Orijinalini görmek için tıklayınız : Yaşayan faşistlerimize saygı...
Adlarını halı hazırda rahmetli olarak anamadığımız,
70 li yıllarda her tartışmada maydonoz misali bulunan
ve de her zaman
*''ülkemize bugünkü demokrasi fazladır''*
diyen,
12 eylülle kına yakanları,
matbuatın güzide SSdemirelci ''milliyetçi-mukaddesatçılarını''
hatırlayanlar varmı ?
aklıma hemen gelen bazıları
faşige hanım=Nazlı
kabaklı bey =ölü ölmüş bile
Taha abi
Fehmi koru
Rauf Tamer
....
.....
katkılarınızı bekliyorum.
Nazlı Ilıcak ablamın hayranı idim..
Tercüman gazetesindeki yazıları da güzelliğine inat erkekçe idi.
Laf aramızda hayallerimi süslerdi..
Ama zor bir kadın..
Onunla yaşamak için peygamber sabrı şart.
Şükür..
Pek ve çok ve hep uzağım.
Taha abi
Diğerlerini takip etmiyorum ama Taha Akyol'un Milliyet'teki köşesini sık sık okurum.
1970'lerin MHP'lisi Taha Akyol günümüzde çok farklı bir çizgi izliyor. Geçtiğimiz yıl ABD'de meydana gelen kriz sonrası acaba marks haklımıydı sorusunu dünyada gündeme gelirken Taha Akyol da köşesinde bu şüpheyi dile getirmişti. Gerek Kürt sorununda gerekse insan hakları ve diğer pek çok gündem hakkında hepsine katılmasam da olumlu bulduğum görüşleri var Taha Akyol'un. Geçen mart ayında patlak veren TÜBİTAK ve darwin krizinde de bilimcilerden yana tavır koyan bir yazı yazmıştı.
Bir kişi geçmişte ne ise şimdi de öyledir diye kabul etmek doğru olmaz. İncelemek gerekir.
wiperandcleaner
19-11-2009, 21:19
Darbe ve cunta yalakçısı yazarlar listesine asıl almanız gerekenler:
-Baasçı ve dönemin demokrasi için "cici!" diyen Doğan Avcıoğlu
-Gizli Amerikan Tüfeği ve fake Devrim Meclisi üyesi İlhan Selçuk
-Kafası hala 1940'lara mıhlanmış ve aynı fake meclisin üyesi Mümtaz Soysal
-Zamanımızda Melih Aşık
-Andık gazetecisi Oktay Ekşi
-Karargah gazetecisi Mustafa Balbay
-Kışlanın sesi M. Ali Kışlalı
ve daha niceleri.
Nazlı Ilıcağı böyle bir listeye almak ise tam terbiyesizlik.
Darbe ve cunta yalakçısı yazarlar listesine asıl almanız gerekenler:
-Baasçı ve dönemin demokrasi için "cici!" diyen Doğan Avcıoğlu
-Gizli Amerikan Tüfeği ve fake Devrim Meclisi üyesi İlhan Selçuk
-Kafası hala 1940'lara mıhlanmış ve aynı fake meclisin üyesi Mümtaz Soysal
-Zamanımızda Melih Aşık
-Andık gazetecisi Oktay Ekşi
-Karargah gazetecisi Mustafa Balbay
-Kışlanın sesi M. Ali Kışlalı
ve daha niceleri.
EEEEEEEEE!!!
Ne demişler..
"Düşenin dostu olmaz".
Azizim sadece Türk milliyetçisi faşistleri mi listeliyorsunuz?
Azizim sadece Türk milliyetçisi faşistleri mi listeliyorsunuz?
70 li yılların
matbuatın güzide SSdemirelci ''milliyetçi-mukaddesatçılarını''...
ama illaki isterseniz politikacılarını da ekleyebilirsiniz.
Şükran duyarım.
70 li yılların
matbuatın güzide SSdemirelci ''milliyetçi-mukaddesatçılarını''...
ama illaki isterseniz politikacılarını da ekleyebilirsiniz.
Şükran duyarım.
Azizim ilk mesajınızdaki o bölüm gözümden kaçmış. Özür dilerim ve açıklamanız için teşekkür ederim.
Sn wiperandcleaner,
Çok güzel wipe etmişler zihninizi.
Pensilvanyalı mısınız ?
Eleştirdiğiniz kişilerin size hissettirdiği her ne ise
umarım aynı tadı alabilirsiniz gelecek günlerinizde.
rauf tamer: solcu gençlere neden banka soyuyorsunuz, para kazanmak için etrafınızda güzel kızlar var, onları satın bakın ilk müşteriniz ben olacağım.
1981in 12 eylülü:mehmet barlasın genel yayın yönetmeni olduğu milliyetin manşeti.huzurun birinci yıldönümü.
benim ilk aklıma gelenler bunlar.
wiperandcleaner
20-11-2009, 11:33
Sn wiperandcleaner,
Çok güzel wipe etmişler zihninizi.
Pensilvanyalı mısınız ?
Eleştirdiğiniz kişilerin size hissettirdiği her ne ise
umarım aynı tadı alabilirsiniz gelecek günlerinizde.
Bu adamları eleştirmekten haz almıyorum insanlık adına onlar yüzünden utanç duyuyorum.
Yanlız gelecekte aynı utancı artık duymayacağıma eminim.
İlham abimizin artık ağzı yandı, zati mustafam balbayıma da demiş, günlüklerde okuduk "dikkat etmek ilazım" diye.
E dikkat etmişken dahi ümraniye bombalarının altında kalıp, silivriye yelken açmışken artık zor cuntacılık oynar!
Doğan Avcıoğlu artık Rahmeti Rahmana kavuşmuş.
Mümtazım Soysalımı artık takan yok, Denktaş koltuğundan inmiş, brükselde ellerini oğuşturum "askerler işe el koyacak" diye haber uçuracağı bir cumhurbaşkanı yok.
Melih Aşık desen bence kendi haline bırakılmalı, hani bu amcamla halı sahada maç yapsak ve rakip takım oyuncusu olsa "merak etmeyin o bizden sayılır aman ha markaj felan uygulamayın, ellemeyin" diyeceğim cinsten bir tip.
