Orijinalini görmek için tıklayınız : Nazım Hikmet
güneşinzaptıyakın
08-11-2009, 02:14
Selanik (http://turandursun.com/wiki/Selanik)'te doğdu. Aslen 20 Kasım (http://turandursun.com/wiki/20_Kas%C4%B1m)1901 (http://turandursun.com/wiki/1901) olan doğum tarihi ailesi tarafından sene kaybetmemesi için 15 Ocak (http://turandursun.com/wiki/15_Ocak)1902 (http://turandursun.com/wiki/1902) olarak kaydettirildi.[1] (http://turandursun.com/forumlar/#cite_note-do.C4.9Ftar-0)
İlk şiiri ‘Feryad-ı Vatan’'ı 1913 (http://turandursun.com/wiki/1913)'te yazar. Aynı yıl Galatasaray Sultanisi (http://turandursun.com/wiki/Galatasaray_Sultanisi)'nde ortaokula (http://turandursun.com/wiki/Ortaokul) başlar. 1917 (http://turandursun.com/wiki/1917)'de Heybeliada Bahriye Mektebi (http://turandursun.com/w/index.php?title=Heybeliada_Bahriye_Mektebi&action=edit&redlink=1)'ne girer. Daha sonra Kurtuluş Savaşı (http://turandursun.com/wiki/Kurtulu%C5%9F_Sava%C5%9F%C4%B1) için Anadolu (http://turandursun.com/wiki/Anadolu)'ya geçer. Fakat sağlık nedenleri ile bahriyeden ayrılmak zorunda kalır. Bu sırada Hamidye Kruvazörü'nde güverte subayıdır.
Bolu (http://turandursun.com/wiki/Bolu)'ya öğretmen (http://turandursun.com/wiki/%C3%96%C4%9Fretmen) olarak atanır. Daha sonra Batum (http://turandursun.com/wiki/Batum) üzerinden Moskova (http://turandursun.com/wiki/Moskova)'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi (http://turandursun.com/wiki/Do%C4%9Fu_Emek%C3%A7ileri_Kom%C3%BCnist_%C3%9Cnive rsitesi)’nde siyasal bilimler (http://turandursun.com/wiki/Siyasal_bilimler) ve iktisat (http://turandursun.com/wiki/%C4%B0ktisat) okur. 1921 (http://turandursun.com/wiki/1921)'de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık olur ve komünizm (http://turandursun.com/wiki/Kom%C3%BCnizm) ile tanışır. 1924 (http://turandursun.com/wiki/1924)'te Moskova’da yayınlanan ilk şiir kitabı ’28 Kanunisani’ sahnelenir. O yıl Türkiye’ye dönerek Aydınlık Dergisi’nde çalışmaya başlar. Dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği’ne gider. 1928 (http://turandursun.com/wiki/1928)’de af kanunundan yararlanır ve Türkiye'ye geri döner. Bu kez Resimli Ay dergisinde çalışmaya başlar. 1938 (http://turandursun.com/wiki/1938)’de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırılır. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle Sovyetler Birliğine gitmek zorunda kalır. 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulunca ülke vatandaşlığından çıkarılır ve Nazım Hikmet, mecburen büyük dedesi Mahmut Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya vatandaşlığına geçer ve Borzecki soyadını alır. Moskova'da 3 Haziran (http://turandursun.com/wiki/3_Haziran)1963 (http://turandursun.com/wiki/1963) tarihinde kalp krizinden (http://turandursun.com/wiki/Kalp_krizi) ölür.
http://www.degisenkocaeli.com/tr/icerik/B87r93cOv6pkU102M6KLBZq30oY15z.jpg
1925 (http://turandursun.com/wiki/1925) yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılandı. 1938 (http://turandursun.com/wiki/1938) yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul (http://turandursun.com/wiki/%C4%B0stanbul), Ankara (http://turandursun.com/wiki/Ankara), Çankırı (http://turandursun.com/wiki/%C3%87ank%C4%B1r%C4%B1) ve Bursa (http://turandursun.com/wiki/Bursa) cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. Bursa cezaevinde kaldığı yılları anlatan Mavi Gözlü Dev (http://turandursun.com/wiki/Mavi_G%C3%B6zl%C3%BC_Dev_(film)) adlı film 2007 yılında vizyona girmiştir. 1950 (http://turandursun.com/wiki/1950) yılında bir af yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik (http://turandursun.com/wiki/Askerlik) yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı. 25 Temmuz (http://turandursun.com/wiki/25_Temmuz)1951 (http://turandursun.com/wiki/1951) tarihinde Bakanlar Kurulu (http://turandursun.com/wiki/Bakanlar_Kurulu) tarafından Türk vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. Sovyetler Birliği'nde Moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da, eşi Vera Tulyakova (Hikmet)ile Moskova'da yaşadı. Memleket dışında geçirdiği yıllarda Bulgaristan (http://turandursun.com/wiki/Bulgaristan), Macaristan (http://turandursun.com/wiki/Macaristan), Fransa (Paris), Havana, Mısır (http://turandursun.com/wiki/M%C4%B1s%C4%B1r_(%C3%BClke)) gibi dünya memleketlerini dolaştı, buralarda konferanslar düzenledi, savaş ve emperyalizm (http://turandursun.com/wiki/Emperyalizm) karşıtı eylemlere katıldı, radyo (http://turandursun.com/wiki/Radyo) programları yaptı. Budapeşte Radyosu ve Bizim Radyo bunlardan bazılarıdır. Bu konuşmaların bir kısmı bugüne ulaşmıştır.
Davaları
1925 (http://turandursun.com/wiki/1925) Ankara İstiklal Mahkemesi Davası
1927 (http://turandursun.com/wiki/1927)-1928 (http://turandursun.com/wiki/1928) İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1928 (http://turandursun.com/wiki/1928) Rize Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1928 (http://turandursun.com/wiki/1928) Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1931 (http://turandursun.com/wiki/1931) İstanbul İkinci Asliye Ceza Mahkemesi Davası
1933 (http://turandursun.com/wiki/1933) İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1933 (http://turandursun.com/wiki/1933) İstanbul Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Davası
1933 (http://turandursun.com/wiki/1933)-1934 (http://turandursun.com/wiki/1934) Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1936 (http://turandursun.com/wiki/1936)-1937 (http://turandursun.com/wiki/1937) İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1938 (http://turandursun.com/wiki/1938) Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası
1938 (http://turandursun.com/wiki/1938) Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası
http://www.sanatlog.com/wp-content/uploads/2009/03/moskovada-novodeviciy-mezarliginda-nazim-hikmetin-mezari.jpg
3 Haziran (http://turandursun.com/wiki/3_Haziran)1963 (http://turandursun.com/wiki/1963) sabahı saat 06:30'da gazetesini (http://turandursun.com/wiki/Gazete) almak üzere 2. kattaki dairesinden apartman kapısına yürümüş ve tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda ölmüştür. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli yabancı yüzlerce sanatçı iştirak etmiş ve tören siyah beyaz olarak kaydedilmiştir. Ünlü Novo-Deviçye Mezarlığı (http://turandursun.com/w/index.php?title=Novo-Devi%C3%A7ye_Mezarl%C4%B1%C4%9F%C4%B1&action=edit&redlink=1)'nda gömülüdür. Mezar taşı siyah bir granitten olup meşhur şiirlerinden biri olan rüzgâra karşı yürüyen adam figürü taş üzerinde ebedileştirilmiştir.
2006 (http://turandursun.com/wiki/2006) yılında Bakanlar Kurulunun Türk vatandaşlığından çıkarılmalar ile ilgili yeni bir düzenleme yapması durumu belirdi. Yıllardır tartışılmakta olan Nazım Hikmet'in Türk vatandaşlığına yeniden kabul edilmesi yolu açılmış gibi gözükmesine rağmen Bakanlar Kurulu bu maddenin sadece yaşamakta olanlar için düzenlendiğini ve Nazım Hikmet'i kapsamadığını öne sürerek bu öneriyi reddetti.
