PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Beynin Norokimyasal Yapisi Mi/Dusuncenin Sorgulamasi Mi?


evrensel-insan
19-05-2010, 04:37
Saygideger arkadaslar;

Mumkun oldugu kadar, epistemolojikli bilimsel bir tartisma acmak istiyorum.

Sizce, insanoglu turunun kendi turu ile olan mucadelesi ve yarattigi soyutlar temelli sabitlik ve sahipligi, teist, nonteist ve antiteist duzeyli, inancsal/bilimsel bakis acisi ve dusunce ve davanisindaki her turlu farkliligin nedeni nedir?

Bu evrimsel gelismisligin insanoglu beyin farki mi, yani farkli norokimyasal yapilara sahip beyinler ve bunlara paralel olan dusunce uretimi mi?, yoksa, ayni beyin yapisi, fakat bilinclenme duzeylerinin kisi tarafindan dusunce ile sorgulanarak, dusunce duzeyli bilinclenme farki mi?

Yani kisaca, fark; beyinlerin norokimyasal yapilarinda mi?
Yoksa dusunce sorgulamasiyla degistirilebilen bilinc ve farkindalikta mi?

Yani, "bir kisini beyninin norokimyasal yapisi, nonteizme musait degilse, teistlikten kurtulamaz" denilebilir mi?

Yoksa"teist olan bir kisi, dusuncesini sorgular ve teizmin ne oldugunu algilarsa ve bundan rahatsiz olursa, non teist olabilir" denebilir mi?

Evet fark; dusuncede mi?
Yoksa beynin norokimyasal yapisinda mi?

Dusuncenin duzey degistirmesi insanoglunda sorgulama ile mumkun mu?
Yoksa dusunce duzeyinin degisebilmesi icin, ona uygun bir beyin kimyasal yapisinin gerekliligi var mi?

Evet, yorum, gorus, bilgi paylasimlarinizi bekliyorum.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
19-05-2010, 04:57
Saygideger arkadaslar;

Tarihe cesitli donemlerde damgalarini cesitli konularla vurmus ve kitlesel hale gelmis dusunce uretenlerin beyin norokimyasal yapilari musait oldugu icin mi, bu dusunceleri urettiler, bir suru farkli izmleri ortaya attilar, yoksa; beyinleri herkes gibi idi de, sadece dusuncelerini sorgulayarak, irdeleyerek, degistirip mi bu dusunceleri ortaya attilar. Bu tarihte her konuda kitlesellesmis, isim yapmis kisilerin normal bir insanoglundan farki; beyinlerinin norokimyasal yapisimi idi, yoksa herseyi, ya da kendilerini kitlesellestiren konuyu sorgulayarak, irdeleyerek mi bu dusunce duzeyine ulastilar.

Bilinc ve farkli duzeyleri, neye baglidir? Beynin norokimyasal yapi farkina mi/ yoksa, ayni beynin urettigi dusunceye mi?

Mesela Einstain'in farki; beyninin norokimyasal yapisi mi?, yoksa herkes ile ayni olan beyninin, sorgulama ve konusuna yogunlasma farki mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
19-05-2010, 07:08
sevgili e.i.. başlığı yeni gördüm.. ilk fırsatta ben de katkıda bulunmak istiyorum..

errata
19-05-2010, 13:54
Her insanın farklı algı hassasiyet düzeylerinin olması, insanın uzayda işgal ettiği üç boyutlu konumun insana kazandırdığı farklı bakış açıları, ailenin ebeveynlerinin etkileri, aile yaşamının etkisi, yediği bitki, hayvan besinleri, soluduğu temiz hava oranı ve bunlar gibi milyonlarca etken unsurun, verimli olanlarının bir olasılık dahilinde birleşerek diğerlerinden gözle görülür bir ayrılma sağlaması. Yani evrim. Bazı insanları diğerlerine göre daha verimli bazılarını ise daha verimsiz ya da normal yapan şey bu.

"Bilimsel olarak pratikte bu soruyu nasıl irdeleyebiliriz" anlayabilmek için yapay sinir ağları, makine öğrenmesi, genetik programlama, sibernetik, veri madenciliği, vs. vs. vs.
Sorunun cevabı "yapay zeka" çalışmaları ile uğraşan bilim adamlarının cebinde.

saygıyla.

evrensel-insan
19-05-2010, 17:56
Saygideger shibumi;

Sorunun cevabı "yapay zeka" çalışmaları ile uğraşan bilim adamlarının cebinde.-shibumi-

Yani "su an bir sey soylemek mumkun degil" mi diyorsun. Bu soru ve ne olduguna karar vermek, insanoglunun insanlik gelecegi icin o kadar onemli ki, ya insanoglunu "bundan bukadar" deyip, "kadere/evrime/dogalliga v.s." teslim edecegiz/olacagiz. Ya da "insanoglu, dusunce olarak degisebilir ve insan gibi yasam, duzen, iliski surebilir ve sistem kurabilir v.s." diyecegiz.

Bunun bir onemi de, "bilimsel" olarak lanse edilen "asil kan, bencil gen, zeki/gerizekali kafatasi, siyah/beyaz deri, kodlu DNA v.s. nin ne gibi bir amac besledigi.

Ya insanoglunu evrimin akisina birakacagiz ve soyutlarimizla, somutlarini "bilimsellestirecegiz", ya da insanogluna insanca bir yasam duzen sistem sunmak icin, dusuncemizi sorgulayacak, gelistirecek, ilerliyecek, bilinclenecek ve farkindaligimizi artiracagiz.

Iste bu soru, EVRIMSEL MI/DEVRIMSEL MI? farkidir, buradaki devrim; etiksel siyasi ideolojik inancsal dogrularin ayrimci, cikarci izm devrimleri degil; kisinin kendi kendini sorgulayarak, kendini insanlastirma ve dusunce ve davranisi ile o ozlenen her kesin arzu ettigi insani bir biri olarak ortaya koymadir. Yani insanoglu birinin kendi soyut ve soyutlama, yani dusunce devrimidir.

Dogumdan itibaren, hangi cografyada yasarsa yasasin, verilen her turlu kisilik ve kimligi olusturan ve sabitlenip, sahiplenilen ve ugruna can feda edilen her turlu tabulari sorgulayip, onlardan insan ve insanligi adina arinma/kurtulma devrimidir. Kisaca INANCSALLIKTAN ve ONA TESLIMIYETTEN arinma/kurtulma devrimidir. Bunu evrimin evrimsel secilimi ve mutasyonu saglayabilir mi?, evrimin soyuta bir etkisi/katkisi var mi?, yoksa evrim tamamen somut ile mi ilgili?

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
19-05-2010, 18:14
Saygideger shibumi;

Mesela, inanci olan bir kisinin, inancsiz olmasi, bir izmden, baska bir izme gecmesi, ogrendigi etiksel bir degeri uygulamamasi, milliyetci iken, milliyetin ayrimciligini algilamasi v.s. ki bu ornekleri sonsuza kadar cogaltabiliriz.

Kisinin, butun bu degisimlerinde, evrimin rolu var midir?, yoksa tamamen kisinin, dusuncesini sorgulamasi ve dusunce degisikligi yapmasimidir? Bu sorgulamayi kisiye yaptirtan nedir, beynin zorlamasi mi, yoksa gozlemi, deneyi, birikimi, bilinci mi v.s.?

Burada, bunu her kisi yapabili mi?, yoksa kisinin bunu yapabilmesi icin uygun bir beyin norokimyasi mi gerekir?, yani evrim ve evrimselligin, devrim ve devrimsellik ile bagi/etkisi/katkisi nedir, var midir?

Bence, icinde bulundugumuz cagin, cevap bulmasi gereken sorusu budur. Tabi ki bilimsel ve epistemolojik olarak.

Baska arkadaslarda basliga cevap verirse, konu daha detayli icerik kazanir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

errata
20-05-2010, 01:55
Değerli evrensel-insan,

Elbetteki bu konu üzerine tarihsel, ideolojik, sosyolojik ve insan bilimsel olarak birçok şey söylenebilir. Sabahlara kadar konuşulabilir ve emin ol bir milyon kişi olsak her kişiden benzersiz farklı bir düşünce bile çıkabilir.

Bugün kırk yaşında kırk kişiye aynı kitabı verirsem, kitaptan ne anladıklarına dair kompozisyon çıkarmalarını istersem, eminim hepsi birbirinden farklı 40 yazı hazırlayacaktır.

İşte bu yüzden "fotoğraf", çekenin değil onu izleyenin hissettikleri kadar değerlidir. Bu fikirlerin hepsi birbirinden farklı tonda olacaktır. Müzik, renkler, şekiller de aynı şekilde. Aynılıklar da bu sebeptendir. Aynılıkları, genelin üzerinde ince düşünemediği kalın fikirler olarak düşünelim mesela.

Örneğin henüz çizgi dahi çizmemiş bir çocuk için "/" (eğik çizgi) hiçbir şey ifade etmez iken, yine hiçbir şey bilmeyen ama "eğik çizgi" çizmeyi öğrenmiş çocuk için bu bir "eğik çizgi"dir. Elbette A harfini öğrenmiş bir çocuk için "eğik çizgi", A harfini oluşturan temel şekillerden biridir.

Öncelikle A harfini çizebilen iki çocuğun çizim farkını ortaya koyan nedenleri düşünürsek kavramlar daha rahat yerine oturacaktır. Büyük lokmalar adı üzerinde büyüktür ve hazmedilmleri zordur. Problemleri parçalara, bölünebilecekleri mantıklı en küçük parçalara ayırmalıyız. Neden farklı dillerdeki cümlelerin farklılığını tartışmak yerine, yalnızca A harfini çizmeyi bilen iki çocuğun neden farklı çizdiğini tartışmayalım? Bu daha kolay olmaz mı? Şimdilik daha anlamlı çözümlemeler yapabiliriz.

İnsanları eğitmeye uğraşırken yüzyıllardır metot değiştiriyoruz, metotları geliştirmeye çalışıyoruz öyle değil mi? En hızlı ve beynin çalışma lüksüne uygun metot hangisi? Bu yüzden öğrenim çok önemli. Fakat dahilerin neden dahi olduğunu bunlarla açıklayamayız. O zaman işin içine tek kişinin altından kalkamayacağı bir karmaşıklık ağı çıkabilir belki.

Bilim hususunda fal bakmak benim işim değil, fakat bilimin o korkulan "yapay zeka" sistemlerini geliştirmesi çok yakın bir gelecekte mümkün olacak. Benim tahminlerim en geç iki yüz sene içerisinde ısınma ve hız sorunu olmayan düşünebilen makinelerin geliştirilebileceğidir.

Öncelikli hedef, hedefi parçalara ayırabilmek. Parçalar yeterince küçük mü?

saygıyla.

evrensel-insan
20-05-2010, 02:18
Saygideger shibubi;

"yapay zeka"-Shibumi-

Bunu aciklar misin?

Parçalar yeterince küçük mü?-Shibumi-

Bilim ne parcanin en kucugunu, ne de butunun en buyugunu hic bir zaman aciklamaya muktedir olamayacaktir. Bu mukayeseler, ayni zamansal ilk, son, once, sonra, baslangic, bitis v.s. gibidir. Yani epistemolojik olarak bilinen en kucugun de kucugu cikmazi, yine pistemolojik olarak bilinen en buyugunde buyugu cikmazi ayni ilkin de oncesi v.s. temelli her zaman mevcut olacaktir.

Oyuzden hic bir seyin, herhangi bir sekilde sinirini cizmek mumkun olmayacaktir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

errata
20-05-2010, 02:25
evrensel-insan, yeterince ve açık yazabildiğimi düşünüyorum. Fakat tam izah edememiş de olabilirim elbette. Bu mecrada, konuyla ilgili sunabileceklerim bunlarla sınırlı. O yüzden konuya daha fazla katkım olamayacak.

saygıyla.

paslıçivi
20-05-2010, 07:28
sevgili arkadaşlar bu işler dediğinizin gibi bilimin konusudur.. biz burda bilim değil felsefe yapıyoruz.. yani havanda su dövüyoruz.. bu konuya biz değil bilim karar verecektir..

nasıl mı..

bilim tek kollu ilerleyen bir süreç değildir.. birbirini destekleyen bir çok yandallarla beraber ilerler.. pozitif bilimin yanında yine deney ve gözlemlerin olasılık hesabının yapıldığı istatistik diye bir dal vardır..

ve bu bahsedilen beynin nörokimyasal yapısının etkileri varolan günümüz insanından çok değişik bilgi bilinç zeka düzeylerinden seçilecek bir gönüllü denek grubu üzerinde yapılacak deney gözlem ve istatistiki olarak hesaplanabilir ancak.. ve bu elde edilen veriler ışığında pozitif bilimde daha seçici araştırmalar ve yoğunlaşmalar üzerine gidilebilir..

ama siz de kişisel olarak bunu günlük hayatınızda basitçe yapabilirisiniz.. ve hatta yapıyorsunuz da ve bu sitede yaptığımız her tartışma da zaten basitçe bunun deney ve gözlemidir..

o yüzdendir ki zaten herkes kendi bilincini savunur ve diğerleriyle tartışır.. beyin kimyası ve dolayısıyla bilinci değişmediği sürece bir insan neyse odur ve o bilincin deklarasyonunu savunmak zorundadır.. çünkü mutlu/tatmin olması için bu bir zorunluluk ve dayatmadır...


daha önceleri bahsetmiştim.. aynı düzeyde IQ ya ve eğitime, birikime, sahip 7-8 tane adam alın.. mesela bunlar matemetik konusunda dünyaca isim yapmış insanlar olsun.. ama bunların hepsinin bilinç deklarasyonları farklı olsun.. yani biri budist, biri müslüman biri hristiyan, biri musevi biri hindu, biri ateist, biri deist, biri panteist olsun.. bu insanlar uzmanı oldukları matemetik bilimi konusundaki her deklarasyonda anlaşabilirken bu insanlara bir kahve molası vedirip inanç konusunu açın..

ve karşıya geçip eğlenceyi seyredin..

ve insanların nasıl birer nörofizyolojik bilinç robotu olduğunu kendi gözlerinizle gözlemleyin..

evrensel-insan
20-05-2010, 23:56
Saygideger paslicivi;

sevgili arkadaşlar bu işler dediğinizin gibi bilimin konusudur.. biz burda bilim değil felsefe yapıyoruz.. yani havanda su dövüyoruz.. bu konuya biz değil bilim karar verecektir.. -paslicivi-

ve insanların nasıl birer nörofizyolojik bilinç robotu olduğunu kendi gözlerinizle gözlemleyin-paslicivi-

Senden alintiladigim, bu iki cumlen arasindaki celiskiyi aciklayabilir misin?, tabi ki bu celiskiyi algiliyabiliyorsan.

Yani neden bunun aciklanmasini bilime birakmak yerine, spekulasyon yapip, insanoglunu norokimyasal yapisinin "caresizligine teslim ettigini" ve "elini kolunu baglamak" istedigini, bunun da sanki bilimsel br aciklamaymis gibi, sunmus oldugunu.

Saygilarimla;
evrensel-insan

ALKA
21-05-2010, 07:32
Sizce, insanoglu turunun kendi turu ile olan mucadelesi ve yarattigi soyutlar temelli sabitlik ve sahipligi, teist, nonteist ve antiteist duzeyli, inancsal/bilimsel bakis acisi ve dusunce ve davanisindaki her turlu farkliligin nedeni nedir?

Bu evrimsel gelismisligin insanoglu beyin farki mi, yani farkli norokimyasal yapilara sahip beyinler ve bunlara paralel olan dusunce uretimi mi?, yoksa, ayni beyin yapisi, fakat bilinclenme duzeylerinin kisi tarafindan dusunce ile sorgulanarak, dusunce duzeyli bilinclenme farki mi?

Yani kisaca, fark; beyinlerin norokimyasal yapilarinda mi?
Yoksa dusunce sorgulamasiyla degistirilebilen bilinc ve farkindalikta mi?

Yani, "bir kisini beyninin norokimyasal yapisi, nonteizme musait degilse, teistlikten kurtulamaz" denilebilir mi?

Sayin Evrensel-Insan, acaba bilmek veya tartismak istediginiz sey inancin ve ideolojik düsünebilme yetisinin herhangi bir genetik daha dogrusu biyolojik kökenleri olup olamayacagi mi?

Yani bilimsel anlamda bir inanc geni veya beyin kimyasi gibi bir sey olabilir mi? Acilim yapmak istediginiz konu tam olarak bu mu?

Eger bunlari kastediyorsaniz ve bu konulari bilimsel anlamda arastirmak istiyorsaniz US-amerikan bilim adamlari Andrew Newberg, Eugene D'Aquili ve Vince Rause'nin 2001'de yayinladiklari "Why God Won't Go Away" isimli kitabi ile baslayabilirsiniz. Ayni kitap 2004 yilinda Almanya'da Almanca'ya "Der gedachte Gott - Wie Glaube im Gehirn entsteht" (düsünülen Tanri / Inanc beyinde nasil olusuyor?) ismiyle cevrilmisti.

Yani, "bir kisini beyninin norokimyasal yapisi, nonteizme musait degilse, teistlikten kurtulamaz" denilebilir mi?

Yani kisaca, fark; beyinlerin norokimyasal yapilarinda mi?
Yoksa dusunce sorgulamasiyla degistirilebilen bilinc ve farkindalikta mi?


Muhtemelen her ikisinde de...

Bunlar birbirleriyle karsilikli olarak etkilesebiliyor ve birbirlerini belirli oranlarda degistirebiliyorlar..

Bazi ilginc beyin arastirmalarinda ve algilama psikolojisine dair deneylerde ilgili beyin korteksine yapay olarak elektro manyetik dalgalar ile etki edildiginde insanlarda "dini duygular" ve "spiritüel deneyimler" olustugu gözlemlenmistir. "Tanri nerede yasiyor?" sorusunun bilimsel cevabi tam olarak beyin sag bölgesindeki ventrolateral prerontal Korteksi'dir.

Yani Tanri asagidaki resmin icinde yasiyor..

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/c8/Ventromedial_prefrontal_cortex.png/250px-Ventromedial_prefrontal_cortex.png

Belki ilginizi cekebilir, siz hic "Halle Berry neuron cell" diye bir sey duydunuz mu? Veya grandmother brain cell?

Belirli bir kisiye dair bir hatira icin sadece beyinde belli bir nöron hücresinin oldugu ve bu hücre ölünce hatirlarinizin da öldügü sizce de ilginc degil mi? Düsüncenin de aslinda bir madde oldugu veya maddeye bagimli oldugu sizce bize ne söyler? :)
http://en.wikipedia.org/wiki/Grandmother_cell
http://scienceblogs.com/neurophilosophy/2007/12/decoding_the_halle_berry_cell.php

paslıçivi
21-05-2010, 07:53
Saygideger paslicivi;

sevgili arkadaşlar bu işler dediğinizin gibi bilimin konusudur.. biz burda bilim değil felsefe yapıyoruz.. yani havanda su dövüyoruz.. bu konuya biz değil bilim karar verecektir.. -paslicivi-

ve insanların nasıl birer nörofizyolojik bilinç robotu olduğunu kendi gözlerinizle gözlemleyin-paslicivi-

Senden alintiladigim, bu iki cumlen arasindaki celiskiyi aciklayabilir misin?, tabi ki bu celiskiyi algiliyabiliyorsan.

Yani neden bunun aciklanmasini bilime birakmak yerine, spekulasyon yapip, insanoglunu norokimyasal yapisinin "caresizligine teslim ettigini" ve "elini kolunu baglamak" istedigini, bunun da sanki bilimsel br aciklamaymis gibi, sunmus oldugunu.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sevgili e.i..

gözlemlemek ile karar vermek arasındaki farkı algıladığında ne ifade etmek istediğimi algılayacak ve çelişki olmadığını göreceksin..

evrensel-insan
21-05-2010, 08:19
Saygideger ALKA;

Sayin Evrensel-Insan, acaba bilmek veya tartismak istediginiz sey inancin ve ideolojik düsünebilme yetisinin herhangi bir genetik daha dogrusu biyolojik kökenleri olup olamayacagi mi?

