PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kuran'da Matematik Hatası İddiası


ulpian
14-10-2009, 12:58
Konu: Kuran'da Matematik Hatası İddiası

Tartışmacılar: Alchindus ve ulpian

ulpian
19-10-2009, 18:07
Sayın Alchindus,

250 mesaj barajını geçmiş olduğunuza ve tartışmanın nasıl başlaması gerektiğine dair görüş ayrılıklarımızı da aştığımıza göre, nihayet tartışmamıza başlayabiliriz.

İlk olarak, tartışmamızın zeminini oluşturacak bir örnek durumu ele alacağım ve bu durumda Kuran'a göre mirasın nasıl bölüştürülmesi gerektiğini açıklayacağım. Bu mesajımda bundan öteye giden bir yorum veya iddiada bulunmayağım ve evvela sizden bu mesajdaki açıklamaların doğru olup olmadığı konusunda kısa ve net bir cevap rica edeceğim. Ondan sonra asıl tartışmaya başlayabiliriz.


DURUM:
Vasiyeti ve hiçbir borcu bulunmayan bir kadın ölür. Aile efradından sadece kocası, annesi ve bir tek (aynı ana-babadan) öz kızkardeşi hayattadır. Ölen kadına ait olan 60.000 TL bu üç varis arasında Kuran'a göre nasıl bölüştürülmeli?


Nisa/11 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=11)'den: ''Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer.''
=> anneye 1/3

Nisa/12 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=12)'den: ''Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir.''
=> kocaya 1/2

Nisa/176 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=176)'dan: ''Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur.''
=> (aynı ana-babadan) kız kardeşe 1/2



=> Bu durum islam kaynaklarında da yukardaki gibi ele alınmaktadır. Yani ayetlerin yanlış yorumlanması veya hatalı uygulanması söz konusu değildir.


Nisa/12'deki şu cümle ilk bakışta Nisa/176'ya aykırı olarak kızkardeşe düşey payın 1/6 olduğu izlenimini verebilir:
''Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir düşer.''

Fakat Nisa/12'de, aynı anne, fakat farklı babalardan olan kızkardeşlerden bahsedilmektedir. Aynı ana-babadan (veya yalnız aynı babadan) olan kızkardeşin payı Nisa/176'da düzenlenmektedir.
Bu konuda İslam Alimleri arasında görüş birliği vardır.

örneğin:
Nisa/12'ye dair
Mevdudi Tefisiri - Nisa/12 => tıkla (http://www.enfal.de/tefhim/index.htm)
''Bütün müfessirler, bu ayetteki erkek kardeş veya kız kardeşlerden sadece anne tarafından olan kardeşlerin kastedildiği konusunda aynı fikirdedirler. Öz kız ve erkek kardeşler ve sadece baba tarafından kız ve erkek kardeşler hakkında miras kuralı surenin sonunda yer almıştır.''

Diyanet İşleri (Yeni) Meali - Nisa/12
''Burada sözü edilen kardeşler ana bir kardeşlerdir. Bunlar, İslâm hukukunda “evlâd-ı Ümm” diye anılırlar. Bunlar varis oldukları takdirde, kendi aralarında erkek kadın farkı gözetilmez. Ana baba bir kardeşler ise varis olduklarında, kendi aralarında “erkeğe iki, kıza bir” olmak üzere pay alırlar. (Ana baba bir kardeşlerin durumu için bakınız: Nisâ sûresi, âyet,176)''

(okumak için>Şu linkteki< (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=12) Diyanet İşleri Meali (Yeni)'den sonraki kırmızı yıldıza tıklayınız)

Nisa/176'ya dair
Elmalılı Hamdi Tefsiri - Nisa/176 => tıkla (http://www.kuranikerim.com/telmalili/nisa.htm)
"Hz. Ebu Bekir (r.a.) bir hutbesinde demiştir ki: "Allah Teâlâ'nın Nisâ sûresinde ferâiz (miras hukuku) hakkında indirmiş olduğu âyetlerden birincisi (Nisa/11) çocuk ve baba hakkındadır. İkincisi (Nisa/12) koca, karısı ve ana bir kardeşler hakkındadır. Üçüncüsü (Nisa/176) ana, baba bir veya baba bir kardeşler hakkındadır."

Ömer Nahusi Bilmen Tefsiri - Nisa/176 => tıkla
''Şöyle ki: (bir kimse çocuğu) veya babası (bulunmaksızın ölüp de kendisinin bir) ana baba bir veya yalnız baba bir (kız kardeşi bulunursa onun için) o kız kardeş için o ölünün (terekesinin yarısı aittir) bunu farz yoluyla alır.''



Kuran'a göre mirası bölüştürdüğümüzde çıkan tablo:


Toplam varlık: 60.000 TL
anneye: 1/3=2/6 => 20.000 TL
kocaya: 1/2=3/6 => 30.000 TL
kız kardeşe: 1/2=3/6 => 30.000 TL

Bölüştürülmesi gereken para 80.000 TL! => Fakat elde sadece 60.000 TL var.
(Kesirleri topladığımızda toplam 8/6 çıkıyor. Yani toplam kesir 1'den büyük.)


Mirasın bu şekilde bölüştürülmesi matematiksel olarak imkansız olduğundan, İslam alimleri ''içtihad'' yolu ile iki farklı çözüm bulmuşlardır. Birisi Halife Ömer'e dayanan ve Ehli Sünnet'te geçerli olan Avl/Avliye yöntemi, diğer ise İbn Abbas'a dayanan ve Şia mezhebinde geçerli olan ''öncelik sırası yöntemi''.



(1) Avl Yöntemi (Halife Ömer - Ehli Sünnet mezhebi)


''Ölen kimse geride koca, ana ve ana-baba bir olan bir kızkardeş bırakırsa, bu mes'ele altı üzere kurulur ama sekize avleder: Kocaya üç, anaya iki, kız kardeşe ise üç hisse verilir.
İslam tarihinde avleden ilk mes'ele budur. Böyle bir mes'ele Hz. Ömer (ra)'in hilafeti zamanında ortaya çıkmış, o da bunun halli için sahabeyle istişare etmiş, (...) ve böylece mes'ele altıdan sekize çıkmıştır''

el-Mavsili, el-İhtiyar, çeviren: Mehmet Keskin, Ümit Yayınları, Feraiz Bölümü, Avl Başlığı
Toplam varlık: 60.000 TL
anneye: 1/3=2/6 => 20.000 TL
kocaya: 1/2=3/6 => 30.000 TL
kız kardeşe: 1/2=3/6 => 30.000 TL


Bölüştürülmesi gereken para: (8/6) 80.000 TL!
Payda (6) pay'dan (8'dan) eksik çıktı ve mal yetmiyor.


=> Avliye yöntemi ile payda yükseltilerek, toplam pay'a eşitlenir => 8/8


Böylece varislere düşen oranlar da azalmış olur:
Toplam varlık: 60.000 TL
anneye: (1/3=2/6 değil) 2/8 => 15.000 TL
kocaya: (1/2=3/6 değil) 3/8 => 22.500 TL
kız kardeşe: (1/2=3/6 değil) 3/8 => 22.500 TL

dağıtılan toplam miktar: (8/8) 60.000 TL.

Görüldüğü üzere avl yöntemi ile -mal yetmediği için- bütün varislerin hisseleri azalır.



(2) Öncelik Sırası Yöntemi (İbn Abbas - Şia Mezhebi)

Sahabelerden İbn Abbas, Halife Ömer'in bu içtihadına (daha sonra) muhalefet ederek, farklı bir ''içtihad'' getirmiştir. Bu görüşe göre, toplam kesirin 1'den büyük çıktığı (yani malı yetmediği) durumlarda, doğru olan bütün varislerin hisselerini azaltmak değil, belli bir ''öncelik sırası''na göre hareket etmektir.

Bu görüş içerisinde ''öncelik sırası''nın tam olarak nasıl olması gerektiği hususunda da yine farklı içtihadlar söz konusudur. Farzedelim ki (muhtelik ayet ve hadislere dayanarak) şöyle bir öncelik sırası kabul gördü: anne => koca => kız kardeş.
Bu durumda anne ve kocaya, ayette yazan oranlar verilir ve eksiklik sadece kız kardeşe yansıtılır.


Toplam varlık: 60.000 TL
anneye: 1/3=2/6 => 20.000 TL
kocaya: 1/2=3/6 => 30.000 TL
kız kardeşe: (1/2 değil) 1/6 => 10.000 TL


dağıtılan toplam miktar: (6/6) 60.000 TL.


Evet sayın Alchindus,

buraya kadar hiçbir iddiada veya yorumda bulunmadım ve sadece durumu islam kaynaklarında geçtiği şekliyle aktardım. Şimdi sizden ricam, mümkünse lütfen kısa ve net bir cevapla, yukarda yazılanların doğru olup olmadığına cevap vermeniz. Sizce bu yazdıklarım doğru ise, ''doğrudur'' deyin, ben de asıl iddiama ve gerekçelerine geçebileyim. Yok eğer sizce henüz burada bile bir hata var ise, hatanın nerede olduğunu söyleyin, önce bunu halledelim.




saygılarımla

Alchindus
19-10-2009, 19:48
Sayın Alchindus,

250 mesaj barajını geçmiş olduğunuza ve tartışmanın nasıl başlaması gerektiğine dair görüş ayrılıklarımızı da aştığımıza göre, nihayet tartışmamıza başlayabiliriz.


Muhterem çok ehemmiyet vermemekle birlikte belirtmeliyimki görüş ayrılıklarını aşma bahsini hernedense yazdıklarımı silme olarak telakki etmişsin!

Halbuki sana demiş idikki bizim yazmamız esasen sana avantajdır, umdelerimizi görmüş oldun bundan mütevellid iddianı temellendirirken bunlara nazar ederek daha sağlam bir görüş serdedebilirsin!

Veyahut yazdığın gibi yazdıklarımı görmezden gelirsin ben cevabını verdiğim sualleri tekrar cevaplamaktan imtina etmem benim içün sıkıntı olmaz demiş idim!Sen bunu mevzuya girişte yazdıklarımı silme selahiyeti olarak almışsın, muhim değil amma önemi şurdadırki yazdıklarıma iyice nazar etmiş olsan biraz sonra sana cevap verir iken göreceğin pekçok kabulunun yanlış olduğunu görüp ona gore bir temellendirme yapabilir idin!

DURUM:
Vasiyeti ve hiçbir borcu bulunmayan bir kadın ölür. Aile efradından sadece kocası, annesi ve bir tek (aynı ana-babadan) öz kızkardeşi hayattadır. Ölen kadına ait olan 60.000 TL bu üç varis arasında Kuran'a göre nasıl bölüştürülmeli?


Nisa/11 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=11)'den: ''Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer.''
=> anneye 1/3

Nisa/12 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=12)'den: ''Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir.''
=> kocaya 1/2

Nisa/176 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=176)'dan: ''Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur.''
=> (aynı ana-babadan) kız kardeşe 1/2



=> Bu durum islam kaynaklarında da yukardaki gibi ele alınmaktadır. Yani ayetlerin yanlış yorumlanması veya hatalı uygulanması söz konusu değildir.


İşte yazdıklarımız bu cihetle pek muhim idiki şu son satırda düştüğünüz hataya düşmez idiniz! Zati bu iddiadaki mantık hilesi burada yatmakta! Evvela kuranın kendi iç bütünlüğünde zikrettiği bir varis tablosundaki paylar nazara verilip sonra sual edilen varis tablosundaki paylarda bu olmalıdır deniyor denmekle kalmıyor birde durum islami kaynaklarda böyle ele alınmaktadır deniyor :)

Efendim bu suale cevap verebilmek içün yani durum diye nazara verdiğiniz varis tablosunda ne yapılacağını izah etmek üçün konuya girer iken zikrettiklerimize tekrar nazar etmeliyiz, aksi halde havanda su dövülür, maksat doğruyu öğrenmek ise ona göre hareket edilmelidir!

İmdi evvelindende söylediğim gibi mevzubahis hatalı değerlendirmelerin kaynaklarını tespit etmemiz gerekiyor! Bu kaynaklar kanaatimce şunlardır!

-İslam hukukunun temellerinin ne olduğunun bilinmemesi
-İçtihad müessesesinin sahası ve meşruiyetinin bilinmemesi
-İslamdan evvel arap toplumunun miras kaidelerinin bilinmemesi
-İslam hukukunun getirdiği miras usulünün tamamen yeni ve orjinal oluşunun bilinmemesi
-Avlin ne zaman hangi varis tablosunda ortaya çıktığının bilinmemesi

gibi meseleler yüzünden yukarıdaki gibi varis tablosu ile karşılaşıldığında islam hukukunca uygulananlar hatalar edilerek yanlış yorumlanmış ve matematik hata vardır zehabına kapılınmış!

Bu mevzulara icmalen değinmek yerinde olacaktır çünkü başkaca bu meselenin anlaşılması namümkündür!

Evvela islam hukukunun iki ana, bu ana temellerden beslenen ikide alt dal olmak üzere dört kaynağı vardır!

Ana kaynaklar çoğunluğun malumu olacağı üzre kuran ve Hz. Muhammedin risalet vazifesine dair söz ve fiilleridirki buna sünnet denmekte! İşte bu iki kaynaktan neşet eden kıyas ve icma diye iki kaynak daha vardırki bu ikiside meşruiyetleri usul ve metodlarını ana iki kaynaktan alırlar!

Kıyas bir mesele hakkında bu meseleye benzeyen şeri bir meseledeki hükmü esas alarak hüküm vermektir! İcma ise dini bir meselede ehlinin ittifak etmesidir! Bunların ikiside islam hukukunun bir parçasıdır kuran ve sünnette ele alınışları mufassalan izahı gereken başkaca bir mevzudur!

İçtihad müessesesinin sahası işin tabiatı gereği delilin sübutu ve manaya delaleti zanni veyahut sadece manaya delaleti zanni olduğu hallerdir ve bu haller çokça yeni vakıalar ile alakalıdır!

Ele alınan meseleye ait sarih bir nass mevcut olmadığında içtihad için kapı açılmış olur ve bu kapıdan belirlenmiş usul ve kaideler ile giren erbabı kıyas/rey ile hükmünü verir ve buda islamca meşrudur ve teşvik edilmiştir!

İmdi islamdan evvel arap toplumunda miras taksimine bakılınca mirascı olunma ve taksimatın nasıl yapıldığına nazar edilir ise bunun haza zulüm üzre bina edildiği görülür, islam bu zulmü ortadan kaldırmış yanlış telakkilerden mütevellid hataları ıslah etmiş kendisi yepyeni kaideler koymuştur! Zati islamın yanlışlıklara dair tavrı iki türlü olmuştur, ya tamamen ortadan kaldırma, yasaklama veyahut o kötülüğü arızayı ıslah etme!

Miras bahside bu ikinci veche bakar, veraset bahsinde kimler niçün ve hangi hallerde varisdir meseleleri zikredilip kadına dair ifrat derecesindeki zulüm ortadan islamca kaldırılmış varisliğin şartları tespit edildikten sonra kim hangi halde ne kadar alacaktır bu bildirilmiştir! İslamın ölenin geride bıraktığı yakınlarını üç sınıfa ayıran tasnifi ve bununla alakalı ahkamı yepyenidir ve İslam ile gelmiştir!

İmdi matematik hatası vardır iddiasının zikredilmesinin sebebi olan ve senin burada zikrettiğin varies tablosunda da uygulanacak olan avl bahsine gelir isek bunun evvela nasıl ortaya çıktığını anlatmak icab eder yani ilk avl hadisesine nazar etmemiz gerekir!

Avlin ilk kez uygulanışı ne bu mevzuyu ilk kez internet ortamında tefrika eden jochen katzın nede ondan nakil ile bu forumda sizlerin çokça zikrettiği o meşhur varis tablosu ile alakdar olarak gündeme gelmemiştir!

O daima tekrarlanan varis tablosu halife aliden sual edilmiştir mesele minberiye diye anılır ama ilk vakıa halife ömer devrinde ortaya çıkmıştırki oda ölen bir kadına kocası ile iki öz kızkardeşinin varis olması halidir veyahut kocası ile anası ve bir öz kızkardeşinin varis olması halidir!

Senin sual ettiğin durumda rivayet olunan bu iki halden birisidir!İmdi bu olduğunda ne olmuştur!

Halife ömer taksimatı nasıl yapması gerektiği mevzuunda Hz. Muhammedin arkadaşlarına danışmıştır burada ömerin söylediği bir söz vardırki meseleyi anlamak için pek mühimdir! Derki ömer "Vallahi Allah Teala'nın hanginizi öne geçirdiğini ve hanginizi geriye bıraktığını bilmiyorum?"

Bununla kastedilen şudurki karşılaştığı varis tablosunda varislerin muayyen hisselerinin mahreci yani mirasın aslını aştığından eğerki muayyen hisseleri varislere verecek ise evvela hangi varis payını vermesi gerekip kalanı kimlere taksim etmesi gerektiği hususunda ömerin bir karinesinin olmadığını düşünmesidir!

Neticede ömer Hz. Muhammedin arkadaşlarıyla istişare sonucu her varise payı oranında eksiltme tahakkuk ettire genişletme yöntemi ile avl uygulamıştır! Buna iştirak edenler arasında ali, ibni mesud, zeyd bin sabit gibi Hz. Muhammedin arkadaşları içinde dinde allame mertebesindekiler yer almıştır bunların hiç bir itirazı söz konusu olmamıştır!

Hadise böylece gerçekleştiği içün avli uydurulan, bir hata gizleme saklama metodu olarak görmek ve göstermek doğru değildirki bu forumda bu yapılmaktadır, bilakis avl ticaretle uğraşan ve elbette matematik hesap kitapda bilen devrin insanının hesaplamalarda tabanı genişletme usulunu bu varis tablosuna tatbik etmesidir!

Anlatıldığı vechile varislerin birinden yada bir kaçından eksiltme yapmak için kurani bir karine görmediklerinden bu yeni durumda her bir varisin payının ne olacağına dair sarih bir nass da mevcut olmadığından bir içtihad geliştirmişlerdir.

Bu uygulamaya bidayette bir itiraz söz konusu olmuyor, Hz. Muhammedin vahye muhatap arkadaşları içinde hassaten allame konumunda olanlarca dahi! Sonradan ibni abbasın muhalefet ettiği rivayet ediliyorki ehli şianın günümüzde de savunduğu ve seninde zikrettiğin görüşüne kaynaklık eden görüşü serdetmiş ibni abbas, feraiz sahiplerinden bazısı miras almada diğerlerinden daha güçlüdür bazısı mirasdan düşerken bazısı düşmez demiştir! Buna dayanarak ibni abbas bu güçlüler mirası almada takdim edilse idi miras taksiminde avle gerek kalmaz idi demektedir! Yani ibni abbasa gore yaradanın kimi takdim ettiğini anlamak için bu güçlü olma haline bakılmalı idi! Buda bir içtihaddır ve halife ömer ve arkadaşlarının içtihadlarının meşruiyeti neye dayanmakta ise buda ona dayanmaktadır! İbni abbas bu görüşünü halife ömerin vefatından sonra paylaşmıştır belki bu hadise vuku bulduğunda bunu serdetseydi halife ömer ve danıştıklarıda bu görüşü daha isabetli bulabilirdi, tabi bunu bilemiyoruz!

İmdi olayın seyrini icmalen anlatmaya çalıştıktan sonra, bu meseleden hareketle senin sualinde yer alan varis tablolarında yapılana bakılıp mesnetsiz bir kabulle kuranda matematik hata var demenin ne denli büyük bir hata olduğunu ifade etmeye sıra geldi!

Bunu yapabilmek içün evvela kurandaki payları alacağımız ayetlere nazar etmek icap etmektedir!

Allah sizlere, miras taksiminde çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişi payı verilmesini emrediyor. Eğer hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, bunlara bırakılan malın üçte ikisi; eğer tek bir kız ise o zaman yarısı verilir. Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine üçte bir, eğer ölenin kardeşleri de varsa o zaman annesine altıda bir verilir. Bunların hepsi ölenin yapmış olduğu vasiyetin yerine getirilmesinden veya borcunun ödenmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bütün bunlar, Allah tarafından birer fariza olarak takdir edilmektedir; muhakkak Allah bilendir, hikmet sahibidir.
Nisa11

Görüleceği üzere bu ayeti kerimedeki paylar sırasıyla şöyledir!

Erkek çocuğa iki dişi payı
Çocuklar arasında erkek çocuğu yoksa ve varis kız en az iki ise kızlara 2/3
Çocuk tek kız olduğunda pay 1/2
Murisin çocuğu olup ana baba geride kalmışsa her birine 1/6
Murisin çocuğu ve kardeşleri yoksa anaya 1/3 kardeşler varsa 1/6

İmdi payların verildiği varis tablolarına nazar edelim!

Avliye erkek çocuğun olduğu bahislerde söz konusu olmadığından nazara kız çocuklarını alıyoruz!

İki kız var nene ve dedeleri ile birlikte olduğunda
2/3 + 1/6 + 1/6 = 6/6

Tek kız çocuğu nene ve dedeleri ile birlikte olduğunda
1/2 + 1/6 + 1/6 = 5/6

Eğer karılarınızın çocuğu yoksa, bıraktığının yarısı sizindir. Eğer çocuğu varsa, o zaman dörtte biri sizindir. Bunlar, ettikleri vasiyetten veya borçları ödendikten sonradır. Eğer çocuğunuz yoksa, sizin bıraktıklarınızın dörtte biri, çocuğunuz varsa sekizde biri ettiğiniz vasiyetten veya borçtan sonra, karılarınızındır. Eğer bir erkek veya kadının çocuğu ve babası yok da kelale yönünden -yan koldan- ana bir erkek veya kız kardeşi bulunuyorsa her birine altıda bir düşer. Eğer bunlar, bundan fazla iseler, zarara uğratma kasdı olmaksızın yapılan vasiyet veya borçtan sonra üçte birinde ortak olurlar. Bütün bunlar, Allah'tan birer emirdir. Allah her şeyi bilen, cezalandırmada acele etmese de ihmal etmeyendir.
Nisa 12

Efendim bu ayeti kerimedeki oranlar da sırasıyla şöyledir!

Erkeğin karısına varis olması halinde çocuk varsa 1/4 yoksa 1/2
Kadının kocasına varis olması halinde çocuk varsa 1/8 yoksa 1/4
Kadın veyahut erkek murisin çocuğu ve babası yokda ana bir erkek ve kızkardeşi var ise her birine 1/6 kardeşler ikiden fazla ise hepsi 1/3 e ortak

İmdi bu payların verildiği varis tablolarına nazar edelim!

Erkek kadına varis olmuş ve çocuk varsa 1/4
1/4+?(çocuklar)+?(varsa diğer varisler)=?

Erkek kadına varis olmuş ve çocuk yoksa 1/2 alır kadının babasıda yok ve kardeşleri var ise 1/3 de onlara
1/2+1/3=5/6

Kadın erğeğe varis olmuş ve çocuk varsa 1/8
1/4+?(çocuklar)+?(varsa diğer varisler)=?

Kadın erkeğe varis olmuş ve çocuk yoksa 1/4 erkeğin babası yok ve kardeşleri var ise 1/3 de onlara
1/4+1/3=7/12

Senden fetva istiyorlar. De ki: "Allah, babası ve çocuğu olmayan kişinin mirası hakkında size şöyle fetva veriyor: "Eğer çocuğu olmayıp bir kız kardeşi olan bir kimse ölürse, bıraktığının yarısı kız kardeşine kalır. Eğer kız kardeşinin çocuğu yoksa, bu erkek kardeş ona varis olur. Eğer iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi bunlara kalır. Eğer erkekli dişili kardeşleri varsa, o zaman erkeğe iki dişi payı kadar düşer" Allah, size şaşırıyorsunuz diye bunları açıklıyor. Allah, herşeyi bilendir.
Nisa 176

İmdi bu ayetteki paylarda sırasiyle şöyle!

Muris erkek olup geride tek ana baba bir kızkardeş bırakmışsa ona 1/2
Muris kadın olup geride ana baba bir erkek kardeş bırakmışsa ona tamamı
Muris erkek olup geride en az iki ana baba bir kızkardeş bırakmışsa onlara 2/3
Murisin kardeşleri erkek ve dişi karışık ise erkeğe iki dişi payı

İmdi bu payların verildiği varis tablolarına nazar edelim!

Erkek murisden geriye kalan ana baba bir tek kızkardeş varsa
1/2+?(varsa diğer varisler mesela anne 1/6)=?

Dişi murisden geriye kalan ana baba bir erkek kardeş ve yahut kardeşler mirasın tamamını alır.

Erkek murisden geriye kalan en az iki ana baba bir kızkardeş varsa
2/3+?(varsa diğer varisler mesela anne 1/6)=?

Murisin kardeşleri erkek ve dişilerden müteşekkil ise ise erkeğe iki dişi payı.

İmdi böylelikle bunların tamamına nazar edildiğinde bir hususu sarahaten görmekteyiz oda şudurki her bir ayet kendi içinde bir varis topluluğunu esas alarak o cihetten paylar zikretmiş bunlar ya bir bütünü tamamen taksim etmiş veyahut bu bütünün bir kısmını taksim etmiş! Zati bu sebepledirki sünnet ile icmalen zikredilen bu hususlar mufassalan ele alınmıştır!

Halife ebu bekirden rivayet edilirki o şöyle demiştir "Allah Teala'nın Nisa suresinde feraiz hakkında indirmiş olduğu ayetlerden birincisi çocuk ve baba hakkındadır. İkincisi koca, karısı ve ana bir kardeşler hakkındadır. Üçüncüsü ana, baba bir veya baba bir kardeşler hakkındadır. "

Görüldüğü üzre halife ebu bekir herbir ayeti varislerden bir topluluğa ait olarak anlamakta ve ilk ayetin çocuk ile baba ikincisinin eşler ve anne bir kardeşler üçüncüsünün ise ana baba bir veyahut baba bir kardeşlerle alakalı olduğunu zikretmektedir!

Mesele budur ve Hz. Muhammedin en yakın arkadaşları bunu böyle anlamıştır, bu ayetlerde sarahaten zikredilmeyen diğer varisler ve bunlarla teşekkül eden varis tablolarının izahatını ise sünnette yani Hz. Muhammedin uygulamalarında bulmaktayız!

Mesela görüleceği üzre murisin dedesi ve nenesi veyahut onların altsoyu hakkında sarahat yoktur kuranda! Bunlar anakaynakta belirlenen özle mütenasip olarak sünnetle bundan sonrada bu iki kaynakla mütenasip olarak kıyas ve icma ile sarahate kavuşturulmuştur!

Vermeye çalıştığım varis tablolarının kiminde görüldüğü gibi paylar toplamı mahrecten küçük kalmaktadır bu halde yapılacağın ne olacağı kuranda sarahaten ortada yoktur amma verilmiş bir ölçü vardır oda kimin varis olduğu ve verasetindeki payıdır!

Bir murisin mirasçıları arasında belirlenmiş paylar taksim edildikten sonra geriye bir şey kaldığında eğer ortada asabe varsa ki işte bu asabe meselesi de islam evvelinde varolan cari uygulamanın islamca ıslahıdır ve bilinmemesi feraiz bahsinde konuşulurken kişiyi hataya sürüklemektedir, ne yapılacağı sünnetle bellidir!

"Miras paylarını (Kur'anda bildirilen) sahiplerine veriniz. Bu paylar dan geri kalan her hangi bir şey de baba tarafından en yakın olan erkeğe aittir. "
Buhari, 6351; Müslim, 1615

Peki ya asaba yoksa!

Bir miras vardır ve bu mirasın varisleri bulunmaktadır!

İmdi farzedelimki varisler iki kız ile bir nenedir bu durumda 2/3+1/6=5/6

Geriye 1/6 kalmıştır buda mirastan kalmıştır! Peki bu mirasın varisleri kimdir!

Nene ile kız torunlarıdır o vakit kalanıda yine kuran ölçüsü ile paylaşmalarına hükmetmek zor olmasa gerektir!

İşte yapılan bu olmuştur! Geriye kalanın pay sahiplerine paylarıyla mütenasip verilmesi meselesi reddiye diye tesmiye olunmaktadır!

Aynı hadise avl bahsi içinde geçerlidir! Bir varis tablosu ortaya çıkmıştırki ondan evvel meydana gelmemiş! Bakılmış her bir varis için belirli paylar bu varis tablosunda mahreci aşıyor amma böyle bir varis tablosunda bu payların nasıl tahakkuk ettirileceğine dair açık nass yok o vakit ne yapılmalıdır!

Bu durumda tıpkı yukardaki gibi düşünülüp miras bu kadardır ve varislerde bunlardır denip o vakit her bir varis kendi payını mahrec nazara alınarak yapılan hesaplama ile alsın denmiştir!

Miras netice itibariyle birden fazla varis var ise bir paylaşım hadisesidir ve paylaşım hadisesinde aslolan paylaşımdaki adalettir! Burada paylaşıma mevzu olan varislerin birbir durumları aralarındaki nisbet açısından hiç değişmemektedir ve halife ömer ile arkadaşlarının muhtemeldirki kimleri takdim edeceklerine karine bulamamakla birlikte birde bu adaletin sağlanmış olmasını gördüklerinden tereddüt etmeden avle karar verdiklerini anlamaktayız!

İmdi biz bunu söylediğimizde daima tekrarlanan ve fasit daireye benzettiğim itiraz yükselecektir denecektirki misalen burada ulpianın verdiği durumda koca içün 1/2 ile elde edilecek daha fazla idi!

Evet öyledir amma kuranin bu varis tablosunu nazara aldığınızda kocanın kayın validesi ve baldızı ile birlikte karısının mirasına varis olduğunda da 1/2 alacaktır dediğini siz nereden çıkarmaktasınız!

Bakınız yukarıda halife ebu bekir ve ömerin sözlerini nazara aldıktan sonra birde kuranın verdiği oranları nazara alınız!

1/2, 1/3, 2/3, 1/4, 1/6, 1/8

Efendim dikkat ederseniz bunların hepsi şöylede verilebilirdi!

12/24, 16/24, 6/24, 4/24, 3/24

Bunlar yukarıdakilere eşittir amma kuran böyle vermiyor yani tabanı sabit değer üzerinden zikretmiyor!

Bu husus yukarıdaki iki halifenin sözleri ile birlikte nazara alındığında birde kuranın bütün varis tablolarını vermediğine ayrıyeten zikrettiğim varis tablolarının toplamda tam bir bütünü paylaştırdığına veyahut ondan eksik kaldığına dikkat edilirse zikredilen payların mahrec nazara alınarak hesaplanacağı hususu sarahat kazanır zira mahreç değişkendir!

Buna birde ibni abbasın tahlilini eklerseniz yani mirastan düşmeyen varisler bahsini ki ehli sünnete görede red yoluyla karı koca miras alamaz o vakit red yoluyla fazladan miras alanların paylarının mahrece gore hesaplanacağı hususu tamamen sarahat kazanır!

Sözün kızası muhterem Ulpian kuran açıkça zikrettiği varis tablolarındaki payların bu tablolar dışında da mutlak olduğuna dair hiç bir karine vermezken aksi yönde karineler barındırmaktadır ve en muhimi kuran hatalı bir varis tablosu vermemektedir!

Senin nazara verdiğin varis tablosu ve avl uygulanmak durumunda oluna diğer varis tabloları kuranda yoktur bir başka değişle kuran topamları birden büyük çıkan payları bir varis tablosunda zikretmemiştir!

Bundan mütevellid kuranda matematik hata var sözü son derece hatalı ve mesnetsiz bir sözdür!

Yapılan esasta meşhur misalde 30 liranın 5 lirasının geriye verilmesi bahsinde 27 liraya dahil olduğu halde 2 lirayı 27 ile tekrar toplayıp kalan 1 lira nerededir diye sual eden mantık hilesi ve matematik oyunu ihtiva eden sualdekine benzer bir tavırla sabit olmayan mahreç üzerinden sabit payları aslen o payların o mahrece tatbik edileceğine dair hiç bir karine elde yokken o mahrece uygulayıp toplam bir etmiyor demektir!

Bu yöntem ve iddia mantık ve matematik hilesidir, topyekün batıldır!

Kuran'a göre mirası bölüştürdüğümüzde çıkan tablo:


Hatalı kelam!

Kurana gore değil sizing kuranda başkaca varis tablolarında zikrolunan payları elinizde bir karine yokken bu varis tablosuna uyguladığınızda çıkan tablodur bu!

Evet sayın Alchindus,

buraya kadar hiçbir iddiada veya yorumda bulunmadım


Belki farkında olmadan yaptın amma bulundun ve bunları yukarıda serdettim!

Yok eğer sizce henüz burada bile bir hata var ise, hatanın nerede olduğunu söyleyin, önce bunu halledelim.

Zikretmeye çalıştığım gibi bütün hataların kaynağı olan telakki mesajında da olup zati yanılgınız burada başlamaktadır! Bu hata kuranda başkaca varis tablolarında zikrolunan payları elinde bir karine yokken burada zikrettiğin varis tablosuna uygulamaktır!

ulpian
19-10-2009, 20:04
Sayın Alchindus,

özel mesajla da, burada da gerekli açıklamayı yaptığımı düşünüyorum. İddia sahibi olarak önce benim hangi durumdan bahsettiğimi bir dinlemeniz, ondan sonra diyeceğinizi demeniz gerekirdi. Siz de buna asli itibariyle katıldınız, bırakınız da neyin benim için ''avantaj'' olacağına ben karar vereyim. Yoksa sizin hiçbir açıklamanızı, itirazınızı, savunmanızı kısıtlayacak değiliz.


Diğer bütün açıklamalarınızı özenle okudum. Kusura bakmayın muhterem, ama anlattıklarınızın benim yukarda yazdıklarımla ne alakası var? Gereksiz yere çok fazla kelam etmeniz bir alışkanlık mı, yoksa fazladan laf ederek durumu ''bastırma'' gibi bir niyetiniz mi var?



Diyeceklerinizi uzun uzun dediğinize göre, belki bu sefer benim yazdıklarıma binaen birşeyler deme inceliğini gösterebilirsiniz:

Şöyle soralım tekrar:

DURUM:
Vasiyeti ve hiçbir borcu bulunmayan bir kadın ölür. Aile efradından sadece kocası, annesi ve bir tek (aynı ana-babadan) öz kızkardeşi hayattadır. Ölen kadına ait olan 60.000 TL bu üç varis arasında Kuran'a göre nasıl bölüştürülmeli?

Ehli Sünnet' göre bu durumda avl yöntemi uygulanarak miras şu şekilde bölüştürülmeli:

Toplam varlık: 60.000 TL
anneye: 2/8 => 15.000 TL
kocaya: 3/8 => 22.500 TL
kız kardeşe: 3/8 => 22.500 TL

dağıtılan toplam miktar: (8/8) 60.000 TL.


Doğru mu, yanlış mı?

saygılarımla

Alchindus
19-10-2009, 22:43
bırakınız da neyin benim için ''avantaj'' olacağına ben karar vereyim

Buna zati sen karar vereceksin muhterem, ben sadece durumu nazarına verdim!

Amma şunuda bilmelisinki uzun veyahut kısa yazma kararıda bana aittir, öyle mi muhterem!


Diğer bütün açıklamalarınızı özenle okudum. Kusura bakmayın muhterem, ama anlattıklarınızın benim yukarda yazdıklarımla ne alakası var?

Yazdıklarım içinde tek bir satır yokturki mesele ile alakasız olsun! İslam miras hukukunu müzakere eder iken avli gerektirecek bir varis tablosu nazara verilmiş ise burada avlin ne olduğu nasıl ve niçün ihtiyaç doğrudundan, bu anlatılırken pek tabii olarak içtihad mefhumundan ve buna girildiği içün edillei şeriyyenin unsurlarından söz edilmesi pek tabiidir, eğer maksat gerçeği ortaya koymak ise!

Diyeceklerinizi uzun uzun dediğinize göre, belki bu sefer benim yazdıklarıma binaen birşeyler deme inceliğini gösterebilirsiniz:
[QUOTE=ulpian;251274]

Vallahi bu pek hoş bir söz olmamıştır!

Benim niçün kabalık etmiş olmaktayım!

Meselenin şumullu cevabını vermeye gayret ettiğim içün mü?

Hani yazdıklarımı dikkatle tetkik etmiş idiniz!

Verdiğiniz varis tablosunda ne yapılacağı hususunu ilk kez yapılan uygulamanın bütün safahatını yazarak zikretmedik mi!

Bakınız, bunlar yazdıklarımdır!

[QUOTE=Alchindus;251269]
Neticede ömer Hz. Muhammedin arkadaşlarıyla istişare sonucu her varise payı oranında eksiltme tahakkuk ettire genişletme yöntemi ile avl uygulamıştır!

Evvelinde ve sonrasında da mufassalan izahat vardır!

Kuran'a göre nasıl bölüştürülmeli?Tekrar sual edeyim hani dikkatle yazdıklarımı okumuş idin!

Aynı hadise avl bahsi içinde geçerlidir! Bir varis tablosu ortaya çıkmıştırki ondan evvel meydana gelmemiş! Bakılmış her bir varis için belirli paylar bu varis tablosunda mahreci aşıyor amma böyle bir varis tablosunda bu payların nasıl tahakkuk ettirileceğine dair açık nass yok o vakit ne yapılmalıdır!

Bu durumda tıpkı yukardaki gibi düşünülüp miras bu kadardır ve varislerde bunlardır denip o vakit her bir varis kendi payını mahrec nazara alınarak yapılan hesaplama ile alsın denmiştir!


Doğru mu, yanlış mı?


Muhterem malumu ilan ediyoruz, ehli sünnetin uyguladığı içtihad budur, evet doğrudur, mahrec sekiz yapılır ve paylar zikrettiğin şekilde taksim olunur!

ulpian
19-10-2009, 23:16
Muhterem malumu ilan ediyoruz, ehli sünnetin uyguladığı içtihad budur, evet doğrudur, mahrec sekiz yapılır ve paylar zikrettiğin şekilde taksim olunur!


Çok şükür sayın Alchindus, soruma net bir cevap alabildim nihayet. :)

Bakınız:
Ele aldığımız durumda (ölen kadının bir tek kocası, annesi ve öz kızkardeşi hayatta) Kuran'ın hükümleri gayet açıktır.


Nisa/11 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=11)'den: ''Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer.''
=> anneye 1/3

Nisa/12 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=12)'den: ''Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir.''
=> kocaya 1/2

Nisa/176 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=176)'dan: ''Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur.''
=> (aynı ana-babadan) kız kardeşe 1/2



=> Fakat bu oranları dağıtmak matematiksel olarak imkansızdır!

Toplam varlık: 60.000 TL
anneye: 1/3=2/6 => 20.000 TL
kocaya: 1/2=3/6 => 30.000 TL
kız kardeşe: 1/2=3/6 => 30.000 TL

Bölüştürülmesi gereken para 80.000 TL! => Fakat elde sadece 60.000 TL var.
(Kesirleri topladığımızda toplam 8/6 çıkıyor. Yani toplam kesir 1'den büyük.)


Nisa/11, 12 ve 176'da belirlenmiş olan oranlar, birçok durumda aynen uygulanabilmektedir. Sorun sadece bazı kombinasyonlarda ortaya çıkmaktadır. Ölen kadının geride bir tek koca, anne ve kızkardeşini bırakması gibi.

=> Kuran'daki miras bölüşümüne dair ayetleri (Nisa11/12/176) yazanlar, oranları belirlerken işte bu sorun çıkartan durumları göz önünde bulundurmamış ve bariz bir hata yapmışlardır.

Ele aldığımız durumda ayetlere göre paylaşım, matematiksel olarak imkansızdır.

Bu sorunu pratikte çözmek için, Ehli Sünnetin kabul ettiği avl yöntemi varislerin hisselerini düşürmektedir.

- Kuran, anneye ''üçte bir'' (1/3 = 2/6) diyor, fakat verilen oran 2/8

- Kuran, kocaya ''yarısı'' (1/2 = 3/6) diyor, fakat verilen oran 3/8

- Kuran, kızkardeşe ''yarısı'' (1/2 = 3/6) diyor, fakat verilen oran 3/8


Bu yöntem -her ne kadar pratik bir ''çözüm'' bulmuş ise de- Kuran'da yazılı olan oranların dışına çıkmıştır. Çünkü Kuran'da yazılı olan oranları dağıtmak (bu durumda) zaten mümkün değildir.



Örneğin:
Dört oğlu olan adamın biri, vasiyetinde ''dört oğlumun her birine malımın üçte birini bırakıyorum'' diye yazmışsa, avukat bu duruma pratik bir çözüm getirir.

Der ki: ''Babanız, belli ki malını dört oğlu arasında eşit paylarla bölüştürmek istemiş. Ama bir hata yapmış ve 'dörtte bir' yazacağı yere 'üçte bir' yazmış. Şu durumda ben, babanızın 'üçte bir' yazmış olmasına rağmen, her birinize malın dörtte birini veriyorum. ''

İşte avl yönteminin de yaptığı budur.
Pratik bir çözüm getirilmiştir. Fakat aslen yazılı olanın dışına çıkılmıştır.


Daha basit bir örnek vermek gerekirse:
Bir ilk okul öğrencisi sınavda "2 + 2 = 3" yazarsa, öğretmen 3'ün üstünü çizer, 4 yazar ve öğrenciye düşük not verir. Biz bu durumda, ''öğretmen talebenin hatasını düzeltti'' deriz, ''içtihad ederek avliye usulü ile 2+2=3'deki gizli hakikati buldu'' demeyiz!


=> Kuran'da bu durumda ölen kadının, malının üçte birinin anneye, yarısının kocaya, yarsının da kızkardeşe verilmesi gerektiğini söylüyor!
Fakat bu matematiksel olarak imkansız olduğundan, bu oranlar (avl yöntemi ile) düşürülüyor. Kuran'da yazılı olan oranlardan daha az veriliyor. Avl yöntemine başvurulması zaten, yazılı oranlarda bir hata olduğunun itirafından başka birşey değildir.


saygılarımla

Alchindus
20-10-2009, 00:38
Bakınız:
Ele aldığımız durumda (ölen kadının bir tek kocası, annesi ve öz kızkardeşi hayatta) Kuran'ın hükümleri gayet açıktır.


