PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Akıllı tasarımcılara evrimcilerin cevabı: Göz


KızıL
02-12-2009, 18:42
Göz;



http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/makale_genel/images/vertebrate_eye.jpg


Evrim karşıtı akıllı tasarımcılar sürekli olarak göz gibi "mükemmel" organların oluşmasının tesadüflerle açıklanamayacağını, bunun yaradılış teorisini destekleyen bir kanıt olduğunu ileri sürüyorlar.

Charles Darwin’in, evrim teorisini ilk olarak formüle ettiği Türlerin Kökeni Üzerine kitabının basılmasının 150. yılında teori, hala bilimdışı itirazlar ile karşılaşıyor. Evrimi eleştiren seslerden en yüksek olanı, bitki ve hayvanlardaki pekçok yapının doğaüstü bir akıl tarafından hatasızca tasarlanmış olduğunu savunan “akıllı tasarım”cıların. Son olarak TRT'de yayınlanan bir habere (http://haber.sol.org.tr/bilim-teknoloji/trtde-skandal-evrim-haberi-haberi-20865) de konu olan yaradılışçıların en çok dile getirdiği safsatalara evrim teorisinin verdiği yanıtları bir yazı dizisi ile soL okurlarına sunuyoruz.


Safsata: Göz mükemmeldir, evrimle oluşamaz
Akıllı tasarım taraftarları –insanlar ve fotoğraftaki kaplumbağanınki de dahil- omurgalıların gözlerinin adım adım oluşmuş olamayacağını söylerler. Çünkü gözün, pekçok birleşenden oluştuğunu ve tüm bu bileşenlerle varolmadığı sürece işlev göremez olacağını iddia ederler. İddia, gözün tesadüflerle değil tek bir seferde üstün bir akıl tarafından üretilmiş olması gerektiği savı ile devam eder.
Akıllı tasarımı savunan bir organizasyonun sözcüsü Casey Luskin “Eğer evrimsel şemalara bakarsanız, genellikle kornea ya da lensin aniden eklendiğini görürsünüz. Ancak evrimde işler aniden ortaya çıkma şeklinde yürümez. Adım adım ilerlemesi gerekmektedir.” diyor.


Evrimcilerin cevabı
Gözün evrim ile oluşamayacağını iddia eden akıllı tasarımcılara, Evrim: Fosiller Ne diyor ve Neden Önemli? kitabının yazarı ve Kalifornia Batı Kolejinde paleontolojist olan Don Prothero "omurgalı gözündeki basamaklar fosil kayıtlarında görülebilir" diye cevap veriyor. Prothero, “Göz gibi karmaşık yapıların, zar zor ışık reseptörü denebilecek basit göz noktalarından kademeli süreçlerle meydana gelebileceğini gösteren pekçok ve iyi belgelenmiş çalışma bulunmaktadır.” diyerek akıllı tasarımcıların basitçe kanıtları görmezden geldiğini vurguluyor.


Göz mükemmel mi?
http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/fotoseller.jpgOmurgalıların gözü, karmaşık bir yapıya sahip olmasına karşın mükemmel olmaktan hayli uzak. Örneğin, insan gözü pekçok kusura sahip: Gözdeki fotoreseptörler gözde ters durmakta; retina ters yüz olmuş durumdadır. Fotoselleri beyne bağlayan kablolar, retinanın yüzeyini her yönden kaplamış, bu nedenle ışık ışınları fotosellere çarpmadan önce kablo yığınından oluşan bir katmandan geçmek zorunda kalmıştır. Fotosellerin geride konumlanmış olmasının sonuçlarından biri de, onların verilerini taşımakta olan kabloların, bir şekilde retinadan geçip beyne geri dönmelerinin gerekiyor olmasıdır. Omurgalı gözünde bunun için bu "kablolar", retinadaki belli bir deliğe doğru yaklaşıp, onun içine doğru dalmaktır. Sinirlerle dolu olan bu deliğe gerçekten ışığa karşı kör olduğu için kör nokta deniyor, hatta gerçekte gayet geniş olduğundan bu kör noktayı kör bir leke olarak tanımlayanlar da bulunmaktadır.
Karanlık mağara ve yeraltında yaşayan birçok hayvanın ise gözleri ise mükemmel olmanın aksine körelmiş hatta bir deri parçası ile kapanmıştır. Bu canlılar gözleri mükemmel olduğu için değil, tam tersine mükemmel olmadığı için evrimsel olarak rakiplerine göre daha avantajlı olabilimiştir. Enfeksiyona açık, az korunaklı göz oyuğunun kapanması ve gözün işlevinin azaltılması, bu tür örneklerde hayatta kalmayı gözleri normal olan rakiplerinden daha iyi başarırlar.

