matillda
09-11-2009, 17:22
Can sıkıntısını yoğun hissediyordum. Birilerini aradım, önceliği aileme
vererek.
Neredeyse kimse iyi değildi. Birisinin kollarında uyuşma başlamış,
bir yandan da lekeler çıkıyormuş vücudunda, doktorlar modern çağın klişe
kelamını az pilavüstü teşhisle karışık bildirmiş: "Stres nedeniyle......"
"Geçer üzülme" diye başlayan moral cümlelerine "Amaaan ne geçer ne de bir
şey şansım yok! Her dert gelip beni buluyor, ölsem de kurtulsam
ya..! Öldürecem kendimi öldürmesine de birilerini üzmiyim diyorum yoksa
zerre korkmuyorum.." Moral verici motivasyon cümlelerinden uzun bir katarı
yolcu ederken ulaşacağı kişi açısından aslında hiç bir anlam taşımayacağını
bilerek ümitle yapıcı olmaya çalışıyorum..
Can sıkıntımda bir değişikli yok hatta grafik yükseldi bir kaç derece daha..
Bir diğer aramaya yöneliyorum..Terk eden sevgilisine adadığı kendini, terk
edilişten sonra anlamsız hissedip bunalıma girmiş intihara meyilli
olduğundan dem vuruyor. "Sevgi yok aşk yalan...ama ben..benn..O'nsuz
yapamaaaamm böeee.." Boğuk hıçkırıklarla konuşmaya devam ediyor. "İyi ki
aradın hani belki ölürüm mölürüm sesini de duymuş oldum böylece ha olur da
ölürsem oralardan kalkıp cenazeme bile gelme üzülme de..."
Bu ruh haline ve "batsın bu dünya" silsilesine müsaade etmemem, telefonun diğer ucundaki hamil-i yakınımı bir önceki telefon görüşmemdeki yakınıma uyguladığım; moral- destek birliği tek kişilik komando çözümlemeleri
düsturumla iyileştirmem lazım. Ben bunları düşünürken O, benden hızlı
davranıp "Ölmek istiyorum.. Sevgilim olmadan yaşayamam yaşasam da n'apıcam ki zaten anlamsız her şey...İntihar edeceğim.."
"....??"
"Saçamalama! bu kadar acz içinde olmak sana yakışmıyor. toparlanırsın merak etme sadece zaman alır. Acı da çekeceksin elbette ama zamanla azalır.. bak şim..."
"Hayır!! Hiç bir şey azalmaz! O o..pu çocuğu olmadan hiçim ben anlıyor
musun? beni var eden O'ydu.. yok eden de O oldu.. ölmek istiyoruuuuuummm..!"
"Git bir elini yüzünü yıka iki satır sakinleş daha sonra yine konuşuruz ok
mi? arayacağım seni. Hadi biraz kendine gel.. Görüşürüz öpüyorum...?"
..............
Klik..dit.diit....
Can sıkıntısı yoğunluğum boğucu seviyelere yükseldi..
Beş- on dk. sonra telefonuma bir çağrı geliyor. Dönüp arıyorum çağrı yollayan bir
diğer hamil-i yakınımı.. İç sesim "normal seyirde gitsin bu defa lütfen
lütfen" yakarışı eşliğinde.. Sesi son derece kısık ve üzgün geliyor.
"Merhaba iyi misin?"
"Hayır hiç iyi değilim.. Kavga ettik seninkiyle..!
"Benim ki derken???"
"Senin eskiden tanıdığın arkadaşınla çıkıyordum ya ben hani aşkolsun unuttun mu? Evet sen de unuttun tabi benim sorunlarımla kimse ilgilenmiyor zaten lanet olsuuunn!"
"Dur..Dur bir saniye ya.. Mehmet? Mehmet' den sözediyorsun sanırım,
"Seninkiyle" deyince bir an afalladım çok pardon. Üzüldüm (bir cumartesi
günümün yarısından fazlası bu hisle geçmemiş te ilk kez şu an üzülmüşüm
gibi) ama olur ikili ilişkide kavga da tuzu biberi be kuzum. Yakında
barışırsınız çok takma bence..? ha?
...........
