PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yetim Hakkı


saroz
07-01-2010, 15:00
Başbakan, direnen TEKEL işçilerine ne diyor?
“Yetim hakkı yedirmem.”
“Vay canına” diyorum, “Demek bu işçi sınıfı yetim hakkı yemek istiyor.”
Direnişten görüntülere bakıyorum. Pırıl pırıl giydirilmiş, bakımlı, güler yüzlü çocuklar, okullarını bırakıp babalarına, annelerine destek olmaya gelmişler. Hava soğuk.
Başbakan’ın bakanı durumu kurtarmak için sözde açılım yapmış.
“Maaşlarını arttıracağız. Çalışma sürelerini uzatacağız.
Arada sopayı da gösteriyor.
“Sizin aldığınız maaşın yarısına sizin işinizi yapacak bir yığın insan var.”
Yani, “Bir milyarı filan unutun. Bu işi asgari ücrete yapacak bir sürü aç sokakta geziyor.” demeye getiriyor.
Politika belli. Toplumun yüzde 35’ini açlık ve yoksulluk düzeyinde tut. Onlara patates, kömür, cep harçlığı yardımı yap. Seçimlerde de bu yüzde 35 oyla sonsuza kadar iktidar ol.
İyi mi?
Peki kim bu direnenler?
İşçiler.
Çalışanlar, üretenler. Hayatlarında hiç yattıkları yerden para kazanamamış, değil gemi almak, vapur bileti almakta bile zorlanmış, mutfaklarından, sigaralarından arttırdıkları ile çocuklarını ele, güne rezil etmemek için çabalayan insanlar.
Başbakan kararlı. Yetim hakkı yedirmeyecek.
Başbakan’ın öteki bakanı ne diyor?
“AB standartlarına bakıldığında polis sayımız az. On bin polis daha alacağız.”
Başbakan destekliyor.
“En düşük polis maaşını 2 milyara yaklaştırdık.”
Kaymaklı kadayıf.
Sanki her şeyimiz tamam da AB ile tek farkımız polis sayımız. Sendikal haklardan, örgütlenme özgürlüğünden, dokunulmazlıklardan başlasana AB’leşmeye, eğer niyetin varsa?
Uzaydan bakan biri sormaz mı, “İşçisi mi çok olan, polisi mi çok olan ülke daha gelişmiş, daha zengin, daha mutlu topluluktur” diye?
Bu ülkede dört yıl üniversite okumuş, ardından en az iki yıl yüksek lisans çalışması yapmış, yetmemiş dört, beş yılını da doktoraya harcamış bir bilim insanı, Odakule’de TRT bahçesinde, Taksim Meydanı’nda bekleyip, haftada bir, iki kez işçi, öğrenci, memur, işsiz coplayan, sanki ABD polisi imiş gibi “Kahrolsun ABD” afişini asmaya çalışan kızı yerlere savuran robotekler kadar para alamıyor.
Yetim hakkını yiyenlerin kimler oldukları yaşadıkları hayatlarına yansıyor. Yılbaşını yarım kilo kestane ile evde tombala oynayarak geçirenler, ele geçirdikleri yetim hakkını, bize çaktırmadan, hangi gizli zevkleri için harcıyorlar acaba?

Arif Nacaroğlu

Gerçekleri ters yüz etmekte üstlerine yok ''sayın'' iktidarın...

Aynı iktidar sahipleri 2001 yılında Tekel işçilerini dönemin iktidarına karşı eyleme davet etmişti.

2001’DE NE DEMİŞTİ?
Bülent Arınç, 2001 yılında Türk-İş’te TEKEL’in özelleştirilmesine karşı yapılan toplantıya FP Grup Başkan Vekili olarak katılmış ve dönemin iktidarını sert bir dille eleştirmişti. TEKEL işçilerini alana inmeye çağıran Arınç, “Meydanlara gelin, sizin en önünüzde, sizinle birlikte, gerekirse polisten cop yemek de dahil sizin meselenizi haykıracağız” ifadelerini kullanmıştı.

Sangre
07-01-2010, 16:18
Özelleştirmelere karşı olmak, ekonomiden gram anlamamak demektir..

Hükümet yanlış yapmış.. İlk önce, özelleştirme karşıtlarının ilkel, kaynak israfı yapan, atıl ve verimsiz çalışan kafalarını özelleştirmesi gerekirdi.

tyd13
07-01-2010, 16:27
Özelleştirmelere karşı olmak, ekonomiden gram anlamamak demektir..

Hükümet yanlış yapmış.. İlk önce, özelleştirme karşıtlarının ilkel, kaynak israfı yapan, atıl ve verimsiz çalışan kafalarını özelleştirmesi gerekirdi.
Azizim Özelleştirme iyileştirme ve kaynakların etkin kullanımı anlamını taşımaz. Özelleştirilen iktisadi teşekküllerde iyileştirmenin gerçekleştirilmesi ve yönetmelik değişimi ile özelleştirme yapılmadan kaynakların israfı ve atıl kapasitenin oluşması engellenebilir. Ayriyeten atıl kapasiteye neden olan ve kaynakların etkin kullanılmasını engelleyen araştırma geliştirme ve eğitim eksikliğidir. Özelleştirmelerin amaçlarını düşünerek konuya yaklaşmak gerekir.

Sangre
07-01-2010, 16:55
Azizim Özelleştirme iyileştirme ve kaynakların etkin kullanımı anlamını taşımaz. Özelleştirilen iktisadi teşekküllerde iyileştirmenin gerçekleştirilmesi ve yönetmelik değişimi ile özelleştirme yapılmadan kaynakların israfı ve atıl kapasitenin oluşması engellenebilir. Ayriyeten atıl kapasiteye neden olan ve kaynakların etkin kullanılmasını engelleyen araştırma geliştirme ve eğitim eksikliğidir. Özelleştirmelerin amaçlarını düşünerek konuya yaklaşmak gerekir.

KİT'lerde yüksek maliyet ile üretim yapılmasından dolayı KİT ürünlerine yapılan zamların fiyat yükseltici etkisi, KİT'lerin özel işletmeler karşısında ne kadar verimsiz çalıştığı ve zarar edenlerin yine devlet tarafından finanse edilmeleri, bu finanse edilme sonucunda artan kamu harcamalarının para basma ile karşılanması gibi enflasyon yükseltici etkiler göz önüne alındığında, kimse özelleştirmelerin faydasız olduğunu savunamaz..

Özelleştirme yapılmadan, devlet kontrollü olarak verim artışı söz konusu değildir.. Bunun söz konusu olmadığı uzun zamanda elde edilen tecrübelerle sabittir.. Kamu kesimi nitelikli işgücüne sahip olmadığından dolayı ve daha bir çok sebepten, optimal kaynak yönetimini gerçekleştirememektedir.. Bırakın da üretimi 'kar maximizasyonu' peşinde koşan özel sektör yapsın.. Aksi taktirde, sonuçlarını yine ülkenin insanı ödemek zorunda kalmasın.

Yergin
07-01-2010, 17:02
Özelleştirmelere karşı olmak, ekonomiden gram anlamamak demektir..

Hükümet yanlış yapmış.. İlk önce, özelleştirme karşıtlarının ilkel, kaynak israfı yapan, atıl ve verimsiz çalışan kafalarını özelleştirmesi gerekirdi.

Sözlerinize katılıyorum.

Öncelikli olarak, ben özelleştirmeye karşıyım. Özelleştirme yerine bu kurumlarda iyileştirme yapılmalıdır. Ama iyileştirme yapacak kişiler varmıdır, iyileştirme için atanacak kişiler iyileştirmemi yapar yoksa yan gelip yatarmı orası tartışılır. Şunu da unutmamak gerekir ki, bir özel bankada sıra bekler iken, gişedeki görevli oyalandığında o kişiyi uyarabiliyorduk ama devlete ait bir bankada sırada bekler iken, gişedeki görevli oyalandığında o kişiyi uyaramıyorduk çünkü hemen lafı hazırdı, ben devlet memuruyum benimle böyle konuşamazsın.

Sayın Saroz'dan Tekel işçileri ile ilgili diğer konuda yazdığıma ister orada isterse burada cevap bekliyorum veya başka konu ile bilgisi olan birisinden.

Tekel denilen kurum özelleştirilmeye çalışılıyorsa, bugün itiraz edenler, eylem yapanlar kimlerdir? Niye çalışanların hepsi değilde bazısı eylem yapıyor ve bu eylem yapanların veya bu özelleştirmeye karşı çıkanların Tekel'deki konumları nedir?

Başbakan, yetimin hakkını yedirmem der iken buradaki yetim değil bu hakkı yiyenler şayet dediği doğru ise kimlerdir?

Saygılarımla

kuranyeter
07-01-2010, 17:08
merhaba,
memeleketin yüzde 47 si aptal peki chp yada mhp ye oy verenlermi akıllı,ya kısacasını söyleyeyim bu memlekette adam gibi adamların oyunu hak edecek bir parti yok,bundan sonrada olacağıda yok.

akp olmasa ne olucak deniz baykalın partisimi bu memleketi düzeltecek yoksa sadece ırkçılıkla yetişmiş devlet bahçelimi düzeltecek,bu memleket adam olmaz ve hiç bir zaman da dünyada hiç bir topluluğun gıpta edeceği kıskanacağı bir yönetici kadrosu gelmeyecektir..

Hiç kimse işsiz değil, fakat hiç kimse çalışmıyor. Hiç kimse çalışmıyor, fakat herkese ücret ödeniyor. Herkese ücret ödeniyor, fakat satın alacak bir şey yok. Satın alacak hiçbir şey yok, fakat herkes ihtiyacını karşılıyor. Herkes ihtiyacını karşılıyor, fakat herkes şikayet ediyor. Herkes şikayet ediyor, fakat ne zaman oy kullanma zamanı gelse herkes evet diyor.

tyd13
07-01-2010, 19:14
KİT'lerde yüksek maliyet ile üretim yapılmasından dolayı KİT ürünlerine yapılan zamların fiyat yükseltici etkisi, KİT'lerin özel işletmeler karşısında ne kadar verimsiz çalıştığı ve zarar edenlerin yine devlet tarafından finanse edilmeleri, bu finanse edilme sonucunda artan kamu harcamalarının para basma ile karşılanması gibi enflasyon yükseltici etkiler göz önüne alındığında, kimse özelleştirmelerin faydasız olduğunu savunamaz..

Özelleştirme yapılmadan, devlet kontrollü olarak verim artışı söz konusu değildir.. Bunun söz konusu olmadığı uzun zamanda elde edilen tecrübelerle sabittir.. Kamu kesimi nitelikli işgücüne sahip olmadığından dolayı ve daha bir çok sebepten, optimal kaynak yönetimini gerçekleştirememektedir.. Bırakın da üretimi 'kar maximizasyonu' peşinde koşan özel sektör yapsın.. Aksi taktirde, sonuçlarını yine ülkenin insanı ödemek zorunda kalmasın.

Azizim KİT’lerde yüksek maliyetle üretim yapılmasının nedenleri:
. Çalışan sayısının fazla olmasından dolayı işgücü maliyetinin yüksek olması: İşgücü fazlasının var olmasının nedeni hükümetlerin uyguladığı yanlış istihdam politikasıdır. İstihdam politikası değiştirilerek Özelleştirme yapılmadan da çalışan sayısı azalatılabilir. İşgücü fazlasının etkin kullanımına yönelik yatırım ve eğitim çalışmaları yapılarak üretim miktarı artırılabilir veya farklı ürünlere yönelik üretim yapılabilir.
. Araştırma-Geliştirme ve Eğitim faaliyetlerinin yetersizliği: Araştırma-Geliştirme ve Eğitim faaliyetlerinin yetersizliği nedeniyle fiziki sermaye gelişememektedir. Bu durumda maliyetler de artmaktadır. Kullanılan fiziki sermayenin geliştirilmesi Araştırma-Geliştirme faaliyetleri ile ve devlet eli ile sağlanabilir. Geliştirilen fiziki sermayeye dayanarak işgücü eğitilerek verim artışı sağlanabilir.