Yazdıkça okuyucusu "lan bu statüko yalaklığı adamın beynini sulandırıyor olmalı" diye düşünüyor.
Oktay Ekşi'ye gelirsek onun durumuda biraz İlhan abiye benziyor, yeni andıçlar yazıp birde buna direktif verecek yeni cuntacılar lazımki oda piyasaya çıkıp "Alçakları tanıyalım" diye yazı yazıp, sonra bu kulağa üfürmenin sanallığı ortaya çıktığında çıkıp "özür dilerim" desinki bizde onun yüzünden insanlığımızdan bir kez daha utanalım.
Ama olamayacak işte, o eski güzel günler mazide kaldı.
Sonra Mustafam Balbayım da silivride, pek bir meşgul, oda "genç subaylar tedirgin" manşetini bir daha atma fırsatı bulamayacak ve dolayısıyla öne meslektaşlarını sonra bizleri utandıramayacaktır.
M. Ali Kışlalı'ya gelirsek zaten erken emeklilik için başvurusunu yaptı yapacak, ondan da bi cacık olmaz yani :lol:
Artık sizler için ümit iki mahalle arası mahallesiz kalmış ahmet hakanlar mı olur, "fransada mini etekli kızı diri diri yaktılar" diye yalan uyduran edebiyat özürlü özdemir ince abiniz mi olur yoksa bunların hepsinden daha fazla hazır kıta emir almaya alışkın yatkın kaptan köşkünün beceriksiz sakini, pop sosyolok ertuğrul özkük mü olur orasını bilemem.
Eski güzel, cuntalı darbeli postallı günler geride kaldı.
Ben senini çin "gelecekte aynı tadı alacaksın" ümid ve temennisi bu sebepke bekliyemiyorum :whip:
Benim aklima da Emin Cölasan geldi.
Bu Kalp Seni Unutur mu dizisinde Diyarbakir cezaevine gidip, oranin cennet gibi oldugunu anlatan bir gazeteci var, seyrettiniz mi? Sistematik sekilde iskence yapilirken, iskencenin olmadigini, münferit oldugunu, bunun batinin uydurmasi oldugunu söylüyor filmde. Bu kahraman acaba kimden esinlenerek yaratilmis olabilir, biliyor musunuz?
12 Eylül'de cezaevlerine devlet emri ile gidip, oranin güllük gülistanlik oldugunu yazan yazar Emin Cölasan'dir. Baska icraatlari da vardir zati muhteremin. Cölasan ailesi yazmakla bitmez aslinda.
http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1248859912&news_code=1255521277&day=14&month=10&year=2009
Benim de aklıma Halit Akçatepe geldi.
Benim aklima da Emin Cölasan geldi.
Bu Kalp Seni Unutur mu dizisinde Diyarbakir cezaevine gidip, oranin cennet gibi oldugunu anlatan bir gazeteci var, seyrettiniz mi? Sistematik sekilde iskence yapilirken, iskencenin olmadigini, münferit oldugunu, bunun batinin uydurmasi oldugunu söylüyor filmde. Bu kahraman acaba kimden esinlenerek yaratilmis olabilir, biliyor musunuz?
12 Eylül'de cezaevlerine devlet emri ile gidip, oranin güllük gülistanlik oldugunu yazan yazar Emin Cölasan'dir. Baska icraatlari da vardir zati muhteremin. Cölasan ailesi yazmakla bitmez aslinda.
http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1248859912&news_code=1255521277&day=14&month=10&year=2009
Sargon Emin Çölaşan ile birlikte Diyarbakır cezaevine giden genç gazeteci de Zülfü Livaneli mi? bu dizinin son sahnesinde ağabeyi ülkücü-mhp' li olan genç muhallif gazeteci hemen aklıma Livaneli'yi getirdi.
güneşinzaptıyakın
20-11-2009, 21:34
O dizi yakın dönemin gerçeklerinin toplum bilincinden tasviyesini üstlenmektedir...
Kıyısında köşesinden bir şeylere değinir ama gerçek tasviyedir, dizinin esas kahramanı esas oğlan, Diyarbakırdan iki bölümde çıkar yani esas kız hamile iken girdiği yerden çocuk doğup daha yaşına basmadan çıkar, çıkınca şu sözü söyler; ''Çıktığımda bir terör örgütü kuracaktım ve bunları onlara ödetecektim''. Komik kurgu ve diyaloglar, diziye göre bilinçli ve örgütlü bir kişi terör örgütü kurmaktan söz eder, normal yaşamda ise bunu telafuz etmek bir yana düşünmez, aklına bile böyle bir cümle getirmez. Yeni jenerasyona bu tip diziler vasıtası ile dezenformasyon yapılmaktadır, bir dönem bilincinin toplum hafızasından tasviyesidir...
Pervane filmdeki olay sanirim bir esinlenme. O yillarda Diyarbakir cezaevine bir gazetecinin sokulacagini pek sanmiyorum. Bilen varsa yazsin tabii. Galiba Emin Cölasan Mamak cezaevine gitmis, orayi cennetmis gibi anlatiyor. Filmde vurguyu Diyarbakir'a yapabilmek icin böyle hayali bir olay olusturmus olabilirler.
Zülfü Livaneli o yillarda sanirim yurtdisinda idi. Kasetleri ilk olarak 80'leri ortalarina dogru yasal olarak satilmaya basladi. Livaneli o yillarda gazetecilik yapmiyordu bildigim kadariyla.
Bu arada 12 Eylül döneminde Mamak'ta kalmis bir arkadasim bu filmi seyrettikten sonra söyle bir sey söyledi. Diyarbakir cezaevinden Mamak'a sevk olanlar varmis. Mamak'in durumunu "burasi Diyarbakirla karsilastirilirsa cennet" diye ifade ediyorlarmis. Kaldi ki biz Mamak'ta da ne kadar agir kosullar oldugunu, sürekli iskence ve kötü muamele yapildigini, insanlarin cezaevinden emniyete geri götürülüp tekrar iskenceye alindiklarini biliyoruz.
