Orijinalini görmek için tıklayınız : Evrenin Genişlemesi
Aşağıdaki makale Turan Dursun Sitesi'ne ait MucizeYalanlari.com (http://www.mucizeyalanlari.com/) Sitemizden alıntıdır
ve Mucize Yalanları Sitesi Çalışma Grubumuzun ortak ürünüdür.
=> Evrenin Genişlemesi (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/)
Sitemizdeki metin, bu başlıktaki öneri, açılım ve eleştirilere binaen veya çalışma grubunun kendi araştırmalarıyla değişebilir.
Forumumuzda daha önce bu konu >şu başlıkta (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=765)< tartışılmıştır.
Evrenin Genişlemesi (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/)
1. Mucize İddiası (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#1)
2. Zariyat/47’nin Anlam(lar)ı (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#2)
3. Kuran’daki Evren Algısı (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#3)
4. Sonuç (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#4)
1. Mucize İddiası (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#)
Mucizeci ekolün sıkça dillendirdiği meşhur iddilardan biri de “evrenin genişlemesi” bahsidir.
Önce iddiayı bu ekolün dilinden dinleyelim:
Harun Yahya (Adnan Oktar)’a ait sitelerden:
“Astronomi biliminin henüz gelişmemiş olduğu bir dönemde 14 asır önce indirilen Kuran-ı Kerim’de evrenin genişlediğinden şöyle bahsedilir:Biz göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47
Yukarıdaki ayette geçen “sema (gök)” kelimesi Kuran’ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir. Türkçeye “Şüphesiz biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)” olarak çevrilen Arapça “inna le musiune” ifadesindeki “musi’une” kelimesi “genişletmek” anlamına gelen “evsea” fiilinden türemiştir. “Le” ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek “çok fazla” anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade “Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz” anlamı taşımaktadır. Bilimin bugün varmış olduğu sonuç da Kuran’da bize bildirilenle aynıdır.
(…)
Bu bilimsel gerçek henüz hiçbir insan tarafından bilinmezken Kuran’da asırlar önce açıklanmıştır. Çünkü Kuran tüm evrenin yaratıcısı ve hakimi olan Allah’ın sözüdür.”
2. Zariyat/47’nin Anlam(lar)ı (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#)
İlk olarak dikkat çeken husus mucize iddiacılarının kutsal olarak gördükleri kitaba karşı sergiledikleri “ilmi samimiyetsizlik” örneğidir. Yukarda aynen alıntıladığımız iddiada Zariyat/47’nin diğer çeviri ve yorumlarından söz edilmemekte, “evrenin genişlemesi” ayetten zorunlu olarak çıkan “tek mümkün anlam” olarak sunulmaktadır. Oysa -Müslümanlar tarafından da genel kabul gören- birkaç meal ve tefisir örneğine bakmak durumun hiç de böyle olmadığını anlamak için yeterli olacaktır.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (internet sitesinde de bulunan (http://www.diyanet.gov.tr/Kuran/ayet.asp?Kuran_id=51&I3.x=15&I3.y=13&Ayet_No=47)) resmi Kuran Meali’nde ayet şu şekilde çevrilmiştir:
Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.
Ve sadece bir dipnot olarak mucizecilerin iddia ettikleri çeviri ve yoruma değinilmiştir:
“Âyet “Göğü kudretimizle biz kurduk ve biz onu genişletmekteyiz” şeklinde de tercüme edilebilir. Bu bakış açısı modern astrofizikte gündemde bulunan “evrenin sürekli genişlemekte olduğu” görüşünü desteklemektedir.”
Diyanet Vakfı’nın Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Prof. Dr. Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş’ten oluşan uzman heyetine hazırlattığı tefsirde bu ayetle ilgili olarak şu açıklamalar yer almıştır:
“Şüphesiz biz genişletmekteyiz” diye çevrilen cümle için yapılan başlıca yorumlar şunlardır:
a) Biz vüs’at yani genişlik ve kudret sahibiyiz. Semadaki bu ihtişamı sağlamakla kudretimizden bir şey eksildiği sanılmamalıdır; dilesek daha da genişletiriz. Bakara Suresi’nin 255 ve Kaf Suresi’nin 38. ayetlerindeki içerik ve üslûp bu manâyı çağrıştırmaktadır.
b) Hiçbir şeye muhtaç olmadığımız gibi nimetleri bol bol ihsan eden de biziz. Sıkıntıları giderir, darda kalanlara genişlik veririz.
c) Evreni genişletmekteyiz. Bu yorum daha çok uzay cisimlerinin birbirinden uzaklaştığı ve aralarındaki mesafenin gitgide arttığı yönündeki bilimsel tespitten hareketle ortaya konan “genişleme teorisi” ışığında yapılmıştır.”
Kur’an Yolu – Türkçe Meâl ve Tefsir, Heyet: Prof.Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Prof. Dr. İ. Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş, Ankara/2007, Zariyat/47
Görüldüğü üzere konunun uzmanları “evrenin genişlemesi” manâsını tek mümkün anlam olarak değil -aksine- en düşük ihtimal olarak görmektedir.
Elmalılı M. Hamdi Yazır ayetteki ilgili kısmı şu şekilde açıklamıştır:
“Ve hiç şüphesiz biz çok genişliğe malikiz. Bunun iki manâsı vardır: Birisi kudret genişliğini ifade eder. Kudret ve kuvvetimiz öyle geniştir ki semayı bina ile tükenmedikten başka onu daha çok genişletebilir. Bu manâ hem “Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak ne de orada bize bir usanç gelecektir.” (Fâtır, 35/35) hem de “O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır.” (Bakara, 2/255) ayetlerinin manâlarını andırır. Birisi de zenginliği, nimet ve nimet vermede genişliği ifade eder. “Biz darlıkları genişletiriz. Yalvaran, darda kalmışlara icabet eden, sıkıntıları açan, ihtiyaçları gideren, fakirleri zenginleştiren, nimet vereniz” demek olur.”
Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Zariyat/47
Ömer Nasuhi Bilmen, ayeti
“Ve göğü bir kuvvetle bina ettik ve şüphe yok ki biz elbette kaadirleriz.”
olarak çevirmiş ve şu açıklamayı eklemiştir:
“Şöyle ki: (Ve göğü bir kuvvetle) Pek muazzam olan bir kudretle, bir şiddetle (bina ettik) varlık alanına getirdik (ve şüphe yok ki, biz) yâni: Büyüklük ve yücelikle vasıflanmış olan ilahî zatını (elbette kaadirleriz.) Böyle nice alemleri meydana getirmeğe kaadiriz. Evet.. Yüce zatın kudret ve hakimiyeti pek geniştir; mahlûkatı idareye, onların yaşamalarını, geçimlerini sağlamaya fazlasiyle kâfidir.
“musi’une” kuvvet, takat, genişlik sahibi demektir.”
Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri, Zariyat/47
Daha birçok farklı meal ve tefsir örneğinden de görülebileceği üzere bizzat konunun uzmanlarının tespitine göre ayetteki ilgili kısım Kuran’ın dili olan 6-7. yüzyıl Arapçası’nda bir ifade kalıbı olarak öncelikle “kuvvet, güç, takat, genişlik” sahibi olmayı anlatmakta bunun yanısıra “bol bol nimet verme”, “darlıkları, sıkıntıları açma, genişletme” anlamına da gelmekte.
Mucize iddiacılarının yöntem olarak kullandığı dil cambazlığını şu örneklerle daha iyi anlayabiliriz: Her dilde bir veya birden çok kelimeyi asıl sözlük manâsından farklı bir anlam bütünlüğünde birleştiren kalıplaşmış ifade şekilleri ve deyimler vardır. Örneğin Türkçede “eli geniş” veya ‘eli bol’dan kastedilen cömertliktir; elin gerçekten geniş/enli veya bol oluşu değil. Aynı şekilde “gönlü geniş” ifadesi hoşgörülü olmayı, “mezhebi geniş” ifadesi ise namus/iffet konularında toplumun genel algısına göre daha rahat davranmayı ve düşünmeyi anlatır. Bu üç deyimde de “geniş” sözcüğünün asıl sözlük anlamı olan mekânsal genişlikle ilgisi yoktur.
Arapçada, dolayısı ile Kuran’da da buna benzer birçok deyim vardır. Örneğin Bakara/228’de “eli geniş” ifadesi (Türkçedeki gibi cömertlik değil) zenginlik anlamında kullanılmıştır (çünkü Arapçada “eli geniş” deyimi zenginlik ifade eder).
Mucize iddiacılarının yaptığı ise şuna benzemektedir: Mesela Türkçe bir eserde (aslında cömertlik anlamında) “onlar ki elleri geniştir” gibi bir cümle yer alıyor ve varsayalım ki günün birinde uzayda elleri gerçekten de (maddi anlamda) geniş/enli olan akıllı varlıklar bulunuyor. Bu durumda birisinin çıkıp da “Bakın işte, bu eserde “eli geniş” ifadesi geçmekte. Demek ki eserin yazarı bunu ta o zamandan bilmiş. Bu bir mucizedir” demesi ne denli gülünç ise “kuvvetli, takatlı” olma ve “bol bol nimet vererek sıkıntıları, darklıkları açma, çözme” anlamında kullanılan Arapça bir ifade kalıbını -günümüzün bilimi, evrenin genişlemesinden yola çıkıyor diye- sözlük anlamıyla yorumlamak o denli gülünçtür.
Oysa sonsuz güç ve bilgi sahibi bir yaratıcı, bu ayette 14 asır sonra keşfedilecek olan evrenin genişlemesi olgusuna işaret etmek istemiş olsa idi kuşkusuz bunu açık seçik bir ifade ile yapabilirdi. Örneğin “Bunu bugün tam olarak anlayamasanız da size vermiş olduğum akıl ile şüphesiz günün birinde keşfedeceksiniz. Eserim olan kâinatı incelemeye, araştırmaya gayret edin.” şeklinde ifadeler de ekleyebilirdi. Hatta bu, insanlar için hem bilime teşvik hem de bilimsel gayretlere yön verici bir ipucu olurdu. Fakat durum böyle değil. Ayette geçen ibare tıpkı “eli geniş”, “gönlü geniş” deyimlerinde olduğu gibi kalıplaşmış bir ifade biçimi ve mekânsal genişleme ile ilgisiz. Dolayısı ile ve doğal olarak bu ayette ileride bulunabilecek bilimsel bir olguya işaret olduğu, tarih boyunca hiçbir Müslüman’ın, alimin, müfessirin aklına dahi gelmemiş. Ta ki Müslüman olmayan bilim insanlarının araştırmaları sonucu evrenin genişlemesi teorisi bilim dünyasında kabul görmeye başlayana kadar… Bundan sonra ayetin anlamı birden bire değiştirilerek bu bulguya gönderme içerecek şekilde yeniden kurgulanmaya başlandı. Hem de tıpkı cömert (veya Arapça’da zengin) anlamında kullanılan “eli geniş” deyimini sözlük manâsında (yani maddi olarak geniş/enli el) yorumlar gibi. Ayrıca bu gayretlerin sahipleri açısından söz konusu bilimsel olgunun ne denli kanıtlanmış olduğu da mühim değil. Bilim dünyasındaki değişikliklere, revizyonlara, yeniliklere göre ayet her daim yeniden yorumlanabilir ne de olsa… Üstelik bütün bu gayretkeşliklerin ve işgüzarlıkların asıl motivasyon kaynağı, kâinatı veya hiç olmazsa Kuran’ı daha iyi anlama azmi bile değil! Tek niyet Müslüman olmayanları Kuran’ın gerçekten de Allah kelamı olduğuna ikna edebilmek (ve belki de daha çok, Müslümanların şüphelerini bertaraf edebilmek). Bütün bunları açık-seçik söylemekten de çekinmemekteler.
Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kuran Tefsiri adlı eserinde, Zariyat/47’nin açıklamasında aynen şu ifadeleri kullanmaktadır.
Başta Einstein olmak üzere son asrın fizikçileriyle astronomları bu muhteşem kâinatın bir bütün halinde devamlı genişlediğini söylüyorlar. Kuvvetli bir ihtimalle eğer bunun doğruluğu isbat edilirse, Kur’an’daki ilgili beyânın bu manâya delalet ettiğini söyleyebiliriz. Zira ayetin böyle bir yoruma tahammülü vardır ve o zaman inkarcı maddecilerin on beş asır öncesine dönüp o çağda böyle bir tespitin mümkün olup olmadığını araştırmaları gerekir.
3. Kuran’daki Evren Algısı (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#)
Oldukça genç bir kuram olarak evrenin genişlemesi teorisi ancak “modern” evren anlayışı bağlamında anlamlı olabilir. Bu “modern” evren algısı en kaba hatlarıyla günümüzde ilkokul düzeyinde genel malum olan -örneğin- Dünya’nın yuvarlak olduğu ve Güneş Sistemi’ndeki diğer gezegenlerle birlikte Güneş’in etrafında döndüğü, Ay’ın Dünya etrafında döndüğü, “gökler”in Dünya üzerine kurulmuş bir kubbe/çatı değil uçsuz bucaksız uzay olduğu gibi bilgilerden oluşmaktadır. İlkel evren algısında ise Dünya düz bir tepsi veya döşek şeklindedir. Güneş bu düz tepsinin/döşeğin belli bir noktasında doğar, yükselir ve diğer uç noktasında batar. “Gökler” ise bu döşek üzerine kurulmuş ve yıldızlarla süslenmiş bir kubbe/çatıdır. Üstelik -mucizevi bir şekilde- direk/sütun olmadan yukarda durabilmektedir. Bu naif dünya ve evren algısının hakim olduğu bir ortamda “göklerin genişlemesi”nden söz edilmesi hiçbir surette modern evren anlayışı bağlamında geçerliliği olan “evrenin genişlemesi kuramı” ile ilişkilendirilemez. (ki zaten yukarda açıklandığı üzere ayetteki ilgili ibarenin manâsı da mekânsal genişleme değildir.)
Şimdi önyargısız bir şekilde ilgili Kuran ayetlerinde hangi evren anlayışının(1) hakim olduğunu inceleyelim:
http://www.mucizeyalanlari.com/img/kgevren.png
İlk olarak mucize iddiacılarının Zariyat/47’yi örnek olarak gösterirken -her nedense- hiç söz etmedikleri hemen bir sonraki ayete de bakalım:
Zariyat/47 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=51&ayet=47)
Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.
Zariyat/48 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=51&ayet=48)
Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz.
Zariyat/48’de “yerin” döşendiği, yani bir döşek gibi serildiği, yayıldığı anlatılmaktadır. Ayete her önyargısız bakan bu cümlenin Dünya’nın düz bir tepsi/döşek olduğu fikrini desteklediğini kabul edecektir. (2)
Aynı anlayış diğer bazı ayetlerde de ifade edilmiştir:
Hicr/19 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=15&ayet=19)
Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik (3), yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.
Kuran’da Kehf Suresi (http://www.kuranmeali.com/sureler.asp?meal=diyanet&sureno=18)’nin 83. ayetinden itibaren Zülkarneyn’in hikâyesi anlatılır.
83. (Resulüm!) Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.
84. Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir sebep (bir vasıta ve yol) verdik.
85. O da bir yol tutup gitti.
86. Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz “Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin” dedik.
Kehf/86’da açıkça Dünya’nın başı ve sonu olan düz bir tepsi/döşek olarak tahayyül edildiği anlaşılmaktadır. Güneş, Dünya’nın bir ucunda doğuyor, gök-kubbe boyunca yükseliyor ve diğer ucunda da batıyor. Yani “güneşin battığı bir yer”, bir uç/kenar mevcut. Dünyanın bu ucuna kadar giden olursa (Zülkarneyn gibi) Güneş’in battığı noktaya varmış olur. Hattâ -ayete göre- Güneş’i “kara bir balçıkta” batarken izleyebilir. (4)
Ra’d/2 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=13&ayet=2)
Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten, sonra Arş’a kurulan, güneşi ve ayı buyruğu altına alandır.
Lokman/10 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=31&ayet=10)
Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı.
Hac/65 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=22&ayet=65)
Görmüyor musun ki Allah bütün yerdekileri ve emri uyarınca denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin hizmetinize vermiştir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.
Bu ayetlerde de yine Dünya’nın düz bir tepsi/döşek olduğu ve göklerin de işte bu tepsi/döşek üzerine kurulmuş ve muzicevi bir şekilde, herhangi bir görünebilen direk olmadan yukarlarda duran bir kubbe/çatı olduğu anlayışı ifade bulmaktadır. Açık bir şekilde “gökler” çadır gibi Dünya üzerine yükseltilen/kurulan bir kubbe olarak düşünülmüş ve yere düşmeyip de yukarda kalabildiği için açıklamalar getirilmiş.
Yani Kuran’daki evren anlayışında Dünya uçsuz bucaksız uzayda herhangi bir gök cismi değil; aksine “gökler” işte bu Dünya üzerine kurulmuş, “kandillerle” (yıldızlarla) süslenmiş, aslında yere düşmesi gereken fakat Allah’ın görünmez direklerle havada tuttuğu bir kubbe/çadır olarak düşünülmekte…
Üstelik Kuran’da işte bu şekilde tahayyül edilen “gökler”in (bilim-öncesi ilkel evren modellerinin ortak bir özelliği olarak) doğaüstü/mistik “yorumlanması” da yer almakta.
Mülk/5 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=67&ayet=5)
Andolsun ki biz (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
Kuran’daki bu ilkel evren anlayışı için ayrıca bkz: ”Altı Günde Yaratılış” => 3. ”Altı Günde Yaratılış”ın Çarpıklığı (http://www.mucizeyalanlari.com/alti-gunde-yaratilis/#3)
4. Sonuç (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#)
Sonuç olarak söz konusu ayette geçen ibareyi mekânsal bir “genişleme” olarak yorumlamak tıpkı “eli geniş” ibaresini geniş/enli el anlamında yorumlamak gibi anlam ve ‘anlambilim’e yapılan bir tecavüzdür.
Fakat bundan bağımsız olarak ayette gerçekten de bir şekilde “göklerin genişlemesi” kastedilmiş olsaydı bile Kuran’da “gökler”in nasıl tasavvur edildiğine, hangi tür bir evren algısının hakim olduğuna baktığımızda -bu ibareden- modern astrofizikteki evrenin genişlemesi kuramına bir gönderme çıkarmak ancak gülünç olarak nitelendirilebilir.
Dipnotlar
(1)Metinde “modern” evren anlayışı bilinçli olarak “en ilkel” evren algısı ile karşılaştırılmıştır. Yoksa günüzümüzün bilgi düzeyine gelene kadar farklı medeniyetlerde farklı evren anlayışlarının olduğu ve bunların da birçok evreden geçtiği elbette bilinmektedir. Örneğin Dünya’nın yuvarlak olduğu Aristo tarafından bile savunulmaktaydı. Hatta Aristo’dan bir asır kadar sonra yaşayan matematikçi ve astronom Samoslu Aristarchus’un (m.ö. 310-230) güneş merkezli bir evren modeli öne sürdüğü bilinmektedir. Daha sonra Avrupa’da Ortaçağ olarak adlandırılan dönemde Aristo’nun dünya merkezli evren modeli benimsenmiştir. Halk nezdinde yaygın olan bir tarihi yanılgının aksine kilise, Galileo’nun Dünya’nın yuvarlak olduğu iddiasına değil Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğü tezine karşı çıkmıştır. O dönemdeki kilise bilginleri zaten Dünya’nın düz olduğu inancında değildiler. Metinde konu edilen “en ilkel” evren algısının “en ilkel”olarak adlandırılması tarihi/kronolojik anlamda değildir. Dünyanın düz bir tepsi/döşek olduğu, göklerin bu döşek üzerine kurulmuş bir kubbe/çatı olduğu anlayışı bilimsel bakışın en gerisinde, en saf bakış olduğu için “en ilkel” olarak adlandırılmıştır. Metinde görüleceği üzere, Kuran’da işte bu “en ilkel” evren algısı hakimdir. Yani 6.-7. yüzyıl Arap Yarımadası’nda yaygın olan anlayış -bin yıl kadar önce eski Yunan düşünürleri tarafından çok daha “modern” hipotezler savunulmuş olmasına rağmen- işte bu “en ilkel” evren anlayışıdır. Zaten İslam coğrafyasının geniş çapta Yunan felsefesi ve bilimi ile tanışması da bundan sonra gerçekleşecektir.
(2) 1242-1273 yıllarında yaşayan Imam El Kurtubi, Zariyat/48’deki ilgili ibareyi şu cümleyle açıklamıştır:
Yani Biz yeri tıpkı bir döşek gibi suyun üzerinde yaydık ve uzattık.
El Kurtubi, Tefsiri-el Camiul Ahkamul Kur’an, çeviren: M. Beşir Eryarsoy, Buruç Yayınları Zariyat/48
983 yılında öldüğü kabul edilen Es-Semerkandi’nin tefsirinde Zariyat/47 ve 48’in şu açıklaması yer almaktadır:
Hak Teâlâ kendi birliği ve sonsuz kudretinin delillerini bildirdi. Ve şöyle buyurdu: İnsanları yarattık. Gücümüzle-kuvvetimizle onu hiç yoktan var ettik. Gökleri dileğimizle sapasağlam kıldık. Yeri de Kâbenin altından başlamak üzere Kâbenin her bir yanına beşyüz yıllık mesafeli şekilde yaydık.
Ebu’l-Leys Semerkandi Tefsiri, Zariyat 47-48
(3) Döşek gibi serilen Dünya’nın üstüne yerleştirilen dağlar hakkında başka ayetlerde şu “bilgi” verilmektedir:
Lokman/10 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=31&ayet=10)
Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik.
Nahl/15-16 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=16&ayet=15)
Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar, yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.
Enbiya/31 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=21&ayet=31)
Yeryüzüne insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yerleştirdik; rahat gidebilsinler diye aralarında geniş yollar varettik.
Oysa bugün bilinmektedir ki en şiddetli deprem hatları, dağların yoğunluklu olduğu bölgelerle de örtüşmektedir.
(4) Dünyanın başı ve sonu olan düz bir tepsi olduğu ve güneşin bir uçtan doğup diğerinden battığı düşüncesini ifade eden daha birçok ayet ve hadis örneği getirilebilir. Burada hepsine değinemesek de ana metindeki ayetlere ilaveten bir ayet ve bir de hadis ekleyelim:
Şu’ara/28 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=26&ayet=28)
Mûsâ, “O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu böyledir” dedi.
Bu ayette de dünya’nın doğuda ve batıda olmak üzere bir başı ve sonu olduğu tasavvuru ifade bulmuştur.
Muhammed’in nasıl bir evren algısına sahip olduğunu şu sahih hadisten de açıkça anlayabiliriz:
Bilim-öncesi topluluklarda tarih boyunca sorulagelmiş olan bir soruya Peygamber cevap vermekte: “Güneş geceleri nereye gidiyor?”
Peygamberin cevabı:
Arş’ın altında secde yapmaya gider; bu maksatla izin ister, kendisine izin verilir. Secde edip kabul edilmeyeceği, izin isteyip izin verilmeyeceği zamanın (kıyametin) gelmesi yakındır. O vakit kendisine: ”Geldiğin yere dön!” denir. Böylece battığı yerden doğar.(Buhari, Tefsir Ya-sin 1, Bed’ul-Halk 4, Tevhid 22,23, Müslim, İman 250, (159), Tirmizi, Tefsir, Ya-sin, 4225)
Sevgili Dostum ulpian ;
Kaynakçaların bolluğu ,detayı ve konunun işleniş tarzı emek isteyen bir araştırma olduğunu kanıtlar ki "Her Şeyden Mucize" çıkarmaya çalışan akıllara tokat gibi inmektedir.İnsanlığı bir kez daha düşünmeye iten harika bir çalışma olmuş.
Keşke ilk emir "OKU" değil, "DÜŞÜN" olmuş olsaydı, "MANTIK YÜRÜT ,AKLINI KULLAN" olmuş olsaydı da insanımız "OKU"duğundan, "GÖR" düğünden (!) mucize çıkarma arayışına kapılmasaydı.
Sayın ulpian güzel bir çalışma yapmışsınız fakat bazı şeyleri unutmuşsunuz.
Birincisi zamana tabi olan sizmisiniz yoksa Tanrı'mı?
Burda dedkleriniz hala bir oluşum içindedir ama kime göre tabiki nesnel dünyada olan ve yaratımın içinde olan bizlere göre.Fakat Tanrı'ya göre bu iş bitmiştir sadece bize göre devam etmektedir.
Ve zaten evren hala bir yaratım süresi içindedir.Fakat bize göre ona göre değil.
Zaman nedir.İki nesne(madde)arasındaki süredir.Biz ve evrendeki her madde birer nesneyiz ve bu nesnellik içinde olduğumuz sürece bu boyutta zaman kavramı içinde yaşayacağız.
İkincisi insanların yaratımı konusu.Sanırım farkındasınız hala insanlar dünyaya gelmekte.Hepmiz birden bir anda burda yer almadık,kainatın sonuna kadarda bu meydana gelme sürecektir.
Fakat Tanrı katında herkez meydana gelmiştir,yaşamıştır,ölmüştür,cennet yada cehennemdeki yerini almıştır.Biz zamana bağlı mahlukat oduğumuz için tüm bunların gelecekte olacağını düşünüyoruz ve zaten içinde bulunduğumuz boyut itibari ilede öyledir.
Lehvi Mahvuz isimli kitapta tek bir yaprağın bile akibeti kıyamete kadar yazmakta,sizce neden dersiniz?
Sonuç olarak yaratılım halen sürmekte,fakat bize göre,Tanrıya göre değil.
İnsanlarda halen dünyaya gelmekte,fakat Tanrı katında herkez dünyaya gelmiş ve yaşamış ve kendi akibetlerine kavuşmuşlardır.
Burda anlamamız gereken boyutsal bir kırılmadır.
Yinede çalışmanız için yapmış olduğunuz efora ve zamana teşekkürler...
Tanrı'yı kendimiz gibi düşünmediğimiz zaman hepsinin cevabını alacaksınız.
Saygılarımla...
Sayın ulpian güzel bir çalışma yapmışsınız fakat bazı şeyleri unutmuşsunuz.
sayın nogada,
eleştirinize daha sonra cevap vermeye çalışacağım. Ama mesajınızdan gördüm ki, şu an asmakta olduğum çalışmalar sadece benim şahsıma aitmiş gibi algılanabilmekte. Onun için yukardaki ilk satırlara ek bir ifade ekleyeceğim şimdi: Makaleler, çalışma grubumuzun ortak ürünüdür.
saygılarımla
Öyle ise tüm ekibe çalışmalarında başarılar dilerim...
Saygılarımla...
Sevgili Ulpian ;
Konu ile alakası veya korelasyonu açısından,
biraz kafanızı karıştırayım mı ?
şu :
Saffat 5 : Rabbidir göklerin ve yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin ve Rabbidir doğuların.
Mearic 40 :Andolsun doğuların Rabbine ve batıların Rabbine, gerçekten de bizim gücümüz yeter.
iki ayette "Gökler" "Doğular" ve "Batılar" dan bahs var da :)
Sevgili Ulpian ;
Sevgili AerA da hazır akletmek,düşünmekten bahsetmişken.
Dünya yuvarlaktır diyen Galileo'yi,
"O geldiğinde dünya üzerindeki herkes Onu görecek" çıkarımı ve anlayışı yüzünden,
dünya düzdür diyen Kilisenin,
yanılması vari,
bir yanılma mı var acaba İslam alimlerinde bu tür ayetlerin tefsiri ve anlayışı konusunda ?
Bunu da düşünmek gerekir mi ?
Sevgili Ulpian ;
Sevgili AerA da hazır akletmek,düşünmekten bahsetmişken.
Dünya yuvarlaktır diyen Galileo'yi,
"O geldiğinde dünya üzerindeki herkes Onu görecek" çıkarımı ve anlayışı yüzünden,
dünya düzdür diyen Kilisenin,
yanılması vari,
bir yanılma mı var acaba İslam alimlerinde bu tür ayetlerin tefsiri ve anlayışı konusunda ?
Bunu da düşünmek gerekir mi ?
sevgili Psiko,
lütfen kızma ama, metni maalesef okumamışsın. :)
(1)Metinde “modern” evren anlayışı bilinçli olarak “en ilkel” evren algısı ile karşılaştırılmıştır. Yoksa günüzümüzün bilgi düzeyine gelene kadar farklı medeniyetlerde farklı evren anlayışlarının olduğu ve bunların da birçok evreden geçtiği elbette bilinmektedir. Örneğin Dünya’nın yuvarlak olduğu Aristo tarafından bile savunulmaktaydı. Hatta Aristo’dan bir asır kadar sonra yaşayan matematikçi ve astronom Samoslu Aristarchus’un (m.ö. 310-230) güneş merkezli bir evren modeli öne sürdüğü bilinmektedir. Daha sonra Avrupa’da Ortaçağ olarak adlandırılan dönemde Aristo’nun dünya merkezli evren modeli benimsenmiştir. Halk nezdinde yaygın olan bir tarihi yanılgının aksine kilise, Galileo’nun Dünya’nın yuvarlak olduğu iddiasına değil Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğü tezine karşı çıkmıştır. O dönemdeki kilise bilginleri zaten Dünya’nın düz olduğu inancında değildiler. Metinde konu edilen “en ilkel” evren algısının “en ilkel”olarak adlandırılması tarihi/kronolojik anlamda değildir. Dünyanın düz bir tepsi/döşek olduğu, göklerin bu döşek üzerine kurulmuş bir kubbe/çatı olduğu anlayışı bilimsel bakışın en gerisinde, en saf bakış olduğu için “en ilkel” olarak adlandırılmıştır. Metinde görüleceği üzere, Kuran’da işte bu “en ilkel” evren algısı hakimdir. Yani 6.-7. yüzyıl Arap Yarımadası’nda yaygın olan anlayış -bin yıl kadar önce eski Yunan düşünürleri tarafından çok daha “modern” hipotezler savunulmuş olmasına rağmen- işte bu “en ilkel” evren anlayışıdır. Zaten İslam coğrafyasının geniş çapta Yunan felsefesi ve bilimi ile tanışması da bundan sonra gerçekleşecektir.
Peki sevgili ulpian biz metni okumamış,
Kilise de o çıkarımından dünya düzdür dememiş,
dünya güneşin etrafında dönmez olgusu yüzünden Galileo'ye karşı çıkmıştır olsun.
Biz de şehir efsanelerinde kalmış olalım
da,
"Batlamyus faraziyesi" ni nereye koyacağız bu durumda :)
Enbiya/33
“Geceyi, gündüzü, Güneşi ve Ayı yaratan da Odur. Bunların herbiri bir yörüngede yüzmektedir.”
Yasin/40
“Ne Güneş Aya yetişir, ne gece gündüzü geçer. Hepsi bir yörüngede yüzer, gider.”
Yukarıdaki ayetlere dikkatlice bakalım.Güneş ve ayın bir yörüngede yüzdüğünü belirtiyor.Peki dünya?
Dünya’nın, Güneş’in etrafında döndüğünü biliyoruz. Dünya aynı zamanda sürekli olarak kendi etrafında da dönmektedir. Gece ve gündüzden oluşan bir günlük süre, Dünya’nın kendi etrafındaki bir tam dönüş hareketinin tamamlandığı doğa olayıdır
Bir el feneri Güneş olarak düşünülürse, önüne konulan topun bir tarafı aydınlanırken, diğer tarafı karanlık kalır.
Dünya’mızın kendi ekseni etrafında dönmesiyle gece ve gündüz oluşur.
Ayetteki gece ve gündüz,dünyanın dönüşü ile ilgilidir.Kendi eskseni etrafında,bir yörüngede.
Şahsen ben yukarda verdiğiniz Ayet örneklerinden dünyanın bir tepsi şeklinde görüldüğü anlamınıda çıkaramamıştım zaten.
Saygıalrımla...
Peki sevgili ulpian biz metni okumamış,
Kilise de o çıkarımından dünya düzdür dememiş,
dünya güneşin etrafında dönmez olgusu yüzünden Galileo'ye karşı çıkmıştır olsun.
Biz de şehir efsanelerinde kalmış olalım
da,
"Batlamyus faraziyesi" ni nereye koyacağız bu durumda :)
Soruyu, daha doğrusu sorudaki mantığı pek anlayamadım sevgili Psiko,
Batlamyus ile Galileo arasında 1400 yıl var!
Galileo zamanında Kilise, Dünya'nın yuvarlak olduğunu biliyor ve öğretiyordu. Fakat Dünya'nın Güneş etrafında döndüğü tezine karşı çıkıyordu. Kilise açısından önemli olan, Yerküre'nin evrenin merkezi olmasıydı.
Kilise, kurum olarak düz dünya tezini bildiğim kadarı ile hiç bir zaman, fakat Galileo zamanında kesinlikle savunmuyordu.
saygılarımla
Sayın ulpian bu başlık altındaki 3. ve 10. mesajlarımı dikkatle okuyup değerlendiriniz.
Zira birince iletimde zaman-mekan kavramlarını karıştırmanız anlamında önemlidir.
İkinci iletimdeki ise gündüz gece ve dünya nın kendi etrafında dönmesi hakkındaki,ayettir ve yuvarlak olduğunu belirmek adın(ayette) kanıt niteliğindedir.
Değerli cevaplarınızı bekliyorum.
Saygılarımla...
Sevgili Ulpian ;
Kopernik'in bir Rahip olduğu,
Kilisedeki bir çok kişinin de,
Kopernik ve Galileo^ye inanmaları,
Kardinal Robert Bellarmine'ın ve kilisenin çoğunluğunun o dönem yaygın bir inanç olan Batlamyus faraziyesine atıfta bulunarak,
Galileo'nin bu kuramının,
Kutsal kitaptaki bilgiler ile çeliştiği suçlamasını,
Dünyanın yuvarlak olduğu biliniyor tezine taşımıyor.
Anlatmak istediğim bu.
Sevgili Ulpian ;
Kopernik'in bir Rahip olduğu,
Kilisedeki bir çok kişinin de,
Kopernik ve Galileo^ye inanmaları,
Kardinal Robert Bellarmine'ın ve kilisenin çoğunluğunun o dönem yaygın bir inanç olan Batlamyus faraziyesine atıfta bulunarak,
Galileo'nin bu kuramının,
Kutsal kitaptaki bilgiler ile çeliştiği suçlamasını,
Dünyanın yuvarlak olduğu biliniyor tezine taşımıyor.
Anlatmak istediğim bu.
sevgili Psiko,
gerçekten de Kilise Galileo zamanında Dünya'nın yuvarlak olduğunu zaten biliyor ve öğretiyordu, fakat Dünya'nın Güneş'in etrafında döndüğü tezine karşı çıkıyordu.
Bak, valla billa... :)
sevgili nogada,
cevap vermeye çalışacağım. Ama şu sıralar sitedeki metinleri foruma taşıma işiyle uğraştığımdan biraz bekleteceğim için kusura bakmayınız.
sevgilerimle
sayın nogada,
Birincisi zamana tabi olan sizmisiniz yoksa Tanrı'mı?
Burda dedkleriniz hala bir oluşum içindedir ama kime göre tabiki nesnel dünyada olan ve yaratımın içinde olan bizlere göre.Fakat Tanrı'ya göre bu iş bitmiştir sadece bize göre devam etmektedir.
Tanrı'nın zamandan münezzeh olduğu düşüncesi ile ''Ona göre bitmiştir'' cümlesi birbiriyle çelişmektedir. Zamandan münezzeh olan için geçmiş zaman da söz konusu olamaz.
Zaman nedir.İki nesne(madde)arasındaki süredir.
İlginç bir ''zaman'' tanımı olmuş. :)
Lehvi Mahvuz isimli kitapta tek bir yaprağın bile akibeti kıyamete kadar yazmakta,sizce neden dersiniz?
Benim ateist olduğumu biliyorsunuz dimi?
Tanrı'yı kendimiz gibi düşünmediğimiz zaman hepsinin cevabını alacaksınız.
?
Enbiya/33
“Geceyi, gündüzü, Güneşi ve Ayı yaratan da Odur. Bunların herbiri bir yörüngede yüzmektedir.”
Yasin/40
“Ne Güneş Aya yetişir, ne gece gündüzü geçer. Hepsi bir yörüngede yüzer, gider.”
Yukarıdaki ayetlere dikkatlice bakalım.Güneş ve ayın bir yörüngede yüzdüğünü belirtiyor.Peki dünya?
Dünya’nın, Güneş’in etrafında döndüğünü biliyoruz. Dünya aynı zamanda sürekli olarak kendi etrafında da dönmektedir. Gece ve gündüzden oluşan bir günlük süre, Dünya’nın kendi etrafındaki bir tam dönüş hareketinin tamamlandığı doğa olayıdır
Bir el feneri Güneş olarak düşünülürse, önüne konulan topun bir tarafı aydınlanırken, diğer tarafı karanlık kalır.
Dünya’mızın kendi ekseni etrafında dönmesiyle gece ve gündüz oluşur.
Ayetteki gece ve gündüz,dünyanın dönüşü ile ilgilidir.Kendi eskseni etrafında,bir yörüngede.
Bu konu şu başlıkta daha detaylı bir şekilde işlenmekte:
=> Güneş’in Gidiş İstikameti (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=15902)
Vermiş olduğunuz iki ayetten nasıl bütün bu bilgileri çıkarttığınıza şaşmamak mümkün değil. Güneşle Ay'ın belli birer yörüngede/rotada hareket etmekte olduğu çıplak gözle görülen, en ilkel toplumlarca da bilinen basit bir olgudur.
Yasin/40'ta geçen ''Güneş'in Ay'a yetişemeyeceği, Ay'ın da Güneş'i geçemeyeceği'' sözü, işte bu başlığın makalesinde anlatılan, Kuran'ın ilkel evren algısını doğrulamaktadır zaten.
Dünya düz bir tepsi ve evrenin merkezi. Gökler işte bu Dünya üzerine kurulmuş bir çadır/kubbe.
Güneş bir uçtan doğuyor, yükseliyor ve diğer uçtan batıyor. Ay da aynı şekilde kendi yörüngesinde hareket ediyor.
Ve ne hikmetse, Ay ile Güneş birbiriyle çarpışmıyor, biri diğerini geçmiyor!
saygılarımla
evrensel-insan
13-01-2010, 04:27
Saygideger nogada;
Birincisi zamana tabi olan sizmisiniz yoksa Tanrı'mı?-nogada-
Zaman tamamen, evrensel genislikteki mekanda dunya da yasayan bir suru parcadan biri olan insanoglu turu parcasina aittir. Dolayisiyle, kendisi mekanda, bilhassa bir tek olarak dogup, yasayip, oldugunden yarattigi zamana karsi bir yaris icindedir.
Bu temelde; kendi dusuncesi kavram olarak neyi yaratabiliyorsa; bunu yarattigi(yaratici, tanri, Allah v.s.) ve algiladigi (evren, dunya, doga v.s.) her seye de mal eder.
Tanriya insanoglunun kendisi vermis oldugu insanoglu fiziksel yapisi (el, ayak, beyin, dusunce) ve hareketsel islev (konusma, yazma, kizma, yakma, imtihan,ceza, affetme v.s.) i ile zaten tanrinin bu dunyayi veya gokyuzunu yaratiisi zamansal kilmistir.
Evren en genis mekan olma vasfiyla, bosluk, uzay, gokyuzu, ufuk v.s. temelinde, ZAMANSAL DEGILDIR ve ZAMANDAN BAGIMSIZDIR.
Cunku zaman insanoglunun evren butununun bir parcasi olarak yarattigi ve butune de mal ettigi bir soyut kavramdir.
O yuzden evren butununu bir parcasi gibi degerlendirip, ona parcasal ozellikler yuklemek, insanoglunun alisilagelmis yanasimlarindan biridir. Cunku insanoglunun algisi, sadece bir icerik ve parca olmak yetisindedir. Bir butun degil.
Bu yuzden evrene zamansal bir icerik vermek; zamana ihtiyaci olmayan ve zamandan bagimsiz butune disaridan bir icerik yuklemekten baska bir sey degildir.
Insanoglunun huyu, kendi neyi yarattiysa ve onu kendine uyguluyorsa; bunu hem yarattiklarina da uygular, algiladiklari somutlara da, ustelik icerik olan parca olarak degil; bir butun olan mekan olarak.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Soruyu, daha doğrusu sorudaki mantığı pek anlayamadım sevgili Psiko,
Batlamyus ile Galileo arasında 1400 yıl var!
Galileo zamanında Kilise, Dünya'nın yuvarlak olduğunu biliyor ve öğretiyordu. Fakat Dünya'nın Güneş etrafında döndüğü tezine karşı çıkıyordu. Kilise açısından önemli olan, Yerküre'nin evrenin merkezi olmasıydı.
Kilise, kurum olarak düz dünya tezini bildiğim kadarı ile hiç bir zaman, fakat Galileo zamanında kesinlikle savunmuyordu.
saygılarımla
Sevgili Ulpian ;
Kopernik'in bir Rahip olduğu,
Kilisedeki bir çok kişinin de,
Kopernik ve Galileo^ye inanmaları,
Kardinal Robert Bellarmine'ın ve kilisenin çoğunluğunun o dönem yaygın bir inanç olan Batlamyus faraziyesine atıfta bulunarak,
Galileo'nin bu kuramının,
Kutsal kitaptaki bilgiler ile çeliştiği suçlamasını,
Dünyanın yuvarlak olduğu biliniyor tezine taşımıyor.
Anlatmak istediğim bu.
Bu konuyla ilgili daha önce bir kısa araştırma yapmış ve forumlarda yayınlamıştım.
Dünyanın küreselliği ile kilise ilişkisi ikili bir yapı gösterir. Kilisenin skolastik
düşünce tarzına uygun olarak Hırıistiyanlığın Topoğrafyası adlı bir kitap yazan Kosmas'ın tasvir ettiği "dört köşesinde melekler tarafından taşınan kubbesi ile düz dünya" kilisenin resmi görüşü olarak bilinir ve kabul edilirdi.
Ancak 1200'lü yıllarda yaşamış Hollywood'lu John tarafından yazılan Küre
isimli kitap tüm avrupa okullarında okutulurdu.
İlgilenirseniz :
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4469
hakgeldi
19-01-2010, 13:44
وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُون
Ves semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn(mûsiûne).
Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)
1. ve es semâe : ve sema, gökyüzü
2. beneynâ-hâ : onu biz bina ettik
3. bi eydin : bir kudretle, büyük bir kuvvetle
4. ve innâ : ve muhakkak ki biz
5. le : elbette
6. mûsiûne : genişletici olan
Yukarıdaki ayette geçen "sema (gök)" kelimesi Kuran'ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir. Türkçeye "Şüphesiz Biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)" olarak çevrilen Arapça "inna le musiune" ifadesindeki "musi'une" kelimesi, "genişletmek" anlamına gelen "evsea" fiilinden türemiştir. "Le" ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek "çok fazla" anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade "Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz" anlamı taşımaktadır. Bilimin bugün varmış olduğu sonuç da Kuran'da bize bildirilenle aynıdır.
KAYNAK; S. Waqar Ahmed Husaini, The Quran for Astronomy and Earth Exploration from Space, Goodword Press, 3. baskı, New Delhi, 1999, ss. 103-108.
Rus fizikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı evren bilimci Georges Lemaitre, 20. yüzyılın başlarında evrenin sürekli hareket halinde olduğunu ve genişlediğini teorik olarak hesapladılar.
1. Rus Fizikçi Alexander Friedmann;
KAYNAK; http://ro.wikipedia.org/wiki/Alexander_Friedman
2. Belçikalı Georges Lemaitre
KAYNAK; http://tr.wikipedia.org/wiki/George_Lemaitre
3. Edwin Hubble;
http://tr.wikipedia.org/wiki/Edwin_Hubble
Edwin Hubble teleskobuyla;
http://quest.nasa.gov/hst/images/EdwinHubble.gif
Bu gerçek, 1929 yılında gözlemsel olarak da ispatlandı.
Amerikalı astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların ve galaksilerin sürekli olarak birbirlerinden uzaklaştıklarını keşfetti. Bu buluş astronomi tarihinin en büyük keşiflerinden biri sayılmaktadır. Hubble bu incelemeler sırasında yıldızların, uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru yaklaşan bir ışık yaydıklarını saptadı. Çünkü bilinen fizik kurallarına göre, gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfı mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışıkların tayfı da kızıl yöne doğru kayar. Hubble'ın gözlemleri sırasında ise yıldızların ışıklarında kızıla doğru bir kayma fark edilmişti. Kısacası yıldızlar sürekli olarak uzaklaşmaktaydılar.
Yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Herşeyin sürekli olarak birbirinden uzaklaştığı bir evren ise, sürekli "genişleyen" bir evren anlamına gelmekteydi. Evrenin genişlemekte olduğu, ilerleyen yıllardaki gözlemlerle de kesinlik kazandı.
Konuyu daha iyi anlamak için, evreni şişirilen bir balonun yüzeyi gibi düşünmek mümkündür. Balonun yüzeyindeki noktaların balon şiştikçe birbirlerinden uzaklaşmaları gibi, evrendeki cisimler de evren genişledikçe birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar. Aslında bu gerçek 20. yüzyılın en büyük bilim adamlarından biri sayılan Albert Einstein tarafından da teorik olarak keşfedilmişti. Fakat Einstein, o devrin genel kabul gören "durağan evren modeli" ile ters düşmemek için, bu buluşunu bir kenara bırakmıştı. Einstein bu davranışını daha sonra, "hayatının en büyük hatası" olarak adlandıracaktı
KAYNAK; http://www.time.com/time/time100/scientist/profile/hubble.html
hakgeldi kardeşşş..
sen bu yazının başını hiç ama hiç okumadın sanırım !!!!!
bir zahmet okur musun??? teşekkürler
hakgeldi
21-01-2010, 22:10
Aşağıdaki makale Turan Dursun Sitesi'ne ait MucizeYalanlari.com (http://www.mucizeyalanlari.com/) Sitemizden alıntıdır
ve Mucize Yalanları Sitesi Çalışma Grubumuzun ortak ürünüdür.
=> Evrenin Genişlemesi (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/)
Sitemizdeki metin, bu başlıktaki öneri, açılım ve eleştirilere binaen veya çalışma grubunun kendi araştırmalarıyla değişebilir.
Forumumuzda daha önce bu konu >şu başlıkta (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=765)< tartışılmıştır.
Evrenin Genişlemesi (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/)
1. Mucize İddiası (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#1)
2. Zariyat/47’nin Anlam(lar)ı (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#2)
3. Kuran’daki Evren Algısı (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#3)
4. Sonuç (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#4)
1. Mucize İddiası (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#)
Mucizeci ekolün sıkça dillendirdiği meşhur iddilardan biri de “evrenin genişlemesi” bahsidir.
Önce iddiayı bu ekolün dilinden dinleyelim:
Harun Yahya (Adnan Oktar)’a ait sitelerden:
“Astronomi biliminin henüz gelişmemiş olduğu bir dönemde 14 asır önce indirilen Kuran-ı Kerim’de evrenin genişlediğinden şöyle bahsedilir:Biz göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47
Yukarıdaki ayette geçen “sema (gök)” kelimesi Kuran’ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir. Türkçeye “Şüphesiz biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)” olarak çevrilen Arapça “inna le musiune” ifadesindeki “musi’une” kelimesi “genişletmek” anlamına gelen “evsea” fiilinden türemiştir. “Le” ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek “çok fazla” anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade “Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz” anlamı taşımaktadır. Bilimin bugün varmış olduğu sonuç da Kuran’da bize bildirilenle aynıdır.
(…)
Bu bilimsel gerçek henüz hiçbir insan tarafından bilinmezken Kuran’da asırlar önce açıklanmıştır. Çünkü Kuran tüm evrenin yaratıcısı ve hakimi olan Allah’ın sözüdür.”
2. Zariyat/47’nin Anlam(lar)ı (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#)
İlk olarak dikkat çeken husus mucize iddiacılarının kutsal olarak gördükleri kitaba karşı sergiledikleri “ilmi samimiyetsizlik” örneğidir. Yukarda aynen alıntıladığımız iddiada Zariyat/47’nin diğer çeviri ve yorumlarından söz edilmemekte, “evrenin genişlemesi” ayetten zorunlu olarak çıkan “tek mümkün anlam” olarak sunulmaktadır. Oysa -Müslümanlar tarafından da genel kabul gören- birkaç meal ve tefisir örneğine bakmak durumun hiç de böyle olmadığını anlamak için yeterli olacaktır.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (internet sitesinde de bulunan (http://www.diyanet.gov.tr/Kuran/ayet.asp?Kuran_id=51&I3.x=15&I3.y=13&Ayet_No=47)) resmi Kuran Meali’nde ayet şu şekilde çevrilmiştir:
Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.
Ve sadece bir dipnot olarak mucizecilerin iddia ettikleri çeviri ve yoruma değinilmiştir:
“Âyet “Göğü kudretimizle biz kurduk ve biz onu genişletmekteyiz” şeklinde de tercüme edilebilir. Bu bakış açısı modern astrofizikte gündemde bulunan “evrenin sürekli genişlemekte olduğu” görüşünü desteklemektedir.”
Diyanet Vakfı’nın Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Prof. Dr. Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş’ten oluşan uzman heyetine hazırlattığı tefsirde bu ayetle ilgili olarak şu açıklamalar yer almıştır:
“Şüphesiz biz genişletmekteyiz” diye çevrilen cümle için yapılan başlıca yorumlar şunlardır:
a) Biz vüs’at yani genişlik ve kudret sahibiyiz. Semadaki bu ihtişamı sağlamakla kudretimizden bir şey eksildiği sanılmamalıdır; dilesek daha da genişletiriz. Bakara Suresi’nin 255 ve Kaf Suresi’nin 38. ayetlerindeki içerik ve üslûp bu manâyı çağrıştırmaktadır.
b) Hiçbir şeye muhtaç olmadığımız gibi nimetleri bol bol ihsan eden de biziz. Sıkıntıları giderir, darda kalanlara genişlik veririz.
c) Evreni genişletmekteyiz. Bu yorum daha çok uzay cisimlerinin birbirinden uzaklaştığı ve aralarındaki mesafenin gitgide arttığı yönündeki bilimsel tespitten hareketle ortaya konan “genişleme teorisi” ışığında yapılmıştır.”
Kur’an Yolu – Türkçe Meâl ve Tefsir, Heyet: Prof.Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Prof. Dr. İ. Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş, Ankara/2007, Zariyat/47
Görüldüğü üzere konunun uzmanları “evrenin genişlemesi” manâsını tek mümkün anlam olarak değil -aksine- en düşük ihtimal olarak görmektedir.
Elmalılı M. Hamdi Yazır ayetteki ilgili kısmı şu şekilde açıklamıştır:
“Ve hiç şüphesiz biz çok genişliğe malikiz. Bunun iki manâsı vardır: Birisi kudret genişliğini ifade eder. Kudret ve kuvvetimiz öyle geniştir ki semayı bina ile tükenmedikten başka onu daha çok genişletebilir. Bu manâ hem “Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak ne de orada bize bir usanç gelecektir.” (Fâtır, 35/35) hem de “O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır.” (Bakara, 2/255) ayetlerinin manâlarını andırır. Birisi de zenginliği, nimet ve nimet vermede genişliği ifade eder. “Biz darlıkları genişletiriz. Yalvaran, darda kalmışlara icabet eden, sıkıntıları açan, ihtiyaçları gideren, fakirleri zenginleştiren, nimet vereniz” demek olur.”
Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Zariyat/47
Ömer Nasuhi Bilmen, ayeti
“Ve göğü bir kuvvetle bina ettik ve şüphe yok ki biz elbette kaadirleriz.”
olarak çevirmiş ve şu açıklamayı eklemiştir:
“Şöyle ki: (Ve göğü bir kuvvetle) Pek muazzam olan bir kudretle, bir şiddetle (bina ettik) varlık alanına getirdik (ve şüphe yok ki, biz) yâni: Büyüklük ve yücelikle vasıflanmış olan ilahî zatını (elbette kaadirleriz.) Böyle nice alemleri meydana getirmeğe kaadiriz. Evet.. Yüce zatın kudret ve hakimiyeti pek geniştir; mahlûkatı idareye, onların yaşamalarını, geçimlerini sağlamaya fazlasiyle kâfidir.
“musi’une” kuvvet, takat, genişlik sahibi demektir.”
Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri, Zariyat/47
Daha birçok farklı meal ve tefsir örneğinden de görülebileceği üzere bizzat konunun uzmanlarının tespitine göre ayetteki ilgili kısım Kuran’ın dili olan 6-7. yüzyıl Arapçası’nda bir ifade kalıbı olarak öncelikle “kuvvet, güç, takat, genişlik” sahibi olmayı anlatmakta bunun yanısıra “bol bol nimet verme”, “darlıkları, sıkıntıları açma, genişletme” anlamına da gelmekte.
Mucize iddiacılarının yöntem olarak kullandığı dil cambazlığını şu örneklerle daha iyi anlayabiliriz: Her dilde bir veya birden çok kelimeyi asıl sözlük manâsından farklı bir anlam bütünlüğünde birleştiren kalıplaşmış ifade şekilleri ve deyimler vardır. Örneğin Türkçede “eli geniş” veya ‘eli bol’dan kastedilen cömertliktir; elin gerçekten geniş/enli veya bol oluşu değil. Aynı şekilde “gönlü geniş” ifadesi hoşgörülü olmayı, “mezhebi geniş” ifadesi ise namus/iffet konularında toplumun genel algısına göre daha rahat davranmayı ve düşünmeyi anlatır. Bu üç deyimde de “geniş” sözcüğünün asıl sözlük anlamı olan mekânsal genişlikle ilgisi yoktur.
Arapçada, dolayısı ile Kuran’da da buna benzer birçok deyim vardır. Örneğin Bakara/228’de “eli geniş” ifadesi (Türkçedeki gibi cömertlik değil) zenginlik anlamında kullanılmıştır (çünkü Arapçada “eli geniş” deyimi zenginlik ifade eder).
Mucize iddiacılarının yaptığı ise şuna benzemektedir: Mesela Türkçe bir eserde (aslında cömertlik anlamında) “onlar ki elleri geniştir” gibi bir cümle yer alıyor ve varsayalım ki günün birinde uzayda elleri gerçekten de (maddi anlamda) geniş/enli olan akıllı varlıklar bulunuyor. Bu durumda birisinin çıkıp da “Bakın işte, bu eserde “eli geniş” ifadesi geçmekte. Demek ki eserin yazarı bunu ta o zamandan bilmiş. Bu bir mucizedir” demesi ne denli gülünç ise “kuvvetli, takatlı” olma ve “bol bol nimet vererek sıkıntıları, darklıkları açma, çözme” anlamında kullanılan Arapça bir ifade kalıbını -günümüzün bilimi, evrenin genişlemesinden yola çıkıyor diye- sözlük anlamıyla yorumlamak o denli gülünçtür.
Oysa sonsuz güç ve bilgi sahibi bir yaratıcı, bu ayette 14 asır sonra keşfedilecek olan evrenin genişlemesi olgusuna işaret etmek istemiş olsa idi kuşkusuz bunu açık seçik bir ifade ile yapabilirdi. Örneğin “Bunu bugün tam olarak anlayamasanız da size vermiş olduğum akıl ile şüphesiz günün birinde keşfedeceksiniz. Eserim olan kâinatı incelemeye, araştırmaya gayret edin.” şeklinde ifadeler de ekleyebilirdi. Hatta bu, insanlar için hem bilime teşvik hem de bilimsel gayretlere yön verici bir ipucu olurdu. Fakat durum böyle değil. Ayette geçen ibare tıpkı “eli geniş”, “gönlü geniş” deyimlerinde olduğu gibi kalıplaşmış bir ifade biçimi ve mekânsal genişleme ile ilgisiz. Dolayısı ile ve doğal olarak bu ayette ileride bulunabilecek bilimsel bir olguya işaret olduğu, tarih boyunca hiçbir Müslüman’ın, alimin, müfessirin aklına dahi gelmemiş. Ta ki Müslüman olmayan bilim insanlarının araştırmaları sonucu evrenin genişlemesi teorisi bilim dünyasında kabul görmeye başlayana kadar… Bundan sonra ayetin anlamı birden bire değiştirilerek bu bulguya gönderme içerecek şekilde yeniden kurgulanmaya başlandı. Hem de tıpkı cömert (veya Arapça’da zengin) anlamında kullanılan “eli geniş” deyimini sözlük manâsında (yani maddi olarak geniş/enli el) yorumlar gibi. Ayrıca bu gayretlerin sahipleri açısından söz konusu bilimsel olgunun ne denli kanıtlanmış olduğu da mühim değil. Bilim dünyasındaki değişikliklere, revizyonlara, yeniliklere göre ayet her daim yeniden yorumlanabilir ne de olsa… Üstelik bütün bu gayretkeşliklerin ve işgüzarlıkların asıl motivasyon kaynağı, kâinatı veya hiç olmazsa Kuran’ı daha iyi anlama azmi bile değil! Tek niyet Müslüman olmayanları Kuran’ın gerçekten de Allah kelamı olduğuna ikna edebilmek (ve belki de daha çok, Müslümanların şüphelerini bertaraf edebilmek). Bütün bunları açık-seçik söylemekten de çekinmemekteler.
Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kuran Tefsiri adlı eserinde, Zariyat/47’nin açıklamasında aynen şu ifadeleri kullanmaktadır.
Başta Einstein olmak üzere son asrın fizikçileriyle astronomları bu muhteşem kâinatın bir bütün halinde devamlı genişlediğini söylüyorlar. Kuvvetli bir ihtimalle eğer bunun doğruluğu isbat edilirse, Kur’an’daki ilgili beyânın bu manâya delalet ettiğini söyleyebiliriz. Zira ayetin böyle bir yoruma tahammülü vardır ve o zaman inkarcı maddecilerin on beş asır öncesine dönüp o çağda böyle bir tespitin mümkün olup olmadığını araştırmaları gerekir.
3. Kuran’daki Evren Algısı (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#)
Oldukça genç bir kuram olarak evrenin genişlemesi teorisi ancak “modern” evren anlayışı bağlamında anlamlı olabilir. Bu “modern” evren algısı en kaba hatlarıyla günümüzde ilkokul düzeyinde genel malum olan -örneğin- Dünya’nın yuvarlak olduğu ve Güneş Sistemi’ndeki diğer gezegenlerle birlikte Güneş’in etrafında döndüğü, Ay’ın Dünya etrafında döndüğü, “gökler”in Dünya üzerine kurulmuş bir kubbe/çatı değil uçsuz bucaksız uzay olduğu gibi bilgilerden oluşmaktadır. İlkel evren algısında ise Dünya düz bir tepsi veya döşek şeklindedir. Güneş bu düz tepsinin/döşeğin belli bir noktasında doğar, yükselir ve diğer uç noktasında batar. “Gökler” ise bu döşek üzerine kurulmuş ve yıldızlarla süslenmiş bir kubbe/çatıdır. Üstelik -mucizevi bir şekilde- direk/sütun olmadan yukarda durabilmektedir. Bu naif dünya ve evren algısının hakim olduğu bir ortamda “göklerin genişlemesi”nden söz edilmesi hiçbir surette modern evren anlayışı bağlamında geçerliliği olan “evrenin genişlemesi kuramı” ile ilişkilendirilemez. (ki zaten yukarda açıklandığı üzere ayetteki ilgili ibarenin manâsı da mekânsal genişleme değildir.)
Şimdi önyargısız bir şekilde ilgili Kuran ayetlerinde hangi evren anlayışının(1) hakim olduğunu inceleyelim:
http://www.turandursun.com/forumlar/attachment.php?attachmentid=67&stc=1&d=1258728259
İlk olarak mucize iddiacılarının Zariyat/47’yi örnek olarak gösterirken -her nedense- hiç söz etmedikleri hemen bir sonraki ayete de bakalım:
Zariyat/47 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=51&ayet=47)
Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.
Zariyat/48 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=51&ayet=48)
Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz.
Zariyat/48’de “yerin” döşendiği, yani bir döşek gibi serildiği, yayıldığı anlatılmaktadır. Ayete her önyargısız bakan bu cümlenin Dünya’nın düz bir tepsi/döşek olduğu fikrini desteklediğini kabul edecektir. (2)
Aynı anlayış diğer bazı ayetlerde de ifade edilmiştir:
Hicr/19 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=15&ayet=19)
Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik (3), yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.
Kuran’da Kehf Suresi (http://www.kuranmeali.com/sureler.asp?meal=diyanet&sureno=18)’nin 83. ayetinden itibaren Zülkarneyn’in hikâyesi anlatılır.
83. (Resulüm!) Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.
84. Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir sebep (bir vasıta ve yol) verdik.
85. O da bir yol tutup gitti.
86. Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz “Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin” dedik.
Kehf/86’da açıkça Dünya’nın başı ve sonu olan düz bir tepsi/döşek olarak tahayyül edildiği anlaşılmaktadır. Güneş, Dünya’nın bir ucunda doğuyor, gök-kubbe boyunca yükseliyor ve diğer ucunda da batıyor. Yani “güneşin battığı bir yer”, bir uç/kenar mevcut. Dünyanın bu ucuna kadar giden olursa (Zülkarneyn gibi) Güneş’in battığı noktaya varmış olur. Hattâ -ayete göre- Güneş’i “kara bir balçıkta” batarken izleyebilir. (4)
Ra’d/2 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=13&ayet=2)
Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten, sonra Arş’a kurulan, güneşi ve ayı buyruğu altına alandır.
Lokman/10 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=31&ayet=10)
Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı.
Hac/65 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=22&ayet=65)
Görmüyor musun ki Allah bütün yerdekileri ve emri uyarınca denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin hizmetinize vermiştir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.
Bu ayetlerde de yine Dünya’nın düz bir tepsi/döşek olduğu ve göklerin de işte bu tepsi/döşek üzerine kurulmuş ve muzicevi bir şekilde, herhangi bir görünebilen direk olmadan yukarlarda duran bir kubbe/çatı olduğu anlayışı ifade bulmaktadır. Açık bir şekilde “gökler” çadır gibi Dünya üzerine yükseltilen/kurulan bir kubbe olarak düşünülmüş ve yere düşmeyip de yukarda kalabildiği için açıklamalar getirilmiş.
Yani Kuran’daki evren anlayışında Dünya uçsuz bucaksız uzayda herhangi bir gök cismi değil; aksine “gökler” işte bu Dünya üzerine kurulmuş, “kandillerle” (yıldızlarla) süslenmiş, aslında yere düşmesi gereken fakat Allah’ın görünmez direklerle havada tuttuğu bir kubbe/çadır olarak düşünülmekte…
Üstelik Kuran’da işte bu şekilde tahayyül edilen “gökler”in (bilim-öncesi ilkel evren modellerinin ortak bir özelliği olarak) doğaüstü/mistik “yorumlanması” da yer almakta.
Mülk/5 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=67&ayet=5)
Andolsun ki biz (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
Kuran’daki bu ilkel evren anlayışı için ayrıca bkz: ”Altı Günde Yaratılış” => 3. ”Altı Günde Yaratılış”ın Çarpıklığı (http://www.mucizeyalanlari.com/alti-gunde-yaratilis/#3)
4. Sonuç (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#)
Sonuç olarak söz konusu ayette geçen ibareyi mekânsal bir “genişleme” olarak yorumlamak tıpkı “eli geniş” ibaresini geniş/enli el anlamında yorumlamak gibi anlam ve ‘anlambilim’e yapılan bir tecavüzdür.
Fakat bundan bağımsız olarak ayette gerçekten de bir şekilde “göklerin genişlemesi” kastedilmiş olsaydı bile Kuran’da “gökler”in nasıl tasavvur edildiğine, hangi tür bir evren algısının hakim olduğuna baktığımızda -bu ibareden- modern astrofizikteki evrenin genişlemesi kuramına bir gönderme çıkarmak ancak gülünç olarak nitelendirilebilir.
Dipnotlar
(1)Metinde “modern” evren anlayışı bilinçli olarak “en ilkel” evren algısı ile karşılaştırılmıştır. Yoksa günüzümüzün bilgi düzeyine gelene kadar farklı medeniyetlerde farklı evren anlayışlarının olduğu ve bunların da birçok evreden geçtiği elbette bilinmektedir. Örneğin Dünya’nın yuvarlak olduğu Aristo tarafından bile savunulmaktaydı. Hatta Aristo’dan bir asır kadar sonra yaşayan matematikçi ve astronom Samoslu Aristarchus’un (m.ö. 310-230) güneş merkezli bir evren modeli öne sürdüğü bilinmektedir. Daha sonra Avrupa’da Ortaçağ olarak adlandırılan dönemde Aristo’nun dünya merkezli evren modeli benimsenmiştir. Halk nezdinde yaygın olan bir tarihi yanılgının aksine kilise, Galileo’nun Dünya’nın yuvarlak olduğu iddiasına değil Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğü tezine karşı çıkmıştır. O dönemdeki kilise bilginleri zaten Dünya’nın düz olduğu inancında değildiler. Metinde konu edilen “en ilkel” evren algısının “en ilkel”olarak adlandırılması tarihi/kronolojik anlamda değildir. Dünyanın düz bir tepsi/döşek olduğu, göklerin bu döşek üzerine kurulmuş bir kubbe/çatı olduğu anlayışı bilimsel bakışın en gerisinde, en saf bakış olduğu için “en ilkel” olarak adlandırılmıştır. Metinde görüleceği üzere, Kuran’da işte bu “en ilkel” evren algısı hakimdir. Yani 6.-7. yüzyıl Arap Yarımadası’nda yaygın olan anlayış -bin yıl kadar önce eski Yunan düşünürleri tarafından çok daha “modern” hipotezler savunulmuş olmasına rağmen- işte bu “en ilkel” evren anlayışıdır. Zaten İslam coğrafyasının geniş çapta Yunan felsefesi ve bilimi ile tanışması da bundan sonra gerçekleşecektir.
(2) 1242-1273 yıllarında yaşayan Imam El Kurtubi, Zariyat/48’deki ilgili ibareyi şu cümleyle açıklamıştır:
Yani Biz yeri tıpkı bir döşek gibi suyun üzerinde yaydık ve uzattık.
El Kurtubi, Tefsiri-el Camiul Ahkamul Kur’an, çeviren: M. Beşir Eryarsoy, Buruç Yayınları Zariyat/48
983 yılında öldüğü kabul edilen Es-Semerkandi’nin tefsirinde Zariyat/47 ve 48’in şu açıklaması yer almaktadır:
Hak Teâlâ kendi birliği ve sonsuz kudretinin delillerini bildirdi. Ve şöyle buyurdu: İnsanları yarattık. Gücümüzle-kuvvetimizle onu hiç yoktan var ettik. Gökleri dileğimizle sapasağlam kıldık. Yeri de Kâbenin altından başlamak üzere Kâbenin her bir yanına beşyüz yıllık mesafeli şekilde yaydık.
Ebu’l-Leys Semerkandi Tefsiri, Zariyat 47-48
(3) Döşek gibi serilen Dünya’nın üstüne yerleştirilen dağlar hakkında başka ayetlerde şu “bilgi” verilmektedir:
Lokman/10 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=31&ayet=10)
Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik.
Nahl/15-16 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=16&ayet=15)
Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar, yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.
Enbiya/31 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=21&ayet=31)
Yeryüzüne insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yerleştirdik; rahat gidebilsinler diye aralarında geniş yollar varettik.
Oysa bugün bilinmektedir ki en şiddetli deprem hatları, dağların yoğunluklu olduğu bölgelerle de örtüşmektedir.
(4) Dünyanın başı ve sonu olan düz bir tepsi olduğu ve güneşin bir uçtan doğup diğerinden battığı düşüncesini ifade eden daha birçok ayet ve hadis örneği getirilebilir. Burada hepsine değinemesek de ana metindeki ayetlere ilaveten bir ayet ve bir de hadis ekleyelim:
Şu’ara/28 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=26&ayet=28)
Mûsâ, “O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu böyledir” dedi.
Bu ayette de dünya’nın doğuda ve batıda olmak üzere bir başı ve sonu olduğu tasavvuru ifade bulmuştur.
Muhammed’in nasıl bir evren algısına sahip olduğunu şu sahih hadisten de açıkça anlayabiliriz:
Bilim-öncesi topluluklarda tarih boyunca sorulagelmiş olan bir soruya Peygamber cevap vermekte: “Güneş geceleri nereye gidiyor?”
Peygamberin cevabı:
Arş’ın altında secde yapmaya gider; bu maksatla izin ister, kendisine izin verilir. Secde edip kabul edilmeyeceği, izin isteyip izin verilmeyeceği zamanın (kıyametin) gelmesi yakındır. O vakit kendisine: ”Geldiğin yere dön!” denir. Böylece battığı yerden doğar.(Buhari, Tefsir Ya-sin 1, Bed’ul-Halk 4, Tevhid 22,23, Müslim, İman 250, (159), Tirmizi, Tefsir, Ya-sin, 4225)
iyide ulpian; sen şu tefsirci bu tefsirci söyledi dersin söylediğine dair hangi kitap yani hangi diyanet işleri bakanlığının hangi mevcut bilgileri olan kitabında ya da sayfasında geçer sen sayfaları vermemişsin sadec demişsin ki; şu söledi bu söyledi.
ayrıca biz ayetin arapça - türkçe kelime karşılığını gel beraber okuyalım.
وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
Ves semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn(mûsiûne).
Ve sema; Biz onu büyük bir kudret ile bina ettik. Ve muhakkak ki (onu) genişletici olan elbette Biziz.
kelime, kelime türkçe karşılığı;
1. Ve Es Semae; Ve Sema Gökyüzü
2. Beneyna-ha; Onu Biz Bina Ettik
3. Bi Eydin; Bir kuvvetle, Büyük Bir Kuvvetle
4. Ve İnna; Ve Muhakkak ki Biz
5. Le; Elbette
6. musiune; Genişletici olan.
ulpian;
Yukarıdaki ayette geçen "sema (gök)" kelimesi Kuran'ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir. Türkçeye "Şüphesiz Biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)" olarak çevrilen Arapça "inna le musiune" ifadesindeki "musi'une" kelimesi, "genişletmek" anlamına gelen "evsea" fiilinden türemiştir. "Le" ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek "çok fazla" anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade "Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz" anlamı taşımaktadır.
Ayette geçen "Eyd" sözcüğü güç anlamındadır. Allah'ın gücünün ne demek olduğunu en güzel gösteren de, akıllara durgunluk verecek derecede birbirine bağlı ve görkemli gökyüzünün bina edilmesidir. Gök kelimesi ile hangi anlam kastedilirse kastedilsin değişmez. İster yıldızların ve gezegenlerin yörüngeleri kastedilsin isterse, milyonlarca yıldız kümelerini içeren ve adına galaksi denilen yıldız toplulukları kastedilmiş olsun, ister yıldızların ve gezegenlerin serpili bulunduğu şu uzay boşluklarından herhangi biri kastedilsin, ister "sema" sözcüğünün ifade ettiği anlamlarda diğerleri kastedilsin, farketmez... Genişlik sözcüğü de bunun gibi apaçık gözler önündedir. Sayıları milyonu bulan ve akıl almaz kütlelere sahip bulunan bu yıldızlar, engin uzay denizine serpiştirilmiş birer zerre gibidirler.
kaynak; http://www.sevde.de/Kuran-Tevsiri/Kuran_Tefsiri.htm
Sayın hakgeldi,
lütfen şu okumadan yorum yapma alışkanlığınızdan vazgeçseniz. :)
''Kaynak vervemişsin'' diyorsunuz. Metinde geçen tefsir örneklerinin kaynakları, yazar ismi, eser adı, yayınevi, sayfa veya ayet numaraları ile verilmiştir. Lütfen tekrar okuyun.
Ayrıca metni eleştirmek için c/p yapmış olduğunuz mucize iddiası zaten bizim metnimizin en başında alıntılanmıştır. Yani ortada tutarsız, mesnetsiz, yanlış bir mucize iddiası metni var. Biz önce bunu alıntılamışız, ondan sonra uzun uzun eleştirmişiz. Siz de bizim eleştirimize cevap olarak tekrar aynı metni alıntılayıp buraya asıyorsunuz. :)
saygılarımla
İvan Karamazov
22-01-2010, 21:45
Çalışma çok güzel olmuş... emeği geçen herkesin ellerine sağlık :)
Kuran’da Kehf Suresi (http://www.kuranmeali.com/sureler.asp?meal=diyanet&sureno=18)’nin 83. ayetinden itibaren Zülkarneyn’in hikâyesi anlatılır.
83. (Resulüm!) Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.
84. Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir sebep (bir vasıta ve yol) verdik.
85. O da bir yol tutup gitti.
86. Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz “Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin” dedik.
Kehf/86’da açıkça Dünya’nın başı ve sonu olan düz bir tepsi/döşek olarak tahayyül edildiği anlaşılmaktadır.
ne yazık ki her müslüman için bu kısım o kadar açık değil :lol: ya da kendileri de bunu algılamış olacaklar ki ne yapsak, nasıl bir kulp taksak diye didinip duruyorlar :lol:
http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=215668&postcount=5
hakgeldi
25-01-2010, 20:18
Sayın hakgeldi,
lütfen şu okumadan yorum yapma alışkanlığınızdan vazgeçseniz. :)
''Kaynak vervemişsin'' diyorsunuz. Metinde geçen tefsir örneklerinin kaynakları, yazar ismi, eser adı, yayınevi, sayfa veya ayet numaraları ile verilmiştir. Lütfen tekrar okuyun.
Ayrıca metni eleştirmek için c/p yapmış olduğunuz mucize iddiası zaten bizim metnimizin en başında alıntılanmıştır. Yani ortada tutarsız, mesnetsiz, yanlış bir mucize iddiası metni var. Biz önce bunu alıntılamışız, ondan sonra uzun uzun eleştirmişiz. Siz de bizim eleştirimize cevap olarak tekrar aynı metni alıntılayıp buraya asıyorsunuz. :)
saygılarımla
tamam verilmiş mesela elmalılı ne demiş;
EYD, "yed" kelimesinin çoğulu olabilirse de burada "Davud'u, o kuvvet sahibi zatı hatırla." (Sâd, 38/17) âyetinde olduğu gibi teyidin aslı olan "kuvvet" mânâsına olması daha ağır basar. Bu beyan "Allaha kaçın!" ifadesi ile "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat, 51/56) âyetinin muhtevasına ve mânâsına önceden yapılmış bir hazırlıktır. Nitekim "Şüphesiz rızık veren güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır." (Zâriyât, 51/58) âyeti ile teyid olunacaktır. Ve hiç şüphesiz biz çok genişliğe malikiz. Bunun iki mânâsı vardır: Birisi, kudret genişliğini ifade eder. Kudret ve kuvvetimiz öyle geniştir ki semayı bina ile tükenmedikten başka onu daha çok genişletebilir. Bu mânâ hem, "Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak ne de orada bize bir usanç gelecektir." (Fâtır, 35/35), hem de "O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır." (Bakara, 2/255) âyetlerinin mânâlarını andırır. Birisi de zenginliği, nimet ve nimet vermede genişliği ifade eder, biz darlıkları genişletiriz. Yalvaran darda kalmışlara icabet eden, sıkıntıları açan, ihtiyaçları gideren, fakirleri zenginleştiren, nimet vereniz, demek olur.
bak o ilmi konudandan söz etmiş doğrudur demiş
bak o ilmi konudandan söz etmiş doğrudur demiş
Lütfen yapmayın sayın hakgeldi,
söz konusu olan iddia bu ayetin modern astronomi bilimindeki ''evrenin genişlemesi kuramı''na işaret etmesidir. Lütfen birazcık vaktinizi ayırıp bu kuramın ne dediğini, neye dayandığını inceleyin. Ve tekrar sorun kendinize: Elmalılı bu kuramı çağrıştıran birşeylerden mi bahsetmiş?
saygılarımla
hakgeldi
25-01-2010, 20:28
Lütfen yapmayın sayın hakgeldi,
söz konusu olan iddia bu ayetin modern astronomi bilimindeki ''evrenin genişlemesi kuramı''na işaret etmesidir. Lütfen birazcık vaktinizi ayırıp bu kuramın ne dediğini, neye dayandığını inceleyin. Ve tekrar sorun kendinize: Elmalılı bu kuramı çağrıştıran birşeylerden mi bahsetmiş?
saygılarımla
ulpıan ayette der ki; musiun e bu kelimein türkçe karşılı; Genişletici olan Demektir. aç arapça lisanına bak bu verdiğim kelimeye ayette geçiyor mu geçmiyo mu? daha söze gerek var mı???
ulpıan ayette der ki; musiun e bu kelimein türkçe karşılı; Genişletici olan Demektir. aç arapça lisanına bak bu verdiğim kelimeye ayette geçiyor mu geçmiyo mu? daha söze gerek var mı???
Bu söylediğiniz zaten karşı çıkmakta olduğunuz metnimizde aynen bu şekilde geçmekte... Nereyi anlamıyorsunuz; nasıl yardımcı olabilirim... bir anlasam.
hakgeldi
25-01-2010, 20:43
Bu söylediğiniz zaten karşı çıkmakta olduğunuz metnimizde aynen bu şekilde geçmekte... Nereyi anlamıyorsunuz; nasıl yardımcı olabilirim... bir anlasam.
ben diorum ki ayet şöyle der;
bak ne kadar açık ayet veriyorum ulpıan!!!
Ve Es Semae; Ve sema, gökyüzü
Beneyna-ha; Onu biz bina ettik
Bi Eydin; Bir kudretle, Büyük Bir kuvvetle
Ve İnna; Ve muhakkak biz
Le; elbette
MUSİUNE; GENİŞLETİCİ OLAN
وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
Ves semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn(mûsiûne).
Ve sema; Biz onu büyük bir kudret ile bina ettik. Ve muhakkak ki (onu) genişletici olan elbette Biziz.
Türkçeye "Şüphesiz Biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)" olarak çevrilen Arapça "inna le musiune" ifadesindeki "musi'une" kelimesi, "genişletmek" anlamına gelen "evsea" fiilinden türemiştir. "Le" ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek "çok fazla" anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade "Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz" anlamı taşımaktadır. dolasıyla evrenin genişlediği ayetin kelimesinin türkçe karşılığı, köküne yani, ne denmek istiyor mansına baktığımızda gerçek karşımıza çıkmaktatır
ulpıan arapça bilmeden kelime karşılı nedir öğrenmeden örnek veriyosun
bir kere 1929. yılında rus fizikçi Alexander Friedmann ile amerikalı edwin hubble bu gerçeği bulmuşlar mı bulmamışlar mı elbette bulmuşlar peki söyle bana 1400 sene önce daha ilmin ve bilmin olmadığı dönemde kuran bunu nasıl söyler ????
sayın hakgeldi
(1) hala kaynak vermeden baska yerlerden c/p yapıyorsunuz.
(2) Bu yazdıklarınız zaten aynen bu şekilde bizim metnimizin en başında alıntılanmış. Yani bizim uzun uzun eleştirdiğimiz metni tekrarlayarak karşı çıktığınızı sanmaktasınız....
gerçekten garip...
hakgeldi
25-01-2010, 20:48
sayın hakgeldi
(1) hala kaynak vermeden baska yerlerden c/p yapıyorsunuz.
(2) Bu yazdıklarınız zaten aynen bu şekilde bizim metnimizin en başında alıntılanmış. Yani bizim uzun uzun eleştirdiğimiz metni tekrarlayarak karşı çıktığınızı sanmaktasınız....
gerçekten garip...
o zaman ben şöyle diyeyim her şey açık diyorsununuz da ben de bu verdiklerimi yazdım diosun da neresi çelişki, neresi ben göremedim niye iftira eder gibi çelişki mevcut diosun bak kabul ediyosun????
o zaman ben şöyle diyeyim her şey açık diyorsununuz da ben de bu verdiklerimi yazdım diosun da neresi çelişki, neresi ben göremedim niye iftira eder gibi çelişki mevcut diosun bak kabul ediyosun????
???
sanırım anlaşamayacağız sayın hakgeldi...
Eğer diyorsanız ''sizin yazdıklarınız beni tatmin etmedi. ben hala bu ayette mucize olduğuna inanıyorum", ona da birşey diyemeyiz tabii... inanç bu... ne diyelim...
hakgeldi
25-01-2010, 20:55
???
sanırım anlaşamayacağız sayın hakgeldi...
Eğer diyorsanız ''sizin yazdıklarınız beni tatmin etmedi. ben hala bu ayette mucize olduğuna inanıyorum", ona da birşey diyemeyiz tabii... inanç bu... ne diyelim...
:) ulpıan forma, bakıyorum islamiyet aleyhinde bir konu açıyosun mesela evrenin genişlmesi örneği gibi, diorum ki sana bak ayetin açılımı şöle, şöle, sen evet öyledir diosun kabul etmiosun nasıl bi olay seninki ben anlamdım.
:) ulpıan forma, bakıyorum islamiyet aleyhinde bir konu açıyosun mesela evrenin genişlmesi örneği gibi, diorum ki sana bak ayetin açılımı şöle, şöle, sen evet öyledir diosun kabul etmiosun nasıl bi olay seninki ben anlamdım.
''Metni okumadım'' diyorsunuz yani... Hala...
Ben ne yapayım şimdi bu durumda?
sidarta_kalyani
02-02-2010, 23:10
:) ulpıan forma, bakıyorum islamiyet aleyhinde bir konu açıyosun mesela evrenin genişlmesi örneği gibi, diorum ki sana bak ayetin açılımı şöle, şöle, sen evet öyledir diosun kabul etmiosun nasıl bi olay seninki ben anlamdım.
ÖRNEK OLARAK EVRENİN GENİŞLEMESİNİ VERMİŞSİN!
kuranda bir mucize uydurulur ve tefsirciler artık o mucizeye yakın tefsir yapmaya başlarlar mesela evrenın genişlediği edwın hubble tarafından ispatlanınca tefsirlere bu ayetler yerleşmeye başladı:
47-Ve sema; Biz onu büyük bir kudret ile bina ettik. Ve muhakkak ki (onu) genişletici olan elbette Biziz.
ama evrenın genışlemesi ispatlanmadan önceki yanı muhammed hamdi'nin tefsirinde zariyat 47 böyle yazıyordu..
47- Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz, çok genişlik (rahatlık) ve kudret sahibiyiz.
şimdi sen diyorsun ya ulpiana kabul etmiyorsun diye..kabul etmemekte haklı..100 yıl önce mesela zariyat 47 yi bi hocaya sorsan ikinci ayetteki gibi açıklardı şimdi gidip okumuş bi hocaya sorsan ilk ayetteki gibi sana açıklar!!! arapça zengin bi dil olduğundan herkes işine gelecek şekilde ayetlere yorum yapabiliyor!..ben bu turan dursunun sitesini yıllardır takib ediyorum bir konuda kanıt olarak ayet vereceklerse harfi harfine doğru ve islami kaynaklardan alıntı yaparak veriyorlar! sen gidip taraflı yorum yapan harun yahya nın sitesinde bakarsan ve islama inanmak istediğin için harun yahya yı haklı bulmaya çalışırsın..ama istediğin haklı olamaz gerçeği gösterenler haklı olur:nod:..
Aşağıdaki mealler
http://www.kuran.gen.tr
sitesinden alınmıştır.
DİYANET MEALİ: Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.
E.HAMDİ YAZIR: Bir de göğe bakın Biz onu kuvvetle bina ettik ve şüphe yok ki Biz onu genişletmeye de malikiz.
Y.NURİ ÖZTÜRK: Göğe gelince, onu biz ellerimizle kurduk. Hiç kuşkusuz, biz, genişleticileriz.
SUAT YILDIRIM: Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten Biziz. Çünkü Biz geniş kudret ve hakimiyet sahibiyiz.
MUHAMMED ESED: EVRENİ (30) [yaratıcı] güc[ümüz] ile inşa eden Biziz: ve, şüphesiz, Biziz onu istikrarlı bir şekilde genişleten.
Sayın Ulpian,
1. Yukarıdaki meallerden gördüğünüz gibi günümüz tefsircileri kainatın genişlemesinden bahsediyorlar. (Diyanet meali hariç)
2. Şimdi Sayın Ulpian;
Kuran genişliyor diyor, bilim de öyle diyor. Burada zorlama bir mana yok. Sadece itiraz edecek bir noktanız var: O da niçin eski tefsirciler Kuranı böyle yorumlamadılar diyebilirsiniz.
3. Takıldığınız nokta: Eski tefsirciler kainatın genişlemesinden niçin bahsetmemişler. Niçin önceden bahsedip bilimsel gelişmelere ön ayak olmamışlar.
Bilim, atomu bir zamanlar üzümlü bir keke benzetmişti. Kainatın sadece yıldızlardan oluştuğunu zannediyorlardı. Ama zamanla bilim gelişti ve hatalarını anladılar. Kimse o bilim adamlarını yerden yere vurmadı, çünkü o zamanki bilim o kadar gelişmişti.
Şimdi niçin, fizikçi, kimyacı, matematikçi, biyolog, astronom olamayan tefsircilerin, kainatın genişlemesinden bahsetmesini bekliyorsunuz? Bırakın tefsircileri, kimse kainatın genişlemesini bilmiyordu hatta tahmin bile edemiyordu.
4. Reddiyelerinizin çoğunda eski tefsircilerin söylediklerini delil olarak gösteriyorsunuz. Maalesef Onlar Kuranı anlayabildikleri kadarıyla açıklamışlar. Bilim adamları da kainataki olayları anlayabildikleri kadar açıklamışlar ve açıklamaya devam ediyorlar!!!
5. Sizden alıntı: Mucize iddiacılarının yaptığı ise şuna benzemektedir: Mesela Türkçe bir eserde (aslında cömertlik anlamında) “onlar ki elleri geniştir” gibi bir cümle yer alıyor ve varsayalım ki günün birinde uzayda elleri gerçekten de (maddi anlamda) geniş/enli olan akıllı varlıklar bulunuyor. Bu durumda birisinin çıkıp da “Bakın işte, bu eserde “eli geniş” ifadesi geçmekte. Demek ki eserin yazarı bunu ta o zamandan bilmiş. Bu bir mucizedir”demesi ne denli gülünç ise “kuvvetli, takatlı” olma ve “bol bol nimet vererek sıkıntıları, darklıkları açma, çözme” anlamında kullanılan Arapça bir ifade kalıbını -günümüzün bilimi, evrenin genişlemesinden yola çıkıyor diye- sözlük anlamıyla yorumlamak o denli gülünçtür.
Burada mûsiûne kelimesinin kuvvetli, takatlı” olma ve “bol bol nimet vererek sıkıntıları, darklıkları açma, çözme” anlamında olduğunu savunuyorsunuz. Eğer kelimenin birinci manası sizin dediğiniz gibi ise haklısınız. Yok eğer kelimenin birinci yani açık manası genişletmek ise o zaman kaybedersiniz.
bymehmet
01-09-2012, 23:15
bütün mücize yalanları konularını okudum, inançlı biri olarak kimisine hak verdim. Ancak bazı konularda o kadar zorlama yapmışsınız ki dayanamadım üye oldum.
Arapça benim ikinci ana dilimdir, yani herhangi bir islami yerde eğitimini görmedim, kendimi bildim bileli ana dil olarak konuşuyorum ve kendi çabamla geliştirdim. Musiun kelimesine gelince;
ves' kelimesi genişlik anlamındadır aynı kökten gelen musi' kelimesi de genişleten anlamındadır. Musi'un ise kuranın hakim anlatım biçimi olan çoğul halidir. Bu anlamlar tevilsiz imasız mecazsız yorumsuz kelimenin ilk anlamıdır. Halen günlük hayatta arapça konuşurken "genişlik" için aynen bu kelimeyi kullanırız. Çeviri ve tefsir yapan din adamları çağlarında yaşayan insanlara ayetlerin açıklamasını yaparken evrenin genişlediği bilinmediği için kendilerinin ve insanların anlayabileceği çekilde tevil etmişlerdir. Aşağıdaki linkten görebileceğiniz üzere 31 mealin 22 si "genişleticiyiz" şeklinde çevirmişlerdir. Bazıları ise genişlik kelimesini kullanmış ancak başka şeylere yormuşlardır
http://www.kuranmeali.org/51/zariyat_suresi/47.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx
7.yy da uzay kavramının bugünkü gibi algılanması mümkün olmadığından, allah bilmedikleri bir kelime kullanmamış ve uzaydan halkın bildiği ve pek çok ayetten de anlaşıldığı gibi uzay anlatılırken sema kelimesi kullanılmıştır.
Bu durumda bu ayetin evrenin genişlemesine işaret ettiği en kuvvetli yorumlanma şekli olacaktır. Aksi iddalar ise kişinin kendini tatmin edebilmesi için zorlanmış teviller olacaktır.
Umarım katkıda bulunabilmişimdir.
orcotusi5
02-12-2012, 16:54
bilen arkadaşlar için soruyorum
arkadaşlar bu arapça lego misali; cümle içinde kelimeyi ve eki kafana göre dilediğin yere koyalabileceğimiz kadar kuralsız bir dil mi? (yani eki istediğin kelimeye ekle, kelimeyi de cümlenin ister başına ister sonuna istersen ortasına ekle gibi)
diyelim 500 sene önce türk peygamber gelmiş olsun evrenin genişlmesi hakkında ayet yazdığını düşünelim
bu ayette "Ben tanrı uzayı büyük bir kudretle inşa ettim ve uzayı sürekli genişletiyorum" diye yazsaydı uzayın genişlediğini bilim adamları keşfetmeden de önce bilebilirdik
bütün mücize yalanları konularını okudum, inançlı biri olarak kimisine hak verdim. Ancak bazı konularda o kadar zorlama yapmışsınız ki dayanamadım üye oldum.
Arapça benim ikinci ana dilimdir, yani herhangi bir islami yerde eğitimini görmedim, kendimi bildim bileli ana dil olarak konuşuyorum ve kendi çabamla geliştirdim. Musiun kelimesine gelince;
ves' kelimesi genişlik anlamındadır aynı kökten gelen musi' kelimesi de genişleten anlamındadır. Musi'un ise kuranın hakim anlatım biçimi olan çoğul halidir. Bu anlamlar tevilsiz imasız mecazsız yorumsuz kelimenin ilk anlamıdır. Halen günlük hayatta arapça konuşurken "genişlik" için aynen bu kelimeyi kullanırız. Çeviri ve tefsir yapan din adamları çağlarında yaşayan insanlara ayetlerin açıklamasını yaparken evrenin genişlediği bilinmediği için kendilerinin ve insanların anlayabileceği çekilde tevil etmişlerdir. Aşağıdaki linkten görebileceğiniz üzere 31 mealin 22 si "genişleticiyiz" şeklinde çevirmişlerdir. Bazıları ise genişlik kelimesini kullanmış ancak başka şeylere yormuşlardır
http://www.kuranmeali.org/51/zariyat_suresi/47.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx
7.yy da uzay kavramının bugünkü gibi algılanması mümkün olmadığından, allah bilmedikleri bir kelime kullanmamış ve uzaydan halkın bildiği ve pek çok ayetten de anlaşıldığı gibi uzay anlatılırken sema kelimesi kullanılmıştır.
Bu durumda bu ayetin evrenin genişlemesine işaret ettiği en kuvvetli yorumlanma şekli olacaktır. Aksi iddalar ise kişinin kendini tatmin edebilmesi için zorlanmış teviller olacaktır.
Umarım katkıda bulunabilmişimdir.
Diyelim ki 30 sene sonra evrenin GENİŞLEMEDİĞİ kanıtlandı.
Siz hemen bütün ayetleri düzeltirsiniz, "Orada aslında öyle demiyordu, genişlemediği yazıyordu, işte bu da 1400 yıl önce bildirilen bir mucize." dersiniz.
Yani yaptığınız işin adı "sallamasyon"dur...
Sizin yaptığınız şuna benziyor bak:
Maide suresi
Araf suresi
Rad suresi
Sebe suresi
İşte Kuran, 1400 yıl öncesinden, insanların Mars'a ulaşabileceklerini haber vermiştir.
Yaptığınız şey bundan farksız değil.
O yüzden, Kuran ile ilgili cevaplanmayı bekleyen ve niyeyse bir türlü somut cevaplar alınamayan yüzlerce konu varken; 2-3 tane "sallamasyon" tuttu diye (ki o da gerçekten tuttuysa artık) kimse fikrini değiştirmez.
Hinduların konusunu açmıştı bir arkadaş, okuyun da mucize görün.
david caine
23-01-2013, 00:58
sizin bahsettiğiniz ayetlerden yerin düz olduğu değil döşek gibi serildiği manası daha açık çıkıyor.ve döşek gibi sermek demek aynen döşek nasıl üzerine yatmak için seriliyorsa yeryüzüde insanların üzerinde yaşaması için serilmiştir.
Aynı zamanda evet gökler, eğer Allah c.c. kudretiyle dileyip evrenin tüm yasalarından genişleme ve merkez kaç kuvvetini yaratmasaydı yer çekiminin etkisiyle (ki bu yer çekimi deyince sadece bizim dünyamız değil evrendeki tüm nesneler için geçerli) her biri birbirinin üzerine kapaklanırdı.
Ayrıca kuranı bir bütün olarak ele aldığında evrenle ilgili keşfedilmiş bilgilerle karşılaşırsın ki bir taneside göklerin kat kat yaratılmış olmasıdır ve güneşin ayın ve yeryüzünün belirlenen yörüngelerde akıp gittiği gerçeğidir.
Birde evet ayetlerin açıklamasında zamanla değişiklikler olacaktır çünkü insanoğlunun bilgi birikimi yeni keşiflerle artıp ufku genişledikçe bu şekilde yeilini anlamlar verilmesi doğaldır.ayetlerle ilgili her açıklama doğrudur diyemeyiz ama o zaman böyle denmiş şimdi neden böyle yorumlanmış demek bence biraz yavan duruyor.Misal bilim dünyasında kabul görmüş teoriler yeni teknolojik gelişmelerle gözlemlenme imkanı bularak kökten değişebiliyor.Ve Yüce Allah c.c. elbette kitabı söylediği gibi tüm zamanlar için gönderdiğini düşününce haliyle insanlığın gelişmesine bağlı olarak kitabın farklı yorumlanacak bölümleri de bu gelişimin etkisiyle yeniden yorumlanabilir.Ve bir çok konuda aslında yapılmaya çalışılan kuranı kerim ayetlerini çürütme çabasının kökeninde kibirden ve eziklikten öte birşey göremiyorum.çünkü ayetleri tek tek ele alıp kuran bütünlüğünden ayırmaya çalışmak batı emperyalizminin böl parçala yönet taktiğine benzemektedir.Buda elbette iman kavramını anlamamaktan geçiyor.
uzun zaman önce yapılan meal ve tefsirlerin bilgi eksikliğinden hatalı olabileceğini kabul etmek yerine zorlama çıkarımlarla ispat edebilecek tek şey aslında hiçbir şeydir.
Olimpiyat
01-03-2013, 10:28
Evrenin genişlemesi duracak mı ya da evren kendi üstüne çökecek mi...Bunları bilmiyoruz ama eğer bunlar olursa, bu sefer bu ayeti nasıl yorumlayacaklar :)
Müslümanların kompleksini anlamakk mümkün değil.Bilimde geri kaldılar.Bunu kapatmak için Kuranı kullanıyorlar.Biz bilimde geriyiz ama Kuran, bilimden ileri mesajı veriyorlar.
Evrenin genişlemesi duracak mı ya da evren kendi üstüne çökecek mi...Bunları bilmiyoruz ama eğer bunlar olursa, bu sefer bu ayeti nasıl yorumlayacaklar :)
Müslümanların kompleksini anlamakk mümkün değil.Bilimde geri kaldılar.Bunu kapatmak için Kuranı kullanıyorlar.Biz bilimde geriyiz ama Kuran, bilimden ileri mesajı veriyorlar.
Diyorum ya hocam. Bundan 30 sene sonra, evrenin genişlemediği ortaya çıksa, bütün Müslümanlar, Zariyat suresinin o ayetininin yorumunu hemen düzeltip 'Aslında bu ayette evrenin genişlemesi yoktur, bu da 1400 yıl önce bildirilen bir mucizedir.' diyecekler.
İslam yalandan ibarettir.
bütün mücize yalanları konularını okudum, inançlı biri olarak kimisine hak verdim. Ancak bazı konularda o kadar zorlama yapmışsınız ki dayanamadım üye oldum.
Arapça benim ikinci ana dilimdir, yani herhangi bir islami yerde eğitimini görmedim, kendimi bildim bileli ana dil olarak konuşuyorum ve kendi çabamla geliştirdim. Musiun kelimesine gelince;
ves' kelimesi genişlik anlamındadır aynı kökten gelen musi' kelimesi de genişleten anlamındadır. Musi'un ise kuranın hakim anlatım biçimi olan çoğul halidir. Bu anlamlar tevilsiz imasız mecazsız yorumsuz kelimenin ilk anlamıdır. Halen günlük hayatta arapça konuşurken "genişlik" için aynen bu kelimeyi kullanırız. Çeviri ve tefsir yapan din adamları çağlarında yaşayan insanlara ayetlerin açıklamasını yaparken evrenin genişlediği bilinmediği için kendilerinin ve insanların anlayabileceği çekilde tevil etmişlerdir. Aşağıdaki linkten görebileceğiniz üzere 31 mealin 22 si "genişleticiyiz" şeklinde çevirmişlerdir. Bazıları ise genişlik kelimesini kullanmış ancak başka şeylere yormuşlardır
http://www.kuranmeali.org/51/zariyat_suresi/47.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx
7.yy da uzay kavramının bugünkü gibi algılanması mümkün olmadığından, allah bilmedikleri bir kelime kullanmamış ve uzaydan halkın bildiği ve pek çok ayetten de anlaşıldığı gibi uzay anlatılırken sema kelimesi kullanılmıştır.
Bu durumda bu ayetin evrenin genişlemesine işaret ettiği en kuvvetli yorumlanma şekli olacaktır. Aksi iddalar ise kişinin kendini tatmin edebilmesi için zorlanmış teviller olacaktır.
Umarım katkıda bulunabilmişimdir.
göğü bina yaptık dedyip göğü genişletiyoruz demek çelişkilidir.
[/URL] by [URL="http://panteidar.wordpress.com/author/panteidar/"]pante (http://panteidar.wordpress.com/2009/10/28/kuranda-mucize-yoktur/) EVRENİN GENİŞLEMESİ
Zariyat-47, Evrenin Genişlediğini Yazmaz!
Önce konuyla ilgili olarak Kitab-ı Mukaddes’ten bir örnek vereyim:
Yeşeya 51:13
Sizi yaratan, gökleri geren, Dünyanın temellerini atan RAB`bi Nasıl olur da unutursunuz? Sizi yok etmeye hazırlanan zalimin öfkesinden Neden gün boyu yılıp duruyorsunuz? Hani nerede zalimin gazabı?
Buradaki “geren” sözcüğünün anlamı çekerek genişletmektir.
Aslında ayetin doğru çevirisi germekte olandır. Yani ayet şöylede çevrilebilir:
Sizi yaratan, gökleri germekte, genişletmekte olan, dünyanın temellerini atan Rabbi nasıl olur da unutursunuz? (…)
Benzer ayet de Yeşeya 40:22′dir:
Gökkubbenin üstünde oturan RAB`dir, Yeryüzünde yaşayanlarsa çekirge gibidir. Gökleri perde gibi geren, Oturmak için çadır gibi kuran O`dur.
Buradan yola çıkarak Kur’an’dan 1400 yıl önce, günümüzden 2800 yıl önce evrenin genişletildiği mucizesini Eski Ahid’de görmekteyiz.
Demek ki bir mucizeden söz etmek gerekiyorsa taklidine değil, aslına bakmak gerekir.
Şimdi gelelim Zariyat-47′ye..
“Musiun” sözcüğünün Kur’an’da başka bir örneği yoktur.
Dolayısıyla kıyas imkanı da yoktur.
Tahminle hareket edilir.
“Vus’a” yani geniş anlamına gelen sözcüğün “vasiun”‘a yani kuşatan, kapsayan, genişlik veren halinin çoğulu olarak tahmin edilir.
Ne demektir vasiun’un çoğulu?
Genişleten değil de genişletenler mi?
Allah’ın mütevaziliği yani..
Bazı ayetlerde “Biz” der ya mütevaziliğinden.
Musiun’un Vasiun’un çoğulu olduğunun kanıtı yoktur.
Arapça’da ise Allah’ın sıfatlarından biri olarak rızk veren anlamında kullanılır.
Yine Arapça’da kötülük yapan anlamına da geldiği söylenir.
Bu tahmini kabul edelim. Hiçbir kanıtı olmamasına rağmen farzedelim ki musiun kelimesi vasiun’un çoğulu olsun.
Musiun kelimesinden önce gelen le takısı “daha çok”, “çok fazla”, “daha fazlasına da” “daha da” anlamlarına gelir.
Musiun fiili if’al babındandır.
Genişleten, genişletmekte olan, genişletici anlamına gelmesi için istifal babından olması gerekirdi.
İf’al babından olduğu için “Biz daha fazlasına da kurabilirdik” “İstesek daha büyüğünü, daha genişini de yapardık” anlamı oluşturacak şekilde “Biz çok vus’a malikiz” , “Biz herşeye kaadiriz”, “Daha büyüğüne de gücümüz yeter” şeklinde meallendirilmiş.
Tabi mucizeciler, kelimelerden, sayılardan medet umanlar ve bilim yeni bir şey ortaya attığında hemen “Kur’an’da bunu nereye uydurabiliriz” çabasında olanlar ayeti çarpıtıp “genişletmekteyiz” haline getirmişler.
Genişletmekteyiz, genişleticiyiz anlamında olması için;
“ve nahnu lehu mustevziun” denmesi gerekirdi.
Demek ki;
1- Kur’an’dan 1400 sene önce Eski Ahid’de göğün gerildiği, genişletildiği yazıyormuş zaten.
2- Musiun kelimesinin vasiun’un çoğulu olduğuna dair hiçbir kanıt yokmuş. Kur’an’da başka musiun’da yokmuş. Dolayısıyla geniş kökünden türediği bir tahminden ibaretmiş.
3- Tahminin doğru olduğunu varsaysak dahi fiil if’al babından olduğu için genişleten, genişletmekte olan anlamına gelmezmiş. “Genişlik sahibi” , kudretli” ,
“Daha genişine de kaadir” anlamına gelirmiş.
Gelelim 48. ayetle bağlantısına:
47- Ves semae beneynaha bi eydiv ve inna le musiun
48- Vel erda feraşnaha fe nı’mel mahidun
Göğü ellerimizle biz kurduk, daha fazlasına da kaadiriz.
Yeri de biz yayıp-döşedik, ne kadar becerikliyiz.
Bu iki ayet birbiriyle bağlantılıdır. Birçok yer-gök ayetinde olduğu gibi.
Birbirinden kopuk ele alındığı takdirde yanlış meale sebep olur.
48. ayeti “Biz ne güzel döşeriz” “Biz ne güzel döşeyiciyiz” ya da “Biz ne güzel düzenleyiciyiz” şeklinde de çevirebilirsiniz ama Türkçesine en uygun olanı yukardaki gibidir.
47. ayetten göğün genişletilmeye devam edildiği anlamını çıkarıyorlarsa eğer, 48′den de yerin döşetilmeye devam edildiği anlamını çıkarman lazım.
