olması gerekir.
Tesadüflere inanır mısın ?
Yahudiler de 12 Sıbt
Hıristiyanlıkta 12 Havari
Müslümanlıkta da 12 İmam
Kurumsallık kazanılıncaya kadar bu 12 lerin bir anlamı olabilir mi ?
Bu bağlamda bakacak olduğumuzda,
İsa'nın takipçileri olup,
"Seçtiği" kişilerin içinden 4 ü,
"Vahy" yolu ile değil,
aldıkları "İlham"
ile İsa'nın öğretilerini bir kitapta toplayabilmişlerdir.
işte bu Ahd-i Misak'ın bir parçasıdır ve bunun oluşmasının koruyucusu ve kollayıcısı da Tanrının kendisidir.
Mektuplara sıcak bakmamak demeyelim de,
Mektupları Matta-Luka-Markos ve Yuhanna İncilleri ile eşdeğer görmediğimi söyleyeyim.
Kiliseler arası kabullerde,
4 İncil'e kimsenin bir itirazı olmadığını biliyorum.
Tıpkı Sünni ve Şia'nın Kur'an konusunda farklı olmadıkları gibi.
Ama Hıristiyan mezheplerinin de,
mektuplara bakış açısının,
Hadislere bakışlarında
Sünni-Şia benzeri,
"Aynı kökten olduğu halde farklı dallardan gelen meyveleri sahiplenişi-kabullenişi diyebilirim.
YOLCULUKLAR
22-01-2010, 01:25
Sevgili YOLCULUKLAR ;
Tanrının,
insanlarla yaptığı,
"Ebedi ahid" denen bir sözleşmesi olduğuna inanıyoruz.
Sözleşme iki yönlüdür.
Tanrı kendisine ait yönü ile,
Rab (Eğiten-öğreten-geliştiren)isminin esması olarak yeryüzüne,
Kendinin tanınması demek olan Elçilerini yollar.
Yani kendine düşeni yapar.
Sözleşmenin öteki tarafı olan insanoğlu ise buna,
ya Elçileri kabul etmeyip Onlarla dalga geçerek ya da İsa'da olduğu gibi ölümüne sebeb oluırak cevap verirken,
BİR kısım insanoğlu da,
Sırat el müstakiym denilen o tek doğru hat üzerinde,
sapmadan yoluna devam eder.
Gelen İlahi Elçiler,
bizlerin din dediğimiz,
İlahi TEK dine göre evreler olan her bölümde,
belli sürelerle toplumları ile birlikte olabilirler.
Ancak bu evrelerin kurumsallaşması ise Elçinin maddi yaşamından fazla sürer.
Dolayısı ile Elçinin yarım bıraktığı gibi algılanan zaman dilimlerinde,
toplumun kurumsallaşmasını sağlayacak Ahd-ı Misak dediğimiz,
Elçi ve toplumu arasındaki merkezi rol oynayacak bazı şeyler olması gerekir.
Tesadüflere inanır mısın ?
Yahudiler de 12 Sıbt
Hıristiyanlıkta 12 Havari
Müslümanlıkta da 12 İmam
Kurumsallık kazanılıncaya kadar bu 12 lerin bir anlamı olabilir mi ?
Bu bağlamda bakacak olduğumuzda,
İsa'nın takipçileri olup,
"Seçtiği" kişilerin içinden 4 ü,
"Vahy" yolu ile değil,
aldıkları "İlham"
ile İsa'nın öğretilerini bir kitapta toplayabilmişlerdir.
işte bu Ahd-i Misak'ın bir parçasıdır ve bunun oluşmasının koruyucusu ve kollayıcısı da Tanrının kendisidir.
Mektuplara sıcak bakmamak demeyelim de,
Mektupları Matta-Luka-Markos ve Yuhanna İncilleri ile eşdeğer görmediğimi söyleyeyim.
Kiliseler arası kabullerde,
4 İncil'e kimsenin bir itirazı olmadığını biliyorum.
Tıpkı Sünni ve Şia'nın Kur'an konusunda farklı olmadıkları gibi.
Ama Hıristiyan mezheplerinin de,
mektuplara bakış açısının,
Hadislere bakışlarında
Sünni-Şia benzeri,
"Aynı kökten olduğu halde farklı dallardan gelen meyveleri sahiplenişi-kabullenişi diyebilirim.
Anladım şimdi... Çok çok teşekkür ederim cevabınız için :)
Sevgili YOLCULUKLAR ;
Esasında ben size teşekkür ederim.
Ben de sayenizde,
İncil ve Hıristiyanlık hakkında öz olarak bildiğim bir çok konunun,
hem analitik,
hem daha geniş perspektifli
ve
doğru bilgilerini doyurucu bir şekilde ediniyorum :)
Bahailik bana göre İbrani çıkarlarına hizmet ediyor, sonuçta merkezi İsrail'de olan bir kuruluştan ne beklenebilir ki? Yahudilerin türettiği bir din işte.
YOLCULUKLAR
22-01-2010, 20:53
Bahailik bana göre İbrani çıkarlarına hizmet ediyor, sonuçta merkezi İsrail'de olan bir kuruluştan ne beklenebilir ki? Yahudilerin türettiği bir din işte.
:nono:
Bu günkü İsrail'i savunacak bir halim yok. Ama İsrail'in lehine yahut alehine ırkçılık yapılarakta bir yerlere varılamayacağını çok iyi biliyorum.
Bir kere dininiz gereği hepimizin Adem ve Havva'dan geldiğini kabul ediyorsunuz dimi? Dolayısıyla tüm dünya insanıyla aynı kanı taşıyıp, akraba olduğumuzuda biliyorsunuzdur...
İkincisi Kuran'ın kendi peygamberi ve diğer peygamberleride çok sevdiğini, onlara toz kondurmadığını da biliyorsunuz dimi? Ve bu "diğer paeygamberlerin" hepsininde Yahudi topraklarında doğmuş, saf kan Yahudi olduğunu da biliyorsunuzdur. Ve hatta bir çok İslam aliminin Muhammed'in kökenini İbrahime dayandırdığını, dolayısıyla Muhammed'in önceki kuşaklarınında Yahudiler olduğunu da biliyorsunuz dimi? (Sonradan Yahudiliği seçmekten bahsetmiyorum, Yahudi kökenli olmaktan, Yahudi kanı taşımaktan bahsediyorum.).
Eğer tüm bunları biliyorsanız, devam edin ırkçılık yapmaya... Ama unutmayın bu zihniyetinizle ilk başta kendi Kutsal saydığınız şeylere hakaret edeceksiniz.
UlulElbab
22-01-2010, 21:03
Bahailik bana göre İbrani çıkarlarına hizmet ediyor, sonuçta merkezi İsrail'de olan bir kuruluştan ne beklenebilir ki? Yahudilerin türettiği bir din işte.
Şimdi ortaya böyle mahalle dedikodusu gibi birşey atıp kenara çekilmek olmaz,
sbesok efendi.
Madem bir iddian var delillerini koy ortaya aksi takdirde müfterisindir.
İftira atanların sonu hep aynıdır...
Merak ettim senin dinin ne? Sakın müslüman olduğunu söyleme,yalancı olduğunun resmidir.
Bahailik bana göre İbrani çıkarlarına hizmet ediyor, sonuçta merkezi İsrail'de olan bir kuruluştan ne beklenebilir ki? Yahudilerin türettiği bir din işte.
Sayın sbesok ;
Nasıl ki Filistinliller daha dedelerinin dedelerinde vitamin iken,
Filistin bir İsrailoğulları toprağı idi,
Tıpkı bunun gibi,
Bugünkü İsrail devleti kurulmadan önce,
Filistin bir Osmanlı toprağı iken,
Bahai merkezi 1868 den itibaren oradaydı.
Yani Bahai merkezi dağdan gelmedi bağa :)
Ayrıca,
Türkiyenin en eski Bahai ailelerinden birinin bir ferdi olarak,
İbrani çıkarlarına nasıl bir hizmet verdiğimizi düşünüp taşınıp bir türlü çıkaramadım.
Eğer maksadınız üzüm yemekse,buyrun beraber yiyelim,
veya
çamur at izi kalsın mantığı ile,
bağcı dövmekse,
dikkat edin bağcıya ,
"Ava giden avlanır" konumunda kalmayın :)
sevgili psiko
bahailiğin kabul ettiği, evrendeki tüm inançlar mıdır yoksa yalnızca ibrahimi dinler midir?
İkinci olarak da bahailer kutsal kitap tahrifatı hakkında ne düşünürler?
Sevgili vesper ;
Mülk (Dünya)
ve
Melekut (Öbür dünya)
nın yegane sahibinin Tanrı olduğuna inandığımızda,
ortaya çıkan tablo şudur :
Dünya üzerinde ne kadar inanç var ise bu Tanrıdandır.
(Nitekim Bahaullah Buda ve Zerdüştün de İlahi mazhar olduğunu söyler.)
Pagan olgusuna gelince,
Dr.Ali Şeriati'nin "Din'e karşı din" adlı bir kitabı vardır.
Tevhid'i olarak gelen dinlerin,
zamanla ilahi yanına katılan insani bakış ve anlayışlarla bozulmuş halleri pagan dinlerini doğurmuştur.
