PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sosyal seçilim yada cazgırın cazibesi


güneşinzaptıyakın
14-05-2010, 22:32
- Yahu birader ne işimiz var bizim o toplantıda?
- Sen karışma gel işte var bir bildiğim benimde birader!
- Biz kaçalım aşağıya, atalım iki tek orada bekleyelim Ferid’i hı?
- Ne işimiz var o toplantıda yahu?
- Sen beni dinle, bak senin içinde çok ilginç olacak bu toplantı…
İki arkadaş dar sokak içerisindeki eski bir apartmanın giriş kapısından içeri girdiler. Hemen karşıdaki kapı’nın zilini çaldılar. Kapıyı dipleri gelmiş oksijen sarısı saçlarıyla bir erken yaşlanmış izlenimi veren kadın açtı, saçları gereğinden fazla abartılı şekilde kabartılmıştı ama gözlerindeki hüzün gerçekti.
- Buyrun…
- Toplantı yeni başladı sayılır…
- Biz şöyle arkada bir yere geçeriz teşekkürler…
70’lerden kalma bir eski apartman dairesinin salon-salomanje kısmının salon bölümünde üst üste yığılmış kalabalığın içine karışmadan bir köşeye iliştiler. Erkan sarı Stalin vari pos bıyıklarını ısırarak etrafına bakındı ve kendilerine kapıyı açan kadına işaretle çay istedikleri belirtti, yanındaki Tarık’a dönüp müstehzi bir gülümseme ile göz kırptı, tıpkı yıllar önce koğuşta 15’lik demliği kapıp yoldaşının bulunduğu köşe yöneldiğinde olduğu gibi yüzünde bir mutluluk vardı. Zaten herkez bu yüzden severdi Erkan’ı, teklifsiz ve içten samimiyetini gösteren o sarı Stalin bıyığı ile süslü yüzündeki gülümseme ve çocuksu ifade kaplayınca çehresini kimse karşı duramazdı.

Topluluk dar bir salonda olmaması gereken bir çoğunlukta ve kelimenin tam anlamı ile üst üste, alt alta sığışmıştı, olağan bir kooperatif toplantısıydı yapılan, 12 Eylül sonrası tutuklanıp fişlenenlerin ve iş bulamıyan tüm solcuların bir çıkış noktası ve o dönem için siyaset yaptıkları bir zemindi kooperatifler. Bu yüzden toplantı bilindik Horoz vari sürtüşmeler ve gösteriş yerine belli bir saygı seviyesinde seyrediyordu genelde. Gerek geçici divan, gerekse üyeler hep saygı seviyesinde bir bozukluk olmadan konuşuyordu. Aslında grup iki ayrı yaş kitlesinden oluşuyordu, yaşları otuza dayanmış bir kitle ile otuzunu çoktan geçmiş ve orada bulunmaktan dolayı imtina eder hali olan hafif göbekli kitle. Toplantıdaki tek kadın sanırım sekreterdi ve toplantıyla ilgilenmeden, kadın olduğunu çoktan unutmuş olmanın verdiği bir rahatlıkla, sadece üyelere çay servisi yaparak orada sanki hiç yokmuş gibi köşelerde dolanıyordu. Bilinmez ama belkide hiç yaşamamış olduğunuda var sayıyor olabilirdi bu hali ile. Ortalık kesif bir siğara dumanı içindeydi, tartışma gittikçe daha yüksek sesle yapılan bir ortama doğru seyrediyordu.

Erkan, Tarık’ı sol dirseği ile dürterek Ferid’i gösterip göz kırptı…
- Bizim oğlan çok mülayim değilmi?
Dedi ve sesini bastırmaya çalışarak gülmeye başladı.
- Evet ama bu sukuneti ona çok şey kazandırmıştır hatırlasana!
- Sosyal Faşistlerle yaptığımız o toplantıda onun bu sakin duruşu neticesinde etkili olmuştuk değilmi?
- Yahu nasılda konuyu istediği noktaya çekmiş ve bizleri rahatlatmıştı değilmi?

Bu arada salonda siğara dumanı neredeyse görüş mesafesini zorlamaya başlamışken seslerde gittikçe yükselmeye başlamıştı, topluluk artık yoklama vb. prosedürleri konuşmuş daha pragmatik gerçeklerle uğraşır hale gelmiş demekti…

- Yahu birader bak getirdin bizi buraya bu gereksiz tartışmanın içerisinde keçi gibi çay içirtiyorsun bizlere…
- Ne zaman bu bohem tavrından vaz geçip gerçek bir proleter olacaksın sen?
- Dünya’daki tüm proleterler istedikleri kadar rakı içme imkanına sahip oldukları zaman yoldaşım…
Tarık bunu söylerken yüzündeki gülümseme ses tonuna yansımıyordu, iki arkadaş karşılıklı gülümsediler…
- Birader şimdi Ali’nin yerinde kaldırımdaki bir masaya oturmuş Alsancağın karmaşasına karışmış rakılarımızı yudumluyor olacaktık ama sen ısrarla bu toplantıya tıktın bizi…
- İzle ve öğren o bohem beynin biraz pratik şeyler kazansın…
Tarık mennuniyetsizliğini belirten bir yüz ifadesi ile ilgisini salona yoğunlaştırdı…

- Efenim şimdi kooperatif tüzüğüne göre…
- beyefendi bırakın şimdi o tüzüğüde somut gerçeklere gelin isterseniz…

Ferid ilk defa salonda yüksek sesle bir cümle kurmuş ve topluluğa seslenmişti…
Topluluk sık sık birbirinin konuşmasına müdehale eden ama asla birbirini rencide etmeyen bir atmosferde konuşuyordu, Ferid sık sık konuşma yapan üyelerin sözlerini kesiyor ve onların söylediklerini eleştiriyordu ki bu arada toplantı yönetimin konuşma hakkını alması ile hareketlilik kazandı…

