PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sosyalizm açısından Kürt sorunu ve çözüm yolları


güneşinzaptıyakın
07-09-2009, 13:00
Sorunun çözüm yollarını tartışmadan önce konuya kısa bir özet ile birlikte sosyalizm açısından açıklık getirmek lazım. Kürt sorununu ulusal-burjuva devlet beklentisi içindeki siyasi söylemden uzak ve sosyalizm içinde tartışmak ve çözüm üretmek esas olandır. Günümüz emperyalist açılım söylemlerinden uzak bir tavır daha gerçekçi olacaktır.

Marks 1860’lı yıllar’da başlayıp gelişen İrlanda ayrılıkçı hareketinden faydalanarak Britanya İmparatorluğu’nda bir gedik açabilmek adına İrlanda’nın bağımsız bir devlet olma hakkı olduğunu savunarak UKKTH diye tanımlanan doktrinin yolunu açmıştır. 1864'te Enternasyonalin Bildirisini kaleme alırken Marx, Engels'e Mazzini'nin milliyetçiliğine karşı savaşım vermek zorunda kaldığını yazdı (4 Kasım 1864), ve şunları söyledi: "Bildiride, uluslararası siyasete ayrılan yerlerde, ulusal-topluluklardan değil ülkelerden sözediyorum, ve küçük ulusları değil Rusya'yı eleştiriyorum." Marx'ın "işçi sorununa" oranla, ulusal sorunun ikincil bir sorun olduğu konusunda kuşkusu yoktur. Bununla beraber Marks ulusal sorunları yok saymaktan uzaktır. Proudhon’cu bakış açısının ise yanlış olduğunu birkaç mektubunda Engels ile paylaşır ve Şovenizme’le mücadele olarak polomik tatiklerin faydalı olacağını söyler. Marx'ın bütün bu eleştirici sözlerinden çıkan sonuç açıktır: ulus sorununu bir fetiş haline getirecek son sınıf, işçi sınıfı olacaktır. Çünkü kapitalizmin gelişmesi, mutlaka bütün ulusları uyandırıp bağımsız bir yaşama yöneltmez. Ama yığınları kapsayan ulusal hareketler başladıktan sonra umursamamak ve bunlardaki ilerici olan şeyi desteklememek, sonuç olarak, "kendi ulusunu", "örnek ulus" sayarak (ya da, biz ekleyelim, kendi ulusunu devlet kurma ayrıcalığı tekeline sahip ulus sayarak) milliyetçi önyargılara kapılmak olur. Başlangıçta Marx, İrlanda'nın, ezilen ulusun ulusal hareketiyle değil, ezen ulusun işçi hareketiyle kurtarılacağını sanmıştır. Marx, bütün ulusal-toplulukların tam kurtuluşunu ancak işçi sınıfının zaferinin gerçekleştireceğini bildiği için, ulusal hareketi mutlak bir şey olarak ele almadı. Ezilen ulusların burjuva kurtuluş hareketiyle, ezen ulusun proleter kurtuluş hareketi arasındaki olanaklı olan bütün karşılıklı ilişkileri önceden kestirmenin olanaksız olduğunu öngörüyordu Marks. (1)

Lenin bu doktrini geçen yüz yıl başında Avusturya ve Rusya İmparator’luklarından ayrılmak için mücadele veren Polonya ve Ukrayna özelinden hareketle bir çok yerde ve zeminde tartışmış ve dile getirmiştir. "Proletaryanın kapitalizme karşı devrimci yığınsal savaşımı"nı, ulusal sorunda devrimci bir programla birleştirip ilişkilendirmemiz gerektiğidir, (2) diye Parabellum’a cevaben yazdığı makalede 1915 yılı itibari ile özellikle Polonya cephesinde ve Rusya’nın batı cephesinde açmak istediği gediği zorlar. Proletarya, demokrasi aracılığıyla, yani demokrasiyi tam uygulayarak ve savaşımının her adımını, en kararlı biçimde formüle edilmiş demokratik isteklerle ilişkilendirerek zafer kazanabilir, böyle yapmaksızın kazanamaz. Sosyalist devrimi ve kapitalizme karşı devrimci savaşımı, demokrasinin sorunlarından yalnızca biriyle, burada ulusal sorunla karşı karşıya koymak saçmadır. Kapitalizme karşı devrimci savaşımı, bütün demokratik isteklerle, yani cumhuriyet, halk ordusu (militia), resmi görevlilerin halk tarafından seçilmesi, kadınlara eşit hak verilmesi, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı, vb. gibi isteklerle ilgili devrimci bir program ve taktiklerle birleştirmeliyiz. Kapitalizm varoldukça bu istekler -hepsi- yalnızca bir istisna olarak elde edilebilir. Üstelik tam olarak değil, çarpıtılmış olarak. Şimdiye dek başarılmış demokrasiye dayanarak ve bu demokrasinin kapitalizmde tam olamayacağını gözler önüne sererek, yığınların içinde bulunduğu yoksulluğun ortadan kaldırılmasının ve bütün demokratik reformların tam ve her yönüyle gerçekleştirilmesinin gerekli temeli olarak kapitalizmin devrilmesini ve burjuvazinin mülküne elkonmasını istiyoruz. Bu reformların bir bölümü burjuvazinin devrilmesinden önce, bir bölümü burjuvazinin devrilmesi sırasında, bir bölümü de devrildikten sonra yapılacaktır. Toplumsal devrim tek bir çarpışmadan ibaret değildir, ama ekonomik ve demokratik reformun bütün sorunları üzerinde, ancak burjuvazinin mülksüzleştirilmesiyle tamamlanan bir dizi çarpışmayı kapsayan bir dönemdir. Demokratik isteklerimizin herbirini, bu sona bir amaç için A'dan Z'ye kadar tutarlı devrimci bir yolda formüle etmeliyiz. Bazı ülkelerde, tek bir temel demokratik reform bile yapılmadan önce, işçilerin burjuvaziyi devirmelerinde akla-aykırı hiçbir yan yoktur. Ne var ki, tarihsel bir sınıf olarak proletaryanın, en tutarlı ve kararlı devrimci bir demokrasi ruhuyla eğitilerek hazırlanmadıkça burjuvaziyi yenebilmesi aklın alabileceği bir şey değildir. (3) Diyerek Lenin kkth’nı Proleter mücadelenin bir parçası olarak eyleme sokmuştur. Lenin; Kendi kaderini tayin etme özgürlüğü, yani bağımsızlık, yani ezen uluslardan ayrılma özgürlüğü istiyoruz. Bunu, ülkeyi ekonomik bakımdan bölmeyi, ya da küçük devletler idealini düşlediğimiz için değil, tam tersine, yalnızca gerçekten demokratik, gerçekten enternasyonalist bir temel üzerinde, geniş büyük devletten ve ulusların yakın birliği, hatta kaynaşmasından yana olduğumuz için istiyoruz. Ancak ayrılma özgürlüğü olmaksızın böyle bir temel düşünülemez. Nasıl ki, Marx 1869'da, İrlanda'nın ayrılmasını, İrlanda'yla Britanya, arasında bir bölünme olsun diye değil, ama onun ardından gelecek özgür bir birlik için istediyse, "İrlanda için adalet"i sağlamak üzere değil, ama Britanya proletaryasının devrimci savaşı için istediyse, biz de aynı biçimde, Rus sosyalistlerinin, ulusların kendi kaderlerini tayin özgürlüğünü istemeyi reddetmelerini, yukarıda belirttiğimiz anlamda, demokrasiye, enternasyonalizme ve sosyalizme doğrudan doğruya ihanet sayıyoruz, (4) diyerek döneminin klasik sömürgeci devletleri olan Birtanya-Osmanlı-Fransa-Avusturya ve kendi ülkesi olan Rusya gibi İmparatorlukları ve mevcut ilhak edilmiş veya sömürgeleştirilmiş topraklar üzerindeki yeni yeni gelişen ulusal-burjuva demokratik hareketlerini desktelemeyi eylemsel bir doktirine oturtmuştur.

