Orijinalini görmek için tıklayınız : Domuz gribi ile ilgili haberler
Domuz gribi aşısını ilk Türkiye kullanacak
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ ... d=12531893 (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=12531893)
Halil ATAŞ/İZNİK (Bursa), (DHA)
Bursa'nın İznik İlçesi'ne bayram tatili için gelen Sağlık Bakanı Recep Akdağ, dünyanın korkulu rüyası haline gelen domuz gribine karşı geliştirilmekte olan aşının ekim ayının ikinci yarından itibaren toplu kullanıma hazır hale geleceğini belirterek, “Dünyada aşıyı kullanacak ilk ülkelerden biri olacağız” dedi.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, ramazan bayramının üçüncü günü ailesiyle birlikte İznik İlçesi'ne geldi. Kız kardeşi Berrin Akın ve fındık ticareti yapan eniştesi Kemalettin Akın'ı ziyaret eden Akdağ, kız kardeşinin İznik Aydınlar Köyü mevkiindeki yazlıkta dinlendi. Basketbol oynayarak stres atan Bakan Akdağ, daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı.
İLK KULLANACAK ÜLKE TÜRKİYE
Akdağ, dünyanın korkulu rüyası haline gelen H1N1 virüsüne karşı üretim aşamasında olan Domuz Gribi aşısı hakkında bilgi verdi. Akdağ, “Şu an domuz gribine karşı uygulamaya başlanan bir aşı yok. Firmalar aşı geliştirdiler ancak, toplu olarak kullanılacak aşamaya gelmedi. H1N1 aşısını Türkiye dünyada ilk temin edecek ülkelerden biridir. Şu an firmalarla yaptığımız anlaşmalar, Ekim ayının ikinci yarısından itibaren firmalar bize de aşı temin etmeye başlayacaklar. Önümüzdeki altı ay içerisinde bir taraftan aşı geldikçe özellikle risk gruplarındaki çocuklara, hamilelere, sürekli hastalığı olanlara bu aşıyı yapacağız. Bu konuda Maliye Bakanlığımız sağ olsun çok ciddi para ayırdı” dedi.
GELİŞMİŞ ÜLKELERİ KISKANDIRIYORUZ
Recep Akdağ, sağlık reformunda yeniliklere imza atmaya devam ettiklerini de söyleyerek, “Geri dönüşüm programı ile vatandaşımız sağlık hizmetini çok iyi almakta. Önümüzdeki iki yıl içerisinde çok daha iyi sağlık hizmeti alacak yeni sistemlere başlıyoruz” dedi.
Bu yeni sistem içerisinde randevu sistemine geçileceğini vurgulayan Akdağ, “Bu konuda pilot çalışmalarına başladık. Bursa ve İznik'te bu çalışmaların içerisinde. Hava ambulansı sistemleri de başladı. 2010 yılının sonuna kadar aile hekimliğini yaygınlaştıracağız. Vatandaşlarımız bizim zamanımızda sağlık hizmetine ulaşmaya başladı. Türkiye'de verilen sağlık hizmeti komşu ülkeler bir tarafa bir çok gelişmiş ülkeyi kıskandıracak durumda” diye konuştu.
Deprem bölgesinde yer alan İznik Devlet Hastanesi'nin zeminin çürük çıkması üzerine kendisine herhangi bir bilgi verilmediğini belirten Akdağ, konunun takipçisi olacağını söyledi.
"Asıl tehlike virüs değil, aşının kendisidir" başlıklı makaleyi okuyunca beynimde şimşekler çaktı ve korktum. Buyrun:
http://www.davidicke.com/content/view/25191
Metnin Türkçe'ye çevirilmiş hali ; ( Çeviri Alıntıdır )
Su anda zor bir donemden geciyoruz ve Panik yapmanin hic de sirasi degil. ve ayrica sunu da bilmeliyizki Fasist bir diktatorluk icinde yasiyorduk. Uzun zamandir kendini saklamisti ve gercek yuzlerini gormeye baslicaz artik
............
Domuz Gribi insanlari panige suruklemek icin Laboratuarda uretilmistir.
Domuz gribi Insan Kus Ve Domuz genlerinden olusmaktadir
Burda bilmemiz gereken Domuz Gribinin degil Asisinin Tehlikeli oldugudur.
Dr Peter Holden'in (Rothschild-tarafindan kontrol edilen British Medical Associationda calisiyor) Soyledigine gore Domuz Gribi kolayca atlatilabilen bir hastalik ama nedense oncelikli gruplara ve daha sonra herkese bu asiyi yapacaklarini soyluyor. Ne yani bu demek ki halkin sagligi ile gercekten ilgili degil.
Bu asiyi yaptirmaya calisan hastane calisanlari veya yonetici kesim isin gercek yuzunu bilmiyor.oNLARIN YAPTIKLARI sadece soyleneleri yerine getirmek. ASIL GERCEGI BILENLER
BU ISI TEZGAHLAYANLAR.
Avusturyali Gazeteci Jane Burgermeister; World Health Organization (WHO), United Nations, Barack Obama,Rockefeller, Rothschild'e karsi dava acti. Nedeni ise Kus Gribi ve Domuz Gribinin Laboratuarlarda Insanlari Oldurmek icin Uretildi iddiasiydi.
Burgermeister; Biyolojik Terrorizm baslikli makalesinden sunlari soyledi. Sirketler ve Devletler Insan Soykirimi yapmaya calisiyor. Boylece Amerikanin nufusu azalacak ve boylece Amerika Birlesik Devletleri Kendi Kontrolunu Birlesmis Milletlere Birakabilecek (Birlesmis Milletler Askerlerine)
Dunya Saglik Orgutu, Novartis, Baxter gibi sirketler bu hastaligi planlayan ve ureten yerlerdir. Amaclari Kuzey Amerika ve Diger Ulkelerin nufusu azaltmak ve Kontrolu Birlesmis Milletlerin eline vermektir (YENI DUNYA DUZENI TEK ULKE TEK YONETICI)
BILDERBERG, TRILATERAL KOMISYON, COUNCIL ON FOREIGN RELATIONS BU ISI TOPLANTILARINDA TEZGAHLADILAR
Bu dunyadaki zengin aileler birlik olup dunyanin hakimi olmaya calisiyor
Avrupa'da Roma, Paris, Bruksel, Berlin, Londra gibi yerlerde merkezleri var. Ben buna Orumcek Agi yapilanmasi diyorum. Politika, Bankacilik, Sanayi, Medya, Ilac Sanayii'ni ele gecirip Yeni Dunya Duzenini kabul ettirmeye calismak amaclari. En merkezdekilere ise ILLUMINATI TARIKATI deniyor
DUNYA SAGLIK ORGUTU, DUNYA BANKASI, DUNYA TICARET ORGUTU, parayi herkesden toplayip birkac kisiye dagitilmasini sagliyor. BUNLARI AMACI TEK DUNYA DEVLETI, TEK BANKA, TEK PARA BIRIMI VE TEK ORDU.
