PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İsa'nın Benzetmeleri


UlulElbab
10-02-2010, 20:19
Benzetmelerde genellikle Semboller ağırlıklı olarak kullanılır.

Bu başlık altında Benzetmelerden ne gibi anlamlar çıkarıldığını görmek ve anlatılmak istenenin ne olduğunu sizlerinde yardımlarıyla irdelemek istiyorum;

Oldukca ilginç gelen aşağıda ki benzetmede;
-Toprak Sahibi=Tanrı
-Bağ=Dünya/Evren?
-Üzüm? Üzüm sıkmak=?
-Çukur=?
-Bekçi kulesi?
-Köleler=Peygamaberler
-Bağ Sahibinin Oğlu=İsa mesih**ki burada öldürüleceğini biliyordu

Sizlerin bu semboller hakkında görüşleri nelerdir?


(Mar.12:1-12; Luk.20:9-19)

33«Bir benzetme daha dinleyin: toprak sahibi bir adam, bağ dikmiş, çevresini çitle çevirmiş, üzüm sıkmak için bir çukur kazmış, bir de bekçi kulesi yapmış. Sonra bağı bağcılara kiralayıp yolculuğa çıkmış. 34Bağbozumu yaklaşınca, üründen kendisine düşeni almaları için kölelerini bağcılara yollamış. 35Bağcılar adamın kölelerini yakalamış, birini dövmüş, birini öldürmüş, diğerini de taşlamışlar. 36Bağ sahibi bu kez ilkinden daha çok sayıda köle yollamış. Bağcılar bunlara da aynı şeyi yapmışlar. 37Sonunda bağ sahibi, `Oğlumu sayarlar' diyerek bağcılara onu yollamış.
38«Ama bağcılar adamın oğlunu görünce birbirlerine, `Mirasçı bu; gelin, onu öldürüp mirasına konalım' demişler. 39Böylece onu yakalayıp bağdan dışarı atmış ve öldürmüşler. 40Bu durumda bağın sahibi geldiği zaman bağcılara ne yapacak?»
41İsa'ya şu karşılığı verdiler: «Bu korkunç adamları korkunç bir şekilde yok edecek; bağı da, ürününü kendisine zamanında verecek olan başka bağcılara kiralayacak.»
42İsa onlara şunu sordu: «Kutsal Yazılarda şu sözleri hiç okumadınız mı?

`Yapıcıların reddettiği taş,
işte köşenin baş taşı oldu.
Rab'bin işidir bu,
gözümüzde harika bir iş!'

Konuya katkılarınız için şimdiden Teşekkürler...
Başka benzetmeler (Müteşabih anlatımlar)ile konuyu devam ettirmek ve karşılıklı düşüncelerden faydalanmak dileği ile...

Saygılarımla...
UlulElbab

Khaos
10-02-2010, 20:48
yani diyosun ki yeni bağcılar müslümanlar olabilir mi?

UlulElbab
10-02-2010, 21:22
yani diyosun ki yeni bağcılar müslümanlar olabilir mi?

İsa mesihin sözleri müslümanlarıda bağlar.

Onlarda doğru yoldan saparsa ki saptılar...yeni bağcılar yaratmaya muktedir olan yine Rabbimizdir.

Benim amacım üzüm yemek dostum,bağcıyı dövmek değil...

Benim için "Dinler" diye bir kavram olmadığı için Rahatım:) Olaylara geniş açıdan bakıyorum..Amaç yeni birşeyler öğrenmek;

Yeni birşey öğrenmeden kırk yıldır hiç yatağıma girip uyumadım..Bundan sonrada bu prensibimi değiştirmeyeceğim.

UlulElbab
11-02-2010, 16:13
Eski Ahitte Yeremya Bölüm 13 / 52 de

"Keten Kuşak Simgesi"ni açıklamakta yardımcı olacak bir dost var mı?

Şimdiden teşekkürler...

Sevgi ile...

YOLCULUKLAR
12-02-2010, 03:15
Eski Ahitte Yeremya Bölüm 13 / 52 de

"Keten Kuşak Simgesi"ni açıklamakta yardımcı olacak bir dost var mı?

Şimdiden teşekkürler...

Sevgi ile...

Aslında bu bildiğim bir şey değil.

Sadece tahmin yürütebilirim.

Ayetleri okudum ve bana göre

11 Kuşak insanın beline nasıl yapışırsa, ben de İsrail ve Yahuda halklarını kendime öyle yapıştırdım diyor RAB, `Öyle ki, bana ün, övgü, onur getirecek bir halk olsunlar. Ama dinlemediler

Bu ayet olayın ana fikri.

Yani Rab'den uzaklaştığımız an çürümeye mahkum olacağız.

Sanırım konuyla pek bir alakası yok ama Katolik Kilise'de Rahipler ayin esnasında bazı özel kıyafetler giyerler. Bu özel kıyafetlerden biriside bele bağlanan kuşaktır. Bu kuşak bekaretin sembolüdür. Yani rahipler o kuşakığı bekaretin sembolü olarak takarlar.

Kutsal metinler gerçekten çok ilginç Bir çok şey birbiriyle bağlantılı. Sadece fikir olsun diye söyledim. Bir şekilde dolaylıda olsa orada geçen kuşak benzetmesinin bekaretlede bir alakası olabilir.