Sürecin başlangıcından bu yana 140-150 yıl geçmiş bulunmaktadır, geldiğimiz noktada Marks’ın Engels’e bir mektubunda yazdığı gibi soruna pratik süreç yön vermiş ve bizler açısından büyük bir kazanım olmuştur yaşanan pratik süreç. Anılan süreç içerisinde özellikle Asya başta olmak üzere Dünya’nın bir çok yerinde çoğunluğunu ulusal-burjuva devrimleri olmak üzere tüm mücadeleler sosyalist’ler tarafından desteklenmiştir. Asya örneğinde görüldüğü gibi bazı Sosyalist mücadeleler devrimden sonra ulusal-burjuva kimliğini alarak Sosyalist mücadeleyi sınırları içerisinde yasaklama yoluna gitmişlerdir. Örneğin; T.C’nin kuruşuna destek veren Lenin, çok uzun bir süre okunması ve algılanması yasak olan en büyük düşmanlar listesinde yer almıştır ve cezai yaptırımlarla Sosyalizm’in önü tıkanmak istenmiştir. Gerek yapılan bağımsızlık mücadelerinin ulus-burjuva devlet nitelik kazanmasının ardından içindeki devrimci proletarya’nın mücadele şansını artırmadığı pratik gerçeği, gerekse kurulan burjuva devletlerinin zamanla emperyalizm ile tam entegre olarak kendi bünyelerindeki proleter sınıfı devrimci mücadeleden uzak tutabilmek için cezai yada küçük sınıfsal yada ekonomik tavizler vererek eylemsizleştirmesi sürecin Lenin’in öngörüsünün aksine proleterya’dan yana değil bizzat emperyalizm’in yayılması ve gücünü pekiştirmesi ile sonuçlanmıştır. Sanayi gelişimini tamamlamış toplumların proletarya’sının beklenen devrimi bir türlü yapmaması, aksine sınıf bilincinden hızla uzaklaşarak küçük-burjuva nitelik kazanması, ezilen halk kitlelerinin bağımsızlık hareketlerinin çoğunlukla dar kadro partilerinin önderliği ve Sovyetler-Çin güç çıkarları elverdiğinde alınan desteklerle yapılan sosyalist devrimlerin içerik olarak proleterya diktatörlüğünden bile uzak kalması günümüzde sosyalizm’i yeniden yapılandırmaya itmiştir.