Şair Nazım Hikmet'in 2008 (http://turandursun.com/wiki/2008) yılının ilk günlerinde, eşi Piraye'nin torunu Kerem Bengü tarafından, Piraye'nin evrakları arasında, “Dört Güvercin” adında bir şiiri ve 3 adet tamamlanmamış roman (http://turandursun.com/wiki/Roman) taslağı bulundu.
http://www.sak.itu.edu.tr/resimler/hikmet/images/61_jpg.jpg
Şiir kitapları
835 Satır, (1929 (http://turandursun.com/wiki/1929))
Jokond ile Si-Ya-u, (1929)
Varan 3, (1930 (http://turandursun.com/wiki/1930))
1 + 1 = 1, (1930)
Sesini Kaybeden Şehir, (1931 (http://turandursun.com/wiki/1931))
Benerci Kendini Niçin Öldürdü, (1931)
Gece Gelen Telgraf, (1932 (http://turandursun.com/wiki/1932))
Taranta Babu'ya Mektuplar, (1935 (http://turandursun.com/wiki/1935))
Portreler, (1935)
Simavna Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı (1936 (http://turandursun.com/wiki/1936))
Saat 21-22 Şiirleri, (1965 (http://turandursun.com/wiki/1965))
Kurtuluş Savaşı Destanı, (1965)
Şu 1941 yılında (Memleketimden İnsan Manzaraları'nın 3. kitabı), (1965)
Dört Hapishaneden, (1966 (http://turandursun.com/wiki/1966))
Rubailer, (1966)
Memleketimden İnsan Manzaraları (İlk bölüm), (1966)
Memleketimden İnsan Manzaraları, (1966-1967 (http://turandursun.com/wiki/1967))
Kuvayi Milliye, (1968 (http://turandursun.com/wiki/1968))
Oyunları
Kafatası (1932)
Bir Ölü Evi (veya Merhumun Hanesi) (1932)
Unutulan Adam (1935)
Ferhat ile Şirin (1965)
Sabahat (1965)
İnek (1965)
Ocak Başında / Yolcu (iki oyun birarada), (1966)
Yusuf ile Menofis (1967)
Yolcu
Lüküs Hayat (operet) (http://turandursun.com/wiki/L%C3%BCk%C3%BCs_Hayat_(operet))
Romanları
Kan Konuşmaz, (1965)
Yeşil Elmalar (yedi yazardan derleme), (1965)
Yaşamak Güzel Bir Şey Be Kardeşim, (1967)
Ivan Ivanovic Var mıdır Yok mudur?, ()
Öteki Defterler (http://turandursun.com/wiki/%C3%96teki_Defterler) (yarım kalmış Orası ve Zeytin ve Üzüm Adası isimli romanları, 2008)
Fıkraları
İt Ürür, Kervan Yürür (Orhan Selim adıyla gazetelerde yazdığı yazılar), (1965)
Masal kitabı
Sevdalı Bulut, (1968 (http://turandursun.com/wiki/1968))
güneşinzaptıyakın
08-11-2009, 02:14
O mavi gözlü bir devdi
O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.
Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.
O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.
Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli
açan ev..
güneşinzaptıyakın
29-11-2009, 03:15
Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.
Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa? ..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.
güneşinzaptıyakın
29-08-2010, 00:38
Ben, bir insan,
ben, Türk şairi komünist Nâzım Hikmet ben,
tepeden tırnağa iman,
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibâret ben...
bursali68
30-12-2010, 23:36
Merhaba,
VAPUR
yürek değil be,
çarıkmış bu,
manda gönünden,
teper ha babam teper,
paralanmaz,
teper taşlı yolları,
bir vapur geçer Varna önünden,
uy Karadenizin gümüş telleri,
bir vapur geçer Boğaza doğru,
Nâzım usulcacık okşar vapuru,
yanar elleri!
sayokuno
15-03-2011, 18:23
sende, ben, kutba giden bir geminin serguzestini,
sende, ben, kumarbaz macerasini kesiflerin,
sende uzakligi,
sende, ben, imkansizligi seviyorum.
gunesli bir ormana dalar gibi dalmak gozlerine
ve kan ter icinde, ac ve ofkeli,
ve bir avci istihasiyla etini dislemek senin.
sende, ben, imkansizligi seviyorum,
fakat asla umitsizligi degil...
nazım hikmet.
sayokuno
15-03-2011, 18:25
Bir de büyük usta Genco Erkal'dan dinlemek lazım Nazım Hikmet'i.
http://www.youtube.com/watch?v=aiAWmexF8ZA
güneşinzaptıyakın
19-03-2011, 22:49
GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ
Bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş´ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
Ben de söyledim o türküyü!
Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
Sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!.
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!
İşte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!
Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
Neş´emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
o «an»
kadar sıcak!
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!
Ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
Kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
Haykırdı en önde giden,
emreden!
Bu ses!
Bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
Emret ki ölelim
emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
coşuyor!..
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Toprak bakır
gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!
Nâzım Hikmet’in gün yüzüne çıkmamış iki şiiri:
Bütün Yolculuk Boyunca Hasret Ayrılmadı Benden
Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
gölgem gibi demiyorum
çünkü hasret yanımdaydı zifiri karanlıkta da
Ellerim ayaklarım gibi de değil
uykudayken yitirirsin elini ayağını
ben hasreti uykuda da yitirmiyordum
Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
açlıktı, susuzluktu demiyorum
sıcakta soğuğu, soğukta sıcağı aramak gibi de değil
giderilmesi imkânsız bir şey
ne sevinç ne keder
şehirlerle bulutlarla türkülerle de ilgisiz
içimdeydi dışımdaydı
Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden
zaten elimde ne kaldı bu yolculuktan
hasretten gayrı
Bir Ucu Bir Kuyuda Kaybolan Rüzgârlı Bir Şosede
Bir ucu bir kuyuda kaybolan rüzgârlı bir şosede
bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak
yüzü saçlarıyla örtülü kavuşma saatımızın
bir de ağır yürüyor ki deli olmak işten değil
Bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak
ben de telefon direğine bağlıyım kollarımdan
yüreğim de yorgun mu yorgun duracak nerdeyse
bir de alnıma bir su damlıyor aynı yere artsız arasız
Bana doğru yaklaşıyor kavuşma saatımız yalnayak
ben de seni düşünüyorum da seni düşünüyorum
ben de seni düşündükçe o da ağırlaştırıyor yürüyüşünü
bu böyle giderse yıkılabilirim direğin dibine
o yanıma varmadan
“Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden” dizesiyle başlayan şiir Türkçe ya da Rusça hiçbir kaynakta yer almazken; “Bir ucu bir kuyuda kaybolan rüzgârlı bir şosede” dizesiyle başlayan şiir ise yalnızca Rusça yayımlanan Seçme Eserleri’nde bulunuyor.
ahmetsln
05-04-2011, 19:25
BU VATANA NASIL KIYDILAR
İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Onu didik didik didiklediler,
saçlarından tutup sürüklediler.
götürüp kâfire : «Buyur…» dediler.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Eli kolu zincirlere vurulmuş,
vatan çırılçıplak yere serilmiş.
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur :
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?
NAZIM HİKMET
Dünyanın En Tuhaf Mahluku
http://photos-b.ak.fbcdn.net/photos-ak-snc1/v2875/101/115/584462715/a584462715_1653301_5288646.jpg
Akrep gibisin kardeşim,
Korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
Serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
Midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun kardeşim.
Bir değil,
Beş değil,
Yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim.
