PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ölü(m)


errata
11-09-2009, 00:33
ruh ayrılıp gitmeden hemen önce pislikle yoğrulu madde evreninden;
koku, tat ve dokunmalar ile birbirine karışmış tüm dünyasal hisler artık çok boyutludur. alışkanlıklar, arzular ya da fanteziler yerini üzüntüyle karışık sonsuz rahatlama ve özgürlüğe bırakırken, özlemler takip edemez olur ruhu. artık yalnızca dinlemek zorundasın, cevap veremezsin. sevgili, anne ve baba yalnızca el sallamakla ve dua etmekle mükellef birer tanıdıktır isteyipte cevap veremediğin. ölüm adında bir aşk hikayesinin çok eşli azrail adında nihai sevgilisine kavuşur sanırsın ruhun. işte o anda neresinde olursan ol heryer aynı gibidir evrende. kayıtsız şartsız teslim olursun ve artık ruhunun yaşayacağı karanlık balçık kuyusunun sonsuz kokusu burnundadır.

içinde bulunduğun durumu bir yanlışlık addedip hala yaşadığının farkedileceğine hükmederken ruhun, artık bedenine hükmedemediğinin bilinçsizliğinde bir kez daha rahatlama krizine girersin, yapabilirsen yoğunlaştırılmış duygularının bedenini hareket ettireceğini düşünürsün. saatler ilerler hareketsizlik devam ederken, bir kıpırtı ve ağlaşmalarla çarenin olmadığını kulağına fısıldayan karaltılar kovalar güzel sevgilinin yüzünü. anneni, ve sırasıyla tüm sevdiklerini düşünürsün, yalnız kalmış olmamayı istersin. ne olacağını bilmediğinden korkup titremek gelir içinden, hissedebildiğin halde artık etin soğuktur. vücudundan sızanları hissederken, utanç içinde engellemek istersin. zaman dolar alınırsın bulunduğun yerden, yüzün açılır gözü yaşlı insanlara, sahte ağlayanlara ve o sırada son kez eller üzerinde yükselirsin, ruhun bedeninde su gibidir sarsılırken. bulutların arasından sızan güneşi hissettiğinde son birkez daha rahatlarsın. ve indirildiğinde gideceğin son noktaya, sevdiklerinin seni gömmek için sıraya girişini, toprağın atılışını izlersin, kulaklarına, burnuna, gözlerine dolan hafif ıslak toprak. yavaş yavaş karanlıkla dolan yeni evinde, farkedebildiğin son ışıkla bitkilerin beyaz köklerinden seni sarıp boğmamaları için, artık senden daha canlı böceklerden seni yememeleri için dilek dilersin.

indirildiğin yerde tek başınasın artık. bir zamanlar doğmuştun, henüz bir enerji yumağıyken bedenin. genç, hassas, yaşam dolu. dünyaya, insanlara hükmedebilirken, seviyordun hayatı, kavgaların vardı, çatışmaların, sonsuzlukta uzanıp büyüyen, büyüdükçe seni içine çeken düşüncelerin, etraftan topladığın duygularla oluşturduğun aşkların, sevgilerin.

şimdi hepsi geride, sensiz bir yaşam var yeryüzünde. insanlar yine seviyor, bebekler yine doğuyor yeryüzüne, deniz, güneş, bulutlar, rüzgar, yağmur ve bembeyaz kar. sen yoksun artık, bir zamanlar üzerine basarken farketmediğin böceklerin seni yememesi için dua ediyorsun bir türlü var edemediğin tanrına. duaların kabul olmuyor. cesedin çürümeden hemen önce içinde gezinen yüz binlerce varlığı hissediyorsun. böcekler, yılanlar ve sonunda çiyanlara yem oluyorsun. özenerek baktığın tüm organlarının özü, kan ve beden parçaların toprağa yayılıyor.