- Saygı değer üyeler…
- Bu olağan toplantımızda biz yönetim kadrosuna göstermiş olduğunuz yapıcı eleştirler ve destekleyici sözleriniz karşısında…
- Sayın başkan tüzük dışına çıkıp üyeleri etkileyici konuşma yapmayınız, burası seçim meydanı değil Güzelyurt yapı kooperatifidir unutmayalım…

Ferid tok sesiyle hem başkanın hemde toplantının sesini bastırıp tüm ilgiyi üstüne çekmişti…
Yönetim kurulundakilerin sert sert Ferid’e baktığını gören Erkan dişlerini Stalin bıyıkları altından gösteren bir gülümseme ile Tarık’ı dürttü…
- Sayın üyeler bizler geçmiş dönem sitemizin sürüncemede olan imar olayını çözebilmek adına…
- Sayın başkan bırakın demogoji yapmayı sorunu çözmeden ve bir halt yapmadan neden bahsediyorsunuz? Çözmediğiniz bir problem hakkında nasıl konuşursunuz?
- Sayın arkadaşım, elbet çözeceğimiz bir husus hakkında üyelerimizi bilinçlendirmek bizim görevimizdir, unutmayalım ki….
- Ne zaman çözeceksiniz? Balık kavağa çıkıncamı?

Salon gülüşmeler ve hareketlenme ile birlikte o siğara dumanı içerisindeki boğuk atmosferinden bir an için kurtuldu, yerini gülüşme ve memnuniyetsi homurtulara bıraktı…

- Sayın üyeler geçtiğimiz dönem faaliyet raporu ve denetim kurulunun raporu ile görüşmelere devam edelim…

Bu olaydan sonra Ferid sık sık tüm konuşanların sözünü kesmeye ve muhalefet etmeye başladı toplantıya, artık toplantı sadece Ferid’in muhalefet ettiği bir ortama dönüşmüştü neredeyse. Yönetim o sert sert bakışını bir yana koymuş Ferid’e tedirgin gözlerle bakmakta adeta sus be artık demekteyken bu duruma Erkan ve Tarık gülümseyerek bakıyordu…

- Sayın üyeler; Sayın Ferid beyi yönetim kadrosuna aday göstermekten onur duyarım…

Topluluk var güçleri ile bu öneriyi alkışlamaya başladı, yaşı geçmiş iki üye gözlerinde beliren yaşlarla Ferid’e hayran hayran baktılar. Üyeler kooperatifi içinde bulunduğu açmazdan çıkaracak kahramanı bulmanın bahtiyarlığı ile Ferid’in yönetim kadrosuna üyeliğini var gücüyle destekledi, elleri acıyıncaya kadar alkışladılar, aranan kan bulunmuştu işte, tüm emeklerinin sonucu olan üç beş kuruş ile bir ev sahibi olmak adına üye oldukları kooperatif ve hayallerini kurtaracak kişi bulunmuştu…

Ferid yönetimin olduğu masanın arkasına geçip tek tek tüm üyelere seslenirmiş gibi teşekkür etti ve uzun bir demogojik konuşma yaptı, sonuna doğru ise tüm yönetime başarılarından dolayı teşekkür edip verecekleri her türlü göreve hazır olduğunu ama önceliğini kooperatif çıkarları olduğunu belirten uzun bir tiradtan sonra eğilerek sona erdirdi…

- Yahu beni böyle bir toplantıya soktunuz ya helal olsun sizlere…
- Bre lümpen aydın, bre aymaz bohem, hala bu topraklardı ki siyaset adına bir şey öğrenmedinmi?
- Ne öğrenicem? Senin sendikanda yeteri kadar toplantıya katılıp proleter olmayı öğrenmedimmi sence?
- Bu gün canım halkımın siyasi yeteneğine şait oldun ey aydın sınıfı uyan!
- Ne halkı yahu? Bir oda dolusu ne yaptığını bilmeyen kitle gördüm ben…
- Yoldaşınız artık bunları zaptı rapta sokar merak etmeyin…

Erkan ve Ferid kahkahalarla gülmeye başladılar…

- Ülen ne olduğunu banada anlatın artık!
- Şimdi aymamış aydın yoldaşım, Ferid bu topraklardaki en eski yöntemi kullanarak bir güç ve gelir sahibi oldu…
- Bunu bende biliyorum, bilmediğim bir şey söyle…
- Ferid yönetime muhalefet ederek kendisini yönetime alması için zorladı, malum bu topraklarda sesi çıkanı ödüllendirerek veya yetki sahibi yaparak muhalefetten ve doğal olarak siyasetten uzaklaştırıp halkın gündeminden koparan bir siyaset vardır ve olacaktır…
- Yoldaşım bu akşam anama bir iş bulduğumu söyleyeceğim istersen sende gel…

O gün Tarık, Türkiye’de siyasetin ne menem bir şey olduğuna dair çok şey öğrendiğinin farkına vararak şaştı, bütün bunlar okuduğu kitaplarda yoktu ve İnsan olmak sandığı kadar soyut bir yücelik taşımıyordu aslında, her şey yaşamın o eşsiz döngüsünde evriliyordu sadece, zaman ve işkence bir çok şey gibi inancıda değiştiriyordu sadece, çok sesi çıkanın en çok kahraman olduğu bir toplumda yaşamanın dayanılmaz hafifliğine rağmen ertesi gün gene Alsancak’taydı Tarık, devrim elbette bizlerin olacaktı…