PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Hüdai ÇAKMAK Blog Yazıları


Hüdai ÇAKMAK
20-07-2010, 18:21
EVRİM KONUSUNDA CHARLES DARWİN’İN ŞÜPHELERİ

Evrim teorisi genelde akıl, mantık ve bilim dışı bir teoridir ve pek çok bilimsel bulgularla (kendi temel ve mekanizmalarıyla da) çelişir ve teorinin kurucusu Charles Darwin’de bunun farkındadır.
Darwin kalan ömrü boyunca ortaya koyduğu evrim teorisinin gerçekliği yönünden şüpheler içinde bocalayıp durmuştur. Bu bocalama evrim teorisi müsveddelerinin uzun zaman (yaklaşık ondört yıl) bir sandıkta saklı durmasına neden olmuştur.
1858 yılına gelindiğinde Darwin, Alfred Russel Wallace’in ufak farklılıklarla evrim teorisine benzeyen bir teori yayımlamak üzere olduğu duyumunu almasaydı muhtemel ki daha uzun yıllar sandıkta duracaktı. Bir bakıma evrim teorisinin ortaya çıkma nedeni bir başkasına kaptırılma korkusu olmalıdır.
Darwin korkularını ve endişelerini bir kenara koyarak on dört yıl sonrada olsa teorisini yayınlamaya cesaret edebillmiştir ama şüpheli bocalayışları devam edip gitmiştir. Türlerin Kökeni kitabındaki ifadeleri bu bocalayışın boyutunu kolayca ifade eder. Aynı zamanda bu ifadeler Darwin’in uzun yıllar gözlemlediği yaşamdaki yaratılış harikalıklarından nasıl etkilendiğinin açık kanıtlarıdır.
Darwin Türlerin Kökeni isimli yapıtında kendine şu soruları sormaktan alamamıştır.
-…Birincisi türler başka türlerden belli belirsiz aşamalardan geçerek türediyse neden her yerde sayısız geçişsel biçimlere (ara formatlara) rastlamıyoruz?
Bu gün gördüğümüz türler yerine doğada neden biçimlerin karmaşıklığı ile karşılaşmıyoruz?
İkincisi; örneğin yapısı ve alışkanlıkları bakımından yarasa olan bir hayvan, çok farklı yapısı ve alışkanlıkları olan başka bir hayvanın değişiklik geçirmesiyle oluşabilir mi?
Doğal seçmenin bir yandan zürafanın kuyruğu gibi sinek kovmaya yarayan pek az önemli bir organ ve öte yandan göz gibi şaşılası bir organ türetebileceğine inanabilir miyiz?
Üçüncüsü içgüdüler doğal seçmeyle kazanılabilir ve değişikliğe uğratılabilir mi?
Arıyı büyük matematikçilerin buluşlarını çok önceden uyguladığı petek gözlerini yapmaya yönelten içgüdü için ne diyeceğiz?
Dördüncüsü, birbirleriyle çaprazlanan türlerin kısırlığını ve kısır döller vermelerini oysa birbirleriyle çaprazlanan çeşitlerin döl verimlerinin bozulmadan kalmasını nasıl açıklayacağız?
…………………….
Bununla birlikte bu gün doğada sayısız geçişsel biçimin hiç bir yerde ortaya çıkmamasının ana nedeni yeni çeşitlerin hiç durmadan ata biçimlerinin yerini almasına yol açan doğal seçim sürecinin kendisidir. Ama özellikle bu yok etme süreci olağanüstü etkili olduğu için eskiden var olmuş ara çeşitlerin sayısı da gerçekten pek büyük olmak gerekir.
Öyleyse yerbilimsel oluşumlar ve bütün tabakalar geçişsel biçimlerle neden tıka basa dolu değildir?
Yerbilim organik yaratıkların böylesine kopuksuz zincirini asla gün yüzüne çıkarmamıştır. Ve bu belki doğal seçme teorisine karşı çıkarılabilecek en açık ve en zorlu aykırılıktır. Bence bunun yanıtı yerbilimsel belgelerin aşırı eksikliğinde saklıdır.
……………….
…..Ama bu teoriye göre sayısız geçişsel biçimler (ara formatlar) olmak gerektiğine göre onlara yer kabuğuna gömülmüş olarak neden çok sayıda rastlamıyoruz?
…………………..
……Peki ama geçit bölgelerinde yaşam koşullarının geçiştiği yerlerde neden birbirine yakın geçişsel çeşitlere (ara formlara) rastlamıyoruz?
…………………..
…Ama doğadaki türlü organik varlıklarda gördüğümüz sayısız karmaşık yapı uyarlamalarının düpedüz böyle bir etkiye (doğal seleksiyona) yorulamayacağına güvenle karar verebiliriz.
…………….
Bundan başka en farklı iklimlerde yaşasalar bile türlerin arı kalmasının ya da hiç değişmemesinin pek çok örmeğini her doğa bilgini bilir.
……………..
…Bu bölümde verilmiş olguların teorimi büyük ölçüde desteklediğini öne sürmüyorum ama anılan güçlüklerden hiç birinin teorimi geçersiz kılmadığı kanısında olduğumu söylüyorum.
Darwin yaşamın basite indirgenemez kompleks sistemlerinin en belirgin ve harika yapılarından olan göz ve tavus kuşunun tüyleri ile ilgili şunları söylemektedir.
-Gözü düşünmek çoğu zaman beni teorimden soğuttu. Ama kendimi zamanla bu probleme alıştırdım. Şimdilerde ise doğadaki bazı belirgin yapılar beni çok fazla rahatsız ediyor. Örneğin bir tavus kuşunun tüylerini görmek beni neredeyse hasta ediyor.
Darwin'in canlılardaki kusursuz tasarımları gördüğünde hissettiklerini anlatan sözlerinden bazıları şöyledir:
-Bu mükemmel evreni, özellikle de insanın doğasını izlemekten mutlu olamıyorum. Her şeye dizayn edilmiş kanunların bir sonucu olarak bakmaya eğilimliyim. Ve bütün bu kanunlar açıkça her şeyi bilen, gelecekteki tüm olayları ve sonuçları gören bir Yaratıcı tarafından dizayn edilmiştir. Ama daha fazla düşündükçe daha fazla kafam karışıyor.
Tamamen ümitsiz bir karmaşanın içinde olduğumun bilincindeyim. Gördüğümüz dünyanın bir şans eseri olduğunu düşünemiyorum. Ama aynı zamanda her ayrı parçaya da bir dizaynın (planlamanın) sonucu olarak bakamıyorum.
Her sınıftaki hayvanla ilgili birçok şaşırtıcı ve ilginç örnekler verebilirim. Bunların sayısı o kadar çok ki şans eseri olmaları mümkün değil.
Ayrıca Darwin, ortaya attığı teorinin yanlışlığını ve temelsizliğini de fark etmiş ve şöyle yazmıştı:
-Okur Türlerin Kökeni isimli yapıtımın bu bölümüne varmadan önce bir yığın güçlükle karşılaşmış olacaktır. Bunların bazıları bugüne dek üzerlerinde belirli bir ölçüde duraksamadan düşünemediğim kadar çetindir.
…………..
…..Böyle ani değişimler her şeyden önce embriyoloji ile uyuşmamaktadır.
Yine Darwin yakın dostu Asa Gray'a yazdığı bir mektupta:
-Oldukça iyi biliyorum ki spekülasyonlarım meşru bilimin sınırlarının oldukça ilerisine uzanmıştır diyerek teorisini bilim dışı bir spekülâsyon olarak değerlendirmişti.

Evrim teorisinin en büyük iddialarından birisi ve yanılgısı tamamen maddeye indirgeyerek canlı cansız tüm var oluşu doğa mekanizmalarının zaman içindeki rastlantısal ürünü saymasıdır. Saymasıdır ama Darwin bu konuda da şüpheler, tereddütler içinde bocalamakta, ümitsizliğin içinden ümit kırıntıları aramakta, Türlerin Kökeni kitabında şunları yazmaktadır.
-….Öyleyse hayvan ve bitkiler pek az ve pek yavaş da olsa değişiyorsa herhangi bir yararı olan değişimler ya da bireysel farklar doğal seçmeyle ya da en uygunların kalımıyla neden saklanıp biriktirilmesin?
İnsan kendine yararlı değişimleri (hayvanların evcilleştirilmesi kastediliyor) sabırla seçebiliyorsa değişen ve karmaşık yaşam koşullarında canlı varlıkların kendilerine yararlı değişimler neden sık sık ortaya çıkmasın ve saklanmasın ya da seçilmesin?
Her yaratığın yapısını, kuruluşunu ve alışkanlıklarını çağlardır şaşmadan sınayan, iyiyi kayıran ve kötüyü geri çeviren bu güç sınırlanabilir mi?
Her canlı biçimi en karmaşık yaşam ilişkilerine yavaş yavaş ve çok güzel uyarlayan bu güç için bir sınır göremiyorum.
İddia teorinin temelini oluşturduğundan bundan sonraki varsayımlarda bu büyük iddianın uzantılarını oluşturmaktadır. Oluşturmaktadır ama çözüm için ortaya atılan her öneri teoriyi daha da karmaşıklaştırmış, içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Bu konuda söylenecek son söz bilimsel gelişimler kuşkuları konusunda Darwin’i haklı çıkardığıdır.

Hüdai ÇAKMAK
Yazar
Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

axial
20-07-2010, 20:03
Bakın sayın çakmak;

Çakma bir yazı yazarak darwineve de evrime bir tokatmı vurduğunuzu sanıyorsunuz.

Darwin bir bilimadamıydı peygamber ddeğil öyle bir anda evrim var tamam yaşamın kökenini buldum diye atılmadı ortaya. yaklaşık 30 senelik bir çalışma nın ürnüdür ki darwin öldüğünde daha evrimle ilgili birçok soru işareti vardı zaten. Bunu darwinin de düşünmesi kadar doğal bir şey olabilir mi.

Fakat teknolojinin gelişmesi, kazılarla yapılan çalışmalar sonucu pek çok eksik nokta giderildi. Evrim artık bir teorem. Bilim dünyasında şüphe götürmeyen bir gerçek.
evrimteorisi.org ta darwin le ilgili çok güzel bir belgesel var izlemenizi tavisiye ederim . BBC belgeselidir hy ninkiler gibi atmasyon değil.

taylan
21-07-2010, 00:18
150 yıl önce yaşamış, elindeki donanımı son derece yetersiz ama büyük bir adım atmış saygın bir bilimadamıyla uğraşmak kolaylarına geliyor.

Modern evrimin bulgularından genetikteki son dönem çalışmalardan, bulunan yeni fosillerden güncel evrim gelişmelerinden habersiz bu tiplerin hem dini hem de batılı modern içerikte bilimselmiş gibi görünen içeriklerinin kaymak kısmını sıyırdığınızda altından son derece yüzeysel fikirler çıkıyor. Değişik şekillerde ve kılıklarda karşımıza çıkan yaratılışçıların neden değişik bir şey söyleyemedikleri de buradan kaynaklanıyor.

Bu arada kendini bir teorinin kurgulayıcısı olarak tanıtmak da ayrı bir tuhaflıkmış. Darwin'in kendisini evrim teorisi kurgulayıcısı olarak tanıttığını hiç sanmıyorum.

