PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sıkıntı


Aynalı
25-06-2010, 20:34
SIKINTI

Tatil bittiğinde ve alışılmış işlere yeniden başlamak düşüncesi aklımıza geldiğinde giderken toprağa gömdüğümüzü sandığımız sorunlar yeniden bilincin ışığına çıkar.

Bu sorunlardan biri, insanların diline gittikçe daha da fazla dolanan bir kelimeyle özetlenebilir: sıkıntı.

İş sıkıntıdır, okul sıkıntıdır, üstlendiğimiz zorunluluklar, yerine getirmemiz gereken yüzlerce sorumluluk ve çözmesini bilemediğimiz sorunlar, hepsi sıkıntıdır... Sanki tatil günlerimiz hiçbir işe yaramıyor da, bizi bekleyen şeyin düşüncesi karşısında bile az ya da çok sayıdaki tatil günlerimizin dinlencesi yok oluveriyor.

Fakat dinlenmeyi gerçekten biliyor muyuz? Yoksa dinlenmeyi hiçbir şey yapmamak ya da çok az şey yapmak, düşünmemek, senenin geri kalan kısmındaki kişiliğimizi bırakıp farklı bir kişilik edinmek olarak mı kabul ediyoruz?

Belli ki dinlenmiyoruz. Bu şekilde sadece, dönüşte bize tekrar sıkıntı vermeye başlayacak olan tüm şeylerden saklanarak kısa bir süre için bir kaçış yapıyoruz. Acının pençelerine düşüyor, hayatın bize yüklediği zorluklar ya da öyle olduklarını sandığımız şeyler tarafından tuzağa düşürülmüş hissediyoruz. Zorunluluklar ve hatta nasıl kullanacağımızı ya da ne olduklarını bilmediğimiz haklarımız bize sıkıntı veriyor. Keşmekeş girdabına batıp, öncekinden daha iyi olarak düşlediğimiz, bize gerçekten dinlenme fırsatını verecek olan, bir sonraki tatilin gelmesi için ayların geçmesini arzulamaktan başka çaremiz kalmıyor.

Şüphesiz her yıl aynı şey tekrarlanır.

Stoacı filozofların bize öğrettiği gibi, sorun dışarıda değil içimizdedir.

Yolculuğa çıkıp günlük endişelerimizden uzaklaşmak olanaksızdır. Çünkü kaçınılmaz olarak onlar da bavulumuzda gelecektir. Bu durumda ne yaşadığımız ortamdan uzaklaşmak ne de zihni boşaltmak bir işe yarayacaktır. Kendi kendimizin düşmanlarına dönüşüyoruz. Ve lanetlediğimiz sıkıntımızın nedeni de kendimiziz. Sorun, bir yer değiştirme meselesi değildir; aktif bir şekilde ve zekice dinlenmeye koyulmadan da bir şey elde edilemez.

Neden sıkıntılarla yaşıyoruz? İlk olarak; kaçınılmaz olarak kısa görünen bir zamanda ilgilenmemiz gereken çok sayıda şey olması nedeniyle. Filozoflar olarak, bize sıkıntı veren çok sayıdaki şeylerin gerçek önemlerini analiz etmeliyiz. Hepsi de gerçekten ilk sırada bulunmaya değer mi? Bu ilgiyi gerçekten hak eden, daha az hak eden ve kesin olarak buna değmeyecek şeyler arasında bir seçim yapmak mümkün değil midir?

En güvenlisi bu değerlendirmeden bizi geçit vermeyen bir sis gibi çevreleyen sıkıntıyı çözmek için aydınlatıcı cevaplar çıkmasıdır. En güvenlisi, şeylerin bizi tuzağa düşürdüğünü fark etmemizdir. Ve bizi çok sayıda olmalarıyla değil, aşkın olmamalarıyla tuzağa düşürürler: hiçbir yere götürmeyen çok şeyler yapmak; nereye doğru gittiğimizi iyi bilmeden sürekli hareket etmek; belirli amaçlara sahip olmamak ya da gerçekleştirilmesi olanaksız amaçları olmak. Böylece iç insan, sözde kendi koruması ve kişisel gelişimi için meydana getirilmiş karmaşık ve sinir bozucu bir yapı tarafından boğularak öldürülür.

Ancak, benimizi görünmeyecek hale gelinceye kadar sarmalayıp korumak ta yararsızdır. Aşkın olmayan şeyler her birimizin içinde bulunan ve kendini ifade edebilmek için açık pencerelere gereksinim duyan üstün insanı yok eder. Aşkın olmayan şeyler sıkıntı verir, moral bozar, yaşamayı, yorulmayı ve dinlenmeyi engeller, çünkü kendine özel, doymak bilmez delice bir ritme sahiptir.

Bir parça hava ve ışık yani bir biraz sağlıklı bilgi her zaman içimizde bulunan bene bir aralık açacak ve sıkıntı yerini, içinde zamanın, uzayın ve enerjinin, sonsuz ve öz olana uygun hareket ettiği umulmadık bir uyuma bırakacaktır.

* Delia Steinberg Guzman’ın şeylerin geçiciliği ve sürekliliği, yanılsama ve gerçek konularında makalelerinin bulunduğu “Maya’nın Oyunları” ve felsefi-psikolojik makalelerinden oluşan “Özgürlüğe Uçuş” adlı eserleri Türkçede yayınlanmıştır

Düşüngen
26-06-2010, 07:32
Okumamızı sağladığın faydalı paylaşımın için teşekkürler sevgili Aynalı.