"Yok yok sen bizlerden ayrılalı beri taş kalpli oldun çıktın kızım yeaa!"
"Taş kalpli mi? Yahu ne alaka? Kavga da olur kızgınlık da diyorum. İnsan
ilişkisi yaşıyorsun ne var bunda bu kadar alınacak???"
"Hissediyorum ve aha şuraya yazıyorum ki (göremiyorum işaret ettiği yeri
doğal olarak..) bu herif beni terkedecek, başka biri var! Sen biliyorsundur,
eski arkadaşın, mutlaka sana bir şeyler çıtlatmıştır...
"Ben hiç bir şey bilmiyorum, Mehmet' le görüşmeyeli- konuşmayalı üç yıldan
fazla oldu, mail bile yollamıyoruz artık birbirimize inan. Tek bildiğim
tanıdığım dönemde iş arkadaşlarımdan biriydi ve iyi bir kişilik olduğunu
düşünürdük hepimiz..Ne bileyim adamın ikili ilişkilerdeki seyrini osunu
busunu ya.. Hem de taa cehennemin dibinden nasıl bir fikrim olabilir kuzum
deli misin yahu?"
"Offff ne şanssız bir kadınım ben yeaa.. Kimse beni sevmiyor. Kıskandım bu
eşşolusunu tamam mı... -Bana haksızlık ediyorsun çok bağırıp çağırıp üstüme
geliyorsun- dedi ve çıktı gitti.. Dönmeyecek işte biliyorum!"
" Keşke o kadar abartmasaydın, ok seviyorsun kıskanıyorsun belki de hani çok üstüne gittiy....."
"Bak hala onun tarafını tututyorsun! Kızım bırak bu doğrucu davut ayaklarını,
gözün vardı Mehmet'te.. İtiraf et!! Zaten O' da senin hakkında bir kez
olumsuz konuşmadı aranızda ne vaaaarr?!
İç sesim: " E çüşşş, e ohaaa ve de hobaa!!"
"Ya bak sakin ol! Sevgiline kızgınsın kırgınsın ama bana bunu yapma! Bana
nasıl böyle şey......"
"Ya bırak tamam yeaa.. Ölmek istiyoruuum kahretsinnn!!!!"
............
Klik.. diit.. dit...ditt....
Canımın sıkıntı sınırı diye de bir şey yok artık. Telefonu eve bırakıp
dışarı çıktım. Şaka gibi geçen saatlerde bir kaç insanın can sıkıntısının
yanında benimkinin önemsizliğini kavramak için biraz da...
Güneşli bir gündü. Caddelerde insan kalabalığı epeyce fazlaydı hafta sonu ve güneş bu kalabalığın ortak noktasıydı sanırım.
Nereye gideceğimi kestiremedim önce. Bisikletin yönünü şehrin yegane nehrine doğru çevirdim. Sigara içmek geldi aklıma ve apar topar evden çıktığımdan yanımda sigara olmadığını anımsadım. Markete girmek için bisikletimi park benzeri yeşil bir alanın kenarına park ettim.
Kısa bir süre sonra elimde sigara paketiyle marketten çıktım. Parksal yeşil
alana doğru ilerlerken his olarak kendimi son derece yalnız ve saçma sapan
hissettiren bir moddaydım öte yandan da sakin ve soğukkanlı olmaya çalışarak.. " Ulan bir anacığım olsaydı da bir koklasam bir yüzüne baksam
toparlardım kendimi gel gör ki o da yok.." iç sesleri eşliğinde yavaş
adımlarla ilerliyordum.
Parksal alanın kenarında bir kaç tane bank vardı. O'nu ortadaki bankta
oturmuş halde gördrüm. Tam da içses cümlemin "es" verdiği an..
Atmış beş- yetmiş yaşlarındaydı. Ak saçlarının bir kısmını örten folklorik
desenli, oyalı bir yazmanın kenarlarından iple karışık örülüp iki tarafa
ayrıştırılmış hafif dağınık saşları güneşin de ışıklarıyla daha bir
parlıyordu. Gözlerindeki kedere inat dudaklarının kenarlarında tebessüme
yakın bir gülümseme ifade vardı. İçimden "Acaba? En azından
insan işte, önce Türkçe selamlayacağım cevaba göre. .." diye geçirerek yanına yaklaştım.