UlulElbab
12-02-2010, 03:29
Aslında bu bildiğim bir şey değil.

Sadece tahmin yürütebilirim.

Ayetleri okudum ve bana göre

Bu ayet olayın ana fikri.

Yani Rab'den uzaklaştığımız an çürümeye mahkum olacağız.

Sanırım konuyla pek bir alakası yok ama Katolik Kilise'de Rahipler ayin esnasında bazı özel kıyafetler giyerler. Bu özel kıyafetlerden biriside bele bağlanan kuşaktır. Bu kuşak bekaretin sembolüdür. Yani rahipler o kuşakığı bekaretin sembolü olarak takarlar.

Kutsal metinler gerçekten çok ilginç Bir çok şey birbiriyle bağlantılı. Sadece fikir olsun diye söyledim. Bir şekilde dolaylıda olsa orada geçen kuşak benzetmesinin bekaretlede bir alakası olabilir.

Katkınız için çok Teşekkürler,

Ana fikir gerçektende çok anlamlı...

"Yani Rab'den uzaklaştığımız an çürümeye mahkum olacağız."


İlk bakışta "Bekaretle" ilgi kuramadım..

Ancak Yeremyada Rab israiloğullarını "Her Yüksek Tepede ve Bol Yapraklı Ağaç altında" FAHİŞELİK yapmakla suçluyor...

O kadar çokk Sembol arasında kayboluyor insan..AĞAÇ ve TAŞ v.s.

Ama severek okuyorum:)

Maalesef İslam bölümüne ilgi fazla ama burada katılım az...

Çoğu müslüman bu güzel Vahiyden habersiz hatta okumayı günah sayar..Hoş kendi kitablarınıda okumuyorlar ya...

Sevgi ile...

YOLCULUKLAR
12-02-2010, 10:17
Katkınız için çok Teşekkürler,

Ana fikir gerçektende çok anlamlı...

"Yani Rab'den uzaklaştığımız an çürümeye mahkum olacağız."


İlk bakışta "Bekaretle" ilgi kuramadım..

Ancak Yeremyada Rab israiloğullarını "Her Yüksek Tepede ve Bol Yapraklı Ağaç altında" FAHİŞELİK yapmakla suçluyor...

O kadar çokk Sembol arasında kayboluyor insan..AĞAÇ ve TAŞ v.s.

Ama severek okuyorum:)

Maalesef İslam bölümüne ilgi fazla ama burada katılım az...

Çoğu müslüman bu güzel Vahiyden habersiz hatta okumayı günah sayar..Hoş kendi kitablarınıda okumuyorlar ya...

Sevgi ile...

Dün gece yazdıktan sonra aklıma geldi.

Mesela Katolik Kilise'de bekaretin anlamı Rab'be olan sadakattir.

Rahip kendi hayatını sadece Rab'be adar ve dolayısıyla evlenmez. (Evli değilsen de cinsel ilişkiye giremezsiniz aksi taktirde bu zina olur).

Yani bu şekilde bakıldığı zaman aslında bekaretin Rab'be olan sürekli bir sadakat olarakta görebiliriz.

Yani bekarettini bozduğun an evlenmiş oluyorsun. Dolayısıyla artık sadece Rab'bin yolunda değil, dünyasal yolda da yürümeye başlıyorsun ve bir şekilde Rab'den uzaklaşıp çürüyebiliyorsun (Aile içi kavgalar, çocuğun bakımı, maddi sıkıntılar... yani dünyasal zorluklara odaklanıyor insan ister istemez).

Böyle bir şey geldi benim aklıma, yoksa fazla zorlama bir yorum mu oldu bilemiyorum :)

Müslümanların Hristiyanlık hakkındaki yorumlarına gelince...

Ben bu konuda çok sıkıntılıyım.

Olaya sürekli olarak tek taraftan bakıyorlar.

Sürekli olarak Kuran ve Peygamberlerine odaklanmış durumdalar.

Yani kilise hakkındaki olumlu yahut olumsuz herşeyi büyük bir inatla kendilerine yormaktalar.

Ve bu düşünce yapısı artık belirli bir süreden sonra insanı bayıyor.

Kilisenin ve yahudilerin çevirmiş olduğu bir çok alicengiz oyunları vardır. Bunlar bir sırdır. Günümüze bir çok kitap ulaşmadı. Ama bu tarz olaylarda Müslümanların bakış açısı tek oluyor ve herşeyi kendilerine yorup, kendilerine bir işaretmiş gibi gösteriyorlar. Geçenlerde forumda da yazdım. Çölde Sayım bölümünde "Rab'bin Savaşları" adlı kitaptan referans verilir ve bu kitabın varlığından ve öneminden bahsedilir. Ama bu kitap nerededir? Yoktur :) Kimsede bilmez bu kitabın ne olduğuna. Şimdi bu kitabın kayboluşunun Müslümanlıkla alakası ne? Ama eminim ki bu konuyu bir Müslümanla konuşsanız olayı direk kendisine çekecektir. Oysa ki müslümanlar duygusallıktan sıyrılıp olaylara birazcık objektif olarak yaklaşsalardı birlik içinde bir çok gizem ve mucize keşfedilebilirdi.

