Orijinalini görmek için tıklayınız : Anayasa Değişikliği ve Eleştirileriniz?
Bir kaç saat önce bu konuyu Ateforumda açmıştım.. Ama forumu politize ettiğim gerekçesiyle, tamamen ilgisiz bir konuyla birleştirme kararı aldılar.. İnsanların ne kadar adaletsiz olduğunu gördükçe, bu tür Hukuki konulara ne kadar önem vermemiz gerektiğini daha iyi anlıyorum..
Neyse, bu tür bir giriş biraz iç dökme gibi oldu, kabul ediyorum.. Biz yine de esas meselemize gelelim;
Anayasa değişikliği konusunda bir çoğumuzun kafası karışık durumda. (En azından düşünen insanların bu şekilde, çünkü önyargılı insanlar sorgulamaksızın ya tamamen kabul ederler, yada tamamen karşı çıkarlar)
Bu yüzden, bu konuda değişikliklerin demokratik olup olmadığı veya anayasaya aykırı olup olmadığı tartışılabilir.. Mümkünse genel hükümler dışında, tartışma maddeler üzerinden giderse, konu hem okuyanlar için hem de yazanlar için daha bilgilendirici olacaktır.. Ve olası bir referandumda, insanlar daha bilinçli bir şekilde oylarını kullanabileceklerdir.
Çok tartışılan Anayasa Mahkemesi atamaları ile ilgili bir maddeyi ben yazayım, diğer tartışılan maddeleri de ilgilenenler tamamlayacaklardır;
Teklif Metni aşağıdaki gibidir.. Eski halini de daha detaylı öğrenmek için linki kullanabilirsiniz; http://cdn.dogantv.com.tr/dokumanlar/cnnturk/karsilastirmalitablo.pdf
A. Anayasa Mahkemesi
1. Kurulusu
MADDE 146. – Anayasa Mahkemesi ondokuz üyeden kurulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıstay Genel Kurulunun kendi baskan ve üyeleri arasından, her bos yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro baskanlarının avukatlar arasından gösterecekleri üçer aday içinden yapacagı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her bos üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çogunlugu aranır. İkinci oylamada salt çogunluk saglanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmis olur.
Cumhurbaskanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıstay, bir üyeyi Askeri Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi baskan ve üyeleri arasından her bos yer için gösterecekleri üçer aday içinden; üç üyeyi Yüksekögretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yüksekögretim kurumları ögretim üyeleri arasından gösterecegi üçer aday içinden; bes üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar veya Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından; iki üyeyi ise yüksek ögrenim görmüs Türkiye Cumhuriyeti vatandasları arasından seçer.
Yargıtay, Danıstay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıstay genel kurullarından, Anayasa Mahkemesi üyeligine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her bos üyelik için, bir üye ancak bir aday için oy kullanabilir; en fazla oy alan üç kisi aday gösterilmis sayılır. Baro baskanlarının avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde de her bir baro baskanı ancak bir aday için oy kullanabilir ve en fazla oy alan üç kisi aday gösterilmis sayılır. Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbes yasın doldurulmus olması kaydıyla; yüksekögretim kurumları ögretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmıs, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmıs, üst kademe yöneticilerinin yüksekögrenim görmüs ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalısmıs olması sarttır. Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından gizli oyla ve üye tam sayısının salt çogunlugu ile dört yıl için bir Baskan ve üç daire baskanı seçilir. Süresi bitenler yeniden seçilebilirler.
Pante'nin atamalarla ilgili şu şekilde bir eleştirisi olmuştu;
Yargı, siyasal bir kurum değildir ki, üyelerinin bir kısmını meclis seçsin.
Meclise üye seçme hakkı ancak şu şartla verilebilirdi:
Önerilen üye, mecliste grubu bulunan partilerin milletvekili sayısının yarıdan bir fazlasının oyunu almak kaydıyla seçilebilir. ( Ya da "ana muhalefet partisi milletvekillerinin 1/3'ünün" de denebilir)
Böyle bir şartla, önerilen ismin tüm siyasi partilerce desteklenen isim olması sağlanmış olur.
Partiler ortak isimde uzlaşmaya yöneltilmiş olurlar. Uzlaşma olamıyorsa yargı kendi içinden seçer.
Aksi takdirde mecliste çoğunluğa sahip olan parti, daima kendisine yakın isimleri seçtirecektir.
Bu da yüksek yargı üye adaylarının seçilebilmek için partizanlaşması, güçlü partiye yakın hareket etmesi ve seçildikten sonra da, kararlarını kendisini seçen parti yönünde vermesi durumunu doğurur.
Batıda parlamentoda seçilen bir yargı üyesi böyle davranmayabilir ama ülkemizin, partilerimizin yapısı malum.
Suçu tescillenmiş Deniz Feneri sanıklarını, Zahit Akman'ı himaye eden başbakan ve bu himayeye sesini çıkaramayan AKP'liler, bu yapının en bariz örneğidir. Yine son yaşanan hülleli-hileli atama, bu çarpıklığın en güzel örneğidir
Kendi adıma atamaların siyasi olacağından dolayı meclis tarafından yapılmaması konusuna katılmıyorum.. Ama alttaki şartın tartışılabilir olduğunu düşünüyorum.. Yine de başlık yazısının objektif olması gerektiğinden dolayı, şimdilik eleştiri yapmayacağım.
Bunun dışında bazı Avrupa ülkelerinde atamalar ile ilgili şu şekilde bir bilgi verilebilir; http://www.anayasa.gen.tr/aym-uyesecimi.htm
Eğer konuya dair ilgi olup da tartışma olursa, referandum süresine yakın bir zamanda bir anket de eklenebilir.. Ama şimdilik bilgimizin yetersiz olduğunu öngörerek, anket eklemeyi düşünmedim.
Hayir, desteklemiyorum. Verem de istemiyorum, kanser de istemiyorum. Darbe anayasasini istemiyoruz diye baska bir darbe anayasasini kabul etmiyorum. Üstelik sirf sivil diye sivillerin her yaptiginin her zaman daha özgürlükcü ve daha demokrat bir Anayasa olacagi anlamna gelmez. İcerigi sivil dernek ve halk kesimleriyle tartismadan, bir öncekiyle olan farki ortaya koymadan, yapilmak istenen degisikliklerin neye yol acacagi düsünülmeden "AKP hazirliyor, siviller hazirliyor bendendir" demek ve bunu gözü kapali kabul etmek ne kadar dogru bir yaklasim olabilir? Üstelik AKP 2002'den beri iktidarda. Bugüne kadar anayasa konusunda "ha yapiyoruz, ha yapacagiz" diyerek onca zaman gecirdikten ve halki oyaladiktan sonra simdi giderayak bir taslak getirmenin ne anlama geldigini okuyamayacak kadar aptal miyiz? Bu sekilde, bu yöntemle ve böyle alel acele yapilmaya calisilan bir degisikliğin darbe anayasalarin hazirlanma seklinden ne farki olabilir ki?
Kabul etmedigim diger bir nokta da degisikligin paket halinde halk oylamasina sunulacagi. Maddelerin Venedik Kritirleri'nde öngörüldügü gibi ayri ayri oylanilmasini istiyorum, ki sadece demokratik olan maddeleri secebilme, digerlerini red etme hakkim olabilsin, nihayetinde kansere yakalanmamak icin veremi kabul etmek zorunda birakilmayayim.
Secim baraji da %3'e düsürülmeli, ki AKP, CHP, MHP'den daha baska alternatiflerimiz de olabilsin, devletten maddi yardim alacak olan diger alternatif partiler kendilerini halka daha iyi tanitabilsin ve parlamento sadece bir veya bir kac ana partinin tekelinden kurtulabilsin. Cogunluk demokrasisi degil, toplumun tüm kesimlerinden olusan genis bir katilimin oldugu demokratik ve ileri bir ülkeye dönüsebilelim.
Bu anlamda Erdogan'a ve yapmak istediklerine one minute diyor , paket halinde refaranduma götürdügü taktirde bir daha da Kasimpasa'ya gitmem diyorum.
Anayasa Mahkemesi hakimlerinin meclis tarafından belirlenmesinde hiçbir sakınca görmediğim gibi, aksine demokrasi teorisi açısından en sağlıklı çözüm olarak görüyorum.
Bence, teklif metni yeterince ileriye gitmiyor hatta. Birçok Batı ülkesinde yüksek yargıçlar meclis tarafından belirlenir. Bunda evrensel hukuk devleti, demokrasi ve güçler ayırımı ilkesinin herhangi bir ihlali söz konusu bile değil.
