PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sümer Dini'nin Serüveni - Gönül Tekin'e Saygıyla...


AhbAp
25-01-2010, 07:07
Sümer Dini'nin Serüveni - Gönül Tekin'e Saygıyla...



Burada yazacaklarımın iskeletini, Prof. Dr. Gönül Tekin’in konuşmacı olarak katıldığı bir programda dinlediklerim oluşturmaktadır. Kendisi sayesinde, Türkiye’de halen yayınlanmamış ancak tüm dünyada konunun asıl kaynakları gibi görünen eserlerin bir nevi özetini elde etmiş olduk. Bu eserlerin Türkçeye çevriliyor olduğuna dair bir ipucu bulamadım. Bu durumda eserlerin bir şekilde orijinallerine ulaşmak ve İngilizcemin yeterli olacağına dair umutlu olmaktan başka umudum yok.

Öncelikle Gönül Hoca’dan biraz bahsetmek gerekir. Kendisi, Harvard Üniversitesi’nde Edebiyat Profesörüdür. Yazdıklarıyla tüm dünyada Türkoloji alanında otorite kabul edilen ve vefatından önce yine Harvard Üniversitesi’nde kürsüsü bulunan Prof. Dr. Şinasi Tekin’in eşidir. Bu çiftin çabasıyla, Cunda Adasında Harvard Üniversitesi’ne bağlı olan bir Osmanlıca Dil Okulu bile açılır. Parçalanmasıyla yirmiden fazla modern devlet çıkaran Osmanlı İmparatorluğu’nun devasa arşivini inceleyecek ve bu kaynaklardan bugün nasıl yararlanabiliriz konusunu araştıracak fazlaca insan yok Türkiye’de. Bugün bu kaynakları inceleyenler, şahit olduğunuz gibi Ortadoğu politikasını belirliyorlar.

Türkiye’de çağdaş ve bilimsel olmayan üniversite mantığı, son derece gülünç ve utanç verici bir şekilde bu ve bu gibi isimleri Türkiye’den koparmıştır(konumuz olmadığı için ayrıntısını vermiyorum). Belki de iyi oldu diye teselli arıyorum, çünkü aksi takdirde Gönül Hoca, Harvard gibi bir üniversiteye gidemeyecek, çalışmalarını bu denli kapsamlı ve özgürce yapamayacaktı.

Gönül Tekin bir edebiyat profesörüdür ve çalışmalarının önemli bir kısmını Osmanlı dönemi edebiyatı oluşturur. Kimi zaman incelediği eserlerde, ne olduğu kolaylıkla anlaşılamayacak satırlar, mısralar, dizeler görür. Bunlardan biri de, Ahmed-i Dâ’i tarafından 1405-1406’da yazılan, Yıldırım Bayezid’in şehzadelerinden Emir Süleyman’a sunulan Çengname isimli eserde gördükleridir. Bu eserde bir ağaçtan bahsedilir. Bu ağaçta tüm meyveler yetişmektedir, insanlar bu meyvelerden yemektedirler; ağacın eteğinden ve kökünden sular akmaktadır, haşmetli bir gölgesi ve tacı vardır ve anlatımı sanki bir cennet ağacının tasvirine benzer. Gönül Tekin, bu ağaca çok benzer bir ağacın Tevrat’ta anlatıldığını anımsaması üzerine konuyu derinlemesine araştırmaya karar verir ve bu konudaki çalışmaları yıllarca sürer. Sonuçta Edebiyat profesörü olmasına rağmen, yıllarca süren bu araştırmaları kendisine, çoğu tarihçiyi ve arkeologu kıskandıracak bilgi sağlar.

İşte, aşağıda anlatılan konuların büyük kısmı, kendisinden dinleme şansına sahip olduğum ve bu çerçevede elimden geldiğince araştırmaya çalıştığım şeylerdir.


1. Sümer Dini (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=283971#post283971)
2. Tanrı Tammuz, Tanrıça İnanna, Kutsal Evlilik ve Kutsal Ağaç (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=283972#post283972)
3. Akadların ve Fenikelilerin Etkisi (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=283973#post283973)
4. Yakındoğu'da Tammuz ve İnanna Etkileri (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=283974#post283974)
5. Babil, Marduk, Enima Eliş (Yaratılış Destanı) ve Tek Tanrıya Geçiş (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=283975#post283975)
6. Sümerliler'den Bazı Sayılar (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=283976#post283976)

AhbAp
25-01-2010, 07:10
1. SÜMER DİNİ


Sümerliler, M.Ö. 4000 - M.Ö. 2000 yılları arasında, Basra Körfezi’nde nehirlerin denize döküldüğü bölgede Eridu, Uruk, Lagaş, Nippur, Sippar, Larsa, Umma, Şuruppak gibi temel ve daha bir çok ufak şehirlerle çevrili bölgede yaşadılar. Sümerlilerin bizim için önemi şudur; tarihte elimize ulaşan ilk yazılı metinler, bu uygarlığa aittir.

http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/mapANEprecip.jpg

Tarihi bilgiler, Sümerlilerin Orta Asya’dan bu bölgeye göç ettiklerini gösteriyor. Yani Sümerliler, bugün bölgede yaşayan Semitik ırktan değildi fakat yıkılışından sonra Semiktik ırklar arasında eriyerek yok oldu.

Sümerlilerin Orta Asya’dan göç etmesi, Atatürk’ün bile ilgisini çekmiştir, Sümerlilerin Türk olup olmadıkları, Türkçe konuşup konuşmadıkları araştırılmıştır (Güneş Dil Teorisi mevzuu. Sonradan asılsız çıkmıştır). Eldeki veriler ancak, Orta Asya’da çok eski dönemde Sümerliler ile Türklerin komşu olabilecekleri ve birbirlerini etkilemiş olabilecekleri tahminlerini yaptırıyor. Her iki dilde de ortak bazı kelimelerin ve deyişlerin olduğu biliniyor. Soğan, sarımsak gibi birçok kelime her iki dilde de aynı (Tanrı eski Türkçede Tengri, Sümercede ise Tengir’dir). Sümer atasözü olan “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” sözünü bizler hala kullanıyoruz. Tembeller için bugün söylediğimiz “Malak gibi yatıyor” sözünün aslı “Balak gibi yatıyor”dur. Balak, Sümer tapınaklarındaki törenlerde kullanılan, yerinden kıpırdatılması çok zor olan ve devasa büyüklükte bir davuldu. Du-balak kelimesi, bugün dilimizde “dümbelek” olarak yaşamaktadır.

Bugün dünyadaki tek tanrılı dinlerin ilham vericisi olan Sümer Dini, önceleri tanrısız bir dindi. İnsanlar öncelikle büyük tabiat güçlerine taparlardı. Büyük tabiat güçleri pasifti, yaratıcı güçten yoksundu. Bu tabiat güçlerine sonradan Tanrısallık biçilmiştir. İnsan aklı soyuttan somuta doğru gelişmiştir ve soyut şeyleri Antik Çağların insanları somutlaştırmak istemiştir (dinler de bu ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır). Örneğin Ninurta, önceleri rüzgarın içindeki enerjiydi, sonraları Rüzgar Tanrısı oldu. (Ninurta ismi, fonetik değişimlerle önce Nimurt ve sonra da Nemrut olmuştur, Adıyaman'daki Nemrut Dağı)

http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/Anunnaki_King.jpg
(Ninurta)

http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/nemrut2.jpg
(Nemrut)

Tanrı Tammuz (Dumuzi) ise ilk etapta (Tammuz çok çok önemli bir tanrıdır, bölgeden bölgeye çeşitli şekilleri, görünümleri ve versiyonları vardır) ağacın ve bitkilerin içindeki enerjiydi, sonraları çeşitli tanrılara döndü (ayrıntılar birazdan). Tammuz’un bu haliyle simgesi hem bir hurma ağacı hem de Ama’ Usum Galana denilen yılandır (bu şekilde tasvir edildiği bölgede Tammuz adı, “oğul, çocuk” anlamına gelen Damu olur). Benzer şekilde Tanrı Ningiszhida, toprağın altına inen gücü simgeleyen dallar ve yılan olarak simgelenmiştir ve bugün tıbbın sembolü olan dala sarılı iki yılanın ana kaynağıdır.

http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/Ningizzida.jpg
(Ningiszhida)

AhbAp
25-01-2010, 07:13
2. TANRI TAMMUZ, TANRIÇA İNANNA VE KUTSAL EVLİLİK VE KUTSAL AĞAÇ


Bütün tanrı ve tanrıçalar içinde Tammuz (Dumuzi) ve İnanna, bizim açımızdan çok önemlidir. Bu tanrı-tanrıça çiftinin değişik versiyonları ve değişik adları kafa karıştırıcı gibi görünecektir; ancak bugün birçok şeyin özünde bu ikisi yatar. Örneğin Tanrı Tammuz, Sümer ülkesinde bile küçükbaş hayvancılığın yapıldığı şehirlerde, büyükbaş hayvancılığın yapıldığı şehirlerde ve tarımla geçinen şehirlerde farklı anlaşılmış, farklı anlatılmıştır.

http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/tammuz.jpg
(Tammuz)

Tarımla geçinen toplumlarda, bitkinin ve ağacın içindeki enerji olarak Damu görüntüsüyle karşımıza çıkan Tammuz, küçükbaş hayvancılıkla geçinen bölgelerde karşımıza koyunun, keçinin vs. içindeki yaratıcı güç olarak karşımıza çıkar. Bu bölgelerde ayrıca Tammuz’un ölümüne dair metinlere ve rölyeflere rastlanır. Hayvanlar yavruladıktan ve sütten kesildikten sonra, yani içlerindeki yaratma güçleri sona erdiği mevsimde, Tanrı Tammuz ölmüş olur. Bu, bizim bildiğimiz manada bir ölüm değildir; bazı metinlere göre Tammuz derin bir uykuya yatmıştır veya Yer Altı Dünyası’na inmiştir veya bir mağaraya saklanmıştır. Fakat Tammuz geri gelecektir, hayvanlar tekrar yavrulayacak ve süt vereceklerdir.

Büyükbaş hayvancılıkla geçinen bölgelerde ise Tammuz, göğe çıkmış vahşi bir boğadır (Bu dönem, artık yaratıcı tabiat güçlerinin Tanrısallaştığı ve göğe çıkarıldığı M.Ö. 2500’lere rastlar). Bu dönemde Tammuz, Boğa burcunu simgeler. Güneşin ilkbaharda Boğa burcuna girmesi, Vahşi Boğa’nın güneş olarak 12 burcu geçerek sürmesi ve bir yılı meydana getirmesi demekti. Gök gürültüsü bu boğanın kükremesi, şimşek ise bu boğanın tanrısal hiddetidir.

M.Ö. 2500ler önemlidir, çünkü Sami ırktan Araplar, Sümer bölgesine yerleşmeye başlar. Akad Kralı I. Sargon bölgeyi işgal eder ve Akad Krallığı’nı kurar. Akadlar bölgeyi işgal ettiklerinde muazzam bir medeniyetle karşılaştılar. Bu döneme kadar Sümerliler, gökbiliminde hayli ilerlemişlerdi. Akadların da etkisiyle bu gökbilimi ilerledi ve Tanrılar gökte konumlandırıldı. Hatta yeryüzünde, Eridu kentinde olduğuna inanılan cennet (yani Dilmun Ülkesi) bile gökyüzüne taşınmıştır. Cennetin Kralı Tanrı Enki’dir.

http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/Enki_jk1.jpg
(Enki)

Tanrı Enki, Tammuz’un babasıdır, yer altı sularının ve kaynakların tanrısıdır. Zaten Tammuz, ilk olarak bu Dilmun ülkesindeki haliyle tasvir edilmiştir; Tammuz için metinlerde şöyle denir: “Bir yığın Haşur Ormanlarının arasında sen pırıl pırıl parlayan bir selvi ağacıydın ve senin bulunduğun yere sadece güneş gelebilirdi”. Bu nedenledir ki, Sümer tapınaklarında bunun sembolü olarak selvi ağacı dikilirdi. Tammuz, Sular Tanrısı Enki’nin oğlu olduğu için, tapınaklarda aynı zamanda havuz, su kuyusu veya çeşme de olurdu. Bugün mezarlıklarda selvi ağaçlarının olmasının nedeni, selvi ağacının “ebedi hayat”ı simgelemesidir, çünkü Tammuz gerçek anlamda hiçbir zaman ölmez (Temmuz ayı Tammuz’dan gelir, Domuz kelimesinin de Tammuz’un diğer adı olan Dumuzi’den geldiği düşünülüyor. Çünkü Tammuz’u ve daha sonraları dönüştüğü tanrı olan Adonis’i de öldüren domuzdur. Domuzun İslamiyet’te ve Yahudilik’te haram olmasının altında yatan nedenin bilinçaltında, domuzun tanrı katili olması yatar. Ayrıca ekonomik açıdan, domuzun küçükbaş hayvanlar gibi göç edememesi ve dönemin şartlarınca yaz aylarında etinin sıcağa dayanamayarak çabuk bozulması da nedenler arasındadır).

Tammuz, her yıl ilkbaharda Aşk ve Bereket Tanrıçası İnanna ile evlenirdi. Tammuz ve İnanna’nın birleşmeleriyle dünyaya bolluk, bereket ve yeşillik gelirdi, hayvanlar yavrulardı (günümüzdeki Nevruz, Hıdırellez ve Paskalya düşüncesi). Bu birleşme, insanlar tarafından şenliklerle ve ziyafetlerle kutlanırdı. Tammuz ve İnanna’nın birleşmesini temsilen, Sümer Kralı ve İnanna Tapınağının Baş Rahibesi, tıpkı tanrı-tanrıça çifti gibi kutsal birleşmeyi gerçekleştirirlerdi.

http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/inanna.jpg
(İnanna)

İnanışa göre, kutsal evlilik öncesinde Tanrıça İnanna yıkanır, annesi ile konuşarak ondan tavsiyeler alır, kapı arasından hediyelerin gelişini gözler. Daha sonra gelin odası hazırlanır ve çeyizler ziyaretçilere gösterilir. Ancak tüm bu hazırlıklar tamamsa Tammuz’un içeri girmesine izin verilir. 6000 yıldır bu evlilik töreni, o bölgede, bölge çevresinde ve Anadolu’da bu şekilde devam etmektedir.

Kutsal Evlilik törenlerini anlatan metinlerde hep neşeli şeylerden söz edilir. İnanna genç ve güzel bir kızdır, Tammuz ise genç ve yakışıklı bir delikanlı. Evlilikten önce gençler gizlice bahçelerde buluşurlar (çünkü annelerinden korkmaktadırlar, bu gizliliği Tammuz’un kız kardeşi Tanrıça Gestinanna’nın arabuluculuğuyla sağlarlar), aşıklar sabahlara kadar gezip dans ederler. Bu hikaye şeklindeki şiirlerin terminolojisine bir yerde daha rastlanır: Tevrat’taki Süleyman’ın Şarkıları bölümünde. Kullanılan terminolojideki benzerlikler inanılmaz boyuttadır; Neşideler Neşidesi'nde resmen Tanrıça İnanna anlatılır. Sümerlilerin tapınaklarında Tanrı ve Tanrıçaların tahtadan yapılmış putları bulunurdu ve bunlar değerli taşlarla süslenirdi. İnanna putunun aynısını, Hz. Süleyman’ın Neşidesi'nde görürüz (gözlerin yahut olması, gözlerin akikten süslerle dolu olması vs). Bu açıdan, kutsal bir kitapta bir putun övülüyor olması son derece ilginçtir.

Tammuz’un bitki ve ağaçla ilişkilendirilmesine ek olarak, hayvancılıkla uğraşan bölgelerde Çoban Tanrı ünvanı da verilmiştir. Bu çobanın hastalıkları iyileştirme ve öldükten sonra dirilme gibi özellikleri vardır. Tammuz’un ölümden dönerek bir anlamda dirilmesi 25 Aralık’a rastlar, tıpkı “iyi çoban” İsa gibi (Noel). Bugün Hıristiyanlık inanışında (hatta artık Müslüman bir ülke olan Türkiye’de de) Noel’de Noel ağacı süslenir. Süsler, her türden meyveyi ve bereketi simgeler, ağaç ise Tammuz’u. Çünkü o ağaç, Dilmun Ülkesindeki (yani cennetteki) ağaçtır ve güneşin zaferidir (tıpkı Tammuz’a sadece güneşin ulaşabilmesi gibi). Sol Invictus’un zaferi!

Bu ağacın çok kutsal olması, bu ağacın bir parçası olan dalın da erk’in simgesi olmasını doğurur. Bu nedenledir ki, Sümerden beri krallar, peygamberler vs. bu erkin simgesi olarak ağaç dallarından asa kullanmışlardır. Bunlardan en meşhuru, şüphesiz Musa’nın asasıydı. Musa, asasını eline aldığında dal yeşillenirdi (çünkü Tammuz’un bereketi var).

Musa’dan söz etmişken, Musa’nın 10 Emir ile dağdan indiği sırada halkının altın bir buzağı heykeli yapıp tapmakta olmaları üzerine sinirlenip tabletleri parçalamasını hatırlayalım. Bu put, gökyüzündeki Boğa Burcunu simgeliyordu ve altından olmasının nedeni de burca yansıyan güneş ışığı gibi sarı olmasıydı. Musa’nın gerçekten kızdığı şuydu: artık boğa çağı bitmiş koç çağı başlamıştı ve insanlar yanlış puta tapıyorlardı.

http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/altnboa.jpg

Üç tek tanrılı dinin babası olarak kabul edilen Hz. İbrahim’in babası bir Sümer rahibidir. Sümerlilerde tapınaklar aynı zamanda bir çeşit observatuardı. Burada gökyüzü sürekli olarak izlenir, yıldızların konumuna göre Tanrılar ve Tanrıçalar yorumlanırdı. Gökyüzü biliminde Mısırlıların ve hatta Yunanlıların ileri olduğu sanılır. Ancak yazılı metinler incelendiğinde, Sümerlilere ait kayıtların yüzlerce hatta binlerce yıl önce yazıldığı anlaşılmaktadır. İbrahim de, bir Sümer kenti olan Ur şehrinde doğmuştur ve gökyüzüne dair bu bilgilerin hepsinden haberdardır. Ur kentini terk ettiğinde bir ağacın altında uyuyakalır, rüyasında bir meleğin gökyüzünden bir merdivenle indiğini görür. Bunun üzerine, uyanınca oraya bir kuyu açar. Yine karşımıza ağaç ve su kuyusu temalı bir görüntü çıkar. Aynı temalar, Hz. Süleyman’ın tapınağında da bol bol mevcuttur.

Tammuz’un bir çok yönü olması gibi, İnanna’nın da farklı yönleri vardı. İnanna, sabah yıldızı olarak Savaş Tanrıçası, akşam yıldızı olarak da Aşk Tanrıçası idi. Aşk Tanrıçası olmasının bir yönü de Kutsal Fahişe olmasıdır. Tevrat’ta ona “Ey Babil’in Kızı!” diye hitap edilmiştir. Sümer’de, Babil’de (ve hatta erken Anadolu dönemlerinde bile) her genç kız evlenmeden önce tapınağa gider ve orada bir kere olmak üzere yabancı bir erkekle para karşılığı beraber olurdu. Bu parayı tapınağa bağışladıktan sonra tapınaktan ayrılabilir ve artık evlenebilirdi. Bu tür bir cinsel birleşme son derece kutsal sayılırdı (tıpkı Tammuz-İnanna veya Kral-Baş Rahibe birleşmesinde olduğu gibi). Bunu yapmadan genç kız evlenemezdi. Asilzadeler bile kızlarını kendi elleriyle bu tapınaklara getirmişlerdir. Çirkin kızların kötü bir kaderi vardı; bazen kendileriyle beraber olacak bir erkek çıkması için yıllarca tapınaklarda beklerlerdi. Bunun dışında tapınak rahibeleri, bu kutsal fahişeliği sürekli olarak yaparlar ve tapınağa gelir sağlarlardı (ancak belirttiğim gibi, bu utanç verici bir iş değil son derece kutsal bir görevdi, onlara sokak fahişesi muamelesi yapılmazdı). Bu kadınların diğer kadınlardan ayrılması için, başlarının bir şalla örtülmesi zorunluydu. Bu baş örtme mevzusu, dindar kadın motifiyle her 3 tek tanrılı dine de geçmiştir. İnanna’nın kutsallık ve fahişelik gibi iki yüzünün olması (ki dönemim tüm tanrılarının farklı farklı yüzleri vardır; iyi-kötü, güzel-çirkin, müşfik-gaddar gibi) Hıristiyanlıkta da karşımıza çıkar. İsa’nın annesi Meryem kutsal, Magdalalı Meryem (Maria Magdalena) ise fahişedir, burada iki ayrı kadın olarak karşımıza çıkar. Ayrıca, İsa’nın annesi Meryem Lady Madonna’dır, “bizim hanımefendimiz”dir, tıpkı Babil’in Baştanrısı Marduk’un eşi Belti’nin ünvanının “bizim hanımefendimiz, bizim annemiz” olması gibi. Marduk ve Belti de bahar gelişinde kutsal evlenmeyle birleşirlerdi, bereketi getirirlerdi. Bu birleşmelerde Belti bakire kalırdı, tıpkı Meryem’in İsa’yı bakire olarak doğurması gibi.