"Çıktığımda bir terör örgütü kuracaktım ve bunları onlara ödetecektim''.
Bügün duyduğum en komik şey :)
Bu diziyi çok duydum ama vakit bulup hiç izlememiştim. Merakımdan izlemeyi düşünüyordum. Ama bu diyalogu gördukten izlemiş gibi oldum. Çünkü biz bu diziyi çok izledik...
güneşinzaptıyakın
20-11-2009, 21:58
Battal gazi diyaloğu gibi :D
Bu cümleyi üst düzey bir örgüt üyesi söylüyor, kurgudan entellektüel olduğunu anlıyoruz üstelik bu zatın...
Doğru, Biz bu diziyi çok izledik...
Vay be analar ne senaryolar doğuruyormuş:)
Neyse ben diziyi izlerken Livaneli'nin o yıllardaki faaliyetlerini merak etmiştim. Diziyi yine de izleyin arkadaşlar. En gerçekçi işlenen kısım ise işkence sahneleri doğruya doğru, bu bölümlere çok özen gösterilmiş!...
Diyarbakırda sağ çıkanlardan biri olan Hıdır Göktaş'ın anlattığı cezaevi hatıralarından bir demet içinde şu ifadesi zaten bırakın yurt dışından gazeteci ziyaretini Diyarbakıra ilahi ziyaretçilerin bile giriş yapamadığını anlamak için yeterli..
Diyarbakır Cezaevi için şunu diyebilirim; tanrının kulunu kapısında bırakıp gittiği
yer. Azrail dahi Diyarbakır Cezaevi'ne giremedi o süre içerisinde. 32 kişi öldü.
32'si de eceliyle değil."
güneşinzaptıyakın
20-11-2009, 22:46
İşkencenin sadece Diyarbakır ile sınırlı tutulması, senaryodan anladığımız kadarı ile Metriste yatanların Tatar Ramazan filminden hallice gösterilmesi felan hepsi özetten bile uzak senaryolardır. Popüler olan Diyarbakıra değinmeden olmaz elbette ama karakollarda bile ölümün işkencenin gezdiği bir dönemi sade Diyarbakır ile sınırlamak bir çok yaşanana sadakatsizlik olur...
O dizi yakın dönemin gerçeklerinin toplum bilincinden tasviyesini üstlenmektedir...
Kıyısında köşesinden bir şeylere değinir ama gerçek tasviyedir, dizinin esas kahramanı esas oğlan, Diyarbakırdan iki bölümde çıkar yani esas kız hamile iken girdiği yerden çocuk doğup daha yaşına basmadan çıkar, çıkınca şu sözü söyler; ''Çıktığımda bir terör örgütü kuracaktım ve bunları onlara ödetecektim''. Komik kurgu ve diyaloglar, diziye göre bilinçli ve örgütlü bir kişi terör örgütü kurmaktan söz eder, normal yaşamda ise bunu telafuz etmek bir yana düşünmez, aklına bile böyle bir cümle getirmez. Yeni jenerasyona bu tip diziler vasıtası ile dezenformasyon yapılmaktadır, bir dönem bilincinin toplum hafızasından tasviyesidir...
Azizim dizide Terör Örgütü'nü gerçek anlamıyla bilinçli olarak kullanmış olamaz mı? Üç günlük işkenceden sonra bir insanın ne hale gelebileceğine birebir şahit olmuş bir birey olarak onun söylemlerinin bilinçli olabileceğini düşünüyorum. Devrimci bir amaç taşımadan silahlı bir örgüt kurup terör yaratma peşinde olabilir. Ayriyeten iki kelimeye takılıp resmin büyük bölümünü kaçırmamak gerektiği kanısındayım.
İşkencenin sadece Diyarbakır ile sınırlı tutulması, senaryodan anladığımız kadarı ile Metriste yatanların Tatar Ramazan filminden hallice gösterilmesi felan hepsi özetten bile uzak senaryolardır. Popüler olan Diyarbakıra değinmeden olmaz elbette ama karakollarda bile ölümün işkencenin gezdiği bir dönemi sade Diyarbakır ile sınırlamak bir çok yaşanana sadakatsizlik olur...
Sadece Diyarbakır'la yetinilmiyor. İstanbul'daki işkencelere de bir kesit ayrılmış. Diyarbakır Cezaevi işkencenin boyutunun en çarpıcı şekilde yansıtılabileceği cezaevi olarak seçilmiş olabilir. İzleyiciyi en derinden etkileyecek toplumun dikkatini ihtişamlı şekilde çekebilecek en önemli örnektir. Diyarbakır Cezaevi ile sınırlanmasının nedeni de başrol oyuncusunun sadece bir cezaevine girmiş olması olabilir mi? Ayriyeten devrimcilerin yaşadığı travmanın boyutunu göstermesi açısından Diyarbakır Cezaevi'nden daha iyi örnek olabilir mi?
Konu niye diziye takildi kaldi. Bu dizi cok önemli bir is yapti. 12 Eylül'ü, 12 Eylül'ün en agir iskencelerinin yapildigi Diyarbakir cezaevini gündeme getirdi. Bu cok önemli birsey. Onyillardir anlatilamayan, gösterilemeyen, anlatilsa da kabul ettirilemeyen ve reddedilen bir gercegi gözlerimizin önüne bütün dogalligiyla serdi ve milyonlarca kisi bu sayede 12 Eylül'ün ne anlama geldigini bir parca anlamis oldu.
Diziye yapilan yukardaki elestirileri haksiz buluyorum. Simdiye kadar begenerek ve severek izledim. Acikcasi bir önceki bölümde dizinin kahramaninin Diyarbakir cezaevine götürüldügünü görünce "vay be" dedim, simdi Diyarbakir cezaevini anlatacaklar mi. Baska bircok kisinin de ayni saskinligi yasadigini gördüm ve cok gecmeden Genelkurmay'dan diziyle ilgili bir uyari aciklamasi geldi. Trajikomik. Genelkurmay serefli subaylarimizi asagilamayin diyor, bizim solcular da diziye burun kiviriyorlar. Bunun onda birini yapabildiniz mi acaba, simdiye kadar. Ayrica cekilen bazi iskence sahneleri de sanirim bu yüzden yayinlanmadi.
