PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Rastlantılar Bakterileri Yaratabilir Mi?


hur-kus
24-04-2010, 22:36
EN BASİTİN KARMAŞIKLIĞI

BİLİNEN EN BÜYÜK MOLEKÜLLER BASİT ZANNEDİLEN BAKTERİLERDE BULUNUR


EVRİMCİLERİN çoğu, önceki sayfada gösterilen hayvan hücresi gibi hücrelerin karmaşık, biyolojik birer harika olduğunu kabul ederler. “Fakat ilk yaşayan organizmalar bu kadar karmaşık değillerdi” diye hemen ilave edeceklerdir.

Scientific American dergisinde yazan kimya profesörü Richard E.*Dickerson’a göre, “yeryüzünde ilk yaşayan organizmalar .*.*.*. tahminlere göre, modern mayalama bakterilerine benzeyen tek hücreli varlıklardı.”

Peki, o zaman ilkel bakteriyi göz önünde bulundurarak, bir Yaratıcı olmadan onun oluşup oluşamayacağına siz kendiniz karar verin.

Belki bu bakterinin hücre duvarlarının, gelişmiş organizmaların hücre duvarlarından daha ilkel olması gerektiğini zannedebilirsiniz.

Durum bunun tam tersidir.

Daha yüksek düzeydeki bitki hücrelerinin şeker molekülleri zincirinden meydana gelmiş bir selülöz duvarı vardır. Bakterisel hücre duvarları da aynı şekilde şeker moleküllerinden bir zincir ile başlar, ancak bu zincirler aminoasitlerden oluşan kısa zincirlerle karmaşık şekilde dokunmuştur.

Bir bilim adamının söylediği gibi, hücre duvarı “genel olarak torba şeklindeki dev bir molekül olarak düşünülebilir.”

Bu torba son derece sağlamdır. Bakterisel hücre duvarları 21 atmosferlik bir iç basınca dayanabilir.

Bunu bir otomobil lastiğinde deneyebilirsiniz!
Bakterilerin, daha yüksek organizmaların hücrelerinde olduğu gibi, çekirdekleri yoktur. Ancak en basit bakteride bile, evrensel genetik madde olan DNA molekülünden bolca vardır.
Bu DNA molekülü çekirdekteki gibi bir zar ile çevrili olduğundan, genellikle bakterinin içinde tek ve uzun bir ilmek oluşturur.

Bir bilim adamı olan Dr.*John Cairns’e göre basit bir E.coli bakterisinin (Escherichia coli) dev DNA ilmeğinde, “büyük bir farkla, biyolojik sistemde bilinen en büyük molekül” bulunur.

Bütün bu özellikler, çok eskiden, dalgaların rastlantıyla sahile sürükledikleri bir şeyde bulunabilir mi?

“En büyük molekül”, etkisiz kimyasal maddelerin kazaen oluşturdukları bir birleşim olabilir mi?

E. coli bakterisi bir sonraki bölünmenin hazırlığı için DNA’sını kopya eder. Bunun olabilmesi için, bükülmüş büyük bir fermuara benzer şekilde planlanmış olan DNA molekülünün iki yarısının da “açılması” gerekir.

DNA molekülünün temel çiftler diye adlandırılan kısımları, fermuarın dişlerinin yerini tutarlar. İlkel E.*coli bakterisinde, bu temel çiftler en küçük ayrıntılarına dikkat edilerek, dakikada 150.000 adetlik bir hızla kopya edilirler.

Bir E.*coli bakterisinin hareket etmesi gerekince ne olur? Bildiğimiz türden, bir pervane çıkartır. Biyoloji profesörü olan Howard Berg’e göre, hücrenin kenarında altı tane lif yükselir ve birleşip bir demet oluşturur.

Bu lifler bir rotor gibi dönerler; bu da, Dr.*Berg’e göre, “bir rotorun yapısal karşıtı olan bir statoru” gerektirir. Bu derece “ilkel” bir yaşam için bu düzen hiç de fena değil!

Dahası var.

Bütün yaşayan varlıklar gibi, E.*coli bakterisi DNA molekülünün yaşaması için gereken kimyasal maddelerin sentezini yönetir. Bakteri, DNA molekülünün bölümlerini, ihtiyacına göre kapayan veya hareketlendiren hassas geri itilim mekanizmaları ile DNA’yı kontrol eder.

Bir biyokimyacı olan Jean-Pierre Chageux, “bu kontrol sisteminin olağanüstü ekonomik ve randımanlı işleyişi”ne değinerek “üzerinde durulması gerek”tiğini söylüyor ve “kontrol sisteminin hücrede hiçbir enerji kaybına neden olma”dığına da şaşıyor.

“İşlemesinde enerji gerektirmeyen bir kontrol sistemine sahip olan bir fabrika, endüstriyel randımanda en yüksek düzeyde olurdu.”

Bakterilerin bu karmaşıklığı, evrimcilere karşı ileri sürülen tek husus değildir.

Bakterileri oluşturmakta yardımcı olan proteinler ve diğer yaşayan varlıklar, evrim kuramının kesinlikle ihtimal dışı olduğunu gösterir.

Neden?

Evrimciler, bilim adamlarının 1952 yılında, değişik gazlardan oluşan bir karışımı ateşleyerek içlerinde bazı aminoasitler de bulunan çeşitli kimyasal maddeler elde ettikleri deneye önemle dikkat çekerler. Bu aminoasitler, doğru bir şekilde birleştirildikleri zaman, bütün yaşayan varlıkların ana yapı taşları olan proteinleri oluşturdukları için önemli sayılıyor.

Aminoasit bileşim şekline göre, “sağa” veya “sola” çeviren bir molekül olabilir. Çeşitli gaz ateşleme deneylerinde yaratılan aminoasitlerde eşit sayıda sağa ve sola çeviren örnek vardır.

Ancak, bir evrim kuramcısı olan Richard Dickerson’un kabul ettiği gibi, “bazı belirli özel adaptasyonlar dışında .*.*.*. bugün bütün yaşayan organizmalarda sadece L [left handed, yani sola çeviren] aminoasitler vardır.”

Tipik bir proteinde 400 aminoasit varsa, hepsinin de sola çeviren olma ihtimali, bir paranın havaya atıldığında arka arkaya 400 defa tura gelmesi ihtimaline benzetilebilir. Bu, yüzün üstünde sıfırı olan bir rakamda, yani evrendeki bilinen bütün galaksilerdeki tüm atomların sayısından defalarca daha büyük bir rakamda bir ihtimalden daha azdır. Ve hatta rasgele meydana gelmesi imkânsız olan bir proteinin 400 tane sola çeviren aminoasidi kendiliğinden birleşse bile, yirminin üstünde cinsi olan bu aminoasitlerin doğru sırada oluşması ihtimali çok daha küçüktür.

Proteinlerin kendi kendine ve rastlantı sonucu oluşması şöyle anlatılabilir:

Farz edelim ki, bir kutuda ellendiği zaman aynı hissi veren, bazılarının üzerinde harf ve bazılarında sayı olan eşit miktarda küçük tahta parçacıkları var. Ve gözleriniz bağlı olarak bu tahtalardan 400 tanesini seçmeniz isteniyor. Bu durumda sayılı tahtaları almadan hep harfli tahtaları seçebilme ihtimaliniz çok zayıftır. Fakat mesele bununla da bitmiyor. Seçtiğiniz 400 parça, seçiliş sırasına göre yan yana dizildiği zaman anlamlı ve hatasız bir gramerle yazılmış bir paragraf meydana getirmeli.

E. coli’nin karmaşık sistemleri, evrimin, yaşamdan, hatta ilkel yaşamdan sorumlu olduğu kanısı açısından başka bir sorunu ortaya koyar. DNA molekülleri yaşam için gereklidir, fakat yeterli değildir.
Enzimler gibi başka birçok karmaşık molekül DNA’nın faaliyetlerini yönetmek ve işbirliği yapmak için gereklidir.

Oysa yaşam ancak çok sayıdaki karmaşık sistemin aynı anda oluşması ve tam bir düzen içinde beraberce işlemesi halinde var olabilir.

Bu karmaşık sistemlerden hiçbiri diğer sistemler yerlerinde olmadan, ilkel yaşama bile yol açamaz.
Evrimciler bu çözümü olmayan iddiayı, sadece evrime olan “iman”larıyla öne sürerler.

Natan
25-04-2010, 00:12
Tanrı varlığı yaratmıştır. Yani ben öyle inanıyorum. Ancak okup-pokus şeklinde değil.

