Orijinalini görmek için tıklayınız : Tesadüfen Uçak Oluşur mu ?
Hücre o kadar detaylı bir tasarıma sahiptir ki, ünlü bilimadamı Fred Hoyle onu bir Boeing 747 uçağına benzetir. Hoyle'a göre nasıl bir uçak tesadüfen oluşamaz ise, hiçbir hücre de asla tesadüfen oluşamaz. Aslında bu örnek bile yetersizdir. Çünkü insanoğlu bilgi ve teknolojisi sayesinde dev uçaklar yapabilmektedir, ama hala tek bir hücre dahi yapamamıştır.
O zaman allah hücreden daha detaylı ve karmaşık o da oluşamaz tek başına.Kesin allahın da yaratıcısı vardır.
Hücre o kadar detaylı bir tasarıma sahiptir ki, ünlü bilimadamı Fred Hoyle onu bir Boeing 747 uçağına benzetir. Hoyle'a göre nasıl bir uçak tesadüfen oluşamaz ise, hiçbir hücre de asla tesadüfen oluşamaz. Aslında bu örnek bile yetersizdir. Çünkü insanoğlu bilgi ve teknolojisi sayesinde dev uçaklar yapabilmektedir, ama hala tek bir hücre dahi yapamamıştır.
İmzandan da belliki tartışmak, konuşmak fikir alışverişi yapmak değil senin amacın.
Fedailik yapmak peşinde olduğun, yazılarının bilgiye dayanmayan, sadece niyete ve inanca dayanan, temelsiz, birikimsiz olmasından anlaşılıyor.
Evrimi eleştirebilmen için önce evrimin ne olduğunu bilmen gerekir.
Senin eleştirdiğini zannettiğin şey evrim değil.
kafanda kendi kendine ürettiğin safsata hakkında yazıyorsun. senin gibiler hep bunu yapar zaten.
ee fedailik var serde değilmi:))
Evrim, çeşitli malzemeleri karıştırıp başka birşey yaratmak değildir. bu sizin dininizde var. çamura üfürüp insan yapmanız gibi ,bilimdışı saçma bir düşünce bu.
evrimi kendi sallamalarınızla karıştırmayın.
Evrimin gerçekleşmesi için canlı gerekir. canlının evrim geçirebilmesi için üremesi gerekir.
Yeni nesil değişime uğrama gelişme potansiyeli taşır. çünkü önceki nesilden birikim ve tecrübeleri genler vasıtası ile alır.
Bu genlerin aktarımı sırasında mutasyonlar da yaşanır. olumlu mutasyonlar türün yaşama şansını arttırır.
Bu gelişme bazen milyonlarca yıl sürer. sandığınız gibi 1-2 saatte olmaz.
En kaba haliyle evrimin temel çalışması böyledir.
Evrimi evrimcilerin iddialarına göre eleştirir veya karşı çıkarsanız anlamlı bir tartışma yapmış oluruz.
Yoksa kulaktan dolma, asla evrimcilerin söylemedikleri şeyleri, evrim adına eleştirmeye kalkmış olursunuz.
Yaratılmış olan ve yaratan var. Tüme varım yapıcaksak eğer.
H erbiri birer eser-i mükemmel olduğundan, herbiri bir fiile ve fiil ise isme, isim ise vasfa ve vasıf ise şe’ne ve şe’n ise zâta şehadet eder.
İslam felsefesi yapıcaksan önce zaman'ı ele almalıyız. Zaman yaratılmıştır.Ne anlarsın bundan. Biz zamanla kayıtlıyız.Zaman'ı hiç düşündünmü. Kara deliklere yakınlaştıkça zaman hızlanır. Jüpirde yaşasak zaman yavaşlar vs vs.
Allah'a inanmayan birine ,nasıl Allah'ın vasıflarından bahsedilir.Bu suya yazı yazmaya benzer.Eğer merak ediyorsan ince İMAN.
Dağın arkasında,bir ev var diyorum.Sen yok diyorsun.Ve ban ev i anlat diyorsun.ZATEN İNANMIYORSU NASI ANLATİM.Eve inamıyorum ama ,bana tarif et.Bunu adı İMKANSIZ.
Yaratılmış olan ve yaratan var. Tüme varım yapıcaksak eğer.
H erbiri birer eser-i mükemmel olduğundan, herbiri bir fiile ve fiil ise isme, isim ise vasfa ve vasıf ise şe’ne ve şe’n ise zâta şehadet eder.
İslam felsefesi yapıcaksan önce zaman'ı ele almalıyız. Zaman yaratılmıştır.Ne anlarsın bundan. Biz zamanla kayıtlıyız.Zaman'ı hiç düşündünmü. Kara deliklere yakınlaştıkça zaman hızlanır. Jüpirde yaşasak zaman yavaşlar vs vs.
Allah'a inanmayan birine ,nasıl Allah'ın vasıflarından bahsedilir.Bu suya yazı yazmaya benzer.Eğer merak ediyorsan ince İMAN.
Dağın arkasında,bir ev var diyorum.Sen yok diyorsun.Ve ban ev i anlat diyorsun.ZATEN İNANMIYORSU NASI ANLATİM.Eve inamıyorum ama ,bana tarif et.Bunu adı İMKANSIZ.
Haydaaa..
Yahu aynı konu üzerine iki cümle kuramayacakmısın sen?
Başlıkta evrim hakkında birşeyler yazmışsın.
ben de bu yazının eksiklerini anlattım. hangi argümanlara göre tartışmamız gerektiğini söyledim.
Sen yanıt olarak bana zamandan bahsediyorsun.
Evrim konusunda salladığını kabul ediyorsun demekki:)
Muhabbet fedaisi ,muhabbete hiçbir şeyi değişmeyendir.Fedai ,muhabbete her şeyi feda eder.
Evrim e gelince ,Allah'a inanmayanların bir kılıfı olarak görüyorum.
Aslında amaç Allah'ı kabul etmemek ,bunun için evrime yapışmışsınız.Evri mher geçen gün güç kaybediyor.Onu ayakta tutan hayal gücü.
Bilgiler kulaktan dolma demişsin.
''Hücre o kadar detaylı bir tasarıma sahiptir ki, ünlü bilimadamı Fred Hoyle onu bir Boeing 747 uçağına benzetir. Hoyle'a göre nasıl bir uçak tesadüfen oluşamaz ise, hiçbir hücre de asla tesadüfen oluşamaz. Aslında bu örnek bile yetersizdir. Çünkü insanoğlu bilgi ve teknolojisi sayesinde dev uçaklar yapabilmektedir, ama hala tek bir hücre dahi yapamamıştır.''