Ya da sizin de bahsettiğiniz gibi, Eski Antlaşmada olsun, Yeni Antlaşmada olsun bir çok güzel ve sevgi dolu buyruklar vardır (Geçen günkü tartışma konusuydu, bu güzel buyruklardan yola çıkarak Vatikan II. Konsili Müslümanların kurtuluşa erebileceğinin kararını almıştır ve bu karar Katolik Kilisede kesindir, sorgulanamazdır, tartışılamazdır.). Yani bu kadar olumlu ve bizi birleştirebilecek buyruklar var iken müslümanlar tutturmuş Hristiyanlar sahtekardır, kitaplarını değiştirmeşlerdir, yalancılardır... Yavhu şu suçlamaları yapana kadar bir okuyun şu kitapları ya:) Belkide kendinize çok yakın hissedebileceğiniz bir şeyler bulabileceksiniz.

Konu İslam olduğu için müslümanlar üzerinden konuşuyorum. Aynı sıkıntı Hristiyanlarda da var. Kabalık, iftiralar, yalanlar, kendini üstün görme, herşeyi kendi menfatine yorma gibi güzel meziyetlerden (!) kendilerini arındıramıyorlar.

Umarım dindarlar (hangi dine mensup olursa olsunlar) ön yargılarından ve kendilerini üstün görmelerinden sıyrılıp oturup, konuşup, birbirleri hakkında bilgilenip, birbirlerini anlayabilirler. İşte bu gerçekleştiği an hem dünya çok daha yaşanır bir yer olacaktır hemde bir çok gizemi keşfedip onların farkına varabileceğiz.

UlulElbab
12-02-2010, 20:08
Sevgili Yolculuklar,

Güzel düşüncelerinize katılmamak mümkün mü?

Keşske Psiko Abim de katılsaydı bu güzel Sohbete,Zenginlik katardı:)

Kendisine ulaşamıyorum 1 aydır...Bahailiğin güzel esintileri burnumda tütüyor...

Bu arada Eski Ahitte geçen ZİNA ile ilgili kavramların daha çok Sembolik olduğu

dikkat çekiyor.Maddi anlamda cinsellikten ziyade,Allah ile Putlara aynı anda inanma...

Yada Rabbi Putlarla iman anlamında aldatma Zina olarak tarif ediliyor ve çok ağır

eleştiriliyor....Zamanla insanlar bunun maddi yönüne ağırlık verip :Tabulaştırmışlar...
Elbette Soy ve nesillerin karışmasıda istenmeyen bir durum.

Müslüman dünyasının bakış açısına gelecek olursak;

Onlarda da tıpkı İsa mesihin Rab ilan edilmesi gibi bir gidişat söz konusu..

Muhammed yer yer Allah ile Eş tutuluyor ve hatta bazen onun Şefaati ile "Kurtulmuş" olunuyor...

Dinlerin kaderi hep aynıdır...

Ferisilik-Sadukilik
Ortodoks-Katolik-Protestanlık
Sunni-Şia ayrımları defalarca seyredilmiş bir Filmin sahneleri gibi...

Zaman için Dinler Donarlar ve Dogma halini alırlar...

Bana Göre Gerçek Dinlerden Özgürlük,Dinlerin Donduran öğelerinden Arınarak

Allahı keşfetmektir...Sonuçta Dinler birer ARAÇ tır...Amaç haline döndüklerinde

Terkedilmeleri elzemdir...

"Giden az olan yol" veya "Dar kapıdan geçmek" bunu anlatıyor...

Saygı ve Sevgi ile...

UlulElbab
01-03-2010, 19:31
İki oğul benzetmesi
(Mar.11:27-33; Luk.20:1-8)

28«Ama şuna ne dersiniz? Bir adamın iki oğlu varmış. Adam birincisine gidip, `Oğlum, git bugün bağda çalış' demiş.
29«O da, `Gitmem!' demiş. Ama sonra pişman olup gitmiş.
30«Adam ikinci oğluna gidip aynı şeyi söylemiş. O da, `Giderim, efendim' demiş, ama gitmemiş.
31«İkisinden hangisi babasının isteğini yerine getirmiş olur?»
«Birincisi» diye karşılık verdiler.
İsa da onlara, «Size doğrusunu söyleyeyim, vergi görevlileriyle fahişeler, Tanrı'nın Egemenliğine sizden önce giriyorlar» dedi. 32«Yahya size doğruluk yolunu göstermeye geldi, ona inanmadınız. Oysa vergi görevlileriyle fahişeler ona inandılar. Siz bunu gördükten sonra bile pişman olup ona inanmadınız.

UlulElbab
03-03-2010, 16:15
Tüm inanır dostlardan Benzetmeler ile ilgili yorum ve görüşlerini bekliyorum...

Semboller hakkında yorumlarını okumaktan mutluluk duyarım.

Saygılarımla...

UlulElbab

UlulElbab
16-04-2010, 04:46
Güncel?le...

yokmu benzeten?