Kutsal fahişeliğe Yahudiliğin ilk dönemlerinde rastlanır, ancak sonradan yasaklanmıştır.

AhbAp
25-01-2010, 07:16
3. AKADLARIN VE FENİKELİLERİN ETKİSİ


Sami Irktan olan Akadlar, M.Ö. 2500’te Sümer Uygarlığı ile tanışınca, medeniyetlerinin ve dinlerinin etkisi altına giriyorlar. Sümer Dinini kendi dinleriyle aynileştiriyorlar. Örneğin Tammuz, Bitki ve Ağaç Tanrısı ve Çoban Tanrı iken, aynı zamanda Güneş Tanrısı da oluyor. Çünkü Sami ırk için güneş çok önemli ve en büyük tanrı. Tanrıça İnanna’yı da Venüs (Zühre) Yıldızıyla kişiselleştiriyorlar, çünkü İnanna, Ay Tanrısı Nanna’nın kızıydı.

Akad Kralı I. Sargon’un, imparatorluğunu batıya ve kuzeye doğru genişletmesiyle birlikte, Sümerin hem uygarlığı hem de dini yayılmaya başlıyor. Batıya ilerledikçe önce Akdeniz’de Fenikelileri, Lübnan ve Palestine (Filistin) topraklarını etkilemeye başlar. Buradaki Semitik toplumlarda İnanna’nın adı artık Ishtar(İştar)’dır, Fenikeliler ise İnanna’ya Astarte derler.
http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/ishtar.jpg
(Ishtar)

http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/astarte.jpg
(Astarte)

Fenike’de Astarte, Adonis’e aşıktır. Adonis, tıpkı Tammuz gibi hem bitki hem de güneş tanrısıdır, yılın belirli zamanlarında ölür ve ölümü yine bir domuz yüzünden olur. Yani Tammuz, artık burada Adonis olmuştur.

http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/Mazzuoli-Death_of_Adonis.jpg
(Adonis'in domuz tarafından öldürülüşü)

Fenikelilerin denizci bir millet olmaları nedeniyle, doğunun mitolojisi, dinleri, tanrı ve tanrıçaları batıya doğru yola çıkar ve öncelikle Yunan ve Roma topraklarını etkiler. Batı, yine Doğu’dan etkilenir ve kökü Sümerlilere dayanan bu dini kendi motifleriyle işler. Mesela Astarte olan İnanna, artık Antik Yunan’da Aphrodite(Afrodit) olmuştur.

http://img547.imageshack.us/img547/4441/banun.jpg (http://img547.imageshack.us/i/banun.jpg/)
(Aphrodite)

Keza Zeus, Ninurta’nın Yunanistan’daki biçimi olmuştur. Ninurta’nın simgesi ceylandı, M.Ö. 2500’te göğe çıkarak Orion yıldızı ile simgelendi, yağmur ve fırtına tanrısıydı. Antik Yunan’da güneş tanrısı Helios (İlyas), yağmur ve güneşin bir araya gelmesini simgeler ve bahar gelir (Hıdırellez, Hızır ve İlyas’ın bir araya gelmesi).

Adonis ve Astarte’nin hikayesi, Anadolu’da kendisini Attis ve Kibele olarak göstermiştir. Attis de tıpkı Tammuz ve Adonis gibi, bir ağacın altında bir domuz tarafından öldürülmüştür.

http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/attis.jpg
(Attis ve Ağaç)

http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/kibele.jpg
(Kibele)

AhbAp
25-01-2010, 07:17
4. YAKINDOĞU’DA TAMMUZ VE İNANNA ETKİLERİ


Yakındoğu’da da Tammuz ve İnanna, farklı versiyonlarıyla her devirde karşımıza çıkar. Ürdün civarında M.Ö. 400 – M.S. 106 yıllarında kurulmuş olan Nebatiler’in, İran, Babil ve Roma etkileri taşıyan karışık bir din anlayışı vardı. Burada Bitki, Asma ve Şarap Tanrısı Dusares’i görüyoruz (Antik Yunan’daki Dionysos). Dusares’in karşısında ise Tanrıça Al-Lat vardır ki, Kuran’da Kabedeki putlardan biri olarak adı geçer. Al-Lat, Tanrıça İnanna’nın, Ishtar’ın, Ester’in ve Astarte’nin bir versiyonudur ve diğer adı Kaab’tır (Kabe adının kökeni). Al-Lat’ın simgesi siyah taştır (Kabe’deki Hacer-ül Esvet, Müslümanlar hala bu taşı öperler); Al-Lat’a inananlar da bu siyah taşa tapınırlardı.

http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/dusares.jpg
(Dusares)

http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/allat.jpg
(Al-Lat)

Sabianlar (Sabiilier), Harran tarafında yerleşmişlerdi ve Ay Tanrısına taparlardı. Burada hasat zamanında buğdayın toplanması ve öğütülmesi zamanında Sabiiler ağlarlardı, çünkü Tanrı Davuz(isimden emin değilim) tıpkı Tammuz gibi ölürdü. Sabiiler için buğday ve ekmek çok kutsaldı. Çünkü bunlar Davuz’un etiydi, tıpkı İsa’nın eti olması gibi (ve Dionysos’un kanının şarap olması gibi). Bu nedenledir ki, bugün Anadolu’da hâlâ ekmek yere düştüğü zaman öpülür ve başa konur, ekmek ve buğday kırıntısına basmanın büyük günah olduğuna inanılır ve ekmek bıçakla kesilmez. Çünkü buğday bu bölgenin ana besiniydi, insanlar bunu yiyerek hayatta kalırlardı ve buğdayın içindeki besleyici enerji onlar için çok kutsaldı.

AhbAp
25-01-2010, 07:19
5. BABİL, MARDUK, ENUMA ELİŞ (YARADILIŞ DESTANI) VE TEK TANRIYA GEÇİŞ


Marduk, tıpkı Tammuz gibi başlangıçta bitki, ağaç ve tarım tanrısı iken, Semitik ırkın etkisiyle güneşle de özdeşleştirilmeye başlanmıştır. Marduk, Babil kentinin tanrısıydı, kentin güçlenmesiyle bu tanrı da güçlendi. Çünkü o dönemde, hangi kent diğerlerinden daha güçlüyse o kentin kralı baş kral, o kentin tanrısı da baş tanrı oluyordu. Marduk, M.Ö. 20 yy.da Kral Hammurabi tarafından baş tanrı ilan edilmiş, M.Ö. 16 yy.da Kral Buhtunnasr tarafından Tek Tanrı ilan edilmiştir (bu açıdan Marduk tarihteki ilk tek tanrıdır, M.Ö. 12 yy.daki Mısırlı tek tanrı Aton ve Musa’nın tek tanrısı Yehova/Yahve/Elohim’den çok daha önce). Ancak Kral Buhtunnasr, bu tek tanrı kabulünü kendiyle sınırlı tutmuş, ulusuna yayma gücünü gösterememiştir.

http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/Marduk_and_pet.jpg
(Marduk)

Enuma Eliş (“gökyüzünde” anlamına gelen Sümerce kelime… Destanın anlatan şiirin ilk sözüdür ve destan bu nedenle bu isimle adlandırılır) Yaratılış Destanı’na göre Tanrı Marduk, ilk kaosun canavarı Tiamat’ı (tuzlu suların da kişiselleştirilmesidir, Marduk tatlı ve tuzlu suyu birbirinden ayırmıştır, tatlı-tuzlu suyun birbirine karışmadığı Kuran’da da geçer ve Müslümanlarca “o dönem bilinemeyecek şeyler Kuran’da yazıyor” diye yorumlanır; oysa Enuma Eliş destanı, Kurandan binlerce yıl öncedir) öldürür ve böylece “yeryüzünün ve gökyüzünün efendisi” olur. Tiamat’ın yarısından gökyüzünü, diğer yarısından yeryüzünü yaratır; Taimat’ın damarlarından nehirleri, kemiklerinden dağları yaratır. Böylece dünya daha önce soyutken, somut bir hale bürünür. Marduk, tanrıların tanrısı konumuna gelir, tanrılara hizmet için insanlar yaratılır. Diğer tanrılar kendi güçlerini ve isimlerini Marduk’a verirler, böylece Marduk’un 50 kadar ismi olur (Allah’ın 99 ismi gibi). Marduk ve eşi Belti, Tammuz ve İnanna’nın Babil versiyonudur, kutsal evlilik ve birçok konu benzerlik gösterir.

Asurluların bölgede güçlenmesi ile kendi tanrıları olan Tanrı Asur güçlenmiş ve Marduk önemini kaybetmiştir. Asur, Marduk’un tüm tek tanrılık özelliklerini almıştır. Asur’da da ağaç motifi karşımıza çıkar çünkü Tanrı Asur bir ağaç şeklinde tecelli ederek dünyayı yaratmıştır. Yahudilerin ataları, Tanrı Asur ile tek tanrıyla tanışırlar ve Kabala inancı başlar (Vikipedi’den Kabala için bilgi: Kabala alimleri fikirlerini Zohar'da kaydetmişlerdir. Tanrı birdir. Bütün varlıklar ondan doğmuştur. Onun varlığında anlayış, hikmet meydana gelmiştir. Hikmet baba, anlayış ise anadır. Bunlardan oğul olarak ilim doğmuştur. Akıldan, Azamet ile Kudret meydana gelmiştir. Bunlar Tanrı'nın iki kolu mesabesindedir. Tanrı, bunların birincisiyle hayatı doğurur, ikincisiyle onu yok eder. Kabala tefekkürüne göre Tanrı hiçbir çıkar düşünmeden sevmek (aşk) ve kalp nuru aracılığıyla, ruh kendi benliğinden tecerrüt eder, aslına kavuşur. O zaman Tanrı'nın irade ve tefekküründen başka kendisinin irade ve düşüncesi kalmaz. İnsan için böyle bir İlahi Aşka malik olmak büyük nimettir).

Böylece zamanla Yahudilik İnancı gelişir, Sümer’in eski tanrıları meleklere, peygamberlere ve şeytanlara dönüşür (Tek Tanrı gene yalnız kalmaz).

Muhammed’in amcası tüccardı ve kervanlarla büyük bir bölgede gezinirken yeğenini de beraberinde götürürdü. Muhammed delikanlılık çağında, kendisinden yaşça çok büyük olan Hatice ile evlenerek, onun sahip olduğu kervan sayesinde ticarete ve seyahatlere devam etmiştir. Bu ticaretlerde ve seyahatlerde geçmiş efsaneler ve Yahudi dini hakkında birçok bilgi edinmiş ve bunlarla İslam dinini kurgulamıştır.

AhbAp
25-01-2010, 07:19
6. SÜMERLİLER’DEN BAZI SAYILAR


Sümerliler, gökteki 12 burcu ilk kez keşfeden uygarlıktır. Bir gün 12 saatten oluşuyordu ama 1 saatleri bizim 2 saatimize eşitti; yani toplamda yine 24 saatti. İsa’nın 12 havarisi, bu burçları temsil eder. Çünkü Sümer inancına göre, burçlarda birer tanrı otururdu ve güneş tanrısı bu burçlerı ziyaret ederdi (her 2150 yılda bir güneş başka bir burca denk gelirdi ve Sümerliler bunu hesaplamışlardır).

Bugün Yahudilikteki ve Hıristiyanlıktaki 7 kollu şamdan, Sümer’in meşhur ağacını ve yedi seyyareyi temsil eder. Tek tanrılı dinlerdeki cehennemin 7 kapısı, Sümer’in yer altı dünyasının 7 kapısı olmasından gelir.

Sümer’de sayı sistemi onluk değil altmışlıktı. En büyük tanrı Enlil’in sayısı 60’tı. Ay tanrısı Nanna’nın sayısı 30’du (ayın 30 gün çekmesi).

Sümerliler, gökyüzünü 3’e ayırmışlardı; Kuzey Gökyüzü, Orta Gökyüzü ve Güney Gökyüzü. Bunlardan biri görünürken, diğeri ufukta belirir ve bir diğeri batardı.

“İlah” kelimesi Ebced Hesabına vurulursa, karşılığı 36 çıkar. Çünkü güneş ve ay kendi yörüngelerini izlerken, her ikisinin menzilleri, bu 12 burca çok yakın olur. Bu burçlar, 36 ana yıldızdan oluşur. Çünkü 3 gökyüzü ve 12 burç 3x12=36. İlmukah, yani İlah, İslamiyet’e Ay Tanrısı olarak geçmiştir (Kabedeki Ay Tanrısı Al-İlah, Allah olarak değişmiş ve Muhammed tarafından tek tanrı ilan edilmiştir).


EK: Bu başlığın 57. mesajında verdiğim ek bilgileri, derli toplu olması bakımından buraya ekliyorum.


Bazı ek noktaları, aşağıda kısa kısa paylaşmaya çalışacağım:

- Sümer'de tanrılar istediklerini yaparlar ve insanlara ne istediklerini doğrudan bildirmezlerdi. Ama insanlar, kendilerinden ne istendiğini tanrılara sorabilirlerdi. Tanrıların istekleri, kurban edilen hayvanların karaciğerlerindeki işaretlere bakılarak, rüyaya yatarak ve tapınak rahiplerine rüya yorumlatarak öğrenilirdi.

- Sümer'de tanrılar kızmaya görsün! Kendi ülkesi bile olsa yakıp yıkarlardı. Mesela Sümer Tanrılarının Babası Enlil, Akad Krallarının yaptıklarına kızarak gözlerini dağlara çevirir ve oradaki barbar ve vahşi Gutileri çekirge sürüleri gibi getirerek Agade'yi ve hemen hemen bütün Sümer'i kırıp geçirir.

- Tapınaklar tanrıların eviydi; tıpkı bugünkü tapınakların tanrının evi olması gibi. Camilerin ve minarelerin üstündeki yarım ay, Sümer Ay Tanrısı'nın sembolüdür. Ayın ilk görüldüğü gün, on beş günlük olduğu gün ve görünmediği günlerde törenler yapılır ve hatta o günlerde bazı yiyecekler yenmezdi. İslamiyet'te de oruç ve bayramlar, ayın görünüşüne göre düzenlenmiştir.

- Sümer'in kanunları, Babil Kralı Hammurabi'nin yaptığı kanuna temel olmuştur. Dönemin inanışına göre Hammurabi, bu kanunları Güneş Tanrısı'ndan almıştır; tıpkı Musa'nın kendi tanrısından kanunları aldığı gibi.

- Sümerliler, kendilerinin Tanrılar tarafından seçilmiş, diğer halklardan üstün bir halk olduklarına inanmış ve bunu çoğu tabletlerine yazmışlardır. Tevrat ve Kuran'da, bu üstün halk İsrailoğulları olmuştur.

- Sümerliler, kadınlarını tarlaya benzetmişlerdir. Bu benzetme, Tevrat ve Kuran'da da mevcuttur.

- Sümerliler, dünyadaki bütün olayların ve Tanrıların isteklerinin gökte yıldızlara yazılı olduğuna inanırlardı. Bu inanışın bir benzeri, Kuran'daki Levh-i Mahfuz iddiasıyla sürmektedir.

- Sümer'de tanrıları sevindirmek, istekte bulunmak, hastalıktan kurtulmak ve adakta bulunmak için, hasta veya sakat olmayan bir hayvan kurban edilirdi. Kurbanları tapınak rahipleri keserlerdi. Kurbanın sağ kalçası ve iç organları Tanrılara takdim edilir, geri kalanı ise dağıtılırdı. Bugün İslam'da bu ritüel devam etmektedir.

- Sümerliler, haftanın altı günü çalışır ve yedinci gün dinlenirlerdi. Bu durum Babil'de de sürmüştür. Her ayın 7. gününde Şapatu kutlaması yapılırdı. Yahudiler'in meşhur Cumartesileri (Sabbath, Sept, Şabat) buradan gelmektedir. Babil'de Cumartesi (Saturday), Satürn'e adanmış bir gündü ve bu günde insanlar, kendilerini sadece nefislerini terbiyeye adarlardı. Altı günde yaratılış, yedinci gün dinlenme, Cuma ve Cumartesi günlerinin önemi, Tevrat ve Kuran'a yine Sümer'in bir mirasıdır.

- Sümer'de her ailenin ve her bir insanın, büyük tanrılarla arasında iletişim kurmaları için özel birer tanrısı vardı. Bu tanrılar, insanlarla asıl tanrılar arasında aracılık ederlerdi. İslam'da bu inanış, insanların omuzlarında olduğuna inanılan iki yazıcı melek ile sürmektedir (bkz. Kaf Suresi 17-18. ayetler). Allah'ın neler olup bittiğini meleklere yazdırıyor olması ilginçtir.

- Sümer'de bir tapınak hangi tanrıya aitse, o tapınakta o tanrının ve o tanrının ailesinin heykelleri, rölyefleri, ikonaları bulunurdu. Hıristiyanlarda bu ritüel, İsa-Meryem şeklinde sürmektedir.

- Sümer'de rahibeler, çeyizlerini de yanlarına alarak tapınağa gelirlerdi. Onlara "Tanrıların Gelinleri" denirdi. Bugün Hıristiyanlıktakine çok benzer bir uygulama söz konusuydu. Tapınaktaki rahibeler, başlarını bir şalla örtmek zorundaydı. Bu örtü, aynı zamanda tapınak fahişeliği de yapan kadınlara bir kutsallık verirdi.

- Sümer tapınaklarında kırmızı giyinen rahipler vardı. Bu rahipler, tapınağa gelen insanlara günah çıkarma seansları uygularlardı.

- Sümer'de sosyal adaleti koruyan Tanrıça Nanşe, senede bir kere olmak üzere insanları iyi ve kötü hareketlerinden dolayı yargılar, iyileri affeder ve kötüleri cezalandırırdı. Bu inanış, İslamiyet'te Berat Kandili olarak devam etmektedir (Şaban Ayının on beşi).

evrensel-insan
25-01-2010, 07:21
Saygideger AhbAp;

Iki soru aklima geldi. Birincisi, Banu Alkan Sumerler devrinde mi yasiyordu?:yo:

Ikincisi de, bu domuzun tanriyi oldurmesiyle, muslumanlikta yeme yasaginin bir bagi var mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

AhbAp
25-01-2010, 07:37
Saygideger AhbAp;

Iki soru aklima geldi. Birincisi, Banu Alkan Sumerler devrinde mi yasiyordu?:yo:

Ikincisi de, bu domuzun tanriyi oldurmesiyle, muslumanlikta yeme yasaginin bir bagi var mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Sayın Evrensel-İnsan,

Banu Alkan'ın yaşı konusunda belli bir karar vermek zor açıkçası. Kendisine sorarsanız, hâlâ 18 yaşında! :D

İkinci sorunuzun cevabı, aslında yazının içerisinde var. Ama metin uzun, gözünüzden kaçması son derece doğaldır. Cevabı aşağıya aktarıyorum:

(Temmuz ayı Tammuz’dan gelir, Domuz kelimesinin de Tammuz’un diğer adı olan Dumuzi’den geldiği düşünülüyor. Çünkü Tammuz’u ve daha sonraları dönüştüğü tanrı olan Adonis’i de öldüren domuzdur. Domuzun İslamiyet’te ve Yahudilik’te haram olmasının altında yatan nedenin bilinçaltında, domuzun tanrı katili olması yatar. Ayrıca ekonomik açıdan, domuzun küçükbaş hayvanlar gibi göç edememesi ve dönemin şartlarınca yaz aylarında etinin sıcağa dayanamayarak çabuk bozulması da nedenler arasındadır).


Saygılarımla

spartacus
25-01-2010, 11:31
Sevgili AhbAp

Güzel bir çalışma olmuş :)

Tevrat Bölüm:8- Hezekiel
14 Bundan sonra beni RAB`bin Tapınağı`nın kuzeye bakan kapısının giriş bölümüne götürdü. Orada oturup Tammuz için ağlayan kadınları gördüm.