SEN BU MESAJA KAYNAK MI ARIYORSUN? SENCE BU KULAKTAN DOLMAMI?:pound: DÜŞÜNMÜYORMUSUN? BİRAZ DÜŞÜN MANTIK YÜRÜT.
TARAFSIZ DÜŞÜN ,YANİ OBJEKTİF.
Muhabbet fedaisi ,muhabbete hiçbir şeyi değişmeyendir.Fedai ,muhabbete her şeyi feda eder.
Evrim e gelince ,Allah'a inanmayanların bir kılıfı olarak görüyorum.
Aslında amaç Allah'ı kabul etmemek ,bunun için evrime yapışmışsınız.Evri mher geçen gün güç kaybediyor.Onu ayakta tutan hayal gücü.
Bilgiler kulaktan dolma demişsin.
''Hücre o kadar detaylı bir tasarıma sahiptir ki, ünlü bilimadamı Fred Hoyle onu bir Boeing 747 uçağına benzetir. Hoyle'a göre nasıl bir uçak tesadüfen oluşamaz ise, hiçbir hücre de asla tesadüfen oluşamaz. Aslında bu örnek bile yetersizdir. Çünkü insanoğlu bilgi ve teknolojisi sayesinde dev uçaklar yapabilmektedir, ama hala tek bir hücre dahi yapamamıştır.''
SEN BU MESAJA KAYNAK MI ARIYORSUN? SENCE BU KULAKTAN DOLMAMI?:pound: DÜŞÜNMÜYORMUSUN? BİRAZ DÜŞÜN MANTIK YÜRÜT.
TARAFSIZ DÜŞÜN ,YANİ OBJEKTİF.
Yaradılışçı biliminsanları da vardır. fred hoyle de onlardan birisi sanırım.
Evrim teorisi tüm dünyada bilim insanları tarafından tartışılmıyor bile. senin abd orijinli harun yahya kaynaklı bilgilerin tamamen gerçek dışı.
Evrimin bırak taraftar kaybetmesi özellikle son yıllardaki genetik biliminin gelişmesi ile daha kesin kanıtlar bulmuştur.
bugün evrimin doğruluğu tartışılmıyor bile.
Tesadüfen Uçak Oluşur mu ?
Olur.
Şöyle ki;
Uçağın 1000 parçası var diyelim. Hiç bir parçası birbirine benzemiyor ve birbirinin yerine geçemiyor. Yani bir parça ancak ait olduğu yere uyuyor ve konulabiliyor.
Tüm bu parçaları kocaman bir hangara yığıyoruz ve bunları yap boz gibi birleştirmeye çalışıyoruz.
Asırlar sonra tüm parçaları ait oldukları yerine yerleştirdiğimizde tesadüfen bir uçak yapmış olacağız.
Bak simdi anladi iste Bunyas efendi:)
Beyin muhurlu olunca, gecmez bilgiler; gecebilselerdi zaten muhurlenmezdi.
sevgili bunyas.....
kuş bir uçak mıdır??? kuşun amacı uçmak mıdır?? her uçan kuş mudur??
kuşu uçuran kanat mıdır??? neden bazı kuşların kanadı var ama uçamaz ozaman..?? kanada ne gerek var o kuşlarda madem uçmayacak??
yarasanın kanadı mı var??? kanadı varsa neden kör??? dışarıda uçacağına mağarada neden uçuyor???
sorular bilmez yeter ki doğru sorulsun :)
saygılar sevgiler... akıllar fikirler...
bilirkisi
13-10-2009, 19:58
Aziz Siddik Kardesim Bunyas,
Merak etme, sendeki rahatsizlik gecici. Yalniz biraz gayret gostermen lazim. Once rahatsizligini ogrenmen lazim: "Beynin yikanmis, bazi mantik devrelerin islemez hale gelmis"
Once kisaca Risale-i Nur'dan bahsedelim:
1. Herseyin ispatini iki kere iki dort eder katiyetinde yapmamistir. Yaptigi ispatlar ilkokul seviyesinde Aristo mantigini gecememistir.
Ornek: Tabiat risalesi. Ozetle sebepler, tesaduf, kendi kendine olus ve allah'in yaratmasi seklinde dort ihtimal vardir tabiatin ortaya cikmasina sebep olan. Ilk uc madde cok basit bir iki ornekle curutulur, dorduncusu de hic bir sorgulamaya tabii tutulmadan kabul edilmis olur. Bunu dinleyen kafir, tevbe eder musluman olur.... Lutfen biraz dikkat, biraz aklini kullan ve bu kadar kotu, derme catma bir ispat olmaz de en azindan, ateist ol demiyorum.
2. Pek cok Turkce gramer hatasi vardir. Bunlardan cogu sonraki baskilarda duzeltilmistir. Hadi Turkce anadili degil diyelim. Herhalde arapcasi iyidir diye kabul ederdim. Birgun bir arap arkadasa (dindardir) hutbe-i samiyenin arapcasini verdim. Pek de etkili bir tarzi olmadigini, arapcasinin mukemmel falan olmadigini soyledi.
3. Pek cok zayif hadis'ten yola cikarak, 19. mektubu hem de yaninda referans olmadan yazmistir. Yuzlerce uydurma mucizeyi zikretmistir bu eserinde. Halbuki sadece bu sitedeki forumlari takip etsen, hatta bazi islam alimlerini dinlesen sakk-i kamer konusunun bile ne kadar tartismali oldugunu goreceksin.
4. Risale-i Nurlar neden gunumuz Turkce'siyle yayinlanmaz: Kuran'in mealine karsi cikilmakla ayni arguman vardir, art niyet vardir. Cunku Risaleleri ogrenmek, ondaki o yuksek hakikatleri gorebilmek kolay degildir, ancak bazi "abi"ler hakkiyla yorumlayabilir. Ayrica acayip bir edebi uslupla (!) yazildigi icin tercumesi de mumkun degildir. ?