UlulElbab
16-04-2010, 04:55
O halde bazı Hristiyanlarca Yanlış anlaşılan veya işlerine geldiği için öyle anlayan
ve bunun sonucu milyonlarca insanın hunharca öldüren Benzetmelere bakalım;

Bir kimse bende kalmazsa, çubuk gibi dışarı atılır ve kurur. Böylelerini toplar, ateşe atıp yakarlar. (Isa ya inanmayan kuru tahtadir toparlayin yakin)

`Beni kral olarak istemeyen o düşmanlarıma gelince, onları buraya getirin ve gözümün önünde kılıçtan geçirin!'» (Burdaki kral bir benzetmedir kendisinin ikinci gelisi anlatir Isa , ona tabii olmayanlar kilictan gecirilecek)


Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Ben barış değil, kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben oğulla babasının, kızla annesinin, gelinle kaynanasının arasına ayrılık sokmaya geldim. `İnsanın düşmanları, kendi ev halkı olacaktır.'


Çünkü Tanrımız yakıp tüketen bir ateştir.

ExEgoist
26-09-2010, 19:28
Katkı bekliyorum...ve Güncelliyorum:)

burlap
30-09-2010, 20:19
O halde bazı Hristiyanlarca Yanlış anlaşılan veya işlerine geldiği için öyle anlayan
ve bunun sonucu milyonlarca insanın hunharca öldüren Benzetmelere bakalım;

Bir kimse bende kalmazsa, çubuk gibi dışarı atılır ve kurur. Böylelerini toplar, ateşe atıp yakarlar. (Isa ya inanmayan kuru tahtadir toparlayin yakin)

`Beni kral olarak istemeyen o düşmanlarıma gelince, onları buraya getirin ve gözümün önünde kılıçtan geçirin!'» (Burdaki kral bir benzetmedir kendisinin ikinci gelisi anlatir Isa , ona tabii olmayanlar kilictan gecirilecek)


Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Ben barış değil, kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben oğulla babasının, kızla annesinin, gelinle kaynanasının arasına ayrılık sokmaya geldim. `İnsanın düşmanları, kendi ev halkı olacaktır.'


Çünkü Tanrımız yakıp tüketen bir ateştir.


Benzetmeler konusu gerçekten de ilginç geliyor. Bana ilginç gelen zaten iletinin başlangıcında çok güzel belirtilmiş:

“O halde bazı Hristiyanlarca Yanlış anlaşılan veya işlerine geldiği için öyle anlayan ve …. Benzetmelere …”

Teist din kitapların tanrı sözü olduğu her teist din inanırının kesinlediği bir durumdur. Gerçi Müslüman ve Hıristiyan Kutsal kitaplarında zaman zaman tamamen aksi söylemler görülür ama pek çok bahanelerle bunlar savuşturulur. (Yahudiliği bilmediğim için pek bir şey söyleyemiyorum, ancak Eski Ahit’e bakarak durumun farklı olmadığı hemen anlaşılıyor)

Tanrı sözünün kesinliği, tanrı buyruklarının her durum ve zamanda yerine getirilmesi gerekirliği, inanırlar tarafından yadsınılmayacak bir durumdur. Bunları inanırların yerine getirmesi için her buyruğun, daha geniş anlamda tanrı sözlerinin tam olarak anlaşılması gerekmez mi?

Peki neden tanrı sözleri tam olarak anlaşılmıyor? Bu anlaşılmazlık sonucu “milyonlarca insanın hunharca öldürüldüğü” ortaya çıkmıştır. Bu tespit elbette doğrudur. Din yüzünden hatta milyarlarca insan öldürülmüştür. Şimdi bu durumda suçu tanrıya mı yüklemeli acaba?

Neden tanrıya yüklemek gerektiği tartışmalı olabilir. Ama bence de suç tanrılardadır. Çünkü burada iki seçenekli bir konumdayız.

Birincisi, insanların tanrı tarafından anlayışsız, kavrayışsız yaratılmasıdır. Yani tanrı insanları akıl açısından eksik veya hatalı yaratmıştır, dolayısıyla insanlar tanrının sözlerini yanlış algılamaktadır. Bunun inanırlar açısından mantıklı bir açıklama olmadığını kabul etmek gerekiyor. Çünkü bilhassa Hıristiyan tanrısı pek sevecendir. Hem insanları eksik veya hatalı yapılıp yanlış anlamalarına sebep olacak, hem de günah işledikleri için ateşte yakacak bir tanrı olabilir mi? Sevecen bir tanrıya böyle bir şeyi yakıştıramayız. Bu, asla doğru olamayacak kadar yanlış bir değerlendirme olur.

Bunun dışında olan başka bir durum da ancak tanrıların sözlerini net bir biçimde belirtmedikleri şeklinde olabilir. Yani yapılan benzetmeler, söylem biçimleri insanların yanlış davranışlarına yol açmaktadır. Tanrı sözünün açık olmamasının bu duruma yol açması çok üzücü, yadsınacak bir durum. Çünkü bu durumda tanrının bir eksikliği, yani söylem zayıflığı ortaya çıkıyor. Halbuki tanrı her zaman her yerdedir, her şeyi bilir ve her şeye kadirdir. Dolayısıyla bu da olacak gibi bir şey değil!
O zaman başka ne olasılık kalıyor? Var mı başka olasılık?

Benim aklıma bir tane geliyor ama o da biraz kuşkulu. Bu durum şeytan tarafından değiştirilmiş olabilir. Yani tanrı sözü bildiğimiz kutsal kitaplar daha sonra insanları aldatmak, bozmak üzere şeytan tarafından değiştirilmiş baskılardır. Burada da gene tanrının zayıflığı gibi bir durum ortaya çıkar. Çünkü şeytan, tanrıyla aşık atma durumunda, onun kadar kudretli görünmektedir.

