Orijinalini görmek için tıklayınız : Ahlak Ne Demektir? Ahlak Gerekli midir?
Azizler, Azizeler ve Üstadlar
Ahlak sorunsalını görüşe açmayı öneriyorum. TDK sözlüğün Ahlak tanımından başlayarak sorular ve yanıtlarla ilerleyelim.
TDK: AHLAK
ahlak Ar. a¬l¥®
ç. a. (ahla:kı, l ince okunur) 1. Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, aktöre, sağtöre: “Ahlak düzelmeden hiçbir şey düzelmez.” -Ç. Altan. 2. Huylar: “Bu şoförler hepinizin ahlakını bozdu.” -M. Ş. Esendal.
Güncel Türkçe Sözlük
ahlak (http://www.tdkterim.gov.tr/ttas/?kategori=derlay&kelime=ahlak)
Bir çeşit armut.
Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
ahlak (http://www.tdkterim.gov.tr/ttas/?kategori=derlay&kelime=ahlak)
(< Ar. ahlâk) ahlak, yaradılış, huy
Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü
ahlak İng. morale
1. Toplu olarak yaşayan bireylerin uymak zorunda bulundukları eylem ve davranış kurallarına verilen ad. 2. Bir kimsenin içinde yaşadığı toplumsal çevrenin törelerine uyma yetisi.
BSTS / Eğitim Terimleri Sözlüğü 1974 (http://javascript<b></b>:;)
ahlak İng. morals
1. a. Belli bir dönemde belli insan topluluklarınca benimsenmiş olan, bireylerin birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen törel davranış kurallarının, yasalarının, ilkelerinin toplamı. b. Çeşitli toplumlarda ve çağlarda kapsamı ve içeriği değişen ahlaksal değerler alanı. 2. Bir kişi ya da bir insan öbeğince benimsenen eyleme kurallarının toplamı. 3. Ahlaksal olan şeylerle bağlantısı olan bir görüşler dizgesi (tek kişinin, bir ulusun, bir toplumun, bir çağın). 4. Felsefenin bir dalı olarak: a. Ahlak üzerine kavramsal öğretiler. b. İnsanların kişisel ve toplumsal yaşamdaki ahlaksal eylemlerine ilişkin sorunları inceleyen felsefe öğretileri.
BSTS / Felsefe Terimleri Sözlüğü 1975 (http://javascript<b></b>:;)
ahlak
sağtöre.
BSTS / Medeni Hukuk Terimleri Sözlüğü 1966 (http://javascript<b></b>:;)
ahlak İng. moral
1. Mutlak olarak iyi olduğu düşünülen veya belli bir yaşam anlayışından kaynaklanan davranış kuralları bütünü. 2. Bir kimsenin iyi niteliklerini veya kişiliğini ifade eden tutum ve davranışlar bütünü, mizaç.
BSTS / Veteriner Hekimliği Terimleri Sözlüğü
Bu tanımlamaların okuduktan sonra Ahlakın önde gelen konularını sıralayabiliriz:
. İyi-Kötü
. Doğru-Yanlış
. Yapılması Gerekenler-Yapılmaması Gerekenler
. Bu üç konuya bağlı olarak oluşturulan ilkeler, değerler ve yargılar.
Önde gelen konuları inceledikten sonra veya hemen "Ahlak belirleyen ilişkiler nelerdir?" sorusu ile devam edebiliriz. "Ahlak gerekli midir?" sorusuna sonra gelelim.
ahlak = prefrontal korteksin limbik sistemle iletişimi ve belki de mücadelesidir.
müşkülpesent
26-12-2009, 17:27
Ahlak, toplumun toplumu oluşturan insanlar üzerindeki beklentilerini bazı kurallar çerçevesinde içselleştirmesidir. Yani genel olarak, kişilerin çevresine nasıl etkin bir şekilde uyum sağlayabileceğiyle ilgili bir kavramdır. Bu tanımdan yola çıkarak, toplumun tüm değerlerine kayıtsız şartsız bir uyum ve de bu süreçte edilgin bir yapı sergilenmesi elbette beklenemez. Ama algıların bu yönde olması ahlak konusundaki eleştirilerin yerinde olmasını da engelleyemiyor.
Bu konuda belli araştırmalarla çeşitli kuramlar ortaya atımış. Örneğin Piaget ahlak konusunda kişilerin 6 yaşına kadar böyle bir değere sahip olmadığını savunur. Çocuklar bu yaşa kadar belli bir kuralı içselleştirerek uyum sağlayamazlar. Yani ahlaki çerçeve kurallar bazında ele alınmış. Kohlberg’in kuramında da benzer bir çıkarım vardır fakat bu kuramın evrelere ayırımı olayın biraz daha somutlaşmasını sağlar.
Örneğin 4-6 yaş arasındaki çocuklarda, Kohlberg’e göre ahlak anlayışı itaat/ceza amacı doğrultusunda işlemektedir. Bu dönemde otoriteye mutlak gözüyle bakılır ve kurallara cezadan kaçınmak için uyulur. Yani çocuk, kurallara inandığı için değil cezalandırılmaktan kaçındığı için boyun eğer. Bu birinci evredir. Örneğin dördüncü evredeki ahlak anlayışı yasa ve düzen eğilimi üzerinedir. Temel güdü “toplumsal düzeni korumak”tır. Bu dönemdeki kişilere göre kanunlar soru sorulmaksızın izlenilmeli ve kanuna uymayanlar asla onaylanmamalıdır. (Bir çok yetişkinin muhtemelen bu dönemde kaldığı görüşü vardır.) 5. ve 6. evrelerde kişiler artık kendi değer yargılarına göre kanunları sorgulayarak eşitlik, adalet, insan hakları gibi soyut kavramları kendileri seçip oluşturabilirler. Bu düzeye çok az insanın ulaştığı görüşü hakimdir.