Cemaat:
Cemaat psikolojisi icinde, bazi seyleri kabullenmek cok kolaydir. Bir kere o cemaatin parcasi hissettigin andan itibaren yokus asagi hizlanarak devam etmek gibidir. Bir girdap icindesindir. Ama hissetmezsin. Ornek: "Yaa falanca abi ne guzel ders yapti. Gelecek hafta bizim komsunun cocugunu da getireyim, acayip etkilenecektir muhakkak" diye icinizden gecirirsiniz, sonra komsu cocugunda ayni etkiyi goremeyince sasirirsiniz. Problemin kendinizde degil de komsu cocugunda oldugunu dusunursunuz...
Belki Risale-i Nur dairesinde kendinizi cok iyi hissediyorsunuz. Ben de oyleydim bir zamanlar. Bildigim icin yaziyorum. Size su kadarini soyleyim: Hayat kitaplardan ogrenilmez! O hucre hapsinizden disari adim atin, iste gercek hayati o zaman yasamaya baslayacaksiniz...
Vesselam...
Hücre o kadar detaylı bir tasarıma sahiptir ki, ünlü bilimadamı Fred Hoyle onu bir Boeing 747 uçağına benzetir. Hoyle'a göre nasıl bir uçak tesadüfen oluşamaz ise, hiçbir hücre de asla tesadüfen oluşamaz. Aslında bu örnek bile yetersizdir. Çünkü insanoğlu bilgi ve teknolojisi sayesinde dev uçaklar yapabilmektedir, ama hala tek bir hücre dahi yapamamıştır.
Bunyas efendi, evrime karşı çıkanların ağzına dolaşmış olan şu tesadüf lafı bakıyorumda seninde ağzına yapışmış. Evrim bölümünde yazmaya başlayan neredeyse her evrim karşıtı aynı şeyleri döndürüp döndürüp söylüyor.
Evrim hiç bir zaman tesadüf değildir. Evrendeki hiç bir şey tesadüf değildir. Hepsinin bir sebebi bir de sonucu vardır. Evrende hiç bir şey doğa üstü, metafizik kanunlarına göre işlemez.
Evrenin yaşı bulunana kadar bütün ibrahim dinlerine inananlar evrenin 6 günde yaratıldığına dair hiç bir şüphesi yoktu. O insanlara evren 6 günde değilde 13.7 milyar yıl lafı etseniz ki bu insanlar bugünde mevcuttur sizi kafirlikle suçlarlardı. Ne zaman ki evrenin oluşumu ve yaşı reddedilemeyecek noktaya ve kendi kitaplarınızda geçenlere kılıf uydurmayı başardınız evrenin 6 günde yaratıldığı iddianızdan vazgeçtiniz.
Evrende oluşan helyum atomundan galaksilere kadar bütün herşey metafiziğe uygun olarak mı oluştu yoksa evrende geçerli olan bilimsel kanunlara göremi oluştu? Elbetteki bilimsel kanunlara göre oluştu. Başlangıçı big bang olduğu söylenen olaylar dizisi sonuçunda herşey oldu. Eğer elimizde yeterli değişkenler olursa evrendeki herşeyi simüle edebiliriz. Bir zar attığımızda iki tane 6 gelmesi ilk bakışta tesadüf gelebilir fakat biz zarı tutuş açımız havanın direnci vb değişkenleri bilseydik zarı fincanda bile atsak ne geleceğini bilebilirdik. Evrende böyledir herşey tesadüf gibi gözükebilir fakat tesadüf değildir.
Evrimde bu evrenin bir parçasıdır. Evreni bir kenara bırakıp sadece dünyaya bakarsak evrimin sadece canlılar üzerinde değil gezegenin kendisinde de olduğu görebiliriz.
Dünya 4.5 milyar yıldan beridir sürekli değişmektedir. Sen bilirmisin Ay ilk oluştuğu zaman bir dünya günü sadece 5 saat olduğunu ve 4.5 milyar yıldan beri 5 saatten 24 saate kadar uzadığını? Ve bu uzamanın hala devam ettiğini? Sen bilirmisin Ay ilk oluştuğunda yaklaşık şimdiki uzaklığının yarısı kadar mesafede olduğunu ve 4.5 milyar yıldan beridir sürekli olarak dünyadan uzaklaştığını. Dünyadaki kıtaların sürekli yer değiştirdiğini, Dünyanın manyetik alanın kutuplarının belirli aralıklarla yer değiştirdiğini vb bir şeyin değiştiğini biliyor musun?
4.5 milyar yıldan beri dünya sürekli değişirken 3.5 milyar yıldan beri var olan canlılık neden değişmesin? Ve bu değişim neden evrende geçerli olan kurallar içersinde olmasın?
3.5 milyar yıldan beri canlılık izlerine rastlıyoruz. İnsanda dahil hepsinde ortak şeyler var. Hepsinin dnası var hepsi hücrelerden oluşuyor. Hepsinin enerjiye ihtiyacı var. Kısacası hepsi birbiriyle bağıntılı gözüküyor. Peki bu bağıntı nereden kaynaklanıyor? Neden bir maymunla bir insan arasındaki dna benzerliği çok yüksektir? Neden bütün hayvanlarda ki hücresi yapsı aynıdır? Bu yapı ortaklığı neden vardır? Evrim bunların cevaplarını verebiliyor peki sen bunların cevaplarını verebiliyor musun?
NE İNSAN NE DE EVREN RASTLANTININ ESERİDİR
"İnsan, evren ve bütün içeriği rastlantının eseri midir?"
Hayır. Evren asla bir eser değildir; evren bütün eserlerin etkenidir, kapsadığı varlıkların tümü bu etkenin zorunlu eserleridir ki bazen onun hareket biçimini bize gösterir, ancak seyrini çoğunlukla gizli tutar.
Gerçek etkenler hakkındaki bilgisizliklerini örtmek için, insanlar "rastlantı" kelimesini kullanırlar. Her ne kadar insanlar tarafından bilinmeseler de, bu etkenler kesin kurallara göre eylem ve etkide bulunmanın asla dışında kalmazlar; etkensiz asla bir eser yoktur.
Doğa öyle bir kelimedir ki, varlıkların, çeşitli maddelerin, sonsuz bileşimlerin, kombinasyonların, gözlerimizin tanık olduğu çeşitli hareketlerin toplam büyüklüğünün çokluğunu ifade etmek için kullanırız. Gerek organik, gerek inorganik bütün cisimler, gördüğümüz eserleri zorunlu olarak oluşturmaya özgü birtakım etkenlerin sonuçlarıdır.