ILLUMINATI KURESELLESMENIN ARDINDAKI GUC. AVRUPA BIRLIGINI YARATAN DA BUNLARDIR.
Burgermesiter'in listesindeki Illuminati Kuklalari
Barack Obama, Abd Baskani
David Nabarro, Birlesmis milletler grip Sistem koordinatoru ,
Margaret Chan, Director-General of World Health Organisation,
Kathleen Sibelius, Secretary of Department of Health and Human Services (HHS), Secretary Janet Napolitano, the Department of Homeland Security,
David de Rothschild, banker,
David Rockefeller, banker,
George Soros, banker,
Alois Stoger, Austrian Health Minister
----------------------------------------------------------
Devamı ;
Domuz Gribinin Semptomlari Ayni Normal Gribe benziyor ve artik Ingilterede Grip oldugunuzda doktora gitmenize gerek yok cunku Bi telefonla Doktoru arayip Alo Doktor bey ben usuttum biraz dediginiz anda Doktor: Domuz Gribi olmussun hemen asi yapayim sana diyecek.
Baxter ve Novartis firmalari bu salgini ureten ve asisini da ureten firmalardir. Kus gribini ureten firma ise yine Baxter firmasidir. Baxter firmasinin ilaclari yuzunden yuzlerce insan cesitli hastaliklardan hayatini kaybetmistir.
Ayrica cesitli ulkelerde once asinin denemesi yapilacak daha sonra asi tamamen piyasaya surulecektir (TURKIYE ORNEGI)
EN COK DIKKATI CEKEN ISE BAXTER(NOVARTISIN YAN FIRMASI) DOMUZ GRIBI CIKMADAN 1 AY ONCE MART 2009 DA DOMUZ GIRIBI ASISI ICIN PATENT ALMIS ( BU ISIN TEZGAHLANDIGININ KANITI)
Domuz gribi Asisinin icinde aliminyum hidroksit ve benzin turevi bilesiklerin de bulundugu belirtilmis. Ne guzel
Novartis baskani Daniel Vasella Bilderberglerin daimi katilimcisi, Rotschild, Rockefeller ve Hanry Kissinger tarafindan destekleniyor.
Ingilterede Yuvarlak Masa Tarikati en son toplantilarinda bu Salgini yumurtladilar.
Amerikali Arastirici Patrick Jordan Insan Vucudunun bu Asi ile Direncsiz hale getirilecegini Soyluyor
ILLUMINATININ ASISI 3 ASAMALI OLARAK INSANLARI OLDURUYOR
1. ASAMA
Akyuvarlar yani hastaliklarla savasan hucrelerini etkisiz hale getiriyor kapatiyor
2.ASAMA
VIRUS vucudun heryerine yayiliyor
3.ASAMA
Akyuvarlar etkili hale getiriliyor
2. asamada insan kendini hasta hissetmiyor cunku viruslerle savasacak akyuvarlar yok. Fakat 3. asama akyuvarlar etkili hale geldiginde bir patlama yasaniyor ve artik vucut kendi kendini olduruyor (Cytokine Firtinasi) Vucut o kadar cok akyuvar gonderiyor ki artik butun hucreler olmeye basliyor
Bundan farkli olarak Sadece Domuz Gribi vucuda verilip o vucutta baskalasim gecirmesi ve daha guclu hale gelmesi de mumkun
EBOLA HIV,AIDS VE H1N1 DOMUZ GRIBI LABORATUARDA YARATILMISTIR
Hastaligin uretildigi amerikan ussu ise US Army Medical Institute of Infectious Diseases laboratory at Fort Detrick, Maryland
Bu delice gelebilir ama Illuminati aileleri size hic onem vermiyor. Onlarin tek amaci size mikrocip takip 24 saat sizi gozetlemek. Bu kadari ile de kalmiyor. Bu cipleri kullanarak sizin davranislarinizi dusuncelerinizi duygularinizi kontril etmek istiyorlar. Bir tiklama ile milyonlarca insani oldurebilecek hale gelmek istiyorlar
David Icke bunu soyluyor cunku 1997 yilinda bir CIA bilim adami ile gorusmesinde ona mikrociplerin asilanma ile insana aktarilabildigini soylemis.Yani bir MIKROCIP ASI ILE VUCUDUMUZA GIREBILIR Nanoteknoloji sayesinde kimbilir belki de amaclari bu.
1976 yilinda Amerika'da Insanlari Korkutarak Kandiran Domuz Gribi Panigi Simdi de Yaratilmaya Calisiliyor. Rockefellera gore grip asisi olmamis cocuklar 4 kere asi olacak (daha fazla) ama digerleri 3 asi olacak.
rockefeller adami Barak OBAMAnin saglik reformu ise ASIYI ALMAK ISTEMEYENLERE ZORLA EVINE GELIP YAPACAKLARINI SOYLUYOR. EGER COCUGUNUN ASIYI ALMASINI ISTEMEZSEN HAPSE BILE GIREBILIRSIN YANI.
Baxter, Novartis, GSK and Sanofi Pasteur. bu firmalar ise asinin yapilmasini TAVSIYE EDIYOR
insanlari panige sokmak icin sonbahari bekliyorlar. Zaten dunyamizda her yil Normal gripten olen yuz binlerce insan var. Simdi de insanlari panik yapmak icin bu olen insanlari domuz gribinden olmus gibi gosterecekler ve asiyi almalari icin ikna edecekler.
AYRICA DOMUZ GRIBINDEN KORUNMAK ICIN COK IYI YONTEMLER
1. BOL BOL D VITAMINI ALIN ( HAP OLARAK VEYA BALIK YIYIN)
2 ZATURRE ASISI OLUN CUNKU BU GRIBIN OLUMLERININ COGU ZATURREDEN OLUYOR
3 DOMUZ GRIBI ASISINI ALMAYIN
Doktorlar, "Sakın aşı olmayın" diyor!
Biz, 27 Eylül 2009 tarihli Yeniçağ’da, “Domuz gribi aşısı neden ilk olarak Türkiye’de?” diye sorarken Türk halkının kobay olarak kullanıldığını belirtmiştik. İki hafta sonra eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş, aynı zamanda bir tıp doktoru olarak, testleri yapılmayan aşının Türkiye’de denenmesini kınamış ve grip salgını karşısında bağışıklık sistemini güçlendirecek tedbirler alacağını ama ailece aşı olmayacaklarını söylemişti.
Sağlık Bakanlığı ise hâlâ ısrar ediyor. Bu arada Ankara’daki salgının, grip aşısının geldiği günlere denk gelmesi de manidar! TRT neredeyse halkı paniğe sevk edecek yayınlar yapıyor!
***
Sistem içinde bulunan doktorlar alenen aşıya karşı çıkamıyor! Fakat el altından bütün doktorlar, “aşı olmayın, tehlikeli yan etkileri var” diye yakınlarını uyarıyor!