Hüdai ÇAKMAK
21-07-2010, 10:08
VAROLUŞUN TEMEL TAŞI=MADDE VE EVREN

Tersinim teorisi var oluşu bir bütün olarak görür. Bir bakıma sıkça ve uzun uzun tartışılmış olan canlılık konusundaki abiyogenez ve biyogenez görüşlerini bir noktada sentezler. Varoluşu canlılık ve cansızlık diye ayırmaz.
Tersinim teorisine göre varoluş madde ve madde ile ifade bulan yaşamın kompleks bütünlüğüdür. Varsa diğer evrenleri de kapsar.
Eserimizin amacı herhangi bir önkabule takılı kalmadan var oluş gerçeğini arayıp bulma olduğundan bu konu bizi yakından ilgilendirmektedir. Bu bölümde madde ve evrenin rastlantılarla oluşup oluşamayacağı sorusunun yanıtını bilimsel bulguların ışığında arayıp bulmaya çalışacağız. Okuyucu eserimizi öncelikle bu yönden değerlendirmelidir.
Bu görüşe göre eğer yaşam oluşacaksa her şeyden önce maddenin oluşması gerekir. Bu nedenle varoluş maddeyle başlar; kademe kademe bütünleşerek devam eder. Yaşamsal uygunluklar dediğimiz milyonlarca kompleks sistemler sırasıyla meydana gelip bütünleşir. Bir bakıma yaşam ve ekolojik düzen bu oluşumların en son aşamasıdır.
Aşağıdaki bölümlerde madde ve evren konusunda bilgiler vereceğiz. Buradaki amacımız varoluşun planlı ve kademeli bir gelişim sonucunda oluşmuş; kompleks, muhteşem ve eksiksiz bir bütün olduğunu, dolaysıyla bir Yaratıcı’nın varlığını göstermektir.
Yaşamsal uygunluklar dediğimiz milyonlarca olgu bu büyük bütünün içindedir. Bu bütünlük yaşamsal uygunluklar için özel olarak düşünülüp planlanmış ve oluşturulmuş gibidir. Canlılık ve cansızlık bu büyük bütünün içindedir ve birbirini tamamlar.
İçinde bulunduğumuz ve uçsuz bucaksız sandığımız evrenin nasıl var olduğu, nereye gittiği, içindeki düzen ve dengeyi sağlayan kanunların nasıl varolup işledikleri her devirde insanların merak konusu olmuştur. Bilim insanları asırlardır bu konuyla ilgili sayısız araştırmalar yapmışlar, doğru ya da yanlış pek çok teoriler üretmişlerdir.
Evren veya kâinat, sonsuz uzayda bulunan tüm madde ve enerji biçimlerini içeren bütünün adıdır. Evren astronomi ve astrofiziğin konu edindiklerinin tümüdür. Maddeyle ifade bulan her şeyi içinde barındıran dev bir varlıktır. İçinde her şeyin bulunduğu bu dev oluşum, sonsuzluk veya hiçlik olarak tanımlanan tek ve en büyük bütünün içinde yer alır.
Materyalizme göre uzay denen hiçliğin siyahlığı içindeki her şeydir evren. Hiçlik olarak tanımlanan sonsuzluğun içinde bir toz zerresi bile değildir fakat vardır. Sonsuz hiçliğin içinde bir toz zerresi bile olmamak fakat var olmak nedir? Bu ifadenin keskin ve açık bir çelişki taşıdığı açıktır.
Tersinim teorisi evren dışılığı hiçlik olarak kabul etmez. Tersinime göre evren dışılık mahiyetini tam bilemediğimiz ezelden gelip ebede giden ve var olan Bir Bütündür. Bunun kanıtıda maddenin sakımı kanunudur.
Evren gitgide genişleyen yarı çapı 8.5 milyar ışık yılı büyüklüğünde dev bir küredir. Hacmi saniyede yüz bin km hızla genişlemektedir.
Evren (Kozmos), tüm varlıkları ve olayları içeren sistemdir. Bilim açısından bu terim gözlemlediğimiz evren olarak düşünülür. Bu nedenle bizden önceki ve sonraki evrenlerin varlığı da söz konusudur.
Sadece Samanyolu galaksimizde 400 milyor yıldız bulunduğu tahmin edilmektedir. Bizimkine benzeyen ya da benzemeyen milyarlarca galaksi vardır.
Evreni dolduran bütün bu cisimler atom dışı üç esas gücün etkisiyle bir arada bulunur.
a)-Nükleer Güç: Atomik çekirdeğin nötron ve protonlarını bağlar.
b)-Elektromanyetik Güç: atomları oluşturmak üzere elektronları çekirdeğe bağlar.
c)-Gravitik Güç: Uzaydaki cisimleri belirli yörüngelerde tutar.

Evren rastlantılarla mı var oldu? Son bilimsel bulguların gösterdiği gerçekler evrenin değişmez yasaların hüküm sürdüğü tam bir düzenlilik içinde olduğudur. Her parçası yerli yerine oturmuş, evrensel yasalarla işleyip denetlenen tam otomatik muazzam bir makine gibidir.
Şüphesiz ki Güneş sistemi ve bu sistemdeki Dünyamız da bu makinenin bir paçasıdır.
İncelenince evrendeki bu yadsınamaz düzenliliğin bir amaca yönelik olduğu hemen fark edilir. Bu amaçta yaşam ve yaşamın devamlılığı olmalıdır.
Var oluşun birbirine zıt iki yanıtından herhangi birini savunanlar evrenin bu düzenliliğini inkâr etmezler. Bu konuda mutabıktırlar. Fakat aynı gerçeği farklı yorumlar getirirler.
Var oluşun bir Var Edicinin eseri olduğunu savunanlar evrendeki yadsınamaz düzenliliğin bir Var Edicinin varlığının en güçlü kanıtlarından biri olduğunu savunurlar. Nedeni ise düzenlikliklerin bilgi, irade, güç, madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu olmasıdır. Bunlardan herhangi birinin olmaması düzensizlik, karmaşa, amaçsızlık demektir.
Bir Var Edicinin var olmadığını inananlar ise evrendeki düzenliliğin yoktan var, vardan da yok olmayan maddelerin zaten mevcut olan özelliklerin doğal sonucu olduğunu belirtirler.
Örneğin evrenin düzeninde en büyük rolü oynayan gravitasyon olarak anılan kütle çekimi maddeleri meydana getiren atomlarda doğal olarak var olan elektromanyetik gücün sonucudur.
Kütle çekiminin cisimlerin yoğunluğu ve kütlesiyle doğru orantılı olmasını yoğunluk ve kütle büyüklüğünün daha fazla atom, daha fazla atomun ise daha güçlü elektro manyetik güç anlamına gelmesi kanıtlar.
Bu nedenle evreni düzenleyen kanunlar maddelerin var oluşlarında kendilerinde bulunan özelliklerin doğal sonucudur. Bir irade tarafından ortaya konulmamıştır. Bu kanunların ve bu kanunların öngördüğü düzenlerin ortaya çıkmasında bütün bunları planlayan, yoktan var eden her hangi bir iradenin varlığı söz konusu değildir denilir. Denilir ama maddenn temeli olan atom ve molleküllerin yüzlerce atomiçi parçacıklardan meydana gelmiş sistemler bütünlüğü olduğu gözardı edilir.
Görüldüğü gibi her iki tarafça inkâr edilmeyen evrendeki mevcut düzen konusunda bile birbirine zıt iki görüş vardır.
Bir Var Edicinin var olduğunu inananların bu konudaki görüşleri net ve kesindir. Bu nedenle en azından aralarında tartışmasızdır.
Evrendeki düzenin maddelerin özelliklerinden oluşmuş kanunların doğallığı olarak kabul eden görüş ise tartışmaya açıktır.
Gerçekten de bazı özelliklere sahip olan madde zaman içinde oluşan rastlantıların yardımıyla evreni, güneş sistemini, dünyayı ve canlılığı kontrol etmekte, yön ve şekil vermekte midir?
Böyle bir evrenin maddesel özellikler, zaman ve rastlantılarla oluşup oluşamaması, böyle bir oluşumun mümkün olup olmadığı bütün fiziksel değişkenler bir arada düşünülerek yapılan olasılık hesaplarıyla bilimsel olarak gösterilebilir. Böyle bir hesaplama bilimsel olduğundan aynı konu üzerinde birbirine zıt iki görüşü savunan gruplarca kabul edilmesi gerekir.
Böyle bir hesaplama yapılmış, ortaya çok ilginç bir sonuç çıkmıştır.
Bu hesaplamayı ünlü İngiliz matematikçi Prof. Roger Penrose yapmıştır.
Prof. Roger Penrose bu hesaplamayı yaparken tüm fiziksel değişkenleri hesaba katmış, bunların kaç farklı biçimde dizilebileceğini dikkate almış ve içinde canlıların yaşayabileceği bir ortamın oluşmasının, Big Bang'in (genişim evresinin) diğer muhtemel sonuçları içinde kaçta kaç ihtimale sahip olduğunu tespit etmiştir.
Penrose'un bulduğu böyle bir düzenin rastlantılarla oluşabilmesi ihtimali sadece 10üzeri123'de birdir. En büyük sayımızın 10üzeri15 olduğu göz önüne alınırsa bu sayının ne anlama geldiğini düşünmek bile zordur.
Matematikte 10üzeri123 şeklinde yazılan bir rakam, 10 sayısının yanına 123 tane sıfır gelmesiyle oluşur. Evrende mevcut atom sayısının toplamı olan 10üzeri78 'den bile büyüktür.
Matematikte 10üzeri50'de birden daha küçük olasılıklar sıfır ihtimal sayılır. 10üzeri123'de bir ise trilyar kere trilyar kere trilyar imkânsız anlamına gelir.
Prof. Penrose aklın sınırlarını çok aşan bu sayı hakkında şu yorumu yapar:
-Bu sayı, yani 10üzeri123'de bir ihtimal, Yaratıcının amacının ne kadar keskin ve belirgin olduğunu bize göstermektedir. Bu gerçekten olağanüstü bir sayıdır. Bir kimse bunu doğal sayılar şeklinde bile yazmayı başaramaz. Bunu başarması için 10 rakamının yanına 123 tane sıfır koyması gerekecektir. Eğer evrendeki tüm protonların ve nötronların üzerine ardışık birer sayı yazsak bile, yine de bu sayıyı yazmaktan çok, çok geride kalınacaktır.
Bu hesaplamadan kolaylıkla anlaşılacağı gibi evrendeki kusursuz düzen rastlantılar sonucu oluşamaz. Çünkü bu oluşum çok detaylı ve ince hesaplarla ortaya konulan kusursuz düzenlerin bütünsel sonucudur. Gerçekten de, maddesel evreni düzenleyen değişkenlerdeki en küçük farklılıklar dahi tüm evreni bozmaya yetecek, canlılığın varlığını ve devamını imkânsız kılacaktır. Böylesi hassas ve kusursuz bir düzen rastlantılarla gelişmiş ve bugünkü halini almış olamayacağı kesindir.
Prof. Stephen W. Hawking evrendeki kusursuz düzen için şunları söylemektedir:
-Neden evren zamanın bir ucunda, geçmiş diye adlandırdığımız bir ucunda yüksek bir düzen içinde olmalıdır? Neden bütün zamanlar boyunca tamamen bir düzensizlik içinde değildir? Düzensizlik içinde olması çok daha mümkün görülebilir. Ve neden düzensizliğin arttığı zamanın yönü, evrenin genişleme yönü ile aynıdır?
Bir muhtemel görüş, Yaratıcının evrenin genişleme evresi için başlangıcında yumuşak ve düzenli bir durum seçmiş olmasıdır. Neden böyle olduğunu anlamaya çalışmamalıyız veya nedenlerini sormamalıyız. Çünkü evren Yaratıcı’nın yaratması ile başlamıştır. Aslında evrenin bütün tarihinin Yaratıcı tarafından yaratıldığı söylenebilir. Görülmektedir ki, evren çok düzenli, belirlenmiş kanunlara göre gelişmektedir.
Prof. Stephen Hawking Zamanın Kısa Tarihi isimli kitabında evrendeki dengelerin aslında kavrayabildiğimizden çok daha ince hesaplar ve dengeler üzerine kurulduğunu belirtir.
Hawking evrenin genişleme hızıyla ilgili şunları söyler:
-Evrenin genişleme hızı o kadar kritik bir noktadadır ki, Big Bang'ten sonraki birinci saniyede bu oran eğer yüz bin milyon kere milyonda bir daha küçük olsaydı evren şimdiki durumuna gelmeden içine çökerdi.
Prof. Stephen Hawking bu fikrinde yalnız değildir.
Evrenin oluşumundaki hassas dengeler konusunda ünlü fizik profesörü Davies şöyle demektedir:
-Hesaplamalar, evrenin genişleme hızının çok kritik bir noktada seyrettiğini göstermektedir. Eğer evren biraz daha yavaş genişlese çekim gücü nedeniyle içine çökecek, biraz daha hızlı genişlese kozmik materyal tamamen dağılıp gidecekti. Bu iki felaket arasındaki dengenin ne kadar iyi hesaplanmış olduğu sorusunun cevabı çok ilginçtir. Eğer patlama hızı gerçek hızından sadece milyar kere milyarda bir oranda farklılaşmış olsaydı, bu gerekli dengeyi yok etmeye yetecekti. Bu nedenle Big Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir oluşum olmalıdır.
Paul Davies de bu akıl almaz incelikteki denge ve hesaplardan varılması gereken kaçınılmaz sonucu şöyle açıklar:
-Çok küçük sayısal değişikliklere hassas olan evrenin şu andaki yapısının, çok dikkatli bir bilinç tarafından ortaya çıkarıldığına karşı çıkmak çok zordur. Doğanın en temel dengelerindeki hassas sayısal denklemler, kozmik bir tasarımın varlığını kabul etmek için oldukça güçlü bir delildir.
Evren hayranlık ve şaşkınlıkla izlediğimiz hassas tasarımının kesinliğinde yaratılmış olmasaydı hiç bir canlı var olamayacak, canlılığını devam ettiremeyecekti.
Koyu bir meteryalist olarak bilinen Sir Fred Hoyle'un sözleri son derece ilginçtir.
-Big Bang teorisi evrenin tek ve büyük bir patlama ile başladığını kabul eder. Ama bildiğimiz gibi patlamalar maddeyi dağıtır ve düzensizleştirirler. Oysa Big Bang çok gizemli bir biçimde bunun tam tersi bir etkiyle maddeleri birbiriyle birleştirerek galaksileri oluşturacak hâle getirmiştir.
Big Bang’in bir patlama olmadığı konusunda pek çok bilim insanı hemfikirdir. Tersinim teorisi bu görüşleri dikkate almış Big Bang’i genişim evresi olarak tanımlamıştır.
Aynı gerçek karşısında Amerikalı Astronomi Profesörü George Greenstein da, The Symbiotic Universe adlı kitabında şöyle yazar:
-Kanıtları inceledikçe, ısrarla önemli bir gerçekle karşı karşıya geliriz. Oluşumda bir doğaüstü akıl ve bu aklın yönlendirdiği bir irade devreye girmiş olmalıdır.
Bütün bu bilim insanlarının tersinim teorisinin temellerinden olan varoluşta genişim süreci varsayımımızla aynı görüşte olmaları bize kıvanç vermekte, teorimizin doğruluğu konusundaki güvenimizi artırmaktadır.