Evrim yok diyosunuz da , değişmeyen,evrilmeyen bir şey var mı ?

Siz bilimsel temelde "teori" kavramını nasıl algılıyorsunuz ? Bir tanım verir misiniz ? ( tabii müsait bi zamanınızda )

Herşey DEĞİŞİR efendim, değişmeyen hiç bir şey yoktur. Zaten değişmesek, sabit kalsak var olamazdık. Düşünceler değişir, madde değişir, organik yapılarda değişim olur. İlk embriyoyla aynı mısınız ?

İlk arabalar çıktığında aynı mı kaldı ? İlk düşünürlerle aynı sabitede miyiz yoksa değişim oldu mu ?

Kısacası değişim Biziz. Değişim herşeydir. Hatta Tanrı kavramı da değişir. O yüzden bir ton tanrı vardır ( tarihte ölen /yok olan tanrıları kastediyorum )

Kayaçlara bakıldığında üst tabakaya doğru çıkıldıkça bir değişim olduğu kesinlikle görülür. Jeolojik ,antropolojik,paleontolojik kanıtlar bunları desteklemekte.

insan_olmak
25-04-2010, 00:16
Herşey DEĞİŞİR efendim, değişmeyen hiç bir şey yoktur. Zaten değişmesek, sabit kalsak var olamazdık. Düşünceler değişir, madde değişir, organik yapılarda değişim olur. İlk embriyoyla aynı mısınız ?

sayın natan bu söyledikleriniz temel doktorinlere ve hristiyanlığa aykırıdır biliyorsunuz değil mi?

Natan
25-04-2010, 00:24
Kilise bana hiç bir şeyin değişmediğini söylüyor. Benim kişisel algıma göre herşey değişir. Fikirsel, organik-inorganik şeyler , herşey. Değişmezsek sabit kalsak var olmazdık. Oysa biz sabite peşindeyiz, değişimi yadsıyoruz.

Kilise "dogma" larla açıklama yapıyor . Ama kutsal kitap bilim yada biyoloji kitabı değildir ki. Orada ruhsal gerçeklerden bahsediyor. Bilimsel açıklamalar için bilim insanlarını dinlememiz lazım.

Ya kilisede sorun var, yada ben de :)

Yada ben henuz anlıyamıyorum.

insan_olmak
25-04-2010, 00:35
Kilise bana hiç bir şeyin değişmediğini söylüyor. Benim kişisel algıma göre herşey değişir. Fikirsel, organik-inorganik şeyler , herşey. Değişmezsek sabit kalsak var olmazdık. Oysa biz sabite peşindeyiz, değişimi yadsıyoruz.

Kilise "dogma" larla açıklama yapıyor . Ama kutsal kitap bilim yada biyoloji kitabı değildir ki. Orada ruhsal gerçeklerden bahsediyor. Bilimsel açıklamalar için bilim insanlarını dinlememiz lazım.

Ya kilisede sorun var, yada ben de :)

Yada ben henuz anlıyamıyorum.

sorun sizde değil sorun kilisede kilisenin temellerinde

dogmalarda kilise babalarının sözlerinde mektuplarda yakılan mumlarda

kısacası herşeyde buram buram bağnazlık

saygılar

milomanara
25-04-2010, 04:09
Bıdı bıdı bıdı....

İman bile olsa, evrim hurafeden tutarlıdır. Kaldı ki, birikimli olasılık rastlantısal değildir çünkü seçilim baskısı ile taşlar üst üste konmaktadır. İrrasyonel saçmalıklara inananların, evrim hakkında "rasyonel" ahkam kesmesi hem ironi hem de acz ihtiva eden ifadeler yumurtlamaktadır.

ALKA
25-04-2010, 08:31
Peki, o zaman ilkel bakteriyi göz önünde bulundurarak, bir Yaratıcı olmadan onun oluşup oluşamayacağına siz kendiniz karar verin.

Bir DNA’nin bilgi icerigi jeolojik zamanlar icinde dogal secilim denilen yöntemle gerceklesiyor. Kendi olusum süreci de evrimsel olan DNA'larin korunmasi ve yeniden üretilmesi, aslinda onu iceren organizmanin hayatta kalip üremesi anlamina geliyor.

Sizin de iddia ettiginiz gibi dogada mükemmel yapilar olmadigi icin DNA'nin kopyalanmasi sirasında da hatalar (mutasyonlar) meydana geliyor ve bunlarin bir kismi cevresel kosullarda daha iyi hayatta kalmayi destekliyor. Böylece zaman gectikce, hayatta kalmak icin sifrelenen bilginin veri tabani da iyilesiyor, DNA'nin bildigimiz özgün yapisi ortaya cikiyor.

Buna ek olarak DNA'yi olusturan genetik kodun tüm canlilarin tek bir atadan türediginin kaniti oldugu ve tüm hayvan, bitki, mantar, bakteri ve virüsler icin ortak ve özdes oldugu bilinmektedir. Üc harfli DNA kelimelerinin yirmi amino asit ve noktalama isaretine cevirildigi 64 kelimelik sözlük, canlilar aleminde her yerde ayni olarak bulunuyor. Bu ayni zamanda harflerin birer kimyasal baz, yani fiziksel ve kimyasal kuvvetlere tabi moleküller olmalariyla ilgilidir de. Bu anlamda DNA'larda iddia ettiginiz bilimsel olarak aciklanamayan akilli bir üretim ya da yüksek bilgiler tasiyan, yüksek derecede bir karmasiklik söz konusu degildir.Nasil makinalari tasarlayan birileri varsa, DNA gibi özgün bir yapinin ancak bir aklin tasarimi olabilecegi iddiasi sadece bir safsatadir. Tüm canlilarin ortak ve özdes bir kodu kullandigi genetik bilimi ile ortaya konmustur. Tabiatta tabiattan baska bir güc yok.

Natan
25-04-2010, 17:08
"Peki o zaman şu nasıl böyle olur ? ,Öyleyse evrim diye birşey olamaz"

diyorsunuz Siz. Ama hem bilmediğinizi kabul edip hem de bir yargıya varmaktasınız. Bu rasyonel / akılcı / bilimsel /mantıklı / sağduyulu bir yaklaşım mıdır ?


İngilizceniz var sanıyorum . "Introduction to Evolutionary Biology " ;

"Evrimsel Biyolojiye Giriş" kısmını ütfen gözden geçiriniz.

http://www.talkorigins.org/faqs/faq-intro-to-biology.html

Tüm sorularınızın cevapları Burada çünkü .

Sizin ABD deki buronuz bilim insanlarından daha mı iyi biliyor ?.Neyin bilimsel olduğuna din adamları mı karar verecek ?

samlihafiz
25-04-2010, 17:42
Bir DNA’nin bilgi icerigi jeolojik zamanlar icinde dogal secilim denilen yöntemle gerceklesiyor. Kendi olusum süreci de evrimsel olan DNA'larin korunmasi ve yeniden üretilmesi, aslinda onu iceren organizmanin hayatta kalip üremesi anlamina geliyor.

Sizin de iddia ettiginiz gibi dogada mükemmel yapilar olmadigi icin DNA'nin kopyalanmasi sirasında da hatalar (mutasyonlar) meydana geliyor ve bunlarin bir kismi cevresel kosullarda daha iyi hayatta kalmayi destekliyor. Böylece zaman gectikce, hayatta kalmak icin sifrelenen bilginin veri tabani da iyilesiyor, DNA'nin bildigimiz özgün yapisi ortaya cikiyor.

Buna ek olarak DNA'yi olusturan genetik kodun tüm canlilarin tek bir atadan türediginin kaniti oldugu ve tüm hayvan, bitki, mantar, bakteri ve virüsler icin ortak ve özdes oldugu bilinmektedir. Üc harfli DNA kelimelerinin yirmi amino asit ve noktalama isaretine cevirildigi 64 kelimelik sözlük, canlilar aleminde her yerde ayni olarak bulunuyor. Bu ayni zamanda harflerin birer kimyasal baz, yani fiziksel ve kimyasal kuvvetlere tabi moleküller olmalariyla ilgilidir de. Bu anlamda DNA'larda iddia ettiginiz bilimsel olarak aciklanamayan akilli bir üretim ya da yüksek bilgiler tasiyan, yüksek derecede bir karmasiklik söz konusu degildir.Nasil makinalari tasarlayan birileri varsa, DNA gibi özgün bir yapinin ancak bir aklin tasarimi olabilecegi iddiasi sadece bir safsatadir. Tüm canlilarin ortak ve özdes bir kodu kullandigi genetik bilimi ile ortaya konmustur. Tabiatta tabiattan baska bir güc yok.