Bir cesit, soyut verilerin, beyinde somut bir yer edisinin olup olmamasi ve insanoglunun bu teslimiyeti dusunce ve bilinclenmesiyle elimine edip edemeyecegi.

Yani bilimsel anlamda bir inanc geni veya beyin kimyasi gibi bir sey olabilir mi? Acilim yapmak istediginiz konu tam olarak bu mu?

Acilim yapmak istedigim sey, insanoglunun soyuta, yada somuta verdigi icerik ve kurdugu bagla sagladigi teslimiyetinin dusuncesi ve bilinclenmesi ile ortadan kalkip kalkmayacagi. Cunku ben somutlara verilen insanoglu soyutlarinin gecerliligini dusunmuyorum. Cunku bu soyutlarin gecerliligi, teslimiyeti getiriyor. Teslimiyetten kastim. Linki asagida;

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=306644#post306644

Düsüncenin de aslinda bir madde oldugu veya maddeye bagimli oldugu sizce bize ne söyler?

Insanoglunun kendisi; madde, dusunce ve kavramdan olusur. Dusunce beyninin fonksiyonu, kavram da dusuncenin yaratimidir. Bunlarin biri, ya da ikisinin varligi yeterli degildir. Ucu bir aradadir.

Yani, soyut, somutun fonksiyonu, soyutlama da her ikisibirdendir. Ayrica verdigin bilgiler ve kaynaklar icin, tesekkurler.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
21-05-2010, 08:22
Saygideger paslicivi;

Evrensel insan temellerinden biri de gozlemsel cikarsamadir.

Cikarsadiklarini da, notr algi ve disaridan bakis acisiyla ortaya koyar.

Saygilarimla;
evrensel-insan

ALKA
23-05-2010, 01:03
Saygideger ALKA;

Sayin Evrensel-Insan, acaba bilmek veya tartismak istediginiz sey inancin ve ideolojik düsünebilme yetisinin herhangi bir genetik daha dogrusu biyolojik kökenleri olup olamayacagi mi?

Bir cesit, soyut verilerin, beyinde somut bir yer edisinin olup olmamasi ve insanoglunun bu teslimiyeti dusunce ve bilinclenmesiyle elimine edip edemeyecegi.

Yani bilimsel anlamda bir inanc geni veya beyin kimyasi gibi bir sey olabilir mi? Acilim yapmak istediginiz konu tam olarak bu mu?

Acilim yapmak istedigim sey, insanoglunun soyuta, yada somuta verdigi icerik ve kurdugu bagla sagladigi teslimiyetinin dusuncesi ve bilinclenmesi ile ortadan kalkip kalkmayacagi. Cunku ben somutlara verilen insanoglu soyutlarinin gecerliligini dusunmuyorum. Cunku bu soyutlarin gecerliligi, teslimiyeti getiriyor. Teslimiyetten kastim. Linki asagida;

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=306644#post306644

Düsüncenin de aslinda bir madde oldugu veya maddeye bagimli oldugu sizce bize ne söyler?

Insanoglunun kendisi; madde, dusunce ve kavramdan olusur. Dusunce beyninin fonksiyonu, kavram da dusuncenin yaratimidir. Bunlarin biri, ya da ikisinin varligi yeterli degildir. Ucu bir aradadir.

Yani, soyut, somutun fonksiyonu, soyutlama da her ikisibirdendir. Ayrica verdigin bilgiler ve kaynaklar icin, tesekkurler.

Saygilarimla;
evrensel-insan
Aklima Fermi Paradoksu geliyor nedense..

Dünya disi zeki varliklarin tasavvur edebildigimizden cok daha degisik oluslari yüzünden onlari gördügümüzde zeki canlilar olarak taniyip taniyamayacagimizi..

Gördügümüzde hic bir teknolojiye sahip olmadiklari halde, onlar icin "bu bir su yosunu mu yoksa Einstein misali bir profosör mü?" diye tanimlamaya calisacagimizi..

Bu zeki canlilarin biyolojik olarak cevrelerine cok iyi uyum saglayip cevrelerinden maksimum düzeyde bagimsiz ama gelismis bilincli beyin yapilari sayesinde bir tür matrix icinde kendi beyinleriyle yarattiklari ve diledikleri her seyin olabildigi sanal ve de salt soyut bir evrende yasadiklari, buna ragmen somut evrendeki her seyi, tüm olan bitenleri yerlerinden kimildamadan, salt bu cok gelismis bilincleri ve hayal gücleriyle bilebildikleri, anlayabildikleri, kendi yarattiklari soyut evrenlerinden somut ve maddesel evreni yine de gözetleyebildikleri ve bu somut cevreleriyle soyut bir sekilde telepatik iletisim kurabildikleri...(somut bir evren icinde birbiriyle iliskili ikinci bir soyut evren)

Sonsuz olasiliklar sunan bir evrende soyut düsünebilme yetisi neden her daim kötü veya olumsuz olsun ki... :)

Üstelik bir daha geri dönmeksizin gitgide genisleyen ve her atom zerresinin birbirlerinden milyarlarca isik yili uzaklikta donup kalacagi materyal bir evrende belki de böylesine bir soyut evren olusacaktir..

Ayagi yere bastigi halde insan beyni simdiden kendi hayal dünyasinda yasayabildigine göre...

evrensel-insan
23-05-2010, 01:52
Saygideger Alka;

Sonsuz olasiliklar sunan bir evrende soyut düsünebilme yetisi neden her daim kötü veya olumsuz olsun ki-Alka-

Insanoglunun somutuda, soyutuda zaten onun soyutlamasidir. Ustelik, insanoglunu diger canli varliklardan ayiran da onun soyutlamasidir, dusuncesi, hayal gucu v.s. temelinde, teorilerini, ideolojilerini, tez, hipotezlerini sentez analizlerini yapar ve ancak dili ile ortaya koyar.

Oyuzden konu kotuluk degil; insanoglunun ortaya attigi soyutlarina kendisini teslim etmesi, idareyi onlara devretmesi ve bu soyutlar ugruna mucadele vermesi ve turu icinde birbiri ile savasmasidir.

Konu, bu soyutlari kontrol altina alabilme, kullanip, paylasabilmedir. Sahiplenip, sabitleyip, onlara teslim olmak ve onlari yasamlarinin onune koymak yerine. Iste bu soyutlar, hem etiksel, hem de metafizik ideolojik inancsal dogrular ve epistemoloji disi ve ustu, spkulatif teoriler, tezler v.s. dir. Dusunce ile inancsal farkidir. Soyuttan somuta gitmek yerine, Somuttan soyuta gitme farkidir. Bak bu konu ile ilgili sana link veriyorum.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5958&page=83

Mesaj 824/825

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
23-05-2010, 08:25
bir insanın sahipolduğu bilinç ve dolayısıyla bunun deklarasyonu olan inanç seviye ve şeklini sorgulayarak değiştirebilir mi?

burda en önemli kriter kişinin mutluluğu/tatminidir.. kişi sahip olduğu inancıyla barışık ve tatmin ise bunu zaten sorgulamaz bile.. bu özellikle çok derin uyku dediğim egosentrik yaşayan yani teizm düzeyi bilinci dolayısıyla bir dogmada yaşayan kişilerdir..

şöyle açıklayayım..

bir müslüman, bir hristiyan, bir budist, bir hindu, bir musevi, ve bunların alt kolları olan yüzlerce değişik mezhepleri düşünün.. şu an günümüz dünyasında bu çeşitlilik yaklaşık 300 tanedir..

bu insanlar dünyaya geldikleri zaman ve coğrafyanın insan olan ataları tarafından bir zihinle/soyutla/dogmayla yüklenirler.. bu soyut/zihin yükleme olayı daha çocuk doğduğu andan itibaren başlar.. kulağına o coğrafyanın kutsal metinleri okunur, büyümeye başladığında sürekli o bölgenin dogmasıyla taciz edilmeye maruz kalır bebek.. bu hem anne/babası tarafından olabilir, anne/babası bu işi yapmasa bile çocuk çevresel görsel ve işitsel uyaranalarla yüklenmeye yani kirletilmeye devam edilir..

nedir bu görsel ve işitsel uyaranlar.. o coğrafyanın dogmasına ait dini ritüeller, yani somutlaştırılmış nesneler.. çocuk tv seyrederken, internette dolaşırken, okula gittiğinde aldığı din dersleri, arkadaş çevresinde konuşulan dogmayla ilgili konular, dini tapınaklar, dini ibadetler, kutsal sayılan somut cisimler, dini bayramlar, gelenekler görenekler..

işte tüm bunlar gelişme çağında olan ve soyutta yaşamaya evrimleşmiş bir hayvan olan insanoğlunun soyut/manevi aygıtını oluşturup şekillendirir..

olayı biraz daha açalım.. israilde doğan bir bebek daha doğar doğmaz museviliğin soyut somut tüm etkenleriyle karşılaşmaya başlar.. sinangoglar, rahipler, dini ibadetler, dinikutsal bayram ve günler, ailesi ve arkadaş çevresi, kitlesel iletişim araçlarında, okulda sürekli bu museviliğin soyut somut kavramlarıyla bir zihin/soyut bombardımına tabii kalır.. ve bu aşamada olan bir çocuk bunları sorgulayacak, yanlış olup olmadığını irdeleyecek donanıma henüz erişmemiştir.. kendisine hazır paket program olarak sunulan bu soyutu/zihni bir şablon gibi kabullenmek zorunda kalır..

bu musevilik için verdiğim örneği 300 e yakın dogma ve onların mezheplerine uygulayabilirsiniz.. bir ortodoksun bebeği ortodoks soyutuyla bir budistin bebeği budizmle, bir alevinin bebeği alevilikle, bir sünninin bebeği sünnilikle, bir hindunun bebeği hinduizmle, bir jainanın bebeği jainizmle kirletilmeye yani bir soyut/zihin bombardımına maruz kalmak zorundadır..

işte bilinçli bir hayvan olan ve soyutta yaşamak zorunda kalan insanoğlu kendisine daha doğumundan itibaren yüklenen bu soyutta/zihinde yaşamak zorundadır..

ve yaşamın getirdiği mücadeleyle o da yaşamını sürdürmeye başlar.. kolay kolay "varoluş nedir?" diye kendine sormaz, olur da bu soruyu kendine sorarsa "düşünme" dediğimiz şeyi yapar.. "düşünme" dediğimiz olay zaten kendisine yüklenen paket program içeriğinde oluştuğu için her insan düşünüp mantık kuralları çerçevesinde kendisine yüklenen soyuta/dogmaya ulaşır..

daha açık ifade etmek gerekirse..

bir müslüman istediği kadar kendine "varoluş nedir" diye sorsun, şayet bu sahip olduğu inancı bilinç seviyesiyle bir uyum içindeyse, yani kişi bu inancıyla mutlu/tatmin ise ulaşacağı sonuç kesinlikle islamın öğretileridir..

yine aynı şekilde bir budist; "varoluş nedir" diye kendine sorduğunda şayet mutlu/tatmin ise ulaşacağı sonuç budizmin öğretileridir.. kesinlikle bir yaratıcı tanrıya ulaşamaz.. tanrılı dine inanan birinin yaratıcız tanrıya ulaşamayacağı gibi..

aynı şekilde bir alevi; ne düşünürse düşünsün alevilikte mutlu/tatmin ise ulaşacağı sonuç hz. Ali ve onun izlediği yoldur..

bu verdiğim örnekleri gelmiş geçmiş ve gelecek olan tüm dogmalara uygulayabilirsiniz.. adeta bir şablon gibi hepsine uyar..

örneğin geçengün dr. neo isimli arkadaşımız holografik evren gibi bilimsel ve evrensel bir konuyu irdeleyerek islama, muhammede ve kurana bağlayıp özdeşleştirdi.. aynı konuyu bir budist incelediğinde budizme, bir hristiyan incelediğinde incile, bir hindu hinduizme vs. bağlayacaktır.. çünkü kişinin mutlu ve tatmin olması için varolan tüm bilimsel gelişmeler kendi bilinç deklarasyonuyla uymlu olmak zorundadır.. benlik dediğimiz kavram burda ne yapar ne eder, her türlü bilimsel teosriyi ve gelişmeyi ya reddeder ya da kendi inancıyla özdeşleştirmek zorundadır.. aksi mümkün değildir,benliğin savunma mekanızmaları zaten buna müsaade etmez.. çünkü kişinin yaşamda kalıp soyunu devam ettirebilmesi için mutlu/tatmin olmak zorundadır..

o yüzden dünyanın değişik zaman ve coğrafyalarında farklı bilinç öğretilerinde uyuyan insanlar her türlü bilimsel gelişmeyi kendi inancına bağlamak ya da reddetmek zorundadır.. bu bir zorunluluk ve dayatmadır ve bu iş benlik dediğimiz mekanızmayla gerçekleştirilir.. kurgu tamamen kişinin bilincini örten uyutan bu değişik düzeyde benlik mekanızması üzerinedir.. benlik ne kadar kabarık ve güçlü ise kişi o kadar bilinçsiz ve uyku durumundadır.. benlik törpülendikçe yani benlik zayıfadıkça bilincin üzerinden kalkar ve kişi uyanmaya başlar.. nonteizm düzeyindekiler o yüzden egosentrik değil ego egemenliğinde yaşayan uyku mahmurluğundaki bilinç düzeyindeki insanlardır..


bu benlikten tam olarak arınabilirsiniz; küçük bir çocuk gibi hiç bir şey bilmediğinizi farkedersiniz.. yeni doğan bir bebek bilincine yansıyan varoluş hakkında hiç bir şey bilmemektedir.. ama başta anne/babası olmak üzere yaşadığı coğrafyadaki insanlar varoluşu bildiğini zannederek ve iyiniyetle çocuğa bu varoluşun ne olduğunu aktarırlar..

aslında kendi bilincine yansıyan varoluşu bilmeyen o savunmasız yavru atalarından aldığı zihin/soyutla varoluşu bildiğini zannetmeye başlayıp çok derin bir uykuya itilir..


işte meditasyon dediğim şey bir ilaçtır.. medicine kökünden gelir.. iyi geldiği hastalık da zihindir yani sana sonradan yüklene tüm soyutları temizleme ilacıdır.. tekrar o yenidoğan durumundaki tabula rasaya ulaşmanı sağlar.. yani bir benliği olmayan bir bebek gibi olursun.. bir çocuğa fotoğrafta kendi resmini gösterirsen "ben" diyemez adını söyler, henüz benlik oluşmamıştır çünkü.. ama yaşadığı dünyada mücadele edip mutlu olması varoluş mücadelesi verebilmesi için dünyaya geldiği zaman ve coğrafyadaki ataları tarafından bir benlik oluşturulmaya mahkum kalır..


ve o benlik kişinin bu gizemli matrixde herşeyi bildiğini zannederek huzurlu bir şekilde yaşamını idame ettirmesini sağlar..

bu dünyada hiç kimse kendisine yansıyan bu varoluşu bir bütün olarak ortaya koyup bilemez.. ama hiçkimse de bu dile getirip deklare edemez.. çünkü varolan insanoğlu henüz böyle bir bilinçle yaşayabilecek donanıma erişmemiştir, yani henüz arageçiş formundadır.. ve bu bilinçle yaşamaya uygun evrimleşmesi belki de daha binlerce yıl alacaktır..

paslıçivi
24-05-2010, 05:52
işte bilinç açıklığı oranındaki inanç deklarasyonuna sahip bir insan varoluşu ve inancını kolay kolay sorgulamaz dedik.. sorgulasa bile "düşünme ve mantık kurma" işlemi yapar.. ama tüm bunları yaparken kendisinde oluşturulan benlik mekanızması içinde yaptığı için her zaman kendi inancına ulaşır ve kendi inancı ona dünyanın en mantıklı inancı gelirken diğer varolan tüm inançlar mantıkdışı/batıl gelir.. çünkü benlik kendi bindiği dalı kesmez.. bu yüzden durduk yerde hiç bir insan inancını sorgulamaz, sorgulasa bile mantık yoluyla doğru oluğuna kanaat getirir.. buna teizm ve nonteizm bilinç açıklığına sahip tüm insanlar dahildir..

çok derin uykuda rüya gören insanlar(teizm düzeyi) bu sorgulamayı yapmayıp inancından emin bir şekilde günlük yaşamlarını yaşarlar.. bu insanlar için sahip olduğu inanç sorgulanmayacak, "varoluş nedir?" diye sormaya gerek olmayacak kadar kadar kendilerinden emin bir şekilde yaşarlar.. günlük yaşamlarında sorgulama kesinlikle yoktur, sadece rutin yaşam günlük işleri ve inancının dini ritüellerinin uygulanması vardır..

inancını ve "varoluş nedir" sorusunu sorgulamaya başlamış bir teizm bilinçli insan uykudan uyanmaya aday kişidir.. bunlar hem günlük yaşamlarında hem de böyle TD gibi felsefe sitelerinde bu işleri konuşmak tartışmak arzusundadırlar.. ve varolan uyanmaya hazırlık devresinden dolayı eski mutluluğu/tatmini/huzuru kaçmıştır.. yani benlik bir kere irrite olmuş, taşlar yerinden oynamıştır.. o güzel tatlı uykudaki rüya bozulmak üzeredir ve bu durum kişiyi hırçın/gergin yapar genelde.. kişi irrite olan, taşları yerinden oynamış olan bu benliği eski konumuna getirmek için kendi bilincinin deklarosyonuyla hemfikir olan insanlarla birliktelikten ve kendi bilinç deklarasyonun dışındaki bilinç ve inançları karşısına alıp onlarla tartışmak ve onları yanlışlamak için can atar..

kişi benliğindeki bu hasarı onarmak için benliğin tüm savunma mekanızmaları devreye girerek tekrar eski dingin/durgun/huzurlu/rüya durumuna gelmeye çalışır.. dediğim gibi bunun için kendi inancını doğrulamak ve diğer tüm inançları yanlışlamak için tüm mücadelesini verir, bu konuda gerekirse akılcılıktan uzaklaşır, karşısındaki alaya alır, hakaret eder ve nihayetinde karşısındaki insan bir üst bilinçse başa çıkmayacağını anlayan savunma mekanızmaları tehlikeyi önceden sezip kişiyi bu tartışma ve konuşmadan uzak tutup kaçırır..


inancıyla mutlu/tatmin bir şekilde yaşayan bir insan ise bu tartışmalara, bu ortamlara girmez bile.. onun için bu sorgulama, tartışma işleri beyhude işlerdir, çünkü o inancının doğru/hakikat olduğundan o kadar emindir ki.. böyle bir insan bu gizemli varoluş karşısında hazır paket program eşliğinde kurtuluşa ermiş kimsedir.. yani kendi kanatlarıyla uçabilen bir kuştur artık o.. hani dine hangi mezhebe inandığının hiç bir önemi yoktur, bu kişi ister hindu olsun, ister müslüman, ister budist, ister protestan, ister alevi, ister musevi vs.. hiç ama hiç önemli değildir.. burda önemli olan kişinin bilinçaçıklık oranına uygun doğduğu zaman ve coğrafyadaki hazır paket programa olan şablonsu uygunluğudur..