Azizim Aktardığım maliyet artışı nedenlerini bertaraf etmek için özelleştirme gerekmeyebilir. Gerekli olan verimliliği arttırıcı faaliyetlerin gerçekleştirilmesidir. Uygulmadan kaynaklanan sorunlar nedeniyle KİT’ler zarar etmektedir ve/veya zarar ediyor gösterilmektedir. AyriyetenTürktelekom, Erdemir Demir Çelik, TÜPRAŞ, POAŞ ve PETKİM gibi kuruluşların zarar ettiğinden daolayı özelleştirildiğini mi söylüyorsunuz? Zarar etmeyen bir kuruluş neden satılır? Türktelekom’un özelleştirilirken değerinin ne kadar olduğunu ve özelleştirilen %75’lik bölümünü ne kadara satıldığını biliyor musunuz? Özelleştirilen bölümünün piyasa değerinin %15,7’sine tekabül eden bir rakam özelleştirildiğini biliyor musunuz?
Azizim Bu kurumların verimli hale getirilmesi, kaynakların etkin kullanılması ve nitelikli işgücü yaratılması devlet eli ile de sağlanabilir. Yabancı ülkelerin devlete ait kuruluşlarını incelediğinizde bu durumu gözlemleyebilirsiniz. Biraz araştırma yaparsanız yabancı ülkelerin devlete ait kuruluşlarının dış yatırımlara yöneldiğini bile görebilirsiniz. Şimdi ne olacak? Bu ülkelerin devlete ait kuruluşları özelleştirilmeden de kâr maksimizaysonu yapabiliyor mu? Optimum kapasitede çalışamıyor mu? İşgücü niteliksiz mi? Çok ilginç. Nasıl kâr edebiliyor? Dış yatırımların finansmanını nasıl sağlıyorlar? Kesinlikle yanlış bir bilgidir. Özelleştirilerek de özelleştirmeden de kuruluşlar verimli hale getirilebilir. Fakat unutmayın ki özelleştirmeler amaçları arasında yer alan toplumsal yarar son sırada yer alır. Ayriyeten unutmayın ki özelleştirilen kuruluşlarda çalışan işgücü özelleştirme öncesi aldığı ücretten daha düşük ücrete çalışmaya mecbur kalabilmektedir.
Azizim Biraz dalga geçer gibi oldu. Fakat sizin gibi sabit düşünüp “Herşeyi ben bilirim” denildiğinde asabım bozuluyor veya yanlışlıklarını gözlerine sokma ihtiyacı hissediyorum. (Uzun zamanda elde edilen tecrübelerle sabittir!) Her konuda istisnaların olabileceğini düşünürseniz sizin için yararlı olur.

Sangre
07-01-2010, 21:33
Azizim KİT’lerde yüksek maliyetle üretim yapılmasının nedenleri:
Çalışan sayısının fazla olmasından dolayı işgücü maliyetinin yüksek olması: İşgücü fazlasının var olmasının nedeni hükümetlerin uyguladığı yanlış istihdam politikasıdır. İstihdam politikası değiştirilerek Özelleştirme yapılmadan da çalışan sayısı azalatılabilir. İşgücü fazlasının etkin kullanımına yönelik yatırım ve eğitim çalışmaları yapılarak üretim miktarı artırılabilir veya farklı ürünlere yönelik üretim yapılabilir.
Araştırma-Geliştirme ve Eğitim faaliyetlerinin yetersizliği: Araştırma-Geliştirme ve Eğitim faaliyetlerinin yetersizliği nedeniyle fiziki sermaye gelişememektedir. Bu durumda maliyetler de artmaktadır. Kullanılan fiziki sermayenin geliştirilmesi Araştırma-Geliştirme faaliyetleri ile ve devlet eli ile sağlanabilir. Geliştirilen fiziki sermayeye dayanarak işgücü eğitilerek verim artışı sağlanabilir.

Azizim Aktardığım maliyet artışı nedenlerini bertaraf etmek için özelleştirme gerekmeyebilir. Gerekli olan verimliliği arttırıcı faaliyetlerin gerçekleştirilmesidir. Uygulmadan kaynaklanan sorunlar nedeniyle KİT’ler zarar etmektedir ve/veya zarar ediyor gösterilmektedir. AyriyetenTürktelekom, Erdemir Demir Çelik, TÜPRAŞ, POAŞ ve PETKİM gibi kuruluşların zarar ettiğinden daolayı özelleştirildiğini mi söylüyorsunuz? Zarar etmeyen bir kuruluş neden satılır? Türktelekom’un özelleştirilirken değerinin ne kadar olduğunu ve özelleştirilen %75’lik bölümünü ne kadara satıldığını biliyor musunuz? Özelleştirilen bölümünün piyasa değerinin %15,7’sine tekabül eden bir rakam özelleştirildiğini biliyor musunuz?
Azizim Bu kurumların verimli hale getirilmesi, kaynakların etkin kullanılması ve nitelikli işgücü yaratılması devlet eli ile de sağlanabilir. Yabancı ülkelerin devlete ait kuruluşlarını incelediğinizde bu durumu gözlemleyebilirsiniz. Biraz araştırma yaparsanız yabancı ülkelerin devlete ait kuruluşlarının dış yatırımlara yöneldiğini bile görebilirsiniz. Şimdi ne olacak? Bu ülkelerin devlete ait kuruluşları özelleştirilmeden de kâr maksimizaysonu yapabiliyor mu? Optimum kapasitede çalışamıyor mu? İşgücü niteliksiz mi? Çok ilginç. Nasıl kâr edebiliyor? Dış yatırımların finansmanını nasıl sağlıyorlar? Kesinlikle yanlış bir bilgidir. Özelleştirilerek de özelleştirmeden de kuruluşlar verimli hale getirilebilir. Fakat unutmayın ki özelleştirmeler amaçları arasında yer alan toplumsal yarar son sırada yer alır. Ayriyeten unutmayın ki özelleştirilen kuruluşlarda çalışan işgücü özelleştirme öncesi aldığı ücretten daha düşük ücrete çalışmaya mecbur kalabilmektedir.
Azizim Biraz dalga geçer gibi oldu. Fakat sizin gibi sabit düşünüp “Herşeyi ben bilirim” denildiğinde asabım bozuluyor veya yanlışlıklarını gözlerine sokma ihtiyacı hissediyorum. (Uzun zamanda elde edilen tecrübelerle sabittir!) Her konuda istisnaların olabileceğini düşünürseniz sizin için yararlı olur.

Madem istihdam edilen işçilerin sayısını azaltmak bir çözüm, o zaman bu işgücünü kamu kesiminin istihdam etmesinin ne anlamı kalıyor? .. İşgücünü minimum maliyetlerle üretime sokan özel sektörün çalışma prensibi ile işgücünü minimum maliyetlerle üretime sokan kamu kesimi arasında, sadece isim farkı kalıyor.. Aynı kalitede işgücü, aynı maliyetlerle çalışıyorlar ama işverenin ismi farklı.. Birinde özel sektör, diğerinde kamu kesimi.. Ama bakın daha sonra ne diyorsunuz;

'' Ayriyeten unutmayın ki özelleştirilen kuruluşlarda çalışan işgücü özelleştirme öncesi aldığı ücretten daha düşük ücrete çalışmaya mecbur kalabilmektedir.''

Tabii ki daha düşük maaş almaları gerekiyor (üretimin kalitesine bağlı olarak).. Çünkü kamu kesiminin dağıttığı maaşlar ile optimal etkinlik sağlanmıyor.. Özel sektörde ise üretimdeki kaliteye göre, minimum maliyetler belirlenir.. Eğer işgücü vasıflıysa ve bu işe olan talebin sınırı belirliyse, ona göre bir maaş verilir.

Kamu kesiminin belli başlı alanlarda tercih edilmesinin sebebi, özel üreticilerin girmek istemediği sektörlerdir vs.. Bunun dışında olan diğer nedenler 'irrasyoneldir'' .. Tıpkı kamu kesiminin 'istihdam' sağlayıcı etkisinin irrasyonel olması gibi.

Ayrıca ilk parağrafta belirttiğim 'kamu kesimi ile özel sektör arasında fark kalmaz' yaklaşımına da birşeyler katmak istiyorum;

Kamunun faaliyet gösterdiği alanların finansmanı biziz.. Bizim verdiğimiz vergilerle üretim yapılıyor.. Yani bu işletmelerin faaliyet göstermesi, halka extra vergi yüküdür.. Bu tür vergi arttırıcı etkilerin de, tüketicilerin bütçelerini etkilediğini ve piyasada bulunan talebi azalttığını biliyoruz.. Bunun yerine bu alan özelleştirilerek, halka bindirilen extra vergi yükü de hafifletilmelidir.

İşgücünün eğitilmesi meselesinde ise, yine devlete görev düşüyor.. Yani kamu harcamalarının arttırılması öngörülüyor.. Hazır vasıflı işçi varken, neden extra bir eğitime gerek duyulsun?

Ben KİT'lerin tamamının zarar ettiğini nerde söyledim? Kaynakların israf edilmesi ve verimsiz kullanılmasıyla 'kar' elde edilemeyeceğini mi sanıyorsun?

KİT'lerden bazılarının 'Doğal Monopol' olmasından dolayı 'aşırı kar' etmelerinin iyi bir şey olacağını mı sanıyorsun?

(İdeal olan) tam rekabet piyasasında, uzun dönemde optimal tesis ölçeğinde ve tam kapasitede faaliyette bulunan firma 'normal kar' elde ederken, Monopol uzun dönemde 'aşırı kar' elde eder.

Tam rekabet ve monopol piyasalarında, üretim hacmi ve satış fiyatı karşılaştırıldığında, monopolcünün tam rekabetteki üretim düzeyinden daha az üretip, daha yüksek fiyattan sattığı bilinir.. Şurdan da rahatlıkla görebilirsin;

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/9/9f/GG_im_Monopol.png

Monopolün üretim miktarını kısarak kaynak dağılımında etkinliği bozmasının, yani monopolün etkinsizliğinin toplum refahı üzerindeki olumsuz etkisine de 'monopolün sosyal maliyeti' deniyor..

Sen dalga geçmeye devam edebilirsin, ama aynı zamanda kendini gülünç durumda bıraktığını da unutma.. Ben 'Herşeyi ben bilirim' havalarında değilim, sadece ekonomiyle ilgili bilgisi olmadığı halde ahkam kesenlerden hoşlanmam.. Biline.

Yergin
07-01-2010, 21:49
Azizim KİT’lerde yüksek maliyetle üretim yapılmasının nedenleri:
. Çalışan sayısının fazla olmasından dolayı işgücü maliyetinin yüksek olması: İşgücü fazlasının var olmasının nedeni hükümetlerin uyguladığı yanlış istihdam politikasıdır. İstihdam politikası değiştirilerek Özelleştirme yapılmadan da çalışan sayısı azalatılabilir. İşgücü fazlasının etkin kullanımına yönelik yatırım ve eğitim çalışmaları yapılarak üretim miktarı artırılabilir veya farklı ürünlere yönelik üretim yapılabilir.
. Araştırma-Geliştirme ve Eğitim faaliyetlerinin yetersizliği: Araştırma-Geliştirme ve Eğitim faaliyetlerinin yetersizliği nedeniyle fiziki sermaye gelişememektedir. Bu durumda maliyetler de artmaktadır. Kullanılan fiziki sermayenin geliştirilmesi Araştırma-Geliştirme faaliyetleri ile ve devlet eli ile sağlanabilir. Geliştirilen fiziki sermayeye dayanarak işgücü eğitilerek verim artışı sağlanabilir.

Azizim Aktardığım maliyet artışı nedenlerini bertaraf etmek için özelleştirme gerekmeyebilir. Gerekli olan verimliliği arttırıcı faaliyetlerin gerçekleştirilmesidir. Uygulmadan kaynaklanan sorunlar nedeniyle KİT’ler zarar etmektedir ve/veya zarar ediyor gösterilmektedir. AyriyetenTürktelekom, Erdemir Demir Çelik, TÜPRAŞ, POAŞ ve PETKİM gibi kuruluşların zarar ettiğinden daolayı özelleştirildiğini mi söylüyorsunuz? Zarar etmeyen bir kuruluş neden satılır? Türktelekom’un özelleştirilirken değerinin ne kadar olduğunu ve özelleştirilen %75’lik bölümünü ne kadara satıldığını biliyor musunuz? Özelleştirilen bölümünün piyasa değerinin %15,7’sine tekabül eden bir rakam özelleştirildiğini biliyor musunuz?
Azizim Bu kurumların verimli hale getirilmesi, kaynakların etkin kullanılması ve nitelikli işgücü yaratılması devlet eli ile de sağlanabilir. Yabancı ülkelerin devlete ait kuruluşlarını incelediğinizde bu durumu gözlemleyebilirsiniz. Biraz araştırma yaparsanız yabancı ülkelerin devlete ait kuruluşlarının dış yatırımlara yöneldiğini bile görebilirsiniz. Şimdi ne olacak? Bu ülkelerin devlete ait kuruluşları özelleştirilmeden de kâr maksimizaysonu yapabiliyor mu? Optimum kapasitede çalışamıyor mu? İşgücü niteliksiz mi? Çok ilginç. Nasıl kâr edebiliyor? Dış yatırımların finansmanını nasıl sağlıyorlar? Kesinlikle yanlış bir bilgidir. Özelleştirilerek de özelleştirmeden de kuruluşlar verimli hale getirilebilir. Fakat unutmayın ki özelleştirmeler amaçları arasında yer alan toplumsal yarar son sırada yer alır. Ayriyeten unutmayın ki özelleştirilen kuruluşlarda çalışan işgücü özelleştirme öncesi aldığı ücretten daha düşük ücrete çalışmaya mecbur kalabilmektedir.
Azizim Biraz dalga geçer gibi oldu. Fakat sizin gibi sabit düşünüp “Herşeyi ben bilirim” denildiğinde asabım bozuluyor veya yanlışlıklarını gözlerine sokma ihtiyacı hissediyorum. (Uzun zamanda elde edilen tecrübelerle sabittir!) Her konuda istisnaların olabileceğini düşünürseniz sizin için yararlı olur.