Nisa/11 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=11)'den: ''Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer.''
=> anneye 1/3

Nisa/12 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=12)'den: ''Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir.''
=> kocaya 1/2

Nisa/176 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=176)'dan: ''Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur.''
=> (aynı ana-babadan) kız kardeşe 1/2


Kuranın hükümlerinin gayet açık olduğu doğrudur mufassalanda yazmış idik amma görmekteyimki tekrar etmek gerekecek!

İmdi nisa onbirdeki paylar neler idi!

Erkek çocuğa iki dişi payı
Çocuklar arasında erkek çocuğu yoksa ve varis kız en az iki ise kızlara 2/3
Çocuk tek kız olduğunda pay 1/2
Murisin çocuğu olup ana baba geride kalmışsa her birine 1/6
Murisin çocuğu ve kardeşleri yoksa anaya 1/3 kardeşler varsa 1/6


Bu payların verildiği varis tabloları ne idi!

Konumuz avl olduğundan erkek çocuğun olduğu bahislerde de avl söz konusu olmadığından nazara kız çocuklarını alıyoruz!

İki kız var nene ve dedeleri ile birlikte olduğunda
2/3 + 1/6 + 1/6 = 6/6

Tek kız çocuğu nene ve dedeleri ile birlikte olduğunda
1/2 + 1/6 + 1/6 = 5/6

Görüldüğü üzre bu ayette murisin kardeşleri ve eşi mevzu bahis değildir ve bunların olmadığı varis tabloları verilmiştir!

Peki halife ebu bekir yani Hz. Muhammedin en yakın arkadaşı ortada henüz avl de uygulanmamış iken bu ayet içün ne demiş idi!

"Allah Teala'nın Nisa suresinde feraiz hakkında indirmiş olduğu ayetlerden birincisi çocuk ve baba hakkındadır."

Nisa onikiye nazar edelim!

Bu ayeti kerimedeki oranlar da sırasıyla şöyledir!

Erkeğin karısına varis olması halinde çocuk varsa 1/4 yoksa 1/2
Kadının kocasına varis olması halinde çocuk varsa 1/8 yoksa 1/4
Kadın veyahut erkek murisin çocuğu ve babası yokda ana bir erkek ve kızkardeşi var ise her birine 1/6 kardeşler ikiden fazla ise hepsi 1/3 e ortak

Bu payların verildiği varis tablolarına nazar edelim!

Erkek kadına varis olmuş ve çocuk varsa 1/4
1/4+?(çocuklar)+?(varsa diğer varisler)=?

Erkek kadına varis olmuş ve çocuk yoksa 1/2 alır kadının babasıda yok ve kardeşleri var ise 1/3 de onlara
1/2+1/3=5/6

Kadın erğeğe varis olmuş ve çocuk varsa 1/8
1/4+?(çocuklar)+?(varsa diğer varisler)=?

Kadın erkeğe varis olmuş ve çocuk yoksa 1/4 erkeğin babası yok ve kardeşleri var ise 1/3 de onlara
1/4+1/3=7/12

Görüleceği üzre bu ayette de eşler çocukları nazara alınarak payları zikredilmiş birde anabir kardeşler!

Halife ebu bekir bu ayet içün ne demiş!

"İkincisi koca, karısı ve ana bir kardeşler hakkındadır."

Nisa yüzyetmişaltıya da tekrar bakalım!

Bu ayeti kerimedeki oranlar da sırasıyla şöyledir!

Muris erkek olup geride tek ana baba bir kızkardeş bırakmışsa ona 1/2
Muris kadın olup geride ana baba bir erkek kardeş bırakmışsa ona tamamı
Muris erkek olup geride en az iki ana baba bir kızkardeş bırakmışsa onlara 2/3
Murisin kardeşleri erkek ve dişi karışık ise erkeğe iki dişi payı

Bu payların verildiği varis tablolarına nazar edelim!

Erkek murisden geriye kalan ana baba bir tek kızkardeş varsa
1/2+?(varsa diğer varisler mesela anne 1/6)=?

Dişi murisden geriye kalan ana baba bir erkek kardeş ve yahut kardeşler mirasın tamamını alır.

Erkek murisden geriye kalan en az iki ana baba bir kızkardeş varsa
2/3+?(varsa diğer varisler mesela anne 1/6)=?

Murisin kardeşleri erkek ve dişilerden müteşekkil ise ise erkeğe iki dişi payı.

İmdi görüldüğü gibi burada da murisin ve kardeşleri içün miras payları zikronulmuş ve bu varis tablolarında paylar toplamı bütünden küçük kalmış! Nisa onikide de durum benzer!

İmdi halife ebu bekir bu ayet içün ne demiş!"Üçüncüsü ana, baba bir veya baba bir kardeşler hakkındadır."

İmdi bu böyle iken, yani hem kuran nassı sarih iken hem Hz. Muhammedin en yakın arkadaşı ebu bekir daha avlde ortada yok iken bu ayetleri olması icap ettiği gibi yorumlamış ve daha sonra ömer ve arkadaşlarıda bu anlayış mucibince yeni bir varis tablosunda içtihada gitmiş iken, sen nasıl "Ele aldığımız durumda (ölen kadının bir tek kocası, annesi ve öz kızkardeşi hayatta) Kuran'ın hükümleri gayet açıktır" diyebilmektesin!

İmdi kuranda zikrettiğin varis tablosu sarahaten yok iken, kuran bir ayet bütünlüğü içinde bunu vermemiş iken ve zaten Hz. Muhammedin arkadaşları halife ömer bu sebeple içtihadda bulunmuş iken, kuranın başkaca varis tablolarında verdiği payları bu tabloya uyarlayabileceğini sen nereden çıkarmaktasın ulpian!

Nisa/11, 12 ve 176'da belirlenmiş olan oranlar, birçok durumda aynen uygulanabilmektedir. Sorun sadece bazı kombinasyonlarda ortaya çıkmaktadır.


Evet peki bunlar hangi varis tablolarıdır! Kuranda yer almayan varis tabloları!

Pekiyi bu durumda ne yapılmalıdır!

İçtihad!

Bu yapılmış mıdır! Evet!

Pekiyi kuranda yer olmayan bir varis tablosuna kuranda yer alan varis tablolarında o tablolarda geçerli olan payları uyarlayarak toplam bire eşit değil demek nedir!

Mantık hilesi ve matematik oyunudur!

Örneğin:
Dört oğlu olan adamın biri, vasiyetinde ''dört oğlumun her birine malımın üçte birini bırakıyorum'' diye yazmışsa


Pek güzel bir örnek!

İşte bu tam olarak bir varis tablosunda öyle paylar zikretmektirki toplam bütünden fazladır!

Kuranda böyle bir varis tablosu yoktur!

Biribirinden farklı ve esasta birisi ebeveyn ve çocukları diğer eşler ve üvey kardeşleri bir diğeride öz kardeşlerin miras paylarını zikreden ayetlerden payları alıp toplamı mahreci aşan bir varis tablosuna kuranın hilafına uyarlama cambazlığıdır!

Kuranın sarahaten toplamı bir bütünü aşan payları tek bir varis tablosunda zikrettiğini iddia eden buyursun ayeti ortaya koysun veyahut gerçeğe sadakat gösterip mantık ve matematik hile içeren bu iddianın geçersizliğini itiraf etsin!

ulpian
20-10-2009, 02:31
Sayın Alchindus,

''Kuran'da böyle bir varis tablosu yoktur'' demeniz anlamsız. Kuran'da Nisa/11, 12 ve 176 hangi durumlarda, hangi varislere ne kadar verilmesi gerektiğini düzenliyor.

Bizim ele aldığımız durum nedir:
Ölen kadın geriye kocasını, annesini ve öz kızkardeşini bırakıyor.


Açalım bakalım ayetleri:
- Nisa/11 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=11): Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Nisa/12 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=12): Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir düşer. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah’ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

Nisa/176 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=176): Senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, size “kelâle” (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşi ölür ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur. Eğer kız kardeşler iki iseler, (erkek kardeşin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler, o zaman (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır. Sapmayasınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

Linklere tıklayarak, ayetlerin hem Arapçasını hem de diğer bütün Türkçe meallerini okuyabilirsiniz.


Kuran bizim ele aldığımız durumu da düzenlemiş, ancak hatalı düzenlemiş!

Belli ki, ayetleri yazanlar, oranları belirlerken bu ve diğer sorun çıkan durumları gözden kaçırmışlar. Ama bu durumda sorun çıkıyor diye, ''zaten Kuran bu durumu düzenlememiş'' demek olmaz muhterem. Çünki düzenlemiş işte. Yukarda yazıyor!

Kırmızı ile işaretlemiş olduğum ayetlerin, bizim ele aldığımız durumları kapsamadığını mı söylüyorsunuz? Hiç böyle birşey olur mu?

Bakın bir fıkh eserinde mesele nasıl açıklanmakta:

Mesail-i Avliye
Avl, sözlük olarak, yükseltmek (...) anlamına gelir. Terim olarak, miras meselesinin mahreci (ortak paydası), varislere isabet eden payları kapsamadığında payların toplamı mahreci aşar ve bu şekliyle mahreç olarak kabul edilir. Artık ilk çıkan mahreç olarak değil, bu mahreç olarak itibar edilir.Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi, 3. Cilt, VIII. Bölüm: İslam Miras Hukuku (Feraiz) S. 285


Demek ki, neymiş efendim? Kırmızı olarak işaretlediğim ayetlerde yazan oranlar ele aldığımız durumdaki varislere isabet etmekte. Fakat toplam pay, ortak payda'dan büyük çıktığından, ortak payda yükseltilerek paya eşitlenmekte. Ve böylece ayetlerde yazan oranlar düşürülmekte. Kuran, bu durumda, anneye ''üçte bir'' (1/3 = 2/6) öngörmüşken, anneye 2/8 verilmekte. Çünkü Kuran'da yazan ve duruma isabet eden oranları dağıtmak matematiksel olarak mümkün değil.

Bazı durumlarda sorun çıkıyor diye, ''Kuran zaten bu durumu, yani bu varis tablosunu düzenlememiş'' demek olmaz muhterem. Sürekli bahsettiğiniz ''gerçeğe sadakat'' ilkesine ters düşer bu yaptığınız.


İçtihad, Kuran'ın çizmiş olduğu çerçeve içerisinde mümkündür.

Mesela Kuran'da herhangi bir konuda bir hüküm konmuş, fakat bu hükmün çizdiği çerçeve içerisinde farklı somut hükümler mümkünse o zaman içtihad yerindedir ve gereklidir.

Fakat burada (ehli sünnetin) ''avl yöntemi'' veya (şia'nın) ''öncelik sırası yöntemi'' ile, açık-seçik bir şekilde Kuran'da yazılı duran oran(lar) düşürülmektedir. Bu artık sıradan bir içtihad değil, yazılı hükümdeki hatayı düzelten bir içtihaddır.

Tıpkı vermiş olduğum örnekte, avukatın vasiyette yazan oranları düzeltmesi gibi.


saygılarımla

Alchindus
20-10-2009, 13:23
Sayın Alchindus,

''Kuran'da böyle bir varis tablosu yoktur'' demeniz anlamsız. Kuran'da Nisa/11, 12 ve 176 hangi durumlarda, hangi varislere ne kadar verilmesi gerektiğini düzenliyor.


Muhterem manasız olduğunu söylediğin hususun manasız olduğunu ispat etmek bir bir kolaydır, ortaya kuranın nisa onbir oniki ve yüzyetmişaltıda koyduğu gibi bir ayette senin avli gerektiren varis tablosunu veyahut diğerlerinden birini koyduğunu gösterirsin o vakit dediğimin manasız olduğu sarahat kazanır!

Amma bunu yapamaz isenki yapamazsın yoktur böyle bir ayet o vakit bizzat bu sözün anlamsız olmamakta mıdır! Kuranda zikrettiğin ayetlerde hangi hallerde hangi varislere ne verileceğini zikrettiği ise haza hakikattır ve zati bizde bunu söylüyoruz söylemekle kalmıyor tafsilatla o ayetlerde hangi varis tablolarının zikredildiğini ortaya koyuyoruz!

Bunu yaptığımızda ortaya sarahaten çıkan husus ayetlerde sarahaten zikredilen paylarla bir bütünün ya tam olarak veyahut tamamından eksik olarak taksim edildiğidir ve mirasa ortak olabilecek muhtemel diğer varislerin buralarda zikredilmediğidir!

Biz bunu yapmış iken senin "Linklere tıklayarak, ayetlerin hem Arapçasını hem de diğer bütün Türkçe meallerini okuyabilirsiniz" demeniz ne manaya gelmekte :)

Bak muhterem esasen matematik başlığına ben dahil olduktan sonra senin benimle bu iddiayı birebirde tartışmayı arzu etmem beni memnun etmiş demekki muhterem ulpianın bu iddia ile ilgili söyleyecek yeni ve başkaca sözleri vardır diye düşünmüş idim!

Amma görmekteyimki sen o başlıkta daima tekrarlanan ve benim zati batıllığını ortaya koyduğum sözlerden başkaca hiçbir şey söylemiyorsun!

O vakit "burada değil birebirde tartışalım" demenin ne manası kalmakta muhterem, mademki heybende başkaca taş yoktur buna ne gerek var idi :)

Sen tıpkı jochen katzın ve ondan nakille bunu dillendirenlerin malum mantık hilesini aynen tekrarlamaktasın! Nedir o! Kuranda ayetlerde kendi iç bütünlüğünde bir varis tablosunda vaz edilmiş varis paylarının avlin uygulandığı varis tablosunada uygulama ve bütün bir etmedi deme!

Halbuki bunun batıllığını hem daha ilk mesajımda bu ayetlerin her birinin varislerden bir veyahut birden fazlasını nazara alarak birbirleri ile olan durumlarını o varis tablosunda düzenlediğini hem kuran metni ile hem daha henüz ortada avl uygulanmamış iken halife ebu bekirin bu ayetlerin nasıl anlaşılması lazım geldiğini zikretmesini nazara vererek ifade etmiş idim!

Kuran bizim ele aldığımız durumu da düzenlemiş


Gerçeğe sadakat ile sıkıntın olduğunu artık bildiğimizden böyle kelamlarına artık şaşırmıyoruz! Bak şimdi nazarına neyi vereceğim biliyor musun! Hani sen bu konuya girdiğinde nisa oniki ve yüzyetmişaltıdaki kardeşlerin durumlarının farklılığına dikkat çekmiş idin!

İmdi bu ayetlerin orjinaline nazar eder isek ilgili kısımlar şunlardır!ve in kane racülüy yurasü kelaleten
Nisa12

Yesteftunek kulillahü yüftiküm fil kelaleh
Nisa176

İmdi nazar edildiğinde açıkça görülürki her iki ayette zikredilen kelaledir! Aynı kelime ve kavram! Pekiyi biz bu iki ayetteki kelalelerden birincisinin anabir kardeşleri diğerinin ana ve baba bir veyahut baba bir kardeşler içün olduğunu nereden bilmekteyiz!

Hz. Muhammedin arkadaşlarının açık beyanlarından!

Ki o beyanlardan birisini sende zikretmişsin!

İşte Hz. Muhammedin arkadaşlarının beyanları kuranı anlamada bu denli muhimdir çünkü onlar vahyin tedrici inişine şahit olmuşlar hangi vakıalar sebebi ile hangi ayetin indiğini görmüşler yine Hz. Muhammede çokça ey elçi bu ayette şu ifade ne hakkındadır ne manadadır gibi sualler sormuşlar cevaplar almışlardır ve bütün bunlarıda kendilerinden sonraki nesillere aktarmışlardır!

Görüleceği gibi kelale bahsinde bu aktarım olmasa idi nisa oniki ile yüzyetmişaltıyı tenakuzlu görüp üzerinde çokça müzakere edecek idik amma bu aktarımla burada bir sıkıntı olmuyor!

İmdi tıpkı bunun gibi halife ebu bekirden nakledilen söz feraiz bahsinde inen ayetlerin hangi varis tablolarını düzenlediğini sarahaten ortaya koymuş iken, sen kelale içün ebu bekirin dediğini nazara alırken varisler hakkında dediğine niçün gözlerini yummaktasın!

Gerçeğe sadakat ile sıkıntından mütevellid olabilir mi bu hal :)

Ne demiş idi halife ebu bekir üstelikde daha ortada avl bahside yok iken bak buna iyice nazar et henüz avl uygulanması icab eden hiç bir miras bahsi yaşanmamış bu söz söylenir iken!

"Allah Teala'nın Nisa suresinde feraiz hakkında indirmiş olduğu ayetlerden birincisi çocuk ve baba hakkındadır. İkincisi koca, karısı ve ana bir kardeşler hakkındadır. Üçüncüsü ana, baba bir veya baba bir kardeşler hakkındadır."

Yani ne imiş muhterem ulpian!

Nisa onbir baba ile çocukları nazara alan varis tablosu içün nisa oniki eşler ve anabir kardeşlerden müteşekkil varis tabloları içün nisa yüzyetmişaltı ise ana baba bir veyahut bababir kardeşlerin durumlarını nazara veren varis tabloları içün inmiştir!

İmdi bu husus kuran lafzı ile böylece sarih iken birde Hz. Muhammedin herhalde kabul edersinki arkadaşları içinde en önde gelenlerin başında yer alan halife ebu bekir için böyle ikenki ebu bekir bunu bir hutbede müslümanlara hitaben söylemekte ve bize halifeye bu söz için muhalefet edildiği de rivayet edilmemekte iken sen hala nasıl nazara verdiğin durumun bu ayetlerce sarahaten düzenlendiğini iddia edebilmektesin!

Oysa mesele tam tersidir ve bu sebeple halife ömer devrinde kuranda zikredilmemiş bir varis tablosu ile karşılaşıldığında ne yapılacağını halife arkadaşları ile müzakere etmiştir!

Onlarda feraiz bahsindeki ayetleri en az ebu bekir kadar iyi anladıklarından ve benim konuya girer iken nazarlara verdiğim hususların sarahatinden gerekli içtihadı yaparak meseleyi çözmüşler!

Bu çözümde ölçü yine kuran olmuştur, Hz. Muhammedin sözleri olmuştur ve elbet birde akıl olmuştur!

Bundan mütevellid mesele tamamen şeri esaslarca çözüme kavuşturulmuştur!

Ortada kuranın bir varis tablosunda bütünü birden fazla olan paylar zikretmediği sarahaten durmakta iken hala matematik hatası vardır demek nasıl bir haldir diye derin derin tefekkür etmek lazımdır!

Bakın bir fıkh eserinde mesele nasıl açıklanmakta:


Muhterem artık senin temel eserleri nasıl ele aldığınıda az çok biliyoruz :)

Burada da hadi diyelim hataen "varislere isabet eden payları" bahsine takılıp sanki bu ifade nazara verdiğin varis tablosunda da kuranın varislere zikronulan ayetlerdeki payları verin dediği gibi yazmışsın!

Bak muhterem benim yazdıklarımı güya dikkatle okumuş idin amma tekrar edelim, varislere isabet eden payları nerede görmekteyiz!

Varislere dair ayetlerde!

Yani halife ebu bekirin de dediği gibi misalen eşi nisa onikide efendim kardeşi nisa yüzyetmişaltıda!

Amma bunlar orada zikrolunan varis tablolarında geçen paylardır ve ortaya koyduğumuz gibi o ayetlerde bir bütün ya tam olarak paylaştırılmıştır veyahut tamdan eksik! Kalan kısmıda sünnet taksim etmiştir!

Mesele bu olduğundandırki tek tek bu varislerin başkaca bir varis tablosunda ilk defa bir araya gelmelerinde mahrecin aşıldığı görülmüştür! Yani kuranda olmayan bir hal ile karşılaşılmıştır! Bu yeni haldeki varislere bakılmışki tek tek bunlara kuranda başkaca varis tablolarında isabet eden paylar bu tabloda mahreci aşmaktadır amma kuran o payları ilgili tablolarda zikretmiştir ve bunların başkaca varis tablolarında da aynısıyla uygulanmasını emreden amir bir hükmüde bulunmamaktadır!

Tam aksine hem karı kocanın red ile fazladan miras alamama halinde görüldüğü gibi hem bazı varislerin bazı varisleri mirastan düşürebilmesi keyfiyetinde olduğu gibi hemde ehli şianın nazara verdiği eşler içün alt ve üst sınırların zikredilmiş olmasından bunların nisbilik kesbettiği ve ilgili durumlarda muhim olanın birbirlerine nispetleri olduğu ve bu nispetinde avl ile kuran ölçüsüne mutabık olarak korunduğu görüldüğünden meşru bir içtihad yapılmıştır!

Bundan mütevellid meselenin o fıkıh eserinde pek tabii böyle anılması ile mevzu bahis varislerin senin nazara verdiğin tablodada kuran ölçüsü ile aynı payları alması luzumu arasında ne gibi bir irtibat vardır :)

Gerçeğe sadakat şarttır!

Tıpkı vermiş olduğum örnekte, avukatın vasiyette yazan oranları düzeltmesi gibi.


Hah işte muhterem senin eğer yazacak bir şeyin varsa yani heybenden başkaca bir taş varsaki birebire davetin ile bize bunu düşündürmüş idin, matematik başlığında fasit bir daire gibi birçok arkadaşının yazıp durduğu batıl denklemleri tekrarlamak yerineki onların batıllığı nazara verilmiştir, bu misale mutabık kurandan bir örnek ver!

Yani kuranda toplamda bütünü aşan payların bir ayette bir varis tablosunda dağıtıldığını bize gösteriver!

Amma bunu gösteremezsin zira yoktur!

Zati nisa suresi dikkatlice tetkik edildiğinde nisa onbir ve onikiden sonra başkaca mevzuların işlendiği, arada tekrar nisa otuzüçte miras ve varis bahsine girilip pay sahiplerine paylarının verilmesi değinildiği ve sonra taa surenin sonunda da kelale bahsinde ana bababir veyahut baba bir kardeşlerin paylarının zikredildiği sarahaten görülür!

Bu durumda tekrar halife ebu bekire nazar edip onun "Allah Teala'nın Nisa suresinde feraiz hakkında indirmiş olduğu ayetlerden birincisi çocuk ve baba hakkındadır. İkincisi koca, karısı ve ana bir kardeşler hakkındadır. Üçüncüsü ana, baba bir veya baba bir kardeşler hakkındadır." dediğinide gördükten sonra gerçeğe sadakati olan kişiye anca iki yol kalmaktadır!

-Ya iddiasını ispat içün kuranda bir bütünü aşan payları bir ayette bir varis tablosunda kuranın zikrettiğini gösterir ayeti sunmak!
-Veyahut bu iddianın batıllığını, mantık ve matematik hile olduğunu itiraf etmek!

Gerçeğe sadakat şart!

ulpian
22-10-2009, 04:13
sayın Alchindus,

aslında sizi çok iyi anlıyorum. Kuran'ın, Allah kelamı olduğuna inanan birisinden elbette her halükarda, her şartta Kuran'da herhangi bir hata olmadığını savunmasını beklemek gerekir. Ama bunu yaparken, lütfen biraz doyurucu argümanlar kullanınız.

Sanki şöyle bir zanna kapılmışsınız gibi geliyor bana: Aynı mesnetsiz, yanlış savunma taktiğini uzun uzun, tekrar tekrar yazınca, bunun daha bir inandırıcı olacağını sanıyor olmalısınız.

Muhterem,

''Kuran'da böyle bir varis tablosu yok'' demeniz gülünçtür, akla hakarettir. Ayetlerin lafzı belli, tefsiri belli. Defalarca zikrettiğiniz Ebu Bekir'in sözünden -ki ben de ilk mesajımda bu sözü yazmıştım- Kuran'da bu varis tablosunun olmadığını nasıl çıkarttığınızı bir tek kendiniz anlamaktasınız.



Nasıl bir çelişki içerisinde olduğunuzu, size olmasa da, belki sabredip bütün mesajları okuyanlara şöyle anlatabilirim:

DURUM Şöyle:
Vasiyeti ve hiçbir borcu bulunmayan bir kadın ölür. Aile efradından sadece kocası, annesi ve bir tek (aynı ana-babadan) öz kızkardeşi hayattadır.


Şimdi ben diyorum ki:
''Bu durumda Kuran'ın ayetlerine göre mirası koca, anne ve kız kardeş arasında paylaştırmak istediğimizde, bu durum için belirlenmiş olan oranların toplamı 1'den büyük olduğundan matematiksel bir sorunla karşı karşıyayız. Ayetleri uyguladığımızda pay payda'dan büyük çıkıyor! Ve bu yüzden Halife Ömer bugün ''avliye'' olarak anılan bir yöntem bulmuş ve ayetlerde geçen oranları (ortak payda'yı yükselterek pay'a eşitlenmesi suretiyle) eksilterek vermiştir.''

Siz diyorsunuz ki:
''Hayır, bahsini ettiğiniz durum/varis tablosu Kuran'da zaten düzenlenmemiştir. Ayetlerde bu durumdan bahsedilmemekte.''


Şimdi muhterem:

(1) Bu mesnetsiz savunmanız, zaten ayetlerin lafzına aykırıdır. Defalarca yazdık, okuduk Nisa/11, 12 ve 176'yı. Ele aldığımız durumda:

anneye: 1/3 = 2/6
kocaya: 1/2 = 3/6
kız kardeşe: 1/2 = 3/6
(toplam oran 8/6)

verilmesini emrediyor.

İstediğiniz sahabenin sözünü istediğiniz kadar tekrarlayın. Ayette yazan bu!


(2) Yukarda sizin de teyid etmiş olduğunuz üzere, bu durumda Ehli Sünnet'in uyguladığı avl yöntemi ile:

anneye: 2/8
kocaya: 3/8
kız kardeşe: 3/8

Şimdi muhterem:
Bu oranlara ehli sünnet NASIL ULAŞMAKTA???

CEVAP: Bu durumla ilgili Kuran'ın ne dediğine bakıyoruz. Kuran diyor ki:

Nisa/11 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=11)'den: ''Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer.''
=> anneye 1/3 = 2/6

Nisa/12 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=12)'den: ''Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir.''
=> kocaya 1/2 = 3/6

Nisa/176 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=176)'dan: ''Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur.''
=> (aynı ana-babadan) kız kardeşe 1/2 = 3/6


Bu ayetler apaçık bir şekilde bizim ele aldığımız durumu düzenlemekte.

Fakat toplam oran 8/6 çıktığından dolayı, malı bu şekilde paylaştırmak imkansız. Avl yöntemi ile ortak payda (yani 6) yükseltilerek 8'e eşitleniyor. Ve böylece mal şu şekilde bölüştürülüyor:

(sizin de onaylamış olduğunuz gibi!)
anneye: 2/8
kocaya: 3/8
kız kardeşe: 3/8


(3) Yani ''avl'' yöntemini uygularken, zaten yukarda yazdığım BU DURUM İÇİN GEÇERLİ OLAN ayet cümlelerinden yola çıkılıyor. Kuran'da böyle bir varis tablosu olmasa, neden benim verdiğim ayet cümleleri baz alınsın!

Ele aldığımız durum Kuran'da zaten hiç geçmiyor olsa, avl yöntemine neden gerek duyulsun!

Avl yöntemi ne zaman kullanılıyor? Pay, payda'dan büyük çıktığı zaman.
Peki Kuran'da bu durumla ilgili ayet zaten yoksa, hangi pay hangi payda'dan büyük çıkacak?


(4) Sık sık, şia mezhebinin benimsediği içtihada da değindiğiniz ve şia'nın içtihadını da, ehli sünnet'in içtihadını da makul/meşru gördüğünüz için, bir de şii kardeşlerinizin dili ile anlatmaya çalışayım meseleyi:


Evet, bu iki Sünni yöntem şudur: Eğer miras belirlenen paylardan eksik kalırsa, o eksiklik pay sahipleri arasında eşit bir şekilde bölüştürülür. Yani her birsinin payından eşit bir miktar eksiltilerek söz konusu eksiklik tamamlanır. Buna Avl deniliyor.

Ama eğer miras belirlenen paylardan fazla kalırsa, o zaman bu fazlalıktan, o pay sahiplerine bir şey verilmez, onların dışında kalan diğer akrabalar arasında eşit bir şekilde paylaştırılır.

Ehlibeyt mektebi, her iki yöntemin de yanlış olduğunu iddia etmekte ve buna bir çok delil göstermektedir ki en önemlisi şudur ki böyle bir şey (haşa) Allah'a cehalet ve bilgisizliği isnat etmek olur. Zira İmam Ali'nin de buyurduğu gibi, çöllerin kum tanelerinin sayısını bile bilen Allah, insanların böyle bir sorunla karşılaşacaklarını bilmiyor muydu? Eğer biliyorduysa, neden bu konuda ister Kur'an'da, isterse Resulü'ne gönderdiği gayrı Kur'ani vahiylerde bu konularda herhangi bir açıklama yapmamış, herhangi bir ölçü ve kıstas belirlememiştir? Ve dolayısıyla birileri kalkıp kendi kafalarından çözüm üretmeye mecbur kalmışlar? Yani eleştiriyi yapan kimsenin bu konuda ileri sürdüğü itiraz haklı ve yerinde bir tespittir. Bu yüzden biz Halife Ömer'in kendi ictihadına dayanarak önerdiği yöntemin çözüm değil, kendisinin ciddi bir problem olduğu kanaatindeyiz.
http://www.kevsernet.com/s_ve_c/503.htm

saygılarımla

Alchindus
22-10-2009, 15:22
sayın Alchindus,</p>Sanki şöyle bir zanna kapılmışsınız gibi geliyor bana: Aynı mesnetsiz, yanlış savunma taktiğini uzun uzun, tekrar tekrar yazınca, bunun daha bir inandırıcı olacağını sanıyor olmalısınız.


Muhterem merhabalar!

Evvela kendi kendine piskolojik telkinlerde bulunmaya hakkın vardır elbet, amma bunun okuyucuyada tesir etmesini istiyor isen bu telkini umdelerle teyit etmelisin!

Misalen neyi mesnetsiz yazdığımızı ortaya koymak kafidir, öyle değil mi :)

''Kuran'da böyle bir varis tablosu yok'' demeniz gülünçtür, akla hakarettir. Ayetlerin lafzı belli, tefsiri belli. Defalarca zikrettiğiniz Ebu Bekir'in sözünden -ki ben de ilk mesajımda bu sözü yazmıştım- Kuran'da bu varis tablosunun olmadığını nasıl çıkarttığınızı bir tek kendiniz anlamaktasınız.


İmdi benim ana lisanım türkçe, sanmaktayımki sizinde öyle!

Ben konuyu okuyan diğer okuyucunun yazılanları anlamada sıkıntıya düştüğünü sanmamaktayım, o sebeple sıkıntı sizde olmalı! Mevzu bahis ettiğimiz ayetlerin türkçe meallerini nazara verdik arzu ederseniz arapça lafız üzerine ilerleyelim! Halife ebu bekirin ne dediğini türkçe naklettin anlamakta müşkülünüz oldu ise arapça olarakda zikredebiliriz!

Yeterki siz mevzuya intibak edin!

İmdi bir sözünüz doğru, lafzı da tefsiride bellidir ayetlerin bu sebeple ayetlerdeki varis tablolarını açıkça nazarınıza verdik amma artık bilinçli olduğunu düşündüğüm bir anlamama halinde olmaklığınızdan konuya intibak edemiyorsunuz ve daima aynı çürütülmüş iddiayı gündeme getiriyorsunuz!

Bakınız ben tekrar türkçe olarak ayetlerin meallerini ve bu ayetlerdeki varis tablolarını ve bu ayetlerde zikredilen payların bütünün ne kadarını tuttuğunu tekrar nazarınıza veriyorum!

Lütfen eğer bir hata var ise "hayır alchindus filan ayette şu varis tablosuda olmalı" deyiniz hele hele sizin misaliniz var ise istirham ederim belirtiniz :)

Allah sizlere, miras taksiminde çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişi payı verilmesini emrediyor. Eğer hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, bunlara bırakılan malın üçte ikisi; eğer tek bir kız ise o zaman yarısı verilir. Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine üçte bir, eğer ölenin kardeşleri de varsa o zaman annesine altıda bir verilir. Bunların hepsi ölenin yapmış olduğu vasiyetin yerine getirilmesinden veya borcunun ödenmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bütün bunlar, Allah tarafından birer fariza olarak takdir edilmektedir; muhakkak Allah bilendir, hikmet sahibidir.
Nisa 11

İmdi görüldüğü üzre bu ayetlerdeki paylar ve sahipleri kimlerdir!

Erkek çocuğu ve ona iki dişi payı
Çocuklar arasında erkek çocuğu yoksa ve varis kız en az iki ise kızlara 2/3 pay
Çocuk tek kız olduğunda pay 1/2
Murisin çocuğu olup ana baba geride kalmışsa her birine 1/6
Murisin çocuğu ve kardeşleri yoksa anaya 1/3 kardeşler varsa 1/6

Bu payların verildiği varis tabloları nedir muhterem, bunlar hangi bütünlük içinde zikrolunmuş!

Avli ve onu gerektirir halleri nazara aldığımızdan ve erkek çocuğun olduğu bahislerde de avl söz konusu olmadığından erkek çocuklu varis tablosunu nazara almadan kız çocuklarını alarak tablolara bakıyoruz!

İki kız var nene ve dedeleri ile birlikte olduğunda
2/3 + 1/6 + 1/6 = 6/6

Tek kız çocuğu nene ve dedeleri ile birlikte olduğunda
1/2 + 1/6 + 1/6 = 5/6

Bu ayette murisin kardeşleri ve eşi mevzu bahis değildir ve bunların olmadığı varis tabloları bütün 6/6 ve 5/6 olarak taksim edilecek şekilde verilmiştir!

Var mıdır bir itirazın, var ise ortaya koy ve "hayır bu ayette şu tabloda vardır" deyiver!

İmdi senin anlayamadığını söyleyip buna inanmamızı beklediğin halife ebu bekir bu ayet içün ne demiş!

"Allah Teala'nın Nisa suresinde feraiz hakkında indirmiş olduğu ayetlerden birincisi çocuk ve baba hakkındadır."

Halife de ayeti böyle anlamış, hem ortada daha avl bahsi de yok! Yani kuşkucu aklınıza mantık ve matematik hilesi yaparak ulaşılmış bu hata iddiasını setretmek üçün halifenin böyle konuşacağı gelebilir amma avlin ortaya çıkmasına vesile olan varis tablosu halife ebu bekirin vefatından sonra halife ömer zamanında! Tekrar altını itina ile çizelimki halife bu ayeti Hz. Muhammedin arkadaşlarının ve bütün müslümanların nasıl anladığını ortaya koyan bu sözleri ortada avl yok iken söylemekte!

İmdi nisa onikiye nazar ediyoruz!

Eğer karılarınızın çocuğu yoksa, bıraktığının yarısı sizindir. Eğer çocuğu varsa, o zaman dörtte biri sizindir. Bunlar, ettikleri vasiyetten veya borçları ödendikten sonradır. Eğer çocuğunuz yoksa, sizin bıraktıklarınızın dörtte biri, çocuğunuz varsa sekizde biri ettiğiniz vasiyetten veya borçtan sonra, karılarınızındır. Eğer bir erkek veya kadının çocuğu ve babası yok da kelale yönünden -yan koldan- ana bir erkek veya kız kardeşi bulunuyorsa her birine altıda bir düşer. Eğer bunlar, bundan fazla iseler, zarara uğratma kasdı olmaksızın yapılan vasiyet veya borçtan sonra üçte birinde ortak olurlar. Bütün bunlar, Allah'tan birer emirdir. Allah her şeyi bilen, cezalandırmada acele etmese de ihmal etmeyendir.
Nisa 12

Bu ayeti kerimedeki oranlar da sırasıyla şöyledir!

Erkeğin karısına varis olması halinde çocuk varsa 1/4 yoksa 1/2
Kadının kocasına varis olması halinde çocuk varsa 1/8 yoksa 1/4
Kadın veyahut erkek murisin çocuğu ve babası yokda ana bir erkek ve kızkardeşi var ise her birine 1/6 kardeşler ikiden fazla ise hepsi 1/3 e ortak

Peki bu paylar hangi varis tabloları içün verilmiş!

Görüldüğü üzre o tablolar şudur!

Erkek kadına varis olmuş ve çocuk varsa 1/4
1/4+?(çocuklar)+?(varsa diğer varisler)=?

Erkek kadına varis olmuş ve çocuk yoksa 1/2 alır kadının babasıda yok ve kardeşleri var ise 1/3 de onlara
1/2+1/3=5/6

Kadın erğeğe varis olmuş ve çocuk varsa 1/8
1/4+?(çocuklar)+?(varsa diğer varisler)=?

Kadın erkeğe varis olmuş ve çocuk yoksa 1/4 erkeğin babası yok ve kardeşleri var ise 1/3 de onlara
1/4+1/3=7/12

Görüleceği üzre bu ayette de eşler çocukları nazara alınarak payları zikredilmiş birde anabir kardeşler! Bunlarla birlikte bu tabloda olabilecek diğer varisler içün mesela ana baba bir öz kardeş içün bu ayette bir hüküm yok, onlar bu tablo içinde zikredilmemekte!

Var mıdır buna bir itirazın muhterem ulpian, var ise ortaya koy ve "hayır alchindus bu ayette misalen ana baba bir kardeşinde bu varislerle birlikte bulunduğunda ne alacağını sarahaten görmekteyiz" diyebiliyor musun!

Pekiyi halife ebu bekir bu ayet içün ne demiş!

"İkincisi koca, karısı ve ana bir kardeşler hakkındadır. "

Halife bu sözleri ileki bu sözler altını kalın kalın çizmeliyimki "alchindus ne demek istediğinizi anlayamadım" demiyesiniz bu sözleri henüz ortada avl yok iken söylemiş ve bu sözler ile Hz. Muhammedin arkadaşlarının yani vahye muhatap olmuş ve sahabi diye tesmiye olunan dini anlamada kuranı yorumlamada müslüman içinde en önde geldiklerinde ittifak bulunanların bu ayeti nasıl anladıkları ve ayetin hangi varis tablosunu düzenlediğini sarahaten ortaya koymuş!

Nisa 176 ile devam edelim!

Senden fetva istiyorlar. De ki: "Allah, babası ve çocuğu olmayan kişinin mirası hakkında size şöyle fetva veriyor: "Eğer çocuğu olmayıp bir kız kardeşi olan bir kimse ölürse, bıraktığının yarısı kız kardeşine kalır. Eğer kız kardeşinin çocuğu yoksa, bu erkek kardeş ona varis olur. Eğer iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi bunlara kalır. Eğer erkekli dişili kardeşleri varsa, o zaman erkeğe iki dişi payı kadar düşer" Allah, size şaşırıyorsunuz diye bunları açıklıyor. Allah, herşeyi bilendir.
Nisa 176

İmdi bu ayeti kerimedeki oranlara sırasıyla nazar edelim!

Muris erkek olup geride tek ana baba bir kızkardeş bırakmışsa ona 1/2
Muris kadın olup geride ana baba bir erkek kardeş bırakmışsa ona tamamı
Muris erkek olup geride en az iki ana baba bir kızkardeş bırakmışsa onlara 2/3
Murisin kardeşleri erkek ve dişi karışık ise erkeğe iki dişi payı

Efendim şimdide sarahaten görülen bu payların hangi varis tabloları içün verildiğine nazar edelim!

Erkek murisden geriye kalan ana baba bir tek kızkardeş varsa
1/2+?(varsa diğer varisler mesela anne)=?

Dişi murisden geriye kalan ana baba bir erkek kardeş ve yahut kardeşler mirasın tamamını alır.

Erkek murisden geriye kalan en az iki ana baba bir kızkardeş varsa
2/3+?(varsa diğer varisler mesela anne)=?

Murisin kardeşleri erkek ve dişilerden müteşekkil ise ise erkeğe iki dişi payı.

İmdi görüldüğü gibi burada da murisin ve kardeşleri içün miras payları zikronulmuş ayet ana baba bir kardeşlerin paylarını zikretmekte ve bu varis tablolarında paylar toplamı nisa onikidekine benzer şekilde bütünden küçük kalmakta!!

Var mıdır buna bir itirazın muhterem ulpian! Var ise ortaya koy ve "hayır alchindus bu ayette misalen bu varislerle birlikte greide eşde bulunduğunda ne alacağını sarahaten görmekteyiz" diyebiliyor musun!

İmdi halife ebu bekir bu ayet içün ne demiş!

"Üçüncüsü ana, baba bir veya baba bir kardeşler hakkındadır."

Yani halife ebu bekirde aynı kanaatte!

Zati kuranı anlamada en yetkinler bunu böyle anladığı ve yine zati ayetler sarih olduğu içün aklında cinlik bulunup mantık ve matematik hilesi yapayım derdinde olmayan herkesde böyle anladığı içün müslümanlar ondört asırdır bu ayetleri böyle anlamışlardır!

İmdi bu böyle olduğundan avli gerekli kılan ilk varis tablosu ortaya çıktığında yani kuranda olmayan bir varis tablosu ile tesadüf edildiğinde halife ömer ve arkadaşları bir içtihadda bulunmuşlar!

Bu içtihadda bulunurken elbet kurana istinat etmişler, o sebeple de paylar için hareket noktaları avli gerekli kılan varis tablosundaki varislerin kuranda zikredilen ve bir bütünü ya tam olarak ya tamdan eksik taksim eden varis tablolarındaki payları olmuştur ve neticede paylar toplamı payda yapılarak bu yeni halde taksimatta varislere ne isabet ettiği tespit olunmuştur!

Yani muhterem mesele gayet sarihtir! Anlamamak içün boşuna direnmektesin!Ben sana esasen çözüm reçeteni vermiş bulunmaktayım, sen eğerki savını ispat etmek istiyorsan kurandan bir ayette zikronulan varis tablosunda verilen payların bütünden fazla olduğunu ortaya koymalısın!

Ancak o vakit kuranda matematik hata var diyebilirsin!

Çünkü bu iddia pek tabidirki kuranın bir varis tablosunda bir bütün için zikrettiği payların bütünü aşmasını içermelidir!

Oysa bu iddia içinde zikrettiğim hileyi barındırmakta, kuranın baba ve çocuklarını, eşler ve anabir kardeşleri ve anababa bir kardeşler için zikrettiği varis tablosundaki payları başkaca bir varis tablosunda bütünü aşacak şekilde bir araya getirip “hata var” cinliği sergilemektedir!