Osman Durmuş, Sağlık Bakanlığının aldığı aşılardaki alüminyum ve skualen maddelerinin öldürücü ve felç edici etkileri bulunduğunu açıklamıştı.
Bir aşının testinin yapılmış sayılması için üç milyon kişi üzerinde denenmiş olması gerekiyor. Bazıları, ABD’de aşılama kampanyasının başladığını iddia ediyor ama durum hiç de öyle değil. New York’ta aşı yaptırmaları zorunlu kılınan sağlık görevlileri, aşıların yeterince test edilmediğini belirterek aşı kampanyasını durdurmak için dava açtı.
Washington’daki federal mahkemede açılan davanın dilekçesinde, “Bir domuz gribi salgınını önlemeyi bırakın, zayıflatılmış canlı virüs içeren burun aşıları bir H1N1 salgınını tetikleyebilir” denildi.
Turner, şikâyetlerinin kabul edilmesi halinde aşının ülke genelinde dağıtımının durdurulacağını kaydetti.
ABD’de zayıflatılmış canlı H1N1 virüsü içeren 2.4 milyon doz burun spreyi şeklindeki domuz gribi aşısı geçen hafta eyalet ve yerel sağlık idarelerine dağıtılmıştı.
Avustralya’da ise domuz gribi aşısının uygulanmasına başlandı. İlk etapta, en riskli gruplar olan sağlık çalışanları, hamile kadınlar ve kronik hastalar aşılandı. 10 yaşın altındaki çocukların ise aşının denemelerinin devam etmesi sebebiyle henüz aşılanmayacağı kaydedildi.
Görüldüğü gibi durum tartışmalı!
***
Peki bir hükümet, nasıl olur da kendi halkının, ilaç şirketleri tarafından kobay olarak kullanılmasına razı olur?
Gördüğüm kadarı ile iktidar partisinin beyin takımının, sadece Türklük kavramı ile değil, Türk ırkı ile de bir sorunu var! Ermenistan ile barışacağım diye Azerbaycan bayrağını yasaklamaya kalkışabilen bir iktidarın, Türk ırkının kobay olarak kullanılmasından rahatsızlığı da olmaz! Nitekim sonunda Bakü’deki Türk şehitliğinden Türk bayraklarının indirilmesi sonucunu elde ettiler!
***
Bir okurum her yazımdan sonra mesaj geçerek diyor ki, “Hep doğruları yazıyorsunuz ama bunları sıradan vatandaşa anlatmak gerekir!”
Bu da mı bizim görevimiz? Siyasi partiler ne güne duruyor? İşte Osman Durmuş, meseleyi geniş kitlelere duyurabilmek açısından önemli bir görev yaptı. Eski bir Sağlık Bakanı ve bir doktor olarak kendi uzmanlık alanına giren bir konuda halkı aydınlatmaya çalıştı.
Herkes kendi uzmanlık alanında halkı aydınlatırsa mesele kalmaz.
Gazetecinin işi bu tür meseleleri tespit ederek kamuoyuna duyurmaktır. Bundan sonrasını da biz yapacak isek bu kadar partiye, derneğe, sivil toplum kuruluşuna ne gerek var?
Arslan BULUT, 18 Ekim 2009 (http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=10495)
------------------------------------------------------------------
AKP'nin sonu domuz gribi aşısından gelecek!
Türkiye’de neredeyse bütün doktorların, “aşı olmayın, tehlikeli yan etkileri var” diye yakınlarını uyardığını dünkü yazımda bildirmiştim. Bu uyarı bizzat bana da gelmiştir!
Şimdi konunun Almanya’da nasıl tartışıldığını, Anadolu Ajansı’nın naklettiği haberlerden okuyalım:
Der Spiegel dergisinin haberine göre, Almanya’da bu ayın sonunda başlanacak olan domuz gribine karşı aşılama çalışmalarında, vatandaşlar için ayrı, siyasetçi ve memurlar için ayrı aşı kullanılacak.
Bild am Sonntag gazetesi de Başbakan Merkel, bakanlar ve politikacılara özel domuz gribi aşısı yapılacağını duyurdu.
Federal İçişleri Bakanlığının, bakanlıklar için 200 bin doz domuz gribi aşısı siparişi verdiği belirtilen haberde, bu şirkete ait aşıların etkiyi güçlendiren bileşimi içermediği belirtildi. “Normal vatandaşlarda” ise çok fazla yan etkisi olduğu ve vücudun bağışıklık sistemini de etkileyerek aşırı reaksiyonlara sebep verdiği belirtilen başka bir şirketin ürettiği aşının kullanılacağı ifade edildi.
Almanya İlaç Komisyonu Başkanı Wolf-Dieter Ludwig, bunu skandal olarak niteleyerek, siyasetçilere ve memurlara ayrı aşının yapılmasının insanlara anlatılamayacağını belirtti. Almanya Tabipler Birliği Başkanı Michael Kochen ise aile hekimlerine, hastalarına domuz gribi aşısı yapmamaları tavsiyesinde bulunarak, bu aşının faydadan çok riskler taşıdığını savundu.
Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanı Recep Akdağ ise Türk halkının kobay olarak kullanılacağı açıklamalarının bilime aykırı olduğunu savundu ve “Kimseye zorla aşı yapacak halimiz yok. Bu gönüllü yapılacak” dedi.
* * *
‘www.internetajans’tan Zahide Uçar ise konuyu daha geniş boyutuyla ele alıyor:
“İlaç sektörünü elinde tutan grup, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile terör örgütlerinin ve fuhuş sektörünün de arkasındadır. Şimdi tohum tekelini de ele geçirip istedikleri kadar insanın yaşamasına izin verip kıt kaynakları sadece kendi istediği sayıda nüfus ile paylaşmak istiyor.
1975 yılına kadar ilaç sektörü, sadece tedavi amaçlı satış yaparken ilaç satmanın çok para getirebileceğini tespit etti. Bu tespit sonrası sağlam insanlara da ilaç satabilmenin yollarını aradı. Bu amaçla da birçok ilaç çıkardı. Vitaminler gibi! Laboratuarlarda hastalık üretilmeye başlandı. Kuş gribi, domuz gribi gibi.
Sağlık bakanımız domuz gribi aşısına ilk talip olan ülke olmakla övünüyor. Anlaşılıyor ki bu hükümet normal yoldan ve bu seçim sistemi ile seçim falan kaybetmez. İşi iyi çözmüşler. Federal Hazinenin sahipleri istiyor, bunlar veriyor. Siz olsanız ’bu sonucu almak için yıllarca bir ülke üzerinde çalışıp para harcamak yerine’ böyle verimli satış imkânlarını size tepsi içinde sunan insanları iktidarda tutmak için her şeyi yapmaz mıydınız?
Adamlar sanki küresel sermayenin satış elemanı. Şu turuncu renkli basın, başka bir hükümet bu alımı yapsaydı kıyameti koparırdı. Şimdi gıkları çıkmıyor.”