Yüksek standartlı bir demokrasi için geçerli olan genel kaide: Bir organın yorum-takdir alanı ne denli genişse, demokratik meşruiyet zinciri o denli kısa ve güçlü olmalı. Örneğin: En geniş karar alanına sahip olan (Türkiye şartlarında maalesef eklemek gerek ki: aslında olması gereken) organ meclistir. Çünkü salt çoğunlukla sadece anayasa, anayasa değiştirici çoğunlukla ise sadece anayasanın değişmez maddeleri tarafından kısıtlanmaktadır. Yani en geniş takdir alanına sahiptir. Dolayısıyla meclisin en güçlü ve en kısa meşruiyet zincirine sahip olması gerekir, ki halk tarafından seçildiği için -demokratik ülkelerde- öyledir de.
Diğer yandan örneğin bir emniyet müdürünün özgün takdir alanı (meclise nazaran) oldukça kısıtlıdır, çünkü sadece anayasa değil, çok sayıda yasa, yönetmelik, genelge ve direktif tarafından kısıtlanmaktadır. Dolayısıyla emniyet müdürünün demokratik meşruiyet zinciri daha uzun/güçsüz olabilir (örn. halk => meclis => başbakan => iç işleri bakanı => emniyet müdürü).
Demokratik meşruiyet açısından önemli olan:
(1) Kamu adına herhangi bir yetki kullanan her organın meşruiyeti mutlaka eninde sonunda halka dayanmalıdır.
(2) Organın kendine özgü yetki alanı ne denli geniş ise, bu meşruiyet zinciri o denli kısa olmalıdır.
Anayasa mahkemeleri, her ne kadar yaygın hukuk retoriğiyle aksi intiba oluşturulsa da, çok geniş bir yorum-takdir alanına sahiptir. Hatta anayasa hukukunu, hukukun siyasetle kesiştiği alan olarak adlandırabiliriz (ki zaten yasalar aslen ''pıhtılaşmış'' siyasetten ibaret).
Herhangi bir asliye mahkemesinin de belli oranda bir yorum-takdir yetkisi var elbette. Fakat anayasa mahkemesini bağlayan yasa maddeleri o kadar az ve genel/soyut ki, kaçınılmaz olarak, kararlar diğer mahkemelere nazaran çok daha büyük oranda mahkeme üyelerinin takdir ve yorumuna bağlı kalıyor.
Bu sadece Türkiye için geçerli olan bir durum değil. Dünyanın her yerinde en az öngörülebilir mahkeme kararları (sadece hukuk metinlerinden hareketle) anayasa mahkemelerine aittir.
Uzun lafın kısası, anayasa mahkemesinin sahip olduğu geniş yorum-takdir alanı ve aldığı kararların ülke kaderi için ehemmiyeti dolayısıyla, demokratik meşruiyet zinciri ne denli kısa olursa o kadar iyi olur.
Bunlar genel mülahazalardı. Türkiye özelinde konuşmak gerekirse: Hele hele hukuk-siyaset sınırlarına hiç riayet etmeyen, cumhuriyetin kuruluşundan beri belli bir devlet ideolojisine sıkı sıkıya bağlı ve kararlarını bu ideoloji bazında veren, millet iradesine açıkça müdahalelerde bulunan, tayinini, ihracını, terfisini tamamen kendi iç mekanizmalarıyla yapmak isteyen ve büyük oranda da yapan, adeta canavar haline gelmiş bir yargı mutlaka -yine hukuk kaideleriyle- dizginlenmeli.
saygılarımla
Anayasa Mahkemesi hakimlerinin meclis tarafından belirlenmesinde hiçbir sakınca görmediğim gibi, aksine demokrasi teorisi açısından en sağlıklı çözüm olarak görüyorum.
Bence, teklif metni yeterince ileriye gitmiyor hatta. Birçok Batı ülkesinde yüksek yargıçlar meclis tarafından belirlenir. Bunda evrensel hukuk devleti, demokrasi ve güçler ayırımı ilkesinin herhangi bir ihlali söz konusu bile değil.
Sayin Ulpian, yanilginiz tam da burada yatiyor zaten.
Avrupa Parlamentosu'nun AB'ye yeni katilan ülkelerde yargiclarin rolü hakkinda kriteri: »Hakim ve yargiclarin secimi ile sorumlu kurumlar ve heyetler yasa yapma yetkisi olan yürütme erkinden bagimsiz olmalidirlar ve secilmelidirler«
AKP'nin yandas bir yargi yaratma cabasini göz ardi ediyorsunuz. Hükümetler gelip gecicidir ve her iktidara gelen parti de kendi anayasasini yapamayacagini ve kendisinden sonra gelecekleri de düsünmesi gerektigini sanirim siz de takdir edersiniz..
Peki AKP bu iktidarini percinlemek ve sonsuzlastirmak istiyorsa, kuvvetler ayriligi ilkesi artik var olmadigindan, mesela AKP veya baska bir iktidar partisi veya iktidar partisinin cogunlugu teskil ettigi meclisin sectigi Cumhurbaskani mesela vatana ihanet etseler ve yargilanmak istenseler, suclandiginda onlari artik kim yargilayacak? Kendi sectikleri adamlari mi? Alin size en ala Iran modeli.
Ancak "diktatörlükle" yönetilen ülkelerde yüksek yargi yandasdir ve iktidardan yanadir, ve dediginden disari cikmadigi gibi zaten kendi adamlari tarafindan atanmistir. Demokratilerde ise hükümetlerden bagimsiz olup partiler arasinda ve siyasette tarafsizdir. Hükümetin yasa degistirme önerilerinin demokratik ilkelere uyup uymadigini inceler ve halkin yararina olan ve demokratik ilkelere ters düsmeyen yasalari onaylar.
Avrupa Parlamentosu'nun AB'ye yeni katilan ülkelerde yargiclarin rolü hakkinda kriteri: »Hakim ve yargiclarin secimi ile sorumlu kurumlar ve heyetler yasa yapma yetkisi olan yürütme erkinden bagimsiz olmalidirlar ve secilmelidirler«. Bu Fransa'da böyledir, Italya'da böyledir, Danimarka'da böyledir, Norvec ve Hollanda'da da böyledir. Almanya'da ise bu durum böyle olmadigi ve genelde meclis tarafindan secildigi icin diger ülekelerce de kritize edilir. Alman anayasasinda da AB kriterlerine uyum icin bu yönde degisiklik yapilmasi öngörülüyor ve öneriliyor.
Almanya'nin buna ragmen avantaji Almanya'da halkin zaten demokrat olmasi, Weimer Cumhuriyeti hukukun icinin oyulup kuvvetler ayriligin kaldirilmasi ve Hitler faciasindan sonra bu kuvvetler ayriligini icine sindirmis, yalamis yutmustur o demokrasiyi.. Halki bilinclidir, alemi cihan gelse degistiremez Almanya'yi ayakta tutan esaslari. Her seyi yerlesiktir, oturaklidir sistem. Bizdeyse, tipki Kuran'a, Incil'e yaptikları gibi 1001 cesitte algilayip, 1001 mealle yalan yanlis yorumlayip Tanri kelami gibi herkes kendine yontuyor. Bu algilayis oldugu sürece de saglikli bir metin yaratmak ve toplum uygar medeniyetlerin seviyesine gelmedikce de adam gibi bir anayasa yazmak mümkün degildir. Daha düne kadar "anayasamiz Kuran'dir" diyenlerin, bugün kuracagi anayasa da böyle olacaktir malum. Bu anlamda yargiya yerlsesmis olan Kemalist ve tutucu zihniyetin aynsini yapip, Akp de yine sadece kendilerinin oligarsik siniflarini ve statüyü koruma gayesiyle ellerinden geleni arkalarina koymuyorlar...
Yargi icindeki köhnelesmis zihniyetin nasil degistirilmesi gerektigini baska yöntemlerle gidermek ve telafi etmek lazim gelecektir, bu sekilde ele gecirmek ile olmayacak, aynisi devam edecek. Yargiyi ele gecirme, kusatma, nasil nitelendirirseniz nitelendirin bunlarin yanlis oldugunu ve hukukun siyasallasmasina neden olmaktan baska bir sonuc getirmedigini bilmemiz lazim. Hükümetler teorik olarak bugün varsalar yarin yoklar. Tabi AKP=Islam olarak algilanmadigi sürece samimi olarak buna karar verecek ve ilerisi icin de düsüneceklerdir ama öyle algilandigi sürece bu adamlarin gitmeye hic niyeti olmayacaktir,ta ki din egemen olana kadar. Bu AKP icin de bir nevi samimiyet sinavidir.
