PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kuran'a göre Cinler - ya da ''Hanif Müslümanların'' Çıkmazlarına Bir Örnek


ulpian
24-01-2010, 13:23
1. Akıl ve Nakil Arasında Sıkışan Hanif Dostlar
2. Cin'in Klasik Tanımı
3. Kuran Öncesi Dönemdeki Araplarda Cin İnancı
4. ''Etimolojik Köken'' ve ''Kullanımdaki Anlam'' Farkı
5. Kuran'daki Cin
6. Başarısız Mecaz !
7. Sonuç



1. Akıl ve Nakil Arasında Sıkışan Hanif Dostlar

Cinlerin, şeytanların, meleklerin varlığına -klasik müslüman tasavvurundaki şekliyle- inanmak, 2010 yılında artık epey bir gülünç durmakta. Birçok aklı başında müslüman da bunun elbette ki farkında. Ne var ki, bu doğaüstü varlıklardan sadece Hadislerde değil, bizzat Kuran'da da uzun uzun bahsedilmiş. Dolayısı ile, inanç zincirinden bir türlü kopamayan müslümanlara iki seçenek kalıyor: Ya bu doğaüstü varlıkların olduğuna kendini inandırmaya çalışacaksın ve aklına ihanet etmiş olacaksın. Ya da bir şekilde ilgili Kuran ayetlerini eğip bükerek, zorlama tevil ve yorumlarla, adeta kaba kuvvetle Kuran'da aslında bambaşka birşey kastedildiğini, 1400 yıl boyunca müslümanların tamamına yakını tarafından bunun yanlış anlaşıldığını savunacaksın. Ve hem aklına hem de kendi dinine ihanet edeceksin...

''Hanif''(1) müslüman kardeşlerimiz de işte bunu yapmaktalar. Aklı kurtaralım derken, hem akla hem de kendi dinlerine tecavüz etmekteler...

Gerçi ''Hanif'' olmayan bazı müslümanlardan da ''cin kelimesiyle aslında Kuran'da enerji kastedilmiştir'' veya ''insan ruhu/alt-beni veya üst-beni vs. kastedilmiştir'' gibi, uçuk-kaçık, mesnetsiz, keyfi yorumlar okumaya alıştık artık.


Bu başlıkta Kuran'ın zaman ve mekandan münezzeh, sonsuz güç ve bilgi sahibi, mükemmel, bir ve tek Yaratıcı'nın kelamı olduğu varsayımından hareketle (yani bu aksiyomu farz-ı muhal diyip tartışma boyunca kabul ederek), ön-yargısız bir şekilde bakmaya çalışalım: Kuran'da geçen cinlerden ne kastedilmiş olabilir?



2. Cin'in Klasik Tanımı

Klasik müslüman tasavvuru ile cin'in tanımı şöyle yapılabilir:

Cinler ''bedenleri ateş, hava, râyiha gibi maddelerden teşekkül etmiş, akıl ve irade sahibi, latîf, görünmez varlıklardır. Bu özeliklerinden dolayı da duyu organlarımızdan gizli bulunmaktadırlar.''(2)


Kabul etmeliyiz ki, bu gibi varlıklara inanmak 2010 yılında artık neresinden bakarsak bakalım -tek kelimeyle- komik. Gerçi Türkiye'de her köyümüzde mutlaka en az bir cin vakası vardır. Sıradışı olayları doğaüstü açıklamalarla anlaşılır kılmak için, her toplum kendi dinine, örfi efsanalerine uygun bir şekilde hikayeler üretir. Hatta belki forumumuzun (hanif olmayan) müslüman üyelerinden de kendi ''cin tecrübelerini'' yazanlar çıkacaktır bu başlığa.


Ama az çok aklı başında, hurafelere (kaynağı ne olursa olsun) itimat etmeyen müslümanlar, en azından kendi içlerinde -belki taa derinliklerinde bir yerlerde- aslında kendilerini ne kadar da komik birşeye inandırmak için zorluyor olduklarının, en azından bu cin, şeytan, melek meselesinin sorunlu bir mesele olduğunun farkındadırlar sanırım (müslümanlığımın son yıllarında bende öyleydi en azından).

İşte bu sebeple sözde rasyonel Hanif arkadaşlar böyle bir cin tanımına karşı çıkarlar. Kuran'daki cin ayetlerinin aslında, normalde algıladığımız gibi insan dışı ayrı bir cins varlığa değil de, insanın kendi içindeki görünmez bazı yanlarına veya özelliklerine işaret ettiğini iddia ederler. Yani yukarda tarif edilen ve İslam dünyasının 1400 yıldır tamamına yakınının inandığı türden cinlerin olduğuna inanmazlar. Kuran'ın, ''cin'' kelimesi geçen ayetlerde, mecazi ve temsili anlatımlarla insanın kendi doğasına ilişkin bazı dersler verdiğini savunurlar.


Aslında bu akımın ''modern'' pek yanı olduğu da söylenemez. Nitekim İslam tarihinde Farabi, İbn Sina gibi önemli felsefecilerin ve mutezile mezhebi gibi rasyonel ekollerin -klasik anlayıştaki- cinleri reddettikleri bilinmektedir. (3) Bu akılcıl ekollerin -klasik anlamdaki- cinlerin olamayacağına, en azından böyle birşeye inanmak için yeterli delil olmadığına dair getirdikleri argümanlar şüphesiz bugün de geçerlidir. Ne var ki , ''apaçık'' Kuran metni ile hala çelişmektedir. Bu yüzden bu görüşler 1400 yıl boyunca -ve Kuran merkezli bir bakış açısından haklı olarak- büyük çoğunluk tarafından nakli delillerle reddedilmiştir. 1400 yıllık İslam Dünyasının farklı asır, kültür ve mezheplerine ait, gelmiş geçmiş müslümanlarının -avamından havasına kadar- tamamına yakını, işte bu klasik anlamdaki cinlerin varlığına inanmıştır ve hala inanmaktadır.



3. Kuran Öncesi Dönemdeki Araplarda Cin İnancı

Non-teistlerin de, hanif müslümanların da, sünni veya diğer mezheplerdeki müslümanların da kolayca hemfikir olabileceği bir nokta var ise, o da Kuran'ın genel olarak, ''gönderildiği'' dönemdeki ve mekandaki insanların konuştuğu dille, yani 7. yüzyıl Hicaz Arapçası ile ''söylenmiş'' olduğudur. Zaten birçok Kuran ayeti de ''anlayasınız diye sizin dilinizden gönderdik'', ''siz anlayasınız diye Arapça kıldık'' gibi ayetlerle bunu teyid eder.(4)

Öyleyse, ilk yanıtlamamız gereken soru, Kuran'ın hemen öncesi dönemdeki Araplarda, yani 7. yüzyıl Hicaz Arapçasında ''cin'' kelimesinin kullanımda olup olmadığı ve varsa hangi anlamda kullanıldığıdır. Bu soruyu araştırdığımızda görüyoruz ki, ''cin'' kelimesi o dönemin Araplarında zaten vardı, kullanımdaydı ve de ''klasik tarifinde'' olduğu gibi insan dışı, görünmez, fakat insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi ayrı bir cins varlığı anlatıyordu.



''Hicaz bölgesinde yaşayan Câhiliye Arapları, kendilerini çevreleyen tabiatın cinlerle dolu olduğuna ve bunların özel vasıtalarla kendi hizmetlerine alınabileceğine inanmaklaydılar. Yine bu devir halkı cinleri Allah'ın kızları saymaktaydılar. Onlara göre, çöller ve yüksek dağlar cinlerle doluydu. Yine onlara göre cinler, insan gibi özel bir cinsi teşkil eder, onlar gibi yeryüzüne dağılırlardı. Gövdeleri insanlarınkine benzemeyip, ateş veya havadan yaratılmışlardı. Onun için cinler insanın gözüne görünmezler, ancak pek nadir durumlarda görünürlerdi. Cinler, hayır ve şer işleri yapmaya da muktedir sayılırlardı. Bu sebeple onların teveccühünü kazanmak, onlara saygı göstermek ve ibâdet etmek gerekirdi. Her cinin belirli bir yeri olduğu ve kayaları, ağaçları, pulların içini mesken edindikleri kabul edilirdi. Her kabilenin veya bir kaç kabile topluluğunun özel bir cini, bir kayası, bir ağacı veya bir putu bulunur, bunun yanında belirli bir topluluk ikâmet eder ve dinî görevi yerine getirirdi. Aslında yalnız Araplar değil, bütün Sâmî uluslar, bu düşüncelerle ulu ağaçların, mağaraların, pınar başlarının ve büyük kaya parçalarının tekin yerler olmadığına ve ruhlarla, cinlerle meskûn olduğuna inanıyordu.''(5)




''İslâm'dan önce Araplar cinlere bazı tanrısal güç ve yetenekler yükler, onlar adına kurban keserlerdi. Cinlerin kâhinlere gökten haberler getirdiğine inanırlar; böylece Allah ile bu gizli varlıklar arasında bir bağ kurarlardı. Câhiliye Araplan'nın bir kısmı şeytanın şer tanrısı olduğuna inanır, melekleri Allah'ın askerleri, cinleri de şeytanın askerleri sayarlardı.''(6)




''İslam öncesi Arapların inancında cinler görülmez varlıklardı, fakat görülen dünyada -yılan, kertenkele ve akrep gibi- muhtelif şekiller de alabilirlerdi. Bir insanın bedenine bir cin girdiğinde, o insan delirir veya cinnet geçirirdi.''(7)


Muhammed öncesi ve Muhammed zamanında yaşayan şairlerin, şiirlerinde ve şiirsel anlatımlarında da ''cin'' kelimesi işte bu klasik anlamıyla geçerdi.(8)


Görüldüğü gibi Kuran ve Muhammed öncesi Arap toplumu zaten ''cin'' adını verdikleri, görülmez, insandan farklı, ama insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklara inanmaktaydılar. Kuran ise böyle bir cin inancına karşı çıkmadı, bilakis teyid etti, fakat bu inancın bazı ''yanlış bulunan'' yanlarını eleştirdi.


Örneğin Kuran öncesi Araplar bazı cinlerin, Tanrı çocuğu ve böylece tanrısal olduğuna inanırdı. Ve Kuran işte bu inancı eleştirmekte.


En’âm / 100 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=6&ayet=100)
Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa ki onları da Allah yaratmıştı. Bilgisizce O'na oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Haşa! O, onların ileri sürdüğü vasıflardan uzak ve yücedir.



Sâffât / 158 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=37&ayet=158)
Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.


Başka bir ayette ise cinlerin ''gayb''ı bildiği inancı eleştirilmekte:


Sebe’ / 14 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=34&ayet=14)
Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda yere) yıkılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.




4. ''Etimolojik Köken'' ve ''Kullanımdaki Anlam'' Farkı

Buraya kadar anlatılanlardan bile açıkça anlaşılıyor ki, Kuran ''cin'' derken, ''klasik islami tanımıyla'' cinlerden bahsetmektedir. Çünkü hem bizzat müslüman tarihçilerin, hem de gayri-müslim araştırmacıların yazdıklarına göre, Kuran öncesi (''cahiliye'') Araplarında zaten böyle bir inanç vardı ve bu varlıklara da zaten ''cin'' denilmekteydi. Kuran da işte bu şekilde kullanımda olan bu kelimeyi kullanarak aynı varlıklardan bahsetti, fakat -yukardaki ayetlerden görüldüğü üzere- ''cahiliye'' inancındaki bazı yanlış bulunan yönleri eleştirdi. Ama ''cin'' adı verilen, görülmez, insandan farklı, insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi varlıkların olduğunu teyid etti.

Bu tespitten sonra, ''Ama cin kelimesi aslen 'görülmez, kapalı, örtülü' demektir, dolayısı ile bu ayette kastedilen görülmez herşey olabilir. Örneğin 'bilinç' veya psikolojik terminolojide kullanılan 'alt-ben', 'üst-ben' gibi kategoriler kastedilmiş olabilir.'' gibi bir açıklama akla hakaret olur.

Bir kelimenin ''doğru anlamı'', konuşanın/yazanın ne kastettiğidir. Yoksa ''ben burdan hangi anlamları çıkartabilirim'' sorusu ile yaklaşırsak sadece kendi hayal gücümüzün zenginliğini sergilemiş oluruz. ''Doğru anlamı'', yani ''sözün sahibinin kastetmiş olduğu anlamı'' bulmak için ise bir takım semantik ve hermenötik ilke ve yöntemlere riayet etmek gerekir (ki özellikle eski klasik tefsirlerin genellikle, bu kaidelere büyük hassasiyetle riayet ettiğini görüyoruz).


Doğru anlam, kelimelerin etimolojik kökenini araştırarak bulunmaz. Genel olarak etimoloji ''ne kastedilmiş olabilir?'' sorusuna cevap verecek bir bilim dalı değildir. Her kelimenin bir tarihi vardır. Herhangi bir şekilde türemiş veya yabancı bir dilden alınmış, zamanla hem okunuş, hem yazılış hem de anlam olarak birçok farklılıklara uğramış olabilir. Bir metinde belli bir kelimenin hangi anlamda kullanıldığı sorusu, o kelimenin tarihi ve dilbilgisel kökenlerine giderek değil, metnin yazılış tarihindeki anlamını bularak (ve tabii aynı metinde hangi bağlamlarda geçtiğini inceleyerek) yanıtlanabilir. ''Cin'' kelimesi ise Kuran'ın ''söyleniş'' döneminde, Araplar tarafından görülmez, insan haricinde, fakat insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklar için kullanılmaktaydı. Ve Kuran, işte bu kelimeyi bu bağlamda kullandı. Hatta ''cahiliyedeki'' cin inancının bazı yönlerini eleştirerek, genel olarak bu tür doğaüstü, biliç ve irade sahibi varlıkları teyid etti.

Hanif arkadaşlarımızın, Kuran'dan kendi arzuladıkları anlamları çıkartmak için, sıkça başvurdukları ''etimolojik kökene gitme'' yöntemi, aslen anlamı keyfiliğe ve öznelliğe teslim etmekten başka birşey değildir.


Örneğin gazete manşetinde ''Vatandaşa Polis Şiddeti'' haberini okuyunca, herkes ne kastedildiğini anlar. Çünkü üç kelimenin de, bugün (yani manşetin atıldığı tarihte) kullanımda olan malum bir anlamı vardır. Polis'ten kasıt biliyoruz ki, ''kamu düzenini korumak için yetkilendirilmiş devlet birimi ve bu birime mensup bireyler'' anlamına gelmekte. Fakat kelimenin etimolojik kökenine gidersek, görüyoruz ki bugün Türkçede kullanımda olan ''polis'' kelimesi Yunancadan girmiştir ve tarihi köken itibariyle aslen ''şehir'' anlamına gelir.(9) Buradan hareketle söz konusu gazete manşetini yorumlamaya çalışırsak, mesela ''orada kastedilen aslında şehir hayatının vatandaşta ağır gelmesidir'' gibi bir mana çıkartırsak, ne kadar gülüç duruma düşeriz, öyle değil mi? Hanif dostlarımızın yaptıklarının işte bundan hiçbir farkı yok.

''Cin'' kelimesinin etimolojik köken olarak, ''görülmez, örtülü, gizli'' gibi anlamlara geldiğini, elbette bütün İslam alimleri de bilmekteydi. Fakat Kuran'da kastedilen ''cin'' sadece bu anlamlardan ibaret değil.


Nitekim, sadece geleneksel islami çevreler değil, örneğin Hayrettin Karaman gibi gayet ''modernist'' denilebilecek (ve geneleksel müslümanlardan bu yüzden bol bol eleştirilen) bir ilahiyat profesörünün de içinde bulunduğu uzman heyet, tefsirinde şöyle demektedir:


''Cin, sözlükte "örtmek, örtünmek, gizli kalmak" anlamındaki "cenne" fiilinden İsim olup "gizli, görünmeyen varlıklar" mânasına gelir, tekili "cinnî"dir. Terim olarak cin, ateşten yaratılmış, duyularla idrak edilemeyen, şuur ve irade sahibi, ilâhî emirlere uymakla yükümlü olan, insanlar gibi iyileri ve kötüleri bulunan varlık türünü ifade eder. Cin kelimesi gerek Kur'ân'da (22 yerde) gerekse diğer İslâmî kaynaklarda insan ve melek dışındaki üçüncü bir akıllı / şuurlu varlık türünün adı olarak kullanılmıştır.''(10)



Veya ''İlmin Işığında Asrın Kuran Tefsiri'' adında bir eser yazarak yöntemini/niyetini en baştan belli eden ve söz konusu eserde de bol bol ''modern'' anlamlar yükleyerek örneğin mucize icat etme peşinde olan bir Prof. Dr. Celal Yıldırım şöyle demektedir:


''Kur'ân-ı Kerîm'in 28 yerinde cinlerden söz edilmekte ve kısa bilgiler verilmektedir ki, hiçbirinin te'vîle tahammülü yoktur; yani kelime ve cümle olarak konulduğu mânaya açık biçimde delâlet etmekte ve başka bir yoruma imkân bırakmıyacak bir netlik arzetmektedir. O halde cin denilen mahlûk vardır.''(11)




5. Kuran'daki Cin

Cinlerden bahseden bazı Kuran ayetlerine bakalım:


Zâriyât / 56 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=51&ayet=56)
Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

Bu ayetten cinlerin, insandan farklı bir tür varlık olduğu anlaşılıyor. ''Cin ve ins kelimeleri burada aslında insanın iki farklı yönünü temsil etmektedir.'' şeklinde bir yorum çok saçma olur. Zira bu yoruma göre, ''insanları konu edinen diğer bir sürü ayette neden sadece ins geçmekte, acaba o ayetlerde insanın sadece bir yönü mü muhatab alınmakta'', gibi anlamsız soru ve sorunlarla karşı karşıya kalırız. Bununla birlikte bu ayetten de anlaşılıyor ki, cinler enerji filan değil, insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklardır, çünkü ''kulluk etsinler diye'' yaratılmıştır.


Aynı sonuçlar mesela şu ayetlerden de çıkartılabilir:


En’âm / 130 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=6&ayet=130)
Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi! Derler ki: "Kendi aleyhimize şahitlik ederiz." Dünya hayatı onları aldattı ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.



A’râf / 38 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=7&ayet=38)
Allah buyuracak ki: "Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin!"



A’râf / 179 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=7&ayet=179)
Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır.



Hûd / 119 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=11&ayet=119)
Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım" sözü yerini buldu.



Secde / 13 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=32&ayet=13)
Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, "Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım" diye benden kesin söz çıkmıştır.


(Bu son dört ayetten çıkan sadist Tanrı tablosuna (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=13309) da dikkat!)



Rahmân / 56 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=55&ayet=56)
Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş güzeller var ki, bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.



Veya şu ayete bakalım:


Ahkâf / 29 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=46&ayet=29)
Hani cinlerden bir gurubu, Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur'an'ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) "Susun" demişler, Kur'an'ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.

Eğer Kuran'da ''cin'' aslında insanın bir yönünü, ''ins'' ise diğer yönünü kastediyorsa, buradaki söz konusu topluluğun sadece o bir yönleri mi Kuran dinlemek için peygambere yöneltilmiş? Veya ''cin'' aslında ''enerji'' veya herhangi bir iradesiz nesne demek oluyorsa, bu ve bunun gibi ayetler iyiden saçma ve anlamsız olmuyor mu?


Veya:


İsrâ / 88 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=17&ayet=88)
De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.”

''Cin insanın bir yönüdür'' veya ''enerjidir'' gibi uçuk yorumlara göre bu ayette kimle kim biraraya gelecek ve birbirine destek olacak?



Zaten Kuran'a göre insan ve cinlerin yaratılışı da farklıdır:


Hicr / 26 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=15&ayet=26) - 27 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=15&ayet=27)
Andolsun biz insanı, (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık. Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.



Rahman / 14 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=55&ayet=14) - 15 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=55&ayet=15)
Allah insanı, pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı. Cinleri öz ateşten yarattı.




Kehf/50'de ise İblis'in cinlerden olduğu söylenir:


Kehf / 50 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=18&ayet=50)
Hani biz meleklere: Âdem'e secde edin, demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne fena bir değişmedir! (12)




Cinlerin Süleyman'ın hizmetine verilmesi de meşhur hikayelerdendir:


Neml / 17 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=27&ayet=17)
Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları toplandı; hepsi birarada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu.

Bu ayette ''cinlerden, insanlardan ve kuşlardan'' bahsedilmekte, üç ayrı ''alem'' veya üç ayrı tür varlık sıralanmakta. Eğer ''cin'' insanın bir yönü ise, ''kuşlar'' da mı insanın bir yönü?

Aynı Sure'nin devamında bir ayete bakalım:


Neml / 39 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=27&ayet=39)
Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi.

17. ayette ''cinlerin, insanların ve kuşların'' Süleyman'ın hizmetine verildiği söyleniyor. Bu ayette ise, cinlerden birinin Süleymanla konuştuğundan bahsediliyor. ''Cin'' insanın bir yönü ise sadece o yönü mü konuştu Süleyman ile?

Bütün bu kıssaları tarihi vakıa olarak değil, mecazi anlatımlar olarak alsak bile, ''cin''i insanın bir yönü olarak alırsak, anlatımlar çok saçma, anlamsız, mantıksız kalıyor. Veya örneğin ''alt-ben, üst-ben ve kuşlar'' gibi bir sıralamadaki mantıksızlığı ve saçmalığı ''mecazdır, teşbihtir'' gibi iddialarla nasıl kurtaracağız?


Sebe’ / 14 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=34&ayet=14)
Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda yere) yıkılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.

Bu ayette de cinlerin gaybı bilmediği söylenmekte. İnsan'ın bir yönü (alt-ben/üst-ben vs.) veya enerji gibi birşey kastedilmiş olsa, son derece gereksiz bir bilgi ve saçma bir ifade olurdu.



Yine aynı şekilde yukarda da gösterildiği gibi diğer ayetlerde Kuran öncesi Arapların cinlerin bazılarına tanrısallık atfetmeleri eleştirilmekte:


En’âm / 100 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=6&ayet=100)
Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa ki onları da Allah yaratmıştı. Bilgisizce O'na oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Haşa! O, onların ileri sürdüğü vasıflardan uzak ve yücedir.