Sevgili tyd13,

KİT'lerin yüksek maliyetle üretim yapmasının nedenleri arasında çalışan sayısının fazla olması gösterilemez. Elbette ki her iş yerinin belli bir çalışan kapasitesi vardır ama mesela TEKEL'de senelerce çalışan sayısı aynı gitmiş olsa ve yinede TEKEL vasatın üzerine çıkamasa bunun sebebi çalışan sayısının fazla olması değildir. Yönetimin ve çalışanların doğru düzgün çalışmamasındandır. Bu yüzden ben bugüne kadar AKP'ye hiç oy vermemiş birisi olarak Başbakan'ın yetimin hakkını yedirmem sözüne sonuna kadar katılıyorum.

Bugün gerek TEKEL'de olsun, gerek yine TEKEL gibi özelleştirilen şeker fabrikalarında olsun, senelerce orada çalışan olarak gözüküp her ay tıkır tıkır maaşını alıp ama iş yerine bir gün bile adımını atmayan bu kurumlarda çalışanlar var. Mesela yetkili birisi bir tanıdığını işe almış, öbür yetkili başka tanıdığını işe almış, bu kişiler her ay maaş almış ama bir gün bile işe gitmemişler. Bu kurumların bu tür kişilerden temizlenmesi lazım. Peki burada devlet ne yapıyor? İşin kolayına kaçıp özelleştirmeye gidiyor. Kötü mü peki? Hayır. Ama özelleştirmeyip, bu kurumlarda iyileştirilmeye gidilse ülke için daha faydalı olur. Ama bir önceki mesajımda söylediğim gibi, iyileştirmek için yeni atayacağınız kişilerinde aynı kafada olma bu şekilde devam etme ihtimali var. Ama yukarıda söylediğim gibi, sorun çalışan sayısının fazla olması değil, sorun çalışanların doğru düzgün çalışmaması. Çalışanlar doğru düzgün çalışmayınca, arada doğru düzgün çalışanlarda olduğunu düşündüğümüzde, bu kurumların bize dışarıdan çalışan sayısının fazla olmasından dolayı yüksek maliyetli olduğu izlenimi veriyor.

Günden güne daralan piyasalardan dolayı, artık insanların çok uzun vadede çeklerle iş yapmasından dolayı, malını satabilmek adına 1 kuruşun dahi hesabını yapmasından dolayı artık insanlar şuna alışmalılar. Eskisi gibi 1 koyup 10 kazanma devri bitmiştir.

Saygılarımla

Sangre
07-01-2010, 22:04
Yönetimin ve çalışanların doğru düzgün çalışmamasındandır. Bu yüzden ben bugüne kadar AKP'ye hiç oy vermemiş birisi olarak Başbakan'ın yetimin hakkını yedirmem sözüne sonuna kadar katılıyorum.

Bugün gerek TEKEL'de olsun, gerek yine TEKEL gibi özelleştirilen şeker fabrikalarında olsun, senelerce orada çalışan olarak gözüküp her ay tıkır tıkır maaşını alıp ama iş yerine bir gün bile adımını atmayan bu kurumlarda çalışanlar var. Mesela yetkili birisi bir tanıdığını işe almış, öbür yetkili başka tanıdığını işe almış, bu kişiler her ay maaş almış ama bir gün bile işe gitmemişler. Bu kurumların bu tür kişilerden temizlenmesi lazım.

Saygılarımla

Bu da çok büyük bir sorun tabii kii.. Ama yukarıda da açıklamaya çalıştığım üzere, kamu kesiminde iyileştirilmelerin yapılmasında dahi sorunun çözülebileceğini düşünmüyorum.. Çünkü 'Tekel' başlı başına bir sorun..

Özel sektörün yatırım yapmak istemeyeceği yerlerde, kamu kesimi duruma el koymalıdır.. Bunun dışındaki etkinliklerinin rasyonel olduğunu düşünmüyorum.. Tabii bu benim fikrim.

güneşinzaptıyakın
07-01-2010, 22:04
Çoookk Çoookk uzun zaman önce tekelden emekli olmuş birisi anlatmıştı bana, olay sanırım 50'lerin ortalarında geçmiş, bu kişi Yunanistandan göç edip Türkiye'ye yerleştikten sonra tekele başvurmuş ve bir süre sonra işe girmiş, girdikten sonra çuval dikme bölümünde çalışmaya başlamış, parça başı yövmiye aldığı için ve altı çocuğu ile eşi evde onun getireceği ekmeği beklediği için çok hızlı çalışıyormuş, ustabaşı akşamları onun önündeki yığına bakar sık sık tebrik edermiş, bir gün diğer işçiler onu kenara çekmişler ve bak böyle çalışarak burdaki düzeni bozuyorsun, bizim hızımıza uydur kendini bizleri ekmeğimizden etme demişler, benim tanıdık onlara bakmış ve benim evimde ekmek bekleyen 7 boğaz var ve benim yerim sizinkisi gibi sıcak değil bir şey olsa ilk beni kapı önüne koyarlar demiş ve işinin başına dönmüş.

Kıssadan hisse yaparsak, sorun yönetimde ve çalışanlarda bence, sorun tembel olan bu toplumda, birilerinin sırtından geçinmeyi maharet sayanlarda, emeği bu kadar ucuzlatanlarda bu kadar ucuz satanlarda. Sorun sistemde ve zihniyette.

Gene uzun zaman önce Kuba diye bir ülkede devrim yapılmış, bir zaman sonra İnsanların çalışma hakkı olduğu gibi çalışmama hakkıda vardır düşüncesi ile tüm vatandaşlara çalışmama hakkını vermişler, ilk başlarda olaya şüphe ile yaklaşan vatandaşlar bakmışlarki gerçekten böyle bir demokratik hak var, kitleler halinde çalışmama hakkını kullanmaya başlamışlar ve üretim büyük oranda birden düşmüş, bunun üzerine devlet bunu bir sisteme oturtmuş ve vatandaşlarına bu demokratik hakkı kullanacak eğitimi vermiş şimdi orada hala bu demokratik hak varmış.

Kıssadan hisse ayaparsak, sorun yönetimde ve çalışanlarda bence yani sorun bu tembel toplumda...

evrensel-insan
07-01-2010, 22:13
Saygideger GUNESINZAPTIYAKIN;

Marxizm de bir tekerleme vardir. "Ucretleri, iceride calisan % 5 degil; disaridaki % 95 belirler" diye. Bu da emperyalist zihniyetin, tam da arayipta bulamadigidir. Ucret azmi, kapi disari. Nasil olsa hemde daha azina calisan bulunur. Ucret azmi, eee ne yapacaksin, ucreti cogaltmak icin; gucunden fazlasini harcayacaksin?

Acaba sorun, nerde, nede ve kimde? Sistemde mi, yoksa o sistemi ayakta tutan zihniyette mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Sangre
07-01-2010, 22:20
vatandaşlar bakmışlarki gerçekten böyle bir demokratik hak var.

'Tembellik hakkı' diye bir hak mı varmış?

Sosyalizm'i savunanlar da kalmış bu devirde.. Daha neler duyacağız :)

güneşinzaptıyakın
07-01-2010, 22:28
evrensel-insan; sistem ve zihniyet birlikte işlerler, hani derviş ve zikri misali...

evrensel-insan
07-01-2010, 22:32
Saygideger GUNESINZAPTIYAKIN;

Hangisi, hangisini belirler. Iste bu sorunun cevabi; ya maddesel/tanrisaldir, ya da insansaldir. Hangisi, belirleyici rol oynar.

Mesela bilimde somut, yani deney, gozlem, bulus v.s. belirleyici rol oynar. Ya etik te, ki duzen ve sistemin her turlu sosyal-siyasal-toplumsal duzen ve sistemi etigin konusudur. Ideolojik, inancsal dogrular mi topluma dayatilir, yoksa toplum mu yeni ideolojik inancsal dogrular ister?:lock1:

Saygilarimla;
evrensel-insan

güneşinzaptıyakın
07-01-2010, 22:46
evrensel-insan; aynen derviş ve zikrinde olduğu gibi kah zikri kah fikri sürükler eylemi, birlikte evrilirler, sonucu kestirmek güçte olsa az çok yakın tahminler yapıplabilir en azından yakın tarihler için ama uzak tarihler için sistemler arasında ki çatışma nasıl evrilir bunu şimdiden kesin bir ifade ile belirleyemeyiz.

evrensel-insan
07-01-2010, 22:57
Saygideger gunesinzaptiyakin;

Genelde, tum ideolojik inancsallar ya tanrisal, ya da maddeseldir. Halbuki Ureten de paylasanda iliski kuranda, tuketen de v.s. insanogludur.

Oyuzden, konu maddesel degil; dusunseldir. Dogal dusunce boyle birsey iste; insandan degil de; ya tanri, ya da maddeden yola cikar.

Oyuzden de sistem ve duzenlerin, insanlikdisi olmasi dogaldir. Cunku dogal dusunce zaten insandisidir.

Insanoglu kendi ortaya attigi metafizik varlik ve etiksel birliktelik ideolojilerine ve inanclarina, yine kendi teslim olmustur, o ideoloji, bu ideoloji, o inanc, bu inanc arasinda bocalar durur.

Bocalamayan ise her turlu sistemini oturtmus, bu ideolojileri ve inanclari bir biriyle carpistiran ve bu carpismayi besleyerek diri tutan ve bu sayede insanlarin kanini emen ve payesini toplayan emperyalist zihniyettir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

güneşinzaptıyakın
07-01-2010, 23:16
.......................

Genelde, tum ideolojik inancsallar ya tanrisal, ya da maddeseldir. Halbuki Ureten de paylasanda iliski kuranda, tuketen de v.s. insanogludur.

...................

evrensel-insan; en sevdiğim sloganlardandır, üreten biziz yönetende biz olacağız...

........................

Oyuzden, konu maddesel degil; dusunseldir. .....................

Bocalamayan ise her turlu sistemini oturtmus, bu ideolojileri ve inanclari bir biriyle carpistiran ve bu carpismayi besleyerek diri tutan ve bu sayede insanlarin kanini emen ve payesini toplayan emperyalist zihniyettir.

...... sistemler zihniyetler doğrultusunda vardır, tüm sistemler düşüncelerin ürünüdür, bunları idame ettirenler ise İnsanlardır, bazen kendi yaptıkları putlara taptıkları gibi kendi icat ettikleri sistemlerede taparlar elbett...

evrensel-insan
07-01-2010, 23:20
Saygideger GUNESINZAPTIYAKIN;

sistemler zihniyetler doğrultusunda vardır, tüm sistemler düşüncelerin ürünüdür, bunları idame ettirenler ise İnsanlardır, bazen kendi yaptıkları putlara taptıkları gibi kendi icat ettikleri sistemlerede taparlar elbett... -GZY-

Bak iste, simdi bakis acinin temeli insanoglu oldu. Ne madde, ne de tanri.

Saygilarimla;
evrensel-insan

güneşinzaptıyakın
07-01-2010, 23:40
evrensel-insan; ben bir komünistim elbet bakışımda yaşayışımda söylemimde yani her şeyimle elbet İnsan temelli olucam :peace:

evrensel-insan
08-01-2010, 00:17
Saygideger GUNESINZAPTIYAKIN;

evrensel-insan; ben bir komünistim elbet bakışımda yaşayışımda söylemimde yani her şeyimle elbet İnsan temelli olucam -GZY-

Burada bir celiski var gimin. Komunizmin temel ve kokeni; felsefenin varlik konusunu isleyen metafizigin ideolojilerinden, materyalizme ve de diyalektige dayanmaz mi? Hani nerde insanoglu?

Oyuzden de; bilincin onune, totoliter bir iktidar olan, sosyalizmi koymaz mi? Yani, insanoglunu, onlari once bilinclendirmek yerine ve de kendisini de; kendi ideolojik inancsal dogrusuna cekme mucadelesi vermez mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

güneşinzaptıyakın
08-01-2010, 00:21
sistemlerin evrimini kaçırma derim sana evrensel-insan.
elbet aslında kimse komünist değildir teorik olarak en fazla sosyalist olabilir pratikte ama günlük kullanımda alışkanlık olarak komünist denilmektedir...

