PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : kim haklı?


kuranyeter
07-03-2010, 14:35
Türkiye’de Kürt olmanın bütün acısını “aile boyu” yaşamış olan Mehtap’ın, Diyarbakır- Bursa maçını hep birlikte yazıişlerinde seyrederken söylediği gibi, “öfke aklın önüne geçti”.

Bursa’da oynanan ilk maçta Bursalı taraftarların sert ve aşağılayıcı tezahüratıyla karşılaşmış olan Diyarbakırspor’un taraftarları belli ki “intikamlarını” futbolla almak niyetiyle gelmemişlerdi stada. Daha maç başlamadan Bursalı oyuncuları taş yağmuruna tuttular.

Arkasından hakemi yaraladılar.

Ve, maç hakem kararıyla bitti. Diyarbakırspor, ligde kalmak için yakaladığı bir fırsatı bu “intikamcı taş yağmuruyla” kaybetti. Eğer Bursa’yı yenebilselerdi çok önemli bir fırsat yakalayacaklardı.

Ama “öfke” aklın önüne geçti. Diyarbakır’ın ligde kalma ihtimali çok zayıfladı çünkü büyük ihtimalle ağır cezalar alacaklar ve maçlarını seyircisiz oynamak zorunda kalacaklar. O taş yağmurunu seyrederken, yaşadığımız bu durumu en iyi anlatan Fırat Anlı’nın sözlerini hatırladım:

“Bizim kuşak barış için son fırsattır, bizden sonraki kuşaklar barış yapmayacak kadar öfkeliler birbirlerine.”

Bu olağanüstü saptamayı yapan Anlı’nın şu anda “cezaevinde” olduğunu hatırlarsanız, o “fırsatın” da artık kaçmakta olduğunu anlarsınız.

Diyarbakır’da rakip oyuncuları taş yağmuruna tutan öfkeli gençleri, İzmir’de Kürtleri taşlarla karşılayan sarışın kızla birlikte düşünürseniz, durumu daha iyi kavrarsınız.

Ben, ne düşündüğümü size hiç lafı dolaştırmadan söyleyeyim.

Türkiye, “Kürt meselesini” hemen çözemeyecekse, Kürtlere “eşit vatandaş” olma hakkını hemen sağlayacak adımları atmayacaksa, “ayrılmayı” gündeme almalıyız. Hiçbir toplum, böylesine büyük bir öfkeyi taşıyamaz.

Bu kin, sokaklara taşar.

Olabilecek en korkunç gelişme de budur. Ayrılmak, birbirlerinden nefret eden, kinleri bilenmiş kitleleri, o nefreti yatıştıracak hiçbir adım atmadan birarada tutmaya çalışmaktan evladır. Bugün futbol sahasında “taşlarla” ortaya çıkan “kin”, yarın sokaklarda başka türlü çıkar. Ya bu ülkedeki herkesi eşit kılacak, acıları bitirecek, kalıcı bir “barış” yapalım...

Ya da “ayrılma” planlarını hazırlayalım. İkisinin ortasının olmayacağını bugün bir maçla gördük, yarın başka türlü görürüz. Kürtleri, baskıyla, zorbalıkla, hukuksuz yasalarla, silahla “ikinci sınıf” vatandaş çizgisinde tutamaz artık kimse.

Bu anlamsız ve haksız çaba, iki tarafın gençlerini de öfkeden gözü dönmüş çılgınlara çeviriyor. “Fırat’ın öte yakasında” bir öfke patlaması yaşanırken, “Fırat’ın bu yakasında” da çok önemli bir gelişme oluyordu.

İlk kez bir başbakan, “kutsal yargı” palavrasını bir kenara itti ve gerçekleri açıkça söyledi. Bugüne dek yargı ne yaparsa yapsın sanki bu yapılan “tarafsız” bir davranışmış gibi sahtekârca bir yaklaşımla değerlendirilirdi.

Yargı “kutsal ve dokunulmaz” kabul edilmişti, Ergenekon davasına müdahale etmeye çabalayan yüksek yargı üyeleri “resmî” düzeyde eleştirilmezdi. Yüksek yargı ise son zamanlarda “Ergenekon yanlısı” bir siyasi parti gibi davranmaya ve darbeye karşı atılan her adımı önlemeye başlamıştı.

Hükümete karşı ciddi bir muhalefet yürütüyorlardı ve bunu yaparken de bir yandan “bizi kuşatıyorlar” diye yakınıyorlardı.

Başbakan Erdoğan dün, “siz bizi kuşatıyorsunuz,” diyerek “yargının” yasamanın gücünün budamaya çalışmasını açıkça dile getirdi. Bu çıkış, 22 Temmuz seçimlerini “orduyla çatışarak” kazanan AKP’nin önümüzdeki seçimleri de “yüksek yargı” ile çatışarak kazanmayı planladığını ortaya koyuyor.

Tabii, ordunun ve yüksek yargının kendilerine “neden bizimle çatışan, halkın oyunu alıyor” diye bir sorması gerekir bence.

Kendi halklarıyla bu kadar “ters” düşmelerinin nedeni olarak “halkı” görürlerse çok yanılırlar, biraz kendilerine ve neleri savunduklarına bakmalılar. Türkiye’de halk, orduyu da yargıyı da gerileterek “demokrasiye” geniş bir alan açıyor, AKP de bunun öncülüğünü ve temsilciliğini yapıyor.

Bu, çok önemli ve yararlı bir gelişme. Ama bu gelişmenin sağlıklı bir temele oturması için “Fırat’ın öte yakasının” da bu gelişmeden payını alması, Kürtlerin de demokrasinin ve özgürlüğün tadını çıkarması gerekir.