Tammuz babil tanrısı iken yine konunun geçtiği dönemde muhtemel MÖ 500-700 lü döneme tekabül eden yıllar (İsrail ile Babil inançları arasında çatışma yaşanmaktadır.)

Bölüm:9
4 Yeruşalim Kenti`nin içinden geç, orada yapılan iğrenç şeylerden ötürü dövünüp ağlayanların alınlarına işaret koy dedi.
5 Öbürlerine, “Kent boyunca onu izleyin ve kimseye acımadan, kimseyi esirgemeden öldürün” dediğini duydum.
6 Yaşlıyı, genci, genç kızı, kadını, çocukları öldürün. Yalnız alınlarında işaret olanlara dokunmayın. İşe tapınağımdan başlayın. Onlar da tapınağın önünde duran İsrail ileri gelenlerinden işe başladılar.
7 Onlara, “Tapınağı kirletin, avlularını cesetlerle doldurun. Haydi başlayın!” dedi. Bunun üzerine onlar gidip kenttekileri öldürmeye başladılar.

İsrail uzun dönem işgaller altında kalıyor ve İsrailliler kendi tanrılarından umudu kesiyorlar. Bir çok katliam, çatışma yaşanıyor ve çatışmalar O'nun Tanrısı bizim tanrımız biçimiyle şekilleniyor. Yalnız şöyle bir durum var evveli Fenikeliler'in dini inancıda, ve İbrahim dönemide Sümer inancı ile özdeş olmakla-görünmekle- birlikde sadece Tanrı larının isimleri farklıdır. O dönemlerde toplumların -daha doğrusu ailelerin-kendilerine ait tanrıları vardır ve El(ilah) israilin atalarının tanrısıdır. Türdeşi ise Sümerler'de Enlil, Babilliler'de Marduk, Hititlerde Teşup(Taru), Yunan'da Zeus.... Hatta detay olarak aslen bu tanrıların ilgili toplumların soylu(egemen) ailelerinin ataları olduğu durumuda sözkonusu....

İbrahim konusu ise Musa konusu gibi ortadoğu efsanelerine bezenmiş olabilir. Çeşitli görüşler.

http://www.hermetics.org/Abraham.html

Ovidius
25-01-2010, 12:47
Sevgili Ahbap tebrikler çok güzel bir çalışma olmuş.

anlamak isteyene kısaca Tanrıların doğuşunu özetleyivermişin.
Ellerine sağlık.

ulpian
25-01-2010, 12:53
sevgili AhbAp,

tek kelimeyle harika! Eline, emeğine sağlık.

saygılarımla

UlulElbab
25-01-2010, 13:53
Akıldan Azamet ile Kudret meydana gelmiştir. Bunlar Tanrı'nın iki kolu mesabesindedir. Tanrı bunların birincisiyle hayatı doğurur: İkincisiyle onu yok eder. Kabbala tefekkürüne göre Tanrı hiçbir çıkar düşünmeden sevmek (aşk) ve kalp nuru aracılığıyla, ruh kendi benliğinden tecerrüt eder, aslına kavuşur. O zaman Tanrı'nın irade ve tefekküründen başka kendisinin irade ve düşüncesi kalmaz. İnsan için böyle bir İlahi Aşka malik olmak büyük nimettir).

Böylece zamanla Yahudilik İnancı gelişir, Sümer’in eski tanrıları meleklere, peygamberlere ve şeytanlara dönüşür (Tek Tanrı gene yalnız kalmaz).


Sümerler gerçektende belli sırlara vakıftı.

.Melek isimlerini ve Peygamberleri Tanrılara dönüştürmüşlerdir..

YERLERİN ve GÖKLERİ Tanrısı Hiç Değişmedi...O Allahtır.

Bediüs Semavati Vel Ard O dur.

Yer Tengri ve Gök Tennri yine O dur.

Olaylara ters açılardan bakıyoruz...Tanrılar meleklere dönüşmüyor,Sapmalar sonucu Bilge insanlar zamanla cahil kitlelere Tanrı diye lanse ediliyorlar...

Güzel bir Araştırma/Derleme ancak Hiyerarşide en üstte hep BİR TEK İLAH var.
Diğerleri nedense hep Güçlerini ondan alıyorlar..Yada Yakınlaşma Vesilesi oluyorlar.

Bazı anlatımlarda En üstteki diğerlerinin Gücünü kendisinde topluyor...

Ama sonuçta hep en üstte Bir var.


Kimin haklı olduğu konusuna girmeden,görüşümü belirtiyorum.

Saygılarımla...

AhbAp
25-01-2010, 14:11
Tüm değerli yorumlar ve katkılar için teşekkürlerimi sunarım.


Sevgili UlulElbab,

"Ama sonuçta en üstte hep BİR var" yorumuna katılmak mümkün değil. Metinde bunu anlattığımı sanıyorum. Hatta en başta, Sümerliler'in tanrılarının bile olmadığını, cisimler ve canlılar içerisindeki bir tür enerjiye inandıklarını yazdım. Ancak, insan aklının soyutu somutlaştırmak istemesi (işte ilkel din düşüncesinin en büyük temeli bu olsa gerek), bu güçleri Tanrılaştırma ihtiyacı doğurdu. Ve zaten devamında, hangi şekilde geliştiği çok açık (artık ilkel din düşüncesi olarak değil, politik bir güç unsuru, gökten yetkiler/görevler alındığı söylemleri şeklinde).

Şunu asla gözden kaçırmamalıyız diye düşünüyorum: Birbirini bu kadar etkileyen ve farklı isimlerle birbiri içinde yaşayan bu din düşünceleri ve gelenekler, bugün bile hâlâ yaşamaktadır. Dolayısıyla, her üç tek tanrılı din, genel olarak bu coğrafyanın bilinç altına yerleşen bu efsaneleri de derlemek zorundaydı. Bunları reddedip sıfırdan bir din yaratmak yerine, kaynağın şeklini değiştirmek daha mantıklıydı.

Ama şurası çok daha önemli: Sümerliler'den bu yana insanların bakış açısındaki bir şey hiç değişmedi: Soyutu somutlaştırma ihtiyacı. İşte bugün, bunu bize sağlayan bilimdir. Artık, tıpkı Sümerlilerin mitosları gibi, teist dinler de tarihin masalları arasında yerini çoktan almıştır/almalıdır.

İlk Tek Tanrının Marduk olduğu ile ilgili kısmı tekrar okumanı tavsiye edeceğim. Burada Marduk'un tek tanrı olarak ortaya çıktığını değil, İLAN EDİLDİĞİNİ görüyoruz. Sonra Marduk, bu ünvanını çeşitli kereler başka tanrılara kaptırıyor. Allah, bunlardan sonuncusudur. Baştan beri varolduğu düşüncesi, sadece bu konuda senin içsel ümidine dayanmakta olup, bunun böyle olduğunu gösteren bir kanıt yoktur.

Saygılarımla

Sangre
25-01-2010, 14:26
Bugün dünyadaki tek tanrılı dinlerin ilham vericisi olan Sümer Dini, önceleri tanrısız bir dindi. İnsanlar öncelikle büyük tabiat güçlerine taparlardı. Büyük tabiat güçleri pasifti, yaratıcı güçten yoksundu. Bu tabiat güçlerine sonradan Tanrısallık biçilmiştir. İnsan aklı somuttan soyuta doğru gelişmiştir ve soyut şeyleri Antik Çağların insanları somutlaştırmak istemiştir (dinler de bu ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır). Örneğin Ninurta, önceleri rüzgarın içindeki enerjiydi, sonraları Rüzgar Tanrısı oldu. (Ninurta ismi, fonetik değişimlerle önce Nimurt ve sonra da Nemrut olmuştur, Bitlis’teki Nemrut Dağı)
(Ninurta)

Dostum, yazını yavaş yavaş okuyorum ama okuduğum yerlerde kafama takılan yerler oluyor..

Yukarıdaki iletide ve sonrasında, bir tür 'enerjiden' bahsediliyor.. Bu enerjiyi, Antik Yunan'da da çoklukla kullanılan 'idea/ruh/tin' veya can veren 'nefs' manasında mı kullandın?

Çünkü o zamanlar, bugün fizik biliminde kullanılan 'enerji'den haberdar olduklarını düşünmüyorum.. Burayı biraz açarsan sevinirim.

Aynı zamanda burada soyuttan, somuta doğru gelişen bir durum var gibi geldi bana..

AhbAp
25-01-2010, 14:30
Dostum, yazını yavaş yavaş okuyorum ama okuduğum yerlerde kafama takılan yerler oluyor..

Yukarıdaki iletide ve sonrasında, bir tür 'enerjiden' bahsediliyor.. Bu enerjiyi, Antik Yunan'da da çoklukla kullanılan 'idea/ruh/tin' veya can veren 'nefs' manasında mı kullandın?

Çünkü o zamanlar, bugün fizik biliminde kullanılan 'enerji'den haberdar olduklarını düşünmüyorum.. Burayı biraz açarsan sevinirim.

Aynı zamanda burada soyuttan, somuta doğru gelişen bir durum var gibi geldi bana..

Sevgili Sangre,

Bu "enerji" kelimesi, bugün algıladığımız manada enerji değil elbette. Ancak Gönül Tekin'in bu ifadesini koruma yoluna gittim. Anlatılmak istenen, cismin ve canlının içinde var olan bir nevi "gizil güçtür".

İkinci kısımda ise bir yazım hatası var. Onu hemen düzeltiyorum. Zaten cümlenin devamında da "soyuttan somuta gidiş ihtiyacından" bahsedilmiş.

Teşekkürler.

ozgur_beyin
25-01-2010, 14:39
sevgili ahbab iyi bir derleme yapmışsın
bu programda gönül hanımın söylemediği ,hurufu mukatta, sümerlerden gelme büyü sembollerinin benzerleridir

AhbAp
25-01-2010, 18:18
sevgili ahbab iyi bir derleme yapmışsın
bu programda gönül hanımın söylemediği ,hurufu mukatta, sümerlerden gelme büyü sembollerinin benzerleridir

Çok haklısın Sevgili Özgür Beyin. Gönül Hoca, o programda bu konuya girmekten özellikle kaçındı. Korkuydu sebep elbette.

Bir de, İsa'nın göğün ikinci katında kalması ile ilgili bazı bilgileri paylaşmadı, "Burada anlatmıyorum çünkü yazacağım" dedi. Bunu da paylaşmış olmasını çok isterdim. Yayınları kendi adıyla değil Harvard etiketiyle çıktığı için, her an ulaşmak da zor.

Psiko
25-01-2010, 18:36
sevgili ahbab iyi bir derleme yapmışsın
bu programda gönül hanımın söylemediği ,
hurufu mukatta,
sümerlerden gelme büyü sembollerinin benzerleridir

Sevgili dostum ;

"Benzerleridir." dediğine göre bir bildiğin var.
Şuraya :
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=3406&highlight=hurufu+mukatta
devam edersen hem gözümüz hem gönlümüz açılır
Hem de konuda bilgilenmiş oluruz :)

frodo
16-02-2010, 22:05
Gözümden kaçmış, güzel bir çalışma olmuş. Yalnız bizim Afrodite'in ne işi var bu güzel çalışmada anlamadım.?? (Amaç güldürmek ise başarmış sevgili Ahbap.)

dilaver
17-02-2010, 00:05
Frodo yazmasa dikkatimi çekmeyecekti. Güzel bir çalışma sindirerek okumak gerekiyor. Ancak bazı noktalara dikkat çekmeden de geçemeyecegim. Ancak yavaş yavaş. İlki şu :

Musa’nın gerçekten kızdığı şuydu, artık boğa çağı bitmiş koç çağı başlamıştı ve insanlar yanlış puta tapıyorlardı.

Bilim tarihçileri ekinoksların gerilemesi olgusunun ilk olarak Anadolu'lu astronom Hipparkus tarafından İÖ 128 yılındakeşfedildiginde hemfikirdirler. Zaten Mitraizmin doguşu ve sırrı da bu bilgidedir. Mitra onun için bogayı öldürür. Ancak bu bilginin Musa tarafından bilinmesi mümkün degildi.

Yani boganın gerilemesi ve yerini Koç'un alması bilgisi Hipparkus'tan sonra ortaya çıkmıştır.

Musa döneminde ekinoks Boga daydı.

saygılarımla

AhbAp
17-02-2010, 02:13
Frodo yazmasa dikkatimi çekmeyecekti. Güzel bir çalışma sindirerek okumak gerekiyor. Ancak bazı noktalara dikkat çekmeden de geçemeyecegim. Ancak yavaş yavaş. İlki şu :

Musa’nın gerçekten kızdığı şuydu, artık boğa çağı bitmiş koç çağı başlamıştı ve insanlar yanlış puta tapıyorlardı.

Bilim tarihçileri ekinoksların gerilemesi olgusunun ilk olarak Anadolu'lu astronom Hipparkus tarafından İÖ 128 yılındakeşfedildiginde hemfikirdirler. Zaten Mitraizmin doguşu ve sırrı da bu bilgidedir. Mitra onun için bogayı öldürür. Ancak bu bilginin Musa tarafından bilinmesi mümkün degildi.

Yani boganın gerilemesi ve yerini Koç'un alması bilgisi Hipparkus'tan sonra ortaya çıkmıştır.

Musa döneminde ekinoks Boga daydı.

saygılarımla

Sevgili Dilaver Usta,

Bildiğim kadarıyla, Yahudi inancına göre Musa'nın M.Ö. 14. yy'da yaşadığına inanılıyor. Bu tarihte astrolojik çağ olarak dünya Koç Çağı'ndaydı.

Her 2150 yılda bir, çağın değiştiğini Antik Uygarlıklar biliyordu. M.S. 128'lere kadar sarktığını sanmıyorum ama araştıracağım.

Burada verdiğim bilgilerle ilgili olarak şuraya (http://zamaninruhu.blogspot.com/2009/02/astrolojik-caglar.html) ve şuraya (http://www.astroset.com/bilgi/astroloji/cag.htm) bakılabilir.

Saygılarımla

dilaver
17-02-2010, 02:18
Sevgili Ahbap

Bunu İÖ 128 den sonra ögrendiler ve bugün bunu iddia edebiliyoruz. Ama o dönem bilinmiyordu. Hipparkus bunu ortaya çıkaran ilk kişi. Dedigim gibi Mitra dininin gizemi de bu.

Dikkat edersen Mitraizm de hep Mitra bogayı öldürürken tasvir edilmiştir.

saygılarımla

AhbAp
17-02-2010, 02:36
Sevgili Ahbap

Bunu İÖ 128 den sonra ögrendiler ve bugün bunu iddia edebiliyoruz. Ama o dönem bilinmiyordu. Hipparkus bunu ortaya çıkaran ilk kişi. Dedigim gibi Mitra dininin gizemi de bu.

Dikkat edersen Mitraizm de hep Mitra bogayı öldürürken tasvir edilmiştir.

saygılarımla

Sevgili Dilaver Usta,

Gönül Hoca'nın konuyla ilgili anlattıklarını aşağıya tekrar alıntılıyorum:

Büyükbaş hayvancılıkla geçinen bölgelerde ise Tammuz, göğe çıkmış vahşi bir boğadır (Bu dönem, artık yaratıcı tabiat güçlerinin Tanrısallaştığı ve göğe çıkarıldığı M.Ö. 2500’lere rastlar). Bu dönemde Tammuz, Boğa burcunu simgeler. Güneşin ilkbaharda Boğa burcuna girmesi, Vahşi Boğa’nın güneş olarak 12 burcu geçerek sürmesi ve bir yılı meydana getirmesi demekti. Gök gürültüsü bu boğanın kükremesi, şimşek ise bu boğanın tanrısal hiddetidir.


http://i750.photobucket.com/albums/xx144/ledded/altnboa.jpg




Şunları da Vikipedi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Taurus_(tak%C4%B1my%C4%B1ld%C4%B1z))'den buldum:

Bu takımyıldızın (http://www.turandursun.com/wiki/Tak%C4%B1my%C4%B1ld%C4%B1z)boğa (http://www.turandursun.com/wiki/Bo%C4%9Fa)yla ilişkilendirilmesi çok eskilere dayanmaktadır. Bakır çağında (http://www.turandursun.com/wiki/Bak%C4%B1r_%C3%A7a%C4%9F%C4%B1) bu şekilde ilişkilendirildiği kesin olarak bilinmesine rağmen bazı bilim insanları bu ilişkilendirmenin yontma taş devrinin (http://www.turandursun.com/wiki/Yontma_ta%C5%9F_devri) sonlarına dayandırılabileceğini söylüyorlar. Münih Üniversitesi (http://www.turandursun.com/wiki/M%C3%BCnih_%C3%9Cniversitesi)'nden Michael Rappenglück, Lascaux (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Lascaux&action=edit&redlink=1)'deki (yaklaşık olarak MÖ 15.000 yılından kalma) mağaralardaki Boğalar Salonu'ndaki bir mağara resminde (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Ma%C4%9Fara_resmi&action=edit&redlink=1), Boğa'nın bir Pleiades tasviriyle birlikte yer aldığını düşünmektedir.[9] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-8) Ne var ki bu iddialar geniş çaplı olarak kabul edilmiş değildir.[10] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-9)
Boğa bakır çağı (http://www.turandursun.com/wiki/Bak%C4%B1r_%C3%A7a%C4%9F%C4%B1) ve erken tunç çağında (http://www.turandursun.com/wiki/Erken_Tun%C3%A7_%C3%87a%C4%9F%C4%B1), ilkbahar ılım noktasını (http://www.turandursun.com/wiki/Ekinoks) işaret etmiştir. MÖ 23. yüzyıl (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=M%C3%96_23._y%C3%BCzy%C4%B1l&action=edit&redlink=1) yakınlarında Pleiades, gökyüzünde Güneş'e en çok ilkbahar ılımında yaklaşıyordu. Babil astronomisinde, bu takımyıldız MUL.APIN (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=MUL.APIN&action=edit&redlink=1)'de GU4.AN.NA, "Cennetin (Göklerin) Boğası" olarak adlandırılmıştır.[11] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-10) Akatça (http://www.turandursun.com/wiki/Akat%C3%A7a)'da adı Shũr olarak geçer.[12] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-11) Yunan mitolojisinde (http://www.turandursun.com/wiki/Yunan_mitolojisi) Boğa, efsanevi Fenikeli (http://www.turandursun.com/wiki/Fenike) prenses Europa'yı (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Europa_(mitoloji)&action=edit&redlink=1) kaçırmak için büyüleyici bir boğa şeklini almış Zeus (http://www.turandursun.com/wiki/Zeus) ile ilişkilendirilir.


Bildiğim kadarıyla, bu çağların bu şekilde tasviri Sümer, Maya ve Mısır tarafından yapılmıştı. Ama bildiğim kadarıyla. Dediğim gibi, araştıracağım.

Saygılarımla

Unbeliever
17-02-2010, 10:17
Sevgili Ahbap,

Seni gerçekten de çok kıskandım (iyi anlamda). Araştırma ve yazım üslubun konusunda. Zaman ayırabilipte bu derece bilgilendirici yazıları bende yazmak isterdim. I envy you bro :)...

Keep it up...

Respects

Sevgiler....

RENAULTFERRARİ
17-02-2010, 19:44
Bu döneme kadar Sümerliler, gökbiliminde hayli ilerlemişlerdi. Akadların da etkisiyle bu gökbilimi ilerledi ve Tanrılar gökte konumlandırıldı. Hatta yeryüzünde, Eridu kentinde olduğuna inanılan cennet (yani Dilmun Ülkesi) bile gökyüzüne taşınmıştır. Cennetin Kralı Tanrı Enki’dir.