* * *
Bir biyokimyacı da “Böyle agresif ilerleyen viral hastalıkların aşılarının çok işe yaramayacağını hatta zayıflatılmış virüs enjeksiyonunun, o virüsü daha da güçlü hale getirebilme riski olduğunu düşünüyorum” diye mesaj gönderdi.
Tayyip Erdoğan, İsrail ile uydurma bir kriz çıkardı, böylece Ermeni ve Kürt açılımları ile kaybettiği halk desteğini yeniden elde etmeye çalışıyor. Fakat Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’na aşı satan ilaç şirketlerinin sahipleri Yahudi asıllı!
Gerçi Osman Durmuş, “AKP’ye oy verenler aşı olsun, biz olmayacağız” diyor ama, bu işin AKP’lisi MHP’lisi yok. Hatta AKP’nin sonu domuz gribi aşısından olabilir!
Hem de AKP’ye oy verenler eliyle!
Arslan BULUT, 19 Ekim 2009 (http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=10508)
Domuz Gribi Aşısı ve Üret(e)meyen Türkiye!
Ceyhun Balcı, 24 Ekim 2009
Yaşadığımız çağa gündelik yaşamımıza yansıyan teknolojik kolaylıkların da etkisiyle cilalı sözlerle adlandırmalar yapıldığını duyar dururuz. ”İletişim”, “bilgi”, “uzay” gibi adlar kulaklarımıza sık çalınanlardan birkaçıdır.
Kuşkusuz bu bağlamdaki kimi yanlışlar tarih yapılırken değil de yazılırken anlaşılacaktır. Günün birinde tarih yazanların şu günlerde yapılmakta olan tarihi “korku çağı” olarak adlandırmaları şaşırtıcı olmayabilecektir.
Bilginin sıradan ayrıntı sayıldığı, bilgiden çok korkuyla kamuoyu oluşturmanın kolaylaştığı bu dönemde aklınıza gelebilecek hemen her olgu ya da gelişme “korku” öğesine dönüş(türül)ebiliyor.
Gündemden ve gerçeklerden kopartılmış toplumların güncel “domuz gribi” gerekçesiyle konuya odaklanması ve bu odaklanışın da korku üzerinden yönlendirilişi tüm çıplaklığıyla gözlerimizin önündedir bu günlerde.
Hastalık biçim değiştirip daha hastalandırıcı ve öldürücü olur mu yoksa bu gidişini koruyarak zamanla etkisini yitirir mi?
Aşı kitlesel olarak mı yapılmalı, yoksa yalnızca risk gruplarına mı uygulanmalı?
Aşılar güvenli midir yoksa bilinen ya da bilinmeyen yan etkileri var mıdır?
Beklenen olumsuz gelişme gerçekleşirse Türkiye’de öteden beri yetersiz olduğu bilinen yoğun bakım koşul ve olanakları yeterince geliştirilmiş durumda mıdır?
Sayıları çoğaltılabilecek bu türden soruların ortak özelliği “belirsizlikler” ve “bilinmezlikler” içeriyor oluşlarıdır.
Geçtiğimiz günlerde (20.10.2009) bir televizyon kanalında (Habertürk) konuyla ilgili sağlıklı ve kapsamlı bilgi veren, gösteriden çok toplumu aydınlatmayı hedefleyen bir meslekdaşımı izlerken başka bilgiler de edinme olanağı bulmuş oldum.
Son çeyrek yüzyılda hemen her alanı etkileyen bazı gelişmeler doğal olarak sağlık ortamını da etkisi altına almış durumdadır.
Aşı üretimi gibi son derece önemli ve duyarlı bir alan da başka birçoğu gibi çok uluslu şirketlerin etkisi altındadır.
Geçmişte bağımsız ve böylelikle daha nesnel olduğu tartışmasız olan kurullarca verilen aşı üretim onayları artık üretici şirketlerin egemen olduğu kurullarca verilmektedir. Doğaldır ki; üreten ürettiğini satacaktır ve elbette bu yolla parasal kazanç sağlamış olacaktır. Bu durum gözönüne alındığında aşı üretim onaylarının ve kullanıma sokuluş işlemlerinin kolaylaştırılmış olması, üzerinde durulması gereken çok önemli bir nokta sayılmalıdır.
Özellikle, son dönemde öne çıkan domuz gribi durumun göreceli olarak ivedilik içermesi nedeniyle de; söz konusu hastalığa korunma sağlayacak aşının kolayca onay almasına şaşırılmamalıdır.
Ülkemizde son günlerde “korku toplumu” yaratma doğrultusunda önemli adımlar atılmaktadır. Bu korku ortamında aşı konusunun konuşulması ve bu bağlamda yönlendirme yapılması da kolaylaşmaktadır.
Böylelikle, bir yandan toplumun aşıyı kabullenmesi kolaylaştırılırken, diğer yandan da söylentiler, kaygılar ve kuşkular korku yaratması pahasına dile getirilebilmektedir.
Öğrenildiğine göre, ülkemize gelecek aşılar üç üretici kaynaktan sağlanacaktır. Yine bilindiği kadarı ile bu üreticilerden birisi çok daha güvenilir bir konumda diğer ikisi son dönemdeki acelenin de etkisi ile hızla onay almış üreticilerdir.
Belirsizlik ve bilinmezlikler denince, H1N1 virüsünün bugünkü doğasını değiştirip daha hastalandırıcı ve öldürücü dönüşüm geçirmesi olasıdır. Bugün geliştirilen ve kullanıma sunulan aşıların bu dönüşüm durumundaki koruyuculukları da bir başka bilinmez olarak ortaya çıkmış olacaktır.
Dolayısı ile, bugün alımından söz edilen 40 milyon doz aşının böylesi bir soydeğişim (mutasyon) sonrası koruyuculuğu tartışmalı olacaktır. Diğer bir deyişle bunca harcamanın boşa gitmesi söz konusu olabilir. Diğer yandan, olumlu senaryonun söz konusu olması durumunda, mevcut aşı mutasyona uğramış virüse karşı da koruyucu olabilir. Bu durumda da, dışalım yoluyla edinilen aşıların üeticilerce kendi toplumlarını önceleyen bir kullanıma yönlendrilmesi ise aşısız kalınması anlamına gelebilir.
İşte, tam bunlar konuşulurken aynı kanalda geçen bir altyazı bilgisi “domuz gribi” ve “aşısı” çevresinde yoğunlaşan tartışmalara da ışık tutacak türdendi : “Ege bölgesinde geçtiğimiz yıl pamuk ekim alanları % 29 oranında daraldı.” Yine, geçen haftanın bir gazete köşe yazısına(Cumhuriyet, Şükran SONER, 17.10.2009) göre Türkiye’de buğday, arpa, kuru fasulye, mercimek ve nohut gibi tarım ürünlerinin üretimi de hatırı sayılır düzeyde azalmıştı. Belli ki; bu geleneksel ve en iyi bildiğimizi sandığımız alanda bile dışa bağımlı duruma gelmiştik. Çok değil, 15-20 yıl önce bile dünyanın gıda üretim bakımından kendine yeten yedi ülkesinden biri olmakla övünç duymaz mıydık?