Tabi ki bu kuram bir çok alanda eleştirilere de maruz kalmıştır. Yerinde eleştiriler de mevcuttur elbette. Çünkü bu araştırmalar salt erkekler arasında ve belli bazı bölgeler üzerinde yapılarak genelleştirilmiştir ve bu da beraberinde bazı kısıtlamaları getirmiştir. Bu şekilde genellemeye gidilmesi sorgulanır ancak farklı bir bakış açısı da oluşturabilir diye düşünüyorum konu hakkında..
evrensel-insan
28-12-2009, 01:14
Saygideger arkadaslar;
Insanoglu inanc tasidikca ve bu inanci olumlu ve olumsuz nesillerden nesillere aktardikca, dusunce ve davranisinin, sistemlenisinin, yasam ve iliskilerinin ve hatta bilimsel disi olgularini inancla duzenlestirip, sistemledikce; Ahlak, felsefenin bransi etik olarak surecek ve ideolojik inancsal bir dogru temelinde sekillenecektir. Hic bir zaman bilimsel bir icerik kazanamayacak; her zaman kisileri ve toplumlari, her turlu farkli degerlerle, birbirinden ve kendi toplumu icinde ayiracaktir. Kurallari ise, nesilden nesile degiserek aktarilacak; ama toplumsal bir zorunluluk olarak kalacaktir. Her zaman, yonlendirici ve yonetici kismin elinde olacak ve her turlu ideolojik amac icinde toplumsal olarak bir cikar temelinde kullanilmaya ve su istismare acik olacaktir.
Kendi yapilanis ve isleyis bunyesindeki "ahlaksizlik" ile paralel ilerleyecek ve kendi ideolojik inancsal dogrusu temelinde, "ahlaksizlik" a karsi cikacaktir.
Ahlagin bir zararida, emirsel ve yonlendirici bir veri olmasidir. Sonucta bu verilerle buyuyenler, onlarin ne olduklarini algilayamadan sadece ogreni temelinde de mucadele ederler.
Neyin ahlak oldugu veya olmadigi ise; tamamen, o toplumun cografi, tarihi, dini, milli, kulturel deneylerinin ve tasimalarinin temelinde olacaktir. Karsi cikanlar kendilerini "yenilikci" gorecekler ve koruyanlari da "tutucu, gerici" olarak degerlendireceklerdir.
Ahlak ve ogretisi, ayni zamanda getirdigi kurallar, yasaklar ve tabularla; kisilerin serbest dusunmesini de onleyen bir olgudur. Cunku, dusunce ancak ogretildigi gibi dusunur. Sorgulanmazlar, alisilagelmisler, yerlesmisler, dokunulmazlar v.s. temelindeki dogrular ve kesinlesmis olanlar ve hatta orumcek baglamis olanlar, dusuncenin; dusunme sinirini verir ve dusunmenin bir engelidir. Bu engel; icinde bulundugu topluma gore, toplumu cagdasliktan da koparir, hatta cagin cok gerisine iter.
Bugun icin gecerli olan, bence; sen, sana nasil davranilmasini bir insan dusuncesiyle istiyorsan; sen de baskasina ayni insan dusuncesiyle davran. Iste bu insanin ortak dusuncesinin ve birlikteliginin temelinde ve de bilimin ortaya koydugu "zararlar" temelinde bir insan ahlaki ortaya konabilir.
Eger dunyadaki tum insanoglu, birgun; kendi insanlik ozunde dusunur ve davranirsa; o zaman zaten inanca ihtiyac da duymayacak; tamamen bilimsel ve teknik yasayacaktir. Boyle bir duzeye gelmis bir insanlikta; ahlakin yerini, "bilimsel sakincalar" alacaktir. Bu da bir inanc degil; tamamen epistemolojik gerceklik temelindeki bir dusunce ve davranis olacaktir.
Dunya, dusunce, davranis ve toplumsal yasam ve iliski, bugun buna hazir degildir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
15-07-2014, 02:32
.....
Iyi kotu, dogru yanlis v.s. nin belirlenis sorunu sadece kime/neye gore degikldir.
...e gore temelinde insanoglunun hangi ideolojik inancsal temeline dayandigi da onemlidir.
Burada bir onemli konu da; ahlakin hem emirselligi hem de tutuculugunun getirdigi cag disilik ve etik olamamaktir.
Aslinda yukarida verdigin hirsizlik ornegini, bugun diktator ve surekasi yaptigi halde yine ona biat edenler bunu bir sorun olarak gormemektedirler.
Bu da insanoglunun ahlaki kendi cikari adina su istismar ettiginin ve de ahlak adina her seyi mubah ve mesru kildiginin delilidir.
Ahlakin en olumsuz yonu, bilimsel ve evrensel olamamasidir.
Cunku sonucta insanoglunun birarada yasam ve iliskisi adina dusunce ve davranisina verilen bir degerdir ve bu deger sadece algi temelinde nesillerden nesillere aktarilan bir degerdir.
Diye dusunur, evrensel insan bireyi.
spartacus
15-07-2014, 06:00
Günümüzde aşamadığımız hukuk ile ahlak sorunsalıdır. Çoğunlukla hukukun yerine kime, neye, kimin çıkarına, statükoya, güce, zayıflığa, meşruiyete vb göre bin bir çeşit kılığa girebilen ahlak kuralları kullanılmaktadır ve bunun kaynağı yüzyıllarca iliklere işleyen yaşam ve inanç tarzıdır ve hali hazır günümüzde dinlerin hala etkin biçimde inanç gibi ahlakıda kullanıyor olmasından kaynaklıdır. Zira eski dünya sadece hukuku değil siyasetinden, insanların nasıl düşüneceğine kadar din bezirganlarının belirlediği bir dünya ve etkilerini silmek uzun vadeli olacaktır. Alt yapı(ekonomi politik) ne kadar hızlı değişirse değişsin, üst yapı çok uzun bir süreçte dönüşür, hatta yüzyılları bulabilir. Mesela dinler günümüz dünyasına ait değiller, yüzyıllardır bir üst yapı kurumu olarak hala posa gibidirler, atılmış değillerdir ve bu dinsel ahlak çok daha eski (Pagan) dinlerinde etkilerini taşırlar.
Aslında modern hayatın ve sosyal yaşamın gerekli hukuku sağlıklı ve yeterince içselleştirilmiş olsa insanlar kural ve kaideler temelinde değil, bir anlama yetisi, gereksinim çerçevesinde hareket edebilirler. Kısaca sosyal hukukun gerçekten geçerli olduğu bir toplumda ahlak hem gereksiz hemde anlamsızdır.
Bir toplumda, ahlaka ne kadar çok ihtiyaç duyuluyor ve bahsediliyorsa, bu durum o toplumun o kadar da bir ahlaksız olduğunu gösterir ve sonuç itibariyle böylesi bir toplumda temel eksiğin ahlak değil hukuk olduğu açığa çıkar diye düşünüyorum.
İyiyim sağol..Sende iyi misin?
Ateistlerin ahlaksız olarak lanse edilmesine ve ahlakı,dindarlar gibi sahiplenen ateistlere tepki için bu mahlası seçtim..
