güneşinzaptıyakın
18-11-2009, 23:52
Laik ve Laiklik tanımını açarak başlayalım (Tdk’ya göre);
Laik: Din işlerini devlet işlerine karıştırmayan, devlet işlerini dinden ayrı tutan:
"Türkiye Cumhuriyeti ... laik ve sosyal bir hukuk devletidir."- T.C. Anayasası.
Laiklik: 1- Laik olma durumu, laisizm. 2- hukuk; Devlet ile din işlerinin ayrılığı, devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olması.
Laiklik, ‘’din’in’’ kendisini değil, din adına baskı ve zorbalığın devre dışı bırakılmasıdır, bir çok ülkenin anayasa’sında yer alır, özellikle batı aydınlanmasının ürünü olarak çok az sayıda ki doğu yada üçüncü Dünya ülkesinin anayasa’sında da yer alır. Din, kişinin özel yaşamının bir parçasıdır. Laiklik ise din ve dünya işlerinin ayrılmasıdır.
Laiklik bilindiği gibi Cumhuriyet’in ve Kemalizm’in temel ilkelerinden birisidir. Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Mustafa Kemal’in laikliğe vurgu yapan yada onaylayan bir çok yazısı mevcuttur. Laiklik şiarını düzenlemek ve yürütmek üzere din hizmetlerinin Devlet politikası dışında ve üstünde tutulması gerçeğinden hareketle, 3 Mart 1924 tarihinde Şer'iye ve Evkaf Vekâleti kaldırılarak yerine, 429 sayılı Kanunla, Başvekâlet bütçesine dahil ve Başvekâlete bağlı Diyanet İşleri Reisliği, bugünkü adıyla Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur Daha sonra ise;
Kanun Numarası: 633
Kabul Tarihi:22/06/1965
Yayımladığı Resmi Gazete Tarihi: 02/07/1965
Yayımladığı Resmi Gazete Sayısı:12038
BİRİNCİ BÖLÜM : KURULUŞ VE GÖREVLERİ
GÖREV:
Madde 1 - İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.
KURULUŞ:
Madde 2 - (Değişik madde: 26/04/1976-1982/1 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 18/12/1979 tarihli ve E. 1979/25, K. 1979/46 sayılı kararı ile) detaylı-bilgi-için (http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/1085.html)
Yapılan değişiklik ile birinci madde de tanımlandığı gibi kurulduğu günden itibaren asli görevi olan, İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, şekilde özetlenen Diyanet İşleri Kurumu ile Devlet, vatandaşının dinine ve inancına karışmıştır.
Doğal olarak, laikliğin özüne ters bir yapılanma ile birlikte ‘’İslam’’’ dini denilerek diğer dinler ve inanışlar ikinci plana hatta yok sayılarak toplum yaşamından dışlanmaya ve gizli bir asimilasyona tabii tutulmuştur. Diğer doğmatik dinler olan Musevi’lik ve Hıristiyan’lık mensubu kitleler ve ibadet yerleride bu kurumca maddi olarak desteklenmiştir. İlerleyen dönemlerde çok az din yada dinsel gruplar bu ayrıcalıktan faydalanabilmişlerdir. 86 yıllık bu politikayı en çok destekleyen kitle ise ‘’Alevi’ler’’ olmuştur Cumhuriyet boyunca. Nedense Sünniler gibi tek bir ayrıcalık sahibi olmamalarına rağmen tüm bu zaman boyunca ve büyük çoğunluğunca Cumhuriyet’i desteklemişlerdir aleviler. Bir kısmı klasik İslam’dan ayrılan ve ayrı bir din olarak yapılanan Alevilerin dini ritüellerini yapmak için yada din eğitimlerini sürdürmek için veyahut kendi dini ritüellerini yürütecek kişiler yetiştirebilmek için Cumhuriyet’ten hiçbir zaman küçük bir destekte olsa almamaları bu Sünni İslam bakış açısının egemen kültür dayatması olarak Alevilerin yaşamına yansımıştır.
Egemen Diyanet kurumu uygulamalarına göre, özellikle Sünni İslam bir çok ibadet yeri yapma ve bunlara dini görevli yetiştirme konusunda parasal destek yanında siyasi destek alırken, Alevilik ve devamında aleviler 86 yıl boyunca devletten bırakın destek almayı tek bir istisna görmemiştir. Aksine dini ritüellerini uygulamak için gerekli olan ibadet yerleri başta olmak üzere, dini görevli ihtiyaçları, dini eğitim ihtiyaçları vb. bir çok hakları asla verilmemiştir. Tüm bu yaptırımlar sürerken özellikle köyler başta olmak üzere Sünni ibadet yerleri yapılarak gizli bir dayatma ile baskıya tabi tutulmuşlar, ayrımcılıkla karşı karşıya kalmışlardır, laik olması gereken devlet ısrarla 86 yıl Aleviliği baskı altında tutabilmek için, her türlü yolu uygulamıştır.