“Aşıyla bu konunun ilintisi var mıdır?” diye sorulabilir!
İlgisiz gibi görünen bu iki konudaki yetersizlikler bir ortak payda oluşturuyor. “Üret(e)meyen Türkiye!” “Üretmekten vazgeçen Türkiye!” de denilebilir.
Türkiye üreten, kendi aşısını yapabilen ve gereğinde başkalarını da üretme potansiyeli olan bir ülke olabilseydi domuz gribi üzerinden de bir korku toplumu yaratmaya gerek kalır mıydı?
Bu noktada yöneten olmak da oldukça güçtür. Başkalarının etkisi ve güdümü altındasınız. Diğer yandan da toplum önlem ve koruma beklentisi içinde. Önlem almadı, koruma yapmadı dedirtmek istemezsiniz doğal olarak!
Son günlerde domuz gribi ve aşısı çevresinde odaklanan her türden akıl yürütme, yorum yapma ve bir şeyler yapıyor görünmenin önemli nedenlerinden biridir bu toplumsal baskı.
Her nedense pek çok konuya vurgu yapan kişi ya da kurumlar işin bu yanına neredeyse hiç değinmemekteler.
Domuz gribi ve aşısı çevresinde yoğunlaşan sorunlar sakın “üretemeyen Türkiye” kaynaklı olmasın!
“Nedensellik” bağı kurma alışkanlığı hekimliğin olmazsa olmazıdır. Dolayısı ile, hekimler yalnızca hastalıklarla uğraşırken değil yaşamın başka alanlarında da bu yararlı alışkanlıktan yararlanmalıdırlar.
Ancak, her nedense domuz gribi ve aşısına ilişkin tartışmalarda bir çok dernek konuya ilişkin açıklama yapma yarışına girmişken aynı çevrelerin işin bu yanına kayıtsız kalıyor olmaları nasıl açıklanmalı?
Not: Bu yazıda 20.10.2009 tarihinde Habertürk TV’de Fatih Altaylı’nın sunduğu “Teketek” izlencesine konuk olan Prof.Dr. Osman Şadi YENEN hocanın sözlerinden esinlenilmiştir.
ilk-kursun.com (http://www.ilk-kursun.com/2009/10/domuz-gribi-asisi-ve-uretemeyen-turkiye/)
Bu İddiaları Sağlık Bakanlığı'na Soruyoruz
Show TV'nin 25 Ekim 2009 tarihli ana haber bülteninde; "Domuz Gribi'nden İlk Ölüm Vakası" olarak kanal kanal "reklamı" yapılan vatandaşımızın acılı eşi mealen şöyle konuştu:
"Bize eşimle ilgili bu konuda bir şey söylenmedi. Eşim ; öldüğü ana dek hep üç yataklı bir yerde, başka hastalarla beraber yattı. Biz de hep yanındaydık, bize de maske felan verilmedi. Domuz gribi idiyse niye ayrı odaya alınmadı"
Bunlar eşinin domuz gribinden öldüğünden kuşku duyan bir kadının sözleri. Vatandaşlar da, son günlerde "domuz gribi" furyası üzerinden koparılan yaygaradan şüphelenmiş olacaklar ki; medyada yeralan anketler halkın %85'inin "domuz gribi" aşısına güvenmediği ve yaptırmayı düşünmediği yönünde.
Türkiye'de de; dünya ile birlikte yaşanan/yaşatılan domuz gribi paniği ilaç üreten bir kaç küresel firmaya üç yönlü yarıyor.
"Domuz gribi" aşısını üreten firmalar aynı zamanda , ABD gibi fabrika mantığı ile işletilen büyük domuz çiftliklerinin bulunduğu ülkelerde, domuzların tutuldukları sağlıksız şartlarda hastalık kapmamaları için bolca verilen antibiyotiklerin üreticileri. Hem antibiyotiği, hem de aşıyı üreten Baxter ve Novavax gibi firmalar aynı zamanda "domuz gribi" üzerinden yaratılan kamuoyu sayesinde yükselen hisse senetleri sayesinde de kazançlı çıkıyorlar.
27 Nisan'da Novavax'ın hisseleri 2.55 dolardan satıyordu. Ağustos itibarı ile bu rakam 5.21 dolara çıktı. Şirketin hisseleri şu sıralar 4.04 civarında işlem görüyor. Bir kaç ay içinde ikiye katlanan hisse senetleri sözkonusu.
Türkiye bir kalemde 1 milyon 800 bin doz aşıyı satın alarak, panik havasının her türlü aşırılığı örtbas ettiği bir ortamda, bu tarz yeni üretim/teknolojilerin en önemli maliyet kalemi olan "ilk üretim maliyeti"ni karşılar bir pozisyona kendisini sokmuş durumda. İktidara oturduğu günden beri küresel sermayeyi mutlu eden yüzlerce karara imza atan AKP hükümeti; bizzat Sağlık Bakanı aracılığı ile halk üzerinde yaratılmaya çalışılan panik ortamına malzeme sağlıyor.
Her gün "Domuz Gribi Paniği" gibi başlıklarla haber yapan medyayı da bu resme eklediğinizde; Türkiye, bir kez daha "barış teknolojilerinin" laboratuvar ülkesi haline dönüştürülmüş durumda.
Açık İstihbarat; yıllardır, dünyanın belli ülkelerinin savaş ve barış teknolojileri adına "laboratuvar" olarak seçildiğini ve Irak, Afganistan gibi coğrafyaların her türlü savaş teknolojisinin test edildiği coğrafyalar olarak kullanılırken; Türkiye'nin de barış teknolojilerinin (gözetleme teknolojileri, toplumsal mühendislik teknolojiler, kitle kontrol teknolojileri , gıda teknolojileri, sağlık teknolojileri, v.s.) laboratuvarı olarak konuşlandırıldığının altını çiziyor. "Domuz Gribi" operasyonu, Türkiye'nin bir kez daha birileri tarafından laboratuvar olarak görüldüğünün bütün emarelerini taşıyor.
Bu sağlıksız sağlık tartışması ortamında, sağlıklı ve dengeli bilgi akışı sağlanamadığı için de, "komplo teorileri" ve çeşitli iddialar ortalığa yayılmış durumda. Güvenilir kaynaklardan bizzat tarafımıza ulaşmış bir kaç iddiayı Sağlık Bakanlığının dikkatine sunuyoruz:
1) İllerdeki ilgili makamlara şifahi emirler vererek, hastanelerdeki normal grip vakalarının belirli oranlarda "domuz gribi" vakası olarak tanımlanarak, kayda geçirilmesi yönünde talimat verdiniz mi?