AHBAP !

bir yerde hata yapmışsın .. öyle hata ki herşeyi meydana çıkarıyor !
hatan şurası !

yukarıdaki sözlerde CENNETTEN behsedilmiş dimi !

soruyorum : Peki sümerlilerden tut nereye kadar gidiyorsa bütün insanlık tarihi boyunca hangi insan kendi kendine cennetin varlığına ve filan yerde bulunduğuna İNANIR ? (peygamberler hariç)
yani Peygambersiz.. cennetin varlığını kabul etmek kafalarda bu fikri barındırmak mümkün müdür ?
cevap=

bugün dünyada kurulmuş kainata kökünü salmış bir DİN İslamiyet olduğu halde
hala cennetin varlığına inanmayaraktan yaşayanlar var
bilmem ki sümerlilerden ve daha evvel ki zamanlarda NASILDI
İnsan PEYGAMBERSİZ CENNET DİYEMEZ !
 
peygambersiz.. bu acaip dünyada yaşayan musibetler ile hastalıklarla uğraşan insanoğlu hiç bir zaman HİÇ BİR ASIRDA.. kendi kendine kafasından cennet fikrini varamaz.. çıkaramaz

onun için Sümerlilerden evvelde Hak DİN beyanına yapmıştı

AhbAp
17-02-2010, 19:50
AHBAP !

bir yerde hata yapmışsın .. öyle hata ki herşeyi meydana çıkarıyor !
hatan şurası !

yukarıdaki sözlerde CENNETTEN behsedilmiş dimi !

soruyorum : Peki sümerlilerden tut nereye kadar gidiyorsa bütün insanlık tarihi boyunca hangi insan kendi kendine cennetin varlığına ve filan yerde bulunduğuna İNANIR ? (peygamberler hariç)
yani Peygambersiz.. cennetin varlığını kabul etmek kafalarda bu fikri barındırmak mümkün müdür ?
cevap=

bugün dünyada kurulmuş kainata kökünü salmış bir DİN İslamiyet olduğu halde
hala cennetin varlığına inanmayaraktan yaşayanlar var
bilmem ki sümerlilerden ve daha evvel ki zamanlarda NASILDI
İnsan PEYGAMBERSİZ CENNET DİYEMEZ !
 
peygambersiz.. bu acaip dünyada yaşayan musibetler ile hastalıklarla uğraşan insanoğlu hiç bir zaman hiç bir asırda.. kendi kendine kafasından cennet fikrini varamaz.. çıkaramaz

Sayın RENAULTFERRARİ,

Bazı şeylerin sizin tarafından kabulünün zor olması, onun mevcut olmadığı anlamına gelmez. "İnsan, PEYGAMBERSİZ CENNET DİYEMEZ!". Neden? Neden diyemesin? Gördüğünüz gibi, binlerce yıldır cennet-cehennem inancı var. Bu inançlar binlerce yıldır var olduğu için, sizin inancınızda da var. Copyright'ı İslam'da veya Tek Tanrılı-Peygamberli Dinlerde değil.

Fakat, "bahsedilen dönemde cennet-cehennem inanışı yoktu" şeklinde tarihi bilgileriniz ve belgeleriniz mevcutsa, bunları paylaşmanızı sabırsızlıkla bekliyorum.

Hayır, "Bence yoktur, mümkün değildir" diyorsanız, genel olarak Hissiyatçı arkadaşlarıma söylediğim sözü size de söyleyeyim: "Hissiyatın beni zerre kadar ilgilendirmiyor!"

RENAULTFERRARİ
17-02-2010, 22:38
RENAULTFERRARİ´isimli üyeden Alıntı http://www.turandursun.com/forumlar/images/geruh/buttons/viewpost.gif (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=289442#post289442)
AHBAP !

bir yerde hata yapmışsın .. öyle hata ki herşeyi meydana çıkarıyor !
hatan şurası !

yukarıdaki sözlerde CENNETTEN behsedilmiş dimi !

soruyorum : Peki sümerlilerden tut nereye kadar gidiyorsa bütün insanlık tarihi boyunca hangi insan kendi kendine cennetin varlığına ve filan yerde bulunduğuna İNANIR ? (peygamberler hariç)
yani Peygambersiz.. cennetin varlığını kabul etmek kafalarda bu fikri barındırmak mümkün müdür ?
cevap=

bugün dünyada kurulmuş kainata kökünü salmış bir DİN İslamiyet olduğu halde
hala cennetin varlığına inanmayaraktan yaşayanlar var
bilmem ki sümerlilerden ve daha evvel ki zamanlarda NASILDI
İnsan PEYGAMBERSİZ CENNET DİYEMEZ !
 
peygambersiz.. bu acaip dünyada yaşayan musibetler ile hastalıklarla uğraşan insanoğlu hiç bir zaman hiç bir asırda.. kendi kendine kafasından cennet fikrini varamaz.. çıkaramaz



Sayın RENAULTFERRARİ,

Bazı şeylerin sizin tarafından kabulünün zor olması, onun mevcut olmadığı anlamına gelmez. "İnsan, PEYGAMBERSİZ CENNET DİYEMEZ!". Neden? Neden diyemesin? Gördüğünüz gibi, binlerce yıldır cennet-cehennem inancı var. Bu inançlar binlerce yıldır var olduğu için, sizin inancınızda da var. Copyright'ı İslam'da veya Tek Tanrılı-Peygamberli Dinlerde değil.

Fakat, "bahsedilen dönemde cennet-cehennem inanışı yoktu" şeklinde tarihi bilgileriniz ve belgeleriniz mevcutsa, bunları paylaşmanızı sabırsızlıkla bekliyorum.

Hayır, "Bence yoktur, mümkün değildir" diyorsanız, genel olarak Hissiyatçı arkadaşlarıma söylediğim sözü size de söyleyeyim: "Hissiyatın beni zerre kadar ilgilendirmiyor!"

AhbAp !
inceliğini anlayamadınız evet ben iyi anlatamadım özür dilerim !
tekrar deniycem anlatmak için !

ilk Yazdığım yazıdaki inceliği okuyup görüp anlayanlar.. sizin şu son yazdıklarınızı baktıkların da.. kendilerin anladıkları O inceleği sizin anlayamadığınızı anlayacaklardır..


AhbAp !
"İnsan, PEYGAMBERSİZ CENNET DİYEMEZ!". Neden? Neden diyemesin? demişsin

bakın ! peygambersiz.. bu acaip dünyada
ne demek acaip dünya : mesela depresyonda olanı fazla olan şu dünyada yaşayan musibetler ile hastalıklarla uğraşan insanoğlu acaba hangi zamanda hangi asırda.. kendi kendine kafasından yaşadığı şu alemden cennet fikrini çıkaracaktır..
peygamberde vahy kuvveti var.. O büyük İnsan görüyorda söylüyor.. ve ona milyonlar inanıyor... o yüzden cennet var deniliyor

hissiyat meselesine gelince.. belki sen hislerinide kapıldın bunları söylüyorsun demek istiyorsun ama
bil ki Hakiki Muhammediler hisleriyle hareket etmezler.. onların önünde İnsaftan yapılmış bir terazi vardır orada daima hak ve hakikatten tartılır..
Hakikat: tabi olmaya mecbur olduğun kuvvenin adına denir..hüküm ekseredir.
dünyada hiç bir insan bu acaip alemde kendi kendine cennetin varlığını varamaz.. aklına bile gelmez..
meğer ki bir peygamber ona bildiriş olsun.. o vakit inanır...


şimdi ben sana sorayım Sen kendi kendine cennetin varlığına ve filan yerde bulunduğuna İnanırmıydın ! inanmazdın inanmıyorumda diyorsun
sen inanmazdın o inanmazdı.. peki kim inandıda sana CENNET VAR sözü gelmiş

şöyle mi oldu : Asırlar evvel bir insan buna inandı ondan duyuldu herkes inandı...
kim cennet var dedi
kim cennetin varlığınan inanır ki
peygambe bildirmeseydi.. bende inanmazdım cennetin varlığına
neden
çünkü hayat olumsuzlukları.. açılıkları cennetin varlığını değilde.. daha çok Hep böyle gidecek... daha kötüye gidecek bunu gösteriyor.. gibi ( yahut ben bu tefekkürde acz kaldım böyle görüyorum)
meğer ki bir peygamber doğrusunu talim etmiş olsunda..
o kişi O'na inansın.. iman etsin o vakit cennet var der..
var olduğuna inandı mıda tam ne olur..

AhbAp
17-02-2010, 22:48
AhbAp !
inceliğini anlayamadınız evet ben iyi anlatamadım özür dilerim !
tekrar deniycem anlatmak için !

ilk Yazdığım yazıdaki inceliği okuyup görüp anlayanlar.. sizin şu son yazdıklarınızı baktıkların da.. kendilerin anladıkları O inceleği sizin anlayamadığınızı anlayacaklardır..


AhbAp !
"İnsan, PEYGAMBERSİZ CENNET DİYEMEZ!". Neden? Neden diyemesin? demişsin

bakın ! peygambersiz.. bu acaip dünyada
ne demek acaip dünya : mesela depresyonda olanı fazla olan şu dünyada yaşayan musibetler ile hastalıklarla uğraşan insanoğlu acaba hangi zamanda hangi asırda.. kendi kendine kafasından yaşadığı şu alemden cennet fikrini çıkaracaktır..
peygamberde vahy kuvveti var.. O büyük İnsan görüyorda söylüyor.. ve ona milyonlar inanıyor... o yüzden cennet var deniliyor

hissiyat meselesine gelince.. belki sen hislerinide kapıldın bunları söylüyorsun demek istiyorsun ama
bil ki Hakiki Muhammediler hisleriyle hareket etmezler.. onların önünde İnsaftan yapılmış bir terazi vardır orada daima hak ve hakikatten tartılır..
Hakikat: tabi olmaya mecbur olduğun kuvvenin adına denir..hüküm ekseredir.
dünyada hiç bir insan bu acaip alemde kendi kendine cennetin varlığını varamaz.. aklına bile gelmez..
meğer ki bir peygamber ona bildiriş olsun.. o vakit inanır...


şimdi ben sana sorayım Sen kendi kendine cennetin varlığına ve filan yerde bulunduğuna İnanırmıydın ! inanmazdın inanmıyorumda diyorsun
sen inanmazdın o inanmazdı.. peki kim inandıda sana CENNET VAR sözü gelmiş

şöyle mi oldu : Asırlar evvel bir insan buna inandı ondan duyuldu herkes inandı...
kim cennet var dedi
kim cennetin varlığınan inanır ki
peygambe bildirmeseydi.. bende inanmazdım cennetin varlığına
neden
çünkü hayat olumsuzlukları.. açılıkları cennetin varlığını değilde.. daha çok Hep böyle gidecek... daha kötüye gidecek bunu gösteriyor..
meğer ki bir peygamber doğrusunu talim etmiş olsunda..
o kişi O'na inansın.. iman etsin o vakit cennet var der..
var olduğuna inandı mıda tam ne olur..

Sayın RENAULTFERRARİ,

Bu yazınıza vereceğim özel bir cevap yok; bir öncekinin tekrarı olur bu. Kısa bir araştırma ile, dünyada binyıllardır cennet-cehennem inancının olduğunu gösteren sayısız tarihi metin ve arkeolojik bulguya rastlarsınız. Bunun aksini gösteren bilgi-belge varsa, buyrun ortaya koyun diyorum. Daha ne diyeyim? Niye ezberden konuşuyoruz?

Bu arada ilginç bir kapı açtığınızı söylemeden edemeyeceğim. Belirttiğim gibi, bu sayısız net kanıta ulaştığınız takdirde, bunların peygamber söylemleri ile oluşmuş olamadığını gördüğünüzde, inancınız ile ilgili bazı şeyleri sorgulama noktasına mı kayacaksınız acaba? Çünkü bu iddiaya "mümkün değil" diyorsunuz. Mümkün olduğunu gördüğünüzde ne yola gideceksiniz, ne düşüneceksiniz?

Bu ezbere konuşmalara daha fazla katkım olmayacak. Ortaya koyacağınız somut verileri bekleyeceğim.

RENAULTFERRARİ
17-02-2010, 22:57
dünyada binyıllardır cennet-cehennem inancının olduğunu gösteren sayısız tarihi metin ve arkeolojik bulguya rastlarsınız
evet işte bende onu diyorum siz anlamıyorsunuz
Allah Tarafından indirilen bir din olmasaydı bin yıllardır cennete inanan olamıycaktı..
dünya ne devreler geçirmiştir.. ilk önce tevhid sonra putperestlik sonra tevhid sonra putperestlik.. böyle ne devreler geçirmiştir.. KAÇ YÜZÜN BİN PEYGAMBER GELMİŞTİR

AHBAP !

BURAYA KADAR KONUŞTUKLARIMIN ÖZÜ ŞU :
bin yıllar evvelki putperestlikteki Cennet kavramı.. Allah tarafından indirilen dinin ÜRÜNÜDÜR diyorum..
ÇÜNKÜSÜ DE ŞU : kimse peygambersiz BU ACAİP DÜNYADA cennet kavramını kendi kafasında barındırmaz cennet fikrini bulamaz..


Ayrıca: o uzun yazılarınız.. arkeolojik bulgulardan bilgilenen insanın hayaline çarpıtıp size getirdiği şeylerdir..
bin yıllar evvel ki insanlar madem ki itiraz edemiyorlar onlara herşeyi söyletirebilirsiniz

AhbAp
17-02-2010, 23:11
evet işte bende onu diyorum siz anlamıyorsunuz
Allah Tarafından indirilen bir din olmasaydı bin yıllardır cennete inanan olamıycaktı..
dünya ne devreler geçirmiştir.. ilk önce tevhid sonra putperestlik sonra tevhid sonra putperestlik.. böyle ne devreler geçirmiştir.. KAÇ YÜZÜN BİN PEYGAMBER GELMİŞTİR

AHBAP !

BURAYA KADAR KONUŞTUKLARIMIN ÖZÜ ŞU :
bin yıllar evvelki putperestlikteki Cennet kavramı.. Allah tarafından indirilen dinin ÜRÜNÜDÜR diyorum..
ÇÜNKÜSÜ DE ŞU : kimse peygambersiz BU ACAİP DÜNYADA cennet kavramını kendi kafasında barındırmaz cennet fikrini bulamaz..


Ayrıca: o uzun yazılarınız.. arkeolojik bulgulardan bilgilenen insanın hayaline çarpıtıp size getirdiği şeylerdir..
bin yıllar evvel ki insanlar madem ki itiraz edemiyorlar onlara herşeyi söyletirebilirsiniz



Bu ezbere konuşmalara daha fazla katkım olmayacak. Ortaya koyacağınız somut verileri bekleyeceğim.

Somut verilerin ne olduğunu belirtmek adına: Varlığından bu kadar emin olduğunuz "binyıllar öncesi indirilen" dinin, cennetin-cehennemim varlığını bir topluma ilk duyuran peygamberin, o toplumun ve diğer yüzbinlerce peygamberin isimleri nelerdir?

RENAULTFERRARİ
18-02-2010, 00:09
Somut verilerin ne olduğunu belirtmek adına: Varlığından bu kadar emin olduğunuz "binyıllar öncesi indirilen" dinin, cennetin-cehennemim varlığını bir topluma ilk duyuran peygamberin, o toplumun ve diğer yüzbinlerce peygamberin isimleri nelerdir?


ilk Pyegamberin adı: Hazreti Ademdir
yüzbinlere peygamber gelmiştir.. (isimleri hakkında biraz bilgi edinilebilir
ama peygamberimizn verdiği habere göre bu dünya yüzbinlece adem devresi geçirmiştir.. yani yüzbinlece değil.. nivilyon peygamber bu aleme gelmiştir)

somut veriler olarak buna: MİLYARLA insan şahittir.. (Bu müşahadeden sonra yani SOMUT olanı her gün gözünüzle gördükten sonra başka hüccet isteni rmi gözünle görmüşsün.. artık bana bir delil göster denilebilir mi)
yani ben size bir şeyi ispat etmeme gerek yoktur
ben ispat etmeye mecbur değilim muhtaç değilim..
siz muhtaçsınız mecburusunuz
eğer başka bir ismi vardı veya şöyleydi böyleydi diyorsanız..
lütfen arkanızdan benim gibi milyarla insan şahit getiriniz !

ilk peygamberin hazreti adem olduğunu
benim bir somut verim daha vardır : O DA SİZSİNİZ
eğer birisi bana bu konu hakkında soru soracak olursa..
sizi göstereceğim inanmazsanız sorun hazreti adem kimdir diye.. İsmini tanır bilir
size söyler inanır inanmaz O ayrı ama.. isim olarak bilir diyerekten..
SOMUT VERiM OLARAK SİZ YETERSİNİZ şahit olarak !

daha çok somut verim vardır yaa !

benim ispat etmeme gerek yoktur..
ama tenezzül ettim size misal verdim..
yoksa size hiç bir şeyi kanıtlamak ispat etmek mecburiyetinde hiç Değilim
HİÇ OLAMAMDA.. çünkü Milyarla insan buna Şahittir..
daha doğrusu insan sayısı olarak senleri asırlarıda katarsak.. bütün mevcudat bana şahittir..

yüzbinlece peygamber gelmiştir... somut verim olarak sizde buna dahilsiniz
milyonla varlık buna şahittir..

sizin arkanızdan 10 kişi bile hatta bir şahitiniz bile getiremezsiniz
çünkü Ben DİNE inanmıyorum diyen bir insanın bile hali güzelçe tetkik edildiği fakit
onun o hal-i inkarı bile DİNİN ve beyan ettiklerini BİR TASDİKTİR..
ben hiç bilmeyen bir insana.. o İnanmayanı sahit olarak gösterebilirim !


ve dine inanan insandan daha fazla DİN İLE MEŞGUL OLUR.. aleyhinde ESERLER yazar.. evet Peygamberler.. asırlar geçtiği halde bile kendisini inanmayanı daha fazla kendisiyle meşgul eder.. benimle meşgul olucaksın kıpırdanmak yasak der..
beni anıcan beni araiştırıcan.. hep benle meşgul olucan işte buna vahy kuvveti denir
gözle gözükmez işte böyle eserlerinden belli olur
mesela işte Siz. din Peygamberler hakkında yazmış oluğunuz eser hakkında az mı uğraştınız ! elbette kıpırdanmak yasak peygamberler kendisine inanmayanı daha fazla kendisiyle meşgul eder

halbuki.. dine inanmayan bir insanın HALİ.. dinin yanına bile yaklaşmamak..
hiç meşgul olmamak.. olmalıydı..
hayatı bu boş iş ile geçirmemeliydi..
banane diyip geçmeliydi.. hiiiç umurunda bile olmamalıydı..

güneşinzaptıyakın
18-02-2010, 00:15
................... KAÇ YÜZÜN BİN PEYGAMBER GELMİŞTİR

.......................... Şimdi vu hususu oldu varsayalım ve İslam adına bakalım duruma:

1- ''Allah'ın'' yarattığı İnsanlar o kadar çok dinden çıkıyorlar ki yüzninlerce defa çıktıkları için; KAÇ YÜZÜN BİN PEYGAMBER GELMİŞTİR
2- İnsanlar o kadar aptal ki ortada bu kadar şey varken dinden çıkmışlardır; KAÇ YÜZÜN BİN PEYGAMBER GELMİŞTİR
3- ''Allah'' kendi yarattığı İnsanlara yüz binlerce defa hakim olamadığı için; KAÇ YÜZÜN BİN PEYGAMBER GELMİŞTİR
4- ''Allah'' kaderini önceden belirlediği İnsanlara yüzbinlerce defa saptırdığı için; KAÇ YÜZÜN BİN PEYGAMBER GELMİŞTİR
5- ''Allah'' yarattığı İnsanlara yüzbinlerce defa kendini anlatamadığı için: KAÇ YÜZÜN BİN PEYGAMBER GELMİŞTİR
6- Yüzbinlerce Peygamber ''Allah'ı'' anlatamadığı için: KAÇ YÜZÜN BİN PEYGAMBER GELMİŞTİR
7- Yüzbinlerce peygamber ''Allah'ın'' dinini anlatamadığı için: KAÇ YÜZÜN BİN PEYGAMBER GELMİŞTİR
8- İslama göre Dünya'nın yaşı ortalama olarak 7000'dir. En yaygın rakam olan 124,000 peygamber üzerinden hareketle ve Muhammed son peygamber olduğuna göre: 7000-1400=5600 yıl üzerinden 124,000/5600=22,1 yıl yaparki buda bizleri ortalama olarak her 22,1 yılda bir peygamber gönderildiğine getirirki buda gene bizleri derdini bir türlü anlatamayan bir tanrıya yada beceriksiz 124,000 peygambere götürür

Devam edilecek olursa bu ve benzeri bir çok husus ortaya konulabilir...

güneşinzaptıyakın
18-02-2010, 00:25
Düzeltme: 5600/124000= 0.045 yıl yapar ki bu da her 16 günde 1 peygamber gelmesi demektir.

Not: ''Allah'ıma'' şükürler olsun vahiy geldide yanlıştan döndüm :D

RENAULTFERRARİ
18-02-2010, 00:35
AHBAP !
konuşmanız özeti şu.. tabi detaylarınıda okumanızı isterim fakat özeti şu :
taştan somut veri mi daha üstündür..
yoksa bütün mevcudatın bana şahit olaması mı ? evet Milyarla İNSAN bana şahittir

bakın bu dediğin avrupada kurulmuş bir KAİDEDİR..
eğer inkar ediyorsanız lütfen bütün mevcudatı şahit getiriniz derler
çünkü tasdik eden Bir İNSAN ASLA İSPAT etmeye mecbur ve MUHTAÇ değildir.. çünkü ona bütün mevcudat şahittir.. etrafından kim varsa milyarla insan ona şahittir..