Sâffât / 158 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=37&ayet=158)
Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.




Veya şu ayete bakalım:


Cin / 6 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=72&ayet=6)
Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların taşkınlıklarını arttırırlardı.


veya Cin Suresinin (http://www.kuranmeali.com/sureler.asp?meal=diyanet&sureno=72) tamamına.




6. Başarısız Mecaz !

Yukarda Kurandaki ''cin'' kelimesini, insanın bir yönü (alt-ben, üst-ben, diğer-ben vs.) veya ''enerji'' gibi birşey olarak ''mecazi'' yorumlamanın ne kadar saçma olduğu gösterildi. Ama bir an farzedelim ki, Kuran'ı söyleyen zat gerçekten de aslında, insan haricinde, fakat bu dünyada yaşayan, görülmez, ama akıl, bilinç ve irade sahibi varlıkların olduğunu söylemek istemedi... Diyelim ki, bu zat gerçekten de ''cin'' kelimesini mecazi olarak kullandı ve aslında insan doğasına dair bazı bilgiler ve ahlaki dersler vermek istedi...

Eğer gerçekten böyleyse, o zaman bu zat demek ki, son derece yanlış bir yöntem izlemiş. O dönemdeki insanların bu manada kullandığı bir kelimeyi hiçbir açıklama getirmeden kullanarak, üstelik bu manayı pekiştirecek bunca laf ederek, tamamen bir başarısızlık örneği sergilemiş. Hiçbir aklı başında kişi, dinleyicilerinin/okuyucularının klasik manadaki cinlere inanmasını istemiyor olsaydı, bu kelimeyi bu şekilde kullanmazdı.


Zaten fiilen 1400 yıldır sıradan halktan en büyük İslam alimlerine kadar gelmiş geçmiş müslümanların tamamına yakınının klasik manada cin gibi varlıklara inanması -hala inanıyor olması- bu anlatımların ne denli başarısız olduğunu göstermekte (eğer murad edilen aslında bu değildi ise).

Sonsuz bilgi ve güç sahibi, mükemmel Yaratıcı'dan böylesi hatalar beklenemez... Ve aslında bu hata Muhammed'in kendisinden de beklenemez...


Ya Kuran'ı yazan/söyleyen zat gerçekten de klasik anlamda cinlerden, yani insandan farklı, ama aynı dünyada yaşayan, görülmeyen, ama akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklardan bahsetti... Ya da son derece başarısız, yanlış bir anlatım kullanarak fahiş hatalar yaparak, istemeden bu inancın pekişmesini ve bugünlere kadar gelebilmesini sağladı...



7. Sonuç

Kuran öncesi Araplar ''cin'' kelimesini bugünkü klasik anlamdaki cinler (insandan farklı, fakat bu dünyada yaşayan, görülmeyen, akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklar) olarak kullanmaktaydı.

Kuran bu kelimeyi kullanarak ve ''cahiliyedeki'' cin inancının bazı yanlış bulunan yönlerini eleştirerek bu varlıkları teyid etti.

''Cin'' kelimesini insanın bir yönü veya enerji vs. olarak yorumlayınca, ayetlerin hepsi -mecazi olarak aldığımızda bile- anlamsız, mantıksız, saçma kalıyor. Eğer Kuran'ın müellifi gerçekten de başka birşey kastettiyse, demek ki son derece başarısız bir anlatım kullanmış, ki bu mükemmel bir Yaratıcı'dan beklenemez (ve aslında Muhammed'den bile beklenemez).

Neresinden bakarsak bakalım, mecazi de yorumlasak, lafzi de yorumlasak, söz konusu ayetler ancak ''cin'' kelimesini klasik manada (insandan farklı, fakat bu dünyada yaşayan, görülmeyen, akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklar olarak) yorumladığımız zaman anlamlı olur.

Kuran işte bu tür varlıklardan bahsetmektedir. Buna inanan aklına ihanet etmiş olur. Ama inanç zincirinden kopamayıp, aklı kurtarmak adına Kuran'ı eğip bükerek bunun üstünü örtmeye çalışan hem aklına hem de kendi dinine ihanet etmiş olur.


saygılarımla

Kuran'a göre Cinler (http://www.dinelestirisi.com/islam-elestirisi/kurana-gore-cinler-ya-da-hanif-muslumanlarin-cikmazlarina-bir-ornek/)

ulpian
24-01-2010, 13:24
(1) ''Hanif'' kelimesi aslen (islami iddialara göre) Muhammed öncesi Araplarda ne Yahudilerden, ne Hıristiyanlardan, ne de müşriklerden olan ve İbrahim Peygamber geleneğini sürdürerek tek ve mutlak Tanrıya tapan, yani ''doğru yolda'' bulunanlar için kullanılır. Bu manasıyla Kuran'ın örneğin Bakara/135 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=2&ayet=135), Al-İmran/67 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=3&ayet=67) ayetlerinde de geçmektedir.

Günümüzde ''Hanif'' kelimesini, Kuran hariç başka hiçbir dini kaynak kabul etmeyen, hadisleri, tefsirleri, fukaha içtihatlarını topyekun reddeden, Kuran'a yeni, modernist, akılcıl yorumlar katmaya çalışan akım, kendisi için kullanmaktadır.
(Bu ''Hanif'' akım ile Ehli Sünnetin bir kolu olan ve Ebu Hanife'den gelen Hanefi mezhebi karıştırılmamalı.)


(2) Ali Osman Ateş,
Cinler Ve Büyü / Kur'an ve Hadislere Göre,
BEYAN YAYINLARI, İslâm Öncesi Toplumlarında Cin İnancı / 1- Cin Nedir?


(3) bkz. Fahruddin Er-Râzi,
Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb,
Akçağ Yayınları: 22/167-170 - Cin/1.


(4) bkz. ''Kuran'ın Evrensellik İddiası Yok (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=15669)''


(5) Ali Osman Ateş,
Cinler Ve Büyü / Kur'an ve Hadislere Göre, BEYAN YAYINLARI, İslâm Öncesi Toplumlarında Cin İnancı / 2- İslâm Öncesi Bazı Din ve Toplumlarda Cin İnancı / A- Câhiliye İnancında Cin


(6) Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/397-399. - Cin/1-3


(7) Ibn Warraq,
Warum ich kein Muslim bin (Neden Müslüman değilim),
Matthes&Seitz Berlin, 2. Baskı, S. 83 (metindeki çeviri bana ait).


(8) örn. bkz: Samuel Marinus Zwemer, The Influence of Animism on Islam: An Account of Popular Superstitions, S. 125-127 (http://books.google.de/books?id=JxVPW1H-z8sC&printsec=frontcover&dq=Zwemer+%22The+Influence+of+Animism+on+Islam%22&source=bl&ots=Z_jC3nqo9x&sig=0gO5P-Se_R4enzZAriouFatvnCw&hl=de&ei=T_9bS7CBGomYnQPGtNSkAg&sa=X&oi=book_result&ct=result&resnum=1&ved=0CAcQ6AEwAA#v=onepage&q=&f=false)


(9) Sevan Nişanyan,
Elifin Öküzü ya da Sürprizler Kitabı,
Adam Yayınları, S. 160-161


(10) Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/397-399 - Cin/1-3


(11) Celal Yıldırım,
İlmin Işığında Asrın Kuran Tefsiri,
Cin Suresi, Kitap Ve Sünnette Cinlerin Anılması


(12) ''İblis melek mi, cin mi? (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=14175)''


Kuran'da Cinler (http://www.dinelestirisi.com/islam-elestirisi/kurana-gore-cinler-ya-da-hanif-muslumanlarin-cikmazlarina-bir-ornek/)

ozgur_beyin
24-01-2010, 13:37
''Hicaz bölgesinde yaşayan Câhiliye Arapları, kendilerini çevreleyen tabiatın cinlerle dolu olduğuna ve bunların özel vasıtalarla kendi hizmetlerine alınabileceğine inanmaklaydılar. Yine bu devir halkı cinleri Allah'ın kızları saymaktaydılar. Onlara göre, çöller ve yüksek dağlar cinlerle doluydu. Yine onlara göre cinler, insan gibi özel bir cinsi teşkil eder, onlar gibi yeryüzüne dağılırlardı. Gövdeleri insanlarınkine benzemeyip, ateş veya havadan yaratılmışlardı. Onun için cinler insanın gözüne görünmezler, ancak pek nadir durumlarda görünürlerdi. Cinler, hayır ve şer işleri yapmaya da muktedir sayılırlardı. Bu sebeple onların teveccühünü kazanmak, onlara saygı göstermek ve ibâdet etmek gerekirdi. Her cinin belirli bir yeri olduğu ve kayaları, ağaçları, pulların içini mesken edindikleri kabul edilirdi. Her kabilenin veya bir kaç kabile topluluğunun özel bir cini, bir kayası, bir ağacı veya bir putu bulunur, bunun yanında belirli bir topluluk ikâmet eder ve dinî görevi yerine getirirdi. Aslında yalnız Araplar değil, bütün Sâmî uluslar, bu düşüncelerle ulu ağaçların, mağaraların, pınar başlarının ve büyük kaya parçalarının tekin yerler olmadığına ve ruhlarla, cinlerle meskûn olduğuna inanıyordu.''(5)ULPİAN

sevgili ulpian yukardaki inançlar islamın içine girdiği için' euğuzu billahi mineşşeytanirracim''
dine sokulmuştur ve basşlangıç noktası yapılmıştır kurana.
o zamanki arap bir beldeden. başka bir beldeye gitmek istediğinde ,gittiği belde sınırlarında
o bölgenin cinlerinden aman diler ve kendilerine kötülük yapmamalarıiçin yakarırdı.
işte arabın korktuğu cinler güya besmeleyle etkileri izale edilmek istenmiştir.

ulpian
25-01-2010, 13:35
sevgili ulpian yukardaki inançlar islamın içine girdiği için' euğuzu billahi mineşşeytanirracim''
dine sokulmuştur ve basşlangıç noktası yapılmıştır kurana.
o zamanki arap bir beldeden. başka bir beldeye gitmek istediğinde ,gittiği belde sınırlarında
o bölgenin cinlerinden aman diler ve kendilerine kötülük yapmamalarıiçin yakarırdı.
işte arabın korktuğu cinler güya besmeleyle etkileri izale edilmek istenmiştir.

çok haklısın sevgili ozgur_beyin,

Kuran inanılmaz bir oranda zamanın putpereset Arap hurafelerini devralmış ve muhafaza etmiş. Cinler de buna sadece bir örnek.

Ne var ki işte, en azından bu saçmalığın saçmalık olduğunu farkeden, ama inanç zincirinden de bir türlü kopamayan ''hanif'' ve diğer ''modernist'' müslümanlarımız, ''yok yahu, Kuran böyle acaip varlıklardan bahsetmemiştir, 'cin' derken de aslında enerji kastetmiştir veya insan doğasına dair ahlaki dersler vermek istemiştir, müslümanlar bunu hep yanlış anlamış'' gibi uçuk-kaçık yorumlarda bulunuyorlar. Cinlerin varlığına inanmaktan çok daha saçma bir tutum... İşte bu yorumların, Kuran metniyle karşılaştırdığımızda ne denli keyfi, tutarsız, yanlış ve metne aykırı olduğunu anlatmaya çalıştım.

saygılarımla

UlulElbab
25-01-2010, 16:16
Sevgili ulpian,

Öncelikle Emek verdiğin çalışman için teşekkür ederim.Yazında her ne kadar isim zikretmesende,

Hanif Düşünceye atfen yaptığın bir "Hanif dostlar" ifaden ile şahsımı işaret ettiğini görüyorum.

Dostluk karşılıklıdır.Onur duyarız...

Sevgili Ulpian Reddiye yazmak konusunda her geçen gün ustalaştığını sevinçle müşahade etmekteyim.

Lakin kendini tekrar ettiğini ve zaman zaman kendini "gülünç" durumlara düşürdüğünü "Dostca" belirtmeliyim.

Bilirsin ki Dost acı söyler;

Görünen o ki yavaş yavaş da olsa "Çok Boyutlu Düşünmeyi" öğreniyorsun.Mesafe katettiğimiz izlenim aldım.

Ancak hemen sevinmemelisin:)çünkü aşağıda Alıntıladığım kısımlarda ciddi çelişkilerin bulunmakta...

Lisede ki Edebiyat derslerini sıkıcı bulduğunu ve haytalık yaptığını düşünüyorum.Teşbih,Mecaz,Tecaülül Arif,Hüsnü talil

gibi sanatlar büyük ihtimalle sana sıkıcı geldi ve kopya ile geçtin:).Buna karşın Matematik,Fizik ve Kimya notların iyiydi değil mi?

Çok boyutlu düşünme,Somut-Soyut geçişleri hayatın her alanında pürüzsüz sağlayabilmekle mümkündür.

Beynin Sol ön Lobu daha aktif olanlar somut düşünür;

Hem bilimsel hem de spiritüel kaynaklar iki türlü zihin olduğunu, başka bir deyişle insan beyninin sağ ve sol loblarının tamamen farklı çalıştığını söylüyor.

Özetle anlatmak gerekirse:

Beynin sol lobu yaratıcı değildir, teknik konularda kapasitelidir. Bir şeyi ancak öğrendikten sonra yapabilir. Mekaniktir.

Bu lob, muhakemenin, mantığın, matematiğin lobudur. Hesap, akıl ve düzenin kaynağıdır. Sağ lob ise bunun tam karşıtıdır. Rakamların değil, sözcüklerin, mantığın değil, duygunun lobudur.

Güzelliğe ve sevgiye duyarlıdır.Çocuk doğduğu zaman sağ lob işlemektedir, sol lob işlemez.

Sonra, dışarıdan aldığı bilgilerle sol lob da işlemeye başlar.

Aileden, toplumdan, okuldan öğrendikleriyle sol lob giderek daha çok aktive olur, enerji sağ lobdan sol loba kayar.

Eğitim sistemleri ve sahte Dincikler tamamen bundan ibarettir;

sol lobu destekleyip sağ lobu yok etme çabasıdır.

Yedi ile ondört yaşları arasında bu başarılır ve çocuk bir vatandaş haline gelir. Disiplini,dili, mantığı, düz yazıyı öğrenir.

Dikkat ederseniz Ed Din de bu sorumluluk alma yaşıdır...

Okulda rekabet etmeye başlar, egoist olur.

Güce, paraya ilgisi giderek artar ve daha da güçlü olabilmek için nasıl daha iyi eğitim alacağını düşünür, planlar yapar.

Ve tabii ki çevresi de onu destekler. Bu koşullarda sağ lob ancak uykudayken işler, bazen de uyuşturucu alındığında.

Batı’da uyuşturucunun bu kadar ilgi görmesinin tek nedeni eğitim sisteminin sağ lobu tamamen yok etmeyi başarmış olmasıdır.

Çünkü, Batı fazla eğitilmiştir, yani bir tarafa yüklenmiş, aşırıya kaçmıştır.Oysa Allah VUSTA yı seçin der. (Orta yol)

Uyuşturucunun çekiciliği, anında vites değiştirmesinden kaynaklanır. Enerji, sol lobdan sağ loba geçer ve
sahte bir mutluluk, coşku, rahatlama hali yaratır.

Zihin o denli aşırı bir uca itilmiştir ki duygusal yoksunluktan kaynaklanan bir isyan ihtiyacı doğmuştur ve insanlar;

sevginin, şiirin, doğanın ve ruha gerçek doyumu veren güzelliklerin eksikliğini uyuşturucu ile gidermeye çalışırlar.

Sevgili ulpian sanırım seninde şiirle aran pek iyi değil? :) Ama bu şahsileştirmek bir yana Eğitim sistemimizin ciddi bir sorunu.

Sadece bizim sorunumuz da değil üstelik...Tüm Dünyanın/İnsanlığın sorunu...

İnsanlık bu kadar keyifsiz ve coşkusuz yaşamaya daha ne kadar devam edebilir sence ?

Durum ortada...Yetişkinler de mutsuz, çocuklar da. Elbette Uyuşturucu kullanmanı tavsiye etmiyorum...Sahi sen Dincikleri

zaten uyuşturucu olarak görüyordun dimi? O konuda aynı fikirdeyim...HANİF olmadıktan sonra O dincikler hayatını etkisi altına alır.

Haniflerde Sağ lob önplandadır...Bu elbette eğitimle mümkün...Ancak genel Eğitim sistemi sorunlu...

Sağ lobun işlemesine bu kadar karşı olan eğitim sistemi böyle mi kalmalı?

Çocuklara zihinlerinin iki lobunu da kullanmaları öğretilirse sorun çözülür. Hesap yapmaları gerektiğinde, yani ticarette ve iş yaşamında sol lob ne kadar gerekliyse hayatın tadını çıkarmak ve mutlu olmak için de sağ lob o kadar gereklidir.

Sağ lob nihaidir, sol lob ise bir araç. Sol lobun, sağ loba hizmet etmesi gerekir.SECDE etmesi gerek! (Umarım beynin tarafları nasıl eğilip secde eder diye sormazsın artık..) Şeytan etmemişti ya?
Amaç, mutlu olmaksa en önemli koşullardan biri budur diye düşünüyorum...

Şimdi gelelim takıldığın noktalara Sevgili ulpian;

1. Akıl ve Nakil Arasında Sıkışan Hanif Dostlar

Cinlerin, şeytanların, meleklerin varlığına -klasik müslüman tasavvurundaki şekliyle- inanmak, 2010 yılında artık epey bir gülünç durmakta. Birçok aklı başında müslüman da bunun elbette ki farkında. Ne var ki, bu doğaüstü varlıklardan sadece Hadislerde değil, bizzat Kuran'da da uzun uzun bahsedilmiş. Dolayısı ile, inanç zincirinden bir türlü kopamayan müslümanlara iki seçenek kalıyor: Ya bu doğaüstü varlıkların olduğuna kendini inandırmaya çalışacaksın ve aklına ihanet etmiş olacaksın. Ya da bir şekilde ilgili Kuran ayetlerini eğip bükerek, zorlama tevil ve yorumlarla, adeta kaba kuvvetle Kuran'da aslında bambaşka birşey kastedildiğini, 1400 yıl boyunca müslümanların tamamına yakını tarafından bunun yanlış anlaşıldığını savunacaksın. Ve hem aklına hem de kendi dinine ihanet edeceksin...


Burada daha ziyade İnkar ettiğiniz ve zaman zaman kıyasıya eleitirip hatta dalga geçtiğiniz 1400 yıllık islam anlayışına arka çıkıyor ve "1400 yıldır Alimlerin BiLE anlayamadığını siz mi anlıyorsunuz?
Eski köye yeni adet getiriyorsunuz tarzı yaklaşımınız tam bir tenakuz.
İşin ilginç yanı bire o "beğenmediğiniz" Ayetleri, yani Kuranı SAVUNUR Pozisyonuna geçmeniz.
Ayetleri " eğip-bükmek" ile itham etmenizi ise tam bir KOMEDİ.
Çünkü ancak DOĞRU şeyler eğip bükülür...Siz dolaylı olarak Ayetlerin Doğruluğunu tasdik ediyor ve beni eğip-bükmekle
itham ediyorsunuz?
Bu ise hafif bir ifade ile çifte standart diye tabir edilebilir.

İşin en ilgi çekici yanı aşağıda sırıtıyor...Son çare olarak Arap Bedevilerin anlayış tarzını bana kanıt olarak göstermeniz de

olayı kurtarmıyor...

Ama oraya gelmeden önce dilerseniz saçtığınız bazı incileri gelin birlikte toplayalım:)

Çok boyutlu düşünmenizden vazgeçtim...sadece Düşünün yazarken onada razıyım...

ETİMOLOJİK kökene gitmeye ne gerek var mantığının tutulacak yeri yok..elde kalıyor..dökülüyor...

Özellikle verdiğiniz Gazete Manşeti ve Polis örneği tam bir felaket.



Klasik müslüman tasavvuru ile cin'in tanımı şöyle yapılabilir:

Cinler ''bedenleri ateş, hava, râyiha gibi maddelerden teşekkül etmiş, akıl ve irade sahibi, latîf, görünmez varlıklardır. Bu özeliklerinden dolayı da duyu organlarımızdan gizli bulunmaktadırlar.''

Sevgili ulpian,
Bu Ali Osman ne yapmış bçyle ya HU:D katletmiş tüm sözcük,kelime ve kavram adına ne varsa...
Ben olsam gülmekten bu alıntıyı yapamazdım...
RAYİHA nedir? Reyhan kökünden gelir ve Baharat/Bitki ve son olarak koku anlamında kullanılır...
Şimdi bu zatı muhterem bir laf etmiş amma???
Birde benim hayal gücüme laf ediyorsun sevgili ulpian:) Bu adam Cinleri ottan,baharattan birşey yapmış?
Üstelik LATİF ???
Latif=Lutuf sahibi..karşılık beklemeksizin veren, nazik ,kibar:D Buna rağmen görünmez??
Ufak at be Ali Osman...Alıntılama böyle deli saçmalarını sevgili ulpian...
Yakışmıyor...

Ben Cinler yok diyorum, oysa siz var hemde cismen demeye getiriyorsunuz...Üstelik birde böyle alıntılarla?

Daha Klasik Cin tanımların ve Ayetlere geçemedim bile...

Maalesef Laptopumun şarjı dayanamadı ...

Devam edecek nasıl olsa Kardan dolayı bugün İstanbulda yolculuk uzuuun...

Saygı ve Sevgi ile...

ulpian
25-01-2010, 16:23
sayın UlulElbab,

emin olunuz ki, bu mesajınızı bana değil de bir başka üyeye yazsaydınız hemen ''ilgisiz iletiler'' başlığına alırdım. Hayatımda bu kadar ilgisiz ve alakasız bir cevap almamıştım. Mesajınızın ilk 4/5'i konuya dair hiçbir kelime içermiyor. Uzun uzun öğretmen edasıyla yine kişisel analizlere girmişsiniz. Son 1/5'inde de mesajımdaki asıl eleştirilerime en ufacık bir cevap vermeden geçiştirmişsiniz.