Bugün tartışılıp duran bir çok konu vardır.
Muhammed Kabede bulunan
ve inananları tarafından,
El-İlah'a ulaştıracak olan aracı putları kırmıştır.
Bugünkü anlayışlarda ise,
Allah'a ulaştıracak aracılar yok mudur ?
Bunu bir zemin-şekil ilişkisi olarak ele alabilirsek,
İnsanın ezelden beri künhünde-özünde bilinemeyen bir Yaratıcıya taptığını ama ona vasıl olabilmek için her zaman bir aracı-aracılar kullandığı çok net görülebilir.
(Şimdi birileri İlahi Mazharlar da aracı değil mi diye sorarmış :D)
Kutsal kitapların tahrifi meselesine gelince.
Kutsal kitapların yorumları üzerinde,
getiricilerinin yokluğunda,
din adamları zümrelerinin tartışılmaz bir hegemonya kurdukları açıktır.
Kutsal kitaplar değişmemiştir,
ama,
yorumlara baktığımızda,
her yeri estetik ameliyatından geçmiş bir insan gibi olduğu da güneş kadar açık bir gerçek.
Yani tahrif denen olgu,
metinsel değişim değil,
metinlerdeki,
İlahi bakış ve anlayışa,
yorumlarla yapılan
ve
sonucu insani bakış ve anlayışların egemen olmasını sağlayan anlam kaydırmalarıdır.
Mesela bu konuda Airus ve İznik konsili muhteşem bir örnektir.
Sevgili Psiko ile >şu başlıktaki (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=284009#post284009)< sohbetimizi burada devem ettirelim istedim.
Orada şöyle bir savım oldu:
Bahailik Dini, İslam'ın şia mezhebinde olan onikinci imamın dünyaya gelmesi olarak, yani İslam Dini'nin içinden ortaya çıkmış ve zamanla özgün bir din haline gelmiştir.
Bu iddiaya sevgili Psiko bir Bahai olarak katılır mı, sormak istiyorum.
Yalnız bir ek açıklama yapmakta fayda var:
''Özgün din''den kasıt, objektif tasnifle ilgilidir. Yani Bahailiğin ansiklopedilerde İslami bir mezhep olarak değil, kendine has bir din olarak sıralanmasına bir göndermedir. Yoksa Bahailiğin (tıpkı klasik İslam'ın olduğu gibi) daha önce gelmiş bütün ''ilahi dinleri'' de kapsadığı ve bir nevi (tabiri caiz ise) ''ilahi update'' olduğu iddiasını elbette bilmekteyim.
saygılarımla
Sevgili Ulpian ;
Sav'ının yalanı yok,
yanlışı var.
Şöyleki,
Yaşam başladığından bu yana,
Ali bin Ebutalip tarafından,
"İlim tek bir nokta idi.Onu cahiller çoğalttı"
ifadesinde hayat bulan anlayış ile baktığımızda,
Biz insanların dinler diye çoğalttığımız,
Yaratıcıya ait TEK-BİR din vardır.
Yaşam başladığından bu yana,
Yaratıcının Rab adı ile gelen,hangi İlahi mazhar'a "Teslim" olunmuş ise,
Bu teslimiyet vasfını,
gelen ilahi mazhar'ın öğretilerine göre biçimlemiş olan inanırlar,
isimlerinden bağımsız,
bu vasfı gerçekleştirdikleri için o devrin "Teslim"olanları olmuş olup,
Fatihada geçen,
"Kendilerine lütuf ve ikramda bulunanlar" bölümünden olup,
O TEK doğru (Sırat el müstakiym)üzerinde ilerleyenler olurken,
gelen İlahi mazhara inanmayıp yüz çevirenler de,
gazaba uğrayıp ve sapmışların yolunu izleyen,
Sırat el müstakiymden ayrılmışları simgeler.
Nasıl ki bir insanın yaşam başlangıcı ana RAHİMidir,
Dinleri de organik olarak düşünebilirsek,
Onların yaşamlarının RAHİMi de,
bir önceki DİNin kendisidir.
Çünkü daha önce Tevhidi olan bu dinler,
zamanla insani karışımlardan beslenerek,
şirk dini haline dönüşür ve YENİLENMESİ-ESKİ HALİNE dönmesi gerekir.
Tabi bu eski hali derken,
zaman dilimi anlamında değil,(Zamanımızdan ortaçağa dönmek değil yani)
Dinlerin BİRşleştirici özelliklerinin yaşanabilir olma haline dönüşebildiği duruma dönmesi gerekir.
Şurada sorduğun sorunun sanal olmayan birebir tarihi var :
http://www.bahaitr.org/yayinlar/nebil.htm
ONALTINCI BÖLÜM
SAHABELERİN BEDEŞT'TEKİ TOPLANTILARI
Dedim ya sevgili Psiko,
Bahailiğin kendisini senin bu anlattığın şekilde tanımladığını biliyorum elbette. (zaten ''ben yepyeni bir dinim, öncekilerle hiç alakam yok'' gibi bir iddiasının olması beklenemezdi.)
Bu yüzden zaten ekledim:
''Özgün din''den kasıt, objektif tasnifle ilgilidir. Yani Bahailiğin ansiklopedilerde İslami bir mezhep olarak değil, kendine has bir din olarak sıralanmasına bir göndermedir. Yoksa Bahailiğin (tıpkı klasik İslam'ın olduğu gibi) daha önce gelmiş bütün ''ilahi dinleri'' de kapsadığı ve bir nevi (tabiri caiz ise) ''ilahi update'' olduğu iddiasını elbette bilmekteyim.
Yani ben senin kendi inancının kendisini nasıl tanımladığını anlıyorum. Ama sen de inanmayan biri açısından -dışardan bakıldığında- söz konusu ''sav''ın benim ifade ettiğim şekilde doğru olarak kabul edilmesi gerektiğini sanırım inkar etmezsin.
saygılarımla
Sevgili Ulpian ;
Doğru (Yani gerçek -sevgili evrensel hocamın epistemolojik gerçekliği değil tabi-)
kimden gelirse gelsin kabul etmemek olası mı ?
Sav'ını inkar etmiyorum-edemem de.
Ancak,
Bir ağaç,dalları vasıtasıyla yaşar.
O ağaç kuruyup ateşe atılsa da,
zamanında hala canlı iken,
o ağaçtan düşen bir parça,
O ağacın bir parçası olmakla birlikte,
artık YENİ bir ağaçtır.
Dinsel terminolojideki bu ağaç betimlemeleri önemlidir.
Sevgili Psiko, Sovyetlerbirliği özelinde, inanç ve ibadet özgürlüğü uygulamalarını, başka bir konu başlığında tartışmak gerekir diyerek, bu konuya, bu başlıkta, kendi adıma nokta koyuyorum.
Siyasal islama sadece bizim iktidarlarımız ihtiyaç duymuyor, ABD ve Avrupa işgal ettikleri Afganistan ve Irak ta şeriat kuralları uygulanmasına izin veriyorlar, hatta yerel iktidarları, şeriatçılardan seçiyorlar.
Tudeh'e gelince, ben siyasal islamcılar ile siyasal ittifaka her zaman karşı oldum. Bu ilkesel olarak da kabul edebileceğim birşey değil.
Ancak Hanif İslam tarzı ile ilk defa bu sitede, sizlerin vasıtası ile tanıştım. Oldukça da şaşırdığımı itiraf etmeliyim.
Yeni bir başlık açıp, Hanif tarzı bir devletin iç dinamiklerini, sınıfsal yapısını, yönetim şeklini, anlatırsanız, hakkınızda daha fazla bilgi edinme şansım olur.
Şu ana kadar sevimli gelen protestan düşüncenizin ekonomi politiğini de bilmek isterim doğrusu:)
Sevgiler.
Sevgili saroz ;
Hanif düşünce nasıl bir şey onu sevgili UlulElbab'a soracaksın.
Ama görünen o ki,
bir çok düşüncemiz çakışıyor gibi.
Şahsım ise Bahai inancı taşıyorum.
İnancımızın ana başlığı,
veya misyonu,
"İnsanlık aleminin birliği."
Bu ana başlık ise ara başlıklarla neyi nasıl yapabileceğimizin adımlarından oluşur.
İstersen bu iletimi Bahailik ile ilgili soru ve cevaplar bölümüne taşıyabilirsin ve orada devam edebiliriz :)
Sevgili Psiko, Bahailiğin ekonomi politiğini merak ediyorum.
Bilgilendirirseniz sevinirim:)
Saygılar.
UlulElbab
07-03-2010, 18:23
Sevgili saroz ;
Hanif düşünce nasıl bir şey onu sevgili UlulElbab'a soracaksın.
Ama görünen o ki,
bir çok düşüncemiz çakışıyor gibi.
Şahsım ise Bahai inancı taşıyorum.
İnancımızın ana başlığı,
veya misyonu,
"İnsanlık aleminin birliği."
Bu ana başlık ise ara başlıklarla neyi nasıl yapabileceğimizin adımlarından oluşur.
İstersen bu iletimi Bahailik ile ilgili soru ve cevaplar bölümüne taşıyabilirsin ve orada devam edebiliriz :)
Saygıdeğer Dost Psiko,
Uzuun zamandır uğramaz oldun ..Özlettin kendini..