Hüdai ÇAKMAK
Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

Hüdai ÇAKMAK
28-07-2010, 16:50
DOĞAL SELEKSİYON MU? DOĞAL ELENME Mİ?


Charles Darwin ortaya attığı evrim teorisini doğal seleksiyon mekanizmasına bağlamıştır denilebilir. Bu mekanizmaya verdiği önem kitabına; Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon Yoluyla ismi vermesinden de açıkça anlaşılmaktadır.
Doğal seleksiyon doğal seçme demektir. Doğadaki yaşam mücadelesi içinde, doğal şartlara uygun ve güçlü canlıların hayatta kalacağı, diğerlerinin eleneceği varsayımına dayanır. Bu varsayımının doğada canlılar arasında mücadele kadar dayanışmanın da var olduğu göz önüne alınmadan ortaya atıldığı açıktır.
Darwin bu konuda Türlerin Kökeninde şunları yazmaktadır.
-Burada görüyoruz ki insanın bir ırkı yöntemli olarak geliştirirken yaptığı gibi tek tek çiftler ayırmanın gereği yoktur. Doğal seçme bütün üstün bireyleri saklayarak ayıracak ve özgürce çaprazlanmaya bırakacaktır ve elverişsiz bütün bireyleri yok edecektir.
……………
-Geleceğe şöyle kâhince bir göz atıp diyebiliriz ki her sınıfın büyük ve başat gruplarından olan çok yayılmış ve sık rastlanan türler sonunda üstün gelecek ve yeni başat türler türeteceklerdir.
…………..
-Doğal seleksiyon ise canlılar arasındaki sadece güçlünün yaşam hakkı kazandığı amansız bir yaşam savaşıdır.
…………….
-Canlılar devamlı bir yaşam savaşı vermekte, evrimleşmeyi yeterince başaramayan canlılar, başararak üstün duruma gelen canlılar tarafından elemine edilirler. Bu nedenle bu gün yaşayan türlerden çok azı nesillerini çok uzak geleceğe iletebilecektir.
Darwin evrim teorisinde doğal seleksiyon mekanizmasını kurgularken Malthaus’un Nüfus isimli eserinden oldukça etkilenmiştir diyebiliriz.
Malthaus adı geçen kitabında canlıların orantısız olarak çoğaldıklarından, Dünyanın belirli bir kapasitesinin olduğundan, canlıların belirli olan bu kapasitesinden yaralanmak için aralarında savaştıklarından, savaşı kazananların ancak yaşama hakkını kazanabildiklerinden bahseder.
Nitekim Darwin ünlü kitabında:
-Doğal seçme yaşama savaşının, oda büyük bir hızla çoğalmanın sonucudur diye yazmaktan kendini alamamıştır.
Görüleceği gibi teoriye doğa sadece güçlü olanlara yaşam hakkı tanımakta, zayıf olanları elemine etmekte, bu elemine sonucunda canlılar zaman içinde güçlenip geliştiği sonuçta evrimleştiği ön görülmektedir. Bu gelişime insanlarda dahildir.
Bu seçiş canlıların doğallığından olan yaşama ve üreme gayretlerinden kaynaklanmaktadır denilebilir. Bu seçişte bilinç söz konusu değildir. Çünkü evrim en baştan bir planlamayı yani bilinci ret eder. Fakat pek çok bilim insanı aynı fikirde değildir.

*******

Darwin’e göre canlılar hayatları boyunca müthiş bir yaşam mücadelesi içindedirler. Güçlü olanlar yaşar, güçsüz olanlar ise elemine edilir, hayat sahnesinden silinirler.
Örneğin aslanlar tarafından tehdit edilen bir geyik sürüsünde zayıf ya da hastalıklı olanlar (hızlı kaçamayanlar) yakalanacak, daha hızlı koşabilen sağlıklı ve güçlü geyikler kurtulacak, dolaysıyla hayatta kalacaklardır. Böylece zayıflar elenecek, hızlı ve güçlü olanlar yaşamlarını devam edecek, geyik sürüsü hızlı, güçlü ve sağlıklı bireylerden oluşacak; bu bireyler hızlarını, güçlerini ve sağlıklarını diğer nesillere aktarma fırsatı bulduklarından daha gelişkin (evrimleşmiş) geyik sürüsü ortaya çıkacaktır.
Burada yakalama işi avcının geyik sürüsü içindeki zayıfları, güçsüzleri, sağlıklarını kaybedenleri diğerlerinden ayırabildiği şeklindedir. Diğer ifade ile avcılar zayıf ve hastalıklı olanları diğerlerinden ayırabilmekte, bunları avlayarak sürünün sağlıklı ve güçlü bireylerden oluşmasını sağlamakta, bu yolla doğal seleksiyonu gerçekleştirmektedirler.
Bir avcı av sürüsünün içindeki zayıf ya da hastalıklı olanları sağlıklı ve güçlü olanlardan ayırabilir mi? Bu soruya vereceğimiz cevap evettir ve doğal bir melekenin sonucudur. Bu meleke hızlı koşma, keskin dişler, sivri pençeler ve bunlara uygun vücut yapısı gibi avcılara verilmiş avını daha kolay yakalamasına sağlayan özelliklerden sadece birisidir.
Böyle bir özelliğin veriliş amacının nedeni de basittir. Böyle bir özellik sayesinde avcılar yaralı, hasta ya da zayıf bireyleri seçip üzerlerine odaklanarak daha kolay avlanmaktadırlar. Şüphesiz ki hızlı kaçamayanları hızlı kaçanlara göre avlamak daha kolaydır. Bu derece basit bir gerçeği allayıp pullayarak evrimin en güçlü mekanizmalarından biri olarak göstermek son derece ilginçtir.
Yukarıda verilen örneği göz önüne aldığımızda avcı tarafından avın seçilerek yani doğal seleksiyon sonucu yakalanmasından çok; hızlı kaçamayan hastalıklı ve zayıfların yakalanıyor olması daha mantıklı ve doğal değil midir?
Diğer ifade ile avcılar sürüdeki hasta ya da zayıfları kendilerine var oluşlarında verilen avlanmalarına kolaylaştıran özel melekelerle diğerlerinden seçip ayırabilmekte, hasta ve zayıf olanlar kaçamadıklarından daha kolay yakalanmakta, diğer ifade ile avcı daha kolay avlanmaktadır.
Görüleceği gibi yakalanma ya da yakalanmama işini bir seçişten çok kaçıp kaçamama olarak görmek daha doğru ve mantıklı olacağı kesindir.
Gerçekte doğal seleksiyonun bilime ve mantığa uygun çok daha akılcı bir açıklaması vardır.
Tersinim teorisi paralelinde olduğundan evrim teorisi taraftarları bunu kabul ederler mi bilemeyiz. Doğruluğu kanıtlanmamış bir varsayıma körü körüne bağlanıp doğru kabul etmenim sonuçları önemli değildir. Bu öngörümüzün delilleri canlıların inkâr edilemeyen kompleks yapılarıdır.
Bütün canlılar mükemmel olarak yaratılmışlar, yaşamak ve üremek için gerekli olan bütün mekanizmalar, yaşamsal avantajlar kendilerine eksiksiz verilmiştir.
Fakat zaman yeninin eskimesi gibi canlıları da eskitmekte, zaman içinde ihtiyarlamakta, yaşam avantajları zayıflamakta ve hatta bir kısmını kaybetmektedirler. Dış şartların (mutasyonlar) çeşitliliği, gücü ve zaman tersinim olarak tarif ettiğimiz bu negatif değişimi derinden etkilemektedir. Diğer ifade ile canlılar zaman içinde evrimleşme bir yana sahip oldukları yaşamsal avantajlarını kaybetmekte ya da zayıflatmakta tersinime uğramaktadırlar.
Örneğin bir canlı yaralanır, bir yerini kırar ya da hastalanırsa yaşam avantajlarının en önemlilerinden bir kısmını yitirmiş olur. Bu arada savunma mekanizmaları zayıflar ya da tamamen kaybolabilir. Yaşam avantajını kaybeden bir canlının sonu da şu ya da bu yolla ölümü yani yok olma demektir.
Anlatmaya çalıştığımız doğal seleksiyon yerine koyduğumuz doğal elenme mekanizması Darwin’in görmezlikten geldiği ekolojik düzen ile de tam manasıyla örtüşür.
Doğal seleksiyonun evrime neden olup olmadığı ise bir başka tartışma konusudur ama tüm doğal kanun ve ilkelere uyumlu olan, bu kanun ve ilkelerle desteklenen tersinim varsayımının evrime göre çok daha akılcı ve bilimsel olduğu açıktır.
Darwin de bu gerçeğin farkındaydı ve Türlerin Kökeni adlı kitabının sonlarında faydalı değişiklikler oluşmadığı sürece doğal seleksiyon hiçbir şey yapamaz demek zorunda kalmıştır. Her zaman olduğu gibi bu günde rastlantılarla faydalı değişikliklerin nasıl oluştuğu konusunda evrim teorisi taraftarlarının birkaç zayıf varsayım dışında söyleyecek fazla sözleri yoktur.
Amerikalı ünlü biyokimya uzmanı Michael J. Behe Darwin'in Kara Kutusu adlı kitabında, doğal seleksiyon ile ilgili şunları söylemiştir:
-Eksiltilemez bir biçimde kompleks olan biyolojik bir sistemin varlığı, Darwin'in evrimine çok güçlü bir tehdit oluşturacaktır. Çünkü biliyorduk ki, doğal seleksiyon sadece zaten önceden de çalışan sistemleri geçebilir. O halde, eğer bir biyolojik sistem aşama, aşama oluşmamışsa, geriye tek bir alternatif kalıyor demektir. Tek seferde tam ve eksiksiz bir şekilde ortaya çıkmıştır ki, doğal seleksiyonun bunda hiçbir rolü yoktur.
Gerek teorinin kurucusu Darwin, gerekse günümüzün pek çok bilim adamı doğal seleksiyon mekanizmasının evrimleştirici bir gücü olmadığını bizzat kendileri de itiraf etmişlerdir:
Bu Konuda Charles Darwin:
-Teorimle ilgili güçlükler ve itirazlar şöyle sınıflanabilir.
Doğal Seçmenin bir yandan zürafanın kuyruğu gibi sinek kovmaya yarayan pek az önemli bir organ ve öte yanda, göz gibi şaşılası bir organ türetebildiğine inanabilir miyiz?
Günümüzün önde gelen evrimcilerinden biri olan, jeoloji ve paleoantropoloji profesörü Stephen Jay Gould ise doğal seleksiyonun evrimleştirici gücü olamayacağını şöyle ifade eder:
-Eğer evrimin her biri doğal seleksiyon tarafından desteklenen uzun bir ara aşamalar dizisi içinde ilerlemesi gerekiyorsa, nasıl yoktan böyle ayrıntılı bir şey elde ediyorsunuz?
Bir kanadın %2'si ile uçamazsınız. Başka bir ifadeyle, sadece (şu an onları gözlemleyemediğimiz için) çok daha ayrıntılı formlarda kullanılabilen yapıların bu başlangıç aşamalarını doğal seleksiyon nasıl açıklayabiliyor?
Bu aşamada bir nokta diğerlerinden önde geliyor: başlangıç evrelerinin çıkmazı. Mivart bu problemi en önemli problem olarak saptadı ve bu bugün hala devam ediyor.
Yukarıdaki eleştirilerin evrime gönülden inanmış bir bilim insanı tarafından yapıldığını dikkat çekeriz. Eleştirmenin bu özelliği 0eleştirileri daha geniş ve derin bir boyutluk kazandırır.

Hüdai ÇAKMAK
Yazar
Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

Hüdai ÇAKMAK
28-07-2010, 16:52
EVRİM Mİ? TERSİNİM Mİ? FOSİLLER NE DİYOR?