Kusura bakmayın ama, bu mesajınız forum kirinden başka birşey değil.

saygılarımla

UlulElbab
25-01-2010, 17:04
Sayın ulpian,

Oldukca kapsamlı bir yazı hazırlamışsınız,dolaysı ile henüz Giriş bölümünü okuduğunuz cevabi yazımı "forum kiri"olarak nitelendirmeniz çok acele edilmiş bir hakaret.
Üstelik psikolojik baskı altına almaya tenezzül etmeyide ihmal etmemişsiniz.
Aba altından sopa gösterme derler buna:)
Yada size silmediğiniz ve editlemediğiniz için teşekkür mü etmeliyim acaba?
Aslında evet...Tahammül etmek bir erdemdir Sayın ulpian...
Ancak birazdan yazacağım Gelişme ve Sonuç bölümleri hakkında kara kara düşünüyorum doğrusu...
Özellikle DEVAM edeceğini belirtmiştim oysa...Ayetler bölümü işin uzun kısmı ve en ilginci olacaktı...

Dilerseniz hem bu mesajı hemde "forum kiri" ithamını içinde barındıran kendi mesajınızı ilgisizler kısmına atabilirsiniz.

Zaman konusunda ve tarzıma anlayış gösterirseniz biraz daha iyiliştirilmiş uslupla devam etmeyi düşünüyorum.

Sevgi ve Saygılarımla...

ulpian
25-01-2010, 17:10
Sayın UlulElbab,

siz ciddi ve de ne dediğinizin farkında mısınız?
Lütfen yukarda yazmış olduğunuz mesajın ilk 4/5'ini okur musunuz? Burası Cafe bölümü değil. Başlığın da bir konusu var. Öğretmen edasıyla ''küçükken şu notların kötüydü dimi'' (bu arada tahminleriniz de gerçekten yanlış :) ), ''senin beyninin şu kısmı daha iyi çalışıyor, ama bak şu alanda sorunlusun...'' gibi ''analizler'' yapma yeri değil burası.

Bunu kızdığımdan veya kırıldığımdan söylemiyorum. Mesajınız konuyla ilgisiz ve tam bir forum kiri.

Lütfen devam edecekseniz, hatta genel olarak bu forumda devam edecekseniz ''kişilerle, kişiliklerle'' değil, sadece ve sadece fikirlerle uğraşınız, kendi tez, argüman ve yorumlarınızla...


saygılarımla

andora
27-01-2010, 16:55
Sayın ulpian,
İmansız geniş çevrelerce kabul edilecek bir yazı hazırlamışsınız. Teşekkürler.

ama çabanız nafile Ulpian,

Hanif kişiler topu ayaklarına dolamış kendi aralarında oynaşıyor, zaman kazanmaya çalışıyorlar. Bu zaman zarfında yeni stratejiler, oyun taktikleri geliştirmeye,
değişen şartlara ayak uydurma arayışındalar. Tarih boyunca olduğu gibi…..
Siz kabul etmeseniz de geniş imanlı çevrelerce kabul edilecek cevaplar hazırlanıyor. Sizin gözünüzde iman filitreli gözlük yok göresiniz, kabul edesiniz.
Cevaplar yakındır sayın Ulpian, Araştırıyorlar lütfen bekleyiniz.
-------------

İmanlı, hanif ve imansızın yürüdüğü bir yoldayız. İmanlı kişinin sorgulaması yasaklanmış, yalnızca bir adım ilerisini görebilecek yetenek verilmiş. Olsun o kadar, o yürümesi için gerekli.

İmanlı kişinin önünde hanif kişi var. Geridekine göre aklını kullanabildiğini, sorgulayabildiğini söylüyor. bir kaç adım önündeki imansızı ve daha ilerdeki bazı şeyleri de görebiliyor. bir adım atsa imansızın yanına varıp, onunla birlikte yürüyecek... Ama arkasındaki imansızdan ayrılmak, arayı açmak istemiyor. " Önde gidip eşit olacağıma geride kalıp lider olayım " diyor. bu yolda önde olma mücadelesi yok ki, önde olmak ne demek ki?

Hanif kişi aklını kullanıyor. Tıpkı Muhammed gibi. Onun için Muhammede önderimiz diyor. Muhammed de hanif di.

Hanif kişi imansızdan şikayetçi. Her zaman önde, her zaman yönü belirliyor. İmansızın geçtiği yollara, şartlara ayak uydurmak durumunda kalıyor. Yürüdükçe zor şartlarda peygamber getiriyor, onun verdiği gaz bile etkisini kaybediyor zamanla. Kendileri de itiraf etmiyorlar mı?

Öndeki imansız, çıkarsız yoluna devam ediyor. Geridekilere " gel yanıma, birlikte yürüyelim bu yolda kardeşçe " diyor. (bazı imansızlar bu kardeşlere yoldaş diyor)
Aradaki aklı kullanan bozuyor sesi, bu ifadelere yeni manalar yükleyerek aktarıyor imanlı kişiye. İmansızla aralarını açıyor. kızıyor imanlı. bi yakalasa *+-%*^4
Aslında düşünce olarak yok bir farkı imansızdan. Bir uzun atlama yapsa ulaşacak imansıza, yürüyecekler kardeşçe…. Onun bunun adamı olmadan, özgürce..….

hanif kişi ilerlemedikçe göremiyor birkaç adım ilerisini imanlı kişi. Yapamıyor bir uzun atlama. Göremiyor, korkuyor, düşerim diyor.

hakgeldi
27-01-2010, 18:06
6. Başarısız Mecaz !

Yukarda Kurandaki ''cin'' kelimesini, insanın bir yönü (alt-ben, üst-ben, diğer-ben vs.) veya ''enerji'' gibi birşey olarak ''mecazi'' yorumlamanın ne kadar saçma olduğu gösterildi. Ama bir an farzedelim ki, Kuran'ı söyleyen zat gerçekten de aslında, insan haricinde, fakat bu dünyada yaşayan, görülmez, ama akıl, bilinç ve irade sahibi varlıkların olduğunu söylemek istemedi... Diyelim ki, bu zat gerçekten de ''cin'' kelimesini mecazi olarak kullandı ve aslında insan doğasına dair bazı bilgiler ve ahlaki dersler vermek istedi...

Eğer gerçekten böyleyse, o zaman bu zat demek ki, son derece yanlış bir yöntem izlemiş. O dönemdeki insanların bu manada kullandığı bir kelimeyi hiçbir açıklama getirmeden kullanarak, üstelik bu manayı pekiştirecek bunca laf ederek, tamamen bir başarısızlık örneği sergilemiş. Hiçbir aklı başında kişi, dinleyicilerinin/okuyucularının klasik manadaki cinlere inanmasını istemiyor olsaydı, bu kelimeyi bu şekilde kullanmazdı.


Zaten fiilen 1400 yıldır sıradan halktan en büyük İslam alimlerine kadar gelmiş geçmiş müslümanların tamamına yakınının klasik manada cin gibi varlıklara inanması -hala inanıyor olması- bu anlatımların ne denli başarısız olduğunu göstermekte (eğer murad edilen aslında bu değildi ise).

Sonsuz bilgi ve güç sahibi, mükemmel Yaratıcı'dan böylesi hatalar beklenemez... Ve aslında bu hata Muhammed'in kendisinden de beklenemez...


Ya Kuran'ı yazan/söyleyen zat gerçekten de klasik anlamda cinlerden, yani insandan farklı, ama aynı dünyada yaşayan, görülmeyen, ama akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklardan bahsetti... Ya da son derece başarısız, yanlış bir anlatım kullanarak fahiş hatalar yaparak, istemeden bu inancın pekişmesini ve bugünlere kadar gelebilmesini sağladı...



7. Sonuç

Kuran öncesi Araplar ''cin'' kelimesini bugünkü klasik anlamdaki cinler (insandan farklı, fakat bu dünyada yaşayan, görülmeyen, akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklar) olarak kullanmaktaydı.

Kuran bu kelimeyi kullanarak ve ''cahiliyedeki'' cin inancının bazı yanlış bulunan yönlerini eleştirerek bu varlıkları teyid etti.

''Cin'' kelimesini insanın bir yönü veya enerji vs. olarak yorumlayınca, ayetlerin hepsi -mecazi olarak aldığımızda bile- anlamsız, mantıksız, saçma kalıyor. Eğer Kuran'ın müellifi gerçekten de başka birşey kastettiyse, demek ki son derece başarısız bir anlatım kullanmış, ki bu mükemmel bir Yaratıcı'dan beklenemez (ve aslında Muhammed'den bile beklenemez).

Neresinden bakarsak bakalım, mecazi de yorumlasak, lafzi de yorumlasak, söz konusu ayetler ancak ''cin'' kelimesini klasik manada (insandan farklı, fakat bu dünyada yaşayan, görülmeyen, akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklar olarak) yorumladığımız zaman anlamlı olur.

Kuran işte bu tür varlıklardan bahsetmektedir. Buna inanan aklına ihanet etmiş olur. Ama inanç zincirinden kopamayıp, aklı kurtarmak adına Kuran'ı eğip bükerek bunun üstünü örtmeye çalışan hem aklına hem de kendi dinine ihanet etmiş olur.


saygılarımla

Cin kelimesinin en belirgin manası, “örtülü” ve “gizli” demektir. Bu da, cinin duyu organlarından gizlenen bir varlık olduğunu ortaya koymaktadır.

Terim olarak ise, duyularla idrak edilemeyen, insanlar gibi şuur ve iradeye sahip bulunan, ilahi emirlere uymakla yükümlü tutulan ve mümin ile kafir guruplardan oluşan bir varlık türü anlamına gelmektedir. 1.

Cahiliye dönemi Araplarının meleklere de cin dedikleri bilinmektedir.

onların dumansız, halis, öz ateşten ve/veya yakıp kavurucu alevli bir ateşten yaratıldıkları ifade edilmektedir. 2.

hadisi şerif vardır ki; Peygamberimiz (s.a.v), meleklerin nurdan, cinlerin de alevli bir ateşten yaratıldıklarını haber vermiştir. 3.


KAYNAK;

1. TDV. İslam Ansiklopedisi, VIII, “Cin” Maddesi, s. 5.

2. Rahman, 55/15; A’raf, 7/11-12; Hicr, 15/27; Sâd, 38/75-76.

3.Müslim, Zühd, 60.

ülgen
27-01-2010, 23:17
Sayın Cango'nun mesajını okuyunca Sayın UluElbab'ın ''hanif'' bir cinden yardım isteyebileceği geldi aklıma... Başarılar.

TurkceRap
28-01-2010, 02:43
Sn. Ulul Elbab,

Hazır konu dışına çıkılmışken dikkatimi çekmişken yazayım, Diyorsunuz ki; "Beynin sol lobu yaratıcı değildir, teknik konularda kapasitelidir. Bir şeyi ancak öğrendikten sonra yapabilir. Mekaniktir."

Mekanik olan teknik olan birşey nasıl yaratıcı olmaz? zaten teknik dediğimiz şey insan merakının ve yaratıcılığının sonucu ortaya çıkmamışmıdır?

islamdaki ALLAH'ın subuti sıfatlarından olan "Tekvin" dahi bunu kastetmezmi?

Sağ lob sol lob demişken, mümkünse keşke biz de işaret ettiğiniz batılılar gibi hep beraber sol loba yönelik yatırımları arttırsak da belki durmadan üretilenleri satın almak yerine bir ucundan da biz tutarız ;)

milletce başımıza ne geldiyse bu sağ loba fazlaca eğilmekten gelmedimi? :P

recluse
28-01-2010, 05:06
1. Akıl ve Nakil Arasında Sıkışan Hanif Dostlar


Saygıdeğer Ulpian

Çok güzel bir paylaşım olmuş tebrikler.
Zaten sizin gibi paylaşımda bulunan arkadaşların artması lazım diye düşünüyorum.
Çünkü burası -bana göre- kafasına takılan her cümleyi araştırmadan ve sunuma gerek duymadan yazanların forum açtığı bir çöplük olmaktan kurtulmalı bir an önce.

Yalnız şunu belirtmeden geçemeyeceğim.

İslamda nakil (vahiy), akıl yürütmeye engel değildir.Bunu da bir çok ayette vurgular.Yani tam olarak anlaşılamayan bir konu da sorgulama ve akıl yürütmenin önü tamamen kapalı değildir.(Ayet yazmaya gerek duymadım)
Yalnızca varoluşa ilişkin sizinle farklı bir çizgi izler.
Bu nedenle şirk dışında hiçbir kabahati tamamıyle karşısına almaz.
Müslüman genel olarak Allah ın varlığının teyidi dışında diğer bütün bilgileri aklınca sorgulama ve kendi benliğinde doğrulama hakkına sahiptir.
Bunları kendi doğrulama süzgecine alırken ,kendi doğrularının, bir üst bilgi birikiminin karşısında erime ihtimalini de göz önüne alır.Bu anlamda ilerlemeye de, nakle dönmeye de açıktır.
Ancak sizlerin bakış açısında maalesef bu yoktur.Siz burada bilimsel gerçeklerin zaman zaman bir üst düzey bilgiye mahkum kalabildiklerini gördüğünüz halde bu gerçeği çok zaman gözardı etmektesiniz.(örnek olarak bulunan tarihi bir belge ya da kanıtın önceki bir çok yanlış inanışı yerle bir etmesi gösterilebilir.)Ancak yaratılışı tam anlamıyla çürüten bir bulgu henüz insanlık tarihinde yoktur.Tanrı kavramını da bilim ve bilim insanları -her ne kadar bir kısım bilim insanları inkar etmeye kalksa da- bulunan tarihi veriler ışığında kendi bünyesinde tutmak zorundadır.En azından şimdi de yaşadığımız için şimdilik.

Bu bağlamda
Bilim yaradılışın sırrını tamamen çözecek dersiniz,ancak belki zamanla cinleri de çözecek -ya da görecek- diyenlere tahammül edemezsiniz.(bu akıllıca mı diyorsanız denizler altında 2000 Fersah ı bizler değil ateistler ya da uzayda hayat arayan bilim insanları okumalı ya da inananlara delil olarak sunmamalı diyorum.)

Ben Hanif değilim ancak yazınızda ana amaç neydi öğrenmek istedim sadece.

Hanifler in akıl yürütme çabalarının önünü kapatmak mı ?
Yoksa nakli sorgulamak mı ?

Keşke sadece nakli sorgulamak kısmında kalsaydınız diye düşünüyorum.
Bu durumda akıl yürütmenin önünü kapatmamış olurdunuz.
Zira hanif ya da bir başkasının akıl yürütmesinde dinen de bir sakınca yok diye düşünüyorum.
Bence bırakın akıl hangi kulvarda olursa olsun yürüsün.Belki bu sayede zamana yayılınca yetersizliğini görebilir ve bir yerlerde buluşabiliriz.

Sevgi ve Saygılar

ulpian
28-01-2010, 05:27
Ben Hanif değilim ancak yazınızda ana amaç neydi öğrenmek istedim sadece.

Hanifler in akıl yürütme çabalarının önünü kapatmak mı ?
Yoksa nakli sorgulamak mı ?


Elimden gelen en açık şekilde yazdım zaten söyleyeceklerimi sayın recluse.

Özetle tekrar:

Kuran'da cin kelimesi klasik tanımıyla, yani insan haricinde, görülmeyen, fakat insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi doğaüstü bir varlık türü için kullanılmıştır.

''O anlatımlar mezacidir, teşbihtir. Aslında 'cin'den enerji kastedilmiştir. Veya insanın bir yönü anlatılmıştır'' gibi açıklamalar uçuk, kaçık, mesnetsiz yorumlardır, açıkça Kuran metni ile çelişmektedir.

Yazıda anlatmak istediğim ve yeterince anlatabildiğimi düşündüğüm şey budur.

Diğer yandan, elbette ki bu klasik manadaki cinlerin varlığına inanmak da akla aykırıdır. Anladığım kadarı ile, siz ''hayır değildir, belki vardır, hatta belki ilerde bilim tarafından bile keşfedilebilir'' gibi bir görüştesiniz. Bu da sizin inancınız. Bence akla aykırı bir inanç.

Bunu ayriyeten tartışabiliriz. Ama (eğer böyle düşünüyorsanız) en azından kendi dininize, kutsal metninize karşı bir samimiyetiniz var demektir. Kuran'daki, aklınıza yatmayan, içinize sinmeyen herşeyi kendi hüsnü zanlarınızla eğip bükme, binbir türlü oyunla ''kabul edilebilir'' kılma meraklısı değilsiniz demektir.

Siz şimdi tam olarak neye karşı çıkmaktasınız:
- Klasik manadaki tanımıyla cinlere inanmak akla aykırıdır, dememe mi?

- Yoksa, Kuran'daki ''cin'' kelimesini, hiçbir makul gerekçe sunamadan, sırf ''ben öyle düşünüyorum, çünkü böyle olsa daha iyi olurdu'' gibi bir güdüyle, ''enerji'' veya ''insanın bir yönü'' olarak yorumlamak yanlış ve metne aykırıdır, dememe mi?


saygılarımla

recluse
30-01-2010, 02:54
Siz şimdi tam olarak neye karşı çıkmaktasınız:
- Klasik manadaki tanımıyla cinlere inanmak akla aykırıdır, dememe mi?

- Yoksa, Kuran'daki ''cin'' kelimesini, hiçbir makul gerekçe sunamadan, sırf ''ben öyle düşünüyorum, çünkü böyle olsa daha iyi olurdu'' gibi bir güdüyle, ''enerji'' veya ''insanın bir yönü'' olarak yorumlamak yanlış ve metne aykırıdır, dememe mi?


saygılarımla


Saygıdeğer Ulpian

Öncelikle teşekkürler

İlk mesajınızda Kuran eksenli gittiğinizi belirtince Klasik tanım dediğiniz şeyin eksik olduğunu belirtmeliyim.
Ayrıca akıl derken( kişisel bir anlam varsa, sorun yok) ancak herkesi kapsayan bir atıfta bulunuyorsanız ilk cümleye tamamen karşıyım.Zira akla sizin çizdiğiniz sınırlarla benimkilerin farklı olduğunu düşünmekteyim.

İkinci cümlenize katılıyorum.
Yorumlamakta bir sorun görmüyorum ,ancak bunu yapanların-sizin de dediğinizin gibi- bana Kuran içinden makul gerekçeler getirmesi gerekir.

Sevgi ve Saygılar

ulpian
30-01-2010, 03:54
Ben de size teşekkür ederim sayın recluse,


İlk mesajınızda Kuran eksenli gittiğinizi belirtince Klasik tanım dediğiniz şeyin eksik olduğunu belirtmeliyim.

Biraz açmanız gerekecek. Hangi tanım neye göre eksik ve eksik olan yanı ney?



Ayrıca akıl derken( kişisel bir anlam varsa, sorun yok) ancak herkesi kapsayan bir atıfta bulunuyorsanız ilk cümleye tamamen karşıyım.Zira akla sizin çizdiğiniz sınırlarla benimkilerin farklı olduğunu düşünmekteyim.



Yani karşı olduğunuz cümlem şu: ''Klasik anlamda cinlerin varlığına inanmak akla aykırıdır.''

Hayır bunu ''kişisel bir anlamda'' kastetmedim. Yoksa ''bana göre'' gibi birşey eklerdim. Objektif olarak ''akla aykırıdır'' diyorum.

Bakın ben herhangi birşey ''yoktur'' da demiyorum. Cinler, periler, goblinler, deniz kızları... Hepsinin olması teorik olarak mümkündür. Ama şu an var olduğuna dair hiçbir akla yatkın delili olmayan birşeyin, varlığına inanmak, ''vardır'' demek, akla aykırı bir inançtır.




İkinci cümlenize katılıyorum.
Yorumlamakta bir sorun görmüyorum ,ancak bunu yapanların-sizin de dediğinizin gibi- bana Kuran içinden makul gerekçeler getirmesi gerekir.


Zaten başlığın ana konusu veya ana hedefi de bu. Dediğim gibi en azından aklınıza yatmayan, içinize sinmeyen Kuran ifadelerini zorla eğip bükerek, uçuk kaçık yorumlara gitmeyişiniz, sizin kendi dininize ve kutsal kitabınıza olan samimiyetinizin göstergesidir.

Yine söylediğiniz gibi, elbette ''yorum'' mümkündür, hatta şarttır. Ve yine elbette ki, bir ifade farklı şekillerde yorumlanabilir. Ama bütün bunların bir dayanağı, metne dayalı gerekçesi, bağlam bütünlüğü olmalıdır. Yani bir ifade farklı yorumlanabilir demek, o ifade her türlü de yorumlanabilir anlamına gelmese gerek. Makul, inandırıcı, ayakları metnin kendisine ve bağlamına basan yorumlarla, uçuk-kaçık, mesnetsiz, keyfi sözde yorumları aynı kefeye koyamayız, koymamalıyız.

saygılarımla

UlulElbab
30-01-2010, 17:53
Sayın ulpian,

Tartışmanın devamı için sizin durduğunuz noktanın netleşmesi gerekiyor.

Şöyle ki;

1-Siz şahsımın Ayetleri Eğip büktüğünü iddia ediyorsunuz

Böyle bir varsayım için öncelikle bir DOĞRU tanımınız olması gerekir.

Oysa siz Kuranı redetmiş bir Ateistsiniz.Yanılıyorsam düzeltiniz?

O halde siz;

a) Klasik tefsirlere ya inanıyorsunuz?

b) Ya da onların "Saçma" açıklamalarını işinize geldiği için savunuyorsunuz?

İşin ilginç yanı siz beni Dinime karşı samimi olmamakla itham ediyorsunuz.

Bir çeşit Aforoz durumu da söz konusu?

Yani ya benim kafamda ki imaja göre müslüman olacaksın yada müslüman olmadığını,en azından samimi olmadığını cümle aleme ilan edeceğim diyorsunuz.

Buna siz veya bir başkasının hakkı var mı?

Ben size nasıl ve hangi koşullarda Ateist olabileceğinizi dayatabilirmiyim?

Yada öyle bir dayatma karşısında acaba tepkiniz ne olurdu?