Aslında bu iki ayette bir mucize yok. Tersine çelişki var. Ayetin dünyayı uzayda bir gök cismi olarak algılamadığı, uçsuz bucaksız dümdüz bir yer ve üzerinde de gök olarak algıladığı belli oluyor. Dünya-yer ile ile ilgili diğer ayetlere bakıldığında da bu görülecektir. Yeri gökle eşdeğer ölçülerde gören bir Kur’an vardır karşımızda. Yaratılışları dahi aynı sürede gerçekleşmiştir. 2 günde yer yaratılmış, 2 günde gök. Hatta 2 günde yerin yayılıp-döşenmesine harcanmıştır. Yani evrenin 2 misli zamanı dünyanın yaratılması almıştır. “Ol” demek varken! Bunun hiç akılla, mantıkla ilgisi var mıdır? Milyarlarca galaksiyi, Katrilyonlarca güneşi, ketrilyonlarca gezegeni 2 günde yaratacaksın ama basit bir gezegeni de 2 günde yaratacaksın. Yani okyanusu 2 günde yaratacaksın, bir çakıl tanesini de 2 günde yaratacaksın.
Tabi Kur’an, dünyayı okyanusta bir çakıl tanesi olarak görmediği için, dünyayı da gök kadar geniş, büyük gördüğü için her ikisini de aynı zamanda yaratmış oluyor.
Zariyat-47′den evrenin genişlemesi ile ilgili zorlama mucize çıkarmakla uğraşmak yerine, Fussilet 10-12′deki çelişkileri halletmeye çalışsınlar. Mucize mealcileri kelimelerle oynayıp, tahrif etmeye alıştı nasıl olsa, önce göze batan bilime ters ayetleri düzeltmeye çalışsınlar da düzenbazlıktaki ustalıklarını görelim. Ama kolay değil..
Ayette geçen “bieydin” kelimesini kudretimizle diye çevirip el’in mecazi anlamda kullanıldığını el diyerek kudret denmek istendiğini yazarlar. Yanlış.
Kur’an’ın hiçbir yerinde Allah’ın elinin, yüzünün, gözünün mecazi olduğu söylenmemiştir. Allah’ın eli de, yüzü de, gözleri de, ayakları da, baldırları da vardır.
Tevrat’ta insanın Allah’ın suretinde yaratıldığını yazar.
Kur’an’da Tevrat’ı tasdikler, bunu reddetmez.
Allah’ın uzuvlarından, duygu ve düşüncelerinden bahseder ki hepsi insan biçimlidir.
Yeri 2 günde, göğü 2 günde yaratan Allah, isterse bir eline yeri, bir eline göğü alabilir. Bu dahi gökle yerin aynı ölçülerde görüldüğünün kanıtıdır.
Zümer-67. Allah’ı gereği gibi bilemediler. Halbuki kıyamet günü yer, tamamen O’nun avucu içindedir, gökler de sağ elinde dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir.
Allah’ın sağ eliyle bürüp dürdüğü gökler, sol elinin avucunda ise dünya. Tasvir müthiş!
Bu arada cennet-cehennem de dürülüyor tabi.
“Evreni bürüp dürmeye ne gerek var, sadece dünyada kıyamet olup yaşamı sona erdirse ya!” diyebilirsiniz.
Ama dünyadan başka bir mekan düşünülmemiş ki!
herşey dünya için. Güneş, ay ve kandiller (yıldızlar)
Milyarlarca Galaksiyi, güneşin bir yıldız olduğunu, evrende güneş gibi 70 sextilyon yıldız olduğunu nereden bilsin Muhammed Hazretleri?
Son olarak ne İslam’ın, ne Kur’an’ın ne de Muhammed’in hiçbir mucizeye sahip olmadığını bizzat Kur’an ayetiyle kanıtlayalım:
İsra-59. Bizi, mucizeler göstermekten alıkoyan, daha öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir.
Enbiya/33
“Geceyi, gündüzü, Güneşi ve Ayı yaratan da Odur. Bunların herbiri bir yörüngede yüzmektedir.”
Yasin/40
“Ne Güneş Aya yetişir, ne gece gündüzü geçer. Hepsi bir yörüngede yüzer, gider.”
Yukarıdaki ayetlere dikkatlice bakalım.Güneş ve ayın bir yörüngede yüzdüğünü belirtiyor.Peki dünya?
Aslında yörünge yoktur ayetlerde.Hepsi belirlenmiş sonlarına giderler,kendileri için belirlenmiş kadere giderler deniliyor ayetlerde.
Geceyi ve gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur. Hepsi kendi kaderlerine(feleklerine) doğru giderler(ENBİYA-33 KURAN)
http://www.kurantefsiri.com/kuran_tefsiri/enbiya/enbiya_suresi_tefsiri.aspx?ayet=33
Güneş'in Ay'a yetişmesi ve gecenin gündüzü geçmesi mümkün olamaz. Ve hepsi kendi kaderine(feleğine) ulaşır(YASİN-40 KURAN)
http://www.kurantefsiri.com/kuran_tefsiri/yasin/yasin_suresi_tefsiri.aspx?ayet=40
Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar gider.(RAD-2 KURAN)
http://www.kurantefsiri.com/kuran_tefsiri/rad/rad_suresi_tefsiri.aspx?ayet=2
Güneş bürülüp dürülecek(TEKVİR 1 KURAN)
http://www.kurantefsiri.com/kuran_tefsiri/tekvir/tekvir_suresi_tefsiri.aspx?ayet=1
Yani yok olacakları kendi sonlarına gidiyorlar diyen ayetlerden zoraki yörüngeyi çıkarmak çok zor.
Zariyat 47.ayet zaten genişlik kelimesini gücün genişliği anlamında kullanıyor.Genişleme hareketi anlamında kullanmıyor.
Büyük patlama ortaya çıkmadan önce ayetler doğru tercüme ediliyordu.
''Göğü bina etmemiz büyük ve geniş bir kuvvetimiz olduğuna delil değilmidir(ZARİYAT-47 KURAN)''
http://www.kurantefsiri.com/kuran_tefsiri/zariyat/zariyat_suresi_tefsiri.aspx?ayet=47
Dikkat edilirse ayette gök sabit yapılar için kullanılan BİNA kelimesiyle ifade edilmiş.Bina edilmiş yani sabit kılınmıştır.
Ayette beneynâ-hâ(بَنَيْنَاهَا) yani bina etmek kelimesi geçmektedir gök için.Genişleyen bir şey için bina gibi sabittir ifadesi kullanılmaz.
uzun uzun acıklamıssınız fakat gordugum kadarıyla anlamak ıstedıgınız gıbı anlamıs ve onu anlatmaya calısmıssınız yanı sız mucızenın olmadıgına ınandıgınız ıcın o kısımdan bakıyor ve kelımelerın anlamlarını sınırlandırıyorsunuz kı turkce de bıle bır kelımenın bır cok anlama geldıgını cok bılıyoruz kı arapca gıbı tek harfın bıle bırden fazla anlama geldıgı bır dıle kalkıpta cumlelerının anlamlarını kısıtlamak oldukca sacmadır.
zariyat 48. ayette döşedik kısmıyla kuran-ın anlattıgı evren mantıgı dıye bır resım paylasıp koymussunuz.
Döşedik kelimesinden anladıgınız nedir ? şimdi yer yüzünü ele alalım dağlar ırmaklar ovalar ormanlar denızler yuzeysel bır tanım sımdı yer yuzunu ev dusunun dağ ırmak vb her bırını esya ve o esyaları o eve yerlestırın...
bu işlemi yaptıgınız zaman evı bastan asagıya döşedi tabiri kullanılır yanı yerleştirdi ve sizinn yeri döeşedik diye geçip gittiğiniz kısımda dağlar denızler ormanlar vb bır cok sey var.
Zariyat 47 de genısletmek dıye bır tabır yok gucumuz yeter var dıyorsunuz.
Anlamak ıstesenız bu daha mukkemmel bır tabır guc yetırmek genısletmeye onlarca galaksıyı mılyarlarca yıldızı olusturmaya ve onları sonlarına dogru gıderken sabıt kalmalarına kı burda kı sabır duragınlık degıl perıyodık yorungeler manasında kullanılmıstır. genişletmek nokta atışı bır tabırdır var mıdır yokmudur cevırı hatası vs bırsey dıyemeyecegım fakat güç yetirmek yelpazesı genıs bır cumledır ve yaratılmanın sanına yakısır.
evrenın bina edildiğini söyluyor kuran demıssınız bina sabit oldugu anlamına geliyor dıyoruz evet bina sabittir. bina etmek inşaa etmekle aynı manadadır inşaa da sabittir. sabitte olsa yapmak olusturmak anlamında degılmıdır ?
sabıt olmayan kelıme kullanılamaz mıydı hayır kullanılamaz dı cunku 1400 sene once herkesın anlayabılcegı sekılde kullanılabılecek bır kelıme bına etmektı sen nerden bılıyorsun dıyecek olursanız 1400 sene oncede ınsanlar evlerde yasıyordu ve onları bına edıyor gunumuzde inşaa ediyorlardı yanı evlerını onlar yapıyordu dıledıgı gıbı ellerıyle ALLAH'ta onlara anlamaları ıcın sema(gökyuzunu) yarattıgını ıfade etmek ıcın goğü bına ettığini söyluyor yanı ellerıyle yaptıgını yarattıgını olusturgunu duzenledıgını tıpkı ınsanların kendı evlerını ellerıyle ıstedıgı gıbı yaptıgı duzenledgı manasınıda anlasınlar dıye... Benzetme kullanmak kadar dogal hıc bırsey yoktur anlatımda hele kı hıc gorulmemıs bır sey konusunda bugun uçak dediğinizde aklına mantınızaa yatan bır kısım var fakan 500 sene once kı bırıne uçagı anlatmak ıcın benzetme yapmanız gerekırdı demırden koca kanatlı bır kus kafasında at arabası suren gıbı bırı govdesı o kadar genıskı kaynayan su gıbı buharlar cıkyor vs kısaca o zamana uygun sekılde ıfadeler kullanmak zorundasınız ve sonrada bu ıfadelerın aynı anlamlara gelen kısımlarıyla yorumlanmasında bır sakınca yoktur BİNA=İNŞA
ALLAH yaratıcıdır insan bina ya da inşa eder anlayalım diye bina kelımesı sabıt oldugu ıcın degıl kesınlıkle .
Zulkarneyn türkçede 2 zamana ait sahip anlamına gelir yani bizim algıladıgımız zamanın dışında bır zaman yer çekime tabi olamayan bir zaman izafiyet teorisi nedir zamanda algı vardır ve ısık hızına yakın hızda gıdıldıgınde zaman algısının farklılasacagını soyler teorı budur. kuran-ı kerım ne der sizin 50 yıl dediğiniz ALLAH katında 1 güne denktir. Anlamak ısteyene apacık mucızeler yazmaktadır kuran-ı kerımde
o zaman allah kara deliklerden birinde ?
Zulkarneyn türkçede 2 zamana ait sahip anlamına gelir yani bizim algıladıgımız zamanın dışında bır zaman yer çekime tabi olamayan bir zaman izafiyet teorisi nedir zamanda algı vardır ve ısık hızına yakın hızda gıdıldıgınde zaman algısının farklılasacagını soyler teorı budur. kuran-ı kerım ne der sizin 50 yıl dediğiniz ALLAH katında 1 güne denktir. Anlamak ısteyene apacık mucızeler yazmaktadır kuran-ı kerımde
allah katında ki 1 gün bu zamandaki 50 bin yıla denk geliyorsa
allah evreni ve dünyayı 50,000*6=300,000 yılda yaratmış olur ki
bu da çok komik bir rakamdır.
bir şeye açıklama getircem bilmem neremden element uydurcam derken başka bir yerde başka bir ayet ile çelişeceğini düşünmeden sadece ve sadece tartışmada haklı çıkamilmek için tek bir konuya odaklanarak verdiğiniz cevaplar döner kafanızı tırmalar.
Muhammed Günü, devir ve aşama olarak kullanmış, o ayette muhammedin anlatmak istediği şey allahın çok uzakta olduğu ona ulaşabilmek için bu kadar yol gidilmesi gerektiğini vurgulamak istemiş,
hem zulkarneyn zaman değil çift boynuz demektir, kurandaki çelişkileri örtecem diye milletin 1400 yıldır peygamber sandığı büyük iskenderi zaman yaptınız hem de çift zamanmış vay be.
Arabistan çöllerinde zülkarneyn diye bir kelime var ve o dönemin bilim adamları bu kelimeyi 2 zamana ait bir kelime olarak kullanmışlar, nasıl bir düşünce yapınız var anlamıyorum ki?
bir kelimenin kelime olabilmesi için evvela o dönemde yaşayan toplumun o kelimenin anlamını daha önceden uydurmuş olması gerekir.
mesela ben günümüz şartlarında Apirjitetem diye çok komik bir kelime kullansam
ulan ne diyor bu salak dersiniz, değil mi ?
ama ileride Apirjitetem bir anlam içermeye başladığında bak Inferno 1000 yıl önce böyle demişti falan mı diyeceksiniz.
nasıl anlatılır bu dil bilim olayı bilmem ki tam tarif de edemedim, kelime dağarcığı geniş bir arkadaş varsa,
bunu çok iyi anlatabilirim diyebilecek varsa anlatmak istediğimi arkadaşa tercüme edebilir mi ?
bakkalmahmud
22-07-2014, 00:19
Zulkarneyn türkçede 2 zamana ait sahip anlamına gelir yani bizim algıladıgımız zamanın dışında bır zaman yer çekime tabi olamayan bir zaman izafiyet teorisi nedir zamanda algı vardır ve ısık hızına yakın hızda gıdıldıgınde zaman algısının farklılasacagını soyler teorı budur. kuran-ı kerım ne der sizin 50 yıl dediğiniz ALLAH katında 1 güne denktir. Anlamak ısteyene apacık mucızeler yazmaktadır kuran-ı kerımde
Burak, senin Allahin karistirdigi isanin Annesi Meryemle ,Musanin kizkardesi Meryemleride aslinda nasil anlatmak istediyinide bi anlatda anliyalim.saygilar
bızım algıladıgımız 50 yılın ALLAH katında 1 gun oldugu ıfade verılmekte 50 yıl kısmınıda sayı olarak ıfade ettım tam olarak bın yıl ve 50 bın yıl kgecmekte kuran-ı kerımde bır hesap yapmıssınız 50 bın yıl *6 = 300,000 yıl olarak hesaplarken atladıgınız kısım su bıze 300,000 bın yıl ınsanın algıladıgı zamana gore hesap cıkıyor ALLAH'a göre değil. ALLAH 'ı zamanın mekanın hıc bırseyın kapsamadıgını gayet acıkca bıldırıyor kuran-ı kerım bızım algılayabılmemız ıcın bızım yasantımızdan ornekler verılmekte anlayabılelım dıye yanı bızı ılgılendıren 300.000 yıl yaradılıs 6 gun hıcte komık bır sayı cıkmamaktadır ortaya algı farkı bızım ıcın gecerlı YARADAN için değil. yazdıklarınıza saygı duyuyorum kımse ınanmak zorunda degıl ya da ınanmıyorsunuz dıye kufre veya hakarete ugramanızda adıl bırsey degıl muslumanların hatası burada baslamakta ALLAH yok dedı mı bırı ona bagırıp cagırırlar sorsan muslumanlık en ınce detayına kadar ıncelıkle dolu merhamet dolu bır dın derler bız muslamanlar kendımız daha okumuyoruz kulaktan dolma bılgıler ıle etrafımızdakılerı ınandırmaya calısıyoruz ve dın yasamaya calısıyoruz halbukı vahıy ılk emrı OKUdur malesef bızım ulkemızde bunlar onemlı degıl onemlı olan namaz kıldım hacca gıttım zekat verdım oruc tuttum bıttı boyle bırsey yok tebesuumden cocugun basını oksamaya kadar herseyı ıbadet sayabılen bır dınımız var sevabın oldugunu soyleyen bır dınımız varken ve bu dın sana okumanı arastırmanı emredıyorken kı bu uydurma degıl ıstedıgın sıteye gırıp bakabılırsın bız muslumanlar ALLAH'ın ısıne karısılmaz dıyerek herseyı o noktada bıraktık bır programda adam aynen su cumleyı kullandı batılılar ıyı kılısıyle catısıp bılımı sectıler dedı bencede ıyı kı catısmıslar bugun dunyanın bu denlı bılımde cıgır acma sebebı kesınlıkle budur ve onlarda kılısenın karsısında olmak yasakken bızım dınımız en basından berı oku ve arastır dıyor bız o kısmı atlayalı 1000 kusur sene olmus sonra vay efendım bız nıye gerıyız sonra cıkıp bu kuranda yazıyordu dıyıp ahkem kesmekteyız yanlıs bızımde okuyup bılımde bırseyler bulupta ınsanlara sunmamız gerekmeteydı gecmıs ola ınsALLAH bundan sonrakı nesıl bızım gıbı olmaz.
Neyse;
Zülkarneyn kelimesi Arapçadır. Zü, tanımlık (e)l ve karneyn kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. Zü, sahip ve mâlik demektir. Karn ise boynuz, perçem, tepe, zaman, güneş anlamlarına gelir. Karneyn, karn'ın tesniyesi yani iki tanesi demektir. Buna göre Zülkarneyn kelimesi iki boynuz sahibi şeklinde tercüme edilir.[1]
Ancak, Kehf Suresi'ndeki âyetler göz önüne alındığında "iki zaman sahibi" veya zaman yolcusu şeklinde bir tercüme de akla yakın gelmektedir. bu anlamlara geldıgı burada yazmakta senınde dedıgın gıbı ıkı boynuzda demek fakat bır cumle yazarsın orda zulkarneyn ne demek dıye sorsam sana gıdıp gelmekle alakalı bır cumle zaman sahıbı mı dersın ıkı boynuz mu ? burada tercumeden cok o cumledekı anlamı onemlıdır kı o anlamıda uydurmamak gerekır gercekten o anlama tabı gelıyorsa cevrılmelı yok ıse oyle bı anlam anlam yuklenmemelı cunku bu sefer anlatılmak ıstenen ıskalanacak hatta bız ınanlar ıcın sapmaya sebep dahı olacak raddeye gelecektır kı bunu acık orneklerı bulunmakta. ben sıze su konuda saygı duymaktayım bızım ulkemızde dın ıle bılım catısmaktadır halbukı boyle olmaması gerekır.
Örneğin;
Görmedin mi ki, Allah bütün yerdekileri ve emriyle denizlerde akıp giden gemileri hep sizin buyruğunuz altına verdi. bizim ulkemızde bunun anlasıldıgı nokta gemı gorulunce ALLAHın hıkmetı işte tamam eyvALLAH hıkmetıde nasıl oldugunu nıye arastırmıyorsun ALLAHın işi güçü yok tek tek butun gemılerle mı ılgılenecek hayır ALLAH yaratırken suyun kaldırma kuvvetı ozellıgı ıle yaratmıs gemılerde bugun bunu sayesınde su ustunde duruyor motor gucu vs bır cok ıslem hesaplama derken gemılerle seyahat edebılmekteyız. bılım burda devreye gırıyor sen arastır sen yap sen bul sonra mukemmelk gordugunde hayranlıgını belırt ama sen en basından ALLAHIn hıkmetı dıyıp kenara cekılırsın 1 arpa boyu yol alamazsın eger kı butun dunya musluman olmus olsaydı ve bugun ku gıbı cahılce yasanıyor olsaydı muslumanlık suan ben belkıde bu yazıyı yazamıyor olacaktım. kelımenın kelıme olması ıcın uydurulmus olması gerekır dıyorsun kelımenın uydurulmasına gerek yok kelımeyı karsılacak anlamın olması gerekır mısal uçak kelımesı uçak yapılmadan once ortada boyle bır kelıme yoktu uçmak isteği vardı ınsanın bunu ckta guzel basardı ve sonucunda uçak yapıldı ve kelıme turedı bu kelımede gozumuzle gordugumuz demır yıgını ıle anlam kazanmıs oldu. yaznın sonunda ya bana vıcdan ya da dın vermeyecektın demıssın en buyuk celıskı burada vıcdan ve ahlak kıme gore dıyor genelde ateıstler ben dın olamasa vıcdansız ya da ahlaksız mı olurum dıyor guzel bır soru mantıklı bır soruda cevabım umarım senı ıkna edebılırım.
ahlak dınle alakası olmayan dınını yasayanın ahlaklı dınden uzagın ahlaksız oldugu gorusu bence yanlıs. çünkü ahlakla ılıglı yapılan deneylerde kı bunlar bebeklerın uzerınde kı deneyler butun ınsanların ahlak kavramıyla dogdugunu kesın olarak ıspatlamıstır.
sımdı dıyelım kı ahlakımızı kendımız belırlıyoruz ve toplumda 100 kısıden 99 u alkol ıcmenın ahlak dısı oldugunu soyluyor ve ben dıyorum kı benım ıcın ahlak dısı degıl benım hosuma gıtmekte belkı kıme gore ahlaksızlık bu sıze gore mı bana goremı burda dın temelı surda devreye gırıyor ınsanlar kendı baslarına ahlak kısımları olusturabılır zaten her canlı ahlak kavramıyla dogmakta fakat verdıgım ornekte kı gıbı sapmalar olucagı ıcın bır temel alınması gerekmekte bu temelde dın temelı olmakta dın temelı dıyor kı alkol ıcmek ahlak dısı bır davranıstır ve burda kı temel yeryuzunde kı herhangı bır canlının temelı degıl onları sahıbı olan ALLAH ın temelı yanı kardesım kısaca unlu ateıstlerın soyledıgı budur ALLAH'ı yok saydıgımız anda ahlak boyutu anlamnı yıtırmekte cunku hıc bır dayanagı kalmıyor ahlak kavramanın kıme gore neye gore sorusu olusuyor ve bu soru herkez ıcın farklı bı cevap dogurdugunda kaos olusur ve senın ahlak anlayasın gerı kalan ınsanlarla catısdıgı anda kımın neyın ahlaklı oldugu neyın dogru neyın yanlıs oldugunu ayırt edemezsın. ben tam anlatamamıs olabılır fakt ıstersen bır bılım adamı konusmasını ızlemenı tavsıye ederım caner taslaman felsefe uzmanı kendısı o cok guzel bır tanımla yapmakta ahlak konusuyla ılgılı ızlemenı tavsıye ederım gercekten.
Burak, senin Allahin karistirdigi isanin Annesi Meryemle ,Musanin kizkardesi Meryemleride aslinda nasil anlatmak istediyinide bi anlatda anliyalim.saygilar
kardesım sordugunu hıc anlamadım kı ya konuyu tam olarak ta bılmıyorum daha acık sorarsan ogrenıp bırseyler senınle bılgı paylasmak ısterım saygılar...
o zaman allah kara deliklerden birinde ?
ALLAH kara delıklerden bırınde derken ne demek ıstedıgını anlamadım uzak olsunu ıfade etmek amaclı mı yazdın ?
göğü bina yaptık dedyip göğü genişletiyoruz demek çelişkilidir.
evet bina dendıgınde anladıgımız sabıt bır yapı ve kalkıp bunun genısledıgını soylersek mantıksız olmakta fakat bına etmekten anladıgımız nedır onemlı olan bu
şöyle ki bina etmek kendı elınle yapmak duzenlemek anlamında kullanılmıstır bugun ku inşa anlamıyla eştir. Yaradan diyor ki göğü bina ettik yanı duzenldık elımızle yaptık manasında kullanıyor bunun bina kelımesıyle kullanılma sebebı ındırıldıgı zaman dılımınde ınsanların bunu anlaması için kullanılmıs bır tabırdır cunku o zamanlar ınsanlar evlerını kendılerı bina ediyordu yanı bızım gunumuzde inşa etmek anlamı yukludur ve baktıgımız zaman kendı elımız ıstedıgımız bır duzene gore hesaplar vs yaparak seklını kendı ıstegımızle belırdıgımız ıfadesını anlamak hıcte zor degıl zormala bır acıklamada degıl bu BİNA=İNŞA mantıksızmı sence ?
[/URL] by [URL="http://panteidar.wordpress.com/author/panteidar/"]pante (http://panteidar.wordpress.com/2009/10/28/kuranda-mucize-yoktur/) EVRENİN GENİŞLEMESİ
Zariyat-47, Evrenin Genişlediğini Yazmaz!
Önce konuyla ilgili olarak Kitab-ı Mukaddes’ten bir örnek vereyim:
Yeşeya 51:13
Sizi yaratan, gökleri geren, Dünyanın temellerini atan RAB`bi Nasıl olur da unutursunuz? Sizi yok etmeye hazırlanan zalimin öfkesinden Neden gün boyu yılıp duruyorsunuz? Hani nerede zalimin gazabı?
Buradaki “geren” sözcüğünün anlamı çekerek genişletmektir.
Aslında ayetin doğru çevirisi germekte olandır. Yani ayet şöylede çevrilebilir:
Sizi yaratan, gökleri germekte, genişletmekte olan, dünyanın temellerini atan Rabbi nasıl olur da unutursunuz? (…)
Benzer ayet de Yeşeya 40:22′dir:
Gökkubbenin üstünde oturan RAB`dir, Yeryüzünde yaşayanlarsa çekirge gibidir. Gökleri perde gibi geren, Oturmak için çadır gibi kuran O`dur.
Buradan yola çıkarak Kur’an’dan 1400 yıl önce, günümüzden 2800 yıl önce evrenin genişletildiği mucizesini Eski Ahid’de görmekteyiz.
Demek ki bir mucizeden söz etmek gerekiyorsa taklidine değil, aslına bakmak gerekir.
Şimdi gelelim Zariyat-47′ye..
“Musiun” sözcüğünün Kur’an’da başka bir örneği yoktur.
Dolayısıyla kıyas imkanı da yoktur.
Tahminle hareket edilir.
“Vus’a” yani geniş anlamına gelen sözcüğün “vasiun”‘a yani kuşatan, kapsayan, genişlik veren halinin çoğulu olarak tahmin edilir.
Ne demektir vasiun’un çoğulu?
Genişleten değil de genişletenler mi?
Allah’ın mütevaziliği yani..
Bazı ayetlerde “Biz” der ya mütevaziliğinden.
Musiun’un Vasiun’un çoğulu olduğunun kanıtı yoktur.
Arapça’da ise Allah’ın sıfatlarından biri olarak rızk veren anlamında kullanılır.
Yine Arapça’da kötülük yapan anlamına da geldiği söylenir.
Bu tahmini kabul edelim. Hiçbir kanıtı olmamasına rağmen farzedelim ki musiun kelimesi vasiun’un çoğulu olsun.
Musiun kelimesinden önce gelen le takısı “daha çok”, “çok fazla”, “daha fazlasına da” “daha da” anlamlarına gelir.
Musiun fiili if’al babındandır.
Genişleten, genişletmekte olan, genişletici anlamına gelmesi için istifal babından olması gerekirdi.
İf’al babından olduğu için “Biz daha fazlasına da kurabilirdik” “İstesek daha büyüğünü, daha genişini de yapardık” anlamı oluşturacak şekilde “Biz çok vus’a malikiz” , “Biz herşeye kaadiriz”, “Daha büyüğüne de gücümüz yeter” şeklinde meallendirilmiş.
Tabi mucizeciler, kelimelerden, sayılardan medet umanlar ve bilim yeni bir şey ortaya attığında hemen “Kur’an’da bunu nereye uydurabiliriz” çabasında olanlar ayeti çarpıtıp “genişletmekteyiz” haline getirmişler.
Genişletmekteyiz, genişleticiyiz anlamında olması için;
“ve nahnu lehu mustevziun” denmesi gerekirdi.
Demek ki;
1- Kur’an’dan 1400 sene önce Eski Ahid’de göğün gerildiği, genişletildiği yazıyormuş zaten.
2- Musiun kelimesinin vasiun’un çoğulu olduğuna dair hiçbir kanıt yokmuş. Kur’an’da başka musiun’da yokmuş. Dolayısıyla geniş kökünden türediği bir tahminden ibaretmiş.
3- Tahminin doğru olduğunu varsaysak dahi fiil if’al babından olduğu için genişleten, genişletmekte olan anlamına gelmezmiş. “Genişlik sahibi” , kudretli” ,
“Daha genişine de kaadir” anlamına gelirmiş.
Gelelim 48. ayetle bağlantısına:
47- Ves semae beneynaha bi eydiv ve inna le musiun
48- Vel erda feraşnaha fe nı’mel mahidun
Göğü ellerimizle biz kurduk, daha fazlasına da kaadiriz.
Yeri de biz yayıp-döşedik, ne kadar becerikliyiz.
Bu iki ayet birbiriyle bağlantılıdır. Birçok yer-gök ayetinde olduğu gibi.
Birbirinden kopuk ele alındığı takdirde yanlış meale sebep olur.
48. ayeti “Biz ne güzel döşeriz” “Biz ne güzel döşeyiciyiz” ya da “Biz ne güzel düzenleyiciyiz” şeklinde de çevirebilirsiniz ama Türkçesine en uygun olanı yukardaki gibidir.
47. ayetten göğün genişletilmeye devam edildiği anlamını çıkarıyorlarsa eğer, 48′den de yerin döşetilmeye devam edildiği anlamını çıkarman lazım.
Aslında bu iki ayette bir mucize yok. Tersine çelişki var. Ayetin dünyayı uzayda bir gök cismi olarak algılamadığı, uçsuz bucaksız dümdüz bir yer ve üzerinde de gök olarak algıladığı belli oluyor. Dünya-yer ile ile ilgili diğer ayetlere bakıldığında da bu görülecektir. Yeri gökle eşdeğer ölçülerde gören bir Kur’an vardır karşımızda. Yaratılışları dahi aynı sürede gerçekleşmiştir. 2 günde yer yaratılmış, 2 günde gök. Hatta 2 günde yerin yayılıp-döşenmesine harcanmıştır. Yani evrenin 2 misli zamanı dünyanın yaratılması almıştır. “Ol” demek varken! Bunun hiç akılla, mantıkla ilgisi var mıdır? Milyarlarca galaksiyi, Katrilyonlarca güneşi, ketrilyonlarca gezegeni 2 günde yaratacaksın ama basit bir gezegeni de 2 günde yaratacaksın. Yani okyanusu 2 günde yaratacaksın, bir çakıl tanesini de 2 günde yaratacaksın.
Tabi Kur’an, dünyayı okyanusta bir çakıl tanesi olarak görmediği için, dünyayı da gök kadar geniş, büyük gördüğü için her ikisini de aynı zamanda yaratmış oluyor.
Zariyat-47′den evrenin genişlemesi ile ilgili zorlama mucize çıkarmakla uğraşmak yerine, Fussilet 10-12′deki çelişkileri halletmeye çalışsınlar. Mucize mealcileri kelimelerle oynayıp, tahrif etmeye alıştı nasıl olsa, önce göze batan bilime ters ayetleri düzeltmeye çalışsınlar da düzenbazlıktaki ustalıklarını görelim. Ama kolay değil..
Ayette geçen “bieydin” kelimesini kudretimizle diye çevirip el’in mecazi anlamda kullanıldığını el diyerek kudret denmek istendiğini yazarlar. Yanlış.
Kur’an’ın hiçbir yerinde Allah’ın elinin, yüzünün, gözünün mecazi olduğu söylenmemiştir. Allah’ın eli de, yüzü de, gözleri de, ayakları da, baldırları da vardır.
Tevrat’ta insanın Allah’ın suretinde yaratıldığını yazar.
Kur’an’da Tevrat’ı tasdikler, bunu reddetmez.
Allah’ın uzuvlarından, duygu ve düşüncelerinden bahseder ki hepsi insan biçimlidir.
Yeri 2 günde, göğü 2 günde yaratan Allah, isterse bir eline yeri, bir eline göğü alabilir. Bu dahi gökle yerin aynı ölçülerde görüldüğünün kanıtıdır.
Zümer-67. Allah’ı gereği gibi bilemediler. Halbuki kıyamet günü yer, tamamen O’nun avucu içindedir, gökler de sağ elinde dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir.
Allah’ın sağ eliyle bürüp dürdüğü gökler, sol elinin avucunda ise dünya. Tasvir müthiş!
Bu arada cennet-cehennem de dürülüyor tabi.
“Evreni bürüp dürmeye ne gerek var, sadece dünyada kıyamet olup yaşamı sona erdirse ya!” diyebilirsiniz.
Ama dünyadan başka bir mekan düşünülmemiş ki!
herşey dünya için. Güneş, ay ve kandiller (yıldızlar)
Milyarlarca Galaksiyi, güneşin bir yıldız olduğunu, evrende güneş gibi 70 sextilyon yıldız olduğunu nereden bilsin Muhammed Hazretleri?
Son olarak ne İslam’ın, ne Kur’an’ın ne de Muhammed’in hiçbir mucizeye sahip olmadığını bizzat Kur’an ayetiyle kanıtlayalım:
İsra-59. Bizi, mucizeler göstermekten alıkoyan, daha öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir.
butun yazına göz ucuyla baktımda bır tek son yazdıgına cevap vermek ıstedım dıgerlerı bıraz kapsamlı ama son yazdıgın gozume cok takıldı o yuzden daha oncekılerın yalanlamıs olmasından baska bırsey degıl dedıgı nedır kardesım bılıyor musun hz. musayı gozlerıyle gorduler kızıldenızı yardı ınanmadılar yalanladılar hz.isa daha bebekken konustu hz.meryem herhangı bır erkekle bırlıkte olmadan hamıle kaldı yalanladılar hz. muhammede bu sekılde bır mucıze vermedı ALLAH aslında verdı o mucızede kuran-ı kerimdir onu isa ve musada ki gibi yapmadı oku dedı oku ve etrafına bakın nasıl bır mucıze oldugunu o zaman anlayacaksın mucızlerınen mukemmelı oldugunu anlayacaksın aklın erecek o zaman manasıyla hz. muhammede gorsel mucıze sunulmamıstır. yorumlamalar cevırmlere farklı kısımlara sebep oluyor elbette fakat bugun matematıkle bırlıkte kuran-ı kerımın ınsan elıyle yazılamayacagı acıkca bılınmektedır nasıl bır duzenı oldugunu anlatmaktadır bugun bıze matematık bunlar mucızeyı kuran uyarlamak ıcın yapılan dalavereler degıldır. zaten sunuda hıc anlamam ben kendı adıma konusayım sana yada bır baskasına bak bu kıtap kutsal mucızelerle dolu dıye senı nıye ıkna etmek ıcın yalan yere seyler uydurayım kı bunu sana satmaya calısmıyorum bır cıkarım yok bırseyım yok benım ınancıma gore kutsal kıtap degıstırılmedı ya dogruya ınanıyorum ya yanlısa yanlısada bana dogruysada bana neden bır baskasına zorakı kabul ettırmeye calısıyım sadece su var kendı acımdan ınancım dogrultusunda azap var ınanmayanlara cıddı bır azap hemde ve onu dusununce ınsan uzuluyor karsısındakıne o cezaya carptırılma boyutuna elımden geldıgınce mantıklı acıklama yapmak ıstıyorum yoksa zorla kabul ettırmeye calısmak gıbı bır derdım yok sonucta ıslam mantıgı her koyun kendı bacagındandır bende kendı bacagama bakarım nıhayetınde.
ALLAH kara delıklerden bırınde derken ne demek ıstedıgını anlamadım uzak olsunu ıfade etmek amaclı mı yazdın ?
Necm Suresi'nin 49. ayetinde geçen Sirius yıldızıdır.Ayete bakalım:
''Doğrusu,'Şi'ra (yıldızı)nın Rabbi O'dur.''(Necm Suresi 49. ayet)
Arapça karşılığı ''Şi'ra''dır Sirius Takımyıldızının.Yıldız anlamına gelen Necm Suresi'nin 49. ayetinde geçer.Kuran-ı Kerim'de geçmesi oldukça gizemli ve dikkat çekici bir olaydır.Gece gökyüzündeki en parlak yıldız Sirius'tur.Bilim adamları Sirius takımyıldızının hareketlerinde düzensizlik gördüler.Ve Sirius'un Sirius A ve Sirius B olarak iki yıldızdan meydana gelen bir takımyıldızı olduğunu keşfettiler.Sirius A daha büyük yıldızdır.Dünya'ya daha yakındır ve çıplak gözle görülebilir.Sirius B teleskopsuz görülemez.
Şimdi Sirius takımyıldızı,birbirleri arasında yay şekli çizerler ve her 49,9 yılda birbirlerine yaklaşarak gökyüzünde sarkarlar.Bu bilimsel veri Harward,Ottowa ve Leicester Üniversiteleri'nin astronomi bölümlerinde onaylanmıştır.Şimdi dikkat çeken ve birbirleriyle ilişkili iki ayeti,49. ve 9. ayeti verip aralarındaki ilişkiye bakalım:
''Doğrusu,'Şi'ra Yıldızı'nın Rabbi O'dur.''(Necm Suresi 49. ayet)
''Nitekim ikisi arasındaki uzaklık iki yay kadar oldu.''(Necm Suresi 9. ayet)
bunla ılgılı bır bılgın var mı? yanı yalan oldugunu dusundugun bır dusuncen ??
ALLAH kara delıklerden bırınde derken ne demek ıstedıgını anlamadım uzak olsunu ıfade etmek amaclı mı yazdın ?
Şimdi Burada bilimi adam gibi öğrenmekten bahsediyorum,
Allah madde mi ki buradaki 50,000 yıl oradaki 1 güne eşit olsun,
Eğer bir tanrı varsa burada Trilyarlarca yılın bile oradaki herhangi bir zamana eş değer olmaması lazım, (eğer tanrı bu kadar kudretli ise)
Muhammed bile tanrının bu kadar büyük olabileceğini tam kestirememiş olacak ki 50,000 yıl boyunca gidilmesi gerektiğini dile getirmiş,
Hadi diyelim ki senin dediğin gibi buradaki 50,000 yılın oradaki 1 güne denk geldiğini farz edelim.
Bilimi adam gibi öğrenmekten bahsetmiştim. madde kütle çekimine ne kadar çok maruz kalırsa, zaman o kadar az ilerler,
öyleyse allahın katında zamanın az ilerlemesi Allahın da bir kütle çekimine maruz kaldığı ortaya çıkar ki siz buradaki 50,000 yıl ile oranın 1 gününü
eş değer görüyorsunuz. Burada allahı hem maddeleştiriyor hem de onu kara deliğe çok yakın bir yere kütle çekiminin çok yoğun olduğu bir yere iteliyorsunuz.
halbuki ben bir Deist olarak diyorum ki Tanrı zaman değildir. Tanrının zaman ile işi yoktur. Zamanı yaratan da tanrıdır.
şimdi Senin dediğin noktaya geri dönelim ve senin yaptığın çıkarımdan allahın acziyetini onun sefaletinin ona yakıştırmış olduğun zaman kavramını ele alalım.
13,7 milyar yıl bölü 50 bin yıl = 274 milyon yıl demek oluyor ki Allah insanları sınava sokabilmek için kendi katına göre tam tamına 274 milyon yıl sürekli evrenin oluşmasını beklemiş,
ve sonra atmosfer insanın yaşayabileceği seviyeye gelince insanı yaratmaya kalkmış
(burada insanı dinozorlar dönemindeki atmosfere göre uygun bir şekilde de yaratabilirdi ama hadi oraya girmeyeceğim.)
ilk akıllı insan dediğimiz varlığı 50,000 yıl öncesinde görebiliyoruz, bu da onun katında 1 güne denk geliyor
Yani allah 274 milyon yıl boyunca evreni 1 günde de tüm insanlığı yaratıyor
sırf imtihan için dersin ki bana mantıklı bunların hepsi tartışmaya bile gerek duymam.
Şimdi Burada bilimi adam gibi öğrenmekten bahsediyorum,
Allah madde mi ki buradaki 50,000 yıl oradaki 1 güne eşit olsun,
Eğer bir tanrı varsa burada Trilyarlarca yılın bile oradaki herhangi bir zamana eş değer olmaması lazım, (eğer tanrı bu kadar kudretli ise)
Muhammed bile tanrının bu kadar büyük olabileceğini tam kestirememiş olacak ki 50,000 yıl boyunca gidilmesi gerektiğini dile getirmiş,
Hadi diyelim ki senin dediğin gibi buradaki 50,000 yılın oradaki 1 güne denk geldiğini farz edelim.
Bilimi adam gibi öğrenmekten bahsetmiştim. madde kütle çekimine ne kadar çok maruz kalırsa, zaman o kadar az ilerler,
öyleyse allahın katında zamanın az ilerlemesi Allahın da bir kütle çekimine maruz kaldığı ortaya çıkar ki siz buradaki 50,000 yıl ile oranın 1 gününü
eş değer görüyorsunuz. Burada allahı hem maddeleştiriyor hem de onu kara deliğe çok yakın bir yere kütle çekiminin çok yoğun olduğu bir yere iteliyorsunuz.
halbuki ben bir Deist olarak diyorum ki Tanrı zaman değildir. Tanrının zaman ile işi yoktur. Zamanı yaratan da tanrıdır.
şimdi Senin dediğin noktaya geri dönelim ve senin yaptığın çıkarımdan allahın acziyetini onun sefaletinin ona yakıştırmış olduğun zaman kavramını ele alalım.
13,7 milyar yıl bölü 50 bin yıl = 274 milyon yıl demek oluyor ki Allah insanları sınava sokabilmek için kendi katına göre tam tamına 274 milyon yıl sürekli evrenin oluşmasını beklemiş,
ve sonra atmosfer insanın yaşayabileceği seviyeye gelince insanı yaratmaya kalkmış
(burada insanı dinozorlar dönemindeki atmosfere göre uygun bir şekilde de yaratabilirdi ama hadi oraya girmeyeceğim.)
ilk akıllı insan dediğimiz varlığı 50,000 yıl öncesinde görebiliyoruz, bu da onun katında 1 güne denk geliyor
Yani allah 274 milyon yıl boyunca evreni 1 günde de tüm insanlığı yaratıyor
sırf imtihan için dersin ki bana mantıklı bunların hepsi tartışmaya bile gerek duymam.
bak kardeşim ne güzel söylemişsin TANRI zamana tabi değildir diyorsun zaten bende sana ALLAH zamana tabidir demiyor asla. ALLAH katında 1 gün demek ALLAHIn o zamana tabi oldugu anlamında değil ya da dünyada 50 bin yıl geçti ALLAHIN katında da 1 gün geçti 50 bin yıllık süreci ALLAH boylece gördü bu sekılde oldumu olmaz dedıgın gıbı maddelestirmiş oluruz kı bu mumkun degıl burada kattan kastı bız ınsanların algılayabılmesı ıcın ALLAH'ın ne kadar uzakta ne kadar kudretlı oldugu anlamamız için ve benim şahsi fikrim şudur
zamanın izafi oldugu boyutunuda soylemektedir. biliyoruz ki izafiyet teorisine göre 300.000 km/h hızında gıttıgımız anda zaman algısı neredeyse durur ve bız o hızdan durana kadar gecen sure belkıde bızım ıcın 5 10 gun ıken dunya yılı hesapıyla yıllarca zamana denk gelmektedır ve bu teorıye göre gelecege gıdılmıs olur.
<ALLAH>
___________________
| Z M N |
| A A | kardesım zaman ıcınde gecmıste burada şimdide burada gelecekte burada ve buna hakim tek güç ALLAH...
YARADAN bız onu anlayalım dıye kattan bahsetmekte ınsanlar mertebeden mevkıden gıtmekten vs anlayabıldıgı ıcın anlasılır olması ıcın TANRI nın katı sıfatını kullanmıstır yoksa katında zaman mekan ılıskı vardır dıye bırşey söz konusu olamaz.
sen TANRIYA ınanıyorsun fakat peygamber efendımıze mı ınanmıyorsun ? kuran-ı uydurduguna falan mı ınanıyorsun daha dogrusu bu sekılde mı dusunuyorsun.
Saatte değil, Saniyede 300,000 Km/sn gittiğimizde ki gidemeyiz zaman durur,
şimdi neden hızlı gittiğimizde zaman durur?
çünkü bizim bedenimiz atomlardan yapılmıştır atom altı parçacıklar(elektronlar) atom çekirdeğinin etrafında ışık hızında dönerler, bir elektron ışıktan hızlı gidemeyeceği için, ve bizler de o an ışık hızına yakın gideceğimiz için bedenimizdeki tüm atomların zamanı durur zaman durunca hiç bir kan dolaşımı hiç bir beyinsel fonksiyonumuz çalışmaz,
kuranda allahın kürsüsünün şimdiki zamana göre buradaki 50,000 yılı oranın 1 gününe bedel görüyorlar ki bu gerçek tanrıya hakarettir.
çünkü Tanrı kavramında zaman diye bir şeyin kesinlikle olmaması gerekiyor. eğer sen buradaki 50,000 yılı allahın 1 günü olarak kabul ediyorsan allahda bizim gibi etten kemikten atomdan oluşmuş bir yaratık haline getirmiş olursun.
böyle bir tanrı tasfir edemezsin ya da sen et ama bana kabul ettiremezsin.
işin kısacası
allahı kütle çekimine maruz bıraksan da, ışık hızına yakın hızla bir yerlere yollasan da bu işin içinden çıkılamaz.
Allah'ı zamanın içine gömmüş oluyorsun. her halukarda onu zamanın içine gömmüş o-lu-yor-sun o yüzden dinler insan ürünüdür.
işin kısacası
allahı kütle çekimine maruz bıraksan da, ışık hızına yakın hızla bir yerlere yollasan da bu işin içinden çıkılamaz.
Allah'ı zamanın içine gömmüş oluyorsun. her halukarda onu zamanın içine gömmüş o-lu-yor-sun o yüzden dinler insan ürünüdür.
kardesım TANRIYI zamana tabı tutmuyorum aslada tutmam kımse tutamaz kuran-ı kerimde tutmuyor anlasılması için teşbih sanatı yapıyor. mesela sen hiç aslan görmemiş olsan ve ben sana aslanı tarıf edıyor olsam bildiklerine benze seylerden bahsederım kı beynınde bırseyler canlanmıs olsun kedı gıbı bırsey daha buyugu falan gıbı ama kalkıp aslanı kedı gıbı uysal oldugunu ıfade etmıyorum anlatabılmek ıcın benzetme yapıyorum. TANRIDA zamanın ızafi oldugu ıfade edebılmek için benzetme yapıyor. mesela cennetten bahsedıyor kuran-ı kerımde bır meyve yenır ve denır kı hıc bır nefs daha once boylesını yemedı. bunu anlatırken dunya meyvelerınden ornek verılır fakat tadının hıc bır dunya meyvesıne benzemedıgı anlatılır burda kı amac algı olusturabılmektır. tıpkı zaman kısmında TANRI katı ve dunya algısı gibi.
Saatte değil, Saniyede 300,000 Km/sn gittiğimizde ki gidemeyiz zaman durur,
şimdi neden hızlı gittiğimizde zaman durur?
çünkü bizim bedenimiz atomlardan yapılmıştır atom altı parçacıklar(elektronlar) atom çekirdeğinin etrafında ışık hızında dönerler, bir elektron ışıktan hızlı gidemeyeceği için, ve bizler de o an ışık hızına yakın gideceğimiz için bedenimizdeki tüm atomların zamanı durur zaman durunca hiç bir kan dolaşımı hiç bir beyinsel fonksiyonumuz çalışmaz,
kuranda allahın kürsüsünün şimdiki zamana göre buradaki 50,000 yılı oranın 1 gününe bedel görüyorlar ki bu gerçek tanrıya hakarettir.
çünkü Tanrı kavramında zaman diye bir şeyin kesinlikle olmaması gerekiyor. eğer sen buradaki 50,000 yılı allahın 1 günü olarak kabul ediyorsan allahda bizim gibi etten kemikten atomdan oluşmuş bir yaratık haline getirmiş olursun.
böyle bir tanrı tasfir edemezsin ya da sen et ama bana kabul ettiremezsin.
bir insan neden durup dururken din uydurmak istesin ne gibi bir çıkarı olabilir ? ya da hangi insan evladı bu denli zeki olabilir asırlar boyu sözün hükmü geçecek kadar insanları yönetebilir. yani Hz. Muhammed neden bir din uydurma gereksinimi duymuş kendine derdi para şan şöhret ise teklif ettiklerinde elinin tersiyle neden itmiş o zaman bir insan neticede isteyecekleri belli akla gelebilecekler şeyler maddiyatı dünyayı eliyle itmesinin sebebi ne kendi uydurmuş ise ?
Sence?
koskoca Arabistan'ı kurup Arapları göçebe hayattan kurtarmadı mı?
Din bu iş için mükemmel bir araç, çünkü uğruna savaşacak bir ülke var ve ölene de mükafat veriliyor cennet.
ben ölünce nolcak dememeleri için.
bunun yanında yine din insanları dizginlemek azgınlıklarını dindirmek için de mükemmel bir araç,
Yine bunun yanında eskiden insanları kontrol edebilmek için bu kadar kolluk kuvveti yoktu. o yüzden senin ceza çekmeni tanrı istiyor, sen suç işledin tanrı böyle istiyor gibi gerekçeler sunuldu.
Sence?
koskoca Arabistan'ı kurup Arapları göçebe hayattan kurtarmadı mı?