Fosiller geçmiş yaşamların günümüze kalan izleridir. Bu gün gelişen bilim ve teknolojinin yardımıyla geçmiş yaşamın tarihsel döngüsünü rahatlıkla fosillerde izleyebilmekteyiz.
Evrim teorisinin kurucusu ve duayeni Charles Darwin’e göre hiç bir canlı bu günkü yapısını geleceğe aynen taşıyamayacaktır. Değişim evrim yönündedir.
Tersinim teorisi de diğer pek çok konuda olduğu gibi evrim teorisiyle canlıların zaman içinde değiştikleri konusunda yorum farkıyla mutabıktır.
Tersinim teorisi canlıların zaman içindeki değişimlerini evrimin tersine negatif olduğu görüşündedir. Bu görüşüne kanıt olarak entropi kanununu, bozmanın kolay yapmanın zor olduğu; düzen sahibi sistemlerin irade, (amaç) bilgi, güç, madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu olduğu ilkelerini gösterir. Tersinim teorisine göre canlılar zaman içinde mükemmel yapılarından bir şeylerini kaybetmekte, gerilemektedir.
Fosillerin tarafsız ve bilimsel gözlerle incelenip yorumlanması yaşam gerçeğini öğrenebilmemizin tek yoludur.
Evrim teorisi devamlı gelişimi (evrimi) öngördüğünden yaşam grafiği gitgide yükselen düz bir çizgi olmalı ve evrimleşme süreci ara format canlılarına ait fosillerle açıkça izlenebilmelidir. Evrim sürecinin uzun, canlı ömürlerinin kısa olduğu dikkate alınırsa dünyamız ara format fosilleriyle tıka basa dolu olmalıdır ama bir tane bile bulunamamıştır.
Evrim teorisi savunucuları canlılığın başlangıcı kabul edilen rastlantılarla oluşmuş tek hücreli ilkel canlılardan bu gün hayranlıkla izlediğimiz mükemmel yapılılara geçiş sürecini hayat ağacı dedikleri bir şema ile göstermeye çalışırlar.
Bu şemada türler arasındaki boşlukları genelde hayal ürünü ara format canlıları doldurmuştur.
Canlılar devamlı evrim sürecinde olduklarından evrim teorisine göre bulunan her fosil bir ara format canlısına ait olmak zorundadır. Tüm fosillerin ara format fosili olarak yorumlanma çabaları bu mantığın sonucudur. Bir bakıma sonuç başlangıçta tespit edilmiş, ayrıntılarda buna uydurulmuş, boşluklar gerçek dışı varsayımsal canlılarla doldurulmuştur. Bunun bilimsel yöntemlerle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir ön kabul olduğu açıktır.
Fosil bulgularının verdiği sonuçları gruplandırıp genelleme yapmak evrim mi, tersinim mi sorusunun doğru cevabını bulmamıza yardımcı olabilir. Fosil bilimi bulguları konusunda şu genel hatları kesin bir şekilde ortaya koymuştur.
a)-Dünyamızda ilk canlılık üç milyar beş yüz milyon yıl önce bakteri türü mikroorganizmalar şeklinde görülür. Bu canlılar yapı olarak birbirlerinden tamamen farklı, kesin çizgilerle ayrılmış iki türdedir. Evrimsel bağ oluşturabilecek ara format canlıları da yoktur.
b)-Dünyada yaklaşık üç milyar yıl sadece mikroorganizmalar görülür.
c)-İlk canlılığın görüldüğü tarihten üç milyar yıl sonra (günümüzden yaklaşık 550 milyon yıl önce) kambriyen döneminde canlılar aniden, çeşitli ve mükemmel yapılarıyla ortaya çıkarlar. Ara format fosilleri yoktur.
d)-Bu canlıların yapılarında öylesine büyük ve keskin farklıklar vardır ki prekambriyen denilen kısa dönemde sıçramalı evrimle oluşması mümkün değildir.
e)-Yaşam tarihi canlıların sadece çeşitlendiğini göstermez. Tersinimi de gösterir. Pek çok canlı türünün nesilleri kesilmiş, geçmişin karanlıklarına gömülmüştür.
f)-Fosillerin grafiği gitgide yükselen düz bir çizgi yerine tam bir karmaşa; inişler çıkışlar, zikzaklar gösterir. Hayat ağacı şemasının öngördüklerine uymaz. İlkel zannedilenlerle gelişkin zannedilenler aynı dönemlerde yan yanadır, iç içedir.
Evrim teorisinin kabul ve ölçülerine göre ilkellerden çok daha yaşlı gelişkin, gelişkinlerden çok daha genç ilkel canlı fosilleri vardır.
g)-Bu gün milyonlarca fosil canlıların zaman içinde değişmediklerini açık şekilde gösterir. Yüz milyonlarca yıl önceki yapılarını koruyan kimi canlılar günümüz de yaşamaktadır.
h)-Geçmiş yaşamın nicelikleri konusunda kanıtlar olan fosiller açık bir şekilde evrimi değil tersinimi gösterir. Bu konuda en küçük bir kuşku yoktur.
Evrim teorisi savunucuları fosiller konusunda geçmiş tarihte pek çok sahtekarlıklara, aldatmacalara yeltenmişler, bunlardan bir kısmında başarılı olmuşlar, onlarca yıl insanları aldatmaya başarmışlardır.
Fakat yalanlarla, aldatmacalarla bilimsel olması gereken bir teorinin savunulup yaşatılması mümkün değildir. Bu sahtekarlıklar ve aldatmacalar taraftarlarının teorilerini savunma konusunda ne kadar aciz, çaresiz kaldıklarını göstermesi bakımından hayli ilginçtir. Eğer gerçekten teorilerini doğruluğunu gösteren bilimsel bulgulara sahip olsalardı bu tür sahtekarlıklara, aldatmacalara girişmelerine gerek olmayacağı açıktır.

Hüdai ÇAKMAK
Yazar
TersinimTeorisi Kurgulayıcısı

Hüdai ÇAKMAK
28-07-2010, 16:53
BİLİM Mİ, EVRİM Mİ?

Evrim teorisinin kanıtlanması -her ne kadar evrim teorisi taraftarları evrimin kanıt gösterilmesine gerek olmayan açık bir gerçek olduğunu kabul etseler ve buna inansalar da- evrim teorisi taraftarlarının en büyük idealleridir. Gerçekte onları evrim teorisinin kanıt gösterilmesine gerek olmayan açık bir gerçek olduğu inancına iten neden bu konudaki başarısızlıkları, teoriyi destekleyen bilimsel hiçbir kanıtın bulunamamasıdır.
Fakat taraftarlarına göre evrim teorisi öylesine açık bir gerçektir ki bu gün bilimsel kanıtlarının bulunamaması ilerde bulunmayacağı anlamına gelmez. Evrimin kanıtları ilerde nasıl olsa bulunacaktır. Bu nedenle kanıtsızlığa rağmen evrimi bir gerçek kabul ederek varsayımları bunun üzerine kurmanın herhangi sakıncası yoktur.
Görüleceği gibi evrimci çalışmalar kanıtlardan çok kanıtsızlığa dayanan bu sakat mantık üzerindedir. Bir bakıma evrim teorisi taraftarları binanın temelini atmadan çatısını kurmaya çabalamaktadırlar.
Tanınmış bir gazetemizde 3 Eylül 1999 tarihinde yayınlanan Evrimin Formülü Bulundu başlıklı haberde üç Fransız araştırmacının çalışmalarından bahsediliyor, evrim nasıl gerçekleşiyor sorusuna cevap arayarak ortaya matematiksel bir formül koydukları bildiriliyordu.
Haberde yapılan çalışmalarda hâkim olan görüş ise yukarda bahsettiğimiz mantığa uygun olarak-bilimsel kanıtsızlıklara rağmen- evrimin bilimsel bulgular tarafından ispatlanmış kesin bir gerçek olduğu, geriye sadece formülünün keşfedilmesinin kaldığı yönündeydi.
Bir bakıma-nasıl olmuşsa- çatı kurulmuştu, bu çatıya bir temel aranmaktaydı.
Bu formül ya da buna benzer tüm evrimci spekülasyonlar, önce evrimi mutlak bir gerçek olarak kabul eden, sonra da bu kabul üzerine senaryolar yazan araştırmacıların ürünüdür.
Örneğin bu kişiler insanın maymunlarla ortak bir atadan geldiğini bu varsayımı destekleyen hiçbir bilimsel kanıt olmadığı halde- kanıtların daha sonra bulunacağını varsayarak- gerçek olduğunu peşinen kabul etmekte, sonra insan ile maymunlar arasındaki farklılık ve benzerlikleri hesaplayıp kıyaslamakta, son olarak da bu bilgileri evrim kanunlarına uygun olarak yorumlamakta, çıkan sonuca göre yeni formüller, varsayımlar üretmektedirler.
Fakat bir gerçeği-her ne kadar evrim teorisi taraftarları unutsalar bile-unutmamak gerekir. Bu gerçekte evrimin yaşandığı konusunda hiçbir bilimsel kanıt olmamasına rağmen yaşanmadığı konusunda sayısız kanıt vardır.
Hayal ürünü, bilimsel kanıtlara dayanmayan varsayımlar üretmek gerçekte çok kolaydır.
Her insan böyle varsayımlar üreterek tıpkı Charles Darwin gibi; bu varsayımlarım her ne kadar pek çok çelişkiler içerse de; bilime, akla, mantığa ters düşse de gerçek olduklarına gönülden inanıyorum ama henüz bilimsel kanıtlarını bulamadım. Zaman içinde bulunacağını umuyorum. Nasıl olsa günün birinde kanıtları bulunacağından siz bu varsayımlarımı gerçek olarak kabul ediniz diyebilir.
Bir insan ortaya çıkıp, yer sarsıntıları dünyayı karıştırmak isteyen çok gelişkin uzaylı canlıların uzaktan kumandayla oluşturdukları provokatif olaylardır diye bir varsayım ortaya atabilir. Sonra elinde her hangi bir bilimsel delil olmadan ya da Drake denklemi gibi şüpheli varsayımları kesin delillermiş gibi kullanarak uzaylıların var ve akıllı olduklarından, akıl almaz teknolojilerinden, ne kadar güçlü olduklarından, yakında dünyayı işgal edeceklerinden, insanları kendi türlerine evrimleştireceklerinden, gezegenlerine götüreceklerinden….. Bahsedebilir. Bu konuda daha başka deliller istendiğinde bu tür deliller elimde henüz yok ama çok yakında ortaya konulacaktır denilebilir.
İnsanın hayal gücü sınırsız olduğundan bu varsayımını yine hayal gücüyle ürettiği başka varsayımlarla destekler ve bu varsayımları gerçeklerinin yerine kanıt olarak ortaya koyabilir.
Tarih boyunca bu tür hiçbir bilimsel kanıtlara dayanmayan sonunda birer safsata oldukları anlaşılan varsayımlara inanan, bu yolda servetlerini ve hatta hayatlarını harcayan nice insanlar görülmüştür. Bu gerçekte insanların ne kadar kolay aldanıp yanılabildiklerinin bir başka boyutudur.
Görüleceği gibi gerçekte bir safsata olan hayali bir varsayımı (Evrenin Dünyamızdan başka bir yerinde yaşamın olup olmadığı kanıtlanamamıştır) Drake denklemi gibi bilimsel olduğu iddia edilen bir varsayıma getirip dayandırdık. Bu varsayımımızı pek çok insanın bir gerçekmiş gibi kabul edeceğinden emin olabilirsiniz. Evrim teorisinin bu günkü bilimsellikteki konumu-gerçek bilimsel kanıtlarla desteklenmedikçe- yukarıdaki hayali varsayımımızla aynıdır.

Yukarıdaki hayal kurgusuna benzeyen bir iddiayı Jean Chalin isminde bir bilim insanı ortaya atmıştır.
Bu bilim insanı daha da ileri giderek uzaydan gelen bu akıllı yaratıkların mevsimleri oluşturan değişimleri, yer sarsıntılarını kontrol ettiklerini, bu oluşumların etkenlerini istedikleri gibi değiştirdiklerini ve hatta Dünya ekonomisini ele geçirdiklerini borsaları indirip çıkardıklarını…. İddia etmekteydi.
Yine saygın bir bilim! insanımız Evrim teorisi taraftarlarının hiç dinmeyen baş ağrılarından biri olan ilk canlıların oluşumu konusunda:
-Örneğin ilk meydana gelen aminoasitlerdir. İkinci basamakta, thermal proteinler ve mikro kürecik proteinoidleri oluşmuştur. Daha sonraki basamakta, ATP aminoasitleri devreye girip evrimleşmiştir. Daha sonra da daha kompleks proteinler ve protein sentezleri gelişmiştir. Daha sonra prototip hücreler oluşmuş ve milyonlarca yılda doğa deneye yanıla stabil hücreleri oluşturmuştur diye yazabilmektedir.
Yukarıdaki cümlelerde ilk canlı hücre oluşumun evrim teorisi öngörülerine uygun aşamaları sıralanmış ancak bu aşamaların nasıl ve hangi mekanizmalar aracılığı ile gerçekleştirildiği konusunda bilimsel herhangi bir kanıt gösterilmesi unutulmuştur!.
Bir evrimci yazar hiçbir kanıt göstermeye gerek duymadan fakat bilimsel deyimleri, isimleri bol, bol kullanarak rastlantılarla ilk canlının nasıl oluştuğundan nasıl evrimleştiğinden bahsederek şempanzelere ondan da insana kadar rahatlıkla getirebilir.
Yazar evrimi-eğer gerçekse-kolaylıkla tırmanılan alçak basamaklı bir merdiven gibi basitleştirmiştir. Görüldüğü gibi her şey kolaylıkla olu oluvermektedir. Fakat gerçek böyle değildir.
İlk meydana geldiği iddia edilen aminoasitlerin rastlantılarla oluşmalarının mümkün olmadığı bilimsel kanıtlarla gösterilmiş bir gerçektir.
Yukarıda yazıda iddia edilen evrim merdivenin ilk basamağında bulunan aminoasitlerin rastlantılarla oluşamayacağı oluşsa bile mevcut şartlarda varlıklarını koruyamayacakları dolaysıyla proteinleri oluşturamayacakları bizzat evrim teorisi taraftarları tarafından itiraf edilmiş bir gerçektir. (Aminoasitler ve proteinler bölümlerine bakınız)
Dünyaca ünlü Science News dergisinin Ocak 1999 sayısındaki bir makalede şunlar yazılıdır.
Hiç kimse şimdiye kadar nasıl olup da geniş çapta dağılmış yapıtaşlarının proteinlere dönüştüğünü tatmin edici bir şekilde açıklayamamıştır. İlkel dünyanın varsayılan koşulları aminoasitleri yalıtılmış bir yalnızlığa doğru sürükleyecek şekildedir.
Canlılık konusundaki yazının diğer bölümlerindeki iddialar ise ilk bölümün imkânsız olarak belirttiğimiz oluşum zorluklarını kat, kat aşar.
Sayın bilim! insanının oldu, oluverdi gibi iki-üç cümlede aktardığı iyice basite indirgenmiş bu senaryoda söz edilen yapıların her biri son derece özel ve komplekstirler ve rastlantılarla meydana gelmeleri kesinlikle imkânsızdır. Eğer imkânlı ise bunu iddia sahibinin kanıtlaması gerekir.
Bir canlı hücresinin en basit yapı taşları olan aminoasitlerin rastlantılarla oluşması ve doğal şartlarda mevcudiyetlerini korumaları mümkün değildir.
Tek bir protein molekülünün sahip olduğu özellikler kesinlikle rastlantılara yer vermeyecek kadar karmaşıktır.
Kaldı ki basit bir canlı hücresi birbirinden değişik yapılarda ve her biri özel görevler üstlenmiş iki bine yakın protein ve diğer hücre içi elemanların inanılmaz derecede karmaşık fakat o kadarda düzenli ve kompleks bir planlama ile yerli yerlerinde sentezlenmesi sonucunda oluşur.
Canlıların moleküler planı her canlı hücresinin çekirdeğinde bulunan DNA dediğimiz dev biyomoleküllerdeki şifrelerde gizlidir. DNA molekülünün yapısı yaşam mucizelerinin başında gelir.
Yazının diğer bölümlerinde bahsedilen sözde oluşumlardan ise bahsetmeye bile değer bulmuyoruz. Eğer kanıt yoksa ya da gösterilemiyorsa bu tür varsayımların bir varsayım olmaktan öte değerleri yoktur. Bu tür yazılar genelde koyu bir taassup ürünü olup propaganda amaçlıdır.
Kanıtsızlığı kanıt olarak kullanmak evrim ve uzantısı teorilerin sıkça kullandıkları bir yöntemdir. Bilimsel kanıtlara dayanmayan bu tür yöntemlerin propaganda ve beyin yıkama dışında bir değeri bulunmamaktadır.