Siz duruma göre klasik müslüman argumanlarını kullanıyorsunuz,ancak hemen akabinde bir Ateist bakış açısısı ile taarruza geçiyorsunuz.
Bir teşbih yapmak gerekirse;Çift kılınç kullanıyor gerektiğinde benim Dinimi bana karşı kalkan olarak kullanıyorsunuz.

Ben bunları dile getirince konuyu kişiselleştirmiş mi oluyorum? Yoksa benim açımdan durumun tesbitini mi yapıyorum?
Bu tavır nedeni ile biz daha Ayetlere ve Algılama ve tefsir etme özgürlüğümüze dahi geçemiyoruz.
Neden?
Çünkü -Size göre- Eğip bükmek olarak baştan damgalanmışlar da o nedenle...

Bırakında sizin inanmadığınız ancak benim inandığım

Ayetlere bende kendi yorumumla cevap verebileyim.

Neden ben klasik tesfire uymak zorunda olayım ki?

Benim bakış açımla yansıttığımda ise aldığım cevap her kesimden aynı...

Sanki ağızbirliği etmişlercesine;

"1400 yıldır onca Alimin göremediğini Sen mi gördün?"

Ben kimseyi benim yorumumu kabul etmeye zorlamıyorum...

Cinin bir Enerji olduğunu iddia etmem benim en doğal hakkım.

Kabul etmeyebilirsiniz,İspat etmemi isteyebilirsiniz...buda elbette sizin hakkınız...

Konuya elimden geldiğince katkı yapma ve farklı bir bakış açısı sunma niyetindeyim ancak yaklaşımınız doğrudan şahsi fikirlerimi hedef aldığından
ister istemez konu "kişiselleşiyor" diye düşünüyorum.

Saygılarımla...

ulpian
30-01-2010, 18:16
Sayın Ululelbab,

bir kez daha ilgisiz bir ileti yazmış bulunuyorsunuz. Ne kendi yorumunuz için herhangi bir gerekçe, dayanak, argüman sunmuşsunuz. Ne de benim sunduğum gerekçelere herhangi bir eleştiri getirmişsiniz.

Söyledikleriniz özetle şundan ibaret:
- ''Sen ateistsin, ben müslümanım. Dolayısı ile bırak da Kuran'ı ben yorumlıyayım''

- ''Ben böyle düşünüyorum. Kimseyi de bana katılmak için zorlamıyorum. Bu benim özgürlüğüm.''


Tartışma böyle olmaz! Önümüzde benim Muhammedin söylediğine inandığım, sizin ise Allah kelamı olduğuna inandığınız bir metin var. Ve bu başlıkta Kuran'da geçen ''cin'' kelimesinin (ister Muhammed, ister Allah söylemiş olsun) hangi anlama geldiğini tartışıymaya çalışıyoruz.

Siz isterseniz, ''cin'' kelimesinden karpuzu da anlayabilirsiniz. Buna inanmakta da, bu inancı dillendirmekte de özgürsünüz. En yanlış ve mesnetsiz yorumların bile dillendirilebilmesinden yanayım, kısıtlanmasına, yasaklanmasına karşıyım. Fakat burada sizin fikir özgürlüğünüzü değil, fikrinizin doğruluğunu tartışıyoruz. Ve yorumunuz için herhangi -Kuran metnine dayalı ve ayetlerin bağlamını gözeten- makul bir gerekçe sunabilmiş değilsiniz.

Bakın ilk mesajım uzun olduğu için en önemli yönlerini tekrarlıyorum. Lütfen -tartışmak istiyorsanız eğer- somut, net cevaplar verin.


Kuran öncesi Arapçada ''cin''

Kuran ve Muhammed zamanındaki ve öncesindeki Arapça'da ''cin'' kelimesi zaten kullanılmaktaydı ve ''insan haricinde, görünmeyen, fakat bu dünyada yaşayan, insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi doğaüstü bir varlık türü'' anlamında kullanılıyordu. Bu kesin bir bilgi. Hem müslüman araştırmacıların, hem Batılı gayri-müslim araştırmacıların ortak görüşü. Üstelik Muhammed zamanından ve öncesinden kalma şiirler var bugün elimizde ve ''cin'' kelimesi işte bu anlamda kullanılıyor.

Kuran da işte zaten bu anlamda kullanılmakta olan ''cin'' kelimesini kullandı. Fakat ''sizin anladığınız manada cinler yoktur'' gibi en ufacık bir açıklama getirmedi. Üstelik ''cinler gaybı bilmez'' veya ''cinler Tanrının çocukları değildir, onlar da insanlar gibi cennet veya cehenneme gidecektir'' diyerek, eski cin inancının bazı yönlerini eleştirerek, genel anlamdaki cin inancını teyid ett.

(detaylı açıklama ve kaynak için bkz. ilk mesaj (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=16265))



Kuran'da ''cin''

Cin ''enerji'' veya ''insanın bir yönü'' anlamına geliyorsa lütfen tek tek, somut ve net olarak bütün bu ayetleri bu yorum ışığında açıklayınız:

Cinlerden bahseden bazı Kuran ayetlerine bakalım:


Zâriyât / 56 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=51&ayet=56)
Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

Bu ayetten cinlerin, insandan farklı bir tür varlık olduğu anlaşılıyor. ''Cin ve ins kelimeleri burada aslında insanın iki farklı yönünü temsil etmektedir.'' şeklinde bir yorum çok saçma olur. Zira bu yoruma göre, ''insanları konu edinen diğer bir sürü ayette neden sadece ins geçmekte, acaba o ayetlerde insanın sadece bir yönü mü muhatab alınmakta'', gibi anlamsız soru ve sorunlarla karşı karşıya kalırız. Bununla birlikte bu ayetten de anlaşılıyor ki, cinler enerji filan değil, insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklardır, çünkü ''kulluk etsinler diye'' yaratılmıştır.


Aynı sonuçlar mesela şu ayetlerden de çıkartılabilir:


En’âm / 130 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=6&ayet=130)
Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi! Derler ki: "Kendi aleyhimize şahitlik ederiz." Dünya hayatı onları aldattı ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.



A’râf / 38 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=7&ayet=38)
Allah buyuracak ki: "Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin!"



A’râf / 179 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=7&ayet=179)
Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır.



Hûd / 119 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=11&ayet=119)
Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım" sözü yerini buldu.



Secde / 13 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=32&ayet=13)
Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, "Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım" diye benden kesin söz çıkmıştır.


(Bu son dört ayetten çıkan sadist Tanrı tablosuna (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=13309) da dikkat!)



Rahmân / 56 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=55&ayet=56)
Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş güzeller var ki, bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.



Veya şu ayete bakalım:


Ahkâf / 29 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=46&ayet=29)
Hani cinlerden bir gurubu, Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur'an'ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) "Susun" demişler, Kur'an'ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.

Eğer Kuran'da ''cin'' aslında insanın bir yönünü, ''ins'' ise diğer yönünü kastediyorsa, buradaki söz konusu topluluğun sadece o bir yönleri mi Kuran dinlemek için peygambere yöneltilmiş? Veya ''cin'' aslında ''enerji'' veya herhangi bir iradesiz nesne demek oluyorsa, bu ve bunun gibi ayetler iyiden saçma ve anlamsız olmuyor mu?


Veya:


İsrâ / 88 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=17&ayet=88)
De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.”

''Cin insanın bir yönüdür'' veya ''enerjidir'' gibi uçuk yorumlara göre bu ayette kimle kim biraraya gelecek ve birbirine destek olacak?



Zaten Kuran'a göre insan ve cinlerin yaratılışı da farklıdır:


Hicr / 26 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=15&ayet=26) - 27 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=15&ayet=27)
Andolsun biz insanı, (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık. Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.



Rahman / 14 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=55&ayet=14) - 15 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=55&ayet=15)
Allah insanı, pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı. Cinleri öz ateşten yarattı.




Kehf/50'de ise İblis'in cinlerden olduğu söylenir:


Kehf / 50 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=18&ayet=50)
Hani biz meleklere: Âdem'e secde edin, demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne fena bir değişmedir! (12)




Cinlerin Süleyman'ın hizmetine verilmesi de meşhur hikayelerdendir:


Neml / 17 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=27&ayet=17)
Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları toplandı; hepsi birarada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu.

Bu ayette ''cinlerden, insanlardan ve kuşlardan'' bahsedilmekte, üç ayrı ''alem'' veya üç ayrı tür varlık sıralanmakta. Eğer ''cin'' insanın bir yönü ise, ''kuşlar'' da mı insanın bir yönü?

Aynı Sure'nin devamında bir ayete bakalım:


Neml / 39 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=27&ayet=39)
Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi.

17. ayette ''cinlerin, insanların ve kuşların'' Süleyman'ın hizmetine verildiği söyleniyor. Bu ayette ise, cinlerden birinin Süleymanla konuştuğundan bahsediliyor. ''Cin'' insanın bir yönü ise sadece o yönü mü konuştu Süleyman ile?

Bütün bu kıssaları tarihi vakıa olarak değil, mecazi anlatımlar olarak alsak bile, ''cin''i insanın bir yönü olarak alırsak, anlatımlar çok saçma, anlamsız, mantıksız kalıyor. Veya örneğin ''alt-ben, üst-ben ve kuşlar'' gibi bir sıralamadaki mantıksızlığı ve saçmalığı ''mecazdır, teşbihtir'' gibi iddialarla nasıl kurtaracağız?


Sebe’ / 14 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=34&ayet=14)
Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda yere) yıkılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.

Bu ayette de cinlerin gaybı bilmediği söylenmekte. İnsan'ın bir yönü (alt-ben/üst-ben vs.) veya enerji gibi birşey kastedilmiş olsa, son derece gereksiz bir bilgi ve saçma bir ifade olurdu.



Yine aynı şekilde yukarda da gösterildiği gibi diğer ayetlerde Kuran öncesi Arapların cinlerin bazılarına tanrısallık atfetmeleri eleştirilmekte:


En’âm / 100 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=6&ayet=100)
Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa ki onları da Allah yaratmıştı. Bilgisizce O'na oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Haşa! O, onların ileri sürdüğü vasıflardan uzak ve yücedir.



Sâffât / 158 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=37&ayet=158)
Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.




Veya şu ayete bakalım:


Cin / 6 (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=72&ayet=6)
Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların taşkınlıklarını arttırırlardı.


veya Cin Suresinin (http://www.kuranmeali.com/sureler.asp?meal=diyanet&sureno=72) tamamına.


saygılarımla

UlulElbab
30-01-2010, 23:38
Saygıdeğer ulpian,

Bir Teknik sorun nedeni ile yazdıklarımın tamamı silindi:rain:

Bir kez daha baştan alıyorum;


Bakın ilk mesajım uzun olduğu için en önemli yönlerini tekrarlıyorum. Lütfen -tartışmak istiyorsanız eğer- somut, net cevaplar verin.

Değerli Ulpian,

Rabbimin izni ile iki aşamada cevap vermeye çalışacağım, ancak bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum;

Sizin de bildiğiniz gibi Cin kelimesi Arapcada çoklu anlamlar barındırıyor,

Cin kelimesinin Etimolojisini girip sizi sıkmak istemiyorum...Lakin Cinnin

niteliği ve niceliğini tanımlayan Ayetlere yaklaşımınız her ne hikmetse hep ters

açıdan?

Örnek vermek gerekirse:Kuranı dinlemeye gelenlerin Yabancılar olduğunu gözardı ediyor ve enerji boyutunu öne sürüp "saçma" olduğunu dile getiriyorsunuz.

Yine Süleymanın Kazan yapımında ve Saray yapımında v.s. çalıştırdığı insanlar
cin diye tanımlanmıştır.
Onların Süleymanın öldüğünü bilememesi yine aynı sebepten kaynaklanıyor.
O dönem bazı çevreler BÜYÜCÜLÜK iddiası güdüyorlardı...
BABİL ve MISIRLA bu iddia devam etmiştir.Onlar bir takım Kehanetleri olduğunu iddia ediyorlardı...işte yine bu zümre "Cin" olarak tabir ediliyorlar...
Onlar bir takım Bilgileri "Kulak hırsızlığı" yaparak çalıyor üzerine TAHMİNler ve yalanlar ekleyip bunu GÜÇ ve İTİBAR kaynağı olarak kullanıyorlardı.
Kuran öncesi Arapçada ''cin''

Arabların yabancılar için Meksikada ki "Gringo" misali CİN dedikleri hatta
Yabancı topraklar ve memleketler için Cinlerin ülkesi terimlerini kullandıklarını,
Oralara gitmeye korktuklarını daha önceki iletinizde kendiniz belirtmiştiniz.
Kelimelerde zaman içinde anlam kayması sık görülen bir olgudur.

Daha sonralar toplum içinde ki sapmalar ile Cinlerin doğa üstü varlıklar olarak görülmesi ve korkulması söz konusu.

Ancak her insan da bir Cin ve İns YÖNÜ olduğu gerçeği eski çağlarda insanların
anlaması takdir edersiniz ki oldukca güçtür.
Bugün dahi anlatılması ve anlaşılması zor bir konudur.

Cinlerle Allah arasında bir bağ kurmalarının sebebi de bu "olağan dışılığa"işaret ediyor.

Ayetlere yarın detaylı olarak girmek ve kendi anladığım şekliyle tercüme etmek isterim.

Lakin ondan önce bazı ön bilgilere ihtiyaç var...

Tam olarak Cin konusu ile ilgili olmasa da bir örnek olarak Musa ve Bilgin Kul Kıssasını nasıl algıladığımızı şuradan inceleyebilirsiniz.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=16164&page=2
Belirttiğim gibi orada cin konusu işlenmiyor ancak bizim Kıssaları yorumlarken farklı parametreler kullandığımızın bir göstergesidir.


CİN bir yönü ile YABANCI,GİZLİ,Tanınmayan ve Bilinmeyen anlamlarını taşırken

diğer yönü ile Enerji "ATEŞİN DUMANSIZI" gibi...


Kuran da işte zaten bu anlamda kullanılmakta olan ''cin'' kelimesini kullandı. Fakat ''sizin anladığınız manada cinler yoktur'' gibi en ufacık bir açıklama getirmedi. Üstelik ''cinler gaybı bilmez'' veya ''cinler Tanrının çocukları değildir, onlar da insanlar gibi cennet veya cehenneme gidecektir'' diyerek, eski cin inancının bazı yönlerini eleştirerek, genel anlamdaki cin inancını teyid ett.


Kuran da ''sizin anladığınız manada cinler yoktur'' gibi bir ifade neden yok?

Siz Kuranın evranselliğini kabul etmemektesiniz.Bu ayrı bir Başlığın konusu elbette ancak değinmekte fayda var;
Kuran bir yönü ile O günün insanına hitab derken aynı zamanda bugünün ve elbette geleceğin insanına seslenmiştir.
Bununla birlikte yalnız Beyne değil aynı zamanda Kalbe hitab eder.
Buda yine tartışmalı bir konu...

Kuran'da ''cin''


Cin ''enerji'' veya ''insanın bir yönü'' anlamına geliyorsa lütfen tek tek, somut ve net olarak bütün bu ayetleri bu yorum ışığında açıklayınız:

Cinlerden bahseden bazı Kuran ayetlerine bakalım:

* Zâriyât / 56
Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

Bu ayetten cinlerin, insandan farklı bir tür varlık olduğu anlaşılıyor. ''Cin ve ins kelimeleri burada aslında insanın iki farklı yönünü temsil etmektedir.'' şeklinde bir yorum çok saçma olur. Zira bu yoruma göre, ''insanları konu edinen diğer bir sürü ayette neden sadece ins geçmekte, acaba o ayetlerde insanın sadece bir yönü mü muhatab alınmakta'', gibi anlamsız soru ve sorunlarla karşı karşıya kalırız. Bununla birlikte bu ayetten de anlaşılıyor ki, cinler enerji filan değil, insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklardır, çünkü ''kulluk etsinler diye'' yaratılmıştır.


Aynı sonuçlar mesela şu ayetlerden de çıkartılabilir:

* En’âm / 130
Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi! Derler ki: "Kendi aleyhimize şahitlik ederiz." Dünya hayatı onları aldattı ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.

* A’râf / 38
Allah buyuracak ki: "Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin!"

* A’râf / 179
Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır.

* Hûd / 119
Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım" sözü yerini buldu.

* Secde / 13
Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, "Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım" diye benden kesin söz çıkmıştır..

Değerli Ulpian,

Ayetlerlere Allah dilerse yarın geçeceğim,maalesef sizin kadar kalemim kuvvetli değil ve Sadete gelmem biraz zaman alıyor.

Bazı gerçekleri ilk defa biz Hanifler ileri sürmüyoruz,

Tarihte İslam Alimleri hatta tüm Kitap Ehlini dahil edelim...

Hep aynı CİN konusunda ittifak etmemişlerdir.

MUTEZİLE örneğini verebilirim.

Vasıl bin Ata ve Hasan Basri arasında ki önemli ihtilaflardan biriside CİN ve Şeytan inancıdır.

Aynı şekilde benim Cennet , Cehennem anlayışımda farklı...

Bizler Ateşlerde yanmayı,yani Cehennemi Allahın Rahmetinden uzak olma ve Cenneti de elbette yakın olma olarak algılıyoruz.

Dolaysı ile ayetler yorumlayışımız da farklı olacaktır.

Mutezile akımı gibi AKIL bizim için ön plandadır.

Şimdilik izninizle burada virgul koymak sureti ile ara vermek istiyorum...

yarın Ayetler ışığında devam etmek dileğiyle...

Sevgi ve Saygılarımla...

ulpian
31-01-2010, 03:06
Arabların yabancılar için Meksikada ki "Gringo" misali CİN dedikleri hatta
Yabancı topraklar ve memleketler için Cinlerin ülkesi terimlerini kullandıklarını,
Oralara gitmeye korktuklarını daha önceki iletinizde kendiniz belirtmiştiniz.

Ben böyle birşey belirtmedim. Siz bu bilgiye nerden ulaştınız (''Yabancı insanlara'' cin denildiği bilgisine)?





Kelimelerde zaman içinde anlam kayması sık görülen bir olgudur.

Daha sonralar toplum içinde ki sapmalar ile Cinlerin doğa üstü varlıklar olarak görülmesi ve korkulması söz konusu.


Sayın UlulElbab

bu bilginizin kaynağı ney?!
Bunun için de mi ''bu benim kişisel algım'' gibi birşey öne süreceksiniz? Muhammed öncesinde de, Muhammed döneminde de ''cin'' doğaüstü, görülmez, akıl ve biliç sahibi bir varlık türü için kullanılıyordu. Elimizde o günlerden kalma şiirler var. Bu kesin bir bilgi. Müslüman tarihçiler de, Batılı tarihçiler de aynı görüşte. İlk mesajımda kaynaklar da verdim. ''Cin'' kelimesi sonradan anlam değişikliğine uğramadı. Muhammed öncesi ve zamanında da bu anlamda kullanılıyordu.

Kozmos aşkına, bu nasıl bir tartışma yöntemi. Ben birşey diyorum, ve fakat bir sürü kaynak veriyorum. Siz bunları hiç okumamış gibi, ''cin'' kelimesi başta ''yabancı insanlar'' için kullanılırdı, sonradan anlam değişmesine uğradı diyorsunuz.

Kaynağınız ney? Bu bilgiye nereden ulaştınız?
Böyle tartışma olur mu hiç?

Lütfen sayın Ululelbab,

yaptığınız şeyin farkına varmamanıza imkan yok. Gayet iyi biliyor olmalısınız, tartışma yönteminizdeki sakatlığı.

Kuran öncesi ve Kuran zamanındaki Arapça'da cin kelimesi işte bu tür doğaüstü, görülmez, akıl ve bilinç sahibi varlıklar için kullanılıyordu. Kaynak göstermeden bunun aksini iddia edip, tartışıyormuş gibi yapamazsınız.

saygılarımla

selanikli
31-01-2010, 03:22
‘’(Ey Muhammed!) De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi:…’’;
‘’“Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk.”’’;
‘’“Hâlbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur.”’’Cin(72/1-2, 8, ‘’Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.’’;
‘’Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).’’ Saffat(37/8-9, 10)
‘’İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık...’’ En’am(6/112)
‘’Bina ustası olan ve dalgıçlık yapan her bir şeytanı, bukağılara bağlı olarak diğerlerini de, O’nun emrine verdik.’’ Sad(38/37, 38)

Yukarıdaki ayetlerde cinlerin, mecaz bir anlamı olmadığı son derece net olarak görülmektedir.
Enerji vb. gibi açıklamalarda yukarda ayetleri inkar etmek demektir.

Bu tür açıklamaları yazan arkadaşlar bu ayetleri bilmiyorlar mı?
Biliyorlar.
Neden bu ayetleri inkar anlamına gelen yazılar döktürüyorlar?
Ne desinler?
Haa, şimdi anladık, bu cin min saçmalık, bu yazılar Allah'tan olamaz mı desinler?
Diyemezler.
Önyargının parçalanması atomun parçalanmasından binlerce kez daha zordur çünkü.

UlulElbab
31-01-2010, 16:16
Sayın ulpian,
Ayetlere geçmeden önce, aşağıda ki alıntıda beni çok şaşırtan ifadenizin üzerinde durmak gerektiğini düşünüyorum;
Kuranda hitab şekli ve kavramlar içinde neden sadece ins geçmektedir??
diye bir sorunuz var?
Siz Kuran da nerede "Ey ins" veya "ey insanlar" diye bir hitabete rastladınız?

Dikkat ederseniz Kuranda "Ye eyyühellezine Amenu" yani Ey iman edenler,
Ya benii Adem,Ya benii İsrail....gibi ifadeler geçiyor.
Cin ve İnsanlar ifadesi ise TAMAMLAYICI bir ifade olup TÜM İnsanları işaret etmektedir.

* Zâriyât / 56
Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

Bu ayetten cinlerin, insandan farklı bir tür varlık olduğu anlaşılıyor. ''Cin ve ins kelimeleri burada aslında insanın iki farklı yönünü temsil etmektedir.'' şeklinde bir yorum çok saçma olur. Zira bu yoruma göre, ''insanları konu edinen diğer bir sürü ayette neden sadece ins geçmekte, acaba o ayetlerde insanın sadece bir yönü mü muhatab alınmakta'', gibi anlamsız soru ve sorunlarla karşı karşıya kalırız. Bununla birlikte bu ayetten de anlaşılıyor ki, cinler enerji filan değil, insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklardır, çünkü ''kulluk etsinler diye'' yaratılmıştır.