Din bu iş için mükemmel bir araç, çünkü uğruna savaşacak bir ülke var ve ölene de mükafat veriliyor cennet.
ben ölünce nolcak dememeleri için.
bunun yanında yine din insanları dizginlemek azgınlıklarını dindirmek için de mükemmel bir araç,
Yine bunun yanında eskiden insanları kontrol edebilmek için bu kadar kolluk kuvveti yoktu. o yüzden senin ceza çekmeni tanrı istiyor, sen suç işledin tanrı böyle istiyor gibi gerekçeler sunuldu.
tamam güzel açıklamıssın bende bunu dıyorum işte neden neden insanların peşinden gelemsini istiyor neden insanlara ceza vermek istiyor. putlara tapıldıgı vakıtte onlara armaganlar verılıyordu olduklerınde ne oldugunu bılmedıklerı ıcın ınsanlar putların onlara mukafat verecegını dusunuyordu putların uzerınden gıdılebılır yıne neden zor olanıı secsın kı kımsenın bılmedıgı gormedıgı ınanmasının zor oldugu bır yolu kolay yol varken neden secıyor ? bugun sen dın yolu kurmus olsan hazırda olandan mı devam edersın yoksa hıc olmayan bırseyle kendını zora mı sokarsın ? ölümle burun buruna mı gelmek istersin yoksa olanın ustune bır kac bırsey katıp ınsanları kendı tarafına cekıp rahat mı yasamak ıstersın bu bır gercek kımse demez ben ölümle burun buruna kalmayı tercıh ederım dıye bır dın uyduruyorsa eger uydurma bırsey ıcın kımse canını ortaya koymaz pekı ya uydurma degılse gercekse o zaman senı cezbetmez mi ? o zaman dünyadan vazgecmez misin ölümü göze almaz mısın ? ınanc meselesı dısında mantıklada bakmak lazımdır ki benım gözümde kuran-ı mantık cercevesınde yer alır. kuralların genelı 1400 sene onceye uygun ındırılmıstır arapca secılmıstır dıılı tek bır harfı bıle bır cok anlama gelıyor kı zaman gectıkce yenı olusan olguları karsılayan kelıme olabılsın dıye sabıt bır kelıme olmus olsa yenı olguları karsılayamayacak ve sıkısıp kalacaktı fakat arapcada boyle degıl devrın sartından tut 1000 sene belkı 3000 sene sonra olusacak olguya anlam kazandırması gerekmektedır bu mantıkdır ınancla beraber kuvvetlendırır. eger kı benım soyledıgım dogru ise kelımenın olgu olusturması kısmı sence bır ınsan evladı nasıl oluyorda asırlar sonrası olusabılecek olguyu bılıyor bılıpte ona uygun denk gelebılmesı ıcın kelımeyı secıyor. kelımeler o devrın anlamıyla anlamlandırılır guncelleme gelır kelımelere zamanın ıcersınde kı bulgularla bırlıkte bırden cok anlam tasıma sacma degıl aksıne onceye sımdıye ve sonraya aıt oldugunun gostergesıdır. Hz. Muhammed dısında ben sana ıslamıyetı neden zorla kabul ettırmeye calısayım kı kendım hayatıma bakarım nıye boyle bır ugras ıcıne gıreyım para mı kazanacam bu durumdan mevkı mı kazancam şan şöhret mı kazanacagım hayır Hz. Muhammed ne kazandı peki para mı şan mı şöhret mi hiç biri hepsini elinin tersiyle itti ona sunulanın akıl mantıgımız almıyor fakat okuyup gordugumuzde onun gorselıne sunulanın neye dahil oldugunun nasıl bır mucızeye tanık oldugunun bulgularını yakalamak bence mumkun benımde sorguladıgım kısımlar var anlam cıkartamadıgım mantıgımın almadıgı bır soz var Caner TASLAMAN dıye bır hoca felsefe uzamanı kendısı soyle dıyor;
Kuran akıl mantıgın almadıgı kısımları barındırır fakar akıl mantıkla asla çelişmez.
zaten bize verilen yetenekler sınırlı akıl sınırlı bıze soylenende bu bilmediğiniz ilimlerin hepsi ALLAH katında bu demek oluyor kı hepsının bır zamanı var zamandan kastımbızım ıcın gecerli yanı 1000 sene once bırı cıkıpta uçak yapıcam ben deseydı ona gülerlerdi akıl mantık almaz ona deli derlerdi dimi ama şimdi bırak dunya ustunde ucak ucmasını uzaya cıkılıyor uzayda yasam aranıyor ınsan oglu kendını olcukda gelıstırdı eksık kalan muslumanlar oldu cunku hep rıvayetler kulaktan dolma seylerle omrunu gecırdı tek derdı vardı cennete gıtmek onuda kalıplasmıs sekılde basarmak ıstedı namaz kılıp oruc tutup hacca gıderek. Islam dını bundan ıbaret degıl ıslam dını her yonuyle ınsanın duygusunu dusuncesını saran ve her defasında ıyılıgı emreden bır dın dıceksın kı emretmese dın ben ıyı bırı olmaz mıyım olursun elbette kı zaten ateıst ya da deist olupta ıyı vıcdanlı ahlaklı olunmaz dıye bırsey yok bır cok muslumandan daha cok ahlaklı olanı tanıyorum ee o zaman burda dın nerede ne iş var dıceksın burada dının temelı ahlak boyutunu yasarken bır temelın alınması ıcın gerekmekte.
Şöyle ki şu anda israil gazzeye saldırmakta ve bır parca vıcdanı olan İNSAN bunun ahlak dısı oldugunun farkında dını ınancı hıc onemlı degıl kardesım İNSAN olması yeterlı bunu kavraması için...
Şimdi bu saldırı ısrail ıcın ahlak dısı degıl onlar kendılerının dogru yaptıgını dusunuyor bız dusunmuyoruz dımı bız burda onlarla catısıyoruz neyın kımın dogru oldugunu neye gore temel alıcaz dın yok suanda onlar dıyor kı bızım davranısımız dogru bız dıyoruz kı hayır bu yanlıs yarın bırgun bır baska devlet cıkıp ınsan etı yemeye baslıyor mesela bızde ahlak dısı degıl dıyor burda temel alınabılecek bır nokta yok ve o temel nokta olmazsa ahlak kavramı anlamını yıtırır burda ahlak noktası neresı dın dın nedır yol gosterırı ıyı ıle kotunun farkını gosterır bugun ısraıle karsı cıkan herkesın dusuncesı dın kaynaklı dogru oldugunu tastık edıyor dın dıyor kı oldurme haksız yere oldurursen butun ınsanları oldurmus olursun aynı dın sana oldur de dıyor fakar oldur dedıgın zaman Hz. Muhammed'in savastıgı zamanda ona savasması ıcın ıznın verıldıgı zamandır islamiyetın yayılması ıcın o zamanın sartında onların hayatlarını tehlıkeye sokan ınsanlara karsı durmaları ıcın gelen emırdır durup dururken oldur emrı gelmıyor tabı bugun kıtapta oldur yazıyor dıye kendını ALLAH ın savascısı sanıp saga sola saldıran hayvanlar var bunların sebebı ALLAH ya da kuran degıldır cahıllıktır bılgısızlıktır OKU mamaktır kı ılk emırdır OKU...
mrdragon
22-07-2014, 22:22
bir insan neden durup dururken din uydurmak istesin ne gibi bir çıkarı olabilir ? ya da hangi insan evladı bu denli zeki olabilir asırlar boyu sözün hükmü geçecek kadar insanları yönetebilir. yani Hz. Muhammed neden bir din uydurma gereksinimi duymuş kendine derdi para şan şöhret ise teklif ettiklerinde elinin tersiyle neden itmiş o zaman bir insan neticede isteyecekleri belli akla gelebilecekler şeyler maddiyatı dünyayı eliyle itmesinin sebebi ne kendi uydurmuş ise ?
Hemen düşünelim; 25 yaşında 40 yaşında biri ile evleniyorsunuz. Sahih kaynaklara göre evlendiğiniz kişi, o dönemde elit tabakadan zengin ve dul Hatice. Anlatılan dönemin arap kızlarına tezat bir tip.
Aynı zamanda, evlenmenizde aracı olan Hatice'nin kuzeni Varaka Bin Nevfel tevrat ve incili arapça yazan bir hristiyan.
Şimdi 25'te 40 yaşına kadar 15 yıllık süreçte, farklı bir karakter Hatice ile birlikte olduğunuz gibi, mantıken aracı Varaka ile de türlü sohbetlere girmiş olması mantık çerçevesinde doğal olanı. Kaldı ki, yine sahih hadislere göre, ilk vahiy geldiğinde Varaka'ya gidip sormuşlar. Arapların hadislere göre bir peygamber beklentileri varmış ama onlar ne yahudi ne de hristiyan onların beklentisi ile kitap ehli artı Muhammed yaklaşımı biraz garip duruyor.
Peki, aynı Muhammed, ticaret yapıp farklı beldedeki insanlar ve inançlar ile de tanışmadı mı diye düşünmek gerekiyor.
Şimdi bunca zaman içinde, yetim olan birinin, fakirin halinden de anlayan birinin, kendi halkı üzerinde bir devrim başlatmayı denemesi kadar doğal bir durum yoktur.
Bakıyorsunuz; Hatice ölene kadar tek eşli olan ve davaya odaklanan Muhammed, Hatice'nin vefatı ile nice eşi ve cariyeyi yanına alıyor ki, kuranda dahi diğer arapların dikkatini fazlası ile çektiğinden, bundan sonra güzellikleri hoşlarına gitse bile, cariyelerin dışında eş alma diye ayet geliyor.
Kuran'ın başlangıç profili, ile ilerleyen zamanlardaki bakış açısı aynı değil. Başta öğütçü masum duran Muhammed profili, güçlendikçe ve yaşadıkça farklı bir karaktere bürünüyor. Başta kişisel ayrıcalıkları da olmayan peygamber profili, yönetici konumunda imtiyazları eline alıyor ve hüküm vermenin, insanlar üzerinde büyük etki sahibi olmanın farklılığını yaşıyor.
Öyle ki; yanında genelde başta inanır olarak, fakir kesimden destek bulan, cennet vaatleri ile bir şekilde az sayıda insanı da yanına katan peygamber profili,
Hicret sonrası ilk savaş ile birlikte aslında ne denli zihinsel kontrol mekanzimasına dönüştüğünü çoğu kişiye gösteriyor.
Arapların temelde savaşçılığı basit kabile düzeyinde ve küçük çaptadır.
İlk kervan baskını için çıkılan yolda, yapılan küçük kabile savaşında, müslümanların bu çizginin dışına çıkan ölümüne saldırışları, 70 kayıp veren sayıca üstün duran buna karşın oldukça şaşkına dönen müşriklerin geri çekilmesine neden oluyor hem de arkada esirler bırakarak.
Orada savaşanların eş-dost-kardeş-kuzen-amca v.s. olduklarını unutmayın. Hani müşriklerin müslümanlara onların gözünü dinleri büyülemiş, Muhammed'e büyücü demelerinin psikolojisi budur.
İlk savaşın sonunda, az sayıda müslüman olsa da, müslümanlara diğer dinlerde olmayan ganimet hakkı tanınıyor. (başta her ne kadar tanınmasa da, Muhammed yanındaki arapların geleneğinin karşısında duramıyor.) Ganimetler Allah ve resulünün diye gelen ilk ayet değişiyor ve bir anda;
ganimetlerin 5'te 1'i Muhammed'in ve geriye kalan 5'te 4'ü savaşan müslümanların oluyor.
Bu sürecin arkasında kervan baskınları devam ediyor ve ganimetler ile araplar bir şekilde geçim yolunu buluyorlar.
İşte bu ilk savaş ve ganimet denkleminden sonra, daha önce kuranda hiç duymadığınız bir kelimeyi yavaştan duymaya başlıyorsunuz. "Münafık"
Arkasından Uhud savaşı oluyor ki, bu sefer ilk savaşın tam tersi bir durum oluyor ama burada da Müşrikler dağılan müslümanların üzerine gitmeyip Bedir'in intikamı alındı diyorlar.
Anlatılan islam tarihi masalları bu yönde işliyor. Anlıyorsunuz ki, aslında dağınık olan araplar bir şekilde kolay kolay birleşip savaşmıyorlar. Savaş dedikleri hep yıldırmaya yönelik basit çatışma. Bir araya gelmeleri bile zor ama müslümanlık tarafı öyle değil.
Araplarda hiç olmayan durumlar açığa çıkıyor. Mekke kervanlarının ticari alanı iyice daraltılıyor. Medine'de yönetimde duran Muhammed (onca yahudi ve putperest nasıl yönetimi veriyor o da enteresan bir siyasi durumdur.) Medine içindeki yahudileri pasifize etmeye başlıyor. Beni Nadir kabilesini gönderdiği zaman hem topraklarına hem mallarına sahip oluyor. Oysa arap kabileleri adına tarihsel süreçte yahudiler ile böyle bir etkileşim bilindiği kadarı ile yok.
Aynı şekilde, hendek kuşatmasının arkasından da, Beni Kureyza yahudilerinin çoğunun bir gecede öldürülmesi, mallarına ve topraklarına el konulması, kadınların cariye çocukların köle yapılması.
Müslüman sayısı, cihad denklemi ile de hızla artıyor ve kuranda sıklıkla münafık kelimelerini duymaya başlıyorsunuz. Kalben iman edenler değil, müslüman gibi görülenler, namazı gösteriş için kılanlar, çıkarları ya da korkuları doğrultusunda müslümanların tarafına geçenler..
Sonuç itibarı ile oradaki araplar bu gelişimi gözlüyorlar. Mekke'li putperestler çevredeki bedevileri, koca Arabistan'ı hizaya getirmediler. Tüm kabileleri kendi hallerinde kendi inançlarında bıraktılar. Her kabilenin ayrı bir inancı vardı ve ortak hac dönemi panayırları.
Oysa Muhammed tam da Mekke üzerine gidecek orduyu elde ettiği anda, 1 sene önceki antlaşmayı, müşriklerin ihlal ettiği rivayetleri(sahih hadisler iki kabile arasındaki olaya bağlar.) ile hiç çatışmadan fethetmiştir.
10.000 kişilik ordu ile Mekke'yi feth ederken, çevredeki araplardan ses çıkmamıştır.
Bundan sonrası daha da önemli; Mekke fethedildikten sonra, Tevbe suresi okundu. Yani; Muhammed, putperestlerin çeşitli inançlara müsade ettiği topraklarda, onların hiç yapmadığını yaptı. Başta sizin dininiz size benimkisi bana diyen insan profili;
Antlaşmalı kabileler harici tüm müşrikleri 2 seçenek altında bıraktı. Ya müslüman olursunuz, ya da sonuna kadar cihad altında tutulur ve bulunduğunuz yerde öldürülürsünüz. Kaldı ki, antlaşmalı kabilelerinde antlaşmalarını yine aynı sure içinde tek taraflı fesh etti. Böylece tüm arabistanda müşrik temizliği başladı.
Çok kısa bir süre sonra hatalı ihbar ile çıkılan tebük seferi müslüman ordunun asker sayısı 30.000 diye geçiyor. Onca münafık ve sefere çıkmayanlara rağmen. Sonrasında aynı surede bedevilerin tamamına yönelik söylemler bulunuyor.
Muhammed'in vefatı ile de, aslında din dediğiniz olgu onca münafığın hızla islamdan uzaklaşması üzerine dağılıyordu ki, islamın bu devletçi mekanizması altında Ebubekir komutasında dağınık yerlerde ridde savaşları gerçekleştirildi. 1 yıl içinde arabistanda nice kan döküldü ve islam devleti artık çizgisini belirledi.
İşte aslıl islamın dünyaya yayılmasını sağlayan ridde savaşları sonrası arapların uyguladığı cihadcı ve fetihçi politikadır.
Verimsiz topraklarda ekonomik sıkıntılarla boğuşan, bellerini geçen kervan baskınlarına ve Hac mevsimi ticaretine bağlayan araplar, ortak bir cihad döngüsü altında birleşti.
Gözlerini başka topraklara, ganimete, köleye ve cariyeye diktiler. Aynı zamanda cizye kültürü ile de merkezi otoriteye para sağladılar.
İslam, kas gücü kılıç ve kan ile yayıldı. Dilediğiniz siyer kitabından gider okursunuz. Muhammed sonrasındaki halifeler de, devamındaki araplar da, islamın bu kontrol mekanizmasını çok iyi kullandılar.
Tabi o dönemde teknoloji ve gelişim yerine savaş teknikleri, cesaret gibi denklemler geçerliydi, islam hızla da fetihçi döngüde geniş topraklara yayıldı. Yayılırken de, 3'lü paket denklem kullanıldı. Yahudi ve hristiyan topraklar cizyeye tabi tutuldu ya da müslüman olmaya davet edildi. Putperestler öldürüldü ya da müslüman olmaya davet edildi. Kimi dönemlerde onlarda cizye verdiler. Ama müslüman olan ve savaşacak durumda olanlar, islamın yeni cephelerinde ganimetten pay alacak şekilde yeniden savaştırıldılar. İslam ordularının o dönem adına en büyük zaferi, asker sayısını arttıran bu politikanın altında yatıyor.
Hemen düşünelim; 25 yaşında 40 yaşında biri ile evleniyorsunuz. Sahih kaynaklara göre evlendiğiniz kişi, o dönemde elit tabakadan zengin ve dul Hatice. Anlatılan dönemin arap kızlarına tezat bir tip.
Aynı zamanda, evlenmenizde aracı olan Hatice'nin kuzeni Varaka Bin Nevfel tevrat ve incili arapça yazan bir hristiyan.
Şimdi 25'te 40 yaşına kadar 15 yıllık süreçte, farklı bir karakter Hatice ile birlikte olduğunuz gibi, mantıken aracı Varaka ile de türlü sohbetlere girmiş olması mantık çerçevesinde doğal olanı. Kaldı ki, yine sahih hadislere göre, ilk vahiy geldiğinde Varaka'ya gidip sormuşlar. Arapların hadislere göre bir peygamber beklentileri varmış ama onlar ne yahudi ne de hristiyan onların beklentisi ile kitap ehli artı Muhammed yaklaşımı biraz garip duruyor.
Peki, aynı Muhammed, ticaret yapıp farklı beldedeki insanlar ve inançlar ile de tanışmadı mı diye düşünmek gerekiyor.
Şimdi bunca zaman içinde, yetim olan birinin, fakirin halinden de anlayan birinin, kendi halkı üzerinde bir devrim başlatmayı denemesi kadar doğal bir durum yoktur.
Bakıyorsunuz; Hatice ölene kadar tek eşli olan ve davaya odaklanan Muhammed, Hatice'nin vefatı ile nice eşi ve cariyeyi yanına alıyor ki, kuranda dahi diğer arapların dikkatini fazlası ile çektiğinden, bundan sonra güzellikleri hoşlarına gitse bile, cariyelerin dışında eş alma diye ayet geliyor.
Kuran'ın başlangıç profili, ile ilerleyen zamanlardaki bakış açısı aynı değil. Başta öğütçü masum duran Muhammed profili, güçlendikçe ve yaşadıkça farklı bir karaktere bürünüyor. Başta kişisel ayrıcalıkları da olmayan peygamber profili, yönetici konumunda imtiyazları eline alıyor ve hüküm vermenin, insanlar üzerinde büyük etki sahibi olmanın farklılığını yaşıyor.
Öyle ki; yanında genelde başta inanır olarak, fakir kesimden destek bulan, cennet vaatleri ile bir şekilde az sayıda insanı da yanına katan peygamber profili,
Hicret sonrası ilk savaş ile birlikte aslında ne denli zihinsel kontrol mekanzimasına dönüştüğünü çoğu kişiye gösteriyor.
Arapların temelde savaşçılığı basit kabile düzeyinde ve küçük çaptadır.
İlk kervan baskını için çıkılan yolda, yapılan küçük kabile savaşında, müslümanların bu çizginin dışına çıkan ölümüne saldırışları, 70 kayıp veren sayıca üstün duran buna karşın oldukça şaşkına dönen müşriklerin geri çekilmesine neden oluyor hem de arkada esirler bırakarak.
Orada savaşanların eş-dost-kardeş-kuzen-amca v.s. olduklarını unutmayın. Hani müşriklerin müslümanlara onların gözünü dinleri büyülemiş, Muhammed'e büyücü demelerinin psikolojisi budur.
İlk savaşın sonunda, az sayıda müslüman olsa da, müslümanlara diğer dinlerde olmayan ganimet hakkı tanınıyor. (başta her ne kadar tanınmasa da, Muhammed yanındaki arapların geleneğinin karşısında duramıyor.) Ganimetler Allah ve resulünün diye gelen ilk ayet değişiyor ve bir anda;
ganimetlerin 5'te 1'i Muhammed'in ve geriye kalan 5'te 4'ü savaşan müslümanların oluyor.
Bu sürecin arkasında kervan baskınları devam ediyor ve ganimetler ile araplar bir şekilde geçim yolunu buluyorlar.
İşte bu ilk savaş ve ganimet denkleminden sonra, daha önce kuranda hiç duymadığınız bir kelimeyi yavaştan duymaya başlıyorsunuz. "Münafık"
Arkasından Uhud savaşı oluyor ki, bu sefer ilk savaşın tam tersi bir durum oluyor ama burada da Müşrikler dağılan müslümanların üzerine gitmeyip Bedir'in intikamı alındı diyorlar.
Anlatılan islam tarihi masalları bu yönde işliyor. Anlıyorsunuz ki, aslında dağınık olan araplar bir şekilde kolay kolay birleşip savaşmıyorlar. Savaş dedikleri hep yıldırmaya yönelik basit çatışma. Bir araya gelmeleri bile zor ama müslümanlık tarafı öyle değil.
Araplarda hiç olmayan durumlar açığa çıkıyor. Mekke kervanlarının ticari alanı iyice daraltılıyor. Medine'de yönetimde duran Muhammed (onca yahudi ve putperest nasıl yönetimi veriyor o da enteresan bir siyasi durumdur.) Medine içindeki yahudileri pasifize etmeye başlıyor. Beni Nadir kabilesini gönderdiği zaman hem topraklarına hem mallarına sahip oluyor. Oysa arap kabileleri adına tarihsel süreçte yahudiler ile böyle bir etkileşim bilindiği kadarı ile yok.
Aynı şekilde, hendek kuşatmasının arkasından da, Beni Kureyza yahudilerinin çoğunun bir gecede öldürülmesi, mallarına ve topraklarına el konulması, kadınların cariye çocukların köle yapılması.
Müslüman sayısı, cihad denklemi ile de hızla artıyor ve kuranda sıklıkla münafık kelimelerini duymaya başlıyorsunuz. Kalben iman edenler değil, müslüman gibi görülenler, namazı gösteriş için kılanlar, çıkarları ya da korkuları doğrultusunda müslümanların tarafına geçenler..
Sonuç itibarı ile oradaki araplar bu gelişimi gözlüyorlar. Mekke'li putperestler çevredeki bedevileri, koca Arabistan'ı hizaya getirmediler. Tüm kabileleri kendi hallerinde kendi inançlarında bıraktılar. Her kabilenin ayrı bir inancı vardı ve ortak hac dönemi panayırları.
Oysa Muhammed tam da Mekke üzerine gidecek orduyu elde ettiği anda, 1 sene önceki antlaşmayı, müşriklerin ihlal ettiği rivayetleri(sahih hadisler iki kabile arasındaki olaya bağlar.) ile hiç çatışmadan fethetmiştir.
10.000 kişilik ordu ile Mekke'yi feth ederken, çevredeki araplardan ses çıkmamıştır.
Bundan sonrası daha da önemli; Mekke fethedildikten sonra, Tevbe suresi okundu. Yani; Muhammed, putperestlerin çeşitli inançlara müsade ettiği topraklarda, onların hiç yapmadığını yaptı. Başta sizin dininiz size benimkisi bana diyen insan profili;
Antlaşmalı kabileler harici tüm müşrikleri 2 seçenek altında bıraktı. Ya müslüman olursunuz, ya da sonuna kadar cihad altında tutulur ve bulunduğunuz yerde öldürülürsünüz. Kaldı ki, antlaşmalı kabilelerinde antlaşmalarını yine aynı sure içinde tek taraflı fesh etti. Böylece tüm arabistanda müşrik temizliği başladı.
Çok kısa bir süre sonra hatalı ihbar ile çıkılan tebük seferi müslüman ordunun asker sayısı 30.000 diye geçiyor. Onca münafık ve sefere çıkmayanlara rağmen. Sonrasında aynı surede bedevilerin tamamına yönelik söylemler bulunuyor.
Muhammed'in vefatı ile de, aslında din dediğiniz olgu onca münafığın hızla islamdan uzaklaşması üzerine dağılıyordu ki, islamın bu devletçi mekanizması altında Ebubekir komutasında dağınık yerlerde ridde savaşları gerçekleştirildi. 1 yıl içinde arabistanda nice kan döküldü ve islam devleti artık çizgisini belirledi.
İşte aslıl islamın dünyaya yayılmasını sağlayan ridde savaşları sonrası arapların uyguladığı cihadcı ve fetihçi politikadır.
Verimsiz topraklarda ekonomik sıkıntılarla boğuşan, bellerini geçen kervan baskınlarına ve Hac mevsimi ticaretine bağlayan araplar, ortak bir cihad döngüsü altında birleşti.
Gözlerini başka topraklara, ganimete, köleye ve cariyeye diktiler. Aynı zamanda cizye kültürü ile de merkezi otoriteye para sağladılar.
İslam, kas gücü kılıç ve kan ile yayıldı. Dilediğiniz siyer kitabından gider okursunuz. Muhammed sonrasındaki halifeler de, devamındaki araplar da, islamın bu kontrol mekanizmasını çok iyi kullandılar.
Tabi o dönemde teknoloji ve gelişim yerine savaş teknikleri, cesaret gibi denklemler geçerliydi, islam hızla da fetihçi döngüde geniş topraklara yayıldı. Yayılırken de, 3'lü paket denklem kullanıldı. Yahudi ve hristiyan topraklar cizyeye tabi tutuldu ya da müslüman olmaya davet edildi. Putperestler öldürüldü ya da müslüman olmaya davet edildi. Kimi dönemlerde onlarda cizye verdiler. Ama müslüman olan ve savaşacak durumda olanlar, islamın yeni cephelerinde ganimetten pay alacak şekilde yeniden savaştırıldılar. İslam ordularının o dönem adına en büyük zaferi, asker sayısını arttıran bu politikanın altında yatıyor.
acıkcası soruma pek cevap alamadım bunca şatafata ıslamıyetten vazgecıncede ulasabılcek bırı neden zoru secer ona cevap arıyorum daha dogrusu soruyorum cunku bu bır gercektır araplara 4 kadın ıle evlenme kısmı kısıtlama ıcın getırılmıstır ıslamıyetten once ıstedıgı kadar kadın ıle evlenebılırdı kadınlara deger verılmezdı kı bılınır kı kız cocukları dırı dırı gomulurdu. zaten derdı şan şöhret olan bırı kı rahatlıkla buna ulasabılırdı amcası mekkenın ılerı gelenlerındendı putların ılah olmadıgı kısmıyla ortaya cıkıp ınsanlara ıslamıyetı anlatmaya basladıgında mekkenın ılerı gelenlerı ne ısterse verecegız bu yoldan vazgecsın dedıler nıyetı bu ıse neden kolay yoldan vazgecmedı?? savas sonrası mallar ganımetler ve carıyeler helal kılınmıstır sebebı hıc dusunuz mu sebebını o TANRI korkusunu Hz Muhammed gıbı yasamakla anlayabılırız soyle ornek vereyım dını yayması gerekıyor ve erkekler kadar kadınlarada anlatmak zorunda ve ınancı geregı helalı olmayan kadınlarla ılgılı cekıngesı var cunku haram oldugunu ve o haramın oldugunde nelere sebep olucagını bılıyor burda ınanc ve ardındından mantık gırmekte devreye soylekı gorselı olmadıgı ıcın benzetme yapacayım sımdı sen cıplak elle bır sobaya dokunmasın dımı yanacagını bılırsın elıne bırsey alırsın bez olur eldıven olur her ne olursa olsun bu karara varma sebebın nedır elının yancagını bılmen yaptıgın davranıs nedır mantıklı bır sekılde elıne eldıven gıymektır bunu mantıklı bulursun canın yanmasın dıye ıste olay burda kopuyor Hz. Muhammed haramdan en cok korkan ve sakındır bızzat bası durumlara tanıklık ettıgı ıcın ve dını yayarken harama bulasmamsı gerekmektedır haramı yasaklayan TANRI haram yolla dın yayılmasına ızın verırmıydı hayır bu yuzden dıyor kı savasta kazanılanlar helaldır carıyerlerde dahıl kı Hz Muhammede sınırlama getırıyor artık hosuna gıtsede baska es almak yok yanlız carıyeler harıc carıyeler neden harıc carıyeler musluman olmayan bır halktan ve onlara dının temellerı anlatılması gerekmektedır dını anlatan kım Hz Muhammed ve bılıyor kı helalı olmadan buna kalkısamaz burda kı helal olus bırlıkte olmak manasında kuruluyor fakat dınımızde o kadar ınce seyler varkı cınsel bırlıktelıye kadar haram olma boyutları bunların hepsı gunumuzde sıradanlastıgı ıcın ınsanlara mantıksız geldıgınden o zamanın ahlakı ve durumları anlasılmıyor goz zınası vardır bızde bır bayan bır erkege ya da erkek bayana goz suzerse ve onunla ılıglı bırsey dusunurse kı cınsı konuda bunun adı goz zınası olur bugun gecen gıden bayanlara hayvan gıbı bakıldıgından bu normal karsılandıgından helalı olması kısmı basıte ındırgendıgınden oyle sacma seymı olur nıye o kadar hamınla evlendı gıbı sorular soruluyor bende sana soruyorum cıplak elınle sobaya dokunur musun ? dokunmazsın elının yancagını bılırsın Hz. Muhammed ıse cehennemın korkusundan ALLAH yolundan ayrılmamak adına onun emırlerını beklemıs ve yerıne getırmıstır derdı bır cok kadın ıle evlenmek zengın olmak yonetıcı olmak olsa ona en basında teklıfı bır elıme ayı dıger elıme gunesı versenız bu yoldan vazgecmem dıye ıddaalı bır lafla reddetmez aksıne kısa yoldan tabırıcı caızse köşeyi donerdi. O biliyordu kı cıplak elle sobaya degerse elı yanacak o yuzden eldıven gıydı burdakı eldıven emre uymak helal kısmı gerceklestırmektır. Dıceksın kı hamınlarını kadınlara anlatsaydı hanımları daha herseye hakım degıl kuran tamamen ınmemıs tam anlamıyla algılanmamıstı ve o kuran kadına kapanmayı emredıyor ve Hz Muhammed bunu bızzat bıldırıyor derdı sapkınlık olan bırı neden kapanmanız gerekıyor desın 5 vakıt namaz neden emırdır desın bır ınsan bır topluluga hukmetmek ısterse zor yolu secmez o toplumun ısıne gelenı sunar onlarla aynı tarafta oldugunu sunar ve kısa yoldan ıstedıgı yere gelır Hz. Muhammed aksıne karsı cıkmıstır karsılarında dımdık durmustur sapkınlardan olsaydı sapkınlara katılırdı onlara karsı cıkmazdı kuran ayetlerı zamanın sartıyla ınmıstır o zamanı tam olarak bılmeden o zaman ınen ayetlere yanlıs yorum yapılır. Islam oldurme dıyor ama ALLAH ıcın savasta dıyor denılıyor savasmanın sartı var oldurme dedıgıde masumu oldurme cocuk oldurme sana saldırmayanı oldurme bu ıkı kısma bakarken yuzeysel bakarsak mantıksız derız ıceregını acarsak ıste bu derız. OLDURME masumu bugun tıpkı ısraıle soyluyor SAVAŞ TANRI yolunda sana savas acanla savas canına kastedene savas ALLAH yolunda dın ıcın HAK ıcın savas bugun hak nedır gazzede olen bebeklerımızın kanıdır ve onlara savasmak HAK kılınmıstır. ısraılın yaptıgı ıse masumun canını aldır sen suanda gucun olsa gazzeye yardım etmez mısın ? ısraıleın karsında durmazmısın ınan ya da ınanma ahlakın geregı vıcdanın geregı o bebeklerın canı ıcın dur demezmısın emın kı dersın ALLAHTA bunu soyluyor ıste karsı dur yanı bugun senın evet dururum dedıgını sana onaylıyor ve helal kılıyuor gerekırse alacagın can HAK tır dıyor. senın mantıgına yatanda ısraıle karsı durmaktır kuranda senın mantıklı buldugunu emredıyor yanı kuran da mantık hatası yoktur kuranda hata yoktur o ALLAH kelamıdır Hz. Muhammed Efendımız de elcısıdır sapkınlıkla uzaktan yakından alakalı degıldır.
mrdragon
23-07-2014, 17:33
acıkcası soruma pek cevap alamadım bunca şatafata ıslamıyetten vazgecıncede ulasabılcek bırı neden zoru secer ona cevap arıyorum daha dogrusu soruyorum cunku bu bır gercektır araplara 4 kadın ıle evlenme kısmı kısıtlama ıcın getırılmıstır ıslamıyetten once ıstedıgı kadar kadın ıle evlenebılırdı kadınlara deger verılmezdı kı bılınır kı kız cocukları dırı dırı gomulurdu.
İnsan psikolojisi, bakın Muhammed hakkındaki tüm sahih hadisleri toplayın, çocukluğuna inin,
Muhammed, devrimcidir dedik. Devrim nedir? Kurulu düzene başkaldırmaktır. Kurulu düzene, aynı düzen ile başkaldıramazsın. Aksine reform yapman gerekir.
25 yaşında peygamber değildi. Hayata bakış açısını net bilemezsiniz. Ama 40 yaşında patroniçesi ile evlendi.
Hatice bu anlamda o cahiliye dönemi dediğiniz putperest arapların içinde farklı duran bir karakter. Peki neden farklı?
Çok eşle evliniyorlardı dediniz. Ama, Muhammed'in amcalarının dahi çok eşi yok. Kuran bile Ebu Leheb ile tek karısını lanetliyor. Buradaki sınırsız eş kavramı kimlere geçerli?
Aynı zamanda bahsettiğiniz arabistanda, yahudiler, hristiyanlar ve sabiler var. Hristiyan ve yahudiler içinde çok eşlilik yok. Bu durumda bu çok eşlilik kapsamı nedir? Oysa Muhammed'de Hatice ileyken tek eşliydi.
Peki, Muhammed-Hatice birlikteliğinde önemli bir bağlayıcı görev alan Varaka Bin Nevfel, Yahudi ve Hristiyan inancına hakim bir hristiyan. Hatice hangi inanca bağlı? Hakkında pek kaynak bulamazsınız. O noktalara değinilmez. O halde şu soruyu sormanız gerekir. Hatice ve Muhammed'in etkileşimi boyunca tek eşli kalan Muhammed, ona sosyal statü kazandıran kadının düşüncelerinden ne denli etkilenmiştir?
Muhammed, özellikle, ilk başlarda yahudileri sıklıkla övmüştür. Hani zor yolu seçti dediğiniz Muhammed, başlarda yahudi ve hristiyanlardan destek alacağını düşünmüştür. Sonuçta onların tek tanrısını, arapların en üstte belirlediği Allah ile birleştirme yolunu seçti.
Yani size göre zorlu yol, aslında o dönemde bir devrimci adına en pratik yollardan biriydi. Düşündüğü her ne kadar olmasa da, onun değerlendirmesi ayrı bir konu.
Bakın, Muhammed'i anlamak istiyorsanız, ciddi anlamda empati kurmanız gerekir. Üzerinde durduğu en hassas konulardan biri yetim hakkıdır.
Kendisi de bir yetim! Hatta yetimlerin miras'ı adına dahi düzenlemeler var. O zaman sormak gerekir. Muhammed'in ailesinden kalan miras hakkına ne oldu? (kurana göre cahiliye dönemindeki arapların çoğu yetim hakkını gasp ediyorlardı.)
Muhammed'in Hatice'den 4 tane kız çocuğu oldu. Çocuklarını erken yaşta kaybetti ama 3 kızı daha uzun süre yaşadı. 1 kızı ise Fatıma(Fatma) uzun süre hayatta kalan tek çocuğu oldu.
Bu aşamada, kız çocukları üzerinde daha hassas olmasını beklersiniz. Muhammed'in psikolojisi kurana tamamen yansımıştır.
Gelelim diğer kriterlere, Muhammed vahiy kısmını iddia ettiği dönemde ailesinden de gerekli desteği bulamadı. O dönemde Varaka'nın da vefat ettiği söylenir. Aynı zamanda uzun bir süre vahiy kesilmesi dediğiniz olay yaşandı. Yani Muhammed hiç vahiy alamadı.
Peki tüm bunlara rağmen Muhammed'i tekrar aynı sosyal devrime arkaya tanrı adıyarak götüren nedir?
Putperestlerin genel anlamda saygı duyduğu ana tanrı-yahudi-hristiyanların tanrısı arasında köprü kurarsa, kendi sözünü değil de, tanrıdan geldiğini düşünecekleri sözü dikkate alacaklarını düşünmesi kadar doğal ne olabilir ki? Dinlerin etkisini bilmeyen var mı?
Sonuç itibari ile sosyal reformist, hem ekomomik hem de sosyal anlamda, arabistandaki yaşantılara müdahale ediyor. Açın tarih okuyun. Atatürk'te reformisttir. Hayatını ortaya koymuştur. Gandhi'de reformisttir hayatını ortaya koymuştur. Fransız devrimini başlatanlarda öyleydi. Bildiğiniz dünya üzerinde nice yaşantıları değiştirmek adına kafasını koltuğunun altına koyup yola çıkan var. Tek fark onların çoğu arkaya tanrı diye bir kavramı katmıyorlardı. Oysa ilkel çağlarda reformist hareketlerin arkasına genelde hep tanrılar katıldı.
zaten derdı şan şöhret olan bırı kı rahatlıkla buna ulasabılırdı amcası mekkenın ılerı gelenlerındendı putların ılah olmadıgı kısmıyla ortaya cıkıp ınsanlara ıslamıyetı anlatmaya basladıgında mekkenın ılerı gelenlerı ne ısterse verecegız bu yoldan vazgecsın dedıler nıyetı bu ıse neden kolay yoldan vazgecmedı??
Derdinin şan şöhret olduğu kısmında yanılıyorsunuz. Nice insanlar fikirleri uğruna dar ağacına gitti. Hayattan hiç ders çıkarmıyor sürekli masallara sarılıyorsunuz. Muhtemelen yaşınız da küçük. İnsanlar belli bir yaştan sonra, geriye ne bırakacaklarına daha çok odaklanıyorlar. Sürekli gördükleri sosyal adaletsizlik, çarpık yaşantılar üzerinde değişim başlatmayı diliyorlar. Hani daha büyük yaştakilerin sürekli siyasete sarılmasının altında da bu neden yatar.
Muhammed'in 15 yıllık evlilik süreci özellikle, reformist hareketlere girmesine etkili olmuşturu sanırım 3. kez size söylüyorum ve sürekli bu noktayı ıskalayıp şan ve şöhrete takılıyorsunuz.
Oysa Muhammed'in başlangıç kriterlerinde, böyle bir durum yoktur. Hatice vefatından sonra, ilk evlilik ve sonrası ile birlikte, hüküm verme etkisi altında değişken psikolojisi gözlemlenebilir ama bu onun ilk baştaki adımlarını etkilemez. Bildiğiniz siyaset böyledir. Birileri önce iktidara fikirleri ile gelir. Sonra iktidarın yaptırım gücü ile bir anda kendilerine has yorumlar katar.
Ben bunu oldukça net dillendirdim de, Muhammed reformist olarak bir işe girişiyor ve arkasından yaşanan olaylar karşısında, özellikle Hicret-Medine dönemi yöneticilik vasıflarına da büründüğünde, kendisine has özellikler tanıyor.
Hani diyorsunuz ya, 4 eş sınırı getirdi. Araplara 4 eş sınırı getiren biri, kendisine 9 eş aldı ve bu eşler arasında dilediği gibi davranma özelliğine kavuştu. Oysa araplarda çok eşlilik adına ki islam da da devam etmiştir bu özellik. Eşlerin belli bir sırası vardır. O sıraya göre birlikte olursunuz.
Yine tek yönlü islami hadis kaynağına göre mekkelilerin önerisine rağmen davasından vazgeçmediğini söylüyorsunuz. Bende soruyorum, boynuna giyotin dayanan adamlara da bu davandan vazgeç dediklerinde geçmiyorlar sizce neden? (herşeyden önce ortaya bir iddia ile çıkıp onca zaman uğraştıktan sonra bir anda vazgeçince, herşeyden öte doğrudan ben yalancıyım, dolandırıcıyım demiş oluyorsunuz. İdeallerinizden vazgeçmenin de bedeli vardır.) Kaldı ki, uzun bir süreç bu konuda onca adım attıktan, hatta uzun bir süre aradan sonra dahi bu psikoloji altında tekrar işe koyulan biri adına bu duruma yorum katamamanız gerçekten insan psikolojisi üzerinde hiç düşünmediğinizi gösteriyor.
[
savas sonrası mallar ganımetler ve carıyeler helal kılınmıstır sebebı hıc dusunuz mu sebebını o TANRI korkusunu Hz Muhammed gıbı yasamakla anlayabılırız soyle ornek vereyım dını yayması gerekıyor ve erkekler kadar kadınlarada anlatmak zorunda ve ınancı geregı helalı olmayan kadınlarla ılgılı cekıngesı var cunku haram oldugunu ve o haramın oldugunde nelere sebep olucagını bılıyor burda ınanc ve ardındından mantık gırmekte devreye soylekı gorselı olmadıgı ıcın benzetme yapacayım sımdı sen cıplak elle bır sobaya dokunmasın dımı yanacagını bılırsın elıne bırsey alırsın bez olur eldıven olur her ne olursa olsun bu karara varma sebebın nedır elının yancagını bılmen yaptıgın davranıs nedır mantıklı bır sekılde elıne eldıven gıymektır bunu mantıklı bulursun canın yanmasın dıye ıste olay burda kopuyor Hz. Muhammed haramdan en cok korkan ve sakındır bızzat bası durumlara tanıklık ettıgı ıcın ve dını yayarken harama bulasmamsı gerekmektedır haramı yasaklayan TANRI haram yolla dın yayılmasına ızın verırmıydı hayır bu yuzden dıyor kı savasta kazanılanlar helaldır carıyerlerde dahıl kı Hz Muhammede sınırlama getırıyor artık hosuna gıtsede baska es almak yok yanlız carıyeler harıc carıyeler neden harıc carıyeler musluman olmayan bır halktan ve onlara dının temellerı anlatılması gerekmektedır dını anlatan kım Hz Muhammed ve bılıyor kı helalı olmadan buna kalkısamaz burda kı helal olus bırlıkte olmak manasında kuruluyor fakat dınımızde o kadar ınce seyler varkı cınsel bırlıktelıye kadar haram olma boyutları bunların hepsı gunumuzde sıradanlastıgı ıcın ınsanlara mantıksız geldıgınden o zamanın ahlakı ve durumları anlasılmıyor goz zınası vardır bızde bır bayan bır erkege ya da erkek bayana goz suzerse ve onunla ılıglı bırsey dusunurse kı cınsı konuda bunun adı goz zınası olur bugun gecen gıden bayanlara hayvan gıbı bakıldıgından bu normal karsılandıgından helalı olması kısmı basıte ındırgendıgınden oyle sacma seymı olur nıye o kadar hamınla evlendı gıbı sorular soruluyor bende sana soruyorum cıplak elınle sobaya dokunur musun ? dokunmazsın elının yancagını bılırsın Hz. Muhammed ıse cehennemın korkusundan ALLAH yolundan ayrılmamak adına onun emırlerını beklemıs ve yerıne getırmıstır derdı bır cok kadın ıle evlenmek zengın olmak yonetıcı olmak olsa ona en basında teklıfı bır elıme ayı dıger elıme gunesı versenız bu yoldan vazgecmem dıye ıddaalı bır lafla reddetmez aksıne kısa yoldan tabırıcı caızse köşeyi donerdi. O biliyordu kı cıplak elle sobaya degerse elı yanacak o yuzden eldıven gıydı burdakı eldıven emre uymak helal kısmı gerceklestırmektır. Dıceksın kı hamınlarını kadınlara anlatsaydı hanımları daha herseye hakım degıl kuran tamamen ınmemıs tam anlamıyla algılanmamıstı ve o kuran kadına kapanmayı emredıyor ve Hz Muhammed bunu bızzat bıldırıyor derdı sapkınlık olan bırı neden kapanmanız gerekıyor desın 5 vakıt namaz neden emırdır desın bır ınsan bır topluluga hukmetmek ısterse zor yolu secmez o toplumun ısıne gelenı sunar onlarla aynı tarafta oldugunu sunar ve kısa yoldan ıstedıgı yere gelır Hz. Muhammed aksıne karsı cıkmıstır karsılarında dımdık durmustur sapkınlardan olsaydı sapkınlara katılırdı onlara karsı cıkmazdı kuran ayetlerı zamanın sartıyla ınmıstır o zamanı tam olarak bılmeden o zaman ınen ayetlere yanlıs yorum yapılır. Islam oldurme dıyor ama ALLAH ıcın savasta dıyor denılıyor savasmanın sartı var oldurme dedıgıde masumu oldurme cocuk oldurme sana saldırmayanı oldurme bu ıkı kısma bakarken yuzeysel bakarsak mantıksız derız ıceregını acarsak ıste bu derız. OLDURME masumu bugun tıpkı ısraıle soyluyor SAVAŞ TANRI yolunda sana savas acanla savas canına kastedene savas ALLAH yolunda dın ıcın HAK ıcın savas bugun hak nedır gazzede olen bebeklerımızın kanıdır ve onlara savasmak HAK kılınmıstır. ısraılın yaptıgı ıse masumun canını aldır sen suanda gucun olsa gazzeye yardım etmez mısın ? ısraıleın karsında durmazmısın ınan ya da ınanma ahlakın geregı vıcdanın geregı o bebeklerın canı ıcın dur demezmısın emın kı dersın ALLAHTA bunu soyluyor ıste karsı dur yanı bugun senın evet dururum dedıgını sana onaylıyor ve helal kılıyuor gerekırse alacagın can HAK tır dıyor. senın mantıgına yatanda ısraıle karsı durmaktır kuranda senın mantıklı buldugunu emredıyor yanı kuran da mantık hatası yoktur kuranda hata yoktur o ALLAH kelamıdır Hz. Muhammed Efendımız de elcısıdır sapkınlıkla uzaktan yakından alakalı degıldır.
Bu satırlarda ne denli gevelediğinizin, ne denli batırdığınızın ve bahane üretmek için o kadar mantıktan uzaklaştığınızın farkına dahi varamadınız değil mi? işte islamın en büyük zararı zihinlere verdiği tahribattır.
Siz tanrıya sürekli otlayan keçi muamalesi yapıyorsunuz. Bazen Muhammed'in arkasında mutlak güç bir tanrı durduğu fikrini unutuyorsunuz.
Arkada bir tanrı yoksa, savaş sonrası canlarını ortaya koyan adamlara sadece masalsı cennet yetmediği içindir ki, ganimetler de, cariyeler de, köleler de helal kılınır elbette. Yoksa araplar savaşmıyorlar ki. Biz neden Muhammed'e bildiğiniz devrimci insan diyoruz?
Durum itibari ile savaş sonrası araplar geriye kalan malları talan ediyorsa, hatta Muhammed'in ganimet paylaşımı karşısında itiraz ediyorlarsa, elbette onlara yandan çarklı tanrı(buraya dikkat etmeniz dileği ile) sonradan ayetini çiğneyip pay verecek.
Savaşta kazanılanlar helal midir? Diğer dinler adına değil. Bu durumda tanrı yine yandan çarklı olur. Aynı zamanda bildiğiniz er meydanında çatışmada değil, kervan baskınlarında da yağma usulü ganimet elde eden bir tanrı inancınız var.
Yoksa arapların kültürü bir alanda toplanıp savaşmaktır. Sizin ganimet-cariye-köle denkleminiz genelde baskınlar ile olur.
Bu anlamda, yahudi kalesini vurduğunuz zaman geriye kalan daha yeni evli kadınları dahi cariye diye koynunuza almanızın akılsal, mantıksal, insani hiçbir izahı yoktur. Bunu dillendiren aklını inkar eden, masallara kanacak kadar zekasını köreltmiş köle ordusu olur.
O yüzden müslümanlar dünya üzerinde kara cahiller ve sürekli geriler. Birbirlerini yemelerinin en büyük nedeni, kafataslarının içindeki organı inkar ederek, tek bir kitabı o beynin yerine koymaya çalışmalarıdır. (Bu aslen size o beyni veren bir tanrı varsa, işte buna tamamen tezat bir durum.)
Toplumun işine gelen derken? Adamlar zaten ibadet yapıyorlar, hac var. Tavaf var, oruç var. Çevrelerinde ibadet eden nice yahudi, hristiyan da var. Kaldı ki, bu uygulamaları zaman aşımlı reformize ediyor. 23 yıla yayıyor. Sanırım islam öncesi inançlar ve yaşntılar hakkında hiç bilginiz yok. Adamların aşure günü bile var.
Muhammed mesela orucu çok sonra dine kattı ki, orada da hani öncekilerde olan oruç size de farz kılındı deniliyor. Mesela yahudiler ve hristiyanlar kabeyi hiç takmazlar. Kabe onların dininin bir parçası değildir. Uzun süre kudüsü kıble belirleyen Muhammed, yahudiler ile çekişmelerinden sonra arapların ana put mekanı kabeye yönelmiştir. Kuran size zaten tüm bu siyaseti ve koşullara göre çark etmeleri gösterir ki, (ganimetlerin araplara özgü olduğunu biz boşa söylemedik.)
Gazze kısmı çok farklı bir nokta, bilmezsin ki, israilliler de tevrata uygun kendi iman ettikleri tanrıya göre davranıyorlar. Onların yaptığı haksızlık değil kendilerince (Bana göre vahşet, müslümanların asırlar boyunca yaptığı da vahşetti çünkü ben insanlık değerlerimi yitirmedim ve hayali kukla tanrılara tapınmadım. Aklımı da vicdanımı da inkar etmedim.)
Güçten bahsediyorsun, kurana göre sen gazze'ye yardım etmelisin elbette. Sana meleklerle de destek verir Allah, en azından onun için adım atana yardımcı olacağı vaadi vardır da, işte buna inanamıyorsunuz. Bu insan psikolojisi ile aslında günümüzde elde ettiğimiz bulguların din ile çatışmasından kaynaklanıyor. Yani şimdilerde müslümanların pek azı, dua ile, hayali melek ile, israil füzelerinin karşısında durabileceğine inanıyor. Bedir'de onca görünmez nişanlı melek anca 1 müslüman 2 müşrik haklar detirtmişse, işte orada bahsettiğin akıl inkarcısı müslümanlar oturdukları yerden söz sölüyorlar. Herkes kafasından hayali bir kukla tanrı tasarlamış ve kafasına göre davranıyor...
Muhammed dönemine gelince, 13 yıl boyunca Mekke'de kaç müslüman öldü? İlk sorunuz budur. Gidin araştırın gelin.
İkinci sorunuz; 3 büyük savaşta toplam müslümanlardan ve müşriklerden kaç kişi öldü?
Üçüncü sorunuz; Yahudilerden kaç kişi katledildi?
Dördüncü sorunuz; Mekke'yi fetheden Muhammed'in arkasından söylediği tevbe suresinin öldürücü ayetleri ile neler yapıldı?
Beşinci sorunuz; Muhammed'in vefatı ile ridde savaşlarında kaç insan öldü?
Altıncı sorunuz; Halifeler dönemi ne gibi iç çatışmalar oldu?
Yedinci sorunuz; Yine halifeler dönemi, araplar kendi topraklarından çıkıp nerelere fetihe çıktılar ve fetih denkleminde kimleri öldürdüler, kimleri esir aldılar, kimleri cizye hükmüne bağladılar?
Ben kısaca cevabı vereyim; Ortada bir tanrı olmayınca, dilinizden ürettiğiniz kelimelere muhtaç hayali varlıklara kısaca dil putu diyorum. Dil putları her dönem başka insanların düşüncelerini köleleştirip, nice kanlar döktürmüştür.
İnsan psikolojisi, bakın Muhammed hakkındaki tüm sahih hadisleri toplayın, çocukluğuna inin,
Muhammed, devrimcidir dedik. Devrim nedir? Kurulu düzene başkaldırmaktır. Kurulu düzene, aynı düzen ile başkaldıramazsın. Aksine reform yapman gerekir.
25 yaşında peygamber değildi. Hayata bakış açısını net bilemezsiniz. Ama 40 yaşında patroniçesi ile evlendi.
Hatice bu anlamda o cahiliye dönemi dediğiniz putperest arapların içinde farklı duran bir karakter. Peki neden farklı?
Çok eşle evliniyorlardı dediniz. Ama, Muhammed'in amcalarının dahi çok eşi yok. Kuran bile Ebu Leheb ile tek karısını lanetliyor. Buradaki sınırsız eş kavramı kimlere geçerli?
Aynı zamanda bahsettiğiniz arabistanda, yahudiler, hristiyanlar ve sabiler var. Hristiyan ve yahudiler içinde çok eşlilik yok. Bu durumda bu çok eşlilik kapsamı nedir? Oysa Muhammed'de Hatice ileyken tek eşliydi.
Peki, Muhammed-Hatice birlikteliğinde önemli bir bağlayıcı görev alan Varaka Bin Nevfel, Yahudi ve Hristiyan inancına hakim bir hristiyan. Hatice hangi inanca bağlı? Hakkında pek kaynak bulamazsınız. O noktalara değinilmez. O halde şu soruyu sormanız gerekir. Hatice ve Muhammed'in etkileşimi boyunca tek eşli kalan Muhammed, ona sosyal statü kazandıran kadının düşüncelerinden ne denli etkilenmiştir?
Muhammed, özellikle, ilk başlarda yahudileri sıklıkla övmüştür. Hani zor yolu seçti dediğiniz Muhammed, başlarda yahudi ve hristiyanlardan destek alacağını düşünmüştür. Sonuçta onların tek tanrısını, arapların en üstte belirlediği Allah ile birleştirme yolunu seçti.