devamı gelecektir...

kim
03-12-2009, 01:31
Kızılordunun son askeri

arı gözünü biliyomusun.
sineyin gözünü ya. niye bi gözde bissürü mercekleri vaa.

nese
(soL - Haber Merkezi) nin önnüze koydu her menüyü yemeyinizzzzzzzzzzzzz.:nono::yo:

evrensel-insan
03-12-2009, 01:37
Saygideger kim;

arı gözünü biliyomusun.
sineyin gözünü ya. niye bi gözde bissürü mercekleri vaa.-kim-

Sence, niye vaa?

Saygilarimla;
evrensel-insan

kim
03-12-2009, 01:43
Saygideger kim;

arı gözünü biliyomusun.
sineyin gözünü ya. niye bi gözde bissürü mercekleri vaa.-kim-

Sence, niye vaa?

Saygilarimla;
evrensel-insan
herbi yanı görsün diyene diye biliyom.

niye bissürü merçekten oluşuyoda bi merçek neylerne yetmiyo.
nassı düşünmüşte bissürü yapmışlar.:bored:

evrensel-insan
03-12-2009, 02:00
Saygideger kim;

niye bissürü merçekten oluşuyoda bi merçek neylerne yetmiyo.
nassı düşünmüşte bissürü yapmışlar.-kim-

Bu soruna da sen cevap ver.

Saygilarimla;
evrensel-insan

kim
04-12-2009, 10:19
Saygideger kim;

niye bissürü merçekten oluşuyoda bi merçek neylerne yetmiyo.
nassı düşünmüşte bissürü yapmışlar.-kim-

Bu soruna da sen cevap ver.

Saygilarimla;
evrensel-insan
Bu sornun yanıtı bizde vaa. saykıdeyer abim.
Ben ötekisi konuda hep bunu soruyom İlker abiye. İlker abiyle koromozon dizilşlerimizin farkından beni annayamıyo. ben onu annıyomda o beni annamıyo.:smow:

Saykıdeyer evrensel-insan
nassı düşünülüyo yapılıyo bu işler. niye sinektte bissürü mercek. inekte bitane. inekte istemezmikine herbiyanı görmeyi.
akılsıs atomlaa. moleküler. poroteyinner. koromozomlar nassı karar veriyo buna.

cenker
04-12-2009, 12:03
Bu sornun yanıtı bizde vaa. saykıdeyer abim.
Ben ötekisi konuda hep bunu soruyom İlker abiye. İlker abiyle koromozon dizilşlerimizin farkından beni annayamıyo. ben onu annıyomda o beni annamıyo.:smow:

Saykıdeyer evrensel-insan
nassı düşünülüyo yapılıyo bu işler. niye sinektte bissürü mercek. inekte bitane. inekte istemezmikine herbiyanı görmeyi.
akılsıs atomlaa. moleküler. poroteyinner. koromozomlar nassı karar veriyo buna.

sen 10.katdan düşsen 5 katda durmayı tercih edebilir misin?yer çekimi olduğundan dolayı yere düşersin.bunu da allah istedi düştüm diye düşünmezsin yer çekimi vardır çünkü.evrim de bir tercih değildir.öyle olabildiği için olmuştur.oluşan türlerin de %99u yok olmuştur uyum sağlayamadığı için uyum sağlayanlar kalmıştır.yarasalar kör yaşamaya uyum sağlayabildikleri için hayatda kalmışlardır.oturup madem görmeden yaşıyoruz gözümüzü geliştirmiyelim dememişlerdir.hasbelkader bir kaç yarasanın gözü geliştiyse de herhangi bir avantaj sağlamadığı için diğer nesillere aktarılmamıştır.

dünyada her şey fizik kurallarına göre olur.en koyu müslüman bile şu saniye fizik kurallarına uygun olmayan tek bir şey gösteremez.eskiden de böyle olmuştur.göz de öyle çok karmaşık komplike ve mükemmel bir organ değildir.müslümanlar bilim düşmanlığı yapmak yerine fizik kurallarını da evrimi de allah yarattı deseler daha tutarlı olurlar.

naper
04-12-2009, 12:21
cenker arkadaşım,
yarasalar hususunda malesef ben sana katılmıyorum.peygamberimize mağarada kuran inerken bir yarasa tarafından ısırılmıştır ve bu sebepten allah yarasaları lanetlemiştir.tam da bu sebepten yarasaların gözündeki mercek(ler) allah tarafından alınmıştır.
atıyor da olabilirim...

saroz
04-12-2009, 12:42
cenker arkadaşım,
yarasalar hususunda malesef ben sana katılmıyorum.peygamberimize mağarada kuran inerken bir yarasa tarafından ısırılmıştır ve bu sebepten allah yarasaları lanetlemiştir.tam da bu sebepten yarasaların gözündeki mercek(ler) allah tarafından alınmıştır.
atıyor da olabilirim...