Ama Erdogan'in gerektiginde gitmeye niyetini oldugunu gercekten düsünmek icin elimizde buna dair veriler var mi? Mesela neden Cumhurbaskani olmayi planlyior? Üstelik 2002'den beri iktidarda olan AKP bugüne kadar anayasayi eline almadi, ancak "ha yapiyoruz, ha yapacagiz" diyerek onca zaman gecirdikten ve halki oyaladiktan sonra simdi giderayak aclelye getirdigi ve iyice düsünmeden hazirladigi bir taslagi getirmenin ne anlama geldigini okuyamayacak kadar aptal miyiz? Bu sekilde, bu yöntemle ve böyle alel acele yapilmaya calisilan bir degisikliğin darbe anayasalarin hazirlanma seklinden ne farki olabilir ki?
Üstelik su sorularin cevabi da hala acikliga kavusmus degil; Anayasa Mahkemesine 11 tane hukukcu olmayan üye atanmasinin öngörülüyor olmasi nasil bir hukuk anlayisidir? Meclisteki salt cogunlugun ( dolayisiyla AKP'nin) sececegi üyelerin Anayasa Mahkemesine üye olabilmesi nasil yorumlanmali? Hukuk devleti olmak isteniyorsa bütün yargi kurumlarinin olabildigince kendi isini kendi görecegi bir zemine kavusturmak lazim gelecektir. Üstelik bu ülkede secim barajini düsürmeyen, partiler kanununda degisiklik yapmayi aklina bile getirmeyen bir siyasal iktidara demokrat falan yakistirması yapmak, olan biteni bir türlü görememek demektir. Önümüzde Weimer Cumhuriyeti örnegi dururken böyle bir taslak pratige gecirilirse olusacak olan otoriter yapinin bizleri nerelere sürükleyecegini düsünmek bile ürkütücü.
Sen kapali kapilar ardinda kimseyle görüsmeden bir takim anayasa taslaklari hazirlayacaksin, bunu baskalarina dikte etmeye kalkacaksin, olmazsa refaranduma götürürüm diye tehdit edeceksin, bunun ismi simdi uzlasma ve yargi reformu mu oluyormus?
Dogru ve medeni bir sekilde demokratik bir anayasa hazirlanmak isteniliyorsa meclisce karar alinir ve ilk önce yeni bir anayasa hazirlansin diye diger partilelilerin de yer aldigi bir "anayasa komisyonu" kurulur, orada her maddesi tek tek görüsülerek, tartisilarak bir taslak hazirlanir. Uzlasmaci ve demokratik bir anayasa diyorsaniz, böyle olur. Erdogan bu konuda kendi partisinden milletvekillerinin bile fikrini almiyor. Talimatla birkac kisiye bir taslak hazirlatmis, kendi milletvekillerinin bile görüsüne acmadan, alelacele, sahte imza listeleriyle teklif veriliyor. Kendi adamlarina bile güveni yok ki , bir de anayasa degisiklikleri icin diger partilerin, Kürtlerin, Alevilerin, Kadin Haklari Derneklerinin, Köylülün, Emekci ve iscinin, Sendikalarin, Romanlarin, Escinsel Haklari derneklerinin fikrini tek tek alsin ve önerileri degerlendirebilsin. Bunlar yapildi mi? Bu mu bizim yargi ve anayasa reformumuz? Afrika ülkesinden ne farkimiz var?
merhaba sayın ALKA,
Bu Fransa'da böyledir, Italya'da böyledir, Danimarka'da böyledir, Norvec ve Hollanda'da da böyledir. Almanya'da ise bu durum böyle olmadigi ve genelde meclis tarafindan secildigi icin diger ülekelerce de kritize edilir.
Bu söyledikleriniz doğru değil.
Sanırım sayın Sangre'nin verdiği link (http://www.anayasa.gen.tr/aym-uyesecimi.htm) gözünüzden kaçmış:
Alman Federal Anayasa Mahkemesi 16 hakimden oluşur. Hakimlerin yarısı Bundestag (birinci meclis [millet meclisi]), diğer yarısı da Bundestrat (ikinci meclis [senato]) tarafından seçilir (AY, m.94/1).
Avusturya Anayasa Mahkemesi bir başkan, bir başkan vekili, 12 asıl ve 6 yedek üyeden oluşur (AY, m.147). Başkan, Başkanvekili, 6 asıl üye ve üç yedek üye Federal Hükümet tarafından; 3 asıl ve 2 yedek üye Ulusal Konsey (=Millet meclisi) tarafından, 3 asıl ve 1 yedek üye Federal Konsey (=Senato) tarafından seçilir.
Fransız Anayasa Konseyi dokuz üyeden oluşur. (...) Üyelerin üçü Cumhurbaşkanı, üçü Millet Meclisi ve üçü de Senato Başkanı tarafından atanır (1958 Anayasası, m.56).
1978 İspanyol Anayasasının 160’ıncı maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, 12 üyeden oluşur. Dört üye Kongre (Millet Meclisi) tarafından üyelerinin üçte iki çoğunluğuyla, dört üye Senato tarafından aynı çoğunlukla, iki üye Hükümet tarafından, iki üyede “Yargı Genel Kurulu (Consejo General del Poder Judicial) tarafından seçilir.
1947 İtalyan Anayasasının 135’inci maddesine göre İtalyan Anayasa Mahkemesi 15 üyeden oluşur. Üyelerden üçte biri Cumhurbaşkanı, üçte biri Parlamento, ve üçte biri de adlî ve idarî yargı yüksek mahkemeleri tarafından seçilir (m.135).
1978 Portekiz Anayasanın 222’nci maddesine göre, Portekiz Anayasa Mahkemesi 13 üyeden oluşur. 10 üye Meclis tarafından, üç üye ise Anayasa Mahkemesinin kendi üyeleri tarafından seçilir.
Avrupa Parlamentosu'nun AB'ye yeni katilan ülkelerde yargiclarin rolü hakkinda kriteri: »Hakim ve yargiclarin secimi ile sorumlu kurumlar ve heyetler yasa yapma yetkisi olan yürütme erkinden bagimsiz olmalidirlar ve secilmelidirler«
Bunun için bir kaynak verebilir misiniz?
Her halükarda metinde bir gariplik var: ''Yasa yapma yetkisi olan yürütme erki''nden bahsediliyor !?
Alman anayasasinda da AB kriterlerine uyum icin bu yönde degisiklik yapilmasi öngörülüyor ve öneriliyor.
Bunun da kaynağını rica edebilir miyim?
Bu konuda bence daha detaylı bir araştırma yapmanız gerekmekte.
saygılarımla
Arkadaşlar
Farklı kulvarlarda tartışıp iddia ediyorsunuz. Öncelikle meclis milletin iradesini tam olarak yansıtmalı ki dediklerinizin bir temeli olabilsin.
% 10 baraj olan bir meclisin bunu yapabilecegini düşünmek bile hayaldir. Kaldı ki bu madde oldugu sürece bunu kaldırmak istemeyen tüm siyasi partiler demokrasi karşıtıdır. O halde neyi tartışıyoruz.
Önce barajı kaldırın sonra gelin demokratik temsil ile üyeleri seçin.
Ayrıca bu taslak ölümü gösterip sıtmaya razı etmekle özdeştir. Bu ülkede 61 anayasası da vardı.
saygılarımla
10% barajı bence de indirilmeli. Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince hukukiliği (son sınır olarak da olsa) teyid edilmiş bir oran.
AKP ve AKP'nin (olası, muhtemel veya mutlak) hain emellerinden bağımsız olarak bu taslakta tam olarak neyi eleştiriyoruz?
% 10 yeterli degil mi ulpian. Daha başka bir şeye gerek var mı. Bu barajı koruyan bir siyasi hareketin demokrasi diye bir sorunu yoktur. İstedigi benim için demokrasidir. Daha nesini tartışacagız ki.