Muhterem zikrettiğim gibi sana iki yol kalmakta

-Ya iddianı ispat içün kuranda bir bütünü aşan payların bir ayette bir varis tablosunda zikredildiğini göstermek!
-Veyahut bu iddianın batıllığını, mantık ve matematik hile olduğunu itiraf etmek!

Gerçeğe sadakat şart!

Şimdi ben diyorum ki:
''Bu durumda Kuran'ın ayetlerine göre mirası koca, anne ve kız kardeş arasında paylaştırmak istediğimizde, bu durum için belirlenmiş olan oranların


İşte muhterem yanlışın buradadır!

"Bu durum" dediğin duruma tatbik ettiğin oranların kuranda "bu durum" dediğin durum içinde zikredilmediğini bu sebeple ortaya koyuyoruz!

Nasıl mı!

Tek tek ayetlerdeki paylar ve hangi varis tablolarında hangi varisler içün zikredildiklerini ayet metni ile oraya koyarak!

Bununla da yetinmeyip bu ayetleri anlamada en yetkin isimlerin bu ayetleri nasıl anladıklarını zikrederek!

Tekrar hatırlatmakta faide vardırki halife ebu bekirden nakledilen söz bir hutbede söylenmiştir ve dinleyici topluluğu içindenki onlar da Hz. Muhammedin arkadaşlarıdır ve vahyi anlamada en yetkinlerdir bunlardan bir itiraz sadır olmamıştır!

İstediğiniz sahabenin sözünü istediğiniz kadar tekrarlayın.


:)

Muhterem oldu mu şimdi!

İmdi sahabenin sözünün ehemmiyetini anlamak içün sen bizzat kendi verdiğin misale nazar ediver!

Nisa oniki ve yüzyetmişaltıda "kelale"den bahsedilmekte!

Bana söyler misin eğer sahabenin bu iki ayetteki kelale içün izahatı olmasa biz bu iki ayeti ve onlardaki payları nasıl anlar idik!

Söyleyiver bunu bana, gerçeğe sadakatin var ise!

Bir diğer husus "istediğin sahabenin sözünü tekrarla" demektesin, afedersin amma kuranı anlamada ben kuranın mentinin ve o metne muhatap olmuş dini anlamada en yetkin sahabiyi yani Hz. Muhammedin arkadaşlarının dediğini değilde muhterem ulpian senin dediklerini mi tekrarlamalıyım :)

Gündüzün aydınlığı gibi parlak kuran metni ve Hz. Muhammedin arkadaşlarının sahih yorumlarını değilde senin hatalı yorumunu ben niçün nazara almalıyım söylermisin ulpian!

Bu oranlara ehli sünnet NASIL ULAŞMAKTA???


Serencamı bu mesaj içinde yukarıda anlatıldı, oraya tekrar iyice nazar ediver!


(3) Yani ''avl'' yöntemini uygularken, zaten yukarda yazdığım BU DURUM İÇİN GEÇERLİ OLAN ayet cümlelerinden yola çıkılıyor.

Olmadı işte bu tam anlamıyla gerçeğe sadakatsizlik ve aleni bir çarpıtmadır! Bu durumda kimin ne alacağını tespit içün elbet evvela kurana bakılıyor çünkü içtihad dediğimiz hususun kıyasa bakan yönü vardır ve ben daha ilk mesajımda kıyasın ne olduğunu zikrettim!

Kıyas bir mesele hakkında bu meseleye benzeyen şeri bir meseledeki hükmü esas alarak hüküm vermektir!

Bundan mütevellid yukarıda serencamını zikrettiğim avli gerekli kılan ilk varis tablosu ortaya çıktığında yani kuranda olmayan bir varis tablosu ile tesadüf edildiğinde halife ömer ve arkadaşları bir içtihadda bulunmuşlar ve bunun içün elbette kurana istinat etmişlerdir! Bu sebeple de paylar için hareket noktaları avli gerekli kılan varis tablosundaki varislerin kuranda zikredilen ve bir bütünü ya tam olarak ya tamdan eksik taksim eden varis tablolarındaki payları olmuştur!

Yani "bu durum için geçerli olan" değil, bu duruma benzer olduğundan kıyas edilecek varis tablolarına bakmışlardır!

Kıyas ne idi!

Bir mesele hakkında bu meseleye benzeyen şeri bir meseledeki hükmü esas alarak hüküm vermektir!

Mesele gayet sarihtir, elzem olan gerçeğe sadakattir!

Kuran'da böyle bir varis tablosu olmasa, neden benim verdiğim ayet cümleleri baz alınsın!


Kıyas etmek içün muhterem, tabiri amiyane ile "yeme bizi" sende durumun farkındasın :)


Ele aldığımız durum Kuran'da zaten hiç geçmiyor olsa, avl yöntemine neden gerek duyulsun!


Muhterem avl zaten tamda bu yüzden uygulanmak durumunda oluyor ya, yani kuranda varolmayan bir varis tablosunda kuranda varolan varisler ne almalıdır sualinin yanıtı içün avl gündeme geliyor ya!

Sen meselenin cidden bu kadar uzağında mısın!

(4) Sık sık, şia mezhebinin benimsediği içtihada da değindiğiniz ve şia'nın içtihadını da, ehli sünnet'in içtihadını da makul/meşru gördüğünüz için, bir de şii kardeşlerinizin dili ile anlatmaya çalışayım meseleyi:


Elbette şianın içtihadıda makbuldür! Ehli şianın istinat ettiğide bir sahabi içtihadıdır ve oda içtihad olmaklıkla meşrudur! Ehli şianın görüşüne nazar etmen sevindiricidir muhterem ulpian fakat onların da içinde mantık ve matematik hilesi barındırır kuranda bir matematik hata olduğu iddiasını reddettiklerini unutmuş görünürsün!

Bu meselede şii kardeşlerimizin dili ile ehli sünnetin dili arasındaki fark mevcut içtihaddaki sonuca götürücü kabullerdeki farklılıktır!

Daha ilk mesajımda zikrettiğim vecihle şia derki bazı varisler vardırki diğerlerinden daha güçlüdür bu sebeple miras almada önceliklidir, öncelikli olana payı evvela verilir ise kalan üzerinden diğerleride zikronulanı alır!

Ehli sünnet ise burada bazı varislerin diğer varisleri mirasdan düşürmesini kabul etmekle birlikte böylesi bir varis tablosunda sadece varislerin birinden veyahut bir kaçından eksilte yapmak içün elde kurani bir karine olmadığını söylemekteler!

Sonuçta iki görüşün fiilde tatbikatından ve sorulan suale verdikleri yanıtta bir değişme olmamakta!

Ehli şianın yönteminde de kuranda varolmayan bir varis tablosundaki taksimatta bazı varisler kuranda varolan varis tablolarındaki paylarından nisbi bir eksilme ile mirası paylaşmakta ehli sünnet uygulamasında da öyle olmakta!

Ve her iki ekolde, içinde mantık ve matematik hile bulunan kuranda bir matematik hatası olduğu savını reddetmekte birde bıyık altından gülmektedir!

Muhterem ulpian, artık yeni şeyler söyleme zamanıdır! Malum matematik başlığında arkadaşlarınca çokça zikronulan ve çürütülmüş savları tekrarlamak içün beni birebire davet etmiş olduğuna inanmak istemiyorum!

Zikrettiğim gibi sana iki yol kalmakta muhterem!

-Ya savını ispat etmek içün yapabileceğin tek şey olan, kuranın bir bütünü aşan payları bir ayette bir varis tablosunda zikrettiğini göstermek!
-Veyahut bu iddianın batıllığını, mantık ve matematik hile olduğunu itiraf etmek!

Tekrarlayalımki muhterem gerçeğe sadakat şarttır, olmadan olmaz!

ulpian
23-10-2009, 02:04
Tekrarlayalımki muhterem gerçeğe sadakat şarttır, olmadan olmaz!

sayın Alchindus,

her mesajınızda defaeten tekrarladığınız bu ilkeye can-ı gönülden katılmaktayım. Ne var ki, ben de sizin bu ilkeye uymadığınıza kanaat getirmiş bulunuyorum.

Bakın, ayetlerden sizce çıkan varis tablolarını bilmem kaçıncı kez tekrarladınız zaten. Ne dediğinizi anlamıyor değilim, inanın buna. Ama dedikleriniz yanlış ve niye yanlış olduğuna dair gerekçelerime bir türlü yanaşmıyorsunuz.


Hesap sorunu çıkan durumlar zaten Kuran'da düzenlenmemiştir (bu varis tablosu Kuran'da yoktur), diyerek, sorunu geçiştiremezsiniz muhterem. Çünki bu iddianız yanlış ve niye yanlış olduğunu, -sizden farklı olarak- aynı kelimelerle değil de, farklı açılardan tekrar izah edeyim.


(1) Ayetlerin Düzenlediği ve Düzenlemediği Durumlar

Kuran'da miras bölüşümü hakkında oranlar tayin eden üç ayet var. Bu ayetlerdeki cümlelerde ''şu şu durumlarda şu varise şu kadar verilir'' şeklinde taksimler yapılmakta.

Bizim ele aldığımız durum (ölen kadının geriye kocasını, annesini ve öz kızkardeşini bırakması) elbette bir cümle bütünlüğü içerisinde yer almamakta. Fakat bu, bu duruma özgü bir şey değil zaten!

''Mesele-i Adile'' olarak adlandırılan, pay ile paydanın eşit olduğu (yani hiçbir sorun çıkmayan) birçok durumda da bu geçerlidir.

Misalen:
Ölen kadın geride sadece kocasını ve öz kızkardeşini bırakıyor.

Bu durum da, ayetlerde cümle bütünlüğü içerisinde ele alınmamıştır.

Ancak Nisa 12'de:
-Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir.

Nisa 176'da ise:
- Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur.

cümleleri DOĞRUDAN BU DURUMU KAPSAYACAK ŞEKİLDE geçmektedir.

Görüldüğü üzere, bu durumda hiçbir sorun çıkmamakta. Kadının ailesinden sadece koca ve kızkardeşi hayatta. Ve bu konuyla ilgili ayetlerdeki açık hükümlere göre malın yarısı kocaya, diğer yarısı da kız kardeşe verilmekte. Ama bu durumu düzenleyen hükümler, bir cümle bütünlüğü içerisinde değil, iki farklı ayette geçmekte. Buradan hareketle, kalkıp da, ''bu varis tablosu Kuran'da yoktur, düzenlenmemiştir'' demek gülünç olur.


(2) Kıyas Meselesi

Tekrar bir toparlayalım meseleyi:

Şu konuda hemfikiriz:
Ölen kadın geride anne, koca ve kızkardeş bırakırsa, ehli sünnete göre (avl yöntemi ile) anneye 2/8, kocaya 3/8 ve kız kadeşe de 3/8 verilir.

Şu konuda da hemfikiriz:
Bu taksim yapılırken "baz alınan" hükümler şunlar:

Nisa/11 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=11)'den: ''Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer.''

Nisa/12 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=12)'den: ''Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir.''

Nisa/176 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=176)'dan: ''Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur.''



Ayrıldığımız nokta şurası:

Siz de bu durumda yukardaki cümlelerin "baz alındığını" haliyle kabul ediyorsunuz, fakat bu cümlelerin aslen bu durumu düzenlemediğini, bu durumun (varis tablosunun) Kuran'da hiç geçmediğini ve fakat bu duruma en yakın oldukları için bu hükümlerin baz alınarak ''kıyas yoluyla'' hüküm verildiğini söylüyorsunuz.

İşte burada da yanılıyorsunuz!

Hukukta ''kıyas'' sizin de tarif ettiğiniz gibi, aslen düzenlenmemiş olan bir durum için, düzenlenmiş olan benzer bir durumun hükmünü esas almaktır (eğer hükmün illeti her iki durum için de geçerli ise).

Şimdi muhterem, bizim ele aldığımız durum düzenlenmemiş değil ki, kıyasa başvurulsun. Apaçık bir şekilde yukardaki cümleler ele aldığımız durum için hüküm koymakta.

Bir durum (varis tablosu), sadece bir cümle bütünlüğü içerisinde işlenmemiş diye, durumun düzenlenmediği iddia edilemez. Durumun farklı cihetleri farklı cümlelerde, ayetlerde yer alabilir ve fakat bu durumu kapsayan cümlelerin bütünü işte bu durumu düzenlemektedir.

Nitekim yukarda vermiş olduğum, ''sorun çıkmayan'' örnek ve daha birçok örnek de (varis tablosu da) tek cümle bütünlüğü içerisinde işlenmemiştir. ''Tek cümle bütünlüğü'' içerisinde işlenmiş olması gibi bir şart da zaten yoktur!



Bakınız tekrar bazı fıhk eserlerinden misaller getireyim.

Avl, farz sahiplerine verilen hisselerin toplamının mes'eleyi teşkil eden sayıdan fazla olmasıdır ki, farz sahiplerinin hisselerine göre haklarında bir noksanlaşma olur: Zira vasiyet ve borçlarda olduğu gibi, farz sahiplerinin bazısını bazısına tercih etme imkanı bulunmamaktadır. Tereke hepsinin hisselerini karşılamaya yetmediği takdirde, hakları nisbetinde onlara taksim edilir ve aynı nisbette hepsinin haklarında bir eksilme meydana gelir. Allah (cc.) bu hisseleri bir malda topladığına ve bu mal da o hisselerin tamamına yetmediğine göre, cem'in mutlaklığı ile amel ederek bu noksanlığın bütün hisselere yansıtılmasının kastedildiğini anlamış olduk.

el-Mavsili, el-İhtiyar, çeviren: Mehmet Keskin, Ümit Yayınları, Feraiz Bölümü, Avl Başlığı
=> Görüldüğü üzere, bu eserin müellifi de durumu sizin gibi değerlendirmemiş, ''avl'' meselelerinde baz alınan ayetlerin bizzat BU DURUMLAR İÇİN GEÇERLİ olduğundan yola çıkmıştır.


Daha önce de verdiğim diğer bir fıkh eseri:

Mesail-i Avliye
Avl, sözlük olarak, yükseltmek (...) anlamına gelir. Terim olarak, miras meselesinin mahreci (ortak paydası), varislere isabet eden payları kapsamadığında payların toplamı mahreci aşar ve bu şekliyle mahreç olarak kabul edilir. Artık ilk çıkan mahreç olarak değil, bu mahreç olarak itibar edilir.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi, 3. Cilt, VIII. Bölüm: İslam Miras Hukuku (Feraiz) S. 285=> Burada da, ''avl'' durumlarının (avli gerektiren varis tablolarının) aslında Kuran'da yer almadığından değil, söz konusu hükümlerin bu durumlara da ''isabet'' ettiğinden bahsedilmiştir.

1. Fariza-i Adile: Varislerin hisselerinin toplamı ile meselenin mahrecinin (ortak paydasının) eşit olması halidir.

(...)

3. Avliyye: Bu da ashab-ı feraiz'in hisselerinin, meselenin mahrecinden büyük olmasıdır. Yani varislerin payları toplanınca, bu, kendileri için yapılan meselenin mahrecinden fazla olur ve mahreç bunları tam olarak içine alamaz.

Feteva-i Hindiyye, Akçağ Yayınları, Miras Bölümü, Başık ''13-Avliyye'. => Burda da avli gerektiren durumların (varis tablolarının) aslında Kuran'da yer almadığından değil, tam tersine söz konusu hükümlerin BU DURUMLAR İÇİN DE GEÇERLİ olduğundan yola çıkılmıştır. Nitekim avl meselesini anlatırken, ''ashab-ı feraiz'' (yani payları nass ile sabit olan varisler) tabiri kullanılmıştır.



Sonuç olarak muhterem, avl'in gerekli olduğu durumların (varis tablolarının) aslında Kuran'da hiç geçmediği iddiası mesnetsizdir. Sadece ''tek bir cümle bütünlüğü'' içerisinde ele alınmamış diye, bir durum hiç düzenlenmemiş denemez. Zaten avl'in gerekli olmadığı, ''sorunsuz'' durumların (varis tablolarının) da çoğu ''tek bir cümle bütünlüğü'' içerisinde ele alınmamış. Bu iddianız, islam fıkh usulüne de, beşeri hukuk metodolojisine de aykırıdır. Bir durumun farklı cihetleri farklı cümelerde, farklı ayetler/maddelerde yer alabilir. Önemli olan bir durumu kapsayan hükümlerin bütünüdür. Nitekim, zaten feraiz'i işleyen fıkh eserlerinde de, avl'i gerektiren durumlarda baz alınan hükümlerin kıyasla değil, doğrudan bu durumlar için de geçerli olduğundan yola çıkılmıştır.

Bu fıkh eserlerinin sahipleri de elbette sizin gibi, Kuran'da hata olmadığı görüşündeler. Fakat gerekçeleri, savunmaları farklı. ''Bu varis tablosu Kuran'da zaten yok'' yerine farklı savunmalar getirilmiştir (ki söz oralara gelirse onlar da teker teker ele alınabilir). Ama sizin bu savunmanız, her halükarda, mesnetsiz ve geçersizdir.



saygılarımla

Alchindus
23-10-2009, 15:51
Bakın, ayetlerden sizce çıkan varis tablolarını bilmem kaçıncı kez tekrarladınız zaten.

Doğrudur defaatle tekrarladım amma bunun sebebi sizin mevzubahis ayetlerde hangi varis tablolarının ele alındığını bir türlü kabullenememenizdir! Bakınız hala "sizce" demektesiniz halbuki ben son mesajımda "bir hata var ise başkaca şu varis tablosuda şu ayettedir diye düşünmekte iseniz istirham ederim belirtiniz" demiş olmaklığıma rağmen bunu yapmadınız çünkü belirtmelerimde bir noksanlık yoktur! Amma görmekteyimki mesafe katetmiş nazara verdiğiniz varis tablosunun kuranda bir bütünlük içinde yer almadığını kabullenmişsiniz!

Geriye kalan, kuranda geçen ve geçmeyen varis tablolarındaki varislerin payları içün bu ayetlere müracat edilmesinin hikmetini anlama merhalesidir! Bendeniz sizin bunu anlamanın arafesinde olduğunuzu düşünmekteyim çünkü bunda anlaşılmayacak hiç bir husus yoktur, az kaldı muhterem az gayret :)

(1) Ayetlerin Düzenlediği ve Düzenlemediği Durumlar

Kuran'da miras bölüşümü hakkında oranlar tayin eden üç ayet var. Bu ayetlerdeki cümlelerde ''şu şu durumlarda şu varise şu kadar verilir'' şeklinde taksimler yapılmakta.

Bizim ele aldığımız durum (ölen kadının geriye kocasını, annesini ve öz kızkardeşini bırakması) elbette bir cümle bütünlüğü içerisinde yer almamakta. Fakat bu, bu duruma özgü bir şey değil zaten!

''Mesele-i Adile'' olarak adlandırılan, pay ile paydanın eşit olduğu (yani hiçbir sorun çıkmayan) birçok durumda da bu geçerlidir.

Misalen:
Ölen kadın geride sadece kocasını ve öz kızkardeşini bırakıyor.

Bu durum da, ayetlerde cümle bütünlüğü içerisinde ele alınmamıştır.

Ancak Nisa 12'de:
-Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir.

Nisa 176'da ise:
- Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur.

cümleleri DOĞRUDAN BU DURUMU KAPSAYACAK ŞEKİLDE geçmektedir.


İmdi arafesinde olduğunuz hale gelelim! Evvela hatalı yorumlamanızı teşhis içün bu iki ayetten hareketle nazara verdiğiniz varis tablosu içün "DOĞRUDAN BU DURUMU KAPSAYACAK ŞEKİLDE" demenizi nazara alalım! Kastettiğiniz "bu iki ayet bu varis tablosunu düzenlemektedir" ise bu hatalı kelamdır amma kastettiğiniz "bu iki ayette nazara verdiğim varis tablosunda yer almakta olan varislerin miras hukukundaki payları zikronulmaktadır" ise bu haza hakikattir ve esasen içinde mantık ve matematik hile bulunduran matematik hata iddiasının çürüme noktasıda budur!

İmdi en başından bu yana bu hususları tek tek üstelik okuyanı sıkmasın diye icmalen anlatmaktayım, esasen konuya az biraz vakıf herkes içün yazdığım ilk mesaj dahi yeterlidir çünkü sonradan yazdıklarım ekseriya o ilk mesajdaki icmali anlatımı mufassalan tekrarlamaktır!

İmdi bu bahsi iyice idrak edebilmeniz içün zaruri olarak mufassal izahata gececeğiz ve misaliniz üzerinden ilerlemek içün tekrar iki sahabi sözüne müracat edeceğiz! Müracat edeceğizki hem siz, hem var ise sizin gibi meseleyi hala çözümleyememişler içün tek bir istifham noktası kalmasın!

Evvela halife ebu bekirin sözüne tekrar nazar edelim!

"Allah Teala'nın Nisa suresinde feraiz hakkında indirmiş olduğu ayetlerden birincisi çocuk ve baba hakkındadır. İkincisi koca, karısı ve ana bir kardeşler hakkındadır. Üçüncüsü ana, baba bir veya baba bir kardeşler hakkındadır."

Müracat edeceğimiz ikinci söz bundan evvel icmalen temas ettiğimiz halife ömerin avlin ilk tatbik edildiği varis tablosu ile tesadüf edildiğinde söylediğidir! Kaynak olarak neyi mi kullanacağız!

Seninde mesajında kullandığın amma ne hikmetse nakledeceğim kısma gözlerini yumduğun el-mavsilinin el-ihtiyarını muhterem!

Ölen kimse geride koca, ana ve ana baba bir olan bir kız kardeş bırakırsa; bu mes'ele altı üzerine kurulur ama sekize avleder: Kocaya üç, anaya iki, kız kardeşe ise üç hisse verilir. İslâm tarihinde avleden ilk mes'ele budur. Böyle bir mes'ele Hz. Ömer (ra) in hilafeti zamanında ortaya çıkmış, o da bunun halli için sahabeyle istişare etmiş, İbn Abbâs (ra) da ona bu mes'eledeki hissedarların hisseleri miktarınca onlara taksimat yapmasını teklif etmiş ve böylece mes'ele altıdan sekize çıkmıştı.

Bir rivayete göre; bu mes'eleyi soranlara Hz. Ömer (ra) şöyle demişti: 'Allah (cc) ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum. Allah (cc) ın kime öncelik verdiğini bilmiyorum ki, ona öncelik vereyim. Ve kimi arka planda bıraktığını da bilmiyorum ki, onu arka planda bırakayım. Ama ben şöyle düşünüyorum; bu eğer doğru ise, Allah (cc) dandır. Yanlışsa, bendendir. Hissedarların hepsinin hisselerinde eksiltme yapmayı düşünüyorum.' Böyle dedikten sonra avl yoluyla taksimat yapmış ve bunda hiç kimse ona muhalefet etmemişti.

Hz. Osman (ra) ın zamanına gelindiğinde İbn Abbâs (ra) bu mes'elede muhalefetini ortaya koyarak şöyle dedi; 'Allah (cc) ın mirasta öncelik verdiği kimselere öncelik verseler, onun geri planda bıraktığını geride bıraksalar; hiç bir farz hisseli mes'ele avletmez.' Kendisine, mirasta Allah (cc) ın kimlere öncelik vermiş ve kimleri de geride bırakmış olduğu sorulduğunda da, şu cevabı vermişti; 'koca, karı, ana ve nine Allah (cc) ın öncelik verdiği kimselerdendir. Allah (cc) ın geri planda bıraktığı kimselere gelince; onlar da kızlar, oğlun kızları, ana baba bir kız kardeşler ve baba bir kız kardeşler. Bunlar bazan farz hisse alırlar, bazan da asabe olurlar. İşte bu dört kimsenin hisselerinde (avl için) elsiltme yapılabilir.'

İmdi muhterem bir müracat daha yapacağız yine halife ömerden! Buradaki kaynak ise menna halil el-kattanın islamda teşrii ve fıkıh tarihi ve metodu isimli eseridir!

Denildi ki: İlk avil meselesi Hz. Ömer zamanında meydana gelmiştir. Şöyle ki: bir kadın ölmüş, varis olarak kocası, kızkardeşi ve anası kalmıştır. Resûlullâh (SAV) zamanında ve Ebû Bekir zamanında, avlin bulunduğu nakledilmemiştir. Avil meselesi ilk defa Hz. Ömer zamanında meydana gelmiştir. Hz. Ömer sahabeyi toplamış ve onlara: "Allah Tealâ ölünün kocası için terikenin yarısının verilmesini iki kız kardeşi için terikenin üçte ikisinin verilmesini farz kılmıştır. Eğer ben önce kocanın hakkını verirsem iki kız kardeşin hakkı tam olarak kalmıyor, eğer ben iki kız kardeşin hakkını verirsem kocanın hakkı tam olarak kalmıyor o halde bu mirası nasıl taksim yapacağımı bana söyleyin" demiştir. Bunun üzerine Hz. Abbas ona avil yapmasını söylemiştir.

İmam Zühri'nin Îbn-İ Abbas'dan rivayet ettiğine göre ibn-i Abbas demiştir ki: "Feraizde avil ile hüküm veren ilk Hz. Ömer'dir. Yukarıda geçen mesele Hz. Ömer'e sorulmuş, varislerin hisseleri birbiriyle uyum sağlamadığını görmüş, bunun üzerine Hz. Ömer varislere "Vallahi Allah Tealâ hanginizi Öne geçirdiğim ve hanginizi geriye bıraktığını bilmiyorum?" demiş. Hz. Ömer çok takva sahibi bir kimseydi. Hz. Ömer varislere "Terikeyi size hissenize göre taksim etmekten ve her hak sahibine hissesine göre eksik vermekten başka çare bulamıyorum" demiştir.

Hz. Ömer'in bu görüşüne Hz. Ali, Hz. Abbas, İbn-i Mes'ûd, Zeyd b. Sabit gibi sahabenin çoğunluğu katılmıştır. </b> Ancak İbn-i Abbas buna karşı çıkarak: "Feraiz sahiplerinin bazısı miras almada bazısından daha kuvvetlidir. Bu yüzden bazısı hiçbir zaman mirasdan düşmeyi kabul etmez, bazısı ise mirasdan düşmeyi kabul eder. Şüphe yok ki, mirasdan düşmeyi kabul etmeyenler mirasdan düşmeyi kabul edenlerden daha kuvvetlidir. Buna göre, miras almada zayıf olanlardan önce, miras almada kuvvetli olanlar sehimlerini almaya daha lâyıktır. Miras almada kuvvetli olanlar sehimlerini aldıktan sonra geri kalan terike diğer varisler arasında taksim edilir. Avil yapmaya ihtiyaç duyulmaz. " demiştir. Rivayet edildiğine göre, İbn-i Abbas bu görüşünü Hz. Ömer'in vefatından sonra açıklamıştır.

İmdi meseleyi toparlayalım!

Çözümlememiz icab eden hususlar nelerdir!

Evvela kuranda feraiz bahsindeki ayetler hangi varis tablolarını nazara vermektedir!

İkinci husus alchindus veyahut ulpianın ne dediğinden çok daha muhim olan Hz. Muhammedin kuran vahyine muhatap olmuş ve onu anlamada islam ümmeti içinde herkesten önde oluşları ve ehliyetleri kabul edilen sahabinin bu ayetler içün ne deyip nasıl anladığı!

Üçüncü bahis ise muhterem ulpianın misalen avli gerektiren veyahut gerektirmeyen varis tablolarında o tablo kuranda zikredilmesede niçün bu üç ayetlere nazar edildiği!

İmdi birinci hususun tafsilatı yukarda eski mesajlarda olduğu içün burada tekrarlamayacağız! İlgilisi oraya müracat edebilir, burada kısaca terlarlanacak husus kuranda avli gerektirecek bir varis tablosununda hissedarların paylarının ne olacağının zikredilmediği, daha muhimi kuranın bir bütünde payları toplamdan fazla gelecek şekilde taksim etmediğidir!

İkinci hususa gelir isek islamın ilk iki halifesi, Hz. Muhammedin en yakınları olduklarında şüpheye mahal olmayan ebu bekir ve ömerin ne söylediklerini yukarıda naklettim!

Ebu bekir nisa onbirde baba ile çocukların paylarının, nisa onikide koca, karısı ve ana bir kardeşlerin paylarının ve nisa yüzyetmiş altıda ise ana baba bir veyahut baba bir kardeşlerin miras paylarının zikredildiğini ortada daha avl yok iken sarahaten ortaya koymuş!

Bu şu demekki zati ayetlerin zahirinden de sarahaten anlaşılacağı üzre bu ayetlerde bu varislerin miras hukukundaki payları vaaz olunmuştur! Bizim dediğimizde zati budur ve halife ömerde bu bahsi böyle anlamış ve uygulamıştır! Oraya gelmeden belirtmem icab ederki bu mesele fıkıh kitaplarında da ashabul feraiz bahsinde daima "Allah'ın Kitabı'nda Takdir Edilen Paylar" şeklinde geçerki aynı manadır ve yine ehemmiyetle ifade etmeliyimki forumdaki matematik başlığında bu hususu bir müslüman arkadaş "varsayılan/default paylar" diye tesmiye ederek hem varolan fıkıh telakkisini zikretmiş hem bunu yaparken modern terimlerden birini kullanmış, yüzde yüz isabet etmiştir!

Bundan mütevelldi hangi varis tablosu olur ise olsun evvela varisin mirastaki payının zikronulduğu kuran ayetine nazar edilmesi pek tabiidir çünkü varisler ve payları bu ayetlerde yer almaktadır! Amma müzakere ettiğimiz hususta gözden kaçırılmaya çalışılan husus, bu payların mevzu bahis ayetlerde bir varis tablosu içinde yani bir bütünlük içinde zikronulduğudur ve farz olan payın o bütünlük içinde farz olduğudur!

İmdi verdiğin misalde bir mirasta ölen eşin geriye sadece kocası ve kızkardeşi kaldığında yada başkaca bir varis tablosunda da, evvela varis olanın kuranda zikronulan bir varis tablosundaki payına nazar edilmesi pek tabiidir çünkü mirastaki ölçü kıstas o ayetlerdir!

Bakınız bunları iyice idrak ediniz muhterem, meselenin özü ve esasıdır bunlar!Bundan mütevellid o ölçü ve kıstas ile bir bütün tam olarak paylaştırıldığında kimse kurani ölçüye gore bu taksimat yapılmadı diyemez!

İmdi farazi bir varis tablosunu da ben nazara vereyim, diyelim ki bir adam öldü ve geriye sadece bir kızı ile anasını bıraktı!

İmdi bu halde de kurana nazar edilecek ve halife ebu bekirin çocuk ile baba hakkındadır dediği ayete bakılacaktır ve görülecektirki ayette geriye tek bir kız çocuğu kalmış ise ona 1/2 ve murisin geriye çocuk bırakıp bırakmama haline göre payı düzenlenmiş büyükanneye bu halde 1/6 isabet ettiği görülecektir! İmdi bu varis tablosunda bu payların toplamı 4/6 etmektedir! Geriye kalan 2/6 içün de reddiye denen içtihad uygulanmaktadır çünkü bu hal içünde ayetlerde bir sarahat yoktur!

Kalan 2/6 varislerin payları münasebetince varisler arasında pay edilir!

İmdi buda kurani ölçüye mutabıktır ve kimse bu taksimat kurani ölçüye göre yapılmamıştır diyemez değil mi muhterem!

Çünkü evvela kuranda bu varislerin paylarına bakılmış, miras bütünü bu paylar sahiplerine verildikten sonra artık bırakmış bu kalanda yine kurandaki bu varislerin payları nisbetinde yine varislere dağıtılmıştır!

İmdi kuranda sarahaten zikredilmemiş varis tablosundaki varislerin payları içün niye bu üç ayete nazar edildiğini artık anlamış olduğunu ümit etsemde söylediğim gibi halife ömerin sözlerinede nazar ederek bu meseleyi tamamen muhkemleştirelim!

Halife ömer avl söz konusu olan varis tablosuna tesadüf ettiğinde evvela ne yapıyor!

Hz. Ömer sahabeyi toplamış ve onlara: "Allah Tealâ ölünün kocası için terikenin yarısının verilmesini iki kız kardeşi için terikenin üçte ikisinin verilmesini farz kılmıştır. Eğer ben önce kocanın hakkını verirsem iki kız kardeşin hakkı tam olarak kalmıyor, eğer ben iki kız kardeşin hakkını verirsem kocanın hakkı tam olarak kalmıyor o halde bu mirası nasıl taksim yapacağımı bana söyleyin" demiştir. Bunun üzerine Hz. Abbas ona avil yapmasını söylemiştir.

İmdi görüldüğü üzre halife ömer varis topluğu içinde bulunan koca ve iki kız kardeşin payları içün bu iki varisin paylarının başkaca varis tablosunda zikronulduğu ayetlere bakıyor ve tesadüf ettiği yeni varis tablosunda toplamda payların mahreci aştığını müşahade ediyor!

Ve tesadüf ettiği yeni varis tablosu tıpkı nazara verdiğim farazi varis tablosu gibi kuranda geçmediğinden ve kuranda geçen varis tablolarındaki bu varislerin payları bu yeni varis tablosunda mahreci aştığından kimin ne kadar alacağı bahsi içtihada kalıyor tıpkı geriye sadece bir kız ve büyükannesi kaldığında olduğu gibi ve halife ömer bunu sarahaten şu sözleri ile ortaya koyuyor!

"'Allah (cc) ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum. Allah (cc) ın kime öncelik verdiğini bilmiyorum ki, ona öncelik vereyim. Ve kimi arka planda bıraktığını da bilmiyorum ki, onu arka planda bırakayım. Ama ben şöyle düşünüyorum; bu eğer doğru ise, Allah (cc) dandır. Yanlışsa, bendendir. Hissedarların hepsinin hisselerinde eksiltme yapmayı düşünüyorum.'"

İmdi ne görüyoruz burada!

İslamın ikinci halifesi ömer diyorki "Allah (cc) ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum." Sonrada her içtihad için cari hata var ise bendendir sözünü söylüyor!

Bu bahsin devamında ibni abbasın sözlerinide nakletmiş idimki ehli şia ile ehli sünnet arasındaki farkın içtihad edilen bahiste meselenin önkabul farkından ibaret bulunduğu birkez daha görünsün!

Evet muhterem ulpian, artık mesele zihninizde daha bir netleşmiş olmalı! Çünkü artık

-Kuranda hangi varis tabloları zikredilmekte
-Bu varis tabloları ve feraiz bahsinde sahabiler mevzu bahis ayetleri nasıl anlamışlar
-Miras taksim edilir iken bu üç ayete niçün nazar edilmekte

suallerinin cevaplarını artık biliyorsun!

O sebeple bundan sonra hala "apaçık bir şekilde yukardaki cümleler ele aldığımız durum için hüküm koymakta" diyebileceğinizi sanmamaktayım gerçeğe sadakatiniz var ise!

Esasen muhterem sizin yapanmanız gereken şey çok basittir, pek yerinde bir misal ile demiş idiniz ki

"Dört oğlu olan adamın biri, vasiyetinde 'dört oğlumun her birine malımın üçte birini bırakıyorum' diye yazmışsa"

Evet böyle yazmış ise bu muris açıkça bir bütün için öyle paylar vaaz etmiştirki toplamları bütünü aşar!

İşte bu bir matematik hatadır!

Bundan mütevellid eğer kuranda bunun gibi bir hata olduğunu ortaya koymak isteyen kişi kuranda bir varis tablosunda zikronulan payların bütünü aştığını ortaya koymalıdır!

İddianızı ispat yapmanız gereken şuncacık bir iştir!

Amma bu yapılamıyorsa ve muhimi yapılamayacaksa çünkü böyle bir hal kuranda yoksa hala içinde mantık ve matematik hile barındırır bir yorumla bu iddia nasıl sürdürülebilir!

Kuran ayetleri ortada bu ayetlerdeki varis tablolarıda, sahabinin yani kuranı anlamada en yetkin ve ehliyetlilerin en önde gelenlerininki birisi daha avl ortada yok iken dedikleri ortada iken ve içtihadın hangi hallerde niçün yapılacağıda malum iken hala esasta kuranın bir paylaşım hatasını yapmasından mütevellid avlin gündeme geldiği nasıl iddia olunabilmekte!

Bir kez daha söylemeliyimki bu iddiayı dillendirenlerin yapmaları gereken şey şu iki halden birisidir!

-Ya iddialarını ispat etmek içün kuranın bir bütünü aşan payları bir ayette bir varis tablosunda zikrettiğini göstermek!
-Veyahut bu iddianın batıllığını, mantık ve matematik hile olduğunu itiraf etmek!

Gerçeğe sadakat şarttır!

Muhterem mesajının bundan sonraki kısmında hem sana anlatılan bahisleri tekrar gündeme getirdiğin hem malesef müracat ettiğin kaynakların demediğini demiş gibi naklettiğin hemde o kaynaklarda seni ve iddianı çürüten ifadeleri görmezden geldiğinden, mesajının devamını ele almak ve seni incitmek istemiyorum çünkü ya ıstılahı bilmemekten mütevellid büyük hatalar yapmaktasın veyahut bildiğin halde yanlış konuşmaktasın!

Evvelinden söylediğim gibi, sen artık tam olarak meseleyi anlama ve gerçeği itiraf etme yani gerçeğe sadakat göstermenin arafesindesin!

Gerçekten bu bahiste gerçeği aramayı muran edinen birisi olduğunu düşündüğüm için bunu söylemekteyim!

İmdi sen gerçeğe sadakat gösterdiğin an, senden bir istirhamım daha olacak!

Gerçeğe sadakat şart!

ulpian
24-10-2009, 07:34
tekrar merhaba sayın Alchindus,

öncelikle şunu belirtmeme izin verin ki, mesajlarınızın uzunluğu öncelikli olarak haddinden fazla gereksiz tekrarlardan kaynaklanmakta. Sandığınızın aksine kurmaya çalıştığınız savunma mantığını görmüyor veya anlamıyor değilim. Ama aynı şeyi bir mesaj içerisinden 5 defa yazmakla gerçekten de daha bir ikna edici olmuyor.

Avl gerektiren varis tablolarının ''tek bir cümle bütünlüğü'' içerisinde geçmediğini söylememi bir nevi itiraf olarak almışsınız ki, bu gerçekten çok tuhaf. Çünkü daha ilk mesajda ayetlerin lafzını alıntılamıştım zaten. Kuran'da ''ölen kadının, sadece anası, kocası ve öz kızkardeşi varsa...'' şeklinde bir cümle yok nitekim. Örnek olarak verdiğim bu varis tablosunun tek bir cümle içinde geçmediğini görmemek için kör olmak lazım.

Ne var ki, bu zaten benim örnek olarak verdiğim varis tablosuna veya genel olarak avlin gereki olduğu varis tablolarına özgü bir durum değil. Zaten ayette geçen cümleler, tek tek belli bir varis tablosunu ele almıyor.

Bunu anlayamayışınızı hayret ile karşılıyorum ve tekrar -bu sefer daha da basit bir şekilde- izah etmeye çalışıyorum.

Bakınız Nisa12'nin ilk cümlesi:
''Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir.''

=> Şimdi bu cümle tek başına hangi varis tablosunu düzenlemekte?

Ölenin, geride sadece kocasını bıraktığı durumu mu? (öyle olsa neden ''yarısı'' desin). Hayır, bu cümle -diğer bütün cümleler gibi- zaten tak başına herhangi bir varis tablosunu düzenlemiyor!

Gerçek hayatta vuku bulan bir varis tablosundan hareketle, bu üç ayetin cümlelerine bakıyoruz ve bu somut varis tablosu ile ilgili cümleleri zihnimizde birleştiriyoruz.

Mesela ölen bir kadın, geride sadece kocasını ve öz kız kardeşini bırakıyor. Biz varis tablosu ile ilgili cümleleri bir araya getiriyoruz:

Ancak Nisa 12'de:
-Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir.

Nisa 176'da ise:
- Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur.


Şimdi bu ayetlere bir de Ebu Bekir'in sözlerini ekleyelim:
''İkincisi (Nisa/12) koca, karısı ve ana bir kardeşler hakkındadır. Üçüncüsü (Nisa/176) ana, baba bir veya baba bir kardeşler hakkındadır."

Son örnekteki ele aldığımız varis tablosu ne idi?
Ölen kadın, geride bir tek koca ve öz (yani ana-baba bir) kız kardeşini bırakıyor.

Çıkan sonuç ney muhterem?
Yukarda verdiğim ayet cümleleri, bu varis tablosunu düzenlememiştir, diyebilir miyiz hiç! Hem ayetlerin lafzı birebir bu durumu düzenlemekte. Hem -defalarca verdiğiniz- Ebu Bekir'in sözü de zaten bunu teyid etmekte!

Üstelik, bu varis tablosunda bir sorun da yok. Yukardaki hükümler gereğince, ölen kadınının varlığının yarısı kocasına, yarısı da kız kardeşine verilir.

Ve bu varis tablosu DOĞRUDAN KURAN'DA DÜZENLENMİŞTİR, söz konusu cümleler DOĞRUDAN BU DURUM İÇİN GEÇERLİDİR!


Şimdi bu varis tablosuna bir de, ''anne''yi eklersek, işte o zaman sorun çıkmakta. Çünkü Nisa/11'deki cümle gereğince anneye de bir pay düşmekte, fakat Nisa/12 ve 176'daki cümleler BU DURUM için malın tamamını bölüştürmekte zaten. Yani pay, payda'dan büyük çıkmakta ve ''avl'' gerekmekte. Sırf bu yüzden dolayı, ''bu varis tablosu Kuran'da zaten yok'' demeniz -hala- gülünç ve mesnetsiz.


Bakınız Muhterem,

Kuran'daki miras bölüşümü bazı durumlarda her halükarda avliye veya Şia'nın yöntemi gibi bir yöntem gerektirmekte. Oysa örneğin, beşeri hukuk sistemlerinde miras bölüşümü yasalarca Kuran'dakinden çok daha sarih ve pürüzsüz bir şekilde düzenlenebilmiştir. Hiç bir durumda, yasada yazılı olan oranları eksiltmeye veya çoğaltmaya mecbur kalmadan, her türlü varis tablosu için paylaşımın nasıl yapılacağı basit tekniklerle hükme bağlanabilmiştir.