İyiyim Nolan, sağol. Ahlak ile ilgili tepkili,Türkiyede zaten, ateistler ahlaksızdır algısı var, çok uzun süre de böyle kalacak. Ahlak kavramını sahiplenen ateistlere neden tepkilisin ?
Aslında bu ahlak konusu çok tartışmalı. Çünkü, toplumdan topluma ve bireyden bireye değişen bir kavram.
"Doğada ahlak var, Doğada ahlak yok" ; her ikisini de diyenler var. Herkes kendine göre haklı.
Evrensel ahlak yasasının varlığını kabul edenler de var, etmeyenler de. Ama şahsen, üzerinde düşünülmüş ve tartışılmış evrensel ahlak normları oluşturulabilir, tabiiki profesyonel-tarafsız sosyolog ve psikologlar tarafından.Ancak dünya buna henüz hazır değil. Hala ilkel bir dünyada yaşıyoruz.
bilgivehis
29-01-2017, 11:18
İyiyim Nolan, sağol. Ahlak ile ilgili tepkili,Türkiyede zaten, ateistler ahlaksızdır algısı var, çok uzun süre de böyle kalacak. Ahlak kavramını sahiplenen ateistlere neden tepkilisin ?
Aslında bu ahlak konusu çok tartışmalı. Çünkü, toplumdan topluma ve bireyden bireye değişen bir kavram.
"Doğada ahlak var, Doğada ahlak yok" ; her ikisini de diyenler var. Herkes kendine göre haklı.
Evrensel ahlak yasasının varlığını kabul edenler de var, etmeyenler de. Ama şahsen, üzerinde düşünülmüş ve tartışılmış evrensel ahlak normları oluşturulabilir, tabiiki profesyonel-tarafsız sosyolog ve psikologlar tarafından.Ancak dünya buna henüz hazır değil. Hala ilkel bir dünyada yaşıyoruz.
Sayın Tatarka, evrensel ahlak yasası diye bir yasa olur mu biraz karışık.
Bu yasayı sonuçta insanlar belirleyecek, insanların bu yasayı belirleyecegi bir dayanak yok. Diyelim ki, doğanın ve evrimin yasalarına göre bir ahlak belirlendi, böyle olunca da bu bir ahlaktan ziyade ideolojiye kaçıyor. Üstelik doğanın bir yasasının olmadığını da göz önüne alırsak bu iş baya çetrefilli...
Sayın Ahlaksız arkadaşımızın tepkisi bir nebze de olsa haklı...
Felâsife
29-01-2017, 12:07
Aslında bu ahlak konusu çok tartışmalı. Çünkü, toplumdan topluma ve bireyden bireye değişen bir kavram.
"Doğada ahlak var, Doğada ahlak yok" ; her ikisini de diyenler var. Herkes kendine göre haklı.
Doğa ve ahlak,
Aslında hiç bir zaman aynı çerçevede olmayacak iki kavram ama insan doğaya ayar çekmeye ayarladığı için kendini, doğayı da ahlakla ilişkilendirebiliyor.
En yakın komşularımız, kediler, köpekler, kuzular, inekler, kümes hayvanları hatta kuşlar da ne gibi bir ahlak anlayışı var, merak ediyor insan.
Ne insanları ne de kendi hemcinslerini kâle almayan bir yapıları vardır bunların.
İnsan hem kendini hayvandan "ayrı" görüp, hemde doğada ahlak var deyip "aynı" görmesi kendiyle olan çelişkisidir. Zaten ahlak kavramı başlı başına çelişkidir, doğa çelişki kaldırmaz!
Doğada insani, saçma ahlaki kurallar olmaz, lakin oldurmaya çalışıyorlar elbet, bir işe yaramaz bu gayretler.
Tabi insan çevreden kendini ayırmak, kutsal görmek için bu kavrama sarılmıştır ama bir yerde daha ahlak olmaz, hatta a 'sı bile olmaz.
Rüyalar!
Ama gel gelelim ahlak kavramına sarılırlar da sarılırlar. :D
Ancak dünya buna henüz hazır değil. Hala ilkel bir dünyada yaşıyoruz.
İlkel derken, küçük bir itirazım olacak, gerçi bunu genelde hepimizde yaparız... Yaban kabilelerinde de medeni dünyanın ahlak kuralları olmaz, onlarda doğayla uyum vardır, yarı çıplak, ya da çıplaktırlar, her türlü adetleri farklıdır vs. bu noktada doğaya uyumsuz olan medeniyetler, şehirlerdir.
Öteki türlü insanların koyacağı kurallar kim koyarsa koysun, doğanın aleyhine olacaktır diye inancım tamdır.
spartacus
29-01-2017, 17:06
Sitemizde Ahlak kuralları yok, lakin yaşıyoruz işte :) Sadece Hukuk lazım, ahlak egemenlerin, kölelerinin kıvamını ve sınırlarını sağlamak içindi, ne kadar ahlak kuralları o kadar hukuk yok...
Örneğin ahlaka göre hırsızlık suçtur, ama egemenler süreğen çalarlar, sömürürler, kandırırlar(süte su katarlar)... örneğin zina suçtur(zinayı da insanın, insanla sevişmesinin her durumunu dahil ederek saçma sapan bir kaideye dönüştürürler), ama egemen, elitler gece hayatlarını cennet ederler, padişahı, kralı, emirleri haremler kurarlar!(değil mi?).
Üstelik topluma karşı kullanılan ahlak 2 şeye dair işletilir, birisi sevişmeyin, diğeri ise çalmayın, çünkü elit egemenlerin en büyük kaygısı mallarının, zenginliklerinin çalınmasıdır, o halde korunması gerekir. Diğer kaygıları ise kölelerin kendileri gibi bir yaşam istemesi olur ki, böylece kendileri gibi bir hayat talepleri olursa durumlarına razı gelmeyeceklerdir, bunlarda ahlak kuralları ile frenlenir. kendilerine şapır, şupu, ötekine yarabbi şükür......
Deney için dünya ülkeleri ahlak ağır(din) etkisi yüksek ülkelerle, düşük ülkeler kıyaslanabilir...
Sadece ahlakı yasalaştıran dinsel düşünceler değil, yoksullukda diğer etkendir, yoksulluk arttıkça "HIIII!", asarım, keserim, döverim, baskı kurarım temelli davranışlarında arttığı, ahlak ağır bastıkça aksine ahlaksızlığında doğru orantılı arttığı görülebilir, çünkü ahlaka, en çok ahlaksızlar gereksinim duyar. Kısaca AHLAK olgusu salt siyasidir ve sosyal ilişkilerden doğmaz(!), bazılarının ayrıcalıklı durumundan doğar, hukuk ise gereksinimdir ve bağlamda siyasetini kendisi vareder.