Emperyalizm’in gelişen siyasi cephelere ve fikirlere paralel olarak pratikte ortaya koyduğu eylemsel yapılanmanın kkth’ı doktirinini süreç içerisinde kendi lehine ve kendi propaganda yapısına uygun olarak bünyesine katmış olması, sosyalist doktrini yeniden yapılanmaya ve düşünsel değişime sevk etmelidir. 150 yıl öncesinin emperyalist devletlerinin sömürgelerini kendi istekleri ile son elli yılda ulus devlet kurmalarına yardımcı olarak kkth’larını sağlayarak sömürge kavramını ve sistemini değiştirmiş olmaları nedeniyle, sosyalizm’in sömürge ve ezen-ezilen halk kavramlarına bakış açısını değiştirmesini gerektirdiği kanaatindeyim. Geçen yüz yıl başında mevcut cepheler üzerinden yapılan siyasi doktirin’lerin eksik olduğu ise ayrı bir konudur, örneğin; Ruanda'daki etnik gruplar olan Hutsi ve Tutsi’lerin yaşadıkları süreç ve geldikleri nokta ibret vericidir, Belçika’nın bölgedeki yerel milis ve bürokratik gücü olan Hutsi’lerin ezen ulusun uşağı ve taşeronu olmaktan çıkarak 1961 yılında kkth bağlamında Tutsi’lerle birlikte kurduğu ulus-burjuva devletin içinde Hutsi’lerin ezen ulus olarak yaptığı kıyım ve siyaset dikkatle sorgulanmalıdır. Ruanda’nın bağımsız ve sömürülmeyen bir devlet olduğunu savunmak abesle iştigaldir. Gelinen noktada sosyalizm’i ilgilendiren en büyük sorunlardan biriside ukkth gerçeğidir, fakat yaşanan süreçte kitlenin büyük çoğunluğu ve dışarıdan tartışmalara müdahil olanlar Lenin’in ukkth doktrinini bir doğmaymış gibi algılamaları ve algılatma çabaları yanlıştır, bilimsel sosyalizm’in yapması gereken birincil şey ise bünyesine enjekte edilmek istenen bu doğma saplantısından kurtulmasıdır. Lenin’istlerin bu doktrini dile getirmeleri doğaldır ama bu kitlenin dışında kalanların hatta ulus-burjuva söyleminde olanların bile bu kavramı sosyalizm’in olmazsa olmaz bir kuralı olarak dayatması kabul edilemez bir süreçtir. T.C içindeki tüm sosyalist parti ve örgütlerin soruna bir çözüm yolu üretmesi kaçınılmaz bir tarihi zorunluluktur. Her şeyden önce proleterya’nın kendi devrim sürecini sağlıklı ve gerçekçi bir zemin üzerinden yürütebilmesi için enternasyonal kimliğinden taviz vermeden soruna kendi yeni bakış açısını da getirmelidir. Ukkth mücadelesinin ulus-burjuva devlet kurulması noktasında desteklenmesinin geçmişte emek cephesine bir şey kazandırmış olmamasından hareketle, yeni bir karşı direnç noktası yaratmanın mücadeleye kaybettireceği kaybın yeniden tahlil edilmesi ve tüm enerji ve bilincin enternasyonalist emek mücadelesine kaydırılmasının ve bu yönde yeni bir bakış açısının oluşturulması gerekliliğinin bir an önce kavranmasının sosyalizm’e ilerleyen dönemler için büyük kazanç getireceği kanaatindeyim. Emekçi mücadelenin bölünmesinin devrim adına çok büyük bir kayıp olduğu bilincine vararak, sosyalizm’in gerilediği cepheden çıkarak yeniden sokaklar da ve alanlar da mücadele verebilmesi için teorideki mücadelesini vermiş olması gerçeği ile yüzleşmesi lazımdır.

Yaşadığımız topraklardı gerçeklerden hareketle sosyalizm, Kürt sorununa gerçekçi ve sosyalist bir bakış açısına paralel çözümler ürettiğini emek cephesine bir an önce göstermelidir. Bu çalışma yapılırken son kırk sene içerisinde ulus-burjuva söylemine dönmüş olan Kürt hareketi eylemsel sürecin dışında tutulmalıdır. Şovenist söylemlere yönelen bazı Kürt hareketlerine destek veren sosyalist kitleler bu siyasi bakış açılarını bir an önce terk etmelidirler yada soyaliszm’den uzaklaşarak sağcı ve tasviyeci sosyal demokrat bir oluşum olduklarını kamuoyu ile paylaşmalıdırlar. Oportünizm’e düşmüş kitlelerden hemen uzaklaşarak ve süreçten dışlayarak sosyalizm ve emek cephesi büyük bir sorundan kurtulmalıdır. Pratikte Kürt sorunu için atılacak adımlar sosyalizm’in bu coğrafyada ki gelecek yapılanmasını belirleyecek en büyük unsurlardan birisi olacaktır. Sosyalizm; içindeki sarı siyasi partilerden, Kemalist kitleden ve son kırk yılda gelinen sürecin ışığında liberalizm’e kayan yada milliyetçi söyleme dayanan kitlelerden de kurtulmalıdır. Sosyalizm; emperyalizm’in geldiği evreden hareketle ve onun ulus devlet sistemi yerine komünizm’in hedefi olan devlet kurumunu kaldırma düşüncesine paralel olarak hareket etmelidir. Kaybettiği cepheleri yeniden kazanabilmesi için önceliğini sınıf bilincine ve geçmişinden üzerine kalan bürokratik totalerizm ve dar kadro parti çıkışlı merkeziyetçi totalerizm yaftasından kurtulmaya yöneltmelidir. Emekçi kitlelerin desteğini alabilmek için tabanda mücadele vermelidir, gücünü parçalamak yerine önceliğini sorunlara odaklanmakta kullanmalıdır. Siyasi örgütlenmeyi tasviye etmeye çalışan emperyalism’in karşısına örgütlü ve enternasyonalist çizgide bir sosyalist cephe ile çıkmalıdır. STO’ların siyasi kullanımı zamanla ve hızla tasviye edilmelidir. Sorunlarına pragmatist çözümler üretememiş ve emek cephesini oluşturamamış bir sosyalizm uzun süre başarılı olamıyacaktır bu topraklarda. Komünist Manifesto’da, “işçilerin vatanı yoktur” ibaresiyle ifade bulan bu anlayış, geleceğin sosyalizm’inin kaçınılmaz şiarı olmalıdır. Sosyalist demokrasi’nin ne olduğu ve bu bütünsellikte Kürt-Türk-Arap vs. tüm emekçi unsurların bu sistemdeki kazanımları daha anlaşılır bir dille kitlelere bir an önce anlatılmalıdır.

Not: Konuya Stalin, Mao vb diğer sosyalist liderlerin bakış açılarını eklememenin nedeni sorunun yukardaki özetlediğim bağlamda toplumda tarışılıyor olmasıdır.