Ben şuna bütün içtenliğimle inanıyorum ki, farz-ı muhal, Kuran'da da miras paylaşımı hiç yer almamış olsaydı veya da modern yasalarda olduğu gibi pürüzsüz ve tam olarak düzenlenmiş olsaydı, ve biz bugün burada AYNI ÖRNEĞİ (mesela herhangi bir yabancı kavmin kutsal kitabından alıntı yaparak) tartışıyor olsaydık, hiç bu kadar zorlanmaz, hemencecik kabul ederdiniz, paylaşımın hatalı olduğunu. Çünkü aklın yolu birdir, ama (maalesef) sadece kişilerin dini/ideolojik inançları ile alakalı olmayan konularda.

Aslında, Kuran'da hata olduğunu kabullenmeseniz bile, en azından ''bu varis tabloları Kuran'da zaten yoktur'' iddiasının yanlış olduğunu çoktan kabul etmeniz gerekirdi gerçi ama, onu da sizin nevi şahsına münhasır olmanıza bağlıyorum.

Bakınız, bana, alıntı yaptığım fıkh eserlerinde bazı ibarelere ''gözümü yumduğumu'' söylerken, siz hem de gözümüze soka soka çok daha fenasını yapmaktasınız.

Sizin işaretlediğiniz yerlere değil de, bir de benim işaretlediğim yerlere yoğunlaştırınız dikkatinizi:

Hz. Ömer sahabeyi toplamış ve onlara: "Allah Tealâ ölünün kocası için terikenin yarısının verilmesini iki kız kardeşi için terikenin üçte ikisinin verilmesini farz kılmıştır. Eğer ben önce kocanın hakkını verirsem iki kız kardeşin hakkı tam olarak kalmıyor, eğer ben iki kız kardeşin hakkını verirsem kocanın hakkı tam olarak kalmıyor o halde bu mirası nasıl taksim yapacağımı bana söyleyin" demiştir. Bunun üzerine Hz. Abbas ona avil yapmasını söylemiştir. Bu kendi yapmış olduğunuz alıntıdan sonra daha hala nasıl ''Avl gerektiren varis tabloları Kuran'da zaten yoktur'' diyebilmektesiniz?

Tekrar tekrar okuyunuz bu cümleyi:
''Allah Tealâ ölünün kocası için terikenin yarısının verilmesini iki kız kardeşi için terikenin üçte ikisinin verilmesini farz kılmıştır.''

İddia ettiğiniz gibi ''Kuran'da olmayan, yeni bir varis tablosu''ndan bahsetmiyor Halife Ömer! Kuran'a göre hükmettiğinde, pay'ın payda'dan büyük çıktığından bahsediyor. Ömer'in diğer alıntıda ''farz olan bir taksim şekli görmüyorum'' demesi de, yine aynı duruma işaret etmekte. Nitekim hemen ardından kime öncelik verilmesi gerektiğini bilmediğini söylüyor. Yani oranların aslen hükme bağlanmış olduğunu, fakat pay'ın payda'dan büyük çıkmasından dolayı malın yetmediğini ve bu durumda kime öncelik sırası verileceğini de bilemediğinden, herkesin hissesini düşürdüğünü söylüyor.


Sonuç olarak muhterem,

dediğim gibi, Kuran'da hesap hatası olduğunu kabullenemeyişinizi belli bir ölçüde anlıyorum. Ama bunun için sunmuş olduğunuz ''Bu durumlar (varis tabloları) Kuran'da zaten yoktur'' iddianızın yanlış olduğunu kabullenemeyişinizi anlayamıyorum. Zaten, bu üç ayetin hiçbir cümlesi tek başına somut bir varis tablosunu ele almamıştır. Gerçek hayatta ortaya çıkan bir durum/varis tablosu'ndan hareketle bu üç ayetteki cümlelere bakılır ve bu varis tablosu ile ilgili olan cümleler zihinde bir araya getirilir. Bu durum, bütün varis tabloları için geçerlidir, sadece ''sorunlu'' olanlar (avli gerektirenler) için değil.

Zaten sahabe de sizin iddia ettiğiniz gibi, ''Bu durum, Kuran'da yok. Ne yapsak acaba?'' dememişler, ''Bu durumu Kuran'a göre ele aldığımızda mal yetmiyor. Ne yapsak acaba?'' demişlerdir.

Ümidim az da olsa, halen sizin hiç olmazsa ''Bu varis tabloları Kuran'da yok'' iddianızdan vazgeçmenizi ummaktayım. Çünkü gerçekten de bir konuda sonuna kadar haklısınız ki, o da gerçeğe sadakatin şart olduğudur.

saygılarımla

Alchindus
24-10-2009, 12:00
öncelikle şunu belirtmeme izin verin ki, mesajlarınızın uzunluğu öncelikli olarak haddinden fazla gereksiz tekrarlardan kaynaklanmakta. Sandığınızın aksine kurmaya çalıştığınız savunma mantığını görmüyor veya anlamıyor değilim. Ama aynı şeyi bir mesaj içerisinden 5 defa yazmakla gerçekten de daha bir ikna edici olmuyor.


Efendim evvela belirtmeliyimki şu ana dek gereksiz tek satır yazmışlığım yoktur, tekrarlarımın gerekmesi ise sizin şu an anladığınızı itiraf ettiğiniz hususları anlamamazlıktan gelmeniz veyahut "anlamadım" demeniz sebebiyledir!

Görmekteyimki tekrarlar esasen işe yaramış bir çok hususu artık idrak etmişsiniz! Bu hususları mesajınız içinde göstermeye gayret edeceğim!

Avl gerektiren varis tablolarının ''tek bir cümle bütünlüğü'' içerisinde geçmediğini söylememi bir nevi itiraf olarak almışsınız ki, bu gerçekten çok tuhaf.

:)

Muhterem tuhaf olan şudurki bu söylediğinin iddianın batıllığını itiraf etmek olduğunu idrak etmemendir!

İmdi eğer kuran bir ayet bütünlüğü içinde itiraf ettiğiniz gibi bir bütünü paylar toplamı bütünü aşacak biçimde taksim etmemiş ise yani senin verdiğin örnekteki baba gibi dört oğulun her birine 1/3 dememişseki dememiş kuranda matematik hata var demek nasıl bir cambazlıktır!

Bu iddianın mahiyetini daha ilk mesajımızda ortaya koymuş idik! O mahiyet fertlerin kuranda zikredilen varis tablolarındaki paylarını başkaca ve kuranda zikredilmemiş tablolarda bütün bir etmeyecek tarzda bir araya getirip bütün bir etmedi deme mantık ve matematik hilesidir!

İmdi bazı hususları iyice sarahate kavuşturduk, sona doğru gelmekteyiz muhterem!

Zaten ayette geçen cümleler, tek tek belli bir varis tablosunu ele almıyor.

İşte pek bir güzel söz daha amma biraz eksik!

Efendim feraiz ayetleri evvela varisleri sonrada o varislerin bu üç ayette zikronulan tablolardaki paylarını bu varislerin birbirleri ile olan münasebetleri nazara alınarak düzenlemektedir!

Yani fertler ve hisseleri vardır, bu fertlerin alakadar oldukları kim ise, misalen karı koca, bunlar çocukları var ise sonra çocuklar yok ise kardeşler gibi! Yani bir varis onunla alakadar diğer varis veyahut varislerle zikronulan tablodaki bütünlük içinde ele alınmıştır!

Bak tekrar tekrarlama yapacağımki hala tam idrak edemediğin halife ebu bekirin sözü iyice sarahat kazansın!

"Allah Teala'nın Nisa suresinde feraiz hakkında indirmiş olduğu ayetlerden birincisi çocuk ve baba hakkındadır. İkincisi koca, karısı ve ana bir kardeşler hakkındadır. Üçüncüsü ana, baba bir veya baba bir kardeşler hakkındadır."

Gözlerini yumduğun husus burada halifenin sarahaten üç ayetin hangi fertler varisler içün indiğini zikretmesidir!

Bakınız Nisa12'nin ilk cümlesi:
''Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir.''

=> Şimdi bu cümle tek başına hangi varis tablosunu düzenlemekte?

Ölenin, geride sadece kocasını bıraktığı durumu mu? (öyle olsa neden ''yarısı'' desin). Hayır, bu cümle -diğer bütün cümleler gibi- zaten tak başına herhangi bir varis tablosunu düzenlemiyor!

Gerçek hayatta vuku bulan bir varis tablosundan hareketle, bu üç ayetin cümlelerine bakıyoruz ve bu somut varis tablosu ile ilgili cümleleri zihnimizde birleştiriyoruz.


Gerçeğe adım adım yaklaşmaktasın muhterem :)

İmdi o ayetteki o ifade hangi varis tablosunu düzenliyor!

Çocuk olmadığı zamanda kocanın karısına varis olması halini!

İmdi "öyle olsa neden yarısı desin" suali işte meseleyi tam kavrayamadığınızın delilidir!

İmdi diyoruzya gereksiz tek satır yazmadık, sünnetin teşriideki fonksiyonunu sonra kuran ve sünnetten beslenmiş kıyas ve icmanın edillei şeriyyenin diğer iki kaynağı olduğunu boşuna mı zikrettik!

Sünnet kuranın icmalen değindiğini mufassallaştırır! Yani onu açıklar, uygulamada sarahaten ortaya koyar! Bu fonksiyon ona kuran vahyi ile yüklenmiştir!

Ben sana uzun uzun o ayetlerdeki varis tablolarını ve bütünü nasıl pay ettiklerini boşuna anlatmadım muhterem ve sonuçta hem şunu gösterdim kuran bir bütünü bu ayetlerde ya tam yada tamdan eksik taksim etmiş!

Bunları formulleri ile ortaya koyduktan sonra da sana bu formullere bir itirazın var ise yazıver de dedim! Amma formüllerde bir hata yok idi! İmdi sen bırak sadece bu ayetin bir parçasını, ayetlerde bütünden paylaştırılanın bütünden eksik kalmakta olduğunu görmekteyizki bu hal sarahaten kalan kısımlar içün düzenlemenin edillei şeriyyenin diğer kaynaklarına bırakıldığını göstermekte!

Zikrettiğin ve artık anladığın ve esasta benim sana evvelinden açıkça gösterdiğim gibi gerçek hayatta bir miras taksimi olacağında varisler kim ise o varisleri nazara alan ayetlere ve orada zikrolunan paylara bakılır!

Bunlar içün zikredilen paylar bir bütünü tam olarak paylaştırıyor ise paylaştırılır!

Amma diyelimki bir bütünü tam olarak paylaştırmazda o bütünden artık kalır! O vakit yine içtihada binaen reddiye yapılır, meseleyi daha evvel anlatmış idim!

İmdi bu hal matematik hata mıdır!

Tabiiki değildir muhterem, pekiyi bunun tersi vuku bulduğunda yani gerçek hayatta bir miras taksim edilecek iken varisler kim ise kuranda o varisleri nazara alan ayetlere ve orada zikrolunan paylara bakıldığında ve bu durumda paylar toplamının paydayı geçmiş olduğu görülür ise yine bir önceki hal gibi içtihad yapılırki burada bunun adı avliyedir!

İmdi bir önceki matematik hata olmadığı gibi buda değildir ve yine pek tabii bilirsinki içtihad hakkında açıkça bir nass bulunmayan mevzuda yapılır!

Bu hal dahi avliye ve pek değinmediğiniz reddiye icab ettirir varis tablolarında varislere tam olarak ne pay verileceği hususunda kuranda sarih bir hüküm olmadığını ortaya koyar!

Pekiyi tam bu noktada halife ömerin avl uygulanan ilk varis tablosuna tesadüf ettiğinde ne dediğine tekrar nazar edelim!

"Allah (cc) ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum."

Herşey sarahaten ortada değil mi ulpian!

Son örnekteki ele aldığımız varis tablosu ne idi?
Ölen kadın, geride bir tek koca ve öz (yani ana-baba bir) kız kardeşini bırakıyor.

Çıkan sonuç ney muhterem?
Yukarda verdiğim ayet cümleleri, bu varis tablosunu düzenlememiştir, diyebilir miyiz hiç!


Elbette diyebiliriz zati diyorum ve demekle kalmayıp yukarıda bir kaç mesajda o ayetlerin hangi varis tablolarını nazara verdiğini ortaya koydum sonra da dedimki "burada başkaca bir varis tablosu daha olmalıdır diye düşünüyor isen istirham ederim belirt!" Amma belirtemedin, niçün!

Çünkü bir eksiklik yok idi!

İmdi senin anlamama halin yüzünden o kısımları tekrar eder isek bu seferde muhterem alchindus çok tekrar yapıyorsun diyeceksin :)

İmdi senin takıldığın veyahut takılmış gibi gördündüğün hususu da defaatle izah ettik!

Fiiliyatta hangi varis tablosu olur ise olsun evvela varisin kuranda bir varis tablosunda zikrolunan payına nazar edilir! Bu hal her halükarda fiiliyatta tesadüf edilen o varis tablosunun kuranda zikredildiğini değil, fiiliyattaki varis tablosunda yer alan varisin kurandaki varis tablosundaki payına nazar edildiğini gösterir çünkü herhalüşartta kuranda zikredilen takdir olunacak pay içün bir kıstastır!

İmdi farazi bir örnek daha verelim, bak mecburen aynı bahisleri konuşuyoruz çünkü anlamamış görünmektesin!

Bir muris geriye sadece annesini ve tek bir kızkardeşini bıraktığında da kurana nazar edilir ve ayetlerde kızkardeşe 1/2 anneye de 1/6 isabet ettirilir!

Bu hal kuranda bu varis tablosunun tek başına düzenlendiğini göstermez, varislerin payları bu ayetlerde geçtiğinden ayetlere müracat edilir!

Kıstas nedir ayetlerdeki paylar!

Pekiyi bütün 4/6 şeklinde bu paylarla taksim edilir geriye 2/6 kalır bu ne olacaktır!

Bu kalanda aynı kıstas ile, yani kurandaki paylar nazara alınarak bu iki varis arasında bölüştürülür!

İmdi gördüğün gibi bu halde ikiside kuranda zikronulan paylarından daha fazla almışlardır, amma buna kurana muhalif diyebilir misin!

İmdi anlıyor musun bu ayetlere niçün nazar edilmekte!

Oysa örneğin, beşeri hukuk sistemlerinde

Mükayese edilecek iki hukuk sistemi ait oldukları paradigmalar nazara alınmadan değerlendirilemez ve daha muhimi burada beşeri hukuk sistemlerini müzakere etmiyoruz muhterem, mevzumuz bu değildir!

Mevzumuz içinde mantık ve matematik hilesi barındırır iddianın kıymeti harbiyesidir!

Ben şuna bütün içtenliğimle inanıyorum ki, farz-ı muhal, Kuran'da da miras paylaşımı hiç yer almamış olsaydı veya da modern yasalarda olduğu gibi pürüzsüz ve tam olarak düzenlenmiş olsaydı, ve biz bugün burada AYNI ÖRNEĞİ (mesela herhangi bir yabancı kavmin kutsal kitabından alıntı yaparak) tartışıyor olsaydık, hiç bu kadar zorlanmaz, hemencecik kabul ederdiniz, paylaşımın hatalı olduğunu.


Muhterem hakkımda hemen hükmü vermişsin :)

Yanılmaktasın, farzı muhal örnek birebir bizim durumumuz gibi olsa idi asla senin gibi yapmazdım çünkü muhatabım evvela

-İlgili ayetleri sarahaten ortaya koymuş
-Sonra bu ayetleri en iyi anlayanların anlayış ve uygulamalarından örnekler vermiş
-Ve bana "dört oğlumun her birine mirasın 1/3 gibi bir ayet göster"

demiş iken ben böyle bir ayet bulamamış isem gerçeğe sadakatim olduğundan "burada bir matematik hatadan söz edilemez, bu iddia bir mantık ve matematik hile cambazlığından öte başka bir şey değildir" der idim!

Bakınız, bana, alıntı yaptığım fıkh eserlerinde bazı ibarelere ''gözümü yumduğumu'' söylerken, siz hem de gözümüze soka soka çok daha fenasını yapmaktasınız.

Sizin işaretlediğiniz yerlere değil de, bir de benim işaretlediğim yerlere yoğunlaştırınız dikkatinizi:


Muhterem bir önceki mesajında da burada yaptığın gibi defaatle izah ettiğimiz kısımlara dair anlamama halinizi nazara verdiğinizden o kısımlara değinmemiş idim! Bakınız burada tekrar aynısını yapmışsınız!

Birincisi benim göz yumduğum bir şey yoktur siz ya ıstılahı bilmemekten veyahut okuyucu içinde bilmeyenler vardır diyerek yanlıştasınız!

İkincisi sizin gözünüzü yumduğunuz şey bal gibi bilmektesinizki iddianızı çürütmekte malesef sizi gerçeğe sadakatsiz ilan etmektedir!

Halife ömerin sözlerinde altını çizdiğiniz husus defaatle anlattığımız gibi tesadüf edilen varis tablosundaki varislerin kuranda başkaca varis tablolarında zikronulan paylarıdır! Halifenin karşısına koca geldiğinde elbet kurana nazar edecek ve orada nisa onikideki payı görecek! Kızkardeşler içünde kardeşlere dair inmiş ayete nazar edecek bunlar tabii!

Tabii olmayan şey, bu varislerin cem olduğu bu tabloyu gördüğünde halifenin

"Allah (cc) ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum."

demesini görmemektir!

Bak muhterem, benim nezdimi boş ver nazara alma, okuyucu nezdinde kendini düşürdüğün konuma nazar et!

Halife ömer anne içünde annenin zikronulduğu ayete nazar edecek ve bu biribirinden ayrı varis tablolarında zikronulmuş üç varise ait payların bu varis tablosunda payday aştığını görecek!

O vakit diyecekki "Allah (cc) ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum."

Yani bu üç varis aynı anda mirasa ortak olduğunda kuranda farz kılınmış bir taksim şekli görmemekteyim!

Ki hakikatte budur!

Sonrada islamın meşru kıldığı ve edillei şeriyyenin kaynaklarından birisi olan içtihada baş vuracak!

Ve buna rağmen ulpian hala bir taksimat hatasından söz edecek!

Bu "ben kuranı ömerden iyi anlıyorum" demektir muhterem, gülünç olan budur!

Bak ahmet, mehmet, alchindus demiyorum, ebu bekir diyorum, ömer diyorum!

İddia ettiğiniz gibi ''Kuran'da olmayan, yeni bir varis tablosu''ndan bahsetmiyor Halife Ömer!

"Allah (cc) ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum." Halife Ömer

Gerçeğe sadakat şart ulpian, olmadan olmaz!

Bütün bu delillere gözyumsada insan hiç olmazsa şunu düşünürki "durum benim sandığım gibi olsa bu insanlarki hem vahye hem Hz. Muhammedin hayatına şahit olmuşlar, dört oğlun her birine 1/3 verin dediğini varsaydığım bir kitaba niçün iman etsinler!"

Hani bir söz vardır muhterem, "sen herkesi kör alemi sersem mi sanırsın!"

Bari bu sual üzerine düşün derim!

Gerçeğe sadakat şarttır, olmadan olmaz!

ulpian
26-10-2009, 05:34
tekrar merhaba sayın Alchindus,

öncelikle dikkatimi çeken, üslubunuz bir hayli sertleşmiş/ithamkarlaşmış her nedense. Bunun gereksiz olduğunu düşünüyorum.

Tartışmanın düğümlendiği ana nokta şurası:

Sizin savunmanız/iddianız:
''Avli gerektiren durumlar (varis tabloları) Kuran'da zaten yoktur. Bu durumlar Kuran'da hiç düzenlenmemiştir. Çünkü bu durumlar herhangi bir cümle bütünlüğü içerisinde yer almamaktadır. Fakat bu durumlar ortaya çıktığında yine de genel prensip olarak Kuran'daki bu ayetler baz alınmış ve kıyas yoluyla oranlar somut duruma uyarlanarak hüküm verilmiştir.''

Bu iddianız -hala- yanlış! Miras paylaşımını düzenleyen üç ayetin zaten hiçbir cümlesi tek başına somut bir durumu (varis tablosunu) düzenlememektedir.

Ortaya somut bir durum çıkar (mesela ölenin sadece kocası ve kızkardeşi var, veya ölenin sadece kocası, kız kardeşi ve annesi var). Bu durumdan hareketle, bu üç ayetteki cümleleri tek tek geçeriz ve ele aldığımız durumu kapsayan cümleleri zihnimizde birleştirerek hüküm veririz. Bu sadece avl gerektiren durumlarda değil, bütün durumlarda, yani sorun çıkmayan (ayetteki oranların toplam 1 tuttuğu) durumlarda da böyledir.


Efendim evvela belirtmeliyimki şu ana dek gereksiz tek satır yazmışlığım yoktur, tekrarlarımın gerekmesi ise sizin şu an anladığınızı itiraf ettiğiniz hususları anlamamazlıktan gelmeniz veyahut "anlamadım" demeniz sebebiyledir!

Lütfen böylesi basit ve kasıtlı çarptırmalardan kaçınınız. Ben size, ''ne söylediğinizi, hangi savunma mantığını kurmaya çalıştığınızı anlıyorum, defalarca aynı kelimeleri tekrarlamanız gereksiz'', diyorum. Bir tezi ''anlamak'' başka birşeydir, bir tezi ''doğru bulmak'', teze katılmak ayrı birşeydir. Söylediklerinizi anlıyor, fakat (neden katılmadığımı gerekçelendirerek) katılmıyorum. ''Anlayamadığım'' nokta sadece, sizin hala (''Avl gerektiren varis tabloları Kuran'da zaten yoktur'') tezinizin yanlış olduğunu kabullenemeyişiniz.



İmdi farazi bir örnek daha verelim, bak mecburen aynı bahisleri konuşuyoruz çünkü anlamamış görünmektesin!

Bir muris geriye sadece annesini ve tek bir kızkardeşini bıraktığında da kurana nazar edilir ve ayetlerde kızkardeşe 1/2 anneye de 1/6 isabet ettirilir!

Bu hal kuranda bu varis tablosunun tek başına düzenlendiğini göstermez, varislerin payları bu ayetlerde geçtiğinden ayetlere müracat edilir!

Kıstas nedir ayetlerdeki paylar!

Pekiyi bütün 4/6 şeklinde bu paylarla taksim edilir geriye 2/6 kalır bu ne olacaktır!

Bu kalanda aynı kıstas ile, yani kurandaki paylar nazara alınarak bu iki varis arasında bölüştürülür!

İmdi gördüğün gibi bu halde ikiside kuranda zikronulan paylarından daha fazla almışlardır, amma buna kurana muhalif diyebilir misin!


Muhterem,

''Avl gerektiren durumlar Kuran'da zaten yok.'' iddianızın çürük olduğunu zımnen de olsa kabullenmiş olacaksınız ki, ilk defa yeni bir argüman getirme zahmetinde bulunmuşsunuz.

Bu argümanınız en azından tartışmaya daha değer olsa da, asli itibariyle yine de çürük ve sizin deyiminizle ''gerçeğe sadakatten'' uzaktır. ''Reddiye gerektiren durumlara işaret ederek avl'i normal gösterme'' taktiği olarak adlandırılabilecek bu savunmayı sizden önce de çok kez okumuş olduğumuz için, bu argümanın çürüklüğüne dair daha önce başka yerde yazmış olduklarımı, kısaltarak, tekrarlıyorum.

Bu argümanın içerdiği ana mantık şu: Reddiye durumlarında, malın artakalan kısmının Nisa/11,12,176'da geçen varisler arasında bölüştürüleceği (yani oranların arttırılacağı) o kadar açık ki, bunun ayette ayrıca belirtilmesine zaten gerek yoktur. Dolayısı ile aynı şey avliye yöntemi için de geçerlidir.


Böyle bir ''açıklama'' birçok açıdan hatalıdır:
(1)Evet, bazı hükümler o kadar açık bir şekilde diğer bir hükmü zaten içerir ki, bu diğer hükmü ayrıca belirtmeye gerek kalmaz. Fakat bunu reddiye yöntemi için iddia etmek oldukça zorlama bir yorum olur, çünkü zaten İslam alimleri arasında maldan artakalanın hangi durumlarda Nisa/11,12,176'da geçen varislere dağıtılacağı, hangi durumlarda ise ayetlerde geçmeyen yakın akrabalara bölüştürüleceği konusunda farklı görüşler vardır. Örneğin Hanefi mezhebine göre, maldan arta kalan bir kısım olsa bile, bu kısım karı veya kocaya reddiye yoluyla intikal ettirilmez. (Gerekçe olarak eşlerin akrabalık yoluyla değil, sadece nikah yoluyla birbirine bağlı oldukları ve Enfal/75 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=8&ayet=75) gösterilir). Bölüştürülecek başka yakın akraba kalmamış olsa bile, kalan miktarın Nisa/11,12,176'da geçen varisler yerine, örneğin devlet hazinesine (beytü'l-mal'e) geçmesi de aklen mümkündür. Zaten sahabenin büyüklerinden Zeyd bin Sabit de reddiye'ye karşı çıkmış ve kalan malın beytü'l male'e bırakılması gerektiğini savunmuştur.

bkz. Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi, 3. Cilt, VIII. Bölüm: İslam Miras Hukuku (Feraiz), S. 236


(2) Ama daha da önemlisi: böyle bir açık-seçikliği reddiye için zorlama da olsa kabul etsek bile, bu kesinlikle avliye için de geçerli olmaz. Zaten mesele sadece reddiyeden ibaret olsaydı ayetlerde belirtilen oranları asgari (minimum) ''sınır''lar olarak görebilirdik. O zaman ayetlere göre sadece malın arta kalması mümkün olurdu, fakat malın yetmemesi olmazdı. Biz de malın arttığı durumlarda ayetlerdeki ''asgari'' oranları arttırmakla yetinebilirdik. Fakat durum öyle değil. Miras paylaşımını düzenleyen bir yasada, yasanın kendi içindeki oranlar uygulandığında bazı durumlarda malın yetmeyebilmesi (avliye), malın artakaldığı durumlarda ne yapılacağının zaten belli olduğunu vurgulayarak izah edilemez.


Her halükarda reddiye ve hele hele avliye yöntemleri, ''zaten apaçık belli olan'', ''özel olarak belirtilmesine gerek olmayan'' metotlar olarak kesinlikle yorumlanamaz. Kuran'da açık bir hesap hatası vardır ve bu hatayı ''gidermek'' için aklen mümkün olan birçok yöntem bulunmaktadır. Bunlardan sadece ikisi kabul gördü, bir şekilde yerleşti ve asırlardır kitaplarda/uygulamalarda yer aldı diye, bunun zaten baştan beri açıkça belli olduğu öne sürülemez.


Tekrar etmekte fayda var: Avliye ve reddiye yöntemleri ile Kuran'da açıkça belirtilen oranlar değiştiriliyor! Kuran'ın ''anneye üçte bir'' dediği bir durumda, mesela avliye yöntemiyle anneye üçte bir değil, sekizde iki (yani üçte 0.75) veriliyor!



Tabii olmayan şey, bu varislerin cem olduğu bu tabloyu gördüğünde halifenin

"Allah (cc) ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum."

demesini görmemektir!


yazdıklarımı okuyormusunuz sayın Alchindus? Yukarda bu cümleyi ardından gelen diğer cümlelerle birlikte ''bağlam'' içerisinde açıklamıştım. Fakat siz hala Ömer'in diğer cümlelerine en ufacık makul bir açıklama getirememektesiniz!

Tekrarlıyorum:

Hz. Ömer sahabeyi toplamış ve onlara: "Allah Tealâ ölünün kocası için terikenin yarısının verilmesini iki kız kardeşi için terikenin üçte ikisinin verilmesini farz kılmıştır. Eğer ben önce kocanın hakkını verirsem iki kız kardeşin hakkı tam olarak kalmıyor, eğer ben iki kız kardeşin hakkını verirsem kocanın hakkı tam olarak kalmıyor o halde bu mirası nasıl taksim yapacağımı bana söyleyin" demiştir. Bunun üzerine Hz. Abbas ona avil yapmasını söylemiştir.
Mesele çok basit muhterem. Halife Ömer'in bu sözünü tekrar tekrar bir oku! Somut bir durumdan bahsediyor ve bu durum için geçerli Kuran'daki oranları söylüyor. Kuran'da geçen bu oranlar, Ömer'in önünde olan somut durum için geçerli olmasa neden bu durumu ele alırken ''Allah şu şu oranları farz kılmıştır.'' desin? Neden mesela bu üç ayette geçen koca oranlarından özellikle bu oranı seçmiş olsun? Çünkü ayette yer alan bu oran (''çocuk yoksa kocaya malın yarısı'') işte Ömer'in ele aldığı bu somut durum için geçerli.

Allah bu durumda aslında bu oranları farz kılmış, ama bu oranları vermeye kalktığımda mal yetmiyor, bu yüzden bir yerlerden kesmem lazım. Ama öncelikli olarak kimlerden keseceğimi de bilemiyorum. Bu yüzden farz kılınan bir taksim şekli göremiyorum, diyor. Ve neticede ''avl'' yöntemini uygulayarak herkesin oranını düşürmeyi uygun görüyor. Bunu nasıl anlamazsınız?

Artık adettendir, diyerekten, her mesajın sonunda, size bir hususta katıldığımı tekrarlıyayım, ki o da gerçeğe sadakatin şart olduğu.

saygılarımla

Alchindus
26-10-2009, 19:20
Sizin savunmanız/iddianız:
''Avli gerektiren durumlar (varis tabloları) Kuran'da zaten yoktur. Bu durumlar Kuran'da hiç düzenlenmemiştir. Çünkü bu durumlar herhangi bir cümle bütünlüğü içerisinde yer almamaktadır. Fakat bu durumlar ortaya çıktığında yine de genel prensip olarak Kuran'daki bu ayetler baz alınmış ve kıyas yoluyla oranlar somut duruma uyarlanarak hüküm verilmiştir.''


Efendim dediğime yakın bir şey söylemiş bulunmaktasınız, tam olarak dediğim şudur evet kuranda avlin uygulandığı bir varis tablosunda bulunan varislere verilecek payların ne olacağı zikredilmemiştir, bu sebeplede bu tablolar içün içtihad yapılmıştır! Bu içtihadda da avl uygulanacak varis tablosundaki varislere verilecek pay içün bu varislerin kuranda yer aldığı başka varis tablolarındaki paylara nazar edilmiştir çünkü bu ayetler kıstastır ve kıyas içün elbet onlara nazar edilecektir!

Bu iddianız -hala- yanlış! Miras paylaşımını düzenleyen üç ayetin zaten hiçbir cümlesi tek başına somut bir durumu (varis tablosunu) düzenlememektedir.


İmdi muhterem bana tekrar yaptırıyorsun çünkü ya yazdıklarımı okumamaktasın yada daha kötüsü okuduğun halde bunu yapmaktasın! Bir kaç mesajda üç feraiz ayetindeki varis tablolarını birde "muhterem bunlarda bir hata görüyor isen istirham ederim belirt!" diyerek nazarına vermiş iken sen nasıl olurda bu ayetlerden hiçbirisi tek başına bir varis tablosunu nazara vemiyor diyebilmektesin!

İyice nazar et bakalım muhterem, durum senin dediğin gibi midir!

Allah sizlere, miras taksiminde çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişi payı verilmesini emrediyor. Eğer hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, bunlara bırakılan malın üçte ikisi; eğer tek bir kız ise o zaman yarısı verilir. Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine üçte bir, eğer ölenin kardeşleri de varsa o zaman annesine altıda bir verilir. Bunların hepsi ölenin yapmış olduğu vasiyetin yerine getirilmesinden veya borcunun ödenmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bütün bunlar, Allah tarafından birer fariza olarak takdir edilmektedir; muhakkak Allah bilendir, hikmet sahibidir.
Nisa11

Bu ayeti kerimedeki varis tabloları erkek çocuklular hariç şunlardır!

Sadece tek bir kız çocuğu
Mirascı olarak iki kız çocuğu
Mirascı olarak kız çocuğu veyahut çocukları, dede ve neneleri
Murisin çocuğu yok, annesi
Murisin çocuğu yok, annesi ve kardeşleri

İmdi bunların hepsi varis tablosudur ve tek bir ayette geçmektedir, bunlara gözlerini yumamazsın! İtirazın var ise yazıver muhterem, "hayır şu zikrettiğin tablo burada yoktur" de diyebiliyor isen! Yukarıdaki sarih türkçe mealdir, arzu eder isen orjinal lisanı ile de tektik ederiz!

Diğer iki ayete temas etmiyorum, geçmiş mesajlarımda var arzu eden müracat etsin!

Lütfen böylesi basit ve kasıtlı çarptırmalardan kaçınınız.

Muhterem evvela benim böyle kötü huylarım yoktur böyle işlediğim fiilde yoktur, mesajların bu başlıkta durmakta bir nazar ediver "anlattıklarınızın benim yukarda yazdıklarımla ne alakası var" demek benden alıntıladığın kısımda söylediğim gibi yazdıklarımı anlamamazlıktan gelme, "Kuran'da bu varis tablosunun olmadığını nasıl çıkarttığınızı bir tek kendiniz anlamaktasınız" demekte yine benden alıntı yaptığın kısımda dediğim gibi "anlamadım" demektir!

Muhterem,

''Avl gerektiren durumlar Kuran'da zaten yok.'' iddianızın çürük olduğunu zımnen de olsa kabullenmiş olacaksınız ki, ilk defa yeni bir argüman getirme zahmetinde bulunmuşsunuz.


:)

Asıl bu söz basit bir çarpıtmadır, sahibi içün hoş bir hal değildir!

Reddiye ile avliye birbirine benzeyen içtihad konuları olduğundan ve esasen içinde matematik ve mantık ile bulunan iddianız hatalı bir matematik formül icab ettirdiğinden reddiye tam olarak mükayese edilecek haldir ve zati bu savın mesnetsizliğinin ayan beyan göründüğü bir misaldir! Verilme sebebide budur!

Bu argümanın içerdiği ana mantık şu: Reddiye durumlarında, malın artakalan kısmının Nisa/11,12,176'da geçen varisler arasında bölüştürüleceği (yani oranların arttırılacağı) o kadar açık ki, bunun ayette ayrıca belirtilmesine zaten gerek yoktur. Dolayısı ile aynı şey avliye yöntemi için de geçerlidir.


Mesele şu, daha evvelde zikrettiğim gibiki görüyorsun boşa hiç bir şey yazmamışız bir murisin mirasçıları arasında belirlenmiş paylar taksim edildikten sonra geriye bir şey kaldığında eğer ortada asabe varsa ne yapılacağı sünnetle bellidir!

"Miras paylarını (Kur'anda bildirilen) sahiplerine veriniz. Bu paylar dan geri kalan her hangi bir şey de baba tarafından en yakın olan erkeğe aittir."
Buhari, 6351; Müslim, 1615

Amma asaba yoksa ne yapılacağında bir sarahat yoktur!

Fakat bir miras vardır ve bu mirasın varisleri bulunmaktadır!

İmdi farzedelimki varisler iki kız ile bir nenedir bu durumda 2/3+1/6=5/6

Geriye 1/6 kalmıştır buda mirastan kalmıştır! Peki bu mirasın varisleri kimdir!

Nene ile kız torunlarıdır o vakit kalanıda yine kuran ölçüsü ile paylaşmalarına hükmetmek zor olmasa gerektir!

İşte yapılan bu olmuştur! Geriye kalanın pay sahiplerine paylarıyla mütenasip verilmesi meselesi reddiye diye tesmiye olunmaktadır ve buda bir içtihaddır!

Avliye bahside bununla aynıdır ve kıyas zati bir meseleye benzeyen şeri bir başka meseledeki hükmü esas alarak hüküm vermektir!

Böyle bir ''açıklama'' birçok açıdan hatalıdır:

(1)Evet, bazı hükümler o kadar açık bir şekilde diğer bir hükmü zaten içerir ki, bu diğer hükmü ayrıca belirtmeye gerek kalmaz. Fakat bunu reddiye yöntemi için iddia etmek oldukça zorlama bir yorum olur, çünkü zaten İslam alimleri arasında maldan artakalanın hangi durumlarda Nisa/11,12,176'da geçen varislere dağıtılacağı, hangi durumlarda ise ayetlerde geçmeyen yakın akrabalara bölüştürüleceği konusunda farklı görüşler vardır.

Efendim ne kadarda zorlama yorumlar yapıyorsunuz :) Mirastan arta kalanın bölüştürüleceğinin sarih olması ile bu bölüştürmenin kimler arasında yapılacağı mevzusunu birbirine karıştırmak suretiyle sarih olana helal getirmeyen bir durumla neye itirazı getirmektesiniz! Yani nassın muktezası ile artığın varisler arasında paylaşılacağı kesin olduktan sonra ve reddiye bu kesinliğe dayandıktan sonra payların sahipleri meselesindeki farklı görüşlerin zikredilmesi bu sarahate bir helal mi getirmektedir!

Tabiidirki getirmemektedir ve zikrettiğiniz itiraz bu sebeple geçersizdir çünkü mirastan arta kalanın bölüştürülmesinin gerekliliği ile kimler arasında bölüştürüleceği bahsi ayrı bahislerdir!

(2) Ama daha da önemlisi: böyle bir açık-seçikliği reddiye için zorlama da olsa kabul etsek bile, bu kesinlikle avliye için de geçerli olmaz.


Niçün!

İddia "kurandaki oranlar her bir varis tablosunda olduğu gibi uygulanmıyor ve bundan mütevellid matematik hata var" değil mi!

Reddiyede de oranlar değişmekte artmaktadır, bu hal ile tersi avliye tam olarak aynı gereklilik ve delillerle vucuda gelmekte! Bu sebeple reddiye içün kabul edilen pek tabii ve zarureten avliye içünde kabul edilir olmakta ve bu itirazınızda geçersiz kalmaktadır!

İtiraz edebilmeniz içün iki hal arasında iddianız nazara alınarak fark ortaya koymalısınız! Hiç bir nass deliliniz olmadan kuranda zikredilen oranların her bir varis tablosunda aynısı ile uygulanması gerektiğini iddia etmenizden mütevellid sizin içün reddiyede avliye de aynı haldir ve esasta da belirttiğim gibi bu iki içtihadi hal aynı gereklilik ve delillerle vucuda geldiğinden bu iki hal gerçekte de benzerdir!

Bundan mütevellid birinin meşruiyeti veyahut gayrı meşruluğu aklın zarureti icabı öbürününde meşruiyeti veyahut gayrı meşruluğudur çünkü ikiside benzer meşruiyetten doğmakta içtihad için gerekli aynı şartlara haiz bulunmakta ve aynı akli ve fıkhi kaide ile karara bağlanmakta!

Kaide şudur muhterem!

Nassın muktezasıyla sabit olan, nass ile sabit olan gibidir!

Yani muhterem nassın muktezasıyla yani gerekli kıldığı ile olan nass ile olan gibidir! Avl ve reddin meşruiyetide içtihad ile buradandır!

Tekrar etmekte fayda var: Avliye ve reddiye yöntemleri ile Kuran'da açıkça belirtilen oranlar değiştiriliyor! Kuran'ın ''anneye üçte bir'' dediği bir durumda, mesela avliye yöntemiyle anneye üçte bir değil, sekizde iki (yani üçte 0.75) veriliyor!


Bizde tekrar edelimki muhterem kuranın anneye 1/3 dediği hal ile avliye uygulanan hal aynısı değildir ve avliye uygulanan varis tablosunda misalen anneye kuranın yine 1/3 verin dediği yoktur, bütün meselede zati bunu anlamanız meselesidir!

yazdıklarımı okuyormusunuz sayın Alchindus? Yukarda bu cümleyi ardından gelen diğer cümlelerle birlikte ''bağlam'' içerisinde açıklamıştım. Fakat siz hala Ömer'in diğer cümlelerine en ufacık makul bir açıklama getirememektesiniz!


Asıl yazılanlara nazar etmeyen üzülerek söyliyeyimki sensin muhterem, halife ömerin sözleri ile ilgili yazdığın şeyler içün sana "Muhterem mesajının bundan sonraki kısmında hem sana anlatılan bahisleri tekrar gündeme getirdiğin hem malesef müracat ettiğin kaynakların demediğini demiş gibi naklettiğin hemde o kaynaklarda seni ve iddianı çürüten ifadeleri görmezden geldiğinden, mesajının devamını ele almak ve seni incitmek istemiyorum çünkü ya ıstılahı bilmemekten mütevellid büyük hatalar yapmaktasın veyahut bildiğin halde yanlış konuşmaktasın!" demiş idim!

İmdi tekrar halife ömerin sözlerine nazar edip hala yukarıdaki sözleri diyebilmekle kalmayıp sıkılmadan birde halifeye şu yorumu isnat etmektesin "Allah bu durumda aslında bu oranları farz kılmış, ama bu oranları vermeye kalktığımda mal yetmiyor"

İmdi muhterem anlaşılmaktadırki esasta meselenin özünü anlamak ve doğruyu öğrenmekten çok, bu bahiste uzatmaları oynamak derdi ve azmindesin!

Evvelinden sana müteaddid defalar gösterdiğim gibi farz sahipleri ve hisseleri tabirinin künhü nedir! Üç ayette zikronulan tablolardaki paylardır! Başkaca varis tabloları içünde bu ayetlere müracat edilmesinin tabiiliği ve hikmetini iki misal üzerinden sana gösterdim!

Burada da halife ömerin sarahaten dediği hadi diyelim ıstılaha yabancısın ve anlayamadım, farz hisse sahiplerinin ashabı feraizden misalen kocanın payını mevcut durumda zikretmektir! Bunu zati yapmalıdır çünkü kıstası o ayettir, bundan mütevellid ömerin o payları niçün zikrettiği sarihtir!

Ashabı feraizin payları bu varis tablosunda bir araya geldiğinde paylar mahreci aştığında halife ömer içtihadda bulunuyor çünkü "Allah (cc) ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum." diyor!

İmdi bu söz sarahaten "kuranda sizin için, yani böyle bir varis tablosunda farz emredilmiş bir taksim şekli yani falan paylarla bir taksimat görmüyorum" demek iken, analisanının türkçe olduğunu sandığım sen, bunu tevil de diyemeyeceğim bir şekilde nasıl çarpıtabilmektesin!

Muhterem, türkçede sıkıntı var ise o vakit ömerin ana lisanı ile ne dediği üzerinden yürüyelim ne dersin!