Biyoloji doktoram olmadığı icin, yine söylediğini mantıksal süzgecten geçirelim bakalım;
Bir menemen yemegi yapıcaz;
2 Yumurta, 3 domates, 5 biber, birazcık tuz, bi kelle soğan biraz yağ bir de ateş lazım.
Bir rüzgar oldu, yumurtalardan ikitanesi havada çarpışıp tavada olması gerektiğini bildikleri icin iceri döküldüler. Zaten hava da sıcaktı domatesler eriyip tavaya girdi, biberler de orda olması gerektiği için oraya girdiler diyelim, tuzlarda olması gerektiği kadar doğal secilim yoluyla tavaya döküldüler. Havanın sıcak olmasının etkisiyle menemen pişmeye başladı ve tabiat konunları geregince 10 dk sonra hava soğudu ve menemenimiz olduu. Ben yorumunu böyle anladım doğrumudur, böyle mi diyorsun; yoksa bir aşcı gelip 5 dakkada menemeni yaptığını kabul mü ediyorsun :)

Natan
25-04-2010, 18:26
Ben lisedeyken din kültürü hocası şunu anlatmıştı sınıfta :


Arkadaşlar , evrim yoktur. Allah teala herşeyi Kuranda açıkladığı gibi yaratmıştır. Bakın evrim teorisi diyoki şu üstünde oturduğunuz sıra ve masa nasıl oluştu ; Bir yerden demir geldi, rüzgar vidaları uçurup demirdeki yerlerine monte oldu, Bi fırtına eski ağaç tahta şeklini alıp masanın yüzeyini oluşturdu.



Bunu söyleyen kim ? Din hocası./Öğretmen . Neyi anlatmaya çalışıyor güya evrimin bu şekilde işlediğini. Böylece evrim yoktur diyor. :)

Yahu bu adamlar nasıl öğretmen olmuş ! Aklım almıyor. Gençlerimize bu adamlar öğretim veriyolar. Ne yazık ve acı bi durum .

Neden geri kaldığımız ortada.

samlihafiz
25-04-2010, 18:31
Bence öğretmenin gayet basit, anlaşılır ve doğru tahlil yapmış, işin özeti odur..

Natan
25-04-2010, 20:06
Kaç yıl geçti ,unutmadım o saf örneği. Yazık diyorum ,başka bişi demiyorum.

Stephen Jay Gould okuyun aydınlanın diyeceğim ama , okumak şöyle dursun düşünmüyorsunuz bile.

hur-kus
25-04-2010, 22:21
"Peki o zaman şu nasıl böyle olur ? ,Öyleyse evrim diye birşey olamaz"

diyorsunuz Siz. Ama hem bilmediğinizi kabul edip hem de bir yargıya varmaktasınız. Bu rasyonel / akılcı / bilimsel /mantıklı / sağduyulu bir yaklaşım mıdır ?


İngilizceniz var sanıyorum . "Introduction to Evolutionary Biology " ;

"Evrimsel Biyolojiye Giriş" kısmını ütfen gözden geçiriniz.

http://www.talkorigins.org/faqs/faq-intro-to-biology.html

Tüm sorularınızın cevapları Burada çünkü .

Sizin ABD deki buronuz bilim insanlarından daha mı iyi biliyor ?.Neyin bilimsel olduğuna din adamları mı karar verecek ?

Sayın Natan,

Yaratılış ve Evrim birbirine zıt iki kavramdır.

Yaratılış bir zekanın yani Tanrı'nın varlığını kabul eder.

Evrimciler ise sayın Alka'nın dediği gibi "Tabiattan başka bir güç yok" diye inanırlar. Ve Tanrı kavramını şiddetle ret ederler.

Siz hem Hristiyan olduğunuzu söylüyorsunuz hem de evrimi savunuyorsunuz....

Bence bir an önce çizginizi belirlerseniz iyi olur...

Kutsal Yazılar, Yakup 1:6-8 şöyle uyarır:

6*Fakat hiçbir şüpheye kapılmadan imanla dilesin, çünkü şüpheye kapılan kişi, denizde rüzgârın sürükleyip savurduğu bir dalga gibidir. 7*Gerçekten de, bu kişi Yehova’dan herhangi bir şey alacağını sanmasın, 8*çünkü, her işinde istikrarsız, kararsız biridir.

eğer Tanrı'ya inanıyorsanız kimseye şirin görünmeye borçlu değilsiniz sanırım..

Saygılar

Natan
26-04-2010, 00:02
Tanrı kavramı yada diğerleri inanç olayıdır.

Biyoloji farklıdır. Evrim olmadan biyolojiyi yada canlılığı nasıl anlıyacaksınız .

Khaos
26-04-2010, 01:33
samli ve hurkus
şimdi siz evrim teorisini bilimsel olarak mı reddetmeye çalışıyorsunuz.
yoksa bilimsel ya da değil evrimi reddedip yaradılışa imana mı çağırıyorsunuz.
oynadığınız şu komedinin adını bir koyun önce bakalım.
siz evrim hakkında hiç bir nane bilmeden teoriyi mi reddediyorsunuz, ne yapıyorsunuz.
yahu sizin bilimle ne işiniz olur.
bilimi bilm adamları yapar, bilmi sevenler okur.
siz iman edin.
bilimden de elinizi çekin.
engizisyonun modern versiyonları sizi.

ALKA
26-04-2010, 03:50
Evrimciler ise sayın Alka'nın dediği gibi "Tabiattan başka bir güç yok" diye inanırlar. Ve Tanrı kavramını şiddetle ret ederler.

Siz hem Hristiyan olduğunuzu söylüyorsunuz hem de evrimi savunuyorsunuz....
Sayin Hur-kus, evrim gercegini kabul eden kisileri inancsiz veya eksik inancli olarak yargilamaniz ve hristiyanligini sorgulamaniz dogru degil ve bu sekilde bir yargilama ile Evrimi taniyan ve de Tanriya inanan kisilere haksizlik yapiyorsunuz. Bunu yargilamak hic bir insanin haddine de düsmez.

Hem hristiyan olunabilir hem de Evrim gercegi kabul edilebilir. Tanri inancinizi hayatinizda nereye yerlestireceginiz konusu elbette sizin bileceginiz bir sey. Cesitli sekillerde Tanri'ya inanmak mümkün. Bazilari klasik anlatimlarda oldugu gibi Dünya ile birlikte 6 veya 7 gün icinde bitkileri, hayvanlari ve ardindan son olarak Adem ile Havva'yi evrim araci olmadan yaratan bir Tanriya inanabilecegi gibi, Dünyanin olusumunda aktif rol oynayarak ilk insanlar olan Adem ile Havva'yi ancak evrim araciligiya asamali olarak yarattigina da inanabiliyorlar. Bunun yaninda Tanri'nin sadece Bing Bang'in olusumu tetikledigi ve fizik kurallarini belirledigini bundan sonra da evrendeki ve dünyadaki olusumlara hic karismadigini düsüneneler ve bu sekilde inanlar da var Eger siz bunun olmayacagini söylüyorsaniz bu sadece sizin ne derece bagnaz ve fanatik oldugunuzu gösterir. Herkes sizin gibi düsünmek zorunda degil. Ex bir hristiyan olarak hayatimin hic bir döneminde ne de ait oldugum kilise tarafindan evrimin yanlisligina dair bir süpheler oldu. Evrim ve inanc Dünyadaki milyonlarca kisi icin birarada gidebilen olgulardir. Evrimi red etmek gayet tabi ki sizin hakkinizdir ama baskalarinin bilme ve inanma hakkini red edemezsiniz veya yanlislayamazsiniz. Buna bir hakkiniz yok.

YOLCULUKLAR
27-04-2010, 12:23
Sayin Hur-kus, evrim gercegini kabul eden kisileri inancsiz veya eksik inancli olarak yargilamaniz ve hristiyanligini sorgulamaniz dogru degil ve bu sekilde bir yargilama ile Evrimi taniyan ve de Tanriya inanan kisilere haksizlik yapiyorsunuz. Bunu yargilamak hic bir insanin haddine de düsmez.