yani böyle derin uykuda güzel rüya gören huzurlu/mutlu bir insanı karşınıza alıp onunla konuşarak, anlatarak, okuyarak, alternatif sunarak başka bir yola sürüklemek, sokmak imkansızdır.. çünkü bu insanlar varoluşun asıl gayesi/güdüsü olan mutlu/tatmin olup yaşamını sürdürüp soyunu devam ettiren nörofizyolojik robotlardır.. bu insanların inancını değiştirmeye çabalamak çok şiddetli esen bir rüzgara karşı işemeye ya da tükürmeye benzer.. o sidik ya da tükürük geri dönüp tekrar kendi suratınıza/üstünüze yapışır.. çünkü yapmaya çalıştığınız şey kendi kanatlarıyla uçan bir kuşun kanatlarını koparmaya çalışmaktır..

bir insan bu dünyada yaşamda kalıp soyunu devam ettirebilmek için mutlu/tatmin olmak zorundadır.. ve bunu insana sağlayan şey benliği ve onun savunma mekanızmalarıdır.. kişinin mutlu/tatmin olması da beynindeki seretonin gibi nöroaminlerin, endorfinlerin düzeyine bağlıdır.. benlik; işte bu nöroaminlerin düzeyini dengede tutmaya çalışan ve insanı nörokimyasal bir hayvana/robota dönüştüren bir ayarlayıcı, dengeleyici, düzenleyicidir..


benlik hasar gördüğünde yani bu nörokimyasal aminlerin düzenleyicisi arıza yaptığında kişi uyuduğu o derin uykudan uyanmaya hazır demektir.. çünkü ona mutluluk/tatmin veren rüyası bozulmuştur.. ve kişi tekrar o güzel rüyaya dönmeye çabalar.. kendi kanatlarıyla uçup kurtuluşa ermiş kuşun kanadı kırılmış ve yere düşmek üzeredir ya da düşmüştür.. artık özgür ve mutlu bir şekilde uçamamaktadır.. ve varoluşun emri "yaşamda kal ve soyunu devam ettir"i yerine getirecek gücü kendinde bulamaz..

işte tam bu aşamda ortada dolaşan fırsatçı kuşlar vardır.. bu fırsatçı kuşlar uçamayan bu kuşa 1 kanat vaadederler ama karşılığında 10 kanat alırlar.. bu 1 kanat sayesinde tekrar uçabilen kuş bu fırsatçı kuşun kulu kölesi olmuştur bile ve artık onun izinden gidip ona her türlü hizmeti yapmaya hazır hale gelir.. çünkü tekrar kanatsız kalıp o zor duruma düşmeyi aklından bile geçiremez..

ya da bu olayı şuna da benzetebiliriz.. bir koyun sürüsü düşünün, başında bir çoban ve çoban köpekleri.. bu koyunlar vahşi doğada rahat ve huzurlu bir şekilde otlayabilmeleri için bu sürü içinde, yani bu çobanın ve onun köpeklerinin himayesi altında kalmaya mecburdur.. aksi halde bu sürüden ayrılırsa kurtlara yem olacaktır..

işte bazı koyunlar bir şekilde bu sürüden ayrılıp yollarını şaşırırlar ve artık o sürünün, çobanın köpeklerin ona sağladığı tüm güvenlik kalkmıştır.. her an bir kurda yem olma tehlikesi vardır.. o yüzden bu koyun vahşi doğada kendi başına kalıp yaşayıp hayatını idame ettiremez.. ya bir an önce kendi sürüsünü bulacaktır ya da başka bir çoban veya onun köpeklerinin himayesine girecektir..

ama ister kendi sürüsünde olsun ister başka bir çobanın sürüsünde; o koyuna bu can güvenliği kara kaşı kara gözü için sağlanmaz.. çünkü
o koyun dediğimiz varlık etinden, sütünden, yününden, bokundan yani herşeyinden yararlanılıan bir araçtır sadece.. yani çoban ve çoban köpekleri bu koyunların can güvenliğini sğlamalarını tek bir nedeni vardır.. kendi çıkarları... ama ne çoban ne de çoban köpekleri bu durumu koyunlara net bir şekilde ifade etmezler, açıklamazlar, açıklayamazlar ve koyunlar da bunu algılayacak bilinçte değildir zaten.. çünkü varoluştaki kurgu bu şekildedir.. müstakil her varlık diğer varlıklarla olan mücadelesi ve onlardan faydalandığı oranda yaşamda kalıp soyunu devam ettirebilir.. yani kaos bir zorunluluktur..


işte insanoğlunda da bu çobanlık ve çoban köpekliği görevlerini eskinin peygamberleri, mistikleri, ermişleri, şıyhları, şeyhleri yapmış ve halen de yapmaktadırlar.. ve günümüz insanında da yeni çobanlığa ya da çoban köpekliğine hazır ve nazır bekleyen bir çok kişi vardır.. ama sürüleri eksiktir ve sürülerini ancak sürüden kopan, ayrılan, yolunu kaybeden koyunlardan oluşturacaklarını çok iyi bildikleri için bunları hedef seçmişlerdir.. ama bu hedef seçmeyi öylece insani temeller üzerine ve ustaca yaparlarki gariban koyunların ya da kırık kanatlı kuşların kaderi hiç değişmez.. onlar sadece tekrar kendini güvenli bir sürüde ya da kendi kanatlarıyla uçabildiklerini zannederler..

insanoğlu hem kendini hem türünü bir köleye robota çaviren bu benlik mekanızmasından arınmadığı sürece bu kurgu böyle devam etmek zorundadır.. tüm bu aşamalar hayvandan insana geçişin arageçiş formlarından başka bir şey değildir.. taki her insan evladı aslında kendisinde de çoban özelliklerine sahip olduğunu farkedip başka çobanların peşinden gitmediği zaman kadar..

ve bunun için de aşılması gereken bir evrim süreci vardır.. bu süreçte ortaya çıkan her çoban bu sürecin bir piyonudur ve piyonu olduğunun farkında bile değildir.. çünkü o da bu benlik denen mekanızmanın bir robotudur, sadece benlik tabakası inceldiği için bilinci açılmış yani yükselmiş, benlikli bir üstbilinçtir, hepsi bu..


varoluştaki insanlar arası bu kaosu yaratan koyunlar değil, çobanlar ve onun köpekleridir.. ama bunun farkında bile değillerdir.. ve olması gerekende zaten budur.. sadece olması gereken şeyler olmaktadır.. yani kurgulanan sahnede herkes kendine biçilen rolü oynamaktan başka bir şey yapmamaktadır..

ve bu gizemli matrixdeki süreç tam da olması gerektiği gibi devam edip işlemektedir sadece..

evrensel-insan
25-05-2010, 21:11
Saygideger paslicivi;

Peki, en son Natan arkadasimiz dahil; bu sitede teist duzey bilincinden, non-teist, ateist, ya da anti teist duzeyine gecisi, varolus kaderi ve norokimyasal yapi ile nasil acikliyorsun?

Bu arkadaslarin, icinde bulunduklari bilinc duzeyini sorgulayip, bilinc duzey degistirmelirini nasil acikliyorsun?

Ya, da burada dusuncenin ve kisinin sorgulamasinin varolus kaderciligine, ters dusmesini nasil acikliyorsun?

Bu degisimde, varolusun kaderi disindaki, birin kendisinin, dusuncesinin ve degisiminin nedeni nedir?

Gerci kadere, inanilisin, temelinde, olanin kader oldugunun dogruluguna inanilir, ama; bu en azindan senin kisilerin degisimini, onlemene karsi, bir uyaridir.

Cunku sonucta kisilerin, dusunce ve davranislari, bilinc duzeyleri degismektedir. Sen, kisileri boyle bir degisim olamayacagi soylemlerinle,kendine inandiramazsin. Cunku kisiler degisime ugrar, ugruyor ve ugruyacak.

Oyuzden senin bu kaderciliginde, kisilerin rolu nedir?, bu kaderciligin gidisatinda, ne kadar etkileri oluyor, bu gidisata ne kadar mmudahele edebiliyorlar? bunu once kendine aciklaman gerekiyor.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
26-05-2010, 05:41
sevgili dostum..

natan isimli arkaşımızı çok yakından tanımıyor ve geçirdiği bilinç değişimleri henüz bilmiyorum.. kendisi gelip bu topiğe samimi bir takım açıklamalarda bulunursa olayı çok daha iyi değerlendirebilirim..

ama kısaca değinmek gerekirse..

bir önceki yazımda

inancını ve "varoluş nedir" sorusunu sorgulamaya başlamış bir teizm bilinçli insan uykudan uyanmaya aday kişidir.. bunlar hem günlük yaşamlarında hem de böyle TD gibi felsefe sitelerinde bu işleri konuşmak tartışmak arzusundadırlar..

bunu açıkladım zaten.. natan kardeşimizin benliği bir şekilde irrite/hasar görmüştür ve varolan tatmin/huzur kaçar.. yani bilinç yükselmeye başladığında sahip olup deklare etttiği inancıyla bir uyumsuzluk yaşamaya başlar.. yani bilinç&inanç kombinasyonu artık uyumlu değildir.. yani bilinç tatminsizdir, dolayısıyla kişi mutlu değildir.. derin uykudaki o güzel rüya bozulmuştur artık..

ve bu durumdaki bir kişi bilincine uygun bir inanç deklarasyonu arayışına girer.. önce bir kaos yaşar, eski tatmini yakalamak için varolan inancını hem günlük yaşamında hem böyle felsefi sitelerde savunup, karşı inançları yanlışlamaya çalışır..

şayet bu aşamada hasar görmüş benlik, savunma mekanızmaları sayesinde kendini tamir edebilirse kişi eski tatmine dönebilir ve bir daha böyle konuları tartışmaz bile.. günlük sade yaşamına devam eder..

bunu dünyadaki her insan zamam zaman yaşar.. yaşamını alt üst edecek bazı travmalarda kişi inancından uzaklaşır, zıtlaşır, sorgulamaya başlar.. ama burda benliğin savunma mekanızmalarının çalışması ve gücü çok önemlidir.. bu mekanızma güzel çalışırsa kişi bir süre sonra incinmiş benliği tedavi olup eski haline dönünce tekrar eski bilinç&inanç kombinasyonunda tatmini ve mutluluğu yakalar..

uzun lafın kısası .. burda bütün mesele bilinç açıklığı oranında benliğin tatmini olayıdır.. benlik tatmin olmadığı sürece arayış ve mücadele devam edecektir..

ben insanlar değişmez demiyorum zaten.. bunun en canlı örneği kendimim.. teizmden geldiğim duruma bak.. sanki ben durduk yerde kendi kendime rahatımı bozup kendi isteğim özirademle mi buralara geldim..

ya da sen niçin evrensel-insan düşüncesini bulma ve geliştirme ihtiyacı hissettin.. sen de herkes gibi günlük normal yaşantını yaşamayıp kendinle(benliğinle) kavga ederek buralara geldin.. seni buna iten neydi..

bir de erkeklerde 38-40 yaş civarı çok kritik bir dönem.. bilinçte bir dalgalanma oluyor sanırım.. bu da halk arasında erkeğin 40 yaş bunalımı olarak geçiyor..

geçen gün farkındalık topiğimi öne taşıdılar, orda bir iki yazıma baktım.. kendim bilinç ve onun deklarasyonları aşamasında hala hızlı bir değişim ve gelişim içindeyim.. bunu da beyin kimyamı değiştiren yaptığım meditasyonlara bağlıyorum..

evrensel-insan
26-05-2010, 19:44
Saygideger paslicivi;

ya da sen niçin evrensel-insan düşüncesini bulma ve geliştirme ihtiyacı hissettin.. sen de herkes gibi günlük normal yaşantını yaşamayıp kendinle(benliğinle) kavga ederek buralara geldin.. seni buna iten neydi.-paslicivi-

Birey bilinci almakta iken, icinde bulundugum bilinc duzeyi; bilgi, birikim, gozlem ve de yasam ve iliski ile, rahatsiz oldu ve zarar gormemek icin, bu rahatsizligi sorguladi, irdeledi, nedenlerini ortaya koydu, taki rahatsizligi veren, kaynaga, kokene, yani dogal dusunceye tum resmiyle, temelleriyle, isleyisi ve yapilanisiyla, vakif olana kadar. Ondan sonra da tamamen farkli bir yasam ve iliski alternatifi ortaya koydu.

Iste bu rahatsizligi ve verecegi zarari algilayabilmek, bir bilinctir. Onemli olan da bu rahatsizligi verenin icinde rahata ermek degil; onun icinde rahata erilemeyecegini algilamaktir.

Iste karar da ondan sonra gelir, rahata erimin, teslim olarak mi, canavarlasarak mi, ya da baska bir pasif/aktif dusunce/davranisla mi olacagi, yoksa rahatin baska bir alternatiflemi saglanacagi olanagi mi, oldugu kararidir.

Ben, ikinciyi yaptim. Cunku birinci, rahata ermek degil; rahatsizligi dogal dusunce icinde ustelik bilinc atlayarak gecici rahata erdirmek, ya bu rahatta teslim olmak, ya da yeni rahatsizliklara yelken acmak.

Cunku dogal dusunce bunyesindeki sorgulama, ancak rahatsizligi, ya gecistirir, ya da rahatsizligi hissettirmeden, rahata erdirmis kilip, teslim alir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
27-05-2010, 05:18
Natan isimli arkadaşımızın kısa hikayesini "dinlerden nasıl kurtuldum" topiğinden okudum.. Alevi kökenli bir aileden geliyor.. alevilik her ne kadar islamın bir kolu olsa da her dogma gibi onun da içinde kendi değişik fraksiyonları var.. ama genelde bildiğimiz islamdan farklı bir anlayış tarzları vardır ve bu durum her alevi ailede doğan çocuğa bulunduğu fraksiyona bağlı olarak bir zihin yüklemesi olarak aktarılır..

Erzincan ilimizde 3 yıl görev yapma imkanı buldum zamanında.. orda insanlar alevi sünni diye ikiye ayrılmıştır ve aralarında belirgin bir çekişme kutuplaşma vardır.. sosyal yaşamlarında her iki taraf birbirinden mümkün olduğunca uzak durur ve kendi inançlarına kültürlerine göre bir yaşam sürerler..

nasıl her dinde köktendinci/yobaz/fanatik kesim varsa aynı şey alevilik için de geçerlidir.. ama genel olarak baktığımızda aleviler sünnilere göre çok daha aydın, daha az fanatiği olan, eğitime ve insani değerlere önem veren bir kesim.. o yüzden erzincanda görev yaptığım zamanlarda kendim sünni kökenli bir aileden gelmeme rağmen alevi insanlarla ilişkilerim çok daha sağlıklı olmuş ve dostlarım genelde alevi kökenli olmuştur.. başka türlü ramazan ayında şarap içemezdik yoksa:twitch:

ve gördüğüm kadarıyla Natan adlı arkadaşımızın ailesi bu radikal alevi kesimden değilmiş, yani aslında dinlerden özgür ateist bir felsefeleri varmış(burda yanılabilirim, şayet aksi durum geçerliyse natan düzeltecektir)..

ama natan'ın bilinç düzeyi bu nonteist düzeye henüz hazır değilmiş ki, bununla tatmin/mutlu olamayıp bir teizm düzeyi olan hristiyanlığı seçmiş.. tabii bu hristiyanlık inancıyla ne kadar bir süre ve nasıl bir tatmin içinde yaşadı onu bilemem.. ama sonuç itibariyle bir şekilde bu teizm düzeyi de bir süre sonra onu tatmin etmemeye yani bilinç&inanç birlikteliği bir uyumsuzluk göstermeye başlamış.. yani benlik irrite olmuş yani ego çatlamış..

işte bu aşamada kişide bir kaos meydana gelir, kişi iki arada bir derede kalır.. ne varolan teizm düzeyinde kalabilir ne de bir üst kademe olan nonteizme geçebilir.. işte bu insanlar hem günlük yaşamlarında hem de böyle felsefe sitelerinde öncelikle kendi teizmini doğrulayıcı diğer tüm inançları yanlışlayıcı bir davranış/tutum içine girer.. çünkü benlik hasar almıştır ve keyifler kaçmıştır.. kişi tekrar eski keyifli/mutlu/huzurlu rüyasına geri dönmek için bu mücadelesini verir..

bu sitedeki harun yahyanın askerleri hariç her teizm düzeyindeki arkadaşımız nontezime sıçramaya adaydır.. yani sokaktaki derin uykuda rüya gören kocakarı inancında yaşayan bir teisten daha bilinçlidir. ve o yüzden zaten bu sitede mücadele vermektedir.. aksi halde günlük normal yaşantısı yaşayıp inancını tartışmaya gerek bile görmez..

bu verdiği mücadelede bilinçaçıklığı müsaitse gün gelir kırılma noktasında kırılma yaşanır ve kişi bir üst bilince sıçrar.. yani rolantide çalışan araba(teizm) artık 1. vitese takıp(nonteizm) harekete geçip yolculuğa çıkmıştır.. ilk durak genelde ateizmdir.. bazen deizm de olabilir..

Natan artık egosentrik değil ego egemenliğinde bir yaşam sürecektir.. yani hristiyanlık inancından inanç bazında kurtulmuştur ama henüz zihinden arınmadığı için zihinde yaşamaya ve bu ikiye bölünmüş zihin içindeki mücadelesi devam edecektir..

yani bugüne kadar hristiyanlığı savunan natan bundan sonraki yaşamında hristiyanlığı yanlışlamak için elinden geleni yapacaktır.. çünkü hala zihinde yaşamaktadır, yani bir benliği vardır ve bu benlik henüz kurtuluşa ermemiştir.. yani natan artık bu felsefe işlerini bırakıp günlük normal yaşamına dönemez, varolan ikiye bölünmüş zihin onu sürekli rahatsız edecek ve nonteist kısmını dominat hale getirmek için vargücüyle hristiyanlığı yanlışlamak için uğraşacaktır..

mesela gidip islamı, budizmi, hinduzimi falan yanlışlamakla uğraşmayacaktır, çünkü bu dinler zaten zihnine yüklenmemiştir ya da yüklendiyse bile batıl/yanlış olarak yüklenmiştir.. o yüzden bu dinlerle bir sorunu olmayacaktır..

şayet beyin kimyası bu bilince uygun bir yapıdaysa bundan sonraki yaşamı ateist olarak devam edecektir.. olurda bir şekilde beyin kimyası değişir ve bilinci yükselirse yani ateizmle tatmin olmazsa daha üst seviyelerde tatmin arayışına girecektir..

burda natan arkadışımızın izni olmadan onun hakkında bir takım tesbitler yapmamdan dolayı umarım bir rahatsızlık olmaz..

paslıçivi
27-05-2010, 05:36
Birey bilinci almakta iken, icinde bulundugum bilinc duzeyi; bilgi, birikim, gozlem ve de yasam ve iliski ile, rahatsiz oldu ve zarar gormemek icin, bu rahatsizligi sorguladi, irdeledi, nedenlerini ortaya koydu, taki rahatsizligi veren, kaynaga, kokene, yani dogal dusunceye tum resmiyle, temelleriyle, isleyisi ve yapilanisiyla, vakif olana kadar

sevgili e.i.. dünya insanlığının nerdeyse tamamına yakını teizm düzeyinde yaşayıp bir rahatsızlık duymazken sen niçin rahatsız oldun.. seni diğer insanlardan farklı kılan şey nedir.. bir düşün bakalım..

Iste bu rahatsizligi ve verecegi zarari algilayabilmek, bir bilinctir. Onemli olan da bu rahatsizligi verenin icinde rahata ermek degil; onun icinde rahata erilemeyecegini algilamaktir.



tamam işte, niçin sen rahata erilemeyeceğini algılama bilincine sahipken diğer insanlar bu bilinçte rahata erebiliyorlar.. bu onların bir suçu/kusuru/hatası mıdır.. ya da bu bilinç algısı seni diğer insanlardan üstün mü kılar.. sen daha çocukluğundan itibaren teizm düzeyine soğukluğunu karşıtlığını neye bağlıyorsun?