Bildiğin gibi komünizm sınırların ve sınıfların olmadığı bir Dünya için siyaset yapar, doğal olarak evrensel kişi benim :D

evrensel-insan
08-01-2010, 00:25
Saygideger GUNESINZAPTIYAKIN;

sistemlerin evrimini kaçırma derim sana evrensel-insan.-GZY-

Bu cumleni biraz acarmisin, once ne demek istedigini algilamam lazim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

güneşinzaptıyakın
08-01-2010, 00:30
dedim ben sana esas evrensel kişi benim diye :D

Sistemler zaman içerisinde gelişirler ve değişirler yani evrimleşirler, senin emperyalizmi tanımlamandaki kavramlar zaman içinde evrimleşerek günümüze gelen emperyalizm içindir mesela, yüz yıl önceki emperyalizmle aralarında fark vardır mesela...

evrensel-insan
08-01-2010, 00:35
Saygideger GUNESINZAPTIYAKIN;

Sistemler zaman içerisinde gelişirler ve değişirler yani evrimleşirler,-GZY-

Oyle bir izah etmissinki; sanki sistemlerin beyni var. Bu sistemleri gelistiren de, degistiren de, insanoglunun dusuncesi ve bu dusunceyi pratige uygulatmasidir. Yoksa, sistemlerin beyni ve dusuncesi yoktur.:yell::nod::flame:

Ustelik gelisen; insan ve insanligi degil; aksine robotlasmasi ve pek insanogluna zamaninda ve herkesi kapsayacak sekilde yansimayan teknik ve bilimsel gelisimdir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

güneşinzaptıyakın
08-01-2010, 00:49
evrensel-insan; zaten söylediğin şeyi daha önceki mesajlarımda ben beyan ettim, sistem ve İnsan birlikte evrilirler, birbirlerini tamamlarlar ve evrilmesi için iterler ileriye doğru, sistem arkadan gelen İnsanları eğitir onlar öne geçip sistemi yenilerler bu devimin her daim devam eder.

aynen derviş ve zikrinde olduğu gibi kah zikri kah fikri sürükler eylemi, birlikte evrilirler.

evrensel-insan
08-01-2010, 01:06
Saygideger GUNESINZAPTIYAKIN;

Ben evrimden degil; dogal dusunceden arinma devriminden birey bilincli evrensel mekanli ve insan turunu kapsayici bilinc ve dusunceden bahsediyorum.

Sonucta dogal dusunce ne kadar evrilirse evrilsin; kendi insanoglunun insandisi ve insanlikdisi kabuklari disina cikamaz. Cunku dogal dusuncenin ufkunda insan ve insanlik yok.

Saygilarimla;
evrensel-insan

güneşinzaptıyakın
08-01-2010, 01:13
İnsan ve İnsanlık olmayan yerde bende olmam evrensel-insan...

evrensel-insan
08-01-2010, 01:26
Saygideger GUNESINZAPTIYAKIN;

İnsan ve İnsanlık olmayan yerde bende olmam evrensel-insan... -GZY-

O zaman bir an evvel, dogal dusuncenin evrensel koken ve temelinin yapilanisini ve isleyisini algilayip; ufkunu onun disina cikarman gerekiyor. Benim 1994'ten beri yaptigim bu.

Yani tum dogumdan itibaren verilen, verileri, tabulari, degerleri; bir bir cikarip; insan olmak ve insanlik sunmak bazinda degerlendiriyor ve eliyorum. Nerde, ayrimci/bencil/cikarci v.s. verilmis bir veri var, seni insanliktan koparan, onu bulup, cope atman lazim.

Oyuzden, "bu devrim, baska devrim"

Saygilarimla;
evrensel-insan

3.yol
08-01-2010, 03:49
Benim de merak ettigim bir konuydu ....

Taraf gazetesinde, bu konuda benim fikirlerimle ortusen su makale yayinlandi:

Tekel işçileri niye haklı

http://taraf.com.tr/makale/9392.htm

Konuyla ilgilenenlere .....

Saygilar,
3.yol

evrensel-insan
08-01-2010, 04:00
Saygideger 3.yol;

Senin verdigin link, bu basliga da yakisti, ama; asil yeri su baslik.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=15369

Saygilarimla;
evrensel-insan

tyd13
08-01-2010, 04:02
Madem istihdam edilen işçilerin sayısını azaltmak bir çözüm, o zaman bu işgücünü kamu kesiminin istihdam etmesinin ne anlamı kalıyor? .. İşgücünü minimum maliyetlerle üretime sokan özel sektörün çalışma prensibi ile işgücünü minimum maliyetlerle üretime sokan kamu kesimi arasında, sadece isim farkı kalıyor.. Aynı kalitede işgücü, aynı maliyetlerle çalışıyorlar ama işverenin ismi farklı.. Birinde özel sektör, diğerinde kamu kesimi.. Ama bakın daha sonra ne diyorsunuz;

'' Ayriyeten unutmayın ki özelleştirilen kuruluşlarda çalışan işgücü özelleştirme öncesi aldığı ücretten daha düşük ücrete çalışmaya mecbur kalabilmektedir.''

Tabii ki daha düşük maaş almaları gerekiyor (üretimin kalitesine bağlı olarak).. Çünkü kamu kesiminin dağıttığı maaşlar ile optimal etkinlik sağlanmıyor.. Özel sektörde ise üretimdeki kaliteye göre, minimum maliyetler belirlenir.. Eğer işgücü vasıflıysa ve bu işe olan talebin sınırı belirliyse, ona göre bir maaş verilir.

Kamu kesiminin belli başlı alanlarda tercih edilmesinin sebebi, özel üreticilerin girmek istemediği sektörlerdir vs.. Bunun dışında olan diğer nedenler 'irrasyoneldir'' .. Tıpkı kamu kesiminin 'istihdam' sağlayıcı etkisinin irrasyonel olması gibi.

Ayrıca ilk parağrafta belirttiğim 'kamu kesimi ile özel sektör arasında fark kalmaz' yaklaşımına da birşeyler katmak istiyorum;

Kamunun faaliyet gösterdiği alanların finansmanı biziz.. Bizim verdiğimiz vergilerle üretim yapılıyor.. Yani bu işletmelerin faaliyet göstermesi, halka extra vergi yüküdür.. Bu tür vergi arttırıcı etkilerin de, tüketicilerin bütçelerini etkilediğini ve piyasada bulunan talebi azalttığını biliyoruz.. Bunun yerine bu alan özelleştirilerek, halka bindirilen extra vergi yükü de hafifletilmelidir.

İşgücünün eğitilmesi meselesinde ise, yine devlete görev düşüyor.. Yani kamu harcamalarının arttırılması öngörülüyor.. Hazır vasıflı işçi varken, neden extra bir eğitime gerek duyulsun?

Ben KİT'lerin tamamının zarar ettiğini nerde söyledim? Kaynakların israf edilmesi ve verimsiz kullanılmasıyla 'kar' elde edilemeyeceğini mi sanıyorsun?

KİT'lerden bazılarının 'Doğal Monopol' olmasından dolayı 'aşırı kar' etmelerinin iyi bir şey olacağını mı sanıyorsun?

(İdeal olan) tam rekabet piyasasında, uzun dönemde optimal tesis ölçeğinde ve tam kapasitede faaliyette bulunan firma 'normal kar' elde ederken, Monopol uzun dönemde 'aşırı kar' elde eder.

Tam rekabet ve monopol piyasalarında, üretim hacmi ve satış fiyatı karşılaştırıldığında, monopolcünün tam rekabetteki üretim düzeyinden daha az üretip, daha yüksek fiyattan sattığı bilinir.. Şurdan da rahatlıkla görebilirsin;

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/9/9f/GG_im_Monopol.png

Monopolün üretim miktarını kısarak kaynak dağılımında etkinliği bozmasının, yani monopolün etkinsizliğinin toplum refahı üzerindeki olumsuz etkisine de 'monopolün sosyal maliyeti' deniyor..

Sen dalga geçmeye devam edebilirsin, ama aynı zamanda kendini gülünç durumda bıraktığını da unutma.. Ben 'Herşeyi ben bilirim' havalarında değilim, sadece ekonomiyle ilgili bilgisi olmadığı halde ahkam kesenlerden hoşlanmam.. Biline.
Azizim Sizde hukuk fakültesinden yeni mezun olan avukatlar gibi bir hava var. Ekonomi öğrencisi misiniz? Ekonomiyi bana anlatmayın. Neo-Klasik İktisada arkasına saklanıp bana ahkam kesiyorsunuz. Ücretler düşecekmiş. Ücretlerin insani düzeyde kalmasını sağlamayan özel sektöre mi bırakalım insanları? Siz ne kadar insancılsınız? Ayriyeten neden yabancı ülkelerin devlet teşekkülleriyle ilgili yazdıklarımı göz önüne almadınız? Vergi yükünden bahsetmişsiniz. Özelleştirilen kurumların fiyat düşürdüğünü mü düşünüyorsunuz? Fiyat arttırımı yoluyla sizin ödeyeceğiniz o verginin fazlasını aldığını bilmiyor musunuz? Bilmiyorsanız şaşarım aklınıza. Yok ekonomiden anlıyormuş da yok neyden yok zurnadan anlıyormuş. Pabucumun Ekonomi Profesörü.
Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü Siz teorinizle yaşayın biz gerçek yaşama bakalım. Ayiriyeten ekonomi ve sosyoloji konusunda teorik bilgim dışında bilgim de olduğunu ekleyip sizinle yazışmamızı sonlandırıyorum. Çünkü sizin gibi bireylerle fikir mülahazasına girilmez. Kendi doğrularınızda diretirsiniz. Konuyu her yönüyle değerlendirmezsiniz. Çünkü konuları tek taraflı okursunuz. Siz önce iktisadi düşünce tarihi kitabınız varsa alın tekrar okuyun. Vural Savaş veya Gülten Kazgan'ın İktisadi Düşünce Tarihi kitapları hala okutuluyor mu Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü?

Yergin
08-01-2010, 10:30
Ücretler düşecekmiş. Ücretlerin insani düzeyde kalmasını sağlamayan özel sektöre mi bırakalım insanları? Siz ne kadar insancılsınız? Ayriyeten neden yabancı ülkelerin devlet teşekkülleriyle ilgili yazdıklarımı göz önüne almadınız? Vergi yükünden bahsetmişsiniz. Özelleştirilen kurumların fiyat düşürdüğünü mü düşünüyorsunuz? Fiyat arttırımı yoluyla sizin ödeyeceğiniz o verginin fazlasını aldığını bilmiyor musunuz? Bilmiyorsanız şaşarım aklınıza. Yok ekonomiden anlıyormuş da yok neyden yok zurnadan anlıyormuş. Pabucumun Ekonomi Profesörü.
Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü Siz teorinizle yaşayın biz gerçek yaşama bakalım. Ayiriyeten ekonomi ve sosyoloji konusunda teorik bilgim dışında bilgim de olduğunu ekleyip sizinle yazışmamızı sonlandırıyorum. Çünkü sizin gibi bireylerle fikir mülahazasına girilmez. Kendi doğrularınızda diretirsiniz. Konuyu her yönüyle değerlendirmezsiniz. Çünkü konuları tek taraflı okursunuz. Siz önce iktisadi düşünce tarihi kitabınız varsa alın tekrar okuyun. Vural Savaş veya Gülten Kazgan'ın İktisadi Düşünce Tarihi kitapları hala okutuluyor mu Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü?

Sayın tyd13,

Ben şunu bilir, şunu söylerim. Lütfen üzerinize alınmayın ama bu ülkede ekonominin e sinden anlamayıp çok büyük şirketler kurmuş özel sektör firmaları var. Dönemin şartları dolayısı ile ilkokulu dahi bitirememiş ama 200'ün üzerinde insana yıllarca dimdik ayakta kalarak iş imkanı sağlayan özel sektör firmaları var.

Yukarıda söyledim, eğer ücretin düşmesi gerekiyorsa düşecek. Bunun başka yolu yok, istediğiniz kadar kitap okuyun, istediğiniz kadar üniversite bitirin, istediğiniz profesör olun farketmez. Tabi ücret düşmesi gerekiyorsa düşecekteki ücret, kimi zaman çalışan maaşı olur, kimi zaman çalışan sayısını azaltmak olur, kimi zaman masraflardan kısmak olur, kimi zaman üretilen ürünün fiyatını düşürmek olur, kimi zaman da hepsi olur.

Gerçek yaşam budur.

Saygılar

naper
08-01-2010, 14:38
Tekel depolları yan gelip yatmaya yeri deyildir.
onnar yatçak. ben kazandımı onnara verçem heee.
diyolarki gelin bakşa yerde çalıştırtalım sisi.
onnar ne diyo. olmasssss. biz yatcez. gakcez.

yok yaa!!!
benim verdiğim vergilerle dağıtılan buzdolabı,kömür,makarna ne olacak uyanık!
o dolapları,kömürleri,bulaşık makinalarını alanlar nerede çalışıyor?

düşünüp konuş,bakınıp otur...

Yergin
08-01-2010, 15:23
yok yaa!!!
benim verdiğim vergilerle dağıtılan buzdolabı,kömür,makarna ne olacak uyanık!
o dolapları,kömürleri,bulaşık makinalarını alanlar nerede çalışıyor?

düşünüp konuş,bakınıp otur...

Sizin verdiğiniz vergilerle buzdolabı, kömür, makarna dağıtılıyorsa buna sevinmeniz gerekir tepki göstermeniz değil. Bazı insanların cebine gireceğine ihtiyacı olanların cebine girer.

Düşünüp konuşacaksanız, devletin partilere seçim öncesi verdiği paralara itiraz ederek konuşun.

Saygılarımla

naper
08-01-2010, 15:37
Sizin verdiğiniz vergilerle buzdolabı, kömür, makarna dağıtılıyorsa buna sevinmeniz gerekir tepki göstermeniz değil. Bazı insanların cebine gireceğine ihtiyacı olanların cebine girer.

Düşünüp konuşacaksanız, devletin partilere seçim öncesi verdiği paralara itiraz ederek konuşun.

Saygılarımla
benim verdiğim vergiyle,seçim rüşveti dağıtılacak,ben de sevineceğim...bir daha yok yaa!!