Ayrıca sizleri de anlamakta zorlanıyorum. Yahu bir şey düşünebilmek için illa birilerinden icazet alıp uygulamalarına mı bakmak zorundayız. Bana ne Avrupa'da böyle olmasından. Ben % 10 barajı ile demokrasinin bir arada yürümeyecegini düşünüyorum. Bu diktatörlüktür diyorum. Dün kemalistlerin kullandıgı yöntemi bugün Akp serbestçe kullanıyor diyorum. Böyle de demokrasiye varılamaz diyorum.
saygılarımla
Ayrıca sizleri de anlamakta zorlanıyorum. Yahu bir şey düşünebilmek için illa birilerinden icazet alıp uygulamalarına mı bakmak zorundayız. Bana ne Avrupa'da böyle olmasından. Ben % 10 barajı ile demokrasinin bir arada yürümeyecegini düşünüyorum.
Tamam da sevgili dilaver,
birşeyin hukuki olup olmadığını belirleyecek olanlar hukuk merciileridir. Bunun icazetle bir ilgisi yok. Örneğin Anayasa Mahkemesi'nin bir kararını yanlış bulabilir ve eleştirebiliriz, fakat karar yine de hukuken bağlayıcıdır.
Ben de zaten %10 barajının indirilmesi taraftarı olduğumu söyledim, fakat hukuka uygunluğunu vurguladım. Bu ''hukuk''tan kastettiğim ise, gerek ülkenin iç hukuku, gerekse üyesi bulunduğumuz Avrupa Konseyi Hukuku ve Türkiye için hukuken bağlayıcı olan AİHM kararları.
saygılarımla
Alka'nın ilk iletisinden bazı yerlere itirazlarım olacak.. Yalnız öncelikle tartışmanın son geldiği yer ile ilgili bir şeyler söylemek istiyorum..
Verdiğim linkin son kısmına bakarsak şöyle diyor;
Yukarıdaki tablodan şu sonuçları çıkarabiliriz:
1. Almanya, Belçika, Macaristan, Polonya gibi bazı ülkelerde Anayasa Mahkemesine üye seçmede bütün yetki doğrudan doğruya yasama organına verilmektedir. Bu seçime yürütme organı veya yargı organı herhangi bir şekilde karıştırılmamaktadır.
2. ABD, Rusya, Arnavutluk, Azerbaycan, Slovenya, Slovakya, Fransa, Ermenistan, Güney Kore, Romanya gibi bazı ülkelerde ise anayasa mahkemelerine üye seçme yetkisi yasama ve yürütme organları arasında paylaştırılmıştır. Bu ülkelerin bazılarında bu iki organın arasında denge kurulmaya çalışılmış, bazılarında ise yasamaya, diğer bazılarında ise yürütmeye üstünlük tanınmıştır. Ancak hiçbir şekilde bu ülkelerde yargı organı devreye sokulmamıştır.
3. İtalya ve İspanya’da Anayasa Mahkemesine üye seçme yetkisi yasama, yürütme ve yargı organları arasında paylaştırılmıştır. İtalya’da bu paylaştırma eşit bir şekilde yapılmıştır. (Üyelerden üçte biri Cumhurbaşkanı, üçte biri Parlamento ve üçte biri de adlî ve idarî yargı yüksek mahkemeleri tarafından seçilmektedir). İspanya’da ise paylaştırma yasama ağırlıklı yapılmıştır (12 üyeden sekizi yasama organı, ikisi Hükûmet ve ikisi de yargı organı tarafından seçilmektedir).
Türkiye’de Anayasa Mahkemesinin 11 üyesinden 7’si yargı organları tarafından seçilmektedir. Bir üye YÖK, 3 üye de Cumhurbaşkanı tarafından seçilmektedir. Türkiye'de yasama organının Anayasa Mahkemesi üye seçme yetkisi yoktur. Bu tamamıyla alışılmadık bir durumdur. Ayrıca belirtelim ki, yargı organı tarafından seçilen 7 üyeden 2’sinin askerî yargı organları tarafından seçilmektedir. Ülke genelinde fevkalade küçük bir kitleyle alakalı olan Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesine ülkenin kanunları üzerinde böylesine söz söyleme yetkisine sahip bir organa üye seçme yetkisinin niçin verildiğini anlamak imkânsızdır. Yeryüzünde bizim bildiğimiz kadarıyla Anayasa Mahkemesine üye seçmede askerî yargı organlarına yetki veren bir ülke Türkiye haricinde mevcut değildir.
Yukarıda da görüldüğü üzere, Avrupa ülkelerinde bu paylaştırmalar sadece yasama organı olacak şekilde, yasama ve yürütme birlikte olacak şekilde ve son olarak yasama, yürütme ve yargı organlarına farklı bir şekilde pay verilmesi ile oluşturulmuştur.. Yani Alka'nın, 'Avrupa ülkelerinde Yürütme organına, Yüksek Mahkemeye hakim atama yetkisi verilmemiştir' itirazı geçerli değildir (En azından ben böyle anladım)
Ayrıca alıntıda Türkiye ile ilgili durum ise, gerçekten dikkat çekicidir.
Dilaver'in itirazına ise katılmamak mümkün değil.. %10 barajının ne kadar anti-demokratik olduğu ve milletin tercihlerini kısmen yansıtan bir meclise sahip olduğumuz ise doğru.. Bu baraj konusu yeni de değil maalesef.. Yalnız bundan önce meclisin, halkın tercihlerini yansıttığını ama sırf AKP hükümetinde yansıtmadığını savunmak da doğru değil.. Ve sırf bu yüzden, -şimdilik tam olarak emin olamadığımız- olası bir demokratik taslağa 'Evet' deme şansımızın da, yok olduğunu görmek üzücü olacaktır..
insan_olmak
04-04-2010, 02:02
%10 barajı kaldırılmaz.kaldırılırsa meclise sosyalist partiler girebilir.Buda hükümetin işine gelmeyecektir.
Şu anki yargı eleştirilebilir ancak AKP'li bir yargı oluşturulduğunda türlü suçlardan
dosyalarca davaları olan akp millet vekillerini kim yargılayacak?
tabiki Akp hükümeti tarafından atanan hakimler.
saygılar
sevgili Sangre
Biz Marksistler devleti şöyle tanımlarız. Devlet bir sınıfın diger sınıf/sınıflar üzerine baskı ve tahakküm aygıtıdır. Bu gerçeklik bazı ileri ülkelerde göz ardı edilse de ya da son tahlilde ortaya çıksa da bizim gibi ükelerde son derece barizdir.
Devlet ise bu baskıyı iki şekilde uygular. Biri ordu ya da militarist güçlerdir, digeri ise adliye güçleridir. Yani yargı cezaevi vs. Aslında bu tablo ve devletin marksist tahlili bizim ülkemizde o kadar ayan ve beyan görünüyor ki.
Peki kavga nedir. Kavga kayıkçı kavgasıdır. Aynı mekanizmaya, yani baskı aygıtına kim sahip olacaktır, hangi egemen kesim sahip olacaktır. Burada emekçiler açısından en ufak bir umut bile yoktur. Şayet Akp demokrasi havarisi olsa Tekel işçilerini joplatmazdı, ya da 1 mayısa tavır almazdı.
Demokrasiden mi dem vuruyorsunuz. O halde önce barajı kaldıralım ve ona uygun bir milli irade oluşturalım, o zaman ak kara belli olsun. Ha kaldırmıyor muyuz, o halde biz emekçilerin bu saçma ve anlamsız kavgada tavır almasını kimse beklememeli.
saygılarımla
Alka demiş ki;
Kabul etmedigim diger bir nokta da degisikligin paket halinde halk oylamasina sunulacagi. Maddelerin Venedik Kritirleri'nde öngörüldügü gibi ayri ayri oylanilmasini istiyorum, ki sadece demokratik olan maddeleri secebilme, digerlerini red etme hakkim olabilsin, nihayetinde kansere yakalanmamak icin veremi kabul etmek zorunda birakilmayayim. Anayasa Taslağını bir grup akademisyenle birlikte hazırladığını söyleyen Ergun Özbudun bu konu hakkında şöyle söylüyor;
'' Bir gazetede de (Vatan) bu manşetti. Bu konu, Anayasa’nın 175. maddesine göre tamamen TBMM’nin takdir yetkisindedir. Eğer bir anayasa değişikliği bir paket nitelindeyse, bunların teker teker ya da tümüyle oylanmasına TBMM karar verir. Venedik Komisyonu’nun böyle bir kararı yok. 150- 200 maddelik bir anayasa yaptınız. Tek tek mi halka sunacaksınız? Böyle bir şey söz konusu değil. Kriterlerde de böyle bir madde yer almaz. Manipülasyon had safhada.''