ALKA
27-05-2010, 05:44
Saygideger paslicivi;

Peki, en son Natan arkadasimiz dahil; bu sitede teist duzey bilincinden, non-teist, ateist, ya da anti teist duzeyine gecisi, varolus kaderi ve norokimyasal yapi ile nasil acikliyorsun?

Bu arkadaslarin, icinde bulunduklari bilinc duzeyini sorgulayip, bilinc duzey degistirmelirini nasil acikliyorsun?

Ayna nöronlariyla belki daha iyi bir sekilde aciklanabilir. Gerci soru sayin paslicivi'ye yönbeltilmis ama benim de buna cevap verme istegim oldu. Zira konu bir bakima nöron hücreleri ve insan beyniyle ilgili. En azindan baslikta bunun ile ilgisi olup olamayacagi sorulmus.

Bu 1,5 kiloluk et yigini olan beyin sayesinde bu basligi acabiliyor, düsüncelerimizi yaziyor, uzayin genisligine dair kafa yorabiliyor, o sonsuzlugun anlamini düsünebiliyor, kendi varolusumuzun anlamini, Tanrı'nin dogasini, olup olmadigini sorgulayabilir, onun varliga inanabiliyor veya red edebiliyorz. Bu her seyi de beynimizle yapiyoruz.

O halde insanin düsündügü tüm bu seyler disaridan baska bir yerden kafasina gelmiyorsa ve beyin ile ilgiliyse bu sitede teist duzey bilincinden, non-teist, ateist, ya da anti teist duzeyine gecisi, varolus kaderi de insan beyninin norokimyasal yapisi ile aciklamaktan baska bir cözüm yok.

Yok eger düsüncelerin beyinden bagimsiz oldugunu düsünüyorsaniz ve diledikleri gibi beyin disindan bir yerlerden geldiklerini ve yine beyin disinda baska bir yere kendiliklerinden gittiklerini düsünüyorsaniz buna cevap aramak bu sekilde kolay olmayacaktir. O halde her sey beyinle ilgili olmasi lazim ve bu sorunun cevabini da sadece beyinde aramak gerek.

Ne oldu da bizim beynimiz non teist olmamizi saglarken bir baskasinin beyni onu teist olmaya yöneldiriyor? Ne oluyor da bir insanin beyni onu teist iken non teist olmaya yönlendiriyor? Bu beyin mekanizmasi nasil calisiyor, ve bu mekanizmanin cevremizdeki iliski icinde oldugumuz insanlar ve toplumla ne ilgisi var?

Ve bu gercekten dünyadaki en hayret verici sey. Insanların yüzlestikleri en büyük gizem: iyi de bütün bunlar nasil oluyor?

Bilindigi gibi beyin denilen organ nöronlardan olusuyor. Bir eriskin insanin beyninde 100 milyar nöron bulunmaktadir. Ve her bir nöron, beyindeki diger nöronlarla 1000-10.000 civarıida baglanti kurmustur. Bu sayilar temel alinarak, hesaplanmis olan beyin aktivitesindeki permütasyon ve kombinasyonlarin sayisi evrende mevcut olan bütün temel partiküllerin sayisini geciyor...Ilginc degil mi?

O halde bu iliskileri anlamak icin hangi yöntemle beyin üzerinden calisilmasi ve arastirma yapilmasi gerekiyor? Eger bu beynin degisik yerlerine elektrodlar koyarak bireysel beyin hücrelerinin gercek aktivite kayitlarini alirsak bu sekilde beyindeki sinir hücre aktivitesine kulak misafiri olabiliriz..

Mesela beynin ön tarafindaki basit "motor komuta nöronlari" 50 yildan fazla bir zamandir biliniyorlar. Bir insan spesifik bir hareket yaptiginda bu nöronlar uyarilir.. Örnegin bir insan uzanip masadaki bir elmayi avucuna alirsa, beynin ön lobunda bir motor komuta nöronu uyarilir.. Eger uzanir ve bu cismi kendine dogru cekerse de baska bir nöron uyarilir ve o objeyi cekmesi icin ona emir verir. Bunlar uzun zamandir bilinen motor komuta nöronlari...

Kisa bir süre önce Italyan bilim adamlari Giacomo Rizzolatti ve grubu "ayna nöronlari" adi verilen yeni bir grup nöron kesfettiler. Bu nöron grubu da beynin frontal ön lobundalar. Rizzolatti sunu da bulmus; bu nöronlarin bir alt kümesi belki yaklaşık %20 kadari da, bir insan baskasinin ayni hareketi yapmasini seyrederken uyariliyor. Yani eger biz bir kisinin masadaki elmayi uzanip aldiginda gözetledigimizde ayni zamanda bizdeki ayna nöronlari da uyariliyorlar. Elmayi biz almadigimiz halde, sadece seyretmis oldugumuz icin..

Yani bize ait bu nöron baska birinin bakis acisini benimsiyor. Bu durum, diger kisinin hareketinin bir cesit sanal gerceklik simülasyonunu yaratmasi gibi bir sey oluyor...

Bu ayna nöronlarin asil belirgin özelligi ilk olarak taklit (imitasyon) ve öykünme (emülasyon) gibi konularla baglantıili olmalaridir. Zira takdir edersiniz ki kompleks bir hareketi taklit etmek karsidaki kisinin bakis acisina adapte olmamizi gerektirir. Yani, taklit veya öykünmede bu cok önemli. Taklit etmek neden önemlidir? Nasil taklit ediyoruz?

Taklitin neden önemli oldugunu insanlik kültürü tarihine ve gelisimindeki fenomenlere baktigimizda daha iyi kavrayabiliyoruz. GFünümüzden 75-100 bin yil geri gidersek ve insan evrimine bakarsak, 75 bin yil önce cok önemli bir sey oldugu görülür. Insana özgü bir takim becerilerin cok ani bir sekilde ortaya cikmis olmasi ve ayni zamanda cok büyük bir hizla yayilmasi, örnegin alet kullanimi, atesin kullanimi, barinaklarin kullanimi ve elbette dil, ve baska birinin aklini okuyabilme ve davranisini yorumlayabilme becerisi. Bütün bunlar göreceli hizli bir sekilde olmus.

Bunun nedeni de sofistike ayna nöron sisteminin insan evriminde aniden ortaya cikarak baskalarinin hareketlerine öykünmemize ve onlari taklit etmemize izin vermis olmasindsan... Böylece grubun bir üyesi tarafindan ani rastlantisal bir kesif oldugunda, bu atesin kullanimi da olabilir, özel bir cesit aletin kullanimi da olabilir, yok olacagina hizla yatay olarak bütün nüfusa yayilarak, nesiller boyunca iletilmis.

Insanlari hayvanlardan ayiran bir özellikte insanin bir hayvanin 100 bin yilda ögerenebilecegi bir seyi 5 dakikada ve bir bakista, daha dogrusu bir gösteriliste ögerenebilmesi. Ve insan bir seyi bir kere ögrendiginde de bu beceri nüfusta geometriksel oranda yayilir. Bu insanlar icin temeldir. Kompleks becerilerin taklit edilmesi ise insanlarda kültür dedigimiz seyin ve medeniyetin temelini olusturur.

Simdi baska bir cesit ayna nöron daha var, bu nöron biraz daha farkli bir seyle baglantili. O da su; nasil hareketler icin ayna nöronlar varsa dokunma icin de ayna nöronlar vardir. Baska bir deyisle, biri size dokunursa örnegin omuzunuza, beyninizin duyusal bölgesinde somatosensor korteks'teki bölgede bulunan nöronlar uyarilir. Ama isin daha garibi bu ayni nöron bazen siz basitce baska birine dokunuldugunu seyrettiginizde de uyarilir. Yani bu baska birine dokunulmasi sizi de empatize ediyor. Yani burada yine empati ile ilgili baglantili nöronlar var.

Simdi soru su; basitce karsimdakine dokunuldugunu seyrediyorsak neden kafamiz karismiyor ve sadece dokunulan kisiyi seyrederek bize de gercekten dokunuldugu hissini yasamiyoruz? O kisiyle empati kuruyoruu ama bize dokunuldugunu hissetmiyoruz. Evet, bunun nedeni de derimizdeki reseptörler yüzündendir, beynimize geri giden dokunma ve agri reseptörleri "endise etme, sana dokunulmuyor" mesajini iletir. Yani, her sekilde karsimizdakine empati hissediyoruz ama dokunma hissini gercekte deneyimlemiyoruz. Eger bu böyle olmasaydi kafamiz da cok karisir, sersemlerdik.

Burada bir geribildirim sinyali var, bu da ayna nöronların sinyalini veto ediyor, bu sekilde bilincli bir dokunma hissi yasamiyoruz. Ama simdi baska bir garip durum da su oluyor, eger kolunuz kesilmisse veya kolunuza anesti yapilmis ve uyusmussa, kolunuz hic bir sey hissetmese ve hissiz ise, eger bu durumda baska bir insanin baska bir insanin koluna dokundugu gördügünüzde, iste o an bunu siz de kolunuzda hissediyorsunuz. Sanki gercekmis gibi. Bu ayni zamanda kol veya ayak gibi organlarini bir kaza sonucu yitiren insanlarda fantom agrilari denilen olgusunun kendisidir de. Kolu kesimlis insanlar kolu olmadiklari halde kollarinda sanci hissedebilirler. Baska bir deyisle, siz ve diger insanlar arasindaki bariyeri bu ayna nöronlari sayesinde yok ettiniz...

Ve bu söylediklerim soyut metaforik anlamda da degil, sizi o kisiden ayiran tek sey, diger kisi ile araniza giren sey, derinizden baska bir sey degil. Deriyi kaldirin, o kisiye dokunuldugunu aklinizda deneyimlersiniz ve siz ile diger insanlar arasindaki bariyeri yok edersiniz. Ve bu, pek cok Dogu felsefesinin de temelidir. Ve bunun anlami aslinda, diger insanlardan ayri, tek basina dünyayi gözlemleyen, insanlari gözlemleyen gercek bagimsiz bir benlik yoktur.

Gercekte biz, sadece Facebook veya internet ile degil, aslinda kelime anlamiyla nöronlarimizla birbirimize bagliyiz. Su anda bu baslikta birbiriyle konusan bütün bir nöron agi zinciri var. Ve sizin bilincinizle bir baskasinin bilinci arasinda gercek bir ayrilik yoktur.

Ve bu felsefi bir sacmalik bile degil, bu bulgular bilim adamlarinin nöroloji temel bilim anlayisindan ortaya cikan sonuclar. Özellikle hayalet kol veya fantom agrilar fenomeni arastirmalarindan..Sasirtici olan su; hayalet elinde agri olan biri ,karsisindakinin elini sikarsa veya masaj yaparsa hayalet elindeki agri da gidiyor. Veya saglam olan elini bir aynanin karsina koyup aynadaki sag elinin görüntüsünü kopuk olan sag elinin görüntüsü olarak algilamaya calisirsa ve saglam elini oynattiginda kopuk elini de oynattigini saniyor ve agri gidiyor.

Cok uzun zamandir insanlar fen bilimini ve sosyal bilimlerini birbirinden ayri olarak gördüler ve bu iki parcanin asla birlestirilemez bir sey oldugunu düsündüler. Ama yeni bulgularla ayna nöron sisteminin bilinc veya benlik gibi konular, kültür ve medeniyetin, ideoloji ve dini inanclarin dogmasi üzerinde bir kez daha düsünmemiz gerektirecegini gösteriyor.

paslıçivi
27-05-2010, 06:31
ben teizm düzeyi bilinçaçıklığını ağır şizofreniye, nonteizm düzeyi bilinçaçıklığını da iyileşmekte olan hafif şizofreniye benzetirim..

şizofreni bildiğiniz gibi ileri derecede algı bozulması yüzünden kişinin bu dünya gerçekliğinden kopup bambaşka bir dünya içinde yaşamasıdr.. ve genel olarak psikoz olarak isimlendirilir..

psikoz demek; toplumdaki çoğunluk sağlıklı dediğimiz insanlardan farklı bir algı dünyasında yaşaması ve kişinin bu farklı durumunu farkedememesi durumudur..

yani kişi normal populasyondan farklı olduğunu algılayamaz ve hasta olduğunu kabul etmez.. ve bu kişi kendi kendine düşünüp sorgulayarak bu durumunun farkına varamaz, ve dışardan biri bu psikotik (şizofrenik) bir insanla konuşarak, anlatarak ona bu farklı durumunu iletemezsiniz, algılatamazsınız, bu imkansızdır..

asıl bu algı mekanızması bozulmuştur zaten.. yani siz bozulmuş mekanızma üzerinden kişiye durumunu iletemezsiniz.. o yüzden dışardan somut müdahele gerektirir, yani kişinin beyin nörokimyasını yani algısını normale getirecek bir takım medikaller/kimyasallar/antipsikotik vermek zorundasınızdır..

işte teizm düzeyi bilinç açıklığındaki bir insan da aynı şizofreni hastası gibidir.. yani bir müslüman, budist, hristiyan, bir musevi, bir hindu kendi kendine düşünerek sorgulayarak durumunu algılayamaz.. ve bunu kendi algılayamadığı gibi dışardan başka bir insanın onunla konuşarak anlatarak da kişiye durumunu iletemezsiniz, değiştiremezsiniz.. çünkü o kişi bambaşka bir dünyada yaşıyordur.. ve dışardan müdahele edilmediği sürece kişi o bilinç düzeyinin deklare ettiği inancı bir gerçeklikmiş gibi yaşar..


işte burda dışardan müdahele dediğim şeyler benim gözlemlediğim ve deneyimlediklerim;

-ağır psikolojik travma

-meditasyon

-medikal bir takım nöropsikiyatrik ürünlerdir yani ilaçlardır..

o yüzden ileride tıbbın ve nöropsikiyatrinin de gelişmesiyle birlikte tüm bu teizm ve nonteizm düzeyi bilinçaçıklıklarının medikal olarak tedavi edilebilecek bir hastalık olduğu tezini savunuyorum..

ve glasgow skalası değişecektir.. bugün tam uyanık dediğimiz dünya insanlığı aslında tam uyanık/bilinci açık değildir henüz..

çünkü dünya insanlığı şimdilik nörokimyasal bir robot gibi ayakta uyuyor..

paslıçivi
27-05-2010, 06:47
ve bu bahsettiğim hastalığın adı zihin olacaktır, benlik olacaktır..

yani hiç bir soyutu olmadan dünyaya gelen savunmasız/masum insan yavrusuna ataları tarafından zaman ve coğrafyaya göre değişik yüklenen zihin/hafıza/öğreti/benlik tir hastalığın adı..

belki buna hastalık demek haksızlık olabilir.. çünkü varoluş insan denen canlıya böyle bir evrimi uygun görmüştür..

çünkü insan; hayvan denen ilkelden gerçek insan denen safbilince doğru bir yolculuk süreci yaşamaktadır..

ve bu konuda şimdilik insanlık çaresizdir, çünkü insanlığa yön veren bilimi vareden bilimadamları bile hala ayakta uyuyan nörokimyasal robotlardan başka bir şey değildir..

evrensel-insan
27-05-2010, 21:19
Saygideger ALKA;

Yok eger düsüncelerin beyinden bagimsiz oldugunu düsünüyorsaniz ve diledikleri gibi beyin disindan bir yerlerden geldiklerini ve yine beyin disinda baska bir yere kendiliklerinden gittiklerini düsünüyorsaniz buna cevap aramak bu sekilde kolay olmayacaktir. O halde her sey beyinle ilgili olmasi lazim ve bu sorunun cevabini da sadece beyinde aramak gerek.-ALKA-

Su an insanoglunun kullandigi dilin, kulaksal/sessel yapisinin ozdeslestirerek ve kesistirerek noktalamasini ve bu noktalanan ogelerin gozler onune serilmesini saglamak icin, once tum resmi ve kesisen/ozdeslesen her ogeyi ortaya koyarak gormek ve algilamak gerekiyor.

Birincisi, konuyu beyin olarak ele almak, bizi yanlisa goturur. Ele aAlacagimiz butunun insanoglu biri oldugunu algilamaliyiz ki, kesisen/ozdeslesen ogeleri ortaya koyalim.

Beyin de bir sorunun ve unlemin ISARETI DUSUNCEDIR. Yani beyin hareketitle bir isaret alir, iste bu isaret dusuncedir. Beyinde bu isarete sebep olan ve onun bir soru/unlem olmasini saglayan ise, beynin algiladigi baska bir seydir. Yani, beyinde soru isaretinin olusabilmesi icin, beynin disinda baska bir oge gerekir. Iste beynin bu ogeye karsi olan soru/unlem isareti, dusuncenin GEBELIGIDIR. Bu gebelik, kelime olarak kavramdir. Yani beyin soru isareti, dusuncesinin, uzerinde soru isareti dogan ogeye karsi gebeligi ve bu soru isaretini, cevaba cevirme, yani dogumunu saglamadir. Iste kavram, bu soru isareti ile uzerine soru isareti verilen oge yi bir birine kesistirn, ozdeslestirendir. Bu soru isaretinin, bes duyu ile mi, yoksa duyum ile mi olusmasi onemli degildir.

Demekki, somut ya da soyut bir seyden bahsetmeden once, insanoglu soyutlamasini algilamak ve bunun ogeleri, beyin, dusunce, soru isareti, gebelik, kavram ve bu kavramin neye yonelik oldugunu algilamak gerekir.

Iste bu soru isaretine cevap olarak ozdeslesen/kesisen kavram; soru isaretinin cevabidir, yani turevi, degisimi, ismi, adidir.

Bunun somutlugu, bes duyuya, soyutlugu duyuma dayanir.

Oyuzden kavramin olabilmesi icin sadece beyin ve dusunce yeterli degildir, bir de uzerine kavram verilecek olan ve duyu ve de duyum ile algilanan, soyut/somut oge gerekir.

Insanoglunun soru isareti vardir. Ne var sorusunun cevabi da kavramdir,

Yani insanoglu beynine yansiyan ve soru isaretine degisen, duyu ve de duyum ile algilanan ve bu algi temelinde kavramla ozdeslesen sey, soyut/somut yansitilan, turev ve bil kokenidir. Madde bir bil kokenidir, dusunce de bir bil kokenidir. Cunku kavramlasarak algi ile ozdeslesmisler ve kesismislerdir. Turevdir, yansitmadir, degisimdir.

Bu da seyin kendisini ortaya koyamayacagini, insanoglu olmadan seyin ortaya konamayacagini, ortaya koyanin insanoglu monologu oldugunu, sadece insanoglu eliyle/adina/icin/ait ortaya konuldugunu gosterir. Ustelik ortaya konan da, ne ortaya koyani, ne de ortaya koyulani verir. Cunku bu uclem, tek bir noktalama olarak kesismis ve ozdeslesmistir.

Oyuzden, madde/dusunce/kavram olmadan bir sey ortaya konamaz. Ortaya konan da bir uclem ve dortlu karaktere sahiptir.