Hukuk, kişiye 3.şahıs olma hakkı tanımazken, Ahlakın temeli 3.şahıs olma durumudur, bu durumda bile ahlak daha başında ahlaksızlıktır. Hukuk ise insanın ekonomik-sosyal hayatı ve ilişkileri açısından bir gereksinim olarak doğar. Ahlak gibi 2 kişi konuşurken, üçüncüye düşen boka göre değildir... Her bireyin(3. şahısların değil) o ilişkiler ağında uyması beklenen ve üzerinde değerlendirmenin yapılmasının mümkün olduğu, değişmez, kalıt-kült ilkeler değildir. Esası sosyal ilişkiler ağıdır... En önemlisi de, bir iradenin, diğerine baskı kurması temelli ahlak gibi, ahlaksızlık, hukuksuzluk durumuna da önlem olur.
Ahlak egemen toplumlarda özgürlük ve huzur, insanın kendisini doğanın bir parçası hissetme veya ortamın bir bileşeni olma hissi olamaz.. Ahlak, ahlaksızlığın meşru zeminler kazanması içinde işlevlidir, örneğin hukukta çocukların, henüz yeterli deneyim kazanmadığı alanlarda kolayca istismarı sağlanamazken, meşru görülmezken, ahlak aksine bunu meşru semboller eliyle meşrulaştırabilir vs. vs... Uzun detaylar... Forumumuzda AHLAK yoktur, bu bakımdan forumumuzda ahlaklı da yoktur, ahlaksız da, sadece herkesin uyması gereken ve kimseye ayrıcalık tanımayan, 3.şahıs edebiyatı içermeyen hukuk kuralları vardır. Bu kurallara uymayan ahlaksız sayılmaz ancak sosyal ilişki ağı açısından saf dışı bırakılabilir.
Doğada ahlak yoktur ama HUKUK vardır(canlıların sosyal ağı çerçevesindeki ilişkiler bağlamı=hukuktur), zira sosyal ilişki, kaçınılmaz olarak hukuku getirir...
İnsanlık tarihinin %99'unda ahlak yoktur, ama hukuk vardır, sömürü ve köleliğe, köleleştirmeye dayalı sistemler neolotik çağda(M.Ö 10.000lerde ve etkili olarak ortalara doğru başladı), yerleşik hayata, benim malım, benim mülküm temelli ayrışmanın başlamasıyla oluşmuştur. İnsan dahi insanın malı sayılmıştır bu bağlamda MALIN KULLANIM YASALARI, ağırlığı cinsiyete dayalı ahlak kurallarıda, insanın uzuvlarını da aitlik-sahiplik olarak işlemesiyle, kısaca mal-mülke ve sahipliğe sahip olan elit bir kesimin siyaset gibi, anlayış-zihniyet gibi kaygıları temelli ahlak kuralları oluşturmasıyla ilgilidir...
Örneğin ahlak kuralına göre, kadın erkeğin malıdır-mülküdür-tarlasıdır, böylece sınırları çizer ve der ki malımı benden başkası kullanamaz- ne kadar ahlaklı değil mi? Sözde ahlaklı kişi, eşini İRADESİ, bilinci, zihni yokmuşçasına hemen, herkesin kullanabileceği(!), kamuya açık(!) mal olarak görmektedir.:)
Hukuk açısından ise kimse, kimsenin malı değildir, insan, insana mal olamaz, olmamalı, insanlar arasındaki ilişkiyi hukuk belirler, belirlemeli... Bir kere insan, insana mal edilirse, haksızlık, adaletsizlik ve adına ahlak denen ahlaksızlık, KAMUYA AÇIK KULLANIM durumu-hakkı(!) peyda olur, çünkü mal sahibi malını dilediği gibi kullanma hakkına sahip olurken, kamuya açık kullanıma da engel olmaya çalışır(bir kez kullanımlık mal etmiştir çünkü), böylece örneğin malı kıldığı şeylerin(insanında) İRADESİNİ hiçe sayar ve adaletsizlik-değil mi?-! Hukuk açısından ise ilk iş hiç bir irade diğerine zaaf, acz, güç vb kullanarak baskı kuramaz, bir iş yapamaz-yaptıramaz olmalı... Toplumlar gönüllü birliktelik esasıyla bir arada olmalı, bireylerde böylece siyasetin asli sorunu, gönülsüz olan-kılınan koşulalrın analizi üzerine olmalı. Örneğin A kişisi X'e inanıyor diye, B kişisi de Y'ye inanıyorsa, A kişisi, B kişisinin yaşamına bu temelde müdahale edemeyeceği gibi baskıda kuramamalı -ki gönüllü birliktelik olsun, bu yoksa zaten hukuk yok, ahlaksızlık, sözde ahlak ile hakim olur-
Ahlaksızlığı vareden ahlaktır, ahlakı vareden ahlaksızlık, ikiside birlikte anlam kazanır. Ne kadar ahlak o kadar ahlaksızlık doğar, hakimdir. örneğin bir insanın, diğeriyle sevişmesi ahlaken yasaktır, lakin insanlar da sevişmeden yapamaz, böylece sevişme ahlaksızlık oluverir, ahlak ürettiği ahlaksızlıkla o düzeyde ileri gider ki, yanyana oturmak, aynı sınıfta ders görmek dahi ahlaksızlık ilan edilir, böylece insanlar arasında acz ve zaafiyet, ve saplantılılık durumu hastalık düzeyinde arızaya varır, zira toplumda insanalrın sosyal hayatda ayrışması mümkün değildir-ne yaparsa yapsın, insanlar yanyana gelecek, yanyana olacaktır, buna da engel olmak için örneğin kadına doğayı, hayatı yasak eder, hücreye atıp esir eder, eve hapseder vs, tersinden ahlaksızlığını üretir, sokakta gezen her bir erkeği, dişi sinek aratan ve denk geldiğinde aklına başka bir şey gelmeyen sapıklara dönüştürür-zira erkeğe göre şartlandırıldığı zinniyet, kadın kullanım malıdır artık-. Hiç alakası yokken, aynı sınıfta olmayı, cinsel münasebetmiş gibi görüp, yasaklayan zihniyet, insanı böylece tek bir şeye hapseder, cinsellik, böylece sokkata karşılaşsa bile(bir karşılaşma sadece!) karşıdakini cinsiyet olarak okuyan arızalı kafaya fırsat kollatır hale getirir, en doğal sosyal ilişkileri(cinsel münasebet devede kulak kalır!), sadece 1 şeye odaklatıp, hapseder, o düzeye vardırır ki, marketde tezgahta oturan bayanın işini bile cinsel münasebet olarak okutur(oysa oradaki münasebet, ürünün parasını ödemektir, cinsel münasebet değildir, aynen aynı sınıfta kız ve erkeklerin ders görmesindeki münasebetinde, ders almak olması iken cinsel ilişkiye indirgenmesi, ahlak kuralları koşul gözetmediği için özü de yok eder)... Örneğin yemek yemeyi ahlaksızlık olarak işlersek, her yediğimizde ahlaksız oluruz yada gayr-ı meşru yollarla giderme aczine düşeriz(aynen din hakim coğrafyalarda, KURUMLARDA(örn:Kur'an Kursları) tecavüzlerin, adi suçların tavan yapması gibi, çünkü hukuk-irade- yoktur, kündeye getirdiğin anda esasına dayalı, iradeyi önemsemeyen bir tutum vardır)...