Hüdai ÇAKMAK
Yazar
Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

Hüdai ÇAKMAK
28-07-2010, 16:55
DOĞADA SAVURGANLIK VE ANARŞİ Mİ
YOKSA
DÜZEN VE DAYANIŞMA MI VAR?


Evrim teorisi taraftarlarının yaratılış gibi karşıt teoriler aleyhine buldukları kanıtlardan birisi canlıların gerektiğinden fazla çoğalma eğilimde oldukları iddiasıdır. Charles Darwin'de bu konuyu işleyen Malthus’un Nüfus isimli kitabından oldukça etkilenmiş, canlıların anormal çoğaldıkları iddiasını doğal seleksiyonun dolaysıyla evrim teorisine kanıtı olarak göstermiştir. Gerçektende canlıların hesapsız çoğalmaları Dünyanın canlıları besleme kapasitesinin sabitliği nedeniyle canlılar arasında bir yer kapma telaşına, ardından müthiş bir yaşam savaşına neden olmakta mıdır?
Bir balık milyonlarca yumurta bırakır. Bir meyve ağacı binlerce meyve verir. Bir balığın milyonlarca yumurta bırakması ya da bir ağacın binlerce meyve vermesi şüphesiz üremeye yöneliktir. Hiç bir balık bıraktığı yumurtalardan çıkacak milyonlarca yavrudan büyük bölümünün diğer balıklar tarafından yenilerek besine dönüşeceğini, çok az kısmının büyüyerek erginleşeceğini bilmez. Bitkiler içinde, diğer canlılar içinde bu böyledir. Her canlı üremek için elinden geleni yapar. Ne kadar çok yavru verirse üreme (neslini devam ettirme) garantisinin o kadar çok olacağını çok iyi bilir. Bir bakıma canlıların nesillerini devam ettirme çabaları doğa kanunların en önemlilerinden biridir.
Evrim teorisi taraftarlarına göre canlıların gerektiğinden fazla çoğalma eğilimleri bir savurganlık örneğidir. Yaratılış felsefesiyle bağdaşmamaktadır.
Darwin’e göre canlıların gerektiğinden fazla üremesi dünyanın belirli bir kapasiteye sahip olması nedeniyle mantıklı değildir. Gerektiğinden fazla üreyen canlılar arasında amansız bir yaşam savaşı verilmesinin ana nedeni budur.
Doğayı ve doğa içindeki canlıları gerektiği gibi ve tarafsızlıkla inceleyen bilim insanlarının canlılar hesapsız mı ürüyor sorusuna verdikleri yanıt kesin bir hayırdır.
Doğada çok ince bir düzen vardır. Her canlı bir başka canlının ya da canlıların besinidir. Bu bir besin zinciri oluşturur. Ölüp, ceset haline gelmiş her organizma börtü böceğin, kurdun kuşun sonunda mikropların bakterilerin besini haline gelir. Her şey yerli yerini bulur. Hiç bir şey israf olmaz. Hiç bir şeyin israf olmaması var olan düzenin ne kadar ince ve hassas olduğunun bir başka kanıtıdır.

Canlılardaki ekolojik denge: Doğada en çok üreyen canlılar bu besin zincirinde en çok kıyıma uğrayan canlılardır. Doğa canlıların nüfuslarını birbirleriyle kontrol ettirerek tam bir denge ve uyuşum sağlamıştır. Canlılar arasında amansız bir yaşam savaşı var gibi görünürse de bu gerçekte tam bir dayanışmadır. Her canlı bu düzenin ve bu düzendeki görevlerinin farkındadır. Yaşamının diğer canlıların varlığıyla yakından ilgili olduğunu çok iyi bilir. Bir geyik sürüsü karnı doymuş bir aslan ailesinin yakınlarına kadar gelir ve orada otlamaya devam eder. Hiçbir canlı –insan dışında- gereksiz yere bir başka canlıyı öldürmez, katliam yapmaz.
Dünyada milyonlarca farklı canlı türü yaşamaktadır. Bu canlılar içinde sadece bitkiler topraktan doğrudan besin alabilme mekanizmalarına sahip olduklarından kendi besinlerini üretebilirler. Bu nedenle bitkiler besin zincirinin birincisidir, temelidir ve en önemli halkasıdır.
Hayvanlar ise ya bitkileri veya diğer hayvanları besin olarak kullanırlar. Bu besin dengesi o kadar iyi kurulmuştur ki, hiçbir canlı türü aşırı derecede çoğalıp yeryüzünü istila etmez, edemez. Ekolojik denge denen bu sistem yapay müdahaleler olmadıkça bozulmaz.
Ekolojik denge o kadar hassas bir düzene sahiptir ki, insanlar tarafından tüm modern gelişkin teknolojiye rağmen taklit edilememektedir. Yapay ekolojik denge kurma çalışmaları başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
ABD Columbia Üniversitesinde bilim adamları tarafından Biosphere 2 adı verilen deney buna en güzel örnektir.
Sözü edilen deneyde dev bir sera kurulmuş, bu sera dış dünyadan tamamen izole edilmiş, dışarıdan sadece güneş ışığı alan bu dev seranın içinde, sayı ve türleri daha önceden tespit edilmiş bitki ve havyanlar yerleştirilmiş ve bu yapay dengenin korunmasına çalışılmıştır. Ancak ilerleyen aylarda dengenin giderek bozulduğu görülmüş, türler ölmeye başlamış ve çalışma başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu başarısızlığın nedeni de bu konuda yeterli bilginin olmaması, ekolojik denge de rol sahibi mikroorganizmalar gibi bazı canlıların ortamda bulunmamasıdır.
Ekolojik denge öylesine ince, geniş ve çok dengeler içerir ki yapay olarak bu dengeyi kurabilmek mümkün değildir. Kaldı ki bir zamanlar hiçbir canlının bulunmadığı bir dünyada böylesine bir düzenin kurulabilmesi ilginç, ilginç olduğu kadarda ibret vericidir.

Canlılarda dayanışma: Canlılardaki dayanışma ekolojik sistemin temelidir. Ekolojik sistemin madde boyutundan daha önce bahsetmiştik. Yaşam boyutu da madde boyutu kadar önemlidir. Öylesi önemlidir ki ekolojik düzenin yaşam boyutunu ayrı bir bölümde ele almayı uygun bulduk.
Charles Darwin ekolojik düzenin farkındadır. Türlerin Kökeninde şunları yazmaktadır.
-Yukarı hayvanlarda en yaygın karşılıklı hizmet hepsinin duygu birliği ile birbirlerini yaklaşan tehlikeye karşı uyarmalarıdır. Dr Jaegerin belirttiği gibi bir sürüdeki ya da kümedeki hayvanlara yaklaşmanın ne kadar güç olduğunu bütün avcılar bilir.
Öyle sanıyorum ki yaban atları ve sığırları herhangi bir tehlike işareti vermemektedir ama düşmanı ilk sezenin hali öbürlerini uyarmaktadır.
Yaban tavşanlarının tehlike işareti art ayaklarını pat, pat yere vurmaktır.
Koyunlar ve dağ keçileri aynı işi ön ayakları ile yapar ve o sırada ıslığımsı bir ses çıkarır.
Kuşların birçoğu ve memelilerin bazıları gözcüler çıkarmaktadır. Söylendiğine göre foklarda gözcülüğü genellikle dişiler yapmaktadır.
Bir maymun kümesinin önderi gözcülük de yapmakta, tehlikede ya da güvenlikte olduklarını bildiren çığlıklar atmaktadır.
Toplumsal hayvanlar birbirleri için ufak tefek işler görürler. Atlar birbirlerinin kaşınan yerlerinin hafifçe ısırır, sığırlarsa yalar. Maymunlar birbirlerinin dış asalaklarını ayıklar.
Brehm bir küme saba maymunu dikenli bir alandan geçtikten sonra her maymunun bir dala uzandığını ve başka bir maymunun onun yanına oturup kürkünü özenle incelediğini ve dikenleri birer, birer çıkardığını anlatmaktadır.
…………..
Toplumsal hayvanların birbirlerine karşı toplumsal olmayan hayvanların duymadığı bir sevgi duyduğu kesindir.
…………….
Bununla birlikte hayvanların birçoğu birbirinin acılarını ve sıkıntılarını elbette paylaşmaktadır.
………………
Habeşistan’da babuinler bir bahçeyi yağma ederken önderlerini sessizce izlerler. Tedbirsiz bir yavru gürültü ederse sessiz ve eslek olmayı öğrenmesi için tokatlanır.
…………….
Belirli hayvanların bir arada yaşamalarına ve birbirlerine türlü yollardan yardım etmelerine yol açan içtepiye gelince pek çok halde öbür içgüdüsel davranışlarda bulunurken tattıkları kıvanç ya da hoşlanma duygusunun ya da öbür içgüdüsel davranışlarını engellenmesi sırasındaki aynı kıvançsızlık duygusunun onları hareket geçirdiği sonucunu çıkarabiliriz.
…………
Duygudaş üyelerinin sayısı en çok olan topluluklar en iyi serpilip gelişir ve en çok sayıda döl yetiştirir. Bununla birlikte örneklerin birçoğunda belirli toplumsal içgüdülerin doğal seçme ile kazanılıp kazanılmadığına ya da duygudaşlık, sağduyu yaşantı ve benzenme yönsemesi gibi başka içgüdülerin yetilerin dolaylı sonuçları olup olmadığına ya da yalnızca uzun sürmüş alışkanlığın sonucu olup olmadığına karar vermek olanaksızdır.
……………
İnsan toplumsal bir hayvan olduğuna göre arkadaşına bağlı olma ve boyunun önderine boyun eğme yönsemesini soyaçekimle kazandığı aşağı yukarı kesindir. Nitekim bu nitelikler toplumsal hayvanların birçoğunda ortaktır.
………………………
Eyleme geçmeden önce korkusunu ya da duygudaşlık konusundaki eksikliğini yenmeye zorlanan kimse bir bakıma doğuştan yetenekli olduğu için iyi bir işi hiç çaba göstermeksizin yapan birinden yinede daha çok güvenilmeye değerdir.
* * * *

Evrim teorisi taraftarları doğada pek çok canlının ergenlik çağına gelmeden öldüğünü, örneğin pek çok yumurtadan çıkan yavrulardan çok az bir kısmının hayatta kaldığını dolaysıyla canlılık yönünden doğada bir savurganlığın söz konusu olduğunu belirtmekte sonra da bunun bilinçli tasarımla (yaratılış teorisiyle) çeliştiğini iddia etmektedirler.
Bilinçli tasarım evrim teorisi gibi canlıların nasıl ortaya çıktığı konusuna cevap veren bir varsayımdır. Ekolojik denge ve sonuçları evrim teorisini ilgilendirdiği kadar bilinçli tasarım teorisini de çok daha yakından ilgilendirir.
Bilinçli tasarım teorisi evrim teorisinin öne sürdüğü doğadaki savurganlık iddiasını ekolojik düzeni kanıt göstererek ret ve inkâr eder.
Doğada savurganlık olduğunu iddia etmek var olduğu kesin bilimsel kanıtlarla gösterilmiş olan ekolojik dengeyi ret etmekle aynı şeydir.
Yukarıdaki bölümlerde açıklamaya çalıştığımız gibi canlılardaki nüfus kontrolünün ekolojik düzenle mükemmel olarak yapıldığı bilimsel bir gerçekse; bir bilimsel gerçeği en az evrim teorisi kadar bilimsel olduğunu iddia eden bir varsayımının da sahip çıkarak, öngörüleriyle aynı paralellikte olduğunu iddia etmelerinden daha doğal bir şey olamaz. Doğada savurganlık olduğunu iddia eden evrim teorisi her şeyden önce ekolojik dengenin var olmadığını kanıtlamak zorundadır.
Evrim teorisi taraftarlarının yaptıkları gibi ekolojik dengeyi bir canlı kıyımı (savurganlığı) olarak göstermeye çalışmak ret ve inkâr edilmeyen ekolojik dengenin ruhunu anlamamakla eşdeğerdir.
Dünyada milyonlarca farklı canlı türü yaşamaktadır. Bu canlılar içinde sadece bitkiler besinlerini ya topraktan doğrudan alabilir ya da fotosentez dediğimiz harika sistemlerle üretebilirler.
Hayvanlar ise besinlerini doğrudan üretme mekanizmalarına sahip değillerdir. Bitkileri veya diğer hayvanları besin olarak kullanmak zorundadırlar. Bu besin zinciri o kadar iyi kurulmuştur ki oldukça karmaşık bir sistemin sonucu olan bu denge dış müdahalelerle bozulmadığı müddetçe hiçbir tür aşırı derecede çoğalıp yeryüzünü istila edemediği gibi hiç bir canlı türünün nesli de tükenmez. Bunun nedeni de her canlı türünün bu sitemde bir görevinin olması, sistemin kendini kendi mekanizmalarla koruyabilmesidir. Hiç bir canlı boşuna var edilmemiştir. Her türün kendine mahsus özellikleri bu mekanizmanın vazgeçilmez bir parçasıdır.