Yani insanoglu kendi dahil, herseyi ve her bir seyi(sey/hicbirsey), metafizik (fizik otesi) ile ortaya koyar. Bu ortaya koyulan da, bir uclem ve dortlu karaktere sahip, yani bir 7'lidir. Ortaya konan/ortada olan SEKIZINCIDIR.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
27-05-2010, 22:26
Saygideger paslicivi;

sevgili e.i.. dünya insanlığının nerdeyse tamamına yakını teizm düzeyinde yaşayıp bir rahatsızlık duymazken sen niçin rahatsız oldun.. seni diğer insanlardan farklı kılan şey nedir.. bir düşün bakalım..-paslicivi-

tamam işte, niçin sen rahata erilemeyeceğini algılama bilincine sahipken diğer insanlar bu bilinçte rahata erebiliyorlar.. bu onların bir suçu/kusuru/hatası mıdır.. ya da bu bilinç algısı seni diğer insanlardan üstün mü kılar.. sen daha çocukluğundan itibaren teizm düzeyine soğukluğunu karşıtlığını neye bağlıyorsun?-paslicivi-


Senin varolusa teslimiyetin ve varolus kaderciligin, burada da kendini gosteriyor. Sen, benim neden rahatsiz oldugumu soracagina, rahatsiz olmayanlarin neden rahatsiz olmadigini sorgula. Pardon, sen bunu yapamazdin degil mi?, cunku onlarin rahatsiz olmamasi, varolus kaderleri. Benim rahatsiz olusum ise, insan olmak. Cunku insan olan rahatsiz olur, insandisi ve insanlikdisi bir kendi ortaya koydugu ogeye, verdigi icerik ve kurdugu bag ile teslim olan, onu kaderlestiren degil. Bu da senin dusuncende olmadigina gore, benim neden rahatsiz oldugumun ve bunun insan olmakla olan baginin algilanmasi senin acindan zordur. Ne de olsa, dusuncen seni varolusa teslim etmis. Zaten insan olmak isteyen bir dusunceye sahip olsan, sen de rahatsiz olurdun. Bu her insan olmak isteyen icin gecerli bir durumdur.

Neye bagladigim acik degil mi? insan olmaya, insanlik sunmaya. Yani insandisi ve insanlikdisina teslim olmamaya.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
28-05-2010, 06:00
sevgili e.i.. dünya insanlığının nerdeyse tamamına yakını teizm düzeyinde yaşayıp bir rahatsızlık duymazken sen niçin rahatsız oldun.. seni diğer insanlardan farklı kılan şey nedir.. bir düşün bakalım..-paslicivi-

tamam işte, niçin sen rahata erilemeyeceğini algılama bilincine sahipken diğer insanlar bu bilinçte rahata erebiliyorlar.. bu onların bir suçu/kusuru/hatası mıdır.. ya da bu bilinç algısı seni diğer insanlardan üstün mü kılar.. sen daha çocukluğundan itibaren teizm düzeyine soğukluğunu karşıtlığını neye bağlıyorsun?-

sevgili dostum, güzel insan, sevgili e.i. ciğim..

bak sana daha hodri meydan topiğinde yazışırken özbenlik/safbilinç olarak karşılaştığımızı ve bunun doğal zorunluluğu olarak yeri ve zamanı geldiğinde senin benliğinin ve savunma mekanızmalarının tehlikeyi sezdiği durumlarda taaruza geçeceğini söylemiştim.. bunun benzerlerini daha önce de yaşadık, şimdi de yaşıyoruz, ilerde de yaşıyacağız..

şimdi kendi yazımdan alıntı olan yukardaki yazıyı bir incele.. burda benlikten arınmış bir bilincin duruşunu tavrını sorgulamasını göreceksin.. ben burda bir bilinç olarak olayı konuşmaya, sorgulamaya, açıklamaya çalışırken, yani sana karşı bir tehdit, saldırı olmadığı halde sen bilinci bir tarafa koyup benliğin ve onun mekanızmalarıyla cevap veriyorsun..

nasıl mı?


Sen, benim neden rahatsiz oldugumu soracagina, rahatsiz olmayanlarin neden rahatsiz olmadigini sorgula. Pardon, sen bunu yapamazdin degil mi?,

şimdi burda senin verdiğin cevabın konu içeriğiyle/özüyle hiç bir ilgisi olmayıp tamamen rahatsız olup tehlikeyi sezmiş olan benlik ve onun savunma mekanızmalarının devreye girmesinden başka bir şey değildir..

ve bu durum için seni yine suçlamıyor ve eleştirmiyorum.. çünkü benlik sana bunları yaptırmak zorunda.. yani sen bu şekilde bir davranış ve tutum içine girmek zorundasın zaten, çünkü sen henüz sende değilsin.. sen hala varoluşun sana dayattığı benliğin kölesisin ve böyle bir davranış/tutum içinde olmak senin öziradende/bilincinde olan bir şey değildir..

ve yukardaki sorum hala geçerlidir.. sen daha çocukluğundan itibaren teizm düzeyi bir inanca soğukluğunu neye bağlıyorsun.. daha o yaşlarda da amacın insan olmak mıydı, şayet amacın buysa diğer yaşıtın çocuklar niçin böyle bir amaç güdemediler.. seni onlardan farklı kılan şey nedir?

Benim rahatsiz olusum ise, insan olmak. Cunku insan olan rahatsiz olur, insandisi ve insanlikdisi bir kendi ortaya koydugu ogeye, verdigi icerik ve kurdugu bag ile teslim olan, onu kaderlestiren degil. Bu da senin dusuncende olmadigina gore, benim neden rahatsiz oldugumun ve bunun insan olmakla olan baginin algilanmasi senin acindan zordur. Ne de olsa, dusuncen seni varolusa teslim etmis. Zaten insan olmak isteyen bir dusunceye sahip olsan, sen de rahatsiz olurdun. Bu her insan olmak isteyen icin gecerli bir durumdur.


sevgili e.i.. burdaki yazında da kendi düşünceni yani benliğini yüceltip diğer düşünceleri/insanları küçümsüyor ve yargılıyorsun.. yani rahatsız olan kendini "insan olmak"la rahatsız olmayan diğer insanları da "insan olmamak"la suçlayıp yargılıyorsun..

yani sana göre; hristiyan bir doktor, budist bir mimar, hindu bir köylü, ateist bir yazar, musevi bir finansçı, panteist bir mühendis, müslüman bir aile babası insan değil ve tüm bu insanlar suçlu.. suçları da senin gibi "insan olmamaları"..

ve sen "evrensel-insan düşünce" paketini mimarı ve savunucusu olarak benliğinin nasıl bir kölesi olup o eleştirip/beğenmediğin doğal düşünceye düşüp onun eşliğinde bir davranış ve tutum sergildiğini farkedebiliyor musun..

daha önceden sana, senin bu evrensel insan düşünce paketinin nasıl tehlikeli bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyordum.. bak sen bu işin mimarı ve lideri olarak nasıl benliğine ve doğal düşünceye yenik düşüp karşındaki insanlar arasından ayrımcılık/bölücülük yapıyorsun.. ve senin bu düşünce paketini benimseyecek olan altbilinçlerin dünyada birlikte yaşadığı diğer insanlara karşı nasıl bir tutum ve davranış içinde olabileceğini sezebiliyor musun..

yani anlatmaya çalıştığım şey şu..

senin "evrensel-insan düşüncesi" adlı paketin insanlığa fayda değil zarar getirecektir.. çünkü yapacağı tek şey, bellli bilinçteki insanların bir gruplaşmasından başka bir şey değildir.. sanki dünyada az gruplaşma, ayrımcılık, bölücülük varmış gibi bir de başımıza evrensel-insancıları ekleyeceksin..

ve tarihteki tüm insanlar arası bölücülüğe hizmet eden benlikli üstbilinçler gibi sen de bu paradoxu algılamadan ve mücadelesini verdiğin şeyin "insana faydalı" olduğunu zannederek bu işi yapmaya devam etmek zorundasın zaten.. hizmet ettiğin şeyin "insanlık ambalajı" altında "kendi benliğin "olduğunu da algılamadan tabii.. çünkü insanlığın evrimi bu şekilde kurgulanmış..

varolan dayatmayı ve paradoxu algılatmayan benliğini ve savunma mekanızmalarını da senden algılamanı beklemediğimi tekrar ifade edeyim..

çünkü her zaman söylediğim gibi sen şu an sende değilsin, sana dayatılan benliğin(sendeki özleşmiş) bir kölesisin sadece..

evrensel-insan
28-05-2010, 07:02
Saygideger paslicivi;

Verilen cevaplar, benim sahsima ait olan cevaplar, ne evrensel insan'in konu uzerindeki dusuncesi, ne de evrensel insan dusuncesinin kendisi. Bunu sana defalarca soyledigim halde,algilanmayan bir evrensel insan uzerine hala ekrana oynuyorsun, anlasilan varolus sana bu gorevi vermis. Onemli degil, sen oynamaya devam et. Bunun tek yarari sana, teslim oldugun varolusa, karsi verecegin ozgurluk savasinin onunu kapatmak olur. Cunku sen evrensel insan ile, benim sahsi gorusumun farkini gorebilecek bilincte ve farkindalikta degilsin, olmani da beklemiyorum zaten. Cunku sen, sen degilsin, sadece varolusun bir teslim aldigi ve onu insanoglu olarak dile getirdigiyle kendini avutan bir dusunce yapisina sahipsin. Aslinda bu teizm duzeyinden de asagi bir durum. En azindan teizm duzeyindeki kisi, teslim oldugunu ortaya koyarken bile, bunun farkindadir ve acik yureklilikle bunu soyler. Sen daha varolusa teslim oldugunun bilincinde degilsin, ustelik insanoglunun biri biri oldugunun bilincinde degilsin.

Ayrica ben bu tun bunlari yazarken de evrensel insan dan ozur diliyorum. Cunku kendisinin insanoglu oldugunun bilincinde ve farkinda olmayan bir kisi ile, insanogludisi bir dialog kuramiyorum. Evrensel insan, sadece insanoglu turu ve onun biri icin gecerlidir, varolusa teslim olmuslar icin degil.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
28-05-2010, 08:08
Aslinda bu teizm duzeyinden de asagi bir durum. En azindan teizm duzeyindeki kisi, teslim oldugunu ortaya koyarken bile, bunun farkindadir ve acik yureklilikle bunu soyler. Sen daha varolusa teslim oldugunun bilincinde degilsin, ustelik insanoglunun biri biri oldugunun bilincinde degilsin.


sevgili e.i..

nasıl bir evrensel-insan düşünce paketi bu.. bir insanın bilinç düzeyini resmen aşağılıyorsun.. bunun farkında mısın..

ben her bilinçaçıklığındaki insanı olduğu gibi kabul etmeli derken senin söylediğin ifadeye bak..

varoluşa teslim olduğumun bilincinde değil miyim? bunu defalarca dile getirdiğimi biliyorsun.. ben varoluşun gizemine teslim olmuş biriyim ve bunu her zaman deklare ettim zaten.. ve bunu burdan bir kez daha açıkyüreklilikle ifade ediyorum..

Evrensel insan, sadece insanoglu turu ve onun biri icin gecerlidir, varolusa teslim olmuslar icin degil.


sevgili e.i..

dediğim gibi benliğinin tatmini için

-varoluşa teslim olanları,

-bir dogma dine teslim olan teizm düzeyindekileri,

-nonteizm düzeyindekileri

evrensel insan düşüncesi paketinin kapsamı dışına alıyorsun..

çünkü bu benliğin bir tatmine ihtiyacı var.. ve her özbenliğe inmiş üstbilinçli benlikler gibi bu tatmin ancak dünyaya hükmetmekle tatmin olabilir..

o yüzdendir ki insanlık tarihi tanrı, tanrının oğlu, tanrının elçisi, kainatın efendisi, ermişler, evliyalar, ustalar, gibi tüm dünya insanlığına hükmetme arzusuyla dolu insanların mirası olarak günümüze kadar gelmiştir..

ve bu insanların hedef kitlesi her zaman için kendi kanatlarıyla uçabilen kuşlar değil kırık kanatlı kuşlar olmuştur.. şimdi senin yaptığın gibi..

sana; ona buna teslim olmuş mutlu insanlar değil, uçamayan mutsuz insanlar lazım..

ve bu bilinci yükselmiş özbenlik öyle tehlikelidir ki; gün gelirde bu kırık kanatlı kuşlardan bir ümmet/ordu kurarsa uçan kuşların(mutlu insanların) üzerinede saldırıp yeni mürit yani yeni sevgi/ilgi merkezi/kaynağı arayışına girecektir..

bunun tarihte örneklerini çok gördük ve daha da çok göreceğiz.. insanoğlu benliğinden arınamadığı sürece benlikli üstbilinçlerin güdümünde bir koyun sürüsü gibi yaşamaya devam edecektir..

ve sahipsiz kalmış ortalıkta serseri mayın gibi dolaşan bu koyunlara bir tutam ot vererek, gütmeye hazır, her zaman senin gibi çoban adayları çıkacaktır..

benim paslıçivi olarak görevim ve hedefim de bu çoban adaylarını bir ayna gibi yansıtmaktır..

evrensel-insan
28-05-2010, 14:56
Saygideger paslicivi;

benim paslıçivi olarak görevim ve hedefim de bu çoban adaylarını bir ayna gibi yansıtmaktır.-paslicivi-

Insanoglunu dusunce ve davranista, insanlastirmamak ve evrensellestirmemek icin, dogal dusuncenin insandisi ve insanlikdisi, temelleri, metafizik ve etiksel, ideolojik inancsal dogrulariyla ve herkes kendi dogrusunun bu dogrular arasinda savasimini vererek ve tum bu savasimin temelini teskil eden, tabulari kisilik ve kmlik degeri olarak sahiplenip, sabitliyerek insanoglu bu engellemeyi/ayristirmayi yapiyor zaten.

Buna bir de senin insandisi varolusunun engelleme/ayristirma savasi eklenmis, pek te bir sey fark etmiyor. Sonucta insanoglunun biri,insan olmasinin verdigi kendi sorgulamasiyla icinde bulundugu bilinc duzeyinden insanin insanligi adina rahatsiz oldukca ve zarar gordukce, bundan kurtulmanin yollarini arayacaktir, bu kacinilmazdir.

Sende birgun, varolusa teslimiyetten rahatsiz olur ve de zarar gorursen, insanlasmak ve evrensellesmek geregini kendin algilarsin. Hersey zaman ve yasam ve iliskilerinin getirdigi sorunlarla ugrasma isi. Neyseki senin varolus icin savasiminin insanlikdisi bir yonu yok. Bu da, insanoglunun insanligi adina verdigi savasta, konunun sevindirici tarafi.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
29-05-2010, 06:11
Sonucta insanoglunun biri,insan olmasinin verdigi kendi sorgulamasiyla icinde bulundugu bilinc duzeyinden insanin insanligi adina rahatsiz oldukca ve zarar gordukce, bundan kurtulmanin yollarini arayacaktir, bu kacinilmazdir.



evet insanoğlu varolduğundan beri bunu yapıyor zaten sevgili e.i.. ama kimler?

üstbilinçler..

ve her üstbilinç sadece varolan sürecin işlemesine hizmet ediyor hepsi bu.. sen de bu sürecin işlemesine farkında olmadan hizmet eden bir üstbilinçsin..

çünkü sahip olduğun beyin kimyan sana bunu yaptırmak zorunda, şimdilik o beyin kimyana sen hükmetmiyorsun, o sana hükmediyor..

ve sen bu beyin kimyanın kölesi olmaktan başka yapabileceğin bir şey yok..

aynı beyin kimyası normalden sapmış bir şizofreninin yaptığı tutum ve davranışlar gibi.. ya da teizm veya nonteizm düzeyinde yaşamak zorunda olan bir insan gibi..

onların beyin kimyası ona böyle davranmasını emrederken senin beyin kimyan da sana böyle davranmanı emrediyor..

yoksa çocukluğundan itibaren teizme olan soğukluğunu/karşıtlığını bize nasıl açıklayacaksın.. takdiri ilahi olarak mı?

paslıçivi
31-05-2010, 21:25
hepimiz birer nörokimyasal robotuz..

her türlü benlik&bilinç kombinasyonunun deklarasyonu olan gnostik yaklaşımınız(inancınız) oluşurken gerçek siz orda değilsiniz..

ama bu dünyada kime sorarsanız sorun varolan inancını kendi öziradesiyle belirlediğini söyler.. bunu böyle algılamak zorundadır zaten..

derin bir uykudayken, kendi bilincinizle/isteğinizle uyanabilir misiniz.. ya da gördüğünüz rüyayı değiştirebilir misiniz..

yapamazsınız değil mi..

inanç düzeyiniz ve çeşidi de aynı böyledir..

şayet hala varolan inanç düzeyimi ve türünü ben belirleyebilirim diyorsanız..


buyrun çok değil 1 günlüğüne inancınızı değiştirin ve o inancın algısına girmeye çalışın bakalım.. şayet yönetim dediğiniz gibi sizdeyse bu sizin için çocuk oyuncağı olmalı.. 1 gün sonra tekrar eski inanç algınıza dönebileceksiniz demektir..

buyrun baylar bayanlar.. ben nörokimyasal bir robot değilim, ben kendimi yönetiyorum diyenler, inancımı ben kendi özirademle seçip belirledim diyenler.. bakalım nasıl bir benlikmiş, iradeymiş bu görelim..

bakalım uykunun derinliğini algılayabilecek misiniz..

bu yaşamda müslüman budist musevi hristiyan hindu ateist deist panteist olmanın nasıl bir benlik modül dayatımı/zorunluluğu olduğunu algılayabilecek misiniz..

varolan benlik/bilinç donanımınız kırılma noktasında dönüşüme uğrarken orda gerçek sizin olmadığını görünce çok şaşıracaksınız..


tüm bunların farkındalığına varabilirseniz bir insan olarak tek çıkış noktanız kalır..

teslimiyet..

daha ötesini beceririm diyenler ve teslim olmayanlar..

buyrun burdan yakın..

evrensel-insan
01-06-2010, 03:37
Saygideger paslicivi;

teslimiyet..

daha ötesini beceririm diyenler ve teslim olmayanlar..-paslicivi-

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=306644&postcount=829

Saygilarimla;
evrensel-insan

UlulElbab
01-06-2010, 04:26
sizi o kisiden ayiran tek sey, diger kisi ile araniza giren sey, derinizden baska bir sey degil. Deriyi kaldirin, o kisiye dokunuldugunu aklinizda deneyimlersiniz ve siz ile diger insanlar arasindaki bariyeri yok edersiniz. Ve bu, pek cok Dogu felsefesinin de temelidir. Ve bunun anlami aslinda, diger insanlardan ayri, tek basina dünyayi gözlemleyen, insanlari gözlemleyen gercek bagimsiz bir benlik yoktur.
Burada Sayın Alka güzel bir noktayı yakalamış.

Evrende merkezi bir benlik ve hafıza olabilir mi? :Çünkü hepimiz BİRİZ.

ve düşüncelerimizin okunduğuna,hatta düşüncelerimizin evrene yön verdiğine nerdeyse eminim.

Bir insanın diğer insanları kendisinden AYRI gibi görmesi aslında bir YANILGI dan ibaret.

Tıpkı Işığın suda kırılması ve gözü yanıltması gibi birşey...

Bu Bilinçte olan bir insan,kendisinden AYRI olmadığını bildiği başka bir insana Kötülük yapabilir mi?

Yapamaz..yapmaz...Ama insanlarda Bencillik...Ego...yani "sahte benlik" bu yanılgıya neden oluyor ve her bir birey
önce BEN diyor.

İşte yanılgı bu olsa gerek.

paslıçivi
01-06-2010, 07:29
sevgili e.i. verdiğin linki okudum..

senin bahsettiğin teslimiyet gnostik teslimiyet.. yani teizm ve nonteizm düzeyi bilinçaçıklığına sahip olan insanların teslimiyeti.. yani varoluşu kendi elleriyle ortaya koyduğunu zanneden insanların teslimiyeti..

ve bu bahsettiğin teslimiyet insanlıkdışı bir teslimiyet olup insanlar arası bölücülük yapar.. hepsi kendi ortaya koyumlarını doğrulamak diğerlerini yanlışlamak mücadelesi içindedir..

ve tüm insanlık hakkında empati kurup insanlığın aslında dost/kardeş olduğunu algılayamazlar.. onlar binlece yıldır olduğu gibi ve yine bu sitede olduğu gibi sadece birbirlerini yerler..