Dizideki diyalogda solcularin rahatsiz oldugu yerler neresidir ben size söylüyeyim mi. Dizinin kahraman cezaevinden ciktiktan sonra bunalim yasiyor, sürekli kabuslar görüyor, sokaga cikamiyor ve hatta hatta daha da berbatini yapiyor. Hissettiklerini gidip bir kadina anlatiyor. Icini döküyor, ama öfkeyle konusmuyor, sanki bir ezilmislik hali var. Kücülüyor yani. Iste bu durum bize uymaz.
Uzun süre iskence yasayip, aci cektiniz mi bilmem ama, bircok insanin aklina gelen sey tam da dizideki kahramanin söylediklerine benzer seylerdir. Hatta bunun bircok örnegi de yasanmistir. Orda "terör örgütü" sözleri dogal olmamis, cünkü devrimciler hicbir zaman terör örgütü demezler. Terör örgütüne dahi terör örgütü demezler. Sadece Türkiyedeki bazi sol devrimci gruplar (!) PKK'ya terör örgütü derler. Dünyanin baska hicbir yerinde benzer bir örnek oldugunu sanmiyorum. Tamil kaplanlari, Hamas, FKO, hatta RAF, IRA vb. bile terör örgütü degildir örnegin.
Eger terör sözcügünü cikarirsak, diyalogda bence hicbir gariplik yok, tam da bircok kisinin hissettigi seyi yansitmis.
güneşinzaptıyakın
20-11-2009, 23:06
Örgütlü mücadele yapanlar bilirler, o dönemde böyle bir tanım ve jargon yoktu bu bir, o dönemde zaten Dev-Yol dışındaki tüm örgütler (aslında örgüt değil partidir onlar) zaten silahlı mücadelenin içindedirler, burda bahsedilen ise salt kaba anlamıyla silahlı eylemler yapmak fiilidir, günümüzde ki Pkk örneğindeki kitlesel eylemlere çağrışım yapmak adına söylenmiştir, o dönem jargonu ve gerçeği ile alakalı değildir, salt günümüzde terör denilince Pkk algılandığı için kurgulanmış bir sahnedir. asimetrik bir cümledir esas kahramanın söyledikleri, birincil olarak o dönemde ki iç savaşı terör eylemine indirgemek istemesi, ikincil olarakta günümüz terör gerçeği ile bağdaştırma çabasıdır. 15 gün işkence gördükten sonra girdiğim Buca'da aklımda asla terör örgütü kurup öc almak yoktu, çevremdeki kimsede de böyle bir istek yoktu, kişi kendinden bilir işi unutmayalım...
güneşinzaptıyakın
20-11-2009, 23:11
Sargon bir arkadaşım gördüğü işkencelerden dolayı zamanında kaçtığı Hollanda da gördüğü tedaviden sonra hala orada yaşıyor, elbette işkence sonucu kişisel tepkiler farklı olsada tanımladığın noktaya yakın bir sorun ortaya çıkar, arkadaşım ile bu yaz görüştük, yaşananları unutmadığını biliyorum, bak 3 gün işkence gören örgüt kurma hayaline giriyor, Pkk terör örgütümüdür bunu başka konuda tartışabiliriz istersen...
Örgütlü mücadele yapanlar bilirler, o dönemde böyle bir tanım ve jargon yoktu bu bir, o dönemde zaten Dev-Yol dışındaki tüm örgütler (aslında örgüt değil partidir onlar) zaten silahlı mücadelenin içindedirler, burda bahsedilen ise salt kaba anlamıyla silahlı eylemler yapmak fiilidir, günümüzde ki Pkk örneğindeki kitlesel eylemlere çağrışım yapmak adına söylenmiştir, o dönem jargonu ve gerçeği ile alakalı değildir, salt günümüzde terör denilince Pkk algılandığı için kurgulanmış bir sahnedir. asimetrik bir cümledir esas kahramanın söyledikleri, birincil olarak o dönemde ki iç savaşı terör eylemine indirgemek istemesi, ikincil olarakta günümüz terör gerçeği ile bağdaştırma çabasıdır. 15 gün işkence gördükten sonra girdiğim Buca'da aklımda asla terör örgütü kurup öc almak yoktu, çevremdeki kimsede de böyle bir istek yoktu, kişi kendinden bilir işi unutmayalım...
Azizim dönemde öyle bir jargon olmaması o dönemde o tanımın hiç kullanılmadığı anlamına gelebilir mi? Ayriyeten size "O dönemin jargonunda terör örgütü tanımı vardı" demedim. Dizinin o dönemi o dönemin jargonuyla yansıtması gerektiğini düşünüyorsunuz. Fakat siz devrimcilerin tümüyle tanışmadınız ve o jargona bağlı kaldıklarını kesin olarak belirtemezsiniz. Ayriyeten sizi çok şüpheci görüyorum. Umarım her cümlenin ardında artniyet aramıyorsunuzdur. Dizinin yapılmasında da artniyet arıyor musunuz? Bülent İnal'ın (Sinan'ın) yaşadığı travmalar da artniyetten ötürü mü yayınlanıyor?
Sargon bir arkadaşım gördüğü işkencelerden dolayı zamanında kaçtığı Hollanda da gördüğü tedaviden sonra hala orada yaşıyor, elbette işkence sonucu kişisel tepkiler farklı olsada tanımladığın noktaya yakın bir sorun ortaya çıkar, arkadaşım ile bu yaz görüştük, yaşananları unutmadığını biliyorum, bak 3 gün işkence gören örgüt kurma hayaline giriyor, Pkk terör örgütümüdür bunu başka konuda tartışabiliriz istersen...