Geriye benim düşündüğüm bir seçenek kaldı ama bunun aktarılması hemen “zaten belliydi” diye damgalanmama yol açar ve zaten kapsamımız dışındadır. O seçenekten de vazgeçiyorum.

Sonuçta yukarıdaki 3 seçenekten birine kalıyoruz. Dolayısıyla suç tanrıdadır derim…

ExEgoist
30-09-2010, 21:42
Suç tanrıdadır.

Elbette,Mutlaka öyledir...

En kolayı Tanrıyı suçlamaktır...At suçu tanrıya...Nasıl olsa sesi çıkmıyor:)

İyide birşeyi anlayamamak yada yanlış anlamak nasıl Tanrının suçu olabilir?

Eksik yaratmıştır?!

Olmayan,inanmadığın Tanrıyı suçlamak...Bunu yapsa yapsa insan yapar.

Önce hamurdan ilahlar yapan,sonra açıkınca onları yiyen insan.

ExEgoist
30-09-2010, 21:45
Two Important Parables

Bir Radyo programından
Alıntıdır


Luka 8; Matta 13


Tanrı herkesin gerçeği bilmesini ve kurtulmasını ister, ama eğer yüreklerimiz inatçı ise Tanrı, gerçeğini bizlere açıklamayacaktır. İnsanlar nasıl zenginliklerin peşinden koşuyorlarsa, Tanrı da aynı şekilde bizlerin, O’nun gerçeğinin peşinden koşmamızı ister. Peygamber Süleyman şöyle yazar: “Eğer gümüş ararcasına gerçeği ararsan, gerçeği ararsan define arar gibi, Rab korkusunu anlar ve Tanrı’yı yakından tanırsın.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 2:4, 5)
Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Tanrı’nın gerçeğini paradan ya da herhangi başka bir zenginlikten daha çok mu bağrınıza basıyorsunuz? Tanrı’nın gerçek olan Sözü, zihninizin ve yüreğinizin en önemli yerinde mi bulunuyor? Belki de yüreğinizin Tanrı’nın önündeki gerçek durumunu bilmiyorsunuz? O zaman Rab İsa’nın Tohum Benzetmesi’ni dikkatle dinleyin.
Luka Müjdesi’nin sekizinci bölümünü okuyoruz. Kutsal Yazılar şöyle diyor:
(Luka 8) 4-5 Büyük bir kalabalığın toplandığı insanların her kentten kendisine akın akın geldiği bir sırada İsa şu benzetmeyi anlattı: “Ekincinin biri tohum ekmeye çıktı. Ektiği tohumlardan kimi yol kenarına düştü, ayak altında çiğnenip gökteki kuşlara yem oldu. 6 Kimi kayalık yere düştü, filizlenince susuzluktan kuruyup gitti. 7 Kimi, dikenler arasına düştü. Filizler ile birlikte büyüyen dikenler filizleri boğdu. 8 Kimi ise iyi toprağa düştü, büyüdüğü zaman yüz kat ürün verdi.” Bunları söyledikten sonra, ‘İşitecek kulağı olan işitsin!’ diye seslendi.
9-10 İsa bu benzetmenin anlamını kendisinden soran öğrencilerine, ‘Tanrı’nın Egemenliği’nin sırlarını bilme ayrıcalığı size verildi’ dedi. ‘Ama başkalarına benzetmeler ile sesleniyorum. Öyle ki…11 Benzetmenin anlamı şudur: Tohum, Tanrı’nın Sözü’dür. 12 Yol kenarına düşenler sözü işiten kişilerdir. Ama sonra İblis gelir, inanıp kurtulmasınlar diye sözü yüreklerinden alıp götürür. 13 Kayalık yere düşenler, işittikleri sözü sevinç ile kabul eden, ama kök salamadıkları için ancak bir süre inanan kişilerdir. Böyleleri denendikleri zaman imandan dönerler. 14 Dikenler arasına düşenler, sözü işiten, ama zaman içinde yaşamın kaygıları, zenginlikleri ve zevkleri içinde boğulan, dolayısıyla olgun ürün vermeyenlerdir. 15 İyi toprağa düşenler ise, sözü işitince onu iyi ve sağlam bir yürekte saklayanlardır. Bunlar sabır ile dayanarak ürün verirler.
Tohum eken ekinci benzetmesinin anlamını kavradınız mı? Bu benzetmede, tohumu ve toprağı görüyoruz. Burada ‘tohum’ neyi temsil etmektedir? Rab İsa bu konuda ne dedi? Şöyle dedi: “Tohum, Tanrı’nın gerçek Sözü anlamına gelir. Peki ya toprak? Toprak, ne anlama gelir? Toprak, insan yüreğini sembolize eder.
Evet, Tanrı’nın Sözü, iyi tohuma benzer, çünkü canlıdır ve yüreğinizde ve yaşamınızda sonsuz yaşam ve gerçek bereket sağlayacak güce sahiptir. Ancak, insan yüreği çok katı ve kuru olabilen toprak gibidir. Bu konu üzerinde biraz düşünelim. Benzetmede kaç tür toprak görüyoruz? Tohumun, dört farklı toprak üzerine düştüğünü gördük.