Neyse forumumuzda ahlak da, sözde ahlak bekçileride yoktur, bu bakımdan forumumuz ne ahlaklıdır ne de ahlaksız! Ahlaka gereksinimin olmadığı bir ortamı, kişiyi ahlaksız olarak ifade etmek avare dingilliktir, mal'llıktır(doğası gereği mal! zira ahlak malın korunumu ve kullanımına dairdir-neolotik çağda sınıflı-ayrıcalıklı, doğa karşısında eşit olmayan ve haksızlığın iktidar olması ve meşrulaştırılmasından beri)...
Ancak benim tanımladığım ahlak, R.Dawkins'in tanımladığı şekilde. Dinlerin tanımladığı ile alakalı kesinlikle değil. Ahlakın insan zihni üretimi olduğunu biliyorum. Ancak bazı yerlerde, doğada hayvanlarda ahlak olduğu ile ilgili görüşler de var. Yazdıklarınızı tekrar okumalıyım.
bilgivehis
29-01-2017, 17:58
Sayın spartacus, bir duruyon bir vuruyon ama bütün kafamdaki soruları da cevaplıyon, aradıgım kitapçıgı bedavadan okudum :).
Hani uzun yazıyorsun diye bazıları okumuyor ya, bence fırsatı kaçırıyorlar, çünkü kitaplaşması gereken yazıları yorum olarak yazan herhalde tek kişisin.
Teşekkürler...
Spartacus ün argümanları oldukça yerinde,ama pek katılmıyorum. Ancak, hayvanlar arasında hukuk yok bence, hiyerarşi o. Tamamen farklı bir kavram. Hayvanlarda ahlak olduğunu düşünüyorum. Ayrıca şempanzeler üzerinde yapılan deneyler var. Mesela, Şempanzelerin yüzememesine rağmen boğulmakta olan arkadaşlarına yardım etmeye çalıştığı gözlemlenmiş.Benzer olarak,arkadaşlarına elektrik verildiğini fark ederek günlerce açlığı göze alabilmeleri yardımsever olduklarını kanıtlar.Bu tarz deneyler var hayvanlar üzerinde. Doğada ahlak yok deyip kestirip atmak pek doğru değil bence.Sevişmek ahlakla ilgili değil ,ihtiyaç,bence ama hırsızlık ahlaksızlık tır. Ahlak kavramını ahlaksızlık boyutunda kullanmak, egemen güçlerin ahlaksızlığıdır mutlak manada,bu biraz siyasi yönde yorum.Elitizm ile ilgili, bu farklı.
bilgivehis
29-01-2017, 19:24
Spartacus ün argümanları oldukça yerinde,ama pek katılmıyorum. Ancak, hayvanlar arasında hukuk yok bence, hiyerarşi o. Tamamen farklı bir kavram. Hayvanlarda ahlak olduğunu düşünüyorum. Ayrıca şempanzeler üzerinde yapılan deneyler var. Mesela, Şempanzelerin yüzememesine rağmen boğulmakta olan arkadaşlarına yardım etmeye çalıştığı gözlemlenmiş.Benzer olarak,arkadaşlarına elektrik verildiğini fark ederek günlerce açlığı göze alabilmeleri yardımsever olduklarını kanıtlar.Bu tarz deneyler var hayvanlar üzerinde. Doğada ahlak yok deyip kestirip atmak pek doğru değil bence.Sevişmek ahlakla ilgili değil ,ihtiyaç,bence ama hırsızlık ahlaksızlık tır. Ahlak kavramını ahlaksızlık boyutunda kullanmak, egemen güçlerin ahlaksızlığıdır mutlak manada,bu biraz siyasi yönde yorum.Elitizm ile ilgili, bu farklı.
Sayın Tatarka, yardım etme duyusu ile bahsedilen ahlak aynı şey değil.
spartacus'un anlattıgı da ahlak kavramının tanımı değil zaten.
spartacus daha ziyade ahlak diye dayatılan anlayışı anlatmaya çalıştı.
Sevişme ve hırsızlıgı da bu dayatılan yapılanmayla ilgili örnek verdi.
spartacus'un "doğada ahlak yok ama hukuk var" sözü bence her şeyi açıklamaya yetiyor.
Ayrıca siyaset ayrı değil, bizzat her şeyin içindedir, çünkü siyaset hakim ve müdahaleci bir yapıdır, spartacus bu müdahale konusunu da yine gayet güzel açıklamış...
Felâsife
29-01-2017, 20:01
Ahlak kavramının daha çok konuşulması gerekiyor tabi, neticede HUKUK 'un yerini almaya çalışan, ASALAK bir kavramdır kendileri.
Bir şey suçsa suçtur, suçların da cezaları bellidir.
Öteki türlü suçu olmayan bir insanı, suçlamak için beyhude çırpınışlardır.
spartacus
30-01-2017, 05:18
Sevgili Tatarka, size karşıt yazmıyorum, her zaman tek amacım ne demek istediğimi izaha dayalı-gereksinimidir...
Spartacus ün argümanları oldukça yerinde,ama pek katılmıyorum. Ancak, hayvanlar arasında hukuk yok bence, hiyerarşi o. Tamamen farklı bir kavram.Doğru, lakin aralarındaki o ilişki, hukuktur... Hukuk'un nasıl olması gerektiği ile olanın ne olduğunun kıyası, hukukun tanımıyla ilgili değil. İşte o hiyerarşinin fiili, hukukun zeminidir, beğenir veya beğenmeyiz tespiti değiştirmez...