Doğada hiçbir şey rastlantı olarak yapılmaz; orada her şey sabit yasaları izler. Bu yasalar bazı eserlerle etkenleri arasındaki bağlantıdan başka bir şey değildir. Bir madde zerresi başka bir zerreyle yanlışlıkla ya da rastlantısal olarak karşılaşmaz. Bu karşılaşma, sabit yasaların eseridir. Bu yasalar, benzer durumlarda zorunlu olarak yapmakta oldukları ve başka türlüsünü yapamadıkları için, her varlığın hareket etmesini gerektirir. Zerrelerin toplumsal rastlantısallığından söz etmek ya da rastlantıya bazı etkenler atfetmek, cisimlerin birbirleri üzerinde etki yapmaları, birbirleriyle karşılaşmaları yasaları hakkında bilgisiz olduğunu söylemektir.
Doğaya, varlıkların özelliklerine ve bazı nedenlerin birleşmesinden zorunlu olarak meydana gelmiş olan sonuca hiç aşina olmayanlar için her şey rastlantı olarak görünür. Güneşi, sistemimizin merkezine koyan, rastlantı değildir. Güneş, doğası gereği ve oluşmuş olduğu cevherin eseri olarak bu yeri işgal eder ve buradan, çevresindeki gezegenlerde bulunan varlıklara hayat vermek için ışıması zorunludur...
Jean Meslier – Sağduyu'dan alıntıdır...
Hoyle, bir başka yorumunda ise şöyle der: "Aslında, yaşamın akıl sahibi bir varlık tarafından meydana getirildiği o kadar açıktır ki, insan bu açık gerçeğin neden yaygın olarak kabul edilmediğini merak etmektedir. Bunun (kabul edilmemesinin) nedeni, bilimsel değil, psikolojiktir." (Fred Hoyle, Chandra Wickramasinghe, Evolution from Space, New York, Simon & Schuster, 1984, p. 130)
Evrimin gerçekleşmesi için canlı gerekir. canlının evrim geçirebilmesi için üremesi gerekir.
Yeni nesil değişime uğrama gelişme potansiyeli taşır. çünkü önceki nesilden birikim ve tecrübeleri genler vasıtası ile alır.
Bu genlerin aktarımı sırasında mutasyonlar da yaşanır. olumlu mutasyonlar türün yaşama şansını arttırır.
Bu gelişme bazen milyonlarca yıl sürer. sandığınız gibi 1-2 saatte olmaz.
En kaba haliyle evrimin temel çalışması böyledir.
Evrim için canlı gerekir?
Canlı yoksa evrim olmaz öylemi.E o zaman ilk canlı? Evrilecek olan ilk canlı nasıl evrildi? Bu ilk canlı nereden geldi?
Gelişim ,sürekli mutasyon,milyonlarca yıl. Hani nerde sayısız ara geçiş formu fosili? Bilimsel deneylerle ıspatlandı diyorsun,bana fosil göster yada Darwin'i dinleyelim.
Darwin;
''Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz... Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır.''(Charles Darwin, The Origin of Species, s. 172, 280.)
Bir Sitokrom-C'nin dizilimini oluşturmak için olasılık sıfır denilecek kadar azdır... Ya da oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız doğaüstü güçler görev yapmıştır. Bu sonuncusunu kabul etmek bilimsel amaca uygun değildir. O halde birinci varsayımı irdelemek gerekiyor. (Ali Demirsoy, KalItIm ve Evrim (Inheritance and Evolution), Ankara: Meteksan Publishing Co., 1984, p. 61.)
Her bilginin kaynağı verilmiştir.
tensiz.denek
14-10-2009, 11:40
Sayın bunyas,
Fred Hoyle akıllı tasarıma inanan bir bilimadamıdır. Fakat bugün biizm bildiğimiz anlamda bir akıllı tasarımcı değildir. Altıntısını yaptığın kitap 1982 basımdır. Evrimin sözde antitezi iddia edilen "akıllı tasarım" ise 1989 yılında "pandas and people" (pandalar ve insanlar) ortaya atılmıştır yani arada 7 yıllık bir fark var.
Fred Hoyle, yaşamın uzayda bir yerlerde başlamış ve astroidler yardımıyla uzaya yayılmış olduğunu düşünmektedir. Bu bir düşünceden ibaretttir. Hoyle bu düşünceyi kanıtlayacak yeterli delile ne yazıkki sahip değildi.
Hoyle'ün Boing 747 benzetmesi "hoyle'ün yanlışı" olarak bilinir. Çünkü hiçbir evrimci bir 747'nin tek bir adımda bir 747 olabileceğine inanmaz.
Analoji yaparsak bir 747 yoktan varolamaz. Bugün kullanılan 747lerden (2009 747sinden) önce 747'nin bir eski modeli vardır. eski model ile yeni model arasındaki küçük farklar, gerçek hayatta aeronotik mühendislerinin yapay seçilim yapmalarıyla oluşur. Bir önceki modelde yeterince iyi çalışmayan veya güvenli olmayan bir parça, bir sonraki modelde kısmen değiştirilir. Bu değişiklikler zamanla biriktiğinde ve bir süre sonra 747'nin evrimine baktığımızda teknolojik açıdan uçağın çok daha gelişmiş olacağını görebiliriz.
Eğer bu 747 evrimini biolojik evrime uyarlarsak, mühendislerin yapmış oldukları değişiklikler mutasyonlara, mühendislerin de ihtimallerin arasından en iyilerini seçmeleri doğal seçilime benzer. Bizim açımızdan bu mutasyonlar rastlantısaldır, Biz eski modeldeki 747'den inip yeni modeldekine bindiğimizde sağda solda rastlantısal olarak yapılmış değişiklikler görürüz. Bu değişkilliklerin şans eseri olma ihtimalini hesaplarsak muazzam rakamlarla karşılaşmamız normaldir.
747'nin evrimini zaman çizelgesinde incelediğimizde 1985 747si 1987 747sine 2002 747'sinden daha çok benzeyecektir. Evrim kısaca budur ve evrim yoktan varoluşu hiçbir zaman kapsamaz. Evrim de herzaman varolanın değişmesi vardır. Hoyle'un yanlışı da budur.
Saygılar,
tensiz.denek
14-10-2009, 11:51
Evrim için canlı gerekir?
Canlı yoksa evrim olmaz öylemi.E o zaman ilk canlı? Evrilecek olan ilk canlı nasıl evrildi? Bu ilk canlı nereden geldi?
Bunu henüz bilmiyoruz. Bildiğimiz birşey var ki ilk canlının bir şekilde oluşmuş olduğu ve o andan itibaren evrilmeye başlamış olduğudur.