Çakışıyor derken..tam olarak ne demek istedin?
Ben "örtüşüyor" gibi anladım?
Sevgi ile...
UlulElbab
Ben "örtüşüyor" gibi anladım?
Sevgi ile...
UlulElbab
Evet sevgili dostum doğru anlamışın.
Hem de neredeyse birebir :)
Saygıdeğer Psiko ne güzel demişiniz,''İnsanlık aleminin birliği''.
Peki hayat şartları eşit olmadan böyle bir birlik olabilir mi?
Aynı dinin mensupları aynı coğrafyada birbirini yerken nasıl olacak bu iş?
Çok ütopik değil mi?
Keşke ''bütün dünya elele tutuşsa hayat bayram olsa''.
Saygıdeğer Psiko ne güzel demişiniz,''İnsanlık aleminin birliği''.
Peki hayat şartları eşit olmadan böyle bir birlik olabilir mi?
Aynı dinin mensupları aynı coğrafyada birbirini yerken nasıl olacak bu iş?
Çok ütopik değil mi?
Keşke ''bütün dünya elele tutuşsa hayat bayram olsa''.
Sevgili canip atay ;
Bahaullah’ın tüm öğretilerinin etrafında döndüğü eksen olan İnsanlığın Birliği prensibi,
bir bilinçsiz duygusallığın dışa vurumu
veya belirsiz ve gerçekleşme olasılığı az bir umudun basit bir ifadesi değildir.
Cazibesi sadece insanlar arasında kardeşlik ruhunun ve iyi niyetin yeniden canlanışıyla bağdaştırılmamalıdır;
amacı sadece birey insanlar ve uluslar arasındaki uyumlu işbirliğini arttırmak da değildir.
İçerikleri daha derin;
iddiaları,
geçmiş Peygamberlerin geliştirmelerine izin verilenden daha büyüktür.
Mesajı sadece bireyleri kapsamaz,
öncelikli olarak tüm devletleri ve ulusları tek bir insan ailesinin fertleri olarak birleştirmesi gereken gerekli ilişkilerin doğasıyla ilgilenir.
Sadece bir idealin ilanından oluşmaz,
gerçeğini dile getirmeye,
geçerliliğini sergilemeye
ve
etkisini sürdürmeye yeterli bir kurumla ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır.
Günümüz toplumunun yapısında dünyanın şu ana kadar görmediği organik bir değişimi ima eder.
Gününü yaşamış olan ve Cenab-ı Hak tarafından şekillenen ve kontrol edilen olayların olağan gidişatı çerçevesinde,
dünyanın halihazırda algıladığından tamamen farklı ve kesinlikle daha üstün yeni bir doktrine yol vermesi gereken eskimiş ulusal adetlere ve geleneklere cesur ve aynı zamanda evrensel bir meydan okumayı içerir.
Tüm medeni dünyanın yeniden inşasını ve askeri örgütlenmeden arındırılmasını gerektirir –
yaşamının gerekli olan tüm unsurlarında,
politik mekanizmasında,
ruhani arzusunda,
ticaret ve finansında,
yazı ve dilinde organik olarak birleşmiş ancak federe birimlerinin milli karakterlerinin çeşitliliğinde sınırsız bir dünya.
İlk başlangıcını aile yaşamının doğuşu,
bir sonraki aşama olarak kabile birliğinin oluşturulması,
arkasından şehir devlet yapısının tesis edilmesi
ve
sonradan bağımsız ve egemen uluslar oluşmasına uzanan insan evriminin gayesini temsil eder.
Bahaullah tarafından ilan edildiği gibi,
“İnsanlığın Birliği prensibi, bu muazzam evrimin son aşamasına erişmek sadece gerekli değil, aynı zamanda kaçınılmazdır; bunun gerçekleşmesi hızla yaklaşmaktadır ve Tanrısal güçten yoksun hiçbir şey bunu tesis etmede başarılı olamaz.”
ciddi beyanından ne daha fazlasını ne de daha azını taşır.
Böyle muhteşem bir düşünce,
ilk belirtilerini, görevlerinin asaletinin bilincinde ve Onun İdaresinin onurlu prensiplerinde eğitilmiş olarak Onun Krallığını bu dünyada oluşturmak için adım atan Bahaullah’ın tescilli takipçileri tarafından bilinçli bir şekilde yapılan ve mütevazi başlangıçlarla şimdiden başarılmış olan çabalarında bulur.
Dolaylı belirtileri, düzensiz bir toplumun karmaşasından kendiliğinden ortaya çıkan dünya birliği ruhunun tedricen yayılmasında görülebilir.
Ayrıca "Hayat bayram olsa" isimli eserin "Sözleri",
şarkıyı seslendiren sevgili Şenay'ın eşi sevgili Şanar Yurdatapan'ın ablası olan kişi tarafından yazılmış olup,
Şanar Yurdatapan'ın ablası bir Bahai'dir :)
Yani bu sözler kişinin inancına yönelik anlayışının bir dışavurumudur.
[QUOTE=Psiko;293831]“İnsanlığın Birliği prensibi, bu muazzam evrimin son aşamasına erişmek sadece gerekli değil, aynı zamanda kaçınılmazdır; bunun gerçekleşmesi hızla yaklaşmaktadır ve Tanrısal güçten yoksun hiçbir şey bunu tesis etmede başarılı olamaz.”
BU işe Tanrı yı karıştırmasak iyi olacak.
Yok illede karışacaksa! .. Bizi uğraştırmasın demek geliyor içimden.
Dogru soze vartor emmin ne desin?:)
Tanrinin akli hep sonradan basina geliyor; binlerce elci- peygameber yolluyor da Bahaullah'i bekliyor insanlarin birlesmesi prensibini aciklamasi icin.
Humanistik yonleri muhakkak ki dikkati cekiyor bahai prensiplerinin; ancak bunlara ilahi bir neden degil de, diger gelmis gecmis felsefecilerin, bir baska gorusu diye bakmak gerekir. En buyuk yaratici insandir, Bahaullah da, pozitif yonlerinin cokluguna ragmen, benim icin sadece onlardan biridir. Sevgiler..
evrensel-insan
12-03-2010, 18:11
Saygideger psiko;
Bende insanlarin birligi ve beraberliginden yanayim. Oyuzden de hic bir ayrimci, cikarci, bencil ideoloji ve inancsal dogru icermeyen; evrensel-insan dusuncesini; insanoglu birinin, birey bilinci ve ozgurlugu temelli evrensel/insansal duzeyinin; evrensel/insansal/kavramsal/bilissel/bilimsel/insanoglu merkezli/epistemolojik bilinc, bilgi, birikim, gozlem ve deneyim ile; hayvan ve insan arasinda bir gecis formu olan insanoglunun; bu devrimini gerceklestirerek; dusunce ve davranista insan oz ve birey goruntusune ve bir tur butunu olarak; birlikte ve beraber yasam ve ilsiki surebilecegine ve bunu saglayan yol ve yontemlerin, aciklamalarin, izahlarin, tesbitlerin ve ortaya koyumlarin hem konu bazinda, hem de genelde nasil saglanacagini mesajlarimda belirtiyorum.
Tabi ki kimsenin kisilik ve kimlik deger/tabu/verilerine dokunmadan, kimseye mudahele etmeden, kimseye bir empoze yapmadan; sadece kisilerin kendi oz iradeleriyle bu evrensel-insan dusuncesinin varliginin farkinda olmalarini ve bu konuda kendilerini kendi oz iradeleriyle kendi adlarina degerlendirmelerini oneriyorum.
Ama bunun icinde tek yaratici gucun ve herseyi ortaya koyanin insanoglu oldugunu belirtiyorum.
Saygilarimla;
evrensel-insan
[QUOTE=Psiko;293831]“İnsanlığın Birliği prensibi, bu muazzam evrimin son aşamasına erişmek sadece gerekli değil, aynı zamanda kaçınılmazdır; bunun gerçekleşmesi hızla yaklaşmaktadır ve Tanrısal güçten yoksun hiçbir şey bunu tesis etmede başarılı olamaz.”
BU işe Tanrı yı karıştırmasak iyi olacak.
Yok illede karışacaksa! .. Bizi uğraştırmasın demek geliyor içimden.
Sevgili canip atay ;
Tanrı zaten hiçbir işe Bizatihi karışmıyor.
O'nun adına biz insanlar yapıyoruz işleri.
Alıntıladığın bölümde ne deniyor ?
"İnsanlığın Birliği prensibi,
bu muazzam evrimin son aşamasına erişmek sadece gerekli değil, aynı zamanda kaçınılmazdır;
bunun gerçekleşmesi hızla yaklaşmaktadır."
Yani bir durum var.
Nedir bu durum ?
Aileden başlayıp,
klan,
kabile,
site devleti,
devlet,
ulus devlet-ler
şeklinde,
geliştiğini tüm insanlığın izlediği-gözlemlediği,
insanlık aleminin diyalektik aşaması,
artık
dünya üzerinde değişik adlar ve uluslar olarak yaşayan insanlık,
"Dünya bir vatan ve insanlar da onun vatandaşları"
sözündeki anlama yönelik bir "İnsanlık aleminin birliği" oluşumuna girecekler ve bu da O LA CAK.
İşte Tanrının söylediği bu ve bu O LA CAK.