Sangre
08-01-2010, 16:26
Azizim Sizde hukuk fakültesinden yeni mezun olan avukatlar gibi bir hava var. Ekonomi öğrencisi misiniz? Ekonomiyi bana anlatmayın. Neo-Klasik İktisada arkasına saklanıp bana ahkam kesiyorsunuz. Ücretler düşecekmiş. Ücretlerin insani düzeyde kalmasını sağlamayan özel sektöre mi bırakalım insanları? Siz ne kadar insancılsınız? Ayriyeten neden yabancı ülkelerin devlet teşekkülleriyle ilgili yazdıklarımı göz önüne almadınız? Vergi yükünden bahsetmişsiniz. Özelleştirilen kurumların fiyat düşürdüğünü mü düşünüyorsunuz? Fiyat arttırımı yoluyla sizin ödeyeceğiniz o verginin fazlasını aldığını bilmiyor musunuz? Bilmiyorsanız şaşarım aklınıza. Yok ekonomiden anlıyormuş da yok neyden yok zurnadan anlıyormuş. Pabucumun Ekonomi Profesörü.
Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü Siz teorinizle yaşayın biz gerçek yaşama bakalım. Ayiriyeten ekonomi ve sosyoloji konusunda teorik bilgim dışında bilgim de olduğunu ekleyip sizinle yazışmamızı sonlandırıyorum. Çünkü sizin gibi bireylerle fikir mülahazasına girilmez. Kendi doğrularınızda diretirsiniz. Konuyu her yönüyle değerlendirmezsiniz. Çünkü konuları tek taraflı okursunuz. Siz önce iktisadi düşünce tarihi kitabınız varsa alın tekrar okuyun. Vural Savaş veya Gülten Kazgan'ın İktisadi Düşünce Tarihi kitapları hala okutuluyor mu Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü?

He yeni avukatım, ne olacak?? Sana ne hangi bölümde okuduğumdan?? Ekonomiyi senin gibi bilgisiz ama ahkam kesen 'cahillere' anlatmayacağım da, kime anlatacağım??

Neo-Klasik iktisadın arkasına sığınıyormuşum.. Ne yapacaktım?? .. Senin yaptığın gibi, nesli tükenmekte olan kenarda köşede kalmış Marxistlerin arkasına mı sığınacaktım??

Neo-Klasik ekol, iktisatta Main-Stream olarak kabul edilir.. Ve bilindiğin gibi, ekonomistlerin çoğunun görüş birliğine varması ile bu adı almıştır.. Bu akımın sentezlediği bir sürü ekol bulunmaktadır.. Bunlardan en uç noktada ise Neo-Keynezyenizm vardır.

Konumuz biyoloji olsaydı, bu sefer de 'Neo-Darwinistlerin arkasına sığınıyorsun' diyecektin.. Ne yapsaydım, kenarda köşede kalmış akıllı tasarımcıların mı arkasına sığınsaydım.. Konumuz canlılığın nasıl çeşitlendiği olsaydı, biyologların ortak görüş birliğine vardığı ve bugün bir çok ülkenin bilim kurumunca kabul ettiği 'Evrim Teorisini' sana anlatırdım.. Konumuz Uluslararası ilişkiler teorileri ve bunların uygulama yerleri olsaydı, main-stream olarak kabul edilen ''Neo-Realizm ve Neo-Liberalizm''i sana anlatırdım ve günümüzde Neo-Liberalizm'in aradan sıyrılarak, Uluslararası ilişkiler konusunda akademik önemi bulunan prof.larca daha yaygın olduğunu anlatırdım... Daha sonra da modern yaklaşımlardan ve günümüzde çok az da olsa yeni olarak savunulan Konstrüktivizm ve İngiliz okulunu, Post-Modernistleri vs. konu ederdim..

Ama konumuz Ekonomi olduğunda dolayı, Main-Stream olarak kabul edilen Neo-Klasik iktisadı anlatıyordum..

Konu biyolojiye, fiziğe gelince bilimsel olduklarını iddia eden insanlar, bilgisiz oldukları konularda modern paranoyalara inanmakta hiçbir sakınca görmüyorlar nedense..

Teori ve gerçek yaşammış!? Hay Allah'ım sen bana sabır ver :)

Neo-Klasik iktisadın gerçek yaşamdaki uzantısını görmek istiyorsan, önce Merkantilist politikayı, sonra Fizyokratları, sonra Klasik iktisatçıların savunduklarını ve o dönemde bulundukları ülkelerde uygulanan ekonomi politikalarını.. Daha sonra 29 Buhran'ını ve Keynes'in yükselişini.. Keynes'in stagflasyon'a cevap vermekte nasıl yetersiz kaldığını ve Milton'un Monetarizm'ini, Rasyonel beklentileri.. Daha sonra Neo-Klasik iktisadın, kurumsal iktisat ile sentez oluşturması sürecini önyargılarından ve Marxist paranoyalarından kurtularak izlersen, gerçek yaşam ve teori arasında hiçbir fark olmadığını rahatlıkla görebilirsin..

Bilime karşı olan Müslümanları anlıyoruz ama bunun inançsız kesimden gelmesi de, bir o kadar üzücü..

Sangre
08-01-2010, 16:31
yok yaa!!!
benim verdiğim vergilerle dağıtılan buzdolabı,kömür,makarna ne olacak uyanık!
o dolapları,kömürleri,bulaşık makinalarını alanlar nerede çalışıyor?

düşünüp konuş,bakınıp otur...

AKP'nin oy toplamak amacıyla yapmayacağı şey yok görüldüğü gibi.. Konu oy toplamaya gelince Liberalliklerinden eser kalmıyor..

Bu söylediğin eşyaların dağıtılmasıyla, o bölgelerde AKP'ye verilen oylar da arttı.. İnsanların zihniyetinin değiştirilmesi gerek, yoksa başa AKP gelmiş CHP gelmiş farketmiyor.

tyd13
08-01-2010, 22:46
Sayın tyd13,

Ben şunu bilir, şunu söylerim. Lütfen üzerinize alınmayın ama bu ülkede ekonominin e sinden anlamayıp çok büyük şirketler kurmuş özel sektör firmaları var. Dönemin şartları dolayısı ile ilkokulu dahi bitirememiş ama 200'ün üzerinde insana yıllarca dimdik ayakta kalarak iş imkanı sağlayan özel sektör firmaları var.

Yukarıda söyledim, eğer ücretin düşmesi gerekiyorsa düşecek. Bunun başka yolu yok, istediğiniz kadar kitap okuyun, istediğiniz kadar üniversite bitirin, istediğiniz profesör olun farketmez. Tabi ücret düşmesi gerekiyorsa düşecekteki ücret, kimi zaman çalışan maaşı olur, kimi zaman çalışan sayısını azaltmak olur, kimi zaman masraflardan kısmak olur, kimi zaman üretilen ürünün fiyatını düşürmek olur, kimi zaman da hepsi olur.

Gerçek yaşam budur.

Saygılar
Azizim Ekonomi konusunda cahil bir bireyin ticari hayatta başarılı olmasında etkili olan teorik bilgisi değildir. Ben de Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü’ne aynı şeyi anlatıyorum. Teorik bilgi ile yaşam bilgisi arasındaki farkları bilmek gerekir. Teori her durumda bazı durumları göz ardı eder. Ceteris Paribus’tan söz ediyorum. Diğer durumlar sabit kabul ediliyorsa gerçek yaşamı tamamen karşılayan bir teoriden söz edilebilir mi? Ekonomiye ilişkin analizlerde normatif ve pozitif yaklaşımlar belirlenir. Ücret konusunu incelediğimizde de aynı durum söz konusudur. Özel sektörde ücretler düşürüldüğü gibi sosyal hakları da ellerinden alınabilmektedir. Ücretler insani düzeye yükselmedikçe sosyolojik ve psikolojik sorunlar ortaya çıkmaktadır. Kamu sektöründe ise ücretler düşürülmektedir. Görmeyi biliyorsanız anlarsınız. Bu pozitif yaklaşımdı. Ücretler düşürülmemeli. Reel sektöre dayalı ekonomik poltikalar izlenmeli. Niteliksiz işgücü eğitilerek nitelikli hale getirilmeli. Yeni iş sahaları açılmalı. Bu da normatif yaklaşımdı. Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü normatif yaklaşımla hareket ederken pozitif yaklaşımla analiz edilmesi gereken durumları analiz edemeyerek özelleştirmenin zorunluluğundan söz etmektedir. Özelleştirme zorunlu değildir. 2001 krizi sonrası Emek Platformu ve Kemal Derviş tarafından iki ayrı program hazırlanmıştı. Derviş Programı olarak bildiğimiz programla ekonomimiz bugüne gelmiştir. Anlayacağınız her koşulda bir alternatifler silsilesi vardır. Tek yönlü bakarak ekonomi “Tıkırında” yürümez.

He yeni avukatım, ne olacak?? Sana ne hangi bölümde okuduğumdan?? Ekonomiyi senin gibi bilgisiz ama ahkam kesen 'cahillere' anlatmayacağım da, kime anlatacağım??

Neo-Klasik iktisadın arkasına sığınıyormuşum.. Ne yapacaktım?? .. Senin yaptığın gibi, nesli tükenmekte olan kenarda köşede kalmış Marxistlerin arkasına mı sığınacaktım??

Neo-Klasik ekol, iktisatta Main-Stream olarak kabul edilir.. Ve bilindiğin gibi, ekonomistlerin çoğunun görüş birliğine varması ile bu adı almıştır.. Bu akımın sentezlediği bir sürü ekol bulunmaktadır.. Bunlardan en uç noktada ise Neo-Keynezyenizm vardır.

Konumuz biyoloji olsaydı, bu sefer de 'Neo-Darwinistlerin arkasına sığınıyorsun' diyecektin.. Ne yapsaydım, kenarda köşede kalmış akıllı tasarımcıların mı arkasına sığınsaydım.. Konumuz canlılığın nasıl çeşitlendiği olsaydı, biyologların ortak görüş birliğine vardığı ve bugün bir çok ülkenin bilim kurumunca kabul ettiği 'Evrim Teorisini' sana anlatırdım.. Konumuz Uluslararası ilişkiler teorileri ve bunların uygulama yerleri olsaydı, main-stream olarak kabul edilen ''Neo-Realizm ve Neo-Liberalizm''i sana anlatırdım ve günümüzde Neo-Liberalizm'in aradan sıyrılarak, Uluslararası ilişkiler konusunda akademik önemi bulunan prof.larca daha yaygın olduğunu anlatırdım... Daha sonra da modern yaklaşımlardan ve günümüzde çok az da olsa yeni olarak savunulan Konstrüktivizm ve İngiliz okulunu, Post-Modernistleri vs. konu ederdim..

Ama konumuz Ekonomi olduğunda dolayı, Main-Stream olarak kabul edilen Neo-Klasik iktisadı anlatıyordum..

Konu biyolojiye, fiziğe gelince bilimsel olduklarını iddia eden insanlar, bilgisiz oldukları konularda modern paranoyalara inanmakta hiçbir sakınca görmüyorlar nedense..

Teori ve gerçek yaşammış!? Hay Allah'ım sen bana sabır ver

Neo-Klasik iktisadın gerçek yaşamdaki uzantısını görmek istiyorsan, önce Merkantilist politikayı, sonra Fizyokratları, sonra Klasik iktisatçıların savunduklarını ve o dönemde bulundukları ülkelerde uygulanan ekonomi politikalarını.. Daha sonra 29 Buhran'ını ve Keynes'in yükselişini.. Keynes'in stagflasyon'a cevap vermekte nasıl yetersiz kaldığını ve Milton'un Monetarizm'ini, Rasyonel beklentileri.. Daha sonra Neo-Klasik iktisadın, kurumsal iktisat ile sentez oluşturması sürecini önyargılarından ve Marxist paranoyalarından kurtularak izlersen, gerçek yaşam ve teori arasında hiçbir fark olmadığını rahatlıkla görebilirsin..

