Haberleri net gazetelerinden takip ederken okuduğum şu satırlardan sonra kan beynime sıçradı..
''Maalesef bu mesleğin kaderi böyle, maden işçileri birgün böyle bir olaya maruz kalacaklarını bilerek bu işe girişiyorlar''
Üstteki paragraf Ülkemin Başbakanına ait.. Yazık !!
Açlık , çaresizlik , elverişsiz çalışma şartları kader olmamalı,insan hayatı bukadar ucuz olmamalı ,bu zihniyeti kınıyorum...
Hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı dilerim..Işıklar içinde yatın güzel insanlar..
evrensel-insan
20-05-2010, 23:12
Saygideger prozac;
Insanoglunun yasamindan baska ve daha degerli bir olgu yoktur. Bunun aksini dusunenler, hem kendine, hem de turune, hem de insan haklarina ihanet ediyor demektir. Insanogluna hazirlanan calisma sartlarinin eger yasam tehlikesi icerigi varsa, ve kisiler bu sartlarda, sirf bir cikar ugruna calistiriliyorsa, bu da ihanetin baska bir boyutudur.
Bende boyle bir facia temelinde yasamini yitiren her vatandasin aile ve yakinlarina bas sagligi diliyorum.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Tabii ki madencilik işine giren kişiler böyle bir duruma düşebileceği ihtimalini vermelidirler kendine. Ancak bunu söyleyerek ''elimizden bir şey gelmez, gebersinler'' gibi bir şey ima etmek çok yanlış. Hele bunu halktan sorumlu Başbakanın söylemesi daha çok yanlış. İşte Türkiye Cumhuriyeti'de bu kadar aptal. Böyle bir adamın peşinden gidiyorlar. Adam gibi bir başbakan olsaydı halka güven verici bir kaç şey söylerdi. Böyle bir umursamaz bir tavır değil.
insan_olmak
20-05-2010, 23:51
''Maalesef bu mesleğin kaderi böyle, maden işçileri birgün böyle bir olaya maruz kalacaklarını bilerek bu işe girişiyorlar''
Dünya kaderle işlemez.Dünya sizin yaptıklarınızla işler.
bu işçiler keyfiyetten işe girmiyorlar.Eğer bu işe girmezlerse aç kalacaklar.belki bu işi
seçmeme şansları varmış gibi görünüyor ama yok!
Evlerine ekmek götürmek için bu işi yapmak zorundalar.
''Kaderi böyle'' ''kısmeti böyleymiş,Allah böyle uygun görmüş'' gibi bakış açıları insanı gerçekten delirtiyor.
sen ihmalsiz ol hiçbişey yapma sonra gel ''Allah böyle uygun görmüş'' de
Öfkelenmemek mümkün mü?
Memleket allaha emanet, allah yok, memkelet bunlara kalır tabi abi, kendi ellerimizle teslim eden gene kendisi bu milletin.
Ailelerine ve tüm yakınlarına baş sağlığı dilerim.
Bugün haber bültenlerini izlerken malum bakanın "...tlarını kaybetti, Allah rahmet eylesin" sözlerini duyduktan hemen sonra şunları da düşündüm.
Bakan şimdi makam aracına atlayacak ve Ankara'ya geri dönecek. 3-4 saatlik yolculuğun ardından bir basın açıklaması daha yapar belki. Biraz dinlenir. Elbette birkaç gündür orada olmanın etkisiyle sinirleri bozulmuş olmalı. Üzülüyordur eminim. Tersini düşünmüyorum gerçekten. Bu gece uyurken birkaç kabus görmesi bile şaşırtıcı olmaz, hatta 2-3 gün üst üste?
Halkım benim, halkım sa 2 gün geçmez unutur. Unutmasa ne olacak? Hatırlasa ne ki? İyi güzel, çok hoş, hatırlamaya devam ediyor sanırım. Unutmamış. Peki şimdi sırada ne var? Televizyonlarda birkaç hafta enine boyuna tartışmalı mı bunu ne? Belki yiğit bulut yapmalı tartışmanın koordinatörlüğünü. Olabilir güzel, parlak bir çocuk zaten, yakışır...
Peki ya sonrası?
Sonrası; deprem olduktan sonra, marmara'ya, depreme, sellerden sonra dere yataklarına kurulu illere, binlerce trafik kazasından sonra yollara, trafiğe, işsizlikten hırsızlığa, gaspa yelken açan gençlere ne olduysa, ne çare bulunduysa o. Hiç.
Kimse ne bir ders çıkardı, ne de bir sebep aradı, bundan o kadar eminim ki. Belki birkaç üniversitede gaz sıkışması ve grizu patlaması konulu paneller sıklaşır o kadar.
Bence milletçe verilmiş sadakamız varmış arkadaşlar.
Biz gerçekten çaresiz, ezik, işe yaramaz, elinden iş gelmez, çözüm üretemez, kendine yetemez, yönetemez, aşağılık, maşa, hurafe, büyücü, beyinsiz, telli baba bir toplumuz bence. O yüzden hepimize Allah rahmet eylesin.(!) Eski ölülerimiz için, deprem zedelerimiz için madencilerimiz için, tinercilerimiz için ve en önemlisi yarının ölüleri doğmamış çocuklarımız için. Hepsine "Yüce Allah'tan Rahmet sevenlerine başsağlığı"(!)