Azizim siz her cümleyi yanlış anlarsanız sonuca ulaşamayız. Üç gün işkence görenin terör örgütü kurma hayaline kapıldığını söylediğimi hatırlamıyorum. Mesajımda o yönde bir vurgu da yoktu.
güneşinzaptıyakın
20-11-2009, 23:28
Bir dönemi anlatıyorsanız, yani tarihsel bir kesiti anlatıyorsanız, o dönemin özelliklerini ve gerçeklerini yansıtırsınız, tekrarlıyorum; o dönemde herkez zaten bir örgüt (parti) üyesidirler zaten, çok az bir kesim bu kategorinin dışındadır, Dev-Yol dışında ki tüm örgütler (partiler) zaten silahlı eylemin içindedirler, üç aşağı beş yukarı hepsi aynı cezaevinde tutukludurlar zaten, en fazla ayrı koğuşlara dağıtılırlar ama neticede üç beş tane bile olsa aynı koğuştadırlar, yani özetle şube yada askeri garnizondaki işkenceden sonra cezaevinde bir dayanışma içindedirler, bahsettiğimiz kişiler (yada konudaki esas oğlan) örgütlü mücadele içinden geldikleri için zaten bir şeylerin eğitimini almış kişilerdir, hayat felesefeleri adli vakalardan cezaevinde olanlar gibi kaderci değildir en başta, sorunun bir sınıf ve mücadele sorunu olduğunu bilirler elbette, burda karıştırılan şahsi kinin bir örgüt kurmak hemde terör örgütü kurmak babında kurgulanmış olmasıdır, şahsen bende ilk bir kaç gün yüzünü gördüğüm o komiser yardımcısı hakkında bir çok fantezi düşünmüşümdür intikam adına ama asla ne ben nede çevremde gördüğüm diğer kişiler bir terör örgütü kurup öc almayı düşünmemiştir, saçmadır çünkü, zaten bir örgüt üyesisin ve o örgüt zaten silahlı eylem yapıyor varmı ötesi, sorunun bir diğer noktasını zaten sargon belirtti...
güneşinzaptıyakın
20-11-2009, 23:30
............... Üç günlük işkenceden sonra bir insanın ne hale gelebileceğine birebir şahit olmuş bir birey olarak onun söylemlerinin bilinçli olabileceğini düşünüyorum. .................. yanlış anlaşılmasın benim asla küçümsemek yada benzeri başka bir kastım yok, sadece duruma bir vurgu yaptım...
o dönemde zaten Dev-Yol dışındaki tüm örgütler (aslında örgüt değil partidir onlar) zaten silahlı mücadelenin içindedirler,
sevgili gunesinzaptiyakin, sen Dev-Yol'u gercekten taniyor musun?
Bir dönemi anlatıyorsanız, yani tarihsel bir kesiti anlatıyorsanız, o dönemin özelliklerini ve gerçeklerini yansıtırsınız, tekrarlıyorum; o dönemde herkez zaten bir örgüt (parti) üyesidirler zaten, çok az bir kesim bu kategorinin dışındadır, Dev-Yol dışında ki tüm örgütler (partiler) zaten silahlı eylemin içindedirler, üç aşağı beş yukarı hepsi aynı cezaevinde tutukludurlar zaten, en fazla ayrı koğuşlara dağıtılırlar ama neticede üç beş tane bile olsa aynı koğuştadırlar, yani özetle şube yada askeri garnizondaki işkenceden sonra cezaevinde bir dayanışma içindedirler, bahsettiğimiz kişiler (yada konudaki esas oğlan) örgütlü mücadele içinden geldikleri için zaten bir şeylerin eğitimini almış kişilerdir, hayat felesefeleri adli vakalardan cezaevinde olanlar gibi kaderci değildir en başta, sorunun bir sınıf ve mücadele sorunu olduğunu bilirler elbette, burda karıştırılan şahsi kinin bir örgüt kurmak hemde terör örgütü kurmak babında kurgulanmış olmasıdır, şahsen bende ilk bir kaç gün yüzünü gördüğüm o komiser yardımcısı hakkında bir çok fantezi düşünmüşümdür intikam adına ama asla ne ben nede çevremde gördüğüm diğer kişiler bir terör örgütü kurup öc almayı düşünmemiştir, saçmadır çünkü, zaten bir örgüt üyesisin ve o örgüt zaten silahlı eylem yapıyor varmı ötesi, sorunun bir diğer noktasını zaten sargon belirtti...
Bilmediğim bir kaç cümle göndereceğinizin umuduyla mesajınızı okudum. Azizim bir bireyin ne düşündüğünü size anlatmadığı sürece bilemezsiniz. Siz sadece gördükleriniz, duyduklarınız ve size aktarılanlarla akıl yürütüyorsunuz veya kesin öyle olduğuna inanıyorsunuz. Cezaevinde yaşadıklarından sonra eğitimli ve ögrütlü bir devrimci sorunun sınıf ve mücadele sorunu bilse bile sınıf ve mücadele sorununu çözmekten farklı bir amaç edinebilir. Bunu anlamak bu kadar zor mu? Her birey, farklı düşünebilir. Ayriyeten üye oldukları örgüt dağılmışken hangi örgütün üyeliğinden ve hangi silahlı eylemden söz ediyorsunuz. Ben de tekrarlıyorum: Dizideki iki kelimeye takılıp resmin bütününü kaçırmayın.
güneşinzaptıyakın
20-11-2009, 23:39
en azından teroride öyle olduğunu söylemeyi unutmuşum dev-yol için...
Arkadaşlar acaba 12 eylül döneminde "terör örgütü" ifadesi dilimize kazandırılmışmıydı? hatırlayan var mı? benim hafızamda kalan o dönemlerde terörist ifadesi de kullanılmıyordu. hatta haberlerden hatırladığım dağ kadrosunda bulunanlar için "şaki" sözcüğü telafuz edilirdi..
maalesef gunesinzaptiyakin, teoriye bakarsan daha da farkli bir durum vardir. Dev-Yol Mahir Cayan'i izler.
Bu konu niye böyle bir noktaya geldi ayrica. Bu diziyle ilgili baska baslik vardi. Yasayan fasistleri gündeme getiriyorduk. Kusura bakmayin ama sacma sapan bir tartismaya dönüstü.
güneşinzaptıyakın
20-11-2009, 23:45
haklısın teori ile pratik çoğu zaman örtüşmez...
Dev-Yol, üyelerinin kendini savunması gereken olaylar için silah temin etmiş ve bir çok şehirde mezarlıklarda silah depolamış bir örgüttü.
maalesef gunesinzaptiyakin, teoriye bakarsan daha da farkli bir durum vardir. Dev-Yol Mahir Cayan'i izler.