Kaynaklar:
1- Lenin, Ütopyacı Karl Marks ve Pratik Roza Lüksemburg makalesinden.
2- Lenin, 16 (29) Ekim 1915 tarihinden önce olmamak üzere Almanca yazıldı. İlk kez 1927'de Lenin Miscellany VI'da yayınlandı.
3- a.g.e
4- a.g.e

aydoe
07-09-2009, 15:34
Paylaşım için teşekkürler güneşinzaptıyakın.
Yazınızda sosyalistlerin ulusal burjuva hareketlerini desteklememeleri gerektiği ve emekçilerin etnik ayrımına karşı sınıf temelinde birlikte mücadele etmesi gerekliliği anlatılmakta.
Demek ki ülkemiz ML lerinin Kürt ayrılıkçı hareketini desteklemelerinin teorik bir dayanağı yoktur.
sevgiler

AYATA
07-09-2009, 23:39
Beni dumur edende Sosyalist ve komünist insanların...faşist ve aşiret sistemi destekli bir bölgesel milliyetçi olan ama sol jargonu kullanan bir bölücü örgüte kanmalarıdır. neyse onlarda uyandılar, sadece bu forumda var bir kaç tane. :)

güneşinzaptıyakın
08-09-2009, 11:56
Paylaşım için teşekkürler güneşinzaptıyakın.
Yazınızda sosyalistlerin ulusal burjuva hareketlerini desteklememeleri gerektiği ve emekçilerin etnik ayrımına karşı sınıf temelinde birlikte mücadele etmesi gerekliliği anlatılmakta.
Demek ki ülkemiz ML lerinin Kürt ayrılıkçı hareketini desteklemelerinin teorik bir dayanağı yoktur.
sevgiler Yanılıyorsunuz ML'ler zaten desteklemezlerse söylemlerine göre yanlış yapmış olurlar, yukarda kısaca değindiğim kkth doktrinini uygulayanların başında Leninistler gelir, bu kararda onların siyasi bakış açılarıdır şahsen saygı gösteririm ama katılmadığımıda belirtirim gerekçeleri ile. Etnik ayrım tanımlaması yanlıştır bu konu için, eğer bir etnik ayrım yapılıyor ise de bunu yapan egemen Kemalist ideolojidir, ulusal-burjuva hareketlerinin tamamı doğası itibari ile milli bir söylem içerisindedir, 86 yıldır ne mutlu Türküm diyene dedirten bir sistemin ne mutlu Kürd'üm diyene demesine karşı çıkışının tek dayanak noktası emperyalist kaygılar olabilir.

pante
08-09-2009, 12:45
yukarda kısaca değindiğim kkth doktrinini uygulayanların başında Leninistler gelir,

Bu doğru değil. Doğru olmadığı aşağıdaki başlıkta açıklandı, kanıtlandı.

UKKTH (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5052&highlight=ukkth)

güneşinzaptıyakın
08-09-2009, 12:55
Bu doğru değil. Doğru olmadığı aşağıdaki başlıkta açıklandı, kanıtlandı.

UKKTH (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5052&highlight=ukkth)
Bu konuyu açmadan önce linkini verdiğin konuyu baştan sona okudum, hatta kayıkçı kavgası mesajları bile... Konunun önünü açmak babında zaten yazımın en başında bizzat Lenin'in kitaplarından kendi sözcükleri ile ukkth'nı nasıl tanımladığını ve olayı stratejik bağlamda doktrine etmesini zaten yazdım. Bunu en açık; ''Kendi kaderini tayin etme özgürlüğü, yani bağımsızlık, yani ezen uluslardan ayrılma özgürlüğü istiyoruz.'' diye ifade etmiştir. Kanıtlarınızı kontrol etmenizi öneririm...

pante
08-09-2009, 13:07
Bu konuyu açmadan önce linkini verdiğin konuyu baştan sona okudum, hatta kayıkçı kavgası mesajları bile... Konunun önünü açmak babında zaten yazımın en başında bizzat Lenin'in kitaplarından kendi sözcükleri ile ukkth'nı nasıl tanımladığını ve olayı stratejik bağlamda doktrine etmesini zaten yazdım. Bunu en açık; ''Kendi kaderini tayin etme özgürlüğü, yani bağımsızlık, yani ezen uluslardan ayrılma özgürlüğü istiyoruz.'' diye ifade etmiştir. Kanıtlarınızı kontrol etmenizi öneririm...

Kanıtlarım o başlıkta mevcut.
Bana Sovyetler Birliği döneminden "yukarda kısaca değindiğim kkth doktrinini uygulayanların başında Leninistler gelir" ifadeni kanıtlayacak tek bir örnek verebilir misin?

aydoe
08-09-2009, 13:09
''son kırk sene içerisinde ulus-burjuva söylemine dönmüş olan Kürt hareketi eylemsel sürecin dışında tutulmalıdır. Şovenist söylemlere yönelen bazı Kürt hareketlerine destek veren sosyalist kitleler bu siyasi bakış açılarını bir an önce terk etmelidirler ''

Bu cümlelerinizden ne anlamalıyım?
Apocuların sosyalizmi reddi ve küresel emperyalizmle işbirliği içinde demokratik modernite diye uydurmasyon bir politika geliştirdiği ortadadır.