2) Bu şifahi emirlerinizi haber yapan bazı sağlık muhabirlerinin haberlerine müdahale edilerek, gazetelerde yayınlanması engellendi mi?
3) Bazı eczanelere normal grip aşısı için başvuran vatandaşlara, "normal grip aşısı verilmemesi, başvuranların domuz gribi aşısına yönlendirilmesi yönünde talimat var. O yüzden satamıyoruz" mealinde açıklamalar yapılıyor. Bu bir kaç eczanenin işgüzarlığımı , yoksa Bakanlığınızın bu yönde de şifahi bir yönlendirmesi mevcut mu?
Sağlık Bakanı'nın dünyada hiç bir ülkede görülmeyecek bir şekilde, "ülkede yaşayan 100 kişiden 33'ünün domuz gribi olabileceği" yolunda demeç verdiği;
medyanın, kendi paniğini yaratıp, sonrada bunu haberleştirdiği bir ülkede bu tarz iddiaların bir an önce cevaplanarak; virüs paniğinin virüsten daha hızlı yayılmasının önüne geçilmesi gerekir.
Aksi takdirde Oktar Babuna vakası ile başlatılan Türkiye'yi laboratuarlaştırma sürecinde küresel güçler yeni bir cephe kazanacaktır.
Açık İstihbarat (http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8297)
'İlaç Firmaları Hastalık İcat Ediyor'
Araştırmacılar, ilaç firmalarının daha çok ilaç satmak için ''hastalık icat ettiklerini'' belirtti.
Public Library of Science Medicine, ''hastalık tacirlerinin'' karlarını artırmak için var olmayan hastalıklar yarattığını ve önemsiz sorunları abarttığını bildirdi. Avustralya'daki Newcastle Üniversitesi araştırmacıları, ilaç firmalarının menopoz gibi durumları ''tıbbileştirerek'' sağlıklı insanları riske soktuklarını belirttiler.
Menopozun hayatın normal bir parçası olmasına karşın bir rahatsızlık olarak tanımlanarak tıbbileştirildiği kaydedildi. Raporu kaleme alan David Henry ve Ray Moynihan, ABD'de kadınların yüzde 43'ünde cinsel bozukluk bulunduğuna halkı inandırma girişimlerini de eleştirdiler.
Henry ve Moynihan, yüksek kolesterol ve kemik erimesi gibi risk faktörlerinin halka ''bir hastalık gibi sunulduğunu'', huzursuz bacak sendromu gibi nadir görülen ve hassas bağırsak sendromu gibi basit sorunların abartıldığını söylediler.
Raporda, ''Hastalık tacirliği, hastalığın sınırlarını ve tedaviyi sağlayanların pazarını genişleterek hastalığı satmak durumudur'' denildi.
KAMPANYALARA DİKKAT
Raporda, ''Bu en bariz şekilde, ilaç firmalarının finanse ettiği hastalıklara karşı bilinçlendirme kampanyalarında görülmektedir. Bunlar, sağlığın korunması ve hastalıkların önlenmesi konusunda insanları bilgilendirmek ve eğitmekten ziyade ilaç satışlarını artırmak için yapılmaktadır'' ifadesine yer verildi.
Araştırmacılar, doktorlar ve hastaları ilaç sanayisinin pazarlama taktiklerine karşı uyanık olmaları konusunda uyardılar.
Kaynak: http://www.kriter.org (http://www.kriter.org/)
DOMUZ YİYEN ÜLKELERDE NEDEN BU KADAR ÖNLEM ALINMIYOR, HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ ????
Şimdiye kadar üç firma üretim yapmış:
GlaxoSmithKilne firmasının Pandemrix, adlı aşısı.
Baxter International’ ın H1N1aşısı.
Her ikisininde henüz lisansı yok. Avrupa ilaçlar kuruluşu tarafından onaylanmamış.
Novartis tarafından üretilen Influenza A (H1N1) 2009 Monovalent .
Amerikan’nın bazı eyaletlerinde zorunlu aşılamaya karşı tepkiler artıyor. Aşılardan ölümler meydana gelmekte. İngiltere, ülkesinde kesinlikle böyle bir uygulama yapmayacağını söylüyor. Diğer ülkelerdede durum farklı değil…
Bu aşılar yapıldıgı takdirde:
-Guillain-Barre sendromu
-Vaskülit
-Felç
-Anafilaktik şok
-ve ölüme neden olabileceği duyuruluyor.
Ayrıca Novartis firmasının geliştirdiği ilacın yan etkilerini Novartisin kendi laboratuvar sonuçlarından okuyabilirsiniz.
ŞİMDİ OLAYI İSTERSENİZ TÜRKÇE KONUŞALIM
1-DOMUZ GRİBİ AŞISINDA DOMUZ KANI VAR..
2-BU AŞININ İÇİNDE KISIRLIK YARATAN YAN ETKİ VAR.
3-BU AŞININ İÇİNDE İNSANIN GENETİK YAPISINI BOZAN MADDELER VAR.
4-BU AŞININ İÇİNDE DÜNYADA BİR NUMARALI KANSOROJEN MADDE ÖZELLİĞİ TAŞIYAN FORMALDEHİT BULUNUYOR.YANİ AMERİKA YASAKLI OLAN AVRUPADA YASAKLI OLAN BİR MADDE..(AMERİKADA BU AŞIYI VURULAN VATANDAŞ DEVLETE DAVA AÇMIŞ)
ŞİMDİ İŞİN SOSYOLOJİK BOYUTU
1-ALMANYADA HÜKÜMET YETKİLİLERİ BÜROKRASİ KESİMİ CİVASIZ AŞIYI KULLANIRKEN, HALKA CİVALI AŞI KULLANACAKLAR BU HABER ALMANYADA DUYULUNCA HALK AYAKLANDI- ÜLKEMİZE GELEN İLK PARTİ AŞI (500 000 AŞI) CİVALI HABERİNİZ VARMI.
2-KUŞ GRİBİ HASTALIĞININ İLACI OLAN TAMİFULU İLACININ FİRMA SAHİBİ Donald Rumsfeld (amerikanın 3. etkili adamı) idi VE 2 MİLYAR DOLAR KAZANDI. ŞİMDİ BU HASTALIĞIN İLACI OLAN FİRMALARIN HEPSİNİN YAHUDİ FİRMASI OLDUĞUNU BİLİYORMUSUNUZ..
3-TÜRKİYE DE CİDDİ OLMAMASINA RAĞMEN SÖZDE BİR KAÇ İLDE ESKİLERİN AJAN LAWRENCE’ LERİ GİBİ ÜLKEMİZE SOKULAN SÖZDE SANAL HASTALIK İLE HALKI KANDIRAN BU ÜLKE YÖNETİCİLERİ, HABERLERDE YAPILAN DOMUZ GRİBİ HABERLERİ İLE HALKI PSİKOLOJİK OLARAK BASKI ALTINA ALIP KENDİLERİNCE ALINACAK 43 MİLYON AŞININ, YANİ 1 MİLYAR DOLARLIK AŞININ BAHANESİNİ OLUŞTURDUKLARINI BİLİYORMUSUNUZ.