Bu konu niye böyle bir noktaya geldi ayrica. Bu diziyle ilgili baska baslik vardi. Yasayan fasistleri gündeme getiriyorduk. Kusura bakmayin ama sacma sapan bir tartismaya dönüstü.
Üstad haklısınız. Kendi adıma özür dilerim.
güneşinzaptıyakın
20-11-2009, 23:56
Konuların yaz boz tahtası olması hakkında bir konu açmıştım ben zaten bu gün, daha öncede bu husus hakkında yazmıştım önerilere ve özelden bazı yöneticilere, benim aynı zamanda bu yaz boz yapma olayına karşı eylemimdir forumda, güzel bir özlü söz vardır bu durum hakkında, imam osurursa cemaat ........... diye..
Altemur Kilic'tan bahsedelim biraz. Hakki Devrim'e göre (http://www.tumgazeteler.com/?a=4381812) Türk basininin en renkli kisilerinden biri. Eh, adama CV'sine göre not veren Türkiye aristokrasisinin dedikodu adami olsaydim ben de CV'ye göre not verirdim tabii.
Altemur Kilic, bütün diger aristokrasi mensuplari gibi iyi okullarda okumus. Robert Kolej, ardindan ABD'de New School For Social Research. Sonrasini Tayfun Er'in aktarimi ile Melih Gürsoy'dan dinleyelim:
"Altemur Kilic Ingiltere Kralicesi tarafindan "Commander of the Victorian Order" ve Alman hükümeri tarafindan "Grosse Verdient Kreuz" nisaniyla ödüllendirilmistir. (...) Altemur, Basin Yayin Genel Müdürlügünü ikinci kez yaparken, 1970'li yillarin basinda Selcuk Yasar Izmir'de o zamanki militan ve özel tesebbüs karsiti sol akimlara karsi gercekci ve özel tesebbüsü savunmak icin düsünülen bir derginin basina gecmesini teklif etmisti. (...) 1953 yilinda Istanbul'da Devir adiyla bir dergi de yayinlamisti ancak pek basarili olamamisti. Simdi arkasinda güclü sermaye destegiyle daha sansli olacagina inaniyordu. Nitekim özellikle Selcuk Yasar'in sagladigi büyük destekle ortaya yine Devir adli güzel bir dergi cikarabildi. Özellikle rahmetli Jerfi Yener ve yardimciligini kabul eden Güngör Mengi Altemur'a büyük destek olmustu."
Tayfun Er'in anlatimiyla devam edelim.
500. Yil Vakfi Kurucusu (http://www.muze500.com/), Istiklal Mahkemesi Baskani Kilic Ali'nin oglu, GS'li Gündüz Kilic'in kardesi. Bilindigi gibi Sili'de Pinochet'in fasist darbesi de 12 Eylül'de olmustur. Altemur Kilic, Türkiye Gazetesinde "Pinochet, Sili'yi bir felaketten kurtardi" diye yazar. Rothmans sirketinin de Türkiye temsilcisi.
ABD'de okuduktan sonra 13 yil kalmis. 1949'da BM'de basin uzmani, 1955-59 arasinda Washington'da Türkiye'nin Basin Atesesi, 1975-80 arasinda da BM'de Daimi Temsilci Yardimcisi. BM Kore madalyasi sahibi, 12 Mart fasizminin Basin Yayin Müdürü. Adnan Menderes'in propaganda gazetesi Vatan'in Genel Yayin Yönetmeni. 12 Eylül'de Özal döneminde TRT Yönetim Kurulu Uyesi. Tabii ki MHP'li.
Yassiada'da Menderes'i isyan ettiren ifadeler veriyor. Radyo'nun Demokrat Parti'nin borazani haline gelmesinden birinci derecede sorumlu olmasina karsin, Yassiada'da "Ben yanlis bu diye uyarmistim" diye Menderes'i sucluyor. Bunun üzerine Menderes "O zaman neden istifa etmedin" diye adeta isyan ediyor. Yassiada'dan kisa sürede tahliye ediyorlar tabii ki. Menderes'i yakan kisilerden biridir. Ömrü boyunca da Menderes'e agit yakmis gibi göründü.
Kaynak: Tayfun Er, Erguvaniler, Türkiyede Iktidar Doganlar. syf. 143
Bütün bunlari okuduktan sonra bir de su anlattiklarina bakin (http://www.tumgazeteler.com/?a=4489327). Ne yazik ki, beyni sadece aristokrasinin cocuklarina sempatiyle bakip, bizim gibi sokak artiklarina tepeden bakmaya sartlanmis olan Hakki Devrim gibi bakmam mümkün degil. Benim midem bulaniyor, baska duygu olusmuyor yani.
altemur kılıç 2.dünya savaşında alman askeri olmak için savaşa giderken sınırda yakalanmış biridir :).ama faşist değildir vatanseverdir.
12 eylülde cezaevini gezen gazeteciler emin çölaşan ve savaş aydır.idam mahkumu bir sağcı ve solcu mahkumla röportaj yapmışlardır.emin çölaşan solcu mahkum hakkında masum olduğuna dair şeyler yazdığı için eleştirilmiştir.haksızlık yapıyorsunuz işler o kadar basit değil.o dönem hemen hemen herkes askere yalakalık yapmıştır.emin olun bugün asker darbe yapsın başta fethullahçılar(12 eylülde yaptıkları gibi) herkes sıraya girer el öpmek için.türkiye omurgasız insanlarla dolu.