:))))

Muhteşem bir tespit, mercekleri alınan yarasalar geceleri mesai yaptıklarından cezayı pek sallamamışlardır. Zaten karanlık mağarada ışığa ihtiyaçları yoktur. Allah ses tellerini alsaydı o zaman görürlerdi. Soyları tükenirdi billa:bump2:

cenker
04-12-2009, 12:51
cenker arkadaşım,
yarasalar hususunda malesef ben sana katılmıyorum.peygamberimize mağarada kuran inerken bir yarasa tarafından ısırılmıştır ve bu sebepten allah yarasaları lanetlemiştir.tam da bu sebepten yarasaların gözündeki mercek(ler) allah tarafından alınmıştır.
atıyor da olabilirim...

umarım şakadır.

naper
04-12-2009, 13:02
bir dönemçalıştığım kasabada şöyle bir inanış vardı;

Atatürk aslında ikizmiş,ikizlerden biri ehli müslim ve iyi,diğeri kafir ve kötüymüş.iyi olan kurtuluş savaşını kazanmış.savaşın hemen sonrası yunanlılar iyiyi kaçırıp yerine kendi yetiştirdikleri kötüyü geçirmişler.sonrası bildiğimiz gibi, cumhuriyet kurulmuş,hilafet kalkmış,şapka devrimi v.s. olmuş.

düşünebiliyor musun?ben bu fikri zekası ve aklı olduğunu iddia eden bir organizmayla ciddi ciddi tartıştım.sonradan ıspartadan gelen,kendine hoca diyen bir sahtekarın evlerde toplantı yaptığını ve buna benzer hikayeler anlattığını öğrendim.
hoş; bir dönemde köyde dünyanın yuvarlaklığını tartışmıştım yaşlı bir amcayla.amca tepsi diye diretiyor durmadan öküzden bahsediyordu.köy okulundaki yerküre maketini götürdüm,az daha kafama atıyordu...:bounce:

şimdi bu yarasa hikayesine inanıp,yarasa avına falan çıkarlar,seneyede memlekete bir yarasa gribi musallat olur vah halimize sonra...

saroz
04-12-2009, 14:13
Sevgili Emre, harika bir kurgu yapmışsın. İnananlar çıkacaktır mutlaka. Zaten inanmak kadar kolay birşey yok biliyorsun:)

Benim doğup büyüdüğüm kasabada da bir ilköğretim öğretmeni, Atatürk'ün kurtuluş savaşında asla savaşa katılmadığını, bir kümese saklanıp savaşın bitmesini beklediğini anlatıyordu çocuklara. Tabii savaş boyunca kümeste saklanan bir kişinin nasıl başkomutan olup ülkenin siyasetini değiştirebildiğini soramıyor çocuklar:)

İnanç üzerinde oynamak istedinmi o kadar çok olanak varki, ama gerçekleri kovalarsan karşına sarp kaya gibi, ilk bu inanç tüccarları çıkıyor.

KızıL
05-12-2009, 05:03
Kambriyen patlaması evrimi çürütür mü?



http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/makale_genel/images/kambriyen-patlamasi.jpg
Kambriyen dönemi canlılarını gösteren bir illüstrasyon


Yaklaşık 530 milyon yıl önce yeni türlerin kısa sayılabilecek bir sürede ortaya çıktığı ve Kambriyen Patlaması olarak adlandırılan dönem akıllı tasarımcılara göre evrim teorisinin geçersizliğini ortaya koyuyor

Charles Darwin’in, evrim teorisini ilk olarak formüle ettiği Türlerin Kökeni Üzerine kitabının basılmasının 150. yılında teori, hala bilimdışı itirazlar ile karşılaşıyor. Evrimi eleştiren seslerden en yüksek olanı, bitki ve hayvanlardaki pekçok yapının doğaüstü bir akıl tarafından hatasızca tasarlanmış olduğunu savunan “akıllı tasarım”cıların. Son olarak TRT'de yayınlanan bir habere (http://haber.sol.org.tr/bilim-teknoloji/trtde-skandal-evrim-haberi-haberi-20865) de konu olan yaradılışçıların en çok dile getirdiği safsatalara evrim teorisinin verdiği yanıtları bir yazı dizisi ile soL okurlarına sunuyoruz.