çünkü bilinç düzeylerinin üzerinde kalın bir benlik tabakası/filtresi/modülü vardır.. ve benlik modülü bu insanları uyutur, birbirlerine düşman eder, çünkü benlik tatmin/tatminizlik üzerine düzenlemiştir.. ve bu benliği tatmin etmek için kendi bilinç düzeylerini(inançlarını) doğrulamak diğer hepsini yanlışlama mücadelesi verirler.. ve bu işi yaparken hepsi bilimi kullanmayı/alet etmeyi ihmal etmez.. diğer bilinç düzeyi(inançlı) insanların da bir insan olduğunu algılayamazlar ve onlarla empati kuramazlar..

zaten bu empatiyi kurabilecek bilinçaçıklıkları olsaydı her gnostik yaklaşımın insanlığı bölen kötü bir kabus olduğunu algılayıp bu tarz bir tutum ve davranış içine girmezlerdi..

benim teslimiyetim tamamen kişisel olarak ulaştığım; bilincime yansıyan varoluşun gizemine/bilinemezliğine teslimiyettir.. bu bir insandışı varlık, tanrı, yaratıcı, inanç vs değildir.. çünkü henüz öyle bir şeyle karşılaşmadım yada ulaşmadım.. yani bir nesne/özne değil bir sıfattır, benim teslimiyetim..

sen, şayet 1 günlüğüne dahi bir budist, bir müslüman, bir musevi, bir deist, bir ateist, bir isevi gibi olup, onların algı dünyasına girip onlarla empati kurup 1 gün sonra tekrar kendi bilinç düzeyine kendi iradenle dönemiyorsan "sen orda yoksun" demektir.. ve nörokimyasal bir robotsun ve beyin yapının bir kölesisin demektir..

ve zaten bunu yapamadığın için evrensel-insan düşünce paketini savunuyor ve bu konuda devrimci bir düşünceye sahipsin.. bir günlüğüne değil sadece bir kaç dakikalığına bu insanların bilinç düzeylerini ve dolayısıyla algı düzeylerini deneyimleme şansın olsaydı evrensel-insan düşünce paketinin nasıl bir rüya olduğunu algılardın..

senin ve benim ulaştığım bu insanların dostluğu/kardeşliği bilinç düzeyinin devrimsel mümkün olmadığını evrimsel olarak yavaş yavaş o noktaya gelinebileceğini, yani bunun için işlemesi gereken bir süreç olduğunu algılayabilirdin..

ve bugüne kadar bir kişiyi bile niçin bu bilinç düzeyine taşıyamadığını ve benim niçin varoluşun bu sürecine ve gizemine teslim olduğumu algılayabilirdin..

evrensel-insan
02-06-2010, 02:28
Saygideger paslicivi;

Eger hatirlarsan, ben burada filozoflara bir seminer verdigimden bahsetmistim, bundan 10 yil kadar once ve orada aldigim cevap, bu bilincin dunya da taraftar kazanabilmesi icin en az 300 yil gecmesi gerektigini soylemeleri idi.

Ayrica bir cevapta, ekonomikti, yani; bu tip bir bilincte yazilacak yazilarin ve her turlu duyurunun bir taraftar kazanmayacagi ve o yuzden tum cabanin bosa gidecegi seklinde idi.

............

Iste butun bunlari topladiginda, benim tek yapabilecegim ancak; kendi deneyim, gozlem, birikim, bilgi ve bilincimden ve gelismesinden bahsedebilmek. Cunku sahit oldugum ya da haberdar oldugum baska bir ornek yok.-e.i-

ve bugüne kadar bir kişiyi bile niçin bu bilinç düzeyine taşıyamadığını ve benim niçin varoluşun bu sürecine ve gizemine teslim olduğumu algılayabilirdin.. -paslicivi-

Bilmem, evrensel insandan yaptigim alintinin yerini hatirlayabildin mi?, seninle "bire bir yazistigimiz basliktan, 5. mesaj.

Evrensel insan'dan ve senden yaptigim alintilarda, koyulastirdigim yerlerde ne kadar benzerlik var degil mi?

Ustelik, filozoflarin tahmin ettigi sure, birey olarak yetisen ve birey bilinci alamamis toplumlar icindi, bunu, Turkiye gibi ulkelere uyarlarsak, bu sure en az bir iki yuzyil daha artar.

Dolayisiyle, ve gordugun gibi, ben bunun hem bilincinde ve de farkindayim. Ama senin algilayamadigin, benim zaten boyle bir beklentimin olmamasi ve herkes gibi, sadece kendi adima evrenselk insan dusuncesini dile getirmek. Ayni evrensel insan alintisindan ikinci koyulastirdigim cumle de belirttigim gibi.

Onemli bir nokta da henuz benim ortaya koydugum ve benden gelen bir evrensel insan aciklamasi olmadigi halde, ve de senin bunun ne oldugunu bilmedigin halde, bu konuda fikir yurutmen.

Cunku, benim mesajlarimda dile gelen, evrensel insan'in dile getirdiklerinden ziyade, herkesin kendi evrensel insanligini kendisinin ortaya koymasi ve belirlemesi. Yani bir kisi evrensel insan olmak istiyorsa, benim evrensel insan olarak dile getirdiklerimi uygulamak degil; kendi olmak istedigi evrensel insanliktan ne algilayarak, kendisini getirecegi duzeyi.

Oyuzden evrensel insan'in "eger evrensel insan olmak istiyorsan, bunlari yapmalisin" diye bir paketi yok. Sadece evrensel insan olmak isteyen "ben nasil evrensel insan olabilirim?" sorusunu kendi soracak, kendi cevaplayacak.

Benim evrensel insan olarak tum ortaya koydugum, insanoglunun kendi adina/eliyle kendi yapilandirdigi ve islerlige koydugu, dogal dusuncenin ne oldugu, neden oyle oldugu ve bunun neden sorun oldugu. Iste bunu gorebilmek icin birey bilinci gerekir. Bundan sonrasi, kisinin kendine kalmis, isterse kendine bir evrensel insan yon ve yontemi belirler, isterse belirlemez, cunku; ben evrensel insan adina kimseye evrensel insan yol ve yontemi belirleyemem, ancak kendime belirlerim.

Umarim, ben, evrensel insan, dogal dusuncenin ortaya koyumu, birey bilinci ve kisilerin kendileri icin evrensel insan yon ve yontemi cizip, cizmemeleri v.s. yeteri kadar algilanmistir.

Yani ben, birey bilincine sahip bir birey olarak, kendime bir evrensel insan olma yol, yontemi cizdim. Ne baskalarindan bu benim cizdigim yol ve yontemi ister bir durumum var, ne de baskalarina "evrensel insan omak istiyorsan tek yol bu yoldur, ya da benim yolumdur" icerikli bir mesajim var.

Ama benim evrensel insan olarak yaptigim bir sey var. O da dogal dusuncenin(insanoglunun simdiye kadar, yapisal ve isleyis olarak ortaya koydugu ve uygulayarak bu gunlere geldigi) her turlu konu ve genelde tum hatlariyla ortaya konumu, bunun neden sorun oldugu, nasil curutulecegi v.s. nin dile getirilmesidir, hepsi bu.

Iste ben bu temelde, kendimi ornek alarak, evrimsel veya norokimyasal gelisimin, dusunce, bilimsellik, gozlem, sorgulama v.s. yoluyla, bilinc degistirilebilecegini kendi adima soyluyorum. Ustelik bu konuda, benim birey olarak norokimyasal yapimin buna uyumlulugu/uyumsuzlugu da konu ve onemli degil. Cunku ben bu bilinc duzey degisimimi, norokimyasal yapima gore degil; yasam ve iliskim olarak kendi caba ve gayretime bagliyorum.

Sonucta benim norokimyasal yapim el verse de, ben bu caba ve gayreti harcamasam, degisen bir sey olmaz.

Bu ayni, mesela benim babamdan aldigim matematik beyin yerinin avantajini, matematiksel bir caba ve gayret gosterilmezse, bir anlami olmayacagi anlamina gelir.

Yani ne benim, beyinsel yatkinligim, ne normalligim, ne de uzakligim; benim matematikci olmama, eger ben bir caba ve gayret gostermiyorsam, yardimci olmaz.

Iste bu CABAS VE GAYRET tir devrimci olan.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
02-06-2010, 07:58
Iste ben bu temelde, kendimi ornek alarak, evrimsel veya norokimyasal gelisimin, dusunce, bilimsellik, gozlem, sorgulama v.s. yoluyla, bilinc degistirilebilecegini kendi adima soyluyorum. Ustelik bu konuda, benim birey olarak norokimyasal yapimin buna uyumlulugu/uyumsuzlugu da konu ve onemli degil. Cunku ben bu bilinc duzey degisimimi, norokimyasal yapima gore degil; yasam ve iliskim olarak kendi caba ve gayretime bagliyorum.



sevgili e.i..
bu son yazın hakkında yazacak çok şeyim var ama konu başlığı dolayısıyla özellikle yukardaki alıntınla başlıyorum.. zaman buldukça diğer yerlere de değineceğim..

yukardaki kırmızı punto işin canalıcı noktası işte..yani dananın kuyruğunun koptuğu yer..

bu dünyada sen dahil tüm dünya insanlığına varolan bilinç düzeyi ve/veya değişimini soracak olursak aynı cevabı alırız.. hiçkimse bir nörokimyasal robot olup benlik modülüyle yönetildiğini kabul edemez, etmez.. müslümanı da aynıdır, hindusu da, budisti de, hristiyanı da, ateisti de, deisti de, panteisti de ve sen de..

çünkü benlik modülünün görevi zaten budur, senin varoluşu/yaşamı/dünyayı böyle algılayıp bu yanılgıda/rüyada yaşaman için vardır.. ve bunu ancak bu benlik modülünden kurtulduğunda algılayabilirsin, daha önce imkansızdır.. benlik buna kesinlikle müsaade etmez, ne yapar ne eder, tüm savunma mekanızmalarını devreye sokar ve kişiyi o rüyada/yanılgıda yaşamasına devam ettirir..

çünkü zaten böyle olması gerekmektedir.. yani sen gördüğün rüyayı gerçek olarak algılamak zorundasındır..

daha önce örneğini verdiğim gibi şayet bu bilinç düzeyleri ve/veya değişimleri senin kontrolünde ise sen bu düzeyler/değişimler arasında çok rahat sörf yapabilmelisin.. yani canın istediğinde hadi bugün biraz müslüman takılayım ya da bugün ateist takılayım ya da biraz evrensel-insan takılayım deyip bu dönüşümleri gerçekleştirebilmelisin.. şayet kontrol gerçekten "gerçek sen" de ise ve bu dönüşümleri istediğin zaman istediğin şekilde gerçekleştirip, deneyimleyebiliyorsan ve o insanlarla birebir empati kurabiliyorsan işte ozaman sen nörokimyasal bir robot değilsin demektir..

ama bulunduğun bilinç düzeyini ne bir adım öte ne bir adım geriye götürüp değiştiremiyor ve bu farklı bilinç düzeyleriyle birebir empati kuramayıp sadece kendi bilinç düzeyini yaşayıp deneyimliyorsan ve bunu savunuyorsan sen hala benlik modülüyle yönetilen ya da uyutulan bir nörokimyasal robottan başka bir şey değilsindir.. ve benlik sana bu paradoxu algılatmaz bile..

ve belki de yaşamında ilk kez böyle bir tezle/soruyla karşılaşıyorsundur büyük olasılıkla.. ve benlik modülün böyle bir soruyla karşılaştığı için ve daha önce buna uygun bir savunma mekanızması geliştiremediği için şimdi bu duruma bir uygunluk aramaktadır..

daha önce sevgili ulpianla teist-nonteist konuşması deneyimledik biliyorsun.. bu bilinçaçıklık düzeyleri içindekileri kapsayan/algılayan ama üstündekileri kapsamayan/algılamayan birbiri içine geçmiş matruşkalara benzetmiştim..

senin, benim, düşüngen'in ve ululelbab'ın bilinçaçıklık düzeyleri ne teizm ne de nonteizm seviyesindedir.. ama bunu bu seviyeyi kapsayan insanlara algılatamazsın.. çünkü onlar sadece kapsadıkları matruşkaları algılayabilirler.. daha üstündeki matruşkaları değil..

teizm/nonteizm terminolojisi üreten filozoflar dünyadan bihaber sadece batı zihni yüklenmiş bir zihnin ürünüdür.. onlara göre tüm dünya insanlığını tanrıcı ve tanrıcı olmayan diye ikiye ayırabilirsin.. çünkü adamın zihninde sadece batı dünyasının tek tanrılı dinleri olan semavi dinler(teizm) ve bunları reddeden insanlar(nonteizm) vardır.. bu insanın zihninde doğu dünyasının tanrısız ve çok tanrılı dinleri kavramı olmadığı için ya da bu dinler zaten batıl yüklendiği için kişi bunları sınıflama içine alamaz..

daha sonra dünya iletişim sayesinde küçülüp evrenselleştikçe "budizm de nonteist bir dindir" gibi bir absürd açıklama yaparak budistleri semavidinlere inanan teizm düzeyi insanlardan ayırır.. sanki bir budistin bir müslümandan bir hristiyandan bir museviden farkı varmış gibi.. aslında yaratıcı tanrıya inanmayan bir budistle yaratıcı tanrıya inanan bir müslüman arasında bilinçaçıklık düzeyi açısından hiç bir fark yoktur.. her ikisi de yaşadığı zaman ve coğrafyanın merasında dünyaya gelmiş ve önüne konan otu yemiş koyun sürüsünden farklı değildir.. (umarım burda koyun sürüsü benzetmem bir hakaret olarak algılanmaz, konunun kolay izahı için bir benzetmeden başka bir şey değildir, siz isterseniz kartal sürüsü de diyebilirsiniz)

bugünlük benden bu kadar..

evrensel-insan
02-06-2010, 15:17
Saygideger paslicivi;

daha önce örneğini verdiğim gibi şayet bu bilinç düzeyleri ve/veya değişimleri senin kontrolünde ise sen bu düzeyler/değişimler arasında çok rahat sörf yapabilmelisin.. yani canın istediğinde hadi bugün biraz müslüman takılayım ya da bugün ateist takılayım ya da biraz evrensel-insan takılayım deyip bu dönüşümleri gerçekleştirebilmelisin.. şayet kontrol gerçekten "gerçek sen" de ise ve bu dönüşümleri istediğin zaman istediğin şekilde gerçekleştirip, deneyimleyebiliyorsan ve o insanlarla birebir empati kurabiliyorsan işte ozaman sen nörokimyasal bir robot değilsin demektir..-paslicivi

Anlasilasn gecmis bilinc ve inanca gore cok cabuk unutuluyor. Sen degil miydin, bana tanrisal icerikli bir basligimda "sen Tanriya inanmiyorsun?" diyen. Bende sana "Ben bu bilincleri coktan astim, gerekirse, bir teist, gerekirse de bir ateist gibi mesaj yazabilirim, hattaateizmin aleyhinde mesajlarim da var" demistim.

Bak sana bilimsel bir isleyisten bahsedeyim. Tez sadece kendini ortaya koyabilir, ama; antitez; sadece tezi ortaya koymakla kalmaz, o tezin sorununun ne oldugunu ve o tezi algilayarak o teze karsi bir tez gelistirir. O yuzden bir kisinin anti dusunebilmesi icin, once "the/a/an" dusunebilmenin bilincini asmis ve farkina varmis olmasi gerekir.

Iste bilincli degisim de budur. Yani bir anti, a veya non teistin, bir teistin bilinc duzeyini, bilinc olarak asmis ve farkindaligina varmis olmasi gerekir. Yani "Ben teizmin ne oldugunu ayni bir teist kadar algiliyorum, aramizdaki fark; teistin bu bilince teslimiyeti, benim ise, bu bilincin sorunlarinin, zararlarinin cikmazlarinin v.s. farkina varip, bu bilinci bilincli olarak astim ve bunun farkindayim" diyebilmesidir.

Iste bu temelde, teistiyle, non teistiyle, ya da maddesiyle, varolusuyla, ya da etiksel herhangibir tabusuyla dogal dusunceye teslim olanlarin, ben bilincindeyim ve dogal dusuncenin sorunlarinin, zararlarinin, cikmazlarinin v.s. de farkindayim.

Nasil bir teist, teist bilinc duzeyinde, teizmin sorunlarini ortaya koyan bir non teisti algilayamazsa, dogal dusuncenin hangi duzeyinde olursa olsun, dogal dusunceye teslim olan bir dusunce de, dogal dusuncenin sorunlarini ortaya koyan, evrensel insan'i algilayamaz.

Ben cok rahat ve sorunsuz olarak, bir milliyetci gibi, bir teist gibi, bir non teist gibi, ya da herhangibir soyut/somut degere kendini teslim etmis bir dusunce gibi, dusunebilir ve bu dusunceyi dile getirebilirim, ustelik etkilenmeden, sahiplenmeden. Istersen bunu bir cesit empati olarak ta degerlendirebilirsin. O yuzden de zaten tartismak yerine, disaridan bakar ve notr algilama yuruturum.

Senin "ayna gibi yansitma" dedigin olay.

Gelismis toplumlarda, cocuklar anti bilgisiyle egitilirler, kritik dusunce ve analitik dusunce bu anti egitimin bir temelini olusturur. Yani bir cocugun teist dusunmesi normaldir, onemli olan o cocugu anti teist dusunebilmeye alistirmak ve dusuncesini o yonde egitmektir. Bu nu teist dusunceye sahip, bir cocuga a egitim olarak verirler.

Sebebi de gayet aciktir. Cocuk hem the sini, yani teizmi, hem de antisini algilasin ve kendi hangisini kendine dusunce olarak sececeginin bilincine ve farkina varsin diye. Iste birey bilinci de budur. Yani kisiye tum olanaklari tum resmi vefarklariyla verip, kisinin bu olanaklar icinden, kendine uygun gordugunu kendi secmesi ve sorgulamasina devam ederek te, bu secimini sabitlemeden ve sahiplenmeden kullanarak, gerektiginde de degistirebilecek zihniyete sahip olmasi. Iste burayi algilarsan, sirf bu egitim sisteminin bile, senin varolusun norokimyasal yapisina teslim olmadigini algilamis olursun.

Mesele benim oglum, okul da her turlu dinin temel ilke ve ogretilerini ogrendigi halde, herhangi birini secme egilimi gostermiyor, cunku ihtiyac duymuyor. Bunlarin kisinin bir ogrenmesi gereken oldugunun bilincinde ve farkinda, yasi henuz 14.

Hatta islam ve muslumanlik ile ilgili odevlerini ben siteye acmis ve alinan cevaplar temelinde o da odevini hazirlamisti.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Düşüngen
02-06-2010, 21:22
Norokimyasal Yapisi Mi/Dusuncenin Sorgulamasi Mi? (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=309827#post309827)

Sevgili arkadaşlar, başlıktan hareketle cevaplarsak;
Anlaşılamadığını düşündüğüm bir hususa değinmek istiyorum.
Bilinçlenme, aydınlanma denildiği gibi kişinin bireysel sorgulamalarıyla sağlanabilir ancak sorun şudur; Kişi niçin sorgulasın? (Başlık bence bu şekilde olmalıydı)

İnsanın yaşam boyu başına gelen olumsuzluklar, engellenmeler, düş kırıklıkları, endişe ve korkuları kişiyi sorgulamaya iter. Çünkü uyumu bozulmuştur. Hem kendisinin hem toplumun uyumunu dengeleyici çözümler arar, sorgular, düşünür. Derinlere dalar "Neden" sorularını ard arda sıralar, bu nedenler kişiyi alimde edebilir zalim de edebilir. Bu kadar sorgulamasından sonra bir takım doğrular keşfeder ve bu buluşunu topluma dayatmaya çalışır çünkü bu yaşamsal zorunluluktur ve ilerlemenin dinamiğidir.