Tanrı'nın dünya üzerinde olacakları söylediği bu durumu,
Tanrı'nın yeni toplumu olan,
dünya üzerinde yaşayan her türlü ırk,din ve ideoloji içinde yaşamakta iken,
prensiplerini ve yapısını,
Bahaullah'ın (Dolayısı ile Tanrı'nın)ortaya koyduğu bu oluşumun gerekliliği etrafında BİRleşmiş olan,
dünya Bahai toplumu,
Tanrının söylediği yeni dünya düzeninin,
"Prototip"ini oluşturarak tüm dünyada yaşayan diğer kardeşlerine açıkça-alenen göstermekte ve modeli sunmakta.
Bahaullah'ın bir başka sözü ile,
"İsteyen bu öğütlerden yüz çevirsin,isteyen onlarda Tanrıya giden bir yol bulsun."
İnsanların Bahai olması veya Tanrıya inanması gerekmiyor.
Ama,
kendisinin de içinde-üzerinde yaşadığı dünyadaki insanlığın gidişatına bakıldığında Bahai prensiplerinin dünyanın yaşamakta olduğu hastalığa çare olup olmadığını gözlemleyip,
Tanrı varlığı veya Tanrı sözüne karşı alerjisi olsada,
içinde kendinin de yaşadığı dünyayı düzeltebilmek için doğrularla birlikte hareket edebilmenin yolunu araması gerekmiyor mu ?
http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=286841&postcount=21
Bahai bahaiyi bir görüşte nasıl tanır sorusu şimdilik bir bileni bekleyecek!
cevap telepati olacak gibi bir hisse kapılsamda!
bilgi için şimdiden teşekkürler.
sevgiler saygılar..
firebird
15-03-2010, 05:27
sevgili psiko,
sonuçta her din misyonerlik faaliyetleri içinde, bu inkar edilemez bir gerçektir. güç ve iktidar ve kapitalizmin gerekliliği para için, yeni insanlara ve yeni yüzlere ihtiyaç vardır. dünya dinlerini oldukça araştırmış bir insan olarak size bir kaç sorum olacaktır, ilerleyen günlerde konuyu daha çok açarız.
1- bahai miras hukukuna göre, bahai olmayan kardeşler neden mirastan mahrum bırakılır, sebebi nedir ?
2- 19 günde 1 yapılan ziyafetlerde toplanan bağışlar milli mahfile, para fazla ise yüce adalet evine gönderilir. Toplumun ilerlemesi ve teblig faaliyetleri için tabi ki para toplanması lazım, bu bağışların alt üst sınırı nedir ?
3 - bahai inancını benimsemiş birisi, yıllık gelirinin yüzde kaçını yüce adalet evine göndermek zorundadır ?
sevgilerimle.
http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=286841&postcount=21
Bahai bahaiyi bir görüşte nasıl tanır sorusu şimdilik bir bileni bekleyecek!
Hem bir hanım hem de sitede yönetici olman,
senin daha nezih ve dikkatli olmanı gerektirmesi gerekirken,
küstahlığın bu kadarına da pes doğrusu....
(Zira bu iki oldu)
Bu sitede bulunduğum süre boyunca ilk defa bir konuda yanılmış olduğumu farkettim. sıra tekrar bendeymiş! bu da çok normal "hem hanım, hem de
TD sitesinde yönetici" olunca sıra benden hiç gitmeyeceğe benziyor..
Keşke sadece "bir bilen" kısmını renklendirmek yerine. o satıra düşüncenizde hangi renkleri katarak "küstahlık" payesini bana layık gördüğünüzü açıklamış olsaydınız da ben de hatamı farkedip özür dileme büyüklüğünü göstermiş olsaydım..
Bu sitede bulunduğum süre boyunca ilk defa bir konuda yanılmış olduğumu farkettim.
Yanılmış oldugunu zannetmiyorum pervane. Sadece insanların biraz gergin olabildigini ve çabuk parlayabildigini düşünüyorum.
Psiko dostumuz siteye girdigi anda bizleri aydınlatacagına eminim. Ama sanal alemin bir özelligi var, o da anlaşılamayan mesajlar yüzünden anında anlaşılamaz tepkiler verilebiliyor.
Bence bir yanlış anlaşılma olmuştur ve yanlış hesap da Bagdat'tan döner.
saygılarımla
ps : sn mhmd sizin gıyabınızda sizi de katarak psiko ile bir muhabbet örgütledik. Hatta taa Tokat'tan da bir dostumuzun avdet edecegini ögrendik. Rakı ve zemzem karşılaşması yapacagız. Ne diyorsunuz. :bathbaby:
tamerkms
05-04-2010, 02:25
Bahailiğin ortaya çıkışısndan günümüze kadar ki tarihi süreci ve Bahailikteki inanç ve ibadet esaslarını anlatan "İRANDA KAÇAR TÜRK HANEDANLIĞI- BABİLİK VE BAHAİLİK" adlı kitabın sizinde kafanızdaki sorulara açıklık getireceğini düşünüyorum.
firebird
08-04-2010, 21:09
sevgili psiko,
sonuçta her din misyonerlik faaliyetleri içinde, bu inkar edilemez bir gerçektir. güç ve iktidar ve kapitalizmin gerekliliği para için, yeni insanlara ve yeni yüzlere ihtiyaç vardır. dünya dinlerini oldukça araştırmış bir insan olarak size bir kaç sorum olacaktır, ilerleyen günlerde konuyu daha çok açarız.
1- bahai miras hukukuna göre, bahai olmayan kardeşler neden mirastan mahrum bırakılır, sebebi nedir ?
2- 19 günde 1 yapılan ziyafetlerde toplanan bağışlar milli mahfile, para fazla ise yüce adalet evine gönderilir. Toplumun ilerlemesi ve teblig faaliyetleri için tabi ki para toplanması lazım, bu bağışların alt üst sınırı nedir ?
3 - bahai inancını benimsemiş birisi, yıllık gelirinin yüzde kaçını yüce adalet evine göndermek zorundadır ?
sevgilerimle.
Sorular yanıtsız mı kalacak ?
UlulElbab
08-04-2010, 22:21
Sorular yanıtsız mı kalacak ?
Ben bir Bahai değilim,ancak Saygıdeğer Bahanın Dosdoğru insan olduğuna ve Sırat-el müstakimi işaret ettiğini düşünüyorum.
Sizin bu tuhaf soruları sormakta ki amacınız nedir?
Bahai olmak istedinizde maddi yükümü ağır geldi?
firebird
09-04-2010, 00:04
Ben bir Bahai değilim,ancak Saygıdeğer Bahanın Dosdoğru insan olduğuna ve Sırat-el müstakimi işaret ettiğini düşünüyorum.
Sizin bu tuhaf soruları sormakta ki amacınız nedir?
Bahai olmak istedinizde maddi yükümü ağır geldi?
Size bu sorular neden tuhaf geldi? Gerçekten sorular çok mu tuhaf?
Soru sormayan, araştırmayan bir beyin sıradanlığı içersinde hapsolmuş demektir. Sorduğum sorulara yanıt geldiği taktirde, konuya devam ederiz. Önce iyice bir araştırın, ondan sonra kimin saygıdeğer olduğuna ve neye işaret ettiğine karar verebilirsiniz.
Sevgilerimle
Firebird yerinde sorular sormus; Bahailik hakkinda bilgisi olmali... Bahai olmayan bir kardesin, eger mirastan mahrum birkildigi dogru ise, bence de digerlerinden pek farkli degil, yani sonucta bu da digerleri gibi bir din. Insan sevgisi ve hukukunu on plana alan humanist bir din henuz gormedim ve duymadim, var oldugunu da zannetmiyorum. Evet, biri digerine kiyasla daha tercih edilebilir, ama sonucta hepsi de kendi cikarlarina ve kendi inanirlarini on plana almasi bence dogru bir yol olamaz.
UlulElbab
09-04-2010, 01:42
Size bu sorular neden tuhaf geldi? Gerçekten sorular çok mu tuhaf?
Soru sormayan, araştırmayan bir beyin sıradanlığı içersinde hapsolmuş demektir. Sorduğum sorulara yanıt geldiği taktirde, konuya devam ederiz. Önce iyice bir araştırın, ondan sonra kimin saygıdeğer olduğuna ve neye işaret ettiğine karar verebilirsiniz.
Sevgilerimle
Araştırmayan bir beyin ifadesini kullandığınıza göre uzaktan Beyin okuma kabiliyetiniz olmalı...Kimin saygıdeğer olduğuna herbir birey kendisi karar verir.
Siz ağzınızda ki baklayı çıkarın ki cevap verecek olan ona göre versin.
Böyle ortaya olta gibi atılan sorularla ve tanımadığınız insanların beyinleri
hakkında yorum yapmakla elbette en hafif tabirle "tuhaf" karşılanırsınız.
Sorulara cevap bekliyor ancak soruyu es geçiyorsunuz...
Tekrar edeyim;Bahai olmak istedinizde maddi yükümü ağır geldi?
Sevgi herkese Saygı ancak hak edene...
firebird
09-04-2010, 21:01
Araştırmayan bir beyin ifadesini kullandığınıza göre uzaktan Beyin okuma kabiliyetiniz olmalı...Kimin saygıdeğer olduğuna herbir birey kendisi karar verir.