Halife zikrettiğimi söylemekle de kalmıyor, bu varis tablosu içün farz kılınmış bir emir olmadığını sarahate kavuşturan şu sözleride söylüyor "Ama ben şöyle düşünüyorum; bu eğer doğru ise, Allah (cc) dandır. Yanlışsa, bendendir. Hissedarların hepsinin hisselerinde eksiltme yapmayı düşünüyorum. "

Yani bir içtihad yaptığını bunda da hata etmiş olabileceğini sarahaten ortaya koyuyor halife!

Amma muhterem ulpian bütün bunlar ortada iken ve kendisi anca

-Alchindus haklısınız, bu içtihad konusu olduğuna göre bu varis tablosunda kime ne kadar pay verileceği hakkında açık bir nass yok!
-Ben kuranı halife ömerden daha iyi anlıyorum!

diyebilecekken bu ikisinden birisinide aşikarane diyemiyor ve fakat daha da kötü bir hale kendisini herne hikmet ise sokuyor!

Bak muhterem, tekrar iddianızı hatırlatayım! Demektesinizki kuranda miras paylaşımında matematik hata var!

Bu iddia matematik bir formül hatası iddiasıdır, senin pek bir güzel örnek verdiğin misaldeki gibi anca "dört oğlun her birine 1/3 verin" gibi bir hale münasiptir!

O vakit kurana böyle bir suçlama yapabilmek içün ya

-Kuranın bir ayette bir bütünü paylar toplamı bütünü aşacak şekilde taksim ettiğini

göstereceksin yada gerçeğe sadakat göstererek

-Bu iddianın mantık ve matematik hilesi olduğunu itiraf etmelisiniz

Bu iddianın tetkik edilmesi bahsi evvela kuran metninin sıhhatli tahlili meselesidir sonrada bildiğin düz hesap işidir!

Ben sana evvela kuranda bütün varis tablolarının yer almadığını hatta bütün varislerin de sarahaten yer almadığını misalen murisin dedesi dayısı amcası ilanihaye sonra kurandaki varis tablolarında paylaştırılan bütünün ya tam ya tamdan eksik kaldığını ve feraiz bahsindeki bu ayetler ve avl tatbik olunan varis tablosu içün sahabinin yani Hz. Muhammedin arkadaşlarınınki birisi ebu bekirdir birisi ömer, yani kuranı anlamada müslümanlar içinde en önde gelenlerin bu bahiste bu ayetlerin nasıl anlaşılacağı hususuna ait neler dediğini gösterdim naklettim!

İmdi kuran metni ve onu en iyi anlayanların hem sözleri hem tatbikatları ortada iken hemde düz hesap bahsinde bir bütünün "dört varisin her birine 1/3" gibi bir hata asla kuranda bulunmadığına göre sen hala neyi nasıl iddia edebilmektesin!

Muhterem artık gerçekten yeni şeyler söylemek lazımdır, sana açık sarih davetimi tekrarlıyorum!

Hala kuranda miras taksiminde matematik hata var demekte isen kuranın bir ayette bir bütünü paylar toplamı bütünü aşacak şekilde taksim ettiğini gösteren ayeti nazarımıza sunacaksın!

Yada gerçeğe sadakat göstererek bu iddianın mantık ve matematik hilesi olduğunu itiraf edeceksin!

Gerçeğe sadakat şarttır, gerçeğe sadakat olmadan da, bunu sadece dilde zikretmekle de olmaz muhterem!

ulpian
27-10-2009, 08:37
Sadece tek bir kız çocuğu
Mirascı olarak iki kız çocuğu
Mirascı olarak kız çocuğu veyahut çocukları, dede ve neneleri
Murisin çocuğu yok, annesi
Murisin çocuğu yok, annesi ve kardeşleri

İmdi bunların hepsi varis tablosudur ve tek bir ayette geçmektedir, bunlara gözlerini yumamazsın! İtirazın var ise yazıver muhterem, "hayır şu zikrettiğin tablo burada yoktur" de diyebiliyor isen!


Zaten işte tam burası da bir türlü anlamak istemediğiniz nokta! Burayı bir anlayabilseniz, ''Avli gerektiren varis tabloları Kuran'da zaten yoktur'' iddianızın ne denli gülünç olduğunu da kabul edeceksiniz. Defalarca açıkladım, bir daha açıklıyayım.

Bakın, örnek olarak Nisa11'in şu cümlesini alalım:
''Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur.''

Siz mesajınızın yukarda alıntıladığım kısmında bu cümleden şu varis tablosunu (!) çıkartmışsınız:
=> ''Sadece tek bir kız çocuğu''

Oysa bu cümle tek başına, geçerli olduğu bütün varis tablolarını işlememekte, sadece ilgili varis tablosunun bir kısmını ortaya koymakta: O da ölenin tek kız çocuğu oluşu ve başka çocuğu olmayışı.

Şimdi örnek olarak şu iki varis tablosunu ele alalım:
(1) Ölenin sadece tek kızı hayatta (başka hiçkimsesi yok).
(2) Ölenin tek kızı ve karısı hayatta.

Birinci durumda (varis tablosunda) sadece yukardaki cümle ile hükmetmek gerekmekte. Çünkü zaten tek kız haricinde kimse yok.

Fakat bu cümle ikinci durumda da doğrudan geçerlidir. Cümle gayet açık: ''Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur.'' Öyleyse bu durumda da doğrudan bu cümleye göre kıza malın yarısını vereceğiz.

Ama bu durumda bir de ölenin karısı var. Ona ne kadar verileceği de, Nisa/12'nin şu cümlesinde yer almakta:
''Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (karılarınızındır)''

=> Yani bu durum/varis tablosu için (ölenin tek kızı ve karısı hayatta) bu iki cümle de doğrudan geçerlidir. Ayetlerin lafzı da, tefsiri de bunu gösterir.

Tekrar Ebu Bekir'in sözüne bakalım:
"âyetlerden birincisi (Nisa/11) çocuk ve baba hakkındadır. İkincisi (Nisa/12) koca, karısı ve ana bir kardeşler hakkındadır."

Yani bu durumda (ölenin bir tek kızı ve karısı var) Nisa/11 kızının, Nisa/12 de karısının payını düzenlemektedir.

Bu durum/varis tablosu için her iki cümle de DOĞRUDAN GEÇERLİDİR! Fakat bu varis tablosu tek bir cümle bütünlüğü içerisinde düzenlenmemiş, hatta ilgili cümleler iki farklı ayette yer almıştır.

Sizin tezinizin doğru olması için Nisa/11'deki ''Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur.'' cümlesinin sadece ve yalnızca ölenin tek kızı olması ve başka hiçkimsesi olmaması durumu için geçerli olması gerekirdi. Bu ise akla aykırıdır. Eğer bu cümle gerçekten de sadece tek bir kız olması (ve başka hiç kimse olmaması) durumunu düzenlese idi, kıza malın yarısını değil, tamamını verirdi (çünkü zaten başka hiçkimse yok!).

Doğru ve gerçek olan şudur:
Nisa/11'deki ''Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur.'' cümlesi eğer kız tek ise (başka çocuk yok ise) malın yarısı onundur diyor. Fakat bu durumda eğer örneğin ölenin bir de karısı varsa, devreye AYNI DURUM (VARİS TABLOSU) İÇİN doğrudan Nisa/12'deki cümle de giriyor. Veya ölenin bir de annesi varsa bu durumla ilgili cümle de devreye giriyor vs.

Yani, defalarca anlattığım gibi, somut bir varis tablosundan hareket ederek üç ayette yer alan cümleleri tek tek geçiyoruz ve bizi ilgilendiren varis tablosu için geçerli olan cümleleri zihnimizde birleştiriyor ve böylece hüküm veriyoruz.

Kuran'ın hiçbir cümlesinde ''ölenin bir tek kızı ve karısı varsa ve başka kimsesi yoksa...'' diye bir cümle yok. Ve zaten buna gerek de yok. Çünkü bu durum için Nisa/11'de bir cümle ''Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur.'' ve Nisa/12'de bir cümle (erkeklere hitaben)
''Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır.(karılarınızındır)'' diyor.


Dediğim gibi bu, sadece avl'i gerektiren durumlarda değil, ''sorunsuz'' tablolar için de böyle! İşte bu yüzden ''Avli gerektiren durumlar Kuran'da zaten yok'' iddianız gülünç kaçmakta.




Mirastan arta kalanın bölüştürüleceğinin sarih olması ile bu bölüştürmenin kimler arasında yapılacağı mevzusunu birbirine karıştırmak suretiyle sarih olana helal getirmeyen bir durumla neye itirazı getirmektesiniz! Yani nassın muktezası ile artığın varisler arasında paylaşılacağı kesin olduktan sonra ve reddiye bu kesinliğe dayandıktan sonra payların sahipleri meselesindeki farklı görüşlerin zikredilmesi bu sarahate bir helal mi getirmektedir!


Siz gerçekten de yazılanları okumuyorsunuz! Malın artakalması durumlarında, arta kalan kısmın varisler arasında bölüştürülmesi gerektiği (''nasıl bölüştürülmesi'' demiyorum, bölüştürülmesi gerektiği) ne akıl ile ne de nass ile kesindir!

Yukarda kaynağı ile verdim: sahabenin büyüklerinden Zeyd bin Sabit de reddiye'ye karşı çıkmış ve kalan malın beytü'l male'e bırakılması gerektiğini savunmuştur.

Malın artakaldığı durumlarda da, yetmediği durumlarda da ne yapılacağı akıl veya nass ile sabit değildir! Her iki durum için de ayetteki hatayı pratikte gidermek için aklen mümkün birden çok yol vardır. Malın artakaldığı durumlarda ''reddiye'' yöntemi ile artan kısmın (bir şekilde) varisler arasında bölüştürülmesi, kabul gördü diye, ''bu zaten kesin'' diyemezsiniz.




Niçün!

İddia "kurandaki oranlar her bir varis tablosunda olduğu gibi uygulanmıyor ve bundan mütevellid matematik hata var" değil mi!

Reddiyede de oranlar değişmekte artmaktadır, bu hal ile tersi avliye tam olarak aynı gereklilik ve delillerle vucuda gelmekte! Bu sebeple reddiye içün kabul edilen pek tabii ve zarureten avliye içünde kabul edilir olmakta ve bu itirazınızda geçersiz kalmaktadır!

Hayır efendim,

işte bu mantığınız iki açıdan sakat. Birincisi ve hepsinden önemlisi: Reddiye zaten başlıbaşına bir sorun ve sizin iddia ettiğiniz gibi ''kesin'' değil. İkincisi reddiye'den hareketle avliye'yi meşrulaştıramazsınız. mesele sadece reddiyeden ibaret olsaydı ayetlerde belirtilen oranları asgari (minimum) ''sınır''lar olarak görebilirdik. O zaman ayetlere göre sadece malın arta kalması mümkün olurdu, fakat malın yetmemesi olmazdı. Biz de malın arttığı durumlarda ayetlerdeki ''asgari'' oranları arttırmakla yetinebilirdik. Fakat durum öyle değil. Miras paylaşımını düzenleyen bir yasada, yasanın kendi içindeki oranlar uygulandığında bazı durumlarda malın yetmeyebilmesi (avliye), malın artakaldığı durumlarda ne yapılacağının zaten belli olduğunu vurgulayarak izah edilemez.




İmdi tekrar halife ömerin sözlerine nazar edip hala yukarıdaki sözleri diyebilmekle kalmayıp sıkılmadan birde halifeye şu yorumu isnat etmektesin "Allah bu durumda aslında bu oranları farz kılmış, ama bu oranları vermeye kalktığımda mal yetmiyor"

Ben demiyorum, Ömer'in kendisi diyor. Yahu neden bir türlü şu açık-seçik cümleye bir izah getirme zahmetine katlanmıyorsunuz?

Hz. Ömer sahabeyi toplamış ve onlara: "Allah Tealâ ölünün kocası için terikenin yarısının verilmesini iki kız kardeşi için terikenin üçte ikisinin verilmesini farz kılmıştır. Eğer ben önce kocanın hakkını verirsem iki kız kardeşin hakkı tam olarak kalmıyor, eğer ben iki kız kardeşin hakkını verirsem kocanın hakkı tam olarak kalmıyor o halde bu mirası nasıl taksim yapacağımı bana söyleyin" demiştir.Kuran'da geçen bu oranlar, Ömer'in önünde olan somut durum için geçerli olmasa neden bu durumu ele alırken ''Allah şu şu oranları farz kılmıştır.'' desin? Neden mesela bu üç ayette geçen koca oranlarından özellikle bu oranı seçmiş olsun? Çünkü ayette yer alan bu oran (''çocuk yoksa kocaya malın yarısı'') işte Ömer'in ele aldığı bu somut durum için geçerli.




Hala kuranda miras taksiminde matematik hata var demekte isen kuranın bir ayette bir bütünü paylar toplamı bütünü aşacak şekilde taksim ettiğini gösteren ayeti nazarımıza sunacaksın!

Bu talebiniz yersiz ve akıl-dışı, aynı şeyi tekrarlayıp duruyorsunuz. Kuran'da zaten cümlelerin hepsi tek tek izole haliyle farklı varis tablolarını düzenlemiyor. Bu sadece avl durumlarında değil, sorunsuz durumlarda da zaten böyle. En baştan beri farklı farklı açılardan, kaynaklardan ve örneklerden hareketle size bunu anlatmaya çalışmaktayım zaten. Diğer hepsini geçelim hadi, ama lütfen bu sefer olsun, bu mesajın başında yazdıklarımı dikkatlice ve tekraren okuyunuz!

Göreceksiniz ki, ''gerçeğe sadakat'' ile ''Avl tabloları Kuran'da zaten yok'' iddiası birbiriyle bağdaşmamakta.

saygılarımla

Alchindus
27-10-2009, 15:01
Zaten işte tam burası da bir türlü anlamak istemediğiniz nokta! Burayı bir anlayabilseniz, ''Avli gerektiren varis tabloları Kuran'da zaten yoktur'' iddianızın ne denli gülünç olduğunu da kabul edeceksiniz. Defalarca açıkladım, bir daha açıklıyayım.

Bakın, örnek olarak Nisa11'in şu cümlesini alalım:
''Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur.''

Siz mesajınızın yukarda alıntıladığım kısmında bu cümleden şu varis tablosunu (!) çıkartmışsınız:
=> ''Sadece tek bir kız çocuğu''

Oysa bu cümle tek başına, geçerli olduğu bütün varis tablolarını işlememekte, sadece ilgili varis tablosunun bir kısmını ortaya koymakta: O da ölenin tek kız çocuğu oluşu ve başka çocuğu olmayışı.

Şimdi örnek olarak şu iki varis tablosunu ele alalım:
(1) Ölenin sadece tek kızı hayatta (başka hiçkimsesi yok).
(2) Ölenin tek kızı ve karısı hayatta.

Birinci durumda (varis tablosunda) sadece yukardaki cümle ile hükmetmek gerekmekte. Çünkü zaten tek kız haricinde kimse yok.


İmdi muhterem evvela bir karar vermelisin, sen şunu demedin mi!

"Miras paylaşımını düzenleyen üç ayetin zaten hiçbir cümlesi tek başına somut bir durumu (varis tablosunu) düzenlememektedir."

Şimdi ise pek bir isabetli olarak birinci durumda deyip ve varis tablosu olduğunuda belirtip bu ayete müracat edilecektir diyorsunuz!

Bizde bunu diyoruz muhterem :) Buda bu ayetin pek tabii diğerlerininde varis tabloları ortaya koyduğunu göstermekte!

İmdi son mesajlarında bir dediğini bir sonrasında reddetmekte sonra tekrar bu dediğine rucu etmektesin, senin bu yanlışlarını düzeltmekle meşgul olmaklıktan meselenin özünde bir türlü ilerleyemiyoruz! Bu hal malum sonda demek zorunda kalacağın hususu dememek içün seçtiğin bir yol yöntem midir!

Bence bu seni malum sonda demek zorunda kalacağından hem kurtarmaz hemde bu gerçeğe sadakat ile mütenasip olmaz!

Fakat bu cümle ikinci durumda da doğrudan geçerlidir. Cümle gayet açık: ''Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur.'' Öyleyse bu durumda da doğrudan bu cümleye göre kıza malın yarısını vereceğiz.


İmdi eğer sen benim sana bütün tafsilatı ile izah ettiğim meseleleri tekrar bana anlatır isen birde bunu batıl iddianı teyit içün yapar isen ben tabiidirki yazdıklarımı tekrar sana göstermek durumunda kalacağım! Bak muhterem, bunları sana zati söyledik!

İmdi senin takıldığın veyahut takılmış gibi gördündüğün hususu da defaatle izah ettik!

Fiiliyatta hangi varis tablosu olur ise olsun evvela varisin kuranda bir varis tablosunda zikrolunan payına nazar edilir! Bu hal her halükarda fiiliyatta tesadüf edilen o varis tablosunun kuranda zikredildiğini değil, fiiliyattaki varis tablosunda yer alan varisin kurandaki varis tablosundaki payına nazar edildiğini gösterir çünkü herhalüşartta kuranda zikredilen takdir olunacak pay içün bir kıstastır!

İmdi farazi bir örnek daha verelim, bak mecburen aynı bahisleri konuşuyoruz çünkü anlamamış görünmektesin!

Bir muris geriye sadece annesini ve tek bir kızkardeşini bıraktığında da kurana nazar edilir ve ayetlerde kızkardeşe 1/2 anneye de 1/6 isabet ettirilir!

Bu hal kuranda bu varis tablosunun tek başına düzenlendiğini göstermez, varislerin payları bu ayetlerde geçtiğinden ayetlere müracat edilir!

Kıstas nedir ayetlerdeki paylar!

Bu kısım onbeş numaralı mesajımdandır, bunun evvelinde de aynı minvalde mesajlarım vardır amma sen hala "anlamamazlıktan" gelmektesin!

Görüyorsun değilmi ayetlere niçün nazar edildiğini!

Bu böyle olmakla birlikte bu feraiz ayetlerinin her biri kendi iç bütünlüklerinde bir kaç varis tablosunu nazara vermektedir! Türkçe meal sarihtir, sana ikidir demekteyimki türkçede sıkıntı var ise gel arapça üzerinden müzakere edelim!Sen evvela hiçbir somut varis tablosu ayetlerde yok diyorsun sonra tam tersini!Hakikat şudur muhterem, bu üç feraiz ayetleri kendi içlerinde varis tabloları verir, bu ayetlerin inme sebebleri içün rivayet edilen nuzuli esbab rivayetlerine bakmak dahi bunu anlamak içün kafidir, nazarına defaatle verdiğim gibi islamın ilk halifesi hangi ayet hangi varis tablolarını ve burada hangi varislerin paylarını zikretmektedir bunu ifade etmiştir!

Bu nuzuli esbab rivayetleri gibi kuranda bu üç feraiz ayetinin yer aldığı kısımlar dahi bu üçünün birbiri ile münasebettar varis tabloları olmadığını ortaya koyar! Nisa onbir ve oniki ayetlerinden sonra onlarca ayetten sonra arada tekrar bir miras bahsi geçer sonra taa surenin sonunda yüzyetmişaltıncı ayette ise özkardeşler içün olan ayet gelir!

Şu hal dahi tek başına meseleyi anlamak içün yeterlidir!

Şu ifadelerimde onüç numaralı mesajımdandır!

Ebu bekir nisa onbirde baba ile çocukların paylarının, nisa onikide koca, karısı ve ana bir kardeşlerin paylarının ve nisa yüzyetmiş altıda ise ana baba bir veyahut baba bir kardeşlerin miras paylarının zikredildiğini ortada daha avl yok iken sarahaten ortaya koymuş!

Bu şu demekki zati ayetlerin zahirinden de sarahaten anlaşılacağı üzre bu ayetlerde bu varislerin miras hukukundaki payları vaaz olunmuştur! Bizim dediğimizde zati budur ve halife ömerde bu bahsi böyle anlamış ve uygulamıştır! Oraya gelmeden belirtmem icab ederki bu mesele fıkıh kitaplarında da ashabul feraiz bahsinde daima "Allah'ın Kitabı'nda Takdir Edilen Paylar" şeklinde geçerki aynı manadır ve yine ehemmiyetle ifade etmeliyimki forumdaki matematik başlığında bu hususu bir müslüman arkadaş "varsayılan/default paylar" diye tesmiye ederek hem varolan fıkıh telakkisini zikretmiş hem bunu yaparken modern terimlerden birini kullanmış, yüzde yüz isabet etmiştir!

Bundan mütevelldi hangi varis tablosu olur ise olsun evvela varisin mirastaki payının zikronulduğu kuran ayetine nazar edilmesi pek tabiidir çünkü varisler ve payları bu ayetlerde yer almaktadır! Amma müzakere ettiğimiz hususta gözden kaçırılmaya çalışılan husus, bu payların mevzu bahis ayetlerde bir varis tablosu içinde yani bir bütünlük içinde zikronulduğudur ve farz olan payın o bütünlük içinde farz olduğudur!

İmdi bütün bunlara gözlerini yummaktasın ve tekrar tekrar niçün farklı varis tablolarında bu ayetlere nazar edildiğini sual etmektesin!

Bizde zarureten hem ayetleri hem bu ayetleri en iyi anlayanların anladıkları bahisde ne dedikleri ve neyi nasıl tatbik ettiklerini tekrar tekrar nazara veriyoruz!

Sizin tezinizin doğru olması için Nisa/11'deki ''Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur.'' cümlesinin sadece ve yalnızca ölenin tek kızı olması ve başka hiçkimsesi olmaması durumu için geçerli olması gerekirdi. Bu ise akla aykırıdır. Eğer bu cümle gerçekten de sadece tek bir kız olması (ve başka hiç kimse olmaması) durumunu düzenlese idi, kıza malın yarısını değil, tamamını verirdi (çünkü zaten başka hiçkimse yok!).


İmdi sözlerindeki büyük hatayı sana gösterelim muhterem!

Evvela bu sözlerinle sen "kuranda geriye murisin sadece tek bir kızı varis olarak kaldığında ona ne verileceği kuranda yazmamaktadır" demekte isenki bunun başkaca bir anlamı yoktur bu kuranda bütün varis tabloları düzenlenmemiştirin itirafıdır!

Evvelinden dediğimiz gibi kuranda bütün varisler yoktur ve yine kuranda bütün varis tabloları da yoktur bunların bulunması akla ve belagata da muhaliftir ve bu ayetlerde bir iç bütünlük vardır misalen kız tek ise iki ve daha fazla ise nene ve dede var ise vs diyerek birbirleri ile münasebettar hususlar zikredilmiştir ve daha da muhimi nassın muktezasıyla sabit olan, nass ile sabit olan gibidir!

Yani ayet içinde birde gereksiz olarak kız tek başına olduğunda kalanıda ona verin denmesini icab ettirir hiç bir husus yoktur, bu nassın muktezasıyla zati anlaşılmaktadır!

Yani, defalarca anlattığım gibi, somut bir varis tablosundan hareket ederek üç ayette yer alan cümleleri tek tek geçiyoruz ve bizi ilgilendiren varis tablosu için geçerli olan cümleleri zihnimizde birleştiriyor ve böylece hüküm veriyoruz.

Zati söylediğimizi söylemektesin ve bir büyük itirafla bunu demektesin! "Hüküm veriyoruz" diyorsun, pek isabetli! Evet muhterem, daha evvelde zikrettiğim gibi her bir varis tablosunda varisler içün kuranda zikredilmiş varis tablolarındaki paylarına bakılır ve bu paylar fiiliyatta tesadüf edilen varis tablosuna tatbik edilir! Bütün tam olarak paylaştırılmış ise mesele yoktur! Amma bütünden artık kalsada veyahut bu paylar toplamı bütünü aşmış ise ne yapılacağının düzenlenmesi sünnet ve içtihad sahasına kalmıştır ve yapılan bu olmuş içtihad yapılarak hüküm verilmiştir!

İmdi görmekteyimki aslında meseleyi kavramışsın amma itirafa yanaşmamaktasın fakat dimağının cilveleri ile itirafların cümlelerine sirayet etmekte!

Keşki bunu böyle yapacağına hakikate tercüman olup gerçeği kabullenebilsen, bu seni tek başına müslüman yapmaz muhterem bundan korkmayasın!

Kuran'ın hiçbir cümlesinde ''ölenin bir tek kızı ve karısı varsa ve başka kimsesi yoksa...'' diye bir cümle yok.

Buda pek muhim bir itiraftır!

Madem öyledir, yani delalet ettiği mana ile kuran "dört çocuğun her birine 1/3" dememiştir o vakit kuranda matematik hata var demek ne haldir!

En başından ifade ettiğimiz gibi bu hal mantık ve matematik hilesidir, kuranın bir iç bütünlük içinde zikrettiği varis tablolarındaki varis paylarını başkaca bir varis tablosunda bütünü aşacak şekilde bir araya getirip bu payların biraraya getirilen varis tablosunda da farz olduğuna dair kurani hiç bir karine yok iken hatta tam aksi karineler var iken bütün bir etmemekte deme cambazlığıdır!

Siz gerçekten de yazılanları okumuyorsunuz! Malın artakalması durumlarında, arta kalan kısmın varisler arasında bölüştürülmesi gerektiği (''nasıl bölüştürülmesi'' demiyorum, bölüştürülmesi gerektiği) ne akıl ile ne de nass ile kesindir!

Yukarda kaynağı ile verdim: sahabenin büyüklerinden Zeyd bin Sabit de reddiye'ye karşı çıkmış ve kalan malın beytü'l male'e bırakılması gerektiğini savunmuştur.


:)

Bak muhterem, ne güzel sahabi görüşlerine müracat etmeyi biliyorsun, bu doğru bir haldir amma yanlış olan sadece işine gelen noktada sahabiyi hatırlamak birde bu işine gelen hususta diğer sahabilerin ne dediğine gözlerini yummaktır!

Reddiye bahsinde de avliye bahsinde olduğu gibi sahabenin ittifakı vardır, birinde ibni abbas diğerinde zikrettiğin gibi zeyt bin sabit sahabe içinde münferit kalmıştır!

Şu alıntı el-ihtiyardan!

Redd, avlin zıddıdır. Muayyen hisse sahiplerine hisseleri verildikten sonra geriye hisse kalır ve bunu alacak bir asabe bulunmazsa, geri kalan hisse yine muayyen hisse sahiplerine hisseleri miktarınca geri çevrilip verilir. İşte buna redd denmektedir. Ancak karı ile kocaya redd yapılamaz: Bu Hz. Ömer (ra), Hz. Ali (ra), İbn. Mes'ûd (ra) ve İbn Abbâs (ra) ın görüşleridir. Hz. Osman (ra) ın karı ve kocaya da redd yaptığı rivayet edilir. Ancak bu râvinin bir vehmidir. Şu kadar var ki; Hz. Osman (ra) ın başkasına değil, kocaya redd yaptığı sahih bir rivayette bildirilmiştir. Bunu da şöyle tevil edebiliriz: Onun kendisine redd yağtığı koca ölen karısının amcasının oğlu olduğu için, Hz. Osman (ra) artan hisseyi asabe sıfatıyla ona vermiştir. Zevceye gelince; bir kimsenin ona redd yaptığı hakkında bir nakil mevcut değildir.

Zeyd b. Sabit (ra), 'hisselerden artan tereke beytü'l- male bırakılır’ demiştir. İmam Mâlik ile İmam Şafiî de bu görüştedirler. Bizim bu hususdaki delilimiz ise, şu hadîs-i şerîfdir:

"Bir kimse (ölüp de geride) bir mal veya hak bırakırsa, bu onun mirasçılarınındır. " Akrabalık kalan mirasın tamamını haketmenin illetidir. Zira mal sahibi ölmüş ve artık o mala ihtiyacı kalmamıştır. Bu mal bir kimseye intikal etmezse, sahipsiz kalır. Bu malı almaya insanlar arasında öncelikli olanlar, ölünün yakınlarıdır. Onlar bu malı akrabalık sebebiyle bir ihsan olarak alma hakkına sahip olurlar. Ancak bir mirasçı başka mirasçıların da bulunması halinde o malın tamamını alma hakkına sahip olamaz. Çünkü onların da bu malı alma hakları vardır. Tek mirasçı yalnız kaldığında mirasın tamamını alma hakkına sahip olur. Şu halde başka mirasçıların da mevcud olmaları halinde bir mirasçı hissesi kadarını miras olarak almalıdır. Yalnız başına kaldığında artan kısmı da alır.

İmdi gördünmü nass varmı ve bu nasstan hareket ile sahabi yani kuranı anlamada müslümanlar içinde en önde gelenler nasslar ışığında aklen neyi zaruri görmüştür umarım idrak etmişsindir!

Hayır efendim,

işte bu mantığınız iki açıdan sakat. Birincisi ve hepsinden önemlisi: Reddiye zaten başlıbaşına bir sorun ve sizin iddia ettiğiniz gibi ''kesin'' değil.

Evvela kesindir, yukarıda nakledilen hadise gözlerini yumabileceğini nazara alarak ebu davud, tirmizi ibn mace ve ahmed bin hanbelin eserlerinde naklettikleri şu rivayetide nazarlara verelim!"Kim bir mal bırakırsa, bu mirasçılarınındır. Ben, mirasçısı olmayanın mirasçısıyım. Gerekliği durumda diyetini öderim ve mirasçısı olurum. Dayı, mirasçısı olmayanın mirasçısıdır. Onun diyetini öder ve ona mirasçı olur"
Ebû Dâvud, Ferâiz, 8; Tirmizi, Ferâiz, 12; Ibn Mâce, Diyât, 7, Ferâiz,9; Ahmed b. Hanbel, Müsned I, 28, 36, IV, 131

İkinci husus reddiye niçün başlı başına bir sorun olsun! Feraiz bahsinde bütün ihtimaliyatın kuran metni içinde olması zaruretini kim iddia etmekte! Sünnetin fonksiyonu niçün gözardı edilmekte!

Kuranda üç ayet içinde zikredilen varisler içün bütün ihtimaliyatın sarahaten zikredilmesi nasıl bir metni vucuda getirir idi bir düşününüz ve esas muhimi nass ortaya muktezası ile icab edileni koymuş iken belagat şahikası kuran niçün gereksiz sarahate başvursun!

Bunlar sizin aklınızı dahi tatmin etmeyen suni itirazlardır muhterem!

İkincisi reddiye'den hareketle avliye'yi meşrulaştıramazsınız.

Tekrar edeyim niçün!

Niçün sadedinde söylediğinin mesele ile rabıtası ne! Malın artması eksilmesi değilki iddianız, size iddianızıda biz mi hatırlatacağız muhterem!Demektesinizki "kurandaki oranlar her bir varis tablosunda olduğu gibi uygulanmıyor ve bundan mütevellid matematik hata var"

Böyle mi değil mi!

Reddiyede de oranlar değişmekte artmaktadır, böyle mi değil mi!

Bu hal ile tersi avliye tam olarak aynı gereklilik ve delillerle vucuda gelmekte!

Böyle mi değil mi!

Bu sebeple reddiye içün kabul edilen pek tabii ve zarureten avliye içünde kabul edilir olmakta ve bu itirazınızda geçersiz kalmaktadır!

Böyle mi değil mi!

Tekrar edeyimki itiraz edebilmeniz içün iki hal arasında iddianız nazara alınarak fark ortaya koymalısınız! Hiç bir nass deliliniz olmadan kuranda zikredilen oranların her bir varis tablosunda aynısı ile uygulanması gerektiğini iddia etmenizden mütevellid sizin içün reddiyede avliye de aynı haldir ve esasta da belirttiğim gibi bu iki içtihadi hal aynı gereklilik ve delillerle vucuda geldiğinden bu iki hal gerçekte de benzerdir!

Bundan mütevellid birinin meşruiyeti veyahut gayrı meşruluğu aklın zarureti icabı öbürününde meşruiyeti veyahut gayrı meşruluğudur çünkü ikiside benzer meşruiyetten doğmakta içtihad için gerekli aynı şartlara haiz bulunmakta ve aynı akli ve fıkhi kaide ile karara bağlanmakta!

Ne idi o kaide muhterem!

Nassın muktezasıyla sabit olan, nass ile sabit olan gibidir!

Ben demiyorum, Ömer'in kendisi diyor. Yahu neden bir türlü şu açık-seçik cümleye bir izah getirme zahmetine katlanmıyorsunuz?


Evvela gerçekte ömerin ne dediğini muhimsemek lazım, gerçeğe sadakat şarttır, olmadan olmaz! Halife ömerin ne dediğini ve bunu nasıl anlamak lazım geldiğini sarih türkçe ile ortaya koyduk, birde bunları zati neredeyse her mesajımızda yazdık, amma iradeyle "anlamamak" halinde direnmekliğinizden izah getirme zahmetine katlanmıyorsun demektesin muhterem ve bununla hem benim yazdıklarıma hem akla gözlerini yummakta ihanet etmektesin!

Bak şu satırlar onyedi numaralı mesajımdandır!

Asıl yazılanlara nazar etmeyen üzülerek söyliyeyimki sensin muhterem, halife ömerin sözleri ile ilgili yazdığın şeyler içün sana "Muhterem mesajının bundan sonraki kısmında hem sana anlatılan bahisleri tekrar gündeme getirdiğin hem malesef müracat ettiğin kaynakların demediğini demiş gibi naklettiğin hemde o kaynaklarda seni ve iddianı çürüten ifadeleri görmezden geldiğinden, mesajının devamını ele almak ve seni incitmek istemiyorum çünkü ya ıstılahı bilmemekten mütevellid büyük hatalar yapmaktasın veyahut bildiğin halde yanlış konuşmaktasın!" demiş idim!

İmdi tekrar halife ömerin sözlerine nazar edip hala yukarıdaki sözleri diyebilmekle kalmayıp sıkılmadan birde halifeye şu yorumu isnat etmektesin "Allah bu durumda aslında bu oranları farz kılmış, ama bu oranları vermeye kalktığımda mal yetmiyor"

İmdi muhterem anlaşılmaktadırki esasta meselenin özünü anlamak ve doğruyu öğrenmekten çok, bu bahiste uzatmaları oynamak derdi ve azmindesin!

Evvelinden sana müteaddid defalar gösterdiğim gibi farz sahipleri ve hisseleri tabirinin künhü nedir! Üç ayette zikronulan tablolardaki paylardır! Başkaca varis tabloları içünde bu ayetlere müracat edilmesinin tabiiliği ve hikmetini iki misal üzerinden sana gösterdim!

Burada da halife ömerin sarahaten dediği hadi diyelim ıstılaha yabancısın ve anlayamadım, farz hisse sahiplerinin ashabı feraizden misalen kocanın payını mevcut durumda zikretmektir! Bunu zati yapmalıdır çünkü kıstası o ayettir, bundan mütevellid ömerin o payları niçün zikrettiği sarihtir!

Ashabı feraizin payları bu varis tablosunda bir araya geldiğinde paylar mahreci aştığında halife ömer içtihadda bulunuyor çünkü "Allah (cc) ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum. " diyor!

İmdi bu söz sarahaten "kuranda sizin için, yani böyle bir varis tablosunda farz emredilmiş bir taksim şekli yani falan paylarla bir taksimat görmüyorum" demek iken, analisanının türkçe olduğunu sandığım sen, bunu tevil de diyemeyeceğim bir şekilde nasıl çarpıtabilmektesin!

Muhterem, türkçede sıkıntı var ise o vakit ömerin ana lisanı ile ne dediği üzerinden yürüyelim ne dersin!

Halife zikrettiğimi söylemekle de kalmıyor, bu varis tablosu içün farz kılınmış bir emir olmadığını sarahate kavuşturan şu sözleride söylüyor "Ama ben şöyle düşünüyorum; bu eğer doğru ise, Allah (cc) dandır. Yanlışsa, bendendir. Hissedarların hepsinin hisselerinde eksiltme yapmayı düşünüyorum."

Yani bir içtihad yaptığını bunda da hata etmiş olabileceğini sarahaten ortaya koyuyor halife!

İmdi yazılanları okumayan kimmiş!

Ömerin ne dediğini muhimseyen ve muhimsemeyen kimmiş!

Ve muhimi ömerin sözlerineki sarahaten ortadadır ve izaha gerek yoktur yinede izah getiren kimmiş ve daha muhimi ömerin bu sözlerinin hemen akabinde söylediği ve burada konuşulan batıl iddiayı berhava eden sözlerine gözlerini yuman kimmiş!

Bak muhterem altını kalın kalın çizmekteyim, konuşan ahmet mehmet, alchindus veyahut ulpian değil, halife ömer! Hz. Muhammedin en yakınında bulunmuş islamın ikinci halifesi kuranı anlamada ehliyeti herkesce kabul edilmiş, hilafeti süresince ictihadları ile islam fıkıh ve içtihad geleneğinin en büyük başvuru mercilerinden olmuş ömer varislere diyorki "kuranda sizin için, yani böyle bir varis tablosunda, farz, yani emredilmiş bir taksim şekli, yani falan paylarla bir taksimat görmüyorum"

Tekrar edeyim analisanın türkçe ise şu kelamdan ne anlamaktasın bir yazıver!

Bu talebiniz yersiz ve akıl-dışı, aynı şeyi tekrarlayıp duruyorsunuz.

Yersiz ve akla muhalif olan, kuran bir varis tablosunda bir bütün içün bütünü aşacak paylar zikretmemiş iken "kuranda matematik hata var" demektir ve tam münasip olan "eğer muhal farz böyle bir şey var ise kuranda bir varis tablosunda bir bütün içün bütünü aşacak paylar zikredilmelidir, var mıdır böyle bir ayet!" demektir!

Buna cevap verememek ve bu talebi akla uzak göstermek iddianın batıllığının zımni itirafı ile birlikte gerçeğe sadakatsizliktir!

Kuran'da zaten cümlelerin hepsi tek tek izole haliyle farklı varis tablolarını düzenlemiyor.

Muhterem artık sıkıntın o kertedeki aynı mesaj içinde kendini tekzip etmektesin!

Bir var dediğine sonradan yok demektesin! Daima yanlışlarını düzeltmekle meşgul olamayızki! Yazdığım varis tabloları içün defaatle "burada hata var şu varis tablosu burada yoktur yada başkaca şu varis tablosu vardır diye düşünmekte isen yazıver" dememe rağmen yazamadın çünkü yazdıklarım doğru idi!

Doğruya doğru diyememek gerçeğe sadakatsizliktir amma bunu da geride bırakıp olanı inkar etmek çok daha vahim bir haldir muhterem!

İmdi muhterem artık uzatma dakikalarıda tükenmiştir!

İddianı ispat içün zikretmen zaruri olan hiç bir hususu zikredemeyeceğini zımnen itiraf ettiğine, bu iddianın batıllığını kuran metni ve sahabi görüşleri ile ortaya koyduğumuza göre artık senin içün geriye kalan bir iş vardır!

Bunu yaparak müslüman olmazsın amma sözüne itibad edilir biri olmaya devam edebilirsin!

Gerçeğe sadakat şarttır muhterem, bu muhim hususu tekrar ifade edelim!

ulpian
29-10-2009, 00:08
sayın Alchindus,

lütfen şimdi meseleyi onur/kibir meselesine dönüştürmeden bütün açık-yürekliliğinizle bu mesajı bir okuyunuz. ''Avli gerektiren varis tabloları Kuran'da zaten yoktur.'' cümlenizin yanlış olduğunu kabul edeceğinizden bu sefer eminim. Daha önce de dediğim gibi, bu iddianızın yanlışlığını kabullenmekle zorunlu olarak Kuran'da matematik hatası olduğunu da kabullenmiş olmazsınız. Bir an için tartışma psikolojisinden çıkıp, sizin şu yazdıklarınızı ve akabindeki açıklamalarımı tüm samimiyetinizle okuyunuz.


Hakikat şudur muhterem, bu üç feraiz ayetleri kendi içlerinde varis tabloları verir, bu ayetlerin inme sebebleri içün rivayet edilen nuzuli esbab rivayetlerine bakmak dahi bunu anlamak içün kafidir, nazarına defaatle verdiğim gibi islamın ilk halifesi hangi ayet hangi varis tablolarını ve burada hangi varislerin paylarını zikretmektedir bunu ifade etmiştir!


Bu nuzuli esbab rivayetleri gibi kuranda bu üç feraiz ayetinin yer aldığı kısımlar dahi bu üçünün birbiri ile münasebettar varis tabloları olmadığını ortaya koyar!


Bu ifadeleriniz tartışmanın neden ve nerede kilitlendiğini ve hangi noktada bir düşünce hatasında olduğunuzu açıkça göstermekte.

Nisa/11 ve 12'nin nüzul sebebi zaten aynı olaydır!

Sad b. Rabi ölür ve geride iki kızı, karısı ve bir erkek kardeşi kalır. Bunlar arasında paylaşımın nasıl yapılacağı ile iligli olarak bu iki ayet gelir.

İki kıza verilen pay Nisa11'de açıklanırken, kadına düşen pay Nisa12'de tespit edilir.

Yani bu iki ayetin geliş sebebini oluşturan olayın kendisi zaten tek bir cümle veya ayet bütünlüğü içinde ele alınmamıştır. İki ayetin ilgili cümleleri birbirine ''münasebettar'' bir varis tablosunu oluşturmaktadır.

Demek ki, yanlış iddilarınızın temelinde bu hatalı bilgi yatıyormuş.


Şimdi benim daha ilk mesajımda vermiş olduğum Ebu Bekir'in sözlerini de doğru şekilde anlayabilirsiniz:

"Allah Teâlâ'nın Nisâ sûresinde ferâiz (miras hukuku) hakkında indirmiş olduğu âyetlerden birincisi (Nisa/11) çocuk ve baba hakkındadır. İkincisi (Nisa/12) koca, karısı ve ana bir kardeşler hakkındadır. Üçüncüsü (Nisa/176) ana, baba bir veya baba bir kardeşler hakkındadır."

Yani: Eğer varis tablosunda mesela sadece çocuk var ise, sadece Nisa11 geçerli. Ama hem çocuk hem de karı/koca var ise o zaman Nisa11 ve Nisa12 aynı anda ve aynı varis tablosu için geçerli.


Muhterem,
umarım bu sefer görebiliyorsunuzdur hatanızı. Çünkü daha açık gösteremem.

Kendi mesajınızın yukarda alıntıladığım bölümünü tekrar okuyunuz:

İddialarınız:
=> ''bu üç feraiz ayetleri kendi içlerinde varis tabloları verir''
=> ''bu üçünün birbiri ile münasebettar varis tabloları olmadığını ortaya koyar!''
=> ''bu ayetlerin inme sebebleri içün rivayet edilen nuzuli esbab rivayetlerine bakmak dahi bunu anlamak içün kafidir''


Bu iddialarınızın yanlış olduğunu kabul edecek misiniz muhterem. Gerçekten çok merak ediyorum!