Bilime karşı olan Müslümanları anlıyoruz ama bunun inançsız kesimden gelmesi de, bir o kadar üzücü..
Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü ne güzel bilginizi ortaya koymuşsunuz. Biraz teorik bilginiz varmış. Zaten “Yok” dememiştim. Bana bilginizi ispat etmeye uğraşmanıza gerek yoktu. Cehaleti mazur görün. Sizin görüş birliğine varan ekonomistleriniz Asya Krizi’ni öngörebilmişler miydi? Yanlış hatırlamıyorsam ki hatırlamıyorum! Asya Krizi patlak vermeden önce bütün ekonomistler ağız birliği etmişcesine Asya Kaplanları’nın güçlü ekonomiye sahip olduklarını ve kriz beklentisi olmadığınız ortaya koymuşlardı. Hatta IMF’nin resmi yayını Asya ülkelerinin ekonomik gücünden söz ediyorlardı.
Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü teori gerçek yaşamı yansıtmaz. Gerçek yaşamı yansıtabilmesi için genel denge analizini yapabilmesi gerekir. Fakat genel denge analizini yapmak yerine kısmi denge analizi ile yetinmektedir. Ekonomi bilimi diğer bilimlerle beslenmediği sürece sizin ulaştığınız yanılgılara ulaşır. Özelleştirmelerin yaratacağı sonuçları ekonomik, sosyolojik ve psikolojik temelli incelediniz mi? Toplumun çıkarlarını düşünmediğinizi düşünüyorum. Maliyetlerin düşürülmesi için yapılan uygulamalardan biri işgücü miktarının azaltılması ya da ücretlerin düşürülmesidir. Ücreti düşen bir bireyin psikolojik yapısını düşünebiliyorsunuzdur. Ücretin düştüğü düzeyin yoksulluk sınırının da altına düşmesi durumunda ve işsizlik oranın yüksek olduğu durumda neler olabileceğini sosyolojik olarak incelediniz mi? Hiç hesapsız ekonomiyi özel sektör ağırlıklı yaptığınızda neler olabileceğini düşündünüz mü? Niteliksiz işgücünü eğitip nitelikli hale getirmeyi tercih etmeyerek nitelikli işgücüne yönelen bir ekonomide neler olduğunu analiz edebiliyor musunuz? Rekabet olgusunun yarattığı baskının düzeyinin getirdiği sonuçları biliyor musunuz? Rekabet olgusunu hiç incelediniz mi?
Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü o ekonomi bilginizi benimle paylaşmayın. Ayriyeten Marxist teoriyi inceleseydiniz gerçek yaşamla ilgisi olup olmadığını fakat Marxist teorinin de gerçek yaşamı yansıtmakta eksik kaldığını görebilirdiniz. Eskimiş olduğunu düşündüğünüz Marxist ekonomik analizler bir çok yönden geçerliliğini korumaktadır. Çünkü kapitalizm bu teoriyi kendi yararına kullanmaktadır.
Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü Siz ve sizin gibiler vahşi kapitalizmin ayak takımı olmaya devam edeceklerdir. Kapitalizme hizmet ederek dünyayı daha refah ve daha yaşanabilir bir yer haline getirdiğinizi düşünüyorsunuzdur. Köle pazarının tellallığına devam edinİZ.

Sangre
09-01-2010, 02:06
Azizim Ekonomi konusunda cahil bir bireyin ticari hayatta başarılı olmasında etkili olan teorik bilgisi değildir. Ben de Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü’ne aynı şeyi anlatıyorum. Teorik bilgi ile yaşam bilgisi arasındaki farkları bilmek gerekir. Teori her durumda bazı durumları göz ardı eder. Ceteris Paribus’tan söz ediyorum. Diğer durumlar sabit kabul ediliyorsa gerçek yaşamı tamamen karşılayan bir teoriden söz edilebilir mi? Ekonomiye ilişkin analizlerde normatif ve pozitif yaklaşımlar belirlenir. Ücret konusunu incelediğimizde de aynı durum söz konusudur. Özel sektörde ücretler düşürüldüğü gibi sosyal hakları da ellerinden alınabilmektedir. Ücretler insani düzeye yükselmedikçe sosyolojik ve psikolojik sorunlar ortaya çıkmaktadır. Kamu sektöründe ise ücretler düşürülmektedir. Görmeyi biliyorsanız anlarsınız. Bu pozitif yaklaşımdı. Ücretler düşürülmemeli. Reel sektöre dayalı ekonomik poltikalar izlenmeli. Niteliksiz işgücü eğitilerek nitelikli hale getirilmeli. Yeni iş sahaları açılmalı. Bu da normatif yaklaşımdı. Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü normatif yaklaşımla hareket ederken pozitif yaklaşımla analiz edilmesi gereken durumları analiz edemeyerek özelleştirmenin zorunluluğundan söz etmektedir. Özelleştirme zorunlu değildir. 2001 krizi sonrası Emek Platformu ve Kemal Derviş tarafından iki ayrı program hazırlanmıştı. Derviş Programı olarak bildiğimiz programla ekonomimiz bugüne gelmiştir. Anlayacağınız her koşulda bir alternatifler silsilesi vardır. Tek yönlü bakarak ekonomi “Tıkırında” yürümez.

Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü ne güzel bilginizi ortaya koymuşsunuz. Biraz teorik bilginiz varmış. Zaten “Yok” dememiştim. Bana bilginizi ispat etmeye uğraşmanıza gerek yoktu. Cehaleti mazur görün. Sizin görüş birliğine varan ekonomistleriniz Asya Krizi’ni öngörebilmişler miydi? Yanlış hatırlamıyorsam ki hatırlamıyorum! Asya Krizi patlak vermeden önce bütün ekonomistler ağız birliği etmişcesine Asya Kaplanları’nın güçlü ekonomiye sahip olduklarını ve kriz beklentisi olmadığınız ortaya koymuşlardı. Hatta IMF’nin resmi yayını Asya ülkelerinin ekonomik gücünden söz ediyorlardı.
Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü teori gerçek yaşamı yansıtmaz. Gerçek yaşamı yansıtabilmesi için genel denge analizini yapabilmesi gerekir. Fakat genel denge analizini yapmak yerine kısmi denge analizi ile yetinmektedir. Ekonomi bilimi diğer bilimlerle beslenmediği sürece sizin ulaştığınız yanılgılara ulaşır. Özelleştirmelerin yaratacağı sonuçları ekonomik, sosyolojik ve psikolojik temelli incelediniz mi? Toplumun çıkarlarını düşünmediğinizi düşünüyorum. Maliyetlerin düşürülmesi için yapılan uygulamalardan biri işgücü miktarının azaltılması ya da ücretlerin düşürülmesidir. Ücreti düşen bir bireyin psikolojik yapısını düşünebiliyorsunuzdur. Ücretin düştüğü düzeyin yoksulluk sınırının da altına düşmesi durumunda ve işsizlik oranın yüksek olduğu durumda neler olabileceğini sosyolojik olarak incelediniz mi? Hiç hesapsız ekonomiyi özel sektör ağırlıklı yaptığınızda neler olabileceğini düşündünüz mü? Niteliksiz işgücünü eğitip nitelikli hale getirmeyi tercih etmeyerek nitelikli işgücüne yönelen bir ekonomide neler olduğunu analiz edebiliyor musunuz? Rekabet olgusunun yarattığı baskının düzeyinin getirdiği sonuçları biliyor musunuz? Rekabet olgusunu hiç incelediniz mi?
Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü o ekonomi bilginizi benimle paylaşmayın. Ayriyeten Marxist teoriyi inceleseydiniz gerçek yaşamla ilgisi olup olmadığını fakat Marxist teorinin de gerçek yaşamı yansıtmakta eksik kaldığını görebilirdiniz. Eskimiş olduğunu düşündüğünüz Marxist ekonomik analizler bir çok yönden geçerliliğini korumaktadır. Çünkü kapitalizm bu teoriyi kendi yararına kullanmaktadır.
Aziz Pabucumun Ekonomi Profesörü Siz ve sizin gibiler vahşi kapitalizmin ayak takımı olmaya devam edeceklerdir. Kapitalizme hizmet ederek dünyayı daha refah ve daha yaşanabilir bir yer haline getirdiğinizi düşünüyorsunuzdur. Köle pazarının tellallığına devam edinİZ.

Ceteris Paribus'un, 'Teori' ile 'Gerçek Yaşam' arasında ne gibi bir ilişkisi olabilir ki.. C.P 'Kısmi Denge Analizi'nde kullanılan bir yöntemdir ve ekonominin çok değişkenli yapısında bazı şeyleri daha iyi açıklayabilmemiz için kolaylık sağlar.. Bunun dışında da hiçbir fonksiyonu yoktur.. Ve makro ekonomiye değil, mikro ekonomiye ait bir kavramdır.. Mesela benim yukarıda örnek olarak verdiğim, 'tüketici üzerine bindirilen extra vergilerin talep yetersizliğine neden olacağı ve ekonominin durgunluğa gireceği' konusunun, Kısmi Dengeyle veya mikro ekonomiyle ne ilgisi var??

Eğer mevcut işgücü, verilen ücretleri alabilecek yeterlilikte değilse ücretler düşürülmelidir.. Veya bu alana sahip işveren(kamu kesimi), işletmenin verimliliğini koruyabileceği başka bir işverene devretmelidir.. Bu kadar basit.. Mevcut işletmenin israf ettiği kaynakların üzerine, harcamaları daha da arttırarak işgücünü eğitme yoluna gitmesi başlı başına irrasyoneldir.. Hele ki bu alana dair mevcut eğitim sisteminden eleman yetiştirilmekteyken..

KİT'lerin amacı, Kamu kesiminin mevcut alanda çalışan işgücünü 'olabildiğinden daha fazla' istihdam etmek istemesi ve bu işgücü aynı zamanda tüketici de olduğundan dolayı, piyasaya olan efektif talebi olabildiğince yukarı çekmek istemesidir.. Yani Keynes'in de iddia ettiği gibi, Kamu kesimi tüketiciye bir anlamda destek çıkar ve talep yetersizliğini önlemeye çalışır (Keynes aynı zamanda para yardımı da yapılmasını önermiştir).. Ama yapılan bu israfın, 'Talep, Yapısal ve Maliyet Enflasyonlarına' yol açtığını bir çok defalar görüldü.. Devletler ise, 'enflasyon'un yıkıcı etkisinin yanında, 'İşsizliği' ikinci planda bırakmak zorunda kaldılar.. Bu yüzden de, işten çıkarılanların psikolojik! ve sosyolojik! durumlarından çok daha önemli konular var.. Yani bu konuda kimin Ceteris Paribus yaptığı, bazı şeyleri göz ardı edip sadece işçileri düşünerek hareket ettiği açıkça görülmektedir..

Burda bahsettiğimiz çoğu şey makro ekonomiye ait konulardır.. Ayrıca 'Pozitif, Normatif'likle de ilgisi yoktur..

Kriz konusuna ise yanıt verme gereği duymuyorum.. Israrla konuyu farklı yerlere çekerek, konunun özünde uzaklaştırıyorsun.. Konunun Asya Kriziyle veya Ekonomistlerin bu krizi önceden ön görememiş olmasıyla ne alakası var??

İşçilerin psikolojik! ve sosyolojik! sorunundan başka, özelleştirmenin yanlış olduğuna dair fikriniz yok mu? Ne kadar yazık.

Rekabetin baskıcı! etkisiymiş.. Ne o, psikoloji bilimini mi tartışıyoruz?? Rekabetin binlerce olumlu etkisini sayabilirim, ama konumuz bu değil ne yazık ki.. Konudan uzaklaşma isteğinizi reddetmek zorundayım.

İşçilerin psikolojik! sorunlarını bir kenara bırakıp, gelelim Kamu kesimine dair gerçek sorunlara.. Kısa kısa aktaracağım, ayrıntılarını anlatma gereği duymuyorum;

En önemli sorun, 'Leviathan Devlet' sorunudur.. Yani devletin aşırı büyümesiyle birlikte, 'Gelir kaynaklarının kendisine yetmemesi' ile oluşan durum.

Diğer sorun, 'Seçmenlerin bilgisizliği ve ilgisizliği sorunu''.. Kamu kesimi mal ve hizmetlerin ne miktarda üretileceğine karar verirken, seçmenlerinin tercihlerine mutlak olarak önem verir.. Ama seçmenlerin eğitim ve bilgi düzeyleri birbirleriyle eşit olmadığından ve ülkemizde dahi bir çoğunun eğitimsiz olduğundan dolayı, çok kolay bir şekilde propagandalar ile politik reklamların etkisi altında kalırlar.. Bundan dolayı, seçmenlerin mal ve hizmetlerin üretilmesine dayalı tercihlerlerinin sağlıklı olduğu söylemek mümkün değildir..Ama bunun dışında, bireyler kişisel ihtiyaçlarını karşılarken toplam faydalarını maximize etmek amacıyla tercihlerde bulunduklarından dolayı, bu alanda sağlıklı karar verirler.. Buna karşılık, seçimler ile kamusal mal ve hizmet tercihini açıklayan bireylerin, kişisel mal ve hizmet tercihlerinine gösterdikleri hassasiyeti gösterdiklerini söylemek mümkün değildir.

Diğer bir sorun, 'Çıkar ve Baskı gruplarının rant elde etme çabaları' .. Bu baskı gruplarının rant elde etme çabalarından dolayı, kamu kesiminin sağlıklı tercih yapamadığı bilinir.

Diğer bir sorun, 'Popülist Uygulamalar (Oy ticareti)' .. Seçim sonrasında iktidara gelenler, tekrar seçimi kazanmayı garanti etmek için toplumsal ve kamusal çıkarları maximize etmek yerine, kendilerine oy verecek potansiyeli olan kesimi memnun edecek faaliyetlere yönelirler.. Bu yüzden kamusal kaynaklar, toplumsal faydayı yüksek olan yatırımlar yerine, toplumsal faydası yüksek olmayan yatırımlara harcanır..

Diğer bir sorun, 'Kararın oy çokluğu esasına dayanmaması' .. Demokratik ortamlarda kararlar oy çokluğuna dayanır.. Kamusal tercihlerde ise 'Kamu mallarının bölünemezlik ilkesi uyarınca', toplumunun tamamının rasyonel bir kararı olması söz konusu değildir..

Diğer bir sorun, 'Kamu yönetiminde eş-dost görevlendirilmesi' .. Bürokrasi olarak nitelendirilen devlet memurlarının, liyakatli kişilerden seçilmesi esas olmakla birlikte, uygulamada iktidara yakınlığı olan kişilerin öncelikli olarak bu kadrolara atandıkları görülür.