Siz ağzınızda ki baklayı çıkarın ki cevap verecek olan ona göre versin.
Böyle ortaya olta gibi atılan sorularla ve tanımadığınız insanların beyinleri
hakkında yorum yapmakla elbette en hafif tabirle "tuhaf" karşılanırsınız.
Sorulara cevap bekliyor ancak soruyu es geçiyorsunuz...
Tekrar edeyim;Bahai olmak istedinizde maddi yükümü ağır geldi?
Sevgi herkese Saygı ancak hak edene...
Bu şiddetiniz neden? Sorduğum soruların 1 tanesinde bile tuhaflık yoktur. Soruların yanıtını biliyor musun? Ayrıca bu soruları ben size sormadım ! Bunu unutmadan cevap veriniz, soruların yanıtlarını tabi ki ben de biliyorum, amaç her şeyi tartışmak değil mi? Sorduğun sorunun yanıtına gelince, ben pozitif ateist bir insanım ve hiç bir inanç ve ideloji ile alakam olmaz! Sorduğum soruların yanıtlarını verecek olanlar cevap versin, tuhaf veya neden sordun diyenler değil!
Sevgilerimle
UlulElbab
09-04-2010, 23:40
Bu şiddetiniz neden? Sorduğum soruların 1 tanesinde bile tuhaflık yoktur. Soruların yanıtını biliyor musun? Ayrıca bu soruları ben size sormadım ! Bunu unutmadan cevap veriniz, soruların yanıtlarını tabi ki ben de biliyorum, amaç her şeyi tartışmak değil mi? Sorduğun sorunun yanıtına gelince, ben pozitif ateist bir insanım ve hiç bir inanç ve ideloji ile alakam olmaz! Sorduğum soruların yanıtlarını verecek olanlar cevap versin, tuhaf veya neden sordun diyenler değil!
Sevgilerimle
SİZ en iyisi "Şiddet Algılayıcılarınızı" bir kontrol ettiriniz,aşırı hassaslar galiba.
positif ateist miş:)
Maalesef ne Sevgi ne de Saygıya dair bir emare göremiyoruz o nedenle yazınızın altında ki "Sevgilerimle" sırıtıyor.
Başlığın ismi ''Bahailik hakkında Soru ve Cevaplar''
Sevgili firebird de başlığa uygun, gayet makul sorular sormuş. Sevgili UlulElbab KONUYLA İLGİLİ diyecekleriniz varsa lütfen yazın. Diğer sohbetlerimizi lütfen cafe bölümünde veya chat odasında yapalım.
saygılarımla
1- bahai miras hukukuna göre, bahai olmayan kardeşler neden mirastan mahrum bırakılır, sebebi nedir ? firebird.
Rahmetli dedem (Babamın babası) G.Antep'in en tanınmış Bahailerinden birisiydi.
Büyük halam ile küçük amcam Bahai değilerdi ve hala da öyleler çocukları da.
Ancak dedem rahmetli olduğunda büyük halam da küçük amcam da dedemin o büyük mirasından paylarını aldılar.
Hatta öyle ki Rahmetli küçük amcam bir ayağı sakat olduğu için dedemden kalan fabrika bizzat ona tüm kardeşleri tarafından o günkü ederinin yarı fiyatına verildi.(İşin ilginci tek itiraz büyük halam ve eniştemden gelmişti :) )
2- 19 günde 1 yapılan ziyafetlerde toplanan bağışlar milli mahfile, para fazla ise yüce adalet evine gönderilir. Toplumun ilerlemesi ve teblig faaliyetleri için tabi ki para toplanması lazım, bu bağışların alt üst sınırı nedir ?
19 gün ziyafetlerinde toplanan paraların Milli Mahfile fazlasının Y.U.A.Evine gönderildiğini nereden çıkardınız ?
Toplanan paralar Mahalli ruhani mahfile aitttir.
Mahalli ruhani mahfil "Karar verir" nereye ne kadar para gideceğine.
Peki Mahalli Ruhani Mahfil nedir veya kimlerden oluşur ? bunu da biliyorsunuz herhalde cevabı sizden alalım lütfen.
Bağışların alt sınırını da üst sınırını da BİZ yani Bahailer kesemizin durumuna göre bizzat kendimiz belirleriz.
3 - bahai inancını benimsemiş birisi, yıllık gelirinin yüzde kaçını yüce adalet evine göndermek zorundadır ?
"Zorundadır" diyerek ya bilgisizlikten
veya
"Bilinçli" bir vaziyette manipülasyon,ajitasyon,provakasyon (İçinden birini seçebilirsiniz) yapıyorsunuz.
Adını andığınız ama özüne vakıf olamadığınız bu uygulamanın adı "Hukukullah"tır.
Zekat ile karıştırılmamalıdır.
Üstelik zekat'ın 40 ta 1 olması olgusunun da İslamda yeri olmadığını düşünenlerdenim.
Neyse konu Hukukullah.
Hukukullah,
insanların yaşam gereksinimlerden fazlası ellerinde olduğunda ve bu fazlalık 95 miskal altın ve ederini geçtiğinde "BİR DEFAYA MAHSUS" olmak üzere 19 da 1 ini verme olayıdır.
Şimdi herhangi bir insanın bir EVİ bir ARABASI gibi artık lüks olmayan ve yaşamı için gereksinimi olan değerlerin üzerinden A LIN MAZ.
Diyelimki oturduğunuz evinizden başka yatırım amaçlı bir ev aldınız.
Sizce de bu bir fazlalık olabilir mi ? (Gerçi insanoğluna sorulsa asla fazlalığı olmaz.Aksine tavuk tüylendikçe üşür.)
Tabi ki konu bu bağlamda size kalmadığı ve Bahaullah'a iman etmiş birisine kaldığı için bu duruma evet fazlalığım var der.
İşte bu fazlalığın 19 da birini verir ve buna Hukukullah denir.
Bu durum hukukullahını verdiği değer ARTMADIKÇA bir daha asla olmaz.
Yani gereksinim açısından oturmak zorunda olduğumuz evimiz ve kullanmamızın zaruri olduğu arabamızdan hukukullah vermedik.
Elimizde fazlamız olan paramızla ikinci bir ev aldık işte bu evin ederi üzerinden 19 da 1 oranında hukukullahımızı ödediğimizde,
servetimiz bundan fazla oluncaya kadar artık bir daha hukukullahı "HER SENE ÖDEMEK ZORUNDA" değilizdir.
Sitemize girip bir "Merhaba" bile demeden direkt ilk yazınızı buraya atmış olmanız şahsıma,
tanıdık birini çağrıştırıyor.
Sevgili dostum UlulEbsar'ın sorusu da önemli gibi.
Bahai oldunuz da maddi yükü ağır mı geldi ?
Yani bir bildiğiniz var ise,
ki şahsen olduğunu sanmıyorum görünen oki kulaktan dolma bilgilerle hareket etmektesiniz.
Bu sitede bulunduğum süre boyunca ilk defa bir konuda yanılmış olduğumu farkettim. sıra tekrar bendeymiş! bu da çok normal "hem hanım, hem de
TD sitesinde yönetici" olunca sıra benden hiç gitmeyeceğe benziyor..
Keşke sadece "bir bilen" kısmını renklendirmek yerine. o satıra düşüncenizde hangi renkleri katarak "küstahlık" payesini bana layık gördüğünüzü açıklamış olsaydınız da ben de hatamı farkedip özür dileme büyüklüğünü göstermiş olsaydım..
Sayın pervane ;
Şahsıma yönelttiğiniz BİR BİLEN hitabını ilk yaptığıınızda NEDENİNİ sormuş yanıt alamamıştım.
Açılan konulara karşılıklı yazı yazarken karşılıklı bazı ince nükteler yapıldığı doğru olsa da,
özgür_beyin'e edilen "Şeyhim",
veya
Sevgili frodo'ya edilen "Homosapiens'im" ve onun da bana ettiği "Ademoğlu" hitaplarının oluşmasını sağlayacak samimiyet ambiansının aramızda oluştuğunun ya farkında değilim ya da ben samimiyetsizim.
Benim bir nickim var psiko.
Sayın psiko,sevgili psiko,veya sade psiko yani saygısal anlamda ve bağlamda içseliniz size ne diyorsa öyle hitap edebilirsiniz
ama
BİR BİLEN olmaz ve olmadı.
Renklendirdiğim şeyin içeriği budur.
Bilgilerinize arz olunur.
firebird
12-04-2010, 18:54
1- miras hukuku ile sorduğum soruya kendi yaşamınız ile örnek vermişsiniz, bu beni bağlamamaktadır. kitab-ı akdes e göre yanıt vermenizi beklerdim. Eğer konu ile ilgili bilginiz yok ise, mrm'e danışabilirsiniz. Bahai olmayan kardeşler mirasdan pay alır mı? Bu soruya kitab-ı akdes e göre yanıt veriniz.
2- 19 gün ziyafetlerinde para toplandığını söylemişsiniz, bu konuda başka sorum yoktur.
3- malvarlığının 19 da 1 ini, yae'ye gönderileceğini bildirmişsiniz, peki ölüm durumunda vasiyete göre veya vasiyete göre olmadan mal varlıklarının paylaşımında yae'nin payı nedir?