Gocuklu celep kaldırınca sopasını ,
Sürüye katılıverirsin hemen,
Ve âdeta mağrur koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
Hani şu derya içre olup
Deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
http://photos-g.ak.fbcdn.net/photos-ak-snc1/v2875/101/115/584462715/a584462715_1653304_4063459.jpg
Ve bu dünyada, bu zulüm
Senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, al kan içindeysek eğer
Ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
Kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
Kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!
Nazım Hikmet RAN
güneşinzaptıyakın
02-07-2011, 02:52
GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ
Bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
Ben de söyledim o türküyü!
Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
Sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!.
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!
İşte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!
Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
Neş'emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
o «an»
kadar sıcak!
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!
Ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
Kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
Haykırdı en önde giden,
emreden!
Bu ses!
Bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
Emret ki ölelim
emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
coşuyor!..
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Toprak bakır
gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!
Nâzım HİKMET (http://siir.gen.tr/siir/n/nazim_hikmet/index.html)
Yaşamak şakaya gelmez,
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
Bir sincap gibi mesela,
Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
Yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
http://img.webme.com/pic/i/izmirdama/yanm.png
Felâsife
09-03-2017, 15:55
https://www.youtube.com/watch?v=xrY2RW30zMY
Nazım Hikmet ten Stalin e
taştandıtunçtandı alçıdandı kağıttandı iki santimden yedi metreye kadar.
taştantunçtan alçıdan ve kaattan çizmeleri dibindeydik şehrin bütün meydanlarında.
parklardaağaçlarımızın üstündeydi; taştan tunçtan alçıdan ve kaattan gölgesi.
taştantunçtan alçıdan ve kaattan bıyıkları lokantalarda içindeydi çorbamızın
odalarımızdataştan tunçtan alçıdan ve kaattan gözleri önündeydik
yok oldu birsabah
yok olduçizmesi meydandan
gölgesiağaçlarımızın üstünden
çorbamızdanbıyıkları
odamızdangözleri
ve kalktıgöğsümüzden baskısı binlerce taşın tunç un alçının ve kaadın
Nazım Hikmet Ran -1961 Moskova.
bsywithfth
15-02-2018, 00:44
Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
acının alkışlarına,
3haziran63.
Şüpheci Dinsiz
25-02-2021, 13:59
Nazım Hikmet (https://tr.wikipedia.org/wiki/N%C3%A2z%C4%B1m_Hikmet) Kuvayı Milliye destanını neden yazmış?
Nazım Hikmet'in yargılandığı davalar, hapis cezaları:
Hapis hayatı ve sürgünü
1925 yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden hakkında açılan pek çok davada beraat etti. Yargılandığı davaların listesi şu şekildedir:
1925 Ankara İstiklâl Mahkemesi Davası
1927 - 1928 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1928 Rize Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1928 Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1931 İstanbul İkinci Asliye Ceza Mahkemesi Davası
1933 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1933 İstanbul Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Davası
1933 - 1934 Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1936 - 1937 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası
1938 Harp Okulu Komutanlığı Askerî Mahkemesi Davası
1938 Donanma Komutanlığı Askerî Mahkemesi Davası
1933 ve 1937 yıllarında örgütsel faaliyetleri nedeniyle yine bir süre tutuklu kaldı. 1938'de bu kez "orduyu ve donanmayı isyana teşvik" suçlamasıyla tutuklandı ve yargılandığı davada 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde aralıksız 12 sene kaldı. 2007 yılında vizyona giren Mavi Gözlü Dev adlı film, Nazım'ın Bursa cezaevinde kaldığı yılları anlatmaktadır. 14 Temmuz 1950'de çıkan Genel Af Yasası'ndan yararlanarak 15 Temmuz'da serbest bırakıldı. Barışseverler Cemiyeti'nin kuruluşunda yer aldı.
Yasal olarak yükümlülüğü olmamasına karşın askere çağrılınca, öldürüleceği endişesiyle 17 Haziran 1951'de İstanbul'dan ayrılarak Romanya üzerinden Moskova'ya gitti. 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarılmasının ardından büyük dedesi Mustafa Celâleddin Paşa'nın memleketi olan Polonya'nın vatandaşlığına geçerek Borzecki soyadını aldı.[17]
Nazım Hikmet 1952 Doğu Berlin'de yapılan Dünya Barış Konseyi Kongresinde. Divan heyetinin arkasında, üstte Picasso'nun barış güvercini, altta ise "Almanya Barış Ülkesi Olmalıdır" sloganı yer alıyor.
Sovyetler Birliği'nde Moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da eşi Vera Tulyakova (Hikmet) ile Moskova'da yaşadı. Memleket dışında geçirdiği yıllarda Bulgaristan, Macaristan, Fransa, Küba, Mısır gibi dünya memleketlerini dolaştı, buralarda konferanslar düzenledi, savaş ve emperyalizm karşıtı eylemlere katıldı, radyo programları yaptı. Budapeşte Radyosu ve Bizim Radyo bunlardan bazılarıdır. Bu konuşmaların bir kısmı bugüne ulaşmıştır.
3 Haziran 1963 sabahı saat 06:30'da gazetesini almak üzere ikinci kattaki dairesinden apartman kapısına yürüdüğü sırada, tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli ve yabancı yüzlerce sanatçı katıldı ve törenin görüntüleri siyah beyaz olarak kaydedildi. Ünlü Novodeviçi Mezarlığı'nda (Rusça: Новодевичье кладбище) gömülüdür. Meşhur şiirlerinden biri olan Rüzgâra Karşı Yürüyen Adam figürü siyah granitten yapılan mezar taşı üzerinde ebedileştirildi.
Hüküm giyerek hapis yatmaya başladığı 1938 yılından 1968 yılına kadar eserleri Türkiye'de yasaklandı. Eserleri 1965'ten itibaren çeşitli basımlarla yayımlanmaya başladı.
--/--
nazimhikmetmerkezi.com (http://nazimhikmetmerkezi.com/erkan-irmak-kuvayi-milliye-destani/)
BUZUL ÇAĞININ KAMBURU
BİR TÜR OLARAK EPİK VE KUVÂYİ MİLLİYE‘NİN TUHAF HİKÂYESİ
ivxxHuDlIbA
http://nazimhikmetmerkezi.com/wp-content/uploads/2014/10/kayip-destanin-izinde-erkan-irmak-689x1024.jpg
15 Ocak 2015'te başlayan "Nâzım Hikmet Konferansları" serisinin ilk konuşmacısı, Şehir Üniversitesi öğretim üyesi ve Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü doktora öğrencisi Erkan Irmak'tı. Kuvâyi Milliye ve Memleketimden İnsan Manzaraları'nın yazılış sürecini değerlendirdiği ödüllü yüksek lisans tezi İletişim Yayınları tarafından Kayıp Destan'ın İzinde: Kuvâyi Milliye ve Memleketimden İnsan Manzaraları'nda Milliyetçilik, Propaganda ve İdeoloji adıyla kitaplaştırılan Irmak, "Buzul Çağının Kamburu: Bir Tür Olarak Epik ve Kuvâyi Milliye'nin Tuhaf Hikâyesi" başlıklı konuşmasında sıklıkla siyasi bir zeminde tartışılan Kuvâyi Milliye'nin epik türü içindeki yerini ve Memleketimden İnsan Manzaraları'nda yeniden konumlandırılışını değerlendirdi.
Söze, konuşmasında yüksek lisan tezi sırasında eksik kalan ve yeterince değinemediği noktalar üzerine gideceğini belirterek başlayan Irmak, epik türünün varlığı ve günümüzdeki geçerliliğine ilişkin yürüttüğü soruları Kuvâyi Milliye ve bu destanda kahramanlaştırılan Kambur Kerim karakteri üzerinden cevaplamadan önce, destanın yazılış sürecine ilişkin detaylı bilgi verdi.