***
peygamberimiz
inallahe halakal ademel malum bade miet elfe elfe adem buyurmuşlar
manası :
sizin bildiğiniz adem devresinden evvel bu kainat yüzbinlerce adem devresi geçirmiştir.
siz son ademin çocuklarısınız..

yani yüzbinlerce peygamber değil..
sayıyıya girmeyecek kadar nivilyon peygamber gelmiştir..



BİLGİLENDİRME !

dine göre Dünyanın ömrü ne kadardır : Tevratta 70000 yetbişmin sene olarak geçer Kuranı Mübinde: ayeti celilede Allaha göre bir gün bin yıla eşittir.
hesaplanırsa.. 220 milyar küsür sene yapar.. bununda ne kadar geçmiş ne kadar kalmıştır Allah Bilir

GÖK.BÖRÜ
18-02-2010, 00:53
Eline sağlık kardeşim.Gerçekten benim için çok yararlı oldu.Sağol.

cenkk_istt
18-02-2010, 01:17
sewgili ahbab
gerçekten daha önceki yazılaın gibi yine kaliteli ve güzel bir çalışma yapmışsın emegine saglık
dünya tarihine baktıgımız zaman sumer lerde olsun hz musa döneminde olsun hz isa ve hz muhammed döneminde olsu uyarlanılan dinlere baktıgımız zaman hepsininde birbirinin kopyası oldugunu söyluyorsun daha dogrusu yazdıklarını özetlersek öyle anlıyoruz.
şimdi dinlere baktıgımız zaman gercektende isimler farklı olsada hepsindede( cennet cehennem ve melekler vb.)hemen hemen bazı farklar dışında aynı oldugunu goruyoruz.
soracagım soru şu.bütün bu inanışların birbirinin aynı olması bir yaratıcı ve kutsal bir dinin oldugunu kanıtlamıyormu yada en azından bir yaratıcı olma ihtimalini güclendirmiyormu?
geçmişten şimdiye kadar yaşayıpta ölen 100 milyarca insan bu dinlere inanmış ve bir yaratıcıya tapmıştır putperesler bile putları allah a yakınlaşmak için aracı olarak kullanırlardı
egerki hz adem den bu yana insanların bu inanışıları birbirine benzemeseydi bence o zaman çelişki olurdu .unku kime tapacaımızı bilemezdik ama sumerlerden tut butun inanışlara hepsi tek bir tanrıya tapıyorlar

AhbAp
18-02-2010, 01:53
sewgili ahbab
gerçekten daha önceki yazılaın gibi yine kaliteli ve güzel bir çalışma yapmışsın emegine saglık
dünya tarihine baktıgımız zaman sumer lerde olsun hz musa döneminde olsun hz isa ve hz muhammed döneminde olsu uyarlanılan dinlere baktıgımız zaman hepsininde birbirinin kopyası oldugunu söyluyorsun daha dogrusu yazdıklarını özetlersek öyle anlıyoruz.
şimdi dinlere baktıgımız zaman gercektende isimler farklı olsada hepsindede( cennet cehennem ve melekler vb.)hemen hemen bazı farklar dışında aynı oldugunu goruyoruz.
soracagım soru şu.bütün bu inanışların birbirinin aynı olması bir yaratıcı ve kutsal bir dinin oldugunu kanıtlamıyormu yada en azından bir yaratıcı olma ihtimalini güclendirmiyormu?
geçmişten şimdiye kadar yaşayıpta ölen 100 milyarca insan bu dinlere inanmış ve bir yaratıcıya tapmıştır putperesler bile putları allah a yakınlaşmak için aracı olarak kullanırlardı
egerki hz adem den bu yana insanların bu inanışıları birbirine benzemeseydi bence o zaman çelişki olurdu .unku kime tapacaımızı bilemezdik ama sumerlerden tut butun inanışlara hepsi tek bir tanrıya tapıyorlar

Sevgili cenkk_istt,

Önce, incelikli sözlerin için teşekkür ederim. Sorularına, dilim döndüğünce cevap vermeye çalışayım.

Şurada (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=16285) açtığım bir başlık daha var Sümerlerle ilgili. Buradaki başlığın giriş kısmında şu ayetler yer alıyor:

Furkan 4-6: İnkar edenler, “Bu Kuran, Muhammed’in uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir. Başka bir topluluk da bu konuda ona yardım etmiştir” dediler. Böylece onlar haksız ve asılsız bir söz uydurdular. “(Bu Kuran, başkalarından) yazıp aldığı öncekilere ait efsanelerdir. Bunlar ona sabah akşam okunmaktadır” dediler. (Ey Muhammed!) de ki: “O kitabı göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Hûd 13: Yoksa “onu (Kuran’ı) uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi Allah’tan başka gücünüzün yettiklerini de (yardıma) çağırıp, siz de onun gibi uydurma on sure getirin.
Enbiya 24: Yoksa ondan başka ilahlar mı edindiler? De ki: “Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı (hiçbirinde birden fazla ilah olduğuna dair hiçbir delil yok). Şüphesiz çokları bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler.”
Fatır40: De ki: “Allah’ı bırakıp da taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana, onlar yerden ne yaratmışlardır?” Yoksa onların göklerde bir ortakları mı var? Yoksa kendilerine bir kitap verdik de, o kitaptan, açık bir delile mi sahip bulunuyorlar? Hayır, zalimler birbirlerine aldatmadan başka hiçbir şey vaat etmezler.
Ahkaf 4: De ki: “Allah’ı bırakıp da taptıklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin, yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa göklerin yaratılışında onların bir ortaklığı mı var? Eğer doğru söyleyenler iseniz bundan önceki bir kitap, yahut bir bilgi kalıntısı olsun getirin bana!”
Hakka 51: Şüphesiz Kuran, gerçek kesin bilgidir.

Bu ayetlerden görüldüğü üzere Kuran, geçmişle olan bağları reddediyor. Eskinin inançlarını "sapıklık" olarak adlandırıp, Kuran'da mevcut şeylerle eskilerin bir bağı varsa delil istiyor.

O başlıktaki bilgilere bir göz atmanızı öneririm. İnsanları yaratırken içkiyi fazla kaçırıp sarhoş olan tanrılar, göğün duvarının dibine korkuyla sinen ve dövünen tanrılar, sunulan kurbana sinekler gibi üşüşen tanrılardan söz ediliyor. Bu tanrılara putlar aracılığıyla tapılıyordu. Bunların tek tanrı inancıyla açıklanması olanaksızdır. Ancak söylenceler ve mitoslar, Ortadoğu'nun bilinçaltına yerleşen bu masalların, tek tanrılı dinlerle biraz biçim değiştirerek devam ettiklerini gösteriyor. Yani aslında olay çok açık.

Tek tanrılı dinlerin kutsal kitapları, her ne kadar bunları içlerinde barındırsalar da, bu bağlantıları reddetmişlerdir. Kuran'ın meydan okuması ise çok açık.

Saygılarımla

cenkk_istt
18-02-2010, 15:33
sewgili ahbab
verdigin bilgiler için sgl
ama yinede tam aydınlandım desem yalan olur
kafam takılan soru bu yaratılıs efsanesi olsun cennet cehhenem tanrı inanç vb fikirler kendiliginden mi oluştu ve bu inançlar neden insanlara mantıklı geliyorve neden bu kadar inanan var ezelden beri. objektif düşündügün zaman mantıksızda görünmüyoralternatif bir düşünce veya bir inanış olmadıgından olabilirmi belkide bir gün bu soruların cevabınıda bilim dünyası verir

saygılar

vartor
19-02-2010, 07:54
sewgili ahbab
gerçekten daha önceki yazılaın gibi yine kaliteli ve güzel bir çalışma yapmışsın emegine saglık
dünya tarihine baktıgımız zaman sumer lerde olsun hz musa döneminde olsun hz isa ve hz muhammed döneminde olsu uyarlanılan dinlere baktıgımız zaman hepsininde birbirinin kopyası oldugunu söyluyorsun daha dogrusu yazdıklarını özetlersek öyle anlıyoruz.
şimdi dinlere baktıgımız zaman gercektende isimler farklı olsada hepsindede( cennet cehennem ve melekler vb.)hemen hemen bazı farklar dışında aynı oldugunu goruyoruz.
soracagım soru şu.bütün bu inanışların birbirinin aynı olması bir yaratıcı ve kutsal bir dinin oldugunu kanıtlamıyormu yada en azından bir yaratıcı olma ihtimalini güclendirmiyormu?
geçmişten şimdiye kadar yaşayıpta ölen 100 milyarca insan bu dinlere inanmış ve bir yaratıcıya tapmıştır putperesler bile putları allah a yakınlaşmak için aracı olarak kullanırlardı
egerki hz adem den bu yana insanların bu inanışıları birbirine benzemeseydi bence o zaman çelişki olurdu .unku kime tapacaımızı bilemezdik ama sumerlerden tut butun inanışlara hepsi tek bir tanrıya tapıyorlar

tek bir tanrıya tapıyorlar Tapmak sart da sart olmasina, neye taptiklari muhim olan, degil mi?
Insanlarin izah edemedikleri tabiat olaylarini, insanustu bir varligin yaptirdigina inanmalari "tek tanriya tapma"yla baslamadigini hepimiz biliyoruz. agaca ota, havaya suya, gunese aya, yanar daglara, engin denizlere, ve daha belki binlerece tanrilara tapmis olmalari, ve sonra da bu tanrilari yenileriyle, son modelleriyle degistirdiklerini goremiyor musunuz?
Hala semavi dinlerin inanci dogrultusunda bir tanriya tapmayan milyarlarca insan oldugundan da haberimiz yok galiba cogumuzun.
en komigi de, ateistlere yoneltilen "peki siz neye taparsiniz sorusunu defalarca foruma getirenler; o kadar eminler ki ille de herkesin tapinacagi birsey olmasi gerektigine, ateistlerin taptigi birsey olmadigini anlamakta zorluk cekiyorlar.
Sevgili AhbAp'in fazla detaya girmeden ozetledigi Sumerler in dini inanislarinda bile, musluman allahinin izlerini gorebilenler, sadece kendilerini tatmin etmege ugrasanlardir.
Degerli derlemen icin tesekkurler sevgili AhbAp, ellerine saglik.

Yergin
19-02-2010, 10:10
Düzeltme: 5600/124000= 0.045 yıl yapar ki bu da her 16 günde 1 peygamber gelmesi demektir.

Not: ''Allah'ıma'' şükürler olsun vahiy geldide yanlıştan döndüm :D

Yanlış bir mantık yürüttüğünüzü görmeniz lazımdı aslında burada sayın Güneş,

124.000 peygambere, Hz. İsa, Hz. Musa, Hz. İbrahim dahil değil midir? Dahildir. Peki bu peygamberler 16 günmü peygamber olmuşlar? Hayır.

5.600 / 124.000 denklemi yanlış bir mantık bence.

Varsayımda bulunmadan önce bir araştırayım, ondan sonra yazarım buraya.

Saygılar

güneşinzaptıyakın
19-02-2010, 10:34
Envyme: Ben 16 günde bir peygamber gelmiş demiyorum, bunu bazı tarikatlar söylüyor, bende senin gibi bu saçmadır diyorum ama bu tarikatlar ısrarla 16 günde bir peygamber gelmiştir diyorlar. Hatta bildiğimiz gibi bazıları 400 bin peygambere kadar çıkarıyorlar bu rakamı, yani bence esas kaynak olan Kur'andaki 25 (1 tanesi tartışmalı) peygamber ile 400 bin peygamberden söz ediliyor İslam'ın içinde ve doğal olarak bende soruyorum ey cemaati müslimin 16 günde bir peygamber gönderilmiş olması normalmidir? seninde değindiğin gibi içlerinde İslam'a göre 1000 sene yaşamış olanlarda dahil olmak üzere tüm peygamberlere tezat oluşturmuyormu?

Tüm bu daha fazla soruyu bende İslama soruyorum ama millet ısrarla kendi mucizesine inanmak istiyor, senin gibi mantıklı düşünüp soru soran malesef çok az.

ALKA
19-02-2010, 13:06
Düzeltme: 5600/124000= 0.045 yıl yapar ki bu da her 16 günde 1 peygamber gelmesi demektir.

Not: ''Allah'ıma'' şükürler olsun vahiy geldide yanlıştan döndüm :D

Bir de bu hesaba,


"Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir".
(Mearic Suresi, 4)

varsayimini ekledigimizde her 16 günde bir gelen peygamberlerden cogunun da cebrail hala yolda olacagi icin onunla görüsme sansi olmadigi cikarimini da bu mantik silsilesine(!) dahil etmek gerekecektir. Isa ile Muhammed peygamberleri arasinda sadece 600 küsür bir zaman araligi oldugu icin bu iki peygamberden birinin de Cebrail ile görüsmedigini, görüsmüsse en azindan birden cok ve posta görevini üstlenen Cebrail'lerin var olabilecegi ihtimalini de düsünmek lazim gelecektir. Eger gercekten Adem 7000 yil önce yasamissa bugün Adem disinda hic bir peygamberin de, Cebrail Allah'tan haber almaya gittigi ve bu sürec 50bin yil sürecegi icin onunla tanisamamis oldugu sonucunu da düsünmemiz gerecektir.

al bundy
19-02-2010, 23:38
Ahbap,

Güzel bir derleme olmuş, yazının sonuna ek olarak kaynakçanı koyarsan biz de araştırma fırsatı buluruz.



Senin yazın

Akad Kralı I. Sargon’un, imparatorluğunu batıya ve kuzeye doğru genişletmesiyle birlikte, Sümerin hem uygarlığı hem de dini yayılmaya başlıyor. Batıya ilerledikçe önce Akdeniz’de Fenikelileri, Lübnan ve Palestine (Filistin) topraklarını etkilemeye başlar. Buradaki semitik toplumlarda İnanna’nın adı artık Ishtar(İştar)’dır, Fenikeliler ise İnanna’ya Astarte derler.

Fenike’de Astarte, Adonis’e aşıktır. Adonis, tıpkı Tammuz gibi hem bitki hem de güneş tanrısıdır, yılın belirli zamanlarında ölür ve ölümü yine bir domuz yüzünden olur. Yani Tammuz, artık burada Adonis olmuştur.

Fenikelilerin denizci bir millet olmaları nedeniyle, doğunun mitolojisi, dinleri, tanrı ve tanrıçaları batıya doğru yola çıkar ve öncelikle Yunan ve Roma topraklarını etkiler. Batı, yine Doğu’dan etkilenir ve kökü Sümerlilere dayanan bu dini kendi motifleriyle işler. Mesela Astarte olan İnanna, artık Antik Yunan’da Aprodithe(Afrodit) olmuştur.Bu yazına ek olarak İştar'ın Yahudilerdeki karşılığı "Aşera (Ashera)" dır. Bu tanrıça Yahudilere tıpkı Ba'al gibi Asurlulardan geçmiş olmalıdır. Bu geçiş dönemi de muhtemelen Asurluların işgali döneminde veya öncesinde olmalıdır.

Aşera için

http://en.wikipedia.org/wiki/Asherah

http://www.bibliotecapleyades.net/imagenes_mistic/jeohovah01_01.jpg
http://www.goddessgift.net/images/goddess-ashera-SS-ASH.jpg


Musa'ya gelen 10 Emir'i hatırlayacak olursak ilk iki maddesi şu şekildedir



Karşımda başka ilahların olmayacak.
Kendin için oyma put, yukarda göklerde olanın, yahut aşağıda yerde olanın, yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın, onlara eğilmeyeceksin ve onlara ibadet etmeyeceksin.

Asur işgaline kadar Yahudilerde tek tanrı inancı yoktu. Aşerah da tanrıça olarak Yahudilerin taptıklarından biriydi. Fakat Asur işgalinde mahvolan Yahudiler bu emirleri hatırladılar ve diğer tanrıları sildiler, bir tek Yehova kaldı. Yahudilikte tek tanrı inancının gelişimi de bu şekilde oldu.

Şimdi Asur işgali öncesine gidersek, Yahudilerin bu iki emir de dahil olmak üzere 10 Emir'e uymadıklarını görüyoruz. Fakat Asur işgali sonrası felaketin tanrı Yehova'ya ve emirlerine uyulmaması yüzünden geldiğini düşünen Yahudiler, emirleri uygulamaya sokmuşlar, Aşerah da dahil olmak üzere Yehova'dan başka tanrı bırakmamışlar, tek tanrıya dönmüşler ve kendi yaptıkları putları yok etmiş veya saklamışlardır.

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=214887&postcount=8

Yukarıdaki linkteki belgeselde(*) de anlatıldığı gibi Yahudilerdeki Aşera putlarının hepsi Asur işgali öncesi döneme aittir, daha sonrasına ait tek bir put veya ima yoktur (belgeselde yapılan kazılarda işgal öncesi döneme ait birçok Aşera heykelinin bulunuşunu görebilirsiniz). Zaten Tevrat'ta da birçok kere Aşera kötü bir şekilde ve put olarak anılmaktadır. Bunun nedeni de malum, 10 Emir'e uymamanın sonucunda gelen Asur işgali ve felaket, bunun sonucunda da eski tanrılara oluşan düşmanlıktır.





Akadlardaki İştar, Yahudilerdeki Aşerat adlı tanrıça ve islama da geçen ve günümüze kadar gelen şeriat ve aşure kelimelerinin kökeni de bu İştar olabilir. Şeriat, aşure, Kibele, bereket vb. ve Asur bağlantısı ve daha fazlası için

http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=26087&st=0


Zaten hepsi semitik olan dillerdeki ünsüzlere bakacak olursak ".ş.r.t" şeklindeki ünsüzlerin sabit kalarak sadece ünlülerin değiştiği isim şekilleri de (aşure, aşera, aşerat, iştar, şeriat) bunu gösterir.

Yazına, Akad tanrıçası İştar'ın Yahudilere Aşera olarak geçtiğini ekleyebilirsin.


(*) Çok önceden yazmıştım fakat ilgilenen çıkmadı. Sen de yönetimde olduğun için tekrarlayayım. Bahsettiğim belgesel National Geographic Channel yapımıdır ve özellikle Tevrat ve semavi dinlerin kökeni konusunda çok faydalıdır. En önemli özelliği ise Tevrat'taki iddiaları arkeolojik bulgularla karşılaştırmasıdır. Tercüme grubundakiler ne kadar yoğundur bilemiyorum ama belgeselin Türkçeye çevrilmesi veya Türkçe altyazı eklenmesi konusundaki isteğimi buraya da yazayım.

al bundy
19-02-2010, 23:51
Ahbap,


Başlıktaki yazında bir şeye itirazımı belirteyim

Mesela Astarte olan İnanna, artık Antik Yunan’da Aprodithe(Afrodit) olmuştur.

Sümerdeki İnanna,
Akad'daki İştar,
Yahudilerdeki Aşera,
Anadolu'daki Kibele
Yunan'da Afrodit değil "Artemis" olması gerekir.


Ayrıca bir önceki mesajımdaki ".ş.r.t" ünsüzlerini içeren bereket tanrıçaları ve aşure konusunda ek olarak verdiğim linkteki bir yazıdan buraya aktarıyorum

Dolayısıyla, Arapça sanıdığınız bütün kelimeler, İbranicedir.
İbranice ise, yahudilerin uydurduğu bir dil değil, sümerce, Asurca, Akadca gibi diğer semitik dillerden karma yapılarak ortaya çıkmış bir dildir.

Şeriat kelimesi ise kökeni Asurca olan bir kelimedir.
Manası ise, "Aşure'in kanunları" dır. (Aşur da deniliyordu)

Aşure kimdir?

Aşure Asur'luların yiyecek ve bereket tanrısıdır. Ana vatanı, Asurlular'ın Ashur kentidir. Daha doğrusu o kent onun adına kurulmuştur.
Asur aslında A-şur olarak okunur. Çünkü ülkelerini böyle adlandırmışlardır. Nitekim baş kentlerinin adları da İngilizce'de halen Ashur(Aşur)olarak okunur. Ülkelerinin adı ise "Assyria"(AŞeria veya Aşuria) olarak okunur.

S harfi yanlıştır, Ş harfi doğrusudur.

Aşure, Asur'lularca bütün Mezopatamya'ya bereket/yiyecek veren bir tanrı olarak tanınırdı. Yani "Aş" veren tanrı idi.
İşte bu yüzden, Aşure'nin onlara verdiği "aş"'ın değerini anlamak için, Muharrem aylarında oruç tutarlardı. Oruç sonrasında ise, tanrı Aşure'ye teşekkür amacıyla, özellikle tatlıları çok sevdiğine inandıkları için, Aşure tatlısı yaparak tapınaklarına götürürlerdi. Yaptıkları Aşureleri, Aşure'nin, beğenip beğenmediğini anlamak için, tapınakta Aşure'nin yanına koydukları tatlıların üzerine doluşan arı ve böcek yoğunluğuna bakarlardı. Çok arı toplandıysa Aşure, tatlıyı çok beğendi demektir.
http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=26087&st=0

Bu yazıda şeriat ile ilgisi açıklanmış.