Geçen 86 yıllık süreç içinde küçük bir kesimde olsa Aleviliği sünnileştirebilmiştir devlet. Bazı etnik unsurların içindeki ayaklanmaları saymazsak Cumhuriyet döneminde kayda değer bir başkaldırısı yoktur üstelik Aleviliğin. 70’li yıllarda ki toplu kıyımlar ile sürgüne zorlanmıştır. Bir çok yerde toplu katliamlara maruz kalmıştır. Baskı altında ki her toplum gibi kendi içine dönmüş ve göçtüğü coğrafyalarda kendi kültürünü ve yaşamını farklı şekillerde çoğaltmanın yolunu bulmuştur. Cumhuriyet dolaylı yollardan asimile etmek istediği Aleviliği, istemeden ama Aleviliğin kendi iç döngüsü içinde evrilmesine yol açarak değiştirmiştir kısmen.
Cumhuriyet politikası ile yerleştirilmek istenen Sünni İslam inancının ve toplumun kışkırtılarak yanlı politikalarla dayatmalarının sonucunda ise Alevilik kendi sesi ve duruşu ile var olma yolunda birlikte başladığı Cumhuriyet ile yolculuğunu ayırma noktasına gelmiştir. Kısmen resmi politikaların, kısmen de kendi iç dinamiğinin getirdiği değişimlerle Alevilik yeni bir yola doğru evrilmiştir. Cumhuriyet’in asimilasyon politikaları ise yeni Dünya düzeni ile birlikte söylem ve eylem değiştirmiştir, sistemin içine alarak eritme poltikası yeni yeni uygulanmaktadır, Aleviliğe Ortodoks bir kimlik kazandırmak ve ardından heterodoks kimliğini yok ederek sistem içinde enteğre ederek, uysal ve merkezde yer alan bir tarikat kimliği kazandırmak birincil hedef olarak uygulamalar arasında öne çıkmıştır. 21. yy Cumhuriyet ile Alevilik arasında ki yeni ilişkiler ile öne çıkacaktır, ana eksen ise geçen yy’da başarılamayan Aleviliğin, sünni’leştirilmesi projesinin gerçekleştirilmesi olacaktır.
Laik: Din işlerini devlet işlerine karıştırmayan, devlet işlerini dinden ayrı tutan:
"Türkiye Cumhuriyeti ... laik ve sosyal bir hukuk devletidir."- T.C. Anayasası.
Laiklik: 1- Laik olma durumu, laisizm. 2- hukuk; Devlet ile din işlerinin ayrılığı, devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olması.
Laiklik, ‘’din’in’’ kendisini değil, din adına baskı ve zorbalığın devre dışı bırakılmasıdır, bir çok ülkenin anayasa’sında yer alır, özellikle batı aydınlanmasının ürünü olarak çok az sayıda ki doğu yada üçüncü Dünya ülkesinin anayasa’sında da yer alır. Din, kişinin özel yaşamının bir parçasıdır. Laiklik ise din ve dünya işlerinin ayrılmasıdır.
Laiklik bilindiği gibi Cumhuriyet’in ve Kemalizm’in temel ilkelerinden birisidir. Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Mustafa Kemal’in laikliğe vurgu yapan yada onaylayan bir çok yazısı mevcuttur. Laiklik şiarını düzenlemek ve yürütmek üzere din hizmetlerinin Devlet politikası dışında ve üstünde tutulması gerçeğinden hareketle, 3 Mart 1924 tarihinde Şer'iye ve Evkaf Vekâleti kaldırılarak yerine, 429 sayılı Kanunla, Başvekâlet bütçesine dahil ve Başvekâlete bağlı Diyanet İşleri Reisliği, bugünkü adıyla Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur Daha sonra ise;
Kanun Numarası: 633
Kabul Tarihi:22/06/1965
Yayımladığı Resmi Gazete Tarihi: 02/07/1965
Yayımladığı Resmi Gazete Sayısı:12038
BİRİNCİ BÖLÜM : KURULUŞ VE GÖREVLERİ
GÖREV:
Madde 1 - İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.
KURULUŞ:
Madde 2 - (Değişik madde: 26/04/1976-1982/1 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 18/12/1979 tarihli ve E. 1979/25, K. 1979/46 sayılı kararı ile) detaylı-bilgi-için (http://www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/1085.html)
Yapılan değişiklik ile birinci madde de tanımlandığı gibi kurulduğu günden itibaren asli görevi olan, İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, şekilde özetlenen Diyanet İşleri Kurumu ile Devlet, vatandaşının dinine ve inancına karışmıştır.