Nüzul sebebi: Sad b. Rabi şehit olur. Geride iki kızı, bir karısı ve bir erkek kardeşi kalır.

Bu olay için Nisa11 ve 12 gelir.
İki kıza üçte iki verileceği Nisa11'in bir cümlesinde açıklanırken, karıya sekizde bir verileceği Nisa12'nin bambaşka bir cümlesinde açıklanmıştır.


Yani baştan beri dediğim gibi, Kuran'da zaten hiçbir varis tablosu bir cümle bütünlüğü içinde yer almamış. Farklı bir düzenleme tekniği kullanılmış.

Nüzul sebebini oluşturan durumdan devam edersen, mesela ''ölenin iki kızı, bir karısı, bir de kardeşi var ise'' denmemiş. Çocukların payları (farklı durumlara göre) Nisa11'de belirtilmiş, karı-kocanın payları (yine farklı durumlara göre) Nisa12'de belirtilmiş. Zaten Ebu Bekir'in sözü de tam da bu yalın gerçeği ifade etmekte.

Ve yine baştan beri dediğim gibi, pratikte karşımıza çıkan bir varis tablosu'nda Kuran'a göre ne yapacağımızı belirlemek için, bu üç ayetin bu varis tablosu ile ilgili olan cümlelerini zihnimizde birleştirerek uyguluyoruz.

Yani (nüzul sebebinde olduğu gibi) ölenin iki kızı, bir karısı ve bir kardeşi var ise, BU DURUM İÇİN GEÇERLİ OLAN cümleleri bu üç ayetten ayıklıyoruz ve zihnimizde birleştirerek uyguluyoruz. Ayetlerde kullanılmış olan düzenleme tekniği bu!


Yani sayın Alchindus,

''Avli gerektiren meseleler Kuran'da zaten yoktur. Çünkü bu durumlar bir ayet/cümle bütünlüğü içerisinde yer almamıştır'' iddianız külliyen yanlıştır. Ayrıca bilmelisiniz ki, avl'i gerekiren farklı varis tabloları vardır ve bazıları sadece Nisa11 ve 12'nin birbiriyle münasebettar olarak oluşturduğu tablolardır (yani Nisa/176'nın ilgili olmadığı halde, avlin gerekli olduğu durumlar da vardır).

Dediğim gibi, ''Bu tablolar Kuran'da yoktur'' iddianızdan en geç şimdi vazgeçme durumundasınız. Bu iddianın yanlış olduğunu kabullenmekle, Kuran'da matematik hatası olduğunu otomatikmen kabul etmiş olmazsınız. Fakat bu iddianızın yanlışlığını kabul etmeye mecbursunuz.

Dilinizden düşürmediğiniz GERÇEĞE SADAKAT ilkesi bunu mecbur kılmakta.

saygılarımla

Alchindus
30-10-2009, 22:04
Bu ifadeleriniz tartışmanın neden ve nerede kilitlendiğini ve hangi noktada bir düşünce hatasında olduğunuzu açıkça göstermekte.

Nisa/11 ve 12'nin nüzul sebebi zaten aynı olaydır!

Sad b. Rabi ölür ve geride iki kızı, karısı ve bir erkek kardeşi kalır. Bunlar arasında paylaşımın nasıl yapılacağı ile iligli olarak bu iki ayet gelir.

İki kıza verilen pay Nisa11'de açıklanırken, kadına düşen pay Nisa12'de tespit edilir.

Yani bu iki ayetin geliş sebebini oluşturan olayın kendisi zaten tek bir cümle veya ayet bütünlüğü içinde ele alınmamıştır. İki ayetin ilgili cümleleri birbirine ''münasebettar'' bir varis tablosunu oluşturmaktadır.

Demek ki, yanlış iddilarınızın temelinde bu hatalı bilgi yatıyormuş.


:)

İmdi muhterem, tartışma usulunuzu hayretle izlemekteyim. Evvela bir iddiayı gündeme getiriyorsunuz, sonra bunun yanlışlığı size gösterildiğinde dönüyor evvela zikrettiğinizle tenakuz halinde olan bir başka iddia zikrediyorsunuz yani kendi kendinizi tekzib ediyorsunuz sonra bunun yanlışlığıda nazarınıza verildiğinde evvelinde olanlar hiç olmamış gibi tekrar ilk iddianıza rucu ediyorsunuz!

Kuranda evvela avli gerekli kılan varis tabloları vardır dediniz, olmadığını size gösterdiğimizde döndünüz "zati ayetlerde somut hiç bir tablo yok" dediniz bununda yanlış olduğunu size gösterdik imdi tekrar ilk savınıza rucu ediyorsunuz. Arada reddiyenin nass dayanağının olmadığını savunma ve bunun yanlışlığı ortaya konunca sukut etme gibi gerçeğe sadakatsizliği gösterir başkaca kusurlarda var!

İmdi bu hususu belirttikten sonra tekrar meseleye dönelim!

Verdiğin misal hem feraiz ilmini hem ıstılahı bilmediğini çok açık göstermiştir!

Evvela zikrettiğimi tekrar nazara verelim!

"feraiz ayetleri kendi içlerinde varis tabloları verir"

Bu hakikat midir, hakikattir!

Bu ayetlerin zikrettiği varis tabloları nedir! Yukarıda çokça söyledik hatta "yanlış varsa düzelt muhterem" diyerek. İtiraz etmedin çünkü hata yok idi! Sonra dedik ki "bu ayetlerin inme sebebleri içün rivayet edilen nuzuli esbab rivayetlerine bakmak dahi bunu anlamak içün kafidir, nazarına defaatle verdiğim gibi islamın ilk halifesi hangi ayet hangi varis tablolarını ve burada hangi varislerin paylarını zikretmektedir bunu ifade etmiştir!"

Bunlardan evvelde tafsilatıyla ifade ettikki ayetlerin zahirinden de sarahaten anlaşılacağı üzre bu ayetlerde zikronulan varislerin miras hukukundaki payları vaaz olunmuştur! Bu husus fıkıh kitaplarında da ashabul feraiz bahsinde daima "Allah'ın Kitabı'nda Takdir Edilen Paylar" şeklinde geçerki aynı manadır! Hatta forumdaki matematik başlığında bu hususa dair bir müslüman arkadaşın "varsayılan/default paylar" diye tesmiye edişini nazarına verip bunun varolan fıkıh telakkisini zikrettiğini bunu modern terimlerden biriyle yaptığını ve yüzde yüz isabet ettiğini de zikrettim!

İmdi sen bütün bunlardan sonra saad bin rebinin kızlarına dair bir rivayeti nazara veriyorsun, pekiyi bununla neyi göstermiş oluyorsun!

Feraiz ilmini ve ıstılahı bilmediğini!

İmdi bunları sana gösterelim!

Mesele şudur, amca cahiliyyeden kalma anlayışla kadına kıza mal düşmez diye düşündüğünden kardeşinin mirasını alır, şehit sahabinin hanımı gelir Hz. Muhammede ve iki kızının halini nazara verir! Bunlar evlenecek malları olmazsa halleri ne olur diye sual eder, yani ana "kız çocuklarım ne olacak" demektedir!

Hz. Muhammedde kadına yaradan hükmünü indirinceye kadar beklemesini söyler ve kadın gider! Sonra tekrar gelip durumunu arz edince nisa onbir iner! Bu ahval atadan nakille elmalılıda geçer, bir çok hadis kitabında da bazı farklarıyla değişik vecihlerde geçmiştir!

İmdi nisa onbirin hemen girişinde ne deniyor!

Allah sizlere, miras taksiminde çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişi payı verilmesini emrediyor

Görüldüğü gibi bu ayet çocuklara dairdir, çocukların erkekli dişili olması, sadece dişi olması, çocukların varolması veyahut olmaması haline göre düzenlemeler var ayet içinde! Nazarına defaatle verdiğim halife ebu bekir ne diyordu bu ayet içün!

"Allah Teala'nın Nisa suresinde feraiz hakkında indirmiş olduğu ayetlerden birincisi çocuk ve baba hakkındadır."

Pekiyi nisa oniki!

Oda ayetten görüleceği üzre eşler ile anababa bir veyahut baba bir olmayan kardeşler içündür! Ne demiş idi halife ebu bekir bu ayet içün!

"İkincisi koca, karısı ve ana bir kardeşler hakkındadır"

Bu rivayetten anlaşıldığı üzre ne olmuştur!

Bu gibi hadiselerden ulemanın çıkardığı sonuç gibi "sebebin hususiliği, hükmün umumiliğine mani değildir" hali gerçekleşmiş bu hadise vesilesiyle kadın eşin çocuklu veyahut çocuksuzluk halinde kocasının mirasından ne pay alacağı, kızçocuklarınında erkek kardeşleri olmadığında mirastan paylarının ne olacağı ayetlerdeki varis tablolarında zikredilmiştir!

Yani bu iki ayet "mirascı olarak kadın eş iki kızı ve bir amca geriye kaldığında" gibi bir varis tablosunu düzenlememektedir, bu iki ayette bu varis tablosundaki kız çocukları ve kadın eş varislere ne verileceği içün kıstaslar vardır çünkü birinci ayet başkaca bir varis tablosunda iki kız çocuğunun payını zikretmiştir diğeri eşin payını!

Rivayette nazara verilen nedir!

Kızlarım ne olacak diyen ana!

İmdi ikinci yanılgın ve ıstılahı bilmeme haline gelelim!

Bu rivayet olunan miras taksiminde amcanın hali nedir!

Asabe olma halidir çünkü o kalanı yani 5/24 ü almıştır yani kalanı.

İmdi senin "İki ayetin ilgili cümleleri birbirine münasebettar bir varis tablosunu oluşturmaktadır" sözünün gerçersizliği ortada değil midir!

Varis tablosu ne idi!

Eş, iki kız ve amca!

Nisa onbir ve onikiye bakınca amcaya ne verileceği belli değildir!

Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine üçte bir, eğer ölenin kardeşleri de varsa o zaman annesine altıda bir verilir.
Nisa 11

Eğer bir erkek veya kadının çocuğu ve babası yok da kelale yönünden -yan koldan- ana bir erkek veya kız kardeşi bulunuyorsa her birine altıda bir düşer. Eğer bunlar, bundan fazla iseler, zarara uğratma kasdı olmaksızın yapılan vasiyet veya borçtan sonra üçte birinde ortak olurlar.
Nisa 12

Görüleceği üzre amcanın ne alacağı yoktur bu ayetlerde, surenin ta sonunda yer alan ayette zikrolunan kardeş payıda kelale içün yani babası ve çocuğu olmayan içündür!

Yani muhterem bu iki ayette amcanın hali yoktur ve zati çocuğu olana amca ashabul feraiz olarak varis olamaz, asabe olarak olur!

İmdi bu iki ayete bakarak bana söyler misin amcaya ne vereceğiz! Nisa onbirde ölenin kardeşi varsa ölenin annesine ne verileceği zikrediliyor nisa onikide ise öz olmayan kardeşin babası ve çocuğu olmayan murise varis olması zikrediliyorki saad bin rebinin mirasında bu hal yoktur!

Evet muhterem ulpian bu iki ayete bakarak söyler misin amca ne alacaktır!

İmdi anlıyormusun bu naklettiğin rivayet bize bu iki ayetin "bu varis tablosunu düzenlemek içün mü yoksa bu meseledeki varislerden kadın eş ve kız çocuklarının paylarının zikredilmesi içünmü" indiğini gösteriyormuş!

Çok açıktırki bu iki ayetten birisi kız çocuklarının halini diğeri kadın eşin halini zikretmiştir yani ashabul feraizden olan bu iki varisin paylarını rivayet olunan hadise vesilesi ile yaradan ayetlerde zikronulan tablolarda vermiştir! Bundan mütevellid yine sarihtirki bu iki ayetteki varis tabloları birbiri ile münasebettar değildir!

Yani: Eğer varis tablosunda mesela sadece çocuk var ise, sadece Nisa11 geçerli. Ama hem çocuk hem de karı/koca var ise o zaman Nisa11 ve Nisa12 aynı anda ve aynı varis tablosu için geçerli.


Hatalarını düzeltmekten usandık muhterem, defaatle izah ettik, gerçek hayatta bir varis tablosu ortaya çıktığında o varislerin kuranda zikronulan varis tablolarındaki paylarına nazar edilir, bu hal o tabloların cem edildiğini göstermez!

Senin hatalı kelamın şu şekilde düzeltilmelidir! Eğer mirasa kız çocukları ile anne varis olmuş ise kızlara ne verileceği içün nisa onbire anneye ne verileceği içün nisa onikiye bakılır!

Bu böyledir, amma bu iki ayetteki varis tabloları cem edilir demek değildir!

Bu ayetlerdeki varis tabloları erkek çocukların olmadığı halde şunlardır, bir hata var ise zikret!

Nisa 11
İki kız, büyük anne ve büyük baba
Tek kız çocuğu, büyük anne ve büyük baba

Nisa 12
Murisin çocukları ile birlikte erkek eş
Murisin çocuğu yok, erkek eş ve murisin babasıda yoksa kardeşleri
Murisin çocukları ile birlikte kadın eş
Murisin çocuğu yok, kadın eş ve babasıda yoksa kardeşleri

İmdi bu iki ayetteki varis tabloları bunlardır muhterem, mealler sarih türkçedir. Türkçede sıkıntı var ise arapça orjinali üzerinden müzakere edelim!

İmdi tekrar meselemize döner isek nisa onbir ve onikide zikredilen paylar ile taksim yapılır ve mal artar ise işte islam evvelinde mevcut asabe usulu ile kalanı amca almakta! Bu şekildeki bir pay taksiminde payların toplamda tam etmesi halinde mesele yoktur, amma tamdan eksik veyahut fazla kalındığında ne yapılacağı ise ayetlerce düzenlenmemiştir amma ne yapılacağı meselesinde gerekli kıstas verilmiştir!

Bundan da mütevellid avl ve reddiye içtihadları gerçekleşmiştir!

İki kıza üçte iki verileceği Nisa11'in bir cümlesinde açıklanırken, karıya sekizde bir verileceği Nisa12'nin bambaşka bir cümlesinde açıklanmıştır.


Bunu defaatle zikretitk, esasen "bambaşka bir cümlede" değil, başkaca bir varis tablosunda diyeceksin, yani kızçocuklarının paylarının zikredildiği varis tablolarından başkaca bir varis tablosunda!

Bunu kaçıncı zikredişim unuttum amma tekrarlayalımki farz sahipleri ve hisseleri tabirinin künhü üç ayette zikronulan tablolardaki paylardır! Başkaca varis tabloları içünde bu ayetlere müracat edilmesinin tabiiliği ve hikmetini iki misal üzerinden sana evvelinden gösterdim!

Ashabı feraizin payları bu varis tablosunda bir araya geldiğinde eş içün nisa onikiye nazar edilmesi pek tabiidir çünkü eş içün zikronulan pay o ayettedir! Mesele o pay ile varsa diğer payların bütünden eksik veyahut fazla olması halindedir ve bu halde ne yapılacağı sünnet ile içtihad sahasına bırakılmıştır çünkü ayetler ile bu konuda bir düzenleme yapılmamıştır!

Zati matematik hata iddiasının batıllığıda buradadır çünkü defaatle zikrettiğim gibi kuran bir bütün içün bütünü aşan payları bir varis tablosunda zikretmediği gibi, avl gerektiren varis tablolarında hangi varise ne verileceğini hükme bağlamamıştır çünkü böyle bir varis tablosu kuranda yoktur!

Bundan mütevellid halife ömer avli gerekli kılan ilk varis tablosuna tesadüf ettiğinde "Allah (cc) ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum" demiştir!

Bunu diyerekde sarahaten "kuranda sizin için, yani böyle bir varis tablosunda farz emredilmiş bir taksim şekli yani falan paylarla bir taksimat görmüyorum" demiştir!

Evvelinden söylediğim gibi halife bunu söylemeklede kalmıyor, bu varis tablosu içün farz kılınmış bir emir olmadığını sarahate kavuşturan şu sözleride söylüyor "Ama ben şöyle düşünüyorum; bu eğer doğru ise, Allah (cc) dandır. Yanlışsa, bendendir. Hissedarların hepsinin hisselerinde eksiltme yapmayı düşünüyorum"

Yani bir içtihad yaptığını sarahaten ifade ediyor!

İçtihad hangi mevzuda olur muhterem!

Hakkında nass olmayan meselede!

Mesele budur muhterem ve sen hala işin özü sarahate kavuşmuşken öze dair bir şey diyemiyorsun ve üzülerek söyliyeyim yanlış üzerine yanlış yapıyorsun.

Yani baştan beri dediğim gibi, Kuran'da zaten hiçbir varis tablosu bir cümle bütünlüğü içinde yer almamış. Farklı bir düzenleme tekniği kullanılmış.


Usandık gayrı bir sözünü aynı mesaj içinde tekzib etmenden! Yukarıda varis tablosu varmı yokmu gösterdik, itirazın var ise ortaya koyda hepberaber kuranda bir cümle bütünlüğü içinde varis tablosu varmıymış yokmuymuş görelim muhterem!

Nüzul sebebini oluşturan durumdan devam edersen, mesela ''ölenin iki kızı, bir karısı, bir de kardeşi var ise'' denmemiş. Çocukların payları (farklı durumlara göre) Nisa11'de belirtilmiş, karı-kocanın payları (yine farklı durumlara göre) Nisa12'de belirtilmiş. Zaten Ebu Bekir'in sözü de tam da bu yalın gerçeği ifade etmekte.


Hele şükür, doğru bir paragraf yazdın muhterem ve buda bir itiraftır! Amma şimdi burada sen böyle demiş iken aynı zamanda yukarıda "İki ayetin ilgili cümleleri birbirine münasebettar bir varis tablosunu oluşturmaktadır" diyende olmaktasınki bu tenakuzdur!

Evvelinden dediğin yanlış sonradan dediğin doğrudur! Yani çocukların payı içün nisa onbire nazar edilip eş içün nisa onikiye nazar edileceği bahsi doğrudur amma müzakere ettiğimiz bu değil, ashabul feraizin kurandaki varis tablolarında zikronulmuş paylarının başkaca bir varis tablosunda bütünden eksik veyahut fazla olması halidir!

İşte konumuz bu halin vuku bulmasında red ve avl yapılmasıdır! Birileri mantık hilesi ve matematik cambazlığı yapıp kuranda nazara verilen varis tablolarında zikronulmuş bu payları, bir araya geldiklerinde bütünü aşan tablolarda da cari gibi göstermek istemiştir!

Amma velakin böyle bir kurani nass karine yoktur! Tam aksi vardır ve içtihadlarda bu sebeple yapılmıştır çünkü bu tablolarda varis paylarının tam olarak ne olacağı nass ile sabit değildir!

Yani sayın Alchindus,

''Avli gerektiren meseleler Kuran'da zaten yoktur. Çünkü bu durumlar bir ayet/cümle bütünlüğü içerisinde yer almamıştır'' iddianız külliyen yanlıştır.


Tamamen hakikattir çünkü iddianız matematik bir hata iddiasıdır buda defaatle zikrettiğim gibi bür bütünü aşacak payları o bütün için farz kılmakla olabilir!

Bu varmıdır kuranda! Yoktur! O vakit matematik hata da yoktur! Senin söylediğin defaatle zikrettiğimizdir, yani başkaca varis tablolarındaki varis paylarını bir varis tablosunda cem etmektir!

Bu cem işlemi o varis tablosunun kuranda zikredildiğini göstermez, zati zikredilmemiştirde!

Fiiliyatta bir varis tablosundaki varislerin payları içün bu üç ayete nazar edilmesi neticesi payların bu varis tablosunda cem edilmesi bu varis tablosunun kuranda olduğunu göstermez, bunu kaçıncı kez zikredeceğiz, türkçe konuşmaktayız!

Bir varis tablosunun nasıl zikronulacağı üç ayette sarihtir, dönüp bakıver! Avli gerekli kılan bir varis tablosu o üç ayetin birinde var mıdır!

Yoktur! Hakikat budur muhterem, bunu kabul etmek istemesende!

İmdi mesajımızı nihayetlendirirken, yani yanlışlıklarını tashih etmeden sonra birde sana iddianızı tekrar hatırlatmış iken bunu nasıl ispat edebileceğinizi de tekrar nazara verelim!

Yapman gereken pek bir isabetli örneğinde olduğu gibi kuranın "dört oğlun her birine 1/3" gibi bir taksim yaptığını göstermektir çünkü matematik formül hatası budur!

Bunu yapamıyorsanki yapamıyorsun çünkü yoktur o vakit hiç olmazsa red ve avlin nassi dayanağı olmadığını ortaya koymalısınki bir zaman daha bu savın arkasında durabilesin!

Bunuda yapamıyorsanki yapamıyorsun o vakit soruyorum hala nasıl "kuranda matematik hata var" diyebilmektesin!

İspat ile mükellef olan iddia makamı olduğu halde biz burada bu iddiayı çürütücü onca şey yazdık, evvela kuran ayetlerini nazara verip varis tablolarını ortaya koyduk!

Sonra islamın ilk iki halifesinin sarih sözlerini nazara verdik ve içtihad müessesesinin mahiyetini ortaya koyduk!

Bütün bunlarla kurandaki feraiz ayetlerinde zikronulan payların avli gerektiren varis tabloları içünde farz olmadığını ortaya koyduk!

Peki o vakit hala burada neyi müzakere etmekteyiz muhterem, söyler misin!

Benim senin içün zikrettiğim hususu dönüp bana söylemektesin, oysa mesele tam sana racidir muhterem! Kuranda matematik hata olmadığını itiraf etmek seni müslüman yapmaz, bunu söylemek seni sözüne itimad edilir kılar!

Amma tabi eğer sen inkarını bu batıl iddia üzerine bina etti isen o vakit halini biraz daha anlayışla karşılayabilirim!

Amma yine de sana söylerim, gerçeğe sadakat çok muhimdir ve bu olmadan ferdin ne olduğununda pek bir kıymeti yoktur!

Uzatma dakikalarıda nihayetlenmiştir muhterem, çok evvelinden dediğim gibi "yeni şeyler söylemek lazımdır" çünkü bitiş düdüğü çaldı çalacak haldedir!

ulpian
31-10-2009, 07:21
muhterem,

isterseniz tartışmayı bu kadar da ucuzlaştırmayalım, ne dersiniz. :) Son mesajımdan sonra hala hatanızı kabullenemeyişinizin izahını bulamıyorum artık.

Söylenecek herşey söylendi. Artık yaptığınız şu üç şeyden ibaret:

(1) Benim söylemediğim şeyleri, söylemişim gibi gösterek hayali çelişkiler buluyorsunuz.

(2) Lafı gereksiz yere çok fazla uzatarak bariz hatanızı örtüyorsunuz (bundan çok emin değilim, bir ihtimal gerçekten de anlayamıyor olabilirsiniz).

(3) Ha bire, ''feraiz ilmi ve ıstılahını bilmiyorsunuz'', ''mantık cambazlığı yapıyorsunuz'' şeklinde laf geçirme peşinde koşuyorsunuz.


Artık tartışmanın pek bir anlamı olmadığını görüyorum, fakat yine de birinci husustan başlayalım tekrar:


Evvela bir iddiayı gündeme getiriyorsunuz, sonra bunun yanlışlığı size gösterildiğinde dönüyor evvela zikrettiğinizle tenakuz halinde olan bir başka iddia zikrediyorsunuz yani kendi kendinizi tekzib ediyorsunuz sonra bunun yanlışlığıda nazarınıza verildiğinde evvelinde olanlar hiç olmamış gibi tekrar ilk iddianıza rucu ediyorsunuz!

Kuranda evvela avli gerekli kılan varis tabloları vardır dediniz, olmadığını size gösterdiğimizde döndünüz "zati ayetlerde somut hiç bir tablo yok" dediniz bununda yanlış olduğunu size gösterdik imdi tekrar ilk savınıza rucu ediyorsunuz. Arada reddiyenin nass dayanağının olmadığını savunma ve bunun yanlışlığı ortaya konunca sukut etme gibi gerçeğe sadakatsizliği gösterir başkaca kusurlarda var!


Bakın, işte tam da burayı anlamamakta ısrarlısınız. Kuran'da zaten hiçbir varis tablosunun olmadığını değil, düzenlenmiş olan varis tablolarının hepsinin tek bir cümle bütünlüğü içerisinde ele alınmadığı söylüyorum. Bunu aslında benim söylememe gerek de yok. Ayetlerin açık lafzı da, tefisiri de bu yönde.



Görüleceği üzre amcanın ne alacağı yoktur bu ayetlerde, surenin ta sonunda yer alan ayette zikrolunan kardeş payıda kelale içün yani babası ve çocuğu olmayan içündür!

Yani muhterem bu iki ayette amcanın hali yoktur ve zati çocuğu olana amca ashabul feraiz olarak varis olamaz, asabe olarak olur!

İmdi bu iki ayete bakarak bana söyler misin amcaya ne vereceğiz! Nisa onbirde ölenin kardeşi varsa ölenin annesine ne verileceği zikrediliyor nisa onikide ise öz olmayan kardeşin babası ve çocuğu olmayan murise varis olması zikrediliyorki saad bin rebinin mirasında bu hal yoktur!

Bakın burda da aynı hatayı yapıyorsunuz. Ben zaten, Kuran'da akla gelen bütün varislerin ve varis tablolarının düzenlenmiş olduğu iddiasında da değilim muhterem. Nereden çıkartabiliyorsunuz bu itirazlarınızı. Söylediklerime karşı çıkmadan önce, ne söylediğimi bir anlama zahmetine girmelisiniz.

Oysa çok da açık-seçik anlatıyorum ne söylediğimi:

Kuran'ın ilgili üç ayetinde akla gelecek bütün varislerin payları ve varis tabloları düzenlenmemiştir, doğru. Fakat matematik hatası da zaten DÜZENLENMİŞ OLAN varis tablolarının bazılarında mevcuttur.

Kuran'da düzenlenmiş olan varis tablolarının hepsi tek bir cümle bütünlüğü içerisinde geçmez zaten. Kuran'daki düzenleme tekniği bu değildir.

Sözgelimi bir cümlede ''eğer çocuk yoksa anneye şu kadar'' diye geçer. Başka bir cümlede ''eğer çocuk yoksa kocaya şu kadar'' diye geçer. Ve pratikte, ölen kişinin çocuğu olmaz da, annesi ve kocası bulunursa, BU VARİS TABLOSU İÇİN BU İKİ CÜMLE DOĞRUDAN GEÇERLİDİR.

Nisa/11 ve 12'nin nüzul sebebini teşkil eden somut varis tablosu dahi bunu açıkça göstermektedir.


Bu ayetlerin zikrettiği varis tabloları nedir! Yukarıda çokça söyledik hatta "yanlış varsa düzelt muhterem" diyerek. İtiraz etmedin çünkü hata yok idi!

Şaka mı yapıyorsunuz? :)
İtiraz etmekten klavyemizde tüy bitti! Farklı farklı açılardan, başka başka örneklerle, muhtelif kaynaklarla, son olarak da doğrudan nüzul sebebiyle zaten hep buna itiraz etmekteyim!

Tekrar edeyim:


Nisa 11
İki kız, büyük anne ve büyük baba
Tek kız çocuğu, büyük anne ve büyük baba

Nisa 12
Murisin çocukları ile birlikte erkek eş
Murisin çocuğu yok, erkek eş ve murisin babasıda yoksa kardeşleri
Murisin çocukları ile birlikte kadın eş
Murisin çocuğu yok, kadın eş ve babasıda yoksa kardeşleri


İşte bunlar, ayetlerin tek başına ve sadece geçerli olduğu varis tabloları DEĞİL!


Tekrar nüzul sebebine bakalım:
Sad b. Rabi şehit olur. Geride iki kızı, bir karısı ve bir erkek kardeşi kalır.

Bu olay için Nisa11 ve 12 gelir.
İki kıza üçte iki verileceği Nisa11'in bir cümlesinde açıklanırken, karıya sekizde bir verileceği Nisa12'nin bambaşka bir cümlesinde açıklanmıştır.


=> Yani somut olay için söylenmiş olan iki ayetin farklı cümleleri ortaklaşa ve doğrudan bu somut varis tablosunu düzenlemiştir.

Burada ayetlerden erkek kardeşe düşen payın ne olduğunun çıkmamasının bir önemi yok. Zaten bütün varislerin Kuran'da geçtiğini iddia eden de yok. Burada önemli olan şu: Somut bir durum için bu iki ayet gelmiş. Ayetin bir cümlesinde kızların payı, diğer ayetin başka bir cümlesinde kadının payı belirlenmiş. VE MAL YETİYOR. Kalanın da erkek kardeşe verilmesi gerektiğini bu durumda Muhammed kendisi söylemiş.

=> Ama: Bu durumda Kuran'da geçen varislere (iki kız ve kadına), Kuran'da geçen oranları olduğu gibi vermek mümkün. Fakat aynı şekilde bu iki ayetin bazı cümlelerinin ortaklaşa ve doğrudan düzenlediği bazı durumlarda MAL YETMİYOR! Yani Kuran'da geçen varislere, Kuran'da geçen oranları vermek matematiksel açıdan MÜMKÜN OLMUYOR. Çünkü oranların toplamı 1'den büyük çıkıyor.

Mesele bu!


İçtihad hangi mevzuda olur muhterem!

Hakkında nass olmayan meselede!


Çok doğru!
İşte bu sebeple tartışmanın daha en başında da dediğim gibi, burada yapılmış olan ''İçtihad'' sıradan bir içtihad değil, hatayı düzeltmeye yönelik bulunmuş bir çözümdür.

İçtihad, kanun düzenlemediği bir alanda, fakat kanunun çizmiş olduğu çerçeve içerisinde yapılır. Fakat avl yöntemi ile bu yapılmamış, kanunda geçen somut oranlar düşürülmüştür.

Zaten sahabe de, ''Ya bu durum Kuran'da yok. Ne yapsak acaba?'' DEĞİL, ''Yahu bu durumda Kuran'daki oranları vermeye çalışınca mal yetmiyor, ne yapsak acaba?'' demiştir.


Özellikle nüzul sebebi bahsinden sonra, yanlış iddianızda (''Avl Tabloları zaten Kuran'da yoktur'') hala ısrarcı olmanızı çok tuhaf buluyorum sayın Alchindus. Ama artık görünen o ki, bu tuhaflıktan vazgeçecek değilsiniz. Sizden veya benden yeni birşeyler gelmeyecekse, aynı şeyleri yüzbininci kez tekrarlamaktansa, makul bir yerde kesmek daha uygun görünüyor. Bakalım, hiç olmazsa, bunu başarabilecek miyiz.



saygılarımla

Alchindus
31-10-2009, 15:15
(1) Benim söylemediğim şeyleri, söylemişim gibi gösterek hayali çelişkiler buluyorsunuz.

(2) Lafı gereksiz yere çok fazla uzatarak bariz hatanızı örtüyorsunuz (bundan çok emin değilim, bir ihtimal gerçekten de anlayamıyor olabilirsiniz).

(3) Ha bire, ''feraiz ilmi ve ıstılahını bilmiyorsunuz'', ''mantık cambazlığı yapıyorsunuz'' şeklinde laf geçirme peşinde koşuyorsunuz.


Muhterem

-Söylemediğin hiç bir şeyi söylemedim!
-Gereksiz hiç bir kelam etmedim, bazı tekrarlarım senin "anlamadım" demene itibar etmem sebebiyledir!
-Laf geçirme vs meselesi ile alakadar olsam bu başlıkta bunun içün pek çok vesile vardır hiç tenezzül etmedim!

Takdir okuyucunun!

Bakın, işte tam da burayı anlamamakta ısrarlısınız. Kuran'da zaten hiçbir varis tablosunun olmadığını değil, düzenlenmiş olan varis tablolarının hepsinin tek bir cümle bütünlüğü içerisinde ele alınmadığı söylüyorum. Bunu aslında benim söylememe gerek de yok. Ayetlerin açık lafzı da, tefisiri de bu yönde.


Muhterem söylediklerinin kendinle tenakuzunu sana göstermekten cidden uzandık! İmdi evvela şu sözlerine bir nazar edelim!

Zaten, bu üç ayetin hiçbir cümlesi tek başına somut bir varis tablosunu ele almamıştır.
14.mesaj

Miras paylaşımını düzenleyen üç ayetin zaten hiçbir cümlesi tek başına somut bir durumu (varis tablosunu) düzenlememektedir.
16.mesaj

İmdi evvela ayet bütünlüğü diyoruz, bundan sonrada ayetlerdeki bazı cümlelerde dahi varis tabloları olduğunu gösteriyoruz! Defaatle sorduk amma cevap vermedin, o vakit ana lisanının türkçe olup olmadığında şüphedeyim! Türkçe bilen herkes nisa onbirde çocuklar, büyük anne ve büyük babadan müteşekkil varis tablosunu görür, görmemek içün türkçe bilmemek veyahut art niyetli olmak icab eder!

Ortada birde halife ebu bekirin sahih tefsiri vardır, amma muhterem ulpian ben kuranı ebu bekirden iyi anlarım deme halindedir :) Bunu açıkça zikretmemektedir çünkü bilmektedirki bunu söylediğinde ciddiye alınmayacaktır!

Diğer iki ayetin düzenlediği varis tablolarınıda defaatle nazara verdim, okuyucu oraya müracat edebilir, ben burada esas sana içine düştüğün büyük tenakuzunu göstermek istiyorum!

İmdi diyorsunki üç ayette somut bir varis tablosunu düzenlemez, hem bunu demektesin hemde bunu diyen olarak avle konu olan varis tablosunu kuranın düzenlediğini iddia etmektesin!

Bu nasıl bir haldir!

Feraiz ayetlerinin hiç bir varis tablosunu düzenlemediğini söyleyen kişi evvela şu iki suale bir cevap versin!

-Kuran niçün her biri yirmidört paydası ile zikredilebilecek payları değişik paydalar ile zikretmiştir!

-Kuran niçün karı koca eş içün 1/2-1/4 ve 1/4-1/8 gibi paylar zikretmiştir. Aynı varis içün neden iki değişik pay!

Birinci sualin sahih cevabı farklı varis tablolarında farklı paylar zikredildiği içündür ikinci sualin cevabı da aynıdır çünkü çocuklu varis tablosu ile çocuksuz varis tablosu nazara verilmiştir! Yani iki ayrı hal, varis tablosu içün iki ayrı pay! Çocuklar yoksa erkek eş 1/2 alır kadın eş 1/4 çocuk var ise erkek eş 1/4 kadın eş 1/8 işte bu hal böylece sarih iken biz feraiz ilmini ve miras taksimine ait batıl iddiayı değil esasen türkçenin nasıl anlaşılacağını izah durumunda kalıyoruz!

Ben zaten, Kuran'da akla gelen bütün varislerin ve varis tablolarının düzenlenmiş olduğu iddiasında da değilim muhterem.


Demek öyle, bunu da kabul etmeniz ne kadar güzel bir gelişme! Halbuki şimdiye kadar bu üç feraiz ayetinde zikronulmuş varislerin paylarından hareketle her bir varis tablosunun düzenlenmiş olduğunu iddia etmekliğiniz yazdıklarınızdan sarahaten anlaşılıyor idi!

Meseleyi somutlaştırmak içün size soruyorum, mesela kuranda hangi varis tablosu yoktur!

Şunu bir zikredin, o vakit belki büyük yanılgınızla tesadüf edebileceksiniz!

Kuran'ın ilgili üç ayetinde akla gelecek bütün varislerin payları ve varis tabloları düzenlenmemiştir, doğru. Fakat matematik hatası da zaten DÜZENLENMİŞ OLAN varis tablolarının bazılarında mevcuttur.


İşte bir tenakuz daha!

Gösterelim!

Evvela kuranda bu feraiz ayetlerinde somut varis tabloları yok diyorsunuz, sonra kuranda bütün varis tabloları düzenlenmemiştir diyerek kuranda bazı varis tabloları olduğunu söyleyip bunlardan birisinin de avli gerektiren olduğunu iddia ediyorsunuz!

Tenakuz tenakuz üzstüne!

Bunlara iyice nazar edebilmek içün kuranda olmadığını düşündüğünüz bir varis tablosunu yazın muhterem, yazınki görelim varis tablosu nasıl yer alıyormuş ve oradan da hareketle nazar edelim kuranda hangi varis tabloları var imiş!

Aklının evvela sana oynadığı sonrada yazman vesilesi ile okuyucuya oynamak istediği oyunu böylece ortaya çıkaralım!

Kuran'da düzenlenmiş olan varis tablolarının hepsi tek bir cümle bütünlüğü içerisinde geçmez zaten. Kuran'daki düzenleme tekniği bu değildir.


Burada da aklın evvela sana sonra okuyucya oyun oynamakta!

"Cümle" kelimesi arkasına saklanamazsın muhterem, cumleden murat ayetin kendisi olmalıdır veyahut ayet içinde arap lisanının gerekleri ile anlaşılacak birbirinden ayrı ifadeler ile!

İmdi son kez türkçe yazıyorum, anlamamazlıktan gelir isen arapça orjinalini yazıp nasılda bir bütün olduklarını göstereceğim ve arapça bilenlerde bunu görecek! Nisa onbire nazar ediyoruz!

Allah sizlere, miras taksiminde çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişi payı verilmesini emrediyor. Eğer hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, bunlara bırakılan malın üçte ikisi; eğer tek bir kız ise o zaman yarısı verilir.

İşte ayetteki birinci varis tablosu! Sadece çocukları nazara vermektedir ve bunların kızlı erkekli olması veyahut sadece dişi olması hallerini düzenlemektedir!

Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine üçte bir, eğer ölenin kardeşleri de varsa o zaman annesine altıda bir verilir.

İşte ikinci varis tablosuda büyük baba ve büyük anneye dairdir ve torunların olup olmaması haline göre payları zikredilmiştir birde eğer amca var ise büyük annenin ne alacağı tekrar zikredilmiştir!

İşte bu ayet bütünlüğünden ve cümlelerinden anlaşılandır! Topluca nazar eder isek tablolar erkek çocukların olduğu haller dışında şunlardır!

Varis tek kız çocuğu ise pay 1/2
Varisler iki kız veyahut bundan fazla ise pay 2/3
Murisin çocuğu var ise ve varis olarak murisin anası babası mirasa otak ise her birine 1/6
Murisin çocuğu ve kardeşleri yoksa anaya 1/3

İmdi gözlerini yumduğun gerçek budurki ayetlerde varis tabloları düzenlenmiştir ve bu düzenlemede varisler arası münasebet nazara verilerek paylar zikredilmiştir!

Sözgelimi bir cümlede ''eğer çocuk yoksa anneye şu kadar'' diye geçer. Başka bir cümlede ''eğer çocuk yoksa kocaya şu kadar'' diye geçer. Ve pratikte, ölen kişinin çocuğu olmaz da, annesi ve kocası bulunursa, BU VARİS TABLOSU İÇİN BU İKİ CÜMLE DOĞRUDAN GEÇERLİDİR.


Hatalı kelamlarını düzeltmekten usandık muhterem, evvela burada nazara verdiğin aynı ayetteki ifadelerdir nisa onikiden söz ediyorsun ve işte zati bu ifadeler çocuk ile eşlerin olduğu varis tablolarını düzenlemekte ve eşin dişi veyahut erkek olmasına birde çocuk olup olmamasına göre paylar zikredilmekte! Ayet bütünü içinde zikredilmiş varis tablosudur bu! Bakınız birde taa 13.mesajda yine bu minvale benzer hatalı sözlerin içün ne demişim!

İmdi arafesinde olduğunuz hale gelelim! Evvela hatalı yorumlamanızı teşhis içün bu iki ayetten hareketle nazara verdiğiniz varis tablosu içün "DOĞRUDAN BU DURUMU KAPSAYACAK ŞEKİLDE" demenizi nazara alalım! Kastettiğiniz "bu iki ayet bu varis tablosunu düzenlemektedir" ise bu hatalı kelamdır amma kastettiğiniz "bu iki ayette nazara verdiğim varis tablosunda yer almakta olan varislerin miras hukukundaki payları zikronulmaktadır" ise bu haza hakikattir ve esasen içinde mantık ve matematik hile bulunduran matematik hata iddiasının çürüme noktasıda budur!

Yine bir evvelki mesajımda da demiş idim!

Senin hatalı kelamın şu şekilde düzeltilmelidir! Eğer mirasa kız çocukları ile anne varis olmuş ise kızlara ne verileceği içün nisa onbire anneye ne verileceği içün nisa onikiye bakılır!

Bu böyledir, amma bu iki ayetteki varis tabloları cem edilir demek değildir!

Şaka mı yapıyorsunuz? :)
İtiraz etmekten klavyemizde tüy bitti!


Latifeyi muhtemelen sen yapmaktasın muhterem, üç ayet içün defaatle yazdığım varis tablolarından hangisine itirazın var ise yaz bakalım! Ve sonrada da deki "bu yazdığın varis tablosu bu ayette yoktur çünkü…"

De bakalım muhterem, ne diyeceksin görelim!

İşte bunlar, ayetlerin tek başına ve sadece geçerli olduğu varis tabloları DEĞİL!


Tekrar nüzul sebebine bakalım:
Sad b. Rabi şehit olur. Geride iki kızı, bir karısı ve bir erkek kardeşi kalır.

Bu olay için Nisa11 ve 12 gelir.
İki kıza üçte iki verileceği Nisa11'in bir cümlesinde açıklanırken, karıya sekizde bir verileceği Nisa12'nin bambaşka bir cümlesinde açıklanmıştır.


=> Yani somut olay için söylenmiş olan iki ayetin farklı cümleleri ortaklaşa ve doğrudan bu somut varis tablosunu düzenlemiştir.

Burada ayetlerden erkek kardeşe düşen payın ne olduğunun çıkmamasının bir önemi yok.


:)

Muhterem beni boş ver, şu satırlarla okuyucu nezdinde düştüğün durum hoş mudur buna bir nazar et!

Hangi hatanı düzeltmekten başlayalım! Evvela sondan başlayalım! Ne demektir "Burada ayetlerden erkek kardeşe düşen payın ne olduğunun çıkmamasının bir önemi yok" sen demiyor musun bu iki ayet bu varis tablosu içün inmiştir!