Yeni Sorular
4- kitab-ı akdes kutsal kitabınıza neden ulaşamıyoruz? eğer gerçekten eminseniz kitab-ı akdes i paylaşabilir misiniz? buradan size kutsal kitabınızı paylaşmanız durumunda ücretini bile vererek okumak istediğimi beyan ediyorum. sorum oldukça basittir, ben de hiç olmazsa sizin tabirinizle kulaktan dolma bilgiler ile buraya yazmam, kutsal kitabınızı inceleyerek sonuca ulaşabilirim. kitab ı akdes e nereden ulaşabilirim? ulaşamazsam nedeni nedir?
5- şeri hükümlere göre, dininizde kısas var mıdır? mesela 1 kisi babamı öldürdü, ben de o kisiyi öldürme yetkim var mi? bunun gibi detaylı örnekler verir misiniz?
bahai oldun da maddi yükümü ağır mı? geldi gibi sorular konudan uzaktır, bilmek isterseniz yaklaşık 10 sene önce müslüman iken, gerçekleri görüp pozitif ateist oldum, başka bir din ile de işim olmaz. tanıdık birisi olduğumu düşünüyorsanız isim verin.
Sevgilerimle
Yılmaz34
27-08-2010, 04:41
Arkadaşlar bu din hakkında bilginiz var mı? Çok mantıklı, insancıl, dünya vatandaşlığı fikrini savunan bir dindir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahip bu dinde. Dinlerinin bir emride zorunlu eğitimdir. Peygamberi Bahaullahdır. 1800lü yıllarda yaşamıştır. Ben bu dini araştırmaya devam edeceğim. Türkiyede 20 bine yakın, dünyada 5 milyonu aşkın Bahai varmış.
Arkadaşlar bu din hakkında bilginiz var mı? Çok mantıklı, insancıl, dünya vatandaşlığı fikrini savunan bir dindir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahip bu dinde. Dinlerinin bir emride zorunlu eğitimdir. Peygamberi Bahaullahdır. 1800lü yıllarda yaşamıştır. Ben bu dini araştırmaya devam edeceğim. Türkiyede 20 bine yakın, dünyada 5 milyonu aşkın Bahai varmış.
Hosgeldin yilmaz.www.dunyadinleri.com ve hz.google dan yardim alabilirsin.
Evet, psiko arkadasimiz bu Bahai'dir. Son zamanlarda siteye pek girmiyor, ama bu konuda forumlarda acilmis epey baslik olacak. Biraz arastirirsaniz bulabilirsiniz.
Ornegin
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=12296
"İslam da zamanını doldurduğuna göre "son din"in yeni bir sürüme ihtiyacı var galiba" diye düşündüm okuyunca (samimi düşüncelerimi yazayım ki beni anlayabilesiniz,hakaret amaçlı değil) kurallar modern zamana uyarlanmış. bin yıl sonra yeni yaşam tarzları oluşmaya başladığında islamın başına gelen şeyin bahailiğin de başına geleceğini düşünüyorum. imho:) . ama şu an için bütün müslümanların ve hıristiyanların bahai olmasını dilerdim en azından. diğer dinlerden kat kat ileride bir bakış açısı var. benim sorum
Tanrı'nın varlığı - yokluğu sorununu nasıl açıklıyor bahailik ? veya açıklamıyor ve yalnızca bu bir inanma sorunudur mu diyor?
Bahullah bence çok ilginç bir adam. Bahailik de benim bildiğim dinlerin arasında en humanist ve en zararsız olanı. Ancak ne kadar hoş da olsa, dogmatik yanları var, gerçek olamayacak iddiaları var; bu başlığı okuyunca iyice sırıtıyorlar. Bu din oluştuğu zaman ve oluştuğu yer için oldukça iler bir felsefeydi. Ancak eskimeye, yetersiz kalmaya başladığını sezinler gibiyim. Belki soruldu, henüz sadece ilk yarısını okuyabildim başlığın, Bahailer yeni bir dinin geldiğini nasıl anlıyacaklar? Kurallarını ve inançlarını değiştirmeleri mümkün mü? Mesela Bahailerin fikirlerini değiştirip birden fazla tanrı olabileceğine inanmaları mümkün mü?
Yanıt bekleyen bir sürü soru var..
Sevgili Psiko, sana kolay gelsin. Bu arkadaşlara yanıtlarını verdiğinde bende konulara müdahil olmak isterim.
Sevgili termo ;
Yanıt verilmesi gereken tüm sorular,
soruyu soranı veya izleyeni,
tatmin etmiş ama etmemiş,
yanıtlanmıştır.
Sorun olursa cevaplayabildiğim kadarı ile cevaplamaya çabalarım.
Sevgili Psiko,
Gayet güzel sorular var cevap bekleyen ama cevap verip verme inisiyatifi elinizde tabii. Yine de belirtmek istiyorum; bu dini hiç bilmeyen yada anlayamamış olan insanlar için, en basit ve abes sorulara bile cevap vermek gerekli diye düşünüyorum. Bu yüzden cevap verilmesi gerekli olan cümle ve anlam bütünlüğü sağlanmış bütün sorulardır.
Ya da size zorluk çıkartmak istemem; Kitab-ı Akdes hakkında kısaca bilgi verip kitaba ulaşabileceğimiz güvenilir bir link gönderebilirmisiniz. İnternet üzerinden (varsa eğer), kendi çabalarımla rastgele biryerlerden edinmiş olmayayım. Tanrı varlığı/yokluğu, dinlerin doğruluğu/yanlışlığı hakkında diğer başlıklarda tartışmalara girdiniz mi? Eğer girdinizse bu yönlere ne gibi yaklaşım sergilediğinizi görmek isterim.
Bahailik.. Ilginc bir din.. Dinlerin arasinda en humanist, en zararsizi diyebiliriz. Velhasil diger dinler gibi Bahailigin de dogmatik taraflari var. Mesela Baha'ullah'in dedigi hersey mutlak dogru kabul edilir, tipki Muslumanlar'in Muhammed'in dediklerini kayitsiz sartsiz kabul ettikleri gibi.
Bundan baska (dinin kucuk olmasi sebebiyle) bircok yonden bir "cult"mu$ gibi deliyor. Mesela Beyt-ul Adl-il Azam in dediklerine karsi cikman, elestirmen buyuk suc kabul ediliyor, dinden uzaklastirilmana sebebiyet verebiliyor.
Sonucta diger dinler gibi dogmatiktir, ozgur dusunceye karsidir.
Dünyalı_Adam
10-05-2011, 20:17
Sevgili Psiko,
Her soruya sabırla ve özenle yanıt vermene hayranım. Sana çok saygı duyuyorum, hak ediyorsun! Bu senin yada başkaları için önemli olmasa dahi benim için önemli.
Bahailiğin tanımına göre, iyi ve ahlaki özellikler taşıyan bir insan, ne kadar tanrıya inanmadığını söylesede tanrıya yakın olabiliyor ise o zaman sizin inancınıza göre biz ateistlerde ( tabii gerekli özellikleri taşıyanlar) bir bakıma bahai olmasak dahi bahai olmuyormuyuz? Hatta kim hangi dinden olursa olsun gerekli özellikleri taşıdığı ve tanrıya yakın olduğu sürece bahai olmuyormu? Saçma bir sorumu oldu? Olduysa affedin.
Sevgili dünyalı adam ;
Varlık alanında bulunan her ama her insan O'nun bir parçasıdır Bahai öğretilerine göre.
Dolayısı ile tefrik etmek/ayırmak/ötekileştirmek Bahai inancının uzak olduğu bir bakış ve anlayıştır.
Bahaullah bir yerde diyor ki,
"İnsanları BİRleştirmek için gönderilen İlahi zuhur,eğer insanları birleştirmeyip bilakis ayrılık ve kavgaya neden oluyorsa,dinsiz olmak bundan iyidir.Zira insanlar dinsizlikte BİRleşmiş olurlar."
Bu dünya bir laboratuar ve biz insanlar da hem denek hem de deneyi yapanlarız.
Gözlemliyoruz.
Bir hipotez oluşturuyoruz.
Hipotezimizin tekrarlanabilirliğini de gördüğümüzde,
bunu bir yasa gibi ele alıyoruz.
Vatandaş diyor ki ben Tanrıya inanmıyorum.
Ama bunu diyen vatandaş dürüst,merhametli,adil,hoşgörülü vb insani erdemlerle donanmış.
Öteki vatandaş diyor ki ben Tanrıya inanıyorum.
Ama bunu diyen vatandaş dürüst değil,merhamet yanına dahi uğramamış,adalet desen yerlerde sürünüyor,hoşgörü çoktan müzeye kalkmış bir tarihi olgu vb insani erdemlerden nasip dahi almamış.
Şimdi bu durumda "İnanıyorum veya inanmıyorum" denmesi mi bizi etkilemeli ?
Abdülbaha'nın çok sevdiğim bir sözü vardır.
"Birinin sizi seviyorum veya sizden nefret ediyorum demesi gerekmez.Bu sözleri binlerce defa tekrarlasa da,siz onun sizi sevip veya sizden nefret ettiğini "DAVRANIŞ"larından anlayabilirsiniz."