Yol kenarına düşen tohum vardı.
Kayalık yere düşen tohum vardı.
Dikenler arasına düşen tohum vardı. (Wolof dilinde: arasında bazı meyve tohumlarının dikenli kabukları bulunan bir tür çimen)
Aynı zamanda bir de iyi toprağa düşen tohum vardı.

Öncelikle, İsa dünyada insanların üzerinde yürüdükleri sert yola benzeyen bir yüreğe sahip olan kişilerden söz etti. Bazı insanların yürekleri beton kadar serttir. Eğer bir tohum toprağı katı olan bir yola düşerse ne olacaktır? Filizlenecek ve meyve verecek midir? Hiç bir zaman! Tohum böyle bir toprakta kök salmaya bile başlayamaz. İnsanlar tohumun üzerinde yürüyüp geçecek ve havada uçan kuşlar tohumu yiyeceklerdir. Pek çok kişinin yüreği işte bunun gibidir. Katı toprağa benzeyen yüreğe sahip olan insanlar Peygamberlerin Yazılarına önem vermeyen kişilerdir ve bunun bir sonucu olarak İsa’nın dünyanın Kurtarıcısı olduğuna inanmazlar. Onların önem verdikleri tek şey, kendi düşünceleri ya da atalarının gelenekleridir. Tanrı’nın gerçek Sözü, onların yüreklerinde, aynı sert toprak yola düşen ve yaşam üretemeyen bir tohum örneğinde olduğu gibi, yaşam üretemeyecektir.
İsa’nın sözünü ettiği ikinci toprak türü, üzerinde bir çok kayalıkların bulunduğu ince bir topraktır. Üzerinde kayalıkların bulunduğu toprak, Tanrı’nın Sözü’nü işiten ve hemen sevinç ile kabul eden birinin yüreğini sembolize eder; ama tohum kök salamaz, çünkü Tanrı’nın Sözü, kişinin yüreğinde gerçekten kök salamamıştır. Bu tür bir insan, inandığını söyler, ama bazı denemeler geldiği zaman ya da Gerçeğin Sözü nedeni ile zulüm gördüğünde, gerçeğe inanmaktan vazgeçer. Çoğu kişi böyledir. Tanrı’nın Sözü, onların yüreklerinin derinliklerinde kök salamaz, çünkü Tanrı’nın övgüsü yerine insanın övgüsünü tercih ederler. Bunun bir sonucu olarak da Tanrı’nın Sözü onlara, aynı kayalık yere düşen tohumun yararsızlığı gibi, boş ve yararsız gelir.
Üçüncü toprak türü, dikenler ile doludur. Tohum dikenler arasına düştüğü zaman, ne olur? Ürün verir mi? Hayır, vermez. Tohum ürün veremeden önce dikenler onu boğacaktır. Dikenler ile dolu olan toprak, Tanrı’nın Sözü’nü işiten, ama zaman içinde yaşamın kaygıları, zenginlikleri ve zevkleri ile aldatılan birinin yüreğini sembolize eder; tüm bunlar Sözü boğarlar ve tohum üretken olamaz. Adem çocuklarının çoğunun yüreği dikenli toprağa benzer. Onlar şöyle düşünürler: “Evet, bir gün Peygamberlerin Yazılarını okumaya başlayacağım. Zamanım olduğunda Tanrı’nın Sözü’nü dinleyeceğim ‘inşaallah’ (Arapça dilindeki anlamı: eğer Tanrı isterse!) Ancak Şeytan bu tür kişilerin Tanrı’nın Sözü’nü anlamak için hiç bir zaman vakit ayırmayacaklarını çok iyi bilir. Bu tür kişilerin sorunları ve ihtiyaçları, onların zihinlerine ve yüreklerine egemen olacaktır. Bu kişilerin çalışmaları, para kazanmaları, alış verişe gitmeleri, satın almaları, satmaları, ders çalışmaları, uyumaları ve daha bir çok şey yapmaları gerekir. Sizin durumunuz da bu kişilere mi benziyor? Yaşamınız, ihtiyaçlarınız ve ilgi alanlarınız yüzünden tüm yüreğiniz ile Tanrı’nın Gerçeği’ni aramak için zaman ayıramayacak kadar dolu mu? Bir gün, ölümün aniden geleceğini ve sizi sonsuzluğa götüreceğini hatırlayın. O gün geldiği zaman, neyin gerçek neyin yalan olduğunu bileceksiniz, ama dünyada yaşadığınız dönem içinde aramadığınız ya da itaat etmediğiniz gerçeği o gün bilmek artık size hiç bir yarar sağlamayacak, çünkü tövbe etmek için geçerli olan zaman sona ermiş olacak ve siz sonsuzluk boyunca kaybolacaksınız!
Dördüncü toprak türü, iyi topraktı. Çiftçinin iyi ve verimli toprağa ektiği tohum kök saldı, filizlendi ve öylesine bol ürün verdi ki, çiftçi ektiğinden yüz kat fazlasını biçti. Tohumu alan iyi toprak, Tanrı’nın Sözü’nü işiten ve onu iyi ve sağlam bir yürekte saklayan, böylece doğruluk ve sonsuz yaşam üreten bir insanın yüreğini sembolize eder. Tanrı’nın Sözü diridir, güçlüdür ve bu Sözü alçakgönüllülük ile ve içten bir şekilde kabul eden herkeste sonsuz yaşam ve doğruluk üretecektir.