Safsata: Kambriyen patlaması yaratılışın kanıtıdır
Uzunca bir süre tek hücrelilerin var olduğu yeryüzü, günümüzden 530-540 milyon yıl önce çok hücreli canlıların varlığına tanık (http://haber.sol.org.tr/haberleri/tanik) oluyor. Birçok yeni türün adeta patlama yaparak ortaya çıktığı ve bugün bildiğimiz canlılardaki organ uzmanlaşmanın ilk öğelerinin görüldüğü bu olaya, dünyanın içinde bulunduğu Kambriyen Dönemi'ne atfen Kambriyen Patlaması adı veriliyor. Akıllı tasarımcılar, bu ölçekte bir çeşitliliğin ancak akıllı bir özne aracılığıyla mümkün olabileceğini ve öncesinde fosil (http://haber.sol.org.tr/haberleri/fosil) kayıtlarının bulunmadığını iddia ederek, evrim teorisinin bu dönemi açıklayamayacağını iddia ediyorlar. Nitekim, ABD (http://haber.sol.org.tr/haberleri/abd) patentli akıllı tasarım inancını ülkemizde yaygınlaştırma çalışmaları bilinen Harun Yahya (http://haber.sol.org.tr/haberleri/harun-yahya), birçok eleştiriye maruz kalan Yaratılış Atlası isimli kitapta, "Kambriyen patlaması bir yaratıcının hareketinin kanıtıdır; patlama ile aniden hiçlikten çok sayıda karmaşık yapı yaratılmıştır" görüşleriyle bu iddiayı desteklemeye çalışıyor.


Evrimcilerin cevabı
Akıllı tasarımcıların, kısa bir sürede daha önce olmayan türlerin ortaya çıkması dolayısıyla ancak bir yaratıcıyla açıklanabileceğini iddia ettikleri Kambriyen Patlaması, evrimciler tarafından evrim teorisinin zorlandığı değil aksine akıllı tasarımcıların komik duruma düştüğü bir dönem olarak tarif ediliyor.
Akıllı tasarımcıların dile getirdiği "kambriyen dönemi öncesinde fosil yoktur" görüşü evrimciler tarafından var olan fosil kayıtlarını görmezden geldiği için bilimdışı kabul ediliyor. Örneğin, Bilim ve Gelecek (http://haber.sol.org.tr/haberleri/bilim-ve-gelecek) Dergisi kitaplığından çıkan Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği kitabında, çok hücrelilere ait en eski fosil izlerinin kambriyen dönemden 140 milyon yıl önceye dayandığını, bunun dışında günümüzden 3,5 milyar yıl öncesinden kalan mikrofosillerin var olduğunu belirtiyor.
Görüşlerine daha önce yer verdiğimiz paleontolojist Don Prothero ise evrimbilimcilerin elinde bu döneme ait sayısız fosil kaydının bulunduğunu ve bu fosiller ile basit yapıların nasıl karmaşık yapılara evrildiğinin çok net bir şekilde görüldüğünü açıklıyor. Prothero, türlerin çeşitliliğini anlatmak için kullanılan patlama kelimesinin yanlış anlaşılmaması gerektiğini, sırf bu dönemin bile 10 milyon yıl sürdüğünü ve akıllı tasarımcıların esas yaratılışın neden bu kadar uzun sürdüğünü açıklayamacağını vurguluyor.

KızıL
05-12-2009, 05:05
DNA evrim sonucu oluşamazmış


http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/makale_genel/images/dna.jpg


Yaşamın yapıtaşı olarak adlandırılan DNA molekülleri basit bir alfabe kullanarak proteinleri kodluyorlar. Akıllı tasarımcılar, alfabe kullanan insan gibi DNA'nın da bir yaratıcısı olması gerektiğini savunuyorlar.


