Orijinalini görmek için tıklayınız : aydoe'nun yeri
:argue:
Her konuda görüşlerimi yazacağım ve karşı görüşlere cevap vereceğim bir yerim olsun !
İlk yazım yarın açılan saçılan meseleler üzre !
evrensel-insan
22-12-2009, 00:14
Saygideger aydoe;
İlk yazım yarın açılan saçılan meseleler üzre ! -aydoe-
Bakiyorum, medyumluga da baslamissin. Yarin ne olacagini bugunden gorebilmek, herkese nasip olmasa gerek.:whoo::fish2::washing:
Saygilarimla;
evrensel-insan
Saygideger aydoe;
İlk yazım yarın açılan saçılan meseleler üzre ! -aydoe-
Bakiyorum, medyumluga da baslamissin. Yarin ne olacagini bugunden gorebilmek, herkese nasip olmasa gerek.:whoo::fish2::washing:
Saygilarimla;
evrensel-insan
Üstad Üyemiz Aydoe, "İlk yazım yarın, açılan saçılan meseleler üzre !" demek istemiş olabilir mi?
Sevgili evrensel ,
Bugünü anlayan bilen yarını da bilebilir ,gelmişi geçmişi ve bu günü analiz edebiliyorsan geleceğe de perspektif yapabilirsin !
sevgilerimle
evrensel-insan
22-12-2009, 00:20
Saygideger tyd13;
Virgulu nereye koyacagina bagli.
Oglum, adam ol baban gibi, essek olma!
Oglum, adam ol, baban gibi essek olma!
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
22-12-2009, 00:23
Saygideger aydoe;
Bugünü anlayan bilen yarını da bilebilir ,gelmişi geçmişi ve bu günü analiz edebiliyorsan geleceğede perspektif yapabilirsin !-aydoe-
Benim, zaten yaptigim budur. Sana da kolayliklar dilerim.
"Persembenin gelisi, carsambadan bellidir." Tabi, gorebilene.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Saygideger tyd13;
Virgulu nereye koyacagina bagli.
Oglum, adam ol baban gibi, essek olma!
Oglum, adam ol, baban gibi essek olma!
Saygilarimla;
evrensel-insan
Üstad Perşembenin gelişini çarşambadan bilebiliyorsanız virgülü nereye koyacağınızı da bilirsiniz. Ayriyeten gelecekle ilgili isabetli tahminler yürütmek zannedildiği kadar basit değil. Basite indirgeyenlerin yanılgılarının neticesini yüklenebilip yüklenebilecekleri de ayrı bir konudur.
evrensel-insan
22-12-2009, 00:41
Saygideger tyd13;
Dusunce ile, inanc arasindaki farki cok iyi algilamak lazim. Genelde, mantik dusunceyi, duygu da inanci veriyor. Mantik gercegi, duygu da dogruyu veriyor. Mantik cozume yonelmeyi, duygu soruna sorun katmayi getiriyor.
Iste bu temelde, herhangibirseyin, birisinin istedigi gibi olmasi inanciyla, herhangibirseyin oldugu gibi algilanma gercegi farki boylece ortaya cikiyor.
Konu fal bakmak, tarot acmak v.s. degil; olan durumu tum pencereleriyle ortaya koyabilip, ne oldugunu algilamaya calismak, sonra da degistirmeye yonelten dusunceleri uretmek.
Bu arada, sen; aydoe'ye verilen cevaptaki ironiyi gozden de kacirmissin.
Bilmem anlatabildim mi?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Ben anladım herhalde herkesde anlamıştır lafı uzatmayalım !
Üstad İronik konuştuğunuz düşündüm. Fakat siz söylemediğinizden ötürü düşündüğümün isabetli olup olmadığını bilemeyecek durumdaydım. Kusura bamya, lahanaya maydanoz.
:argue:
İlk yazım yarın açılan saçılan meseleler üzre !
Eyooooo, yaşasın kavga...eeee pardon yani tartışma. İşin şkası tabii de, sık sık müdahale edeceğimiz bir başlık desene şuna aydoe:D
5 TEMMUZ 2006 tarihinde Washington’ da, Türkiye ve ABD Dışişleri bakanları bir araya geldiler;
''7- ABD’de bulunan Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile başkent Washington’da bir araya geldi. Görüşmenin ardından, iki ülke ilişkilerini yeniden düzenleyen ‘Ortak Vizyon Belgesi’ imzalandı.