Evrimin olması için bir canlının varolması gereklidir. Dolayısıyla ilk canlının nasıl oluştuğunun bilinememesi evrimin bir antitezi değildir. Şematik olarak:
*************
A------B1--- ...
***|*********
***C1---C2--- ...
*************
Burad ABC canlıları temsil eder. Evrim denilen şey A B ve C arasındaki kesik çizgilerdir. "A ilk canlıdır" varsayımını yaparsak evrimin varolmaya başlayabileceği ilk nokta A'dan hemen sonraki kesik çizgilerdir.
Burada evrim bir fiildir, bir olaydır A ise bir öznedir. Eğer düzgün bir cümle kurmak istiyorsak hem özneyi hem yüklemi cümlenin içinde kullanmamız gerekir. Sadece bir özneyle veya sadece bir yüklemle düzgün bir cümle kuramayız.
Saygılar,
Olur.
Şöyle ki;
Uçağın 1000 parçası var diyelim. Hiç bir parçası birbirine benzemiyor ve birbirinin yerine geçemiyor. Yani bir parça ancak ait olduğu yere uyuyor ve konulabiliyor.
Tüm bu parçaları kocaman bir hangara yığıyoruz ve bunları yap boz gibi birleştirmeye çalışıyoruz.
Asırlar sonra tüm parçaları ait oldukları yerine yerleştirdiğimizde tesadüfen bir uçak yapmış olacağız.
Bumu daha kolay.? Yoksa Allah'ın hücreyi yaratmasımı? Allah'ı inkar edebilirsin, ama inkar edicem diye bu safsatayı kabullenme. Başka bir bahane bul.
bilirkisi (http://www.turandursun.com/forumlar/member.php?u=8895)
Yukarıda birinci sorunu cevabı yatıyor.
1) Allah'ı yaratır. İnkar edersen ,
2) k.c nin yorumu var , onuda kabul etmezsen,
3) ben yokum hiçbirşey yok de. Bunlardan başka izah olamaz.
İkinci soruna gelince. Risale-i Nur ARAPÇA değildir.Sen nasıl içinde bulundun anlamadım? Osmanlıca bilmiyorsan dinle; Osmanlıca yazılışı arap alfabesiyledir, okunuşu ise tamamen ,şu an okuduğumuz latin harfleriyle aynıdır. Gramer hatası; bu çok normal, 4000 sayfa kitap ,latin harfleriyle yazılıyor.Eski türkçede olan ,latin alfabesinde olmayan harfler çoğu zaman hataya sebep olmuştur. H , Şapkalı A, K vs gibi harfler.
Üçüncü sorun ise; Risalet-i Ahmediye'deki(19.MEKTUP) bütün hadisler ,Kutsi Kaynaklar adlı eserde ,ravilerine varıncaya kadar açıklanmıştır.
Al sana kutsi kaynakların cep versiyonu.
(http://www.nurpenceresi.com/index.php?oku=912)
Güle güle kullan
Buda kitabın orjinali.
http://www.engindagitim.com/kitapdetay.asp?id=368
Dördüncü sorun ise; Ben anlıyorum.Orta okul öğrencisi,lise öğrencisi,üniversite öğrencisi anlıyor.Anlaşılmasaydı ,okunmazdı.Bir lise oöğrencisini 1 ay boyunca risale okuyor.Zorlamamı var zannediyorsunuz.Eğer tek bir zorlama olsaydı aileleri göndermezdi.Bu gençler bu kitabı anladıkları için ,kafalarındaki soruların cevaplarını buldukları için bu kitap ları okuyorlar.
Veee CEMAAT;
Yukarıda saydığın bütün eleştriler ,sokakta ondan bundan duyduğum eleştriler. Asıl CEMAAT PSİKOLOĞİSİYLE HAREKET EDEN SENSİN. Bu eleştriler artık umuma mal olmuş.Dinden bi haber biri bile gelip sizin cemaat şöyle ,böyle atıp tutuyor.Elimden geldiğince cevap vermeye çalışıyorum.
bilirkisi
14-10-2009, 20:34
Ey aziz dostum bil ki,
Ben Osmanlicayi da bilirim, merak etme, hatta mumkun olsa bu iletiyi arap harfleriyle de yazarim.
Evvela, zaten bu sitede de ve pek cok yerlerde defalarca tartisilmis. Risale-i Nur'larin herhangi bir orijinal hatta mantikli deliller getirmedigi gozler onune serilmistir. Eger risaleler kendi ifadesiyle kat'i olarak bir ispat yapabilmis olsaydi, ben ve benim gibiler bugun burda bu satirlari yaziyor olmazdi. Bu konu cok vakit alir.
Saniyen, Said Nursi'nin Turkceye hakimiyetinin ne kadar zayif oldugunu, hatta ilk baskilardan bu gune pek cok hatalarin duzeltildigini soylemeye calismistim. Bazi risalelerin orijinali ise arapcadir. Sana bir dip not; Tarihce-i Hayat'ta "Uzun bir ayriliktan sonra" baslikli meshur bir yazi vardir. Bu yazi tum risalelerin uslubundan cok farkli ve edebi bir sekilde yazilmistir. Sebebi ise yazan Esref Edip'tir. Hatta o yazida SN'nin sozlerinden alinti yapmistir, ama onlari da yine Esref Edib'in kendisi yazmistir. Senin gibi mudakkik talebe-i uluma daha ziyade misale hacet yok.
Salisen, bu mevzu da yine pek cok yerde tartisilmistir. Hatta musluman alimler tarafindan da tenkitleri mevcuttur. Seni onlara havale ediyorum. Tabii bir de hadis inkarcilari var.
Rabian, esrarli, satafatli cemaat jargonu olusturmak butun gruplar icin gecerlidir. Grup psikolojisini ve birarada tutma tekniklerini incelerseniz, bunun sadece RN cemaatine ait birsey olmadigini goreceksiniz. Cemaate yeni katilan kisileri etkilemek, henuz tenkit fakulteleri tamamen iptal olmamis yeni mensuplara, bak daha ogrenecek cok sey var, bu risalelerde ulasilmaz bir edebiyat var, aa bak kus ucuyor, gibilerinden oyalama tekniklerinden bir parcadir. Zamanla, sakirt olunur ve artik sorgulamanmadan kabul baslar. Is isten gecmistir tabii. Artik her turlu zirvayi, vay be ne guzel soylemis ustad, diye kafa sallamaya baslarsiniz.