Bu söz,inanıyorum diyen için de,inanmıyorum diyenler için de benim için bir mihenktir.
Bu veya başka sitelerde "Ameller niyetlere göredir" ifadesinin yansımalarını bizatihi gözlemliyoruz.
Vatandaş niyeti(Düşüncesi)neyse onu amele (Yazıya)döküyor ve bizler de bunu apaçık görüyor ve biliyoruz.
Biraz sözü uzattım ama,asıl soruna gelecek olursak,
biz çocukken dedelerimizden,ana ve babamızdan sık sık şunu duyar ve duyduğumuz bu sözün onlardaki yaşam yansımalarını izlerdik.
"Bahai yani Camii,cemii Kemalat-i İnsani."
Yani Bahai,"İnanıyorum diye laf söz eden değil" bilakis İnsanlık erdemlerini üzerinde toplayan,onlarla donanan ve bunları hayatına yansıtan kişidir.
Bu tanım Müslüman-Hristiyan-Yahudi vb için de geçerli bir tanımdır.
Sevgili dünyalıadam ;
Sorduğun sorunun bir başka yanıtını da bizzat kutsal saydığımız sözlerden vereyim :
"Bahai öğretileri başka her şeyden çok bir konu üzerinde önemle durur,
bu da başkalarında kusur aramak ve kuyusunu kazmaktan sakınmak
ve
bunun yerine kendi kusurlarımızın köklerini arayıp bulmak ve kendi başarısızlıklarımızı yenmek için çalışmak baslıca amaç olmalıdır.
-
EY VARLIK OĞLU!
Kendi ayıplarını nasıl unuttun da başkalarının ayıplarıyla meşgul oldun ?
Her kim böyle yaparsa rahmetimden mahrum olsun.
EY İNSAN OĞLU!
Sen kendin suçlu olduğun müddetçe başkalarının suçunu ağza alma.
Başka türlü hareket edersen rahmetimden mahrumsun ve Ben de buna şahidim.
EY RUH OĞLU!
Yakînen bil: Başkalarına adalet emredip kendisi türlü rezalet irtikâb eyleyen kimse -ismimi de taşısa- Benden değildir.
-
Eğer biz Hz. Bahaullah 'a, Abdülbaha 'ya ve sevgili Velisi 'ne bağlılığımızı göstermek istiyorsak bu açık öğretilere karşı olan sevgimizi ve itaatimizi de belirtmemiz gerekir.
Bağlılığı belirtmek için ne yaltaklanma ne de sıcak sevgi gösterileri bu öğretilerin ruhuna uygun yaşamanın yerini alamaz.
Onların istediği kelimeler değil İŞ'lerdir."
sayın Psiko,
şimdiye kadar sadece yüzeysel tanıdığım bahiliği bizlere tanıttığınız için teşekkürler. Benim kendim düşünüp vardığım birçok sorunun cevabını neredeyse aynı şekilde bahilikte bulmam çok enteresan oldu. dinlerde günümüz bakışında eksik kalan yada kavranamamış birçok kavrama değinen bahai dini bu bağlamda galiba büyük bir reform hareketi. size bir sorum olacak. ben kutsal kitapların içindeki hikayeleri yorumlamayı severim, fakat şeytan-melek-cin kavramları beni çok zorluyor bunları bir yere oturtamıyorum. artı halife olan ve tanrı suretinde yaratılan insanın kadın cinsi için niçin erkekten aşağı, günah sebebi bir konum verildiğini de anlamıyorum. belki sorularım komik gelmiştir fakat bu üç semavi dinin ortak hikayesini anlamlandıramamak, çok rahtsız edici oluyor. ayrıca siz cennet cehennem mekan değildir tanrıya yakınlık mertebesidir demiştiniz ya ben de %100 aynı görüşe ulaşmıştım lakin o zaman niçin son derece mekansal ve vahşi anlatımlar ile tasvir ediliyor, bu korkutma sahneleri birçok kişiyi inanç ve tanrıdan soğutmakta. yardımcı olabilirseniz çok sevinirim
sanırım ben bahaiymişim ama haberim yokmuş :)
nebukadnezar
20-08-2012, 11:06
Bahaîlik, 3 büyük dini, İslâmiyet'i, Hıristiyanlığı ve Museviliği tek bir pota altında birleştirmeye çalışan dinler-üstü mezhep midir?
Son soru: Türkiye'de Bahai dinine inananlar varmı, varsa lideri kimdir?
Bu konuda geniş bilgisi olanlar bizi aydınlatabilir mi lütfen.
Surdan fikir edinebilirsiniz.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=12296
nebukadnezar
20-08-2012, 11:40
Surdan fikir edinebilirsiniz.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=12296
Sanırım gereksiz bir topik açmışım... Silinebilir.:)
Bahaîlik, 3 büyük dini, İslâmiyet'i, Hıristiyanlığı ve Museviliği tek bir pota altında birleştirmeye çalışan dinler-üstü mezhep midir?
Son soru: Türkiye'de Bahai dinine inananlar varmı, varsa lideri kimdir?
Bu konuda geniş bilgisi olanlar bizi aydınlatabilir mi lütfen.
Bahailik başlıbaşına bir dindir. Diğer üç dini tek pota altında birleştirmeye çalışmaz. Ülkemizde eskiden bahailiği İslamın bir meshebiymişcesine sunmaya yeltenen yanıltıcı bir telkin vardı. Şimdi bizimkiler de bu dini kabul etmek zorunda kaldılar. Eskiden Bahai dininde rahatça ülkemizde ibadet edilemezdi.
Türkiye'de bir hayli büyük sayıda Bahai dinine inananlar vardır. Lider söz konusu değildir. KİTAB-I AKTAS ve KİTAB-I İKAN Bahai dininin kutsal kitaplarıdır.
Bahailikte evlenilince kız tarafı erkeğe iş kurması için oldukça değerli miktarda nakit vermektedir. DOKUZ sayısı Bahailikte kutsaldır. Ülkemizdeki Bahai dini hakkında daha gerçekçi bilgi almak isteyenler aşağıdaki linkten faydalanabilirler;
http://www.bahaitr.org/
nebukadnezar
20-08-2012, 23:13
Kendi araştırmalarımla şu bilgilere ulaştım:
BAHAÎ DİNİ
1800'lerde İran'da Mehdi inancının uzantısı olarak doğan Babîliğin bağımsız dine dönüşmüş biçimi. Bütün dünyada inananları olan evrensel bir dindir. Bahaî tarihi, 1844'te Bab'ın (Seyyid Ali Muhammed) yeni bir çağın gelmekte olduğunu ve yeni bir Peygamber'in geleceğini ilân etmesiyle başlar. Bahaîliğin kurucusu ve peygamberi, lâkabı Bahaullah olan Mirza Hüseyin Ali, 21 Nisan 1863'te yeni dini ve yeni prensipleri Bağdat'ta sürgünde iken ilân etti.
Prensipleri
İnsanlık âlemi tek bir âiledir
Irk, din, dil, cinsiyet gibi tüm önyargılar kaldırılmalıdır
Tüm dinlerin temeli birdir (şimdilik son din İslâm veya Bahaîlik değildir, gelecekte de dinler gelecektir)
Din bilim ve akıl ile uyum içinde olmalıdır
Kadın ve erkek eşittir
Genel barış için çalışılmalıdır
Evrensel eğitim hedeflenmelidir
Serbest düşünce ile gerçek araştırılmalıdır
Aşırı zenginlik ve yoksulluk kaldırılmalıdır.
Bahaî dininde tek evlilik (monogami) esastır, kadınlar türban takmak zorunda değillerdir. Tüm dünya ülkelerinde değişik ırkî ve dinî kökenden gelme (İslâm, Hristiyan, Yahudi, Zerdüştî, Hindu vs.) Bahaîler vardır. Bahaî dinine göre tüm dinlerin kaynağı ve amacı ortaktır ve birbirine aykırı değildirler. Düşmanlık aracı hâline gelmeleri tarihte insanların dinleri güç elde etme amaçlarına âlet etmelerinden kaynaklanmıştır. Buna göre Bahaîlik'te "eğer din sevgi ve birliğe değil, düşmanlık ve ayrılığa neden oluyorsa dinsizlik daha iyidir. Daha önceki dinlerde olduğu gibi, bundan sonra da insanlara ahlâkî ve ruhanî eğitim sağlamak amacıyla başka peygamberler geleceğine inanılır.
Tarihî Bilgiler
Seyyid Ali Muhammed (Bab) (Bab, Arapça'da kapı demektir), kendisinin tüm Müslüman âleminin beklediği kişi olan "Kaim, "Mehdi olduğunu 23 Mayıs 1844'te ilân etti. Binlerce kişi Bab'a inanarak "Babî" oldu. Bu gelişmeler ve onun eski dinî yapıya göre çok yenilikçi ve radikal fikirleri ortaya koyması İran'da işkencelere ve baskılara yol açtı. Bab, 1850'de Tebriz şehrinde kurşuna dizildi. Birçok Babî ise yine İran'da değişik feci işkence yöntemleri ile öldürüldü. Bab'ın ölümünden sonra "Babî"lere Mirza Hüseyin Ali (Bahaullah) liderlik etti. Bahaullah ve beraberindekiler İran Kaçar yönetiminin baskısıyla, Osmanlı İmparatorluğu ile yapılan görüşmeler sonunda Bağdat'a sürgün edildi. Bahaullah 1863'te burada, Bab'ın gelişini müjdelediği kişinin kendisi olduğunu ve insanlık tarihinde bütün önceki dinlerin gelmesini vaad ettiği "dünyanın bir vatan gibi olacağı, insanların artık savaş yapmayı öğrenmeyecekleri" Mehdi çağının gelmiş olduğunu ilân ederek Bahaî Dini'nin yeni prensiplerini açıkladı. Bahaullah'ın hayatının 40 yılı Osmanlı İmparatorluğu topraklarında geçti. 12 Aralık 1863'te vardığı Edirne'de bu tarihten itibâren 5 yıla yakın yaşadı.