Başbakan Yardımcısı Gül düzenlenen ortak basın toplantısında, ikili ve bölgesel konuları görüştüklerini, bu konular arasında Irak, İran, terör örgütü PKK, Ortadoğu sorunu, enerji konuları ve Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesi’nin bulunduğunu söyledi. Rice da iki ülke ilişkilerinin karşılıklı güvene dayandığını belirterek, Ortak Vizyon Belgesi sayesinde her iki ülkenin insanlarının, ilişkilerin ne denli derin ve geniş temelli olduğunu görmesinin kolaylaşacağını ifade etti. ''
http://www.byegm.gov.tr/ayintarihidetay.aspx?Id=48&Yil=2006&Ay=7
`Ortak Vizyon` ve `Yapılandırılmış Diyalog` olarak iki kısımdan oluşan belgenin birinci kısmında Türkiye`nin hangi taahhütleri kabul ettiği sıralanırken, ikinci kısmında hangi yöntemler aracılığı ile taahhüt edilenlerin yerine getirilmesi anlatılıyor.
Bunun için oluşturulan araçlar, iki ülke politikacılarından, diplomatlarına hatta iki ülke öğrencileri arasındaki ilişkiye kadar iniyor. Ev ödevi niteliğindeki belgenin her bir kelimesinin uygulanması için Türkiye`nin iç politikası bile abluka altına alınıyor.
http://www.tumgazeteler.com/?a=1583053
"Bölgesel ve küresel hedeflerimiz bağlamında aynı doğrular ve değerler bütününü paylaşıyoruz.''
Böylesine açık bir teslimiyet belgesini, TBMM'de tartışmadan, imzalayan AKP kendi iktidarını bir dış güce, ABD'ye dayayarak perçinlemenin dışında başka bir şey düşünmemiştir. Oysa kendi Dışişleri Bakanı tantanalı bir imza ile basın toplantısı yaparken bu toplantı ABD medyasında hiçbir şekilde yer almamıştır. Gül'ün savunma bakanı Rumsfeld ile görüşme isteği kabul edilmemiştir. Yani Pentagon bu teslimiyetçiliği bile az görmektedir. Aynı tarihlerde emekli ABD amirali ise, bir askerî dergide Türkiye'nin nasıl bölünmesi gerektiğinin haritasını çizmektedir.
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/tevfik-cavdar/yeni-teslimiyet-belgesi-tevfik-cavdar-1384
Irak'tan çekilme hazırlığı yapan ABD, ortaya çıkacak boşluğu Türkiye'nin katkısıyla doldurmayı ve bu yolla Irak üzerindeki kontrolünü işgal sonrasında da sürdürmeyi hedefliyordu. Bu planın uygulanması için Türkiye'nin Kürt sorununu "bir şekilde" çözmesi, görece istikrarlı ve "güçlü" bir Türkiye (hükümeti) oluşturulması, Irak hükümeti ve Irak Kürt Yönetimi ile işbirliği yapabilmesi için uygun koşulların yaratılması gerekiyordu.
Bu amaçla, başta İslamcı ve muhafazakar çevreler olmak üzere sağlı-sollu liberallerin de büyük desteğiyle AKP Hükümeti, ABD, Irak Merkezi Yönetimi ve Kuzey Irak Kürt Yönetimi arasında yapılacak işbirliğiyle yaşama geçirilecek bir proje gündeme getirildi.
Reşadiye olayının hemen ardından DTP'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması, artık bir ABD projesi olduğu kuşku götürmeyen açılım siyasetinin tam anlamıyla çöktüğünü tescil etmiştir.
Kürt sorununu gerici yoldan çözmeye çalışan, başka bir anlatımla Türkiye'nin bir "Ilımlı İslam Cumhuriyeti" yönünde dönüştürülmesi projesinin önünü, (bölgesel bağlamının yanı sıra) ülkedeki en önemli muhalefet potansiyellerinden birini oluşturan Kürt hareketini yedekleyerek açmayı hedefleyen Amerikancı ve Barzanici stratejik planlama, daha yolun başında çökmüş görünüyor.
Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) kapatılması; Kürt kentlerinde giderek isyana dönüşen toplumsal tepki; yayılma eğilimi gösteren kitlesel çatışma olayları; İstanbul, Diyarbakır ve Muş'ta ölümler ve yaralanmalarla sonuçlanan milliyetçi ve faşist saldırılar, "öfkeli" Kürtlerin bütün Türkleri düşman gibi görmeye başlaması ülkeyi tehlikeli bir iç savaş iklimine doğru taşımaktadır.
Bu projenin esasını, Kürt sorununun çözümünde ana taraflardan biri olan PKK'nin sürecin dışında tutulması oluşturmaktaydı. Bu amaçla, henüz kamuoyunda "açılım" sözü telaffuz bile edilmeden aylarca önce PKK'nin kitle tabanını denetleyen ve yönlendiren sivil/legal örgütlenmelerine yönelik yaygın bir polis operasyonu gerçekleştirildi. Söz konusu operasyon sırasında aralarında DTP'nin üç genel başkan yardımcısının ve bir dizi paralel legal örgütün yöneticilerinin de bulunduğu yüzü aşkın Kürt politikacı tutuklandı ya da gözaltına alındı. Hatırlanacağı gibi AKP yöneticileri bu operasyonların amacını "DTP'yi PKK'dan kurtarmak" diye açıklamıştı. Planın özünü deşifre eden kilit söz de işte bu açıklamaydı. Öyle anlaşılıyor ki, DTP'yi terbiye etme girişimi, PKK'nin müdahalesiyle başarısızlığa uğradı.
Analizi biraz genişleterek belirtirsek, son 30 yıllık yakın siyasal tarihin ortaya koyduğu gerçek şudur; PKK Türkiye Kürtlerinin tartışmasız siyasal temsilcisidir. Ne denirse densin realite budur. Dolayısıyla PKK'nin Türkiye Kürtleri üzerindeki etkinliği kırılmadan, kitle bağları kesilmeden, dahası emperyalizm ve AKP hükümetiyle işbirliğine yatkın yerel bir güç oluşturulmadan planlanan çözümün hayata geçirilmesi imkânsızdı.
İşte bugün yaşanan krizin ve açılım siyasetinin iflas etmesinin asıl nedeni, böyle bir işbirlikçi yerel gücün, muhatap alınacak sistem içi bir siyasal oluşumun yaratılması girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasıdır. PKK ve Abdullah Öcalan'ı tasfiye ederek Kürt sorununu çözme siyaseti çökmüştür.
Hatırlanacağı gibi, PKK'nin Tokat Reşadiye'de gerçekleştirdiği ve 7 askerin ölümüyle sonuçlanan saldırı, AKP hükümetinin sözcüleri, bazı DTP yöneticileri, islamcı ve liberal kanaat önderleri/gazeteciler tarafından hemen "karanlık" bir eylem ve provokasyon diye değerlendirildi. Dahası büyük bir acelecilikle bu saldırı çözüm karşıtı devlet güçlerinin, örneğin Ergenekoncuların yaptığı bir eylem olarak nitelendirildi. Burada DTP yöneticilerinin traji-komik bir duruma düştüklerini tahmin etmek zor değil.
Ne demeli, tam bir siyasi körlük!
Yine bilindiği gibi, olaydan üç gün sonra PKK, "yerel bir birimin inisiyatifiyle" de olsa, saldırının kendileri tarafından gerçekleştirildiğini duyurarak eylemi üstlenmesi, bütün bir mahafazakar-liberal kurguyu dağıttı. Gelgelelim AKP yöneticileri, liberaller, muhafazakarlar, hatta kimi DTP'liler yine de bu eylemin PKK tarafından gerçekleştirildiğine inanmakta zorluk çekiyorlar. Oysa Reşadiye'de gerçekleştirilen saldırı çok açık ki, PKK ve Öcalan'ın kendilerini dışlayan, DTP'yi "terbiye" etmeyi ve yedeklemeyi hedefleyen açılım siyasetine karşı gerçekleştirilmiş bir eylemdir. Ve öyle anlaşılmaktadır ki, bu eylem sonuç almıştır.
Bu arada belirtmek gerekir ki, DTP'nin kapatılmasından sonra Ahmet Türk'ün yaptığı açıklama, artık gına getiren liberal ezberin ve tarih kurgusunun kötü bir tekrarı olmanın ötesine geçmemiştir. DTP yöneticileri hala olan bitenin sormlusu olarak İttihatçı geleneği, hatta "Ergenekoncuları" filan suçlamaktadır. Amerikancı AKP Hükümeti'nin izlediği ve tarihsel sonuçlar yaratacak politikaların farkında olmadıkları görülmektedir. Bu yöneticiler, bir yanıyla Türkiye'deki etkin tek "İttihatçı" hareketin (gerektiğinde şiddeti politik bir araç olarak kullanan) PKK olduğunun farkında bile değildir.