Hamisen, cemaat psikolojisiyle falan hareket etmiyorum. Son iki yildir, cemaatleri tarafsiz bir gozle izlemeye calisiyorum bilakis. Vardigim sahsi neticeler ise hic bir cemaat fikriyle uyusmuyor. Herhangi bir gruba da ait hissetmiyorum kendimi. Agnostik/ateistlerin hur dusunceye sahip olduklarini, yani herhangi bir seyhe bagli olup herhangi bir kitabi takip etmediklerini de anlamissindir artik diye dusunuyorum.
Goruyorsun, "cennet ucuz degil, cehennem dahi luzumsuz degil" diye bir laf var, maalesef bizim gibiler cehennemi hak etmek icin belki sizden daha cok calisiyoruz, okuyoruz... ;)
Vesselam...
ilahimasal
12-03-2018, 18:38
Tanrı gibi , karmaşıııkk, sistematiiik , donanımlıı , her haltı bilen bir yapı !! Nasıl kendi başına oluşabiliyorsa ;
Uçak
Hücre
Bok püsür de kendi başına oluşabilir.
Dimi yani ?
İnandığını varlayıp , var olanı yorumlayan tiplere bayılıyorum.
"Evrimin bırak taraftar kaybetmesi özellikle son yıllardaki genetik biliminin gelişmesi ile daha kesin kanıtlar bulmuştur."
Sanırım genetik bilimindeki en önde gelen kişi Francis Collins ' in DNA ile ilgili fikirlerini okumadınız. Madem bilim konuşacak dünyanın genetikte en bilgili bilim adamının görüşlerini kabul edelim. Kabul mu ?
Hücre o kadar detaylı bir tasarıma sahiptir ki, ünlü bilimadamı Fred Hoyle onu bir Boeing 747 uçağına benzetir. Hoyle'a göre nasıl bir uçak tesadüfen oluşamaz ise, hiçbir hücre de asla tesadüfen oluşamaz. Aslında bu örnek bile yetersizdir. Çünkü insanoğlu bilgi ve teknolojisi sayesinde dev uçaklar yapabilmektedir, ama hala tek bir hücre dahi yapamamıştır.
Evrimi anlamadiginin gostergesi. Tesadufun evrimde kesinlikle buyuk bir rolu vardir, ancak bu arguman dogal secilimin temel rolunu tamamen goz ardi ediyor ve secilim denilen sey sansin, tesadufun tam tersidir. Mutasyonlar seklinde tesadufler, dogal secilimin calismak zorunda oldugu hammadde olan genetik cesitliligi saglar. Buradan dogal secilim belirli varyasyonlari ayiklar. Sahiplerine daha fazla ureme basarisi saglayan varyasyonlar (ve sans-tesaduf, bu tur faydali mutasyonlarin kacinilmaz olmasini saglar) korunur ve daha az basarili olan varyasyonlar ayiklanir. Cevre degistiginde veya organizmalar farkli bir ortama tasindiginda, farkli varyasyonlar secilir ve sonucta farkli turler ortaya cikar. Zararli mutasyonlar genellikle hizli bir sekilde yok olur, dolayisiyla faydali mutasyonlarin birikmesi surecine mudahale etmezler.
Abiyogenez (ilk yasamin kokeni) de tamamen tesaduflere bagli degildir. Atomlar ve molekuller kendilerini tamamen rastgele degil, kimyasal ozelliklerine gore duzenlerler. Ozellikle karbon atomlari soz konusu oldugunda bu, karmasik molekullerin kendiliginden olusacagi ve bu karmasik molekullerin birbirlerini etkileyerek daha da karmasik molekuller olusturabilecegi anlamina gelir. Yaklasik olarak kendi kendini kopyalayan bir molekul olustugunda, dogal secilim giderek daha etkili kopyalayicilarin olusumuna rehberlik eder. Kendi kendini kopyalayan ilk nesnenin modern bir hucre veya hatta bir DNA ipligi kadar karmasik olmasina gerek yoktu. Kendi kendini kopyalayan bazi molekuller aslinda o kadar da karmasik degildir (organik molekuller gibi) Bazi insanlar hala, kendi kendini kopyalayan belirli bir molekulun belirli bir noktada olusmasinin son derece olasilik disi oldugunu soyluyor. Bu bir iddiadir ancak muhtemelen ortam kimyasal bir okyanustu ve kendi kendini kopyalayan olasi kac molekulun ilk olarak hizmet edebilecegini hic kimse bilmiyor. Abiyogenez ihtimaline iliskin bir hesaplama, ilk kopyalayicinin olusmus olabilecegi cok cesitli baslangic malzemeleri, ilk kopyalayicinin almis olabilecegi muhtemelen sayisiz farkli formlar ve yapinin buyuk kisminin bu sekilde oldugu gercegi dikkate alinmadikca degersizdir. Molekulun kopyalanmasi baslangicta rastgele olmayacakti. Molekuler evrimin ilk asamalarindan biri, atmosferdeki gazlarin ve su buharinin, enerji kaynaklari olarak gunes isigi, yildirimlar veya volkanik aktivite gibi dis kaynaklar tarafindan uyarilmasiyla gerceklesmistir. Bu enerji kaynaklari, atmosferdeki gazlari ve su buharini basit organik bilesiklere donusturebilir.
Daha sonra, bu basit organik bilesiklerin cesitli kimyasal reaksiyonlarla bir araya gelmesiyle daha karmasik molekuller olusturabilir. Ornegin, amino asitlerin peptit baglariyla birlesmesiyle polipeptitler ve proteinler olusabilir.
(Ayrica sunu da belirtmek gerekir ki, evrim teorisi ilk yasamin nasil basladigina bagli degildir. Herhangi bir abiyogenez teorisinin dogrulugu ya da yanlisligi evrimi zerre kadar etkilemez.)
Bir de su resmi birakalim suraya. Yaziyla anlasilmiyorsa belki gorselle anlasilir:
https://slcc.pressbooks.pub/app/uploads/sites/20/2021/03/Skull_evolution-1536x209.png
spartacus
02-04-2024, 07:35
Sanırım genetik bilimindeki en önde gelen kişi Francis Collins ' in DNA ile ilgili fikirlerini okumadınız. Madem bilim konuşacak dünyanın genetikte en bilgili bilim adamının görüşlerini kabul edelim. Kabul mu ?