Gelelim mutlu/uyumlu kişilere;
Onlar maçın gidişatından memnundur ve skoru(mutluluğu) korumaya çalışırlar. Onlar için devrim, evrim, revizyon, düşünmek, sorgulamak çok sakıncalıdır çünkü ellerindeki mutluluk uçabilir çünkü gelen gideni aratır, ya eski mutluluklarını bulamazlarsa?
Bu yüzden mutlu/uyumlu elemanlar sorgulama gibi bir kumarın içine girmezler çünkü kaybedecekleri çok şey vardır.

Bu sorgulama çok küçük yaşta da başlayabilir. Örneğin 6 yaşındaki bir çocuğa oyuncak alamayan baba, topu noel babaya atar. Noel baba gelecek çocuğa oyuncak getirecektir. Böylece küçük çocuğumuz varlıklı arkadaşlarının oyuncaklarına imrenerek ezilmeyecektir.Derken çocuk mutsuzluk içerisine düşer çünkü beklenen noel babada oyuncakda ortada yoktur. Çocuk mutsuzluk içerisinde acı çekmeye başlar, boynu bükükleri oynar ve en sonunda, -ıçarım böyle noel babanın sakalına der. Çektiği acı, özlemini duyduğu mutluluk onu küçük yaşta sorgulamaya itmiştir ortada acı veren bir durum vardır ve o müthiş an gelir ve sorulur "Nedennnnnn".

Oyuncağı olan mutlu çocuk neden sorgulamaz?

a) Oyun oynamaktan sorgulamaya zaman bulamaz.
b) Herşey yolundadır kaşınmamak lazımdır.
c) Sorgulamak değil şükür etmek lazımdır.(Çünkü şükür etmesini gerektirecek nimetlere sahiptir)
d) Hepsi (Doğru ncevabımız hepsidir)

Yaşamın mazotu serotonin denilen mutluluk hormonudur demiştik. Aynı şekilde sorgulamanın ve bilinçlenmenin mazotunada "Acılar" diyebiliriz. Kıçı tutuşmaya başlayan sorgulamaya başlar ta ki kıçını kurtaracak çözümü bulana kadar.

Tekrar başlığa dönersek, bilinçlenmek için sorgulamak, uyanış gereklidir. Uyanış içinde rahatsız edici uyku kaçırıcı bir musibet gerekir. Tersten gidersek, önce uyuyan arakadaşı uyaracak bir ses ya da parmak, dürtü gereklidir. Sonrada sorgulama/düşünme dediğimiz "Neden" ler silsilesi başlayacaktır. Toplu halde uyuduğumuz bir yatakhanede vızıldıyan bir sinek, ancak rahatsız ettiği inek tarafından farkedilebilir diğerleri tarafından değil.

Rahatsızlık durumu, başlıkta bahsedilen nörokimyasal değişime sebeb olur sorgulayıp aydınlama ise sonuç olur. Sonuçlar sebebleri takip ederler.
Sevgiler..

evrensel-insan
02-06-2010, 21:45
SaygidegerDusungen;

Kişi niçin sorgulasın?-Dusungen-

Kisi, icinde bulundugu durumdan, rahatsiz oldugu, tatmin olmadigi, zarar gordugu, durumunu degistirmeye yoneldigi zaman sorgular. Ama bu sorgulama evrimsel sorgulamadir. Yani sartlarin zorladigi sorgulama.

Devrimsel sorgulama ise, bir sonuc, bir cikis, br arayis, bir yenilik, bir gereklilik temelli ILERIYE YONELIK/DONUK SORGULAMADIR.

Iste bu sorgulama kisinin zarar gorme ve rahatsizligindan ziyade, gelen bir sorgulama degil; zamana, caga, gidisata v.s. ayak uydurma temelli "Bu nedir?" degil "neden budur?", "problem/sorun nedir?" degil, neden, bu sorun/problem dir", kisaca "A nedir" degil, neden Adir?" sorgulamasidir. TERS SORGULAMA, goruldugu gibi, seyi sormaz, aksine neden sey oldugunu sorar.

Yani sorgulamanin icerigi; noktalayici, sonlayici evet/hayir, var/yok, oyle/degil, dogru/yanlis v.s. temellicevaplarin alindigi sorgulama degil; ACIKLAMA GEREKTIREN SORGULAMADIR.

Iste bu sorgulama, devrimci sorgulamadir. Bir cesit cevap verip, rahatlama sorgulamasi degil, aksine bilmeye ve algilamaya yonelik sorgulamadir. Sorunu cozme degil; sorunu ortaya koyabilme sorgulamasidir.NEGATIF SORGULAMADIR

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
03-06-2010, 05:35
Tekrar başlığa dönersek, bilinçlenmek için sorgulamak, uyanış gereklidir. Uyanış içinde rahatsız edici uyku kaçırıcı bir musibet gerekir. Tersten gidersek, önce uyuyan arakadaşı uyaracak bir ses ya da parmak, dürtü gereklidir. Sonrada sorgulama/düşünme dediğimiz "Neden" ler silsilesi başlayacaktır. Toplu halde uyuduğumuz bir yatakhanede vızıldıyan bir sinek, ancak rahatsız ettiği inek tarafından farkedilebilir diğerleri tarafından değil.

sevgili düşüngen.. yazının tamamı yine harika "tespitler/varoluşu ve insanı okumalar" içermekle beraber alıntıladığım kısımda olayı gayet güzel özetlemişsin..

kendi kanatlarıyla uçabilen bir kuş, kuşların uçma mekanızmasını sorgulamaz, taki kanadı kırılana kadar.. kanadın biri kırılırsa o da diğer kuşlar gibi uçabilmek için yani mutlu olup yaşamda kalıp soyunu devam ettirmek için bu mekanızmayı sorgulamaya ve eksik kanadını bulmaya çalışır.. uçmak aynı zamanda derin bir uykuda güzel rüya görmekle eşdeğerdir..

paslıçivi
03-06-2010, 06:23
Eger hatirlarsan, ben burada filozoflara bir seminer verdigimden bahsetmistim, bundan 10 yil kadar once ve orada aldigim cevap, bu bilincin dunya da taraftar kazanabilmesi icin en az 300 yil gecmesi gerektigini soylemeleri idi.

Ayrica bir cevapta, ekonomikti, yani; bu tip bir bilincte yazilacak yazilarin ve her turlu duyurunun bir taraftar kazanmayacagi ve o yuzden tum cabanin bosa gidecegi seklinde idi.

............

Iste butun bunlari topladiginda, benim tek yapabilecegim ancak; kendi deneyim, gozlem, birikim, bilgi ve bilincimden ve gelismesinden bahsedebilmek. Cunku sahit oldugum ya da haberdar oldugum baska bir ornek yok.-e.i-

ve bugüne kadar bir kişiyi bile niçin bu bilinç düzeyine taşıyamadığını ve benim niçin varoluşun bu sürecine ve gizemine teslim olduğumu algılayabilirdin.. -paslicivi-

Bilmem, evrensel insandan yaptigim alintinin yerini hatirlayabildin mi?, seninle "bire bir yazistigimiz basliktan, 5. mesaj.

Evrensel insan'dan ve senden yaptigim alintilarda, koyulastirdigim yerlerde ne kadar benzerlik var degil mi?

Ustelik, filozoflarin tahmin ettigi sure, birey olarak yetisen ve birey bilinci alamamis toplumlar icindi, bunu, Turkiye gibi ulkelere uyarlarsak, bu sure en az bir iki yuzyil daha artar.



sevgili e.i. senin insan temelli evrensel-insan düşüncesinin içeriğine bir şey dediğimiz yok.. tamamen iyi niyetli ve dünya insanlığına bu hayvansı yaşamdan çıkıp insansı yaşam sunan bir çözüm, bir paket..

bunun değerinin anlaşılabilip kabul görmesi için oldukça uzun bir süre geçmesinde de hemfikiriz.. zaten tarihe baktığımızda her üstbilincin görüşlerinin değerinin anlaşılabilmesi için oldukça uzun bir zamana ihtiyaç vardır.. her aydınlanmış insan kendi döneminde züccaciye dükkanına girmiş azgın bir boğa gibi algılandığındann daha önce bahsetmiştim.. çünkü o azgın boğa züccaciye dükkanındaki herşeyi yakıp yıkıp tehdidi içerir ve o dönem insanları tarafından algılanmayıp bir tehdit unsuru olarak görülür.. çünkü sahip olduukları tüm züccaciyeleri yani değerleri tabuları yıkmaya aday kişidir bu aydınlanmış insan.. senin şu anki bilinç düzeyin ve durumun bundan ibarettir..


ama ıskaladığın çok önemli bir nokta var.. bu kadar soyutu sahiplenmiş dünya insanlığının seni algılamayıp bir tehdit olarak görmesi ile paslıçivinin sana olan bu yaklaşamını bir tutman..

o insanlar senin görebildiğin kapsadığın matruşkaları içerir, onlar için sen dış matruşkasındır ve seni algılayamazlar..

benim ulaştığım bilinç düzeyini sen hala doğal düşünce içine almaya çalışıyorsun ama bir türlü bir yere monte edemiyorsun.. algılamaya çalışıyorsun, oraya koyuyorsun olmuyor, buraya koyuyorsun olmuyor.. çünkü sana göre doğal düşünce bir sorun ama paslıçivi doğal düşünce içinde olduğu halde senin bahsettiğin sorunları içermiyor..

yani dünya insanlığına ayrımcı bölücü bakmıyor, doğduktan sonraki tüm bu tabulardan arınmış ve senin doğal düşünce ve dolayısıyla sorun dediğin "şey nedir" sorusundan o zifiri karanlıktan kaçmayıp, içeri girdiği halde bir boşluğa, psikolojik bunalıma düşmemiş hatta mutlak mutluluktan, anda yaşamaktan, yaşamı ıskalamamaktan bahsediyor..

evet insanoğlu bir evrim geçiriyor ve bu evrim çok acımasız, hayvandan gerçek insana olan bu yolculukta çok canlar gidiyor, çok insanlar acı çekiyor.. sen tüm bunların sorunu olarak doğal düşünceyi ortaya koyuyor ve kendi mimarlığını yaptığın evrensel-insan düşünce paketini sunuyorsun..

evet insanlık bir süre daha acılar çekecek, birbirini, kendi türünü bir hayvan gibi öldürecek ama nasıl mağara adamının en küçük birlikteliği aile ve mezra/kabilelerden bugün avrupa birliğine kadar geldiysek yeri ve zamanı geldiğinde "dünya insanlar birliği" kurulacaktır.. ama herşey bir süreç meselesi, yani insanoğlu kertile kertile, evrile evrile, zorunlulukların dayatımlarından acı çeke çeke geçerek bu aşamaya gelecektir..

üst bilinçler sadece önceden güzeli/mükemmeli geleceği görür ya da gördüğünü zanneder, tarihte hep olduğu gibi.. ama hiç bir metod, hiçbir soyut insanoğluna sonsuz mutluluğu getirmemiştir, getiremez de zaten, çünkü bu eşyanın tabiatına aykırıdır.. sadece belli bir süre belli bir coğrafyada hakim olabilir ve diğer tüm soyutlarla/ideallarle kanlı bir çatışma vermek zorundadır..

çünkü insan ve varoluş sonsuz bir evrim içerisindedir, yani sonsuz bir değişim içerisindedir.. hiçbir metod evrensel ve sonsuz mutluluğu getiremez..


çünkü insanoğlunun bir bilinci vardır ve bu bilinç varolduğu sürece kendine yansıyan varlığı/şeyi tanımaya, bilmeye mahkumdur.. yani senin bahsettiğin ve sorun olarak gördüğün doğal düşünce insanoğlunun kaçınılmaz kaderidir.. insanoğlu kendine yansıyan varlığı/şeyi bir bütün olarak ortay koyamadığı/bilemediği sürece tatmin olmayacak ve arayışlarına/evrim sürecine devam edecektir..

senin evrensel-insan düşünce paketin sadece günümüz gnostik yaşayan insanlığa ileriki yıllarda bir geçici bir çözüm olabilecektir.. yani nasıl günümüz insanoğlu bir arageçiş formu ise, senin veya benzeri bir pakete/düşünceye/soyuta ulaşacak olan insanoğlu da ileriki yılların arageçiş formu olacaktır..

şimdi tekrar doğal düşünce dediğin ve bir türlü bir yere yerleştiremediğin paslıçivinin bilincini tekrar bir sorgula bakalım, bir üst matruşkayı algılayabilecek misin.. niçin bunca yıldır evrensel-insan düşüncesini insanların bırak algılamasını bir tehdit/tehlike olarak bile dile getirememesini ve bunu ilk defa paslıçivinin niçin dile getirdiğini algılayabilecek misin..

paslıçivi
03-06-2010, 07:57
Dolayisiyle, ve gordugun gibi, ben bunun hem bilincinde ve de farkindayim. Ama senin algilayamadigin, benim zaten boyle bir beklentimin olmamasi ve herkes gibi, sadece kendi adima evrenselk insan dusuncesini dile getirmek

sevgili e.i.. evrensel-insan düşünce programının bugün için dünyaya yayılmasını beklemeyebilirsin.. ama her zaman söylediğim gibi tatmin olması gereken bir benliğin var.. bilinci oldukça yükselmiş bir özbenliksin.. tarihteki her benlikli üstbilinç gibi sen de gizliden gizliye dünyaya hükmetme arzusu içindesin.. ve daha önce bahsettiğin gibi doğal olarak bu işte bir lider olmayı dile getirerek bunun açığını veriyorsun..

ve senin günümüz itibariyle bu programını sürekli ortaya koyman, ömrünün büyük bir bölümünü bu sitede geçirmen ve dile getirmen, savunman, çaba ve gayretin bir devrim değil bir benlik tatmini..

ve bu benlik tatminini kendi başına uçan kuşlardan alamayacağının farkındasın.. o yüzden hangi benlik&bilinç deklarasyonunda olursa olsun kişi sahipolduğu inancıyla bir uyum/tatmin/mutluluk içindeyse senin progrqmına yan gözle bile bakmaz.. yani bir müslüman bir hristiyan bir budist bir ateist bir deist bir panteist bir agnostik varolan bilinç düzeyiinde uyumu yakalamışsa yani mutlu ve tatmin ise senin bu programın onun için hiç bir şey ifade etmez..


amaaaa..

bulunduğu benlik&bilinç deklarasyonu olan durumuyla uyumu yakalayamamış, mutsuz/tatminsiz insanlar için her program ve bilinç sarılacak tutunalacak bir daldır.. yani denize düşen yılana sarılır.. bugün misyonerlik, mürit, toplama çabasında olan insanların hedef kitlesi her zaman bu tek başına uçamayan mutsuz kuşlardır.. sen de kendini çok iyi objektif gözlersen ve sana ve senin programına ilgi gösteren insanları çok iyi analiz edersen bu dediğimi çok iyi algılayıp göreceksin..

işte bu durum, bir benlik tatminidir, zor durumdaki insanların duygularının sömürülmesidir, onlara bir kanat verip on kanat almaktır.. yani şeyhin uçması değil müritlerin şeyhi uçurması olayıdır..

zamanında bu olayı yaşadım diyorum.. ve sen de şu an birebir bunu yapıyorsun.. benlik&bilinç dekleresyonuda uyum sağlayamamış, kırılma noktası yaşayan insanları farkında olmadan hedef seçip onları "bu devrim başka devrim" gibi sanal bir ümmet kurma gayreti içindesin.. ve sana ne kadar insan ilgi ve sevgi gösterirse o kadar çok mutlu ve tatmin olacaksın.. olur da bu sayı senin sağlığında/hayatında artmaya başlarsa tarihteki her mistik, her üstbilinç gibi uçmaya ve diğer ümmetlerle amansız kanlı bir savaşa gireceksin.. çünkü benlik dediğim modül tatminsizlik üzerine inşaa edilmiştir.. tüm dünyayı ister, tüm dünyanın sevgi ve ilgisini ister..

bana özelden ve özel yaşamımda yaklaşmaya çalışan insanlardan uzak durmamın ve ve herhangi dalganın üzerine oturup, sahiplenmeyip sadece göle taş atmaktan kastımın ne olduğunu şimdi algılamışsındır umarım..

ve bu dalganın üstüne oturup sahiplenen üstbilinçleri niçin bir ayna gibi yansıtmaya devam edeceğimi de anlarsın umarım..

evrensel-insan
03-06-2010, 22:29
Saygideger paslicivi;

zamanında bu olayı yaşadım diyorum.. ve sen de şu an birebir bunu yapıyorsun.. benlik&bilinç dekleresyonuda uyum sağlayamamış, kırılma noktası yaşayan insanları farkında olmadan hedef seçip onları "bu devrim başka devrim" gibi sanal bir ümmet kurma gayreti içindesin.. ve sana ne kadar insan ilgi ve sevgi gösterirse o kadar çok mutlu ve tatmin olacaksın.. olur da bu sayı senin sağlığında/hayatında artmaya başlarsa tarihteki her mistik, her üstbilinç gibi uçmaya ve diğer ümmetlerle amansız kanlı bir savaşa gireceksin.. çünkü benlik dediğim modül tatminsizlik üzerine inşaa edilmiştir.. tüm dünyayı ister, tüm dünyanın sevgi ve ilgisini ister..-paslicivi-

Bilhassa bu koyulastirdigim yerler, senin birey bilinci ve onun evrensel/insansal duzeyini algilayamadiginin ifadesidir. Bu senin ifade ettiklerin bireyci akilciligin, bencil ve egoist, ayrimci ve cikarci dusunce ve davranisidir. Sen bu olayi yasayadabilirsin, zaten senin bu ben ile ilgili cumlelerin, senin dusuncenin urunudur ve seni baglar. Benim ne bireysel dusuncemde ve de davranisimda, ne de evrensel insan da bu cumleler mevcut degildir.

Hani bir soz vardir ya, kisinin fikri ne ise zikri de odur, diye, iste bu dusuncelerde, senin dusuncelerin oldugundan, senin uygulayacaklarin olur.

Senin varolusunun yeri, dogal dusunce de belli; "Bananecilik, pasifligi ile, baskasindan gelen aktifligi onleme bencilligi. Yani BIREYCI DUYGUSALLIK. Bu zaten mutlulugu aramandan, ona icerik vermenden ve bu icerik temelinde, bu mutluluk kavramiyla kurdugun bagdan belli. Zannedersem, tum monistler, monosunun icerigi onemli degil; bu katagoriye dahiller. Bu arada senin kendin icin sectigin monon (birin/tekin), varolus.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
04-06-2010, 06:03
zamanında bu olayı yaşadım diyorum.. ve sen de şu an birebir bunu yapıyorsun.. benlik&bilinç dekleresyonuda uyum sağlayamamış, kırılma noktası yaşayan insanları farkında olmadan hedef seçip onları "bu devrim başka devrim" gibi sanal bir ümmet kurma gayreti içindesin.. ve sana ne kadar insan ilgi ve sevgi gösterirse o kadar çok mutlu ve tatmin olacaksın.. olur da bu sayı senin sağlığında/hayatında artmaya başlarsa tarihteki her mistik, her üstbilinç gibi uçmaya ve diğer ümmetlerle amansız kanlı bir savaşa gireceksin.. çünkü benlik dediğim modül tatminsizlik üzerine inşaa edilmiştir.. tüm dünyayı ister, tüm dünyanın sevgi ve ilgisini ister..-paslicivi-

Bilhassa bu koyulastirdigim yerler, senin birey bilinci ve onun evrensel/insansal duzeyini algilayamadiginin ifadesidir. Bu senin ifade ettiklerin bireyci akilciligin, bencil ve egoist, ayrimci ve cikarci dusunce ve davranisidir. Sen bu olayi yasayadabilirsin, zaten senin bu ben ile ilgili cumlelerin, senin dusuncenin urunudur ve seni baglar. Benim ne bireysel dusuncemde ve de davranisimda, ne de evrensel insan da bu cumleler mevcut degildir.