Eğer araştırmak istersen dinlerdeki bereket tanrıları (inanna, kibele, semitik dillerdeki "şrt" kökünden türeyen iştar ve aşerah) ve bereketi simgeleyen, bereket göstergesi olarak yapılan ve günümüze kadar gelen (yine şrt kökünden gelen) aşure konusu ilginç ve değişik bir çalışma olabilir.

AhbAp
20-02-2010, 01:57
Sevgili AhbAp'in fazla detaya girmeden ozetledigi Sumerler in dini inanislarinda bile, musluman allahinin izlerini gorebilenler, sadece kendilerini tatmin etmege ugrasanlardir.
Degerli derlemen icin tesekkurler sevgili AhbAp, ellerine saglik.

Teşekkürler Sevgili Vartor. Dediğiniz gibi, burada özet bir şekilde, Sümer Dininin Serüvenine bakmaya çalıştım. Elbette, Sümer Dini'nin o kadar ilginç özellikleri ve bugünün dinleriyle benzerlikleri var ki, sayfalara sığmaz (Genel olarak bugünün kutsal kitaplarında yer alan bazı mitos benzerliklerinin bazılarına, Kuran'daki Bazı İddialara Yanıtlar - Sümer'den Kuran'a Mitos İzleri Üzerine (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=16285)başlığında Kuran açısından bakmaya çalıştım). Fakat sadece mitoslar açısından değil, birçok noktada mevcut benzerlikler söz konusu. Bunu, oradaki çalışmanın devamı olarak sürdürmeyi planlıyordum. Bunu daha fazla ötelemeden yapmaya başlayayım.

Teşekkür ederim.



Ahbap,

Başlıktaki yazında bir şeye itirazımı belirteyim

Sümerdeki İnanna,
Akad'daki İştar,
Yahudilerdeki Aşera,
Anadolu'daki Kibele
Yunan'da Afrodit değil "Artemis" olması gerekir.

Sevgili Al Bundy,

İtirazını araştırmam gerekiyor, haklı da olabilirsiniz. Genel olarak bu çalışmada şunu yapmaya çalıştım: Gönül Tekin'in anlattıklarını not aldım ve ayrıntıları kendi çabamla araştırmaya çalıştın. İtiraz ettiğin kısım, doğrudan Gönül Hoca'nın sözleri. Bir karıştırma veya dil sürçmesi olabilir mi araştırmak lazım (veya belki bu şekilde doğrudur).

Ancak çok teşekkür ederim dikkatiniz ve uyarınız için. Hataların olması elbette muhtemeldir ve katkılarınızla ortaya daha güzel ve daha doğru bir yazı çıkacaktır. Bunu da ilk fırsatta araştıracağım (ben de Aprodithe olarak hatırlıyorum ama şu an ulaşabileceğim bir kaynak yok, o nedenle sağlam bir kaynaktan bakabilmek adına "araştıracağım" diyorum, ötelemek gibi algılanmasın).

Teşekkür ederim.

Saygılarımla

AhbAp
25-02-2010, 03:58
Ahbap,


Başlıktaki yazında bir şeye itirazımı belirteyim



Sümerdeki İnanna,
Akad'daki İştar,
Yahudilerdeki Aşera,
Anadolu'daki Kibele
Yunan'da Afrodit değil "Artemis" olması gerekir.





Sevgili Al Bundy,

İtirazını araştırmam gerekiyor, haklı da olabilirsiniz. Genel olarak bu çalışmada şunu yapmaya çalıştım: Gönül Tekin'in anlattıklarını not aldım ve ayrıntıları kendi çabamla araştırmaya çalıştın. İtiraz ettiğin kısım, doğrudan Gönül Hoca'nın sözleri. Bir karıştırma veya dil sürçmesi olabilir mi araştırmak lazım (veya belki bu şekilde doğrudur).

Ancak çok teşekkür ederim dikkatiniz ve uyarınız için. Hataların olması elbette muhtemeldir ve katkılarınızla ortaya daha güzel ve daha doğru bir yazı çıkacaktır. Bunu da ilk fırsatta araştıracağım (ben de Aphrodite olarak hatırlıyorum ama şu an ulaşabileceğim bir kaynak yok, o nedenle sağlam bir kaynaktan bakabilmek adına "araştıracağım" diyorum, ötelemek gibi algılanmasın).

Teşekkür ederim.

Saygılarımla



Sevgili Al Bundy,

Konuyu birkaç kaynaktan araştırmaya çalıştım (elimdeki basılı yayınlarda net bir bilgiye ulaşamadım, ağırlıklı olarak internet üzerinden araştırma yoluna gittim) ve İnanna'nın Yunan'a Aphrodite olarak geçtiğini doğruladım. Keza İnanna, Roma'ya da Venüs olarak geçmiştir ki Venüs, bir yandan da Aphrodite'nin Roma versiyonudur.

İnanna'nın bir çok özelliği (Aşk ve Bereket Tanrıçası olması, güzelliği, fahişeliği, ulusunun neşe kaynağı olması gibi), aynen Aphrodite'ye de geçmiş.

Ama şunu unutmamamız gerekiyor: Bu etkilemelerin tamamen birebir olduğunu söyleyemiyoruz. Bazen çok daha eski tanrıların/tanrıçaların özellikleri, kendinden çok sonraki versiyonlarını farklı farklı etkiliyorlar ya da bir kaç tanrıya/tanrıçaya ya da kutsal kişiye dönüşüyorlar, onlara ilham veriyorlar. Tıpkı, İsa'nın annesi Meryem ile Magdalalı Meryem örneğinde anlatmaya çalıştığım şu kısım gibi:



İnanna’nın kutsallık ve fahişelik gibi iki yüzünün olması (ki dönemim tüm tanrılarının farklı farklı yüzleri vardır; iyi-kötü, güzel-çirkin, müşfik-gaddar gibi) Hıristiyanlıkta da karşımıza çıkar. İsa’nın annesi Meryem kutsal, Magdalalı Meryem (Maria Magdalena) ise fahişedir, burada iki ayrı kadın olarak karşımıza çıkar. Ayrıca, İsa’nın annesi Meryem Lady Madonna’dır, “bizim hanımefendimiz”dir, tıpkı Babil’in Baştanrısı Marduk’un eşi Belti’nin ünvanının “bizim hanımefendimiz, bizim annemiz” olması gibi. Marduk ve Belti de bahar gelişinde kutsal evlenmeyle birleşirlerdi, bereketi getirirlerdi. Bu birleşmelerde Belti bakire kalırdı, tıpkı Meryem’in İsa’yı bakire olarak doğurması gibi.



Dolayısıyla İnanna'nın, sonraki uygarlıklarda mevcut farklı tanrıçaları farklı yönleriyle etkilemiş olması da muhtemeldir. Ama ana görünüş olarak İnanna'nın Yunan'daki versiyonu Aphrodite'dir.

Katkılarınız için teşekkür ederim.

Saygılarımla

al bundy
25-02-2010, 12:06
Nette biraz araştırma yaptım ve Kibele'nin tek bir Yunan tanrıçasıyla eşleşmediğini gördüm. Yunanlılarda Rhea(en uygunu bu sanırım), Demeter, Afrodit ve Artemis'le eşleştirildiğini okudum. Bu durumda kesin bir yansımadan söz edemeyiz.

http://www.theoi.com/Phrygios/Kybele.html
http://www.theoi.com/Cult/KybeleCult.html
http://www.mythindex.com/greek-mythology/R/Rhea.html

AhbAp
25-02-2010, 15:21
Nette biraz araştırma yaptım ve Kibele'nin tek bir Yunan tanrıçasıyla eşleşmediğini gördüm. Yunanlılarda Rhea(en uygunu bu sanırım), Demeter, Afrodit ve Artemis'le eşleştirildiğini okudum. Bu durumda kesin bir yansımadan söz edemeyiz.

http://www.theoi.com/Phrygios/Kybele.html
http://www.theoi.com/Cult/KybeleCult.html
http://www.mythindex.com/greek-mythology/R/Rhea.html

Sevgili Al Bundy,

Konuya ilginiz ve linkler için teşekkür ederim.

Bir önceki mesajımda belirttiğim gibi, ben de birebir ve net yansımalardan söz etmiyorum. Ancak başlıca ağırlığın Aphrodite'de olduğunu düşünüyorum.

Şu linklere bir göz atın lütfen:

http://www.csun.edu/~hcfll004/aphro_ii.html

http://www.myastrologybook.com/Aphrodite-Venus-Ishtar-Inanna-Hathor.htm

http://www.thaliatook.com/OGOD/ashtart.html


Saygılarımla

Ovidius
26-02-2010, 15:00
Bir önceki mesajımda belirttiğim gibi, ben de birebir ve net yansımalardan söz etmiyorum. Ancak başlıca ağırlığın Aphrodite'de olduğunu düşünüyorum.


Saygılarımla


Aphrodite hakkında iki kaynak vardır.
1. Hesiodos
2.Homeros.

1. si onun deniz dalgalarının köpüğünden doğduğunu anlatır.
yunanca APHROS=köpük
2.HOMEROS Zeus ve Dione den doğmadır der.
Aphrodite;Sevgiyi ,sevişmeyi simgeleyen tanrıça bu büyüsünü kendi kendine değil çevresini saran başka tanrısal varlıkların aracılığıyla gerçekleştirir.
Efsaneleri azdır.Başkalrının baş kahraman olduğu efsanelerde 2. derece bir rolü vardır.

ARTEMİS ise orta anadolu dan kaynaklandığı hemen hemen kesin olan KUPAPA(kubaba,kybele) nın egedeki adıdır.
Artemis Akdeniz çevresinde binyıllarca tutunmuş bir tanrıçaya belli bir süre belli bir bölgede verilen addır.
Anadoludan mezopotomya ya suriye lübnan mısır ege adaları girit iskandinav ülkeleri asyanın içleri ve italya ,fransa ya kadar uzanır.
Sümerler MA yada Marienna,Hititler hepat,suriyeden arabistana kadar olan bölgede LAT,girit te RHEA, mısır da İSİS,Phrygia da kybele,LykiadaLETO olarak adlandırılmıştır.

Homeros KUPAPA dan bahsetmez artemis der.
kupapa-artemis-meryem ana, yani kybele hala yaşıyor.

APHRODİTE Artemis in birazı,Artemis te kupapa nın birazı diyebiliriz.

Tabiki tanrılar tarih içerisinde göç edip tekrar aynı memleketine farklı kılıklarda gelmişlerdirde.

bildiğim kadarıyla birşeyler yazayım dedim.
hatalarımım varsa lütfen düzeltin ve aydınlatın üstadlar,saygılar..

ozgur_beyin
04-03-2010, 15:50
sümerde sosyal adaleti koruyan tanrıça senede bir insanların iyi ve kötü hareketlerini
yargılar. kötüleri cezlandırırdı
bu inanış islama berat kandili olarak girmiştir

ayrıca sümer tanrılarının toplandığı gökte duku adlı bir yerleri var bu inanışta kurana ARŞ
olarak geçmiş

K.C.
10-04-2010, 15:10
Bu güzel araştırma için Ahbap'ı ve yorumlarıyla katkıda bulunan diğer arkadaşları tebrik etmek istiyorum.

Ben, Tevrat'ın ilk yazılmaya başladığı dönemde, yazılmaya başladığı coğrafyada Sumer'lerden etkilenmediğini düşünüyorum. Bu etki daha sonra ortaya çıkmıştır, İbranilerin göçleriyle, Babil'e gidişleriyle...

Tevrat'ın ilk bölümlerinde cennet ve cehennem bulunmaması oldukça ilgi çekici bence.
"Ölüler diyarına gitti..." ifadesi kullanılıyor onlarca kez. Henüz öldükten sonra yeni bir hayat inancı oluşmuş değil.

İbraniler Zerdüşt inancıyla tanıştıktan sonra yerin altında olduğuna inanılan cehennemle tanışmış oluyorlar.

AhbAp
10-04-2010, 15:53
Bu güzel araştırma için Ahbap'ı ve yorumlarıyla katkıda bulunan diğer arkadaşları tebrik etmek istiyorum.

Ben, Tevrat'ın ilk yazılmaya başladığı dönemde, yazılmaya başladığı coğrafyada Sumer'lerden etkilenmediğini düşünüyorum. Bu etki daha sonra ortaya çıkmıştır, İbranilerin göçleriyle, Babil'e gidişleriyle...

Tevrat'ın ilk bölümlerinde cennet ve cehennem bulunmaması oldukça ilgi çekici bence.
"Ölüler diyarına gitti..." ifadesi kullanılıyor onlarca kez. Henüz öldükten sonra yeni bir hayat inancı oluşmuş değil.

İbraniler Zerdüşt inancıyla tanıştıktan sonra yerin altında olduğuna inanılan cehennemle tanışmış oluyorlar.

Sevgili K.C., yorumların için teşekkürler. Söylediğin gibi, Tevrat'ın oluşturulmaya başladığı dönemde doğrudan bir Sümer etkisi yok. Yazımın bir bölümünde anlatmıştım, Yahudilerin atalarının tek tanrı fikrini, Tanrı Asur'a bakarak aldıkları düşünülüyor. Asur'un Sümer ile ilgisi yok fakat diğer ögelerde olduğu gibi, Asur'un özellikleri de Sümer Dini'nin bu serüveninin bir sonucu. Yazıda bu zincirleme etkiye, versiyonlara dikkat çekmeye çalıştım.

Bu etkiyi, inandıkları kutsal kitaplarda delil isteyen ayetler olan arkadaşlar daha yakından araştırmalıdır. Örneğin Kuran'da, Kuran'daki bilgilerin "göğün ve yerin sırrını bilenin" indirdiği yazılı. Muhammed'i "Senle dalga geçiyorlar, bunları eski efsanelerden aldığını söylüyorlar. Onlardan delil iste" şeklinde yüreklendirmeler var. Bu ve Sümer ile ilgili diğer başlıkta anlatılanlar, bu arkadaşlara iyi bir başlangıç noktası oluşturacak diye umut ediyorum.

necip12
15-06-2010, 20:31
eline sağlık çok güzel olmuş

aliyarasfal
17-06-2010, 02:41
Sayın Ahbap;
Uzun zamandır merak edip ulaşamadığım bu bilgilere ulaşmış olmaktan kendi adıma çok mutluyum. Bu nedenle ne kadar teşekkür etsem az gelir. Arşivimize ekleyip çocuklarımıza sunmamız gereken nadir bilgiler sunmuşsunuz, Gönül Tekin'e ve size ve katkı sunanlara canı gönülden sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Şimdilik saygımla gittim...

fahrenheit
17-06-2010, 13:33
artık ulaşılan bilgiler açık açık dillendirilecek yepyeni bilgiler yolda direnecekler ama yok edilecekler

AhbAp
19-06-2010, 02:31
Bazı ek noktaları, aşağıda kısa kısa paylaşmaya çalışacağım:

- Sümer'de tanrılar istediklerini yaparlar ve insanlara ne istediklerini doğrudan bildirmezlerdi. Ama insanlar, kendilerinden ne istendiğini tanrılara sorabilirlerdi. Tanrıların istekleri, kurban edilen hayvanların karaciğerlerindeki işaretlere bakılarak, rüyaya yatarak ve tapınak rahiplerine rüya yorumlatarak öğrenilirdi.

- Sümer'de tanrılar kızmaya görsün! Kendi ülkesi bile olsa yakıp yıkarlardı. Mesela Sümer Tanrılarının Babası Enlil, Akad Krallarının yaptıklarına kızarak gözlerini dağlara çevirir ve oradaki barbar ve vahşi Gutileri çekirge sürüleri gibi getirerek Agade'yi ve hemen hemen bütün Sümer'i kırıp geçirir.

- Tapınaklar tanrıların eviydi; tıpkı bugünkü tapınakların tanrının evi olması gibi. Camilerin ve minarelerin üstündeki yarım ay, Sümer Ay Tanrısı'nın sembolüdür. Ayın ilk görüldüğü gün, on beş günlük olduğu gün ve görünmediği günlerde törenler yapılır ve hatta o günlerde bazı yiyecekler yenmezdi. İslamiyet'te de oruç ve bayramlar, ayın görünüşüne göre düzenlenmiştir.

- Sümer'in kanunları, Babil Kralı Hammurabi'nin yaptığı kanuna temel olmuştur. Dönemin inanışına göre Hammurabi, bu kanunları Güneş Tanrısı'ndan almıştır; tıpkı Musa'nın kendi tanrısından kanunları aldığı gibi.

- Sümerliler, kendilerinin Tanrılar tarafından seçilmiş, diğer halklardan üstün bir halk olduklarına inanmış ve bunu çoğu tabletlerine yazmışlardır. Tevrat ve Kuran'da, bu üstün halk İsrailoğulları olmuştur.

- Sümerliler, kadınlarını tarlaya benzetmişlerdir. Bu benzetme, Tevrat ve Kuran'da da mevcuttur.

- Sümerliler, dünyadaki bütün olayların ve Tanrıların isteklerinin gökte yıldızlara yazılı olduğuna inanırlardı. Bu inanışın bir benzeri, Kuran'daki Levh-i Mahfuz iddiasıyla sürmektedir.

- Sümer'de tanrıları sevindirmek, istekte bulunmak, hastalıktan kurtulmak ve adakta bulunmak için, hasta veya sakat olmayan bir hayvan kurban edilirdi. Kurbanları tapınak rahipleri keserlerdi. Kurbanın sağ kalçası ve iç organları Tanrılara takdim edilir, geri kalanı ise dağıtılırdı. Bugün İslam'da bu ritüel devam etmektedir.

- Sümerliler, haftanın altı günü çalışır ve yedinci gün dinlenirlerdi. Bu durum Babil'de de sürmüştür. Her ayın 7. gününde Şapatu kutlaması yapılırdı. Yahudiler'in meşhur Cumartesileri (Sabbath, Sept, Şabat) buradan gelmektedir. Babil'de Cumartesi (Saturday), Satürn'e adanmış bir gündü ve bu günde insanlar, kendilerini sadece nefislerini terbiyeye adarlardı. Altı günde yaratılış, yedinci gün dinlenme, Cuma ve Cumartesi günlerinin önemi, Tevrat ve Kuran'a yine Sümer'in bir mirasıdır.

- Sümer'de her ailenin ve her bir insanın, büyük tanrılarla arasında iletişim kurmaları için özel birer tanrısı vardı. Bu tanrılar, insanlarla asıl tanrılar arasında aracılık ederlerdi. İslam'da bu inanış, insanların omuzlarında olduğuna inanılan iki yazıcı melek ile sürmektedir (bkz. Kaf Suresi 17-18. ayetler). Allah'ın neler olup bittiğini meleklere yazdırıyor olması ilginçtir.

- Sümer'de bir tapınak hangi tanrıya aitse, o tapınakta o tanrının ve o tanrının ailesinin heykelleri, rölyefleri, ikonaları bulunurdu. Hıristiyanlarda bu ritüel, İsa-Meryem şeklinde sürmektedir.

- Sümer'de rahibeler, çeyizlerini de yanlarına alarak tapınağa gelirlerdi. Onlara "Tanrıların Gelinleri" denirdi. Bugün Hıristiyanlıktakine çok benzer bir uygulama söz konusuydu. Tapınaktaki rahibeler, başlarını bir şalla örtmek zorundaydı. Bu örtü, aynı zamanda tapınak fahişeliği de yapan kadınlara bir kutsallık verirdi.

- Sümer tapınaklarında kırmızı giyinen rahipler vardı. Bu rahipler, tapınağa gelen insanlara günah çıkarma seansları uygularlardı.

- Sümer'de sosyal adaleti koruyan Tanrıça Nanşe, senede bir kere olmak üzere insanları iyi ve kötü hareketlerinden dolayı yargılar, iyileri affeder ve kötüleri cezalandırırdı. Bu inanış, İslamiyet'te Berat Kandili olarak devam etmektedir (Şaban Ayının on beşi).

kharon
26-07-2010, 21:31
sayende bilgilerimi tazelemiş oldum, teşekkürler AhbAp

Son mesajdaki cümleler, yanılmıyorsam, Muazzez İlmiye Çığ'ın "Kur'an İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni" adlı kitabında da var, okumayan arkadaşlara tavsiye ederim bu kitabı. (e-book olarak bulmanız mümkün)

Nova
11-08-2010, 02:02
günceldir.

demos cratos
14-08-2010, 00:40
Proğramda Gönül Tekine Kuran'da geçen harfler sorulmuş ancak yanıtlamamıştı.