Yani size göre zorlu yol, aslında o dönemde bir devrimci adına en pratik yollardan biriydi. Düşündüğü her ne kadar olmasa da, onun değerlendirmesi ayrı bir konu.
Bakın, Muhammed'i anlamak istiyorsanız, ciddi anlamda empati kurmanız gerekir. Üzerinde durduğu en hassas konulardan biri yetim hakkıdır.
Kendisi de bir yetim! Hatta yetimlerin miras'ı adına dahi düzenlemeler var. O zaman sormak gerekir. Muhammed'in ailesinden kalan miras hakkına ne oldu? (kurana göre cahiliye dönemindeki arapların çoğu yetim hakkını gasp ediyorlardı.)
Muhammed'in Hatice'den 4 tane kız çocuğu oldu. Çocuklarını erken yaşta kaybetti ama 3 kızı daha uzun süre yaşadı. 1 kızı ise Fatıma(Fatma) uzun süre hayatta kalan tek çocuğu oldu.
Bu aşamada, kız çocukları üzerinde daha hassas olmasını beklersiniz. Muhammed'in psikolojisi kurana tamamen yansımıştır.
Gelelim diğer kriterlere, Muhammed vahiy kısmını iddia ettiği dönemde ailesinden de gerekli desteği bulamadı. O dönemde Varaka'nın da vefat ettiği söylenir. Aynı zamanda uzun bir süre vahiy kesilmesi dediğiniz olay yaşandı. Yani Muhammed hiç vahiy alamadı.
Peki tüm bunlara rağmen Muhammed'i tekrar aynı sosyal devrime arkaya tanrı adıyarak götüren nedir?
Putperestlerin genel anlamda saygı duyduğu ana tanrı-yahudi-hristiyanların tanrısı arasında köprü kurarsa, kendi sözünü değil de, tanrıdan geldiğini düşünecekleri sözü dikkate alacaklarını düşünmesi kadar doğal ne olabilir ki? Dinlerin etkisini bilmeyen var mı?
Sonuç itibari ile sosyal reformist, hem ekomomik hem de sosyal anlamda, arabistandaki yaşantılara müdahale ediyor. Açın tarih okuyun. Atatürk'te reformisttir. Hayatını ortaya koymuştur. Gandhi'de reformisttir hayatını ortaya koymuştur. Fransız devrimini başlatanlarda öyleydi. Bildiğiniz dünya üzerinde nice yaşantıları değiştirmek adına kafasını koltuğunun altına koyup yola çıkan var. Tek fark onların çoğu arkaya tanrı diye bir kavramı katmıyorlardı. Oysa ilkel çağlarda reformist hareketlerin arkasına genelde hep tanrılar katıldı.
Derdinin şan şöhret olduğu kısmında yanılıyorsunuz. Nice insanlar fikirleri uğruna dar ağacına gitti. Hayattan hiç ders çıkarmıyor sürekli masallara sarılıyorsunuz. Muhtemelen yaşınız da küçük. İnsanlar belli bir yaştan sonra, geriye ne bırakacaklarına daha çok odaklanıyorlar. Sürekli gördükleri sosyal adaletsizlik, çarpık yaşantılar üzerinde değişim başlatmayı diliyorlar. Hani daha büyük yaştakilerin sürekli siyasete sarılmasının altında da bu neden yatar.
Muhammed'in 15 yıllık evlilik süreci özellikle, reformist hareketlere girmesine etkili olmuşturu sanırım 3. kez size söylüyorum ve sürekli bu noktayı ıskalayıp şan ve şöhrete takılıyorsunuz.
Oysa Muhammed'in başlangıç kriterlerinde, böyle bir durum yoktur. Hatice vefatından sonra, ilk evlilik ve sonrası ile birlikte, hüküm verme etkisi altında değişken psikolojisi gözlemlenebilir ama bu onun ilk baştaki adımlarını etkilemez. Bildiğiniz siyaset böyledir. Birileri önce iktidara fikirleri ile gelir. Sonra iktidarın yaptırım gücü ile bir anda kendilerine has yorumlar katar.
Ben bunu oldukça net dillendirdim de, Muhammed reformist olarak bir işe girişiyor ve arkasından yaşanan olaylar karşısında, özellikle Hicret-Medine dönemi yöneticilik vasıflarına da büründüğünde, kendisine has özellikler tanıyor.
Hani diyorsunuz ya, 4 eş sınırı getirdi. Araplara 4 eş sınırı getiren biri, kendisine 9 eş aldı ve bu eşler arasında dilediği gibi davranma özelliğine kavuştu. Oysa araplarda çok eşlilik adına ki islam da da devam etmiştir bu özellik. Eşlerin belli bir sırası vardır. O sıraya göre birlikte olursunuz.
Yine tek yönlü islami hadis kaynağına göre mekkelilerin önerisine rağmen davasından vazgeçmediğini söylüyorsunuz. Bende soruyorum, boynuna giyotin dayanan adamlara da bu davandan vazgeç dediklerinde geçmiyorlar sizce neden? (herşeyden önce ortaya bir iddia ile çıkıp onca zaman uğraştıktan sonra bir anda vazgeçince, herşeyden öte doğrudan ben yalancıyım, dolandırıcıyım demiş oluyorsunuz. İdeallerinizden vazgeçmenin de bedeli vardır.) Kaldı ki, uzun bir süreç bu konuda onca adım attıktan, hatta uzun bir süre aradan sonra dahi bu psikoloji altında tekrar işe koyulan biri adına bu duruma yorum katamamanız gerçekten insan psikolojisi üzerinde hiç düşünmediğinizi gösteriyor.
[
Bu satırlarda ne denli gevelediğinizin, ne denli batırdığınızın ve bahane üretmek için o kadar mantıktan uzaklaştığınızın farkına dahi varamadınız değil mi? işte islamın en büyük zararı zihinlere verdiği tahribattır.
Siz tanrıya sürekli otlayan keçi muamalesi yapıyorsunuz. Bazen Muhammed'in arkasında mutlak güç bir tanrı durduğu fikrini unutuyorsunuz.
Arkada bir tanrı yoksa, savaş sonrası canlarını ortaya koyan adamlara sadece masalsı cennet yetmediği içindir ki, ganimetler de, cariyeler de, köleler de helal kılınır elbette. Yoksa araplar savaşmıyorlar ki. Biz neden Muhammed'e bildiğiniz devrimci insan diyoruz?
Durum itibari ile savaş sonrası araplar geriye kalan malları talan ediyorsa, hatta Muhammed'in ganimet paylaşımı karşısında itiraz ediyorlarsa, elbette onlara yandan çarklı tanrı(buraya dikkat etmeniz dileği ile) sonradan ayetini çiğneyip pay verecek.
Savaşta kazanılanlar helal midir? Diğer dinler adına değil. Bu durumda tanrı yine yandan çarklı olur. Aynı zamanda bildiğiniz er meydanında çatışmada değil, kervan baskınlarında da yağma usulü ganimet elde eden bir tanrı inancınız var.
Yoksa arapların kültürü bir alanda toplanıp savaşmaktır. Sizin ganimet-cariye-köle denkleminiz genelde baskınlar ile olur.
Bu anlamda, yahudi kalesini vurduğunuz zaman geriye kalan daha yeni evli kadınları dahi cariye diye koynunuza almanızın akılsal, mantıksal, insani hiçbir izahı yoktur. Bunu dillendiren aklını inkar eden, masallara kanacak kadar zekasını köreltmiş köle ordusu olur.
O yüzden müslümanlar dünya üzerinde kara cahiller ve sürekli geriler. Birbirlerini yemelerinin en büyük nedeni, kafataslarının içindeki organı inkar ederek, tek bir kitabı o beynin yerine koymaya çalışmalarıdır. (Bu aslen size o beyni veren bir tanrı varsa, işte buna tamamen tezat bir durum.)
Toplumun işine gelen derken? Adamlar zaten ibadet yapıyorlar, hac var. Tavaf var, oruç var. Çevrelerinde ibadet eden nice yahudi, hristiyan da var. Kaldı ki, bu uygulamaları zaman aşımlı reformize ediyor. 23 yıla yayıyor. Sanırım islam öncesi inançlar ve yaşntılar hakkında hiç bilginiz yok. Adamların aşure günü bile var.
Muhammed mesela orucu çok sonra dine kattı ki, orada da hani öncekilerde olan oruç size de farz kılındı deniliyor. Mesela yahudiler ve hristiyanlar kabeyi hiç takmazlar. Kabe onların dininin bir parçası değildir. Uzun süre kudüsü kıble belirleyen Muhammed, yahudiler ile çekişmelerinden sonra arapların ana put mekanı kabeye yönelmiştir. Kuran size zaten tüm bu siyaseti ve koşullara göre çark etmeleri gösterir ki, (ganimetlerin araplara özgü olduğunu biz boşa söylemedik.)
Gazze kısmı çok farklı bir nokta, bilmezsin ki, israilliler de tevrata uygun kendi iman ettikleri tanrıya göre davranıyorlar. Onların yaptığı haksızlık değil kendilerince (Bana göre vahşet, müslümanların asırlar boyunca yaptığı da vahşetti çünkü ben insanlık değerlerimi yitirmedim ve hayali kukla tanrılara tapınmadım. Aklımı da vicdanımı da inkar etmedim.)
Güçten bahsediyorsun, kurana göre sen gazze'ye yardım etmelisin elbette. Sana meleklerle de destek verir Allah, en azından onun için adım atana yardımcı olacağı vaadi vardır da, işte buna inanamıyorsunuz. Bu insan psikolojisi ile aslında günümüzde elde ettiğimiz bulguların din ile çatışmasından kaynaklanıyor. Yani şimdilerde müslümanların pek azı, dua ile, hayali melek ile, israil füzelerinin karşısında durabileceğine inanıyor. Bedir'de onca görünmez nişanlı melek anca 1 müslüman 2 müşrik haklar detirtmişse, işte orada bahsettiğin akıl inkarcısı müslümanlar oturdukları yerden söz sölüyorlar. Herkes kafasından hayali bir kukla tanrı tasarlamış ve kafasına göre davranıyor...
Muhammed dönemine gelince, 13 yıl boyunca Mekke'de kaç müslüman öldü? İlk sorunuz budur. Gidin araştırın gelin.
İkinci sorunuz; 3 büyük savaşta toplam müslümanlardan ve müşriklerden kaç kişi öldü?
Üçüncü sorunuz; Yahudilerden kaç kişi katledildi?
Dördüncü sorunuz; Mekke'yi fetheden Muhammed'in arkasından söylediği tevbe suresinin öldürücü ayetleri ile neler yapıldı?
Beşinci sorunuz; Muhammed'in vefatı ile ridde savaşlarında kaç insan öldü?
Altıncı sorunuz; Halifeler dönemi ne gibi iç çatışmalar oldu?
Yedinci sorunuz; Yine halifeler dönemi, araplar kendi topraklarından çıkıp nerelere fetihe çıktılar ve fetih denkleminde kimleri öldürdüler, kimleri esir aldılar, kimleri cizye hükmüne bağladılar?
Ben kısaca cevabı vereyim; Ortada bir tanrı olmayınca, dilinizden ürettiğiniz kelimelere muhtaç hayali varlıklara kısaca dil putu diyorum. Dil putları her dönem başka insanların düşüncelerini köleleştirip, nice kanlar döktürmüştür.
insan psikolojisi insan dürdüteleri devrim niteliği ve sonraya bırseyler bırakmak adı altında cıddı bır acıklama yapmıssınız emegınıze saygı gosterıyorum. ben bu sekılde bır acıklama yapmayacagım sıze tek bırsey sunacagım ve bır ınasını elıyle yapamayacagının kanıtını gosterecegım eger kı ınsan elıyle yapılmıs olsaydı nasıl dagılmıs oldugunu sızde goreceksınız tek bır harf eksık ya da fazla olması nelere sebep olucagnı gosterecegım ve bız ınsanlar degıl tek harf kelımeler cumllerler neler neler unutuyoruz yerı geldıgınde
Kuran'ın Altın Noktası
En güzel tasarımlara ve estetiğe sahip sayısız nimetlerin ve aşkın sembolü olan 1,618.. sayısının en önemli özelliklerinden birisi de sayının önceden tahmin edilemez bir düzen içinde sonsuza dek uzaması ve tüm rakamlarının asla sayılamaz
oluşudur.
1,6180339887…..
16:18 sayısına sahip Altın Oran ayetinde saymaktan bahsedilmesi ve bu sayının Allah'ın seçkin ve güzel nimetleriyle ilişkilendirilerek asla sayılamayacağının ifade edilmesi ilahi gerçeğe ilişkin bir işaret arayanlar için son derece anlamlıdır.
16:18 "Hâlbuki saymaya kalksanız onu sayamazsınız Allah’ın nimetini. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."
Peki, daha da ileri gider ve 033 sayısını da hesaba katar ve harflere kadar Kuran'ın koordinat sisteminde ilerlersek hangi sonuçla karşılaşırız?
16:18. ayetin 33. harfi Allah kelimesinin tam ortasına düşmektedir.
Yani Kuran'ı Kerim'in altın oran noktası "Allah" kelimesidir
Kuran'da 1000 ve 1,618;
Kuran'da toplam 6236 ayet vardır.
1,618 x 1000 + 1000 +1000 + 1000 + 1000 x 1,618 = 6236
6236 olan, toplam ayet sayısı 1,618 ve 1000 sayılarının birbiri ile işleme girmesi ile simetrik bir formül oluşturur.
Kuran Fihristinde Altın Oran
Evrene güzellik ve seçkinlik mührü olarak vurulan, matematikte pek çok harikulade yapıyı ortaya çıkaran altın oranın, Yaratıcının en büyük eserlerinden biri olan Kuran'da olmaması düşünülemezdi.
Kuran-ı Kerim kendisini bir yönüyle de "tekrarlara sahip olan bir kitap" olarak tarif etmiştir ve ayette bu tekrarlı yapının güzelliğinin bir yönü olduğuna işaret edilmektedir.
"Allâh, sözün en güzelini tekrarlı bir kitap olarak indirdi." (Enbiya Suresi 47. Ayet)
Kuran'daki sure ve ayet numaralarının toplam matematiksel değerlerindeki tekrarlar ilahi seçkinlik mührü olan Altın Oranı ortaya çıkaran başka bir harikulade yapıya da işaret etmektedir.
Sureler sayısal değerleri toplamı itibariyle tekrarlı ve tekrarlı olmayan olarak ikiye ayrıldığında aralarındaki oranın 1,618 i verdiği görülmektedir.
Kuran'da her surenin bir sıra sayısı ve bir de ayet sayısı olmak üzere iki matematiksel değeri vardır.
Örneğin; Bakara suresinin Sıra sayısı 2 Ayet sayısı 286'dır. 286 + 2 = 288 ise Bakara suresinin toplam sayısal değeri olarak ifade edilebilir.
Kuran'daki tüm surelerin toplam sayısal değerlerini görüyorsunuz. Bu sayılardan bazıları tekrar etmekte bazıları tekrar etmemektedir. Örneğin; İnsan ve Buruc Surelerinin sayısal değerleri 107'dir. Bu nedenle sayısal değerleri tekrar eden sureler grubundadırlar.
Fatiha suresi 8 sayısal değerine sahiptir ve başka bir sure bu değere sahip olmadığı için sayısal değeri tekrar etmeyen sureler kümesindedir.
Sayısal değerleri mükerrer olan surelerin değerleri toplamı (İnsan ve Buruc sureleri gibi) = 7906’dır.
125 + 83 + 119 + 114 + 128 + 128 + 133 + 100 + 88 + 102 + 120 + 116 + 106 + 88 + 80 + 119 +
114 + 125 + 95 + 95 + 103 + 82 + 77 + 95 + 111 + 101 + 115 + 109 + 133 + 80 + 83 + 73 + 73 +
82 + 77 + 120 + 114 + 100 + 115 + 107 + 118 + 125 + 110 + 101 + 119 + 109 + 107 + 103 + 106 +
114 + 119 + 110 + 106 + 113 + 102 + 103 + 115 + 102 + 106+ 107 + 111 + 110 + 106 + 113 + 110 +
110 + 114 + 111 + 115 + 113 + 116 + 116 + 118 + 120= 7906
Sayısal değeri sadece kendine has olan, hiçbir şekilde tekrar etmemiş surelerin sayısal değerleri toplamı = 4885'dir.
8 + 288 + 203 + 180 + 171 + 213 + 138 + 134 + 123 + 56 + 66 + 144 + 117 + 155 + 141 + 253 +
98 + 90 + 65 + 62 + 219 + 126 + 132 + 81 + 85 + 67 + 152 + 86 + 75 + 74 + 78 + 97 + 121 +
99 + 93 + 130 + 127 + 122 + 104 + 112 = 4885
7906 / 4885 = 1,618…'dir.
Yani Kuran'daki tekrarlı sure değerlerinin, tekrarsız sure değerlerine oranı tam olarak altın oranı verir.
Kuran'daki tüm surelerin toplam değeri = 12791'dir
Tüm surelerin değerleri toplamının tekrarlı sure değerleri toplamına oranı yine altın oranı işaret eder.
12791 / 7906 = 1,618 olarak tanımlanabilen bir değere sahiptir.
benım anlatmak ıstedıgım dedıgınız uzere ınsan elı burada nerede ??? yansıtılan ıc dunya burada nerede bır harf cıkar kelıme bozulur kelıme bozulursa cumle bozulur cumle bozulursa oranlar bozulur...
mrdragon
23-07-2014, 21:58
Matematik ile aranız nasıl bilmiyorum ama;
En baştan ele alalım:
Öncelikle;
16. sure 18. Ayet;
16.18 - Hâlbuki Allah'ın nimetini saymaya kalksanız onu sayamazsınız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Allah'ın nimetlerinden bahsetmekte, hatta sayamayacağınızı da söylemekte ama siz oradan saymaya giderek nasıl zorla mucize çıkartırım diyenlere saplanabilirsiniz.
İkinci olarak simetrik formül oluşturma kısmına giderseniz burada ayetlerin sayısal toplam değerinden farklı bir formül oluşturup bir de keyfi bir sayı eklemiş olursunuz.
Bu tip bir formülü bir sayı dizisinde oluşturmak isterseniz, bilgisayar ile randomize formüller türetmeniz gerekir. Zaten sayıcıların kullandığı yöntem budur. Sonsuz sayıda formül üretmeyi deneyen bir computer, sayılar arsında türlü olasılıkları dener ve sonuca yakın olanları size sunar.
Mesela 19 cularda benzer yöntemler kullanarak 2 ayeti siliyorlar ve nice sayısal rastlantı elde ediyorlar ama onların bu sistemi olsun diye 2 ayeti silersek bu sefer sizin formül değişmek zorunda kalır. Kaldı ki, değişse de formül yine Altın oranı vermese de ona yakın sayılar bulursunuz.
Neden altın oranı vermese de dedik? Kusursuz tanrı adına ille de, kuran üzerinden matematiğe yatkın olmayan yurdumun insanını mucize çıkartacağım diye kandıranlar adına;
Ayetlere rastgele bir toplam sayısal değer katılıp, bir de tekrarlı söz dizgesi ile altın orana en fazla yaklaşabildikleri formüle göre;
Sizin formülde Altın oran: 1,618423746161719
Gerçek Altın oran değeri: 1,618033988749894
İkinci bir noktamız daha var;
Kusursuz tanrı, sayıdan sapmalar gösterse de, diyelim ki fatiha suresine 1 ayet daha ekledik. Bu sefer bir hane daha altın orana yaklaşırdık, bu bakış açısı ile kurandan bir ayet silinmiş diyebiliriz.
Bir sonraki matematiksel formül ise matematiğin temel kurallarından biridir.
Fibonacci dizisi altın orana gittikçe yaklaşır.
Yani iki sayının birbirine bölümü altın orana yakınsa; toplamlarının bir önceki sayıya bölümü altın orana yakındır.
4885 7906 12791 20697 33488 (ayetlerin toplam değeri dediği bir önceki formüldeki iki sayının toplamı)
önceki iki sayının toplamını yazarak elde edilen dizi yukarıda. ilk ikisini toplayıp 12791 demişler ve hemen öncesindeki sayıya bölmüşler. Şimdi bu diziyi uzatın bakın altın oranı o zaman anlarsınız.
Altın Oran = 1,618033988749894
7906:4885 = 1,6184237461617195496417604912999
12791:7906 =1,6178851505185934733114090564129
20697:12791 =1,6180908451254788523180361191463
33488:20697 = 1,6180122723099966178673237667295
Bu seriyi dilediğiniz kadar devam ettirebilirsiniz.
Matematik ile aranız nasıl bilmiyorum ama;
En baştan ele alalım:
Öncelikle;
16. sure 18. Ayet;
Allah'ın nimetlerinden bahsetmekte, hatta sayamayacağınızı da söylemekte ama siz oradan saymaya giderek nasıl zorla mucize çıkartırım diyenlere saplanabilirsiniz.
İkinci olarak simetrik formül oluşturma kısmına giderseniz burada ayetlerin sayısal toplam değerinden farklı bir formül oluşturup bir de keyfi bir sayı eklemiş olursunuz.
Bu tip bir formülü bir sayı dizisinde oluşturmak isterseniz, bilgisayar ile randomize formüller türetmeniz gerekir. Zaten sayıcıların kullandığı yöntem budur. Sonsuz sayıda formül üretmeyi deneyen bir computer, sayılar arsında türlü olasılıkları dener ve sonuca yakın olanları size sunar.
Mesela 19 cularda benzer yöntemler kullanarak 2 ayeti siliyorlar ve nice sayısal rastlantı elde ediyorlar ama onların bu sistemi olsun diye 2 ayeti silersek bu sefer sizin formül değişmek zorunda kalır. Kaldı ki, değişse de formül yine Altın oranı vermese de ona yakın sayılar bulursunuz.
Neden altın oranı vermese de dedik? Kusursuz tanrı adına ille de, kuran üzerinden matematiğe yatkın olmayan yurdumun insanını mucize çıkartacağım diye kandıranlar adına;
Ayetlere rastgele bir toplam sayısal değer katılıp, bir de tekrarlı söz dizgesi ile altın orana en fazla yaklaşabildikleri formüle göre;
Sizin formülde Altın oran: 1,618423746161719
Gerçek Altın oran değeri: 1,618033988749894
İkinci bir noktamız daha var;
Kusursuz tanrı, sayıdan sapmalar gösterse de, diyelim ki fatiha suresine 1 ayet daha ekledik. Bu sefer bir hane daha altın orana yaklaşırdık, bu bakış açısı ile kurandan bir ayet silinmiş diyebiliriz.
Bir sonraki matematiksel formül ise matematiğin temel kurallarından biridir.
Fibonacci dizisi altın orana gittikçe yaklaşır.
Yani iki sayının birbirine bölümü altın orana yakınsa; toplamlarının bir önceki sayıya bölümü altın orana yakındır.
4885 7906 12791 20697 33488 (ayetlerin toplam değeri dediği bir önceki formüldeki iki sayının toplamı)
önceki iki sayının toplamını yazarak elde edilen dizi yukarıda. ilk ikisini toplayıp 12791 demişler ve hemen öncesindeki sayıya bölmüşler. Şimdi bu diziyi uzatın bakın altın oranı o zaman anlarsınız.
Altın Oran = 1,618033988749894
7906:4885 = 1,6184237461617195496417604912999
12791:7906 =1,6178851505185934733114090564129
20697:12791 =1,6180908451254788523180361191463
33488:20697 = 1,6180122723099966178673237667295
Bu seriyi dilediğiniz kadar devam ettirebilirsiniz.
ayey sılıyorsunuz derken ne demek ıstedıgını anlamadım 16 sure 17 ayet nerede onu atlayıp 18 e gecıyorsunuz mu dıyorsunuz? ben dıyorum kı 16.sure 128 ayet var ve nımetlerın SAYILAMAYACAGI nı ıfade eden kısmın 1/128 de olma olasılıgı sızce nedır neden 17. ayette ya da 55 ayette degılde tamda 1.618033... sayının 16.18 denk gelmesı gıbı bırsey olmakta yetmıyor 033 baktgımıza ALLAH kelamı cıkıyor 114 surden 1/114 gıbı olasılık bunun ustune 128 ayetten 1/128 gıbı bır olasılık sızce ne kadar tesaduftur ? bugun hangı bılım dalında bır hesaplama ondalık kısımda 15 20 rakamı almakta bugun yapılan hesaplamalar ondalık kesımde ılk 3 rakamdan sonra sonucun 1000 ya da 10.000 1 degıstırme ıhtımalınden dolayı hesaba katılmamaktadır. 0.0001 bırseyı pek degıstırmez aksıne yuvarlamaya dahıl eder yaklasık degerler vs kısmı olusur gunumuzde de bu boyledır ve olasılık dahı bellı kısımdan sonrası 0 olarak kabul edılmektedır evet daha kucuk sayılar vardır mesela planck sabıtı 10^-34 gıbı bu sayı ınasanın algısı acmak ıcın vardır 0 denıp gecmenın aslında ne kadar basıt oldugunu 0 bıle aslında baslangın olarak bılınmesıne ragmen 0 a kadar da bır baslangıcın oldugu ıfade eder burda kı algı sudur 0 bılındıgı uzere kucuk degıldır o an anlamını tasımaz gozle algılayamadıgımız kısımları acıga vurmak ıcın hesaplamalar yapılır ve bunlar algı dısıdır tıpkı kızıl otesı ısınları bugun goremedıgımız gıbı bellı frekanstakı sesler dısında seslerı ısıteemedıgımız gıbı bunların hepsı algı otesıdır ve algıya ındırgemek zorundayız mantıga otuturmak ıcın.
faruksonmez
04-12-2014, 03:17
Sayın ulpian güzel bir çalışma yapmışsınız fakat bazı şeyleri unutmuşsunuz.
Birincisi zamana tabi olan sizmisiniz yoksa Tanrı'mı?
Burda dedkleriniz hala bir oluşum içindedir ama kime göre tabiki nesnel dünyada olan ve yaratımın içinde olan bizlere göre.Fakat Tanrı'ya göre bu iş bitmiştir sadece bize göre devam etmektedir.
Ve zaten evren hala bir yaratım süresi içindedir.Fakat bize göre ona göre değil.
Zaman nedir.İki nesne(madde)arasındaki süredir.Biz ve evrendeki her madde birer nesneyiz ve bu nesnellik içinde olduğumuz sürece bu boyutta zaman kavramı içinde yaşayacağız.
İkincisi insanların yaratımı konusu.Sanırım farkındasınız hala insanlar dünyaya gelmekte.Hepmiz birden bir anda burda yer almadık,kainatın sonuna kadarda bu meydana gelme sürecektir.
Fakat Tanrı katında herkez meydana gelmiştir,yaşamıştır,ölmüştür,cennet yada cehennemdeki yerini almıştır.Biz zamana bağlı mahlukat oduğumuz için tüm bunların gelecekte olacağını düşünüyoruz ve zaten içinde bulunduğumuz boyut itibari ilede öyledir.
Lehvi Mahvuz isimli kitapta tek bir yaprağın bile akibeti kıyamete kadar yazmakta,sizce neden dersiniz?
Sonuç olarak yaratılım halen sürmekte,fakat bize göre,Tanrıya göre değil.
İnsanlarda halen dünyaya gelmekte,fakat Tanrı katında herkez dünyaya gelmiş ve yaşamış ve kendi akibetlerine kavuşmuşlardır.
Burda anlamamız gereken boyutsal bir kırılmadır.
Yinede çalışmanız için yapmış olduğunuz efora ve zamana teşekkürler...
Tanrı'yı kendimiz gibi düşünmediğimiz zaman hepsinin cevabını alacaksınız.
Saygılarımla...
- hava durumlarını bir ay önceden bilebilir miyiz evet teknolojiyle bilebiliriz , o zaman nasıl bilebiliriz yok öyle birşey demekle aynı sey , yaratanın benim irademi nasıl biliyor demek , eğer şu an inandığın değerleri kendi irademle inanmıyorum diyebilir misin, işte burada irade devreye girer ( külli irade ve cüzi irade )
insan bilmediği şeyden korkar , keşke islamiyeti birde yargılarımızdan kurtularak baksak , incelesek , inanın sorduğunuz , soracağınızın , her sorunun fazlasıyla cevabı var , Asrın getirdiği tereddütler 1-2-3 okumanızı tavsiye ederim, vesselam
- hava durumlarını bir ay önceden bilebilir miyiz evet teknolojiyle bilebiliriz , o zaman nasıl bilebiliriz yok öyle birşey demekle aynı sey , yaratanın benim irademi nasıl biliyor demek , eğer şu an inandığın değerleri kendi irademle inanmıyorum diyebilir misin, işte burada irade devreye girer ( külli irade ve cüzi irade )
insan bilmediği şeyden korkar , keşke islamiyeti birde yargılarımızdan kurtularak baksak , incelesek , inanın sorduğunuz , soracağınızın , her sorunun fazlasıyla cevabı var , Asrın getirdiği tereddütler 1-2-3 okumanızı tavsiye ederim, vesselam
kardeş kaç tane imam hatipli , medrese mezunu vs vs dinsiz var biliyor musun? onlarda mı ön yargıyla yaklaştı , inanmak isteyipte inanamayan kaç tane adam var biliyor musun , tanrı engel mi oluyor inanmasına hayır tabiki de inanılacak birşey yok ortada , aslında sen , önyargılarından kurtulup islamı incelersen doğruyu bulabileceğini sanıyorum
mesajlarıma gir islamın şüphesiz doğruluğuna inanıyorsan "güncel" yazdığım konulara gir oku , kaynaklı şeyler hepsi kimsenin uydurması değil
medrese mezunu
medrese mezunu yazmışım :D yanlış değil ama tuhaf durmuş biraz , medresede okumuş adam diyelim
Yıldıztozu
04-12-2014, 14:26
Bilimin hiçbir zaman cevabını anlayamayacağı soruların başında geliyor.
Bilmediğimiz bir şey olduğu için ismine de karanlık enerji demişler.
Bilime aykırı hareket eden bir enerji var.
medrese mezunu olmak vardır. medrese bitirilir ve icazet alınır , çok sistemlidir sallama değildir yani. medreseyi bitince sarık sararsın elinde de icazet vardır.
Şüpheci Dinsiz
04-12-2014, 15:08
Sevgili zfr87,
Bilimin hiçbir zaman cevabını anlayamayacağı soruların başında geliyor.
"Bilinmeyenin meydan okuması" bilim insanlarına hep heyecan, azim ve güç vermiştir.
Bilmediğimiz bir şey olduğu için ismine de karanlık enerji demişler.
Bilgi azken çeşitli hipotezler üretilir. Hipotezler yeterli kanıtlarla desteklenebildiğinde teori olarak deklare edilirler. Kara madde, kara enerji iddiaları big-bang iddiasına sıkı sıkıya bağlıdır.
Yani, eğer evren -içinde evrendeki tüm maddenin sıkıştığı küçük bir noktadan patlayarak oluştuysa (big-bang -> büyük patlama)-, evrendeki madde miktarı gözlemlenen madde miktarı kadarsa çoktan çökmeliydi (big-crunch -> büyük çökme). Gözlemlere göre evren hala genişliyor. O halde algılanamayan bir madde/enerji olmalı (ve bunun miktarı evrendeki toplam maddenin %70'i olmalı) deniyor.
Burada big-bang bir ön kabuldür. Bu ön kabule göre başka evrenler yoktur, her sebep/sonuç kendi evrenimizde oluşmaktadır.
Halbuki başka evrenler de olabilir, şimdiki genişlemenin sebebi, gözlemlenemeyen daha büyük bir evrenin çekim kuvveti veya başka bir etkisi olabilir.
Bilime aykırı hareket eden bir enerji var.
"Bilime aykırı hareket etme" diye bir şey yoktur. Henüz sebebi/varlığı bilinmeyen veya yanlış bilinen bir olay/olgu vardır. Er veya geç bilinecektir.
Sevgiler
medrese mezunu olmak vardır. medrese bitirilir ve icazet alınır , çok sistemlidir sallama değildir yani. medreseyi bitince sarık sararsın elinde de icazet vardır.
sallama olmadığını biliyorum ciddi bir müessese icazetle beraber içinde bulunduğun cemaatin medreselerinde veya başka bünyelerde hocalık yapabilirsin
Yıldıztozu
04-12-2014, 19:20
Sevgili zfr87,
"Bilinmeyenin meydan okuması" bilim insanlarına hep heyecan, azim ve güç vermiştir.
Bilgi azken çeşitli hipotezler üretilir. Hipotezler yeterli kanıtlarla desteklenebildiğinde teori olarak deklare edilirler. Kara madde, kara enerji iddiaları big-bang iddiasına sıkı sıkıya bağlıdır.
Yani, eğer evren -içinde evrendeki tüm maddenin sıkıştığı küçük bir noktadan patlayarak oluştuysa (big-bang -> büyük patlama)-, evrendeki madde miktarı gözlemlenen madde miktarı kadarsa çoktan çökmeliydi (big-crunch -> büyük çökme). Gözlemlere göre evren hala genişliyor. O halde algılanamayan bir madde/enerji olmalı (ve bunun miktarı evrendeki toplam maddenin %70'i olmalı) deniyor.
Burada big-bang bir ön kabuldür. Bu ön kabule göre başka evrenler yoktur, her sebep/sonuç kendi evrenimizde oluşmaktadır.
Halbuki başka evrenler de olabilir, şimdiki genişlemenin sebebi, gözlemlenemeyen daha büyük bir evrenin çekim kuvveti veya başka bir etkisi olabilir.
"Bilime aykırı hareket etme" diye bir şey yoktur. Henüz sebebi/varlığı bilinmeyen veya yanlış bilinen bir olay/olgu vardır. Er veya geç bilinecektir.
Sevgiler
Şu anlamda bilime aykırılık var demek istedm.
Newton ve einstein fiziğine bakarsak, evrendeki en temel kuvvet kütleçekimidir.Ama bu karanlık enerji kütleçekiminin tersine çalışıyor.
Yani bildiğimiz fizik kurallarına aykırı çalışıyor.
Tabi fizik kuralları güncellenebilir ona bişey diyemem.
Çoklu evrenler de ispatlanamayacak bir şey.Onlar hep tahmin olarak kalacak.
Olimpiyat
18-07-2015, 00:08
Big bang teorisinden önce;
Elmalılı Muhammet Hamdi Yazır: Zariyat 47-Biz göğü kudretimizle bina ettik.Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz.
Big bang teorisinden sonra
Diyanet : Zariyat 47-Biz göğü kudretimizle bina ettik.Şüphesiz biz onu genişleticisiyiz.
:)
Big bang teorisinden önce;
Elmalılı Muhammet Hamdi Yazır: Zariyat 47-Biz göğü kudretimizle bina ettik.Hiç şüphesiz biz, çok genişlik ve kudret sahibiyiz.
Big bang teorisinden sonra
Diyanet : Zariyat 47-Biz göğü kudretimizle bina ettik.Şüphesiz biz onu genişleticisiyiz.
:)
Biz bu yazanlara itiraz etmediğimiz sürece yeni nesil bunların sanki başından beri kitapta olduğunu sanacak bu bence kötü bir durum , en azından zamanında bunlara itiraz edilmiş normalde bu ayetler yokmuş teoriler bulunduktan sonra bu şekli almış diyebilsinler.
Olimpiyat
18-07-2015, 00:18
Biz bu yazanlara itiraz etmediğimiz sürece yeni nesil bunların sanki başından beri kitapta olduğunu sanacak bu bence kötü bir durum , en azından zamanında bunlara itiraz edilmiş normalde bu ayetler yokmuş teoriler bulunduktan sonra bu şekli almış diyebilsinler.
Ayete göre, Kuran apaçık ve anlaşılır bir kitap, sözde...
Ama nerede ise geçmiştekiler her ayeti yanlış anlamış:)
Ayete göre, Kuran apaçık ve anlaşılır bir kitap, sözde...
Ama nerede ise geçmiştekiler her ayeti yanlış anlamış:)
Olabildiğince doğru anlamışlar ama şimdikilerin işine gelmiyor , en azından o adamlar biraz olsun açıklama yapmaya çalışmışlar elde olanlarla , Nur Suresi 33. ayet ile ilgili burada Vefik abinin paylaştığı Fahreddin Razi'nin ayet tefsiri vardı , adam tamam diyor namuslu kalmak istemeyenlerin fuhuşa zorlanabileceği anlamı çıkıyor ama namuslu kalmak istemeyenler neden fuhuşa zorlansın sonuçta namuslu kalmak istemiyor diyor uzun lafın kısası hiç yoktan fazla kıvırmadan bir açıklaması var adamların , gerçi her ayeti böyle mi tefsir ediyor bilmiyorum , okumadım.Ayrıca Tanrı'nın bütün insanlığa gönderdiği kitabın anlaşılmaması çok saçma olur zaten imtihanın felan hiçbir anlamı kalmaz , kişilerin lafına bakarak ne kadar doğru hareket edebilirim ki , kişilerden ne kadar doğru bilgi edinebilirim , bana yanlış bilgi verip bunu Allah emretti dediklerinde onu uygularsam sonucu ne olacak , hadisler uydurma diyorlar mesela bende diyorum onlar uydurulurken Allah neredeydi , lafa gelince bizim bu din sayesinde ebedi hayatımız saadete kavuşacak ama elde ne anlayabileceğimiz bir kaynak var ne de izleyebileceğimiz bir yol var , bir sürü kola ayrılmışlar bir tane bile kanıtları yok , ufacık bir kanıt bile yok , peygamberlerin mucizesi var diyorlar sanki gözüyle görmüş mk , peygamberlerin tarihte adı bile yok..
Bütün bunlara rağmen herif utanmadan senin ebediyen cehenneme gideceğini söylüyor , bunu söyleyebilmek için ya aşırı mal olmak lazım ya da aşırı şerefsiz olmak lazım
birtan1912
25-08-2015, 00:20
öncelikle şunu belirtmek isterim.İman 2 türlüdür taklidi iman ve tahkiki iman.taklidi iman anadan babadan görülen batıl inançları barındıran güçlü olmayan imandır.ikincisi tahkiki iman ise güçlü imandır ve içinde yüce yaratıcı Allah'a yakınlık söz konusudur ki sonradan müslüman olan gayrımüslimler,uzun sadakat sonrası veya Allah'tan bir lütuf olarak idrak ve akılcılık ve hidayet birleşimiyle işin takva boyutudur ki kalıcıdır...Tahkiki iman sahibi her abid kalbine aklına hayaline şeytandan gelen her vesveseyi tanır ve sabırlı akılcı yaklaşımlarla Allah'a sığınarak işten sıyrılır ve şeytanı nefsini bilir bununla beraber Rabb'ini bilir...İnkar edenlerin nefsinden gelen kuruntularla şeytandan gelen zanlarla yalan teorilerle hareket etmesinden ötürüdür ki hakkı inkar etmeleri kendileri tarafından doğru görülmektedir...Gelelim yalanlamalarınızın kötürümlüğüne ve kuruntudan zandan öteye geçemeyen paylaşımlarınızın zayıflığına...Bu ayette Allah göğün genişletildiğini anlatmış?musine genişletmek demek...Bilimin çok sonra keşfettiği,inanılmaz bi metafiziksel güç dediği olay...Tabi maddeden ötesini göremeyen gözler inkarla çürümektedirler...Kur'an da evren algısı diyerek çizdiğiniz şu resim...Kur'an da dünyanın şekli dahv(devekuşu yumurtası) olarak adlandırılır.Dünyanın döndüğü ve bütün gökcisimlerinin döndüğü,güneşin apayrı yörüngesinde akıp gittiği aşikar ama Kur'anı bilmiyorsunuz üstünlüğünü bilmiyorsunuz.Allah'ın ipine sımsıkı sarılın diyor yüce Allah...Burda ip den maksat Kur'an...ve nice derin mana içeren ayetler...Size anlatmakla biyere varamıcĞımı biliyorum çünkü nefsiniz ele geçirmiş düşüncenizi.Allah temiz akıl sahiplerine derin düşünebilenlere cenneti vaad etmiş.Senin dediğin gibi bi kainat algısı olsa.Yakın göğü yıldızlarla süsledik demez Allah...Göklerle yer bitişikti ayırdık demez.Dünyanın elips şeklinde olduğunu söylemez.Tark(kapı sesi) yıldızının bu sesi çıkardığını söylemez...Kaldı ki siz gözler önünde olan altın oranı da inkar eden bir topluluksunuz...Daha nefsinizden haberiniz yok aptal aptal siteler açıp paylaşımlar yapıyosunuz.Dna gen sarmalında bile altın oran var kabe dünyanın altın oran noktasında..."Devrin akışı içinde öyle şeyler yaşandıki o devirde insanın adı bile anılmazdı." insan suresi 1.ayet...Kaldı ki sizin evrim dediğiniz aptallık primatların gören bi canlıyı oluşturması tesadüfen hemde kusursuz bi canlı kalp ciğer böbrek ve her biri yaşam için ayrı fonksiyonları olan organları öyle tesadüfen birleşip oluşturması.Bu primatlar kör kendileri yaşam için Allah'a muhtaçken görmeyen bi primat nasıl olurda gözü oluşturur hemde kusursuz biçimde ? big bangin öncesini geçtim hadi sonsuz kainatta iki atom çarpışçak da tesadüfen benim doğumumdan sonra benim yaşamımı sürdürmem için gerekli olan vitamini portakalda barındırcak big bang mi yapıyo bunu primat mı yapıyo iradesi olmayan bi primat mı bizi çifter çifter oluşturuyo bunca gezegeni galaksiyi milyarlarca yıl yörüngesinde tutuyo ? Bi primatten mi milyonlarca balık böcek hayvan türü oluşuyo hemde dişi ve erkek olarak.Hem suda hem karada yaşayan balık hala var.Kedi var mesela evrime örnek mi...Kaldı ki tevafuktan namazdan haberiniz yok kalbiniz vir et parçasından ibaret kalkmış aptal aptal zanlarınızla kur'anı yalanlamaya çalışıyosunuz ! ne kadar hakiki iman sahibi insan tanıdıysam hepsi seçilmiş ıq su 150 civarı ve idrak sahibi ve iyi insan bunlar Allah'ın lütfudur...Kur'an da mucizevi şekilde yer alan elementlerin kısaltmaları ve atom numaraları altın oranı saymıyorum çünkü Kuranın asıl mucizeleri bunlar...Ayetler hakikatı anlatıyoru.Erzurumlu ibrahim hakkı nın dünyanın yuvarlak şeklini 17.yy da çizdiğini bilmezsiniz nefsinizi bilmezsiniz.Ölüm sonrasını bilmezsiniz.Kalkıp şeytanın aleti olduğunuzu kur'anı yalanlamakla kanıtlarsınız.İslam ve kafirler türklerle pkk gibiler.Bizi bölemezsiniz şeytanın oyuncakları olmuşsunuz.Bilim Allah izin verdiği sürece keşfeder.Keşfettiğinizle gelin uydurduğunuzla değil çünkü keşfettiğiniz Kur'an da var...Sütün nası oluştuğunu keşfedemedi bilim hala..Ama kur'anda yazıyor ben söyliyim.İşkembedeki dışkıyla kanın ayrıştırılmasıyla...Daha nice deliller sunarım da tek amacım şu aptallık ötesindeki zanlarınıza acizane bi cevap vermekti...Yoksa yüce Allah sizi anlatmış "Biz onların önlerine de arkalarına da birer set çekmişşz bu yüzden hiçbirşey göremezler.Onların boyunlarına demireen kelepçeler geçiröişiz,bu yüzden başları dik yürümektedirler." Açın biraz kainattaki nebulalara falan bakın altın oranı araştırın dmt nedir bi onu araştırın...Azcık derin düşünün ama şeytana uymadan bilin ki kafanızda gereksiz atraksiyonlar yapan o ! Şu kuruntularınızla alimlere kendinizi acındırmayın !
İlahimasal
25-08-2015, 00:42
Britan
Allah ömrü 100 yılı geçmeyen insan için mesafesi ışık yılı ile ölçülen bu evreni neden yaratmış ve genişletmeye devam ediyor.?
100 deil 10000000 yıl yaşasak galaksimizin dışına çıkacak durumumuz yok.
Niye genişletiyor bu evreni rabbin.
Sakın ha sizin aklınız yetmez deme...senin rabbin evreni genişlettiğini yüceeee kitabı kuranda yazmış.
Bizim hiç bir işimize yaramayacak bilmem ne galaksisini neden bizden uzaklaştırıyor.
Bize hava atmak içinmi evreni genişletiyor.cakasını başkalarina atsın.
Senin erzurumlu hakkın ecnebiyi kopyalarken bile saçmalamayı ilim diye yutturan alalde biri.
Dünyanın geoid şeklini o daha babasının portakalında vitamin bile deilken galileo söylemiş
Bırakin bu üfürme işlerni...
Allah bilimden anlamaz.
Anladığı konular
Yakmak ,öldürmek ve elçisine sex nasıl yapılırdan öte başka bir bilgi ifade etmez.
Bu yakma,öldürme,ve özellikle sex konularında allahdan daha bilgi ve beceri sahibi olan eski medeniyetler var.
Altın oran dediğin altın portakal olmasın ,insanlarin vitamini beklettigi yer.
Neymiş süt nasıl olurmuşda 21 yy da henüz çözülmemiş..Bu yalanı git kahvede akranlarina anlat.
Yıldıztozu
25-08-2015, 00:50
Kuranda evrenin genişlemesi falan yok. Göğün genişletildiğinden bahsediliyor. Onun da nedeni, kurana göre gök ve yer bitişikken ayrıldı ve gök yukarı kaldırıldı, yukarı kaldırılırken genişletilmiş oldu. Saçma ve komik bir yaratılış hikayesi. Tabi müslümanlara malzeme çıkarıyor.
birtan1912
25-08-2015, 01:07
Komik arkadaş.Bilim keşfeder Allah'ın yarattığını.Olayı kişiselleştirmek istemiyorum tubitakta ortaokulda derece almış bir öğrenciyim.Beyinsizlik safsatası yapma bana ben delille geldim sende delille gel.Allah'ı tanımadan boş boş konuşma...O boşa sarfettiğin düşünmeden mahrum beynini öyle yaratmış ki Allah içinde senin nefs var şeytan sürekli vesvese veren takıntı yaptıran vs ilim bilmiyosun? Allah'ın ilmi sonsuzdur.Allah tek eşlilikten fazlasını sakıncalı görmüş yine de merhamet etmiş güç yetirebilirseniz evlenin ama güç yetiremezsiniz demiş.Safsata değil bu aptal aptal big bang evrim gibi düpedüz mantıkla bana gelme.Sataşacaksan delil getir idrakın varsa konuşalım önyargılı olmanın sebebi şeytan ! beyinsizliğin lüzumu yok...Allah herşeyi insanı imtihan etmek için yaratmış.Altın oran senin yüzünde ellerinde aç bi fibbonacciyi oku matematikten mahrum...Bütün bilgiyi bütün mevcudatı Allah yaratmış sabit dağlar yaratmış hareketli değil ki sarsılmayalım hareketli dağlar depremi tetikleyici rol üstlenmekte çünkü..pray nebula yaz bişey yaz galaksilerin altın oranı kurandaki altın oran yaz bişey yaz belki o kararmış maddeden başkasını görmeyen metafiziği algılamayan beynine bi aydınlanma vesilesi olur...aç interneti dmt yi araştır bişey yap da sonsuza kadar yokluğa mahkum olma...Ne yaşamış ölümden dönen sizin gibi kafirler de mü'min olmuş.Edison bile Tanrı zar atmaz demiş...Bana gerçeği gösteren Allah'tır.Gösterişçi yobazlardan değilim ben.Allah herkese hidayet versin dilerim ki.Ama ben binlerce mü'minden biriyim...Bana delille gel safsatayla gelme."İşte bu Kur'an Allah'ın hidayet rehberidir.Onunla dilediğine hidayet verir.Allah kimi saptırmak istersede ona yol gösterici bulunmaz." göründüğü üzre Apaçık olan Kuran bizim nasıl imanımızı artırıyorsa sizin de küfrünüzü sapkınlığınızı artırıyor...
birtan1912
25-08-2015, 01:11
obi san ben senin karakterine saldırıyomuyum neyin ne olduğunu bilmeden konuşma karakterine mi saldırdım ben senin.Toy diyor adam daha nefsini bilmiyon sen :D ben hamdolsunki nefsimi biliyorum vesveselerini biliyorum zikir çekerken namazda ne vesveseler geliyor kuruntular yani...Siz de şeytanın adamısınız...Dahv kelimesinin biçok anlamı var ve Kur'an da o manaya gelmekte arapça bilmeden çok konuşma ! Kur'an ı bilmeden hele sakın yargılamaya kalkma...Kur'an ın her ayeti delil siz daha altın oranı inkara kadar giden körlersiniz amacım size hakikatı göstermek değil zaten şu aptal safsatalarınıza saldırılarınıza bi son vermeniz adına yazdım...
İlahimasal
25-08-2015, 01:13
Allahının yarattığına bi delil gösterde tubitak ürünü olduğunü görelim.
Allahın kim,nerede,nasıl,niye,çapı ne,boyu ne,tersmi durur.düzmü,ağzı var dili yokmu
Salak insan hayalindeki şeyi ilah yapar.
Bilim ilah falan tanımaz.
Bu aralar tubitakın başına ayı besleyicisini müdür yapan hükümet var.normal
obi san ben senin karakterine saldırıyomuyum neyin ne olduğunu bilmeden konuşma karakterine mi saldırdım ben senin.Toy diyor adam daha nefsini bilmiyon sen :D ben hamdolsunki nefsimi biliyorum vesveselerini biliyorum zikir çekerken namazda ne vesveseler geliyor kuruntular yani...Siz de şeytanın adamısınız...Dahv kelimesinin biçok anlamı var ve Kur'an da o manaya gelmekte arapça bilmeden çok konuşma ! Kur'an ı bilmeden hele sakın yargılamaya kalkma...Kur'an ın her ayeti delil siz daha altın oranı inkara kadar giden körlersiniz amacım size hakikatı göstermek değil zaten şu aptal safsatalarınıza saldırılarınıza bi son vermeniz adına yazdım...
Anlasildi :)
fakat cihad icin yanlis yere geldin, klavyeni bosa yorma istersen.
İlahimasal
25-08-2015, 01:16
1400 senedir allah diye bir şeyden bahsediyorlar.
Neymiş efendim kainatı falan yaratmış diyorlar.
Bence allah yaratmadı benim dedem yarattı o dedem her şeyin yaratıcısı siz bilmessiniz dedem bilir.
Benim dedem dediğim büyük babam deil.
Dedem diye bir tanrı.
Adını bana söyledi.