Hani bir soz vardir ya, kisinin fikri ne ise zikri de odur, diye, iste bu dusuncelerde, senin dusuncelerin oldugundan, senin uygulayacaklarin olur.


sevgili e.i..

ben yaklaşık 3 yıl önceki benlik&bilinç düzeyimden bahsediyorum.. ve bu düzeyi deneyimlerken/yaşarken olayın farkındalığında değildim.. ama devam ettiğim meditasyonlar sayesinde durumun farkındalığına vardım ve olaya son verdim.. o yüzden şu an yaptığım tek şey yansıtma.. diğer bir deyişle göle taş atıp geri çekilme ve izleme..

yukrda kırmızı puntoladığım davranışımda ifadene dikkat çekmek istyorum.. şayet sanal bir ümmet grubu grup o benliğini tatmin derdinde değilsen senden bir ricam olacak..


bu sitede kurduğun "bu devrim başka devrim" adlı ve varsa benzeri grupları yani sanalörgütüne önüne geleni davet etmekten vazgeçmeni ve hatta daha da ileri giderek bu grubun kapatmanı rica edicem..

ve bir de senden istenmediği halde herkese laf yetiştirip, kendi topiğinden link vermeni de bırakmanı rica edicem.. insanlara kendi paketinin zırt pırt reklamını yapıp empoze etme çalışmalrını bırakıp birey bilinci ve evernsel insan olma derdinde ve düşüncesinde olanların seni kendiliğinden bulmalarına izin vermeni isteyeceğim..

güneşin reklama ihtiyacı yoktur, onun ışığını herkes zaten farkeder ve güneş balçıkla sıvanmaz.. sen sana atılan balçıklarla benlik olarak değil bilinç olarak mücadele etmen gerekiyor, "dervişin fikri neyse zikri de odur" gibi benlik savunma mekanızmalarıyla değil..

bu yaptığın işten hiç bir beklentin ve çıkarın yoksa bu bahsettiklerimden vazgeçemnin sana bir zararı olmayacaktır.. sen bu sitede yine yazılarını ve düşüncelerini paylaşarak benliğine değil insanlığa hizmet edebilirsin..

paslıçivi
04-06-2010, 06:22
Onemli bir nokta da henuz benim ortaya koydugum ve benden gelen bir evrensel insan aciklamasi olmadigi halde, ve de senin bunun ne oldugunu bilmedigin halde, bu konuda fikir yurutmen.



senin ne ortaya koyduğunu çok iyi biliyorum, benim derdim senin ne ortaya koyduğun değil, nasıl ortaya koyduğun..

şayet senin ortaya koyduğun ve koyuş şeklin senin benliğine değil de insanlığa hizmet edecekse, sen sana ve senin programına gelebilecek her türlü eleştiriyi, yorumu, fikir yürütümünü bir üstbilinç olarak akılcı şekilde karşılamalı ve gelen saldırıları akılcı bir şekilde savunup savuşturabilmelisin.. benliğinin savunma mekanızmalarının ürettiği cümleleri sarfederek ya da eleştirilmeni istemeyerek ya da kaçarak değil..

dediğim gibi sen bir güneşsen bunlara zaten ihtiyacın yoktur.. altın çamura düşerek değerinden birşey kaybetmez.. ama sen hem güneşine laf ettirmemek istiyorsun, hem de bir altın olarak çamura düşme riskini göze alamıyorsun..

kendi kendine bir özeleştiri yapıp yumuşak karnını bakalım tesbit edebilecek misin.. sana ve programına gelen eleştirlerde niçin sinirlenip savruluyor ve eleştirdiğin doğal düşünce içine giriyorsun..? yoksa bahsettiğin evrensel-insan düşünce paketi altın değerinde değil de üstü altın kaplanmış adi ve sıradan bir metal mi..?

paslıçivi
04-06-2010, 06:54
Cunku, benim mesajlarimda dile gelen, evrensel insan'in dile getirdiklerinden ziyade, herkesin kendi evrensel insanligini kendisinin ortaya koymasi ve belirlemesi. Yani bir kisi evrensel insan olmak istiyorsa, benim evrensel insan olarak dile getirdiklerimi uygulamak degil; kendi olmak istedigi evrensel insanliktan ne algilayarak, kendisini getirecegi duzeyi.



sevgili e.i..

bir düşün bakalım.. kim ya da kimler evrensel insan olmak ister? sence varolan inancıyla barışık ve uyumlu olan bir teizm ya da nonteizm düzeyindeki insan yani mutlu/tatmin bir insanın "evrensel insan olmak" gibi bir derdi/arayışı olabilir mi.. olursa neden, olmazsa neden?

ve şayet

Oyuzden evrensel insan'in "eger evrensel insan olmak istiyorsan, bunlari yapmalisin" diye bir paketi yok. Sadece evrensel insan olmak isteyen "ben nasil evrensel insan olabilirim?" sorusunu kendi soracak, kendi cevaplayacak

ifaden doğruysa senin evrensel-insan düşünceni burda "haberdar etmeye, alternatif sunmaya" olan gayretinin altında yatan amaç nedir? birey bilinci almaya başlamış bir insan bu yolculuğu kendi yapabilecekse senin bu klavuzluk gayretlerin nedir.. niçin bu evrensel-insan düşüncesini bu kadar sahiplenip bu kadar üstüne düşüyorsun..

evrensel insan olmak istemeyen teizm ve nonteizm düzeyi insanlarla olan çatışmalarınızda onlarla savaşıp mücadele edecekmisiniz ya da size olan her türlü düşünsel ve fiziksel saldırılarda savaşmayıp kendinize yaşayacak başka bir ada ya da bir gezegen arayışına girdiniz mi?

ya da onların ölüm sonrası yaşam/yaşamlarını ve tanrılarını hiçe sayan bu düşünce paketini benimseyenlerin zamanla sayılarının artmasını alkışlayacağını falan mı düşünüp, havalarda uçuyorsunuz..

paslıçivi
04-06-2010, 07:20
Benim evrensel insan olarak tum ortaya koydugum, insanoglunun kendi adina/eliyle kendi yapilandirdigi ve islerlige koydugu, dogal dusuncenin ne oldugu, neden oyle oldugu ve bunun neden sorun oldugu. Iste bunu gorebilmek icin birey bilinci gerekir.

senin bu yukarda bahsettiğin tamamen benim gnostik dediğim insanlar için geçerli.. yani teizm ve nonteizm düzeyinde yaşayan insanlar.. çünkü bu gnostik düzeyde bilinçaçıklığı olan insanlar kendi dahil herşeyi bir bütün olarak ortaya koyduğunu zannedip büyük bir yanılgıda bir rüyada yaşayan devasa dünya insanlığıdır..

bilinçlerine yansıyan şeyin/varlığın insan eliyle insan adına bir bütün olarak ortaya konulamayacağının farkındalığına erişememiş insanlardır.. büyük bir farkındalık eksiklikleri vardır.. ama bu durum onların ne bir suçu ne bir hatası değildir.. onlar henüz bu varlıkta yaşamda kalıp soylarını devam ettirebilmek için böyle bir bilinçaçıklığında yaşamak zorunda olan insanoğlu dediğimiz ve arageçiş formunda olan bir canlı türüdür..

yani senin doğal düşünce dediğin şey bir sorun değil oluşması zorunlu olan evrim sürecinin insanoğlu ayağının hem nörokimyasal hem bilinçsel bir kesitinden başka bir şey değildir.. bu durumun milyonlarca yıl öncesi olduğu gibi milyonlarca yıl sonrası da olacaktır..

süreç/evrim işleyip zamanı geldiğinde insanoğlu bu gnostik yani doğal düşünceden arınacaktır ama sorunlar bitmeyecektir.. çünkü sorun sadece insanoğlunun derin uykusu değildir.. kaostan düzene geçiş sonsuz bir süreçtir.. her evrim sürecinin kendine özel sorunları ve ileriki aşamalarında taşların biraz daha yerlerine oturacağı çözümleri olacaktır.. insanoğlu dediğimiz müstakil varlık evrimin sadece bir ayağıdır ve bütünün bir parçasından başka bir şey değildir..

paslıçivi
05-06-2010, 08:25
Iste ben bu temelde, kendimi ornek alarak, evrimsel veya norokimyasal gelisimin, dusunce, bilimsellik, gozlem, sorgulama v.s. yoluyla, bilinc degistirilebilecegini kendi adima soyluyorum. Ustelik bu konuda, benim birey olarak norokimyasal yapimin buna uyumlulugu/uyumsuzlugu da konu ve onemli degil. Cunku ben bu bilinc duzey degisimimi, norokimyasal yapima gore degil; yasam ve iliskim olarak kendi caba ve gayretime bagliyorum.

Sonucta benim norokimyasal yapim el verse de, ben bu caba ve gayreti harcamasam, degisen bir sey olmaz.

Bu ayni, mesela benim babamdan aldigim matematik beyin yerinin avantajini, matematiksel bir caba ve gayret gosterilmezse, bir anlami olmayacagi anlamina gelir.

Yani ne benim, beyinsel yatkinligim, ne normalligim, ne de uzakligim; benim matematikci olmama, eger ben bir caba ve gayret gostermiyorsam, yardimci olmaz.

Iste bu CABAS VE GAYRET tir devrimci olan.



sevgili e.i..
daha önce de söylediğim gibi bu dünyada bir kişi yoktur ki varolan bilinç ve inanç durumunun doğuştan gelen nörokimyasal yapı ve sonradan yaşarken bu nörokimyasal yapının değişimlerine bağlasın.. buna dediğim gibi sen de dahilsin..

dünya insanlığının büyük bir çoğunluğu dünyaya geldiği zaman ve coğrafyada kendine yüklenen dogmada/soyutta/zihinde yaşar.. bu insanlarla konuşursan sana şöyle diyeceklerdir..

-evet ben bu dogmanın/zihnin içinde doğdum ama sonra bu işi araştırdım, sorguladım ve mantığımı kullandım ve gördüm ki benim dogmam/soyutum/inancım doğru diğer tüm dünya inançları yanlış..

bunu hangi teizm düzeyi bilinçaçıklığındaki insanla konuşursan konuş sana şablon gibi bu cevabı verecektir.. ve bu insanlar tüm yaşamlarını bu soyuta göre ayarlayıp ve inancını hakikat zannedip koca bir yaşamı derin uykuda rüya görerek tamamlarlar.. bunlar kabaca 5 büyük dogma olan islam, musevilik, hristiyanlık, budizm, hinduizm ve bunların alt fraksiyonları olan çok değişik çeşitte mezhep ve kollarıdır..


bu devasa insanlığın içinde bazı çocuklar vardır ki daha çocukluğundan itibaren bu dogmaya karşı bir direnç gösterirler.. daha çocuk yaşta nonteizme olan yatkınlıklarını belli ederler.. çünkü bu çocukların nörokimyasal yapısı bir zihin yüklemeye müsait değildir.. bu sadece dini inanç değil bir çok zihin katmanı için geçerlidir.. bu çocuklara sadece dini inancı değil daha birçok etik değer ve tabuyu kolay kolay yükleyemezsin, bu çocuklar "aykırı" "kime çekmiş bu çocuk ki" gibi denilen fırlama tiplerdir.. bu veletin kendine bu soyut yükleme işlemine olan direnci bilinçli değil bilinçsiz yani tamamen nörokimyasal yapısı eşliğinde gerçekleşir..

senin bir müftü çocuğu olduğun halde daha veletken allahı sınaman, oraya buraya çöğdürmenin sebebi budur.. sen bir müftünün çocuğu değil de bir çinde, hindistanda budist rahibin çocuğu olarak dünyaya gelseydin çocukluğunda buddhanın heykeline çöğdürecektin ve allahı sınamaycaktın bile, çünkü sana yaratıcı bir tanrı olan allahtan hiç bahsedilmeyecekti.. sen şu an çoğunluk dünya insanlığının doğuştan varolan nörokimyasına sahip olsaydın karşımızda azılı bir müslüman olarak bulunacaktın büyük olasılıkla..

bu nonteizme olan doğuştan yatkınlıkta diğer çok önemli bir faktör çocuğun yetiştiği ebeveynleridir.. 17-18 yaşına kadar sürsede asıl ilk 6 yaş hayati önem taşır.. ebevynler teizm değil de nonteizm bilinçaçıklığında ise bu velet doğuştan avantajlıdır.. hayata 1-0 önde başlar.. çünkü onu kirletecek, o tertemiz bilinci kapatacak atalarının(ebeveynlerinin) elinde büyümeyecektir..

önem sırasında diğer bir faktör doğumdan erişkinliğe(0-18yaş) kadar yaşadığı toplumdur.. ebeveynler teizm ya da nonteizm bilinçaçıklığında olabilir ama çocuk ailenin elinden/kontrolünden çıkıp dışarda arkadaşlarıyla oynamaya, okula gidip eğitim/öğretim almaya başladığında yine bir soyut/zihin/öğreti bombardımanına maruz kalır.. çocuk henüz saf bir bilinç(tapulu arsa:shocked:) olmasına rağmen arkadaşları ve öğretmenleri onun için çok önemlidir ve onlardan duydukları, öğrendikleri, gördüklerinden etkilenerek bu safbilincin üzeri yavaşa yavaş kapanmaya tozlanmaya başlar.. buna bir de yaşadığı toplumun dini ritüellerinin uygulandığı ibadethaneler, dini bayramlar, kutlamalar, ibadethanelerinin çevresel sesli uyaranları eklenir..(burdaki örnekleri kafanızda canlandırıken sadece semavi dinleri ve islamı değil doğunun tanrısız ve çok tanrılı dinleriyle antik dönemde yaşamış veletleri de canlandırmanızı rica edicem.. yani sinagoglar, manastırlar, kiliseler, camiler, budist rahipler, azizler, pederler, imamlar, inekler, maymunlar, putlar, ezanlar kilise çanları vs tüm somutlaştırılmış dini faktörler)

işte bu aşamada aile nonteizm bilinçaçıklığında olsa bile çocuğun nörokimyasal yapısı uygun değilse çocuk nonteizm düzeyini koruyamayıp bu çevresel tozlardan etkilenip bir tanesi tarafından hastalanır.. natan arkadaşımız buna güzel bir örnektir..

ailesi ve toplum tarafından kirletilmeyen bu çocuklar orjinal nonteizm bilinçaçıklığındaki insanlardır.. bir de bunların çakma olanları vardır.. zavallı savunmasız yavru şansızdır ve teizm düzeyi bir aile ve toplumun içinde dünyaya gelir.. ve dogmayı yutmak zorundadır, çünkü hem nörokimyasal yapısı buna uygundur hem de başka şansı/seçeneği yoktur.. o bir hamur gibidir, aile ve toplum onu bir güzel yoğurup şekil vererek kendilerine benzetirler..

ama bu şekil verilmiş hamur gün gelir bu şekli yamultacak, bozacak bir psikolojik travma yaşar.. o gördüğü güzel rüya bozulmuştur, rahatı, huzuru kaçmıştır ve beyin nörokimyasaında endojen morfinler (seretonin vs) azalmaya başlar.. işte o zaman bu darbeyi almış kişi "yaşamda kalıp soyunu devam ettirecek" gücü olan yaşama sevincini kaybetmeye başlar.. ve ruhsal aygıt hemen bu durumu tedavi/tamir çabasına girer.. bu işi ego dediğimiz benlik ve onun savunma mekanızmaları eşliğinde yapar.. bu benlik sağlam temellere dayanmış ve sevgiyle yoğurulmuşsa bu işin altından kalkakarak kişiyi tekrar uyku/narkoz/mutlu duruma getirerek yaşama kaldığı yerden devam etmesini sağlar..


amaaa bu benlik ve savunma mekanızmaları güçlü değilse kişi artık dönüşüme hazırdır.. uykudan uyanma zamanı gelmiştir, artık o güzel rüya bitmiştir.. işte burda ilk durak ateizm dediğimiz "dogmanın reddi" dönemi başlar.. kişi tam olarak uyanmasa bile o derin uykudaki rüyada değildir artık.. kişinin geçmişindeki dogma, beyin nörokimyası, yaşadıklarına göre bu durum ateizm olabileceği gibi deizm veya panteizm de olabilir.. bunlar çakma nonteizm düzeyi bilinçaçıklığında yaşayan insanlardır.. ve yaşamları genellikle yüklenen ve kurtulduğunu zannettiği dogma/soyutla mücadele içinde geçer.. orjinal nonteizm düzeyi insanlar bu dogmalarla çakmalar kadar uğraşıp cebelleşmezler.. onlar daha çok bilime ağırlık verirler..

neyse lafı fazla uazatmayayım.. bu nonteizm düzeyi insanlara da soracak olursanız onlar da kendi bilinç/inanç düzeylerini kendileri belirlediğini/seçtiğini söyleyip nörokimyasal bir robot olduklarını kabul etmeyeceklerdir.. onlar da kendi mantığını kullanrak, düşünerek sorgulayarak bu duruma geldiklerini ve kendi inançlarının doğru diğer tüm teizm ve nonteizm düzeyi inançları yanlışlayacaklardır..

işte dünya insanlığını bölen asıl mesele budur.. kişi kendini bildiğini zannetmektedir ve bu yüzden kendi inancı doğru diğer tüm fraksiyonlar yanlıştır.. ve hiçbiri diğer inanç düzeyi insanlarla empati kurup onları algılayamadığı için binlerce yıldır dünya insanlığı kardeş/dost olduğu halde kedi köpek gibi birbirlerini yemekten uzak duramazlar..

işte size bu "benim inancım doğru diğerleri yanlıştır" dayatmasını ve matrixini oynayan şey benlik modülüdür..


bu modül sizde monte edilmiş bir şekilde yaşadığınız sürece de bu tutum ve davranışınızı değiştirmeniz imkansızdır.. yani ya derin bir uykuda rüya göreceksiniz ya da uyku mahmurluğunda bir yaşam süreceksiniz.. ve bu konuda sizin düşünerek, okuyarak, sorgulayarak yapabileceğiniz hiç bir şey yok.. o yüzden diyorum ya bu dünyada neye kime ne oranda inanıp inanmadığızı siz belirlemiyorsunuz.. ve sizin inancınızdan sorumlu tutan tüm dogmalara diyorum ki koy g.tüne rahman gitsin..

benden bugünlük bu kadar..

paslıçivi
06-06-2010, 08:14
sevgili e.i..

2 günlük yokluğun umarım geçici bir durumdan kaynaklanıyordur.. sana olan yüklenemlerime alınmamanı ve tüm bu zihin çarpışmalarımızda hepimizin bilincini yükseltme çabalarımız olup insanlığa ışık tutup daha iyi bir noktaya gelme olarak algılamanı umuyorum..

sen bize lazımsın..

evrensel-insan
07-06-2010, 14:01
Saygideger paslicivi;

2 günlük yokluğun umarım geçici bir durumdan kaynaklanıyordur-paslicivi-

Sitedeki " yoklugumu" fark edebilmen ve dile getirmen, buyuk bir "incelik" Sitedeki "yoklugumun" site ile, ya da yazilan mesajlar ile bir ilgisi yok. Alinganlik, duzeyini de coktan astim. :tea:

Ben de herkes gibi her turlu birikimi mi paylasiyorum, hepsi bu.

Ayrica, hic endise etme. Benim kendi kendime yuklendigim kadar, disaridan birisi bana yuklenemez. Oyuzden rahat ol, istedigin gibi elestir. :happy:

Saygilarimla;
evrensel-insan