Ha Mim harfleri "HAM - MU" (RA-Bİ),

Ya ve Sin harfi "Ey Stephan"dır.

crowerster
14-08-2010, 02:16
dinler arasındaki benzerlikler onların birbirlerinden etkilendiklerini (copy-paste yaptıklarını) değil aksine hepsinin ortak bir arthitect'e sahip olduklarını gösterir,yani ortak mesaj(vahiy)zaman içinde bozulmuş daha sonra elçiler vasıtasıyla tekrar özgün haline dönüştürülmüştür.aksi halde ortaamerika inanışlarıyla ortadoğu inanışları arasındaki benzerliği nasıl açıklayacağız ?

Nova
14-08-2010, 02:24
dinler arasındaki benzerlikler onların birbirlerinden etkilendiklerini (copy-paste yaptıklarını) değil aksine hepsinin ortak bir arthitect'e sahip olduklarını gösterir,yani ortak mesaj(vahiy)zaman içinde bozulmuş daha sonra elçiler vasıtasıyla tekrar özgün haline dönüştürülmüştür.aksi halde ortaamerika inanışlarıyla ortadoğu inanışları arasındaki benzerliği nasıl açıklayacağız ?

Açıklama: Kargo kültür.

Umarım kargo kültür faktörünü analiz etmişsinizidir.

Benzerliğin tamamı aynı arkitekt (mimar) kökenli değil, kargo kültür kaynaklı oldu su götürmez gerçektir.

demos cratos
14-08-2010, 16:58
Proğramda Gönül Tekine Kuran'da geçen harfler sorulmuş ancak yanıtlamamıştı.

Ha Mim harfleri "HAM - MU" (RA-Bİ),

Ya ve Sin harfi "Ey Stephan"dır.


Bugüne kadar bu harflerle ilgili mantıklı hiç bir açıklamama yapılamamış olması İslam'ı kurgulayanların ne derece kendinden emin olduklarının bir göstergesi.

axial
14-08-2010, 17:02
Sayın demos cratos;

Cahilliğimi hoşgörün. Arapçadan anlamam ama sin= stephan neye göre nasıl?
ha mim = hammurabi ne demek?

demos cratos
14-08-2010, 17:19
Sayın demos cratos;

Cahilliğimi hoşgörün. Arapçadan anlamam ama sin= stephan neye göre nasıl?
ha mim = hammurabi ne demek?


Arapça'dan ben hiç anlamam.Bu kadar insan elinden çıkma ilkel bir dili bilmemek benim için ayrıcalık.İlkel bir dil.İlk insanımsı varlıkların gırtlaklarından çıkan seslerle dolu.

Benim açıkladığım hiç bir kelime Arapça değil.Arap,Muhammed'in anlamını ne bilir?Mustafa ne demek nerden bilsin?

Bu iki kelimenin ne olduğunu açıklayana kadar bütün dallamelerin kitaplarına baktım.Hepsi aynı manayı veriyordu.Her iki ismi de.

Bilmiyorlar.

İki kelimenin de açıklamasını yaptığım başlıklar var.

Neva
01-09-2010, 19:38
Cok tesekkurler sayin AhbAp.
Son derece guzel ve derli toplu bir calisma olmus.

yucemanitu
03-09-2010, 21:35
Sabianlar (Sabiilier), Harran tarafında yerleşmişlerdi ve Ay Tanrısına taparlardı. Burada hasat zamanında buğdayın toplanması ve öğütülmesi zamanında Sabiiler ağlarlardı, çünkü Tanrı Davuz(isimden emin değilim) tıpkı Tammuz gibi ölürdü.


Bu "Davuz" dediğin "Tavus" olmasın? O mu yoksa?

AhbAp
19-09-2010, 02:57
Bu "Davuz" dediğin "Tavus" olmasın? O mu yoksa?

Olabilir ancak emin değilim. Biraz daha derinlemesine araştırılmaya muhtaç olmakla birlikte, http://www.kesfetmekicinbak.com/kultur/din/06024/ linkinde Tanrı-Melek Tavus'tan söz ediliyor. Aynı şeyden bahsediliyor olması mümkün.

ahmetsln
12-03-2011, 21:53
Hepsini daha detaylı bir biçimde Muazzez İlmiye Çığ yazmış.Okudum.Gerçekten büyük benzerlikler var

rastaman
13-03-2011, 00:59
Eline sağlık ahbap,ben de ilgimi çeken birkaç noktadan bahsedeyim.

1. SÜMER DİNİ

Tarihi bilgiler, Sümerlilerin Orta Asya’dan bu bölgeye göç ettiklerini gösteriyor. Yani Sümerliler, bugün bölgede yaşayan Semitik ırktan değildi fakat yıkılışından sonra Semiktik ırklar arasında eriyerek yok oldu.

Sümerlilerin Orta Asya’dan göç etmesi, Atatürk’ün bile ilgisini çekmiştir, Sümerlilerin Türk olup olmadıkları, Türkçe konuşup konuşmadıkları araştırılmıştır (Güneş Dil Teorisi mevzuu. Sonradan asılsız çıkmıştır). Eldeki veriler ancak, Orta Asya’da çok eski dönemde Sümerliler ile Türklerin komşu olabilecekleri ve birbirlerini etkilemiş olabilecekleri tahminlerini yaptırıyor. Her iki dilde de ortak bazı kelimelerin ve deyişlerin olduğu biliniyor.


Rasladığım yabancı kaynakların çoğu-özellikle nispeten yeni olanlar- Sümer dilinin Dravid kökenli olduğunu öne sürüyor,dolayısıyla geldikleri yerin Hindistan civarı olduğu tahmin ediliyor.Zaten dravid teorisi şu an en çok kabul gören teori durumunda.Sümer-Türk teorisinden bahsetmiyorlar bile.Modası geçmiş Uralik yada Kartvel teorilerinin de pek ciddiye alınacak bir yanı yok.

Ama bence Dravid teorisinin de çıkmazları var;

-Bu teori doğru olsa bile bu Hindistandan geldiklerini göstermiyor,Orta Asyada dravid varlığı henüz ispatlanmamışsa da bir zamanlar bu halkların güneybatı Asyada yaygın halde yaşadığını biliyoruz.
-Sümer-Dravid kelime ve yapı benzerliği internette pek popüler olan Sümer-Türk benzerliği listelerinden daha inandırıcı gözükmüyor.
-Benim edindiğim izlenim Dravid dillerle ortak olarak gösterilen kelimeler bizim Türklerinkilerin yanında epey zorlama kalıyor,bana daha çok tesadüfi benzerlikler gibi geliyor.Türk dilleriyle ortak kelimelerin bir kısmı Arapça ve Süryanice yoluyla dilimize geçse de (kapkacak,rakip-ragibbu,takke-tagha)önemli bir kısmı proto-Türkçede de aynı ve diğer dillerde bulunmuyor(dingir-tengri,anu-ana,tamga-tamga,tengiz-deniz,altun-altın)

Bu ikinci tür örnekler yılllarca propagandası yapıldığı gibi her iki dilin akraba olduğunu kanıtlamıyor elbette,çok farklı yapılarda iki dil oldukları çok açık.Ama bu benzerliklerin tesadüf olamayacağı da açık,en mantıklı sonuç sizin de düşündüğünüz gibi Sümerlerin Türklerin yaşadığı coğrafyaya yakın bölgelerden gelmiş olması ve bu benzerliklerin arkaik bir dönemdeki kelime alışverişlerinin bir sonucu olması.

Fenike’de Astarte, Adonis’e aşıktır. Adonis, tıpkı Tammuz gibi hem bitki hem de güneş tanrısıdır, yılın belirli zamanlarında ölür ve ölümü yine bir domuz yüzünden olur. Yani Tammuz, artık burada Adonis olmuştur.


Bu Fenikeli Adonisle Akhenaton'un tek tanrısı Aton arasında da bir ilişki varmış gibi geliyor bana,Hiksosların Hurri-Mitanni köklerine dair teorilerin artık geçersiz kabul edildiğini,artık Levant-Kenan göçmeni Semitikler olarak kabul edildiklerini hatırlarsak bunun bir isim benzerliğinden çok daha fazlası olduğunu anlarız.

Bir de Sümer fırtına tanrısı İshkur'un serüveni de ilginç,Akadlar ve diğer Semitik halklar ona Adad adını veriyor,bir diğer yaygın adıysa Ramman.

Ramman,Kenanda ve Tevratta Rimmon;fırtına,yağmur ve bereket tanrısı olarak görevine devam ediyor.Kurandaki Rahman ve Rahmet kavramlarıyla çok fazla benzerlik içeriyor.

Aslında Kuranda Allah'ın isim ve sıfatlarına bir göz attığımızda birçok Mezopotamya tanrısıyla karşılaşıyoruz,bunun sebebiyse bir önceki süreçlerde yaşanılan henoteistik süreçlerde diğer tanrıların adlarının ana tanrının adı yada sıfatı haline gelmesi...

Bunun ilk örneğini Mardukda yaşıyoruz,birçok tanrı ismi Marduk'un adlarından biri haline getirilerek tek tanrıya geçiş için bir adım atılmıştır.

En net haliyleyse Asurlular zamanında yaşanmış,birçok tanrı Ashurda birleşmiştir.

Tüm Kuran tefsirleri Uzza'nın Aziz'in dişili olduğunu açıkça yazar,öyleyse yukarıdaki kural doğruysa bir zamanlar Aziz isimli bir tanrı yaşamış olmalı.

Gerçektende Palmira'nın Azizu'su,Mezopotamyada Azizo'dur ve yine yüce anlamına gelir.
Kuran'ın ''Malik''i de eski bir Levant tanrısıdır,Molek de..

Birçok din ve kültürde ay adlarının eski dinlerin tanrılarına dayandığı düşünüldüğünde İslam ayları da araştırılmalıdır;aslen Levant tanrısı olup ünü Mısır'a kadar yayılan Reshep'in Recep ayı haline dönüşmüş olabileceğini düşünüyorum,aynı şekilde Shamin-Şaban benzerliği de ilgi çekici...

İlk başta zorlama gibi duruyor ama farklı dillerdeki kaç ay isminin aslında tanrı adı olduğu düşünüldüğünde bir anlam taşıyor,Türkçeye geçen Mart,Mayıs,Temmuz,Ağustos adlarının da birer tanrı adı olduğunu unutmamak gerek.Tabi Kral Augustus'un ölümü sonrası tanrısallaştığını belirteyim.

Marduk konusundaysa Muazzez Hoca'nın ilginç bir tesbiti var;Kuranda Babil'in geçtiği tek ayette Harut ve Marut adlı yoldan çıkmış iki melekten bahsediyor,irade yoksunu varlıkların nasıl yoldan çıkabileceği çelişkisi bir yana Marduk ve Marut benzerlikleri de şaşırtıcıdır.

rastaman
13-03-2011, 01:08
Domuzun İslamiyet’te ve Yahudilik’te haram olmasının altında yatan nedenin bilinçaltında, domuzun tanrı katili olması yatar. Ayrıca ekonomik açıdan, domuzun küçükbaş hayvanlar gibi göç edememesi ve dönemin şartlarınca yaz aylarında etinin sıcağa dayanamayarak çabuk bozulması da nedenler arasındadır).


Gerçekten de göçebe Semitikler için hiç de uygun olmayan bir hayvandır domuz.Buna çok fazla suya gereksinim duymalarını da ekleyebiliriz.Küçük bir domuz çiftliği yüzlerce göçebe Sami için çölde hayati öneme sahip suyu harcayabilir.Birçok tabu gibi bu da toplumun iyiliği düşünülerek oluşturulmuş gibi duruyor.

Üstelik koyun,keçi,sığır gibi insanlardan çok farklı bir menüye sahip hayvanların aksine insanlarla benzer gıdalar yerler,onlara rakiptirler.

AhbAp
13-03-2011, 01:12
Çok değerli katkıların için teşekkürler sevgili rastaman. Bu konuda yapılabilecek her katkı çok değerli. Maalesef bu başlığın devamını getiremedim; aslında önemli ayrıntılarla bir hayli zenginleştirilebilecek bir konu.

sss123
13-03-2011, 02:02
Sayın ahbap, muhteşem bir çalışma olmuş.Teşekkür ederim.

freut
26-06-2011, 22:07
sayin ahbab cok guzel konu olmus,sumerler müthis bir uygarlik ,ilkelikten uygarliga gecisini yasamislar sanki,benim de arkadaslara tavsiye ediceyim,sumerlerin son zamanlarinda yasamis emekli bir ögretmenin -LUDINGIRRA -anilarini yazdigi 23 adet tablette cok güzel yasanmis yazilar var,eserin yazari muazzez ilmiye cig Saygilar

yalnizs
27-06-2011, 13:58
arkadaşım çalışan için teşekkürler güzel bir kaynak, fakat nemrut dağı bitliste değil adıyamandadır.

apsimon
15-08-2011, 05:32
Dinler konuşulurken yada tartışılırken sanki damdan düşer gibi elimizde kalmış olduğu sanı oluşuyor. Ben başka bir açıdan olaya yaklaşma gereği duyuyorum. Sümer tarihi konusunda uzmanlığı tartışılabilir ancak tariteki toplumların örgütlenmesi ve düşünce biçimleri konusunda bir uzmanın düşüncelerini foruma taşıma gereği duyuyorum. Alâedin ŞENEL’in İlkel Topluluktan Uygar Topluma Kitapını internettende indirilebilinir. http://kitaplar.ankara.edu.tr/dosyalar/pdf/119.pdf

Dinlerin ilk basamağı sümerde ortaya çıkar. Çünkü din bir kurumdur. Bu kurum ilk devlet (kent devleti) olan erudu yu kurmuş ve yönetmiştir. Sümer’lerin ilk devlet kurucuları hem birer rahip hem de birer devlet yöneticisidir. “Uruk'ta ilk anıtsal yapının bir mezar bir saray değil bir tapınak oluşu, toplumsal artının biriktiği merkezi açıkça ortaya koymaktadır.” (s.199)

Yukarı paleolitiğin (m.ö 50.000-10.000) uzman avcı toplulukları çevre koşullarının da yardımı ile artı besin elde etmişlerdir. Artı besin sonucu bazı topluluk üyeleri sihirde uzmanlaşmışlardır.(s.202)

Uygarlık öncesi toplumlardan (Sümer öncesi) uygar topluma geçişin serüveni ise kısaca şöyledir. Fetihçi (göçebe-çoban) toplulukların yerleşik ( köylü-çiftçi örn; Jericho,Çatalhöyük) topluluklar üzerine çöreklenip büyük sulama kanalları ve baraj yapımında çalıştırılmalarıdır. Büyük sulama tarımıyla toplumsal artı elde etme yolunda kitlelerin harekete geçirilişi, ilkin her bir ergin erkek üyesi aynı zamanda bir savaşçı olan fetihçi göçebe çoban toplulukların kaba gücüyle sağlanmış olmalı. Ancak böyle büyük çaplı işlerin örgütlendirilmesi kaba gücün ötesinde yetenekleri de gerektirir. Daha sonraki Sümer kentlerinde tapmakların konumundan ve Sümer ekonomisi hakkında bol bilgi veren tabletlerden anlaşılıyor ki bu işleri, olasılıkla fetihçi toplulukların din adamları ve önderleri olan, daha sonra çoğalıp örgütlenerek din adamları sınıfını oluşturan kimseler örgütleyip yönetmişlerdi. (S.205) Bu noktada yazarı kitabın başka bir bölümündeki Babilonya tarihi alıntısı da eklemek gerekir.

Hellenistik dönemde Babilonya Belos tapınağı rahibi olan Berosius Babilonya'nın tapınak arşivlerinde saklanan mitolojik tarih belgelerini okuyup, "Babilonya Tarihi" adlı yapıtmı İ.Ö. 280'de Selevkos kralına sunarak, bunların içindeki bilgilerin çağımıza aktarılmasına yardımcı olmuştur. Berosius'un yazdıklarına göre denizden çıkan keçi kuyruklu balık gövdeli insan başlı bir tanrı olan Oanes Eridu'ya "uygarlığı" getiren kimsedir. Onun keçi totemli bir çoban toplumun aynı zamanda balıkçılık yapan bir çiftçi topluluk üzerinde çöreklenmesiyle ortaya çıkan toplumu temsil eden bir karışık varlık olması daha olası. Oanes'in, daha doğrusu Oanes'in temsil ettiği fetihçi topluluğun Eridu üzerinde çöreklendikten sonra Eridu halkını, belki de çevredeki öteki köylerin halkını, onlardan daha fazla toplumsal artı almak için büyük gruplar biçiminde disiplin içinde çalıştırarak akaçlama kanalları vb. yöntemlerle bataklıktan tarım toprağı kazandıklarını düşünebiliriz. (S.232)

Ancak, "Enki sulardan çıkıp dikildiği zaman balıklar ona tapındılar" sözlerinden anlıyoruz ki baskı araçlarıyla yetinilmemiş, aynı zamanda ikna araçlanna baş vurulmuştur. Bunun sonucunda köy sunağının yerini tapınak, Oanes'in yerini toprak ve tatlı sular tanrısı Enki alacaktır. Enki suların denetime alınması ile üretici güçlerde sağlanan toplumsal artının biriktiği tapmağın sahibidir. Dolayısıyla bu birikimi yöneten ve bu birikimden en çok yararlanan din adamları grubunu temsil eder. Sonra bu birikimi sağlayan düzeni içte ve dışta koruyan egemen askerler sınıfının çıkarlarını temsil eder. Bundan öte Enki, küçük sulama tarımından büyük sulama tarımına geçilmesiyle çalışmanm artan verimliliğinden dolayı, üretimleri ve bundan kendilerine düşen pay çöreklenme öncesi dönemlerden fazla olduğu için, çalışan sınıfın, dolayısıyla tüm toplumun çıkarını temsil eden bir tanrıdır. 10 Enki Eridu kentinin tanrısıdır. Ve "Sümer Kral Listesi"ne göre de krallık gökten ilk kez bu kente inmiştir. (S.232-233)


Sümer dininin özellikleri bugün anladığımız anlamda bir dinle örtüşmez. Toplum için ürün yaşama kaynağı olup oluşabilecek her türlü doğal olay dinin oluşumunda etkendir. Ancak totemi olan topluluklardan ayrışmıştır. Neolitik topluluklarda üretimin başlaması insanların geçimini asalak ekonomi dönemlerinin rastlantısallığından önemli ölçüde kurtarmıştı. Bu rastlantısal olayları rastlantısal nedenlerle açıklama sistemi olan sihirsel düşünüşün kaynaklarından birinin çökmesi demekti. (S.220)

Tapınakların artı besinin toplanma ve paylaşımın merkezi olmasının yanında ilk ibadethanelerdir. İlk uygar toplululuklar da toprağın verimi çok önemli olup her yıl düzenlenen şölenlerle topluluk içerisinden bir tahıl kralı seçilir ve kurban edilir. Bu kurban geleneğinin altında yeniden dirilme düşüncesi yatar. (s.220) Cennetin ve cehennemin ilk asfalt buralarda döşeniyor.Tohum gibi ölüm de bir son değildir. Öleni toprağa gömersen ilerde yeniden doğacaktır.Geçiş toplumlarında öte dünya kavramı sorgulu sınavlı, cennetti cehennemli bir ideolojik yönlendirme dünyası kavramı değildir. Bu nitelikleri sınıflı uygar toplumun çıkışından çok sonra kazanacaktır.(s.222) Ancak benim yorumum burada doğada tekrar yeşeren tohumlar doğurganlık olarak başka insanda tekrar yeşeriyor. İnsan birebir ölüm sonrası tekrar doğmuyor. İnsanın tekil mutluluğuna ve motivasyonuna etkisi pek olmuyor ki kurum cennet ve cehennemi yaratıyor

Tapınma (ibadet) bir sorun olarak ortada duruyor. Yazar tapınmanın sebebinin ideolojik olduğunu belirtiyor. Muhtemelende öyledir. Ancak toplum tarafından benimsenmiş olacak ki dinin gelişiminde tek başına bir unsur olamaz.Sihirsel düşünüş dinsel düşünüş ayrımı yapan yazarların çoğunluğu, bu iki düşünceyi, sihirin doğa güçlerine buyurmasına karşılık dinin doğaüstü güçlere yakarma olduğunu söyleyerek ayırırlar.Sihirin buyurmasına karşılık dinde yakarma eğilimi, asalak ekonomide ve üretici ekonomide insan-doğa ilişkilerinin açıkladığımız biçimine ters düşüyor görünür. Bunun nedeni, dinin bu niteliğinin insan-doğa ilişkilerinden çok insan-insan ilişkileri ile bağlantılı oluşudur. Gerçekten,insan-insan ilişkisinin eşitlikçi olduğu ilkel topluluklarda yalvarma,yakarma kavramı yoktur. Bu kavramlar eşitsizlikçi, sınıflı toplumların kavramlarıdır. İnsanlar sınıflı uygar toplumun oluşmasından sonradır ki, uygar toplumun doğaya egemen olma yolunda attığı adımların da etkisiyle, doğaya toplumsal düzenin bakış açısıyla bakacaklardır. Toplumda yazgıları nasıl başka kimselerin, başta yöneticinin elindeyse; doğada ürünlerin ve her türlü canlının yazgısının yöneticiye benzer bir tanrının elinde olacağını düşüneceklerdir. Toplumlarının yöneticilerine yakarışları, yöneticileri önünde eğilişleri gibi doğanın yöneticisi önünde eğilip ona yakarmaya, bir başka deyişle tapınmaya başlayacaklardır. (S.222)

AhbAp
25-01-2012, 19:47
Uzun bir aradan sonra (yaklaşık 3 yıl) Gönül Tekin, tekrar TV'de kendini gösterdi (korkarım bu defa gerçekten son defa). Katıldığı programdan ya da programın demirbaş katılımcılarından pek hazzetmiyorum ama Gönül Tekin için izlenmeye fazla fazla değerdi.