Diyorsun! Pekiyi varis tablosu nedir bu hadisede!

Kadın eş, iki kızı ve kızların amcası!

İmdi bu varis tablosu içün inmiştir dediğin iki ayettede amcaya bir şey zikredilmemekte bak daha muhimi, çocuğu olan murise amca ashabül feraiz olarak varis olmaz, asabe olarak olur yani bu üç ayette bu manada amcaya tahsis edilmiş bir pay yoktur, amca mirasta payları olanlar paylarını aldıktan sonra artık kalmışsa onu alır! Bu sebeple diyoruz feraiz ilmine vukufiyetin yok!

Mesela bu örnekte eğer anne olmasa idi amca 8/24 akacak idi, anne olduğundan 5/24 alıyor! Neden! O asabedir kalanı alırda ondan!

Yani bu muhterem, herkesin görebileceği gibi bu varis tablosu içün inmiştir dediğin ayetler bu varis tablosunda yer almakta olan amca içün bir pay zikretmemiştir!

Buda bir önceki mesajımda sarahaten söylediğim gibi çok açıkça göstermektedirki bu iki ayetten birisi kız çocuklarının halini diğeri kadın eşin halini zikretmiştir yani ashabul feraizden olan bu iki varisin paylarını rivayet olunan hadise vesilesi ile yaradan ayetlerde zikronulan tablolarda vermiştir! Bundan mütevellid yine sarihtirki bu iki ayetteki varis tabloları birbiri ile münasebettar değildir!

Yine bu misalden anladığımız bir husus senin esbabı nuzulun mahiyetinide bilmediğindir! Oysa kaideyi zikretmiş idik, "sebebin hususiliği, hükmün umumiliğine mani değildir!"

Bir hususi sebep içün inmiş ayet o sebebe münhasır değildir, o sebeb vesile olunarak genel şumullu tebliğler yapılmıştır! Bundan mütevellid kızları içün gelip "halleri ne olacaktır!" diyen annenin suali üzerine yaradan kız çocukları ve kadın eşin islam miras hukukunda alacaklarının ne olduğunu, ayetlerde zikredilen varis tablolarında tebliğ belirtmiştir! Bu hal, iki ayetteki varis tablolarının ve buradaki payların başkaca, sizin üzerinde durduğunuz avli gerektiren varis tablosunda cem edileceğini göstermez! Bunu ne ayetler gösterir, nede zikronulan rivayet!

Olan bu hadise vesilesiyle kadın eşin çocuklu veyahut çocuksuzluk halinde kocasının mirasından ne pay alacağı, kızçocuklarınında erkek kardeşleri olmadığında mirastan paylarının ne olacağının ayetlerdeki varis tablolarında zikredilmesidir!

Bir diğer hatan, bundan evvelki mesajında da "bambaşka bir cümlede" dediğinde zikrettiğimiz gibi böyle değil, başkaca bir varis tablosunda zikredilen pay diyeceksin, yani kızçocuklarının paylarının zikredildiği varis tablolarından başkaca bir varis tablosunda zikredilmiş anne payına nisa onikideki paya nazar edilmiştir!

=> Ama: Bu durumda Kuran'da geçen varislere (iki kız ve kadına), Kuran'da geçen oranları olduğu gibi vermek mümkün. Fakat aynı şekilde bu iki ayetin bazı cümlelerinin ortaklaşa ve doğrudan düzenlediği bazı durumlarda MAL YETMİYOR!


Hatalarını düzeltmekten usandık muhterem! Evvela ayetlerin düzenlediği hal demek bir varis tablosu demektir! Bu nasıl olmalıdır üç feraiz ayetine bakıldığında görülür! Varisler birbirleri ile olan münasebetleri ile zikrolunur ve o vakit bu hal düzenlenir diyebiliriz!

Nisa onikide eşlerin payları sadece çocukları nazara verilerek zikredilmiştir bundan mütevellid çocuklar ve eşlerin olduğu bir varis tablosunda ne yapılacağı içün bu iki ayete nazar edilmesi pek tabiidir amma mantık hilesi ve matematik cambazlığı yaptığınız iddianızda yani "mal yetmiyor" dediğiniz hallerdede bu payların cari olduğunu iddia etmeniz hilenizdir ve bunun içün hiç bir nass deliliniz yoktur, aksi ise çoktur ve defaatle zikrettik!

Mesela kadın eş birde kayın validesi ile münasebettar olarak zikredilmemiştirki nisa onbir ve onikideki varisleri cem ederek oluşan avl gerektirir varis tablosunda kuranın kime tam olarak ne verileceğini ifade ettiği iddia olunabilsin!

Bundan mütevellid "malın yetmediği" dediğiniz hallerde kuranda zikronulan payların varislere aynısı ile verilmesi icab ettiği iddia sahibinin batıl savıdır ve görüyoruzki şunca mesajdır bunu ispat edememiştir çünkü bu meselede nass yoktur!

Çok doğru!
İşte bu sebeple tartışmanın daha en başında da dediğim gibi, burada yapılmış olan ''İçtihad'' sıradan bir içtihad değil, hatayı düzeltmeye yönelik bulunmuş bir çözümdür.

İçtihad, kanun düzenlemediği bir alanda, fakat kanunun çizmiş olduğu çerçeve içerisinde yapılır. Fakat avl yöntemi ile bu yapılmamış, kanunda geçen somut oranlar düşürülmüştür.

Zaten sahabe de, ''Ya bu durum Kuran'da yok. Ne yapsak acaba?'' DEĞİL, ''Yahu bu durumda Kuran'daki oranları vermeye çalışınca mal yetmiyor, ne yapsak acaba?'' demiştir.


Vallahi muhterem artık sadece tebessüm etmeye başlayacağım :)

"Çok doğru" dediğin söz şu idi!

İçtihad hangi mevzuda olur muhterem!

Hakkında nass olmayan meselede!

Buna çok doğru dedikten sonra kalkıp içtihad ile uygulanan avl için nasıl hata düzeltme dersin birde kalkıp "zaten sahabe de ya bu durum kuranda yok ne yapsak acaba" demedi dersin!

Halife ömer ne demiş idi!

"Allah (cc) ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum"

Halife diyorki sizin içün yani bu varislerden müteşekkil bir varis tablosu içün kuranda farz kılınmış yani emredilmiş, kesinleştirilmiş paylar ile bir taksim göremiyorum!

Yani muhterem halife diyorki sizin varis tablonuz ve bundan mütevellid bu tabloda hangi payları alacağınız kuranda yok, bu yüzden içtihad yapacağım!

İmdi kusura bakma bunu bile bile sen hala hilafı hakikan konuşmakta ve "zaten sahabe de ya bu durum kuranda yok ne yapsak acaba" demedi demektesin!

Sahabi "demedi" dediğini demiş amma "avli gerektiren vairs tablosunda da varislere bu payları vermek zorundayız" dememiş, yani "kuranda matematik hata var" dememiştir!

İlkokul talebelerinin anlayacağı sarahatteki bu mevzuyu dahi çarpıtman karşısında artık sana hiç imtina etmeden gerçeğe sadakatsiz olduğunu beyan ediyorum!

Kuranda zikredilen payların zikronuldukları varis tablolarında cari olduğu hem kuran metni hem iki halifeninki birinci beyan henüz avl ortada yokken yapılmıştır bu beyanlarla ortadadır!

Bu böyle iken sen hala "İçtihad, kanun düzenlemediği bir alanda, fakat kanunun çizmiş olduğu çerçeve içerisinde yapılır. Fakat avl yöntemi ile bu yapılmamış, kanunda geçen somut oranlar düşürülmüştür" demektesin!

Bununla evvela kuran nassının düzenlemediği bir alanı düzenlemiş gibi zikredip sonrada kuranın düzenlediği alanda zikrettiği payların düzenlemediği alanda aynısı ile tatbik edilmesini kurani bir zorunluluk gibi nazara vererek gerçeğe birkaç ihaneti birden işlemektesin!

Sizden veya benden yeni birşeyler gelmeyecekse, aynı şeyleri yüzbininci kez tekrarlamaktansa, makul bir yerde kesmek daha uygun görünüyor.

Muhterem senden yeni hiçbir şey en başından bu yana gelmediki!

Beni matematik başlığında birebire davet ettiğinde cidden ümitlenmiş ve "demekki bu başlıkta zikredilmiş batıl ve çürütülmüş mesnetsiz iddialardan farklı bir iddia ile muhterem karşıma gelecek" diye düşünmüş idim!

Öyle ya böyle olmasa niçün birebiri bana teklif etsin, orada benzer iddiaları zikredebilirdi!

Amma gördümki durum öyle değil imiş, heybende başkaca bir taş yok imiş ve daha kötüsü sen feraiz ilminede ve dahada kötüsü bu batıl iddianın künhüne de vakıf değilmişsin!

-Kurnada zikronulan varis tablolarını bilmemekteydin, gösterdik bilmemekte ısrarcı oldun!

-Redd ve avlin nassi dayanaklarını bilmemekteydin gösterdik birinde sukut ettin diğerinde yukarıda gösterdiğimiz gibi gerçeğe sadakatsizlik ettin!

-"Kuranda matematik hata var" sözünün matematik bir formül hatasını ihtiva etmesi gerektiğini gösterdik, bundan sonra doğan, bu kabulun icbar ettiği "dört oğlun her birine 1/3" gibi kuranın bir bütünde bütünü aşan paylar zikrettiğini gösterme yükümlülüğünü yerine getiremedin!

Ve daha pek çok şey!

Bütün bunlardan sonra uzatma dakikalarınında tükendiğini idrak etmiş olarak "yeni şeyler" demektesin, evet yeni şeyler söylemen lazım zira yeni ve geçerli hiçbir şey söylemedin muhterem!

-Kuranın üç feraiz ayetinde ne dediğini
-Kuranı anlamada müslümanlar arasında en ehliyetlilerin bu üç ayet içün ne dediğini
-Ve avli gerekli kılan ilk varis tablosu ile tesadüf edildiğinde halife ömerin varislere ne dediğini ortaya koyduk!

Bütün bunlardan sonra sana üç seçenek kalmakta!

-Ya kuranda bir bütünün senin verdiğin pekbir isabetli örnekte olduğu gibi "dört oğlun her birine 1/3" gibi dağıtıldığını göstermek!
-Ya ben kuranı ebu bekirden, ömerden, aliden ve diğer sahabiden daha iyi anlarım demek!
-Veyahut gerçeğe sadakat gösterip "bu iddia batıldır, kuranda matematik bir hata yoktur" demek!

Gerçeğe sadakat şart, bu olmadan olmaz!

ulpian
31-10-2009, 15:33
Evet sayın Alchindus,

bir önceki mesajımda da dediğim gibi, artık her ikimiz de zaten defalarca yazmış olduğumuz şeyleri tekrarlamaktayız sadece. Bu son mesajınızda da getirmiş olduğunuz bütün eleştiri, itirazlar ve savunmaları daha önce de getirmiştiniz ve ben cevap vermiştim.

Bu durumda karşılıklı olarak tekrar tekrar aynı şeyleri yazmaktansa -ki bunun bir sonu yok- şu sözünüzü esas almamız uygun gibi geliyor bana.


Takdir okuyucunun!


İsterseniz son olarak, derli toplu bir özetle, müstakil birer mesaj yazalım ve takdiri bütün başlığı okuyacak olan ilgililere bırakalım.

saygılarımla

Alchindus
31-10-2009, 21:52
Muhterem üzülerek ifade edeyim, sen hiçbir şeye cevap vermiş değilsin!

Daha &quot;bu iki ayet bu varis tablosu içün inmiştir&quot; dediğin ayetlerin o varis tablosunda yer alan amcayı mevzubahis etmeyişi sana gösterilmiş iken bir muhasebe yapma gereği dahi duymamaktasın!

Müddei sendin, senden önce kullanılan umdeleri tekrar ettin, bunların mesnetsizliğini gösterdiğimizde evvela dile getirdiklerimize itirazlar yaptın, bu itirazları çürüttüğümüzde dönüp tekrar aynı umdelere sarıldın! Bunu yapar ikende daima kendini tekzib ettin!

Bu fasit daire bu tutumun sebebiyle vucuda geldi!

Biz senin söylediklerindeki hataları zikretmekle yetinmedik, döndük esasen içinde mantık hilesi ve matematik cambazlığı ihtiva eden bu iddiayı nasıl temellendirebileceğini ve esasen böyle birşey var ise ispatın çok basit olduğunu zikrettik bunuda bizzat senin müşahhas örneğinden hareketle yaptık!

Neydi o örnek! Bir babanın dört oğlu içün &quot;her birine 1/3&quot; vasiyet etmesi!

İşte &quot;bu bir matematik formül hatasıdır, bize kuranda bunun gibi bir bütün içün bütünü aşan payların bir varis tablosunda zikredildiğini göster&quot; dedik!

Amma bu basit ispat işini yapamadın çünkü yapılması muhaldir çünkü kuran bütünü aşan payları bir varis tablosunda zikretmemiştir, ortada bir matematik formül hatası olmadığına göre matematik hatasının ispatıda namümkündür!

Netice itibariyle muhterem bunca yazışmada ortaya müşahhas ve yeni bir umde koyamamış iken son kez derli toplu bir halde ne diyeceksin merak etmekle birlikte sen nasıl arzu edersen öyle olsun!

Ne diyeceksen de, sonra da biz son sözümüzü söyleyelim ve gerçeği öğrenmek arzusunda olanların yolu bu başlığa düşer ise hakikatle böylece tesadüf ediversin.

ulpian
02-11-2009, 12:48
Sayın Alchindus,

özellikle bir önceki sayfadaki ''nüzul sebebi'' bahsinden sonra, ''avl gerektiren durumlar Kuran'da zaten düzenlenmemiştir'' iddianızın yanlışlığını hala kabul etmeyişinizi hayra yoramıyorum. Bu iddianız her halükarda ve kesin olarak yanlıştır. Aşağıda bunu, son kez derli-toplu bir şekilde açıklayacağım.

Tartışmanın bu aşamasından sonra, (eğer sizden veya benden yeni bir argüman, açılım vs. gelmeyecekse) sohbetimiz tekrardan ibaret kalacak -ki zaten epeydir ikimiz de daha önceki yazdıklarımızı tekrarlamaktayız. Bu durumda, birbirimize hep aynı ithamlarda bulunmaktansa, her ikimizin de derli toplu bir şekilde ve polemiğe girmeden son kez yazacağını yazmasını ve tartışmayı keserek, takdiri okuyacak olanlara bırakmasını daha uygun görmekteyim.


1. Kuran'daki Matematik Hatasının Tespiti ve ''İçtihad Terimi''

2. Alchindus'un ''Avl gerektiren durumlar Kuran'da zaten düzenlenmemiştir'' iddiasının yanlışlığı
a. Ayetlerin lafzı ve düzenleme tekniği
b. Nisa/11 ve 12'nin nüzul sebebi
c. Ebu Bekir'in sözü
d. Ömer'in sözleri



1. Kuran'daki Matematik Hatasının Tespiti ve ''İçtihad Terimi''

Nisa Suresinin 11. (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=11), 12. (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=12) ve 176. (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=176) ayetleri miras bölüşümünü düzenler.

Her üç ayet de birden çok cümle içerir ve her bir cümle ''eğer şöyle ise, şu varise şu kadar düşer'' şeklinde düzenlemeler getirir.

Örneğin Nisa/11'in bir cümlesinde ''Eğer ölenin çocuğu (ve kardeşi) yoksa, ölenin annesine üçte bir verilir'' denir. Nisa/12'nin bir cümlesinde ise ''Eğer ölen kadının çocuğu yoksa, kocasına malın yarısı verilir'' denir.

Pratikte bir kadın ölür de, çocuğu ve kardeşi olmaz ve geriye bir tek anne ve kocasını bırakırsa, bu somut durumda yukardaki birinci cümle uyarınca anneye üçte bir, ikinci cümle uyarınca kocaya malın yarısı verilir. Çünkü ayetlerin açık lafzından ve tefsirinden kolayca anlaşılacağı üzere, bu iki cümle bu somut durum için de doğrudan geçerlidir.

Bu durumda malın altıda biri arta kalmıştır ve bu fazla gelen kısmın ne olacağı, ayetlerde yazılı değildir. Ama buna matematik hatası denemez! Çünkü bu somut durumda, anneye ve kocaya ayette yazılı olan oranları vermek mümkündür. Arta kalan kısmın ne olacağına dair, ''içtihad'' yoluyla farklı hükümler verilebilir.

Örneğin arta kalan malın,
- Kuran'da geçmeyen yakınlara verilmesi
- veya (reddiye yoluyla) anne ve kocaya oranları nispetince bölüştürülmesi
- veya sadece anneye yahut kocaya verilmesi
- veya hiçkimseye verilmeyip, devlet hazinesine (beytül mal'e) geçmesi.

gibi görüşler öne sürülebilir (ki bütün bu farklı görüşler farklı İslam alimlerince savunulmuştur da zaten).


Ama burada önemli olan şu: Bütün bu içtihad yolu ile verilen hükümler, Ayetlerin çizmiş olduğu çerçevenin dışına çıkmıyor, çünkü ayetlerde bu durum için anne ve koca hakkında emredilmiş olan oranlar her ikisine de verilebiliyor. Kuran'da emredilen oranlar hak sahibine verildikten sonra, arta kalan mal başka bir yere de verilse, hak sahipleri arasında da bölüştürülse (bir nevi ''bonus'' olarak), meşru bir içtihad yapılmış olur. Çünkü: Ayetlerde emredilmiş olan oranlar zaten verilmiştir.


=> Fakat bazı durumlar var ki, ilgili ayetleri uyguladığımızda mal yetmiyor, çünkü (bu durumlar için de geçerli olan) cümleleri uyguladığımızda varisler için belirlenen oranların toplamı 1'den büyük çıkıyor. Yani bu oranları vermek matematiksel olarak imkansız oluyor.

Bu ''sorunlu'' durumların bir örneğini başlığın ilk mesajında vermiştim:
Ölen kadının sadece kocası, annesi ve bir tek (aynı ana-babadan) öz kızkardeşi hayattadır.

Bu durum için de doğrudan geçerli olan ayet cümlelerine baktığımızda, anneye 1/3, kocaya 1/2, kız kardeşe 1/2 verilmesi gerektiğini görürüz. Fakat bu matematiksel olarak imkansızdır. Çünkü mal yetmemektedir, çünkü oranların toplamı 1'den büyük çıkmaktadır.

Böyle bir ''sorunlu'' durum, ilk defa Ömer'in hilafeti döneminde pratikte ortaya çıkar ve Ömer de bu matematiksel imkansızlık karşısında pragmatik bir çözüm olarak, ayetlerde yazılı olan oranları varislerin oranları nispetince indirmeye karar verir. Bu yöntem de tarihe ''avl''/''avliye'' olarak geçer.
(Örnek verdiğim durum ve avl yöntemi ile ilgili ayrıntıları ve Şia Mezhebi'nin savunduğu farklı yöntemi >ilk mesajımda (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=13939)< daha teferruatlı bir şekilde açıklamıştım.)


Bu ''sorunlu'' olan, yani ''avl gerektiren'' durumlar, sadece yukarda (ve ilk mesajımda) vermiş olduğum örnektek ibaret değil. Zaten tartışma boyunca (alıntıladığımız fıkh kaynaklarından) bazı diğer ''avl gerektiren'' durumlara da değindik.


Burada önemli olan şu: Halife Ömer ''avl yöntemini'' içtihad ile yapmıştır demekle sorun yokmuş gibi yapmak komik kaçıyor. Çünkü bu yöntemle (ve şianın alternatif yöntemi ile de) ayetlerde emrolunan oranlar verilmiyor, çünkü bütün varislere ayetlerde tespit edilen oranları vermek zaten matematiksel olarak imkansız. Avl yöntemine ''içtihad'' demekle bu gerçek değiştirilemez. Çünkü bu yöntem, ayetlerin çizmiş olduğu sınırlar içinde kalmıyor, kalması da zaten mümkün değil.

Ömer, Kuran'daki hata karşısında mantıklı ve pragmatik bir çözüm bulmuş. Fakat bu, hatanın olmadığı anlamına gelmez. ''Yazılı hükümden sapma'', ''yazılı olan hükmü değiştirme'' diye birşey varsa eğer, bundan daha açık bir örnek düşünülemez. Hükümden sapılıyor, çünkü hükmün kendisini uygulamak matematiksel olarak imkansız.

Burada bir itiraza tekrar cevap vermek gerekirse: Bu üç ayette akla gelebilecek her mümkün durumda her varise ne kadar verileceği eksiksiz olarak düzenlenmemiştir. Doğru! Fakat yukarda bahsedilen matematik hatası da zaten, Kuran'ın düzenlemiş olduğu bazı durumlarda ortaya çıkmaktadır.



2. Alchindus'un
''Avl gerektiren durumlar Kuran'da zaten düzenlenmemiştir''
iddiasının yanlışlığı

Şimdi hal böyle iken, sayın Alchindus ısrarla şöyle bir yanlış iddia savunmakta:

''Avl'in uygunlandığı durumlar (varis tabloları) için Kuran'da varislere ne kadar verileceği zaten zikredilmemiştir. Yani bu durumlar Kuran'da zaten düzenlenmemiştir. Avl yöntemi, Kuran'da aslen düzenlenmemiş olan durumlarda uygulanmaktadır. Fakat bu durumlarda da elbette Kuran'da düzenlenmiş olan benzer durumlar kıstas olarak alınmakta ve içtihad yoluyla hüküm verilmektedir.

Avl gerektiren durumlar Kuran'da zaten düzenlenmemiştir, çünkü bu durumlar Kuran'da bir ayet veya cümle bütünlüğü içerisinde geçmemektedir.''

İşte en baştan beri tartışmamız, bu iddia etrafında dönmekte. Bu iddianın yanlış olduğunu kaç sayfadır, farklı farklı açılardan, farklı farklı delillerle göstermiş olmama rağmen, herhangi bir uzlaşıya varamadık, bundan sonra da belli ki varamayacağız. Ama yine de, aşağıda bu iddianın neden mutlak ve zorunlu bir şekilde yanlış olduğunu delil ve kaynakları ile tekrar açıklayacağım.


Yalnız bir noktayı tekrarlamakta fayda var: Sayın Alchindus'un bu iddiasının yanlışlığını görmek demek, otomatikman matematik hatası olduğunu kabul etmek anlamına gelmez. Bunu özellikle vurguluyorum, çünkü matematik hatası tespitine itiraz eden birçok müslüman kalem, itirazlarını sayın Alchindus'un bu iddiasına değil, daha başka argümanlara dayandırmakta. Ne var ki, bu başlıktaki tartışma en başından beri sadece bu iddia etrafında dönmekte ve bu iddia kati olarak yanlış.



a. Ayetlerin lafzı ve düzenleme tekniği

Pratikte ortaya çıkabilecek durumları yazılı yasa ile düzenlemenin birçok farklı tekniği vardır. Kuran'daki mirasla ilgili ayetlerde hangi düzenleme tekniğinin kullanıldığı zaten ayetlerin lafzından bellidir. Açıp bakalım tekrar ayetlere.

Mesela bir ayetin bir cümlesinde ''eğer çocuk yoksa anneye şu kadar'' diye geçer, diğer ayetin başka bir cümlesinde ''eğer çocuk yoksa kocaya şu kadar'' diye geçer. Pratikte eğer ölen bir kadının çocuğu yok, fakat annesi ve kocası var ise, bu somut durum için her iki cümle de doğrudan geçerlidir.

Çünkü ''eğer çocuk yoksa kocaya şu kadar'' cümlesinin manası çok açık zaten! Ölen kadının çocuğu yok da, kocası var ise bu cümle her halükarda doğrudan geçerlidir. Dolayısı ile bu cümle zaten tek bir durum (varis tablosu) için değil, çocuğun olmayıp da kocanın olduğu bütün durumlar için doğrudan geçerlidir.

Ölen (çocuksuz) kadının
- sadece kocası hayatta ise de,
- kocası ve annesi hayatta ise de
- kocası, annesi ve kız kardeşi hayatta ise de...

bu cümle doğrudan geçerlidir. Çünkü cümle ''ölen kadının sadece kocası varsa, kocasına şu kadar'' demiyor, ''çocuğu yoksa kocasına şu kadar'' diyor.

Yani bu üç durum (varis tablosu) da Kuran'da vardır, düzenlenmiştir!

Bu şekilde düzenlenmiş olan bazı durumlarda matematiksel sorun çıkıyor diye, ''bu durum zaten Kuran'da yok, zira bu durum tek bir ayet/cümle bütünlüğü içerisinde geçmiyor'' demek gülünçtür, akla aykırıdır!

Çünkü zaten ayetlerde düzenlenmiş olan durumların hepsi tek tek ayrı ve müstakil bir cümle içerisinde geçmez. Ayetlerin düzenleme tekniği böyle değildir. Bir ayette ''çocuğu yoksa annesine şu kadar'' der, diğer ayette ''çocuk yoksa kocaya şu kadar der''. Ve çocuksuz ölen kadının, annesi ve kocası var ise, bu iki cümle doğrudan uygulanır. Burada içtihada gerek yoktur, zira durum zaten doğrudan ayette düzenlenmiştir.


Yani ''Eğer bir durum tek bir ayet/cümle bütünlüğü içerisinde ele alınmamışsa, o durum zaten Kuran'da yok demektir'' iddiası ayetlerin açık lafzına, düzenleme tekniğine aykıdır.



b. Nisa/11 ve 12'nin nüzul sebebi


Ama sadece ayetlerin açık lafzı değil, Nisa/11 ve 12'nin nüzul sebebi de çok açık bir şekilde bunu göstermekte.

Sad b. Rabi ölür ve geride iki kızı, karısı ve bir erkek kardeşi kalır. Bunlar arasında paylaşımın nasıl yapılacağı ile iligli olarak bu iki ayet ''gelir''.

Nisa/11'in bir cümlesinde ölenin iki kızına (toplam) üçte iki,
Nisa/12'nin başka bir cümlesinde ise ölenin karısına sekizde bir
verileceği yazar.

Böyle bir durumda erkek kardeşe ne verileceği ayetlerde geçmez (Nisa/12'de ''kardeş''in geçtiği cümleler, ölenin çocuğu olmadığı durumlarla ilgilidir). Bu durumda malın arta kalan kısmının ölenin kardeşine verilmesi gerektiğini Muhammed kendisi söylemiş.

Buradan zorunlu olarak çıkan sonuç şu:
Demek ki, Nisa11 ve 12'de doğrudan ''Ölen erkeğin, iki kızı ve bir karısının olduğu'' durum(lar) düzenlenmiş. Bu durumda iki kıza ne kadar verileceği ve kadına ne kadar verileceği doğrudan bu iki ayet ile emredilmiş.

=> Yani ''ölenin iki kızı ve bir karısı var ise'' durumu Kuran'da var!
Fakat hiçbir ayet veya cümle bütünlüğü içerisinde ''ölenin iki kızı ve bir karısı var ise'' diye ele alınmamış. Aynen yukarda vermiş olduğum örneklerde olduğu gibi, bu somut durum için de, iki kıza düşen pay bir ayetin bir cümlesinde, kadına düşen pay diğer ayetin bambaşka bir cümlesinde geçiyor.Fakat buna rağmen ''ölenin iki kızı ve bir karısı var ise'' durumu Kuran'da vardır, düzenlenmiştir. Zaten bu iki ayetin nüzul sebebini bu durum oluşturmaktadır.

Nüzul sebebinden tartıştığımız konu için zorunlu olarak çıkan sonuç bu!

Bu durumda ölenin erkek kardeşine düşen payın ayette belirlenmemiş olmasının, bizim tartıştığımız meseleyle zaten hiçbir ilgisi yok.


Biz burada doğrudan ayetle düzenlenmiş olan durumlardan (varis tablolarından) konuşuyoruz. Bu nüzul sebebiyle doğrudan ayetle düzenlenmiş olan tablo ise şu: ''ölenin, (evlat olarak sadece) iki kızı ve bir karısı var ise''. Bu durum için doğrudan geçerli olan ayet cümleleri iki kıza üçte iki, kadına da sekizde bir emrediyor. Fakat bu durum için geçerli olan bu iki cümle farklı ayetlerde yer almakta. İki kız ve kadına, ayetlerde geçen oranları olduğu gibi veriyoruz, verebiliyoruz. Ve mal fazla geliyor. Arta kalan kısımın ne yapılacağı ise, zaten tartışma konumuz değil (bunun neden sorun olmadığını, matematik hatası tespitiyle neden zaten ilgisi olmadığını, yukarda bu mesajımın birinci başlığında açıkladım). Bu somut durum için, bizzat Muhammed, malın arta kalanının kardeşe verilmesi gerektiğini söylemiş.

Bu nüzul sebebinin bizim tartışmamız için önemli olan iki açısı var:
(1) bu durumda ayetlerde yazan oranları ayetlerde geçen varislere vermek mümkün

(2) ve ayetlerin doğrudan bu somut durum için gelmiş olmasına rağmen, iki kıza üçte iki verileceği ile kadına sekizde bir verileceği FARKLI ayetlerde yer almakta.


=> Yani Kuranda ''ölenin, (evlat olarak sadece) iki kızı ve bir karısı var ise'' durumu vardır, düzenlenmiştir. Fakat ayetlerin düzenleme tekniği gereği, tek bir cümle bütünlüğü içerisinde ele alınmamış, tersine iki farklı ayetin iki farklı cümlesinde düzenlemeye kavuşmuştur.


Sevgili Alchindus, sadece bu mesajda buraya kadar yapmış olduğum açıklamalar, iddianızın yanlış olduğunu kati ve mutlak bir şekilde göstermektedir zaten. Daha önce tam olarak anlaşılamamış olsa bile, bu yazdıklarımı dikkatlice, açık-yüreklilikle ve samimiyetle okursanız, söz konusu iddianızın yanlış olduğunu kabul etmeniz gerekir.



c. Ebu Bekir'in sözü

"Allah Teâlâ'nın Nisâ sûresinde ferâiz (miras hukuku) hakkında indirmiş olduğu âyetlerden birincisi (Nisa/11) çocuk ve baba hakkındadır. İkincisi (Nisa/12) koca, karısı ve (ana bir) kardeşler hakkındadır. Üçüncüsü (Nisa/176) (ana-baba bir veya baba bir kardeşler) hakkındadır."


Ebu Bekir'in bu sözünü ben, zaten ilk mesajımda vermiştim ve aslında bu söz, sizin iddianızı desteklemek şöyle dursun, iddianızın yanlış olduğunu göstermektedir. Buna rağmen hemen her mesajınızda bu sözü tekrar tekrar iddianızı destekliyormuşçasına verdiniz. Daha fazla açıklama yapmama gerek var mı, bilmiyorum, ama lütfen yukarda (1., 2a ve 2b'de) yapmış olduğum açıklamalardan sonra bu sözü tekrar bir okuyunuz.

Avli gerektiren durumların Kuran'da düzenlenmediği, çünkü bu durumların tek bir ayet/cümle bütünlüğü içerisinde geçmediği iddianıza bu sözü nasıl delil olarak gösterebilirsiniz ki?

Nisa/11 ve 12'nin nüzul sebebine tekrar bakalım: Ölen adamın, (evlat olarak sadece) iki kızı ve bir karısı var. Bu durum Kuran'da var mı, düzenleniyor mu? Evet tabii ki, zaten ayetlerin nüzul sebebi bu durum. Peki Kuran bu durumu tek bir ayet veya cümle bütünlüğü içerisinde mi düzenliyor? Hayır, bu durumda, iki kıza ne kadar verileceği Nisa/11'in bir cümlesinde geçiyor, kadına ne verileceği Nisa/12'nin bir cümlesinde.

Yani durum şu: Ölenin (evlat olarak sadece) iki kızı ve bir karısı var.
Nisa/11 iki kızın hakkını belirliyor, Nisa/12 kadının hakkını.


Şimdi Ebu Bekir'in sözünü tekrar okuyalım:
''birincisi (Nisa/11) çocuk ve baba hakkındadır. İkincisi (Nisa/12) koca, karısı ve (ana bir) kardeşler hakkındadır''


=> Zaten Ebu Bekir'in bu sözünden sizin iddianızı destekleyecek en ufacık bir mana çıkmıyor ki. Aksine, baştan beri benim size anlatmaya çalıştığım teyid ediliyor: Ayetlerde kullanılan düzenleme tekniği şöyle: Bir cümlede mesela ''çocuk varsa, babaya şu kadar'' geçiyor, diğer cümlede ''çocuk varsa karıya şu kadar'' diye geçiyor. Dolayısı ile çocuksuz ölen bir adamın babası ve karısı var ise, bu iki cümle bu durum için de doğrudan geçerlidir. Yani bu durum, tek bir cümle/ayet bütünlüğü içerisinde ele alınmamıştır, fakat Kuran'da vardır, düzenlenmiştir.



d. Ömer'in sözleri

Son olarak da gelelim, Halife Ömer'in ''avl gerektiren'' tablolarla ilgili sözlerine:

Evvela daha önce de bahsi geçen Halil El Kattan'ın eserindeki rivayet:

Burada benim vermiş olduğum avl durumundan, farklı bir avl durumu ele alınmakta. Ama meselenin özü aynı. Durum (varis tablosu) şu: Kadın çocuksuz ve anne-babasız ölür, geride kocası ve iki kız kardeşi kalır. Bu durum, Kuran'da vardır, düzenlenmiştir. Fakat ayetlerdeki oranların toplamı 1'den büyük çıkmaktadır.


"Allah Tealâ ölünün kocası için terikenin yarısının verilmesini iki kız kardeşi için terikenin üçte ikisinin verilmesini farz kılmıştır. Eğer ben önce kocanın hakkını verirsem iki kız kardeşin hakkı tam olarak kalmıyor, eğer ben iki kız kardeşin hakkını verirsem kocanın hakkı tam olarak kalmıyor o halde bu mirası nasıl taksim yapacağımı bana söyleyin"

ibn-i Abbas demiştir ki: "Feraizde avil ile hüküm veren ilk Hz. Ömer'dir. Yukarıda geçen mesele Hz. Ömer'e sorulmuş, varislerin hisseleri birbiriyle uyum sağlamadığını görmüş, bunun üzerine Hz. Ömer varislere "Vallahi Allah Tealâ hanginizi Öne geçirdiğim ve hanginizi geriye bıraktığını bilmiyorum?" demiş. Hz. Ömer çok takva sahibi bir kimseydi. Hz. Ömer varislere "Terikeyi size hissenize göre taksim etmekten ve her hak sahibine hissesine göre eksik vermekten başka çare bulamıyorum" demiştir.
Bakın, Ömer'in bu sözlerine çok kez talep etmiş olmama rağmen, en ufacık makul bir açıklama getirmediniz, getiremediniz. Ömer açık-seçik bir şekilde diyor ki: ''Allah Tealâ ölünün kocası için terikenin yarısının verilmesini iki kız kardeşi için terikenin üçte ikisinin verilmesini farz kılmıştır.''

''Bu durum Kuran'da düzenlenmemiş, ne yapsak acaba?'' demiyor, Allah bu durum için şu şu oranları farz kılmıştır, fakat oranların toplamı birden büyük, bu paylaşımı yapmak imkansız, çünkü mal yetmiyor, yani bir yerlerden kısmam lazım, öncelikli olarak kimlerden kısmam gerektiğini de bilemiyorum, dolayısıyla (oranları nispetince) hepsinden kısıyorum, başka çare bulamıyorum, diyor.

Ömer'in bu cümlelerinden daha açık anlatılamaz ki zaten bu mesele! ''Avl gerektiren durumlar, Kuran'da zaten düzenlenmemiştir'' iddianızın her halükarda yanlış olduğu buradan da görülebilmekte.



Şimdi de el-ihtiyar'daki rivayet:


Ölen kimse geride koca, ana ve ana baba bir olan bir kız kardeş bırakırsa; bu mes'ele altı üzerine kurulur ama sekize avleder: Kocaya üç, anaya iki, kız kardeşe ise üç hisse verilir. İslâm tarihinde avleden ilk mes'ele budur. Böyle bir mes'ele Hz. Ömer (ra) in hilafeti zamanında ortaya çıkmış, o da bunun halli için sahabeyle istişare etmiş, İbn Abbâs (ra) da ona bu mes'eledeki hissedarların hisseleri miktarınca onlara taksimat yapmasını teklif etmiş ve böylece mes'ele altıdan sekize çıkmıştı.

Bir rivayete göre; bu mes'eleyi soranlara Hz. Ömer (ra) şöyle demişti: 'Allah (cc) ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum. Allah (cc) ın kime öncelik verdiğini bilmiyorum ki, ona öncelik vereyim. Ve kimi arka planda bıraktığını da bilmiyorum ki, onu arka planda bırakayım. Ama ben şöyle düşünüyorum; bu eğer doğru ise, Allah (cc) dandır. Yanlışsa, bendendir. Hissedarların hepsinin hisselerinde eksiltme yapmayı düşünüyorum.' Böyle dedikten sonra avl yoluyla taksimat yapmış ve bunda hiç kimse ona muhalefet etmemişti.

Hz. Osman (ra) ın zamanına gelindiğinde İbn Abbâs (ra) bu mes'elede muhalefetini ortaya koyarak şöyle dedi; 'Allah (cc) ın mirasta öncelik verdiği kimselere öncelik verseler, onun geri planda bıraktığını geride bıraksalar; hiç bir farz hisseli mes'ele avletmez.' Kendisine, mirasta Allah (cc) ın kimlere öncelik vermiş ve kimleri de geride bırakmış olduğu sorulduğunda da, şu cevabı vermişti; 'koca, karı, ana ve nine Allah (cc) ın öncelik verdiği kimselerdendir. Allah (cc) ın geri planda bıraktığı kimselere gelince; onlar da kızlar, oğlun kızları, ana baba bir kız kardeşler ve baba bir kız kardeşler. Bunlar bazan farz hisse alırlar, bazan da asabe olurlar. İşte bu dört kimsenin hisselerinde (avl için) elsiltme yapılabilir.'
Ömer'in burada dediği de farksız. Kuran'daki oranların toplamı 1'den büyük çıkıyor, yani Kuran'da düzenlenmiş olan bu durumda mal yetmiyor. Dolayısı ile mecburen bir yerlerden kısması lazım. Fakat nereden kısacağını bilemiyor. Yani sorun karşısında ''farz olan bir taksim şekli göremiyor'', çünkü sorun var, aslen farz kılınmış olan oranları dağıtmak matematiksel olarak imkansız.




Evet muhterem,

''Avl gerektiren durumlar, Kuran'da zaten yoktur'' iddianıza söylenecekler bundan ibarettir. Bu iddianız her halükarda ve kati suretle yanlıştır. Zaten matematik hatası yargısına itiraz eden müslüman kalemler de, sizin savunduğunuz bu yanlış iddiayla değil, daha başka argümanlarla itiraz etmektedirler. Eğer siz de bu iddianızın yanlış olduğunu nihayet kabullenir, ama yine de matematik hatası olmadığına dair farklı argümanlar getirirseniz, tartışmaya devam edebiliriz. Aksi takdirde bundan sonrası her ikimiz için de salt tekrardan ibaret olur.



saygılarımla

Alchindus
02-11-2009, 23:19
Sayın Alchindus,

özellikle bir önceki sayfadaki ''nüzul sebebi'' bahsinden sonra, ''avl gerektiren durumlar Kuran'da zaten düzenlenmemiştir'' iddianızın yanlışlığını hala kabul etmeyişinizi hayra yoramıyorum.


Vallahi bende "bu varis tablosu içün inmiştir" dediğin ayetlerde o varis tablosunda yer alan amcanın olmadığını sana gösterdiğimiz halde hala o iki ayet içün "bu varis tablosu içün inmiştir" demeni hayra yoramıyorum!

Nuzuli esbab hususiyetlerini bilmemekliğin buna sebep olabileceği gibi "bir varis tablosu içün neden iki ayrı ayet gelmiş ola!" sorusuna da hiç nazar etmeyişin buna sebep olabilir!

1. Kuran'daki Matematik Hatasının Tespiti ve ''İçtihad Terimi''


Nisa Suresinin 11. (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=11), 12. (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=12) ve 176. (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=176) ayetleri miras bölüşümünü düzenler.

Her üç ayet de birden çok cümle içerir ve her bir cümle ''eğer şöyle ise, şu varise şu kadar düşer'' şeklinde düzenlemeler getirir.

Örneğin Nisa/11'in bir cümlesinde ''Eğer ölenin çocuğu (ve kardeşi) yoksa, ölenin annesine üçte bir verilir'' denir. Nisa/12'nin bir cümlesinde ise ''Eğer ölen kadının çocuğu yoksa, kocasına malın yarısı verilir'' denir.


İşte muhterem senin yanılgın daha doğrusu seni yanlış neticeye ulaştıran usul, ayetleri kendi içlerinde parçalayarak, onların iç bütünlüğünü yok ederek, metni atomize etmen sonradan da buradan elde ettiğin her payı her bir varis tablosuna aynıyla tatbik edebileceğini sanmandır!

Halbuki defaatle hem bu üç ayetin hangi varis tablolarını nazara verdiğini hemde paylaştırdıkları bütünü gösterdik!

Senin atomize ederek aldığın cümleler varisler ve zikronulan varis tablosundaki paylarıdır, bunun böyle olduğunu anlamak içün nazar edilen türkçe meal olduğundan türkçe bilmek, birde zikredilen varis tablolarındaki varislerin paylarının toplamından ayette bir bütünün tam olarak veyahut bazı hallerde tamdan eksik paylaştırdığını görmek yeterlidir!

İmdi gözlerini yumduğun ayet meallerine ve bu sefer birde nisa oniki bahsindeki yanılgın içün ayetin orjinal mentnine tekrar nazar edeceğiz!

Allah sizlere, miras taksiminde çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişi payı verilmesini emrediyor. Eğer hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, bunlara bırakılan malın üçte ikisi; eğer tek bir kız ise o zaman yarısı verilir.

Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine üçte bir, eğer ölenin kardeşleri de varsa o zaman annesine altıda bir verilir.

Bunların hepsi ölenin yapmış olduğu vasiyetin yerine getirilmesinden veya borcunun ödenmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bütün bunlar, Allah tarafından birer fariza olarak takdir edilmektedir; muhakkak Allah bilendir, hikmet sahibidir.
Nisa11

İmdi ayet bu ve görülen varistabloları ve varislerin paylarıda şöyledir!