Hem hristiyan olunabilir hem de Evrim gercegi kabul edilebilir. Tanri inancinizi hayatinizda nereye yerlestireceginiz konusu elbette sizin bileceginiz bir sey. Cesitli sekillerde Tanri'ya inanmak mümkün. Bazilari klasik anlatimlarda oldugu gibi Dünya ile birlikte 6 veya 7 gün icinde bitkileri, hayvanlari ve ardindan son olarak Adem ile Havva'yi evrim araci olmadan yaratan bir Tanriya inanabilecegi gibi, Dünyanin olusumunda aktif rol oynayarak ilk insanlar olan Adem ile Havva'yi ancak evrim araciligiya asamali olarak yarattigina da inanabiliyorlar. Bunun yaninda Tanri'nin sadece Bing Bang'in olusumu tetikledigi ve fizik kurallarini belirledigini bundan sonra da evrendeki ve dünyadaki olusumlara hic karismadigini düsüneneler ve bu sekilde inanlar da var Eger siz bunun olmayacagini söylüyorsaniz bu sadece sizin ne derece bagnaz ve fanatik oldugunuzu gösterir. Herkes sizin gibi düsünmek zorunda degil. Ex bir hristiyan olarak hayatimin hic bir döneminde ne de ait oldugum kilise tarafindan evrimin yanlisligina dair bir süpheler oldu. Evrim ve inanc Dünyadaki milyonlarca kisi icin birarada gidebilen olgulardir. Evrimi red etmek gayet tabi ki sizin hakkinizdir ama baskalarinin bilme ve inanma hakkini red edemezsiniz veya yanlislayamazsiniz. Buna bir hakkiniz yok.

+1

Ayrıca, Vatikan'ın bu konuda resmi demecide vardır.

"Evrim yoktur" düşüncesini kesinlikle red etmektedir.

Gerçi evrimi kabullenmiyor, evrim yoktur da demiyor, bu konunun şu an için bir bilinmeyen olduğunu söylüyor.

Ki gerçekten de bu bu şekildedir.

Yaratılış evresini (KUTSAL KİTAP DIŞINDA) bir kalıba sokmak, bu böyledir, şu şöyledir demek Tanrı'nın yaratıcı güç yetkilerini sınırlamaktır ki bu da Hristiyanlık açısından hiç bir imanlı insana düşmez.

Vatikan'ın belirttiği (ve Kutsal Yazıların'da belirttiği) ilk insan Adem'dir. Adem topraktan yaratılmıştır. Ama bundan sonraki yaratılış süreci (hayvanların oluşumu, insanların çağlara göre iriliği, ufaklığı vs. vs. vs. vs.) tamamiyle bir muammadır.

Zaten bildiğim kadarıyla (ki yanlışım varsa düzeltin) evrim de bu süreçle alakalıdır. Yani olayın en başındaki yaratılışa bakmıyor. Örneği "O tek hücre nasıl olduda meyada geldi?" sorusuna cevap vermiyor, "O tek hücre meydana geldikten sonra nasıl bir gelişim izledi?" sorusuna cevap veriyor.

Natan
27-04-2010, 12:53
Alkaya ve Ylcklr a teşekkür ederim

Kısaca bu biyoloji /bilim işidir.

Din adamları / ruhaniler karışamaz. Pederler Ruhsal konuda bize yardımcı olabilirler, o ayrı.

Herkesin uzman olduğu bi alan vardır. dimi :)

ALKA
28-04-2010, 10:20
Biyoloji doktoram olmadığı icin, yine söylediğini mantıksal süzgecten geçirelim bakalım;
Bir menemen yemegi yapıcaz;
2 Yumurta, 3 domates, 5 biber, birazcık tuz, bi kelle soğan biraz yağ bir de ateş lazım.
Bir rüzgar oldu, yumurtalardan ikitanesi havada çarpışıp tavada olması gerektiğini bildikleri icin iceri döküldüler. Zaten hava da sıcaktı domatesler eriyip tavaya girdi, biberler de orda olması gerektiği için oraya girdiler diyelim, tuzlarda olması gerektiği kadar doğal secilim yoluyla tavaya döküldüler. Havanın sıcak olmasının etkisiyle menemen pişmeye başladı ve tabiat konunları geregince 10 dk sonra hava soğudu ve menemenimiz olduu. Ben yorumunu böyle anladım doğrumudur, böyle mi diyorsun; yoksa bir aşcı gelip 5 dakkada menemeni yaptığını kabul mü ediyorsun :)
Sayin Samlihafiz,
Evren ve Dünya oldugu gibidir ve kendisi hakkinda iyi-kötü, anlamli-anlamsiz, kötü-cirkin, olumlu-olumsuz gibi deger yargilanmalarinda bulunmaz. Hayata bu anlami ve deger yargilarini veren insan beynidir. Bu anlamda menemenin güzel bir yiyecek oldugunu düsünmeniz sizin menemen yemegi icin yaptiginiz bir yargidir, "menemen lezzetlidir ve karnimi doyurur ve bana bir yarari vardir, o halde menemen benim icin yaratildi. Evren de böyle olmalidir."

Hayata ve yasama bir anlam vermemiz evrimsel sürecler icinde beynimizin evrimiyle olusan bir olgudur. Cünkü evrimimiz beyin evrimi üzerinden gereceklesmektedir ve böyle bir yaklasim yine bizim beynimizin eseridir. Yasamda kalabilmemiz iicin hayatat bir anlam vermemiz yoksa bile yaratmamiz gerekir. Cünkü insan gibi, gecirdigi farkli bir evrim sayesinde diger canlilar gibi icgüdüleri sayesinde degil, gelismis beyninin ve hayal gücünün ona verdigi imkanlar sayesinde hayatta kalmaya calisan akilli bir organizma hayata bir anlam veremezse elinde yasayabilecegi hic bir sey kalmiyor. Bu yüzden hayata nasil olursa olsun özel bir anlam vermek zorundadir. Bu bir zorunluluktur. Bu yüzden insan ayakta kalmak ve en zor sartlarda yasayabilmek icin Tanri ve öbür dünya düsüncesini hayal edebilecek kadar gelismis bir beyne sahiptir ve bu da evrimin sayesinde mümkün olmustur. Bu yüzden bir insanin Tanriya inanmasi ne yadirganacak ne de sasilacak bir seydir. Iste tam da bu nedendendir ki en cok fakir, yoksul, caresiz, ölüm kalim arasinda kalan insanlar Tanri inancina tutunurlar. Ölüm aninda bile dine pek ilgi duymamis bir insan da son anda Tanri inanci aklina gelebilir. Bu da yadirganacak bir sey degildir. Cünkü ölüm aninda Tanriyi düsünen (bu ille Tanri omasina gerek yoktur, mesela reinkarnasyonu da düsünebilir veya ölmüs atalarinin ruhlarini veyahut kabilesinin koruyucu oldugu totem hayvanini) bu düsünce onu o an sakinlestirir ve aci duygusunu indirger. Cünkü bu düsünce ile birlikte beyinde mutluluk hormonlari salgilanir. Bu bir reflekstir ve canli organizmayi koruma amaclidir. Bos yere bütün dinlerde zenginlerin, varliliklarin, üst konumda olanlarin daha az dindar veya dine inanmalarinin zor oldugu bilinir.

Eger bilimsel yaklasim tarzini anlamak istiyorsak evrende hic bir deger yargisinin ve karsitligin olmadigini görmeliyiz ve deger yargimiz olsa dahi bu sekilde bilime yaklasmaliyiz. Siyah beyaz, büyük kücük, alcak yüksek, az cok, aci tatli, güzel cirkin, eksi tatli, iyi kötü, vs. tüm bunlar gercek dünyada ve evrende yoklar. Bunlarin hepsi kafamizda bizim objelere ve evrende var olan cevremizdeki materyallere verdigimiz insani degerlerdir. Gercek hayatta bunlarin hic biri mevcut degil. Okyanuslar, bulut, sira daglari, ada, kita, toprak, atmosfer vs. bunlarin karsisi yok. Hepsi oldugu gibi. Bir neden yok, amac yok, hedef yok, yorum yok, plan yok. Iste bu anlamsiz kaosa bir anlam vermek ve bu kaosta ölüm kalim savasinda ayakta kalamk icin insan gibi gelismis bir beyne sahip zeki bir canlinin cevresini ve evreni anlamlandirmasi gerekiyor.