Kabul, olasılık safsatası yapacaksın değil mi?
Hadi sen önce o mantık hatasını(safsata) yap, ben de nerede olduğunu çok yalın ve basit bir biçimde izah edeyim.
Ya da iddia edecek varsa çekinmesin, olasılığını söylesin, zira o şekilde minvalinden kopartılmış imkansız bir olasılık durumu yok.
Son olarak genel anlamda, zaman maddeye bağlı soyutladığımız bir kavram olduğuna göre, form-yapılar nazarında fiziki koşulların elverme oranı haricinde herhangi bir sınır yoktur.
Kısaca illa anlamak istersek, katrilyonlarca kere katrilyon.........n katrilyon yıl düşünebiliriz, hatta şu Dünyanın tıpatıp benzerinin ve hatta şu insanlar ve canlıların tıpa-tıp benzerinin, hatta herhangi birimizin dahi bir benzerinin oluşması veya katrilyon yıllar önce oluşmuş olma, hatta mevcut Evren'de dahi var olabileceği olasılığı dahi rakamlarla sınırlanamaz, duruma bağlıdır.
1 Loto çekilişinde 10.000.000 kişi katılırsa başka, 100.000.000.000 kişi katılırsa, herhangi bir hatta 10 kişiye çıkma, çıkmama olasılığı başkadır. Ne kadar ekmek, o kadar gramaj...
Hücre o kadar detaylı bir tasarıma sahiptir ki, ünlü bilimadamı Fred Hoyle onu bir Boeing 747 uçağına benzetir. Hoyle'a göre nasıl bir uçak tesadüfen oluşamaz ise, hiçbir hücre de asla tesadüfen oluşamaz. Aslında bu örnek bile yetersizdir. Çünkü insanoğlu bilgi ve teknolojisi sayesinde dev uçaklar yapabilmektedir, ama hala tek bir hücre dahi yapamamıştır.
Hayır yapmıştır.
İnsanlık sentetik/yapay hücre yapmıştır yapmaktadır.
spartacus
03-04-2024, 08:39
Bu konuda dahi felsefenin önemi ortada. Felsefe yoksa, bilimin, bilim yoksa felsefenin anlamı yok. Yorumladığımız alan felsefedir, ancak yorumlama eylemi de bilimsel kriterlerle elde edilmiş veriler ve ilişkileriyle tutarlı olmalıdır.
Olasılık hesapları nasıl yapılmalı?
Olasılık hesapları,öncelikle çevre, koşul ve aday esasıyla yapılmalıdır. Örneğin; 1-50 arasından 5 rakam seçilecek olsun. Katılımcı 3 kişi ise, adaylardan herhangi birine denk gelme olasılığı başka, 1.000, 1.000.000, 10.000.000.000 kişi ise, başkadır.
Burada olasılık, bireye denk gelme olsılığı mı, yoksa tüm katılımcıların oranıyla mı ifade edilmelidir? Burada kura çekiminin olasılığı, A ya da B'ye denk gelme olasılığı değil, katılımcı sayısına göre, herhangi birine denk gelme olasılığı olarak ele aşınmalıdır, olasılık budur.
1-50 arasında 5 rakam belirlenecek ve katılımcı sayısı 100.000.000 ise; olasılık genellikle ve rahatlıkla %50 üzerindedir :)
Dünya'da basit hücre sayısı nedir? 1 katrilyon? 100 katrilyon? Samanyolu galaksisinde, kaç adet gezegen vardır? 100 milyar? 1 Trilyon? Ya gözlemlenebilir Evren'de?
Kısaca ne hücrenin yapısı, ne de canlılığın herhangi bir yerde ortaya çıkma olasılığı için; Francis Collins gibi -eğer gerçekten böylesine saçma bir olasılık hesabı yapmışsa-, felsefeden, dolayısıyla bilinçten yoksun ahmakların iddia ettiği gibi imkansız olasılıklar içermemektedir. Hatta hem bu hücre, hem de herhagi bir canlı formunun, herhangi bir noktada açığa çıkma olasılığı %100'dür.
%100 diyorum, çünkü hem kendimden biliyor hem de gözleme sahibim=>Dünya... Her yer demiyorum, herhangi bir yer diyorum ve o herhangi bir yer, katrilyonlarca yerden sadece birisidir.
1-1.000.000 arasında 3 rakam seçilecek ise
Kuraya katılan ve rastgele 3 rakam seçen sayısı 100.000.000.000.000.000.000.000 ise bu çekiliş de her saniyede bir gerçekleşiyorsa, o halde olasılık %0,000000000000000000000000001 bile olsa, herhangi birine tekabül etmesi kaçınılmazdır.
Kısaca canlılığın ve hücrenin ortaya çıkması kaçınılmaz bir olgu, ama bu her nokta ve yerde ve her koşulda olacağı anlamına gel-e-mez. Burada kıstasımız "herhangi bir yerde" esasıyladır. Dünya o herhangi bir yerden birisidir sadece ve bu illa bir gezegen olmak zorunda değil, göktaşı da olabilir...
Bu durum, "ataistler tesadüf diyor,hadi buda mı tesadüf" diye soran aklın, arka planında yatan cehaleti de gözler önüne sermektedir. "Herhangi birisi" esaslı kıstas açısından, kriterin, herhangi birine tekabül etmişliği, o "biri" namına rastlantı-tesadüftür.
Sayısal loto birilerine çıkmıyor mu? Kime çıktığı tesadüf değil mi(istisna:şike yoksa)? Sonuç olarak çıkmış olmadı mı? Bu kura çekimleri süreğenlik kazanırsa, herhangi birine çıkma durumu ve çıkmışlığı da => kaçınılmaz olur, burada tesadüf, çıkmışlığı değil, kime denk geldiği, rastlantıyla ilgilidir.
Yıldıztozu
06-04-2024, 12:49
hala tek bir hücre dahi yapamamıştır.
İnsanın yapamamış olması doğanın da yapamayacağı anlamına gelmez ki.
İnsan yapamadığına göre Allah yapmıştır argümanınızda üçüncü seçeneği hesaba katmıyorsunuz, doğa.
Tesadüfen uçak oluşmaz. Çünkü uçak akıllı tasarım ürünü.
Tesadüfen insan oluşur çünkü insan akılsız tasarım ürünü.
İnsan vücudu baya kötü tasarlanmış, her yerinde kusurlar hatalar var. Kanserler, hastalıklar sınırsız.