Erkek çocuğa iki dişi payı
Çocuk tek kız olduğunda pay 1/2
Erkek çocuğu yoksa ve varis kız en az iki ise kızlara 2/3
Murisin çocuğu olup ana baba geride kalmışsa her birine 1/6
Murisin çocuğu ve kardeşleri yoksa anaya 1/3 kardeşler varsa 1/6

İmdi payların verildiği varis tablolarına nazar edelim!

Avliye erkek çocuğun olduğu bahislerde söz konusu olmadığından nazara kız çocuklarını alıyoruz!

İki kız var nene ve dedeleri ile birlikte olduğunda
2/3 + 1/6 + 1/6 = 6/6

Tek kız çocuğu nene ve dedeleri ile birlikte olduğunda
1/2 + 1/6 + 1/6 = 5/6

İşte görülmekteki bu ayette bütün ya tam olarak bazı hallerde de tamdan eksik kalarak taksim edilmiştir! Bu ayeti atomize ederek bir varisin payını nazara alabiliriz, amma muhterem ulpianın yaptığı hatada olduğu gibi bu şekilde elde edilen payın her bir varis tablosunda cari olduğunu söyleyemeyiz çünkü kuran bu noktada açık bir nass ortaya koymamış, defaatle göstermeye çalıştığım üzre aksine kuranda bu hususta iddia edilenin aksine kıstaslara rastlamaktayız!

Bunları payların ortak bir paydada zikredilmeyişleri bazı varislerin bazı varisleri mirastan düşürmesi karı koca eş içün iki ayrı pay zikredilişi ve reddiye diye tesmiye olunan hallerde ne yapılacağı hususunda sarih bir nassın bulunmayışı olarak sıralayabiliriz!

Nisa onikiden devam edelim!

Eğer karılarınızın çocuğu yoksa, bıraktığının yarısı sizindir. Eğer çocuğu varsa, o zaman dörtte biri sizindir. Bunlar, ettikleri vasiyetten veya borçları ödendikten sonradır.

Eğer çocuğunuz yoksa, sizin bıraktıklarınızın dörtte biri, çocuğunuz varsa sekizde biri ettiğiniz vasiyetten veya borçtan sonra, karılarınızındır.

Eğer bir erkek veya kadının çocuğu ve babası yok da kelale yönünden -yan koldan- ana bir erkek veya kız kardeşi bulunuyorsa her birine altıda bir düşer. Eğer bunlar, bundan fazla iseler, zarara uğratma kasdı olmaksızın yapılan vasiyet veya borçtan sonra üçte birinde ortak olurlar. Bütün bunlar, Allah'tan birer emirdir. Allah her şeyi bilen, cezalandırmada acele etmese de ihmal etmeyendir.
Nisa 12

İmdi ne görüyoruz burada!

Erkeğin karısına varis olması halinde çocuk varsa 1/4 yoksa 1/2
Kadının kocasına varis olması halinde çocuk varsa 1/8 yoksa 1/4
Kadın veyahut erkek murisin çocuğu ve babası yokda ana bir erkek ve kızkardeşi var ise her birine 1/6 kardeşler ikiden fazla ise hepsi 1/3 e ortak

İmdi bu payların verildiği varis tablolarına nazar edelim!

Erkek kadına varis olmuş ve çocuk varsa 1/4
1/4+?(çocuklar)+?(varsa diğer varisler)=?

Erkek kadına varis olmuş ve çocuk yoksa 1/2 alır kadının babasıda yok ve kardeşleri var ise 1/3 de onlara
1/2+1/3=5/6

Kadın erğeğe varis olmuş ve çocuk varsa 1/8
1/4+?(çocuklar)+?(varsa diğer varisler)=?

Kadın erkeğe varis olmuş ve çocuk yoksa 1/4 erkeğin babası yok ve kardeşleri var ise 1/3 de onlara
1/4+1/3=7/12

İmdi burada da sarahaten bir varis tablosunda bir bütünün o bütünü aşmayan paylarla taksim oldunduğunu görmekteyiz! Burada birde nisa onbir içün zikronulan nuzuli esbab rivayetinden hareketle muhterem ulpianın bu iki ayetteki varis tablolarını cem etmesinin yanlışlığını kuran metninden yola çıkarak göstermemiz icab ediyor çünkü muhtereme defaatle türkçe üzerinden yapılan izahatlar yeterli gelmemiştir ve bu hususta dileyenin tetkik edebileceği arapça metindeki arap dilinin bir hususiyetini zikretmek meseleyi anlamak içün kafidir!

Ve leküm nısfü Nisa oniki "veleküm" diye başlar, eğerki bu ayet "f" ile başlamış olsa idi bunun fai sebebiye, takib olduğunu "dolayısıyla" gibi bir manaya gelerek bir önceki ayetteki hükümler sebebiyle bundan ötürü gibi bir manaya geldiğini söyleyebilir idik!

Bu hususu iyice anlayabilmek içün bir misal vermemiz icab eder ise maide suresinin altıncı ayetine nazar edebiliriz!

Ya eyyühellezıne amenu iza kuntüm iles salati fağsilu vücuheküm

Bu ayette vücuhekümün fağsilu ile salate yani namaza bağlandığı arap gramerince sarihtir, bundan sonra devamla zikredilenlerde

ve eydiyeküm ilel merafikı vemsehu bi ruusiküm ve ercüleküm ilel ka'beyn ve in küntüm cünüben fettahheru

fağsilu ile bağlanılan ne ise bunlar onunla münasebettar olmaktadır!

Bu ayette namaz içün abdest alınması zikredilmektedir ve abdest alımı "fağsilu" ile namaza bağlanmıştır! Yani namaz içün yüzleri, dirseklere kadar elleri yıkamak başı meshedip ve topuklara kadar ayakları yıkamak icab etmektedir!

Amma nisa oniki vav ile "ve" denerek başlıyorki bu vavın ibtidaiye olduğu sarihtir! Yani bir hüküm, söz bittikten sonra yeni bir hüküm söz anlatılacak iken kelama başlandığının karinesidirki vav-ı ibtidaiye ibtida-i kelamın yani kelam başlangıcının karinesidir!

Bu söylediğim hususları arzu eden tetkik edebilir, arap gramerini bilen herkesin teyid edeceği hususlardır!

Bundan mütevellid muhterem ulpianın nisa onbir ve onikideki varis tablolarının cem edilmesi gerektiği yönündeki zehabı kuran metni ile tenakuzdadır! Bu hususta elbet biz kuran metni ne diyor ise ona bakacağız ve kuran metnini tahlil ehliyetinde olmayanların tercümelerden hareketle böylesi bahislerde ahkam kesip kesin konuşmalarının onları daima mahcup çıkaracağını kendilerine dostluğumuz gereği hatırlatacağız!

İmdi üçüncü feraiz ayetine nisa yüzyetmişaltıya nazar edelim!

Senden fetva istiyorlar. De ki: "Allah, babası ve çocuğu olmayan kişinin mirası hakkında size şöyle fetva veriyor:

"Eğer çocuğu olmayıp bir kız kardeşi olan bir kimse ölürse, bıraktığının yarısı kız kardeşine kalır.

Eğer kız kardeşinin çocuğu yoksa, bu erkek kardeş ona varis olur.

Eğer iki kız kardeşi varsa, bıraktığının üçte ikisi bunlara kalır.

Eğer erkekli dişili kardeşleri varsa, o zaman erkeğe iki dişi payı kadar düşer"

Allah, size şaşırıyorsunuz diye bunları açıklıyor. Allah, herşeyi bilendir.
Nisa 176

İmdi bu ayetteki paylarda sırasiyle şöyle!

Muris erkek olup geride tek ana baba bir kızkardeş bırakmışsa ona 1/2
Muris kadın olup geride ana baba bir erkek kardeş bırakmışsa ona tamamı
Muris erkek olup geride en az iki ana baba bir kızkardeş bırakmışsa onlara 2/3
Murisin kardeşleri erkek ve dişi karışık ise erkeğe iki dişi payı

İmdi bu payların verildiği varis tablolarına nazar edelim!

Erkek murisden geriye kalan ana baba bir tek kızkardeş varsa
1/2+?(varsa diğer varisler mesela anne 1/6)=?

Dişi murisden geriye kalan ana baba bir erkek kardeş ve yahut kardeşler mirasın tamamını alır.

Erkek murisden geriye kalan en az iki ana baba bir kızkardeş varsa
2/3+?(varsa diğer varisler mesela anne 1/6)=?

Murisin kardeşleri erkek ve dişilerden müteşekkil ise ise erkeğe iki dişi payı!

İmdi böylelikle bunlara topluca nazar edildiğinde sarahaten görünen husus şudurki her bir ayet kendi içinde bir varis topluluğunu esas alarak o cihetten paylar zikretmiş bunlar ya bir bütünü tamamen taksim etmiş veyahut bu bütünün bir kısmını taksim etmiştir! Zati bu sebepledirki sünnet ile icmalen zikredilen bu hususlar mufassalan ele alınmıştır!

İmdi ulpian ve diğer müddeilerin hatalı olduğu husus, bu varis tablolarında zikronulan payları her bir varis tablosuna tatbik etmeyi kuranın amir hükmü saymalarıdır! Buna hiçbir nassi delil getirememekte nazara bir araya geldiklerinde payları ile bir bütünü tam veyahut tamdan eksik paylaşan varis tablolarını vererek "burada bu üç ayetteki paylar kullanılmış" demektedirler!

Halbuki defaatle muhterem ulpiana bunun tabii oluşunu delil ve misallerle gösterdik! Fiiliyatta bir varis tablosu meydana geldiğinde bu varislerin ne alacakları bahsinde elbet kurana ve bu varislerin kuranda zikronulan varis tablolarındaki paylarına nazar edilecektir çünkü herhaluşartta bu ayetler kıstastıs!

Bu ayetlere nazar edilmesi her bir varis tablosunda bu ayetlerdeki payların aynısı ile verilmesi zaruretini göstermez!

İmdi müşahhas somut iki misalden hareket edelim!

Bir muris vefat etmiş ve geriye sadece annesini ve iki kızını varis bırakmıştır! Bu halde bu iki varisin payları içün aynı ayette bir varis tablosunda geçen paylara nazar edilirki o ayet nisa onbirdir!

Buna bakılınca görülürki kız çocukları içün 2/3 büyükanne içünde 1/6 zikredilmiştir!

Mesele toplamda 5/6 olur geriye de 1/6 artık mal kalmıştır!

İmdi bu halde nassın muktezası, Hz. Muhammedin bu başlıkta naklettiğimiz sözleri ve sahabinin icması ile reddiye yapılır yani ashabul feraizin ayetlerde zikronulan payları verildikten sonra arta kalanda bunlara kuranda zikronulan paylarınca yani kurani ölçüye bağlı kalınarak dağıtılır!

İmdi bu halde kızlar 2/3 ten büyükannede 1/6 dan fazla almıştır! Yani kuranda bu varislerin zikronulduğu varis tablolarında kendileri içün zikronulan paylardan fazla almışlardır!

İmdi bu hal sarih olarak ayette geçmiyor diye, nassın muktezası ortada iken ve sünnetin bildirdiği ile sahabi icmasıda biliniyor iken bu taksime "kurani değil" demek dahada ileri gidip "bu hal matematik bir hatadır" demek mümkün müdür, doğru mudur, akla sığmakta mıdır!

Elbette değildir ve sevinmekteyimki bunu ulpianda son mesajı içinde artık kabul ettiğini göstermiştir!

İmdi bir diğer misal üzerinden hareket edelim! Bu sefer muris geriye annesini, baba ana bir tek kızkardeşini ve kocasını bırakmış olsun ve bu murisin babasıda olmasın!

Bu halde toplamda üç ashabul feraiz mirasta hak sahibidir, bu vakitte evvela yapılan bu üç ashabul feraizin kuranda zikronulan varis tablolarındaki paylarına nazar etmektir! Bunlar

Eş içün nisa oniki 1/2
Anne içün nisa onbir 1/3
Kızkardeş içün nisa yüzyetmişaltı 1/2

İmdi mesele görüldüğü gibi toplamda 8/6 olur o vakit ne yapılacaktır!

Bir önceki halin zıddı yapılacaktır ve yine kurani ölçü ile kuranda zikronuldukları payları ne ise ona tekabül eden nisbi indirim bu varislere uygulanacaktır!

İmdi bu hal ile bir önceki halin benzerliği ve aynı kıyas usulune dayandığı sarih iken biri içün "matematik hata" demek diğeri içün dememek tenakuz değil midir!

İddia "kurandaki oranlar her bir varis tablosunda olduğu gibi uygulanmıyor ve bundan mütevellid matematik hata var" iseki muhterem ulpian bunu bir kaç kez zikretmiştir, o vakit reddiyede de oranlar değişmekte, varislerin payları artmaktadır!

Bu hal ile tersi avliye tam olarak aynı gereklilik ve delillerle vucuda gelmekte! Birincisinde de ikincisinde de ashabul feraizin payları ile miras tam olarak taksim olunamamakta! Bundan mütevellid reddiye içün kabul edilen pek tabii ve zarureten avliye içünde kabul edilir olmaktadır!

Reddiye ve avliye içtihadları aynı gereklilik ve delillerle vucuda geldiğinden bu iki hal gerçekte de benzerdir bundan mütevellid birinin meşruiyeti veyahut gayrı meşruluğu aklın zarureti icabı öbürününde meşruiyeti veyahut gayrı meşruluğudur çünkü ikiside benzer meşruiyetten doğmakta içtihad için gerekli aynı şartlara haiz bulunmakta ve aynı akli ve fıkhi kaide ile karara bağlanmaktadır!

Kaide şudur muhterem!

Nassın muktezasıyla sabit olan, nass ile sabit olan gibidir!

- veya (reddiye yoluyla) anne ve kocaya oranları nispetince bölüştürülmesi
- veya sadece anneye yahut kocaya verilmesi


Feraiz ilmine vukufiyetin yok der iken alınıyorsun muhterem amma işte bir kez daha görüyoruzki red yoluyla kocaya miras vermektesin :) Halbuki red yoluyla kocaya miras verilmez!

Ama burada önemli olan şu: Bütün bu içtihad yolu ile verilen hükümler, Ayetlerin çizmiş olduğu çerçevenin dışına çıkmıyor, çünkü ayetlerde bu durum için anne ve koca hakkında emredilmiş olan oranlar her ikisine de verilebiliyor. Kuran'da emredilen oranlar hak sahibine verildikten sonra, arta kalan mal başka bir yere de verilse, hak sahipleri arasında da bölüştürülse (bir nevi ''bonus'' olarak), meşru bir içtihad yapılmış olur. Çünkü: Ayetlerde emredilmiş olan oranlar zaten verilmiştir.


=> Fakat bazı durumlar var ki, ilgili ayetleri uyguladığımızda mal yetmiyor, çünkü (bu durumlar için de geçerli olan) cümleleri uyguladığımızda varisler için belirlenen oranların toplamı 1'den büyük çıkıyor. Yani bu oranları vermek matematiksel olarak imkansız oluyor.


İmdi daima yaptığın hata veyahut bilinçle yapmakta isen çarpıtmaya değinip sonra red ile avli birbirinden ayırmak, birini meşru diğerini gayrı meşru ilan etmek içün zikrettiğindeki temelsizliğe işaret etmek istiyorum!

Evvela ilkinden başlaylaım, demektesinki "bu durumlar için de geçerli olan", imdi bu söz ile "bu durumlar" diye tesmiye ettiğin varis tablolarıdırki sen bu tablolardaki varisler içün kuranda zikronulan başkaca varis tablolarına nazar ettiğin halde "bu varis tablosu içün" demektesin! Halbuki sen veyahut miras taksimi yapacak olanlar "bu durumlar" ile işaret ettiğin varis tablolarındaki varisler içün kuranda bu varislerin yeraldığı varistablolarındaki paylara nazar etmekte varolduğunu sandığın varistablolarına değil!

Yani "bu durumlar" diye tesmiye ettiğin misalen avli icap ettirir varis tablolarını düzenleyen ayetlere nazar edilmiyorki böyle bir ayet yoktur, "bu durumlar" diye tesmiye ettiğin o varis tablosundaki varislerin misalen erkek eşin kuranda başkaca bir varis tablosunda zikronulmuş payına nazar edilmiştir!

Bu iki hususu birbirine daima karıştırmak büyük hatanızdır!

Diğer hususa gelir isek evvela "kuranda yazan paylar tas tamam verilmiyor" diye itiraz ettiğiniz bir taksim usulune karşı redde de payların ayetlerdekinden fazla olduğu nazarınıza verilince bu sefer "ayetlerde yazan paylarını aldılar" demektesin! Pekiyi amma sen ayetlerde zikronulan payların "mutlaka her halü şartta en az bu kadarı verilmeli" diye zikronulduğunu veyahut başkaca bir ifade ile "alt sınır" olduğunu nereden çıkarmaktasınki bir nevi "alt sınır ihlal edilmediğine göre reddiyede sorun yoktur amma avlde bu vardır" demektesin!

Kuranda sarahaten kime ne kadar verileceği zikronulmamış bir varis tablosunda kuranda yer alan payların yükselmesi ile yine kuranda sarahaten kime ne kadar verileceği zikronulmamış bir varis tablosunda kuranda yer alan payların nisbi eksilmesi arasında ne gibi bir fark vardır!

Keyfiyette hiç bir fark yoktur, fark kemmiyette yani varislerin ellerine geçen mirastadır ve bu iki halde yukarıda zikrettiğim gibi aynı gereklilik ve delillerle vucuda geldiğinden bu iki hal gerçekte de benzerdir ve bundan mütevellid birinin meşruiyeti veyahut gayrı meşruluğu aklın zarureti icabı öbürününde meşruiyeti veyahut gayrı meşruluğudur çünkü ikiside benzer meşruiyetten doğmakta içtihad için gerekli aynı şartlara haiz bulunmakta ve aynı akli ve fıkhi kaide ile karara bağlanmaktadır!

Burada önemli olan şu: Halife Ömer ''avl yöntemini'' içtihad ile yapmıştır demekle sorun yokmuş gibi yapmak komik kaçıyor. Çünkü bu yöntemle (ve şianın alternatif yöntemi ile de) ayetlerde emrolunan oranlar verilmiyor, çünkü bütün varislere ayetlerde tespit edilen oranları vermek zaten matematiksel olarak imkansız. Avl yöntemine ''içtihad'' demekle bu gerçek değiştirilemez. Çünkü bu yöntem, ayetlerin çizmiş olduğu sınırlar içinde kalmıyor, kalması da zaten mümkün değil.


Muhterem komik kaçan husus, içtihad nediri bilmeden bu meselede konuşmaktır veyahut bu bilindiği halde ortada bir problem varmış gibi konuşmaktır!

İçtihad hakkında açıkça nass bulunmayan bir meselede olur, bundan mütevellid red ve avl içtihadları red ve avl icab ettiren varis tablolarında varislere tam olarak ne verileceği hususunun açık nass ile düzenlenmediğinin müşahhas göstergesi delilidir!

İmdi ayetlerde zikronulan payları matematiksel olarak verememek haline nazar eden ulpian yine iki hususu birden gözden kaçırmaktadır! Bunlardan ilki ayetlerde zikronulan payları vermenin mümkün olduğu red uygulanan varis tablolarında da ayetlerde zikredilen payların artma sebebiyle değiştiğidir! Paydası altı olan bir meselede iki kız çocuğuna 2/3 büyükannelerine de 1/6 vermek herhalde matematiksel olarak imkansız değildir ulpian amma bu mirasta büyükanne ile kızçocukları bu paylardan fazlasını alacaktır! Demekki içtihad içün zaruret matematik dağıtım imkansızlığı değildir!

Gözden kaçırdığın ikinci husus ise ayetlerde zirkonulan payları matematiksel olarak vermenin imkansız olduğu varis tablolarında kuranın o payları ver deyip demediği! Zati batıl iddianızın çürük varsayımı budurki böyle sanmakta halbuki kuranda varolmayan bu varis tablolarında kuranın kime ne verilmesini hükme bağladığı içtihadın sahası olmaktadır!

Burada bir itiraza tekrar cevap vermek gerekirse: Bu üç ayette akla gelebilecek her mümkün durumda her varise ne kadar verileceği eksiksiz olarak düzenlenmemiştir. Doğru! Fakat yukarda bahsedilen matematik hatası da zaten, Kuran'ın düzenlemiş olduğu bazı durumlarda ortaya çıkmaktadır.


İmdi burada yukarıda da zikrettiğim gibi yine "düzenlenmiş durum" diyerek gerçeğe sadakatsizlik etmektesin! "Durum" sözü ile bir varis tablosunu işaret etmektesin, kuranda bir varis tablosu nasıl zikronulmuştur bu başlık boyunca müteaddid defalar ortaya koyduk, bu sebeple senin "kuran düzenlemiştir" dediğin avli gerektirir bir varis tablosunun kuranda yer almadığı sarihtir! Sen yine her zamanki gibi avli gerektirir varis tablosunda yer alan varis veyahut varislerin kuranda başkaca varis tablolarında paylarının zikredilmesinden hareketle "bu halde kuranda düzenlenmiştir" demekte, bunu bilerek yapıyorsan çarpıtmada bulunmaktasın!

İmdi sana bundan önceki mesajımda aklının evvela sana oynadığı sonrada yazman vesilesi ile okuyucuya oynamak istediği oyunu ortaya çıkarmak içün bir sual sormuş ve istekde bulunmuş idim! Bak burada da "kuranda her varis tablosu ve bu tablolarda varislere ne verileceği yok bu doğru" demişsin! O vakit sana tekrar diyoruzki "kuranda olmadığını düşündüğün bir varis tablosunu yaz muhterem, yazki görelim varis tablosu nasıl yer alıyormuş ve oradan da hareketle nazar edelim kuranda hangi varis tabloları var imiş!"

a. Ayetlerin lafzı ve düzenleme tekniği

Pratikte ortaya çıkabilecek durumları yazılı yasa ile düzenlemenin birçok farklı tekniği vardır. Kuran'daki mirasla ilgili ayetlerde hangi düzenleme tekniğinin kullanıldığı zaten ayetlerin lafzından bellidir. Açıp bakalım tekrar ayetlere.

Mesela bir ayetin bir cümlesinde ''eğer çocuk yoksa anneye şu kadar'' diye geçer, diğer ayetin başka bir cümlesinde ''eğer çocuk yoksa kocaya şu kadar'' diye geçer. Pratikte eğer ölen bir kadının çocuğu yok, fakat annesi ve kocası var ise, bu somut durum için her iki cümle de doğrudan geçerlidir.


Mesajımın başında zikrettiğim metni atomize ederek bütünlüğünden koparma böylece yanlış sonuçlara varma illetinin kaynağı burada tekrar görülmekte! Senin parçalara ayırdığın cümleler ayet bütünü içinde bir varis tablosunda geçmekte ve istisnalar birbirleri ile ihtimalleri bağlamakta!

Misalen sen ayetteki "Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine üçte bir, eğer ölenin kardeşleri de varsa o zaman annesine altıda bir verilir." ifadesini "Eğer ölen kişinin çocuğu varsa anne-babasından her birine altıda bir, şayet çocuğu yok da anne-babası mirasçı oluyorsa annesine üçte bir" diye atomize eder isen ayetin iç bütünlüğünü gözden kaçırırsın!

Bu halde metni atomize ederek ashabul feraizin evvela değindiğim müslüman arkadaşın tesmiye edişi ile "varsayılan/default" paylarını elde edebilirsin amma bu payların, zikronulduğu tablolar içün olduğunu böylece kaçırırsın!

Bunu belirttikten sonra senin "Pratikte eğer ölen bir kadının çocuğu yok, fakat annesi ve kocası var ise, bu somut durum için her iki cümle de doğrudan geçerlidir." sözüne gelelim ve hatalı kelamını şöylece düzeltelim!

Fiiliyatta eğer ölen bir kadının çocuğu yok, fakat annesi ve kocası var ise, bu halde bu iki ashabul feraizin kuranda başkaca varis tablolarında zikronulan paylarına bakılırki bunlar nisa onbir ve onikidir bu ayetlerdeki paylar kendilerine verilir!

Çünkü cümle ''ölen kadının sadece kocası varsa, kocasına şu kadar'' demiyor, ''çocuğu yoksa kocasına şu kadar'' diyor.


Bak muhterem, metin tahlili yapıyorsun ve metni atmomize ediyorsun, amma hangi metni tercüme metnini!

İmdi senin türkçede dahi sıkıntıların olduğunu artık anlamış bulunuyorken senin tercümeden hareketle "öyle demiyor dese şöyle olurdu" felan demene tebessüm ediyorum! Arapçaya vukufiyetin nedir ulpian! Bak senin "öyle olsa böyle demesi icab ederdi" gibi zehapların içün bir misal vereyim yine feraiz ayetilerinden!

fe in künne nisaen fevkasneteyni fe lehünne sülüsa ma terakv
Eğer hepsi kız olup da ikiden fazla iseler, bunlara bırakılan malın üçte ikisi
Nisa 11

İmdi ne görüyoruz, fevkasneteyn yani ikiden fazla iseler! "Pekiyi kızlar ya sadece iki iseler, burada ikiden fazla diyorlar, kızlar iki olduğunda da 2/3 almaları gerekse idi buda ayrıyeten belirtilmeliydi" bahsine cumhur iştirak etmemiş ve sözün manasından ve arap dilinin icaplarından ikikızında bu söze dahil olduğunu zikretmişlerdir! Bilinen ibn-i abbas dışında buna da muhalefet yoktur! Gördüğün gibi muhterem, kuranın dediğini demiş olması içün senin zaruri gördüğün halde tabiri amiyane ile kelamda anlatılanı muhatabın gözüne sokması icab etmemektetid!

Muhterem yazdıklarım birazda alıntılar sebebiyle izin verilen sınırı aşmış, o sebeple burada kesip devamını ikinci mesajımda zikredeceğim!

Alchindus
02-11-2009, 23:42
b. Nisa/11 ve 12'nin nüzul sebebi



Ama sadece ayetlerin açık lafzı değil, Nisa/11 ve 12'nin nüzul sebebi de çok açık bir şekilde bunu göstermekte.

Sad b. Rabi ölür ve geride iki kızı, karısı ve bir erkek kardeşi kalır. Bunlar arasında paylaşımın nasıl yapılacağı ile iligli olarak bu iki ayet ''gelir''.


İmdi daha evvelinden zikrettiğimiz gibi "bunlar arasında" dediğin kişilerden birisi olan amca bu inmiş iki ayette olmamasına rağmen ve bunu sana göstermiş olmaklığımıza rağmen senin "bunlar arasında paylaşımın nasıl yapılacağı ile iligli olarak bu iki ayet gelir" demen hayra alamet değildir!

Üç feraiz ayetinde zikronulan varis tablolarını nazara verir iken nisa oniki içün bu bahisde bir tafsilata daha yer vermiş ve senin kuran metninden hareketle nisa onbir ve onikideki varis tablolarını cem edemeyeceğini göstermiş idim! O kısmı kısaca tekrarlayayım!

Nisa oniki "veleküm" diye başlar, eğerki bu ayet "f" ile başlamış olsa idi bunun fai sebebiye, takib olduğunu "dolayısıyla" gibi bir manaya gelerek bir önceki ayetteki hükümler sebebiyle bundan ötürü gibi bir manaya geldiğini söyleyebilir idik!

Halbuki nisa oniki vav ile "ve" denerek başlıyorki bu vavın ibtidaiye olduğu sarihtir çünkü metin içinde bir evvelki hükme sarih bir atıf yoktur! Yani bir hüküm, söz bittikten sonra yeni bir hüküm söz anlatılacak iken kelama başlandığının karinesidirki vav-ı ibtidaiye ibtida-i kelamın yani kelam başlangıcının karinesidir!

Bu söylediğim hususları tetkik edebilirsin ulpian, arap gramerini bilen herkesin teyid edeceği hususlardır!

Bundan mütevellid tekrar ifade edeyimki nisa onbir ve onikideki varis tablolarının nassi karine ile cem edilmesi mevzubahis değildir, ayrıyeten bundan önceki mesajlarımda sarahaten ortaya koyduğum gibi bu rivayet bize göstermiştirki bu ayetler kızları içün gelip "halleri ne olacaktır!" diyen annenin suali üzerine yaradanın kız çocukları ve kadın eşin islam miras hukukunda alacaklarının ne olduğunu, ayetlerde zikredilen varis tablolarında beltmiştir!

Bu hal, iki ayetteki varis tablolarının ve buradaki payların başkaca, misalen avli gerektiren varis tablosunda cem edileceğini göstermez! Bunu ne ayetler gösterir, nede zikronulan rivayet!

Olan bu hadise vesilesiyle kadın eşin çocuklu veyahut çocuksuzluk halinde kocasının mirasından ne pay alacağı, kızçocuklarınında erkek kardeşleri olmadığında mirastan paylarının ne olacağının ayetlerdeki varis tablolarında zikredilmesidir!

İmdi burada birde sana esbabı nuzulü nasıl ele alacağın hususunda bazı misaller vermemiz icab etmekte! Öyle fazlaca tetkik etmeden misalen bakara suresinden sana iki misal getireceğim!

"Muhakkak kî, inkâr edenleri uyarsan da uyarmasan da aynıdır. Onlar imana gelmezler." Bakara 6
Dahhak dedi ki: "Bu âyet Ebû Cehl ve onun ehli beytinden beş kişi hakkında inmiştir."

"Ey İnsanlar sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabbiniz'e ibadet ediniz..." Bakara 21
Said b. Muhammed b. ez-Zahid, Ebû Ali b. Ahmed el-Fakih'ten, o Ebû Turâb el-Kuhüstanî'den, o Abdurrahman b. Bişr'den, o Ravh'tan, o Şu'be'den, o Süfyan-i Sevrî'den, o A'meş'ten, o İbrahim'den, o da Alkame'den şunu dediğini bize haber verdi: "İçerisinde "ey insanlar" hitabının indiği herşey Mekke'de nazil ol¬muştur, "Ey iman edenler" hitabının içinde nazil olduğu sûreler de Medine'de nazil olmuştur. Yani "ey insanlar" Mekke halkına, "ey iman edenler" hitabı da Medine halkınadır. Allah Teala'nın "Ey İnsanlar sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabbiniz'e ibadet ediniz" âyeti "İman edenleri müjdele" âyetine kadar Mekke müşriklerine hitaptır. Bu âyetse Mü'minler hakkında nazil olmuştur.

İmdi ne görüyoruz burada! Birinci rivayette deniyorki ayet ebu cehil ve hane halkı içün inmiştir! Bu bize şunumu gösterir "sadece ebu cehil ve hane halkını uyarma veyahut uyarmama farketmez!" yoksa "ebu cehilin temsil ettiği zihniyette olanları uyarma veyahut uyarmama farketmez!"

Elbette ikinci manayı anlayacağız! İkinci rivayete bakar isek şunumu demeleyiz "kurandaki ey insanlar hitabı anca mekke halkınadır ey iman edenler ise anca medine halkına!" yoksa "bu hitaplar hassaten bu ayetlerin ilk muhatapları olmaları hasebiyle mekke ve medinelilere genelde ise bütün ademoğluna ve ehli imanadır!" mı demeliyiz!

Elbette ikincisini demeliyiz! İşte bu sebeple nuzuli esbaba dair kaide şudurki "sebebin hususiliği, hükmün umumiliğine mani değildir!"

Bundan mütevellid sad bin rebinin hanımının sözlerini nakleden rivayetten hareketle inen ayetlerin ihata alanını daraltamaz o ayetleri o sebebe münhasır kılamazsın! Kaldıki gösterdiğimiz üzre bu hadisedeki varislerden birisi olan amca ayetlerde yoktur yine ayetlerde bu miras taksiminde olmayan varisler vardır misalen büyükanne büyükbaba gibi! Buda bize göstermektedirki bu olay vesile kılınarak kızçocukları ve kadın eşin islam miras hukukundaki payları bu ayetlerdeki varis tablosunda zikrolunmuştur!

Bu durumda malın arta kalan kısmının ölenin kardeşine verilmesi gerektiğini Muhammed kendisi söylemiş.

Bu sözlerinden de konuştuğumuz mevzuda muhim bir bahis olan islamdan evvel arap toplumundaki cari miras hukukunu bilmediğin ve yine islam miras hukukunun üzerine bina edildiği neseb telakkisinden mahrum olduğun anlaşılmakta!

İmdi Hz. Muhammed keyfinden veyahut kafasına estiğinden kalanı amcasına vermemiştir, bilakis arap toplumunda islam öncesi miras telakkisi ve hem islamın getirdiği mirascı olma sebeplerinin nesebe dayanması sebebiyle amcayı asabe yapıp kalanı vermiştir ve bu sebepledirki red yolu ile karı koca eşler miras alamazlar çünkü onların mirasçılıkları neseb ile değil nikah iledir!

Buradan zorunlu olarak çıkan sonuç şu:
Demek ki, Nisa11 ve 12'de doğrudan ''Ölen erkeğin, iki kızı ve bir karısının olduğu'' durum(lar) düzenlenmiş.


Yukarıda söylediğim gibi kuran metnini tahlil ehliyetinde olmayanların tercümelerden hareketle böylesi bahislerde ahkam kesip kesin konuşmalarının onları daima mahcup çıkaracağını sana bir kez daha hatırlatmak icab etmektedir! Nisa oniki "f" ile başlasa idi yani fai sebebiye ile başlasa idi bu ayetteki hükümler içün "dolayısıyla" gibi bir manaya dealet eder ve bir önceki ayetteki hükümler sebebiyle bundan ötürü gibi bir manaya geldiğini söyleyebilir idik! Amma bu böyle olmayıp bu ayet vav-ı ibtidaiye ile başlıyor ve bu bir hüküm, söz bittikten sonra yeni bir hüküm söz anlatılacak iken kelama başlandığının karinesidirki vav-ı ibtidaiye ibtida-i kelamın yani kelam başlangıcının karinesidir!

Şimdi Ebu Bekir'in sözünü tekrar okuyalım:
''birincisi (Nisa/11) çocuk ve baba hakkındadır. İkincisi (Nisa/12) koca, karısı ve (ana bir) kardeşler hakkındadır''


=> Zaten Ebu Bekir'in bu sözünden sizin iddianızı destekleyecek en ufacık bir mana çıkmıyor ki.


Kuran ayetleri içün tatbik ettiğin atomizasyonu halife ebu bekirin sözlerine de tatbik etmiş çocuk ile babayı ayırmaya gayret etmişsin :) Muhterem türkçede sıkıntın olduğu gözleniyor ebu bekirin burada ne dediğini orjinal lisanı ile tetkik ettiğinde de göreceksinki halife senin gibi bir atomizasyon yapmıyor ve ayetlerin nazara verdiği varis tablolarını ifade ediyor!

Hep diyorum ayetlere bakmak yeterlidir, nisa onbirin başında sarahaten "çocuklarınız hakkında" denmiş ve devamında murisin çocuğu ve babası içün paylar zikrolunmuşken ayetin sonunda birde "Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz." denmiştir!

Bundan mütevellid analisanında inmiş ve onu tebliğ edenin en yakınında bulunmuş halife ebu bekirde demektedirki bu ayet çocuk ve baba hakkındadır!

Burada kişi muhterem ulpianın yaptığı gibi sözün zahirine ihanet edip atomizasyon yapsa dahi asla "bu ayette zikronulan pay herbir varis tablosunda sahibine aynısıyla verilmelidir" gibi bir sonuç çıkartamaz! Bu sebeple hem sözün zahiri ve manası hem sözü tahrif ettiğinizde elde edeceğiniz sonuç sizin varmak istediğiniz sonuç olmayacaktır, çünkü en nihayetinde varacağı yer "ashabul feraizden bir varisin payının zikronulduğu ayet" sonucu olacaktır!

Bakın, Ömer'in bu sözlerine çok kez talep etmiş olmama rağmen, en ufacık makul bir açıklama getirmediniz, getiremediniz. Ömer açık-seçik bir şekilde diyor ki: ''Allah Tealâ ölünün kocası için terikenin yarısının verilmesini iki kız kardeşi için terikenin üçte ikisinin verilmesini farz kılmıştır.''

''Bu durum Kuran'da düzenlenmemiş, ne yapsak acaba?'' demiyor, Allah bu durum için şu şu oranları farz kılmıştır, fakat oranların toplamı birden büyük, bu paylaşımı yapmak imkansız, çünkü mal yetmiyor, yani bir yerlerden kısmam lazım, öncelikli olarak kimlerden kısmam gerektiğini de bilemiyorum, dolayısıyla (oranları nispetince) hepsinden kısıyorum, başka çare bulamıyorum, diyor.


Muhterem yine gerçeğe sadakatsizlik ederek halifeye demediğini isnat edip dediğini setretmişsin! İmdi bunu sana tekrar gösterdiğimizde "alchindus tekrar yapıyorsun" diyeceksin! Sen yanlışlığı sana gösterilmiş kelamlarını tekrar eder isen bizde yanlışlığı sana tekrar göstermekten imtina etmeyiz muhterem!

Yirmiüç numaralı mesajımdan!

birde kalkıp "zaten sahabe de ya bu durum kuranda yok ne yapsak acaba" demedi dersin!

Halife ömer ne demiş idi!

"Allah (cc) ın Kitab'ında sizin için farz olan bir taksim şekli görmüyorum"

Halife diyorki sizin içün yani bu varislerden müteşekkil bir varis tablosu içün kuranda farz kılınmış yani emredilmiş, kesinleştirilmiş paylar ile bir taksim göremiyorum!

Yani muhterem halife diyorki sizin varis tablonuz ve bundan mütevellid bu tabloda hangi payları alacağınız kuranda yok, bu yüzden içtihad yapacağım!

İmdi kusura bakma bunu bile bile sen hala hilafı hakikan konuşmakta ve "zaten sahabe de ya bu durum kuranda yok ne yapsak acaba" demedi demektesin!

Sahabi "demedi" dediğini demiş amma "avli gerektiren vairs tablosunda da varislere bu payları vermek zorundayız" dememiş, yani "kuranda matematik hata var" dememiştir!

İlkokul talebelerinin anlayacağı sarahatteki bu mevzuyu dahi çarpıtman karşısında artık sana hiç imtina etmeden gerçeğe sadakatsiz olduğunu beyan ediyorum!

Bundan evvelde yine halifenin tabiiliğini sana müteaddid defalar gösterdiğimiz karşılaştığı varis tablosundaki varisler içün üç feraiz ayetine bakmasını nazara verip bundan yine batıl bir sonuç çıkarmış ve gerçeğe bir sadakatsizlik daha edip birde bunlar içün açıklama getirmedin demişsin!

Bu bahis içün onyedi numaralı mesajıma bakman kafidir! Bunu sana müteaddid defalar aynı misali sormaktan mütevellid alıntılayıp nazarına da sunmuş idim!

Yani sorun karşısında ''farz olan bir taksim şekli göremiyor'', çünkü sorun var

Ana lisanı türkçe olanlar, farz ve taksim şekli nedir bilenler birde gerçeğe sadakati olup yazılanları okuyanlar, ömerin sözlerinin ne manaya geldiğini bilmiş anlamıştır muhterem sen tasalanmayasın!

Kendini düşürdüğün hal inan hoşuma gitmemekte muhterem!

İmdi sözlerimi nihayetlendirir iken muhterem, sana tartışmayı sürdürecek isen tavsiyelerim olacak!

Evvela şu ana dek yapman zaruri olan hiçbir şeyi yapamadın!

-Kuranın bir bütünü bütünü aşan paylarla bir varis tablosunda taksim ettiğini yani "dört oğulun her birine 1/3" dediğini

-Redd ve avlin nassi dayanaklarının olmadığını

gösteremedin! Biz ise müddei olmadığımız halde tam tersini gösterdik!

İmdi bunlardan ayrı olarak en nihayetinde reddin "matematik hata olarak tesmiye edilemeyeceğini" ve "üç feraiz ayetinde akla gelebilecek her mümkün durumda her varise ne kadar verileceğinin eksiksiz olarak düzenlenmediğini" bizzat teslim ettiğine göre hala iddianda sabit isen o vakit tartışmayı sürdürmek içün yapman gereken

-Kuranda olmadığını söylediğin en az bir varis tablosu zikretmek!
-Ve red ile avlin keyfiyetçe birbirlerinden farkını ortaya koymak!

Uzatma dakikalarıda nihayetlenmiş ve esasta bitiş düdüğü çalmış olmakla birlikte yinede şunları yapar isen senin içün ilave sure vardır muhterem!

Gerçeğe sadakat şarttır, olmadan olmaz!

ulpian
03-11-2009, 11:31
Evet sayın Alchindus,

siz de söyleyeceklerinizi tekrar söylemiş olduğunuza göre, artık gönül rahatlığı ile takdiri okuyacak olanlara bırakabiliriz.

Mesajlarımızın çok uzun olduğundan dolayı, okuyucu açısından sıkılma ve bunalma olasılığı oldukça yüksek gibi. Bu sebeple, benim -sadece kendi mesajlarım açısından- başlığı okumak isteyenlere önerim: Sadece yukarda son yazmış olduğum 26. nolu mesajımı (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=255627#post255627) ve birinci sayfadaki giriş mesajımı (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=13939)okumaları, benim iddia ve gerekçelerimi değerlendirebilmek için yeterli olacaktır.

Tartışma için teşekkür ederim.

saygılarımla

Alchindus
03-11-2009, 15:56
Muhterem münazara içün bende teşekkür ederim!

Benimde okuyuca tavsiyem zihinlerde bir istifham kalmaması içün gerek senin gerek benim tarafımdan yazılmış bütün mesajların okunmasıdır!

Çünkü mesajlar arası irtibat ve münazaranın seyri konuyu iyice kavramak içün pek kıymetli hususlar ve ip uçları barındırmaktadır!

Kendine iyi bakasın ulpian, selam ve muhabbetlerimle!

Cem
03-11-2009, 17:09
Her iki arkadaşımızı da bu düzeyli, polemikten uzak ve konuya odaklı tartışmasından dolayı kutluyorum.

Bence iki arkadaşımız da bir tartışmanın nasıl olması gerektiği ile ilgili iyi bir örnek sundular.

Başlığı kilitliyorum. İtiraz gelmezse bir süre sonra ben veya başka bir moderatör tarafından Hodri Meydan Arşivi'ne kaldırılacaktır.

Saygılarımla.