Öcalan ve sol -Analiz
13 Ekim 2008
http://www.firatnews.com/index.php?rupel=arsiv&anf=nuce2&nuceID=4318 (http://www.firatnews.com/index.php?rupel=arsiv&anf=nuce2&nuceID=4318)

Öcalan'ın sol programı ;
Yeni bir Anayasa taslağı hazırlayarak kamuoyuna deklare etmelidir.
Devleti güçlendirecek devletçi ekonomi yerine sivil ve toplumsal mülkiyete dayalı ekonomik programlar (kooperatifler) geliştirmelidir.
AB süreci ve küreselleşmeye karşı çıkmamalıdır.
Kapitalizmi aşacak sistemin demokratik modernite olduğunu söylemeli,
Ortadoğu’da reform ve Rönesans için çalışmalı, temel hedefi Ortadoğu Demokratik Konfederalizmi olduğunu deklare etmelidir.
Dini değerlerle çatışmamalı, üniversitelerde türban konusunda tutucu davranmamalıdır
Milliyetçilik ve ırkçılığa kesin tutum takınmalı, her türlü ulusallığın siyasallaştırılmasını, ulusal aidiyetlere aşırı vurguyu reddetmelidir.
Medeniyet ve uygarlık çatışmasına karşı tutum almalı, medeniyetler arasında hoşgörü köprüsü olmalı, kendisini doğu-batı sentezi olarak tanımlamalıdır.
Her türlü askeri vesayet rejimlerini reddetmeli, orduyu nicel olarak küçültmeli, orduya ayrılan askeri malzeme ve techizat alım finansmanını düşürmeli, askeri kurumu hesap verebilir ve denetlenebilir şeffaflığa dönüştürmelidir.

Görüldüğü gibi tamda küresel emperyalizmin ABD 'nin ve Akp iktidarının ülkemizde uygulamaya çalıştığı politikaları dillendirmiştir.

güneşinzaptıyakın
08-09-2009, 13:19
.............

Bu cümlelerinizden ne anlamalıyım?
..............................
. Duymak istediğinizi yada ne anlıyacağınızı size söyleyemem malesef...

saroz
10-09-2009, 19:17
Sosyalist, yani Marksist-Leninist bakış açısı ile ulusal soruna bakıldığında, tarihsel diyalektik materyalizm gözlüğü kullanılmak zorunludur.

Bu gözlükten bakıldığında görülenler şöyledir;

Toplumsal düzeni (sistem) belirleyen ana etken, üretim araçları (Tarlalar, hayvanlar, fabrikalar) ve üretim ilişkileridir. (köle emeği ve köle sahibi, feodal ile yoksul köylü, işçi ile patron gibi.)

Bu iki unsurun birleşip oluşturduğu sisteme(düzen) de, üretim tarzı denir.


İlkel komünal toplumdan, köleci topluma geçen insanlık, özel mülkiyeti keşfetmiş ve diğer insanların köle emeğini sömürmüştür.

İlkel komünal toplumun özgür insanları olan köleler için son derec olumsuz olan bu gelişme, üretim araçlarının oluşması (Tarım ve hayvancılık) gelişmesi adına son derece olumlu bir gelişme olmuştur.

Köleci toplumun üretici güçleri isimden de anlaşılacağı gibi kölelerdir. İlkel komünal toplumda doğa ne veriyorsa onunla yetinen sayıca az kabileler vardı. avcılıktan çok toplayıcılık ana geçim kaynağı idi.

Tarım ve hayvan evcilleştirme keşfedilince toprak üretim aracı (tarım) haline geldi. üretim aracına sahip olanlar üretimin arttırılması için daha çok insan emeğine ihtiyaç duydular. kölelik böyle başladı. Tabii kölelerin kaçması ve isyan etmesi durumunu engellemek ve köleleiği kalıcılaştırmak için zorbalık gerekiyordu. Bu zorbalık silahlı güçler ile sağlandı. yasalar koyuldu.

Yani DEVLET doğdu.

Bu tarih insanlık tarihinin marksist değerlendirmesidir.

Köleci toplumda artık emeğinden yabancılaşan köleler üretimin önünde bir engel teşkil etmeye başlayınca feodalizm doğdu. Feodalist sistemde kölelik kalkıyor yerine toprak sahibi küçük köylü, ya da yarıcı denen toprak kiralayan köylüler geçiyordu.

Teknoloji bilimsel buluşlarla ilerleyince üretim araçları, tarlalardan makinelere dönüşmeye başladı. bu durumda ticaret ve sanayi gelişmeye başladı. gelişen tüccar ve sanayii sınıf temsilcileri devlet gücünü ele geçirmek istediler. bu dönemde ulusal hareketler başladı. Ulus-devletin doğuşu ekonomik ve siyasal anlamda bu döneme denk gelir.

Yani ulusal hareket, insanlık tarihinde feodal üretim tarzından kurtulmak isteyen sanayii ve tüccar sınıfın emekçilerin desteğini alarak iktidara gelip, devleti kendi sınıf çıkarlarına göre yeniden örgütlemesidir.

Her ulusun kendi kaderini tayin hakkı marksizmi geliştiren lenininin teorisidir.

Her ulus, ayrı devlet kurmak da dahil kendi kaderini tayin etmelidir der marksizm-Leninizm.

pante
10-09-2009, 19:33
Bir sosyalist ülke düşünelim.
İçinde ayrı dili-kültürü olan iki toplum olsun.
Ve bunlardan biri bağımsız olmak istesin.
Ne yapılmalı?

İstanblue
10-09-2009, 20:16
Kürt sorunu şöyle çözülür ;

Kürtler haricinde herkesin çalışıp üretmesi.
Kürtlere çalışmadan her ay belirli rakam maaş.
Ücretsiz , her türlü devlet hizmetleri.
Kanunlardan ve yasalardan bağımsız hareket edebilme özgürlüğü.
Sınırsız evlilik istelilen kadar çocuk.
Bunlarda yetmeyince ; Devlet bize bakmıyor ki söylemi.

saroz
10-09-2009, 20:43
Bir sosyalist ülke düşünelim.
İçinde ayrı dili-kültürü olan iki toplum olsun.
Ve bunlardan biri bağımsız olmak istesin.
Ne yapılmalı?