Charles Darwin’in, evrim teorisini ilk olarak formüle ettiği Türlerin Kökeni Üzerine kitabının basılmasının 150. yılında teori, hala bilimdışı itirazlar ile karşılaşıyor. Evrimi eleştiren seslerden en yüksek olanı, bitki ve hayvanlardaki pekçok yapının doğaüstü bir akıl tarafından hatasızca tasarlanmış olduğunu savunan “akıllı tasarım”cıların. Son olarak TRT'de yayınlanan bir habere (http://haber.sol.org.tr/bilim-teknoloji/trtde-skandal-evrim-haberi-haberi-20865) de konu olan yaradılışçıların en çok dile getirdiği safsatalara evrim teorisinin verdiği yanıtları bir yazı dizisi ile soL okurlarına sunuyoruz.
Safsata: DNA ancak bir yaratıcının elinden çıkabilir
Yeryüzündeki neredeyse tüm yaşam formlarının planı, yüksek derecede karmaşık, belirlenmiş bilgiler taşıyan kendi DNA moleküllerinde bulunuyor. Sadece dört kimyasal bazı “harf” olarak kullanan DNA’nın sarmal yapısında, bir organizmanın yaşaması için gerekli tüm proteinler kodlanıyor.
Akıllı tasarımcılar, DNA’nın bu yüksek derecede karmaşık ve belirlenmiş özelliğini, insan zekasının ürünü olan dil ve makinalara benzetiyorlar. Nasıl makinaları tasarlayan birileri varsa, DNA gibi özgün bir yapının ancak bir aklın tasarımı olabileceği iddiasını savunuyorlar.
Evrimcilerin cevabı
İnternet sitesi ülkemizde Harun Yahya (http://haber.sol.org.tr/haberleri/harun-yahya) tarafından yasaklanan ünlü evrimbilimci Prof. Richard Dawkins (http://haber.sol.org.tr/haberleri/richard-dawkins)'e göre inanılmaz miktarlarda bilgi içeren canlılarda bilginin çoğu dijital olarak DNA'nın içinde şifrelenmiş bulunuyor. DNA’nın bilgi içeriği jeolojik zaman içinde Darwin’in doğal seçilim (http://haber.sol.org.tr/haberleri/dogal-secilim) adını verdiği yöntemle gerçekleşiyor. Kendi oluşum süreci de evrimsel olan DNA'ların korunması ve yeniden üretilmesi, aslında onu içeren organizmanın hayatta kalıp üremesi anlamına geliyor.
Doğada akıllı tasarımcıların iddia ettiği gibi mükemmel yapılar olmadığı için DNA'nın kopyalanması sırasında da hatalar (mutasyonlar) meydana geliyor ve bunların bir kısmı çevresel koşullarda daha iyi hayatta kalmayı destekliyor. Böylece zaman geçtikçe, hayatta kalmak için şifrelenen bilginin veri tabanı iyileşiyor, DNA'nın özgün yapısı ortaya çıkıyor.
Buna ek olarak evrim teorisini geliştirmeye çalışanlar, DNA'yı oluşturan genetik (http://haber.sol.org.tr/haberleri/genetik) kodun Darwin’in de dediği gibi, tüm canlıların tek bir atadan türediğinin kanıtı olduğunu ve tüm hayvan, bitki, mantar, bakteri (http://haber.sol.org.tr/haberleri/bakteri) ve virüsler için ortak ve özdeş olduğunu belirtiyorlar. Üç harfli DNA kelimelerinin yirmi amino asit ve noktalama işaretine çevirildiği 64 kelimelik sözlük, canlılar aleminde her yerde aynı olarak bulunuyor. Bu aynı zamanda harflerin birer kimyasal baz, yani fiziksel ve kimyasal kuvvetlere tabi moleküller olmalarıyla ilgilidir, bilimsel olarak açıklanamayan akıllı bir üretim ya da karmaşıklık söz konusu değildir. Tüm canlıların ortak ve özdeş bir kodu kullandığı genetik bilimi ile ortaya konmuştur.

feneras
05-12-2009, 14:04
bir dönemçalıştığım kasabada şöyle bir inanış vardı;

Atatürk aslında ikizmiş,ikizlerden biri ehli müslim ve iyi,diğeri kafir ve kötüymüş.iyi olan kurtuluş savaşını kazanmış.savaşın hemen sonrası yunanlılar iyiyi kaçırıp yerine kendi yetiştirdikleri kötüyü geçirmişler.sonrası bildiğimiz gibi, cumhuriyet kurulmuş,hilafet kalkmış,şapka devrimi v.s. olmuş.

düşünebiliyor musun?ben bu fikri zekası ve aklı olduğunu iddia eden bir organizmayla ciddi ciddi tartıştım.sonradan ıspartadan gelen,kendine hoca diyen bir sahtekarın evlerde toplantı yaptığını ve buna benzer hikayeler anlattığını öğrendim.
hoş; bir dönemde köyde dünyanın yuvarlaklığını tartışmıştım yaşlı bir amcayla.amca tepsi diye diretiyor durmadan öküzden bahsediyordu.köy okulundaki yerküre maketini götürdüm,az daha kafama atıyordu...:bounce:

şimdi bu yarasa hikayesine inanıp,yarasa avına falan çıkarlar,seneyede memlekete bir yarasa gribi musallat olur vah halimize sonra...