Bahsettiği Madde de şu şekilde;
Anayasanın Değiştirilmesi, seçimlere ve halkoylamasına katılma (Değişik: 17.5.1987-3361/3 md.)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların kabulü sırasında, bu Kanunun halkoylamasına sunulması halinde, Anayasanın değiştirilen hükümlerinden, hangilerinin birlikte hangilerinin ayrı ayrı oylanacağını da karara bağlar.
Görüldüğü üzere madde konusunda haklı.. Yani paketin tek tek mi, yoksa bütün olarak mı halka sunalacağı, Meclisin iradesine bağlı.
Alman Federal Anayasa Mahkemesi 16 hakimden oluşur. Hakimlerin yarısı Bundestag (birinci meclis [millet meclisi]), diğer yarısı da Bundestrat (ikinci meclis [senato]) tarafından seçilir (AY, m.94/1).
Avusturya Anayasa Mahkemesi bir başkan, bir başkan vekili, 12 asıl ve 6 yedek üyeden oluşur (AY, m.147). Başkan, Başkanvekili, 6 asıl üye ve üç yedek üye Federal Hükümet tarafından; 3 asıl ve 2 yedek üye Ulusal Konsey (=Millet meclisi) tarafından, 3 asıl ve 1 yedek üye Federal Konsey (=Senato) tarafından seçilir.
Fransız Anayasa Konseyi dokuz üyeden oluşur. (...) Üyelerin üçü Cumhurbaşkanı, üçü Millet Meclisi ve üçü de Senato Başkanı tarafından atanır (1958 Anayasası, m.56).
1978 İspanyol Anayasasının 160’ıncı maddesine göre, Anayasa Mahkemesi, 12 üyeden oluşur. Dört üye Kongre (Millet Meclisi) tarafından üyelerinin üçte iki çoğunluğuyla, dört üye Senato tarafından aynı çoğunlukla, iki üye Hükümet tarafından, iki üyede “Yargı Genel Kurulu (Consejo General del Poder Judicial) tarafından seçilir.
1947 İtalyan Anayasasının 135’inci maddesine göre İtalyan Anayasa Mahkemesi 15 üyeden oluşur. Üyelerden üçte biri Cumhurbaşkanı, üçte biri Parlamento, ve üçte biri de adlî ve idarî yargı yüksek mahkemeleri tarafından seçilir (m.135).
1978 Portekiz Anayasanın 222’nci maddesine göre, Portekiz Anayasa Mahkemesi 13 üyeden oluşur. 10 üye Meclis tarafından, üç üye ise Anayasa Mahkemesinin kendi üyeleri tarafından seçilir.
Eger bütün bu ismi gecen ülkeler incelenirse, bu demokratik ülkeler arasinda tamamini cumhurbaskaninin belirledigi bir sistemin olmadigini görebilirsiniz. Bunun yaninda genellikle frenleyici baska bir mekanizma olur. Örnegin, ABD'de baskan federal yüksek mahkeme üyelerini belirliyor, ama o da senatonun onayini aliyor. AKP'nin hazirladigi pakette ise cumhurbaskani tek basina 16 üyeyi kendisi belirliyor. Oysaki karma bir yapiyla yargi kendi icinden bir kisim üyeyi secebilmeli, cok az sayida olmak üzere cumhurbaskani ve bir de TBMM secemeliydi. 16 üyeyi tek kisinin sectigi dünyada baska bir model var mi?
Bunun için bir kaynak verebilir misiniz?
Her halükarda metinde bir gariplik var: ''Yasa yapma yetkisi olan yürütme erki''nden bahsediliyor !?
Elimdeki AHDK’nin 21-23 Kasim 2007 tarihlerinde, Strazburg’taki 8’inci toplantisinda benimsedigi ilkelre dair su asagidaki kaynagi verebilirim,
* Madde 27- Özel bir seçim yöntemi dayatmaksızın, AHDK, Kurul’da görevli yargıçların, yargının her düzeyinde en geniş temsili sağlamasını temin edecek şekilde, kendi denkleri tarafından seçilmesini değerlendirmektedir.
* Madde 32- Kurulun yargı kökenli olmayan üyeleri, yürütme tarafından atanmamalıdır. Farklı ihtiyaçlar arasında bir denge bulma işi her devletin kendisine ait olsa da, AHDK, yargı dışından atamaların siyaset dışı otoritelerce atanması görüşündedir. Eğer herhangi bir ülkede yargı dışından üyeler parlamento tarafından seçilecekse, bunlar parlamento üyesi olmamalı, belirgin muhalefet katılımını sağlayacak şekilde nitelikli çoğunluk oyuyla seçilmeli ve Kurul’da toplumdaki çeşitliği temsil eder nitelikte kişilerden seçilmelidir.
* Madde 33- Kurul Başkanı, hiçbir siyasi partiye yakın olmayan tarafsız bir kişi olmalıdır. Dolayısıyla, Devlet Başkanının şekilsel işlevi olan parlamenter sistemlerde, Kurul Başkanının Devlet Başkanı tarafından belirlenmesinde sakınca yoktur, ancak diğer sistemlerde Başkan, Kurul üyeleri tarafından seçilmiş bir yargıç olmalıdır.
Yukaridaki maddeler incelendiginde, Avrupa Konseyi üyelerine son derece bagimsiz yargi ölcüleri tavsiye ediyor. Bunun yaninda yürütmenin yargi kurullari üzerindeki etkisinin azaltılmasi, yasamanin, yani parlamentonun etkisinin de iktidardaki partinin gücüyle sinirli olmamasi üzerine kuruluyor.
Üstelik, "yasama eger üye sececekse" diyor. Yani 'eger' diyor burada, 'muhakkak sececektir' demiyor da.
Tamam da sayın ALKA,
sizin söyledikleriniz ve benim itiraz ettiklerimin bunlarla hiçbir ilgisi yoktu ki.
Şu noktada önce bir anlaşalım, sonra devam edebiliriz:
(1) Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunda anayasa mahkemesi üyeleri ya tamamen ya kısmen halkın seçtiği organlar (parlamento/senato) tarafından belirlenir.
(2) AB Hukuku buna hiçbir şekilde aykırı değildir.
Doğru mu?
saygılarımla
sevgili Sangre
Biz Marksistler devleti şöyle tanımlarız. Devlet bir sınıfın diger sınıf/sınıflar üzerine baskı ve tahakküm aygıtıdır. Bu gerçeklik bazı ileri ülkelerde göz ardı edilse de ya da son tahlilde ortaya çıksa da bizim gibi ükelerde son derece barizdir.
Devlet ise bu baskıyı iki şekilde uygular. Biri ordu ya da militarist güçlerdir, digeri ise adliye güçleridir. Yani yargı cezaevi vs. Aslında bu tablo ve devletin marksist tahlili bizim ülkemizde o kadar ayan ve beyan görünüyor ki.
Peki kavga nedir. Kavga kayıkçı kavgasıdır. Aynı mekanizmaya, yani baskı aygıtına kim sahip olacaktır, hangi egemen kesim sahip olacaktır. Burada emekçiler açısından en ufak bir umut bile yoktur. Şayet Akp demokrasi havarisi olsa Tekel işçilerini joplatmazdı, ya da 1 mayısa tavır almazdı.
Demokrasiden mi dem vuruyorsunuz. O halde önce barajı kaldıralım ve ona uygun bir milli irade oluşturalım, o zaman ak kara belli olsun. Ha kaldırmıyor muyuz, o halde biz emekçilerin bu saçma ve anlamsız kavgada tavır almasını kimse beklememeli.
saygılarımla
Sevgili Dilaver, konunun dışına çıkmakla beraber endişelerinizi paylaşıyorum.
Yalnız Marxist olmadığım gibi, halkın sınıflardan meydana geldiğini de düşünmüyorum.. Ama Devletin, halkın ve ona bağlı tüm kurumların üzerinde baskı aracı olduğuna katılıyorum.. Aynı şekilde, aynı halkın da devletin üzerinde bir baskıcı olduğunu düşünüyorum..
Devletin tek baskı aracı ordu ve yargı değildir.. Elbette yargı üzerinden düşünce ve yaşam özgürlüğüne dair geçmişte ve bugün de dahil bir çok kısıtlamalar bulunmaktadır.. Ama Kamulaştırmalarla birlikte, bireylerin istedikleri ürünü üretebilme, ürettikleri ürünü mübadele edebilme özgürlüğüne de çoğu zaman ket vurulmaktadır.. Halkın Devletin üzerindeki baskısı ise, sivil toplum kuruluşları ve çeşitli -siyasi veya değil- baskı ve çıkar grupları üzerinden meydana gelmektedir.. Yani bir olayın bir boyutunu düşünürken, diğer tarafını göz ardı etmemek gerekiyor.. Zaten 'Demokrasi' dediğimiz kavram da, bu tür bir ilişkinin ürünüdür..