Bugün karşımızda olan Kuvâyi Milliye, şiirin 1950'de İnkılap Kitabevi tarafından basılan üçüncü yazımı olsa da, destanın tohumları 1937'de, bir akşam yemeği sırasında atılmıştı. Nâzım, Piraye ile evli olduğu ve yeni bir hayat kurmaya çalıştığı bu dönemde kendi adına kitap bastıramıyor, girdiği gözaltılar da ailenin durumunu hayli kötü etkiliyordu. Bu duruma bir son vermek ve ben artık bu işleri bıraktım demek için Ankara'ya gitmeye karar veren Nâzım, KUTV'da birlikte öğrenim gördüğü fakat daha sonra yolları ayrılan Şevket Süreyya Aydemir ile görüşmeye karar verdi. Bu niyet üzerine, Aydemir'in düzenlediği bir akşam yemeğinde dönemin emniyet genel müdürü Şükrü Sekmensüer'le bir araya gelen Nâzım'ın tüm dertleri, belki de bu buluşma neticesinde sonlanabilirdi, lakin gece bir kurtuluş anına değil yeni bir yaratıya gebeydi. Sekmensüer'in Nâzım'ın İspanya İç Savaşı'na dair okuduğu bir şiirinin ardından söylediği şu sözler Irmak'ın işaret ettiği üzere Kuvâyi Milliye'nin başlangıç anını ortaya koymaktaydı:
http://nazimhikmetmerkezi.com/wp-content/uploads/2014/10/kuvayi-milliye-dino-kapak-689x1024.jpg
Nâzım, bu şiirde ne komünizm, ne kapitalizm var. Bu şiirde anlatılan halkın isyanıdır. Tıpkı bizim İstiklal Savaşı'mızda olduğu gibi. ama ne yazık ki hiçbir türk şairi bu destanı dile getirmedi. Yazık değil mi Nâzım?… Anadolu destanını yazsana Nâzım sen. Anadolu destanını yaz.
Yeni rejimin kurucularından birinin böyle bir ihtiyacı dillendirmesi ve bu ihtiyacı karşılayacak kişiyi Nâzım olarak görmesi son derece dikkat çekiciydi. Nâzım o gece olumlu bir cevap vermemiş, bu akşam yemeğini ise şaire açılan iki askeri dava ve idam cezasından çevrilen 28 yıllık bir hapis cezası takip etmişti. Irmak, şairin destanının ilk yazımına 1939'de başladığını söylerken şiire giren ve 1938'de yazılan ilk mısralarınsa doğrudan destan için kaleme alınmadığını da sözlerine ekledi:
"Topraktan öğrenip
kitapsız bilendir.
Hoca Nasreddin gibi ağlayan
Bayburtlu Zihni gibi gülendir…"
Şiirin ilk yazımı, elimizde olmayan fakat şairin dayısı Ali Fuat Cebesoy'a yazdığı bir mektuptan öğrendiğimiz 15-20 sayfalık Osmanlıca bir metindir. Destanın ikinci yazımı ise 1939-1941 yılları arasında Nâzım Bursa ve Çankırı hapishanelerinde iken gerçekleşir. Yön Dergisi şairin ölümünden sonra bu yazımdan ilk parçaları yayınlar fakat şiir yazıldığı dönemde Nâzım'ın istediği şekilde ilgi görmez. Şair bu çabaya son verip Memleketimden İnsan Manzaraları'nı yazmaya başlar. İdeolojik olarak farklı bir kulvarda duran destanı Memleketimden İnsan Manzaraları'na ekleyen Nâzım, daha sonra destanı İnsan Manzaraları'ndan ayrı düşünmek istemez. Destanın son yazımı ise 1950 yılında, Nâzım'ın bu kez Münevver'le evli olduğu ve 1937'dekine benzer sıkıntılarla yüz yüze geldiği bir dönemde gerçekleşir.
Destanın yazılış serüvenini takiben konuşmasının ikinci bölümüne geçen Erkan Irmak, Kuvâyi Milliye'yi bu kez de türsel olarak ele aldı ve destanı, soyu tükenmiş bir tür olarak görülen epik üzerinden inceledi. Georg Lukács ve Mikhail Bakhtin'in epik tanımları üzerine yoğunlaşan Irmak, bu iki ismin romanı meşrulaştırmak ve ona sınır koymak için epiği bir tartışma alanı olarak ele aldıklarını ifade ederek romanın çok sesli, parçalanmış ve sürekli devinim içindeki yapısının karşısına bütünsel olarak parçalanmamış, evrime kapalı, tamamlanmış gördükleri epiği koyduklarını söyledi. Irmak'ın, Bakhtin'in "diğer türlere bir belirsizlik, belli bir anlamsal açık-uçluluk kazandırma, sona ermemiş, hâlâ evrilmekte olan zamandaş gerçeklikle canlı bir bağlantı kurulmasını sağlama" olarak özetlenebilecek "romanlaşma" kavramı üzerinden sorduğu "Epik romanlaşma sürecinden neden yararlanamıyor, neden kendini dönüştüremiyor?" sorusu, konuşmasının bundan sonraki kısmının da izleğini oluşturdu. Özellikle 18. ve 19. yüzyıllardaki uluslaşma süreçlerinin epiğe duyulan ihtiyacı hem nicel hem de nitel anlamda, hiç olmadığı kadar attırdığına dikkat çeken Irmak, Kuvâyi Milliye'nin bu ihtiyaca dahil edilip edilemeyeceğini sorguladı.
Kuvâyi Milliye, öncelikle, işlevsel olarak Cumhuriyet'in epik ihtiyacını belirgin bir biçimde karşılar nitelikteydi:
"…tasarlanmaya başlandığı andan itibaren bir yandan yeni kurulan Cumhuriyet'e, onun tarihine ve kurucularına yücelik ve meşrutiyet sağlarken, bir yandan da kendilerini bu tarihin etrafında birleşen bir ulus olarak yeniden biçimlendirmeye çabalayan Türkiyeliler için de vazgeçilmez bir bağlantı ve övünç kaynağı olarak işlev görür."
Milli Mücadele ile özdeşleştirilen Nutuk'u birebir takip ettiği dipnotlarından da anlaşılan destan, Kurtuluş Savaşı'na ait zaman aralığında kalarak Bakhtin'e göre epik söylemi oluşturan üç temel özellikten ilki; yani "ulusal bir epik geçmiş […] epiğin konusu işlevini görür" ifadesi ile de doğrudan doğruya örtüşmektedir. Bakhtin'in bu konuda sunduğu ikinci özellik; "ulusal gelenek […] epiğin kaynağı olarak işlev görür" ifadesi ise destandaki buyurgan, ve yukarıdan gelen sesin epik dili, dolayısıyla da geleneği tekrar etmesiyle kendine karşılık bulur. Bakhtin'e göre epik mesafeyi oluşturan "epik dünyadaki herhangi bir şeyin değiştirilmesi, yeniden düşünülmesi, yeniden değerlendirilmesi olanaksızdır" ifadesi de üçüncü özelliği imler ve akla Kuvâyi Milliye'de de açıkça hissedilen, Milli Mücadele döneminin değiştirilmesi, sorgulanması imkânsız olgular, fikirler ve değerler bütününü getirir. Irmak'ın üzerinde duracağı Kambur Kerim karakteri de tam olarak epik mesafenin kurduğu bu zırh ile çevrelenir destanda.