Menemen! Buna bir anlam vermek gerek. Su yukaridaki bulut? Beni günesten korumak icin yaratildi. Su karsidaki magara? Beni korumak icin yaratildi. Su yanimdaki agac? Beni yemek isteyen düsmanlarimdan üstüne tirmanarak kacip kurtulmam icin var. Bu yaban bugdayi? Benim doymami saglamak icin var. Su asagidaki dere? Sususlugumu gidermem icin var. Bu sivri tas? Avlanacagim hayvanlari vurabilmem icin var. Her sey yasadigim habitata ve dogal ortamimda bana öylesine uygun duruyorlarki bunu birisi benim icin yaratmis olmali. Birisi beni düsünmüs olmali. Yasadigim dogal ortama öyle bir uyum saglamisim ki sanki her sey benim icin var, sanki her sey planli ve kusursuz olarak beni düsünülerek yaratilmis. Her sey öylesine güzelki, ihtiyacim her sey var.

Oysaki milyonlarca yil süren evrim sürecleri sayesinde cevre insana uymus degil, insan cevresine uymustur, uyamadigi anlarda yok olma sürecine girmistir . Gücü yetmedigi dönemlerde akli devreye girmistir. Iste bu uyumluluk halini de bir sekilde yorumlama ihtiyaci hisseder. Ben menemeni nasil yapip hazirliyorsam birisi de tüm cevremi benim icin hazirlamis olmali. Sirf ben var olayim diye. Ama dogrusu sen milyonlarca yildan beri dogayla icice büyüdün, sen onun bir parcasisin, cevre degistikce senin türünden ayak uydurabilenler hayatta kaldi, digerleri yok oldu. Sen bu dogaya ait oldugun icin mesela Ayda veya Venüs'te yasayamazsin, uzayin derinliklerinde soluyamazsin. Sen bu dünyada dogdun ve bu doganin bir parcasisin. Doga sana bir anlam vermedi sen dogaya bir anlam veriyorsun. Doga senin gibi bir cok tür meydana getirdi. Deniz ve su ortamina uyabilenler, balik oldu, balina oldu, ahtapot oldu, kara ortamina adopte olanlar memeli oldu, primat oldu, keseli oldu, havaya adopte ulabilen, yarasa oldu, kus oldu, böcek oldu, toprak altina uyabilen köstebek oldu, yilan oldu, ciyan oldu. Sen bir zamanlar ormanda kuyruksuz bir mamundun, daha önce suda bir balik, simdi de uzayda bir astronot. Tabiattan baska hic bir güc ve olusum sana ne yardim etti ne de seni yoktan yaratti. Ama sen zor durumlarinda gerceklerden kacabilmen icin bu inanca tutunma ihtiyaci hissettin cünkü gercekler bir insan akli icin korkutucu ve yeteri kadar aci. Bunun bile herhangi özel bir manaya cekecek bir anlami yoktur. Seni olusturan doga ana senden özel hic bir sey istemiyor bile.

hur-kus
28-04-2010, 22:29
Alkaya ve Ylcklr a teşekkür ederim

Kısaca bu biyoloji /bilim işidir.

Din adamları / ruhaniler karışamaz. Pederler Ruhsal konuda bize yardımcı olabilirler, o ayrı.

Herkesin uzman olduğu bi alan vardır. dimi :)

Sayın Natan,

Kutsal Yazılardaki yaratılış konusu yoruma gerek olmayacak kadar nettir.

Bir kişi Tanrı'nın başlangıçta her şeyi mükemmel biçimde yarattığına ya inanır ya inanmaz.
Hatırlamak isteyenler için Kutsal Kitapta yaratılışı anlatan ilk bölümleri aynen aktarıyorum:

NOT: Tartışılan konularla ilgili bazı ayetler tarafımdan kalınlaştırılmıştır.


Başlangıç

Bölüm:1

1 Başlangıçta Tanrı gökleri ve yeri yarattı.
2*O zaman yeryüzü şekillenmemişti ve ıssızdı; derin suların üzerini karanlık örtüyordu ve Tanrı’nın etkin kuvveti suların üzerinde hareket ediyordu.
3*Ve Tanrı “Işık olsun” dedi. Ve ışık belirmeye başladı.
4*Tanrı baktı, ışık iyiydi; ışıkla karanlığı ayırdı.
5*Tanrı, ışığı gün, karanlığı gece diye adlandırdı. Akşam oldu, sabah oldu, birinci gün.
6*Ve Tanrı, “Suların arasında bir kubbe, sularla sular arasında bir bölme olsun” dedi.
7*Böylece Tanrı kubbeyi yapmaya ve kubbenin altında kalacak sular ile kubbenin üstünde kalacak suları ayırmaya başladı. Ve böyle oldu.
8*Tanrı kubbeyi gök diye adlandırdı. Akşam oldu, sabah oldu, ikinci gün.
9*Ve Tanrı, “Gökler altındaki sular bir yerde toplansın ve kuru toprak ortaya çıksın” dedi. Ve böyle oldu.
10*Tanrı kuru toprağı yer, bir araya toplanan suları da deniz diye adlandırdı. Tanrı baktı, iyiydi.
11*O zaman Tanrı şöyle dedi: “Yer üzerinde otlar çıksın, tohum veren bitkiler, tohumlu meyveleri olan ve cinslerine göre meyve veren ağaçlar yetişsin.” Ve böyle oldu.
12*Böylece yer üzerinde otlar çıktı; cinsine göre, tohum veren bitkiler ve cinsine göre tohumlu meyveler veren ağaçlar yetişmeye başladı. Tanrı baktı, iyiydi.
13*Akşam oldu, sabah oldu, üçüncü gün.
14*Ve Tanrı şöyle dedi: “Gün ile geceyi ayırmak için, gök kubbede ışıklar belirsin. İşaret olsunlar; dönemleri, günleri ve yılları göstersinler.
15*Yer üzerine ışık saçmak için gök kubbede ışık görevi görsünler.” Ve böyle oldu.
16*Tanrı iki büyük ışık yaptı; büyük ışık güne hükmedecek, küçük ışık da geceye hükmedecekti; ayrıca yıldızları da yaptı.
17*Böylece Tanrı yer üzerine ışık saçmaları için onları gök kubbeye koydu.
18*Onlar güne ve geceye hükmedecek, ışıkla karanlığı ayıracaklardı. Tanrı baktı, iyiydi.
19*Akşam oldu, sabah oldu, dördüncü gün.
20*Ve Tanrı şöyle dedi: “Sular canlı sürüleriyle dolup taşsın ve yer üzerinde, gök kubbede kanatlılar uçuşsun.”
21*Böylece Tanrı, dev deniz canlılarını ve sularda kaynaşan tüm canlıları cinslerine göre, uçan her kanatlıyı da cinsine göre yarattı. Tanrı baktı, iyiydi. 22*Bunun üzerine Tanrı onları kutsadı, “Üreyin, çoğalın”, dedi. “Denizleri doldurun; kanatlılar yeryüzünde çoğalsın.”
23*Akşam oldu, sabah oldu, beşinci gün.
24*Ve Tanrı şöyle dedi: “Yer, cinslerine göre canlılar meydana getirsin; yeryüzünde cinslerine göre evcil hayvanlar, yaban hayvanları ve diğer canlılar olsun.” Ve böyle oldu.
25*Tanrı cinslerine göre yerin yaban hayvanlarını, cinslerine göre evcil hayvanları ve cinslerine göre topraktaki diğer tüm canlıları yarattı. Tanrı baktı, iyiydi.
26*Ve Tanrı şöyle dedi: Bizi yansıtan, bize benzeyen insan yapalım. Denizin balıklarına, gökte uçan kanatlılara, evcil hayvanlara, tüm yeryüzüne, yeryüzündeki diğer tüm canlılara hâkim olsun.
27*Böylece Tanrı insanı Kendi yansıması, Kendi benzeri olarak yarattı; Tanrı onları erkek ve kadın olarak yarattı.
28*Sonra Tanrı onları kutsadı: Çocuklar sahibi olun, çoğalın, yeryüzünü doldurun ve onu denetiminiz altına alın. Denizin balıklarına, gökte uçan kanatlılara ve yeryüzündeki tüm canlılara hâkim olun dedi.
29*Ve Tanrı şöyle dedi: İşte, tüm yeryüzünde tohum veren her bitkiyi ve meyvesi tohumlu her ağacı size verdim; bunlar size yiyecek olacak.
30*Yerin tüm yaban hayvanlarına, göklerde uçan tüm kanatlılara ve yeryüzündeki tüm canlılara bütün yeşil bitkileri yiyecek olarak verdim.Ve böyle oldu.
31*Sonra Tanrı yaptığı her şeye baktı; hepsi çok iyiydi. Akşam oldu, sabah oldu, altıncı gün.