Sevgili Emre, harika bir kurgu yapmışsın. İnananlar çıkacaktır mutlaka. Zaten inanmak kadar kolay birşey yok biliyorsun:)

Benim doğup büyüdüğüm kasabada da bir ilköğretim öğretmeni, Atatürk'ün kurtuluş savaşında asla savaşa katılmadığını, bir kümese saklanıp savaşın bitmesini beklediğini anlatıyordu çocuklara. Tabii savaş boyunca kümeste saklanan bir kişinin nasıl başkomutan olup ülkenin siyasetini değiştirebildiğini soramıyor çocuklar:)

İnanç üzerinde oynamak istedinmi o kadar çok olanak varki, ama gerçekleri kovalarsan karşına sarp kaya gibi, ilk bu inanç tüccarları çıkıyor.


:pound::pound::pound: Daha 500 yıl var ozaman inanç sistemlerini ve Darwin'i tartışmaya...:closed_2:

uyar
05-12-2009, 15:05
diyarbakır da bir seminere gittiğimde bana jest olsun diye daha sonra etrafı gezdiren rehber/köylü arkadaş herşeyi izah ederken diclenin (sanırım dicleydi fırat değildi :)) ovadaki "S"ler çizerek ilerlemesini göstererek süleyman aleyselama şeytanın burada saldırdığını sonra da kendisinin bunu yılana çevirip nehre dönüştüdüğünü o nedenle bu nehrin "S" şeklinde olduğunu izah ettikten sonra bana baktı... ben de ona sanırım manidar baktm ki hocam dedi bana "aslında su kendi yolunu bulmuş işte...gerisi masal" dedi......

biraz eleştirel düşünme yeter......ama insanoğlu masal seviyor !!!!

KızıL
05-12-2009, 23:05
Balinalar nasıl ortaya çıktı?


http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/makale_genel/images/whal.amb_.jpeg
Ambulocetus natans: Balinaların kuzeni


Yaratılışçı düşünce, balina gibi büyük bir canlının evrimin öne sürdüğü gibi kısa bir sürede karadaki küçük memelilerden evrimleşemeyeceğini iddia ediyor.
Charles Darwin’in, evrim teorisini ilk olarak formüle ettiği Türlerin Kökeni Üzerine kitabının basılmasının 150. yılında teori, hala bilimdışı itirazlar ile karşılaşıyor. Evrimi eleştiren seslerden en yüksek olanı, bitki ve hayvanlardaki pekçok yapının doğaüstü bir akıl tarafından hatasızca tasarlanmış olduğunu savunan “akıllı tasarım”cıların. Son olarak TRT'de yayınlanan bir habere (http://haber.sol.org.tr/bilim-teknoloji/trtde-skandal-evrim-haberi-haberi-20865) de konu olan yaradılışçıların en çok dile getirdiği safsatalara evrim teorisinin verdiği yanıtları bir yazı dizisi ile soL okurlarına sunuyoruz.
Safsata: Küçük bir kara memelisi bu kadar kısa zamanda balinaya dönüşmüş olamaz
Darwin kendi zamanında, küçük kara hayvanlarının, modern balinalara dönüşmüş olabileceğini önerdiğinde alay konusu olmuştu.
Yaradılışçılar balinaların çok uzun üreme zamanları olduğunu ve büyük populasyonlara sahip olmadığını, dolayısıyla evrimleşmiş olmaları için yeterince çabuk değişen yapılara sahip olmadıklarını iddia ediyorlar. Küçük karasal bir hayvanın, tamamen işlevsel bir balinaya dönüştürecek mutasyonların 10 milyon yılda gerçekleşmiş olabileceğinin matematiksel olarak mümkün olmadığını öne sürüyorlar.
Evrimcilerin cevabı
Paleontologlar, Darwin’in balinalarla ilgili tahmininin hiç de gerçekten uzak olmadığını gösterdiler. 1970’lerden beri paleontologlar, başlangıçta daha çok karasal olup daha sonra sucul olmaya başlayan kadim balina fosillerini ortaya çıkarmaktadırlar. Bu kayıtları görmezden gelerek doğruymuş gibi gösterilen matematiksel olasılık önermeleriyle iddialarını sürdürmek yaradılışçıların işine gelmektedir.
http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/Whale.jpg1978’de Paul Gingerich ve ekibi tarafından yaklaşık 52 milyon yıl öncesinde yaşamış olan Pakicetus fosili bulundu ve modern balinaların erken atası olarak tanımlandı. Pakicetidler aslen kara memelileri olmalarına karşın, kulak ve duymayla ilgili birçok özelleşmeleri balinalar ve yunuslarla akraba olduklarını açıkça gösteriyordu. 1994’te ise Pakicetus ile aynı bölgede ancak 120 metre daha yukarıdaki sedimentlerde bir başka balina atası ve geçiş formu olan “yüzen yürüyen balina” Ambulocetus natans bulundu. Ambulocetus’un bir sucul memeli olduğu ortadaydı ancak aynı zamanda işlevsel bacaklara ve hala karada yürümesine izin verecek bir iskelet yapısına da sahipti. Omurgasının anatomisinden açıkça anlaşılabileceği üzere, bugünkü balinalar ve yunuslar gibi omurgasını yukarı-aşağı (balıklar gibi sağa-sola değil) hareket ettirerek yüzüyordu. Sonrasında ise Rodhocetus, Basilosaurus ve Dorudan fosilleri ortaya çıkarıldı. Basilosaurus ve Dorudon tamamıyla sucul balinalardı ve karaya artık bağımlı değillerdi.
http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/evrimbalina.jpg
Fosil kayıtlarıyla birlikte pekçok, morfolojik, (moleküler) biyolojik, embriyolojik, jeokimyasal ve kronolojik kanıt yardımıyla balina evriminin nasıl gerçekleştiği hakkında oldukça bilgi sahibiyiz.