Hemen referandum yapılır ve sonuca saygı gösterilir.

pante
10-09-2009, 21:06
Hemen referandum yapılır ve sonuca saygı gösterilir.

Saroz, Ekim devriminin 4 büyük bolşevik önderi vardır.
Lenin, Stalin, Troçki ve Sultan Galiyev.

Sultan Galiyev'in devrim sonrası Kırım ve Tatarlar'la ilgili isteklerini, bu konuda mücadelesini ve akibetini araştırmanı öneririm.

UKKTH insan hakları olarak gündeme getirilip tartışılabilir ama ML'liğin gereği olarak sunulduğunda Stalin'in ML olup olmadığı ya da Stalin'in "sosyalizmi kurmaya yönelik olmayan UKKTH'nin emperyalizmin işine yarayacağı ve gerici olduğu" görüşü dikkate alınmalıdır.

dilaver
10-09-2009, 21:13
Bir sosyalist ülke düşünelim.
İçinde ayrı dili-kültürü olan iki toplum olsun.
Ve bunlardan biri bağımsız olmak istesin.
Ne yapılmalı?


Bagımsızlık talebi kimden geliyor. O ülke içinde yer alan farklı milliyetin burjuvazisinden mi, proleterlerinden mi. Önce bunu degerlendirmek gerekiyor.

saygılarımla

İstanblue
10-09-2009, 21:59
Bagımsızlık talebi kimden geliyor. O ülke içinde yer alan farklı milliyetin burjuvazisinden mi, proleterlerinden mi. Önce bunu degerlendirmek gerekiyor.

saygılarımla


Faşist Türkler aşiretlere çakma seyit düzeni vermiyor, hepsi ırkçı bunların.

pante
10-09-2009, 22:02
Bagımsızlık talebi kimden geliyor. O ülke içinde yer alan farklı milliyetin burjuvazisinden mi, proleterlerinden mi. Önce bunu degerlendirmek gerekiyor.

Yani burjuvazi işin içindeyse red, istek proleteryadan geliyorsa kabul.
Dolayısıyla tüm redlerin nedeni, işin içinde burjuvazi olduğu gerekçesine bağlanabilir.
Ya da o toplumun proleteryası, burjuva ideolojisine sahip olamaz mı?
Mümkün.
O halde ortada burjuva olmasa bile, proleteryayı lümpen ilan edip red cevabı verilebilir.

Ama doğrusu sosyalizmi doğru uygulamaktır. Farklı toplumlara da eşit yaklaşıp tüm hak ve özgürlükleri tanımak, uygulamaktır. Ukkth milli bir konudur. Sosyalizmde millilik olmaz. Sosyalizmin yanlış uygulaması olur. Bir sosyalist ülke içinde "Biz bağımsız olalım, kendi kendimizi yönetelim" olur mu? Nerede enternasyonallik?
Ama toplumlar arasında yanlı davranılıyorsa, asimilasyon varsa, diğer toplumların üretimleri, kaynakları merkezde toplanıyor ve eşit paylaşım gerçekleşmiyorsa tabi ki bu rahatsızlık ukkth isteğine neden olur. Ama dinleyen, tınlayan olmaz.
Ondan sonra "Ukkth, ML'liğin gereğidir." diye okuruz.

dilaver
10-09-2009, 22:20
Öncelikle şunu kavramak gerekiyor.

Sosyalizm ya da proleterya diktatörlügü tüm ezilenlerin ezenler üzerindeki sınıf baskı aygıtıdır. Ve bu baskıyı zor ile sürdürür.

Sonra şu yanlışın farkına varmak gerekiyor. Sovyetler Birliginde bu uygulanmadı, daha dogrusu 28 ve 30 lardan sonra raydan çıktı ve olay bir partinin diktatörlügü haline geldi. Bunu sosyalizm olarak bugün savunamayız, ya da böyle bir özlem içinde olamayız.

Sosyalizm ideali her şeyden önce en ufak birimlerin yani komünlerin kendi kendini yönetmesi ve kendi içinde bir birim olmasıdır. Marks bunun için komünist toplum demiştir.

O halde öncelikli yönetim erki en ufak birimde gerçekleşen dogrudan demokrasi olmalıdır ve bu demokrasi de siyasi demokrasiden sosyal demokrasi olmaya dogru yol almalıdır.

Merkezi devlet geçici bir durumdur, daha sonra merkezi komünle demokrasisine dogru evrilmelidir, evrilmiyorsa orada bir sapış vardır.

Sınıf bilinçli proleterlerin yer aldıgı ortaklaşmacı bir komünar birlik şayet ayrılmak istiyorsa bunun gerekçelerini de komünal mülkiyete özgü olarak izah etmek zorundadır ve bunun sonuçlarına da katlanmak zorundadır.

Şu şuydu, bu bunu dediyle bir yere varamayız. Önemli olan bundan sonra ne olacagı olmalıdır. Biz yeni ve paylaşımcı bir dünyanın özleminde miyiz, bunu yaratmak istiyor muyuz. Tarihte kim ne yapmışsa yapmıştır. 21 yy da biz ne yapmalıyız. Tartışılması gereken budur.

Devlet fikri reddedilmeli ve her türlü siyasi toplum düşüncesini sosyal toplum düşüncesine dönüştürbilmek için mücadele edilmelidir. Yeni durumlar yeni taktikler demektir.

Her türden milli farklılıklar reddedilmeli ve ortak bir emekçi sosyal toplumu için mücadele edilmelidir.