İsa’nın, ekincinin ektiği tohum benzetmesinde öğrettikleri kısaca bunlardır. Tanrı Sözü, iyi tohuma benzer ve yüreklerimiz ise sert toprak gibidir. Tohumun sert toprağa ekilebilmesinden önce ne olması gerekir? Her çiftçinin mutlaka bildiği gibi, toprağı saban ile işlemek gerekir. Buna benzer şekilde, Tanrı’yı hoşnut eden yürek de Tanrı Sözü’nün İyi Tohumu’nu kabul etmek için hazırlanmış olan kırılmış ve pişman bir yürektir. Tanrı’yı hoşnut eden yürek, Tanrı’nın Sözü’nü alçalarak ve iman ederek kabul eden yürektir. Kutsal Yazılar bu konuyu şu sözler ile bildirirler: “”Şunu aklınızda tutun: herkes dinlemekte çabuk, konuşmakta yavaş olsun. Her türlü pisliği ve her tarafa yayılmış olan kötülüğü üstünüzden sıyırıp atarak,içinize ekilmiş, canlarınızı kurtaracak güçte olan sözü alçakgönüllülük ile kabul edin.” (Yakup 1:19, 21)
Sizin yüreğinizin durumu nedir? Tanrı’nın, peygamberleri aracılığı ile Kutsal Yazılarda söylediklerini kabul etmek için hazırlanmış alçakgönüllü bir yüreğe sahip misiniz? Tanrı’nın Sözü yüreğinizde büyüyor mu? Yoksa yüreğiniz, sert, kayalıkların bulunduğu, dikenli bir toprağa mı benziyor? Tanrı’nın Sözü İyi Tohum’dur, ama yaşam ve bereketi yalnızca Söz’e gerçekten inanan ve O’na itaat eden kişilerin yüreklerinde üretecektir.
Şimdi İsa’nın kalabalığa anlattığı bir başka “çiftçi benzetmesine” kulak verelim. Bu benzetme Deliceler Benzetmesi olarak adlandırılır. Kutsal Yazılar şöyle der:
(Matta 13) 24 İsa onlara başka bir benzetme anlattı: “Göklerin Egemenliği, tarlasına iyi tohum eken adama benzer. 25 Herkes uyurken adamın düşmanı geldi, buğdayın arasına delice ekip gitti. 26 Ekin gelişip başak salınca, deliceler de göründü. 27 Mal sahibinin köleleri gelip ona şöyle dediler: “Efendimiz, sen tarlana iyi tohum ekmedin mi? Bu deliceler nereden çıktı? 28 Mal sahibi, “Bunu bir düşman yapmıştır” dedi. ‘Gidip deliceleri toplamamızı ister misin?’ diye sordu köleler. 29 ‘Hayır,’ dedi adam. ‘Deliceleri toplarken belki buğdayı da sökersiniz. 30 Bırakın biçim vaktine dek birlikte büyüsünler.. Biçim vakti orakçılara, önce deliceleri toplayın diyeceğim, yakmak için demet yapın. Buğdayı ise toplayıp ambarıma koyun.’
36Bundan sonra İsa halktan ayrılıp eve gitti. Öğrencileri yanına gelip, ‘Tarladaki deliceler ile ilgili benzetmeyi bize açıkla’ dediler. 37 İsa, ‘İyi tohumu eken İnsanoğlu’dur’ (Yani, Mesih olan Kendisidir) diye karşılık verdi. 38 ‘Tarla ise dünyadır. İyi tohum, göksel egemenliğin oğulları, deliceler de kötü olanın oğullarıdır. 39 Deliceleri eken düşman İblis’tir. Biçim vakti, çağın sonu; orakçılar ise meleklerdir. 40 Deliceler nasıl toplanıp yakılırsa, çağın sonunda da böyle olacaktır. 41-42 İnsanoğlu meleklerini gönderecek, onlar da insanları günaha düşüren her şeyi kötülük yapan herkesi O’nun egemenliğinden toplayıp kızgın fırına atacaklar. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacaktır. 43 Doğru kişiler o zaman Babaları’nın Egemenliği’nde güneş gibi parlayacaklar. Kulağı olan işitsin!’ Amin.
Rab İsa, deliceler benzetmesinde, dünyayı bir buğday tarlası ile kıyasladı. Tohum Eken Kişi, İsa Mesih’i sembolize eder. Tarlada büyüyen buğday Mesih ile ilgili İyi Haber’e iman ettikleri için Tanrı’nın çocukları olan imanlıları sembolize eder. Buğdayın arasına deliceleri eken düşman, Şeytan’dır. Deliceler, Tanrı’ya ait olmayan kişileri sembolize ederler, çünkü Mesih ile ilgili İyi Haber’i kabul etmemişlerdir. Biçim zamanı, Yargı Günü’dür. Ambarda toplanan buğday, Tanrı’nın huzurunda sonsuza kadar yaşama hakkına sahip olanları sembolize eder. Ama yine de, toplanan ve yakılan deliceler, sonsuz ateşe atılacak olan kişileri ifade ederler.
Dinleyici dostlarımız, sizin durumunuz nedir? Sizler buğday gibi misiniz? Yoksa deliceler gibi mi? Yüreğiniz araştırın. Yargı Günü geliyor! Yargıç kapıda! Yargı Günü’nde Yargıç ile yüz yüze gelecek güvene sahip misiniz? Sizi cehennem ateşinden kurtarmak için gelmiş Olan’ın hakkındaki İyi Haber’e yüreğinizde inandıysanız, korkmanıza gerek yok! İsa Mesih’in Yargı Günü ile ilgili ilan etmiş olduğuna kulak verin. O, şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim. Sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir!” (Yuhanna 5:24) Amin!
Dinlediğiniz için teşekkürler. Bir sonraki derste, Tanrı isterse, Müjde kitabında devam edeceğiz ve İsa’nın nasıl mucizevi bir şekilde yalnızca beş somun ekmek ve iki balık ile beş bin kişinin karnını doyurduğunu göreceğiz.
Sizler, Rab İsa’nın bugün işittiğiniz sözlerini hatırlarken, Tanrı size bol anlayış versin:
“Kulağı olan işitsin!” (Matta 13:43)