"Merhaba.."
........?
"Merhaba Yavrum! Hoş geldin."
............!
"Hoş buldum teyze. Hava güzel olnuca böyle işte......
"He kızım güneş bugün başka bir güzel sanki. Evde içim darlandı da ben de
çıkıverdim..."
.............
"Benim de.."
"Bazen güzel havalarda gelip oturuyorum buraya gelip geçenlere bakıyom
öylesine işte. Dillerinden anlamıyorum. Ama insanız hepimiz öyle ya. Dert
herkeste, koşturma hepimizde, ağlasak- gülsek insanız işte değil mi ya
kızım..?
..............
"Ya.. ya..aynen öyle teyzecim.. aynen öyle..
"Çok oldu mu bu yana geleli yavrum?"
" Yok çok olmadı sayılır..."
Alışmak zor oluyor. İnsan özlüyor memleketini öyle ya. Ama karnın nerde
doyarsa vatan da orası oluveriyo da yine de zor kızım zor gurbetlik..Benim
bütün evlatlarım bu yanda gerçi memlekette hısım akrabadan kelli
hasretliğimiz yok. Anam vardı on yıl oldu rahmetli geldi geçtiii... eygidi..."
"Benim ki ben iki yaşındayken ölmüş..."
"Oyyy.. mala mıni mala mi şeviti, keçamın*.. toprağı bol olsun yavrum..Olur da burlara yolun düşerse ben de bir anan sayılırım kızım. Darlanma konuşuruz. Her şey insan için her şey bizim için ömür işte gelir geçer.
"Ya aynen öyle teyzecim çok sağol seni görmek iyi geldi.....
"İnsan insanla vardır yavrum... geçenlerde benim torunun iş yerinden
bir............................................... ..........................
.................................................. ..........................
.................................................. ......................
.................................................. .....................................
Canımın sıkıntısını az önce hiç tanımadığım bir kadınla öldürdüm..
Sokaklara çıktığımda cinayet işliyorum artık...
Matillda
*evim ocağım yansın.. (çok emin değilim ama sanırım böyle bir cümleye karşılık geliyor.)
vererek.
Neredeyse kimse iyi değildi. Birisinin kollarında uyuşma başlamış,
bir yandan da lekeler çıkıyormuş vücudunda, doktorlar modern çağın klişe
kelamını az pilavüstü teşhisle karışık bildirmiş: "Stres nedeniyle......"
"Geçer üzülme" diye başlayan moral cümlelerine "Amaaan ne geçer ne de bir
şey şansım yok! Her dert gelip beni buluyor, ölsem de kurtulsam
ya..! Öldürecem kendimi öldürmesine de birilerini üzmiyim diyorum yoksa
zerre korkmuyorum.." Moral verici motivasyon cümlelerinden uzun bir katarı
yolcu ederken ulaşacağı kişi açısından aslında hiç bir anlam taşımayacağını
bilerek ümitle yapıcı olmaya çalışıyorum..
Can sıkıntımda bir değişikli yok hatta grafik yükseldi bir kaç derece daha..
Bir diğer aramaya yöneliyorum..Terk eden sevgilisine adadığı kendini, terk
edilişten sonra anlamsız hissedip bunalıma girmiş intihara meyilli
olduğundan dem vuruyor. "Sevgi yok aşk yalan...ama ben..benn..O'nsuz
yapamaaaamm böeee.." Boğuk hıçkırıklarla konuşmaya devam ediyor. "İyi ki
aradın hani belki ölürüm mölürüm sesini de duymuş oldum böylece ha olur da
ölürsem oralardan kalkıp cenazeme bile gelme üzülme de..."
Bu ruh haline ve "batsın bu dünya" silsilesine müsaade etmemem, telefonun diğer ucundaki hamil-i yakınımı bir önceki telefon görüşmemdeki yakınıma uyguladığım; moral- destek birliği tek kişilik komando çözümlemeleri
düsturumla iyileştirmem lazım. Ben bunları düşünürken O, benden hızlı
davranıp "Ölmek istiyorum.. Sevgilim olmadan yaşayamam yaşasam da n'apıcam ki zaten anlamsız her şey...İntihar edeceğim.."