Kuranda İns ve cinn kalıbı:

Cin konusu kapsamı içerisinde, hassas ve Kur’an’ı doğru anlamak için çok önemli bulduğum bir nokta da; “ins” ve “cinn” sözcüklerinin bir arada “ins ve cinn (ins-cinn)” takım (kalıp) halinde kullanılışıdır. Bu kullanılış genellikle “İnsanlar ve Cinler” olarak çevrilmektedir.

Halbuki bu tarz kalıp ifadelerde, sözcüklerin anlamı farklılaşmakta, başkalaşmakta ve zenginleşmektedir.
Bu durumu Kur’an’dan örnek vererek açıklamakta yarar vardır:

- Mağrib (batı) ve meşrik (doğu) sözcükleri, “batı-doğu” şeklinde söylendiklerinde anlam sadece iki yönü ifade etmeyip tüm yönleri içine alır. Örnek olarak Müzzemmil suresinin 9. ayetindeki “Rabbulmeşrigı velmağribi (doğunun, batının Rabbi)” ifadesi sadece doğu ile batıyı anlatmayıp tüm yönleri ve mekânları ifade etmektedir. Yani “Allah her yerin Rabbidir” demektir. Bu sözcükler ile ilgili diğer örnekler şunlardır: Nur; 35, Bakara; 115, 142, 177, Şuara; 28, Rahman; 17.

- Dünya ve ahiret sözcükleri beraber söylendikleri zaman “her yerde ve her zaman” anlamını ifade eder. Bu sözcükler ile ilgili Kur’an ayetleri şunlardır: Bakara; 217, 220, Âl-i Imran; 22, 45, 56, Nisa; 134, Tövbe; 69, 74, Yunus; 64, Yusuf; 101, Hacc; 14, Nur; 14, 19, 23 ve Ahzab; 57.

- Yaş, kuru sözcükleri beraberce kullanıldıkları zaman “ her ne varsa, her şey” anlamını içerir. Örneğin En’âm suresinin 59. ayetindeki “… Yaş ve kuru hiçbir şey yok ki, apaçık bir kitapta bulunmasın.” ifadesi sadece yaşı ve kuruyu ifade etmeyip “her ne varsa canlı-cansız hepsini” ifade etmektedir.

- Sabah, akşam sözcükleri de Kur’an’da farklı ifadelerle sıkça yer almakta ve “daima, her zaman” anlamına gelmektedir. Bu sözcükler ile ilgili Kur’an ayetleri de şunlardır: A’râf; 205, Ra’d; 15, Nur; 36, Mümin; 46, 55, En’âm; 52, Kehf; 28, Meryem; 11, 62, Fetih; 9, Furkan; 5, Ahzab; 42, İnsan; 25, Âl-i Imran; 41.

İki zıt anlamlı sözcüğün bir arada takım halinde söylenişi ile takımın yeni bir anlam kazanması sadece Arapça için söz konusu olmayıp, dünyanın tüm dillerinde mevcuttur:

- Türkçe’de:
Sağ, sol sözcükleriyle oluşturulan “sağda-solda” kalıbı; “her yerde” anlamına gelir.
İleri, geri sözcüklerinden oluşturulan “ileri-geri konuşma, söz söyleme” kalıbı; “yersiz, yakışıksız konuşma, söz söyleme” anlamına gelir.
Sabah, akşam sözcükleriyle “sabah-akşam” kalıbı aynı Arapça’daki gibi; “daima, her zaman” anlamına gelir.



Cinn” ve “ins” sözcüklerinin her birinin anlamını yukarıda açıklamıştık. Bu sözcüklerin birlikte oluşturdukları kalıp ise; “gördüğünüz, görmediğiniz; bildiğiniz, bilmediğiniz; tanıdığınız, tanımadığınız: herkes” anlamına gelir:

Zariyat; 56: Ben, cinn ve insi (herkesi) yalnızca, bana ibadet/ kulluk etsinler
diye yarattım.

İsra; 88: De ki: “İns ve cinn (herkes) bu Kur’an’ın bir benzerini ortaya koymak
için bir araya gelseler ve birbirlerine yardımcı olsalar, yine de, onun
benzerini, ortaya koyamazlar.”

Cinn; 5: “Oysa biz, insanların ve cinlerin (herkesin) Allah’a karşı asla yalan
söylemeyeceklerini sanmıştık.”

Rahman; 33: Ey cinn ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından
aşıp geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak sultan/ üstün bir
güç olmadan aşamazsınız.

Rahman; 56: Orada daha önce ins ve cinn (hiç kimse) dokunmamış (elle ve
gözle değinilmemiş), bakışlarını eşine dikmiş eşler vardır.

Bu konuyla ilgili Kur’an’daki diğer örnekler şunlardır: En’âm; 112, 130, A’râf; 38, 179, Fussilet; 25, 29, Ahkâf; 18, Neml; 17, Rahman; 39, 74, Nas; 6, Hud; 119 ve Secde; 13.


İnsan ve cinnin yaratılışı ile devam edelim..Bakalım Ayrı ayrı iki yaratık mı yaratılmış?

Yoksa Bir Bilgisayarın Hardware ve Software yani Donanım ve Yazılımı gibi mi?


Rahman; 14 – 15: O, insanı pişmiş çamur gibi kuru balçıktan (değişken
maddeden) yarattı.

Ve cannı ateşin dumansızından (enerjiden) yarattı.

Hicr; 26 – 27: Ve hiç kuşkusuz biz, insanı (görünen, bilinen varlıkları)
çınlayan kilden, işlenebilen çamurdan (halden hale giren maddeden)
yarattık.

Ve cannı daha önce, en ince delikten bile geçebilen yakıcı bir
esintinin ateşinden (engel tanımayan enerjiden) yaratmıştık.

Ayetler, insanın, “pişmiş çamur, kuru balçık, çınlayan kil, işenebilir çamurdan” yaratıldığını söylemektedir.

Bu ifadeler, “madde”nin halden hale girmesini çağrıştırmakta olup, insanın genel anlamda maddeden yaratıldığını anlatmaktadır.

Cannın, “ateşin dumansızından, en ince delikten bile geçebilen yakıcı bir esintinin ateşinden” yaratıldığını söyleyen bu ifadeler ise, daha ilk bakışta akla “enerji”yi getirmektedir.

Öyleyse “cann ateşten yaratılmıştır” demek; “elektrik, manyetik dalgalar, ışın gibi gözükmez güçler enerjiden yaratılmıştır” demektir.

“İnsan topraktan yaratılmıştır” demek de; “beş duyuyla hissedilebilen, bilinen, görünen, tanıdık, ilişki kurulabilen, kaybolmayan, sürekli ortada duran cisimli varlıklar maddeden yaratılmıştır” demektir.



Cinlerin Süleyman'ın hizmetine verilmesi de meşhur hikayelerdendir:

* Neml / 17
Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları toplandı; hepsi birarada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu.

Bu ayette ''cinlerden, insanlardan ve kuşlardan'' bahsedilmekte, üç ayrı ''alem'' veya üç ayrı tür varlık sıralanmakta. Eğer ''cin'' insanın bir yönü ise, ''kuşlar'' da mı insanın bir yönü?

Aynı Sure'nin devamında bir ayete bakalım:

* Neml / 39
Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi.

Sevgili Dostlar,

Eğer Kıssaları Ön yargı ile ve Hikaye tadında okursak varacağımız nokta ,yukarıda ki gibi çıkmaz sokak olacaktır.
O kıssa Süleymanın devrini SEMBOLLER vasıtası ile anlatan çok ilginç bir kıssadır.

O Tarihlerde Kuşlar ve Karıncalar ..hepsi birer Milleti temsil ediyordu...

Ayetlere tekrar bakmakta fayda var üstelik "Ayetler" ifadesi Kuranla sınırlı kalmayacaktır;

Sebe; 12 – 14 : Süleyman için de sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay olan rüzgârı boyun eğdirdik; erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık. Onun
eli altında Rabbinin izniyle iş görmekte olan bir kısım cinler de vardı.
Onlardan kim bizim emrimizden çıkıp sapacak olsa, ona çılgın ateşin azabından tattırırdık.

Ona dilediği şekilde kaleler/ mihraplar, heykeller/ manzara resimleri/
güzel motifler, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen
kazanlar yaparlardı. “Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın.” Kullarımdan
şükretmekte olanlar azdır.

Böylece onun ölümünü gerçekleştirdiğimiz zaman, ölümünü, onlara asa-
sını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o,
yere yıkılıp düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı
(Süleyman’ın öldüğünü) bilmiş olsalardı böylesine aşağılayıcı bir azap
içinde kalıp yaşamazlardı.

Neml; 39: Cinlerden İfrit: “Sen makamından kalkmadan önce, ben onu sana
getiririm, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahi-
bim.” dedi.


Görüldüğü gibi bu Ayetlerde Süleyman Peygamberin emrinde çalışan, ona zoraki hizmet eden Cinnlerden bahsedilmektedir.

Ve bunların hünerli zanaatkâr kimseler olduğu açıklanmaktadır.

Süleyman peygamberin emrine verilen bu cinlerin kim olduklarını anlamak için, eldeki tarihî bilgilerin değerlendirilmesi gerekir.

Süleyman peygamber, Yakup peygamberin soyundan gelir, Davut peygamberin oğlu ve ülkesi İsrail’in hükümdarı idi (M.Ö. 10. yy ortaları).

Süleyman peygamber hakkındaki bilgilerin hemen hemen tamamı, Ana Britannica ansiklopedisinin de belirttiği gibi (Cilt: 28, s: 434),

Eski Ahit’ten kaynaklandığı için, bu bilgileri Tevrat’ın 1. Krallar ve 11. Tarihler bölümlerinden almayı daha uygun buluyorum ve 11. Tarihler, bölümünün 11. Bab’ını aynen aktarmakta fayda görüyorum:

1-“VE Süleyman RABBiN ismine bir ev, ve kendi krallığı için bir ev yapmaya niyet etti.
2-Ve Süleyman yük taşıyan yetmiş bin adam, ve dağlarda taş kesen seksen bin adam, ve onların üzerinde iş başı olan üç bin altı yüz adam saydı.

3-Ve Süleyman Sur kralı Hurama gönderip dedi: “Babam Davuda yaptığın gibi, ve içinde oturmak için kendisine ev yapsın diye ona erz ağaç1arı gönderdiğin gibi, bana da öyle yap.
4-İste, ben Allah’a tahsis edeyim, ve onun önünde hoş kokulu buhur yakayım diye, Allah’ım RABBİN ismine bir ev yapacağım; ve o daimi huzur ekmeği için, ve sabah akşam, Sebtlerde, ve ay başlarında ve Allahı’mız RABBiN belli bayramlarında yakılan takdimeler için olacaktır. Bunlar İsrail üzerine ebedi kanundur.
5-Ve yapmak üzere olduğum ev büyüktür, çünkü Allahımız bütün ilah*lardan büyüktür.
6-Ve kimin kudreti var ki, ona bir ev yapsın? Çünkü gök ve göklerin göğü onu alamaz. Ve ben kimim ki, ona bir ev yapayım? Ancak onun önünde buhur yakmak için yapıyorum.
7-Ve şimdi, babam Davud’un hazırlamış olduğu Yahuda’da ve Yeruşalim’de yanımda bulunan hünerli adamlarla beraber olmak üzere bana bir adam gönder, altın, ve gümüş, ve tunç, ve demir. ve erguvani, ve kırmızı, ve lacivert işlerinde hünerli olsun, ve her türlü oyma işlerini oyabilsin.

8-Ve bana Libnan’dan erz ağacı, ve servi, ve sandal ağacı gönder: çünkü bilirim ki, senin kulların Libnan’dan kereste kesmeği bilirler.

9-Ve iste. bana bol kereste hazırlasınlar diye kullarım senin kullarınla beraber olacaklar: çünkü yapacağım ev büyük ve şaşılacak bir şey olacaktır.

10-Ve iste, senin kullarına, kereste kesenlere, yirmi bin ölçek dövülmüş buğday, ve yirmi bin ölçek arpa, ve yirmi bin bata şarap, ve yirmi bin bat zeytin yağı veririm.
11-Ve Sur kralı Huram, Süleyman’a gönderdiği yazı ile cevap verdi: RAB kavmini sevdiği için seni onların üzerine kral etti.
12-Ve Huram dedi: RAB için bir ev, ve kendi kra1lığı için bir ev yapacak olan basiret ve anlayış sahibi akıllı bir oğlu kral Davud’a veren, Göğü ve yeri yaratan RAB, İsrail’in Allah’ı mübarek olsun.
13-Ve iste, senin hünerli adamlarınla ve baban efendim Davud’un hünerli adamları ile beraber kendisine bir yer verilsin diye, hüner ve an1ayış sahibi bir adamı, benim Huram Babayı gönderdim.
14-Dan kızlarından bir kadı*nın oğludur, ve babası Surlu bir adamdı; altın, ve gümüş, tunç, demir, taç, ve kereste, erguvani, lacivert, ve ince keten, ve kırmızı işlemede, ve her çeşit oyma işinde, ve her çeşit icatta hünerlidir.
15-Ve efendimin söylemiş olduğu buğdayı ve arpayı, zeytin yağını ve şarabi kullarına göndersin;
16-ve sana lazım olduğu kadar Libnan’dan kereste keseriz; ve onu sallarla denizden Yafa’ya kadar sana getiririz ve sen onu Yerüşa1ime çıkarırsın.
17-Ve Süleyman, babası Davud’un İsrail diyarında olan bütün garipleri saydığı sayıdan sonra onları saydı; ve yüz elli üç bin altı yüz kişi bulundular.
18-Ve onlardan yük taşıyan yetmiş bin, ve dağlarda taş kesen seksen bin, ve kavmi işletmek için iş başi olarak üç bin altı yüz kişi koydu. ”


Yukarıdaki bilgilere göre, Süleyman peygamberin hizmetinde bulunanlar, halk kültüründeki cinler değil, Süleyman peygamberin babası Davut peygamberin hünerli zanaatkâr adamları ve onlara ustabaşılık yapan Sur kralının gönderdiği Hurram Baba ile emrindeki hünerli kişilerdir.
Yani, burada da görmekteyiz ki Cinn sözcüğü, YABANCI ülkelerden getirilmiş hünerli zanaatkâr yabancı işçiler için kullanılmıştır.

SONUÇ:

Görüldüğü üzere CİNlerin İnsandan Ayrı bir varlık olduğu kocaman bir yalandan ibarettir.

Üstelik bu yalan sadece İslam da değil Hristiyanlık,Yahudilik ve Putperestlik içinde yayılmış ve birbirine sirayet etmiştir.

Cinler ve Cin çıkarma seansları büyük bir Sektör olup, ciddi paraların döndüğü

sömürü düzenleridir.

İnsanlara korku ve endişe vermek sureti ile kontrol altına alınıyor,baskı ve korkutma taktikleri ile onları Doğaüstü varlıklara inandırıyorlar.

Bunda ne gibi çevrelerin çıkarları var?

Yukarıda belirttiğim gibi büyücü,cinci adı altında büyük bir Endüstri söz konusu...
Ayrıca Sözde "Din Alimleri" bu konuları istismar etmiş insanları Doğa üstü güçlere hükmettikleri konusunda ikna etmişlerdir.

Böylece farklı bir sınıf olma ve "Bilinmeyeni bilme"nin Ayrıcalığını yaşamışlardır.

Korku imparatorluğunun en önemli kozunu elinden almak kolay değil elbette...

Gün olur Ortodoks İslami Gruplara karşı,gün olur Mezhep ve tarikatlara karşı

CİN DİYE AYRI bir VARLIK YOKTUR diye defalarca tartışmalara girmiş çesitli defalar

KAFİR olmakla suçlanmış bir HANİF kardeşiniz olarak...Şaşılacak bir şekilde Aynı tartışmaları

AYDIN ve Bilime güvenen ATEİST dostlara karşı vermek zorunda kalmanın üzüntüsünü yaşıyorum.

Sevgi ve Saygılarımla...

cin
31-01-2010, 16:40
Eski Ahit’ten kaynaklandığı için, bu bilgileri Tevrat’ın 1. Krallar ve 11. Tarihler bölümlerinden almayı daha uygun buluyorum ve 11. Tarihler, bölümünün 11. Bab’ını aynen aktarmakta fayda görüyorum:

Yukarıdaki bilgilere göre, Süleyman peygamberin hizmetinde bulunanlar, halk kültüründeki cinler değil, Süleyman peygamberin babası Davut peygamberin hünerli zanaatkâr adamları ve onlara ustabaşılık yapan Sur kralının gönderdiği Hurram Baba ile emrindeki hünerli kişilerdir.
Yani, burada da görmekteyiz ki Cinn sözcüğü, YABANCI ülkelerden getirilmiş hünerli zanaatkâr yabancı işçiler için kullanılmıştır.

SONUÇ:

Görüldüğü üzere CİNlerin İnsandan Ayrı bir varlık olduğu kocaman bir yalandan ibarettir.

Üstelik bu yalan sadece İslam da değil Hristiyanlık,Yahudilik ve Putperestlik içinde yayılmış ve birbirine sirayet etmiştir.

Cinler ve Cin çıkarma seansları büyük bir Sektör olup, ciddi paraların döndüğü

sömürü düzenleridir.

İnsanlara korku ve endişe vermek sureti ile kontrol altına alınıyor,baskı ve korkutma taktikleri ile onları Doğaüstü varlıklara inandırıyorlar.

Bunda ne gibi çevrelerin çıkarları var?

Yukarıda belirttiğim gibi büyücü,cinci adı altında büyük bir Endüstri söz konusu...
Ayrıca Sözde "Din Alimleri" bu konuları istismar etmiş insanları Doğa üstü güçlere hükmettikleri konusunda ikna etmişlerdir.

Böylece farklı bir sınıf olma ve "Bilinmeyeni bilme"nin Ayrıcalığını yaşamışlardır.

Korku imparatorluğunun en önemli kozunu elinden almak kolay değil elbette...

Gün olur Ortodoks İslami Gruplara karşı,gün olur Mezhep ve tarikatlara karşı

CİN DİYE AYRI bir VARLIK YOKTUR diye defalarca tartışmalara girmiş çesitli defalar

KAFİR olmakla suçlanmış bir HANİF kardeşiniz olarak...Şaşılacak bir şekilde Aynı tartışmaları

AYDIN ve Bilime güvenen ATEİST dostlara karşı vermek zorunda kalmanın üzüntüsünü yaşıyorum.

Sevgi ve Saygılarımla...


Saygıdeğer ululElbab,

Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı. (Neml Suresi, 17)

Üstadım yukarıdaki ayetteki cinler ve insanları birleştirdiğimizi düşünenelim, cin diye bir varlığı unutup onunda insan olduğunu düşünelim peki,

Ve kuşlardan orduları toplandı ' daki "kuşlar" nedir , kimdir , onlardamı bilinen insanoğullarımıdır,

Saygılarımla ve Sevgiyle kalmanız temennisiyle,

UlulElbab
31-01-2010, 17:17
Saygıdeğer ululElbab,

Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı. (Neml Suresi, 17)

Üstadım yukarıdaki ayetteki cinler ve insanları birleştirdiğimizi düşünenelim, cin diye bir varlığı unutup onunda insan olduğunu düşünelim peki,

Ve kuşlardan orduları toplandı ' daki "kuşlar" nedir , kimdir , onlardamı bilinen insanoğullarımıdır,

Saygılarımla ve Sevgiyle kalmanız temennisiyle,

Selam Değerli cin,

Bu konuda yazacak çok şey var...Lakin yazılmış olanda çok...

Sayın Prof.Dr.Ihsan Eliaçık benim düşüncelerime en yakın olanı yazmış...

http://hiramusta.blogcu.com/bakmakla-gormek-arasindaki-fark/2296242

Babillilerin cin ve peri, Hititlerin kuş/kartal, Mısırlıların boğa, Sebelilerin karınca, Fenikelilerin rüzgarlı gemi, Asurluların balık figürleri ile tanındıklarını ve tüm bayrak, sancak ve flamalarını bunlarla süslediklerini öğreniyoruz. Kralların taçlarında, sarayların arslanlı yollarında bu figürler, resimler ve heykeller bulunmaktaydı. Hepsinin dini siyasi anlamları bulunuyordu ve Tanrı-devlet sembolü olarak görülüyorlardı.

............................................
Şu halde eski çağlarda yaşayan kimi peygamberler ile ilgili Kur'an'da geçen "kuşların, karıncaların, cinlerin ve rüzgarlı gemilerin emrine verilmesinin, balığın yutmasının" vs. ne demek olduğu anlaşılabilir.

Bu okumaya göre örneğin Süleyman kıssasında anlatılan şu olur: Hz. Süleyman merkezi Kudüs olan bir devlet kurmuştu. Doğuda Babil (cin ve peri), kuzeyde Hitit (kuş, kartal), güneyde Sebe Krallığı (karınca) ve Akdeniz'de Fenikeliler (rüzgarlı gemi) onun hakimiyeti altına girmişti. Böylece bütün bölgeyi bir evrensel adalet ve barış yurdu haline getirmişti. Demek ki "Dünyanın başına dünyada gözü olmayan adamlar geçmelidir..."

Süleyman kıssasının ana teması ve mesajı kanaatimce budur.

Keza bu okumaya göre örneğin Hüdhüd, Hitit'den gelip Süleyman'ın ordusuna katılan bir subayın lakabıydı. Çünkü Hititler ordu birliklerine ve kimi askerlerine sembolleri olduğu için kuş lakapları takmaktaydılar: kartal, şahin, atmaca vs...

Hüdhüd de onlardan biriydi.

Hüdhüd (Hititli subay) taht yapımında ustaydı. Göz açıp kapayıncaya kadar (bir çırpıda, hemen, hızlı bir şekilde) Belkis'ın tahtını yapabileceğini (getirebileceğini) söylemiş ve çok kısa bir sürede de yapmıştı.