Hayvanlarda ahlak olduğunu düşünüyorum. Ayrıca şempanzeler üzerinde yapılan deneyler var. Mesela, Şempanzelerin yüzememesine rağmen boğulmakta olan arkadaşlarına yardım etmeye çalıştığı gözlemlenmiş.Benzer olarak,arkadaşlarına elektrik verildiğini fark ederek günlerce açlığı göze alabilmeleri yardımsever olduklarını kanıtlar.
Verdiğiniz örnekler ahlak ile ilgili değil ki...
> Size hayli sayıda lego verilse ve siz anlamlı şekiller yaparken, eyleminiz ahlaktan gelir mi? yani ahlak olmasa siz legolardan şekiller yapacak kapasiteye sahip değil misiniz? > Bir maymun bir cevizi kırmak için taşı kullanmayı akıl ediyorsa, bu ahlak mıdır? Elbette değil ve elbette zora düşmüş bir diğer maymuna yardım etme meseleside aynı mekanizmaların işlemesinden gelir,(akıl, zeka, mantık, hissiyat) organik işler... Ya da bir problem verilse, çözme eyleminizin ahlakla ilgisi nedir? örneğin bakkaldan 5 ekmek aldınız, ekmeğin tanesi 750 kuruş ise, bakkala kaç lira vermelisiniz?
bir problem çözümünde başvurduğunuz mantık gibi, zorda olana yardımda özünde problem çözümü mekanizmalarından gelir, canlılar için de böyledir ve meselenin özü ahlak değil, bilince etmektir(farkındalık oluşturabilmek) ve dahi zora düşen canlı bağırarak yardım ister(ahlaktan mı geldi bu eylem-yoksa zor durumda olduğunun farkındalığımı-, ki diğerinin davranışı illa ahlak olsun)...
Burada canlıların eylem ve davranışlarını işimize geldiği gibi yorumlamamızın altında, ne yazık ki yine bizlere empoze edilen inançlar, bilinçaltımıza kazınan böylece süperegoya (https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0d,_ego_ve_s%C3%BCperego)kazınmış şartlanmalar sağlıyor. o düzeye vardırıyor ki ne yazık ki farkında olmadan iki yüzlü davranış sergiler hale geliyoruz, yani ahlak bilince hitap eden bir yapıya da sahip değil, yöntemi bilinçaltı koşullandırması üzerine...
Bir aslan bir ceylanı avlarsa -> ahlak değil. Ama aynı aslan yardım isteyen bir hemcinsine yardım ederse -> ahlaktan...
Oldu mu şimdi? Aslında şartlandırıldığımız biçimlerle düşünüp, yaklaşır hale geliyoruz ve böylece doğayı da klişelendiğimiz biçimlerle, kendimize göre değerlendirmeye varıyoruz.. Oysa örneğin yukarıdaki aslanın her iki davranışıda doğasından, organizması, yetiler ve işletmesi namına ekstra hiç bir yapay tanıma gereksinimi yok...
Hukuk dediğimiz ise, canlıların birbirleriyle olan ilişkilerine dairdir, yani hukuk olduğu için ilişki halinde olmuyorlar, ilişki halleri hukuku anlamlı kılıyor... yanlış anlaşılmasın, ifadelerimde amacım ahlaka karşı olmak değil ki, ya da ahlak karşıtlığı, hiç alakası yok... Ahlakın tamamen yanlış bir yöntem üzre şekillendiğini de ifade ediyorum, niyetlerin önemi yok zira kaş yaparken göz çıkartan bir yöntem üzredir..
Kısaca ahlak dediğimiz ve oluşturulmuş kaideler, hem pratikte terstir hem de teoride yanlış yerde durur, çok defa ayrıntısına kadar girdim ama yazı uzamasın... Kısaca süperegoya yani bilinaçtına aşılanan dikte olmasının olumsuzluğundan başlayıp, stotükosunu korumak isteyenlerce empoze edildiğine kadar ama oradan da uygulamada geçersiz ve aksine rol oynayan, yöntemi tamamen yanlış ve hukuksuz yapısıyla da artık ihtiyacımız yok...
karıştırılıyor ve bilerek yapıldı; Doğru-yanlış ayırdımı AHLAK değildir, öyle lanse edilmiştir ama bu doğru değil, çünkü doğru-yanlış ayırdımı, problem çözme insanın doğasında vardır, adına mantık deriz. Vicdan=ahlak değildir, bu da doğru değildir... Ava saldırmak, yardıma muhtaç olana yardım etmek, tamamen aynı mekanizmaların ürünüdür, akıl-mantık, sosyal ağ...
Eğer imkan olursa, ki gayet yerinde bir pratik ve somut bir kıstas şansı üzerine durdum, Ahlak yüksek-egemen toplumalrla, hukuk egemen-yüksek olan toplumları kıyaslamanızı istedim. iyi ama neden bu sonuçlar? İşte bu sorunun yanıtı tamda ahlak kavramının yapısından, yapaylığından ve sahte argümanlığı kadar her koşulda, sorgusuz uygulanmayı dikte eden(!), daha baştan hukuksuzluğu, iradeleri ezmeyi, önemsememeyi insan hayatının bir parçası haline getiren doğasından da çözümleyebiliriz.
İmkan olursa demiştim, o ise, belirli yaşlar sonrası psikolojik rahatsızlıkların, arka planına inildiğinde, çocukluk dönemlerinin tutucu, ahlakçı aileler ve baskı-dikte koşullarının ne kadar etkili olduğu görülebilir. Çünkü ahlak denilen yol-yöntem(nereden nasıl doğduğunu neolotik çağ ve mülkiyet koşulalrı olarak dile getirmiştim), kof ve basit, yüzeysel ve yapay gerekçelendirildiği kadar, yöntemin yanlışlığıyla da tam tersi rol oynamaktadır...
örneğin bir eğitim kurumunda elinde sopalı bir öğretmenin varlığı ve anlatımı dikteye dayalı, şunu yapmayacak, bunu yapmayacaksınız(sebep? yapmayacaksın!) bir sınıf ile, çocukların davranışlarını olağan karşılayan ve sopayla baskılamayan ve eğitimde dikte yolunu seçmeyen, hangi tür davranışın yerinde, hangisinin yersiz olduğunu detayıyla anlatan bir sınıf olsun, sizce hangi sınıfın bireyleri ileride hem daha sağlıklı, hem de daha başarılı olacaktır?