Diğer taraftan açık yüreklilik ve cesaretle saptamak gerekiyor ki; hem PKK hem de DTP, giderek ulusal ölçekte derin bir krize dönüşen bu süreci yönetmekte başarısız olmuştur. Özellikle DTP etnik temelde siyaset yapmanın sınırlarını aşamamış, emek hareketiyle sağlıklı lişkiler kuramamış, kendisini solun ve ülkedeki sınıf mücadelesinin bileşeni olarak konumlandıramamıştır. Tersine, (özellikle DTP) örtük olarak AKP'ye, AB'ye ve liberal entelijansiyaya, hatta yer yer ABD'ye yatırım yapan bir çizgi izlemiştir. Tabanları ve seçmen yapıları arasındaki farkı dikkate almadan kaba bir yaklaşımla CHP ile MHP'yi eşitleme tavrı, toplumsal muhalefetin AKP'nin çekim alanına girerek etkisizleşmesine yol açmıştır. Doğru bir CHP eleştirisi geliştirilememiştir.
Yaşananlar bu siyasetin iflas ettiğini göstermiştir.
Kürt sorununun gerçek bir çözümünün, genel olarak Türklerin, özel olarak da Türk emekçilerinin, ilericilerinin, sosyalistlerinin ve aydınlarının bu mücadeleye kazanılmasından geçtiği görülememiştir. Böyle bir ihtiyacın dönem dönem lafı edilse bile bunun gereği samimi, somut, örgütlü ve eylemli bir şeklide yerine getirilememiştir.
Daha da önemlisi Kürt hareketi izlediği bu siyasetle, ezilen ulus (Kürt) milliyetçiliğinin sınırlarını aşamamış ve bu siyasal öngörüsüzlüğün maliyeti ağır olmuştur. Bu tutum ülke genelinde Türk milliyetçiliği ve hakim ulus şovenizminin güçlenmesine hizmet etmiş, daha da önemlisi Türk ve Kürt emekçileri arasındaki kopuşu hızlandırmış, dostlarının elini zayıflatmştır.
Bilinmelidir ki, Kürt sorunun emperyalist yoldan çözüm yöntemlerinden biri de, eğer bölgede "güçlü" ve "istikrarlı" bir Amerikancı devlet yaratılamazsa ülkeyi iç savaşa sürüklemek, dünyanın kırmızı bölgesi Ortadoğu'da parçalanarak ufalanmış, güçten düşürülmüş, kolayca yönetilebilecek bir siyasal coğrafya oluşturmaktır. Bu öngörünün bir komplo teorisi ya da siyasal fantezi olmadığı Irak'ta, Kafkasya'da ve Balkanlar'da yakın geçmişte yaşananlara bakılarak kolaylıkla görülebilir. Bugün asıl tehdit budur ve bu ülkenin bütün ilerici ve sol güçleri hünüz vakit varken söz konusu tehdide karşı mücadele için güçlerini birleştirmelidir.
Kürt sorunun demokratik, adil ve onurlu bir çözümü, ancak özgürlükçü ve eşitlikçi bir siyasal hat izleyerek, Türk ve Kürt emekçilerinin sınıf kardeşliğini yeniden tesis ederek, bu ülkenin ilerici ve devrimci güçlerinin birleşik mücadelesini örgütleyerek gerçekleşebilir.
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/merdan-yanardag/gericiemperyalist-acilim-siyasetinin-iflasi-21719
İşte böyle maalesef ülkemiz emperyalizme göbekten bağlı ve emperyalizmin ortadoğu politikasını oynayan bir aktördür.
Akp'nin siyaseti de ondan önceki iktidarlar gibi Amerikan siyasetidir .
Yapılması gereken ise emperyalizmin oyununu bozmak teslim ve tasfiyeye karşı emekçilerin birlikteliği temelinde sol siyaseti geliştirerek iktidara yürümektir.
Yeni mekanının hayırlara vesile olmasını dilerim abi..sağlığına içiyoruz..şerefe!!!
Sevgili aydoe,
Yarinlar bizim degil miydi?