Destanda karşımıza çıkan Kerim bir savaş kahramanıdır. Onu epik bir kahramana dönüştürecek olaylar dizisinin ardından attan düşer ve tedavi için yatırıldığı ziftten kambur olarak çıkar. Halkın mücadelesinin bir temsilcisi olan Kerim'in kamburu bir utanç değil gurur kaynağı olarak sunulur. Fakat Kerim'in hikâyesi burada son bulur. Irmak'a göre bunun nedeni, epiğin kahramanlık devam ettikçe sürmesidir. Kahramanlık ve zaman arasında doğrusal bir ilişki vardır. Kerim'i Memleketimden İnsan Manzaraları içinde yeniden bulduğumuzdaysa onun epik alanın dışına çıktığını görürüz. Kambur Kerim burada, seyir hâlinde olan trenin üçüncü mevkisinde seyahat etmektedir. Trenin mutfağında bulunanlar tarafından okunan Kuvâyi Milliye içinde yer almaz. Bu noktada kahramanlık ve zaman arasındaki doğrusal ilişki bir kırılmaya uğrar ve Kerim ‘destandışı' hâle gelirken söz konusu ilişki de bir parabole dönüşür. Kerim'in sürdürülen hikâyesi ve mutfakta okunan Kuvâyi Milliye'den Nutuk'a ait kısımlar ile destanın en çok alıntılanan; "Sarışın bir kurda benziyordu. Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı." dizelerinin çıkarılması yoluyla epik hissiyat kaybolur ve böylece, Irmak'ın altını çizdiği üzere türün konvansiyonlarını yıkan ve onu sorgulatan yeni bir metin ortaya çıkmış olur. Bu dönüşüm, Irmak'ın ifadesi ile "artık epiksiz olduğunu düşündüğümüz şimdi ile dün arasında hayatın her alanında sandığımız kadar derin bir yarılma olmadığını" gözler önüne serer.
Yazan: Merve Şen
Şüpheci Dinsiz
25-02-2021, 14:04
nazimhikmetmerkezi.com (http://nazimhikmetmerkezi.com/nazim-hikmetle-karsilasmalar/)
NÂZIM HİKMET'LE KARŞILAŞMALAR
KONFERANS & PANELLER VİDEO ARŞİVİ
Nâzım Hikmet'i 117. yaşında anmak üzere 15 Ocak 2019 saat 14:00'te Boğaziçi Üniversitesi Büyük Toplantı Salonu'nda başlayan Nâzım Hikmet'le Karşılaşmalar etkinliği, şairi döneminin edebiyat insanları ve entelektüelleriyle kurduğu ilişkiler bağlamında ele alan iki panele ev sahipliği yaptı.
Edebiyat dünyasında adını duyurmaya başladığı ilk zamanlardan itibaren sert polemikleriyle, geçmiş kuşaklara karşı giriştiği "putları kırma" mücadelesiyle, hapishane koşullarında bile yürüttüğü edebi dostluklarıyla geniş bir etki alanı yaratmayı başarmış olan Nâzım Hikmet'in Orhan Kemal, Kemal Tahir, Aleksandr Fadeyev, Necip Fazıl, Memet Fuat ve Vsevolod Meyerhold'la ilişkilerini ele alan konuşmalarda, şairin uluslararası edebiyat ve sanat çevrelerinde oynadığı rol de tartışıldı.
88dKXCozG0k
Moderatörlüğünü Murat Gülsoy'un üstlendiği birinci oturum, Pelin Aslan Ayar'ın Orhan Kemal'in Nâzım'ı: "Üstadım" sunumu ile başladı ve Fatih Altuğ'un Kemal Tahir ve Nâzım Hikmet'in Arkadaşlık Siyaseti ve Esra Dicle'nin "Sık Sık Fadeyev'in Ölümünü Düşünüyorum" / Aleksandr Fadeyev ve Nâzım Hikmet Dostluğunun Söyledikleri sunumlarıyla tamamlandı.
Zeynep Uysal'ın moderatörlüğündeki ikinci oturumda ise, Deniz Aktan Küçük'ün Nâzım Hikmet – Necip Fazıl ‘Husumet'ini Tevfik Fikret – Mehmet Akif Polemiğiyle Okumak, Yalçın Armağan'ın Babaya Bağ Bağışlamak: Memet Fuat'ın Nâzım Hikmet'e Yoldaşlığı ve Veysel Öztürk'ün Bir Usta Bir Çırak: Nâzım Hikmet ve Meyerhold sunumları yer aldı. İyi seyirler dileriz.
jdXKe4y5L8M
Saint-Just
11-03-2021, 23:21
1mkUH4cwGhs
JjkHPKvU6ak
mjO0GMaYWSI
Şüpheci Dinsiz
07-11-2021, 10:21
http://www.abstraktdergi.net/nazimin-sansurlu-sayfalari/
NÂZIM'IN SANSÜRLÜ SAYFALARI
ALP ALTINÖRS·14 KASIM 2017
https://i2.wp.com/www.abstraktdergi.net/wp-content/uploads/photo5789687856166448287.jpg?resize=768%2C467
Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim, Nâzım Hikmet'in otobiyografik romanı ve en politik metinlerinden birisidir. Nâzım Hikmet'in kendi yaşam öyküsünü tanıdığı pek çok komünistin yaşamlarından anılarla harmanlayarak aktardığı, arka planında Ekim Devrimi ve dönemin Türkiye'sinin siyasal hayatı yer alan, komünistlerin çektikleri zulümleri çarpıcı biçimde aktaran bir romandır. Aynı zamanda bir devrimci romantizm başyapıtıdır.
1962 yılında yazılmış, ilk olarak "Romantika" adıyla Moskova'da 1963'te bir roman dergisinde basılmıştır. Kitap olarak ayrı baskısı 29 Haziran 1964'te Moskova'da yapılmış, yine aynı yıl, 19 Eylül'de Türkçe metni Bulgaristan'da Sofya'da yayımlanmıştır. Türkiye baskısı ise Gün Yayınları tarafından 1967'de İstanbul'da yapılmıştır. İlk baskıyı yapan yayınevi, dönemin anti komünist yasalarından duyduğu korkudan olsa gerek, kitabı sansürlü biçimde basmıştır. Nâzım'ın bu romanının Türkiye baskıları, o günden bu yana sansürlüdür. Romanı okuduğunuzda köşeli parantezler içinde üç noktalı […] kesintiler görürsünüz. Bu bölümler sansürlü bölümlerdir. Ancak daha yakın bir inceleme, kitabın pek çok başka bölümünün de sansürlü olduğunu göstermiştir.
İşte bu makalede biz, Türkiye'de yayımlanışının 50. yıldönümünde, Nâzım'ın Türkiyeli okur bakımından kayıp olan bu sayfalarını gün yüzüne çıkartacağız. 50 yıllık bu ayıbın artık son bulması yönünde bir çağrı da yapacağız. Bu makaleyle, 21. yüzyılda Türkiye'de Nâzım Hikmet'in hala sansürleniyor olduğunu ayan beyan ortaya koyacağız. Ki bu sansür, sadece ele aldığımız eserinde değil, en ünlü şiirlerinden "Tanya"da ve başka eserlerinde de tespit edilmiştir.1
Bu kitabın yasal yayın haklarını bugün elinde tutan Yapı Kredi Yayınları, kitabın 21 baskısını yapmıştır. Ancak ne var ki bu baskılar da sansürlüdür. Sansürlü bölümler halen okurdan saklanmaktadır.
Kitabın İngilizce baskısı daha az sansürlüdür ve bu baskının da telif hakları YKY'den alınmıştır. Bu da, YKY'nin elinde sansürsüz metin olduğu halde, sansürü bilinçli ve kasıtlı biçimde sürdürdüğünün bir kanıtıdır. Kapitalist banka tekeli Yapı Kredi, iyi bir gelir kaynağı olduğu (!) için Nâzım Hikmet'in telif haklarını satın almış, buradan büyük paralar kazanmaktadır. İnternette Nâzım şiirlerinin yayınlanmasını veya başka yayınevlerinin Nâzım'ın kitaplarını basmasını mahkemeler eliyle engellemektedir. Ama aynı yayınevi, Nâzım'ın eserini sansürlenmiş biçimde yayımlamakta ısrar etmektedir.