Nedir bu, aynından bende istiyorum-viski kesmiyor artık :)
Yıldıztozu
25-08-2015, 01:17
Birtan; şu başlığımda Kuran'dan delillere anlattım, bir bak istersen. Özellikle astronomi ayetleri bölümü tam da konuyla alakalı, daha sonra yaratılış ayetleri bölümüne inceleyebilirsin.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=37787
turin, senin bu avatarındaki adam tuvaleti gelmiş de zorla tutuyor sanki. Hangi filmden aşırdın bunu, söyler misin? ;)
turin, senin bu avatarındaki adam tuvaleti gelmiş de zorla tutuyor sanki. Hangi filmden aşırdın bunu, söyler misin? ;)
Yuhh, Koca turini neye benzettin :)
İnternette bulduydum, elemanın teki turinin kendini öldürdüğü sahneyi çiziktirmiş ama sen başka bir şeye benzettin :)
birtan1912
25-08-2015, 01:30
ben herşeyin farkındayım...görmeyene ben göSteremem...Ya çok konuşma komedi kanıt Kur'an zaten...ama tatmin olman imkansız çünkü nefsinden şeytandan haberin yok bak bu konuda çok ciddiyim ben üzülüyorum...Hz.Muhammed namaz kılarken sırtına işkembe koyan müşrikler için" Allah'ım bilmiyorlar bilseler yapmazlardı." diyen ourarak su içmeyi oturarak küçük su dökmeyi sağa yatmayı öneren üstün idrak üstün ahlak sahibi 9 yaşında dediğin kızla islamı yaymak için evlenen bikez bile cima etmeyen bi insandı...Delil olarak rose nebula yaz altın oran yaz google a evrimin saçmalığına kediyi örnek verebilirim,primatların kör oluşu big bangin öncesi ve sonrasında iki atomdan altın bor vs elementlerin tesadüfen oluşumunun imkansız oluşu...Ve dmt yazıp araştırabilirsin ölüm sonrası belgeselleri.Hristiyanların belgeseli...İslamı tanımıyosunuz.Kur'anı tanımıyosunuz neden çünkü hakiki mü'minler göz önünde değil hep ebedi hayatı için çabalamakta.Benim yaşadığım olaylar var misal annemin ölümünden sonra sevaplarımı anneme gönderdikten sonra sarmaşık dolu mezarın üzerini 1 hafta sonra gelinciklerin sarması ve buna benzer sayısız delil Allah'ın bana yaşattığı...Ama inanın ölüm anı çok geç olcak...Ben Allah için yazıyorum ama sizi kendinize getirmek...Ve nefsinizin şeytanın farkına bununla beraber hakikatın farkına vardırmak da isterim.Nebulaları inceleyin göklerle yerin ayrımı bilimsel bi gerçek,6 evrede yaratılış bile keşfedilmiş.Sabit dağların önemi hareketli(volkaniklere nazaran) "Sen dağları görürsün de onları sabit sanırsın.Oysa onlar bulutlar gibi sürüklenmektedirler.Bu herşeyi sapasağlam yaratan Allah'ın yaratma sanatıdır." sizin gördüğünüz gibi bunun kıyametle ilgili dağların yürütülmesi(tuz buz olması) değil de dünyanın e her gök cisminin kendi etrafında dönmesi olduğu...İki önceki ayettede aynı düzenin olmasıyla sabittir.Kur'an düşündüğünüz gibi bir kitap değil oku emri sıradan bir emir değil anlayarak sorgulayarak irdeleyerek temiz akılla "Oku yaradan Rabbinin adıyla oku.O seni bir alaktan yarattı." alak(embriyo) bu da bir delildir...Ama dediğim gibi maddeye yönelik delilleri incelemk isterseniz denizatı nebulası(tek erkek hamile canlı) evrim saçmalığına tezat da sunulabilir.Rose nebula pray nebula eagle nebula ve daha nice nebulaları inceleyebilir.Altın oranın ne olduğu kainattaki mükemmel matematiğin altın oranın keşfine giderek belli sonuçlara varabilirsiniz...
birtan1912
25-08-2015, 01:37
Birtan; şu başlığımda Kuran'dan delillere anlattım, bir bak istersen. Özellikle astronomi ayetleri bölümü tam da konuyla alakalı, daha sonra yaratılış ayetleri bölümüne inceleyebilirsin.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=37787
her yazdığını derin düşünerek Allah'ın yardımıyla geçmiş zamanda çürüttüm şüphe haline gelmeden...uzun uzun konuşabiliriz iyi bi sonuca varman için haklıyı haksızı görmek için...Ama şunu da iyi bilin ki dedikodu yapanı herkesi çekiştireni laf taşıyanı karı kıza sarkanı aklını kullanmayanı sorgulamayanı Kur'anı kuruntuyla(!) okuyanı zalimleri Allah hidayete erdirmez ve Allah böylelerini sevmez Allah kötüleri sevmez kafirleri sevmez...Lan yanacaksınız işte ya böyle giderse Allah bütün aklı selim kalbi selim mü'minleri korusun...
İlahimasal
25-08-2015, 01:40
Bu dediklerini senin allahın deil benim dedem yapdı.
Benim dedemi inkar etme,merdiven altında yanarsın.
Yıldıztozu
25-08-2015, 01:43
Cehennem çok güzel olacak Birtan.
Bütün seksi kızlar ve zeki bilim adamları orada birlikte takılacağız ;)
birtan1912
25-08-2015, 01:45
Adını bana söyledi.
bak komik çocuk tanımıyosun Allah'ı o yüzde 2 lik iradeni de şeytana kaptırmışsın zaten boş konuşma cennette beyinsizlere yer yok zaten.İslamın da sana ihtiyacı yok senin İslama ihtiyacın var.Git 2 integral çöz 3 4 katlı sonra zaten insanların inançlarına kutsallarına saygı göstermeyi öğrenirsin...
İlahimasal
25-08-2015, 01:45
Barlasın kulaklarını çınlatıyım
Eve maymun koydum insan olmasını bekliyorum
Dolaba kaburga koydum kadın olmasını bekliyorum.
İkiside mucizeeee
Birini dedem
Birinide allah idaa ediyor hangisi akılıca
İlahimasal
25-08-2015, 01:47
bak komik çocuk tanımıyosun Allah'ı o yüzde 2 lik iradeni de şeytana kaptırmışsın zaten boş konuşma cennette beyinsizlere yer yok zaten.İslamın da sana ihtiyacı yok senin İslama ihtiyacın var.Git 2 integral çöz 3 4 katlı sonra zaten insanların inançlarına kutsallarına saygı göstermeyi öğrenirsin...
“Ey Peygamber! Kâfirlerle ve münâfıklarla cihad et,onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne kötüdür! ” (Tevbe:73
Merhamet sahibi ellah,hoş görü dini islam ve elçisi
Allahı tanımam için olması gerekir.
Olmayan şeyi tanımak ?
birtan1912
25-08-2015, 01:50
zeki bilim adamları mı ? edison "Tanrı zar atmaz." demedi mi ? einstein ben yok diyemem demedi mi şu tekerlekli sandalyedeki adam ben yok sayamam demedi mi ? senin zeki bilim adamı dediklerin akıllı bilim adamlarının tırnağı olamaz...Akıllı bilim adamları hep cennette olcak ;) "İster hristiyan ister yahudi ister saabi ister müslüman olsun.Kim Allah'a ahiret gününe meleklere peygamberlerine ve kitaplarına iman ederse cennete girecektir." bakara suresi...Zamanında müslüman olan tolstoy gibi misal eski düşünürler çok tanrılı dinleri ve inkarcılığı aklı almayıp şüpheyle iman eden veya şüphesiz iman eden biçok düşünür...Kaldı ki en üstün düşünür olan peygamberlerdir...Bence aklınızı daha çok kullanın çünkü zeka öğrenme kabiliyetidir...
Biri alsın şu gerzeği buradan , beynini yalan yanlış safsatalarla doldurmuşlar
İlahimasal
25-08-2015, 01:55
Kuranın keçi tarafindan yenilen ayetlerinden birinde
Vy canis majoris kandilini gökleri yırtarak dünyanı üzerine düşüreceğini söyleyen alemlerin rabbi ellaha hamd ediyorummmm..
Yüce rabbim sen her şeye gadirsiinnn.
Yüce rabbim keçinin yediği başka bir ayette bin bang konusunda bizleri uyarmışdı.
Kafirler hemen nerden biliyorsun Keçinin yediği ayetleri demeyin.
Evliyalarımız buharinin ruyasina girip haber verdiler.....
Okuu buhariye verilen ilim aşkı ile okuuuu
birtan1912
25-08-2015, 01:56
bak içine bi nebze şüphe düştüyse sakın pes etme şeytan var çünkü damarlarımızda kanın gezdiği gibi geziyo...üstüne git biraz iman iste ne biliyim gönlüne imanlı olma isteiğini koy kuruntularla oyalamasına izin vermeyin sizi...Çünkü hakiki mü'minleri tanısan ne kadar sabırlı erdemli iyi akıllı uyanık insanlar diye hayret edersin...
birtan1912
25-08-2015, 01:59
1 delille 40 alimi yendim 40 delille bir cahili yenemedim...Ulan senin cannis majoris diye geçen gün öğrendiğin yıldızı biz 12 yıl önce biliyoduk altın semerli merkep...Çok konuşma...Yaratıcısına ihanet edenlere merhametli olmamsını emretmiş Allah...bilmiyon öküz öküz konuşuyon içinde şeytan var işte cahil putperest nefs var nefs !
Yıldıztozu
25-08-2015, 01:59
Din, insanları ne hale getiriyor.
Ağır hipnoz seviyesi :)
İlahimasal
25-08-2015, 02:00
Şeytan delikanlı çocuk severim keratayı.
Postasını koymuş icabinda.
Ya benim olursun ya kara toprağin demiş.
Pazarlık konusundada çok ikna edici.
Al 5 lira ver kıyamate kadar süre
Lunaparkda 20 liraya 30 dakkalık zevkler yaşayamiyoruz haciiii
birtan1912
25-08-2015, 02:00
gur91 demek gerzeğim ben.Sen ne işle meşgulsün napar nedersin ? kişiye saldırı olduğundan soruyorum ?
İlahimasal
25-08-2015, 02:02
1 delille 40 alimi yendim 40 delille bir cahili yenemedim...Ulan senin cannis majoris diye geçen gün öğrendiğin yıldızı biz 12 yıl önce biliyoduk altın semerli merkep...Çok konuşma...Yaratıcısına ihanet edenlere merhametli olmamsını emretmiş Allah...bilmiyon öküz öküz konuşuyon içinde şeytan var işte cahil putperest nefs var nefs !
Tubitakcı haciii ben put sevmem
Özellikle arap putlarına ayar oluyorum.
Ben ateistim ben hiç bir şeye tapmam
Anlayamadın daha
Elllah majorisi niye yaratmış haciiii
birtan1912
25-08-2015, 02:04
yıldıztozu bak şeytan diyorum sana nefs diyorum aç bi dmt belgeseli izlenebulalara bak karadelikleri düşün altın oranı araştır fibbonacci keşfetmiş...lan herşey apaçık ortada işte kuranda üstün akıllıların anlıcağı bi kitap işte yusuf islam tolstoy bunlar sonradan müslüman olan insanlar şüphe etmek istersen edersin çünkü çok üstün bi kitap...kalpler Allah'ın elindedir tabi mecaz bu metafiziksel boyutta düşünmek gerek...
İlahimasal
25-08-2015, 02:07
Bu atayızlara putperest diyen mislimanlara sormak lazım
Ellah putunuz varken,kabe putuna neden taparsınız,doymazda hacerülesvet meteoruna neden taparsınız.doymazda şeytan taşlama ayinine neden o kadar para basarsınız,doymazda evliya türbelerinde neden kesme şeker dağıtirsıniz be e zavallı putperest müslümanlarım benim.
Gelin dedeme inanın la
birtan1912
25-08-2015, 02:08
niye Ellah yazdığının bilincindeyim o zaman müşrikler haşa Allah üçtür derlermiş ve herşeyi Allah'ın yarattığına inanır ancak diğer putların el ilah vs onların gücü olduğuna inanırlarmış?Sen majorisi gökte seçemeyesin diye yaratmış...Yeryüzünde nasıl ekolojik bi döngü varsa tesadüfen oluşamayacak karıncanın tırtıl böceğimin bile rolü olan bi döngü majorisin de kainattaki kozmik döngüde bi rolü vardır muhakkak yüzde 2 lik iradeyle öteye geçemem...Sen nefsine tapmıyonmu ben mastürbasyon yapmam keşke yapmasaydım dediğin herşeyi sana nefsin yaptırıyo haberin yok...
Kara delikleri mi düşünelim?
Altın oran mı?
Allahını seversen söyle, ne içiyorsun?
Kafayı yicem meraktan :)
birtan1912
25-08-2015, 02:11
şimdi anladın mı kimin daha akıllı olduğunu ? neden yazdığını anlamak çok zor olmadı...bak komik çocuk senin o dediklerin müslüman değil müşrik diyoruz onlara biz ! müslüman akıllı olur kurnaz olur şeytanı nefsini bilir...Ulan gidin ölüm anını yaşamış birinin anlattıklarını falan dinleyin daha da yazmayın beynimi kullanmam gerek...Hadi by
İlahimasal
25-08-2015, 02:12
niye Ellah yazdığının bilincindeyim o zaman müşrikler haşa Allah üçtür derlermiş ve herşeyi Allah'ın yarattığına inanır ancak diğer putların el ilah vs onların gücü olduğuna inanırlarmış?Sen majorisi gökte seçemeyesin diye yaratmış...Yeryüzünde nasıl ekolojik bi döngü varsa tesadüfen oluşamayacak karıncanın tırtıl böceğimin bile rolü olan bi döngü majorisin de kainattaki kozmik döngüde bi rolü vardır muhakkak yüzde 2 lik iradeyle öteye geçemem...Sen nefsine tapmıyonmu ben mastürbasyon yapmam keşke yapmasaydım dediğin herşeyi sana nefsin yaptırıyo haberin yok...
Ol deyince sadece dünyayı olduruvereymiş elllah. Ne vardı o kadar ota boka böceğe.
Ellaha söylermisin duanda benden önce şeytanı niye yaratmış,çok teesuf ettğimi söyle kendisine
birtan1912
25-08-2015, 02:14
evet 20 den büyüğüm 25 yaşındayım sizin geçtiğiniz yollarda at koşturan saf arkadaşlarımı ayıktırdım Allah'ın sayesinde...Ekonometri okuyorum aynı zamanda çeko ikinci dal...anadolu lisesi mezunuyum tudem sınavında türkiye 4.lüğüm var ana babadan temel din eğitimi almışlığım da yoktur fazla...Herşey Allah'ın sayesinde...turin arkadaşım beyninle konuş git altın oranı araştır karadelikleri düşün ! aklın alıyosa burdayım.
birtan1912
25-08-2015, 02:16
Allah'ın iradesini aklın almaz herşey herşey bi döngü içinde geceleyin yıldız manzaraları hoşuna gitmiyo mu yakamoz günbatımı galaksilerin görüntüsü.Tekrar söylüyorum dünya hayatı oyun eğlencedir ama gel gelelim ki dünya ancak insanı İMTİHAN etmek için yaratılmış...
İlahimasal
25-08-2015, 02:16
evet 20 den büyüğüm 25 yaşındayım sizin geçtiğiniz yollarda at koşturan saf arkadaşlarımı ayıktırdım Allah'ın sayesinde...Ekonometri okuyorum aynı zamanda çeko ikinci dal...anadolu lisesi mezunuyum tudem sınavında türkiye 4.lüğüm var ana babadan temel din eğitimi almışlığım da yoktur fazla...Herşey Allah'ın sayesinde...turin arkadaşım beyninle konuş git altın oranı araştır karadelikleri düşün ! aklın alıyosa burdayım.
Şu altın portakal olayını bana anlatsana öğreniyim.
Kabe altın portakal ,yüzümüz, portakal ?
Allah'ın iradesini aklın almaz herşey herşey bi döngü içinde geceleyin yıldız manzaraları hoşuna gitmiyo mu yakamoz günbatımı galaksilerin görüntüsü.Tekrar söylüyorum dünya hayatı oyun eğlencedir ama gel gelelim ki dünya ancak insanı İMTİHAN etmek için yaratılmış...
Sonsuz bir cennet/cehennem hayatı için kısacık bir dünya imtihanı ne kadar adil? Yani senin, sırf ben Allah'ı bulamıyorum, inanmıyorum diye sonsuza değin cehehnnemde yanmama gönlün el veriyor mu?
Yıldıztozu
25-08-2015, 02:20
Birtan sana yardımcı olmak isterdim ama fazla saplantılı görüyorum seni.
Buraya tartışmaya gelmemişsin. Ateistleri eleştirip kaçıyorsun.
Elinde hiçbir kanıt olmadığı halde, inancından bu kadar emin olman senin eksikliğini gösteriyor. Sağlam inanç, şüpheyi gerektirir. Sende o şüphe bile yok, seninki inanç değil saplantı. Hayal dünyasında yaşıyorsun, gerçeklikten kopmuşsun.
Kolayca kandırılabilecek birisin, altın oran tarzı yutturmalardan etkilenmişsin. Seni suçlamıyorum aslında, sistem öyle çalışıyor. Kurtulursun umarım.
birtan1912
25-08-2015, 02:21
Ordaki ol demesi yüce Yaratıcı nın olaylaraı ol demesiyyle yaratması ki bu ol demesi kulakların duyacağı şekilden ol demek değildir...Allah'ın yarattığı hiçbirşeyde kusur göremezsin sorgulayıp doğru biyere varman için bunca yaratılan döngü madde İMTİHAN içindir...
İlahimasal
25-08-2015, 02:22
Ordaki ol demesi yüce Yaratıcı nın olaylaraı ol demesiyyle yaratması ki bu ol demesi kulakların duyacağı şekilden ol demek değildir...Allah'ın yarattığı hiçbirşeyde kusur göremezsin sorgulayıp doğru biyere varman için bunca yaratılan döngü madde İMTİHAN içindir...
Majorisle imtihanım nasıl olucak haciii
birtan1912
25-08-2015, 02:27
yıldıztozu yanlış düşünüyosun bu zamana kadar acılarla şeytanın nefsin baskılarıyla zorluklarla imtihanla geçen koca bi süreç var inanmasanızda ben çoğu şeye Allah'ın sayesinde vaakıf oldum...ilim istedim O verdi...altın oran hakikatın özüdür.estesiyenler altın orana göre burun yapıyorlar...Hristiyan bi arkadışımı annesinin sözü"kalbinde ne varsa Tanrı sana onu verir" yani Allah diyor zaten İster Rahman de ister başka bir isim en güzel isimler Allah'ındır...Çünkü her insana istediğini veren O'dur.Kalpler bir wirelesse laptobun bağlanması gibi ona bağlıdır.Öyle bir metafiziksel kudrete sahiptir ki akıllar algılayamaz...Ancak uzun zamanlı isteğin uzun zamanlı sorgulamanın sonucunda hakka varabilirsin...Sizi kınayamam,çünkü neyi kınarsan şeytan işini gücünü bırakıp onu yaşatmak için didinir...O yüzden ben sadece doğruyu anlatmaya çalışıyorum Allah için...siz de beni yaralamaya çalışmadan İslam'a ama altını çiziyorum gerçek İslam'a ve gerçek müslümanlara saldırmadan tartışın...
birtan1912
25-08-2015, 02:30
orda da sanatkarı görme şansın var.Ama önce at gözlüğünden kurtulup şöyle bir 360 dereceden bakman gerek...
Yıldıztozu
25-08-2015, 02:31
yani allaha inanmak için en büyük nedenin altın oran mı? mesele bu mu?
birtan1912
25-08-2015, 02:53
yıldıztozu önce kur'an yani belki her ayetin altında mecaz barındırdığını öğrendiğimden beri bazı müslümanlar kur'anı türkçe okumaz.Bu allah'ın bi lütfudur kur'an ı anlamak kolay değil.Peygamberimiz dünyanın yuvarlak olduğunu birçok şeyi anlatmış ama yine yobazlar yozlaştırmış...hz.Muhammed i tanımıyorsunuz hiç çok üstün bi insandı...Oobi wan nefsimi tanıyorum çünkü kafamda hiç olmadık düşünceler beliriyor iç ses denilen şey insanlar hakkında kötü düşünceler kınamam için şüphe etmem için kışkırtmalar vs sürekli...Bu bir imtihan vesilesidir...Bunu hakiki bir mü'min bilebilir...Geçenlerde genetik mühendisi amerikada moleküler biyoloji masterı yapmış bir mü'minin konuşmasını izledim...Ağzım açık kaldı bunun da boyutları var yani yüce yaratıcıyı hakkıyla tanımak imkansız denecek kadar zor...kaldıki yaşadığım delil sayabilceğim olaylar var...ben sana tolstoyu okumanı öneririrm en bilinçli rus yazar zaman zaman ateist olsa da müslümanlıkta karar kılmış...Daha fazla konuşmak istemiyorum boşa zaman geçiriyoruz...Herkesin inancı kendine...Ama ben uyarmak istedim...
bak içine bi nebze şüphe düştüyse sakın pes etme şeytan var çünkü damarlarımızda kanın gezdiği gibi geziyo...üstüne git biraz iman iste ne biliyim gönlüne imanlı olma isteiğini koy kuruntularla oyalamasına izin vermeyin sizi...Çünkü hakiki mü'minleri tanısan ne kadar sabırlı erdemli iyi akıllı uyanık insanlar diye hayret edersin...
şu adamı konuşturtmayın imana gelecem :D
Yıldıztozu
25-08-2015, 03:02
''hz.Muhammed i tanımıyorsunuz hiç çok üstün bi insandı.''
:) sen sanki Muhammedi görmüş tanışmış gibisin :)
Sana tavsiyem, bir yaratıcının var olup olmamasından önce dinleri düzgünce sorgula. Verdiğim başlık linkini idrak etmeye çalış. Hoşçakal.
Çünkü hakiki mü'minleri tanısan ne kadar sabırlı erdemli iyi akıllı uyanık insanlar diye hayret edersin...
Hakiki Koç Turizm
Hakiki Maraş Dondurması
Hakiki Ceylan Derisi
Hakiki İskender Kebabı
Hakiki Mü'min
şu adamı konuşturtmayın imana gelecem :D
Ben namaza durdum ama galiba saati yanlış :madgrin:
birtan1912
25-08-2015, 03:11
dua ettim çünkü.gerçekten metafiziğin farkında değilsiniz...Allah samimiyetle edilen duaları kabul eder...bunu yaşayan çok daha iyi bilir...nefs hep insanı kötüye teşvik eder...Gerçekten iman etmek zor çünkü nefs kuruntulara boğuyor insanı ama Allah diledikten sonra kolay hakiki iman sahibi olmak zor istemek ve gayret etmek lazım "Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık." isra suresi 13. ayet...dediğim gibi açın dmt yi araştırın bilmediğiniz çoook şey var acizane benim belki daha çok vardır...metafiziğe yönelmeye gayret edin.Evrenin neden genişlediğini araştırın ne biliyim bişeyleri kurcalayın her duyduğunuza inanmayın...
Hakiki Koç Turizm
Hakiki Maraş Dondurması
Hakiki Ceylan Derisi
Hakiki İskender Kebabı
Hakiki Mü'min
Karışık alabiliyor muyuz :caked:
birtan1912
25-08-2015, 03:15
''hz.Muhammed i tanımıyorsunuz hiç çok üstün bi insandı.''
:) sen sanki Muhammedi görmüş tanışmış gibisin :)
Sana tavsiyem, bir yaratıcının var olup olmamasından önce dinleri düzgünce sorgula. Verdiğim başlık linkini idrak etmeye çalış. Hoşçakal. sağa yatmayı öneren oturarak su içmeyi öneren eşlerinizi dövmeyin kötü söz söylemeyin çocuklarınızı dövmeyin diyen tüm ahlaki özelliklerle donatılmış,yine oturarak küçük su dökmeyi öneren ki prostatı önler...Cahiliye devrinde kız çocukları diri diri gömülürken kızını omuzlarında gezdiren ve kendinden akıllı kadınlarla evlenen bir insandı...Bunlara rağmen kibirsizdi ve oldukça yakışıklı olduğu anlatılır...
birtan1912
25-08-2015, 03:17
ama tüm bunlar olmasına rağmen inançlı bi insan değildi...o da daha sonra lütfedildi...
sağa yatmayı öneren oturarak su içmeyi öneren eşlerinizi dövmeyin kötü söz söylemeyin çocuklarınızı dövmeyin diyen tüm ahlaki özelliklerle donatılmış,yine oturarak küçük su dökmeyi öneren ki prostatı önler...Cahiliye devrinde kız çocukları diri diri gömülürken kızını omuzlarında gezdiren ve kendinden akıllı kadınlarla evlenen bir insandı...Bunlara rağmen kibirsizdi ve oldukça yakışıklı olduğu anlatılır...
Kendinden akıllı kaç kadınla ( çocukla evlenmiş ),aralarında evlatlığının karısı da var mıydı? gibi gibi.. prostatı önlüyor demek hmmm.Süpermiş.:bounce:
birtan1912
25-08-2015, 03:25
yani evlenme amacı cinsel tatmin değil hep sahipsiz kadınlarla evleniyormuş.bu uzadıkça uzar...herkesin dini kendine...Hakk'ı bulmanız dileğiyle...
adamların ödü patlıyor şüpheye düşerim dinden çıkarım diye :D , kaçırdınız adamı , bu din çok kötü bir illet insanı zincirlere vuruyor , bu illeti çıkaranlar insanları ebedi cehennemle korkutanlar dünyaya gelmiş en zalim , en adi insanlar olmalı bence
adamların ödü patlıyor şüpheye düşerim dinden çıkarım diye :D , kaçırdınız adamı , bu din çok kötü bir illet insanı zincirlere vuruyor , bu illeti çıkaranlar insanları ebedi cehennemle korkutanlar dünyaya gelmiş en zalim , en adi insanlar olmalı bence
Harbi kaçtı galiba.
Hep senin yüzünden :roll: sende imana geleydin ben gibi kalırdı galiba.Ne güzel kılcaktın bir iki rekat.O da ohhh be tek kör ben değilim filan gibi bir tatmine gircekti. :amen::becky:
Gür, bunların hepsinin içinde şüphe var zaten.
Bunlar düşünmemenin hazzını almış tipler.Olmaz yani.En temel şeylerle yaşıyor.Etraftaki ne düşünürse (düşünmek mi doğru kelime bilmiyorum ) ne sıç..sa vb. aynen devam.Biraz ağır mı bilmem ama duruma binaen tek kelimeyle insan tipliler diyorum artık.Başka ne diyim.
Barlas arkadaşın görsellerine baksa uyku da uyumaz olur bu herifler bırak şüpheyi.
Sevgiler
İlahimasal
26-08-2015, 00:31
Şimdi bu arkadaş bu forumu okurken ateistlerin kendi allahı hakkında söylediklerini hazımsayamayınca üye olup şu KAFİRLERİ bi uyarayım demişdir.
Giriyimde şunlara ellahın muhteşem yaratıcılığını cezasını bu kullara tebliğ edip sevap kazanıp,cennet bahçelerinden birinde yer kapayım demişdir.
Britan senin allah bizi her gün uyarıyor.niye onun adına bizi peygamber edası ile uyarma ihtiyacı duyuyorsunki.
Bu tip davranış bozukluğu bendede var.
Dinci siteleri okurken dur hele şunlara bi cevap yazayım .şunları ellahlarında uzaklastirayım.aklıma hemen eski hallerim geliyor.yüce dedem benim kafir olmama hidayet etmeseydi bende müslüman kalıcakdım.
Yüce dedem müslümanlara hidayet edene kadar onlar doğru yolu bulamaz.
Yüce dedem müslüman inkarcılara hidayet et.sana bizim içın yarattığın rakïdan kurban edicem hemde 100 cc lik.
Britan ha gayret 2 sene bu forumu takip et sende bizden olursun.
Yüce dedemin izni ile.
Kurdistannn
26-08-2015, 04:54
Aslında evrenin neyin içinde genişlediği konusu sanırım bizi şimdilik aşıyor. Çünkü evren uçsuz bucaksız ve biz evreni tanımada çok yol kat etsek de şu an için emekleme aşamasındayız belki de.
İleride belki de gözlemlerle uyuşacak yeni evren modelleri ortaya atılacak, ya da belki evren genişlemesini durdurdu ve içine çökmeye başladı...
Bu konu şimdilik bizi aşar kanaatındeyim.
ya da belki evren genişlemesini durdurdu ve içine çökmeye başladı...
Bu pek mümkün değil. Böyle bir durumda "zaman" tersine dönerdi. Yani önce ben bu mesajı yazardım sonra sen yukarıdakini.. :) (Bkz. termodinamik zaman oku - https://en.wikipedia.org/wiki/Entropy_(arrow_of_time) )
Yıldıztozu
27-08-2015, 01:31
Andrei Linde'nin şuna benzer bir benzetmesi vardı.
Uzayın şeklini şu futbol topu gibi düşünürsek; siyah ve beyaz bölgelerin her biri farklı evrenlerdir. Topu şişirerek evreni genişlettiğimizde, bizim yaşadığımız siyah veya beyaz evren o kadar genişleyecektir ki bir süre sonra bu evrenin içerisinde bulunanlar, diğer evrenlerden habersiz kalır.
Futbol topu ışık hızından daha hızlı genişlediği için, diğer evrenlerin ışığı bizden hızlıca uzaklaşır ve böylece onların varlığından haberdar bile olamayız. Çünkü ışıkları ulaşamaz, uzaklaşma hızı ışık hızından fazla olduğu için. Hatta belki her evrende ışık var olmayabilir de.
http://www.macizletv.com/futbol-top.png
Kurdistannn
27-08-2015, 01:35
Aleph, Maalesef dediğin biraz farklı bir şey:)
spartacus
27-08-2015, 01:42
Evren ışık hızından daha yüksek hızlarda genişliyor derken, bu her bir parçada da en azından bu biçimde gözlemlenmeyi gerektirmiyor muydu?
Varsayalım ki Büyük patlama, patlama merkezi ile dış çeper arasında bu denli yüksek hız farkı olabilir mi?
Andromeda, Samanyolu ile yakınlaşıyor mu? Uzaklaşıyor mu? (halbuki saçılma açısının aşılması ciddi sorun)
Kurgunun bu düzeyinde, Plazma Evren Modeli daha anlamlı gibi...
Yıldıztozu
27-08-2015, 01:58
Andromeda ile Samanyolu birbirine yaklaşıyor ama bu boyutlar evren için çok ufak. Galaksi kümeleri var, hatta galaksi kümelerinin birleşiminin de kümeleri var. Onlar birbirinden uzaklaşıyor.
Evrenin tüm resmi şu;
http://i.kinja-img.com/gawker-media/image/upload/s--dWEUJhl1--/c_fit,fl_progressive,q_80,w_636/s7nzyjytg8ltovxu9gvz.jpg
Bu resimde galaksiler görünmüyor, hatta galaksi kümeleri de görünmüyor. Galaksi kümelerin birleşimi görülüyor, flama deniliyor onlara sanırım.
Diğer evrenler varsa, oralarda ışık hızı bile farklı olabilir. Işık yerine başka bir şey de var olabilir. Farklı fizik yasaları var olabilir. Bu yüzden diğer evrenler varsa bile onları tahmin etmek zor.
sevgili spartacus,
Bilim her zaman şüpheci olmalı ve olgulara alternatif çözümler aramalı, bunu kabul ediyorum fakat şu aşamada Big Bang'e alternatif kozmolojik modeller aramak bana zaman ve emek kaybı gibi geliyor. Yeni bir model geliştireceksek bu model Big Bang'i dışlayan değil, onu içine alan bir model olmalı. Newton mekaniği Rölativstik mekanik gibi.. :thumb:
Aleph, Maalesef dediğin biraz farklı bir şey:)
Farklı değil abi. Evren içine çöküyor ise bu entropinin azaldığı anlamına gelir. Forumda mesaj sayısı (yani bilgi=entropi) giderek artıyor; evren içine çöküyor olsaydı bunun azalması gerekirdi. Yani benim bu mesajım evvelden var olmalı sonra yok olmalıydı (şimdiki durumun tersi - şimdiki durumda mesajım yok iken var oldu tersi durumda var iken yok olmalıydı). Benzer şekilde eğer evren kendi içine çöküyor olsaydı insanlar mezarlarında doğup anne rahminde ölürlerdi..
Yıldıztozu
27-08-2015, 02:15
Bence de Bigbang'i içine alacak şekilde sonsuz ve sınırsız evren modelleri mümkün.
Her karadelik birer bigbang yaratıyor olabilir veya karadelikler evrenler arası köprü olabilir.
Bu arada plazma modelinde diğer evrenlerin ışığının bize ulaşmamasının tek nedeni uzak mesafeler değilmiş, şimdi baktım da evrenler arasındaki plazmanın olası ışımayı soğurduğu için izole olmuş olması da ışığı engellermiş.
spartacus
27-08-2015, 02:25
sevgili spartacus,
Bilim her zaman şüpheci olmalı ve olgulara alternatif çözümler aramalı, bunu kabul ediyorum fakat şu aşamada Big Bang'e alternatif kozmolojik modeller aramak bana zaman ve emek kaybı gibi geliyor. Yeni bir model geliştireceksek bu model Big Bang'i dışlayan değil, onu içine alan bir model olmalı. Newton mekaniği Rölativstik mekanik gibi.. :thumb:
Sevgili Aleph
Big Bang tamda geldiğimiz noktalarda herhangi bir şeyi açıklamıyor :)
Benzer şekilde eğer evren kendi içine çöküyor olsaydı insanlar mezarlarında doğup anne rahminde ölürlerdi..
Sevgili Aleph bu dediğin ile entropi arasında nasıl bir bağıntı kurdun...
Evren içe çöküyorsa bizlerin soyut kavramları ya da özneye göre olan öznel boyutlandırmalar vb neden tersine dönüyor olsun? Mesela öznel ifadeyle, evren içe çöküyor olsa, asansörler aşağı çıkıp, yukarı mı inecek, ya da asansörle yukarı çıkmak için düğmeye basan birisi yukarı çıkarken aşağı filan mı inmiş olacak?? Tüm bu tür rölatif ve soyut kavramların herhangi bir değişkenliğe uğramayacağı ya da etken olamayacağı açık...
Yıldıztozu
27-08-2015, 02:31
Evreni tam çözemesek de, evrim zaten tanrının var olmadığını gösteriyor bence.
Ayrıca evrenin tasarlanamaz olduğunu gösteren bir açıklama var şu videoda 56.45'ten itibaren izlerseniz. Evrenin genişlemesiyle ilişkili.
nwkZ5tIbTUM
spartacus
27-08-2015, 02:33
Bence de Bigbang'i içine alacak şekilde sonsuz ve sınırsız evren modelleri mümkün.
Her karadelik birer bigbang yaratıyor olabilir veya karadelikler evrenler arası köprü olabilir.
Bu arada plazma modelinde diğer evrenlerin ışığının bize ulaşmamasının tek nedeni uzak mesafeler değilmiş, şimdi baktım da evrenler arasındaki plazmanın olası ışımayı soğurduğu için izole olmuş olması da ışığı engellermiş.
Evet soğurma nedeniyle de kızıla kayma meydana gelir...
Evrenin ışık hızı üzerinde genişlemesi sorunu da aşırı derecede uzak galaksilerin keşfiyle iyice anlam verilen bir varsayım haline geldi, halbuki, öylesi şartlarda, o galaksilerin(en azından bilmem kaç milyar ışık yılı uzaktaki) gözlemlenmesi zaten imkansız...
İkincisi patlama merkezi ışık hızının üzerinde saçılırsa, açısal uzaklaşma da o denli artar ki, galaksilerin birbiriyle olan uzaklaşması da, saçılım ve açıyla doğru orantılı olmalıdır ve eğer saçılmaya esas referans alınan 2 parça birbirine zıt açıalrda ise bu durumda da uzaklaşma oranı 2 kat artar, açısal farkların sonucu olarak 360 derece çepeçevre gözlemde, belirli açılardan sonra ciddi boşluklar doğar... Neyse, halbuki birbirinden uzaklaşan galaksiler gibi aksine hızla yaklaşan galaksilerde mevcut ve bu gözlemler henüz net olarak ifade edilemez, zira gözlemlenebilir evren %99 oranında plazma içeriyor ve plazma ışığı soğuruyor(%99 hayli yüksek bir oran, bu ışığın plazmadan geçme durumunu kaçınılmaz kılıyor)...
Bir diğer konuda laboratuvar ortamında, plazma deryasının yıldız, galaksi ya da benzer oluşumları meydana getirdiği yıllar önce deneylerle ispatlandı ve plazmadaki manyetik alan, üzerine bastığımız toprakta dahi gözler önüne serildi-örneğin pusula, şimşek vb...
Bu arada unutmadan, aslında bu tür soruların(vay evren nasıl oluştu vb) günümüzde insanlığın temel sorun ve soruları açısından önemi yok diye düşünüyorum...
...asansörle yukarı çıkmak için düğmeye basan birisi yukarı çıkarken aşağı filan mı inmiş olacak?...
Asansördeki kişi aşağı inecek, sonra düğmeye basacak, sonra asansörden çıkacak. :) Bir filmi geriye sararak izlediğinizi hayal edin.. ;)
Termodinamik zaman okunu Sean Carroll'dan dinlemenizi tavsiye ederim:
https://www.youtube.com/watch?v=rEr-t17m2Fo
Kurdistannn
27-08-2015, 08:50
Farklı değil abi. Evren içine çöküyor ise bu entropinin azaldığı anlamına gelir. Forumda mesaj sayısı (yani bilgi=entropi) giderek artıyor; evren içine çöküyor olsaydı bunun azalması gerekirdi. Yani benim bu mesajım evvelden var olmalı sonra yok olmalıydı (şimdiki durumun tersi - şimdiki durumda mesajım yok iken var oldu tersi durumda var iken yok olmalıydı). Benzer şekilde eğer evren kendi içine çöküyor olsaydı insanlar mezarlarında doğup anne rahminde ölürlerdi..
Evren genişlediğinde, bizim galaksimiz ve Güneş sisteminde gezegenler birbirinden süratle ayrılmıyor.
Yani, evrenin genişlemesi galaksiler arası.Büyük ölçeklerde olan bir şey.
Evrenin çökmesi de, bu galaksilerin yakınlaşması gibi bir şey olacak. Evren tam çökmeden önce ne olur bilemem, ama diğer türlü zaman geriye akmaz.
Çünkü, bizi etkileyen küçük ölçekler. Onlar da, evren genişlese de, kendi üstüne doğru kapanmaya başlasa da, insanoğlu zamanı aynen algılamaya devam eder.
Evren tamamen tekillik noktasına gelirse eğer, zaten o zamana kadar en azından 10-15 milyar yıl geçer ki; insanoğlu zaten tükenmiş olacak.
Ama insanoğlu hayatta iken, küçük ölçeklere bağlı olduğu için zamanın oku aynen akar.
Predator
27-08-2015, 10:26
Plazma Evren Modelini anlatan kitap var mı ?
Big Bang ile ilgili almıştım, şuan okuduklarımı bitirince başlayacağım. İki teoriyi karşılaştırmak daha faydalı olur.
Kürdistannn :D Carroll amcayı dinlemeden hemen cevap yazmışsın. O video zaman kaybı değil emin ol. Evrene bakışını değiştirebilir.. ;)
Gezegenimizin Güneş etrafındaki yörüngesel hareketi (tüm yörünge hareketlerinde olduğu gibi) sabit değildir. Mesafe azalır ya da artar. Evreni kapalı bir sistem olarak ele alırsan evren üzerinde bir değişime neden olmaksızın bunu tersine çeviremezsin. Yani sistem tersinmezdir. Tersinmezliğin olduğu yerde ise mutlaka entropi artışı söz konusudur. Benzer şekilde dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü de tersinmezdir. Evrenin kendi içine çökmesi demek toplam entropinin azalması demektir. Bu da şu anlama gelir: normalde entropinin artışı yönünde gerçekleşen tüm hal değişimleri (yani aslında makro ölçekte evrendeki bütün hal değişimleri) tersine döner. Dünyanın yörüngesel hareketi değişir, güneş batıdan doğup doğudan batar. İnsanlar ihtiyarken gençleşir, tuz buz olmuş şarap kadehi birleşir ve yere dökülmüş şarap içine dolar. Sözün özü her şey tersine döner. Eğer bir kişiyi kuantum ölçeğinde küçültebilirsek işte o kimse zamandaki bu geriye gidişi hissetmez. Çünkü kuantum dünyası tersinirdir. Belirli bir zaman yönü yoktur. Aşağıdaki astronot için evrenin her yönü nasıl aynı ise kuantum dünyada zaman da böyle yönden bağımsızdır:
http://www.wallpaperup.com/uploads/wallpapers/2014/03/21/304455/69cd3d8129bc764a2b4d768999301f3d.jpg
Uzmanı olmadığım konularda iddialı ve ısrarcı olmayı sevmem. Fakat termodinamik benim ihtisas alanım. Termodinamiğin ve ikinci yasanın evrenin ve zamanın işleyişiyle çok yakın ilişkisi vardır. Kozmolojinin temel denklemi kabul edilen Friedman denklemi çözümlemede iki faz içerir: madde yoğunluklu evren ve foton yoğunluklu evren... Yani bu denklem de Termodinamiği ihmal etmez.
Senin ve spartacus'un aslında benim zamanın geri yönde akacağına ilişkin bu hatırlatmama karşı çıkmanızı anlayamıyorum. Bu çok temel ve bilinen bir şey (bkz. Zamanın Kısa Tarihi, Her Şeyin Teorisi, Hawking). En popüler bilim kitapları yazar bunu..
Hastayım, ateşim 39,2 derece. Beni yoruyorsun.. :) :thumb:
Kurdistannn
27-08-2015, 11:45
Kürdistannn :D Carroll amcayı dinlemeden hemen cevap yazmışsın. O video zaman kaybı değil emin ol. Evrene bakışını değiştirebilir.. ;)
Senin ve spartacus'un aslında benim zamanın geri yönde akacağına ilişkin bu hatırlatmama karşı çıkmanızı anlayamıyorum. Bu çok temel ve bilinen bir şey (bkz. Zamanın Kısa Tarihi, Her Şeyin Teorisi, Hawking). En popüler bilim kitapları yazar bunu..
Hastayım, ateşim 39,2 derece. Beni yoruyorsun.. :) :thumb:
Geçmiş olsun.
Amacım sana yardımcı olmak.
Zamanın kısa tarihini yeniden okuyabilirsin mesela.Gözden kaçırdığın şeyler olabilir. Hatta Stephen Hawking tam da benim gibi düşünüyor olabilir.
http://abhot.blogspot.com.tr/2009/05/chapter-9-arrow-of-time.html
spartacus
28-08-2015, 02:07
Asansördeki kişi aşağı inecek, sonra düğmeye basacak, sonra asansörden çıkacak. :) Bir filmi geriye sararak izlediğinizi hayal edin.. ;)
Termodinamik zaman okunu Sean Carroll'dan dinlemenizi tavsiye ederim:
rEr-t17m2Fo
Sevgili Aleph
Zaman oku vb bunlar idealist yaklaşımlar, evvel zamanlarda kusana kadar irdeledim bu konuları, sadece safsata diyorum.
Dam üstünde saksağan gel bize bazı, bazı tadında ilişkiler kuruluyor, mesele de burada...
Evren çökerken anne karnına doğru geri dönülecek, yok büyükler küçülecek vs sadece kurgusal fantazi :) Termodinamikle ne uzak ne yakından ilgili konular değil...
Sevgili Aleph
Zaman oku vb bunlar idealist yaklaşımlar, evvel zamanlarda kusana kadar irdeledim bu konuları, sadece safsata diyorum.
Dam üstünde saksağan gel bize bazı, bazı tadında ilişkiler kuruluyor, mesele de burada...
Evren çökerken anne karnına doğru geri dönülecek, yok büyükler küçülecek vs sadece kurgusal fantazi :) Termodinamikle ne uzak ne yakından ilgili konular değil...
Sevgili Spartacus,
İdealizm; uzun vadede dinden daha tehlikeli bir şey gördüğüm kadarıyla..
Din dediğin; son peygamberi/önderi olan, kendini yenileyemeyen(özünde) ilkel düşünceler ve tecrübeler birikimi!!
Ama bu idealizm; gördüğüm kadarıyla bilime belli ölçülerde faydası dokunsada tarihteki pek çok dine öncüllük etmiş ve günümüzde hala arka çıkan, yeni dinler türeten gerçekçilikten uzak bir ideoloji..
Üstelik kendini çok rahat yeniliyor :)
spartacus
28-08-2015, 02:29
Sevgili Spartacus,
İdealizm; uzun vadede dinden daha tehlikeli bir şey gördüğüm kadarıyla..
Din dediğin; son peygamberi/önderi olan, kendini yenileyemeyen(özünde) ilkel düşünceler ve tecrübeler birikimi!!
Ama bu idealizm; gördüğüm kadarıyla bilime belli ölçülerde faydası dokunsada tarihteki pek çok dine öncüllük etmiş ve günümüzde hala arka çıkan, yeni dinler türeten gerçekçilikten uzak bir ideoloji..
Üstelik kendini çok rahat yeniliyor :)
Objektif olmak gibi bir zorunluluğu yok, tamamen insanın akıl ve hayal gücü ağır basıyor o nedenle başa çıkmakta neredeyse imkansız...
Ya ilişkilendirme modelleri yok, ya indirgemeci mantık hakim ya da alakasız ilişkilendirme söz konusu... Yani şapkadan tavşan çıkartmak an meselesi :)
Objektif olmak gibi bir zorunluluğu yok, tamamen insanın akıl ve hayal gücü ağır basıyor o nedenle başa çıkmakta neredeyse imkansız...
Ya ilişkilendirme modelleri yok, ya indirgemeci mantık hakim ya da alakasız ilişkilendirme söz konusu... Yani şapkadan tavşan çıkartmak an meselesi :)
Yahu din hiç değilse huri, cennet, namaz, oruç hede hödö bunlar fena valla bunlardan korkulur, şeytan bunlar şeytan:)
Geçmiş olsun.
Amacım sana yardımcı olmak.
Zamanın kısa tarihini yeniden okuyabilirsin mesela.Gözden kaçırdığın şeyler olabilir. Hatta Stephen Hawking tam da benim gibi düşünüyor olabilir.
http://abhot.blogspot.com.tr/2009/05/chapter-9-arrow-of-time.html
Teşekkürler dostum. :thumb: Şartlı olarak yanlı anlamışım söylediklerini Hawking'in. Kitapları yeniden karıştırdım da haklısın, önceleri benim gibi düşünüyormuş, sonra doktora öğrencisinin ve bir arkadaşının uyarısıyla karar değiştirmiş. Fakat Hawking sınırsızlık ilkesini uyguluyor evren modeline. Bu konu henüz tam kabul görmüş değil (en azından hawking ışıması kadar). Kapalı evren modeli ile yaklaşırsak benim söylediklerim doğru, sınırsızlık ilkesini uygularsak Hawking'in dediği doğru, yani evren çökerken de düzensizlik artabilir.
Bu arada siteye neler oluyor yahu? Son 3 günde 2 defa girebildim ancak..
Kurdistannn
28-08-2015, 08:59
Teşekkürler dostum. :thumb: Şartlı olarak yanlı anlamışım söylediklerini Hawking'in. Kitapları yeniden karıştırdım da haklısın, önceleri benim gibi düşünüyormuş, sonra doktora öğrencisinin ve bir arkadaşının uyarısıyla karar değiştirmiş. Fakat Hawking sınırsızlık ilkesini uyguluyor evren modeline. Bu konu henüz tam kabul görmüş değil (en azından hawking ışıması kadar). Kapalı evren modeli ile yaklaşırsak benim söylediklerim doğru, sınırsızlık ilkesini uygularsak Hawking'in dediği doğru, yani evren çökerken de düzensizlik artabilir.
Bu arada siteye neler oluyor yahu? Son 3 günde 2 defa girebildim ancak..
Teorik fizikten ya da matematiksel fizikten pek anlamam. Sadece Hawkingden aklımda öyle kalmıştı.
Ama bu işler çok ilginç. Her konuda uzman olamadığımız için başkalarına güvenmekten başka çaremiz kalmıyor. :bounce:
Site konusunda aklıma tek şey geliyor. Acaba site saldırıya mı uğruyor.?
Eğer saldırıya uğruyorsa ve saldıranlar bu yazdıklarımı okuyorlarsa, tek diyeceğim şey, çok beceriksizler :)
Evren çökerken anne karnına doğru geri dönülecek, yok büyükler küçülecek vs sadece kurgusal fantazi :) Termodinamikle ne uzak ne yakından ilgili konular değil...
Sevgili spartacus,
Oda ortamına konulan bir buz parçası bir süre sonra neden eriyip sıvılaşır, bunu bana açıklayabilir misiniz?
Kurdistannn
28-08-2015, 10:13
Oda ortamına konulan bir buz parçası bir süre sonra neden eriyip sıvılaşır, bunu bana açıklayabilir misiniz?
https://www.youtube.com/watch?v=5dE1uq7Hqh0
Konuyu başından sonuna kadar okumak zor geldi :)
Lakin;
Benim bu konudaki fikrim şöyle;
Entropi artışı evrenin genişleme hızından fazla mı az mı? Bu önemli...
Eğer evren entropi artışından daha hızlı genişliyorsa duracaktır.
Eğer entropi artışından daha yavaş genişliyorsa ise içine çökecektir.
Eğer içine çökerse, zaman geriye doğru değil, yine ileriye doğru akacaktır.
Bir lastik sonuna gerilip, tekrar büzüştüğünde zaman da geriye doğru akmaz.
Kaynak;
http://emblemsbattlefield.com/uploads/posts/2014/9/cartman-ass_1_1.jpg
spartacus
28-08-2015, 15:44
Sevgili spartacus,
Oda ortamına konulan bir buz parçası bir süre sonra neden eriyip sıvılaşır, bunu bana açıklayabilir misiniz?
Sevgili Aleph
Bak bu NİTELİK değişimi...
Bir insanın geri anne karnına dönmesi nitelik değişimi değil(bu dediğin imkansız, fantastik kurgu), umarım önceki ifadelerimde ne demek istediğim şimdi daha nettir.
Kısaca evrende aslen hareket-değişim vardır, nitelik ve hal. Ortam değişkenleri nitelik ve hal değişimlerini koşullar, ama atıyorum bizim soyut kavramlarımızın hiç bir belirleyiciliği yok.
Buz nasıl buz oluyorsa, tekrar eriyerek sıvı hale dönebilir, bu gayet mantıklı, ama bu şu demek değil; Bak iyi dikkat et
Buz erirken çıktığı kaynağa geri dönecek. Diyelim ki bu su zemzem suyu, senin ifaden ne yazık ki işte tam da idealist fantazi dünyası dediğim safsataları ciddiye almakla sorunlu hale geliyor. Yani buz erirken erimeyecekte efendim geldiği zemzeme geri dönecekmiş, buradaki idealizmi hatta metafiziği kavramak zor olmasa gerek.
Ortam değişir, ortam değişkenleri değişir, ortamdaki nesneler değişir, hasılı bundan ibaret. Lakin senin masanda bardakta duran su, ortamın-odadın- değişmesine göre kuş olup ayaklanıp, kalkıp zemzeme geri dönmez, ya da ölüler tekrar dirilmez ve evvel bir hayatı filan yaşamaz(senin dediğine göre ölülerde tekrar dirilmeli, ikinci bir hayatı tersine yaşamalı filan) :)
Umarım anlatabildim..
Kısaca değişim NİTELİK zeminlidir, zaman, önce, sonra, sebep/sonuç gibi kavramlarımızda sadece ama sadece nitelik değişimi gözlemiyle soyutladığımız kavramlardır. Haliyle ortam değişirse ne değişir? Nesnelerin niteliği, ama nesne gidip anne karnına geri dönmez, yukarı aşağı, aşağı yukarı filan olmaz, sadece nesnelerin formu değişir, asansörmü demiştin, asansör olmaktan çıkar, şekli, (şemali yamulur diyeyim) hepsi bu...
Bir diğeride antik çağlardan beri zaman konusunda hakim olan idealist kavrayıştır, bu kavrayışa göre hayat bir film şerididir. Bu sadece safsata...