KızıL
07-12-2009, 17:00
Bakterilerin bacakları da evrime karşı


http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/makale_genel/images/flagellum.jpg


Akıllı tasarımcılar tıpkı omurgalı gözünde iddia ettikleri gibi, bakteri kamçısının “indirgenemez karmaşıklıkta” olduğunu çünkü birçok parçasından birinin bile eksikliğinde işlerliğini yitireceğini savunuyorlar.

Charles Darwin’in, evrim teorisini ilk olarak formüle ettiği Türlerin Kökeni Üzerine kitabının basılmasının 150. yılında teori, hala bilimdışı itirazlar ile karşılaşıyor. Evrimi eleştiren seslerden en yüksek olanı, bitki ve hayvanlardaki pekçok yapının doğaüstü bir akıl tarafından hatasızca tasarlanmış olduğunu savunan “akıllı tasarım”cıların. Son olarak TRT'de yayınlanan bir habere (http://haber.sol.org.tr/bilim-teknoloji/trtde-skandal-evrim-haberi-haberi-20865) de konu olan yaradılışçıların en çok dile getirdiği safsatalara evrim teorisinin verdiği yanıtları bir yazı dizisi ile soL okurlarına sunuyoruz.
Safsata: Bakteri "bacağı" evrimle oluşamaz
Bazı bakteriler flagella denilen düzinelerce birbirine karmaşık protein kısımlardan oluşan kamçı benzeri yapılarla hareket ederler. Flagellanın karmaşık yapısı, yaratılışçılara göre kademeli bir evrimsel süreci olasılık dışı hale getiriyor.
“Bakteri kamçısı da indirgenemez kompleksliliğe örnektir. Bakteri kamçısı, çok karmaşık bir ‘organik motor’ ile çalışır. Kamçıyı oluşturan yaklaşık 240 ayrı protein vardır. Bunlar kusursuz bir mekanik tasarımla yerine yerleştirilmiştir. Kamçıyı oluşturan moleküler parçaların tek bir tanesi olmasa ya da kusurlu olsa kamçı çalışmaz ve dolayısıyla bakteriye hiçbir faydası olmaz. Bakteri kamçısının evrimcilerin iddia ettiği gibi ‘kademe kademe gelişmesi imkansızdı.” (Harun yahya (http://haber.sol.org.tr/haberleri/harun-yahya), Yaradılış Atlası (http://haber.sol.org.tr/haberleri/yaradilis-atlasi) 2, s.738)
Evrimcilerin cevabı
Bu varsayım Amerikalı yaradılışçı Michael Behe tarafından ortaya atılmıştır ve “indirgenemez karmaşıklık” safsataları bilimin en kolay çürütüklerinden biri olmuştur. Bilim ve Gelecek (http://haber.sol.org.tr/haberleri/bilim-ve-gelecek) dergisi kitaplığından çıkan “Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği” kitabındaki cevaplara göz atalım. Şöyle ki, yaradılışçıların bu konudaki tezini çürüten en önemli bulgu, hangi biyolojik yapı ya da süreç ele alınırsa alınsın, onun yüzlerce hatta binlerce çeşidinin canlılarda iş görüyor olduğudur. Kamçının bakteriler dahil tekhücreli canlılar dünyasında, oldukça benzer moleküllerden oluşan, yüzlerce farklı çeşidi bulunmaktadır. Bu farklılık kimi zaman (http://haber.sol.org.tr/haberleri/zaman-gazetesi) bir, kimi zaman (http://haber.sol.org.tr/haberleri/zaman) iki, kimi zaman ise onlarca moleküle bağlı olmaktadır. Örneğin, insan bağırsağında da yaşayan Eschericia coli bakterisinde bulunan kamçı yaklaşık 40 proteinden, mide ülserine neden olan Helicobakter pylori bakterisi ile 33 proteinden oluşan bir kamçı ile gayet etkili bir şekilde varlığını sürdürmektedir. Bu durumda şunu sormak gerekiyor: şayet yaradılışçıların iddia ettiği gibi 240 ayrı proteinden oluşan bir bakteri kamçısı kusursuz bir tasarımsa, E. coli bakterisi 40 proteinli kamçısıyla nasıl yaşayabilmektedir?