"....??"
"Saçamalama! bu kadar acz içinde olmak sana yakışmıyor. toparlanırsın merak etme sadece zaman alır. Acı da çekeceksin elbette ama zamanla azalır.. bak şim..."
"Hayır!! Hiç bir şey azalmaz! O o..pu çocuğu olmadan hiçim ben anlıyor
musun? beni var eden O'ydu.. yok eden de O oldu.. ölmek istiyoruuuuuummm..!"
"Git bir elini yüzünü yıka iki satır sakinleş daha sonra yine konuşuruz ok
mi? arayacağım seni. Hadi biraz kendine gel.. Görüşürüz öpüyorum...?"
..............
Klik..dit.diit....
Can sıkıntısı yoğunluğum boğucu seviyelere yükseldi..
Beş- on dk. sonra telefonuma bir çağrı geliyor. Dönüp arıyorum çağrı yollayan bir
diğer hamil-i yakınımı.. İç sesim "normal seyirde gitsin bu defa lütfen
lütfen" yakarışı eşliğinde.. Sesi son derece kısık ve üzgün geliyor.
"Merhaba iyi misin?"
"Hayır hiç iyi değilim.. Kavga ettik seninkiyle..!
"Benim ki derken???"
"Senin eskiden tanıdığın arkadaşınla çıkıyordum ya ben hani aşkolsun unuttun mu? Evet sen de unuttun tabi benim sorunlarımla kimse ilgilenmiyor zaten lanet olsuuunn!"
"Dur..Dur bir saniye ya.. Mehmet? Mehmet' den sözediyorsun sanırım,
"Seninkiyle" deyince bir an afalladım çok pardon. Üzüldüm (bir cumartesi
günümün yarısından fazlası bu hisle geçmemiş te ilk kez şu an üzülmüşüm
gibi) ama olur ikili ilişkide kavga da tuzu biberi be kuzum. Yakında
barışırsınız çok takma bence..? ha?
...........
"Yok yok sen bizlerden ayrılalı beri taş kalpli oldun çıktın kızım yeaa!"
"Taş kalpli mi? Yahu ne alaka? Kavga da olur kızgınlık da diyorum. İnsan
ilişkisi yaşıyorsun ne var bunda bu kadar alınacak???"
"Hissediyorum ve aha şuraya yazıyorum ki (göremiyorum işaret ettiği yeri
doğal olarak..) bu herif beni terkedecek, başka biri var! Sen biliyorsundur,
eski arkadaşın, mutlaka sana bir şeyler çıtlatmıştır...
"Ben hiç bir şey bilmiyorum, Mehmet' le görüşmeyeli- konuşmayalı üç yıldan
fazla oldu, mail bile yollamıyoruz artık birbirimize inan. Tek bildiğim
tanıdığım dönemde iş arkadaşlarımdan biriydi ve iyi bir kişilik olduğunu
düşünürdük hepimiz..Ne bileyim adamın ikili ilişkilerdeki seyrini osunu
busunu ya.. Hem de taa cehennemin dibinden nasıl bir fikrim olabilir kuzum
deli misin yahu?"
"Offff ne şanssız bir kadınım ben yeaa.. Kimse beni sevmiyor. Kıskandım bu
eşşolusunu tamam mı... -Bana haksızlık ediyorsun çok bağırıp çağırıp üstüme
geliyorsun- dedi ve çıktı gitti.. Dönmeyecek işte biliyorum!"
" Keşke o kadar abartmasaydın, ok seviyorsun kıskanıyorsun belki de hani çok üstüne gittiy....."
"Bak hala onun tarafını tututyorsun! Kızım bırak bu doğrucu davut ayaklarını,
gözün vardı Mehmet'te.. İtiraf et!! Zaten O' da senin hakkında bir kez
olumsuz konuşmadı aranızda ne vaaaarr?!
İç sesim: " E çüşşş, e ohaaa ve de hobaa!!"
"Ya bak sakin ol! Sevgiline kızgınsın kırgınsın ama bana bunu yapma! Bana
nasıl böyle şey......"
"Ya bırak tamam yeaa.. Ölmek istiyoruuum kahretsinnn!!!!"