Tekel işçileri konusunda -her ne kadar kendilerini kısmen haksız bulsam da- yaptıkları eyleme karşın yapılan müdahalenin ve 1 Mayıs konusunda keza aynı şekilde, yapılan uygulamanın haksız olduğunda size katılıyorum..
Ama bir önceki iletimde de söylediğim gibi, bu tür -olumsuz, anti-demokratik- uygulamalar yüzünden, olası bir demokratik pakete 'Hayır' denilmesi konusunda şüphe duyuyorum.. Ayrıca bahsi geçen parti tümüyle anti-demokratik bir parti değil, alternatiflerine göre -benim fikrime göre- daha demokrat, dünyanın genel görümüne daha entegre olmuş bir partidir..
Tabii ki bunlar benim subjektif yorumlarım.. Taslakta her hangi bir olumsuzluk gördüğüm taktirde, benim için ne AKP'nin demokratlığı, ne de başka bir şey tartışılamaz duruma gelir.. Benim için şu anda önemli olan taslaktır ve bunu da kendi adıma siyasi bir yönelimle yapmayacağımı açıkça belirtiyorum.
Alka demiş ki;
Anayasa Taslağını bir grup akademisyenle birlikte hazırladığını söyleyen Ergun Özbudun bu konu hakkında şöyle söylüyor;
'' Bir gazetede de (Vatan) bu manşetti. Bu konu, Anayasa’nın 175. maddesine göre tamamen TBMM’nin takdir yetkisindedir. Eğer bir anayasa değişikliği bir paket nitelindeyse, bunların teker teker ya da tümüyle oylanmasına TBMM karar verir. Venedik Komisyonu’nun böyle bir kararı yok. 150- 200 maddelik bir anayasa yaptınız. Tek tek mi halka sunacaksınız? Böyle bir şey söz konusu değil. Kriterlerde de böyle bir madde yer almaz. Manipülasyon had safhada.''
Bahsettiği Madde de şu şekilde;
Anayasanın Değiştirilmesi, seçimlere ve halkoylamasına katılma (Değişik: 17.5.1987-3361/3 md.)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların kabulü sırasında, bu Kanunun halkoylamasına sunulması halinde, Anayasanın değiştirilen hükümlerinden, hangilerinin birlikte hangilerinin ayrı ayrı oylanacağını da karara bağlar.
Görüldüğü üzere madde konusunda haklı.. Yani paketin tek tek mi, yoksa bütün olarak mı halka sunalacağı, Meclisin iradesine bağlı.
Evet sayin Sangre, AKP benimsedigi Venedik Kriterlerini de paketi bütün olarak refaranduma sunmakla göz ardi ediyor, maddeleri ayri ayri sunmasi gerekiyordu.
Venedik Komisyonu’nda kabul edilen “Referandumlarda İyi Uygulamalar Kılavuzu”nda,
“Seçmenler, aralarında bir bağ olmayan sorulara aynı anda oy vermek zorunda bırakılmamalıdır. Seçmenin bir soruya olumlu yanıt verirken diğerine karşı olabileceği dikkate alınmalıdır. Değişiklik çok sayıda farklı unsuru kapsıyorsa halka bir dizi soru sorulmalıdır.”
olarak geciyor...
Sayın sangre
Öncelikle şu konuda mutabık olalım ve sonra ilerleyelim. Sizce bu meclis bu halkı temsil etmekte midir. Ediyorsa yüzde kaç temsil etmektedir. Bu parlemento aritmetigi demokratik midir. Tüm TC insanlarının iradesi bu parlementoya yansımış mıdır.
saygılarımla
Evet sayin Sangre, AKP benimsedigi Venedik Kriterlerini de paketi bütün olarak refaranduma sunmakla göz ardi ediyor, maddeleri ayri ayri sunmasi gerekiyordu.
Venedik Komisyonu�da kabul edilen �eferandumlarda İyi Uygulamalar Kılavuzu�da,
�eçmenler, aralarında bir bağ olmayan sorulara aynı anda oy vermek zorunda bırakılmamalıdır. Seçmenin bir soruya olumlu yanıt verirken diğerine karşı olabileceği dikkate alınmalıdır. Değişiklik çok sayıda farklı unsuru kapsıyorsa halka bir dizi soru sorulmalıdır.�lt;/b>
olarak geciyor...
Tamam da Alka, burada 'Anayasa değişikliği' ile ilgili özel olarak her hangi bir hüküm belirtilmemiş.. Zaten 'çoklu soru sorma' şeklinde de olmuyor bu referandum.. Tek bir soru soruluyor.. ''Meclisin, taslaktaki maddelerin değiştirilmesiyle ilgili bütün olarak halk oylamasına sunmayı kabul ettiği paketi, 'kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz?''
Burada ayrı ayrı sorular değil, tek bir soru halinde geliyor.. Ve doğal olarakta senin de tek bir cevabın oluyor.. 'Evet veya Hayır' şeklinde.
En azından ben ilk bakışta böyle değerlendiriyorum.. Yanlış düşünüyor da olabilirim elbette.
Sayın sangre
Öncelikle şu konuda mutabık olalım ve sonra ilerleyelim. Sizce bu meclis bu halkı temsil etmekte midir. Ediyorsa yüzde kaç temsil etmektedir. Bu parlemento aritmetigi demokratik midir. Tüm TC insanlarının iradesi bu parlementoya yansımış mıdır.
saygılarımla
%10 barajı yüzünden, halkın tümünü temsil etmesi mümkün olmuyor.. Bu barajın hukuki gerekçelerini tam olarak bilmemekle beraber, -her hangi bir gerekçenin dahi anti-demokratik bir sistemi meşru kılacağını düşünerek- barajın indirilmesini veya tamamen ortadan kaldırılmasını savunuyorum..
Tüm TC insanlarının iradesinin meclise yansımamış olması, önümüze oylamamız için koyulan demokratik değişiklikler konusunda, olumsuz bir yargıya varmamız anlamına da gelmiyor.
Bundan önce yapılan olumlu değişiklikler de, %10 barajına sahip bu meclis tarafından yapıldı.. Şu anda yapılan olumlu değişiklikler de bu meclis tarafından yapılıyor.. Elbette AKP'yi şu anda programına dahi almadığı, baraj konusunda, dokunulmazlıklar konusunda ve daha bir çok konuda eleştirebiliriz.. Ama, bu durum en başından önyargılı bir şekilde değişikliklere 'Olumsuz' bakacağımız anlamına da gelmemelidir.
Nisbi seçim sistemleri -en azından Türkiye gibi büyük ülkelerde- zaten barajsız olmaz. Barajı topyekun kaldırmak, meclisi istikrarsızlığa, parçalanmışlığa ve işlevsizliğe terketmek olur. Eğer nisbi seçim sisteminde kalınacaksa barajın kalmasını veya kalkmasını değil, makul bir barajın hangi oranda olacağını tartışmalıyız (örneğin Almanya'da 5 %).
Ya da -ki bence Türkiye için aslında daha uygun olabilir- topyekun seçim sistemini değiştirerek, çoğunluk sistemine geçmeliyiz. Bu da parti sistemimizi uzun vadede fiilen iki partili, düalist bir yapıya zorlar (örneğin Birleşik Devletler'de olduğu gibi). Bunun avantajı hükümetin her halükarda seçmenlerin %50'sinden fazla oy almış olması ve böylece (özellikle Türkiye'de sürdürülen) anlamsız meşruiyet tartışmalarının sonlanması olur.
Ama yürürlükte olan nisbi seçim sisteminden barajı topyekun kaldırmak mantıklı bir opsiyon değil.
saygılarımla
[/B]Tamam da Alka, burada 'Anayasa değişikliği' ile ilgili özel olarak her hangi bir hüküm belirtilmemiş.. Zaten 'çoklu soru sorma' şeklinde de olmuyor bu referandum.. Tek bir soru soruluyor.. ''Meclisin, taslaktaki maddelerin değiştirilmesiyle ilgili bütün olarak halk oylamasına sunmayı kabul ettiği paketi, 'kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz?''