Hüdhüd adında (lakabında) şaşılacak bir şey yok. Çünkü bugün bile hala canavar, leopar, kaplan, çakal, asena, çekirge vs. lakaplarını duymuyor musunuz?

Bindiğiniz arabalara bakın çoğu hala hayvan ismi: kartal, şahin, serçe...

Tuttuğunuz takımlara bakın çoğu hala kuş ismi: kara kartallar, sarı kanaryalar...

İşte bu kültür oradan geliyor. İnsanlıkta hala yaşıyor. Ama o dönmelerde daha dini-siyasi anlam ve önemleri vardı. Bir devlet, bir ülke hatta bir millet tümden kendini bir hayvan sembolüyle ifade ediyordu...

***

Bundan üç bin yıl önceki böylesi bir durumu bizlerin anlamakta güçlük çekmesi, bundan üç bin yıl sonra farzımuhal Türkçe inen bir vahiyde şöyle denmesi gibidir: "Kara kartalların sarı kanaryaları yendiği gün..."

Böylesi bir durumda bunun ne olduğunu bilmeyen ve din adamı uydurmaları ile dolu kitaplara müracaat etmek dışında "yol kenarlarında" duran kalıntılara bakmak gibi bir "lükse" de tenezzül etmeyen birisi ortada bir mucize olduğunu sanacaktır. Ya da kimileri de aslı astarı olmayan bir Türk halk efsanesi olduğunu zannedecektir. Halbuki ortada ne kara kara kartallar, ne de sarı sarı kanaryalar uçuşuyor değildir. Bunlar bu kuşları kendine sembol olarak kabul etmiş, "futbol kulübü" adı verilen bir takım insanlardan başka bir şey değildir.

İşte özellikle Hz. Süleyman ve Hz. Yunus dönemleri anlatırken kuşlarla konuşması, karıncaların üzerine yürümesi, yelkenli gemileri emrine alması, cinleri mabet yapımında çalıştırması, balık tarafından kapıların ardına kapatılması (yutulması) olaylarının da böyle olduğu anlaşılıyor.

Yani bunların çoğu söz konusu hayvanları kendine sembol alarak kabul eden civardaki devlet ve krallıklardan ve onların askerlerinden/insanlarından başka bir şey değildi...

Örneğin "balık" da, Asurluların sembolüydü. Su tanrısı Enki'nin simgesi olarak görülüyordu. Asur kralının tacında, mühründe, asasında, bastırdığı paralarda hep balık figürleri var. Ülkenin her yanı Mısır'daki boğa (bakara) heykelleri gibi balık figür ve heykelleri ile doluydu. Bugün bile Süryani (Asurî) rahipler boynuna balık resim ve armaları asıyor. Asur'un başkenti Ninova'nın cezaevi kapısında da büyükçe bir balık figürü vardı. Hz. Yunus oraya girmişti. Irmaktaki balığın karnına değil...

***

Demek ki bu bilgiler ışığında Kur'an'da anlatılan kıssaların yeniden tefsir edilmesi gerekmektedir. Bu, Kur'an tefsirinin verili tarihe, yaşayan hayata ve canlı tabiata dayandırılmasından başka bir şey olmayacak, Kur'an kıssalarını cinler ve periler dünyası, uçan halı, Alaeddin'in sihirli lambası türü klasik doğu halk hikayelerden arındıracak, akıp gelen teo-jeopolitik (tanrı-devletler) tarihinde bir yere oturtacaktır. Kur'an'ın asıl ve esas mesajı ruhlar, masallar, rüyalar, büyüler, tılsımlar, periler aleminden gerçek hayatın tarihine, "yeryüzüne" inmiş olacaktır.
.............................................
.............................
..................

Düşünün...

Bu tanrı-devlet krallarının hepsi tanrının oğlu, hatta bedenlenmiş tanrı olduklarını iddia etmekteydiler. Japonya kralı daha 1946 yılında "Tanrı'nın oğlu" iddiasından resmen vazgeçmiştir.

İhlas suresi de ne diyor; "Allah birdir, bölünmez bir bütündür. Doğurmaz ve doğurulmaz..." Yani Allah baba, anne veya oğul değildir. Bütün bu tanrı-devlet iddiaları geçersizdir, uydurma ve hurafedir...

Demek ki kafamızı Tevrat'taki haham hikayelerinden kaldıralım, etrafımıza bakalım, "yol kenarlarında duran" nice kalıntı ve tanığın Kur'an'ı tefsir ettiğini göreceğiz.


Dinler tarihçisi bir uzman ile gidip ziyaret edin. Konu hakkında daha geniş araştırmalar yapın. Şahsen ben Asur, Babil, Mısır, Roma ve özellikle eski Mezopotamya din ve devletleri hakkında en az 5 cilt kitap okudum...

Özellikle Süleyman, Davut ve Yunus kıssalarını bu bilgiler ışında yeniden okuyun. Her şeyin nasıl da yerli yerine oturduğunu hayretle göreceksiniz...

Recep İhsan ELİAÇIK



Şuradan tamamını okuyabilirsiniz:

http://hiramusta.blogcu.com/bakmakla-gormek-arasindaki-fark/2296242

Sayın Eliaçık benim birçok yönü ile katıldığım bir değer...

Özellikle Ekonomi alanında İslami bakış açısını tam yansıttığını düşünüyorum...



Sevgi ile...

UlulElbab
31-01-2010, 17:25
Kaynak: http://www.istekuran.net/cinsoz.html

Bu yazı ve yukarıda kullanılan bir kısım argumanlar İşte Kuran sitesinden alıntıdır.

Bilindiği üzere Cinn, şeytan, iblis ve Melek sözcükleri insanlar arasında ve tüm dinlerde önemli bir yere sahiptir. Ne var ki belki tarih öncesinden beri insanların zihnine işlemiş yanlış, anlayış ve inanış devam edip gitmektedir. İlkel toplumların yaşadıkları ilkel koşullar altında zihinlerinde oluşturdukları vehim ve kuruntulara dayalı inançlar hala yaşamaktadır. En kötüsü de bu tarz batıl ve yanlış inanç ve kanaatin dine fatura edilmesidir. İşte bizi ilgilendiren de budur. Biz dinimizin saf, halis, Allah’a ait bir din olarak yaşanmasından yanayız. İşte bu nedenle Cinn konusunu hem sözcük yönüyle hem de Kur’an’da ne anlamlarda kullanıldığını açıklamak zorunluluğunu duyduk.

Önce halk kültüründeki cinin tanımını yapalım:

“Erdirici, yüksek değerler ilham eden, gizli destekçi güçler, insan gibi yiyip, içen, üreyen, inanan, bazen ehil insanlarca işçi gibi çalıştırılan, olağan üstü güç ve bilgilere sahip, insanları çarpan, istediklerine zarar veren görünmeyen yaratıklar”.

Cinn, işte böyle anlaşıldığından, psikolojik rahatsızlıklara uğramışlara, yüz felci olmuşlara cinn çarpmış, uğrak olmuş denilmektedir. Ayrıca eski dönemlerde başarılı, hamarat sanatkarlara, şairlere, kâhinlere hatta peygamberlere “mecnun/cinlenmiş” derlerdi. Bundan maksat, onların delirmiş olduklarını anlatmak değil, onların cinler (görünmez varlıklar) tarafından desteklendiklerini, yardım gördüklerini ifade etmekti.

Biz önce sözcüğün anlamımı çözelim:

“Cinn” sözcüğü “cenn” kökünden türemiş bir sözcük olup sözcüğünün asıl anlamı, “bir şeyi duyulardan saklamak”tır. “Cennehülleylü/gece onu örttü, ecennehü/onu örttürdü, cenne aleyhi/üzerine örttü” şekillerinde kullanılır. Nitekim Kur’an’da İbrahim Peygamberi konu alan bir pasajda( En’am suresi ayet 76 ) “fellema cenne aleyhilleylü/ne zamanki gece kendisini sakladı (iyice karanlık çöktü) ” diye yer alır.

Aşağıdaki sözcükler de “cnn” kökünden türemiştir.

Cennet: “Toprağı ağaç yapraklarıyla saklanmış yer” demektir.

Cinnet: “aklı, fikri saklanmak, delirmek” demektir.

Cenin: “ana karnında saklandığı için bu adı almıştır.

Cünnet: Kalkan; kişiyi oktan mızraktan sakladığı için bu ad verilmiştir.

ulpian
01-02-2010, 01:09
Sayın UlulElbab,

bu kadar çok kelime kullanmanıza rağmen eleştirlere hiçbir cevap vermeyişiniz gerçekten hayret verici.

Önce bir sorunuzu ben yanıtlıyayım:


Ayetlere geçmeden önce, aşağıda ki alıntıda beni çok şaşırtan ifadenizin üzerinde durmak gerektiğini düşünüyorum;
Kuranda hitab şekli ve kavramlar içinde neden sadece ins geçmektedir??
diye bir sorunuz var?
Siz Kuran da nerede "Ey ins" veya "ey insanlar" diye bir hitabete rastladınız?

Dikkat ederseniz Kuranda "Ye eyyühellezine Amenu" yani Ey iman edenler,
Ya benii Adem,Ya benii İsrail....gibi ifadeler geçiyor.
Cin ve İnsanlar ifadesi ise TAMAMLAYICI bir ifade olup TÜM İnsanları işaret etmektedir.



Kuran'ın yorumu hakkında bu kadar iddialı tezlerde bulunan birisinden bu soruyu duymak çok şaşırtıcı. ''Ey insanlar'' Kuran'da çok sık rastlanan bir hitap kalıbıdır oysa. Bunun yanısıra ''Ey cin ve insan topluluğu'' veya ''Ey iman edenler'' de sık rastlananan kalıplardandır. Fakat ''Ey insanlar'' kalıbının olduğunu bilmemeniz hayret verici.

(sadece birkaç örnek)

yâ eyyuhâ: ey
en nâsu: insanlar

Örnekler
Bakara/21 burda (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=2&ayet=21) veya burda (http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=bakara&ayet=21)

Yâ eyyuhe-nnâsu-’budû rabbekumu-lleżî ḣalekakum velleżîne min kablikum le’allekum tettekûn(e)

Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, O'na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz.



Nisa/1 burda (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=4&ayet=1) veya burda (http://www.kuranmeali.org/kuran_meali.aspx?suresi=nisa&ayet=1)

Yâ eyyuhâ-nnâsu-ttekû rabbekumu-lleżî ḣalekakum min nefsin vâhidetin veḣaleka minhâ zevcehâ vebeśśe minhumâ ricâlen keśîran venisâ-â(en)(c) vettekû(A)llâhe-lleżî tesâelûne bihi vel-erhâm(e)(c) inna(A)llâhe kâne ‘aleykum rakîbe(n)

Ey İnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabb'inize hürmetsizlikten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'ın ve akrabanın haklarına riayetsizliktende sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir.



Bakara/168 burda (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=2&ayet=168) veya burda
(http://www.hafizefendi.com/bakara-suresi/ayet-168.htm)
Yâ eyyuhâ-nnâsu kulû mimmâ fi-l-ardi halâlen tayyiben velâ tettebi’û ḣutuvâti-şşeytân(i)(c) innehu lekum ‘aduvvun mubîn(un)

Ey İnsanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır.





Şimdi tartışmaya devam etmek istiyorsanız lütfen artık en önemli noktayı daha fazla görmezlikten gelmeyiniz. Siz istediğiniz Kuran ifadesinden keyfinize göre istediğiniz anlamı çıkartabilirsiniz, ki nitekim bunu yapmaktasınız da zaten.

Ama eğer ''doğru anlam/yorum hangisi?'' sorusunu tartışacaksak, ki konu bu!, o zaman ilk temel soru: Kuran öncesi ve Kuran zamanındaki Arapçada ''cin'' kelimesi hangi anlamda kullanılıyordu?

Maalesef ısrarla sormama rağmen bu soruya uydurduğunuz yanlış cevabın hala hiçbir kaynağını veremediniz. Üstelik benim verdiğim (müslüman ve gayri-müslim) kaynakları da es geçiyorsunuz hala...

Daha önce yazıklarımı tekrarlıyorum:



Arabların yabancılar için Meksikada ki "Gringo" misali CİN dedikleri hatta
Yabancı topraklar ve memleketler için Cinlerin ülkesi terimlerini kullandıklarını,
Oralara gitmeye korktuklarını daha önceki iletinizde kendiniz belirtmiştiniz.

Kelimelerde zaman içinde anlam kayması sık görülen bir olgudur.

Daha sonralar toplum içinde ki sapmalar ile Cinlerin doğa üstü varlıklar olarak görülmesi ve korkulması söz konusu.




Sayın UlulElbab

bu bilginizin kaynağı ney?!
Bunun için de mi ''bu benim kişisel algım'' gibi birşey öne süreceksiniz? Muhammed öncesinde de, Muhammed döneminde de ''cin'' doğaüstü, görülmez, akıl ve biliç sahibi bir varlık türü için kullanılıyordu. Elimizde o günlerden kalma şiirler var. Bu kesin bir bilgi. Müslüman tarihçiler de, Batılı tarihçiler de aynı görüşte. İlk mesajımda kaynaklar da verdim. ''Cin'' kelimesi sonradan anlam değişikliğine uğramadı. Muhammed öncesi ve zamanında da bu anlamda kullanılıyordu.

Kozmos aşkına, bu nasıl bir tartışma yöntemi. Ben birşey diyorum, ve fakat bir sürü kaynak veriyorum. Siz bunları hiç okumamış gibi, ''cin'' kelimesi başta ''yabancı insanlar'' için kullanılırdı, sonradan anlam değişmesine uğradı diyorsunuz.

Kaynağınız ney? Bu bilgiye nereden ulaştınız?
Böyle tartışma olur mu hiç?

Lütfen sayın Ululelbab,

yaptığınız şeyin farkına varmamanıza imkan yok. Gayet iyi biliyor olmalısınız, tartışma yönteminizdeki sakatlığı.

Kuran öncesi ve Kuran zamanındaki Arapça'da cin kelimesi işte bu tür doğaüstü, görülmez, akıl ve bilinç sahibi varlıklar için kullanılıyordu. Kaynak göstermeden bunun aksini iddia edip, tartışıyormuş gibi yapamazsınız.

saygılarımla

recluse
01-02-2010, 03:33
Biraz açmanız gerekecek. Hangi tanım neye göre eksik ve eksik olan yanı ney?
Yani karşı olduğunuz cümlem şu: ''Klasik anlamda cinlerin varlığına inanmak akla aykırıdır.''

Hayır bunu ''kişisel bir anlamda'' kastetmedim. Yoksa ''bana göre'' gibi birşey eklerdim. Objektif olarak ''akla aykırıdır'' diyorum.

Bakın ben herhangi birşey ''yoktur'' da demiyorum. Cinler, periler, goblinler, deniz kızları... Hepsinin olması teorik olarak mümkündür. Ama şu an var olduğuna dair hiçbir akla yatkın delili olmayan birşeyin, varlığına inanmak, ''vardır'' demek, akla aykırı bir inançtır.

Saygıdeğer Ulpian

Tesbitiniz doğru, madem objektif diye nitelediniz karşı olduğum ifadeniz budur.
Dinlerden özgürlük grubu üyesi olarak evrim hakkındaki görüşünüzü tam olarak bilemem.
Zaten bu farklı bir tartışma konusu.
Ancak sizin bu forumda daha çok uslub üzerine bir çelişkinin ortaya koyulmaya çalışıldığını gördüğüm için vereceğim örnek sadece uslub açısından ve temsil amaçlıdır.
Klasik tanım dediğiniz olgu tamamen yanlış olmamakla beraber Kuran ın özellikle Süleyman peygamberle ilgili ayetleri gereği bu kısım varlıkların (UlulElbab ın affına sığınarak :)) bazı insanlar tarafından görülmesi olasılığına atıflar mevcut.Eksiklik sadece bu ifadenin klasik dediğiniz tanımda insanlarca tamamen görünemeyen olarak alınması.

Aklın sınırlarından bahsetmiştim bir önceki mesajda
Evrim örneğine gelecek olursak.
Burada bir çok ateist arkadaşın da ifade ettiği gibi evrim henüz kendisini tam olarak ispat etmiş bir teori değil.
Bu mantıkla yol alırsak ve tanrı fikrindeki gibi tarihsel delillerle ilerleyecek olursak.
Günümüz yaratılış düşüncesindeki insanlar için Tanrı kavramı ilk insan noktasında bilinen bir gerçekliktir.Bu gerçekliğin de daha açık ve evrime göre -ilk uygarlıklardan itibaren -daha bariz tarihi delilleri bana göre mevcuttur.Bu da naklin bir diğer boyutu benim açımdan.
Zira gelen hiçbir peygamber-bu benim inancım-Tanrı icat etmemiştir.Sadece vahiy neticesinde insanların Tanrı ya olan bakışını olması gereken çizgiye taşımışlardır.Bu anlamda evrim ve Tanrı iki olgu olsun;
İkisi içinde
Tamamen somut delillerle ispat edilmiş mi ?
Hayır
Birçok bilim insanı sonucunda ne çıkacağını kesin olarak biliyor mu ?
Hayır
Yine de bu bilim insanları doğruluğuna kesin olarak inanıyor mu ?
Evet
Bu akla aykırı mı ?
Bence Hayır.
Bu nedenle her ikisi içinde akla aykırılık kavramını artık geçmemiz gerekir.Doğru akıl derseniz zaten o noktada tamamen işler karışır ,kime ve neye göre durumunda, işin içinden hiç çikamayız.
Bana göre herkesin içinde ifade edemediği, dışa kapalı bir kısım mevcut.Bu sayede herkes birbirinden bağımsız bireyler olarak kendi çizgisinde ilerleme eğilimini yakalamakta.
İnançtan kasıt bu zaten.
Yaratılış ya da bilim.
Neden bu iki yoldan birine eğilim tam olarak (tüm insanlar için )ifade edilemiyor sizce ve birşeyler hepimiz için daima muallakta ?
Benzer bir durum hayaller için de geçerli sanırım.Kurarız olası ya da imkansız.
Bazen imkansız diye nitelediğimiz bir hayalin ona gerçekten inanan biri tarafından -tarihte de olabilir- gerçekleştirilmiş olduğunu görürüz.
Bu durumda hangi hayale gerçek değil ya da akıl işi değil deme hakkımız olur ki ?
Bir an için insanlara her hangi bir ideolojide -ki bunu peygamberler bile yapamamıştır ve bence yapamazlar da- tüm sorularının somut ve her akla yatkın cevaplarının verildiğini düşünün.Bu durumda birbirimizden farklı bakış açılarımız olmazdı ve neyi aynı çizgiye taşımak için uğraşırdık ki.
Bunun yanında ne bilimi geliştirebilir ne de Tanrı ya yönelebilirdik.
Bu nedenlerle ben ;ne bu gibi varlıklara inanmayı, ne vahyi ve ne de evrime inanmayı akıl dışı görmem.
Ama size de saygı duymak zorundayım.




Zaten başlığın ana konusu veya ana hedefi de bu.
Yine söylediğiniz gibi, elbette ''yorum'' mümkündür, hatta şarttır. Ve yine elbette ki, bir ifade farklı şekillerde yorumlanabilir. Ama bütün bunların bir dayanağı, metne dayalı gerekçesi, bağlam bütünlüğü olmalıdır. Yani bir ifade farklı yorumlanabilir demek, o ifade her türlü de yorumlanabilir anlamına gelmese gerek. Makul, inandırıcı, ayakları metnin kendisine ve bağlamına basan yorumlarla, uçuk-kaçık, mesnetsiz, keyfi sözde yorumları aynı kefeye koyamayız, koymamalıyız.

saygılarımla


Saygıdeğer Ulpian

Daha önce yazdığım gibi bu konuda haklısınız.
Bu kısım sanırım UlulElbab a hitap ediyor daha çok.
Gerçi kendisi geçen sürede bir kısım cevaplar vermiş ama bu konuda benim de yazacağım bir kaç şey olacak.

Saygıdeğer UlulElbab

Bir çok konuda bilginizi ve genel kültürünüzü takdir ettiğimi sanırım birkez daha ifade etmeme gerek yok.
Ancak birçok forumda yazmanız ve bu nedenle alelacele cevaplarınız nedeniyle(doğru da olsa,yanlış da olsa) tam olarak anlaşılamamaktasınız.
Ve ne yazık ki (dost acı söyler,umarım kırılmazsınız) bu sizin hatanız.
Onca yazdıklarınızı okumama rağmen ne ins, ne de cin in ,ne olduğuna dair net (beni boşverin sizin için bile ne anlama geldiği yönünde) bir yargı oluşturamadım.Bunu benim eksikliğim olarak da görebilirsiniz, kabul ederim hiç sorun değil.
Ancak bu sizden alınabilecek olanların da önünü kesen bir engel.
Kısaca özetlersem;
En başından insan beyninin çalışması ve loblar noktasından girdik.
Bu insanlar arasında iki farklı algılayışdır dedik olabilirdi ve gayet mantık ekseninde ilerliyordu.
Sonra Herkes(tüm insanlar) anlamını verdik.Bu da güzeldi iki farklı bakıştaki tüm insanları kapsardı.
Daha sonra Süleyman ın ordusunda işin içine Kuşlar ve karıncalar girince bu tanımın dışına çıktık belli bir zümrenin özel adı oldu.Cin de sembol oldu.Bu Ulpian ın dediği gibi farklı bir varlığın işareti olmaz mı ?
Eğer ins ve cin birlikte kullanılınca bilinen bilinmeyen herkesi kapsıyorsa Kuşlar kavmi ayrı bir ifade olarak nasıl yer buldu.
Ayrıca bu durumda savaş kiminle yapılacaktı ?
Bütün bu konular karışıklık içerisinde irdelenmiş.