4-HİÇBİR ÜLKEDE, HATTA ÖLÜMLERİN YAŞANDIĞI ÜLKELERDE BİLE, ÜLKE HALİNDE BU KADAR AŞI TALEBİ OLMAZKEN NEDEN TÜRKİYE KOBAY ÜLKE OLARAK DENENİYOR???
5-DOMUZ GRİBİ HASTALIĞININ KENDİ KENDİNE OLUŞABİLECEK BİR EVRESİ OLMAYAN HASTALIK OLDUĞUNU BİLİYORMUSUNUZ. YANİ ÖZEL LABARATUARDA ÖZEL HAZIRLANMASI GEREKEN BİR HASTALIK OLDUĞUNU BİLİYORMUSUNUZ?
ŞİMDİ ASIL DÜŞÜNÜLMESİ GEREKEN ŞEY
İSRAİLİN TEVRATTA ARMEGEDDON SAVAŞI YAPACAK VE SADECE 144.000 KİŞİ KALACAK DİYOR. BU SAVAŞ İLLA SİLAHLA OLACAK BİR SAVAŞ OLMADIĞINI DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE. BU BU SALGIN HASTALIKLARIN HEPSİ LABARATUAR DA HAZIRLANAN HASTALIK OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE VE İLAÇ FİRMALARININ HEPSİNİN YAHUDİ KURULUŞ OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE, SİZCE SONUÇ NE ÇIKIYOR...
BU ARAŞTIRMA YAZISINI MUTLAKA OKUYUN...
Yakın bir zamana kadar, DNA, içine girilmez bir alandı ama bugün çok net biliyoruz ki genetik sarmallar rahat açılabiliyor ve istenildiği gibi kromozom dizilişine eklemeler, çıkarmalar yapılabiliyor.
Genetik yapısıyla oynanmış gıdalar, doğrudan genetik yapıyla ilintilenen aşılar, tıpkı bilgisayarımıza şu veya bu şekilde giren virüs programları gibi, kendini sistemle entegre eden programlarla pekala insan genini değiştirebiliyor, yapısını bozabiliyor ve hatta yavaş yavaş ölümüne yol açabiliyor
Dolayısıyla, bugün pratikte yapılmasa da kanatlı atların, insan formunda hayvanların, domuzlaştırılmış varlıkların, yarı maymun yarı insan yaratıkların ortaya çıkması an meselesidir. Çünkü bunun mümkün olabileceği artık biliniyor. Yapılmıyorsa sebebi; İsrail’deki din adamlarının gücü, Hıristiyan ruhanilerinin ahlâki istinat duvarlarıdır.
Yakında, insan beden malzemelerinin üretildiği laboratuarlardan söz edilirse şaşmayın. Bunların dini ve hukuki boyutları yıllardır tartışılıyor. Hızla o yöne doğru gidiyoruz Bunun için şeytan da elinden gelini yapıyor. Dünyadaki sürgün hayatı bir an önce bitsin diye, saklı ve gizli telkinlerle insanlığı yıkıma sürüklüyor. Siyasi tabirle insanları kışkırtarak, “Tanrıyı kıyamete zorluyor”
İşte domuzlaştırma operasyonu da bu çalışmalardaki son merhaledir. Bu kadar açıklamanın hülasasına gelince;
Biliyorsunuz son olarak Domuz Gribi diye bir hastalık gündemde. Ve tabii aşısına da Dünyada haysiyet sahibi bilim adamlarından ciddi tepkiler var. ‘Bu aşı, bir hastalığı yok etmek için üretilmedi, aksine insanlığa yeni bir hastalık taşımak için üretildi.’ diyorlar.
Hayır, sizi temin ederim bu aşı sadece hastalık getirmiyor, transgenetik ‘terminatör genler’ de içeriyor. İnsan tabiatını yavaş yavaş meshedecek ve onu başka bir varlığa dönüştürecek genler
Beni şaşırtan ve kahreden ise, Türkiye’nin, Sağlık bakanımızın eliyle bu belaya sürüklenmesidir. Bu belayı insanlığın başına biz sarmışız gibi, aşı uygulamasında pilot bölge yapıldık. Efendim bilmem kaç milyon insan risk altındaymış da aşı yapılmazsa bilmem kaç bin insan ölecekmiş de İnsaf be, insaf. Allahtan korkun. Bu işlere hangi mantık ve vicdan ile bakıyorsunuz?
Yani bakanın dürüstlüğüne inanmasam diyeceğim ki; birilerinin zenginleştirilmesi için Türk milleti kobay yapılıyor!!! Pekala herhangi bir grip gibi savuşturulacak bir hastalığı, bu kadar büyük bir panikle lanse etmesi hakikaten akıllarda soru yaratıyor
Bu nasıl bir panik böyle? Yoksa birileri bu ülkeye girip virüsü serpti de bizim haberimiz mi yok?
Ben açık söylüyorum, bu kadar açık ikaz ve uyarılara rağmen aşı dayatılacak olursa bu millete ihanet edilmiş olur! Florası, genetiği temiz, hala insan varlıkların yaşadığı Anadolu’ya işgalden beter bir darbe indirir. Düşünün bu toprakları, tohumları, damızlıkları. Tahıl öldü, çeltik öldü, meyve öldü hayvan öldü. Arı öldü bal öldü. Karpuz öldü kavun öldü buğday öldü
Bir zamanlar da nüfus planlaması adı altında bu milleti kısırlaştıracak aşılar yaptılar. Ve bugün biliyoruz ki, Türkiye’de kısırlık son on yılda yüzde 27 oranında artmış durumda...
Ben bu konuda yazacak belki de son insanım. Lütfen hamiyet sahipleri ortaya çıksınlar ve şu meseleyi millete izah etsinler. Özellikle aşılarla, genlerin nasıl tahrip edilebileceği konusunda insanları aydınlatsınlar. Çoğu Siyonist baronlara ait olan ilaç fabrikalarını zengin edeceğiz diye, milletin kanıyla geniyle oynatmayalım!
SEN - SEVDİKLERİN - ÜLKEN - İNSANLIK YOK EDİLİYOR UYANIN ARTIK.. BU İSRAİLİN EN BÜYÜK HEDEFİ..BOZULMUŞ TEVRATTA ÖLE YAZIYOR ÇÜNKÜ...
BU ADAMLARIN İNANCI, BU DA İSRAİLİN EN BÜYÜK İMANI,UYANIN ARTIK…
Alıntıdır.
halkın %85'inin "domuz gribi" aşısına güvenmediği ve yaptırmayı düşünmediği yönünde.
Evet, bu doğru çünkü insanları "korkutmak" çok kolaydır ama "bilinçlendirmek" çok zordur.