...
Zonguldak’ta, taşeron bir firmanın işlettiği işyeri, yine maden işçilerine mezar oldu. Bu tür olaylarda hep aynı şeyi tekrarlamak zorunda kalıyorum. Üç kuruş peşinde canlarından olanların başına gelenler başlı başına bir felaket! Ancak, daha kötüsü, bu insanların ‘sahipsizliği’! Kuzuların sessizliği!
Artık, iş güvenliği, işçinin, emekçinin hayat koşulları, hakkı, hukuku, siyasal tartışmanın konusu olmaktan çıktı. Asıl sorun burada! Yeraltı veya üstündeki iş yerlerinin, çalışanlarına sıkça mezar olması, o olmazsa sağlıksız koşullar, düşük ücret, sosyal güvencesiz çalışma koşulları adına ses seda kesildiği oranda, ‘iş mezarlıkları’, işyeri adı altında işleyen ‘işkence haneler’ artıyor, artacak! O halde, böylesi olaylar karşısında kıyametler kopmalı, sebep olanların iki cihanda hesap vermeye mecbur oldukları hatırlatılmalı!
Maalesef durum bu değil, bu türden facialar sıradan gündem olmanın ötesine geçemiyor, üstü kapatılıyor, kimse ‘sorumlu’ arayışına girmeye hevesli değil! Son dört-beş ay içinde art arda yaşanan benzer olayların araştırması ne oldu, hatırlayanınız var mı?
Siyaset sahnesinde, lafla olsun, ‘güçlüye karşı güçsüzden yana’ olan kimse kalmadı. Solcular, emekçilerden, onlar adına ses vermekten çoktan vazgeçtiler. Onlar şimdi ‘demokrat’! İnsanca yaşama hakkının esamesi okunmayan, emek sömürüsünü sorun etmeyen, kâr hırsı adına insan canının tehlikeye atılabildiği bir düzeni sorgulamak gibi bir derdi olmayan, bir ‘demokrasi’ kalesi kurdular, içine saklanıp yeni türküler tutturdular, geçinip gidiyorlar!
‘İslamcılar’, ‘muhafazakâr’ adı altında iktidar oldu, insanlık gibi bir dertleri kalmadı! Kapitalist olmanın keyfini çıkarmaya koyuldular, dünya yansa bir kalbur samanları yanmıyor! Kalemi eline alan, tüm maharetini müteahhit firmalara mazeret bulmak için kullanıyor. Bunu yapmaya gönlü razı olmayan, hiçbir şey olmamış gibi, emekçilerin mezarlarından ıslık çalarak geçiyor. Sıkıysa, taşeron sistemini, bu sistemden sermaye büyütenleri dillerine dolasınlar! Benzer bir şey, tüm medya çevreleri için geçerli! Sıkıysa, iktidarın dağıttığı rant sistemine ‘kışt!’ desinler!
Öteden beri tezgâhını sermayenin çıkarları istikametinde kuranlar bir yana, yazıklar olsun, olanlara seyirci kalıp hâlâ, kendilerine solcu deyip ortalarda gezenlere! Yazıklar olsun, içinde emek sömürüsü, sosyal hak/hukuk derdi olmayan ‘demokrasi’nin sahtekar havarilerine! Yazıklar olsun, iş emekçiye gelince, ‘Karadır bahtımız kara’ diye manşet atarak, işi kaderciliğe dökmekten sıkılmayan, Taraf’tarlara! Güneydoğu’da çatışmalarda ölen her iki taraf için de ‘kara bahtlı’ deyip geçebilir miyiz?
Yazıklar olsun, ‘dini değerler’ üzerinden iktidar olup, insanlıktan çıkmış yeni sermaye azgınları ve onların borazancılığına soyunanlara! Yazıklar olsun, konu iş kazası olunca ‘kaderci’, ihale peşinde koşmaya gelince, en acımasız kul düzenine esir olmakta beis görmeyenlere!
Solcusunun, demokratının, dindarının güçlünün yanında hizalanmakta tereddüt etmediği, vicdansızlıkta buluştuğu bir ülkede, dünyada, güçsüzlerin sesini duyuracak kimse kalmamış demektir. Kimse kendini kandırmasın, ‘öfkeden çılgına dönmemek’, ‘sessiz kalmak’, ‘isyan etmemek’, güçlüye boyun eğmektir!
Ünlü İtalyan siyaset kuramcısı Norberto Bobbio, “Zenginle fakir, güçlü ile güçsüz arasındaki muazzam farkı dert edinmek’ siyasal tavrın en belirleyici eşiğidir” diyor. Aklı, vicdanı, imanı kararmamışlar için ölçü bu olmalı. Kanmayın boş laflara, akla kara, güçlü ve zayıfa karşı mesafe ile belirlenir. Partiniz değil, ruhunuz, vicdanınız, alnınız AK olsun istiyorsanız, yaşadığınız ülkede olan bitene bu açıdan bakın, ses verin, daha fazla insanı kurban vermeyelim.
Nuray Mert,
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=997775&Yazar=NURAY MERT&Date=21.05.2010&CategoryID=98
Altına utanarak imzamı atıyorum. Eline sağlık sevgili Nuray....