Hüdai ÇAKMAK
28-07-2010, 17:01
EVRENDEKİ DÜZEN RASTLANTI MI?

Evrende üç yüz milyon galaksi bulunduğu zannedilmektedir. Galaksiler arasında da milyonlarca ışık yılıyla ifade edilebilen dev aralıklar, mesafeler vardır. Bir ışık yılı ise saniyede üç yüz bin km hızla giden bir ışık huzmesinin bir yılda alacağı yol demektir. Bu da yaklaşık dokuz katrilyon km’dir.
İlginç olan aralarında korkunç denebilecek boşluklar bulunan bu galaksiler ve galaksileri meydana getiren milyarlarca yıldızın kütle çekimleriyle birbirlerine bağlanmış olması, bu bağlantıların son derece hassaslığıdır.
Süpernova denilen dev yıldızların patlamaları sonucu uzaya savrulan göktaşları ayrı tutulursa bütün gök cisimleri hassas dengeler ve kurallarla birbirleriyle bağlıdır ve devamlı hareket halindedir. Bu dengeli ve kurallı hareketler evrenin bütünlüğünü kapsar.
Daha da ilginç olan ise süpernova patlamaları sonucu uzaya savrularak serseri mayınlar gibi başıbozuk bir halde dolaşıp duran, kendilerinden daha büyük gök cisimlerinin çekimlerine kapılarak onların üzerlerine düşen, bir bakıma düzensizliği simgeleyen bu göktaşları yaşamın oluşma şartlarına çok büyük katkılarda bulundukları gibi ileri ki zamanlarda evrenin çökmesine de neden olacaklarıdır.
Süpernova denilen dev yıldızların merkezlerindeki nükleer fırınlarda oluşan ağır elementler bu yıldızların patlaması sonucu sağa sola savrulan göktaşlarıyla evrenin çeşitli bölgelerine gitmekte, buralarda dünyamız gibi sert kabuklu, yaşama uygun gezegenlerin oluşmasına sağlamaktadır. Bir bakıma evrendeki düzensizlikler bile bir düzen içerir ve yaşamın oluşma planına (yaşamsal uygunlukların olmazsa olmazlarına) çok büyük katkılarda bulunur.
Gök cisimlerinin uzaydaki dağılımı ve aralarındaki devasa boşlukların canlı hayatının var olabilmesi için zorunlu olup olmadığı sorusuna verilen yanıt çok önemlidir.
Yapılan araştırmalar gök cisimleri arasındaki ilişkilerin yaşamı destekleyecek biçimde pek çok evrensel güçle uyumlu, çok hassas hesaplar, yapılar ve dengeler içerdiğini göstermektedir.
Bu devasa mesafeler gezegenlerin yörüngelerini hatta varlıklarını doğrudan etkiler. Bu mesafeler son derece kritiktir. Bu nedenle yaşamsal uygunlukların önemli bir parçasıdır.
Yıldızlar arasındaki şu an var olan boşluklar dünya gibi bir gezegen sisteminin var olabilmesi için en ideal mesafedir.
Ünlü biyokimya profesörü Michael Denton da, Doğanın Kaderi adlı kitabında bu konuda şöyle yazar:
-Süpernovalar ve aslında bütün yıldızlar arasındaki mesafeler çok kritik bir konudur. Galaksimizde yıldızların birbirlerine ortalama uzaklıkları 30 milyon mildir. Eğer bu mesafe biraz daha az olsaydı, gezegenlerin yörüngeleri istikrarsız hale gelirdi. Eğer biraz daha fazla olsaydı, bir süpernova tarafından fırlatılan maddeler o kadar dağınık hale gelecekti ki, bizimkine benzer gezegen sistemleri büyük olasılıkla asla oluşamayacaktı. Eğer evren yaşam için uygun bir mekân olacaksa, süpernova patlamaları çok belirli bir oranda gerçekleşmeli ve bu patlamalar ile diğer tüm yıldızlar arasındaki mesafe, çok belirli bir uzaklık olmalıdır. Bu uzaklık, şu an zaten var olan uzaklıktır. Bu uzaklıklar son derece kritiktir.
Prof. George Greenstein da bu akıl almaz büyüklükle ilgili, Simbiyotik Evren adlı kitabında şöyle yazar:
-Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Yıldızlarda, nebula denilen bulutsularda ve diğer gök cisimlerinde süre giden temel fiziksel işlemlerde hiçbir değişim gerçekleşmezdi. Uzak bir noktadan bakıldığında, galaksimizin görünüşü de şimdikiyle aynı olurdu. Tek fark, gece çimler üzerine uzanıp da izlediğim gökyüzünde çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu. Ama pardon, evet; bir fark daha olurdu: Bu manzarayı seyredecek olan "ben" olmazdım... Uzaydaki bu devasa boşluk, bizim varlığımızın bir ön şartıdır.
Greenstein kitabında bunun nedenini de açıklar. Evrendeki büyük boşluklarla bazı fiziksel değişkenler yaşamsal uygunlukların şekillenmesine sağlamaktadır. Yaşamsal uygunlukların şekillenmesi ise yaşamın devamlılığı amacına yöneltilmiş pek çok harika sistemlerin oluşup bir araya gelme nedenidir. Ayrıca evrendeki katrilyonları bulan cisimler arasındaki boşluklar bu cisimlerin birbirleriyle çarpışmalarını, evrenin bir kaos ortamına sürüklenmesini de önler.
…………
Samanyolu galaksisin de yaklaşık iki yüz elli milyon yıldız bulunduğu tahmin edilmektedir. Diğerlerinde olduğu gibi Samanyolu galaksisindeki yıldızlar arasında da dünya ölçüleriyle ifadesi mümkün olmayan çok büyük mesafeler, aralıklar vardır.
Samanyolu galaksisinde bulunan yıldızların içinde güneşe en yakın olanı Alpha Centauridir ve güneş sisteminden sadece 4.5 ışık yılı uzaklıktadır.
Dünya bildiğimiz gibi Güneş Sistemi'nin bir parçasıdır. Bu sistem, evrenin içindeki diğer yıldızlara göre orta küçüklükte bir yıldız olan Güneş'in etrafında dönmekte olan dokuz gezegenden ve onların elli dört uydusundan oluşur. Dünya, sistemde Güneş'e en yakın üçüncü gezegendir.
Güneş'in çapı dünya çapının 103 katı kadardır. Aradaki mesafe diğer ifade ile dünyanın güneş etrafındaki elips şeklindeki yörüngesiyle güneş arasındaki mesafe yüz kırk milyon kilometre ile yüz altmış milyon kilometre arasında değişir. İlginç olan aradaki mesafe ile dünyanın ve güneşin büyüklüğünün son derece kritik olmasıdır.
Işık yılı birimine göre dünya ile güneş arasındaki mesafe (ortalama yüz elli milyon km) yedi ışık yılı/dakika olur. Bu da güneşten çıkan bir ışık fotonunun yedi dakika sonra dünyaya ulaştığı anlamına gelir.
Dünya ölçüleriyle dev bir boyuta sahip gibi görünen Güneş Sistemi, içinde bulunduğu Samanyolu galaksisine oranla oldukça küçük denilebilir. Güneşimiz galaksinin spiral kollarından birinde dışa yakın bir yerde bulunmaktadır.
Gök cisimlerinin (özellikle güneş sisteminin) evrendeki dağılımı ve aralarındaki boşluklar Dünya'da canlı hayatının var olabilmesi ve devamlılığı için zorunlu olup çok önemlidir.
Gök cisimleri arasındaki mesafeler katı kütleli gezegenlerin oluşumundan ısı değişimlerine kadar yaşamı destekleyecek biçimde pek çok evrensel güçle uyumlu bir hesap içinde düzenlenmiştir. Bu konuda en küçük bir kuşku yoktur.
Bunun nedeni ise bu mesafelerin gezegenlerin oluşumlarını ve yörüngelerini doğrudan etkilemesidir.
Güneş sistemindeki gezegenlerin yörüngeleri ise çok kritik değerlerdedir. En küçük bir oynama yaşamı sona erdirebilir.
Evrenin kökeni ile ilgili çeşitli araştırmalar yapan fizikçi Roger Penrose:
-Ama evrenin kesinlikle bir amacının olduğunu gösteren bir olay var ki, o da evrenin şans eseri orada durmadığıdır. Bazı insanlara göre evren sadece oradadır işte. Öylesine olmaya devam ediyor. Biz de kendimizi birdenbire bu şeyin içinde buluvermişiz. Bu bakış açısının, evreni anlamamızda çok verimli ya da yardımcı olacağını sanmıyorum. Bence evren ve onun varlığının altında bugün henüz pek sezemediğimiz çok daha derin bir şeyler gizli demiştir.
Bilimsel bulguların ortaya koyduğu gerçek gözlemlediğimiz evrende mevcut hassas denge ve düzenlerin muazzam bir patlamanın sonrasında kendi kendine ve rastlantılarla gerçekleşmesinin kesinlikle imkânsız olduğudur. Big Bang gibi bir patlamanın ardından böyle bir düzenin meydana gelmesi, ancak doğaüstü bir yaratılış sonucunda gerçekleşebilir. Diğer ifade ile bu tersinim teorisinin öngördüğü gibi düzenli bir genişim evresinin başlangıcıdır ve asla patlama değildir.
Düzenli sistemlerin bilinç (amaç), bilgi, güç (enerji), madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu olduğu düşünülürse eğer bir olgu düzen ve sistem sahibiyse bilgi ve iradenin sonucu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Hüdai ÇAKMAK
Yazar
Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

Hüdai ÇAKMAK
28-07-2010, 17:02
EVRİM Mİ? TERSİNİM Mİ?

…..Non-lineer dinamik yapılar….Stokastik süreçler…. Kendi kendine organize eden yapılar…. Sonuç evrim(miş)…
Dostlar sevinin. Her gün bir parça daha gelişip güzelleşiyor(muş)uz.
Ohhh! Ne güzel… Evrim amca her gün bir kaç kuruş atıyormuş kumbaramıza…
İleride kullanılmak üzere..
Her gün bir parça daha da zenginleşiyor(muş)uz.
Bunu genlerimize işleyip diğer nesillere aktararak…
Babadan evlatlara kalan miraslar gibi.
Bu daha da güzel…..
Diline sağlık evrimci…. ………………….
………………….
Fakat gerçek amca öyle demiyor….
Yüzü asık; sert ve inatçı… Asla taviz vermiyor. İsteğe göre değişmiyor.
Gerçek amca şunu der ki ey yeğenim!
Zaman insafsız bir harami gibi! Her birimizden bir şeyler koparıp alıyor. Taş bile durduğu yerde çürüyüp gidiyor. Yıpranıp bir şeylerimizi kaybediyoruz.
Kazandığımız bir şeyse yok.
Evrim amca yalan söylemiş, kandırmış sizleri…..
Şunu iyi bil ki:
Her güzel çirkinleşecek, her yeni eskiyecektir. Bu bir doğa kanunudur. İşte tersinim budur. Taşın bile çürüyüp gitmesi gibi.
Ömrümüz varsa ihtiyarlamak kaçınılmaz akıbetimiz.
Ölümden ise kurtulan var mı? …………………………….
……………………..
Tersinim mi? Evrim mi? Artık bir karar verin.
Önümüzde güneş misali duran mı? Yoksa Kaf dağı ardında olan mı?
Gökte yıldız ararken önündeki çukuru görmeyen aptal alim misali…
Bu mesel kulağımıza küpe olsun.