12 eylülde işkenceler fişlenmeler cinayetler işlenmiş haklısınız.ama halkta bu yapılanlara iyi oldu gözüyle bakmıştır.terör örgütleri(o dönem için anarşist lafı vardı sanırım) halkı o kadar bıktırmışlar ki ne olursa olsun seviyesine gelmiş halk.solcu olduğunu idda eden örgütlerin kendilerinden bu kadar nefret ettirmeleri ne kadar solla teoriyle devrimle uyuşuyor.halktan bu kadar kopuk olursanız halka zulüm ederseniz(dolaylı ya da direkt) devrim yapabilirmisinz?leninden maodan halkı bu kadar nefret ediyor muydu?suçu başkalarına atmak işin en kolay kısmı.
dizi izlemem yorum yapamıyacağım ama dizilerin bu konularda gerçekliği yansıtmadığını düşünüyorum yani yapılan belgeseller bile sistemin verdiği "izini" aşamıyorlar..
yaşayan faşist o kadar çok ki türk faşisti olsun kürt faşisti olsun bir an önce akıllanmalarını dilerim. Halklaar sadece insan olduklarını bilmelidirler..
güneşinzaptıyakın
21-11-2009, 02:42
.........................
yaşayan faşist o kadar çok ki türk faşisti olsun kürt faşisti olsun bir an önce akıllanmalarını dilerim. ........................
önüne bakmaktan geneli göremeyen arkadaşlar için...
Emin Cölasan cezaevleri ile cok ilgilidir nedense. Bir defa bu isten nemalanmis ya. 12 Eylül döneminde cezaevlerine girip 12 Eylül'e methiye yazma serefi bir tek ona taninmis zira. Sonradinda da bir yandan yalakalik bir yandan solculara düsmanlikla faaliyete devam eder. F tipi cezaevlerini en cok isteyen, bunun icin hükümeti sikistiran devlet-i ali yazarlarinin basinda da Cölasan gelir. Nihayet Cölasan'in arzulari gercek olmus ve 30 kisinin öldürülmesiyle gerceklestirilen "Hayata Dönüs Operasyonu" ile devrimci mahkumlar F tiplerine sokulmustur.
http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=-130699
Cölasan'in baska yönleri hakkinda yazanlar da var tabii. Kendisini yakindan taniyan Hasan Celal Güzel hakkinda ne yaziyor.
Zavallı Emin Çölaşan!..
Seni ilk gençlik yıllarından beri tanıyorum ve sana gerçekte acıyorum. Ömrünü tek bir olumlu iş yapmadan geçiriyorsun. Bir ara ben de, yolsuzluklarla mücadele ettiğini sanma yanılgısına düşmüştüm. Meğer senin derdin, sevmediğin ve kin duyduğun kimselere birileri adına saldırmakmış... Hayatın itişip kakışmakla, iftirayla, kinle, nefretle dolu olarak geçti.
Devlette yükselemedin, iki sene içinde seni kapının önüne koydular, makam sahiplerinden nefretin bundandır.
Hep bilgisiz, cahil kaldın, "çağın gerisinde" oldun. Gerçek anlamda bir "mürteci" idin. Bilgisayardan, teknolojiden, küreselleşmeden, bilgi çağından çok uzaklardaydın. Sadece ihbar mektuplarını okudun. Yıllardır yazdıklarında polemikten başka bir şey, en ufak bir fikir kırıntısı bile olmadı; yeniliklerden ve bilgili gerçek aydınlardan nefretin bundandır.
Dostlarını istismar ederek yazdığın, dedikodu ile doldurduğun kitaplarından kazandıkların ve patronlarından aldığın yüklü ücretler dışında para kazanamadın; servet sahiplerinden nefretin bundandır.
Seni ve senin gibileri hakkınızda kitap yazacak kadar tanıyorum Emin Çölaşan ve birzamanlarki merhabama şimdi üzülüyorum.
Hatırlarsın, 1969'da Devlet Planlama Teşkilâtı'nda birlikte çalışmıştık. Sosyal Planlama Dairesi'nde bir grup uzmanın hazırladığı "Gelir Dağılımı Araştırması"nı TİP'in yayın organı ANT Dergisi'ne vererek yayınlatmıştın. Açılan soruşturmada seni sosyalist arkadaşların ele vermişlerdi. Daire Başkanı Doç. Dr. Nevzad Yalçıntaş, DPT Müsteşarı Turgut Özal'ın talimatıyla sözleşmeni feshederek seni DPT'den atmıştı. Biz haline acırken, her zamanki gibi oyun oynadın. Baban vasıtasıyla Yalçıntaş'a yalvarıp tavsiye mektubu aldın ve bunu kullanıp Danıştay'a giderek tazminata kondun. Nevzad Yalçıntaş'ın merhametini istismar etmiştin.
Bundan sonra gazeteciliğe başladın. İşin gücün DPT ile uğraşmaktı. "Önce Kindar Oldun, Sonra Gazeteci" ama "insan" olamadın bir türlü... 1980'de "24 Ocak Programı" yıldızını parlattı. Nefretle dolu olduğun Özal'a ve eşine dost göründün, evlerinin içine kadar girdin. ODTÜ'de öğrencisi olduğun Özal'a, nasıl "Hocam" diyerek yağ çektiğini çok iyi hatırlıyorum. Sana mal mülk alacak kadar para kazandıran "24 Ocak" ve "12 Eylül" kitaplarını rahmetli Özal'ın sayesinde yazdın. Merhum Özal'ın ve Sayın Demirel'in beni arayarak sana yardımcı olmamı istemeleri üzerine sana anlattıklarımı toparlayarak, kitapları baskı üzerine baskı yapan ünlü yazar Emin Çölaşan oldun. Sonra da, sana evlerini açan bu insanları sırtlarından hançerledin. Haklarında olmadık iftiralar attın, tehditler savurdun.
Eşinin Danıştay üyesi olmasını istiyordun. Adalet Bakanı ve Başbakan Özal nezdinde tavassutta bulunarak benden bunu sağlamamı istedin. Sen istedin diyerek değil eşine duyduğum saygıdan ve buna ehil olduğuna kanaat getirdiğim için elimden geleni yaptım. Fakat insanları o kadar kırmıştın ki kimse yardım etmek istemedi. İstediğin olmayınca hepimize cephe aldın. Bir zamanlar dizlerinin dibinden ayrılmadığın Özallar hakkında "Özal Nereye Koşuyor?" isimli o yüz kızartıcı küfürnâmeyi yazdın. Kitabın çok sattı ama kitabınla beraber insanlığın son kırıntılarını da sattığının farkına varamadın.