Ahlak nasıl verilir? Aslında toplumsal empoze-dikte ile, o nedenle 2 farklı sınıf ve eğitimde tutulan yol örneği verdim, birisi ahlaka-dikte- dayalı yöntem, diğeri gayet doğal(çünkü insan da akıl, mantık vardır ve buraya hitap edilmeli) yol-yöntem örneğini verme gereği hissettim...
Suya düşen bir maymuna, ele sopa alıp, suya düşene yardım edeceksin! diye çocukluktan baskı kurmanın hiç bir anlamı yok dahi gereği yoktur, aksine böyle bir baskı ters tepecek bireyleri olduğu kadar arızalı-zaaflı toplumları da vareder...
Örneğin karşıdan karşıya geçemeyen bir nineye yardım ediyor olun, ahlaklı olduğunuz için mi yapacaksınız yoksa yardımınıza ihtiyacı olduğunu düşündüğünüz için mi? İlla size birileri evvelinde, karşıdan karşıya geçmeye çalışan nine görürseniz yardım edin bu bir kuraldır demiş mi olmalı? Yardım etmeyen de olabilir, olabilir, ama bu da onları ahlaksız mı yapar?
Ahlak gereksizdir ve dahi yanlış bir yöntemdir bana göre köhnedir, ama olması gerekeni de atlamıyorum ki, hukuk diyorum, bize lazım olan hukuk ve biz ne zaman sosyal ilişkiler ağımızdan, akıl-mantığı-farkındalığı yok sayan kalıp-kalıt ahlakı kovup, hukuku hakim hale getiririz, işte o zaman daha yaşanası bir dünya ve toplum olacağımızdan şüphem yok...
Ahlak öldürmeyin mi diyor, ama her gün tonlarca canlı et, süt, süt ürünleri, yumurta şu ya da bu için öldürülüyor. Yine haşere adı verilen onca canlıya soykırım uyguluyoruz...
Çalmayın mı diyor, yönetenler ve asıl hakimler hep çalıyor aslında tüm zenginlikleri hırsızlık, tabi yukarıda madde de hırsızlık, sebzelerimiz, meyvelerimiz, gıdamız, tüm kullandığımız her bir şey çifte hırsızlık, hem üretenin alınteri çalınıyor hem de tüm maddeler...
Utan mı diyor? Sebep?
Tecavüz etme mi diyor? Benim bilincim ve anlayışım(hukuk) diyor ki, hiç bir iradeye, iradesi dışında davranmaya hakkın olamaz diyor.
Kan davaları dahi aslında ahlak kuralı meşruiyetinde idi...
Ahlak teolojik temellerle de beslenmiştir(ikiside aynı iktidar eşrafına hizmet etmiştir), o halde dilediğiniz ahlakçı dini açın bakın, hangisi köleye(cariye de içinde) karşı çıkmıştır, çünkü ahlak kuralları iradeye göre değildir, biçime göredir(insan, canlı şu ya da bu umrunda değildir, tek umursanan ahlak kuralına uyması). örneğin köle pazarından kendisine seks kölesi alan bir 4/4 lük ahlaklı, için 2 irade vardır, birisi kendisi diğeri satıcı, peki ya aradaki? Gönül rızasıyla mı o pazarlara atılıp, afişe edildi ve gönül rızasıyla mı birilerine mal oldu? İşte sözde ahlak, birileri için ahlaksızlık, meşrulaştırılmış hukuksuzluk olarak hayat kazanmıştır... uzatmayayım, ahlakın etkin olduğu coğrafyalarda hukuk geri düşer, sebeplerine çok uzun değinmek gereksiz, evvelce detaylara girdim, önceki yazımda da biraz değindim. oysa ahlak yöntemi, hala, ama hala sopayla eğitilen hayvan muamelesinin olmaz ise olmazıdır(bilinçaltı koşullaması=ahlak!) ve dahi hayvanların dahi bu yöntemle eğitilmesi çağdışıdır, kulağı ters tutma çabasıdır(olsun tersinden de olsa tutuyorum ya sen ona bak diyebilir).
Örnekleri çoğaltabiliriz ama uzamasın...
Ahlak ne diyor? Uymam gereken tek bir ahlak kuralı söyleyin, ama aklım, mantığım, empatim-vicdanım-farkındalığım, kısaca bilincimin, bir canlı olarak doğamın elvermediği veya hukuk anlayışımın yetersiz kaldığı bir koşul üzre olsun...
Ahlak meselesini orta çağda hep üst sınıflar kendi aralarında tartışmıştır Alt sınıfların böyle bir kaygıları olmamış
Felsefeciler ahlak meselesini tartışmayı sever.
MARX ın ahlak konusunda bir sözü vardır Marx en üst sınıfları da ahlaksız olarak söyler. Her kes bilir de, Ben tekrar edeyim en alt ve en üst sınıflarda ahlak yoktur ahlak orta sınıfların kaygısıdır (işidir)der.
Ben, Marx a katılıyorum
Ahlak sanki doğal bir şey değil gibi öğrenilen bir şey gibi geliyor bana. En gelenekçi sınıf orta sınıflar onlar daha çok kültürleri taşıyıcı topluluklar.
Şüpheci Dinsiz, açmak istediğim konu "biyoteknoloji". Bununla ilgili ders gördüm, paylaşmak isterdim.Ama laptopum bozuldu, çöktü,Sorun değil, sonra açarım konuyu.
Ayrıca, tüm arkadaşlara tek tek tekrar slm,çok iyisiniz. Spartacus güzel açıklamış, teşekkürler. O zaman şöyle diyebiliriz???
Ahlak dindir ,din gibidir.! ?
Şüpheci Dinsiz
30-01-2017, 22:50
Sevgili Tatarka,
Şüpheci Dinsiz, açmak istediğim konu "biyoteknoloji". Bununla ilgili ders gördüm, paylaşmak isterdim.Ama laptopum bozuldu, çöktü,Sorun değil, sonra açarım konuyu.
Ayrıca, tüm arkadaşlara tek tek tekrar slm,çok iyisiniz. Spartacus güzel açıklamış, teşekkürler. O zaman şöyle diyebiliriz???
Ahlak dindir ,din gibidir.! ?
Sanırım sevgili spartacus konu açamama sorununu çözdü. Artık konu açabiliyor olmanız gerek. Uygun olduğunuzda denersiniz.
Sevgiler
spartacus
01-02-2017, 00:12
Spartacus güzel açıklamış, teşekkürler. O zaman şöyle diyebiliriz???
Ahlak dindir ,din gibidir.! ?