Hüdai ÇAKMAK
YAZAR
Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı


…..Non-lineer dinamik yapılar….Stokastik süreçler…. Kendi kendine organize eden yapılar…. Sonuç evrim(miş)…
Dostlar sevinin. Her gün bir parça daha gelişip güzelleşiyor(muş)uz.
Ohhh! Ne güzel… Evrim amca her gün bir kaç kuruş atıyormuş kumbaramıza…
İleride kullanılmak üzere..
Her gün bir parça daha da zenginleşiyor(muş)uz.
Bunu genlerimize işleyip diğer nesillere aktararak…
Babadan evlatlara kalan miraslar gibi.
Bu daha da güzel…..
Diline sağlık evrimci…. ………………….
………………….
Fakat gerçek amca öyle demiyor….
Yüzü asık; sert ve inatçı… Asla taviz vermiyor. İsteğe göre değişmiyor.
Gerçek amca şunu der ki ey yeğenim!
Zaman insafsız bir harami gibi! Her birimizden bir şeyler koparıp alıyor. Taş bile durduğu yerde çürüyüp gidiyor. Yıpranıp bir şeylerimizi kaybediyoruz.
Kazandığımız bir şeyse yok.
Evrim amca yalan söylemiş, kandırmış sizleri…..
Şunu iyi bil ki:
Her güzel çirkinleşecek, her yeni eskiyecektir. Bu bir doğa kanunudur. İşte tersinim budur. Taşın bile çürüyüp gitmesi gibi.
Ömrümüz varsa ihtiyarlamak kaçınılmaz akıbetimiz.
Ölümden ise kurtulan var mı? …………………………….
……………………..
Tersinim mi? Evrim mi? Artık bir karar verin.
Önümüzde güneş misali duran mı? Yoksa Kaf dağı ardında olan mı?
Gökte yıldız ararken önündeki çukuru görmeyen aptal alim misali…
Bu mesel kulağımıza küpe olsun.

Hüdai ÇAKMAK
YAZAR
Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

Hüdai ÇAKMAK
28-07-2010, 17:05
DÜNYA DIŞINDA CANLI VAR MI? YILDIZLAR ARASI GEZİ MÜMKÜN MÜ?

Dünya dışında başka yıldız ya da gezegenlerde canlılar var mı sorusu var oluş gibi nice bin yıllardır insanların zihinlerini meşgul etmiştir. Genelde verilen cevaplar bilimin gösterdiklerinden çok derin hayal mahsulleridirler. Bunun en büyük nedeni yıldızların komşu kapıları zannedilmesidir. Fakat gerçek böyle değildir. Yıldızlar arası muazzam boşluklar varoluşun bir başka gereği ve gerçeği olarak karşımıza çıkar ve bize şaşkınlıktan şaşkınlığa uğratır.
Güneş sisteminde ya da evrenin herhangi bir yerinde dünyamızdakilere benzeyen canlılar var mıdır?
Bu soruya henüz bilimsel bir cevap veremiyor sadece tahminlerde bulunabiliyoruz. Bu soruyu cevaplamayı böylesine karmaşıklaştırıp güçleştiren ise yaşamsal uygunlukların çok ve kompleks olmasıdır. Diğer ifade ile yaşamın oluşması ve devamlılığı için oluşumlarda milyarlarca bilinmeyenli bir denklemin (ya da bir terazinin) tam dengede olması gerekliliğidir.
Dünya dışında canlıların olup olmadığı sorusuna verilecek cevap materyalizm için çok önemlidir. Bunun nedeni ise dünyanın özel olmadığını (rastlantılarla oluştuğunu, bu tür sistemlerin rastlantılarla oluşabileceğini) gösteren bir kanıt ya da kanıtlar olarak yorumlama çabalarıdır.
Güneş sisteminde bulunan Dünyamız dışındaki diğer gezegen ve uyduların yaşama uygun olmadıkları gözlemlenmiştir.. Mars’ta ve Jüpiter’in Europa uydusunda mikroorganizma türü canlıların olabileceği gibi zayıf iddilar varsa da doğruluğu konusunda herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Bu nedenle dünya dışında canlılık varsa güneş sisteminin dışında olmalıdır diyebiliriz.
Fakat güneş sistemi ile diğer yıldızlar arasında öylesine uzun mesafeler vardır ki bir canlı türünün bu mesafeleri aşarak dünyamıza ulaşması mümkün değil görünmektedir. Bu konuda bir örnek verelim.
Güneş sistemine en yakın yıldız Alfa Centuari-3’tür ve ortalama dört buçuk ışık yılı uzaklıktadır. Uzaya gönderdimiz Pioneer ve Voayager uzay araçları saatte seksen bin km hıza ancak ulaşabilmişledir. Yıldızlar arası araçların daha yüksek bir hıza ulaşabilmeleri mümkün değil görünmektedir.
Saatte yüz bin kilometre hızla giden bir uzay gemisi yapmayı başarıp yola çıkarsak en yakın yıldız olan Alfpa Centauri’ye ancak elli bin senede ulaşabileceğiz.
Bu kadar uzun bir sürede gemi ve içindeki canlılar varlıklarını devam ettirebilir mi? Serseri mayınlar gibi dolaşan göktaşlarından, süpernova patlamaları sonucunda yayılan zararlı ışınlardan, mutlak sıcaklığın ancak birkaç derece üzerindeki soğuktan…Bunlara benzeyen ya da benzemeyen binlerce tehlikelerden, olumsuz şartlardan korunulabilir mi?
En fazla bir kaç on sene sonra metal yorgunluğuna uğrayacak uzay gemisi elli bin yıl boyunca kendini nasıl yenileyip de varlığını devam ettirecektir?
Böyle bir yolculuktaki en büyük engelin tersinim olduğu açıktır. Her türlü yaşamsal imkan sağlanmış olsa dahi bu kadar uzun süre çalışacak bir uzay gemisi yapmak mümkün değildir. Bu doğa kanunlarına aykırıdır. Muhtemelen uzay gemimiz tersinim sonucu beş on sene içinde dağılıp gidecektir.

Materyalizm ne diyor? Varoluşu rastlantıların eseri olarak gören bir materyalist için eğer güneş sistemi ve dünya rastlantılarla oluşmuşsa trilyonlarca yıldızın bulunduğu evrende güneş sistemimize ve dünyamıza benzeyen yıldızlar ve gezegenler olmalıdır.
Olasılık hesapları eğer yaşamsal uygunluklar göz önüne alınmaz ise bunu mümkün görür. Ayrıca dünyamıza benzeyen gezegenlerin olması güneş sisteminin ve dünyamızın rastlantılarla oluştuğunun kanıtı da olacaktır. Bu nedenle evrende güneş sistemine ve dünyaya benzeyen gezegenlerin olup olmadığı sorusuna verilecek cevap materyalizm için çok önemlidir. Bu yönde çalışmalar yapılmış, yapılmaktadır ve bazı teoriler öne sürülmüştür.
1961 Yılında Franke Drake tarafından geliştirilen Drake Denklemi galaksi- mizde ne kadar zeki ve iletişim kurabilen uygarlık olabileceğinin belirlenmesiyle ilgili faktörleri içerir.
Bu denklem N= N1. fp. ne. fl. fi. fc. fL eşitliği ile ifade bulur.
Burada N uygarlık bulunma ihtimali olan gezegenlerin sayısıdır.
Denklemdeki faktörleri şöyle sıralayabiliriz.
N1- Galakside bulunan yıldızların sayısıdır. Formül sahibi Samanyolunda iki yüz milyar yıldızın olduğunu varsaymış bu rakamı almıştır. Pek çok kaynakta Samanyolundaki mevcut yıldız sayısının iki yüz milyar değil, iki yüz milyon olduğu belirtilir. Arada bin misli gibi çok büyük bir fark vardır.
Drake denkleminde toplam yıldız sayısının belirli bir yüzdesine karşılık gelen sayı kadar gezegende (yıldız değil) canlılık olabileceği düşünülür. Bu oran fp rumuzuyla ifade bulur ve yüzde yirmidir.
Diğer ifade ile formüldeki rakama göre Samanyolunda bulunan yıldızlara ait kırk milyar gezegenin yaşama uygun şartlara sahip oldukları varsayılır.
Formüldeki ne rumuzu yaşam içeren ya da yaşama uygun olan gezegenlerin sayısıdır.
Drake bu konuda Güneş sistemini örnek alır. Venüs, Dünya ve Mars gezegenlerini yaşama uygun kabul eder. Buna göre ne=3 olur.
Formülde yaşamsal şartlara sahip olup da evrimleşmeyi mümkün kılan daha geniş olanaklara sahip gezegen sayısının yaşam olan gezegenlerin sayısıyla oranı fl harfleriyle gösterilir. Drake bunu %50 olarak kabul eder.
Formüldeki fi fl’deki gezegenler sayısında içlerinde zeki yaratıkların olabileceği yerlerin oranıdır. Bu da %20 olarak kabul edilir.
Fc fi türü gezegenlerin içinde iletişim teknolojisine sahip olabileceklerin oranıdır ki bu da %20 dir.
fL ise iletişim teknolojisine sahip medeniyetlerin yaşam sürelerinin yaşadıkları gezegenin ömrüne olan oranıdır.
Formül sahibi bu oranı milyonda bir olarak kabul etmiş; dünyamızın yaşını on milyar, medeniyetin yaşama süresini ise on bin yıl olarak almıştır.
Drake formülüne göre bulunan sonuç N = 2400dür. Diğer ifade ile Samanyolu galaksisinde iki yüz milyar yıldızın olduğu kabul edildiğinde evrimleşip iletişim kurabilecek yeteneklere sahip canlıların bulunduğu gezegen sayısı iki bin dört yüzdür.
Dikkatli bir okuyucu formüldeki bilgilerin bilimsellikten çok zorlamayla, afakî olarak ortaya konulduğunu hemen fark eder.
Verilen bilgilerin hemen hemen hepsi bilimsel olmalarına engel olacak kadar derin ve güçlü şüpheler içerir. Samanyolunda bulunan yıldız sayısında bile bir mutabakatın olmadığı görülür. Hâlbuki bu sayı Drake formülünün omurgasını teşkil eder.
Canlılığın olmadığı bilinen Venüs ve Mars gezegenlerinin ölçü alınması yukarıdaki formülün bir başka açmazı ve mantıksızlığıdır.
Drake formülünü incelememiz sonucunda vardığımız sonuç; gerçeği arama yolunda sık sık karşılaştığımız materyalizmin canlılığın rastlantılarla oluşabileceği varsayımının temel propagandalarından biri olmasından öte bilimsel değerinin olmadığıdır.
Temel propagandadır çünkü daha önce de yazdığımız gibi evrende canlılığın başka dünyalarda da var olmasının kanıtlanması Güneş sisteminin dolaysıyla Dünyamızın özel olmadığının, rastlantılarla oluşabileceğinin kanıtlanması anlamına gelir.
Evrende Dünyamız dışında yaşama uygun gezegenler var mıdır? Bu soruya vereceğimiz yanıt ne evet, ne de hayırdır. Vereceğimiz cevap niye olmasındır. Bunun nedeni de evrende Dünya dışı canlıların olup olmadığı konusunda bilimsel kanıtların henüz bulunamamasıdır.
Aynı soruya yaratılış teorisi taraftarlarının vereceği yanıtta bu teorinin temel aldığı kutsal kitaplarda Var Edicinin Âlemlerin Var Edicisi olma yönündeki ilahi kelamın yorumuna bağlı olarak cevabımızla aynı diyebiliriz.
Âlemlerin Var Edicisi sıfatı Dünya dışı başka dünyaların var olduğunu gösterdiği gibi yaratılış teorisi taraftarlarının-genellikle-gönülden inandıkları Dünya ve ahreti de ifade ediyor olabilir.
Evrende canlıların yaşadığı başka dünyaların olup olmadığının tespiti konusunda hakkında en fazla bilgi sahibi olduğumuz Güneş ve sistemi örnek alınabilir.
Eğer güneş ve sistemi özel değilse (ki materyalizm Güneş ve sisteminin özel yaratılmış olduğunu şiddetle ret eder) diğerleri gibi rastlantılarla oluşması gerekir.
Evrende öylesine çok yıldız gezegen ve uydu vardır ki Güneş sistemimize ve Dünyamıza benzer pek çok sistemin olması gerekir. Güneş sisteminin de içinde bulunduğu Samanyolu galaksisine örnek alırsak:
Galakside toplam iki yüz milyon yıldız vardır. Güneşimiz de bunlardan orta büyüklükte olanlarından sadece biridir. Güneşimizin iki yüz milyon yıldız içinde orta büyüklükte olması sistem değerlerinin ortalama olarak alınmasını mümkün kılar.
Yaşam hem gezegenlerde hem de gezegenlerin uydularında (örneğin Jüpiter’in Europa uydusu gibi) olabileceğinden hem gezegenlerin hem de uyduların toplam sayılarını dikkate almak gerekir. Bu sayıyı güneş sisteminde elli olarak kabul edebiliriz. (Gerçekte elli beş)
İki yüz milyon yıldızın ortalama elli gezegen ve uydusu olduğu var sayılırsa Samanyolundaki toplam gezegen ve uydu sayısı on milyar olur.
Varacağımız sonucun daha gerçekçi olması için gezegen ve uyduların içinde sadece yüzde birinin (Güneş sistemi örnek alındığında bu ellide birdir) yaşama uygun olduğu kabul edilirse Samanyolu galaksisi içinde yaşama uygun gezegen ve uydu sayısı yüz milyondur.
Bu da Samanyolu galaksisinde bulunan her iki yıldızdan birinin sisteminde yaşam barındıran bir gezegen ya da uydu var demek anlamına gelir. Fakat biz bir tanesini bile tespit edebilmiş değiliz.
Bu rakamı abartılmış mı buldunuz? Eğer bu rakam abartılmış ise Güneş ve sisteminin özel olduğunu kabul etmek zoruna kalırız. Çünkü aldığımız örnek güneş sistemidir.
Gerçektende en azından bir kısmını çok iyi bildiğimiz Güneş sisteminde dolaysıyla Dünyamızda mevcut yaşam için olmazsa olmazları (yaşamsal uygunlukları) dikkate alıp, araştırmaları bunlara göre yapmak; evrende güneşimize ve dünyamıza benzeyen başka güneşler ve dünyaların olup olmadığını araştırmak çok daha akılcı ve bilimsel olacaktır.