Bir tek o Amerikalı ponpon kızın aşı nedeniyle geçirdiği nerolojik hastalığı bütün dünyayı dehşete düşürdü.
İyi ama milyonda bir bile görülmeyecek risklerle her daim iç içe yaşarız zaten.
Kafamıza yıldırım düşme ihtimali de 1 milyonda 1 dir.
Aspirinin riski çok daha fazladır. Mesela "Reye sendromu (http://www.saglikveegitim.com/index.php/reye-sendromu-nedir-gripken-aspirin-icmeyin.html)" nedeniyle ölen çocuk sayısının haddi hesabı yoktur aspirin kullandığı için. Veya sizin kullandığınız herhangi bir ilaç.
Böyle karar alınmaz. İnsanlar bu realiteden kaçamayacağını bilmelidir.
Pandemiden kimse kaçamaz. Herkes domuz giribi olacak. Peki bu riski nasıl alacaksınız? Bu çılgınlıktır, ölümle dans etmektir.
Korku ile yönetmek kolaydır ama asıl önemli olan "bilinçle" yönetmektir.
İnsan zihninin çok fazla mazeret üretme yeteneği vardır.
Her yanlışa bir sürü mantıklı gerekçe üretebilirsiniz ama bu virüs sizi bulduğunda siz ve virüs başbaşasınızdır ve kullanacağınız bütün mantıksal argümanlar işlevsiz kalacaktır.
İlaç tekelleri vb. bahaneler "öncelikli" konu değildir artık. Hergün 5-10-20 hatta 50 insan ölebilir ve siz buna kayıtsız bir şekilde bakamazsınız. Tehlike kapınızı çaldığında siz de o rakamlardan biri olursunuz sadece. Sizi hiçbir istatistik kurtaramaz.
Evet, bu doğru çünkü insanları "korkutmak" çok kolaydır ama "bilinçlendirmek" çok zordur.
Bir tek o Amerikalı ponpon kızın aşı nedeniyle geçirdiği nerolojik hastalığı bütün dünyayı dehşete düşürdü.
İyi ama milyonda bir bile görülmeyecek risklerle her daim iç içe yaşarız zaten.
Kafamıza yıldırım düşme ihtimali de 1 milyonda 1 dir.
Aspirinin riski çok daha fazladır. Mesela "Reye sendromu (http://www.saglikveegitim.com/index.php/reye-sendromu-nedir-gripken-aspirin-icmeyin.html)" nedeniyle ölen çocuk sayısının haddi hesabı yoktur aspirin kullandığı için. Veya sizin kullandığınız herhangi bir ilaç.
Böyle karar alınmaz. İnsanlar bu realiteden kaçamayacağını bilmelidir.
Pandemiden kimse kaçamaz. Herkes domuz giribi olacak. Peki bu riski nasıl alacaksınız? Bu çılgınlıktır, ölümle dans etmektir.
Korku ile yönetmek kolaydır ama asıl önemli olan "bilinçle" yönetmektir.
İnsan zihninin çok fazla mazeret üretme yeteneği vardır.
Her yanlışa bir sürü mantıklı gerekçe üretebilirsiniz ama bu virüs sizi bulduğunda siz ve virüs başbaşasınızdır ve kullanacağınız bütün mantıksal argümanlar işlevsiz kalacaktır.
İlaç tekelleri vb. bahaneler "öncelikli" konu değildir artık. Hergün 5-10-20 hatta 50 insan ölebilir ve siz buna kayıtsız bir şekilde bakamazsınız. Tehlike kapınızı çaldığında siz de o rakamlardan biri olursunuz sadece. Sizi hiçbir istatistik kurtaramaz.
Bu başlığı açma amacım aşı karşıtlığı değil,aşı karşıtı insanların düşüncelerini paylaşmaktır lakin sizde farklı bir görüş belirttiniz neden aşı olmamız gerektiği ile ilgili.Bu başlığı okuyan insanlar neden aşı olup / olmama konusun da daha net fikirlere varacaktır umarım.
Bilgilendirmeleriniz için teşekkür ederim sevgili Soda.
evrensel-insan
18-01-2010, 19:55
Saygideger arkadaslar;
Domuz gribi ve asisi konusundaki son gelisme.
http://haber.gazetevatan.com/Yuzyilin_tip_skandali/281195/41/Saglik
Saygilarimla;
evrensel-insan
Bu konu toptan çöpe gönderilmeli.. Nerde, hangi gazete köşesinde bir komplo teorisi varsa, hepsi bu konuya yapıştırılmış..
Aslında 'Politika' forumunun geneli bu konular üzerine kurulu nedense.. Yalnız 'geleceğin petrolü olan bor' konusunda ve Batılı devletlerin bu potansiyeli Türkiye'ye kullandırmamasıyla ilgili bir konu bulamadım.. Yoksa bizim komplo teorisyenlerimiz bu konuyu es mi geçmiş?!
He bir de, GDO'lu ürünleri unutmuşum.. Frankeştayn Gıdalar ile ilgili konuları işlemeyen bir forum, forum olmayı bile hak etmez!
basitrasin
19-01-2010, 00:19
Herkese Selam.
Olayları bir hatırlayalım.
Ülkemizde yaz mevsimi hüküm sürerken, kışı yaşayan Brezilyada grip salgını başladı ve ölümler oldu. Bütün medya koro halinde, bu salgında 30-50 milyon insan ölecek diye haberler yaptı.
Siz Sağlık Bakanı olsanız ne yapardınız?
Sağlık Bakanlığı aşı için hemen harekete geçti, salgının geç başlaması için sınır kapılarında önlemler aldı. v.s.
Bence doğrusu da bu.
Eğer Sağlık Bakanlığı aşı getirmeseydi. Emin olun bu sefer de bütün medya, koro halinde hükümeti ve sağlık bakanını istifaya çağırırdı. Ki o zaman haklı olurlardı.
Sonunda salgın Türkiye'ye ulaştı. Aşılamalar başladı. Başbakan, Sağlık Bakanı açıkladı: Biz aşıları getirdik. Sağlık personeli gerekli bilgilendirmeyi yapacak. İsteyen aşı olabilir. Başbakan bir soru üzerine ben aşı olmayacağım dedi. Medya yine yaygarayı koparıdı. Bu aşı felç ediyor öldürüyor.
Türkiye'de öyle bir muhalefet anlayışı var ki. İsterseniz ağzınızla kuş tutun. Mutlaka eleştirilirsiniz. Eleştirilerin amacı işin doğru yapılmasını sağlamak değildir. Amaç halkın gözünde siyasi iktidarın itibarını düşürmektir.
Artık yapıcı muhalefet zamanı geldi de geçiyor bile.
Şimdi ben sormak istiyorum:
Sayın soda.
Mevcut hükümetin yaptığı, hiç mi iyi bir şey yok?
Bu hükümetin sizce yaptığı olumlu bir icraatı yok mu dur.
Her şey katran karasımı?
Hiç mi gri bir şey yok.
Saygılarımla.