Bölüm:2

1 Böylece gökler ve yer, her şeyiyle tamamlandı.
2*Yedinci gün geldiğinde Tanrı yaptığı bütün işi bitirdi. Dolayısıyla, çalışmayı bırakıp yedinci günü dinlenme günü yaptı.
3*Tanrı yedinci günü kutsadı ve kutsal olarak ayırdı; çünkü yapmayı amaçladığı her şeyi yaratmış, o günü dinlenme günü yapmıştı.
4*Yehova Tanrı’nın yeri ve göğü yaptığı gün, onların yaratıldığı zaman hakkındaki kayıt budur.
5*Henüz yeryüzünde ne bir bitki ne de bir çalı bitmişti, çünkü Yehova Tanrı yeryüzüne yağmur yağdırmamıştı, toprağı işleyecek insan da yoktu.
6*Yerden buğu yükselir, toprağın bütün yüzünü sulardı.
7*Sonra Yehova Tanrı yerin toprağından adamı yarattı, onun burnuna hayat nefesini üfledi ve adam yaşayan bir can oldu.
8*Yehova Tanrı doğuda, Aden’de bir bahçe yaptı ve yarattığı adamı oraya yerleştirdi.
9*Yehova Tanrı göze hoş gelen ve meyvesi yenilen tüm ağaçları; bahçenin ortasındaki hayat ağacını ve iyiyi kötüyü bilme ağacını yerden bitirdi.
10*Bahçeyi sulamak için Aden’den doğan bir ırmak vardı; sonra orada bölündü ve dört kol oldu.
11*Birincisinin adı Pişon’dur; altın yatakları olan tüm Havila diyarının çevresinden akan budur.
12*Bu diyarın altını iyidir. Kokulu reçine ve oniks taşı da vardır.
13*İkinci ırmağın adı Gihon’dur; tüm Kuş diyarının çevresinden akan budur. 14*Üçüncü ırmağın adı Dicle’dir; Asur’un doğusundan akan budur. Dördüncü ırmak ise Fırat’tır.
15*Yehova Tanrı adamı aldı ve işleyip bakması için onu Aden bahçesine yerleştirdi.
16*Yehova Tanrı adama şu emri de verdi: Bahçenin her ağacının meyvesinden dilediğin gibi yiyebilirsin.
17*Fakat iyiyi kötüyü bilme ağacının meyvesinden kesinlikle yemeyeceksin, çünkü ondan yediğin gün mutlaka ölürsün.
18*Yehova Tanrı daha sonra, “Adamın tek başına olması iyi değildir” dedi. “Ona, kendisini tamamlayacak bir yardımcı yapacağım.”
19*Bu arada Yehova Tanrı her yaban hayvanını ve göklerde uçan her kanatlıyı topraktan yapmaya devam ediyor, her birine isim vermesi için onları adama getiriyordu; adam her bir canlıyı nasıl adlandırdıysa, o canlının adı öyle oldu.
20*Böylece adam tüm evcil hayvanlara, göklerde uçan kanatlılara ve tüm yaban hayvanlarına isim verdi. Fakat adam için kendisini tamamlayacak bir yardımcı yoktu.
21*Bu nedenle Yehova Tanrı adama derin bir uyku verdi; sonra o uyurken, kaburga kemiklerinden birini aldı ve açılan yeri kapadı.
22*Ve Yehova Tanrı adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yarattı ve adama getirdi.
23*O zaman adam şöyle dedi:
İşte sonunda! Kemiği kemiklerimden,
Eti etimden olan biri.
Ona Kadın denilecek,
Çünkü adamdan alındı.
24*Bu nedenle adam, anasını babasını bırakacak, karısına bağlanacak ve onlar tek beden olacaklar.
25*Adam ve karısı, ikisi de çıplaktı, fakat utanmıyorlardı.

Bölüm 3

1 Yehova Tanrı’nın yarattığı tüm yaban hayvanları içinde en temkinlisi yılandı. Kadına şöyle dedi: “Tanrı gerçekten bahçedeki her ağacın meyvesinden yemeyeceksiniz mi dedi?”
2*Kadın yılana şu cevabı verdi: “Bahçedeki ağaçların meyvesinden yiyebiliriz.
3*Fakat bahçenin ortasındaki ağacın meyvesi hakkında Tanrı, ‘Ondan yemeyeceksiniz, ona asla dokunmayacaksınız, yoksa ölürsünüz’ dedi.”
4*O zaman yılan, kadına şöyle söyledi: “Kesinlikle ölmezsiniz.
5*Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesinden yediğiniz gün gözleriniz açılır, iyiyi kötüyü bilerek Tanrı gibi olursunuz.”
6*O zaman kadın baktı, ağacın meyvesi yenilebilir, göz alıcı bir meyveydi, gerçekten de hoş görünüyordu. Böylece kadın ağacın meyvesinden alıp yedi. Sonra kocasıyla beraberken ona da verdi, o da yedi.
7*O zaman ikisinin de gözleri açıldı ve çıplak olduklarını fark ettiler. İncir yapraklarını birbirine dikip edep yerlerini örttüler.
8*Daha sonra, günün serinliğinde bahçede dolaşan Yehova Tanrı’nın sesini işittiler. Adam ve karısı, Yehova Tanrı’dan gizlenmek için bahçedeki ağaçların arasına girdiler.
9*Yehova Tanrı adama “Neredesin?” diye tekrar tekrar seslendi.
10*Sonunda adam “Bahçede sesini işittim, fakat çıplak olduğumdan korkup gizlendim” diye cevap verdi.
11*Tanrı “Çıplak olduğunu sana kim söyledi? Yememeni emrettiğim ağacın meyvesinden mi yedin?” diye sordu.
12*Adam, “Yanıma verdiğin kadın, o bana ağacın meyvesini verdi, ben de yedim” dedi.
13*Bunun üzerine Yehova Tanrı kadına, “Ne yaptın?” diye sordu. Kadın “Yılan, beni o kandırdı, ben de yedim” cevabını verdi.
14*Yehova Tanrı yılana şunları söyledi: “Bunu yaptığın için, tüm evcil hayvanlar ve tüm yaban hayvanları içinde sen lanetli oldun. Karnın üzerinde sürüneceksin ve ömrün boyunca toprak yiyeceksin.
15*Seninle kadın arasına, senin soyunla onun soyu arasına düşmanlık koyacağım. O senin başını ezecek, sen onun topuğunu yaralayacaksın.”
16*Kadına da şunu dedi: “Gebelikte çekeceğin sıkıntıları çok artıracağım; sancılar içinde çocuk doğuracaksın. Kocana aşırı düşkün olacaksın, o da sana hâkim olacak.”
17*Ve Âdem’e şunları dedi: Karının sözünü dinleyip ‘Yemeyeceksin’ diye emrettiğim ağacın meyvesinden yediğin için, toprak senin yüzünden lanetli oldu. Toprağın ürününü yemek için ömür boyu zahmet çekeceksin.
18*Sana diken ve çalı verecek, yaban otu yiyeceksin.
19*Alın teri dökerek ekmek yiyip sonunda toprağa döneceksin, çünkü ondan alındın. Topraksın, yine toprağa döneceksin.
20*Daha sonra Âdem karısına Havva adını verdi, çünkü o tüm yaşayanların anası olacaktı.
21*Yehova Tanrı Âdem ve karısı için deriden, uzun giysiler yapıp onları giydirdi.
22*Yehova Tanrı sonra şöyle dedi: “İşte, insan iyiyi kötüyü bilmek konusunda bizden biri gibi oldu. Artık elini uzatıp hayat ağacının meyvesinden almasın ve yiyip sonsuza dek yaşamasın*.*.*.*”
23*Böylece Yehova Tanrı, onu Aden bahçesinin dışına, kendisinin alınmış olduğu toprağı işlemesi için çıkardı.
24*Onu Aden bahçesinden kovdu ve hayat ağacına giden yolu korumak üzere bahçenin doğu tarafına, sürekli dönen alevli bir kılıç ve kerubiler yerleştirdi.

Ayetlerde anlatıldığı gibi, Tanrı başlangıçta her şeyi doğru ve mükemmel yarattı. Adem, bir maymun değil, karısına şiirler söyleyebilecek bir zekaya sahip mükemmel bir insandı. Biz ise, kopyanın kopyaları olarak çok üstün olduğumuzu zannediyorsak yanılıyoruz. Çok eski medeniyetlerde örneğin Babil veya Mısır'da o zamanın imkansızlıklarına rağmen yaşamış insanların yapmış olduğu sanat eserlerine baktığımızda, geçmişte yaşamış olan insanların fiziksel ve zihinsel açıdan bizden daha az gelişmiş olduklarını asla söyleyemeyiz.