Diğer bir sorun, 'Bürokrasinin sürekli büyümesi'.. İktidarın programını uygulamakla görevli olan bürokrasi, kamu hizmetlerini topluma daha hızlı ve kolay ulaştırmak gerekçesiyle sürekli büyüme eğilimi içindedir.. Ancak bu durum, çoğu zaman devlet kadrolarının gereksiz yere büyütülmesine ve kamu hizmetlerinin maliyetlerinin yükselmesine yol açar..


(Senin tabirinle) Ceteris Paribus kullanma dedin, işte gördüğün gibi teoriye değil uygulamaya da baktık.. Tüm bu sorunların yanında, işçilerin psikolojik! sorunu benim için hiçbir önem arz etmemektedir.. Rasyonel düşünen bir birey için de aynı şekildedir.. İktisadi hayatta, Teori ile uygulamanın örtüştüğü her zaman bilinen bir olgudur.. Bilmeyenlere öğretmekte, bizim görevimizdir.

(Forumdaki bir arkadaşın önerisi üzerine hakaretlere yanıt verme gereği duymadım.. Sen hakaretlerine devam edip, kendini küçük düşürmeye devam edebilirsin)

tyd13
09-01-2010, 22:57
Ceteris Paribus'un, 'Teori' ile 'Gerçek Yaşam' arasında ne gibi bir ilişkisi olabilir ki.. C.P 'Kısmi Denge Analizi'nde kullanılan bir yöntemdir ve ekonominin çok değişkenli yapısında bazı şeyleri daha iyi açıklayabilmemiz için kolaylık sağlar.. Bunun dışında da hiçbir fonksiyonu yoktur.. Ve makro ekonomiye değil, mikro ekonomiye ait bir kavramdır.. Mesela benim yukarıda örnek olarak verdiğim, 'tüketici üzerine bindirilen extra vergilerin talep yetersizliğine neden olacağı ve ekonominin durgunluğa gireceği' konusunun, Kısmi Dengeyle veya mikro ekonomiyle ne ilgisi var??


Ceteribus Paribus'un diğer durumları sabit saymak veya diğer durumları göz önüne almamak/gözden kaçırmak olduğunu biliyorsunuzdur. Teori ile gerçek yaşamın farkı gözden kaçırmak veya göz önüne almamak noktasında ortaya çıkar. Bu nedenledir ki ekonomistler kısmi denge analizi yapmış olur. Genel denge analizi yapılırken tüm faktörler göz önüne alınır. Kaos Teorisi'ni bilirsiniz. Bu teoriye göre her faktör görülemez. Her faktör görülemediği için de yapılan davranış dengenin bozularak yeni bir denge oluşmasına neden olur. Her faktör göz önüne alınamadığı için de analiz kısmi analiz olarak kalır. Ekonomik temelli analizlerde de belli kriterler çerçevesinde belli argümanlar ele alınarak genel denge analizi yapıldığı kabul edilir. TUİK'in yaptığı enflasyon hesaplamalarında oluşturduğu enflasyon sepeti de aynı kategoride değerlendirilebilir. Bazı mamül/ürün/mal kalemleri ele alınmaz. Bu kısmi analizdir. Enflasyonu ortaya koymaz. Şimdi Ceteris Paribus'un makro ekonomi ile ilişkisini anlamışsınızdır. Ayriyeten mikro ekonomi ile makro ekonomi arasındaki bağı gözden kaçırmayın.
Tüketici üzerine bindirilen ekstra vergi meselesine gelince! Hangi konuda size daha çok ekstra vergi bindirilmektedir. Her yıl özelleştirilen firmalara kamuya ait oldukları dönemlerde açık nedeniyle akatarılan kaynak için ödediğiniz verginin kaçta kaçı kullanılmıştır? Ödediğiniz vergilerle yapılan dış borç ödemeleri ve bütçeden milli savunmaya ayrılan payın miktarını düşündünüz mü? Bunları düşünmediniz diyelim. Yüz (100) kamu kuruluşu özelleştirilerek devletin sırtına kambur olmaktan kurtarıldı diye düşünen sizlerin bugün gelirinizden doğrudan ve dolaylı olarak ödediğiniz vergi oranı ile o gün gelirinizden doğrudan ve dolaylı olarak ödediğiniz vergi oranı arasında ne gibi bir fark var? Sizin söylemenize gerek yok. Bugün ödediğiniz vergi oranıı geçmiş dönemde ödediğiniz vergi oranında daha yüksektir. Sonuç ne oldu? Özelleştirmelere rağmen vergilerinizde azalma olacağına artış oldu. Nedenini merak ediyor musunuz? Diğer nedenleri sıralamayacağım. Özelleştirmelerle ilgili nedeni söyleyip kapatacağım. Sizin özelleştirdiğiniz Tekel niteliğindeki kuruluşların kârları kamuya aktarılmadığı için kamu harcamalarının gerçekleştirilmesi için kaynağa ihtiyaç duyuldu. Bu kaynak da vergi arttırımı yoluyla halktan tahsil edildi ve edilmektedir. KOSGEB aracılığıyla KOBİ'ler desteklenmesi için de sizden ek vergi alınmaktadır. Ayriyeten vergi dışında gelirinize yük bindi. Çünkü özelleştirilen Tekel niteliğindeki kuruluşların yönetimi sizin elinizdeki gelirden daha fazla pay almayı hedef edinen kişilerce yönetilmekte ve ekstra vergi ödediğiniz için feveran eden siz daha büyük bir batağın içine saplandınız ve battıkça batmaktasınız. Tam bu duruma uygun bir söz vardır: "Boğazıma kadar boka battık. O yüzden başımız dik."

Eğer mevcut işgücü, verilen ücretleri alabilecek yeterlilikte değilse ücretler düşürülmelidir.. Veya bu alana sahip işveren(kamu kesimi), işletmenin verimliliğini koruyabileceği başka bir işverene devretmelidir.. Bu kadar basit.. Mevcut işletmenin israf ettiği kaynakların üzerine, harcamaları daha da arttırarak işgücünü eğitme yoluna gitmesi başlı başına irrasyoneldir.. Hele ki bu alana dair mevcut eğitim sisteminden eleman yetiştirilmekteyken..
Mevcut işgücü verilen ücrete mükabil yeterliliğe sahip değilse eğitimle yeterli düzeye getirilmelidir. Bu kertede kamu kesiminin görevi işgücünü yeterli düzeye getirmektir. Mevcut eğitim sistemi bu alana dair eleman yetiştirirken yeterliliğe sahip eleman mı yetiştiriyor? KOÇ Holding'in nitelikli eleman yetiştirilmesi konusunda hükümete projeler sunması veya proje destekelerinde bulunması ve özel sektör firmalarının bazılarında nitelikli eleman yetiştirilmek üzere iş okulları kurulması bu alanda eleman yetiştirildiği için halihazırda bir sorun olarak görülüyor olmalıdır! Değil mi? Mevcut işyeri devredilmeden de değişimler gerçekleştirilebilir. Eğitim sistemi çok uzun bir mesele. Bu konuyu başka zaman başka konuda tartışırsınız.

KİT'lerin amacı, Kamu kesiminin mevcut alanda çalışan işgücünü 'olabildiğinden daha fazla' istihdam etmek istemesi ve bu işgücü aynı zamanda tüketici de olduğundan dolayı, piyasaya olan efektif talebi olabildiğince yukarı çekmek istemesidir.. Yani Keynes'in de iddia ettiği gibi, Kamu kesimi tüketiciye bir anlamda destek çıkar ve talep yetersizliğini önlemeye çalışır (Keynes aynı zamanda para yardımı da yapılmasını önermiştir).. Ama yapılan bu israfın, 'Talep, Yapısal ve Maliyet Enflasyonlarına' yol açtığını bir çok defalar görüldü.. Devletler ise, 'enflasyon'un yıkıcı etkisinin yanında, 'İşsizliği' ikinci planda bırakmak zorunda kaldılar.. Bu yüzden de, işten çıkarılanların psikolojik! ve sosyolojik! durumlarından çok daha önemli konular var.. Yani bu konuda kimin Ceteris Paribus yaptığı, bazı şeyleri göz ardı edip sadece işçileri düşünerek hareket ettiği açıkça görülmektedir..
KİT'lerin kuruluş amacı özel sektörün gelişimine yardımcı olmak ve özel sektörün üretim yapmadığı alanlarda üretim yapılmasına yönelerek toplumsal fayda sağlamaktır. İstihdam Politikası sizin söylediğiniz doğrultuda gerçekleşmemektedir. Diğer cümlelerinizde söylediklerinizle çelişir bir ifade kullanmışsınız. Efektif Talebi arttırıcı amaç ortaya koymuşsunuz. Enflasyonun ortaya çıkmasının nedeni bizim ödediğimiz ekstra vergiler midir? Talep yetersizliğini aşmanın yolu iş sahalarının genişletilmesi ve böylelikle istihdam alanlarının genişletilmesi olabilir mi? Enflasyon ve işsizliğin birlikte yürüdüğü bu dönemde sizin gibi Pabucumun Ekonomi Profesörü olmayan ekonomistlerinin önerileri nelerdir? Enflasyon Hedeflemesi'ni öneriyorlarsa gelişmekte olan ülkelerdeki deneyimleri okumanızı tavsiye ederim. Bir ülkede ücretleri düşürerek uygulanan poltikalarla talep yetersizliğini önleyemezsiniz. Kapitalistler de talep yetersizliğinin oluşmasını istemez. Enflasyonun var olmasını ister. Fakat bu çukura düşmek zorundadırlar. Neden mi? Beğenmediğiniz Marxist teorisyenlerden Rosa Luxemburg şuna benzer bir ifade kullanır; "Kapitalistler artı-değerden pay aldığı sürece üretilen malın arzı konusunda sorun yaşanır. Çünkü arz edilen malı talep edecek tüketici kesim yine işgücünün kendisidir. Talep yetersizliği oluşur. Dış pazarlara açılarak bu talep yetersizliği aşılmaya çalışılır." Benim bu konuya eklemem şu şekilde olacaktır. Talep yetersizliğini aşmak isteyen kapitalistler dış yatırımlarla işçilik maliyetini düşürerek üretimin başka ülkelerde gerçekleştirilmesini sağlar ve daha geniş kesimin üretilen mamülü talep etmesini sağlar. Fakat bu noktada yapılan bu dış yatırım süreci bir noktada tıkanacaktır. Çünkü kapitalistler için artık ücretleri daha da düşüremeyecekleri bir durum oluşacaktır. Aile olarak fabrikalarda çalışan bireyler temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak düzeye gelecektir ve kapitalistlerin mallarını talep edecek bireyler azalacaktır. Ondokuzuncu yüzyıl deneyimi bunun apaçık örneğidir. Bu durumda ya kapitalist sınıf daralır ve ücretler arttırılarak talep yetersizliği önlenir ya da kapitalizm kendi sonunu hazırlar. Kaynakların yetersiz olduğu bir ortamda yeniden bir değişim sürecine de yönelebilirler. Yani! Anlayacağınız gibi kamu kesiminin efektif talebi arttırmak gibi bir gayesi olmasa da ücretleri belli seviyede tutması veya ücretlerin düşürülmemesi hem toplumun hem de sözcülüğünü yaptığınız kapitalist sınıfın yararınadır. Eğer enflasyon gibi olguların ortaya çıkmasını istemiyorsanız Komünist bir dünya arzulayın.

Burda bahsettiğimiz çoğu şey makro ekonomiye ait konulardır.. Ayrıca 'Pozitif, Normatif'likle de ilgisi yoktur..
Pozitiflik ve normatiflik olanla olması gerekenin analizi açısından gereklidir. Ekonomi analizinde gerekli yaklaşımlardır. Pozitiflik "Olmaktadır, Olur" bağlamında gerçekleşir. Normatiflik "Olmalıdır" bağlamında gerçekleşir. Ex-post - Ex-ante de diyebilirsiniz. Fakat tam karışlamaz.

Kriz konusuna ise yanıt verme gereği duymuyorum.. Israrla konuyu farklı yerlere çekerek, konunun özünde uzaklaştırıyorsun.. Konunun Asya Kriziyle veya Ekonomistlerin bu krizi önceden ön görememiş olmasıyla ne alakası var??
Siz çok bilen ekonomistlerin görüş birliğinden söz ettiniz. Bu görüş birliğine dahil olan ekonomistlerin yanılgılarından da ben söz ettim. Konunun kriz bağlamına getirilmek/çekilmek istenmediğini söyleyebilirim.

İşçilerin psikolojik! ve sosyolojik! sorunundan başka, özelleştirmenin yanlış olduğuna dair fikriniz yok mu? Ne kadar yazık.
Özelleştirmenin doğru veya yanlış olduğunu özelleştirme ve sonrası durum gösterir. Özelleştirmelerin yapılmasına karşı değilim. Özelleştirmenin yapılmasını da savunmuyorum. İşgücünün psikolojik ve sosyolojik sorunun neden önemli olduğunu toplumsal faydayı düşünen size bırakıyorum.