Bu makaleyle birlikte, halen burjuva yasaları çerçevesinde Nâzım'ın eserlerinin telif hakkını elinde tutan Yapı Kredi Yayınları'na ve miras yoluyla bu hakların sahipliğini elinde tutan Mehmet Hikmet'e, sansür ayıbını ortadan kaldırma çağrısını yapıyoruz. Bu yapılmadığı halde, Nâzım'ın mirasını taşıyabilecek yayınevlerine bu kitabın sansürsüz versiyonunu ulaştırarak basmalarını isteyeceğiz. Bu da baskıyla karşılarşırsa, e-kitap olarak internetten yayınlayacağız. Her halükarda, Nâzım üzerindeki bu 50 yıllık sansürü kıracağız. Sansürcü hiçbir yayınevinin Nâzım Hikmet'in kitaplarını basması meşru değildir. Romantika üzerindeki yarım yüzyıllık sansür zincirlerini kırmanın zamanı çoktan gelmiştir.
Boris Polevoy, Bulgaristan baskısında yayımlanan önsözünde, "Hikmet bu kitabıyla övündüğü kadar, belki başka hiçbir kitabıyla övünmemiştir" der. Öyleyse bu çalışmamız, Nâzım'ın başyapıtlarından birisine yapılan katmanlı sansüre karşı onun mirasını yeni kuşaklara doğru aktarma konusunda çabamız olsun.
Kitapta sansürün iki ana nokta üzerinde yoğunlaştığını görüyoruz: İlki; Bolşevizm, Ekim Devrimi ve uluslararası komünizmle ilgili ifadelerin çıkartılması veya değiştirilmesidir. İkincisi ise; Türk egemen sınıflarının İstiklal Mahkemeleri, Suphilerin katli, Ermeni Soykırımı gibi tarihsel suçlarına dair anlatımlara, keza roman kahramanlarının işkencecilere, katliamcılara karşı sınıf öfkesi ifade eden sözlerine uygulanan sansürdür.
Açığa çıkarabildiğimiz kadarıyla YKY'nin Türkçe baskısında 35 noktada sansür uygulanmıştır. Mümkündür ki, sansürlü noktaların sayısı 35'ten yüksek de olabilir. Bizim eksik bıraktığımız noktalar kalmışsa, başka araştırmacılar bunları mutlaka saptayacaktır. Aslolan, sansürcü zihniyetin ortadan kaldırmaya çalıştığı Nâzım Hikmet'in kayıp sayfalarını yeniden okurla buluşturmaktır.
Nâzım'a yönelik sansürün izini, YKY'nin çıkarmış olduğu 20. Baskı'nın sayfaları üzerinden süreceğiz.2 Bu çalışmada, kitabın İngilizce baskısını3, Rusça özgün baskısını4 ve bu baskının tercümesiyle Bulgaristan'da yapılmış olan Türkçe basımını5 karşılaştırmalı olarak inceledik.
Sıralamayı YKY baskısındaki sansürlü yerlere göre yaptık. Roma rakamlarıyla, YKY baskısındaki sayfa sayılarına göre sansürlü yerleri teker teker sıraladık. Tırnak içinde italik ile yazılmış ifadeler sansürlenmiş yerlerdir. Parantez içindeki ifadeleri ise sansürlenen yerlerin öncesinde veya sonrasındaki yerleri aktararak anlam bütünlüğünü sunmak adına koyduk. Bulgaristan baskısını (B) İngilizce baskıyı ise (İ) olarak kısaltarak yanlarına sayfa numaralarını koyduk.
KÜRT İSYANI İSTİKLAL MAHKEMELERİNİ GETİRMENİN VESİLESİ
I. Sayfa 9'daki […] işareti: Burada Ahmet'in İttihatçı eniştesi Şükrü Bey'in sözlerinin bir kısmı kesilmiştir:
"Kürt isyanı vesile. En insafsız adamını, İsmeti, yeniden hükümete getirmek için, yeniden istiklal mahkemeleri kurmak için, Mustafa Kemalin bulduğu vesile. Bu fırsattan istifade ederek, mazisinin de öcünü alacak, İttihat ve Terakki'ye mânen sadık kalan bizlerden. Neden mi? Kendisi de İttihatçıyken umduğu mevki kendisine verilmedi diye. Politika böyledir. İnsan, inkâr ettiği eski partisine herkesten çok düşman kesilir. Tevkif ettirecek beni Mustafa Kemal, ettirecek ayağımın azıcık sürçmesini bekliyor, azıcık…" (B 8-9) (İ 5)
II. Sayfa 36'daki "emeğin Alman demircilerine selam" ifadesi, aslında "komünizmin Alman demircilerine selam" şeklindedir. (B 32)
https://i2.wp.com/www.abstraktdergi.net/wp-content/uploads/nazim_kayip_sayfalar_1.png?resize=1024%2C724
https://i2.wp.com/www.abstraktdergi.net/wp-content/uploads/nazim_kayip_sayfalar_2.png?resize=1024%2C724
SUPHİLERİN KATLİNDE MUSTAFA KEMAL BAĞLANTISI
III. Sayfa 71'deki ilk […]: "namussuzlar" (yuhalamış, taşa tutmuş Suphilerin yaylılarını) (B 63) (İngilizce baskıda da sansürlü)
IV. Sayfa 71'deki ikinci […]: (Burda bir Yahya Kâhya var, kayıkçılar kahyası, it mi it. Topal Osmanın adamı,) "Kemalin muhafız kumandanının." (B 63) (İngilizce baskıda da sansürlü)
Bu nokta özellikle önemlidir, zira Mustafa Suphi ve 15'lerin katliyle Mustafa Kemal'in doğrudan bağlantısına işaret etmektedir. Nâzım'ın 1962'de işaret ettiği bu bağlantı, 1977'de Mustafa Kemal'in özel muhafızı İsmail Hakkı Tekçe'nin tefrika edilen anılarında, "aldığı bir emir üzerine", Topal Osman'ın iki adamını yanına alarak, Ankara'dan Trabzon'a giderek "Yahya Kahya'yı kendisinin öldürdüğünü" itiraf etmesiyle kuvvet kazanmıştır.6 Yahya Kahya, Kazım Karabekir'in anlatımına göre, 3 Temmuz 1922'de, Trabzon'da Soğuksu'ya giderken, kışlaya yakın bir yerde, otomobil içinde birkaç kişinin saldırısıyla öldürülmüştür.7 Yahya Kahya'nın doğrudan doğruya Mustafa Kemal'in özel koruması tarafından, Topal Osman'ın iki adamının da katıldığı bir planla ortadan kaldırılması, Suphiler cinayetiyle Mustafa Kemal arasındaki doğrudan bağlantıyı ortaya koyan verilerden birisidir. Kemalistlerin, Yahya Kahya'nın İttihatçıların (veya daha somut olarak Enver Paşa'nın) emriyle hareket ettiği yönündeki açıklamasını da çürütmektedir. Anlaşılan emri veren de, sonradan bu vahşeti yaptırdığı kişiyi ortadan kaldıran da Mustafa Kemal'dir. Dolayısıyla burada üç kelimelik bir sansür ile Nâzım'ın bu doğrudan bağlantıya dair saptaması buharlaştırılmaktadır.