Burada ayrı ayrı sorular değil, tek bir soru halinde geliyor.. Ve doğal olarakta senin de tek bir cevabın oluyor.. 'Evet veya Hayır' şeklinde.
En azından ben ilk bakışta böyle değerlendiriyorum.. Yanlış düşünüyor da olabilirim elbette.
Bu konuda bazilari anayasa paketinin Venedik Kriterlerine göre ancak ayri ayri maddeler halinde onaylatilabilecegini, bazilari ise bunun dogru olmadigini, bu kuralin sadece genel olarak refanrandumlari icerdigini ama spesifik olarak anayasa degisiklik paketini kastetmedigini, dolaysiyal degisikligin paket olarak da halk oyuna sunulabilecegini düsünüyorlar. Ben kendim icin paketin ayri ayri maddeler halinde onaylanmsini daha esitlikci ve dogru buluyorum. Yok tabi paket 100-200 madde iceriyorsa bunu ayri ayri halk oyuna sunmak pratik olarak cok zor olacagini da düsünüyorum.
Mesela Türkiye'de idam cezalarinin kaldirimasinda da tüm anayasa degistirilmemisti, ilgili bölümler degistirilmisti, halka da refarandumla sorma geregi görülmedi, ki zaten halk hic ölüm cezalarinin kalkmasina "evet" der miydi ki? Yani bazi durumlarda bu gibi seyler göreceli oluyor.
Ben henuz ne yapılmak istendiğini anlıyamadım.Sözde demokratik açılımda öyle. Demokrat olmayan kişiler böyle bir adım atamazlar. Şahsen AKP yede güvenim yok diğer partilere de .
Anayasa degisiklik taslaginda diger elestirdigim noktalar da sunlar;
* Zorunlu din dersi ile kimliklerden din hanesi kaldirilmasinin öngörülmedigi...
* Anayasa'da 5237 sayılı kanunun "Ayrımcılık" başlıklı 122'nci maddesinde;
"Kişiler arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım yaparak;" diye baslayan maddede , transgender ve escinsel realitesinin taninmayip "cinsel yönelim" kelimesinin dee dahil edilmemis olmasi.
* Yukaridakine ek olarak escinseller ve transgender gibi cinsel yönelimlere sahip kisilere hakaret etmenin suc olarak tanimlanmamis veya buna dair herhangi bir ceza uygulamasinin öngörülmemis olmasi.
* Ailelerin cocuklara karsi sorumluluklarinin belirlendigi madde 41'de, (taslak 4) yer alan ve oldukca göreceli olarak tanimlanmis olan ‘devletin çocukları cinsellikten koruması’ ifadesinin dogru bir sekilde ‘Devlet, çocuk istismarı ve şiddete karşı koruyucu tedbirler alır’ olarak ifade edilmemis olmasi.
* ‘Kanun önünde eşitliği’ iceren anayasanin 10. maddesinin 2. ve 3. firkalarinda yer alan "Devlet cinsler arası toplumsal eşitliği özellikle aile,eğitim,istihdam ve siyasal katılım da dahil olmak üzere yaşamın her alanında fiilen sağlamak için gerekli düzenlemeleri yaparak her türlü önlemi alır” ifadesine ek olarak, ‘Devlet kadın-erkek arasında fiili eşitliği sağlamakla yükümlüdür’ ilavesinin de eklenmesi ve bu sorumlulugun cevresinden dolanmamasi
* Degisiklik paketindeki vatandaslik taniminda ‘Türk vatandasligi’ ifadesinin ‘Türkiye vatandasi’ olarak degistirilmemis olmasi.
*Memur sendikalarina toplu sözlesme yaninda grev hakkinin da taninmamis olmasi
*Parti kapatmalarinda TBMM'e girememis olan partilerin de kapatma komisyonuna karsi kendilerini herhangi bir savunma hakki verilmemis olmasi
basitrasin
10-04-2010, 19:39
Herkese Selam.
Bu gün (10.04.2010 cumartesi) SİVİL Demokratik Anayasa Platformu Kadıköy'de miting düzenledi.
Toplum artık daha özgürlükçü, daha demokratik bir Anayasa istiyor.
Saygılarımla.
% 10 barajını savunmak, Aysun Kayacı'yı haklı çıkarır. Ne demişti Kayacı; "benim oyumla dağda ki çobanın oyu aynı mı?".
% 10 barajını savunmak, Aysun Kayacı'yı haklı çıkarır. Ne demişti Kayacı; "benim oyumla dağda ki çobanın oyu aynı mı?".
Baraj olmalı ama yüzde 3e 5e çekilmeli.
Ama mecliste bulunan yüzde 10 üzerindeki partiler bunu istemez.
bugün yüzde 10 altında bulunanlarda
yüzde 20 ilen meclise girseler.
onlarda yüzde 5 olmasını istemez.
basitrasin
11-04-2010, 19:10
Herkese Selam.
Ben de seçim barajına karşıyım.
Hatta Dar Bölge Seçim Sisteminin temsil yeteneğimize faydalı olacağı kanısındayım.
Ancak bu konu seçim kanunu ile düzenlenecek bir konu.
Anayasa mümkün olduğunca sade, anlaşılır, özgürlükçü, demokratik ve "devlet birey için vardır" mantığı ile hazırlanmalı.
Dolayısıyla seçim barajının Anayasada yeri yok.
Eğer AKP, sıfırdan, yepyeni bir Anayasa yapmaya kalksa, değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükmündeki ilk üç madde yüzünden, kapatılabilir veya Yüce Divanda yargılanabilir.
Bu koşullar altında yeni Anayasa değişikliğine uygun ortam sağlayacak olan 30 maddelik anayasa paketini olumlu buluyorum.
Saygılarımla.
Baraj olmalı ama yüzde 3e 5e çekilmeli.
Ama mecliste bulunan yüzde 10 üzerindeki partiler bunu istemez.
bugün yüzde 10 altında bulunanlarda
yüzde 20 ilen meclise girseler.
onlarda yüzde 5 olmasını istemez.
Partiler kanununda değişiklik yapılarak, öyle her önüne gelen parti kurmamalı. Misal, parti sayısı sınırlı tutulabilir.
Yok eğer bu küçük partilerin meclise girme şanslarını zora sokmak için baraj azaltılırsa, o zaman ülke genelinde azınlık şehir bazında ise çoğunluğu temsil edecek o küçük partileri destekleyen halkın tercihini hiçe saymak demektir.
Hala baraj %3-5 olsun mu diye tartisiliyor. Baraj sadece cok kücük azinliklar icin tamamen kalkmali. Yüzde 1 bile etmeyen Rumlar ve Ermeniler mecliste kendilerini nasil temsil edecek? Veya yüzde 1 bile etmeyen escinseller haklarini nasil savunacak? Bir cok ülkede bu cok kücük azinliklarin baraja takilmalarina gerek bile yoktur. Direkt daimi olarak mecliste kendilerini temsil edecek 1-2 veya 3 milletvekili bulundurabiiliyorlar. Bu yöntem kötüledigimiz Iran da bile var. Iranli Musevilerin daimi olarak temsil eden 2 milletvekili sürekli olarak var. Keza Almanya'da da Sorbler ve Danimarkali azinliklarin temsilcileri var. Bu tür mini azinliklar icin hic baraj yok. Alman partileri icin baraj var , o da %5.
insan_olmak
21-04-2010, 01:00
basında pek gündeme gelmedi ama diyanet işleri ile iligli yasalara göz attınız mı?
resmen halifelik kurumu olacak.yanlış mealleri ve kitapları dava açıp toplatabilecekler.Buda aslında islam üzerine olan eleştiri kitaplarınında toplatılmasına zemin hazırlıyor bence.
sizin düşüncelerinizi merak ediyorum.
. maddenin c bendinde ise “Hatalı ve noksan basıldığı veya yayımlandığı Kurul tarafından tespit edilen mushaf ve cüzler ile sesli ve görüntülü Kuranıkerim yayınları, Başkanlığın müracaatı üzerine, Sulh Hukuk Mahkemesi kararı ile toplatılır ve imha edilir”
aslonda haber cumhuriyette yayınlandı ama internette bulamadım.şu linkte cumhuriyetin yazısından bölümler vermiş
http://www.haber5.com/cumhuriyetin-diyanet-rahatsizligi-haberi-69332.aw
saygılar
basitrasin
22-04-2010, 05:26
Sayın İnsan Olmak.