Mirza Hüseyin Ali'nin (Bahaullah) vefatından sonra büyük oğlu Abdülbaba (1844/1957) öğretinin liderliğini yapmış, Abdülbaha'nın vefatından sonra ise büyük torunu Şevki Efendi Bahaî misyonunun liderliğine getirilmiştir.
Bahaî Dünya Merkezi İsrail'in Hayfa şehrindedir. 1868'ten itibâren Bahaullah ve âilesinin ve beraberindeki inananlarının o tarihte Osmanlı toprağı olan Akka Kalesi'ne (bugün İsrail'de Akdeniz kıyısında) sürgün edilmesi ve orada vefatına kadar yaşamaya devam etmesi sonrasında Akka'nın hemen yanındaki Hayfa şehri, Bahaî Dünya Merkezi'nin yeri oldu. Bahaîlik Birleşmiş Milletler'de temsil edilmekte ve dünyadaki gayri siyasî alanlarda sosyoekonomik projelere katkıda bulunmak için çalışmaktadır.
Kutsal Yazılar ve İbâdet
Kutsal Kitaplar
Temel yasaları ve dinin şer'î hükümlerini içeren Kutsal Kitap olan Kitab-ı Akdes (En Kutsal Kitap), İkan Kitabı [Kitab-ı İkan- Tevrat, İncil ve Kur'ân'daki bâzı âyetlerin açıklamasını ve bâzı ilâhiyat konularını ihtiva eden bir kitap. İkan, Arapça'da kesin bilgi demektir (ikan, yakin, yakînen vb.)], Saklı Sözler (Kelimat-ı Meknune), Kurdun Oğlu Risâlesi gibi kitaplardır. Bahaîler, tüm dinlerin Kutsal Kitaplarının (Tevrat, İncil, Kur'ân, Baghavad Gita ve diğerleri) tek bir sistemin parçaları ve insanlığın ortak dinî mirası olduğuna, kutsallıklarını yitirmediğine inanırlar.
Kitab-ı Akdes, Bahaîlik'in en önemli kutsal kitabı. Dinin kurucusu Bahaullah tarafından kaleme alınmıştır. Arapça el-Kitab el-Akdes adıyla yazılmıştır. Yine de çoğunlukla Farsça ismi olan Kitab-ı Akdes kullanılır. Bâzen sâdece "Akdes" olarak da anılır. Akdes kelimesinin anlamı "en kutsal, en mübârek"tir.
Her ne kadar kitabın bir kısmının daha erkenden yazılmış olduğuna dâir bâzı deliller olsa da, genel kanaât kitabın 1873 yılı civarında tamamlanmış olduğudur.
Kitab-ı İkan, yâni İkan Kitabı da Bahaî inancının kutsal kitaplarındandır.
Kitap 1862'de Bahaîlik'in kurucusu olan Bahaullah tarafından kaleme alınmıştır. Bir kısmı Farsça bir kısmı ise Arapça yazılmıştır. Bahaullah o sıralarda Osmanlı Devleti'ne bağlı olan Bağdat'ta sürgündedir. Bahaî inancına göre Bahaullah vahyi ilk kez Siyah Çal'da, Kitab-ı İkan'ın yazılmasından yaklaşık on yıl önce almış fakat vahiy aldığını ve misyonunu açıkça ilân etmemiştir. Kitab 2 gün ve gece içinde yazılmıştır. Bahaullah'ın, böylece de Bahaîlik'in, başlıca teolojik eseridir. Farsça Beyan'ın tamamlanışı olarak da tanımlanmıştır.
http://www.dunyadinleri.com/Baha%C3%AElik.html
hazreti insan
15-10-2012, 18:38
Arkadaş hala aramızda ise sormak istiyorum. Kendisinin ailesinin ve çevresindekilerin (bahailerin) Bediüzzaman, fetullah gülen gibi kişilere nasıl bakmaktadır? Ayrıca Yahudi ve sabetayistlere? Umarım cevap gelir şimdiden Teşekkürler...
Sevgili ulpian ;
Tanrıya yakınlığa gelince,
Tanrı'nın 99 isim ve sıfatının insandan yansıması durumudur.
Bunun tam aksi de uzaklığın temsilidir.
Bir örnek verecek olur isek,
Herhangi biri
Eğer "Adil-Cömert-Vefalı-İnsaflı-vb gibi" Tanrısal isim ve sıfatlara sahip ise o kişi,
inanıyorum veya inanmıyorum demesinden bağımsız Tanrıya yakındır.
Eğer Tanrısal isim ve sıfatlar o kişiden yansımıyor ise,
o kişi istediği kadar ben Tanrıya inanıyorum desin,
bizler için şu :
"Birinin sizi seviyorum veya sizden nefret ediyorum demesi gerekmez.Siz onun hal ve hareketlerinden sizi sevip sevmediğini anlarsınız."
anlayış geçerlidir.
sevgilerimle..
ben bu bahai kavramını( kusura bakmayın kavram diyorum çünkü din mi mezhep mi idrak edemedim) ilk kez sizinle duydum ama bu kısmı gerçekten çok ölçülü ve gerçekten çok anlamlı buldum.
peki adalet sistemi nasıl bahailikte ? örneğin ceza ödül kriteri var mı ya da öncelikle bunlar var mı inanışınız da ?
ben bu bahai kavramını( kusura bakmayın kavram diyorum çünkü din mi mezhep mi idrak edemedim) ilk kez sizinle duydum ama bu kısmı gerçekten çok ölçülü ve gerçekten çok anlamlı buldum.
peki adalet sistemi nasıl bahailikte ? örneğin ceza ödül kriteri var mı ya da öncelikle bunlar var mı inanışınız da ?
Sayın Arya,
Bahailik bir dindir, mesheple ilgisi yoktur. Ve daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız buyrun buradan alabilirsiniz;
http://www.bahaitr.org/
Jesus-Christ
06-12-2012, 20:13
Merhaba;
Bu akşam bahaileri ziyaret edeceğim. Bahailikle hiç bir ilgim olmamasına ve bu konuda hiç bir şey bilmememe rağmen, oturup, bahailik nedir? Neye inanıyor? diyo sormak, konuşmak istedim. Gideceğim yerde kimseyi tanımıyorum. Dışarıda tanıştığım bir bahai davet etti ve ben de hristiyan olduğumu ancak yinede sohbet etmem için hiç bir engel bulunmadığını ekledim.
Eğer sizin sormak istediğiniz bir şey varsa ben sizin için sorabilir ve buradan paylaşabilirim.
Bakalım bahailer neye inanıyor? nasıl düşünüyor? Ben, medenice oturup konuşulmasından, bilgi paylaşımından yanayım ve saygı da duyuyorum.
Bahai bayan bana şunu sordu:
"Size göre doğru din olabilmesi için hangi şart gerekli yada ne olursa doğru din olur?" şeklinde sordu. Ben de kendisine şu cevabı verdim:" Tanrı'nın varlığını, İsa Mesihin Tanrı'nın Oğlu olduğunu, dünyaya gelip bizler için ölmesi ve Çarmıh/ Tanrısal Planı içermesi gerekir." Sonra, bir şeyler için ayrıldık. Sonra toplantılarına davet edildim. 30 dakika kadar sonra oraya gideceğim.
Kusadali
03-03-2015, 00:01
Bu bahis altında geçen tüm soru ve cevapları iki günde okudum,bence tatminkar cevaplardı ama cevaplanmayan 1-2 soru kaldığını düşünüyorum...Emeği geçenlere teşekkür ederim,sıra http://bahaitr.org adlı siteyi incelemeye geldi...Bu arada youtube'dan da bazı videoları izlemeyi düşünüyorum.....Umarım aklımdan geçen soruların cevaplarına ulaşırım.....Saygılarımla..
Yıldıztozu
02-07-2015, 03:11
Müslümanların islamı savunurken uyguladıkları yöntemlerden biri ''son din olması ve diğer dinleri kapsaması'' şeklindedir.
Bunlar Bahailikte de var. Milyonlarca inananı da var.
İslamı ve diğer dinleri de kapsıyor. Son din budur öyleyse aynı mantıkla.
Eğer Çin'de doğsaydın ve dinleri araştırsaydın yine Bahai olur muydun? Nasıl ve neden? Eğer olurdum diyeceksen Şu an Çin'de bulunan 1,406,600,000 insandan kaçı bir yılda Bahailik dinine geçmektedir? Yoksa Bahailik dini yeterince tanıtılamamakta mıdır?