http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/fotograf/Flagella.png
a) Monotrichous b) Lophotrichous c) Amphitrichous d) Poritrichous
Diğer bir örnekse bakterilerden daha yüksek bir hücresel organizasyona sahip ama (çekirdeği olmayan) bakteriler gibi tek hücreli olan (çekirdeğe sahip) bazı protozoonlar hareket etmek için, bakterilerdeki gibi kamçının hücreye bağlandığı bölümde motor bir yapı bulundurmayan farklı bir kamçı kullanırlar. Diğer bir ifade ile hareket daha az karmaşık (indirgenmiş) bir sistem ile yerine getirilir.
Doğada hiçbir canlının, yartılışçıların keyfi yaklaşımlarındaki gibi, (çok yaşamsal bir konumda değilse) bir moleküldeki sorundan dolayı tüm sistemi hepten çöpe atmak gibi bir lüksü yoktur. Örneğin bakterilerde kamçı protein genleri ile yapılan mutasyon (http://haber.sol.org.tr/haberleri/mutasyon) çalışmalarında, sisteme ait bazı genlerde meydana getirilen yapay bozuklukların kamçının çalışmasını durdurmadığı ama kamçının yönlenişi düzgün ayarlayamamasına neden olduğu görülmüştür. Yani “tasarımı bozulmuş” kamçı, iş görmekte, tam verimle çalışmasa bile hareket edip besin bulmasını sağlamaktadır. Arizona Üniversitesi’nden Howard Ochman ve Renyi Liu tarafından yapılan kamçının nasıl çalıştığıyla ilgili genetik (http://haber.sol.org.tr/haberleri/genetik) düzeydeki araştırma (http://haber.sol.org.tr/haberleri/arastirma), bu organelin nasıl ortaya çıktığını açıklamıştır (Proceedings of the National Academy of Sciences, Nisan 2007).

taylan
02-05-2010, 21:06
http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/evrimbalina.jpg

işte evrim bu :) Balinanın atasından gördüğünüz üzere bambaşka bir tür çıkmıyor sayın yaratılışçılar. Sadece ortak ataya bağlı mekanizmalar işlevlerini değiştirerek fenotipde bazı değişikliklere, büyüme, küçülme ve körelme gibi bazı adaptasyonlara yol açmış. Yani ortaya tasarımcıların iddia ettiği gibi apayrı bir tür çıkmamış. Sadece milyonlarca yıl içinde karaya uyum sağlamış atadan, denize uyum sağlamış nesillere bir dönüşüm olmuş.

Bizim tasarımcıların anlamamakta direndiği kısım bu.

taylan
02-05-2010, 21:33
Üstte yazdıklarım yanlış anlaşılabilir. Apayrı tür dedikleri şu yarısı kedi yarısı kuş gibi hayalleri bile zorlayan ara türlerden bahsetmek istemiştim. Yani yukarda görülen ara türler yaşaması, nesiller vermesi muhtemel doğal türlerdir. Hayali varlıklar değildir.

Bu bir tür içindeki evrimi gösteriyor. Mekanizma gayet anlaşılır bi şekilde işliyor.

Tasarımcılar, buradan hareketle "kuştan balinaya nası olur yaw"? Diyerek algılayamadıkları geniş çaplı makro evrimi bu şekilde algılayabilirler.