Son noktada işlevli oldukları yer(bilinçaltı kodlama) bağlamında aynı noktada buluşurlar denebilir mi? Sanırım ama tümüyle baktığımızda denemez, yine de aynı damarlardan beslenirler diyebilirim(din siyasi bir olgu, yol, yöntemleri ise ahlak ile örtüşebilir veya istismar-kullanıyor olabilir).
Ahlakın gereksinim olup/olmadığı tartışılsa, insan yaşamının toplayıcı-avcı olduğu halden çıktığı son 10.000 yıl için, verili koşuldan dolayı gereksinimden doğar derdim. lakin bir gereksinimin varlığı, o gereksinimi giderme yolu-yönteminin neye dairliğinin(insan psikolojisi, sosyal psikoloji), doğruluğu-geçerliliği(mantık açısından), akıla yatkın(sorgu ve sonuçlarının verimi açısından), bilime yatkın(objektif sonuçları ve yöntemi) ve tabi fiili uygulamanın ne kadar sağlıklı sonuç verdiği(bir çok ahlak kuralı, insanları diğerleştirmekte ya da ötekileştirebilmekte, herkes için işlememekte) açısından geçerli olduğu anlamına gelmez diye düşünüyorum.
Bu bağlamda bilimsel yol-yöntemin, insan bilincine(bilinçaltı empozu değil) hitap etmesi gerektiği aşikar, bu halde ahlak yerine doğrusu bilince hitap eden hukuk olmalıdır. Ahlakın derinlerine inersek, karşılaşırız; ortada emreden-buyuran bir efendi-baba(tanrı) figürü, insan psikolojisini zedelediği -ki ahlak son tahlilde aslında emreden-buyuran babaya boyun eğmişlik psikolojisidir.
Heleki içinde yaşadığımız toplumda, heleki son 10 yılı düşündüğümüzde insanların yaşam anlayış ve alanlarına yapılan baskı, gösterilen şiddetin veya hakim iktidarın meşruiyet zemini oluşturduğu bir çok çağdışı etki, uygulamanında olumlayanı olarak yine ahlak(kimin ahlakı, kime göre) önemli bir konumdadır ve hukuka saldırılmaktadır.
Mesela otobüste etek giymeyeceksin diye kadına saldıran ile spor yapan hamile kadına -burada-açık alanda bir kadın olarak koşamazsın- saldıran zihniyet aynıdır ve aynı bilinçaltı dayatımıyla(kısaca hayvani dürtülerden) gider ahlaka dayanır. AKP, yazarının kendi çocuğunu istismardan hakkında davası olan(muhtemel sapık) yazarca yazılmış bir kitap dağıtır, belediyelerde, vs etkin olduğu yerlerde, o kitabın içinde ise örneğin "kadının çalışmaması gerektiği, çünkü çalıştığı işyerinde başka erkeklere bakabileceği, bakılabileceği, o nedenle dizini kırıp oturması gerektiği, kocası kendisini dövebilir, döverse -şiddet mağduru olanın !- somurtmaması aksine kocası dövdükçe kadının daha bir neşeli, cilveli olması gerektiği" vb işlenir*, kocasından şiddet gören kadının yapması gereken hakkında şikayet-davacı olmasıdır!-, çünkü ataerkil, erkek egemen ahlak kurallarında, kadının gülmesi, sokakta elini, kolunu sallayarak gezmesi, erkeğine yan bakması, kocasına -İRADECE- köle olmaması vs olumsuz davranış olarak mimlenmiştir vb... Oysa anlayabilir ki, iradesi ret edilmiş olan, insanalrca kullanılan hayvanlar-eşyalardır...
*üstelik o kitap ve söylemler mevcut hukuk kadar yasalara da aykırıdır, toplatılması gerekirken AKP'ce dağıtılır, çünkü sözde ahlakın bazı sosyal-yıkıcı-sökücü kuralları öncüllenmiştir.
özünde ahlak sosyal grup bireylerinin, diğer bireylere ve hayatına, yaşam biçimlerine müdahale etme, edebilme, şu ya da bu bireyin diğerlerini kabul-ret edebilme sınırları, öncül kuralları esasına dayanmakla, zaten sosyal hayatı ve hukuku zedelemektedir, çıkarcı siyasetçiler ise bu türden kamplaşmaların kaymağını yemek için, ahlak eksenli 3.şahıs(kendisine halt yemek düşen) namına, süreğen çatışmayı diri tutar ve sosyal grup bireyleri birbirinin yaşam-inanç biçimine müdahale etmeye başlar, günümüzde hukuk üstün topluma geçemeyişimizin, yerine çağdışı ahlak egemen toplumun baskın tutulmasında, ahlakın çarpık yol-yöntemlere ve bilinçaltı güdüleme-şartlandırmaya -üstelik çok kolayca- dair yapısı gereğide, siyasetçiler kolayca insanları bilinçaltına hükmederek, güdüleme(gütme, yönlendirme) şansına erişmeleridir. Kısaca aslında gerçekte-özellikle, toplumun bilinçaltını yönetmek olan hipnozun bir yolu.
Yine uzun oldu, ama "ahlaka dair olumsuz eleştiriler, hakim siyasetçilerin bir kandırmacası" vb sözlerden dolayı neden? nasıl? sorusuna kısaca cevap vermek istedim. Ahlak konusunda Platoncu zihniyet yerine, Freud ve Nichtze ile -psikolojik temellenişi bakımından- ortak bir noktaya varabilmiş olmamın temelinde, yukarıdaki ve önceki ifadelerimin etkisi büyüktür...
Benim anladığım Ahlak din değildir Kültürdür. Din yoldur tanrıya ulaşma yolu. Ahlak farklı bir alışkanlıktır .
Benim çocukluğumda bizim evde günah kelimesi hiç kullanılmazdı halbuki babamda anamda dindardı (aşırı değildi).
Ama ayıp kelimesi hep kullanılırdı Ayıp bizim nasıl yaşayacağımızın pusulası idi.
Bizim camiye gitmemiz veya gitmememiz onları çok ilgilendirmezdi Ama komşularla nasıl anlaşacağımız büyüklere küçüklere nasıl davranmamız gerektiği, zorunluluğu vardı. Hatta nasıl oturacağımız kalkacağımız sıkı sıkı tembihlenirdi. Aile büyükleri de bu kurallara çok dikkat ederdi.
Benim anladığım Ahlak bir kültür anlayışıdır. Din farklı.
Ahlak her topluma göre değişkenlik taşır ama din öyle değildir