Bunun için de baz alınacak temel çelişki emek ile sermaye çelişkisidir. Her türlü sömürü ise reddedilmeli ve bu temel çelişkiye tabii olarak çözümlenmelidir.

saygılarımla

ozgur_
10-09-2009, 23:39
Ama toplumlar arasında yanlı davranılıyorsa, asimilasyon varsa, diğer toplumların üretimleri, kaynakları merkezde toplanıyor ve eşit paylaşım gerçekleşmiyorsa tabi ki bu rahatsızlık ukkth isteğine neden olur. Ama dinleyen, tınlayan olmaz.
Ondan sonra "Ukkth, ML'liğin gereğidir." diye okuruz.

Daha öncede bu forumun biryerinde Ukkth uygulayan var mı ? yada hiç uygulanmamıştır diye bir cümle geçmişti.

Sanırım sayın pante yukardaki açıklamsıda bu cümleye palalel bir cümle.
Peki Rusyada Çarlık yıkılıp sosyalzim ilan edidikten sonra başta Türki cumhuriyetlerin olmak üzere birçok cumhuriyet Federsyon hakkı elde edip sscb dağıldıktan sonra bağımsılıklarını kazanmalaru Ukkth örnek sayılmaz mı ?

rodof
11-09-2009, 00:05
Kürt sorunu şöyle çözülür ;

Kürtler haricinde herkesin çalışıp üretmesi.
Kürtlere çalışmadan her ay belirli rakam maaş.
Ücretsiz , her türlü devlet hizmetleri.
Kanunlardan ve yasalardan bağımsız hareket edebilme özgürlüğü.
Sınırsız evlilik istelilen kadar çocuk.
Bunlarda yetmeyince ; Devlet bize bakmıyor ki söylemi.selam yahu angola örneğini bile geçti sizin bu çözüm nokta öneriniz .sezinlenmeden üte bir durum saptamsı var ,kürtler coğrafi yapı itibariyle hep çalışmak zorunda olan zaten başkada şansları olmıyan birilerdir ..ne varki sosyolojik bakış açınız sınıfta kalmış olup hükmünü yitirmiştir asıl sorunun asıl konusu at gözüyle bakmaktır,belkide arayıpta bulamıyacağınız en ucra köşenizde olan kabullenme hazım etme bizler ve ötekiler anlayışını bıraktığınız zaman ,çözümleme kendiliginden gelecektir kanatindeyim .dikte rejimlerde uygulanan zihniyetin yıkıldığı an türkiyenin tüm halklarını aynı kefede gördügümüz zaman sorunlar kendiliğinden hal olacaktır tarihten bi haber sadece ezici ve onur kırıcı davranışlardan kaçınmak hele hele işine geldiği zaman biz kardeşşiz dediğin insanlarsa bir o kadar dengelere önem verip yaklaşmaktır .damarlardaki asil kan bunu gerektirir ,tavsiye ederimki at gözüyle değil insan gözüyle bakmanızdır ..birde istenilen çocuk zaten var sizin bu konudaki saptamanızda gayet yersiz, hiç bilmezmizin demokratik olmıyan ülkelerde bile beşyüz kişi anna dilini isteme isteminde bulunsa o hakkı tanıyorlar .ne varki devlet böyle bir açılıma yüneldiğinde eskiden etekleri zil çalan şimdilerde yas tutar oldular nedir bu üfke nedir bu nefret ,taktir ederizki yirmi milyon kürt yaşamaktadır bu ülkede .tarihi biraz irdelediğinde etle tırnak gibi bir birimize kenetlendiğimizi anlıyacaksınız yel kayadan ne alır misali bir kaç kışkırtıcılarla emellere ulaşılmıyacaktır kışkırtıcılar sarsar ama yıkamazlar ..

İstanblue
11-09-2009, 01:51
Peki Rusyada Çarlık yıkılıp sosyalzim ilan edidikten sonra başta Türki cumhuriyetlerin olmak üzere birçok cumhuriyet Federsyon hakkı elde edip sscb dağıldıktan sonra bağımsılıklarını kazanmalaru Ukkth örnek sayılmaz mı ?


İşte absürd bir soru daha, UKKTH adı üstünde Ulusların. !!!

Sen büyük ihtimalle ; A(Aşiretlerin) KKTH ile karıştırdın.

İstanblue
11-09-2009, 01:53
selam yahu angola örneğini bile geçti sizin bu çözüm nokta öneriniz .sezinlenmeden üte bir durum saptamsı var ,kürtler coğrafi yapı itibariyle hep çalışmak zorunda olan zaten başkada şansları olmıyan birilerdir ..ne varki sosyolojik bakış açınız sınıfta kalmış olup hükmünü yitirmiştir asıl sorunun asıl konusu at gözüyle bakmaktır,belkide arayıpta bulamıyacağınız en ucra köşenizde olan kabullenme hazım etme bizler ve ötekiler anlayışını bıraktığınız zaman ,çözümleme kendiliginden gelecektir kanatindeyim .dikte rejimlerde uygulanan zihniyetin yıkıldığı an türkiyenin tüm halklarını aynı kefede gördügümüz zaman sorunlar kendiliğinden hal olacaktır tarihten bi haber sadece ezici ve onur kırıcı davranışlardan kaçınmak hele hele işine geldiği zaman biz kardeşşiz dediğin insanlarsa bir o kadar dengelere önem verip yaklaşmaktır .damarlardaki asil kan bunu gerektirir ,tavsiye ederimki at gözüyle değil insan gözüyle bakmanızdır ..birde istenilen çocuk zaten var sizin bu konudaki saptamanızda gayet yersiz, hiç bilmezmizin demokratik olmıyan ülkelerde bile beşyüz kişi anna dilini isteme isteminde bulunsa o hakkı tanıyorlar .ne varki devlet böyle bir açılıma yüneldiğinde eskiden etekleri zil çalan şimdilerde yas tutar oldular nedir bu üfke nedir bu nefret ,taktir ederizki yirmi milyon kürt yaşamaktadır bu ülkede .tarihi biraz irdelediğinde etle tırnak gibi bir birimize kenetlendiğimizi anlıyacaksınız yel kayadan ne alır misali bir kaç kışkırtıcılarla emellere ulaşılmıyacaktır kışkırtıcılar sarsar ama yıkamazlar ..