V. Sayfa 71'de ayrıca, aslında "─Trabzon'da komünist var mı?" (B 63) olan soru, "─Trabzon'da bizden kimse var mı?" şeklinde değiştirilerek konulmuş. Bu ifade İngilizce baskıda da sansürlüdür.(İ 74)
VI. Sayfa 72'deki "Suphi'nin Rusya'daki Türk esirlerden kurduğu Alayın" ifadesinin aslı "…Kızıl Alayın" şeklindedir. (B 64)
DÜNYA KOMÜNİZMİ, SINIFSIZ SINIRSIZ BİR TOPLUM
VII. Sayfa 74'teki […]: (Burada, Mustafa Suphi için kullanılan bir niteleme sansürlenmiştir) "arslan gibi bolşeviğe" (B 66) /"korkusuz bir Bolşevik'e" (İ 78)
VIII. Yine Sayfa 74'te dergi ismi olarak geçen "Sendika", aslında "Kızıl Sendika"dır. (B 66)
IX. Sayfa 85'teki ilk […]: (Kapının sağında ilkel komünizmden görüler: ara yerde aşiret devri, kölelik devri, derebeylik, kapitalizm filan; kapının solunda, en yüksek toplum düzeni: Dünya komünizmi) ifadesinin devamı:
"Irkların birbirine karışması, sınırsız, hükümetsiz, sınıfsız tek dünyanın üstünde tek ırktan, tek milletten, komünist ırkından ve milletinden insan." (B 75) (İ 90)
X. Sayfa 85'teki 2. […]: (insanlar) "komünizmde" (tek dil konuşunca…) (B 76)
LENİN'İN BAŞUCUNDA İKİ NÖBETÇİ
XI. Sayfa 89'da Ahmet'in Lenin'in cansız bedeninin başında tuttuğu nöbeti anlattığı bölüm de işaretsiz sansürlenmiştir:
(Baktığı yerde Lenin'i gördüm!) "Alnını, sarı ve inanılmayacak kadar geniş alnını. Yeryüzü yuvarlağı. Lenin sırt üstü yatıyor, ellerini göğsüne kavuşturmuş. Kızıl Bayrak nişanını gördüm. Yüksekçe bir yerde yatıyor Lenin, açık bir tabutun içinde, kırmızıların ve çiçeklerin arasında. Başucunda, iki yanda iki nöbetçi, ayak ucunda da öyle. Ben bir Orta Asyalıdan aldım nöbeti. Bana bir şeyler söyledi nöbeti teslim ederken. Karşılık vermedim. Elimde tüfek, duruyorum kımıldamadan Lenin'in başucunda. Krupskaya'yı görüyorum, Lenin'in alnını görüyorum." (Alnını görüyorum) (B 79) (İ 95)
KIZIL BAYRAKLARIYLA KARADENİZ UŞAKLARI
XII. Sayfa 90'daki […]: (Ne korkusu? Değil. Bağıramayacağım gibi geliyor.) "Orak-Çekiç, yeni çıkan Orak-Çekiç! diye bağıramayacağım." (B 80) (İ 97)
XIII.-XVIII. Sayfa 91'de de TKP'nin çıkardığı gazetenin adı altı ayrı yerde sansürlenmiştir. "─Sosyalist gazete. Son haberleri yazıyor" ifadesinin aslı: "─Orak Çekiç, yazıyor, son haberleri yazıyor!" "─Yeni çıkan gazete! Sosyalist gazete!" ifadesinin aslı: "─Yeni çıkan Orak Çekiç!" "─Gazete, yeni çıkan sosyalist gazete!" ifadesinin aslı: "Orak Çekiç! Orak Çekiç!" "─Yahu bu köprüden tek namuslu adam geçmez mi? Gazete!" ifadesinin aslı: "…geçmez mi? Orak Çekiç!" "─Bütün dünya işçileri (imdat ister gibi bağırıyorum) birleşiniz! Gazete!" ifadesinin orijinali: "Bütün dünya işçileri… Orak Çekiç ─imdat ister gibi bağırıyorum─ birleşiniz! Orak Çekiç!" "Ben o gün Köprü'de 45 gazete sattım" ifadesinin orijinali ise: "Ben o gün Köprü'de 45 Orak Çekiç sattım" şeklindedir. (B 81) (Bu sayfa İngilizce baskısında da sansürlüdür.)
XIX.-XX. Sayfa 92'deki iki ayrı […]: "kızıl" bayrakları, hem ayyıldızlı, hem ayyıldızsız "kızıl" bayraklarıyla bizim Karadeniz uşakları. (B 82) (Bu ifadeler İngilizce baskıda da sansürlüdür)
Türkiyeliler de Sovyetler'de Eşit Yurttaş Sayılıyor
XXI. Sayfa 93'teki […]: (Bizimkiler de, Çinliler de kendi uyruklarında. Sovyet seçimlerinde oy verebiliyor ve seçilebiliyorlar, sendikalara katılabiliyorlar) "Bolşevik Partisi'ne üye olabiliyorlar. Mesela ben, Türkiye uyrukluğundayım, ama kendimi gösterebilirsem Yüksek Sovyetlerin başkanlığına bile seçilebilirim. Ne mükemmel şey anasını sattığımın, yeryüzünde kocaman bir toprak var. Sana orda, ‘hangi dindensin, hangi millettensin, hangi uyrukluktansın?' diye sormuyorlar, ‘başka bir adamın sırtından geçindin mi, papazlık, imamlık ettin mi? Burjuva polisinde, jandarmasında çalıştın mı?' diye soruyorlar. ‘Aa' dedin mi, uyrukluğun falan kimsenin umrunda değil, o koca toprağın orda doğmuşsun büyümüşsün gibi, yerlisi oluyorsun." (B 82) (İ 99)
XXII. Sayfa 95'teki […]: (Ben bu sosyalist milletini çok eskiden tanırım, benim de bir bulaşıklığım oldu bu işe, namuslu çocuklardır, sen yüreğini sağlam tut, hanım teyze, günün birinde nasıl olsa…) "kazanacaklar partiyi" ifadesi burada sansürlenmiş. (B 85) (Bu bölüm İngilizce baskıda da sansürlü)
XXIII. Sayfa 97'de yine gazete isminin sansürlendiği bir yer var; "Kerim 925'te Köprüde Orak Çekici nasıl sattıklarını anlatıyor" (B 86) yerine "gazetelerini" ifadesi konmuş.
XXIV. Sayfa 101'deki […]: Eşi Neriman'la tartışan komünist devrimci İsmail, bir Arap cini gelse ondan ne isteyeceğini sorduktan sonra kızıyor: (Arap marap yok, Arap biziz) "Biz dünya işçi sınıfı, yaratacağız insanlara sınıfsız, sınırsız, hür kardeş dünyasını" ifadesi sansürlenmiştir. (B 90)
Bu bölüm, İngilizce baskıda "Biz, dünyanın bütün emekçi sınıfları, özgür bir dünyayı yaratacağız – sınırsız ve sınıfsız bir dünya, bütün insanların kardeş olacağı bir dünya." şeklinde yer almaktadır. (İ 118)
YOLDAŞLAR ZİNDANDA
XXV. Bu bölümün devamında, Sayfa 101'de Neriman'ın "Sen o kadar çok girmesen olmuyor mu?" sorusuna İsmail'in verdiği yanıt da […] işareti dahi konulmaksızın sansürlenmiştir:
"İsmail karşılık vermedi. Mırıldanmağa başladı en sevdiği marşı:
Yoldaşlar zındanda,
Taş duvar dört bir yanda
Bizimle saflarda değiller.
Geldi kızıl gün, hazır olsun mavzer.
Gayen için koş kavgaya proleter.
Gayen için koş
kavgaya
proleter." (B 90) (İ 108-109)
https://i0.wp.com/www.abstraktdergi.net/wp-content/uploads/yolda%C5%9Flar-z%C4%B1ndanda-1.png?w=615
Bunun gerçekten o dönemin Türkiyeli komünistleri arasında söylenen bir marş mı, yoksa Nâzım'ın özgün bir yaratımı mı olduğuna dair bir kaynağa ulaşamadık. Muhtemelen burada, Nâzım'ın 50 yıldır okurdan gizlenen bir şiiriyle karşı karşıyayız. Kesin olan ise, burada da sansürün bizi enfes bir bölümden daha yoksun bıraktığıdır.