Rekabetin baskıcı! etkisiymiş.. Ne o, psikoloji bilimini mi tartışıyoruz?? Rekabetin binlerce olumlu etkisini sayabilirim, ama konumuz bu değil ne yazık ki.. Konudan uzaklaşma isteğinizi reddetmek zorundayım.
Psikolojiye de giriyor Rekabet Teorisi^ne de giriyor. Rekabetin binlerce olumlu etkisini yazarsanız okurum. Bu yazdığınızı bir söz olarak kabul ediyorum. Atmasyon bir cümle kullanmadığınızı umuyorum. Başka bir konu açarak lütfen anlatın.

İşçilerin psikolojik! sorunlarını bir kenara bırakıp, gelelim Kamu kesimine dair gerçek sorunlara.. Kısa kısa aktaracağım, ayrıntılarını anlatma gereği duymuyorum;

En önemli sorun, 'Leviathan Devlet' sorunudur.. Yani devletin aşırı büyümesiyle birlikte, 'Gelir kaynaklarının kendisine yetmemesi' ile oluşan durum.

Diğer sorun, 'Seçmenlerin bilgisizliği ve ilgisizliği sorunu''.. Kamu kesimi mal ve hizmetlerin ne miktarda üretileceğine karar verirken, seçmenlerinin tercihlerine mutlak olarak önem verir.. Ama seçmenlerin eğitim ve bilgi düzeyleri birbirleriyle eşit olmadığından ve ülkemizde dahi bir çoğunun eğitimsiz olduğundan dolayı, çok kolay bir şekilde propagandalar ile politik reklamların etkisi altında kalırlar.. Bundan dolayı, seçmenlerin mal ve hizmetlerin üretilmesine dayalı tercihlerlerinin sağlıklı olduğu söylemek mümkün değildir..Ama bunun dışında, bireyler kişisel ihtiyaçlarını karşılarken toplam faydalarını maximize etmek amacıyla tercihlerde bulunduklarından dolayı, bu alanda sağlıklı karar verirler.. Buna karşılık, seçimler ile kamusal mal ve hizmet tercihini açıklayan bireylerin, kişisel mal ve hizmet tercihlerinine gösterdikleri hassasiyeti gösterdiklerini söylemek mümkün değildir.

Diğer bir sorun, 'Çıkar ve Baskı gruplarının rant elde etme çabaları' .. Bu baskı gruplarının rant elde etme çabalarından dolayı, kamu kesiminin sağlıklı tercih yapamadığı bilinir.

Diğer bir sorun, 'Popülist Uygulamalar (Oy ticareti)' .. Seçim sonrasında iktidara gelenler, tekrar seçimi kazanmayı garanti etmek için toplumsal ve kamusal çıkarları maximize etmek yerine, kendilerine oy verecek potansiyeli olan kesimi memnun edecek faaliyetlere yönelirler.. Bu yüzden kamusal kaynaklar, toplumsal faydayı yüksek olan yatırımlar yerine, toplumsal faydası yüksek olmayan yatırımlara harcanır..

Diğer bir sorun, 'Kararın oy çokluğu esasına dayanmaması' .. Demokratik ortamlarda kararlar oy çokluğuna dayanır.. Kamusal tercihlerde ise 'Kamu mallarının bölünemezlik ilkesi uyarınca', toplumunun tamamının rasyonel bir kararı olması söz konusu değildir..

Diğer bir sorun, 'Kamu yönetiminde eş-dost görevlendirilmesi' .. Bürokrasi olarak nitelendirilen devlet memurlarının, liyakatli kişilerden seçilmesi esas olmakla birlikte, uygulamada iktidara yakınlığı olan kişilerin öncelikli olarak bu kadrolara atandıkları görülür.

Diğer bir sorun, 'Bürokrasinin sürekli büyümesi'.. İktidarın programını uygulamakla görevli olan bürokrasi, kamu hizmetlerini topluma daha hızlı ve kolay ulaştırmak gerekçesiyle sürekli büyüme eğilimi içindedir.. Ancak bu durum, çoğu zaman devlet kadrolarının gereksiz yere büyütülmesine ve kamu hizmetlerinin maliyetlerinin yükselmesine yol açar..
Bu alıntıda belirttiğiniz konuyu bir cümleye sığdırarak "Uygulmadan kaynaklanan sorunlar nedeniyle KİT’ler zarar etmektedir ve/veya zarar ediyor gösterilmektedir." ifadesiyle http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=278207&postcount=8 adresindeki mesajımda belirtmiştim. Boşuna zahmet etmişsiniz. Fakat bu yazdıklarınızın sadece başlıklarını okudum. Yine eminim yaklaşımınızda bir bozukluk vardır.

(Senin tabirinle) Ceteris Paribus kullanma dedin, işte gördüğün gibi teoriye değil uygulamaya da baktık.. Tüm bu sorunların yanında, işçilerin psikolojik! sorunu benim için hiçbir önem arz etmemektedir.. Rasyonel düşünen bir birey için de aynı şekildedir.. İktisadi hayatta, Teori ile uygulamanın örtüştüğü her zaman bilinen bir olgudur.. Bilmeyenlere öğretmekte, bizim görevimizdir.
Harikulade bir anlatımdı. Sizi tebrik ederim. Bir cümlemle sizin şu yazdıklarınızın yarısını zaten ifade ettiğimi gördüğünüzde yüzünüzün halini merak ediyorum. Mor da bir renktir. Soluğunuz tutmayın. Kasmayın kendinizi.

Sangre
10-01-2010, 01:07
Yazıların, yazdığın bazı soru ve açıklamaların özününün genişletilmesinden oluşuyor.. O soru ve yazılar ise tamamen absürd ve yazdıklarımla hiçbir ilgisi ve alakası yok.. Hatta çoğu zaman bile kendini tekrar ediyor.. Eski söylediğin sözlere yanıt vermeme karşın, tekrar aynı şeyi, aynı tarzla anlatan cümleler var.. Hatta enflasyonun bizim verdiğimiz vergilerle ve talep yetersizliğiyle ortaya çıktığını anladığınız ve soru olarak yazdıklarınız ise tam ibretlik.. Hele hele talep yetersizliğini önlemenin yolunun ücretleri düşürmek olarak yazdığımı sandığınız yerde ise film kopmuş bulunmaktadır.. Bu yazdıklarından bazılarını aşağıya alıntılıyorum ve yazına yanıtma verme gereği duymuyorum.. Ben yazımı üniv.lerde okutulan ekonomi kitaplarına paralel olarak yazdım, fakat verilen yanıt ve bazı sorular tamamen yazıyı anlamayan ve konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan insanın verebileceği nitelikte.. İstersen yüzümün mor olduğunu veya soluksuz kaldığımı vs. düşünebilirsin, umrumda değil tabii ki.. Senin gibi bir insana daha fazla zamanımı harcama gereği duymayacağım.

Ceteribus Paribus'un diğer durumları sabit saymak veya diğer durumları göz önüne almamak/gözden kaçırmak olduğunu biliyorsunuzdur.

Her yıl özelleştirilen firmalara kamuya ait oldukları dönemlerde açık nedeniyle akatarılan kaynak için ödediğiniz verginin kaçta kaçı kullanılmıştır?

Ödediğiniz vergilerle yapılan dış borç ödemeleri ve bütçeden milli savunmaya ayrılan payın miktarını düşündünüz mü?

Yüz (100) kamu kuruluşu özelleştirilerek devletin sırtına kambur olmaktan kurtarıldı diye düşünen sizlerin bugün gelirinizden doğrudan ve dolaylı olarak ödediğiniz vergi oranı ile o gün gelirinizden doğrudan ve dolaylı olarak ödediğiniz vergi oranı arasında ne gibi bir fark var?

Sizin özelleştirdiğiniz Tekel niteliğindeki kuruluşların kârları kamuya aktarılmadığı için kamu harcamalarının gerçekleştirilmesi için kaynağa ihtiyaç duyuldu.

Ayriyeten vergi dışında gelirinize! yük bindi.


Mevcut işgücü verilen ücrete mükabil yeterliliğe sahip değilse eğitimle yeterli düzeye getirilmelidir. Bu kertede kamu kesiminin görevi işgücünü yeterli düzeye getirmektir.


Enflasyonun ortaya çıkmasının nedeni bizim ödediğimiz ekstra vergiler midir?

Talep yetersizliğini aşmanın yolu iş sahalarının genişletilmesi ve böylelikle istihdam alanlarının genişletilmesi olabilir mi?

Bir ülkede ücretleri düşürerek uygulanan poltikalarla talep yetersizliğini önleyemezsiniz.

Kapitalistler de talep yetersizliğinin oluşmasını istemez. Enflasyonun var olmasını ister.


Talep yetersizliğini aşmak isteyen kapitalistler dış yatırımlarla işçilik maliyetini düşürerek!!! üretimin başka ülkelerde gerçekleştirilmesini sağlar ve daha geniş kesimin üretilen mamülü talep etmesini sağlar.

Özelleştirmelerin yapılmasına karşı değilim. Özelleştirmenin yapılmasını da savunmuyorum!!!

Fakat bu yazdıklarınızın sadece başlıklarını!!! okudum. Yine eminim yaklaşımınızda bir bozukluk vardır.

Bir cümlemle sizin şu yazdıklarınızın yarısını zaten ifade ettiğimi!!! gördüğünüzde yüzünüzün halini merak ediyorum.

tyd13
10-01-2010, 04:32
Yazıların, yazdığın bazı soru ve açıklamaların özününün genişletilmesinden oluşuyor.. O soru ve yazılar ise tamamen absürd ve yazdıklarımla hiçbir ilgisi ve alakası yok.. Hatta çoğu zaman bile kendini tekrar ediyor.. Eski söylediğin sözlere yanıt vermeme karşın, tekrar aynı şeyi, aynı tarzla anlatan cümleler var.. Hatta enflasyonun bizim verdiğimiz vergilerle ve talep yetersizliğiyle ortaya çıktığını anladığınız ve soru olarak yazdıklarınız ise tam ibretlik.. Hele hele talep yetersizliğini önlemenin yolunun ücretleri düşürmek olarak yazdığımı sandığınız yerde ise film kopmuş bulunmaktadır.. Bu yazdıklarından bazılarını aşağıya alıntılıyorum ve yazına yanıtma verme gereği duymuyorum.. Ben yazımı üniv.lerde okutulan ekonomi kitaplarına paralel olarak yazdım, fakat verilen yanıt ve bazı sorular tamamen yazıyı anlamayan ve konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan insanın verebileceği nitelikte.. İstersen yüzümün mor olduğunu veya soluksuz kaldığımı vs. düşünebilirsin, umrumda değil tabii ki.. Senin gibi bir insana daha fazla zamanımı harcama gereği duymayacağım.
Sizin yazdıklarımı anlamanız için yazımda bahsettiğim olguları anlamanız gerekir. Bir yerde "Enflasyon" yazmak yerine "Talep yetersizliği" yazarak yanlış ifade kullanmışım. Diğer ünlem koyduğunuz yerde ise ülkeler arasındaki gelir farkına işaret ediyorum. Çin'de üretilen malın Türkiye'deki talep yetersizliğini azaltıcı etkisi vardır. Çünkü paranın satın alma gücü ve gelir düzeyi Türkiye'de daha yüksektir.
Sizinle tartışmamayı ben de yeğlerim. Çünkü ekonomiden ve söylenenlerden anlayacak kadar bilgiye sahip değilsiniz. Anlamanız için artık uğraşmayacağım. Sitede yazılarını okuduğum Üyemiz Akhenaton gibi davranıyorsunuz. Size başka üyelerin de ekonominin E'sinden anlamadığınızı belirttiklerini okudum. Siz benimle tartışmaktan kaçmanızı anlıyorum. Sizin gibi insanlara "Öğren de gel!" dememek kabahatinde bulunduğumdan dolayı suçluyum. Özür dilerim. Bir daha olmaz.

tyd13
10-01-2010, 14:30
Ayriyeten vergi dışında gelirinize yük bindi. Çünkü özelleştirilen Tekel niteliğindeki kuruluşların yönetimi sizin elinizdeki gelirden daha fazla pay almayı hedef edinen kişilerce yönetilmekte ve ekstra vergi ödediğiniz için feveran eden siz daha büyük bir batağın içine saplandınız ve battıkça batmaktasınız. Tam bu duruma uygun bir söz vardır: "Boğazıma kadar boka battık. O yüzden başımız dik." Alıntı yaptığınız cümleyi bir de bu şekilde okuyun.

Talep yetersizliğini aşmak isteyen kapitalistler dış yatırımlarla işçilik maliyetini düşürerek üretimin başka ülkelerde gerçekleştirilmesini sağlar ve daha geniş kesimin üretilen mamülü talep etmesini sağlarÇin'de bir fabrika açan kapitalist işgücü maliyetini düşürerek daha düşük fiyattan malı halka arz eder. Daha düşük fiyatla halka arz edilen mal da daha düşük gelir düzeyine sahip bireylerce de talep edilebilir hale gelir. Çin'de üretilen malın Türkiye'deki talep yetersizliğini azaltıcı etkisi vardır. Çünkü paranın satın alma gücü ve gelir düzeyi Türkiye'de daha yüksektir.