Bu programda Gönül Hoca, başlık yazımda yer alan konulara tekrar değindi. Ayrıntıya girdiği noktalar da oldu. Ancak asıl ümitlerimiz boşa çıktı; Hurûfu Mukatta gibi, İsa'nın gökte kalması gibi ve genel olarak Sümer-Kuran benzerlikleri gibi konulara değinmedi, değinmeyeceğini inatla söyledi. Çünkü bilgisiyle dünya çapında bir akademisyen olan, konuşması ve tavırlarıyla komşu teyze şefkati ve sevimliliğine sahip Gönül Tekin, İslamcılardan ölesiye korkuyor!

Haksız mı bu korkusu? Şüphesiz değil!

Murat Bardakçı'nın konuyla ilgili cılız paslarına ve sorularına "Kesinlikle hayır" diye yanıt veren Tekin, bazen anlattıklarının ve bildiklerinin akışına kendini kaptırıp, ".... kısmı, işte Hıristiyanlığa Sümerden geçmiştir" ya da "... konusu, Sümerin İslamda yaşayan özelliklerinden biridir" gibi sözleri ağzından kaçırıp "Ama ben bunları söylemeyecektim, neden söylettiniz? Yine başım belaya girecek!" tarzında yakınmalarda da bulundu. Anlaşılan 3 sene önce söylediklerinden ötürü Gönül Hoca'yı bir hayli korkutmuş bizim hoşgörü dini mensubu İslamcılarımız!

Bu nedenle sık sık hem Murat Bardakçı hem de kendisi, "Anlattıklarımızın İslamla alakası yok" diye yalan söylemek durumunda kaldılar; "Gönül Hoca anlattıklarıyla imanımızı sarsıyor" şeklinde gelen e-postalara karşı. İnsanlar, imanlarının ne kadar kaypak bir zemine inşa edildiğini görüp anlamak yerine, "Sus da kafamız karışmasın" şeklinde bir körlük arzusu peşindeler.

Gönül Hoca'yı anlamak ve hak vermekle beraber, programın başlarında herşeye rağmen, "Bu anlattıklarımın İslam ile alakası yok. Zaten İslam'da da belirtilmiştir ki, tarihin eski devirlerinde de uyarıcılar gelmiştir. Bunlar işte birbirini etkilemiştir" gibi, çoğu İslamcının 124.000 peygamber ile başlayan komik savunmalarına muz orta açacak şekilde söylemlerde bulununca, biraz bozulmadım diyemem. Fakat programın devamında ne kadar çok korktuğunu sıklıkla söylemesi, bir daha kesinlikle hiçbir programa çıkmayacağını söylemesi karşısında kendisini anlayışla karşılamaktan ve maalesef kendisinden öğrenebileceklerimizin pek azıyla yetinmekten başka çare de yok.

Fakat programın sonunda (4000 yıl öncesine ait bir Sümer İlahisinden hemen önce), canlı yayında olduklarını ve mikrofonunun açık olduğunu bir an unutan Gönül Hoca, sohbet etmekte olduğu Selin Barlas'a, "Ee ama artık insanlar da inançlarının nereden geldiğini görsünler canım!" deyiverdi. Murat Bardakçı'nın "Hocam, mikrofonunuz hala açık" uyarısı ile toparladılar(!) olayı. Ben de bu kısmı buraya aktarmakla, aslında çok sevdiğim ve değer verdiğim Gönül Hoca'ya sağlamından bir kötülük yapmış oldum!

Ne yazık! Her açıdan ne kadar kötü!

Programı izlemek isteyenler için HaberTürk'ün arşivindeki link (http://tvarsivi.com/harvard-unv-ogr-uyesi-prof-dr-gonul-tekin-program-konugu-22-01-2012-izle-i_2012010578906.html)...

vartor
25-01-2012, 20:30
Ayilari dayilari basi bos birakan bir sistemde hayatindan korkar tabi ki tehdit alan biri. Baski tersine donmus, bir zamanlar hacilar hocalar tarikatlar yer altindayken, simdi aydinlar, bilim insanlari gizleniyor gibi.
Ne zaman hur olacak, dusuncelerimizi hayatimizdan korkmadan aciklayabilecgiz bilemiyorum.

AhbAp
05-02-2012, 01:42
Gönül Tekin, şu an itibariyle HaberTürk'te canlı yayında! Demek ki bir kez daha razı edebilmişler! Ben de yeni farkettim.

İlgilenenlere duyurulur!

Dark_Prince
05-02-2012, 02:00
Gönül Tekin, şu an itibariyle HaberTürk'te canlı yayında! Demek ki bir kez daha razı edebilmişler! Ben de yeni farkettim.

İlgilenenlere duyurulur!


Çok teşekkür ederim hocam,geçen izleyememiştim :)

Sevgilerimle...

Dark_Prince
05-02-2012, 02:01
Lanet olsun ki Hacerül Esved ve Huruf-u Mukatta hakkında konuşamıyorlar,cidden Türkiye bitmiş,bu gerçek tüm çplaklığıyla görüldü şimdi...

AhbAp
05-02-2012, 02:04
Lanet olsun ki Hacerül Esved ve Huruf-u Mukatta hakkında konuşamıyorlar,cidden Türkiye bitmiş,bu gerçek tüm çplaklığıyla görüldü şimdi...

Aynen öyle! Gönül Tekin'in gözü çok korkmuş. Birkaç mesaj önce belirttiğim üzere...

Neyse, gene de hoca yine dalgınlıkla pası verdi: Kabbala'yı okusunlar dedi! :)

VraeL
05-02-2012, 03:01
Aynen öyle! Gönül Tekin'in gözü çok korkmuş. Birkaç mesaj önce belirttiğim üzere...

Neyse, gene de hoca yine dalgınlıkla pası verdi: Kabbala'yı okusunlar dedi! :)

Kastettiği genele olarak kabala ile ilgili kitaplar mı yoksa, kabala adında özel bir kitap mı?

Dark_Prince
05-02-2012, 13:58
Aynen öyle! Gönül Tekin'in gözü çok korkmuş. Birkaç mesaj önce belirttiğim üzere...

Neyse, gene de hoca yine dalgınlıkla pası verdi: Kabbala'yı okusunlar dedi! :)

Evet pası verdi ama ben ilgisini pek çözemedim ne yazıkki :) Ama bayılıyorum bu kadına,çok tatlı,umarım birgün yüzyüze de görüşmek nasip olur :D

Neva
23-02-2012, 02:08
Lanet olsun ki Hacerül Esved ve Huruf-u Mukatta hakkında konuşamıyorlar,cidden Türkiye bitmiş,bu gerçek tüm çplaklığıyla görüldü şimdi...

Ne yapsin insanlar konussalar, linc edilirler sanirim.

Kastettiği genele olarak kabala ile ilgili kitaplar mı yoksa, kabala adında özel bir kitap mı?

Alfabe bahsettigi, buyuk olasilikla.

Dark_Prince
23-02-2012, 02:18
Ne yapsin insanlar konussalar, linc edilirler sanirim.


Bi tarafları yemez zaten,illa hayvanlaşıp saldıracaklar.Napsınlar adamlar ekmek yiyo bu tezgahtan :D

lao tzunun enistesi
27-02-2012, 00:10
Burdaki iddialara karşı ve diğer iddialara karşı diyanetin bir cevabı var mı? Özellikle ay kültüne?

sorularlaislamiyet sitesinde hermetik şeyler göremedim pek, diyanetin va mı acaba? soran oldu mu hiç merak ediyorum?

AhbAp
27-02-2012, 01:00
Burdaki iddialara karşı ve diğer iddialara karşı diyanetin bir cevabı var mı? Özellikle ay kültüne?

sorularlaislamiyet sitesinde hermetik şeyler göremedim pek, diyanetin va mı acaba? soran oldu mu hiç merak ediyorum?

En azından ben böyle bir cevap duymadım.

Dark_Prince
27-02-2012, 01:45
Burdaki iddialara karşı ve diğer iddialara karşı diyanetin bir cevabı var mı? Özellikle ay kültüne?

sorularlaislamiyet sitesinde hermetik şeyler göremedim pek, diyanetin va mı acaba? soran oldu mu hiç merak ediyorum?

Elbette var olmaz mı hiç?''Allah Adem'den beri aynı dini gönderip duruyor,benzerlikler olması kadar doğal birşey yok,tevhid inancını tahrip edip yalan yanlış şeyler icat ettiler,ALlah zaten birçok kavmi bu yüzden harap etti'' türü cevaplar.

Cevap olarak kabul edersen,kısacası yersen :D

Neva
22-07-2012, 16:07
Guncelleme.

qlause
08-08-2012, 12:44
ya bişeyler okdudum çok komik adam demişki peygamber olmadan insanlar cenneti nasıl düşünecek çok saçma acayip saçma hayal gücü diye bişey var insanlar tarihleri boyuncu olmayan şeyler düşünmüştür (binlerce tanrı binlerce yaratık binlerce varlık olmayan bitkiler) hayaletler vs.
bu gün bile hala filmlerde görüyoruz değilmi bütün hikayeler ve kurgular diyecekki insan beyni görmeden düşünemez yok efendim böyle bişey sen hiç bilmediğin şeyleride düşünebilirsin hayal gücü bu

basbaya
08-08-2012, 14:55
Şu yazıyı her okuyuşumda farklı bir nokta çarpıyor gözüme. Bu gidişle daha çok okuyucam.

spartacus demişki

Bölüm:9
4 Yeruşalim Kenti`nin içinden geç, orada yapılan iğrenç şeylerden ötürü dövünüp ağlayanların alınlarına işaret koy dedi.
5 Öbürlerine, “Kent boyunca onu izleyin ve kimseye acımadan, kimseyi esirgemeden öldürün” dediğini duydum.
6 Yaşlıyı, genci, genç kızı, kadını, çocukları öldürün. Yalnız alınlarında işaret olanlara dokunmayın. İşe tapınağımdan başlayın. Onlar da tapınağın önünde duran İsrail ileri gelenlerinden işe başladılar.
7 Onlara, “Tapınağı kirletin, avlularını cesetlerle doldurun. Haydi başlayın!” dedi. Bunun üzerine onlar gidip kenttekileri öldürmeye başladılar.

Adak/kurban olayında da alınlara kan sürülmesinin bununla bir etkileşimi olabilir mi, yoksa benmi yanlış algılıyorum?

qlause
08-08-2012, 15:36
kurban olayı başlı başına bi saçmalık zaten biri hayvan kurban eder biri güneş doğsun diye insan kurban eder vs bu toplu kurban törenlerinden ne hastalıklar türemiş ne ölümler olmuş tanrıya az geldi diyip daha fazla kesen olmuş

Neva
09-08-2012, 03:32
Şu yazıyı her okuyuşumda farklı bir nokta çarpıyor gözüme. Bu gidişle daha çok okuyucam.

spartacus demişki


Adak/kurban olayında da alınlara kan sürülmesinin bununla bir etkileşimi olabilir mi, yoksa benmi yanlış algılıyorum?

Kan her zaman hayat/hayat verme olarak algilanmistir, gecmis kulturlerde.

qlause
09-08-2012, 14:24
ben bu din konusuyla ilgili 8 saatlik bi belgesel izlemiştim ve cebrailin adı çok geçiyodu ismi sürekli değişmiş eskiden bir tanrıymış uzun zaman oldu ama tanrıların ortaya çıkışını anlatıyor yavaş yavaş insan şeklinden şekilsizliğe doğru evrilmesini

bu arada çalışma çok güzel teşekkürler

Natan
04-08-2013, 00:29
Güncelleme

Tumagü İskicap
03-04-2016, 21:26
Sümerlerin türettikleri tanrılar olmasaydı, sanmıyorumki ilahi dinler, başka bir şekilde işleyerek var olabilecekti. Görülen veya görülemeyen tüm hislerine birer tanrı atamışlar. Dünyanın ilk tapınağını Göbeklitepe'ye yapmışlar. Göbeklitepe tapınağı Mısır piramitlerinden 7500 yıl daha eski. Duvarlarına da her kabile, her oymak, kendini simgeleyen bir çeşit hayvan figürleri çiziktirmişler. İşte o duvarlara çiziktirilen hayvan figürlerini, ordan geçen bir kervancı kopyaladı aldı Mısıra götürdü. Mısır'a gidene kadar başkalaşan hayvan figürleri, 7500 yıl sonra piramitlerin tarihinde, tanrı sıfatlarıyla anılmaktaydılar. 7500 içerisinde ne oldu diye bakacak olursak, benim görebildiğim tek şey tarım, tarım oldu. insanlar ilk buğday hasatını, göbeklitepe ile mısır piramitleri yapımı arasında, 7500 yıl içerindeki tarih aralığında elde ettiler ve tam da o bölge coğrafyasında. Buğdayın atası aynı zamanda ilk tanrının da atası olmaktadır bana göre. Toprağı çapalayarak tohumların ekine, ekinlerin hasata dönüşmesini tanrı kavramıyla kutsadılar. Bu kutsama bir minnettarlık, bir teşekkür ifadesiydi. Aslına bakarsak o yaşadıkları süreç, ilahi dinlerden daha mantıklı çünkü insan zihni, evrimsel olarak soyut fikirlere henüz ham. İnsanlar somut işlerle uğraşarak karınlarını doyurabiliyorken, hayvan avlamanın zorluklarından ve tehlikesinden tarıma geçtiklerinde, tarımı daha rahat bulup minnattarlık hissiyatına kapıldılar. Ama bakıyorsun minnettarlığın bir tanrısı yok.

Engse Hohol
08-06-2016, 09:01
Babil'de Temmuz ayı tanrı Tammuz'un onuruna kurulmuştur. Tammuz Sümer çoban-tanrı Dumuzi'dir. Sümerde Dumuzi, İnanna'nın kocasıdır. Akad kültüründe İnanna'nın dengi olan İştar'ın kocasıdır. Sümerlerde Tanrıça İnanna güzelliğiyle ünlüdür ve çoban Tammuzi (Dummuzi)'ye aşık olmuştur. Tüm tanrıların itirazına rağmen İnanna Çoban Tammuz ile evlenmiştir. Buna kızan diğer tanrılar Tammuz'u öldürür ve ölüler ülkesine yollarlar. Tammuz için yas tutan, mateme bürünen Sümer halkı oruç ibadetini burada icat etmişlerdir.

Engse Hohol
08-06-2016, 09:36
Tammuzi öldüğünde, Geştinanna günler ve geceler boyunca matem tutup, dövünmüştür. Geştinanna öldükten sonra şarabın ve soğuk mevsimlerin tanrıçası olmuştur. Geştinanna, Sümerlerde Enki ve Ninhursag'ın kızıdır. Tammuz'un kız kardeşi rüya tanrıçası Geştinanna, İnanna'nın görümcesidir. Kocası Tammuz'un kız kardeşi Geştinanna, Tammuz'un yerine yarım yıl, yılın 6 ayı yeraltında kalmayı kabul eder. Tammuzi yeraltına götürülür cinler tarafından. kocasının kaybına üzülen inanna'nın yardımına görümcesi Geştinanna yetişir. Kardeşi Tammuz'un yerine yarım yıl, 6 ay yeraltında kalmayı kabul eder. Geştinanna yer altına gittiğinde, Tammuz yer üstüne çıkar ve dünya'da bahar ile yaz mevsimi olur, 6 ay sürer. Tammuz yer altına gittiğinde, Geştinanna yer üstüne çıkar ve sonbahar ile kış mevsimi olur, 6 ay sürer.

habeas-corpus
03-08-2024, 16:20
Akadca ve Sümerce üzerine uzun zamandır çalışıyorum, Sümerce'nin ölü bir dil olarak, fonetiği, kökeni ve gramer yapısı hâlâ daha bilinmediği hâlde buna karşılık ölü bir dil olan akadcanin hem fonetiği hem kökeni hem de grameri bilinen bir dildir. Akadcayı anlamak için yaşayan semitik diller olan amharca, maltaca, Aramice, İbranice ve arapça başta olmak üzere 26 semitik dilden yararlanma imkanı vardır. Bu imkan kullanılarak 100 boyunca yapılan çalışmalar sonucunda akadca sözlük çözümünde çok mesafe kat edilmiştir. Akadca ve Sümerce üzerine inceleme yaparken; Akadca "naru" kelimesine "şarkıcı" anlamı verilmiş, akadca "naru" kelimesinin fonetiğinden yararlanarak "Sümercedeki "nab" kelimesine de "şarkıcı" anlamı verilmiştir. Sümercenin fonetiği bilinmediği için "nab" kelimesinin fonetiğinin "nab" olduğu bilinmiyor.

Dolayısıyla Sümerce "nab" fonetiğinde bir kelime olduğunu da bilmiyoruz, sorun Sümercede "nab" kelimesinin anlamının ne olduğu değil; sorun çözülen Akadcada "naru" kelimesinin anlamının neden "şarkıcı olduğunu sorgulamamiz gerekir çünkü Akadca "naru" kelimesi semitik bir dil olan Arapçadaki "nar" kelimesine fonetik olarak benzediği için Akadca "naru" kelimesinin "ateş" anlamında olması gerekirdi.

Akadlar 3000 yıl tablet pişirmiş bir medeniyete sahip oldukları için "naru" kelimesinin "ateş" anlamını henüz tespit edilememiş ise 5000 yıl tablet pişirmiş Sümerce nasıl çözülmüş olabilir?

Akadcadaki diğer herhangi bir kelimenin yanlış anlaşılmasını makul görebiliriz, ama 3000 yıl tablet pişirmiş Akadlarin dilinde "naru" kelimesinin "ateş" olduğu henüz tespit edilememiş ise çözdüğünü düşündüğümüz Akadcada ciddi sorun var demektir.

Bu arada, Sümerce'nin ölü bir dil olarak, fonetiği, kökeni ve gramer yapısı hâlâ daha bilinmediği akademik çevrelerde kabul gördüğü hâlde Sümerce tabletleri tercüme ettiklerini iddia ederek Sümerce ile ilgili kitap yazanların, kitaplarında Sümerce tabletlerdeki alıntıların veya Sümerce tabletlerde bulunduğunu söyledikleri ifadelerin Sümerce tabletlerde bulunan sembolleri de yayınlamaları gerekir ki Sümerce üzerine yazdıkları bilgilerin tutarlılığı üzerine sorgulama yapılabilmesi imkanı olsun,

Sümerce hakkında bilgisi olmayanların bilgisizliğinden yararlanarak Sümerce tabletleri tercüme ettik diye yanıltmamış olurlar veya sahtekârca davranmamış olurlar.

Bilindiği üzere Muazzez İlmiye Çığ'in de otorite kabul ettiği "Samuel Noah Kramer" Sümerce üzerine çok sayıda kitap yazmış bir kişidir. Samuel Noah Kramer" THE SUMERIANS THEIR HISTORY, CULT,URE" eserin 39 sayfada; "Bugünün Sümerologları, parçalı, belirsiz ve gizemli verilerini analiz edip yorumlamakla yetinirler" demiş ve Samuel Noah Kramer aynı yazısının sonunda "gelecek nesilin affetmesini" dilemiştir.

Selamlar