Hayat ve zaman film şeridi değildir, şerit yok, sadece an itibariyle tek ama tek bir film karesi var, her şey bu kare üzerinde gerçekleşiyor. Yani bir an böyle düşünün, karede bulunan her şey hareketli dolayısıyla değişken, böylelikle tüm olay ve değişim, nitelik ve ortam değişimleri, BÜNYEDE gerçekleşiyor, yani öyle ileri, geri sarılacak bir film şeridi gibi değil, bünye var ve hareket değişim, o kadar... Bu bünye tekrar, tekrar nitelik değişimi yaşayabilir, ama bu ortam değişkenliğiyle ilgilidir, lakin bizim geçmiş dediğimiz sanal, soyut, hafızamızda tuttuğumuz anılar ortamına geri gidilemez, çünkü geçmiş sanaldır, sadece hafızamızda kodlanmış sembollerden veya nesnelerin nitel halleri üzerinde evvel niteliğin kalan izlerinin yorumlanmasından ibarettir(hatta canlıdan örnek vereceksek kolu yanmış bir insan da kalan iz gibi), yolculuk edilecek nesnel bir dünya değildir, kafaların içindeki sembollerdir o kadar.
Yani bir kağıda 1970 yazdığınızı düşünün, 1970 artık ne olay olmuş olursa olsun, bunu kağıda yazdığınızı düşünün, sadece kağıt üzerindedir, hafızadadır o kadar, halbuki nesnel gerçek ise o an ne ise odur, geçmişi, geleceği diye bir nesnellik yoktur, çünkü hareket-değişim-nitelik bünyede gerçekleşmiştir, nesnel gerçek o an verili koşuldaki bünyedir, gerisi bünyenin nitel farklarının öznelerce sembolik biçimde hafıza edilmesinden veya gelecek namına varyasımda bulunulmasından ibarettir-görüldüğü gibi ikiside insan düşüncesinde, fikrinde(İDEA) işte bu nedenle idea-lizm diyorum, bu nedenle fantastik hayal dünyası ve kurgu diyorum. Bu zeminin(idea-lizm) bilim ile alakası yok, en fazla sahte bilim, sözdebilim düzlemidir ve milyonlarca takipçi-inanılır elde etmek an meselesidir, çok kolaydır, çünkü insanların çoğu, disiplin, kriter ve felsefik, bilimsel yetkinlikten mahrumdur ve dahi bir çok kavram ve tanımı teolojik ya da idealisttir...
İlahimasal
28-08-2015, 16:27
Evrenin genişlemesi kelimesi
Enine ,boyuna uzması demek deilmi?
Bin bang oldu diyenler bu kelimeyi kullanırken neden sadece enine uzuyor.yada boyuna uzuyor demiyorlarki.
Sanki bir balonun her yöne genişlemesi gibi insanlara bunu kabullendirmeye çalışıyorlarki.
Bana göre bin bang başlı başina saçmalık .fizik kurallarından bahseden birisi mekan yok iken bir şeyin patlayıp mekansızlik içinde genişlemesini nasıl söyleyebilir.
Diyelimki mekan var.patlamada oldu neden bu patlama bir balon gibi genişlesinki.enine uzuyuorsa yada boyuna uzuyorsa.
Habıl bunu böyle görmüş olabilir.herşey görüldüğü olmayabilirde.
Peygamber diye idda etikleri adamın görme şekli bu gün 1.5 milyar insan tarafından onun gördüğü gibi görülüyor.21 yy da bile.
Onun gördüğü gibi görülmediğini biz biliyoruz.
Habılın gördüğü gibi görülmedigini bilen başkaları bir gün muhammede yapılan bu muameleyi habıla yaparlarsa nolucak.
25 yıla kalmadan bu bigilerin hepsinin varsayımdan çıkıp gerçeğin ne olduğunu görücek insanlar,belkide hayret ediceğiz bu varsayima nasıl inanmışız diye.
100 yıl önce galaksimizi bilmiyorduk neredeyse
1000 yıl önce güneş sistemimizi bilmiyorduk.
10000 bin yıl önce belkide bunların hepsi biliniyordu.bildikleri içinde başları bu bilgilerle belaya girdi insanlırın kim bilir.
Fikrimdir.Ben evrenin bin bangla oluştuğuna da ,bir balon gibi genişlediğinede inanmıyorum.çökeceğinede inanmıyorum.
Bu başlangıcın nasıl olduğunu insan ların bilmesininde mümkün olduğunu sanmıyorum.fakat evrenin nasil hareket ettigi varsayimlardan deil gerçekler uzerinden insanlara gösterilecek.
Sevgili spartacus,
Termodinamik açıdan size sorduğum sorunun cevabı şudur: buz, oda ortamında eriyip sıvılaştığında evrendeki toplam entropi artar. Doğadaki tüm hal değişimleri (mikro alem hariç) entropinin artışı yönünde seyreder. Termodinamik zaman oku dediğimiz şey budur. Bir balonu şişirirseniz balonun entropisi artar. Benzer şekilde evrenin entropisi de sürekli artmaktadır. Bu da evrendeki tüm hal değişimlerinin entropinin artışı yönünde gerçekleştiğini bize söylemektedir. Eğer çöken bir evrende olsaydık (elbette kapalı sistem kabulüyle) bu sefer hal değişimleri entropinin azalacağı yönde seyredecekti, yani oda ortamına konan bir bardak su donabilecekti. Termodinamik zaman oku aynı zamanda psikolojik zaman okunu belirler. Bunu da şöyle izah edebiliriz:
Genişleyen bir evrende kişi tuğlaları üst üste dizerek bir piramit oluşturur. Mevcut resimde ancak kişinin koyduğu tuğlalar ve bu tuğlaların oluşturduğu görüntü vardır. Hafıza geçmişten geleceğe doğrudur.
Çöken bir evrende ise piramidin en tepesinden başlayarak kişi daha önce yerleştirdiği tuğlaları etrafa savurur. Mevcut resimde kişinin savurduğu tuğlaların piramit üzerinde eksilttiği görüntü vardır. Hafıza gelecekten geçmişe doğrudur.
Son olarak entropi evrenin en temel yasasıdır ve buradan hareketle çıkarsadığımız sonuçlar yanlış olsa bile kesinlikle "idealizm" değildir..
O kadar entropi dedik, konuya yabancı arkadaşlar için babyface profesörümüz Brian Cox'tan tanıtıcı bir video da ekleyelim madem konuya:
https://www.youtube.com/watch?v=uQSoaiubuA0
RollingStones
28-08-2015, 16:35
Onun gördüğü gibi görülmediğini biz biliyoruz.
Habılın gördüğü gibi görülmedigini bilen başkaları bir gün muhammede yapılan bu muameleyi habıla yaparlarsa nolucak.
hahaha
Bunu sevdim.:thumb:
Habıl bunu böyle görmüş olabilir.herşey görüldüğü olmayabilirde.
Habıl'ın gözleminden ibaret değil ki Big Bang :) Habıl'dan sonra Big Bang onlarca kez doğrulandı. Hem mesele sadece Habıl değil, anlamadın mı? :)
Big Bang'i kabullen(e)memek kaybettiğin bir savaşı sürdürmek gibidir. Big Bang neden korkutuyor sizi bu kadar? Ucunda Tanrı olacağından mı endişe ediyorsunuz? Bırakın, varsa da, bilim bizi Onunla tanıştırsın, ne kaybederiz? Gerçeği aramıyor muyuz hepimiz?..
Kurdistannn
28-08-2015, 16:48
Big Bang'i kabullen(e)memek kaybettiğin bir savaşı sürdürmek gibidir. Big Bang neden korkutuyor sizi bu kadar? Ucunda Tanrı olacağından mı endişe ediyorsunuz? Bırakın, varsa da, bilim bizi Onunla tanıştırsın, ne kaybederiz? Gerçeği aramıyor muyuz hepimiz?..
Aynen öyle. Gerçeğin peşinden koşmalıyız.
Gerçi, evrende mutlak gerçeklik var mı bilmiyorum ama gerçekle yüzleşmekten korkmamalıyız.
İlahimasal
28-08-2015, 17:08
Habıl'ın gözleminden ibaret değil ki Big Bang :) Habıl'dan sonra Big Bang onlarca kez doğrulandı. Hem mesele sadece Habıl değil, anlamadın mı? :)
Big Bang'i kabullen(e)memek kaybettiğin bir savaşı sürdürmek gibidir. Big Bang neden korkutuyor sizi bu kadar? Ucunda Tanrı olacağından mı endişe ediyorsunuz? Bırakın, varsa da, bilim bizi Onunla tanıştırsın, ne kaybederiz? Gerçeği aramıyor muyuz hepimiz?..
Muhammedin anlattıklarıda bu gün bilim adamıyım diyenler tarafindan her islami ortamda ispatlanıyor.inanan inanır.şahsen inanmayanlardanım.
Tanrı vardır fikride kanıtıda beni korkutmaz.
Beni korkutan din çevrelerinin tanri var demesidir.
Başka bir yazımda demişdimki.bilim bana tanri var derse kanıtları ile ben kaabul ederim.fakat bir imam bana tanrı var diyince inanmiyorum.
Bilimin kanıtladığı tanrı saçma sapan kitaplar gönderdim demez.
İmamların attığı tanrı saçma sapan kitaplara uymassanız dunyada nefesini keserim diyor.
Bin bang net olarak ispatlanamaz ,diyelimki ispatlandı tanrının olduğunu ispatlayacak bir durum yokki ortada.
Balonu şişirip genişlettiğı söylenen tanrï ben yapdım demedikden sonra.balon şişip patladı deriz.
Şahsi fikrim bing bangda ,genişlemde saçmalık üzerinr inşaa edilip dvam edip duruyor.
Bir tanri isterim benimle muhabbet etsin.
Bir tanrı isterim benden saklanmasın isterim.
Bir tanri isterim benden uzak durmasın isterim.
Bir tanri isterim benden kendisi için bişey istemesin derim
Yıldıztozu
28-08-2015, 17:14
Entropi açısından şuan odanızda bulunan tüm oksijenin bir köşede toplanması ve sizin nefessiz kalmanız mümkün, ama çok düşük bir olasılık. Onun yerine daha yüksek olasılığa sahip olan oksijenin odanın her yerine dağılması olayının gerçekleşmesi beklenir.
Kırılmış bardak parçalarının da tekrar kendiliğinden birleşerek bardak oluşturma olasılığı vardır.
Bigbang'in arkasında basit bir doğa olayının olduğuna eminim. Belki hiçbir zaman keşfedemeyeceğiz. Evren hayal ettiğimizden veya hayal edebileceğimizden çok daha farklı işliyor olabilir. Biz onu anlayacak kadar üstün olmayabiliriz.
Mantıksal açıdan zaman ve mekan bizim anladığımız şekilde sonsuz olsaydı bir sürü paradoks ortaya çıkardı. Bizim var olabilmemiz için bir başlangıca sahip olması zorunluluktu. Başlangıç kaçınılmaz. Ama başlangıcın ötesinde mantık kurallarını aşan ve bize anlamsız görünen durumlar olabilir.
Bizim mantığımız bu evrene göre evrimleşmiş. Neden-sonuç ilişkisi kuran bir beynimiz var. Önyargısız düşünebilirsek, başlangıcın ötesinde neden-sonuç mantıksal yasaları olmayabilir, zaman daha farklı olabilir. Bu konuda önyargısız düşünebilmek çok zor, belki de imkansız. Çünkü beynimiz sadece bu evrene göre işliyor.
spartacus
28-08-2015, 17:18
Sevgili spartacus,
Termodinamik açıdan size sorduğum sorunun cevabı şudur: buz, oda ortamında eriyip sıvılaştığında evrendeki toplam entropi artar. Doğadaki tüm hal değişimleri (mikro alem hariç) entropinin artışı yönünde seyreder. Termodinamik zaman oku dediğimiz şey budur. Bir balonu şişirirseniz balonun entropisi artar. Benzer şekilde evrenin entropisi de sürekli artmaktadır. Bu da evrendeki tüm hal değişimlerinin entropinin artışı yönünde gerçekleştiğini bize söylemektedir. Eğer çöken bir evrende olsaydık (elbette kapalı sistem kabulüyle) bu sefer hal değişimleri entropinin azalacağı yönde seyredecekti, yani oda ortamına konan bir bardak su donabilecekti. Termodinamik zaman oku aynı zamanda psikolojik zaman okunu belirler. Bunu da şöyle izah edebiliriz:
Genişleyen bir evrende kişi tuğlaları üst üste dizerek bir piramit oluşturur. Mevcut resimde ancak kişinin koyduğu tuğlalar ve bu tuğlaların oluşturduğu görüntü vardır. Hafıza geçmişten geleceğe doğrudur.
Çöken bir evrende ise piramidin en tepesinden başlayarak kişi daha önce yerleştirdiği tuğlaları etrafa savurur. Mevcut resimde kişinin savurduğu tuğlaların piramit üzerinde eksilttiği görüntü vardır. Hafıza gelecekten geçmişe doğrudur.
Son olarak entropi evrenin en temel yasasıdır ve buradan hareketle çıkarsadığımız sonuçlar yanlış olsa bile kesinlikle "idealizm" değildir..
O kadar entropi dedik, konuya yabancı arkadaşlar için babyface profesörümüz Brian Cox'tan tanıtıcı bir video da ekleyelim madem konuya:
uQSoaiubuA0
Sevgili Aleph ne bu yazdıklarının ne de entropinin, termodinamiğin ÖNE SÜRDÜĞÜN İDDİA ile ilgisi yok.
Termodinamiğin, entropinin olması ayrı bir şeydir, bunlar üzerinden fantastik kurgularda bulunmak ayrı.
Biz neyi tartışıyoruz, entropi, termodinamik mi yoksa fantastik kurgular mı? Ben fantastik kurgular üzerine yazdım.
Kısaca atıyorum yıldırımın olması, şimşeğin olması ayrı, Zeus kurgusu ayrı şeylerdir. Senin şu ifadelerin bence yerinde değil çünkü benim ifadelerimle alakası yok;
Son olarak entropi evrenin en temel yasasıdır ve buradan hareketle çıkarsadığımız sonuçlar yanlış olsa bile kesinlikle "idealizm" değildir..
Aynı şekilde son olarak şimşekler ve yıldırımalr nesnel olaylardır, o halde Zeus ya da benzer kurgular yanlış olsa bile kesinlikle idealizm, teoloji değildir demek gibi(bu tarz yaklaşım bilimsel değil, sözdebilim (https://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=&esrc=s&source=web&cd=1&cad=rja&uact=8&ved=0CBwQFjAAahUKEwiZz-C7_8vHAhULiiwKHYGGAD0&url=https%3A%2F%2Ftr.wikipedia.org%2Fwiki%2FS%25C3 %25B6zdebilim&ei=NnHgVZncB4uUsgGBjYLoAw&usg=AFQjCNGtm7PoSq3BOuXbVZmW1rNzngC6AQ&sig2=1yxnypy3bMFl72x_UNdDaw)).. yani ben farklı bir şeyden bahsediyorum, yıldırıma bakıp yapılan kurguların yanlışlığından, idealizmden.
Sonuç olarak entropi ya da termodinamik üzerinden alakasız kurulan tüm fantastik kurgular idealizmdir, entropinin olması, kurgu ya da metafizik safsataları objektif yapmıyor. Daha ilk cevabımda dediğim gibi dam üstünde saksağan tarz ilişkilendirmeler bilimsel değildir, bu tarz kurgularda sadece idealizmdir ya da teolojiktir-ölüler de dirilecek mi, film şeridini tersine işletir gibi değişen, dağılan, toz, buhar olan milyarlarca parçacık tersin geri mezardakinde toplanacak mı?- :) Ne alakası var bunların entropi ile, entropi nesnel bir zemine dayalı, bu ifadeler ise öznel kurgulara...
Yıldıztozu
28-08-2015, 17:23
O değil de ciddi ciddi Kuran'da evrenin genişlediğini söyleyen adamlar her yerde var. Napıcaz bunları ya, bi çözüm bulma ihtiyacı hissediyorum. Millet resmen kandırılıyor, görmüyorlar veya göremiyorlar.
Hem komik hem trajik.
https://www.youtube.com/watch?v=fM7yCR6mqdQ
Bizim mantığımız bu evrene göre evrimleşmiş. Neden-sonuç ilişkisi kuran bir beynimiz var. Önyargısız düşünebilirsek, başlangıcın ötesinde neden-sonuç mantıksal yasaları olmayabilir, zaman daha farklı olabilir. Bu konuda önyargısız düşünebilmek çok zor, belki de imkansız. Çünkü beynimiz sadece bu evrene göre işliyor.
Bu konuda kendimiz fikir yürütemeyebiliriz fakat gelecekte belki bizim için bunu yapacak yapay zekayı geliştirebiliriz. Ancak onların bize aktaracağı bilgiler de hiç bir şekilde doğruluğu sınanamayacak masallar olacaktır muhtemelen..
Peki spartacus.. :) Akıl dışı geldiğini biliyorum ve sizi anlıyorum.. ;) :thumb:
Yıldıztozu
28-08-2015, 17:34
Bu konuda kendimiz fikir yürütemeyebiliriz fakat gelecekte belki bizim için bunu yapacak yapay zekayı geliştirebiliriz. Ancak onların bize aktaracağı bilgiler de hiç bir şekilde doğruluğu sınanamayacak masallar olacaktır muhtemelen..
Evet bu olabilir.
Gelişmiş bilgisayarlarda karadelikler yaratıp, maddeye ne olduğunu bile çözebiliriz belki.
Bin yıl sonra insanlık hangi noktaya gelecek, bunu tahmin etmek çok zor. Çok merak ediyorum, keşke o dönemi görme imkanım olsa. Aşırı uç noktalara gidilmiş olabilir.
spartacus
28-08-2015, 17:36
Peki spartacus.. :) Akıl dışı geldiğini biliyorum ve sizi anlıyorum.. ;) :thumb:
Sevgili Aleph akıl dışı gelmiyor, tamamen akıla dayalı(idealizm) olduğu için eleştiriyorum.. O tür videoların bağlayıcılığı yok, esasında bazı bilim insanları zaten idealist ve hayli sükse yapıyorlar, çünkü akıla dayalı kurgu ürettikleri için haddinden fazla taraftar ediniyorlar, lakin bir konunun çok tekrarı ya da belirli bir kitlede kabul görmesi, bilimsel metod açısından geçerli değildir. Bilimde geçerli olan en azından gözlemdir, deneydir. Nitel değişimler ise film şeridi gibi olmaz, değişim nesnenin -ortamın- üzerinde-dahilinde, bünyesinde gerçekleşir(öyle zamanda geriye gitmekmiş, yok film şeridinin tersinden işlemesiymiş, tümüde kurgu, safsata), hepsi bu... :)
Kısaca o videolarda yapılan dam üstü saksağan ilişkilendirmeleri, teori-kuram (https://tr.wikipedia.org/wiki/Kuram) değil, sadece kurgu ve aslında fantastik kurgu..
Yıldıztozu
28-08-2015, 17:57
Bilim-kurgu, bilimin ilerlemesine ve yeni şeyler keşfetmesine vesile olabilir ama:)
Deney-gözlem bir yere kadar işliyor, sonrasında matematiğe ve bilim-kurguya yönelmekten başka çare kalmıyor.
Mesela Higgs bozonun varlığı sadece tahmine dayalıydı, kurguydu. Ama artık deney-gözlemle ispatlandı.
Hocam, yıldızların çekirdeğinde gerçekleşen füzyon tepkimelerini de gözlemleyemiyoruz ancak matematiksel modellerini kurabildiğimiz için varlığından emin olabiliyoruz, öyle değil mi?
Aslında mesele belki de entropinin istatistiksel/gözlemsel bir olgu olmasında. Aşağıda paylaştığım dünyayı değiştiren 17 denkleme bakarsanız hepsi eşitlik denklemi, bir tanesi hariç. İşte o bir tanesi de kalan hepsini yönetiyor*.
https://pbs.twimg.com/media/BiTPlBKCMAARAAw.png:large
Tekrarlamam gerekiyor mu bilmiyorum ancak benim bu savım, sınır koşulları belli olan kapalı bir sistem için geçerli.
Bakın, size bunun deneyini de hemen yapayım:
Çevresi ile kütle ve ısı alışverişi olmayan adyabatik bir sistem ele alalım. Sistem, bir piston-silindir düzeneğinden oluşsun ve içinde oda sıcaklığında sıvı su bulunsun. Pistonun üst kısmı vakumlanmış olsun. Bu durumda nasıl bir hal değişimi bekleriz? Su buharlaşır ve piston yukarı yükselir, öyle değil mi? Peki bu sonsuza kadar mı sürer? Hayır, buharlaşarak sıvı su yüzeyi ve piston arasında hacim oluşturan su buharının sıvı yüzeyine uyguladığı basınç, suyun oda sıcaklığındaki denge buhar basıncına erişene kadar devam eder, sonra durur. Burdaki hal değişimi sonunda kapalı sistemin entropisi artımıştır. Bu sistemin entropisini azaltmak ancak dışarıdan sisteme iş girilmesi ile yani pistonun aşağı yönlü itilmesi ile mümkün olur. Bunu yaparsak buharlaşan su tekrar sıvılaşacak ve silindir içindeki sıvı su yüzeyi yükselecektir. Ne elde ettik? İlk hal değişiminin tersini.. Buharlaşan suyun terkar sıvılaşması ile kırışan cildin terkar pürüzsüz hale gelmesi arasında termodinamik açıdan bir fark yoktur, budur anlatmaya çalışıtığım..
*"The law that entropy always increases holds, I think, the supreme position among the laws of Nature. If someone points out to you that your pet theory of the universe is in disagreement with Maxwell's equations — then so much the worse for Maxwell's equations. If it is found to be contradicted by observation — well, these experimentalists do bungle things sometimes. But if your theory is found to be against the second law of thermodynamics I can give you no hope; there is nothing for it but to collapse in deepest humiliation."
Sir Arthur Stanley Eddington, The Nature of the Physical World (1915), chapter 4
Yıldıztozu
28-08-2015, 18:13
Entropi ve düzensizlik sürekli artıyorsa, evrimsel süreçteki ve canlılığın başlangıcındaki karmaşıklığın ve düzenin sürekli artmasını neyle açıklayacaksınız. Hadi ateistler bunu da açıklayın:D
spartacus
28-08-2015, 18:21
Bilim-kurgu, bilimin ilerlemesine ve yeni şeyler keşfetmesine vesile olabilir ama:)
Deney-gözlem bir yere kadar işliyor, sonrasında matematiğe ve bilim-kurguya yönelmekten başka çare kalmıyor.
Mesela Higgs bozonun varlığı sadece tahmine dayalıydı, kurguydu. Ama artık deney-gözlemle ispatlandı.
Bilimsel varsayım. Bilimsel varsayım ile diğer senaryo-kurguları karıştırmamalı, yoksa Akıllı Tasarımcılar'da diğerleriyle pek farklı kulvarda değiller, sadece bir taraf idealist senaryo yazıyor ötekide teolojik senaryo yazıyor açıkcası bilim kurguya da benzemiyor, akıl oyunları denebilir :)
spartacus
28-08-2015, 18:26
Buharlaşan suyun terkar sıvılaşması ile kırışan cildin terkar pürüzsüz hale gelmesi arasında termodinamik açıdan bir fark yoktur, budur anlatmaya çalışıtığım..
Sevgili Aleph
Diyelim ki 30.000 çevrim oldu ve sonuncusunda piston tepesi kırıldı...
30.001 nolu aşağı inmesiyle eski haline mi gelecek? (entropi değişmiş durumda) -işte basit bir gözlem ve deney durumu, bu tür fantastik kurguları doğruluyor mu? hayır...
Benim anlatmaya çalıştığımda bu, başından beri diyorum ki, değişim nitelik üzredir ve bünyede gerçekleşir. Pistonun iniyor mu, çıkıyor mu olmasının bir önemi yok(yani piston tepesi kırılmışsa ya da erimiş ise inerken tekrar eski haline gelecek değil, bu anlamda bir önemi yok).
Yani o kırışlar bu tür benzetimlerle düzelmez. Mevcut durumda objenin formunu, niteliğini olumlu yönde(eğer olumlu olan ve yine bize göre kırışık olmaması ise) değiştirecek olan, yine ortam değişkenleridir, nesnel zemindir, kastedilen entropi değişimi eğer olumlu yönde rol oynarsa amenna, fakat bu geçmişe dönmek, anne karnına doğru geri gitmek filan değildir, mevcut olanın değişimidir(yani bir yerlere filan gittiği, geldiği yok, üzerinde değişiyor, mevcut olan değişiyor, elde başka mevcut yok- yani geçmiş ve gelecekte milyonalrca var olan bir objemiz yok, sadece 1 tane ve değişken. Yani şu anda milyarlarca sayıda Aleph yok, sen ne isen şu an osun, geçmişin, geleceğin sanal ve hafıza-varsayım-yani akılda, fikirde, hayal dünyamızda-nesnel değil. Nesnel olan şu anki formun ve niteliklerin ve süreğen değişiyor. Entropi değişirse değişirsin o kadar, ister hissedilen düzeyde, ister hissedilmeyen düzeyde sadece değişirsin, bir yerlere gidip, gelmezsin, ölüysen dirilmezsin vs). Zaten mevcut olan süreğen değişkenlik içinde ve neyin olumlu olup olmadığını biz ancak özne düzeyiyle belirleriz, nesnel zeminde ise böyle bir kriter de, belirleyenide(metafizik, idea-fikir, mantık, amaç) yok..
Yıldıztozu
28-08-2015, 18:27
Anlıyorum Spartacus, bir yerde haklısın da.
Ama şimdi mesela çoklu evrenlerin var olabileceğine dair iki tane destekleyici argüman var. Birincisi kuantum olasılıkları, ikincisi bigbang'deki enflasyon.
Ama bunlar kanıt değil, destekleyici argüman. Çoklu evrenler veya farklı boyutlar bilim-kurgu veya safsata gibi görünebilir ama gerçek olma ihtimalleri de vardır. Çünkü şuanki bilgilerimizle çelişmiyor ve uyuşuyor, varlığına işaretler var, kanıtlar değil.
Tabi bu tarz durumlardan sahte bilim üretilerek, özellikle dindarlara malzeme çıkarılmış olabilir. Ama dindarları umursayan kim:)
Entropi ve düzensizlik sürekli artıyorsa, evrimsel süreçteki ve canlılığın başlangıcındaki karmaşıklığın ve düzenin sürekli artmasını neyle açıklayacaksınız. Hadi ateistler bunu da açıklayın:D
Dalga mı geçiyorsun dostum? :) Entropi kapalı bir sistemde sürekli artar. Dünya kapalı bir sistem değil ki. Güneşten dünyamıza doğru sürekli bir foton yağmuru var. Bir sisteme dışarıdan ısı ya da iş giriliyorsa o sistemin düzensizliği azalabilir. Buna örnek olarak dağınık bir odayı verebiliriz. Çocuk deliler gibi oynamıştır, oyuncaklarını, eşyalarını sağa sola savurmuştur, odayı savaş alanına çevirmiştir. Anne kapıdan içeri girer, çocuğuna bir iki söylenir sonra odayı bir güzel toplar. İşte Dünya'nın annesi de Güneş'tir.
https://imageshack.us/scaled/large/707/entropyc.jpg
Sevgili spartacus,
Oda ortamında bırakılan bir fincan sıcak kahvenin zamanla soğuması ve bir parça buzun zamanla eriyip sıvılaşması niteliksel değişimlerdir, bunu kabul ediyorum. Ama ben senden bu niteliksel değişimlerin nasıl gerçekleştiğini bana anlatmanı bekliyorum. Bunun fiziğini bana açıklayabilir misin?
Yıldıztozu
28-08-2015, 18:40
Evet Aleph entropi-evrim ilişkisini biraz espri olsun diye biraz da ciddi sormuştum. Hem böylece güzel bir örnekle açıklamış oldun, teşekkürler.:))
Ayrıca evrenin matematiğe uymasını nasıl açıklayacağız? Verdiğin 17 denklem nereden geldi ve neden evrende bu yasalar var?
Tamam evrenin işleyişini bu denklemlerle açıklayabiliyoruz ama bu denklemleri neyle açıklayacağız? Daha doğrusu açıklamaya ihtiyaçları var mıdır?
Bunun açıklamasını istemek, tanrıyı kim yarattı sorusunu sormak gibi olabilir.
Belki tanrı matematiktir.
Ya da tanrı matematikçidir.
http://images.hepsiburada.net/assets/Kitap/300/Kitap_4288868.jpg
spartacus
28-08-2015, 18:46
Sevgili spartacus,
Oda ortamında bırakılan bir fincan sıcak kahvenin zamanla soğuması ve bir parça buzun zamanla eriyip sıvılaşması niteliksel değişimlerdir, bunu kabul ediyorum. Ama ben senden bu niteliksel değişimlerin nasıl gerçekleştiğini bana anlatmanı bekliyorum. Bunun fiziğini bana açıklayabilir misin?
Sevgili Aleph o kurgularla ne alakası var? daha öncede dedim ya, bu dediklerin neyi değiştirecek?
Ortam değişkenleri, hareket, ilişki, etki-tepki düzeyi niteldir, nitel düzeydir, değişim dediğimizde zaten bu zeminde gerçekleşir, soyutlanır, yani nitelik üzre, yine termodinamiğin yasaları da zaten bu nesnel zemine dayalıdır-metafiziğe, hayal gücüne değil-... Uzun uzadısına gerek yok dahi forumda sayfalarca izah ettiğim konular var, enerji tepkime vb tümüde ilişki kelimesinin bütünlüğü içindedir, detay, detay girmenin kurgular açısından bize yararı ne?.
Benim senden beklediğim bir şey var, başından beri diyorum, ne alakası var? Yıldırımın nasıl oluştuğunu anlatırsam bu Zeus'u gerçek mi ya da bilgi, bilimsel mi kılacak, o anlamda diyorum.
İlahimasal
28-08-2015, 19:01
Tanrı karşıma çıkıp tüm kainatı bir patlama ile mekansız meydana getirip ,genişletiyorum ve sonunda içine tekrara gömecegim dese.
İspat et ,göster derim.
ona?? bile inanmam
Bu işler söz ile olsa
Memleketi bana vaade ile verseler satın alırım.aldığım insanlarada öderim size derim.
Dogumdan sonra maksimum 100 yıl yaşayabilecek insanlık habılın gördüğünün peşine bu kadar koşarsa evrenin genişlediği konusu allemlerin rabbinin müritlerinin idaa konusu olur.
Siz bilmezssiniz o bilir.
Kitapda her şey yazar.
Evren nin genişlediği yalanı muhammedin yalanı gibi patlayacağı noktaya doğru genisliyor.
Gümlediği gün Hepinizin yüzyılı bitmiş olur.
Benim senden beklediğim bir şey var, başından beri diyorum, ne alakası var? Yıldırımın nasıl oluştuğunu anlatırsam bu Zeus'u gerçek mi ya da bilgi, bilimsel mi kılacak, o anlamda diyorum.
Ben kahvenin soğumasından (bu sürecin açıklanmasından) Tanrı'ya mı ulaşıyorum? Böyle mi anlaşıyor söylediklerimden? Bak, istersen kahvenin nasıl soğuduğunu açıklayayım, buna sen karar ver:
Masa üzerinde bir fincan sıcak kahve düşünelim. Kahve, çevre ortama ısı verecek ve bir süre sonra soğuyacaktır. Kahvenin verdiği ısı ve ortamın aldığı ısı aynıdır, bu durumda enerji (termodinamiğin birinci yasası) korunmuştur. Fakat tersi olduğunu düşünelim, yani oda ortamından kahvenin ısı çektiğini ve bunun sonucunda sıcaklığının artarak bir süre sonra kaynamaya başladığını. Bu durumda birinci yasa yine korunmuş olacaktır, fakat böyle bir hal değişiminin doğada gerçekleşmediğini biliyoruz. Neden mi? Tek bir nedeni var: Hal değişimi entropinin artışı yönünde gerçekleşir de ondan. Bunu biraz açalım: Kahve fincanının cidar sıcaklığı oda ortamı sıcaklığından hayli yüksektir. Bu da şu anlama gelir; kahve fincanının cidarında yer alan atom ya da moleküllerin titreşim genliği ve frekansı oda ortamında serbest dolaşan gaz halindeki atomların titreşim ve frekansından hayli yüksektir. Salınım yapan iki sarkaç düşünün, birisinin genliği yüksek, diğerininki düşük. Bunları yan yana getirirseniz ne beklersiniz? Salınımı büyük olandan küçük olana bir momentum aktarımı olmasını ve zaman içinde genliklerinin eşitlenmesini, öyle değil mi? Bunun aksi de olabilir, yani düşük genlikli sarkaç yüksek genlikli sarkacın ucundaki topa öyle bir noktada çarpar ki sahip olduğu momentumun bir kısmını yüksek genlikli sarkacın ucundaki topa aktarır ve kendi genliği düşer. Ancak bu çok düşük bir ihtimaldir. Şimdi bu sarkaçlardan 10^30 tanesinin benzer şekilde etkileşime girdiğini düşünelim. Bunların tamamına çok yakını (belki birkaç yüz tanesi hariç) yüksek olasılık yönünde momentum aktaracaktır ve bunun sonunda kahve, oda ortamıyla ısıl dengeye ulaşacaktır. Sonuçta görüyoruz ki ısıl enerjinin yüksek sıcaklıktaki bir ortamdan düşük sıcaklıktaki bir ortama akmasının nedeni tamamen olasılıksaldır. Yani her zaman yüksek olasılık gerçekleşir. Bu da entropiyi artırır. Doğadaki bütün hal değişimleri böyledir. Cildinizin ve beyninizin kırışması, saçınızın beyazlaması, dişinizin dökülmesi.. Kanserin nedeni de entropidir. Genetik entropy diye uzmanlık alanı var, dilerseniz araştırın.
Neyse, sözü daha fazla uzatmak istemiyorum, şimdi size kahvenin nasıl (aslında daha önemlisi neden) soğuduğunu açıkladım. Buradan Tanrı ile nasıl bir ilişki kurabiliriz?..
Kurdistannn
28-08-2015, 19:38
Termodinamikten anlayamayan birisi oalrak soruyorum (belki sorum yanlıştır ya da çok basittir)
Ama kafama takıldı. Isı akışı, neden sıcaktan soğuğa doğrudur.
Termodinamikten anlayamayan birisi oalrak soruyorum (belki sorum yanlıştır ya da çok basittir)
Ama kafama takıldı. Isı akışı, neden sıcaktan soğuğa doğrudur.
Yukarıda tam olarak bunu anlattım zaten :D Senin için özetleyecek olursam: Isıl enerji yüksek sıcaklıktan düşük sıcaklığa doğru akar çünkü sıcaklığı yüksek (titreşim genliği yüksek) atomların sıcaklığı düşük (titreşim genliği düşük) atomlara momentum aktarma olasılığı çok daha fazladır. Bunun matematiğine girmek istemiyorum, zaten sezgisel olarak herkes bunu görür (bkz sarkaç analojisi).. Bu hal değişiminin sonunda da evrenin toplam entropisi artmış olur..
Kurdistannn
28-08-2015, 19:51
Kinetik enerjiyi boşaltma durumu yani
Evet, bütün hal değişimlerini (makro dünyada gerçekleşen her olayı) bu şekilde olasılık üzerinden açıklayabilirsiniz. Örneğin temas ettiğimiz cisimlerin atomlarında yer alan güçlü elektromanyetik kuvvet yerçekimi kuvvetine karşı koyar, bu şekilde bedenimiz temas ettiğimiz cismin içinden geçmez. Ancak bu da olasılıksaldır. Bir uçakta seyahat ederken poponuz uçağın koltuğundan ve tabanından ışığın şeffaf cisimden geçmesi gibi geçebilir ve sizi düşürebilir örneğin. Ama bunun olasılığı da çok düşüktür ve asla gerçekleşmez.
İçinde 10^20 tane yeşil, bir tane kırmızı top olan bir torba düşünün. Bu torbaya her el atışımızda yeşil top çekeriz, hayat dediğimiz şey budur. Olasılıklar denizinde kulaçlarız ve gideceğimiz yer aşağı yukarı bellidir..
spartacus
28-08-2015, 22:11
Neyse, sözü daha fazla uzatmak istemiyorum, şimdi size kahvenin nasıl (aslında daha önemlisi neden) soğuduğunu açıkladım. Buradan Tanrı ile nasıl bir ilişki kurabiliriz?..
Sevgili Aleph şimdi o sözünü ettiğin fantastik kurgularla nasıl bir ilişki kurabiliriz? Var mı bir alakası, ilişkisi, varsa o halde Zeus ile ilişki kurmakta neden zorlanasın ki, nasılsa ikiside zorlama değil mi? Başından beridir diyorum, ne alakası var? Şimdi sordun ne ilişkisi var diye, haklısın işte, ilk cevabımdan beridir soruyorum, entropi ile o safsatik kurguların ne ilişkisi, alakası var diye. Sanırım sonunda birbirimizi anlamak namına bir noktada buluştuk(Zeus bir çok şeye kadir). :)
Sevgili Aleph, örneğin sözdebilim bazen şu metodu kullanır. Kuantum seks der çıkar, birisi çıkıp ne alaka diye eleştirince de git kuantumu araştır, işte teknolojide bile kullanılıyor, kuantum inkar edilemez vs, bak yine diyorum ne alakası var? Yani muhatabın neyi bilip, bilmediğiyle de alakası yok, o halde? :) Kısaca Kuantum ayrı, Kuantum sekscinin safsataları ayrıdır, entropi ayrı, safsataları ayrıdır. Bir daha diyorum benle entropiyi tartışma, ben safsatalarla ilgili görüş sundum.
Şimdi madem öyle o halde kendi yazından yola çıkarak o idealist gerzek safsata şeylerle ilişkisini kendin kur ve madem entropi konusunda bilgilisin, o tür popüler safsatalara senin de ne ilişkisi var temelinden itiraz etmen gerekmez miydi?
Yahu ben Kürdistan'ın uyarısıyla savımı geri almış bulunuyorum zaten. Hawking diyor ki başlangıçta tekillik olduğuna göre biz evrene bir sınır koşulu dayatamayız diyor, bu nedenle sınırsızlık ilkesini (no boundary proposal) uyguluyor ve evren içine çökse bile düzensizliğin artabileceğini söylüyor. Bu elbette tartışılan bir konu ama Hawking gibi bir dev konuşunca bize edep içinde susmak düşer. Benim daha sonra söylediğim, teorik bir kabul yapar da entropinin azaldığı bir evren hayal edersek bu evrende hal değişimlerinin şimdi gözlediğimizden çok farklı (hatta tam tersi) olacağıdır. Bu konuda ısrarcıyım. Bunlar kurgu falan değil. Kuantum safsatası hiç değil.. :) :thumb:
spartacus
28-08-2015, 22:44
Yahu ben Kürdistan'ın uyarısıyla savımı geri almış bulunuyorum zaten. Hawking diyor ki başlangıçta tekillik olduğuna göre biz evrene bir sınır koşulu dayatamayız diyor, bu nedenle sınırsızlık ilkesini (no boundary proposal) uyguluyor ve evren içine çökse bile düzensizliğin artabileceğini söylüyor. Bu elbette tartışılan bir konu ama Hawking gibi bir dev konuşunca bize edep içinde susmak düşer. Benim daha sonra söylediğim, teorik bir kabul yapar da entropinin azaldığı bir evren hayal edersek bu evrende hal değişimlerinin şimdi gözlediğimizden çok farklı (hatta tam tersi) olacağıdır. Bu konuda ısrarcıyım. Bunlar kurgu falan değil. Kuantum safsatası hiç değil.. :) :thumb:
Yahu Aleph konuda öne sürdüğün safsatalarla ilgili yazdım. Bu dediklerinle, onlar arasında nasıl ilişki kurabiliriz? Zaten ben diyorum o safsatalar entropi ile alakalı değil diye, yani madem mesele entropiyi tartışmak idi, o safsataların ne alakası var?.
Bu söylediklerinin kişinin anne karnına geri dönmesi, ölülerin dirilmesi vs saçmalıklarıyla ne alakası var? Birde çıktın bunlar kurgu değil safsata değil diyorsun, ben bu dediklerine göre yazmadım ki, o safsatalara göre yazmıştım, bu dediklerine ya da entropiye değil ki, o ifadelerine safsata dedim :) Basbaya kurgu ve safsatalar(bak safsata diye nelere demişim!)!
Bak bir daha diyorum, kuantum seks safsatadır, entropi üzerine senin öne sürdüğün o senaryo, kurgularda aynı ayarda safsata :) Bak dikkat entropi, kuantum safsatadır demiyorum! Neye safsata dediğimi gayet iyi biliyorsun. Yıldırım safsata değildir, yıldırım hakkındaki bilimsel ifadeler de, ama yıldırımın ardından Zeus kurgusu üretip, ama işte yıldırımları görüyorsun diye dayatmak(bu dayatımı şu an sen yapıyorsun) safsatadır yada kuantum seksi savunmak adına kuantum gerçekliğini göze sokma gayretide safsatadır(kuantum değil bu yöntemdir safsata). Çünkü yıldırımın olması, Zeus'u gerçek ya da bilimsel kılmaz, entropinin olmasıda, o safsataları, safsata olmaktan çıkartmaz. Entropiyi tartışma benle, yıldırımı tartışma, ardına eklenen Zeus safsatasını eleştiriyorum. Hala anlamadın mı(neyi eleştirdiğimi)?
Anlıyorum abi neyi elestirdiğini:):thumb: Kişinin doğumuyla ölümü arasında geçirdiği fiziksel, zihinsel, çevresel tüm hal değişimlerini integre ederseniz kişinin yaşamını elde edersiniz. Bu hal değişimlerinin her biri sıvı-buhar karışımı örneğinde olduğu gibi ters yönde gerçekleşebilir ve bu da kişiyi yaşamında geriye döndürebilir. Şimdi sizin bu safsataya karşı argümanınız felsefi değil bilimsel olmalıdır. :) Sanırım bu konuda uzlaşamayacağız sizinle. Ben ikna olmaktan hoşlanan birisiyim, yeter ki karşı argümanlar ikna edici olsun. Olmaz öyle şey, bunlar safsata demek bir şeyi açıklamıyor.. :thumb:
Kurdistannn
29-08-2015, 14:00
Aleph, zaman tersine aksa; örneğin doğumlar nasıl olur ya da olur mu?Doğum olacaksa, 90 yaşında, 100 yaşında falan mı doğar insanlar... Ya da mezarındaki ölülerin kemikleri toplanıp, etlenip mezarlarında çıkmaya mı başlarlar?
Nasıl bir şey olur sence?
Abi, insan öldüğünde evrendeki toplam entropi artar çünkü hayattayken bedeninde belli bir düzen icinde bulunan atom ve moleküller insan ölünce rastgele doğaya dağılır. Daha sonra bu atom ve moleküller güneş marifetiyle tekrar bir düzen (bitki, böcek, çiçek) oluşturur fakat güneş bunu yaparken de bünyesinde bulunan maddeyi daha duzensiz bir enerji formu olan ısıl enerjiye dönüştürür, yani entropi her halukarda artar, bundan kaçış yoktur. Şimdi biz duzensizligin surekli arttigi bir evrende yasiyoruz ve bu oluşumlar bize normal geliyor. Düzenin arttığı başka bir evrende bu süreçler tam tersi olabilir. Evet, çürükçüllerin ayrıştırdığı moleküller bir araya gelerek mezarda bütün bir vücut oluşturabilirler. Zihinsel karar verme süreçleri ve canlilarin iradi ya da gayri iradi eylemleri de ters yönde işler, ölüyü mezardan çıkarırlar, bir süre sonra canlanır ve hayata tersinden merhaba der. Yaşadıkça genclesir ve biliş seviyesi düşer, cocuklasir.. Bu hayat normal olur o zaman.. Böyle bir evren imkansız değil, belki de bir yerlerde yasaniyordur..
Kurdistannn
29-08-2015, 14:27
Abi, insan öldüğünde evrendeki toplam entropi artar çünkü hayattayken bedeninde belli bir düzen icinde bulunan atom ve moleküller insan ölünce rastgele doğaya dağılır. Daha sonra bu atom ve moleküller güneş marifetiyle tekrar bir düzen (bitki, böcek, çiçek) oluşturur fakat güneş bunu yaparken de bünyesinde bulunan maddeyi daha duzensiz bir enerji formu olan ısıl enerjiye dönüştürür, yani entropi her halukarda artar, bundan kaçış yoktur. Şimdi biz duzensizligin surekli arttigi bir evrende yasiyoruz ve bu oluşumlar bize normal geliyor. Düzenin arttığı başka bir evrende bu süreçler tam tersi olabilir. Evet, çürükçüllerin ayrıştırdığı moleküller bir araya gelerek mezarda bütün bir vücut oluşturabilirler. Zihinsel karar verme süreçleri ve canlilarin iradi ya da gayri iradi eylemleri de ters yönde işler, ölüyü mezardan çıkarırlar, bir süre sonra canlanır ve hayata tersinden merhaba der. Yaşadıkça genclesir ve biliş seviyesi düşer, cocuklasir.. Bu hayat normal olur o zaman.. Böyle bir evren imkansız değil, belki de bir yerlerde yasaniyordur..
Yok olabilir dediğin. Ben sadece herşeyin ama herşeyin tersine gittiği bir evren düşünürken zorlanıyorum.
Çok normal.. :) Dediğim gibi bir evren varsa onlar da her şeyin ileriye gittiği bir evreni tahayyül etmekte zorlaniyorlardir muhtemelen. Hatta bu konuyu kendi aralarinda tartışıyor da olabilirler.. ;)
spartacus
29-08-2015, 14:39
Anlıyorum abi neyi elestirdiğini:):thumb: Kişinin doğumuyla ölümü arasında geçirdiği fiziksel, zihinsel, çevresel tüm hal değişimlerini integre ederseniz kişinin yaşamını elde edersiniz. Bu hal değişimlerinin her biri sıvı-buhar karışımı örneğinde olduğu gibi ters yönde gerçekleşebilir ve bu da kişiyi yaşamında geriye döndürebilir. Şimdi sizin bu safsataya karşı argümanınız felsefi değil bilimsel olmalıdır. :) Sanırım bu konuda uzlaşamayacağız sizinle. Ben ikna olmaktan hoşlanan birisiyim, yeter ki karşı argümanlar ikna edici olsun. Olmaz öyle şey, bunlar safsata demek bir şeyi açıklamıyor.. :thumb:
Sevgili Aleph, kişiyi zombi hale getirmek geçmişe dönmek değil ki. Bir suyun buz olması ve tekrar erimesi geçmişe filan dönmek değildir-HAL DEĞİŞİMİDİR!-, zaten verili koşulda-anda niteliği yansıtır o kadar. Ne eriyen su, erimekle buz önceki sudur ne de buz hali bir öncekidir, o an ne ise odur, onu temsil eder, yansıtır, ne geçmişten ne de gelecek sanalından, metafiziğinden bir şeyi temsil etmez, sadece hal değişimidir, durum değişimidir, nitel değişimdir :).
Masanın üzerinde yere düşüp dağılan, paramparça olan bir fincan, entropi ile oynayarak tekrar, masaya çıkıp, tam takır birleşmiş fincan olmaz, dahi nesnel ve fiziksellik arzetmeyen, metafizik olan geçmişe(bardak düşmeden önceki zamana) filan dönülmez. Öyle idealist, akıl, düşünce, hayal gücüyle fizik(iradeden bağımsız!!) üzerinde oynanamaz, fizik ne ise odur. Metafizikden bahsedip bilimden bahsetmek abes olmaz mı? Koşul ve ortam ve ortam değişkenleri var. Bardak yere düştü dağıldı, entropiyle oynamakla o dağınık her bir parça üzerinde etki eder -tekrar birleştirip, bardağın yere düştüğü zamana -metafiziğe!- geri dönmek filan, idealist kurgudur, masaldır- o kadar. Kısaca safsata saftadadır. İdealizmn yöntemi zaten metafiziktir, fizik değildir o nedenle günümüz idealizminin metafizk yöntemli ürettiği sözdebilimdir, gırtlağımıza kadar çıkartılan kirdir, birilerinin maddi, manevi gelir kapısıdır.
Kısaca entropiye böyle şeyler yüklemek safsatanın dik alası. Deney yapma şansı var değil mi, hem zaten gerek yok...
Bir diğeride uzay yönden bağımsızdır yani öyle geçmiş, gelecek diye bir yöne sahip değiliz. Yön bir öznenin ancak kendisini-konumunu- ve kendi konumuna göre başka nesneleri referans almasıyla ilgili, bir çerçeve, dar açı olayıdır, neden buna mecbur kalır, zorlanır, çünkü uzay yönden bağımsızdır ama özne konumu gereği yön tayin etmek durumundadır(yani yön nesnel değil özneldir, öznenin benmerkezli belirlediği bir boyut-çerçeveleme işidir). Rölatiftir(göreceli) kime göre ileri, kime göre geri durumu taşır. Fizik açısından ise bu öznel soyutlamalar bağlayıcı değil. İlk yazımda da söyledim bu tür kavramlar üzerinden yola çıkıp entropiyi amuda kaldırmak safsata olur..
Kısaca entropideki değişimler, nesnelerde değişime sebep olur dersen kabul, ama gidip insanın ölmüş annesini diriltip, karnına geri döneceği yönlü mahşer edebiyatına bilimsel dersen ben değil, bilimsel olup-olamdığını senin göstermen gerekir-zaten safsatalar bilimel değil ki-. Deney yapma şansı var. Kim böylesi safsatalar, idealist kurgular için deney yapar orasıda malum, astrologlar olabilir belki de kahinler, büyücüler filan :)
Entropi konsunda tartışmalarda 2 açı dile getirilir, birisi Buddha, diğeri Tao öngörüsü(ben Tao öngörüsünü benimserim mesela). Buddha açısından her şey çözülür-dağılır ve tekrar bir araya gelmez, Tao açısından ise her şey çözülür-dağılır (çökme) ve tekrar birleşir(buna da Tao denir), lakin her çözülme kendi özgülünü içerir, her birleşmede kendi özgülündedir, hiç bir birleşme, bir önceki değildir ve temsil etmez, farklıdır... Kısaca fiziki hiç bir şeyle oynayarak mezarlardaki ölüleri normal hayatlarına devam edercesine diriltemezsiniz, bu teolojik mahşer edebiyatı sadece saplantı.
Kısaca entropik değişimler mezarlardaki annelerin kalan kemikleri varsa etki ederse eder, nesnel gerçek olan budur, gerisi sanaldır, o kadar. Et giydirip, mezardan çıkartıp, çocuklarını da karnına filan yerleştirmez:)...