XXVI. Sayfa 104'te yer alan "Numara yaptılar bize" ifadesinin aslı "Numara yaptı bize hergeleler" şeklindedir (B 92)
XXVII. Sayfa 108'deki […]: Ahmet'in tutuklamalara tepkisi: (Hay Allah kahretsin…) "Vay pezevenkler" (Nasıl yakalandığını yazmıyor… Hay Allah kahretsin…) (B 96)
ERMENİ KIYIMINA DAİR
XXVIII. Sayfa 110'daki […]: Burada Ahmet'in Moskova'daki "üniversite parti hücresi sekreteri" Ermeni komünist Petrosyan'la bir diyalogu yer almaktadır. Petrosyan'ın (Şu Türk oğullarından şu Ermenilerin çekmediği mi kaldı? Kıyma kıyar gibi doğradınız bizi) sözüne yanıt veren Ahmet (Ben yoktum sizi doğrayanların arasında) diyor. Petrosyan sürdürüyor: (Yalnız sen değil, işin aslına bakarsan, ellerine bıçak verilen Türk köylüsü de yoktu, o bıçakla kestiler, ama yoktular. İşin doğrusu bu) dedikten sonra yine başbelası sansür devreye giriyor. Türk egemen sınıfları için hassas olan her meselede romanla aramıza bıçak gibi girmesinden artık irkildiğimiz […] imi bu sefer neyi yutmuş diye baktığımızda şu ifadelerin kesildiğini görüyoruz: "Kafalarına giydirdiler jandarma üniformasını, yaptırdılar bu işi."(B 97)
İngilizce baskıda bu bölüm sansürlü değildir ama belirgin biçimde yumuşatılmıştır. "Jandarma" kelimesi çıkartılarak devletin sorumluluğuna dair bu vurgu kaldırılmıştır: "Ellerine silah verildi, silahlı adamlara dönüştürüldüler ve katliama itildiler."(İ 118)
Nâzım Hikmet'in son dönem çalışmalarında Ermeni Soykırımı'yla ilgili vurguların giderek arttığı görülebilir. Ünlü "Akşam Gezintisi" şiirinde yer alan 5 dize de yayıncılar tarafından yıllarca sansürlense de 2000'li yıllarda gün yüzüne çıkmıştı. (Bakkal Karabetin ışıkları yanmış/ Affetmedi bu Ermeni vatandaş/ Kürt dağlarında babasının kesilmesini/ Fakat seviyor seni, çünkü sen de affetmedin/ Bu karayı sürenleri Türk halkının alnına)
Burada Nâzım'ın pozisyonu açıktır: Ermeni Soykırımı'nı lanetler, ama bu katliamdan Türk halkını sorumlu tutmaz. Türk halkını, alnına bu kara lekeyi süren egemen sınıflara karşı mücadeleye davet eder.
KIZIL ORDU EMEKÇİLER ORDUSU
XXIX. Sayfa 129'da orijinal metinde yer alan:
"Bu ordu senin ordun, bu ordu benim ordum, / Bu ordu Kızıl Ordu Emekçiler ordusu" şiiri, "Kızıl Ordu" ifadesi sansürlenerek, yerine "bizim ordu" konarak yer almıştır. (B 114)
XXX. Sayfa 148'deki […] imi, öncesiyle birlikte:
"-Ülkemin kokusu, ülkeme duyduğum sevgi, halkımla bağlarım… Halkım derken, kast ettiğim… -Biliyorum burjuvaları kast etmiyorsun… -Hayır burjuvaziyi değil, onlar benim halkım değil, Türk halkından sayılmazlar, Rus veya Fransız halkından da sayılmazlar, ben sadece halkı kast ediyorum. -Benim için de öyle." (İ 162) (B 130)
XXXI. Sayfa 151 (Beni böyle yıpratacak) "hergeleler" (teslim alacaklar). (B 134)
XXXII. Sayfa 163'teki […]: İsmail işkenceleri anlatırken: (Çarmıha germişler) "hergeleler" (Ziya'yı.)
XXXIII. Aynı sayfadaki 2. […]: "hergeleler". (B 144) Roman kahramanlarının işkencecilere, katliamcılara karşı öfke belirten bu türden bütün ifadeleri sistemli biçimde sansürlenmiştir.
XXXIV. Sayfa 164'te "gazetelerini" yerine orijinal metinde "Orak Çekiç gazetesini" yer almaktadır. (B 145) Gazetenin ismi burada dokuzuncu kez sansüre uğramıştır.
KOMÜNİSTİM, SEVDAYIM TEPEDEN TIRNAĞA
XXXV. Nihayet, geldik bütün romanın bağlandığı, Nâzım'ın bu kitap için kaleme aldığı şiire.
Son sahnedir.
"Konuklarım var: Anuşka, İsmail, Ahmet, Neriman, Marusa, Ziya, Si-Ya-U. … Konuklarım kocalmamış. Onları kaç yaşında bıraktıysam o yaştalar. … Ziya: Bir şiir oku, dedi bana."
Ahmet'in burada okuduğu şiir, hem Türkçe, hem de İngilizce baskılarda "Komünistim" ifadesi "Emekçiyim" şeklinde değiştirilerek yayımlanmıştır. Burada, şiiri, Bulgaristan baskısındaki orijinal haliyle aktarıyoruz:
"Komünistim,
Sevdayım tepeden tırnağa,
sevda: görmek, düşünmek, anlamak,
sevda: doğan çocuk, yürüyen aydınlık,
sevda: salıncak kurmak yıldızlara,
sevda: dökmek çeliği kanter içinde.
Komünistim,
sevdayım tepeden tırnağa." (B 149)
https://i2.wp.com/www.abstraktdergi.net/wp-content/uploads/photo5789724191589772238-1.jpg?w=960
NOTLAR
1Özcan Yaman, Nâzım Hikmet, ‘Tanya' ve sansür, Evrensel Gazetesi, 1 Mayıs 2015 https://www.evrensel.net/yazi/73943/n-zim-hikmet-tanya-ve-sansur
2Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim, Romanlar 3, 20. Baskı, İstanbul, Nisan 2017, Yapı Kredi Yayınları
3Life's Good Brother, translated from the Turkish by Mutlu Konuk Blasing, Persea Books, Inc., New York, 2013. Bu basımı edinmemizdeki yardımlarından dolayı City University of New York, College of Staten Island'dan Daniel Anthony Barry'ye teşekkür ediyoruz.
4Romantika -Roman, Türkçe'den L. Starostova tarafından çevrilmiştir, Sovyet Yazarları Yayınevi, Moskova, 29 Haziran 1964. Rusça baskısını edinmemizdeki yardımlarından dolayı Candan Badem'e teşekkür ediyoruz.
5Yaşamak Güzel Şeydir Kardeşim, Narodnaya Prosveta, Sofya, 1964. Önsöz: Boris Polevoy. Kaynak: Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi, Kitap kodu: 39001101353442. Bu baskıyı edinmemizdeki desteklerinden dolayı Ali Deniz Esen'e teşekkür ediyoruz.
6Günaydın Gazetesi, "Atatürk'ün 1920'den ölümüne kadar yanından ayırmadığı özel muhafızı İ. H. Tekçe'nin anıları, 4 Aralık 1977, tefrika 25. Aktaran: Yavuz Aslan, TKF ve Mustafa Suphi, Türk Tarih Kurumu (TTK) Yayınları, Ankara 1997, sf. 353.
7Yavuz Aslan, age, sf. 339
Şüpheci Dinsiz
15-12-2023, 10:57
Nazım Hikmet'in Atatürk'le ilişkilenmeleri | Tarihin Peşinde
2F-GoH-ddug
Cumhuriyet'in Nazım Hikmet'le imtihanı | Tarihin Peşinde
cYtqWc78USU