............
Klik.. diit.. dit...ditt....
Canımın sıkıntı sınırı diye de bir şey yok artık. Telefonu eve bırakıp
dışarı çıktım. Şaka gibi geçen saatlerde bir kaç insanın can sıkıntısının
yanında benimkinin önemsizliğini kavramak için biraz da...
Güneşli bir gündü. Caddelerde insan kalabalığı epeyce fazlaydı hafta sonu ve güneş bu kalabalığın ortak noktasıydı sanırım.
Nereye gideceğimi kestiremedim önce. Bisikletin yönünü şehrin yegane nehrine doğru çevirdim. Sigara içmek geldi aklıma ve apar topar evden çıktığımdan yanımda sigara olmadığını anımsadım. Markete girmek için bisikletimi park benzeri yeşil bir alanın kenarına park ettim.
Kısa bir süre sonra elimde sigara paketiyle marketten çıktım. Parksal yeşil
alana doğru ilerlerken his olarak kendimi son derece yalnız ve saçma sapan
hissettiren bir moddaydım öte yandan da sakin ve soğukkanlı olmaya çalışarak.. " Ulan bir anacığım olsaydı da bir koklasam bir yüzüne baksam
toparlardım kendimi gel gör ki o da yok.." iç sesleri eşliğinde yavaş
adımlarla ilerliyordum.
Parksal alanın kenarında bir kaç tane bank vardı. O'nu ortadaki bankta
oturmuş halde gördrüm. Tam da içses cümlemin "es" verdiği an..
Atmış beş- yetmiş yaşlarındaydı. Ak saçlarının bir kısmını örten folklorik
desenli, oyalı bir yazmanın kenarlarından iple karışık örülüp iki tarafa
ayrıştırılmış hafif dağınık saşları güneşin de ışıklarıyla daha bir
parlıyordu. Gözlerindeki kedere inat dudaklarının kenarlarında tebessüme
yakın bir gülümseme ifade vardı. İçimden "Acaba? En azından
insan işte, önce Türkçe selamlayacağım cevaba göre. .." diye geçirerek yanına yaklaştım.
"Merhaba.."
........?
"Merhaba Yavrum! Hoş geldin."
............!
"Hoş buldum teyze. Hava güzel olnuca böyle işte......
"He kızım güneş bugün başka bir güzel sanki. Evde içim darlandı da ben de
çıkıverdim..."
.............
"Benim de.."
"Bazen güzel havalarda gelip oturuyorum buraya gelip geçenlere bakıyom
öylesine işte. Dillerinden anlamıyorum. Ama insanız hepimiz öyle ya. Dert
herkeste, koşturma hepimizde, ağlasak- gülsek insanız işte değil mi ya
kızım..?
..............
"Ya.. ya..aynen öyle teyzecim.. aynen öyle..
"Çok oldu mu bu yana geleli yavrum?"
" Yok çok olmadı sayılır..."
Alışmak zor oluyor. İnsan özlüyor memleketini öyle ya. Ama karnın nerde
doyarsa vatan da orası oluveriyo da yine de zor kızım zor gurbetlik..Benim
bütün evlatlarım bu yanda gerçi memlekette hısım akrabadan kelli
hasretliğimiz yok. Anam vardı on yıl oldu rahmetli geldi geçtiii... eygidi..."
"Benim ki ben iki yaşındayken ölmüş..."
"Oyyy.. mala mıni mala mi şeviti, keçamın*.. toprağı bol olsun yavrum..Olur da burlara yolun düşerse ben de bir anan sayılırım kızım. Darlanma konuşuruz. Her şey insan için her şey bizim için ömür işte gelir geçer.
"Ya aynen öyle teyzecim çok sağol seni görmek iyi geldi.....
"İnsan insanla vardır yavrum... geçenlerde benim torunun iş yerinden
bir............................................... ..........................
.................................................. ..........................
.................................................. ......................
.................................................. .....................................
Canımın sıkıntısını az önce hiç tanımadığım bir kadınla öldürdüm..
Sokaklara çıktığımda cinayet işliyorum artık...
Matillda
*evim ocağım yansın.. (çok emin değilim ama sanırım böyle bir cümleye karşılık geliyor.)