Ha bunlar benim görüşüm, tartışmamızın nedeni de bu ifadelerime göre değilde, benle entropiyi tartışmaya yöneldiğin çerçevede oluyor(oysa ben entropiye dair bir eleştiride bulunmadım ki). Lakin bakış açımda bu tarza -sözdebiim, safsata- yer yok-kimin iddia ettiğide bağlamaz, kimin iddia ettiğine bakarak yargıya varmakda zaten safsatadır-, bilimsel olsun, olmasın hangi konu olursa olsun, safsata mantığı içermemeli, kriteri, disiplini, metodolojisi, objektif dayanak ve bağı-İLGİSİ-ALAKASI olmalı, yoksa vaktimi harcamam-değmez. Bu açıdan fikir-görüş beyan ediyorum, bariz safsata diyorum ve beni bağlar, dileyen dilediği masala-kurguya inansın, yıldırımın varlığından Zeus üfürmek zor değil ki, entropi, kuantum lafzından da zaten aynı ayarda üfürümeler yapılıyor, ortak noktaları üfürük olmaları. üfürük olmalarının nedeni ise yukarıda kriter bazlı dile getirdim, o kriterleri ve disiplini taşımadıkları için. Mesela yıldırımın varlığı Zeus'u olumlar mı? Hayır, olumlar demek safsatadır, işte basit bir kriter örneği, entropi ve düzen, düzensizlik konusundan yola çıkarak üfürülen mahşer edebiyatı olumlanır mı? Hayır, mesela M teorisyenleri(edebiyatçıalrı) vardır, kimin savunup, savunamdığı beni bağlamaz, daha ilk anda yanlışa düşerler, boyut kavramının ancak bir özne-nesne ilişkisinde öznece öngörülen-varsayılan ya da referanslanan bir şey olduğunu unutturmakla, yerine boyut kavramını sanki nesnel, kendiliğinden bir kavrammış gibi bir sır perdesine atmakla çoktan safsataya düşmüşlerdir(sıkıştıkça hasbelkader üfürülen, ne idüğü belirsiz 24 boyut ne demek yahu, boyut ancak öznenin gözlemleyip, kıyaslayıp, ölçüp, biçip, referansladığı şeye denir, bu yoksa boyuttan da söz etmek abestir, yani ne idüğü belirsiz boyuttan söz etmek bir noktadan sonra abestir). Kısaca itiraz etmek değil ki maksadım, neden katılmadığımı dile getirmek, nedenleriyle açıklamak, yoksa dediğim gibi dileyen dilediği gibi düşünür, dilediğine inanır, kendisini bağlar. İdealist, teolojik dünya görüşü sadece dün değil ki, bu günde hakim-egemen olan görüş. mesela Pisagor döneminde ya da aynı ekolüğn temsilcisi Newton döneminde olduğu gibi abuk subuk, düzenli ise, işine geliyorsa alıp, düzensz, kaos olarak gördüğünü görmezden gelen, hesaba kitaba uymazsa yok sayan görüş bu günde hakim -ki gerçekler matematiğe uymaz, matematik çerçevesi belirlenmiş-yalıtık öngörülen ortam-atmosfer ortamında yapılan bir hesaplama, ölçme, ifade, mantık-anlama aracıdır özünde-. Evren insanın dar ve yalıtık ortamlara göre formüllediği şeylere göre değildir, ama insan küçücük benmerkezciliğiyle evrene de don giydirip,kendi yalıtık(!) ve bir çok şeyi görmezden gelmiş seçiciliği ile reçete-formül üretir sonra da Evren'in kendi ürettiği reçete ve formüllere göre hareket ettiğini düşünmeye başlar. Matematiki(insan mantığına! dayalı) arızalarla evrene dil, irade, mantık vb yükleme hastalığı bile bu gün de hakimdir. Kısaca atış serbest(nede olsa idealizmin dünyası, kurgula, senaryo üret, varsay olsun) ve ipini kopartan bazı maddi, manevi umutlarla atıp tutabiliyor :)
Yıldıztozu
29-08-2015, 15:46
Zaman 4.boyut olarak kabul edildiğine göre bu boyut içerisinde farklı yönlere hareket mümkündür. Fakat zamanın oku tek yönlü ilerliyor, entropi sayesinde bu böyle.
Bu durumda bizim evrenimizde zaman geleceğe doğru akıyorsa, bizim evrenin bir kopyasında geçmişe doğru akıyor olabilir. Böylece birbirini dengeler.
İki evrende de aynı olaylar yaşanır ama tersine doğru.
Geçmişe doğru ilerleyen evrendekiler için bu normal bir şey olabilir, onlar için de geleceğe doğru ilerlemek gariptir belki de.
spartacus
29-08-2015, 16:04
Mesela bir örnekle gidelim.
Bir kitabı ele alalım, 600 sayfa ve her sayfası yazılı olsun.
Bu kitabı yakalım...
Şimdi nesnel gerçek nedir? Kitaptan geriye kalan küldür, yani nitelik değişmiştir, yine değişimin sebebi(1) fiziksel etkenlerdir.
Laboratuvar ortamında her şeyi tersine çevirmekle filan, kül ve atmosfere karşışmış gaz şu ya da bu tekrar birleşip kitabı oluşturmaz. Çünkü elde olan reel gerçek ortamdaki parçalardır, kül ya da şu her neye dönüşmüş ise. Yeni ortam ancak bunalr üzerinde etkili olur değil mi? Çünkü fizik olan, reel, nesenl olan ortam ve ortamdaki küldür... Değişirse kül değişir, nitel dönüşüm olursa külde olur, lakin artık sanal ve gerçeklik arzetmeyen ancak hafızamızda ya da kamera kayıtlarında olan kitap niteliğine geri dönülemez. Fiziksel şeylerle oynamakla bu mümkün değildir, çünkü elde olan küldür. Atomların bağı değişmiştir, atomlar dönüşmüştür vb, neyse o anda, eldeki malzemede odur, eldeki malzeme de kitap değildir, en kaba tabirle küldür ve etkilenir.
Kısaca ortamdaki değişim ortamda olan nesne her ne ise ona etki eder, bu kül ise küle etki eder. Elde olan kül ve ortamdır ve öyle insanın idealine(fikre, hafızaya, kurguya) dayalı hiç bir şey, fizik açısından ne etkendir, ne etmendir ne de belirleyici değildir, kitap sadece sanaldır gerçek olan ise verili koşulda, verili an'da kül...
Kısaca ortam ve değişkenler ve nesneler vardır bir de en anlaşılır tabirle mevcut an, nesnel gerçek bundan ibaret, ne geçmiş, ne de gelecek diye bir yön, yol, realite durumu bulunmaz. Bunlar sadece öznelerin hafıza ettiği ya da verili koşul, anda cisimler üzerinde emarelerden yola çıakrak öngördüğü şeylerdir. Diyelim ki evren çöküyor, o an mevcut olan nesneler bundan etkilenir kabul, ama öyle geçmişe dönmek diye bir durum söz konusu değil, öyle bir geçmiş durumu da mevcut değil. Değişim yine bünyede gerçekleşir, bir yöne doğru ne tersin geri giderler, ne de ilerlerler, sadece değişir-başkalaşır vs...
Nasıl ki şimdi evvelce yazılmış bir KADERE, çoooktannnn belirlenmiş bir geleceğe(! böyle bir şey gerçek değil, en fazla öngörülebilir) gitmiyorsak, gelecek nasıl ki önceden belirlenmiş bir KADER değilse, geçmişte geri dönülmesi olası olan bir kader, senaryo, kurgu değildir. Bu paragrafta umuyorum ki, idealist, teolojik saplantılar derken neyi kastettiğim anlaşılır. Kısaca ne oluyorsa bünyede olur, geçmişte ya da gelecekte değil, verili koşul ve anda gerçekleşir, fizik budur, diğer tür ideal kurgular ise metafiziktir.
Şimdi entropiyi öne sürüp, 600 sayfalık kitap için, ağacın büyümsi, kesilmesi, işlenerek kağıt yapılması, sonra bir yazarın kurgulaması, daha sonra kağıda dökmesi, matbaada işlenmesi, mürekkeple yazılması, sayfaların birleştirilmesi, bir ortamı tersine çökertmekle yaktığımız kitap küllerinden tekrar gidip kitap olmaz :) Bu safsatadır, çünkü artık kitap hali bir gerçeklik, fizik hali durumu değildir, nitelik küldür, küle etki edilir o kadar. Yani kitabın geçmişine dönmek gibi üfürükler idealist veya teolojik mecradan çıkamamaktır, kitabın geçmişi gerçeklik vasfına sahip değildir, o an gerçek kültür, bu bir niteliği yansıtır, bu nitelikten evvel ise bu niteliğe etki eden fiziksel süreçler ne ise ona göre başka bir niteliği yansıtmıştı. Elde olan cisim küldür, daha alt zeminde ise maddedir ve maddenin bileşikler dahilinde farklı nitelik ortaya koyması an itibariyle, verili koşul itibariyledir, nitel yapı kitap ise kitaptır, kül olmuşsa küldür ve bu külde ortamla birlikte değişmeye, dönüşmeye devam edecektir, lakin bu önceden insan iradesince, idealist(fikri, zihinsel, hafıza) belirlenmiş bir kitap olma lüksü taşımayacaktır. Nasıl ki şimdi gelecekten söz etmemiz önceden belirlenmiş bir kader değilse, geçmişinde böyle bir yapısı yok, sanal, sadece sanal, verili koşul-an itibariyle ise fizik ötesi(metafizik). Kısaca bizim kuantumcu, entropici idealsitlerimizin kurguları açısından idealizm ve teoloji bir hayli sırıtıyor:)
spartacus
29-08-2015, 16:11
Zaman 4.boyut olarak kabul edildiğine göre bu boyut içerisinde farklı yönlere hareket mümkündür. Fakat zamanın oku tek yönlü ilerliyor, entropi sayesinde bu böyle.
Bu durumda bizim evrenimizde zaman geleceğe doğru akıyorsa, bizim evrenin bir kopyasında geçmişe doğru akıyor olabilir. Böylece birbirini dengeler.
İki evrende de aynı olaylar yaşanır ama tersine doğru.
Geçmişe doğru ilerleyen evrendekiler için bu normal bir şey olabilir, onlar için de geleceğe doğru ilerlemek gariptir belki de.
Geleceğe doğru ilerleyen evren yok ki -zamanı zaten evrenin dinanizminden soyutluyoruz, keyfiyetle yön tayin etmek neyin nesi-sadece anlam ve ifade açısından kullandığımız kavramlar, boyutta öyledir farklı değil-. yani zaman mefhumunda bir yerlere gidiş, geliş yok, ilerleme mefhumu yine özne-nesne ilişkisinde öznenin nitel farklar arasında yaptığı bir kıyastır, zamanda bu nitel değişim, oluşumlar zemininde soyutlanan haricen değil dahili bir kavramdır. Yine bu mantığa göre ileri gittiği ne malum, nereden biliyorsunuz dansöz evrenin kıvırıp şimdi geri gitmediğini(nitel değişimlere mi bakıyorsunuz, ne farkeder, değişimler her koşulda olur ve aslında olanda budur, nitel değişim, kime göre ileri, geri, benmerkezci insana göre mi? peynirin küflenmesi ileri mi yoksa geri bir gidiş mi? Ölçütü kim, nedir bunun? tabi ki insan, insan işine geliyorsa olumlu, gelmiyorsa olumsuz yorumlar haliyle ileri, geri de farklı değil, yani göreceli ve kişiye göredir, özneldir, evren ise nesnel) :)
Neyse, bu tarz ifadeler sadece ama sadece teolojik kader anlayışı ile ilgili... Sanki ezelden bir güç geleceği belirlemiş gibi, efendim ileri gidersek kader ölçeğiyle demek ki geri gidilirse de aynı kader ölçeğiyle terse gidilir filan arızası. Kim belirleyecek bunu? İnsanın hayal ve kurgu, metafizik dünyası ya da idealist, teolojik kurguları öyle mi? Yani bu gelecek, geçmiş nedir yahu, gerçekten fizik mi yoksa metafizik mi? Nedir bu kader mi? Neyse bir evvel bir kitap örneği ile görüşümü paylaştım, bana görsi tabi, dileyen dilediği gibi düşünebilir.
Yıldıztozu
29-08-2015, 16:34
Teolojideki kader anlayışı yerine evrendeki determinizmi ele alalım. Nedensellik ilkesi vardır, önce neden sonra sonuç gerçekleşir. Önce sonucun sonra nedenin gerçekleşmesi mantıksal açıdan imkansız gibi görünüyor. Bence de zamanın geriye ve tersine nedensellikle dönmesi mantıksız. Bu fikrin ortaya çıkması, bazı matematiksel denklemlerdeki soyut işlemlerden kaynaklanıyor sanırım. Matematik bir noktadan sonra gerçeklikten kopabilir. Mesela bir ağaçta 3 elma vardır diyebiliriz ama -3 elma vardır diyemeyiz. Matematiğin soyut kısmını gerçekliğe genelleyemeyiz.
Gelecek ve geçmiş zaman kavramları yanılsama zaten, onun yerine neden-sonuç zinciri var. Belirsizlik ilkesi istisna. Kuantum dünyası bi anlaşılsa her şey çözülecek aslında.
spartacus
29-08-2015, 17:17
Teolojideki kader anlayışı yerine evrendeki determinizmi ele alalım. Nedensellik ilkesi vardır, önce neden sonra sonuç gerçekleşir. Önce sonucun sonra nedenin gerçekleşmesi mantıksal açıdan imkansız gibi görünüyor. Bence de zamanın geriye ve tersine nedensellikle dönmesi mantıksız. Bu fikrin ortaya çıkması, bazı matematiksel denklemlerdeki soyut işlemlerden kaynaklanıyor sanırım. Matematik bir noktadan sonra gerçeklikten kopabilir. Mesela bir ağaçta 3 elma vardır diyebiliriz ama -3 elma vardır diyemeyiz. Matematiğin soyut kısmını gerçekliğe genelleyemeyiz.
Gelecek ve geçmiş zaman kavramları yanılsama zaten, onun yerine neden-sonuç zinciri var. Belirsizlik ilkesi istisna. Kuantum dünyası bi anlaşılsa her şey çözülecek aslında.
Sevgili Yılzdıztozu ne kuantum ne de entropi çözülmekle özneye dair olan yanılsamalar, metafizik kurgular anlam kazanmaz diye düşünüyorum. Evren matematiktir demek zaten evren insan mantığıdır demekle eşdeğerdir, ya da galaksileri izlemek, galaksiler teleskoptur demek gibi. Matematik ifade, kavrama aracı olarak ise vazgeçilmezdir, bizim için vazgeçilmez, ama evren için değil. Zaten fizik nesnelerin doğasını anlama bilimidir, bu bilimdir çünkü nesneler gözleme açık, deneye açıktır, bilimin en temel gereksinimi objeler mevcuttur, matematikğin ise böyle bir kendine has öznesi, nesnesi, ortamı, koşulu yoktur, iradidir. Sonra matematikle mutlak, kesinlikte öngörülerde bulunabilir, reelde ise bağlayıcı bir anlam taşımaz. Sonra matematikle ardışık süreçler formüllenebilir, gerçekte ise birbirini tıpatıp takip eden ardışık süreçler mümkün değildir. Yine matematik ancak yalıtımla formüle edilebilir, reel de ise yalıtmak, indirgemek mümkün değildir, örneğin evrenin her noktasında ışığın hızı sabit denemez, yine de hesap, kitap için 3 aşağı, beş yukarı sabite ve matematiğe ihtiyaç duyarız, bu bizim ihtiyacımızdır, lakin evreni ve reeli bağlamaz, belirlemez.
Nedensellik ilkeside NİTELİK düzeyindedir, nitel düzey maddi düzeyin bir üst zemini, aslen maddi düzey açısından hiç bir bağlayıcılık taşımaz, etken de değildir, etmende. Sebep sonuç ilişkiside böyle bir düzeyde hasıl oluyor, elma idi çürüdü? Sebep? Yine de alt zemin için bir önemi yok, ha elma olmuş, ha da çürük, her halükarda atomlar ve ilişkiler mevcuttur.
Belirsizlik ilkesi ise bir parçacığın aynı anda momentumu ve konumu tam doğrulukla ölçülememesi üzerine. Burada belirsiz olan NİTELİK değil ki, ölçümdür, momentumdur, hızdır, kısaca bazı özellikler ve tespit edip, edememe düzeyidir(kafa ve kavram kargaşası olmamalı). Bu gün Belirsizlik ilkesi üzerine, bir kaşık suda kopartılan fırtınalar yine tamamen insanın hayal gücü ve idealist zaafiyetleriyle ilgili(insanız, doğamız gereği öznel davranmak zorundayız, bu da bizleri kaçınılmaz olarak ideal olanı tercih etme durumuna, benmerkezciliğe(kendini referans, merkez, öçlek alma) idealizme iter), birde sözdebilimin günümüzdeki muzafferliğiyle ilgili. Zaten net ortamında kirliliği karıştırsak hep günümüz teolojisinin koltuk değneği konumundadırlar, bıtırak gibi her yandan bu kavram kargaşası ve safsata algısıyla milyonlarca kafa ütülenir, bir dolu video filan, insanlar orada dam üstünde saksağan diyemez hale gelir, sonra da ayıkla pirincinin taşını, ya da kuyuya atılan taşı çıkart, çıkartabilirsen. Belirsizlik ülkesini referans gösterip, sebep/sonuç ilişkisini tersin geri yapanlar zaten idealist yol ve yöntemleri aşamamışlardır, sebep/sonuç ilişkisinden de bihaberdirler(sebep/sonuç düzlemi nitel değişim-etki-faktör düzlemidir, bizim tespit edip, edememizden bağımsızdır). Çünkü bu ilke ile nitel düzeydeki değişkenlik ölçeğinin karıştırılması dam üstünde saksağan durumudur.
A .............||................ B
Ortadaki çizgi kime göre ileri, kime göre geri? Oysa en basitinden, uzay yönden bağımsız, bu nedenle pusulaya muhtacız ve doğrusu bizim için yukarıda olan Kuzey kutubu, Avustralyadakiler açısından aşağıdır, kime göre ileri, geri?..
Boyut dediğimizde böyledir aslında öznenin kendi ve esas aldığı nesneyi bir çeşit kıyası, koordinatlama işi. Zaman da nitel değişimler ve bu değişimlerin soyutlandığı ölçekler esas alınıp, koordinatlanıyor, yani aslında verili koşuldaki değişim koordine ediliyor. Yine bu koordinatlama işi, yine başka referans, ölçülerle hesaplı biçimde koordinatlanıyor, bu bağlamda da boyut tanımı alıyor. Boyut herhangi bir şeyin uzayı değildir, boyut belirli bir uzay, ortam ya da nesnenin, yine özne tarafından esas alınan referanslar ölçeğiyle koordinatlanması işidir, varsayılır. Yani boyuttan önce zaten nesne, satıh vardır, nesne ve satıh boyutladığımız için değil, aksne boyut nesne ve satıhı gözlemlediğimiz-koordinatladığımız için hayat kazanır(yani tersi). Yani zaman olduğu iççin maddeler ilişki, değişken değiller, maddeler hareketli ve değişken olduğu için zamanı boyut olarak alabiliyoruz(yani aslında gerçek idealist tanımların ve hakim anlayışların tam tersi). Kısaca Boyutu uzaylaştırma üzerinden yapılan sözdebilim üfürmeleride bilimsel değildir.
Kısaca ne bileyim özneye has rölatif kavramlarla Evren ölçeğinde kurgu üretmeye kalkmak hadi kabul safsata değil, yine de arızadır.
Kriterlerim bu temelde, elma ile armutu, dam ile saksağanı ayırt edebilmek temelinde, o nedenle böyle düşünüyorum yoksa kimsenin ne görüşüne karşıtım ne de düşüncesine, bu noktada ise yanlış anlaşılma riski doğuyor :)
Laboratuvar ortamında her şeyi tersine çevirmekle filan, kül ve atmosfere karşışmış gaz şu ya da bu tekrar birleşip kitabı oluşturmaz.
Kitap bir kıvılcım eşliğinde oksijenle birleşerek nitel değişime uğrayıp küle dönüşüyorsa pekala kül de havadaki karbondioksit ile birleşerek kitabı ve oksijeni oluşturabilir, sonuçta her ikisinde de nitel bir değişim söz konusudur. İlki akıl dışı gelmiyor da ikincisi neden akıl dışı geliyor sana? Cevabını ben vereyim: çünkü düzensizliğin arttığı bu evrende hep ilki gerçekleşiyor ve sen hep ilkine şahit oluyorsun da ondan.. ;)
Laboratuvar ortamında külü kitaba dönüştür demek bana kalırsa laboratuvar ortamında beyin oluştur demek kadar gayri ciddi bir karşı savunmadır. Bunlar çok çok komplike işler. İnsanlık bunları gerçekleştirecek kadar ilerler mi bilmem. Ama eğer bir gün başarabilirlerse hücreleri ve dokuları da gençleştirebilirler ve işte o gün kansere karşı da kesin çözümü bulabilirler..
spartacus
29-08-2015, 17:59
Kitap bir kıvılcım eşliğinde oksijenle birleşerek nitel değişime uğrayıp küle dönüşüyorsa pekala kül de havadaki karbondioksit ile birleşerek kitabı ve oksijeni oluşturabilir, sonuçta her ikisinde de nitel bir değişim söz konusudur. İlki akıl dışı gelmiyor da ikincisi neden akıl dışı geliyor sana? Cevabını ben vereyim: çünkü düzensizliğin arttığı bu evrende hep ilki gerçekleşiyor ve sen hep ilkine şahit oluyorsun da ondan.. ;)
Laboratuvar ortamında külü kitaba dönüştür demek bana kalırsa laboratuvar ortamında beyin oluştur demek kadar gayri ciddi bir karşı savunmadır. Bunlar çok çok komplike işler. İnsanlık bunları gerçekleştirecek kadar ilerler mi bilmem. Ama eğer bir gün başarabilirlerse hücreleri ve dokuları da gençleştirebilirler ve işte o gün kansere karşı da kesin çözümü bulabilirler..
Neden illa kitap oluştursun, başka seçenek yok mu? Bunu belirleme lüksünü zihni kurgundaki şablondan almadın mı? Kaç milyar yıl dahilinde, yazarlı, çizerli, kurgulu, konulu kendiliğinden oluşmuş bir kitap gördün, ki tersi durumda kendiliğinden oluşsun? Ne yani kül, kurgunuzdaki şablona göre mi hareket edecek-idealizm diyorum işte. Suyun, buz olması, tekrar su olması HAL değişimidir, bakınız hal değişimidir, geçmişe dönmek, geleceğe gitmek filan değil, ve dahi zaten ortam dahilinde su süreğen kayıp verir, buz olmakla, tekrar hal değişimiyle kayıplarını gidermez...
Değişir elbette, külde değişecek, zaten her an her şey değişiyor ve önceden BELİRLENMİŞ BİR KALIP ve KADERE göre değil! Önemli olan tamda bu paragrafı kavramak değil mi? Bu kaderciliğin bilimle bağdaşır neresi var ki? sadece kitabı oluşturmak değil ki, geçmişe dönmek lafzı ne olacak?
Kısaca insanlar küçülecek, mezarlardaki anneleri dirilecek-zombiler-, sonra küçülenler dirilen annelerinin karnına girecek, sonra o dirilen anneler de verili koşulda bambaşka olan maddi yapı, toz, toprak her ne ise, onlar dirilecek(! anne olarak), öncekilerin annesi küçülüp annelerinin karnına filan yerleşecek. Zeussen bu kurguların insanın ilerlemesi ile ne alakası var, geçmiş reel değildir ki, reel olan verili koşuldur ve neye döneceğini siz iradenizle belirleyemezsiniz -değil mi? Bilimi bu kadar ileri düzeyde idealize, teolojik düzlemde kurgulamanın, statikleştirmenin yeri, yurdu, bağı, ilişkisi, alakası nedir?
Tüm hepsi bir yana hadi kabul, gelecek kurgulanıyor mu ki, tersine çevirdiğinde kurguya göre hareket edilsin?
Değişim nesnelerin üzerinde gerçekleşiyor hepsi bu, öyle geçmiş, gelecek diye objektif(!) hal gözlemine sahip değiliz, sadece nitel farklar arasıdna soyutladığımız ya da hafıza-tecrübe ettiğimiz ya da emare aradığımız kavramdırlar ve tümüde nitel-hal değişimlerini iradi olarak kıyaslamamızdan ibaret.:tinfoil3:
Konu başlığı evren genişlemesi, biz daraltıyoruz.. :) Bırakalım, genişlesin madem.. Bu konuları tartışmak satranç oynamak gibi, beyin jimnastiği yapıyorsunuz, keyifli vakit geçiriyorsunuz ancak somut bir getirisi olmuyor.. Quatum-gravity üzerine kafa yorsak daha iyi. Hiç olmazsa içinde yaşadığımız evreni anlamaya yönelik bir çaba göstermiş oluruz.. :thumb:
spartacus
29-08-2015, 18:18
Konu başlığı evren genişlemesi, biz daraltıyoruz.. :) Bırakalım, genişlesin madem.. Bu konuları tartışmak satranç oynamak gibi, beyin jimnastiği yapıyorsunuz, keyifli vakit geçiriyorsunuz ancak somut bir getirisi olmuyor.. Quatum-gravity üzerine kafa yorsak daha iyi. Hiç olmazsa içinde yaşadığımız evreni anlamaya yönelik bir çaba göstermiş oluruz.. :thumb:
Aynen. Tabi kavram kargaşası yada idealize kurgularla anlamanın önüne geçmemekte lazım, en azından net ortamının kirliliğinde kendisine sükse arayanlara da prim vermemek ya da hiç olmazsa değerli vakitleri vermemek lazım diye düşünüyorum.
Ne bileyim bir tanrı olsa, ol dese oldurur tadında tartışmaların bence bir yararı yok, her istediğimiz olsa idi sihirli değnekle gezerdik, ne yazık ki masallarda, lanet olası acı gerçek... :)
Zâriyat/47 - "Ayet bükücülük yapılmamış" meallerden bazı örnekler;
https://www.turandursun.com/forumlar/picture.php?albumid=95&pictureid=301
Kaynak: http://www.kuranmeali.org/51/zariyat_suresi/47.ayet/kurani_kerim_mealleri.aspx
Erişim: 20.Kasım.2015
1)Gök evren değildir.
2)Gök hem evren,hem bildiğimiz gök anlamında kullanılmıştır dersen,Kuran apaçık,anlaşılır değildir.
serdartalha
22-10-2017, 00:17
Arkadaşlar düz dünyayı araştırın uzay big bang hepsi yalan bir kubbenin içinde kapalı bir sistemdeyiz. Ön yargılarınızı yıkın ve araştırın.
BATIRALP
06-12-2017, 01:22
Aşağıdaki makale Turan Dursun Sitesi'ne ait MucizeYalanlari.com (http://www.mucizeyalanlari.com/) Sitemizden alıntıdır
ve Mucize Yalanları Sitesi Çalışma Grubumuzun ortak ürünüdür.
=> Evrenin Genişlemesi (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/)
Sitemizdeki metin, bu başlıktaki öneri, açılım ve eleştirilere binaen veya çalışma grubunun kendi araştırmalarıyla değişebilir.
Forumumuzda daha önce bu konu >şu başlıkta (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=765)< tartışılmıştır.
Evrenin Genişlemesi (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/)
1. Mucize İddiası (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#1)
2. Zariyat/47’nin Anlam(lar)ı (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#2)
3. Kuran’daki Evren Algısı (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#3)
4. Sonuç (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#4)
1. Mucize İddiası (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#)
Mucizeci ekolün sıkça dillendirdiği meşhur iddilardan biri de "evrenin genişlemesi" bahsidir.
Önce iddiayı bu ekolün dilinden dinleyelim:
Harun Yahya (Adnan Oktar)'a ait sitelerden:
"Astronomi biliminin henüz gelişmemiş olduğu bir dönemde 14 asır önce indirilen Kuran-ı Kerim'de evrenin genişlediğinden şöyle bahsedilir:Biz göğü ‘büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47
Yukarıdaki ayette geçen "sema (gök)" kelimesi Kuran'ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir. Türkçeye "Şüphesiz biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)" olarak çevrilen Arapça "inna le musiune" ifadesindeki "musi'une" kelimesi "genişletmek" anlamına gelen "evsea" fiilinden türemiştir. "Le" ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek "çok fazla" anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade "Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz" anlamı taşımaktadır. Bilimin bugün varmış olduğu sonuç da Kuran'da bize bildirilenle aynıdır.
(…)
Bu bilimsel gerçek henüz hiçbir insan tarafından bilinmezken Kuran'da asırlar önce açıklanmıştır. Çünkü Kuran tüm evrenin yaratıcısı ve hakimi olan Allah'ın sözüdür."
2. Zariyat/47’nin Anlam(lar)ı (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#)
İlk olarak dikkat çeken husus mucize iddiacılarının kutsal olarak gördükleri kitaba karşı sergiledikleri "ilmi samimiyetsizlik" örneğidir. Yukarda aynen alıntıladığımız iddiada Zariyat/47'nin diğer çeviri ve yorumlarından söz edilmemekte, "evrenin genişlemesi" ayetten zorunlu olarak çıkan "tek mümkün anlam" olarak sunulmaktadır. Oysa -Müslümanlar tarafından da genel kabul gören- birkaç meal ve tefisir örneğine bakmak durumun hiç de böyle olmadığını anlamak için yeterli olacaktır.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın (internet sitesinde de bulunan (http://www.diyanet.gov.tr/Kuran/ayet.asp?Kuran_id=51&I3.x=15&I3.y=13&Ayet_No=47)) resmi Kuran Meali'nde ayet şu şekilde çevrilmiştir:
Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.
Ve sadece bir dipnot olarak mucizecilerin iddia ettikleri çeviri ve yoruma değinilmiştir:
"Âyet "Göğü kudretimizle biz kurduk ve biz onu genişletmekteyiz" şeklinde de tercüme edilebilir. Bu bakış açısı modern astrofizikte gündemde bulunan "evrenin sürekli genişlemekte olduğu" görüşünü desteklemektedir."
Diyanet Vakfı'nın Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Prof. Dr. Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş'ten oluşan uzman heyetine hazırlattığı tefsirde bu ayetle ilgili olarak şu açıklamalar yer almıştır:
"Şüphesiz biz genişletmekteyiz" diye çevrilen cümle için yapılan başlıca yorumlar şunlardır:
a) Biz vüs'at yani genişlik ve kudret sahibiyiz. Semadaki bu ihtişamı sağlamakla kudretimizden bir şey eksildiği sanılmamalıdır; dilesek daha da genişletiriz. Bakara Suresi'nin 255 ve Kaf Suresi'nin 38. ayetlerindeki içerik ve üslûp bu manâyı çağrıştırmaktadır.
b) Hiçbir şeye muhtaç olmadığımız gibi nimetleri bol bol ihsan eden de biziz. Sıkıntıları giderir, darda kalanlara genişlik veririz.
c) Evreni genişletmekteyiz. Bu yorum daha çok uzay cisimlerinin birbirinden uzaklaştığı ve aralarındaki mesafenin gitgide arttığı yönündeki bilimsel tespitten hareketle ortaya konan "genişleme teorisi" ışığında yapılmıştır."
Kur'an Yolu – Türkçe Meâl ve Tefsir, Heyet: Prof.Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Prof. Dr. İ. Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sadrettin Gümüş, Ankara/2007, Zariyat/47
Görüldüğü üzere konunun uzmanları "evrenin genişlemesi" manâsını tek mümkün anlam olarak değil -aksine- en düşük ihtimal olarak görmektedir.
Elmalılı M. Hamdi Yazır ayetteki ilgili kısmı şu şekilde açıklamıştır:
"Ve hiç şüphesiz biz çok genişliğe malikiz. Bunun iki manâsı vardır: Birisi kudret genişliğini ifade eder. Kudret ve kuvvetimiz öyle geniştir ki semayı bina ile tükenmedikten başka onu daha çok genişletebilir. Bu manâ hem "Artık orada bize ne bir yorgunluk dokunacak ne de orada bize bir usanç gelecektir." (Fâtır, 35/35) hem de "O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır." (Bakara, 2/255) ayetlerinin manâlarını andırır. Birisi de zenginliği, nimet ve nimet vermede genişliği ifade eder. "Biz darlıkları genişletiriz. Yalvaran, darda kalmışlara icabet eden, sıkıntıları açan, ihtiyaçları gideren, fakirleri zenginleştiren, nimet vereniz" demek olur."
Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, Zariyat/47
Ömer Nasuhi Bilmen, ayeti
"Ve göğü bir kuvvetle bina ettik ve şüphe yok ki biz elbette kaadirleriz."
olarak çevirmiş ve şu açıklamayı eklemiştir:
"Şöyle ki: (Ve göğü bir kuvvetle) Pek muazzam olan bir kudretle, bir şiddetle (bina ettik) varlık alanına getirdik (ve şüphe yok ki, biz) yâni: Büyüklük ve yücelikle vasıflanmış olan ilahî zatını (elbette kaadirleriz.) Böyle nice alemleri meydana getirmeğe kaadiriz. Evet.. Yüce zatın kudret ve hakimiyeti pek geniştir; mahlûkatı idareye, onların yaşamalarını, geçimlerini sağlamaya fazlasiyle kâfidir.
"musi'une" kuvvet, takat, genişlik sahibi demektir."
Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri, Zariyat/47
Daha birçok farklı meal ve tefsir örneğinden de görülebileceği üzere bizzat konunun uzmanlarının tespitine göre ayetteki ilgili kısım Kuran'ın dili olan 6-7. yüzyıl Arapçası'nda bir ifade kalıbı olarak öncelikle "kuvvet, güç, takat, genişlik" sahibi olmayı anlatmakta bunun yanısıra "bol bol nimet verme", "darlıkları, sıkıntıları açma, genişletme" anlamına da gelmekte.
Mucize iddiacılarının yöntem olarak kullandığı dil cambazlığını şu örneklerle daha iyi anlayabiliriz: Her dilde bir veya birden çok kelimeyi asıl sözlük manâsından farklı bir anlam bütünlüğünde birleştiren kalıplaşmış ifade şekilleri ve deyimler vardır. Örneğin Türkçede "eli geniş" veya ‘eli bol'dan kastedilen cömertliktir; elin gerçekten geniş/enli veya bol oluşu değil. Aynı şekilde "gönlü geniş" ifadesi hoşgörülü olmayı, "mezhebi geniş" ifadesi ise namus/iffet konularında toplumun genel algısına göre daha rahat davranmayı ve düşünmeyi anlatır. Bu üç deyimde de "geniş" sözcüğünün asıl sözlük anlamı olan mekânsal genişlikle ilgisi yoktur.
Arapçada, dolayısı ile Kuran'da da buna benzer birçok deyim vardır. Örneğin Bakara/228'de "eli geniş" ifadesi (Türkçedeki gibi cömertlik değil) zenginlik anlamında kullanılmıştır (çünkü Arapçada "eli geniş" deyimi zenginlik ifade eder).
Mucize iddiacılarının yaptığı ise şuna benzemektedir: Mesela Türkçe bir eserde (aslında cömertlik anlamında) "onlar ki elleri geniştir" gibi bir cümle yer alıyor ve varsayalım ki günün birinde uzayda elleri gerçekten de (maddi anlamda) geniş/enli olan akıllı varlıklar bulunuyor. Bu durumda birisinin çıkıp da "Bakın işte, bu eserde "eli geniş" ifadesi geçmekte. Demek ki eserin yazarı bunu ta o zamandan bilmiş. Bu bir mucizedir" demesi ne denli gülünç ise "kuvvetli, takatlı" olma ve "bol bol nimet vererek sıkıntıları, darklıkları açma, çözme" anlamında kullanılan Arapça bir ifade kalıbını -günümüzün bilimi, evrenin genişlemesinden yola çıkıyor diye- sözlük anlamıyla yorumlamak o denli gülünçtür.
Oysa sonsuz güç ve bilgi sahibi bir yaratıcı, bu ayette 14 asır sonra keşfedilecek olan evrenin genişlemesi olgusuna işaret etmek istemiş olsa idi kuşkusuz bunu açık seçik bir ifade ile yapabilirdi. Örneğin "Bunu bugün tam olarak anlayamasanız da size vermiş olduğum akıl ile şüphesiz günün birinde keşfedeceksiniz. Eserim olan kâinatı incelemeye, araştırmaya gayret edin." şeklinde ifadeler de ekleyebilirdi. Hatta bu, insanlar için hem bilime teşvik hem de bilimsel gayretlere yön verici bir ipucu olurdu. Fakat durum böyle değil. Ayette geçen ibare tıpkı "eli geniş", "gönlü geniş" deyimlerinde olduğu gibi kalıplaşmış bir ifade biçimi ve mekânsal genişleme ile ilgisiz. Dolayısı ile ve doğal olarak bu ayette ileride bulunabilecek bilimsel bir olguya işaret olduğu, tarih boyunca hiçbir Müslüman'ın, alimin, müfessirin aklına dahi gelmemiş. Ta ki Müslüman olmayan bilim insanlarının araştırmaları sonucu evrenin genişlemesi teorisi bilim dünyasında kabul görmeye başlayana kadar… Bundan sonra ayetin anlamı birden bire değiştirilerek bu bulguya gönderme içerecek şekilde yeniden kurgulanmaya başlandı. Hem de tıpkı cömert (veya Arapça'da zengin) anlamında kullanılan "eli geniş" deyimini sözlük manâsında (yani maddi olarak geniş/enli el) yorumlar gibi. Ayrıca bu gayretlerin sahipleri açısından söz konusu bilimsel olgunun ne denli kanıtlanmış olduğu da mühim değil. Bilim dünyasındaki değişikliklere, revizyonlara, yeniliklere göre ayet her daim yeniden yorumlanabilir ne de olsa… Üstelik bütün bu gayretkeşliklerin ve işgüzarlıkların asıl motivasyon kaynağı, kâinatı veya hiç olmazsa Kuran'ı daha iyi anlama azmi bile değil! Tek niyet Müslüman olmayanları Kuran'ın gerçekten de Allah kelamı olduğuna ikna edebilmek (ve belki de daha çok, Müslümanların şüphelerini bertaraf edebilmek). Bütün bunları açık-seçik söylemekten de çekinmemekteler.
Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kuran Tefsiri adlı eserinde, Zariyat/47'nin açıklamasında aynen şu ifadeleri kullanmaktadır.
Başta Einstein olmak üzere son asrın fizikçileriyle astronomları bu muhteşem kâinatın bir bütün halinde devamlı genişlediğini söylüyorlar. Kuvvetli bir ihtimalle eğer bunun doğruluğu isbat edilirse, Kur'an'daki ilgili beyânın bu manâya delalet ettiğini söyleyebiliriz. Zira ayetin böyle bir yoruma tahammülü vardır ve o zaman inkarcı maddecilerin on beş asır öncesine dönüp o çağda böyle bir tespitin mümkün olup olmadığını araştırmaları gerekir.
3. Kuran’daki Evren Algısı (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#)
Oldukça genç bir kuram olarak evrenin genişlemesi teorisi ancak "modern" evren anlayışı bağlamında anlamlı olabilir. Bu "modern" evren algısı en kaba hatlarıyla günümüzde ilkokul düzeyinde genel malum olan -örneğin- Dünya'nın yuvarlak olduğu ve Güneş Sistemi'ndeki diğer gezegenlerle birlikte Güneş'in etrafında döndüğü, Ay'ın Dünya etrafında döndüğü, "gökler"in Dünya üzerine kurulmuş bir kubbe/çatı değil uçsuz bucaksız uzay olduğu gibi bilgilerden oluşmaktadır. İlkel evren algısında ise Dünya düz bir tepsi veya döşek şeklindedir. Güneş bu düz tepsinin/döşeğin belli bir noktasında doğar, yükselir ve diğer uç noktasında batar. "Gökler" ise bu döşek üzerine kurulmuş ve yıldızlarla süslenmiş bir kubbe/çatıdır. Üstelik -mucizevi bir şekilde- direk/sütun olmadan yukarda durabilmektedir. Bu naif dünya ve evren algısının hakim olduğu bir ortamda "göklerin genişlemesi"nden söz edilmesi hiçbir surette modern evren anlayışı bağlamında geçerliliği olan "evrenin genişlemesi kuramı" ile ilişkilendirilemez. (ki zaten yukarda açıklandığı üzere ayetteki ilgili ibarenin manâsı da mekânsal genişleme değildir.)
Şimdi önyargısız bir şekilde ilgili Kuran ayetlerinde hangi evren anlayışının(1) hakim olduğunu inceleyelim:
http://www.mucizeyalanlari.com/img/kgevren.png
İlk olarak mucize iddiacılarının Zariyat/47'yi örnek olarak gösterirken -her nedense- hiç söz etmedikleri hemen bir sonraki ayete de bakalım:
Zariyat/47 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=51&ayet=47)
Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.
Zariyat/48 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=51&ayet=48)
Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz.
Zariyat/48'de "yerin" döşendiği, yani bir döşek gibi serildiği, yayıldığı anlatılmaktadır. Ayete her önyargısız bakan bu cümlenin Dünya'nın düz bir tepsi/döşek olduğu fikrini desteklediğini kabul edecektir. (2)
Aynı anlayış diğer bazı ayetlerde de ifade edilmiştir:
Hicr/19 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=15&ayet=19)
Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik (3), yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.
Kuran'da Kehf Suresi (http://www.kuranmeali.com/sureler.asp?meal=diyanet&sureno=18)'nin 83. ayetinden itibaren Zülkarneyn'in hikâyesi anlatılır.
83. (Resulüm!) Sana Zülkarneyn hakkında soru sorarlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağım.
84. Gerçekten biz onu yeryüzünde iktidar ve kudret sahibi kıldık, ona (muhtaç olduğu) her şey için bir sebep (bir vasıta ve yol) verdik.
85. O da bir yol tutup gitti.
86. Nihayet güneşin battığı yere varınca, onu kara bir balçıkta batar buldu. Onun yanında (orada) bir kavme rastladı. Bunun üzerine biz "Ey Zülkarneyn! Onlara ya azap edecek veya haklarında iyilik etme yolunu seçeceksin" dedik.
Kehf/86'da açıkça Dünya'nın başı ve sonu olan düz bir tepsi/döşek olarak tahayyül edildiği anlaşılmaktadır. Güneş, Dünya'nın bir ucunda doğuyor, gök-kubbe boyunca yükseliyor ve diğer ucunda da batıyor. Yani "güneşin battığı bir yer", bir uç/kenar mevcut. Dünyanın bu ucuna kadar giden olursa (Zülkarneyn gibi) Güneş'in battığı noktaya varmış olur. Hattâ -ayete göre- Güneş'i "kara bir balçıkta" batarken izleyebilir. (4)
Ra’d/2 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=13&ayet=2)
Allah, gökleri gördüğünüz herhangi bir direk olmadan yükselten, sonra Arş'a kurulan, güneşi ve ayı buyruğu altına alandır.
Lokman/10 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=31&ayet=10)
Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı.
Hac/65 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=22&ayet=65)
Görmüyor musun ki Allah bütün yerdekileri ve emri uyarınca denizde akıp gitmekte olan gemileri sizin hizmetinize vermiştir. İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı çok esirgeyici, çok merhametlidir.
Bu ayetlerde de yine Dünya'nın düz bir tepsi/döşek olduğu ve göklerin de işte bu tepsi/döşek üzerine kurulmuş ve muzicevi bir şekilde, herhangi bir görünebilen direk olmadan yukarlarda duran bir kubbe/çatı olduğu anlayışı ifade bulmaktadır. Açık bir şekilde "gökler" çadır gibi Dünya üzerine yükseltilen/kurulan bir kubbe olarak düşünülmüş ve yere düşmeyip de yukarda kalabildiği için açıklamalar getirilmiş.
Yani Kuran'daki evren anlayışında Dünya uçsuz bucaksız uzayda herhangi bir gök cismi değil; aksine "gökler" işte bu Dünya üzerine kurulmuş, "kandillerle" (yıldızlarla) süslenmiş, aslında yere düşmesi gereken fakat Allah'ın görünmez direklerle havada tuttuğu bir kubbe/çadır olarak düşünülmekte…
Üstelik Kuran'da işte bu şekilde tahayyül edilen "gökler"in (bilim-öncesi ilkel evren modellerinin ortak bir özelliği olarak) doğaüstü/mistik "yorumlanması" da yer almakta.
Mülk/5 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=67&ayet=5)
Andolsun ki biz (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.
Kuran'daki bu ilkel evren anlayışı için ayrıca bkz: ”Altı Günde Yaratılış” => 3. ”Altı Günde Yaratılış”ın Çarpıklığı (http://www.mucizeyalanlari.com/alti-gunde-yaratilis/#3)
4. Sonuç (http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi/#)
Sonuç olarak söz konusu ayette geçen ibareyi mekânsal bir "genişleme" olarak yorumlamak tıpkı "eli geniş" ibaresini geniş/enli el anlamında yorumlamak gibi anlam ve ‘anlambilim'e yapılan bir tecavüzdür.
Fakat bundan bağımsız olarak ayette gerçekten de bir şekilde "göklerin genişlemesi" kastedilmiş olsaydı bile Kuran'da "gökler"in nasıl tasavvur edildiğine, hangi tür bir evren algısının hakim olduğuna baktığımızda -bu ibareden- modern astrofizikteki evrenin genişlemesi kuramına bir gönderme çıkarmak ancak gülünç olarak nitelendirilebilir.
Dipnotlar
(1)Metinde "modern" evren anlayışı bilinçli olarak "en ilkel" evren algısı ile karşılaştırılmıştır. Yoksa günüzümüzün bilgi düzeyine gelene kadar farklı medeniyetlerde farklı evren anlayışlarının olduğu ve bunların da birçok evreden geçtiği elbette bilinmektedir. Örneğin Dünya'nın yuvarlak olduğu Aristo tarafından bile savunulmaktaydı. Hatta Aristo'dan bir asır kadar sonra yaşayan matematikçi ve astronom Samoslu Aristarchus'un (m.ö. 310-230) güneş merkezli bir evren modeli öne sürdüğü bilinmektedir. Daha sonra Avrupa'da Ortaçağ olarak adlandırılan dönemde Aristo'nun dünya merkezli evren modeli benimsenmiştir. Halk nezdinde yaygın olan bir tarihi yanılgının aksine kilise, Galileo'nun Dünya'nın yuvarlak olduğu iddiasına değil Dünya'nın Güneş'in etrafında döndüğü tezine karşı çıkmıştır. O dönemdeki kilise bilginleri zaten Dünya'nın düz olduğu inancında değildiler. Metinde konu edilen "en ilkel" evren algısının "en ilkel"olarak adlandırılması tarihi/kronolojik anlamda değildir. Dünyanın düz bir tepsi/döşek olduğu, göklerin bu döşek üzerine kurulmuş bir kubbe/çatı olduğu anlayışı bilimsel bakışın en gerisinde, en saf bakış olduğu için "en ilkel" olarak adlandırılmıştır. Metinde görüleceği üzere, Kuran'da işte bu "en ilkel" evren algısı hakimdir. Yani 6.-7. yüzyıl Arap Yarımadası'nda yaygın olan anlayış -bin yıl kadar önce eski Yunan düşünürleri tarafından çok daha "modern" hipotezler savunulmuş olmasına rağmen- işte bu "en ilkel" evren anlayışıdır. Zaten İslam coğrafyasının geniş çapta Yunan felsefesi ve bilimi ile tanışması da bundan sonra gerçekleşecektir.
(2) 1242-1273 yıllarında yaşayan Imam El Kurtubi, Zariyat/48'deki ilgili ibareyi şu cümleyle açıklamıştır:
Yani Biz yeri tıpkı bir döşek gibi suyun üzerinde yaydık ve uzattık.
El Kurtubi, Tefsiri-el Camiul Ahkamul Kur'an, çeviren: M. Beşir Eryarsoy, Buruç Yayınları Zariyat/48
983 yılında öldüğü kabul edilen Es-Semerkandi'nin tefsirinde Zariyat/47 ve 48'in şu açıklaması yer almaktadır:
Hak Teâlâ kendi birliği ve sonsuz kudretinin delillerini bildirdi. Ve şöyle buyurdu: İnsanları yarattık. Gücümüzle-kuvvetimizle onu hiç yoktan var ettik. Gökleri dileğimizle sapasağlam kıldık. Yeri de Kâbenin altından başlamak üzere Kâbenin her bir yanına beşyüz yıllık mesafeli şekilde yaydık.
Ebu'l-Leys Semerkandi Tefsiri, Zariyat 47-48
(3) Döşek gibi serilen Dünya'nın üstüne yerleştirilen dağlar hakkında başka ayetlerde şu "bilgi" verilmektedir:
Lokman/10 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=31&ayet=10)
Allah, gökleri görebileceğiniz direkler olmaksızın yarattı. Yeryüzüne de sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten de yağmur indirip orada her türden güzel ve faydalı bitki bitirdik.
Nahl/15-16 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=16&ayet=15)
Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar, yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.
Enbiya/31 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=21&ayet=31)
Yeryüzüne insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yerleştirdik; rahat gidebilsinler diye aralarında geniş yollar varettik.
Oysa bugün bilinmektedir ki en şiddetli deprem hatları, dağların yoğunluklu olduğu bölgelerle de örtüşmektedir.
(4) Dünyanın başı ve sonu olan düz bir tepsi olduğu ve güneşin bir uçtan doğup diğerinden battığı düşüncesini ifade eden daha birçok ayet ve hadis örneği getirilebilir. Burada hepsine değinemesek de ana metindeki ayetlere ilaveten bir ayet ve bir de hadis ekleyelim:
Şu’ara/28 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=26&ayet=28)
Mûsâ, "O, doğunun da batının da ve ikisi arasındaki her şeyin de Rabbidir. Eğer düşünüyorsanız bu böyledir" dedi.
Bu ayette de dünya'nın doğuda ve batıda olmak üzere bir başı ve sonu olduğu tasavvuru ifade bulmuştur.
Muhammed'in nasıl bir evren algısına sahip olduğunu şu sahih hadisten de açıkça anlayabiliriz:
Bilim-öncesi topluluklarda tarih boyunca sorulagelmiş olan bir soruya Peygamber cevap vermekte: "Güneş geceleri nereye gidiyor?"
Peygamberin cevabı:
Arş'ın altında secde yapmaya gider; bu maksatla izin ister, kendisine izin verilir. Secde edip kabul edilmeyeceği, izin isteyip izin verilmeyeceği zamanın (kıyametin) gelmesi yakındır. O vakit kendisine: "Geldiğin yere dön!" denir. Böylece battığı yerden doğar.(Buhari, Tefsir Ya-sin 1, Bed'ul-Halk 4, Tevhid 22,23, Müslim, İman 250, (159), Tirmizi, Tefsir, Ya-sin, 4225)
okumakla anlamak bakmakla görmek bir değildir !! sizlerde okudğunuzu anlamamışsınız kendi düz mantığınızla yorum yapmışsınız bir defa arapçada da Türkçede de bazı kelimeler cümle içinde kullanılışına göre farklı anlam içerir örneğin ayetde geçen gök kelimesi evreni uzayı işaret etmektedir biz türkçede de gök te ki yıldızlar gök taşı dediğimizde gök kelimesi evreni uzayı işaret eder ama gök gürledi dersek bu atmosfer olayıdır ayet de genişleyen atmosfer değil evrenin kendisidir !!!!geçtiğimiz yüzyıla kadar bilim adamları evreni sonsuz ve durağan zannederdi ! ama habıl teleskopunun icadı ile gördüler ki evren sonlu ve genişlemekte her yöne yeni galaksiler oluşuyor ... size ayetin kelime kelime çevirisini atayım bakın bakalım neyi kastediyor ayet genişleyen nedir Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve Biz (onu) genişletici olanlarız.
(51-Zâriyât 47)
ve es semâe : ve sema, gökyüzü
beneynâ-hâ : onu biz bina ettik
bi eydin : bir kudretle, büyük bir kuvvetle
ve innâ : ve muhakkak ki biz
le : elbette
mûsiûne : genişletici olan
Görüldüğü üzere göğün yani evrenin yokdan var edildiği (big bang teorisi) ve evrenin genişletildiği açıkca belirtilmiştir ! bilim demek Tanrının önceden yarattıklarını insanın sonradan keşfedip öğrenmesidir ! :) fizik kanunlarını yaratan Tanrı idi sonradan keşfedip öğrenen insanlardır ...
ilahimasal
15-01-2018, 23:48
Tanrı denilen evrenin dışında ise , genişleyen evren tanrınının alanına doğru giriyor olur. Bu durum tanrının alanından pay alır ve daraltır.
Tanri denilen evrene dahil ise , tanrı büyüyor ve genişliyor demek olur ki , kendinin olmadığı bir alana SONRADAN sahip oluyor durumu ortaya çıkar.
Tanrı denilen , hem evren , hemde dışı ise !!! Tanrı evrende madde ve enerji , dışında ise , madde ve enerji dışında bir yokluk , boşluk oluyor.... hem madde hemde yok olan şey nedir.
Kim uydurmuş bu tanrıyı !!!! Varlıkla da , yoklukla da uyumsuz bir kavram.