Ayetlerden de anlaşılacağı üzere yeryüzünde sonsuz bir yaşam için yaratılmıştı.
Bu, Tanrı'nın benzeyişinde yaratılan bir varlık için güzel bir ümitti.
Nitekim Adem, isyan etmiş olmasına rağmen 930 yıl yaşadı. İnsan yaş ortalaması giderek düşmüş ve özellikle Tufan sonrasında yeryüzü iklim şartlarının değişmesi nedeniyle yüzler seviyesine düşmüştür.

Yukarıda ayetlerde anlatılanlar inananlar için nettir. Yorum da gerektirmez.

Üstelik bazı bilim adamlarının savunduğu ve hala tartışılan evrim sadece bir teoridir. Kanıtlanmış bilimsel bir gerçek değildir. Ona da bir çok noktada iman etmek gerekmektedir.

Tabi herkes istediğine iman edebilir, herkesin görüşüne saygılı olmak öncelikli prensip olmalı diye düşünüyorum.

Saygılarımla

Natan
28-04-2010, 22:50
Yahu Hür-kuş ,

Ben sana bilimden biyolojiden bahsediyorum . Evrimi görmek için çevrene bile bakabilirsin diyorum ( kaynakları verdim ,bakmadın ) ,Sen gelip bana Kutsal Kitaptan ayet veriyorsun.


Canlılarda değişim var mı yok mu buna Kutsal kitap m karar vericek ?

Mesela hiç işe yaramayan ,Yirmilik dişimiz neden var ? sorusunu ayetlerle mi açıklamaya kalkıcaksın ?


Bırakın bunları yahu !

yinede saygılarımla :)

Natan
28-04-2010, 23:02
Büyük ihtimalle hiç değer vermeyeceksin ama

Alevi dede mesela, bak inançlı bi insan ama ne diyor Pir'im ,kendi inancını anlatırken . ,

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=13893&highlight=alevi+dedesinden+ders

Video görünemzse ;

http://vidyotv.com/video/Anadolunun-Alevisiyim_4167/

hur-kus
29-04-2010, 01:59
Sayın Natan, o verdiğiniz linklerin hepsine baktım.
Alevi dede bir tarafta, diğer linkte evrim ve doğal ayıklanma anlatılıyor.

Bir defa Kutsal Kitap gerçekten Tanrı kaynaklıysa içinde yazılı olanlar kanıtlanmış gerçek bilimle (Kanıtlanmamış teorilerden bahsetmiyorum) uyumludur. Bu konuda bir çok örnek verilebilir. .Dünyanın yuvarlak olduğu ve boşlukta durduğunun kayıtlı olduğu gibi...

Siz Evrim ile Yaratıcı fikrini harmanlamak istiyorsunuz ama unutmayın ki evrimciler bir yaratıcı yani Tanrı fikrine tamamen karşıdırlar. Verdiğiniz linkte de anlatılanlar her şeyin Tanrı faktörü dışında geliştiğini anlatıyor. Hatta yaratıcıdan hiç söz bile edilmiyor.

Siz de mi öyle kabul ediyorsunuz?

Bakınız hristiyanlığın önemli şahsiyetlerinden biri olan elçi Pavlus'un bu gibi kişilerle diyaloğu nasıldı:

Öncelikle evrim öğretisinin Charles Darwin' den çok önceya dayandığını bilmenizi isterim.
Hatta bunun Yunan filozoflarının öğrettiği bir kuram olduğunu söyleyeyim.


Pavlus, Atina’daki filozoflara hitap ederken Yehova Tanrı’nın, dünyanın ve içindeki her şeyin, bitkilerin, hayvanların ve insanın Yaratıcısı olduğunu söyledi.
Bu sözleriyle Yunan filozoflarla tekrar çatıştı.
Aralarındaki Epikürcü filozoflar, hayatın kendiliğinden türediği, doğal ayıklanma ve en uygun olanın artakalması yollarıyla rastlantı sonucu olarak evrimden geçtiğine inanıyorlardı. (Durant, The Story of Civilization, Kısım II, s. 647)
Stoacılar, bir şahıs olarak yaratıcıya inanmıyorlardı. Yeryüzündeki her canlı şeyi meydana getiren bir Yaratıcı düşüncesi onlar için akılsızlıktı. Yunan filozofları, hayatın yüzyıllar boyunca kendiliğinden türediği ve uzun zaman devirleri esnasında rastlantı sonucu olarak doğal ayıklanma ve en uygun olanın artakalması yollarıyla evrimden geçerek değiştiğini öğretmişlerdir.
The Encyclopedia Americana, Cilt 10, s. 606 şöyle diyor:

“Yunanlılar bir tüm olarak, tam belirginleşmemiş bir fikri, organizmaların azar azar geliştiklerini, çoğalmada meydana gelen hataların giderildiğini, dolayısıyla en uygun olanın artakaldığını, belirli yapıların belirli maksatlara uygun olduklarını veya uyarlandıklarını, doğada devamlı işlemekte olan zeki planlama fikrini ve doğanın, rastlantı kanunlarının faaliyette olması yüzünden işlemeğe başlayan doğal nedenlerin kontrolü altında olduğu fikrini ileri sürdüler.”
M. Ö. Altıncı yüzyılda yaşayan Yunan Filozofu Anaksimandos daha da ayrıntılara inerek şunu öğretti:

“Canlı organizmalar nemli bir ortamda evreden evreye geçerek ortaya çıktılar; karada yaşayan hayvanlar başlangıçta balıktılar ve yeryüzünün kurumasıyla şimdiki şekillerine sahip oldular. İnsan da bir zamanlar balıktı; ilk ortaya çıktığında günümüzdeki gibi doğamazdı, çünkü böyle olsaydı, gıdasını temin edemeyecek kadar güçsüz olduğundan yok edilirdi.”
Anaksagoras’ın öğretisi hakkında, (M. Ö. beşinci yüzyıl) şunu okuyoruz:
“Bütün organizmalar başlangıçta toprak, nem ve ısıdan ve daha sonra birbirlerinden türediler. İnsan, dik durması ellerine başka şeyleri tutabilme serbestisini sağladığı için diğer hayvanlardan daha fazla gelişti.”
Ampedokles hakkında şunları okuyoruz:

“Örneğin, ‘Evrim fikrinin babası’ olarak adlandırılan Ampedokles (M. Ö. 493-435) Hayatın aslında kendiliğinden türediğine ve onun çeşitli şekillerinin aynı anda meydana gelmemiş olduklarına inanıyordu.
Önce bitkisel hayat başlamış ve hayvansal yaşam ancak uzun bir denemeler dizisinden sonra ortaya çıkmıştı ve organizmaların meydana gelişi son derece yavaş olmuştu. Fakat doğa dışı olan bu varlıklar, çoğalma gücüne sahip olmadıklarından kısa zamanda yok oldular. Bu garip varlıkların yok olmasından sonra kendi başlarına yaşayabilen ve çoğalabilen başka hayat şekilleri ortaya çıktı. Böylece bir kimse isterse, en uygun olanın artakalması veya doğal ayıklanma teorisinin kökünü Ampedokles’in fikirlerinde bulabilir.

[B]Ünlü filozof Aristo (M.Ö. 384-322) şöyle yazdı:

“Doğa, cansız şeylerden canlı varlıklara doğru azar azar gelişir, öyle ki canlıyı cansızlardan ayıran tam çizgiyi tespit etmek imkânsızdır. . . . Dolayısıyla gelişme derecesi artan varlıklar dizisinde cansız şeylerden sonra, bitki cinsi gelir. . . . Bitkilerin hayvanlara doğru durmadan ilerleyen bir gelişme evreleri vardır. . . . Hayvanlar dizisinde de derece derece bir farklılaşma görülür. . . . Tırnak, pençenin benzeridir; el, yengecin kıskacının; tüy, balığın pulunun benzeridir.”