Son olarak şunu belirtmeliyim;
Bunların sizin tarafınızdan yapılacak,yazdığım kadar bariz hatalar,olamayacağının bilincindeyim, ancak karmaşık şekilde ifadesi bu durumu doğurmakta.
Bana göre en başından yazdıklarınızı tekrar gözden geçirip,alıntıları kendi cümlelerinizle ifade ederek , giriş, gelişme ,sonuç eksenli bir bütünlük içinde yazarsanız,alabileceğimiz şeyler mevcut.Buna inanıyorum.
Ancak mevcut haliyle herkes yazdıklarınızı bir ucundan tutup çekiştirmekte ve diğer yönleri tamamen askıda kalmaktadır.

Bu yazdıklarımla sizi kırdıysam da özür dilerim

Sevgi ve Saygılar

ulpian
01-02-2010, 04:33
Bu anlamda evrim ve Tanrı iki olgu olsun;
İkisi içinde
Tamamen somut delillerle ispat edilmiş mi ?
Hayır
Birçok bilim insanı sonucunda ne çıkacağını kesin olarak biliyor mu ?
Hayır
Yine de bu bilim insanları doğruluğuna kesin olarak inanıyor mu ?
Evet
Bu akla aykırı mı ?
Bence Hayır.
Bu nedenle her ikisi içinde akla aykırılık kavramını artık geçmemiz gerekir.

Sayın recluse,

bilimde gözlem, hipotez üretme, bir teorinin yanlışlanması veya doğrulanması gibi kavramları daha iyi tekik etmenizi öneririm. Ama bu konuya bilim forumunda yeni bir başlık açarak veya var olan uygun bir başlıkta yazarak devam etmemiz daha uygun olacak.

saygılarımla

UlulElbab
01-02-2010, 14:31
Sayın Ulpian,

Öncelikle "Ey insanlar" ifadesinin Kur'an da geçmediği iddiası benim adıma yapılmış büyük bir Gaftır.
Tüm okuyuculardan bu bariz hata nedeniyle özürdilerim.
Elbette Ey insanlar ifadesi insana doğrudan yöneltilmiş bir ifadedir.
Ancak İnsan ve Cin ifadelerinde de yine muhatab insandır ve Onun farklı yön ve Boyutlarıdır.
Kalıb halinde bir sesleniş tarzı olduğu konusunda ki görüşümü koruyorum.
Tıpkı "doğu-batının Rabbi" gibi Mağrib (batı) ve meşrik (doğu) sözcükleri, “batı-doğu” şeklinde söylendiklerinde anlam sadece iki yönü ifade etmeyip tüm yönleri içine alır. Örnek olarak Müzzemmil suresinin 9. ayetindeki “Rabbulmeşrigı velmağribi (doğunun, batının Rabbi)”

CİN kelimesinin İslamiyet öncesi Arab toplumunda ki kullanımı Şiirlerde de geçtiği doğrudur.
Ancak Şiir bir Edebi sanat olduğundan asıl orada Teşbih,Mecaz v.s. bolca kullanılır.Kur'an da Kafiyeli ve Uyaklı inmiştir ağırlıklı olarak.O nedenle Muhammede (Selam Onunla),Şair yakıştırmaları yapılmıştır.
Müteşabih,Şiirde bolca kullanılır.
Bu anlamda CİNN kelimesini 3 temel anlamda kullanıldığını görüyoruz.

1-Bilinmeyenen,Tanınmayan,Gizli,Görünmeyen YÖNÜüaynı zamanda İNSAN kelimesinin Zıttıdır."Herşey Zıddı ile Kaimdir"
2-Yukarıdakilerin doğal sonucu olarak YABANCI Anlamı halk dilinde kullanımıdır.
3-Enerji boyutu/Ruhani yönü her iki anlamın Bilimsel boyutudur.

Konu hakkında "Cahiliye" Arab Şiirleri için arşivimde bir arama yapıp bazı örnekler sunmak niyetindeyim.
Ayrıca kaynak olarak Sayın Hakkı Yılmaz yeterli bir UZMANdır.
Kendisi hem Güncel Arabca hemde 6-7 Y.Yıl Arabcasına vakıf ender kişiliklerdendir.
Bu bağlamda Prof.Dr.Recep Eliaçık da gösterilebilir.
Onun düşünceleride benim Şahsi fikirlerimle paralellik arz ediyor.

Sizin kaynak olarak gösterdiğiniz Sayın Ali Osman Işık,

Doktora Tez çalışması olarak ele aldığı "Cinlerin insandan ayrı bir varlık"olarak

Cinler Ve Büyü / Kur'an ve Hadislere Göre, BEYAN YAYINLARI,kitabında

Cinleri RAYİHA diye nitelemesi hala açıklanılabilmiş değil?

Hanif düşünce olarak Hadisler eşliğinde yazılmış bir Kitabı Bilimsel! olarak kabul etmemiz mümkün değil.
Türkiye Cumhuriyetinde böyle birşeyin Doktora Tezi olarak kabul edilmiş olması da ayrıca üzücüdür.
Öte yandan Sayın Hayrettin Kahramanı, ilerici bir Müslüman olarak nitelemeniz ise hayret verici bir durum olarak tarafımdan değerlendirilmektedir.

Gayrı müslüm Kaynaklar ise temel olarak bilgileri klasik Sunni yorumdan aldıklarından aynı doğrultuda ÇEVİRİler yapmış olabiliyor.
Dolaysı ile bize tarafsız bir bakış açısı sunmuş olmuyorlar.

Mazaret belirtmek amacı ile değil ancak şu sıralar yaşadığım zaman sıkıntısı

nedeniyle şimdilik burada kısa bir ara vermeyi ve geçen süre zarfında Arşivlerden ve eski Arabca metinlerden,CİNN kelimesinin YABANCI anlamında kullanıldığını belgelemek üzere şimdilik burada nokta koymayı uygun görüyorum.

Sevgi ve Saygılarımla...

Esenlikler dilerim Değerli Ulpian.

ulpian
01-02-2010, 14:48
sayın UlulElbab,


Sayın Ulpian,

Öncelikle "Ey insanlar" ifadesinin Kur'an da geçmediği iddiası benim adıma yapılmış büyük bir Gaftır.
Tüm okuyuculardan bu bariz hata nedeniyle özürdilerim.
Elbette Ey insanlar ifadesi insana doğrudan yöneltilmiş bir ifadedir.
Ancak İnsan ve Cin ifadelerinde de yine muhatab insandır ve Onun farklı yön ve Boyutlarıdır.

bu hatanızı kabul etmeniz güzel. Fakat bundan gereken sonuçları çıkartmamışsınız hala.

Kuran'da bazı ayetler ''ey insanlar ve cinler'' diye başlarken bazı ayetler sadece ''ey insanlar'' diye başlar. Doğal olarak, eğer sizin dediğiniz gibi ''cin'' insanoğlunun bir yönünü, ''ins'' de diğer bir yönünü ifade ediyorsa ve böylece ''ey insanlar ve cinler'' diye başlayan ayetler bir bütün olarak insanoğlunu muhatab alıyorsa, bu demek olur ki, sadece ''ey insanlar'' diye başlayan ayetler insanın sadece bir yönünü muhatab alıyor, ki ilgili ayetlerin içeriğine baktığımızda bu çok saçma bir yorum olur.



Diğer konuda, lütfen kusura bakmayın, ama artık tamamen birşey diyememe durumunda birşeyler deme gibi bir gayret içerisindesiniz. Bu gibi durumlarda en doğru olanı, birşey dememek olsa gerek.

Kuran öncesi Arapçada ''cin'' kelimesi, ''doğaüstü, akıl ve bilinç sahibi, görülmez varlıklar'' için kullanılıyordu. Bu kesin bir bilgi. Kaynaklarını verdim.

Siz ise, ''hayır yabancı insanlar için (de?) kullanılıyordu, enerji için (de) kullanılıyordu'' iddianıza en ufacık bir kaynak vermiyorsunuz. Ama hala bu iddiaya da devam ediyorsunuz.

''Vermiş olduğunuz şu kaynak sünnidir, itibar edilmez. Şu kaynak gayri müslimdir ama sünnilerden alıntılamış olsa gerek (hiçbir gerekçe yok bu arada). Evet o dönemden kalma şiirler var, ama şiir dediğin zaten metaforik bir anlatımdır'' gibi çala-kalem, araştırarak değil de, ''ne diyebilirim'' diye zorlayarak getirdiğiniz itirazlarla kendi iddianızı doğrulamış olmuyorsunuz. 7. yüzyıl Arapçasında ''cin'' şu anlamda kullanılıyordu, iddiası tarihi bir iddiadır. Ya iddianız için kaynak gösterirsiniz, ya da iddiada bulunmazsınız.

Aslında, açık konuşmam gerekirse, ''Kuran'da cin kelimesinden enerji veya insanın bir yönü kastedilmiştir'' iddiasının ne denli tutarsız olduğunun farkına yeterince var(ıl)mış olduğun(uz)a ben şahsen kesin gözüyle bakıyorum. Ama işte şu tartışma psikolojisinin gözü kör olsun. :)

saygılarımla

UlulElbab
01-02-2010, 14:58
Saygıdeğer UlulElbab

Bir çok konuda bilginizi ve genel kültürünüzü takdir ettiğimi sanırım birkez daha ifade etmeme gerek yok.
Ancak birçok forumda yazmanız ve bu nedenle alelacele cevaplarınız nedeniyle(doğru da olsa,yanlış da olsa) tam olarak anlaşılamamaktasınız.
Ve ne yazık ki (dost acı söyler,umarım kırılmazsınız) bu sizin hatanız.
Onca yazdıklarınızı okumama rağmen ne ins, ne de cin in ,ne olduğuna dair net (beni boşverin sizin için bile ne anlama geldiği yönünde) bir yargı oluşturamadım.Bunu benim eksikliğim olarak da görebilirsiniz, kabul ederim hiç sorun değil.
Ancak bu sizden alınabilecek olanların da önünü kesen bir engel.
Kısaca özetlersem;
En başından insan beyninin çalışması ve loblar noktasından girdik.
Bu insanlar arasında iki farklı algılayışdır dedik olabilirdi ve gayet mantık ekseninde ilerliyordu.
Sonra Herkes(tüm insanlar) anlamını verdik.Bu da güzeldi iki farklı bakıştaki tüm insanları kapsardı.
Daha sonra Süleyman ın ordusunda işin içine Kuşlar ve karıncalar girince bu tanımın dışına çıktık belli bir zümrenin özel adı oldu.Cin de sembol oldu.Bu Ulpian ın dediği gibi farklı bir varlığın işareti olmaz mı ?
Eğer ins ve cin birlikte kullanılınca bilinen bilinmeyen herkesi kapsıyorsa Kuşlar kavmi ayrı bir ifade olarak nasıl yer buldu.
Ayrıca bu durumda savaş kiminle yapılacaktı ?
Bütün bu konular karışıklık içerisinde irdelenmiş.

Son olarak şunu belirtmeliyim;
Bunların sizin tarafınızdan yapılacak,yazdığım kadar bariz hatalar,olamayacağının bilincindeyim, ancak karmaşık şekilde ifadesi bu durumu doğurmakta.
Bana göre en başından yazdıklarınızı tekrar gözden geçirip,alıntıları kendi cümlelerinizle ifade ederek , giriş, gelişme ,sonuç eksenli bir bütünlük içinde yazarsanız,alabileceğimiz şeyler mevcut.Buna inanıyorum.
Ancak mevcut haliyle herkes yazdıklarınızı bir ucundan tutup çekiştirmekte ve diğer yönleri tamamen askıda kalmaktadır.

Bu yazdıklarımla sizi kırdıysam da özür dilerim

Sevgi ve Saygılar

Pek kıymetli Sayın recluse,

Öncelikle konuya katkılarınız için teşekkür ederim.

Ayrıca eleştirileriniz de son derece yapıcı ve gözlemleriniz takdire şayan;

Bununla birlikte tesbitleriniz de doğru...Şöyle ki ;

-Birçok Forumda yazmaktan dolayı bazı sıkıntılar yaşadığım bir gerçek.

-Son olarak "Hanifdostlar" sitesinde dahii Yasaklanmış bulunuyorum.

Bazı düşüncelerimiz o kardeşlerimiz arasında dahi "zararlı" bulundu...

Bununla birlikte diğer birçok "klasik İslami Sitede " Mürted ve Kafir ilan edildik...

"UlulElbab" rumuzu ile başka dostlarımda yazıyor...bu dahi doğru...

Bizim sorunumuz henüz "Takım çalışması" yapacak bir Ekipe sahib olmayışımız ve o olgunluğa erişememiş olmamız.

Ancak bazı şeyler zaman istiyor.

Konuya ilişkin son olarak yazılanlar csizin dikkatinizden kaçmamış...

Öyle yada böyle hepsi benim altına imza attığım yazılar...

Yukarıda Sayın Ulpianın şahsında tüm okuyucudan özürdilemekten de gocunmuyorum.

Ancak bundan sonra bu siteye ağırlık vereceğiz ve bizZat kendim cevaplayacağım.

Diğer forumlarda ki çalışmalarımızı sınırlamak en doğrusu olsa gerek...

Tekrar konuya ilişkin Süleymanın Kıssasına dönecek olursak;

Bakınız o yazı Sayın Prof.Dr.Eliaçık da aynı görüşte;

KUŞ ve :KARINCA ile o dönemin belirli toplumları kast ediliyor...

Süleymanın bildiği Diller de o toplumların dilleri...

CİNlerin çalıştırılması ise Tevratta gayet net verilmiş...

Çalışan adamların sayısı ve ustalıklarına kadar...

Biz orada herhangi bir zorlama tevile girişmiyoruz.

Ancak bu bir imtihan meselesi,CİN de İnsanlara gerçek bir Sınav söz konusu...

Cin meselsini kavrayan DOSDOĞRU YOLA Klavuzlanmak konusunda artık başka engele takılmaz....

Dini doğru anlamak ve yaşamak için CİN meselsi Çok ama Çok önemlidir.

O nedenledir ki Ateist Dostlarımız da bu konuda klasik Müslümanlarla aynı fikri savunuyor...

O nedenledir ki bu konuda mücadele veriliyor.

Ancak yazdıklarımızın tamamı MUTLAK Doğrudur iddiamız yoktur.

Elbette beşeriz ve şaşarız...

Sizler gibi değerli insanların yorumlarına o nedenle çok önem veriyoruz.

Mutlaka görüşleriniz katkı sağlayacaktır.Çünkü biz Elimizde bir Mucize olduğunu iddia atmiyoruz.

Ortak Akla inanıyoruz... ve en Doğrusunu Evrenlerin Programlayıcısı ve Efendisi

Rabb-ul Alemin bilir diyoruz.

Sevgi ve Saygılarımla...

Esenlikler dilerim Sayın recluse.

recluse
02-02-2010, 03:07
Sayın recluse,

bilimde gözlem, hipotez üretme, bir teorinin yanlışlanması veya doğrulanması gibi kavramları daha iyi tekik etmenizi öneririm. Ama bu konuya bilim forumunda yeni bir başlık açarak veya var olan uygun bir başlıkta yazarak devam etmemiz daha uygun olacak.

saygılarımla

Saygıdeğer Ulpian

Size bilimsel ispat yapmak ya da iki cümle ile tanrıyı ispatlayıp, sizi hak yoluna döndürmek amacıyla yazılmadı o yazılar.:)
Evrimle,Yaratılışın bir kıyası da yok orada.
Sadece akla aykırılıktan anladığınız ne demek diye bir soru var ?
Aynı konuda, tam bir netlikte alternatif çözüm sunamazken, varolan diğer alternatif düşünceye sistemli bir saldırının nedeninin sorgulaması var o yazıda ?Ya da bunun bilimselliğinin.
Bugün bir bilim insanı yaratılışa inanmadığını ifade edebilir, saygı duyarım.Zira bunun sadece kendisi için bağlayıcılığı vardır.
Ancak bilimsel yaklaşım, bu ikisinden(Evrim ya da Yaratılış) birini tercih etmemek, tarafsız olmak ve sonucu beklemek durumundadır.
Herşeyde somut delil arama yaklaşımında insanlar,hiçbir konuda geleceğe dönük atıf(kesin bir netlikte) yapmamalı,sadece beklemeyi tavsiye edebilmeli ya da bir inanç taşımanın akla aykırı olmadığını kabul etmelidirler.
(Sadece örnek , ispat amaçlı değil :) ilk tanrı düşüncesinin bilimcilerin atıfları şeklinde oluştuğu ne derece kesinlik arzeder.)

Cevap yazmayabilirsiniz.Saygı Duyarım
"O zaman derdin ne ?" diye sorarsanız.
Umarım bu sefer maksadım anlaşılmıştır.

Önerilerinizi de dikkate alacağımı bilmenizi isterim.

Sevgi ve Saygılar

selanikli
02-02-2010, 23:21
Tekrar konuya ilişkin Süleymanın Kıssasına dönecek olursak;

Bakınız o yazı Sayın Prof.Dr.Eliaçık da aynı görüşte;

KUŞ ve :KARINCA ile o dönemin belirli toplumları kast ediliyor...

Süleymanın bildiği Diller de o toplumların dilleri...

CİNlerin çalıştırılması ise Tevratta gayet net verilmiş...

Çalışan adamların sayısı ve ustalıklarına kadar...

Biz orada herhangi bir zorlama tevile girişmiyoruz.


Cin meselsini kavrayan DOSDOĞRU YOLA Klavuzlanmak konusunda artık başka engele takılmaz....


Ancak yazdıklarımızın tamamı MUTLAK Doğrudur iddiamız yoktur.




Ancak yazdıklarımızın tamamı MUTLAK Doğrudur iddiamız yoktur.
Bu ne sorumsuzluktur. Yazdıklarından emin değilsen, yazmazsın olur biter. Seni illa yazacaksın diye zorlayan mı var?
Bu gayrıciddi yaklaşımla insanların vaktinin çalınmasını protesto ediyorum.

CİNlerin çalıştırılması ise Tevratta gayet net verilmiş...
Bir sorumsuzluk daha.
İşine gelince Tevrat'ta anlatılmış de, işine gelmeyince Tevrat değiştirilmiştir de.
Sen akıllı, herkes salak sanırsın ama fena halde yanılırsın.

Bakınız o yazı Sayın Prof.Dr.Eliaçık da aynı görüşte;
KUŞ ve :KARINCA ile o dönemin belirli toplumları kast ediliyor...
Süleymanın bildiği Diller de o toplumların dilleri...
Bu profesöre bakınca insan bilim adamından nefret eder.
Bilim adamı, profesör bir görüş ortaya attı mı onun kanıtlarını da ortaya koyar.
Hangi kanıta dayanarak bu görüşe varmış, bir de insanlara bu görüşü empoze ediyor.
Yuh artık.
Profesörlük bu kadar mı ucuz, bu kadar mı ayakta?

UlulElbab
02-02-2010, 23:55
Sayın selanikli,

uslubunuz karşılıklı bir paylaşıma müsaid görünmüyor.

Şahsına saygımdan dolayı mesajını görüp de görmemezlikten gelmek istemedim.

Umarım başka başlıklarda karşılıklı paylaşımlarımıza devam edebiliriz.

Selam

AhbAp
03-02-2010, 01:10
Cinlerle ilgili Rahman Suresindeki ayetlere bir bakalım:

14. Allah, insanı pişmiş çamur gibi bir balçıktan yarattı.
15. “Cin”i de yalın bir ateşten yarattı.
31. Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar!
33. Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz.
35. Üstünüze ateşten yalın bir alevle kıpkızıl bir duman gönderilir de kendinizi koruyamazsınız.
37. Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül hâline geldiği zaman (hâliniz ne olur?)
39. İşte o gün ne insana, ne cine günahı sorulmayacak.
56. Oralarda bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş dilberler vardır. Onlara eşlerinden önce ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.
74. Onlara, eşlerinden önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur.

Şimdi, bu surede anlatılan "yalın ateşten yaratılan cin", "hesaba çekilecek cin", "topluluk olan cinler", "günahı sorulacak/hesaba çekilecek cin", "huriye dokunmamış cin" ile ne tür mecazlar yapılmış olabilir?

Bu konuda Kuran içerikli bir açıklaması olan var mı? Hissi/şahsi açıklamaları sormuyorum, İslami açıklamayı merak ediyorum.

UlulElbab
03-02-2010, 01:58
Rahman 15-------
ve halaka el cânne min mâricin min nârin

AhbAP,siz "yalın" kelimesini hangi çeviriden aldınız?

min mâricin min nârin ifadesinde maricin= parlak, dumanı olmayan alevden

Bu konuda oldukca "tutucu" sayılabilecek Elmalılı Hamdi Yazır dahi CANN ve CİNN kelimelerine daha objektif anlam vermiştir.

Ayrıca orjinali CANN olarak geçiyor...

Konuyu anlatan bir Link:

http://kirdudu.blogcu.com/kuran-da-evrim-tekamul-yada-3/2788274

AhbAp
03-02-2010, 02:30
Sayın UlulElbab,

Verdiğim meal Diyanet İşleri'nin. Ayrıca kuranmeali.com (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=55&ayet=15) sitesinden de baktım:


Arapça Metin
وَخَلَقَ الْجَانَّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍTürkçe Transcript

Ve ḣaleka-lcânne min mâricin min nâr(in)

Abdülbaki Gölpınarlı Meali

Ve cinleri, coşup kaynayan ateşten yarattı.

Ali Bulaç Meali

Cann'ı (cinni) da 'yalın-dumansız bir ateşten' yarattı.

Diyanet İşleri Meali(Eski)

Cinleri de yalın bir alevden yaratmıştır.

Diyanet İşleri Meali(Yeni)

“Cin”i de yalın bir ateşten yarattı.

Diyanet Vakfı Meali

Cinleri öz ateşten yarattı.

Edip Yüksel Meali

Cinleri de dumansız ateşten yarattı.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali

Cinleri de hâlis ateşten yarattı.

Elmalılı Meali (Orjinal) Meali

Bir maric ateşten de o cannı yarattı

Ömer Nasuhi Bilmen Meali

Cinleri de dumanı olmayan halis bir ateş alevinden yarattı.

Muhammed Esed Meali

halbuki görünmez varlıkları garip bir ateş alevinden 6 (http://javascript<b></b>:new_window('aciklama.asp?sureno=55&notno=6')) yaratmıştır.