Sadece Türkler için demokrasi olmaz. Bu işi ya hep birlikte yapacağız ya da ayrı ayrı deneyeceğiz.

“Türkler için demokrasiyi geliştirelim ama Kürtlere demokratik haklarını vermeyelim” derseniz, Diyarbakır-Bursa maçını Türkiye’nin her yanında, her kentinde, her sokağında yaşarsınız. Emin olun, hiçbir şey, yaşanabilecek bu acıya değmez.

ahmet altan.

GÖK.BÖRÜ
07-03-2010, 23:01
DİYARBAKIR'DA BU OLAY GÖZDEN KAÇTI




Diyarbakır-Bursaspor maçında yaşanan olaylar dün Türkiye gündemine damga vurdu. Diyarbakırspor taraftarının sahaya attığı maddeler maçın tatil olmasına neden oldu.
Peki tüm bu yaşananlarda gözden kaçan nedir?
İlk yarıda Bursaspor'Un sahasında oynananan maçya yaşananlar biliniyor. Bursaspor taraftarının Diyarbakırsporlu futbolcular aleyhinde yaptıkları çirkin tezahüratlar o maçın da günlerce tartışılmasına neden olmuştu.
O nedenle dün gerçekleşen maçta yaşanacak olanlar hemen herkesin tahmin edebileceği olaylardı. Bu nedenle tüm basın hafta boyunca yaşanacabilecekler konusunda uyarılarda bulundu. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü herhangibir istihbarata değil, sadece basında yazılanlara baksaydı alınması gereken önlemleri öngörebilirdi.
Oysa nedense bu gerçekleşmedi. Yeterli önlem alınmadı. Ve çirkin olaylar vuku buldu.
Odatv Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde varolan bir ayrıntıya dikkat çekti.
Diyarbakır İl Emniyet Müdür Yardımcısı Kerim Taş, Taraf Gazetesi'ne yazılar yazıyor ve orduya dönük eleştirilerini sıralıyordu. Taş, Taraf'ta yazı yazmak yerine, orduyu eleştirmek yerine görevini tam olarak yapamaz mıydı?
Diyarbakır'da yaşananlar için hazırlık yaparak belki de yıllarca sürecek bu düşmanlığı önleyemez miydi? Kürtler ve Türkler için bu daha iyi olmaz mıydı?
Ancak Taş son dönem polisler arasında orduyu eleştirmek modasına kapıldı. Kimbilir belki Diyarbakır yıkılırken halen kafasında yazacağı yazılar vardı.
Peki bugün Taraf'ın bu konuya attığı manşet neydi?
"Ha o Bursa ha bu Diyar".
Kısacası kısasa kısas, öfkeye öfke, şiddete şiddet...
Kısacası körler sağırlar birbirini ağırlar...


odatv den alıntıdır.


2 tarafta suçludur.her fırsatta kürtleri ezilen olarak göstermek zaten moda oldu



Ahmet Altan böyle yazı zaten yazmak zorundadır.Yoksa CIA den paracıklarını nasıl temin etsin.

cenker
07-03-2010, 23:16
tamam ayrılalım ama ahmet altanı da kürtlere verirsek.

GÖK.BÖRÜ
08-03-2010, 00:00
Her geçen gün ayrılıyoruz.Fakat bunun toprak olarak bizden kopacağını düşünmüyorum.Ayrılış devam ettikçe çatışma çıkacak ve olan ''maşa olarak kullanılanlara olacak''.

hako
08-03-2010, 23:41
Bölerler de öyle yönetirler.

GÖK.BÖRÜ
09-03-2010, 00:51
Bölerler de öyle yönetirler.

Atatürk yola çıktığı zamanı düşün.Nasıl olsa devlet yıkılacak deyipte kenarda oturmadı yada avrupa ya kaçmadı.Profilindeki resim ile yazdığın cümle güzel bir yoruma değer.

ahmetaltan
09-03-2010, 11:41
DİYARBAKIR'DA BU OLAY GÖZDEN KAÇTI



Ahmet Altan böyle yazı zaten yazmak zorundadır.Yoksa CIA den paracıklarını nasıl temin etsin.




Yalancının ..........



mumu yatsıya kadar yanar...

ahmetaltan
09-03-2010, 11:43
tamam ayrılalım ama ahmet altanı da kürtlere verirsek.


Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Onuncu köy = Kürdistan...

GÖK.BÖRÜ
09-03-2010, 21:57
ABD çekilince onuncu köyünüz başınıza yıkılacak.

ahmetaltan
10-03-2010, 09:28
Osmanlı İmparatorluğu kurulduğunda Elazığ köylüleri nerede oturuyordu?Kerpiç evlerde.

Birinci Meşrutiyet ilan edildiğinde nerede oturuyorlardı?

Kerpiç evlerde.

İkinci Meşrutiyet'te?

Kerpiç evlerde.

Saltanat kaldırıldığında?

Kerpiç evlerde.

Devamı... (http://www.taraf.com.tr/makale/10358.htm)

GÖK.BÖRÜ
10-03-2010, 17:04
Atatürk doğu ya okul yaptırmak istediğinde bütün bir aşiret karşı çıkarsa veya ingiliz altınları ile din adına isyan ederse herşey devletten beklenirse sürekli kerpiç evlerde otururlar ve akıl başa gelmedikçe oturmaya mahkumdurlar.

Tabi ben bunları yazarken olan depremi ''oh canıma değsin'' gibi anlaşılmazsın..Kesinlikle ayrım yok onlarda devletimin vatandaşları...