Yahudi yazıcıların ve Yunan filozoflarının kendi hikmetleri onları Tanrı’nın hikmeti olan direğe gerilmiş İsa’yı görmeyecek derecede körleştirdi.
Pavlus şöyle yazdı: “Zira mademki dünya Allahın hikmetinde kendi hikmetile Allahı bilmedi, Allah iman edenleri vâzın akılsızlığı ile kurtarmaya razı oldu.” Bu vaız Yahudiler için akılsızlıktı. Hikmetleri, onlara Kanun işleriyle, sadaka vermekle ve atalarının, özellikle İbrahim’in iyi işlerinden ötürü kurtulabileceklerini öğretti. Ayrıca onlar, kendisinin bir direğe çivilenmesine izin veren zayıf bir Mesih’i istemiyorlardı. Bu vaız, Yunanlılar için de akılsızlıktı. Onları kurtarmak için hor görülen bir cani gibi ölen bir Yahudiye ihtiyaçları yoktu; onların canları ölümsüzdü, hiçbir zaman ölmeyeceklerdi!—I.*Kor. 1:21.

Pavlus, bundan ötürü Korintos’taki Hıristiyan cemaatine uyarıda bulundu. Gerek Yahudi yazıcıların, ananelerinin karmaşık hukuki özelliklerinde beliren hikmeti olsun, gerekse de Yunan Filozoflarının, belagatle yaptıkları tartışma ve safsatalarında beliren hikmeti olsun, bütün insan hikmeti, insanlar buna kandıkları takdirde, Mesih’in işkence direğini onlar için yararsız kılacaktı.
Pavlus, eski inançlarını Hıristiyanlığa sokmak isteyen Yahudi veya Yunanlı Hıristiyanlara Tanrı’nın Sözünü daha cazip kılmak amacıyla onun saflığını bozmak istemedi.
Pavlus, Tanrı’nın Sözünün kuvvetini, hikmetli Tanrı’nın indinde akılsızlık olan bir dünyaya daha kabul edilebilir kılmak için boş fikirlerle hafifletmedi. (II.*Kor. 2:17; 4:2; 11:13) Hem resul Pavlus, hem de resul Petrus, Yahudilerden ve Milletlerden gelen sahte öğretilerin, direğe gerilmiş İsa’nın hakikatine bulaştırılmak isteneceği zamanı önceden gördüklerinden şu uyarıda bulundular:

Res. İşl. 20:29,*30: “Biliyorum ki, ben gittikten sonra, sürüyü esirgemiyen azgın kurtlar aranıza girecektir; ve şakirtleri artlarınca çekmek için sapık şeyler söyliyen adamlar kendi aranızdan çıkacaklardır.”

II.*Tim. 4:3,*4: “Çünkü zaman gelecektir ki, sağlam öğretişe tahammül etmiyecekler; fakat kulakları gidişip kendi arzularına göre kendilerine muallimler toplıyacaklar; ve hakikatten kulaklarını döndürecekler, ve masallara sapacaklardır.”

II.*Pet. 2:1: “Fakat kavmda yalancı peygamberler de olduğu gibi, aranızda da yalancı muallimler olacaklardır; onlar kendilerini satın alan Rabbi bile inkâr edip kendi üzerlerine tez helâki getirecek, içeri helâk edici bid’atler sokacaklardır.”

Tarih, resullerin uyarılarının tamamıyla yerinde olduğunu doğruluyor. (The Encyclopedia Britannica (1976) baskısı) şöyle diyor:
Yunan felsefesiyle bir derece eğitilmiş olan Hıristiyanlar, M.*S.*2.*yüzyılın ortasından itibaren, hem zihinlerini tatmin etmek, hem de kültürlü putperestleri Hıristiyanlığa çevirmek için imanlarını bu felsefenin terimlerini kullanarak izah etmeye ihtiyaç duydular.

Ayrıca The New Schaff-herzog Encyclopedia of Religious Knowledge şuna işaret ediyor:

“İlk Hıristiyanların birçoğu da Eflatun’un öğretilerinden özellikle zevk alıp bunları, Hıristiyanlığı savunmak ve yaymak için silah olarak kullandılar ve Hıristiyanlığın hakikatlerini Eflatuncu bir kalıba soktular.”

Ta günümüze kadar bununla ilgili pek bir şey değişmedi.
Hıristiyan âleminin kiliselerinin büyük çoğunluğu hâlâ M.*S.*ikinci yüzyıldan itibaren Yunan felsefesinden irtidat etmiş Hıristiyanlığa sızan canın ölmezliği, Üçlük ve benzer öğretileri öğretmeğe devam ediyorlar.
Yunanlılar ise, bu öğretileri daha eski kültürlerden aldılar, çünkü bütün öğretilerin kökü Mısır ve Babil dinleridir.
Günümüzdeki birçok din de öğretilerini modernleştirme çabası içinde Yunan felsefesinin hatalarını benimseyerek Tanrı’nın her şeyi evrim yoluyla yarattığını öğretiyor.

Onlar, Mukaddes Kitabın, Yehova Tanrı’nın yeryüzünde hayatı yarattığı, hayatın “kendi cinslerine göre” çoğaldığı, Yehova’nın ezelden ve her şeye kadir olduğu, Oğlu İsa Mesih’in bir başlangıcı olup Tanrı’ya tabi olduğu, olduğu, hakikatlerini reddediyorlar.

Artık bazı kimseler, birinci yüzyılda yaşayan Yahudiler gibi İsa’yı, itaatkâr insanlığın onun vasıtasıyla ebedi hayat kazanabileceği bir fidye olarak kabul etmiyorlar.

Çok şükür ki, bugün yaşayan milyonlarca kişi için direğe gerilmiş İsa’yı akılsızlık ve zayıf bir şey sayan bu dinsel ve felsefe hikmetin bizzat kendisi boş ve akılsızlıktır.
Onlar, Pavlus’un Korintos’taki Hıristiyan cemaatine yazdığı şu söze karşılık veriyorlar:

"Mesih, Allahın kudreti ve Allahın hikmetidir.’ Çünkü Allahın akılsız olan şeyi, insanlardan daha hikmetlidir ve Allahın zayıf olan şeyi, insanlardan daha kudretlidir. "

Onlar, bütün yeryüzünde hayat veren hikmeti arayanlara kuvvetle şunu söylüyorlar:

DİREĞE GERİLMİŞ MESİH, TANRI’NIN KUDRETİDİR! DİREĞE GERİLMİŞ MESİH, TANRI’NIN HİKMETİDİR!—I.*Kor. 1:24,*25,

Sizce de öyle değil midir?

Saygılarımla

Natan
29-04-2010, 11:56
Kutsal kitap ,kutsaldır ancak bir biyoloji, bilim kiabı değildir. Orada bakterilerin nasıl yaratıldığı da yazmaz.

Yratılış öyküsü yok mu ? diyeceksin .Var ama , siz çok "dogmatik" bakıyorsunuz ayetlere. Evrimcilerin dünya görüşleri yada inanışları beni hiç ilgilendirmiyor. Bu onların görüşleri ama evrim bir görüş yada kiisel bir kanı /sanı değil. Böyle diyorsanız siz henuz yeterince araştırmamışsınız . Kusura bakmayın .

Ben ayetlerden "farklı" anlamlar çıkarıyorum.Mesela II.Tar. 13 :5 de "Tuz antlaşması" ifadesi ne anlama geliyor ?

Ben orada "kalıcılığın sembolü " ,"koruyucu özelliğinden" dolayı böyle geçtiğini düşünüyorum. Farklı düşünenler de olabilir. Yani ayetlerin tek / sabit gerçek yorumlarına SİZ sahip değilsiniz.

Evrim neden yoktur diye sorsam , kutsal kitapta böyle yazmıyor diyorsunuz. Halbuki zaten herşeyi yazmaz. Yazdıklarıysa bazen sembolik anlamlar taşır. Değişen dinamik bir temeli vardır ayet yorumlarının. Tek biçimci bakmayınız.

Mesela Yaratılış /Başlangıç kitabından bir örnk vereyim ;

2:20

Adem bütün evcil ve yabanıl hayvanlara, gökteki kuşlara ad koydu. Ama kendisi için uygun bir yardımcı bulunmadı.


New World Translation of the Holy Scriptures :

So the man was calling the names of all the domestic animals and of the flying creatures of the heavens and of every wild beast of the field,

Ayete bakarsan Adem hayvanlara İsim veriyor. Pek bu isimler neler ? Adem gerçekten isim mi verdi ? Bir tane gösterin madem. Ama öyle algılanmamalı işte. Burada daha farklı şeyler var. Ayetlerin kesin yorumlarına "BEN" sahibim diye bakarsanız yanılırsınız. Ayetler dogmatik olabilir faka yorumlar dinamiktir.

Nacizane önerim , kabul ettirme politikanızdan vazgecin bu dinamikliğe ayak uydurun .


saygılarımla.