Öncelikle Diyanet işleri gibi bir devlet kurumu olmasına karşıyım.
Bence vakıf veya dernek yada sivil toplum kuruluşu vari birşey olabilir.
Ancak söylemek istediğim başka birşey var.
Diyanet'le ilgili kanun'un Anayasayla hiçbir ilgisi yok.
Yazınızı ilk okuduğumda: Olamaz Anayasaya böyle bir madde eklemiş olamazlar diye düşündüm. Daha sonra verdiğiniz link'e bakınca, kanun teklifinden bahsedildiğini anladım.
Saygılarımla.
insan_olmak
22-04-2010, 10:34
Sayın İnsan Olmak.
Öncelikle Diyanet işleri gibi bir devlet kurumu olmasına karşıyım.
Bence vakıf veya dernek yada sivil toplum kuruluşu vari birşey olabilir.
Ancak söylemek istediğim başka birşey var.
Diyanet'le ilgili kanun'un Anayasayla hiçbir ilgisi yok.
Yazınızı ilk okuduğumda: Olamaz Anayasaya böyle bir madde eklemiş olamazlar diye düşündüm. Daha sonra verdiğiniz link'e bakınca, kanun teklifinden bahsedildiğini anladım.
Saygılarımla.
bunun bende farkındayım sayın basitrasin anayasa değişikliği eleştirilirken bu yasa değişikliği konusun da da görüş almak istedim yeni bir konu açmak istemedim çünkü konu ilişkili bir konuydu.
ayrıca bende diyanet işleri gibi bir kurumun olmasına karşıyım.
bilidğim kadarıyla cumhuriyetin ilk yıllarında bakanlıktı daha sonra bakanlıktan diyanet işleri oldu.ama işte bu değişiklikler yapılırsa
kuran eleştirileriyle ilgli yayınların toplatılmasına zemin hazırlayacak bence
saygılar
TurkceRap
25-04-2010, 17:53
referandum olması durumunda konuya ideolojik ya da atgözlüğü ile bakan bir bakış açısıyla yaklaşmayacağım gibi, sivildir o zaman doğrudur gibi sazan bir anlayışla da oyumu vermeyeceğim.
Benim buradaki birçok arkadaşın yazdığı gibi çekincelerim var.
1. ben diyanet işlerinin ve zorunlu din dersinin kaldırılmasından yanayım.
2. dini mabedlerin inşası hala devlet tarafından desteklenmekte imamların maaşı devlet tarafından ödenmektedir.
Halbuki gelişmiş ülkelerin birçoğunda devlet bu duruma doğrudan müdahale etmez.
2. yargıya meclis müdahalesi konusunda benim de çekincelerim var.
3. çocukları cinsellikten koruma gibisinden anaysa yapma iddiasında olan kimselerin yapmaması gereken bir ilkokul çocuğunun bile yapmayacağı baraz bir ifade hatası yapılmıştır, cinsel istismar şeklinde değiştirilmelidir.
4. ifade özgürlüğü konusunda ne gibi olumlu somut adımların atılacağı ya yeterince açık değil ya ben bilmiyorum.
5. eşcinseller konusunu bazı arkadaşların doğru bir anlayışla fakat yanlış yerden yakaladığını görüyorum, mesele hakaret meselesi değildir, hatta bence genel olarak eşcinsel, şu, bu diye ayırdetmiyorum, tabu veya suç olmaktan zamanla da olsa çıkarılmalıdır, esas yapılması gereken ise, eşcinsellerin veya herhangibir kimsenin, herhangibir sebebple ayrımcılığa tabi tutulmasının suç sayılmasıdır.
Örnek vermem gerekirse; Amerikada birine gay, faggot ya da homo diye hakaret edebilirsiniz, tam tersi olarak eşcinsellere önyargıyla yaklaşan birini de homophobic olarak itham edebilir ya da değerlendirebilirsiniz, bunların tümü kişinin kendini ifade etmesi (İfade özgürlüğü) olarak algılanır.
Fakat, eğer bir eşcinsele kamuya açık herhangibir alanda bariz bir ayrımda bulunur ve onu engellerseniz, ona başkalarına davrandığınızdan farklı davranırsanız sadece ayıplanmakla kalmaz, dava açarsanız da büyük olasılıkla karşınızdaki kişi size dava açarsa büyük olasılıkla açtığı davayı kazanır.
Tabi Amerika federal bir yapı olduğu için etyaletten eyalete yapılması gerekenler bazı nuans farkları gösterebilir, fakat mantık aşağı yukarı budur, Avrupada bu durum daha da açıktır.
6. ben de çoğunluğun üstünlüğü anlayışını benimseyen demokrasi anlayışının artık zamanımızın ihtiyaçlarını karşılamadığını düşünüyorum, bu yüzdendir ki, her kesimin temsil edildiği bir anlayışın daha akla yatkın olduğuınu düşünüyorum (ülkemizin Bazı hassasiyetlere sahip olduğunu göz ardı etmemekle beraber).
Sonuç olarak Anayasa taslağının son halindeki belli başlı maddelerini inceleyip öyle oy vereceğim.
Saygılar.
evrensel-insan
25-08-2010, 21:47
Saygideger arkadaslar;
Algiladigim kadariyla, Anayasa'da degisiklik yapilirsa, yargi, yurutmenin eline gececek, boylece yasama, yurutme ve yargi uclemi, tek bir elde, yani iktidara gelen hukumette olacaktir.
Konuyu, AKP iktidari olarak degil de; iktidara gelebilecek baskabir parti ve politikasi olarak ta ele alalim.
Peki, diyelim ki, bazi algiya gore, bu degisiklik; askeri diktatorluge, ya da laik diktatorluge v.s. "son vermek" olacaktir.
Yalniz, "yagmurdan kacarken, doluya tutulma" durumu yokmu, ortada?
Yani, bir IKTIDAR DIKTATORLUGU, SIVIL DIKTATORLUK tehlikesi ve toplumumuzun, alisilagelmis zihniyetini de goz onune alarak, boyle bir olasilik "cok yuksek" degil mi?
Demokrasi ve demokratik hak ve ozgurlukleri, saglayalim derken; demokrasiyi ve hak ve ozgurluklerini, tek bir ele iktidara teslim etmis olmuyor muyuz?
En azindan yasama, yrutme ve yarginin farkli ellerde olmasi, biribirini denetlemesini, degerlendirmesini saglamiyor mu?, tek bir politik gorusun tum ipleri eline almasi, aslinda bir krallik, padisahlik, agalik sistemi degil mi?
Ustune ustluk, dokunulmazligi da olacak olan bu iktidarin, uygulayacagi herhangibir toplum ve farkli haklari aleyhindeki bir yanasimini, kim ne ve nasil onleyecek?
Bu uclunun tek elde toplanmasi, nasil bir "demokrasidir" ve neden bir politik gorus, bu ucluyu ele gecirmek ister?
Ayrica boyle bir duzen ve sistemin hukuki bir insan haklari uygulamasi mumkun olabilir mi?
Kisaca, tum Turkiye toplumunun ve farkli halklarinin, her turlu demokratik hak ve ozgurlukleri, bunlarin savunusu, korunmasi, saglanacak sosyal hizmetler v.s. kisaca yasamlari, tek bir politik iktidar gorusunun, ya da kurulacak bir hukumetin "kaderine" birakilmiyor mu?
Evet, yasama, yurutme ve yarginin tek bir elde toplanmasinin, nasil bir ozgurluk, demokrasi ve demokratik hizmet haklari olabilecegini, nasil aciklarsiniz?
Aslinda bu sorular, bir yerde, farkinda ve bilincinde olmadan SIVIL IKTIDAR DIKTATORLUGU ISTEYEN referandum, evetcileri icin.
Evet; tum yetkinin tek bir elde toplanmasiin OZGURLUGU, DEMOKRASISI VE INSAN HAKLARI NELERDIR VE NASIL SAGLANIR?
Konumuz, SIVIL DIKTATORLUKTUR. Yani, diktatorlugu ele gecirecek iktidarin, laik, dini ya da milli degerlere verdigi onem acisindan, kim olacagi onemli degil. Yani soru, su anki duruma gore, her iktidara gelebilecek parti ve politikasi icin gecerlidir. Bu partinin, AKP, CHP, MHP ya da baska bir isim ve icerikte bir parti olmasi, sorulara verilecek cevap acisindan onemli degildir. Konu bir gorusun diktatorlugunden ziyade, sivil diktatorluktur.
Saygilarimla;
evrensel-insan