burlap
01-10-2010, 17:01
Suçun tanrıda olduğu çok kesindir. Nedenini de tekrar açıklamaya çalışayım.

İlgili iletide inanırların tanrı sözlerini, buyruklarını anladıkları gibi uygulamaya soktuklarında yanlışlıklar yaptıkları ve sonucunda milyonlarca insanın hunharca öldürüldüğü şeklinde bir tespit yapılmıştı.

Şimdi burada bahis konusu sözler, buyruklar herhangi bir ölümlüye mi aittir? Hayır, tanrıya aittir. Örneğin tanrı ne diyor? “Bana inanın, tapın” diyor. “İnanmazsanız gelecekte cayır cayır yanarsınız” diyor. Bunda herhalde herkes hemfikir. Peki, bunu gayet iyi anlayan insan, tanrının diğer bazı sözlerini neden anlayamıyor?

Tanrının sözleri kesinse, değiştirilemezse neden anlaşılmaz oluyor ki? Her şeyi bilen duyan, her yerde her zaman- yani ezelden ebede bizim anladığımız gerçek zaman kavramının dışında olarak - bulunan, her şeye kadir olan tanrı neden sözlerini her ortalama insanın anlayacağı şekilde tartışmasız olarak ortaya koymamış ki? Bizim kavrayışımızın çok dışında olan tanrının bizden itaat beklediği sözler anlaşılmıyorsa ya o sözler eksik, hatalıdır; ya da tanrı insanı o anlayıştan yoksun yaratmış ama gene de – yani bu yanlışlığı bilerek (bilmemesi olanaksızdır) - insanların günah işlemelerine yol açıp bu günahlar sonucunda insanları cayır cayır yakmaktadır.

Bu konuda herhangi birisinin sözleri tartışılmıyor. Tartışılan, tanrının söylediklerinin 2 nedenle yanlış anlaşılması durumudur. Bu 2 neden de tanrıdan kaynaklanmaktadır.

Tabii geçen iletide aktarılan şeytan kusurunun dışında 3. bir seçenek daha var. O zaman her şey yerli yerine oturur. Mukaddes kitaptaki sözler tanrı sözleri değildir! İnsanlar tarafından yazılmıştır. Çünkü anlaşılmaz sözler gayetle boldur, insanlar yanlış anladıklarından günaha girer, yanlışlıklar yaparlar. Eh tabi o zaman tanrıda kusur aranmaz. Çünkü tanrı bu sözleri söylememiştir. O zaman tanrının suçu yoktur. Dolayısıyla tanrı da aranamaz.

Zaten Hıristiyan tanrısı – Kutsal kitaba göre – hırsızları, katilleri, kısacası her çeşit kötülüğü yapanları, inandıkları takdirde cennetine almakta bir beis görmemektedir. Siz şimdi dünyada en büyük kötülükleri yapan birisi olun, ama ölmeden önce üçte birliğe (aritmetik hatası) inanırsanız hemen onun cennetine gidersiniz. Yaptığınız bütün kötülükler yanınıza kar kalır. Kel başa şimşir tarak mı demeli?

Şimdi tartışmanın çerçevesini oturtmak açısından başka bir hususa da değinmek istiyorum. Sözlerin, buyrukların yanlış anlaşılması üzerine yapılan tartışmanın nesnesi olan kitaptan gene bu konu üzerine alıntı yapmak argümanın geçersizliğini kabullenmekten başka bir şey değildir.

Tanrının semeni tohummuş; İsa da bu tohumu dünyada bireylere ekmiş; bazı ektikleri yararlı olmuş hayaletleri tanrının krallığına gidecekmiş; ama bazıları yola gelmezmiş ve onlara sonsuz ıstırap varmış. Yine kitaptan bir aktarma. Kitap yanlışlıklara yol açıyor! Bu açıkça yapılmış bir saptama!

Yani mantıksal hata ile tanrının suçsuzluğu kanıtlanamaz. Yanlış anlaşılan tanrıdan gelen sözlerin gene yanlış olan sözlerin olduğu kitapla doğruluğunu kanıtlamaya çalışmak mantıksal hata (döngüsel gerekçe) oluyor.