Doğal olarak, laikliğin özüne ters bir yapılanma ile birlikte ‘’İslam’’’ dini denilerek diğer dinler ve inanışlar ikinci plana hatta yok sayılarak toplum yaşamından dışlanmaya ve gizli bir asimilasyona tabii tutulmuştur. Diğer doğmatik dinler olan Musevi’lik ve Hıristiyan’lık mensubu kitleler ve ibadet yerleride bu kurumca maddi olarak desteklenmiştir. İlerleyen dönemlerde çok az din yada dinsel gruplar bu ayrıcalıktan faydalanabilmişlerdir. 86 yıllık bu politikayı en çok destekleyen kitle ise ‘’Alevi’ler’’ olmuştur Cumhuriyet boyunca. Nedense Sünniler gibi tek bir ayrıcalık sahibi olmamalarına rağmen tüm bu zaman boyunca ve büyük çoğunluğunca Cumhuriyet’i desteklemişlerdir aleviler. Bir kısmı klasik İslam’dan ayrılan ve ayrı bir din olarak yapılanan Alevilerin dini ritüellerini yapmak için yada din eğitimlerini sürdürmek için veyahut kendi dini ritüellerini yürütecek kişiler yetiştirebilmek için Cumhuriyet’ten hiçbir zaman küçük bir destekte olsa almamaları bu Sünni İslam bakış açısının egemen kültür dayatması olarak Alevilerin yaşamına yansımıştır.
Egemen Diyanet kurumu uygulamalarına göre, özellikle Sünni İslam bir çok ibadet yeri yapma ve bunlara dini görevli yetiştirme konusunda parasal destek yanında siyasi destek alırken, Alevilik ve devamında aleviler 86 yıl boyunca devletten bırakın destek almayı tek bir istisna görmemiştir. Aksine dini ritüellerini uygulamak için gerekli olan ibadet yerleri başta olmak üzere, dini görevli ihtiyaçları, dini eğitim ihtiyaçları vb. bir çok hakları asla verilmemiştir. Tüm bu yaptırımlar sürerken özellikle köyler başta olmak üzere Sünni ibadet yerleri yapılarak gizli bir dayatma ile baskıya tabi tutulmuşlar, ayrımcılıkla karşı karşıya kalmışlardır, laik olması gereken devlet ısrarla 86 yıl Aleviliği baskı altında tutabilmek için, her türlü yolu uygulamıştır.
Geçen 86 yıllık süreç içinde küçük bir kesimde olsa Aleviliği sünnileştirebilmiştir devlet. Bazı etnik unsurların içindeki ayaklanmaları saymazsak Cumhuriyet döneminde kayda değer bir başkaldırısı yoktur üstelik Aleviliğin. 70’li yıllarda ki toplu kıyımlar ile sürgüne zorlanmıştır. Bir çok yerde toplu katliamlara maruz kalmıştır. Baskı altında ki her toplum gibi kendi içine dönmüş ve göçtüğü coğrafyalarda kendi kültürünü ve yaşamını farklı şekillerde çoğaltmanın yolunu bulmuştur. Cumhuriyet dolaylı yollardan asimile etmek istediği Aleviliği, istemeden ama Aleviliğin kendi iç döngüsü içinde evrilmesine yol açarak değiştirmiştir kısmen.
Cumhuriyet politikası ile yerleştirilmek istenen Sünni İslam inancının ve toplumun kışkırtılarak yanlı politikalarla dayatmalarının sonucunda ise Alevilik kendi sesi ve duruşu ile var olma yolunda birlikte başladığı Cumhuriyet ile yolculuğunu ayırma noktasına gelmiştir. Kısmen resmi politikaların, kısmen de kendi iç dinamiğinin getirdiği değişimlerle Alevilik yeni bir yola doğru evrilmiştir. Cumhuriyet’in asimilasyon politikaları ise yeni Dünya düzeni ile birlikte söylem ve eylem değiştirmiştir, sistemin içine alarak eritme poltikası yeni yeni uygulanmaktadır, Aleviliğe Ortodoks bir kimlik kazandırmak ve ardından heterodoks kimliğini yok ederek sistem içinde enteğre ederek, uysal ve merkezde yer alan bir tarikat kimliği kazandırmak birincil hedef olarak uygulamalar arasında öne çıkmıştır. 21. yy Cumhuriyet ile Alevilik arasında ki yeni ilişkiler ile öne çıkacaktır, ana eksen ise geçen yy’da başarılamayan Aleviliğin, sünni’leştirilmesi projesinin gerçekleştirilmesi olacaktır.