Estetik olarak da kötü bir tasarım. İçinde bağırsaklar falan var.
Yani ben tasarlayacak olsam bundan daha iyisini yapardım, tanrıdan daha iyi iş çıkarmasını beklerdik.
Akılsız tasarım olduğu ortada.
Ben biraz daha farkli bir sey yapacagim ve bilimin, felsefenin ve dinin iliskisini anlamak icin, bilim ve felsefe arasindaki karsilikli etkilesimi ve bu ikisinin dinle iliskisine (dinle olan iliskisinden ikinci yazimda bahsedecegim) deginecegim. Ozellikle bilimin ve felsefenin dogasi ve sinirlari hakkinda dusunurken, bilimin kendi basina baslayip baslamayacagi veya belirli felsefi taahhutlerin varsayilmasi gerekip gerekmedigi gibi sorulari ele almak onemlidir. Bu tur sorular, bilimin ve felsefenin birbirlerine nasil bagli oldugunu ve hangisinin daha temel oldugunu anlamamiza yardimci olabilir.
Gunumuzde, bircok bilim insani, ozellikle de populer isimler (ornegin, Dawkins, Hawking gibi), felsefenin bilim calismalarinda onemsiz bir rol oynadigini ve temelde bir tur dogaciligi desteklemek adina "ortadan kaldirilmasi gerektigini" savunmuslardir. Ancak, bu yaklasimin, bilimin dogasini ve bilimin kendisini nasil anladigini anlamak acisindan (nasil anladigini anlamak..himm bu guzel bir ifade oldu) eksik oldugunu soyleyebiliriz.
Bilim, genellikle gozlemler, deneyler ve tekrarlanabilir sonuclar yoluyla dunyayi anlamak icin kullanilan bir arac olarak kabul edilir. Ancak, bilimin kendisi, belirli varsayimlara dayanir. Ornegin, bilim, fiziksel dunyanin gercek oldugu, doga yasalarinin gecerli oldugu ve doganin gelecekte de gecmiste oldugu gibi davranacagi varsayimlarini yapar. Bu temel varsayimlar, bilimin yontemlerini ve isleyisini belirler. Fiziksel dunyanin gercekligi varsayimi, bilimin gozlemlere dayali gerceklerle ugrastigini ve bu gerceklerin fiziksel dunyada var oldugunu kabul eder. Doga yasalarinin gecerliligi varsayimi ise, bilimin olaylarin neden ve sonuc iliskilerini anlamak icin belirli prensiplere dayandigini ve bu prensiplerin evrensel olarak gecerli oldugunu kabul eder. Son olarak, doganin gecmisteki davranislarinin gelecekte de ayni sekilde devam edecegi varsayimi, bilimin gozlemler ve deneyler yoluyla elde ettigi verilerin gelecekteki olaylari tahmin etmek icin kullanilabilecegini ongorur. (bu noktada Humedan bahsedebiliriz ama yazi uzayacak)
Bu varsayimlar, bilimin yapi taslarini olusturur ve bilim insanlarinin dogayi anlamalarina ve kesfetmelerine rehberlik eder. Bu varsayimlar, bilimin calismasinin temelini olusturur ve bilim insanlarinin dunyayi anlamalarina ve tahminlerde bulunmalarina yardimci olur.
Ancak, bu varsayimlarin kendileri, felsefi dusuncenin bir urunudur. Felsefe, gercegi sorgulama, her seyi tartisma ve her turlu dusunceyi acik bir sekilde ele alma konusunda uzman, spesifik bir alandir. Bilimin varsayimlari da aslinda felsefi tartismalarin bir sonucudur ve bilimin kendisi, felsefenin temel kavramlarina dayanir. Dis dunyadaki tum bilgilerimizin hayallerden ibaret olmadigindan nasil emin olabiliriz? Bu sadece kucuk bir ornek, ancak umarim kendimi ifade edebiliyorumdur+: duyularimiz bize seylerin nasil oldugunu degil, nasil gorundugunu soyler. Ornegin, Gunesin dunyanin etrafinda dondugu oldukca acik gorunuyor. Yuzyillar boyunca, insanlar gokyuzunde gunesin ve diger gok cisimlerinin dunya etrafinda dondugune tanik olmuslardi. Ancak, bu gozlemsel verilere dayali bir yanilsama icindeydiler. Gercekte, gunesin etrafinda donmedigi, aksine dunyanin gunesin etrafinda dondugu bilimsel olarak kanitlanmistir. Bu bilgiyi dogrulamak icin Copernicus, soyut matematiksel hesaplar ve argumanlar kullanarak gunes merkezli bir evren modeli gelistirmistir. Copernicus'un calismalari, gozlemlerin ve sezgilerin yaniltici olabilecegini ve gercekligin anlasilmasinda bilimsel yontemlerin onemini vurgular.
Benzer sekilde, denizde seyir halinde olan bir gemide denizin dumduz oldugu gozlemlenebilir. Binlerce yil boyunca, insanlar denizin duz olduguna ve ufuk cizgisinin sonsuz uzaklikta olduguna inanmislardir. Ancak, denizcilerin seyir defterlerindeki veriler ve gozlemleri, gemilerin ufuk cizgisinden kayboldugunu gostermistir. Bu durum, deneyimlerin ve gozlemlerin yaniltici olabilecegini ve gercekligin bilimsel inceleme ve mantikla anlasilmasi gerektigini ortaya koymaktadir.
Ufak bir benzetme: Sense dokunma, gormedir; fizikseldir. algi onu anlama, tanimlama ve yorumlamadir. Bir nesneyi gormen, gozlemlemen Bilimdir fakat onu anlama, bir mantik duzleminde degerlendirme ve yorumlama ve sorular sorma felsefedir.
Dolayisiyla, bilim ve felsefe arasindaki iliski, karsilikli bir etkilesim ve tamamlama iliskisine dayanir. Bilim, belirli felsefi varsayimlara dayanarak calisir ve felsefe, bilimin temellerini sorgulayarak ve analiz ederek bilimin gelisimine katkida bulunur. Bu nedenle, bilim ve felsefe arasindaki iliskiyi tam olarak anlamak icin her ikisinin de birbirini nasil etkiledigini ve birbirine nasil bagli oldugunu goz onunde bulundurmak onemlidir.
Ikinci yazida, materyalizmin de, idealismin de gercegi kavramada ne kadar yetersiz oldugunu tartisacagim.
Simdilik gorusmek uzere