Sorular ;

1- Tarih sahnesinde kürtlerin çalıştığını gösteren bir ibare varmıdır.?
2- Tarihte ne zaman etle tırnak olmuşuz, hangi tarih bu. ?
3- Kürtlerin ana dili nedir ? farsçamı, arapçamı, Türkçemi. ?

Biraz derinlik artık....

güneşinzaptıyakın
11-09-2009, 11:17
Kanıtlarım o başlıkta mevcut.
Bana Sovyetler Birliği döneminden "yukarda kısaca değindiğim kkth doktrinini uygulayanların başında Leninistler gelir" ifadeni kanıtlayacak tek bir örnek verebilir misin? Lenin tarafından bizzat Mustafa Kemal'e destek verilmiştir. T.C'nin kurulmasında SSCB'nin maddi ve silah yardımları yadsınamaz.

...................................

Şu şuydu, bu bunu dediyle bir yere varamayız. Önemli olan bundan sonra ne olacagı olmalıdır. Biz yeni ve paylaşımcı bir dünyanın özleminde miyiz, bunu yaratmak istiyor muyuz. Tarihte kim ne yapmışsa yapmıştır. 21 yy da biz ne yapmalıyız. Tartışılması gereken budur.

Devlet fikri reddedilmeli ve her türlü siyasi toplum düşüncesini sosyal toplum düşüncesine dönüştürbilmek için mücadele edilmelidir. Yeni durumlar yeni taktikler demektir.

Her türden milli farklılıklar reddedilmeli ve ortak bir emekçi sosyal toplumu için mücadele edilmelidir.

Bunun için de baz alınacak temel çelişki emek ile sermaye çelişkisidir. Her türlü sömürü ise reddedilmeli ve bu temel çelişkiye tabii olarak çözümlenmelidir.

saygılarımla Erken burjuva devrimi destekli emekçi uyanışı doktrini yüz yıl geride kalmıştır. Devleti liberalizm red ederken sosyalizm adına savunmak sekter davranışa düşmektir. Sosyalizm açısından mücadele edilecek esas cephenin 21. yy emperyalizm'i ve sosyalizm'e karşı yeni mücadele yöntemlerine göre siyasi yapılanma şekli olmalıdır. Marks'izmi bir bütün olarak değerlendirip klikleşmiş ve tarihsel sürecini tamamlamış eylemlerden kurtulup, yeni bir Dünya için emek cephesi yaratmak sosyalizm için önceliği olan bir konudur. Sosyalizm adına tanımlamalar ve sorunların ortaya konması yeniden yapılmalıdır. 19. yy sonu yada 20. yy başı tespiti yapılmış sorunların bir çoğu ya çözümlenmiş yada evrilmiştir, doğal olarak yeni tespitler ve çözümler üretilmesinin zamanı gelmiştir. Buluşulacak ortak nokta asgari müşterekte olmalıdır, Marks'izm bu konuda diyalektik bakış açısıyla tek yöntem ve bakış açısıdır.

pante
11-09-2009, 12:01
Lenin tarafından bizzat Mustafa Kemal'e destek verilmiştir. T.C'nin kurulmasında SSCB'nin maddi ve silah yardımları yadsınamaz.

Soru, Sovyetler Birliği'ndeki uluslar içindi.

ozgur_
11-09-2009, 13:31
Soru, Sovyetler Birliği'ndeki uluslar içindi.


Rusyada Çarlık yıkılıp sosyalzim ilan edidikten sonra başta Türki cumhuriyetlerin olmak üzere birçok cumhuriyet Federsyon hakkı elde etmesi ve sscb dağıldıktan sonra bağımsılıklarını kazanmalaru Ukkth örnek sayılmaz mı ?

pante
11-09-2009, 14:12
Rusyada Çarlık yıkılıp sosyalzim ilan edidikten sonra başta Türki cumhuriyetlerin olmak üzere birçok cumhuriyet Federsyon hakkı elde etmesi ve sscb dağıldıktan sonra bağımsılıklarını kazanmalaru Ukkth örnek sayılmaz mı ?


Sayılamaz. Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkından söz ediyoruz.
Kaderlerini kendileri değil, merkezi yönetim tayin etmiştir.
Kendi kaderlerini tayin etmek isteyenler ise zorla bastırılmıştır.
Sultan Galiyev buna bir örnektir. Sağcı görüşlerden değil, tarafsız ya da sol yayınlardan araştırabilirsiniz.

güneşinzaptıyakın
11-09-2009, 18:06
Soru, Sovyetler Birliği'ndeki uluslar içindi.
Sevgili dostum pante; ukkth doktrininde amaç erken burjuva devrimi destekli emekçi uyanışı ve ardından proleteryanın devrim yapmasıdır, hedef sosyalizm'e ulaşmaktır ve önünde engel teşkil eden her türlü mevzu bertaraf edilir. Sosyalizm'i hedeflemeyen her türlü siyasi eylem desteklenmemiştir. Evet Lenin 1920 yılına kadar olan bütün söylemlerinde SSCB dahil tüm uluslar olarak konuya yaklaşmıştır, böyle bir şey olmuşmudur yada olamamışmıdır oda ukkth konusunda tartışabileceğiniz bir konudur...

İstanblue
12-09-2009, 03:32
ukkth konusunda tartışabileceğiniz bir konudur...


Tamamda UKKTH ile Türkiyenin uzaktan yakından ne alakası var. ?

batı desen orasıda olmaz, batı ile doğunnun ulus kavramları farklıdır.

Alaka ?