Suat Yıldırım Meali

Cinni ise hâlis ateşten yarattı.

Süleyman Ateş Meali

Cin'i de halis ateşten yarattı.

Şaban Piriş Meali

Cinleri de yalın bir alevden yarattı.

Ümit Şimşek Meali

Cinleri de saf bir ateşten yarattı.

Yaşar Nuri Öztürk Meali

Cini de ateşin dumansızından yarattı.

Yusuf Ali (English)

And He created Jinns from fire free of smoke:

M. Pickthall (English)

And the Jinn did He create of smokeless fire.

UlulElbab
03-02-2010, 02:51
Sayın UlulElbab,

Verdiğim meal Diyanet İşleri'nin. Ayrıca kuranmeali.com (http://www.kuranmeali.com/ayetkarsilastirma.asp?sure=55&ayet=15) sitesinden de baktım:
And He created Jinns from fire free of smoke:

M. Pickthall (English)

And the Jinn did He create of smokeless fire.

Sayın AhbAp,

"Dumansız Ateş" dahi doğru ve ENERJİ algısı için yeterli ama "min mâricin min nâr" aynı zaman da nüfuz eden ve parlak anlamlarınıda içinde barındırıyor.

Bakınız bir dilden diğerine geçişde nasıl Anlam daralması söz konusu...
Bir de Hurafeler işin içine girince,işin içinden çokılmaz bir hal alıyor.
Diyeceksiniz ki bu bizim suçumuz mu? Elbette değil..Ancak elinizin altında ki imkanları bir düşünün...
İki tıkla Dünyanın tefsir ve meali elinizin altında.
Allah Adildir..İmkanları Adaletle dağıtır...

Kuranın İLK Muhatabını düşünün...Onun için Enerji neyi ifade eder ki?

İnkar edenlere ve açık arayan ön yargılı insanlara Enerjiyi nasıl anlatırsınız?

Bir Empati kuralım ve kendimizi Peygamber yerine koyalım.Zır Cahil insanlar...
Ataları uyarılmamış...Asgari Hijyen nedir onu dahi bilmiyorlar..
Kölelik ve Sömürü düzeni hakim..Orman kanunları geçerli

Öte yandan 1400 yıl sonra ki insanlara ve arada ki milyarlarca insana hitab etmesi gereken bir Kuran.

İnsan Madde ve Ruhtan oluşur...

Can ve Cin bunu ifade ediyor...Çamur Organik Maddeyi

Dumansız Alev Enerjiyi....

Krilian Fotoğrafcılığını belki duymuşsunuzdur?

Konuya ilşkin birçok foto nette mevcut;

http://t0.gstatic.com/images?q=tbn:o13I-rlkSWCaoM:http://www.rcespiritismo.com.br/conteudo_site/imagens/krilian.bmp

Lütfen Krilian araması yaptırın ve Renklerin anlamını araştırın...

ve keşke bir önce ki Linke bir Gözatsaydınız.

Dostum "KIRKURDU" bu konulara vakıf bir arkadaştır.

Bloğu hakkında Sizin görüşünüzü bilmek isterim...

Sevgi ile....

AhbAp
03-02-2010, 02:56
Sayın UlulElbab,

Benim için hiç farketmez. Yalın veya bir başka anlama gelsin. Çok da değişen bir şey yok açıkçası. Yukarıda Rahman Suresine ait verdiğim bazı ayetleri tekrar aşağıya alıyorum ve sorumu yineliyorum: Kuran'a göre, bu hesaba çekilecek, günahı sorulacak, cennete-cehenneme gidecek, yaratılmış, huriye dokunacak/dokunmayacak cin nedir?

Cinlerle ilgili Rahman Suresindeki ayetlere bir bakalım:

14. Allah, insanı pişmiş çamur gibi bir balçıktan yarattı.
15. “Cin”i de yalın bir ateşten yarattı.
31. Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar!
33. Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz.
35. Üstünüze ateşten yalın bir alevle kıpkızıl bir duman gönderilir de kendinizi koruyamazsınız.
37. Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül hâline geldiği zaman (hâliniz ne olur?)
39. İşte o gün ne insana, ne cine günahı sorulmayacak.
56. Oralarda bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş dilberler vardır. Onlara eşlerinden önce ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.
74. Onlara, eşlerinden önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur.

Şimdi, bu surede anlatılan "yalın ateşten yaratılan cin", "hesaba çekilecek cin", "topluluk olan cinler", "günahı sorulacak/hesaba çekilecek cin", "huriye dokunmamış cin" ile ne tür mecazlar yapılmış olabilir?

Bu konuda Kuran içerikli bir açıklaması olan var mı? Hissi/şahsi açıklamaları sormuyorum, İslami açıklamayı merak ediyorum.

Khaos
03-02-2010, 02:58
sevgili ululelbab
kendinize eziyet etmenizi seyretmekten artık acı çekmeye başladım.
iyi bi adama benziyosun.akıllısın da.
rahat bırak şu aklını.
kurtar şu idealizm denen şeyden yakanı.
dünya denen şey ne ise hepsi bu işte.
ekstra bişeyler aramak için bu çaba nedir be arkadaşım.
maddeden başka bişey yok şu evrende.
arayıp durma boşuna.
senin yerin orası değil.
hadi kır şeytanın bacağını.
aklını özgür bırak.

UlulElbab
03-02-2010, 03:11
Sayın AhbAp,

İns ve Cin bir arada kullanılması KALIP halinde Kurana has bir Hitab şeklidir;
Cinn konusu kapsamı içerisinde, hassas ve Kur’an’ı doğru anlamak için çok önemli bulduğum bir nokta da; “ins” ve “cinn” sözcüklerinin bir arada “ins ve cinn (ins-cinn)” takım (kalıp) halinde kullanılışıdır. Bu kullanılış genellikle “İnsanlar ve Cinler” olarak çevrilmektedir. Halbuki bu tarz kalıp ifadelerde, sözcüklerin anlamı farklılaşmakta, başkalaşmakta ve zenginleşmektedir.
Bu durumu Kur’an’dan örnek vererek açıklamakta yarar vardır:

- Mağrib (batı) ve meşrik (doğu) sözcükleri, “batı-doğu” şeklinde söylendiklerinde anlam sadece iki yönü ifade etmeyip tüm yönleri içine alır. Örnek olarak Müzzemmil suresinin 9. ayetindeki “Rabbulmeşrigı velmağribi (doğunun, batının Rabbi)” ifadesi sadece doğu ile batıyı anlatmayıp tüm yönleri ve mekânları ifade etmektedir. Yani “Allah her yerin Rabbidir” demektir. Bu sözcükler ile ilgili diğer örnekler şunlardır: Nur; 35, Bakara; 115, 142, 177, Şuara; 28, Rahman; 17.

- Dünya ve ahiret sözcükleri beraber söylendikleri zaman “her yerde ve her zaman” anlamını ifade eder. Bu sözcükler ile ilgili Kur’an ayetleri şunlardır: Bakara; 217, 220, Âl-i Imran; 22, 45, 56, Nisa; 134, Tövbe; 69, 74, Yunus; 64, Yusuf; 101, Hacc; 14, Nur; 14, 19, 23 ve Ahzab; 57.

- Yaş, kuru sözcükleri beraberce kullanıldıkları zaman “ her ne varsa, her şey” anlamını içerir. Örneğin En’âm suresinin 59. ayetindeki “… Yaş ve kuru hiçbir şey yok ki, apaçık bir kitapta bulunmasın.” ifadesi sadece yaşı ve kuruyu ifade etmeyip “her ne varsa canlı-cansız hepsini” ifade etmektedir.

- Sabah, akşam sözcükleri de Kur’an’da farklı ifadelerle sıkça yer almakta ve “daima, her zaman” anlamına gelmektedir. Bu sözcükler ile ilgili Kur’an ayetleri de şunlardır: A’râf; 205, Ra’d; 15, Nur; 36, Mümin; 46, 55, En’âm; 52, Kehf; 28, Meryem; 11, 62, Fetih; 9, Furkan; 5, Ahzab; 42, İnsan; 25, Âl-i Imran; 41.

İki zıt anlamlı sözcüğün bir arada takım halinde söylenişi ile takımın yeni bir anlam kazanması sadece Arapça için söz konusu olmayıp, dünyanın tüm dillerinde mevcuttur.

Sizin Ayetlerle verdiğiniz örneklerde HERKES ve HEPİNİZ anlamları Pekiştiriliyor...

Ona geçmeden önce İNSAN kelimesinin kökeni ve anlamını incelemekte de fayda var;
İns, İnsan:

Sözcük anlamı; “beş duyuyla hissedilebilen, bilinen, görünen, tanıdık, ilişki kurulabilen, kaybolmayan, sürekli ortada duran” demek olan “insan” sözcüğü, “fi’liyan” kalıbında olup “ens” sözcüğünden türemiştir. “İnsan” sözcüğünün aslı “insiyan” sözcüğüdür.
Sözcük, anlam olarak evrendeki tüm görünen (cisimli) varlıkları kapsamasına rağmen sadece insanlara isim olarak verilmiştir. Bunun nedeni, insanın yaratılış itibariyle ünsiyete muhtaç, yani sosyal bir varlık olmasıdır.
İbn-i Abbas gibi bazı tefsirciler “insan” sözcüğünün “nisyan” sözcüğünden türemiş olduğunu ve insanın verdiği sözleri unuttuğu için bu isimle isimlenmiş olduğunu söylemiş olsalar da bu görüş hem dil bilimcileri tarafından itibar görmemiştir hem de Kur’an’daki kullanıma ters düşmektedir.
Sözcük anlamı itibariyle birbirinin karşıtı olan cinn ve insanın, varlık olarak da yaradılıştan gelen bir karşıtlık içinde olduklarının bize Kur’an göstermektedir:

İnsan ve cinnin yaratılışı:

Rahman; 14 – 15: O, insanı pişmiş çamur gibi kuru balçıktan (değişken
maddeden) yarattı.

Ve cannı ateşin dumansızından (enerjiden) yarattı.

Hicr; 26 – 27: Ve hiç kuşkusuz biz, insanı (görünen, bilinen varlıkları)
çınlayan kilden, işlenebilen çamurdan (halden hale giren maddeden)
yarattık.

Ve cannı daha önce, en ince delikten bile geçebilen yakıcı bir
esintinin ateşinden (engel tanımayan enerjiden) yaratmıştık.

Ayetler, insanın, “pişmiş çamur, kuru balçık, çınlayan kil, işenebilir çamurdan” yaratıldığını söylemektedir. Bu ifadeler, “madde”nin halden hale girmesini çağrıştırmakta olup, insanın genel anlamda maddeden yaratıldığını anlatmaktadır. Cannın, “ateşin dumansızından, en ince delikten bile geçebilen yakıcı bir esintinin ateşinden” yaratıldığını söyleyen bu ifadeler ise, daha ilk bakışta akla “enerji”yi getirmektedir.
Öyleyse “cann ateşten yaratılmıştır” demek; “elektrik, manyetik dalgalar, ışın gibi gözükmez güçler enerjiden yaratılmıştır” demektir. “İnsan topraktan yaratılmıştır” demek de; “beş duyuyla hissedilebilen, bilinen, görünen, tanıdık, ilişki kurulabilen, kaybolmayan, sürekli ortada duran cisimli varlıklar maddeden yaratılmıştır” demektir.

Zariyat; 56: Ben, cinn ve insi (herkesi) yalnızca, bana ibadet/ kulluk etsinler
diye yarattım.

İsra; 88: De ki: “İns ve cinn (herkes) bu Kur’an’ın bir benzerini ortaya koymak
için bir araya gelseler ve birbirlerine yardımcı olsalar, yine de, onun
benzerini, ortaya koyamazlar.”

Cinn; 5: “Oysa biz, insanların ve cinlerin (herkesin) Allah’a karşı asla yalan
söylemeyeceklerini sanmıştık.”

Rahman; 33: Ey cinn ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından
aşıp geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak sultan/ üstün bir
güç olmadan aşamazsınız.

Rahman; 56: Orada daha önce ins ve cinn (hiç kimse) dokunmamış (elle ve
gözle değinilmemiş), bakışlarını eşine dikmiş eşler vardır.

Umarım Size farklı bir bakış açısı kazandırabilmişimdir:)

Daha önce ki Linki ve KRİLİAN Fotoğrafları incelemenizi ısrarla tavsiye ediyorum.

Dilerseniz bir de Hristiyan inanışın konuya bakışını inceleyin?
http://www.hristiyanforum.com/forum/cinler-f167

Yukarıda ki Linki vermemin sebebi;Hristiyan anlayışla bizim Sünni anlayışla ne kadar benzerlik taşıdığını görmenizdir...

Sevgi ve Saygılarımla...

UlulElbab
03-02-2010, 03:23
sevgili ululelbab
kendinize eziyet etmenizi seyretmekten artık acı çekmeye başladım.
iyi bi adama benziyosun.akıllısın da.
rahat bırak şu aklını.
kurtar şu idealizm denen şeyden yakanı.
dünya denen şey ne ise hepsi bu işte.
ekstra bişeyler aramak için bu çaba nedir be arkadaşım.
maddeden başka bişey yok şu evrende.
arayıp durma boşuna.
senin yerin orası değil.
hadi kır şeytanın bacağını.
aklını özgür bırak.

Pek değerli Anarchist,

Benim insanları sevmem için aynı dinde olmamız gerekmiyor..

Hiçbir Dine inanmaları da gerekmiyor...

Samimi olarak insanı sırf insan olduğu için çok onurlu ve değerli görüyorum.

Ancak ben yıllarca Dinlerden Özgürken-Göğsüm daralırken-

Bilerek ve istiyerek İSLAMI yani Sevgi ve Barışı seçtim...

Şimdi sizler Sevgi ve Barış nere..islam nere diyebilirsiniz:)

Ama kötü örneklerin çokluğu onların İSLAM adını kullanma hakları olduğu anlamına gelmez...

Ben açıkca Maddenin olmadığını müşahade ettim.

Yani MADDE nin olmadığına inanıyorum.

Allah yaratmayı dilediği anda her şey oldu bitti, tüm kainat yaratıldı,

ve insana hizmet için tüm sistemler hazırlandı ve insan yaratıldı.

Kıyamete kadar yaşayacak olan tüm insanlar serbest iradeleri ile ömürlerini yaşayıp hayatlarını tamamladılar.

Bu nedenle cennetlikler ve cehennemlikler de belli oldu.

O yüzden Allah Ebrarın kader hücreleri illiynde(MUTFFFİFİN-18),

füccarın kader hücreleri siccindedir ( MUTAFFİFİN - 7 ) diyerek insanların kıyamete kadar hayatlarını yaşadıklarını ve serbest iradeleriyle yapmış olduklarından dolayı cenneti ve cehennemi kazandıklarının kendisi için belli olduğunu anlatmaktadır.

İşte bizler ve kıyamete gelecek tüm insanlar o anı yaşamak üzere hayata geldik. Allah tüm kainatı nasıl yarattı , kainat nasıl hazırlandı , insanların ne yapmaları ve nasıl yaşamaları gerektiği , kıyametin nasıl kopacağı , zamanın başlangıcı ve sonu Yeryüzünde her şey fanidir,yok olacaktır.

Fakat Rabbimizin zatı baki kalacaktır.

Yani bizler şu anda yaşadığımız zannediyoruz:)

evrensel-insan
03-02-2010, 03:29
Saygideger UlulElbab;

"Ben monoteistim" derken, buradaki mono; bir dini mono mu, yoksa tanrisal bir mono mu? Eger dini bir mono ise, bu dinin ismini neden kullanmiyorsun? Eger tanrisal bir mono ise; cok tanrililiga karsilik mi?, yoksa; tum dinlerin tanrisinin ayni ve tek oldugunu soyleme babinda mi? Bu arada; yaratici mi, tanri mi, Allah mi, ilah mi, ya da baska bir mono mu?

Saygilarimla;
evrensel-insan

UlulElbab
03-02-2010, 03:52
Saygideger UlulElbab;

"Ben monoteistim" derken, buradaki mono; bir dini mono mu, yoksa tanrisal bir mono mu? Eger dini bir mono ise, bu dinin ismini neden kullanmiyorsun? Eger tanrisal bir mono ise; cok tanrililiga karsilik mi?, yoksa; tum dinlerin tanrisinin ayni ve tek oldugunu soyleme babinda mi? Bu arada; yaratici mi, tanri mi, Allah mi, ilah mi, ya da baska bir mono mu?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Değerli Evrensel-insan,

Allahın indinde Din Tek dir.Din bir Sistemdir ve Ed Din olarak Beyt/ev olarak kuran da geçer.
Mono her iki anlamda geçerlidir.İslam Selam demektir ve kelime anlamı Barış
tır.Kuran da geçen Savaşmakla ilgili tüm Ayetler MeŞru müdafaa içindir.
Yaratıcı,Tanrı,Allah veya Kosmoz ...
Merkezi BİR güç veya RAHMAN..ne dersek diyelim.
Değişmeyen GERÇEK Odur.
Tüm BİL ile başlayan kelimelerin kaynağı yine O'dur.X de Y de o dur.Yine X ve Y nin kesiştiği TüM Noktalar yine O dur.
Sevgi ile...

evrensel-insan
03-02-2010, 04:36
Saygideger UlulElbab;

Bu verdigin cevap, biraz HY vari olmus, gibi geldi bana.

Peki senin varliginin anlami ne?

Saygilarimla;
evrensel-insan

ulpian
03-02-2010, 05:08
Arkadaşlar, sohbeti lütfen tekrar başlık konusuna (''Kuran'daki cinlerden ne kastetilmiştir?'' sorusuna) bağlamaya çalışalım.

saygılarımla

ülgen
08-06-2010, 12:59
Pek yorum yapmadan sadece link vermek istemiyorum ama elimde olmadan paylaşmak istedim...

http://www.hurriyetport.com/news/122/ARTICLE/20951/2010-06-05.html

Khaos
08-06-2010, 13:54
kurandaki yaratılış ayetlerine bir bakın.

....topraktan yarattı.
....ateşten yarattı.
......sudan yarattı.
hava su ateş toprak.
ait olduğu çağın bilim ve felsefi düşüncesine uygun argümanlar bunlar.
bilimsel ve felsefi açıdan çoktan aşıldı.
ama bir çok insan gibi , aslında bunları aşmış olmasını beklediğimiz bazı arkadaşlar tarafında aşılamıyor.
çünkü tanrısız bir evrenin fazlasıyla ruhsuz olduğunu düşünüyor olmalılar.
hayata sahip olmadığı bir anlamı zorla giydirmeye çalışıyorlar.
bunun içinde tanrıyı yaratıyorlar.
psikolojideki kaçış mekanizmaları gibi bir şey tanrı.
tanrıyı bir kez yarattınızmı;
hem sonsuza kadar yaşamayı (üstelik de cennette),
hem de aşkın bir üst otorite tarafından onaylanmayı garantilemiş oluyorsunuz.
bir çocuğun hayatında babasının işlevini, çocuğüun yetişkin çağında da devam ettirmesi mümkün değil.çocuk babasının herşeye gücünün yeteceğini ve onu herhalukarda koruyabileceğini zanneder.ama büyüdüğünde babasının da kendisi gibi bir insan olduğunu ve ancak bazı koşullarda kendisini koruyabildiğini farkeder.
ancak babasının koruyuculuğuna alışmış her birey, büyüyüp yetişkin olduğunda yerine tanrıyı koyuyor.
tanrı bir ihtiyaç
tanrıya ihtiyacı olana ; düşünsel olarak tanrı yanılgısını ne kadar izah ederseniz edin, sonuç değişmez.
yanlız bir adamın hayalinde yarattığı bir arkadaşla konuşması gibi, gerçekle yüzleşmeye cesaret edemeyen adam da yarattığı tanrıdan vazgeçemez.
çünkü dünya ruhsuz bir yerdir.
her kez buna katlanamaz.
gerçeği her kes içselleştiremez.
o nedenle kabul edebileceği çarpıtılmış tersyüz edilmiş yalana gerçek diye kendini inandırmayı tercih eder.
cin denen savsataları onlar da kabul edemiyorlar.
ancak tanrı yanılgısına alıştırdıkları bünyeleri savsatalara aklileştirilmiş kılıflar arıyor.
din ilkel insanın doğaya karşı tutumudur.
ancak modern insanın ilkel kökleri devam etmektedir.
çünkü doğaya karşı bilimsel tutum takınmak insana gerçeğin soğuk yüzünü göstermektedir.
eski ilkel inançlar günümüz insanı tarafından modernize edilerek inanılmaya devam edecektir.
hanifler işte bu fonksiyonu icra ediyorlar.
sünniler hala o ilkel biçimine inanabilirler.
ama hanifler dini yeniden üretiyor.


sayın ulpianın izniye her ne kadar konudan spmış da olsak bu bağlamda cevabımı vermek istedim.
bağlamın cin konusuyla doğrudan ilişkisi olmadığı düşünülebilir.
ancak dolaylı olarak fazlasıyla ilişkisi var.
bu türlü savsataların savsata olduğunu göstermenin neden beklenen sonucu ortaya koymadığına ilişkin bir tespit olması açısından.
yüzlerce daha savsata var dinlerde.
yeri geldiğinde hepsi ortaya koyuluyor.
ancak hepsine bir kılıf uyduruluyor.
çünkü insan tanrıya inanmak istiyor.
öyle olmasa tanrıyı yaratmazdı.

UlulElbab
09-06-2010, 01:04
Pek yorum yapmadan sadece link vermek istemiyorum ama elimde olmadan paylaşmak istedim...

http://www.hurriyetport.com/news/122/ARTICLE/20951/2010-06-05.html



Hanif Dostum Zeyvelinin nefis çalışmasını okuyup düşüncelerinizi belirtmenizi rica ediyorum.

Konu uzmanlık gerektiriyor ama burada zaten yeterince uzman var:



http://www.hikmetzeyveli.com/test/?p=10#more-10


Lütfen mümkünse sonuna kadar okuyunuz...CİNLER ile ilgili bu başlıkta iddia edilenleri tek tek açıklamakta.

Saygılar...
UlUl