28 Şubat'tan sonra iyice azgınlaştın. Jakoben, diktacı, militarist ruhun bütün saldırganlığı ile kendisini gösterdi. Derin devletin "kuş"larıyla zenginleşen dedikodu kumkuması kalemini, yarım asrı geçen ömrünün bütün komplekslerini ortaya koyarak hırsla kullanıyordun. Senin için hak, hukuk, meslek ahlâkı, insaf, dostluk, insanlık artık sözkonusu değildi. Bir zamanlar savunduğun sosyalizmin ölçüleri bile gözünde önemini kaybetmişti. Kalemini giyotin gibi kullanıyor; Robespiyer'in, Danton'un kötü bir kopyası şeklinde senin gibi düşünmeyenlere hiçbir ahlâk normuna aldırmadan devamlı saldırıyordun. "Batı Çalışma Grubu"nun medyadaki ana temsilcisi olmuştun.
Bir reklâm dolayısıyla hakkımda asılsız bir yazın yayınlanınca sana telefon ederek, "düşüncemi paylaşmayabilirsin, fakat benim dürüstlüğe ne kadar önem verdiğimi, hâlâ kiralık evde kaldığımı, otuz yıllık mobilyalarımda otururken görmedin mi" diye haykırdığımda, bana "Sen de irticacıları savunmasaydın" cevabını vermiştin. Hâlâ bir fincan kahvenin hatırını düşünerek avukatımın bu iftiran için açtığı ceza dâvâsından vazgeçmiş fakat hakkında açtığım tazminat dâvâsını kazanmıştım. Bu da seni kırmızı görmüş boğaya döndürmeye yetti tabiî..
* * *
Emin Çölaşan! Sen bir türlü mert ve dürüst olamadın. Hakkımda yazdıkların hep asılsız çıktı. Açıklamalarımı, tekziplerimi yayınlamadın. Bunu da yayınlamayacağını bildiğim için, elindeki kırmızı kumaşı sallayarak sana başka sütunlardan sesleniyorum. Demokrasi mücadelemi asla anlamadın. Esasen demokrasiden, düşünceden nasibi olmayan birisinden bu anlayışı beklemek hata idi. RP'yi savunarak parlamentoya girmek istediğimi iddia ettin. 1995 seçimlerinde YDP olarak tek başına seçimlere girdiğimizi görmezlikten gelip son seçimlerde de bunun için uğraştığımızı yazdın. "Sosyalist partiler gibi onurlu bir mücadele ile ittifaksız seçime giremeyeceğimizi" yazdın. Bütün yazdıkların asılsız çıktı. Hep, tek bir özür cümlesi yazarsın diye safiyane bekledim. Lâkin hiçbir zaman bu mertliği ve dürüstlüğü gösteremedin. Son olarak da Pınarhisar Cezaevi'ne girmek için başvurduğumu hakaret ederek yazdın ve bütün bu yazdıklarından hiç utanmadın, yüzün hiç kızarmadı.
Çok iyi biliyorsun ki, yazdığın gibi "hakaret içeren ve yasaları çiğneyen" bir suç işlemedim. TCK'nun 312/2. maddesine göre "halkı kin ve düşmanlığa" sevketmişim; suçum bu imiş!.. Ben bu suçu işlemedim ama sen yıllardır her gün yazdığın yazılarla bu suçu işliyorsun ve herkesi "kin ve düşmanlığa" tahrik ediyorsun. Eğer Türkiye'de tarafsız ve bağımsız işleyen bir yargı olsaydı, şimdi cezaevinde benim yerimde senin bulunman gerekirdi. Fakat ben bunu da istemezdim çünkü dil ve kalem ile suç işleneceğine inanmıyorum.
* * *
Ziyaretçi olayına gelince, sen benim ziyaretçilerimi de kıskandın. Sözümona küçümsemeye, alay etmeye çalıştığın Yeni Doğuş Partisi, Türk siyaset ve demokrasi tarihine verdiği demokrasi mücadelesi ile şanla, şerefle geçecektir ve bu mücadelesine sonuna kadar devam edecektir. Baraj yüzünden az oy almamız önemli değildir. Ben mağdur ve mazlum halkımızın gönlünde mücadele ile yer ettiğime inanıyorum. İşte o halkın beni ziyareti elbette önemlidir. Adalet Bakanlığı'nın açıklamasında yer alan "mevzua aykırılık" iddiası doğru değildir. Cezaevleri Tüzüğü'nün 152. maddesine göre, akrabalık bağı olmayan kişiler de savcının yazılı izni ile görüşebilirler. Şimdiye kadar özellikle siyasî suçlularda (!) uygulama hep bu şekilde olmuştur. Kaldı ki, her partiden ziyaretime toplu halde gelen milletvekilleri dışında, ziyaretçilerim "kafileler ve gruplar" halinde gelmiş değildir.
Zavallı Emin Çölaşan, sen halkın ilgisini, sevgisini ne bilirsin ki!.. Çok sayıda koruman olmasına rağmen halkın içinde gönül huzuru ile gezebiliyor musun? Benim gibi yanında kimsecikler olmadan halk arasına girip öpüşmeye cesaret edebilir misin? 'Derin devlet'in "kuşları"ndan başka dostun var mı?.. Temenni etmem ama önüne gelene sövüp saymaya devam edersen ve seni kullanan ağabeylerinin desteğini yitirdiğinde bir gün cezaevine girersen, eşinden başka seni ziyarete gelen olur mu? Hiç sanmıyorum.
Ben, Allah'a hamdolsun milletime, vatanıma, devletime her şekilde hizmet etme fırsatını buldum. Dopdolu bir ömür sürdüm. En çok övündüğüm hizmetim de bu cezaevi günlerimdir. Ya sen Emin Çölaşan, sen yaptın 56 yılda? Birilerinin maşası olarak ona buna saldırmaktan, polemikten, kavgadan başka ne yaptın?!..
Zavallı Emin Çölaşan, sana çok acıyorum ve bir zamanların "merhabası" hatırına senin için hâlâ üzülüyorum...
Hasan Celal Güzel, Yeni Safak
Emin Cölasan da ayni Kilic Ali'nin Aytemur'u gibi mide bulandiran biridir.