Bilimsel araştırmalar ne diyor? NASA 1979 yılında mevcut olma ihtimali hayli güçlü bulunan dünya dışı yaşamı araştırmak amacıyla SETİ kısaltmasıyla ifade bulan bir projesini başlattı.
Bu projenin temeli ve amacı uzaya radyo sinyalleri göndererek Dünya dışındaki gezegenlerin bazılarında insanlar gibi zeki canlıların bulunabileceği varsayılarak varsayılan canlılarla irtibat kurup tanımaktı. Bu nedenle gönderilen radyo sinyallerine zeki varlıklarca gönderildiğini belirten örneğin insan vücudunu tanıma gibi bazı özellikler, işaretler katılmıştı. Projeye göre bu radyo sinyallerini alıp irdeleyebilecek zekâya ve teknolojiye sahip olduğu varsayılan Dünya dışı canlılar yanıt olarak bazı sinyaller gönderecekler bu sinyaller çözümleyerek irtibat sağlanacaktı. Dünya dışı varlıklardan gelmesi ihtimali olan radyo dalgalarını dinlemek amacıyla Dünyanın çeşitli yerlerine çok duyarlı radyo teleskopları konuldu.
1977 ile 1990 yılları arasında gök bilimciler çok değişik takımyıldızlardan bazı sinyaller aldılar. Bu sinyaller açıklanamadı ve aralarından hiçbiri de yinelenmedi.
Ohio Eyaleti radyo teleskopunda görevli bir araştırmacı 15 Ağustos 1977 tarihinde Yay Takımyıldızından wow sesi olarak tanımladığı bir sinyal aldı. Bu sinyal bir daha asla duyulmadı.
10 Ekim 1989 da yine Yay Takımyıldızından kırka yakın sinyaller alındı, bunlardan sadece biri kaydedilebildi.
14 Ağustos 1989 yılında Başak takımyıldızından Dünya dışı zekânın yayını olduğunu düşündüren bir sinyal kaydedildi.
16 Ağustos 1989 yılında Balık Takımyıldızından belirli aralıklarla tekrarlanan bazı sinyaller alınmışsa da nicelliği kontrol edilirken kesildi.
15 Kasım 1989 da Kasiope Takımyıldızından Dünya dışı zeki canlılarca gönderiliyormuş izlenimi bırakan bazı sinyaller duyuldu.
9 Mayıs 1990 yılında Yılan Taşıyan Takımyıldızından bazı sinyaller duyuldu. Bu sinyallerin dünya dışı zeki varlıklarca gönderildiği iddia edildi.
Araştırma ekibi bu günde Amerika merkezli çalışmalarına devam etmektedir.
Yukarıda sıralanan radyo sinyallerinin gerçek mahiyetleri açıklanamamışsa da dünya dışı zeki varlıklarca gönderilme ihtimalinin bulunması bilim insanlarını heyecanlandırmakta, bu konuda çeşitli varsayımlar ileri sürülmektedir.
Bu varsayımların pek çoğu Dünya dışı canlıların bizlerden çok daha zeki; medeniyet ve teknoloji alanında çok daha gelişkin oldukları yönündedir.
Dikkatli bir okuyucu bütün bunların bir varsayımdan öte değerinin olmadığını hemen fark eder. Bilim bir şeyi gerçek kabul etmesi için kesin deliller ister.
Gerçektende Dünya dışındaki gezegenlerde varlıklarını sürdüren canlılar var mıdır?
Bu soruya daha önce yanıt vermiştik. Fakat burada uygulanan projede çok vahim bir hatanın işlendiğini özellikle belirtmek isteriz.
Güneş sisteminde bulunan gezegen ve uydularda iletişim teknolojisine sahip insanlar gibi zekâ sahibi canlıların bulunmadığını biliyoruz. Güneş sisteminde dünya dışında canlı olduğu konusundaki en iddialı varsayım Jüpiter gezegeninin Europa uydusunda mikroorganizmaların olabileceği şeklindedir. Bu nedenle yukarıdaki satırlarda detaylarıyla anlatmaya çalıştığımız evren içi zeki canlılarla irtibata geçme projesinde zekâ sahibi canlılardan geldiği iddia edilen sinyaller güneş sistemi dışındaki yıldızlardan gönderilmiş olmalıdır. Nitekim sinyallerin Yay, Başak, Balık, Kasiope gibi çeşitli yıldız takımlarından geldiği varsayımı bunu teyit eder. İşte vahim hata buradadır.
Güneş sistemine en yakın olan yıldız Alpha Centauri’dir ve dört buçuk ışık yılı uzaktadır. Diğer ifade ile ışık hızıyla yayılan radyo dalgaları bu yıldıza gönderildiği tarihten ancak dört buçuk sonra ulaşabilir. Orada zeki canlıların var olduklarını ve hemen aldıkları sinyallere yanıtladıklarını kabul etsek bile yanıt olarak gönderilen sinyaller gönderilme tarihinden sonra ancak dört buçuk sonra Dünyamıza ulaşacaktır. Bu durumda gönderilen sinyallere yanıt alınabilmesi için en azından Dünyamızdan sinyal gönderilmeye başlandığı tarihten dokuz sene sonrasına kadar bir zaman gereklidir. Yukarıda adı geçen proje 1979 senesinde hayata geçirildiğine göre ilk yanıt ancak-o da en yakın yıldızdan- 1988 yılında dünyamıza ulaşabilir.
1979 yılında gönderilen radyo sinyalleri en yakınları dışında aramızdaki onlarca ışık yılı olarak hesaplanan uzaklıkları göz önüne alındığında diğer takımyıldızlara henüz ulaşamamış olmalıdır. Ayrıca varlıklarını bize bildirmek isteyen evrendeki diğer zeki varlıkların gönderdikleri sinyallerin, bu sinyalleri diğerlerinden ayıran karakteristik özelliklere sahip olmaları gerektiği gibi devamlılığı da gereklidir. Karakteristik özellikleri ve devamlılığı olmayan sinyaller bu amaca hizmet etmez. Bu nedenlerle evrendeki diğer zeki canlılardan yanıt olarak geldikleri öne sürülen yukarıda belirttiğimiz sinyal kayıtlarının hiçbir bilimsel değeri yoktur. Eğer bir kasıt yoksa bu çok büyük bir yanılgıdır.
1967-1968 yılları kışında Trabzon’da telsiz başındaydım. Eylül 1967den Mart 1968e kadar bütün radyo bantlarına hâkim olan; gidip gelen, dalgalanan derin ve güçlü wow sesine benzeyen bir uğultu bütün telsiz iletişimimizi engellemişti. Bu uğultu ara sıra kesiliyordu. İletişimi bu kesilmeler sırasında sağlayabiliyorduk.
Daha sonra yapılan araştırmalarda bütün radyo bantlarına hâkim, iletişim kurmamızı engel olan bu güçlü uğultunun güneş patlamalarından kaynaklandığı tespit edildi.
Bu gün galaksimizde bulunan iki yüz milyon yıldızdan (Güneşten) milyonlarcası patlamakta evrene çok yoğun geniş bantlı radyo dalgaları yaymakta olmalıdır. Bir bakıma evren dolaysıyla galaksimiz bu düzensiz fakat son derece güçlü radyo dalgalarıyla doludur varsayımını öne sürersek yanılmış olmayız. Duyulan sesler bu radyo dalgalarından bir kaçıdır dersek bu varsayımımız; bu sinyallerin evrende bulunan diğer zeki canlılardan gönderdiğimiz sinyallere cevap olarak gönderilmiştir varsayımına göre çok daha bilimseldir.
Evrende canlılığın olup olmadığını araştırma ve varsa zeki canlılarla iletişim kurma konusunda böylesine önemli bir projeyi hayata geçirenlerin yukarıda anlatmaya çalışacağımız vahim hatayı işleyecekleri sanmıyoruz. Bu da bize bütün bu safsataların sık, sık rastladığımız bir materyalizm propagandası olduğu izlenimi veriyor.
Hâlbuki canlılığın evrenin diğer köşelerinde olup olamayacağı konusundaki araştırmalara kıstas olabilecek Güneş Sistemi ve Dünyamız gibi çok güzel bir örnek vardır.
Dünyanın güneş sistemindeki yerinin, büyüklüğünün, iç ve dış özelliklerinin rastlantısal oluşum ihtimalleri Penrose’un Big Bangden sonra evrenin var olan düzeni içinde kaçta kaç ihtimalle oluşabileceği hesaplarına benzer hesaplarla ortaya konulabilir. Böyle bir hesaplamanın daha bilimsel ve daha akılcı olacağı kesindir.

Hüdai ÇAKMAK
Yazar
Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

hanoglu
28-07-2010, 17:52
doğaüstü hiçbir güce muhtaç olmadan halihazırda devam eden hayatı görüyorsunuz ve kendi kendine olamayacağı koşullanması içinde her şeyin başına bir tanrıyı koyuyorsunuz.
her şeyin bir'e varmak zorunda olmasına bir şey demiyorum ama, bu biri deneyimlediğiniz madde olarak kabul etmeyip de hangi bulgularla bilinmeyen bir güce bağlıyorsunuz ?

evrensel-insan
28-07-2010, 18:08
Saygideger Hudai Cakmak;

Her güzel çirkinleşecek, her yeni eskiyecektir. Bu bir doğa kanunudur. İşte tersinim budur.-H.C.

Bence evrimin ne oldugu tam algilanamamis. Evrim surekli suregelen surec temelinde, degisim, donusum, olusum ve baskalasimdir. Olusum her evrenin bir gorunumu, dile gelimidir. Bu temelde, bir sey ne guzel, ne de cirkindir. Cunku guzellik ve cirkinlik arasinda bir ic icelik vardir, ve ustelik neyin guzel/cirkin oldugu, bir insanoglu algisi ve goreceli bir algidir. Ayni, kaos/cosmos, sey/problem iliski/celiski v.s. gibi.

Ayrica, nesnelerin, zamansal bir temelini de veren insanogludur. Bu temelde de nesnelerin zamandan bagimsizligi vardir.

Bilim de epistemolojik gerceklik olarak, zamansalolmayip, suregelen surekli bir surectir. O yuzden, zamansal ilk, once, sonra v.s. degerlendirmeleri, sadece felsefi, ideolojik ve inancsaldir.

Evrim, evrilme v.s. ye de, verilen her oznel icerik, bir insanoglu urunudur. Cunku, hic bir nesne, kendisini kendi adina ortaya koyamaz. Nesneye, oznel icerik veren ve onu ortaya koyan insanogludur ve nesneye de verdigi oznellikte, sadece kendi insanoglu ozellikleri bulunur.

Doga da bir nesne olarak, oznel icerigi yoktur, cunku; kanun bir kurgu olup, oznellik icerir ve insanoglunun bir urunudur.

Bu temelde, bilimin ve bilimselligin de, ayni inancsallik gibi, teorisi, tezi, formulu, hipotezi v.s. soyuttur. Ama, bilim somuttan soyuta, yani deney, gozlem, bulus v.s. den teoriye yonelirken; inanc soyuttan somuta yonelir. Yani once ideoloji yaratilir,sonra da bu nesneyeuygulanmaya calisilir. Ayni dogaya kanun vermek gibi.

Oyuzden yeni/eski ve guzel/cirkin karsitliklarinin bir temeli vardir, o da dusuncedir. Bu dusunce de, insanogluna aittir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

insan_olmak
28-07-2010, 18:19
Gerçekte onları evrim teorisinin kanıt gösterilmesine gerek olmayan açık bir gerçek olduğu inancına iten neden bu konudaki başarısızlıkları, teoriyi destekleyen bilimsel hiçbir kanıtın bulunamamasıdır[/U]]

böyle durmadan gereksiz içeriksiz konular açmasanızda forum kirlenmese diye düşünüyorum.siz teori nedir biliyormusunuz?

bildiğinizi hiç sanmıyorum,bari konularınız tek bir başlıkta toplayında daha fazla kirlilik olmasın

Saygılarımla

axial
28-07-2010, 18:28
Tersinim teorisi canlıların zaman içindeki değişimlerini evrimin tersine negatif olduğu görüşündedir. Bu görüşüne kanıt olarak entropi kanununu, bozmanın kolay yapmanın zor olduğu; düzen sahibi sistemlerin irade, (amaç) bilgi, güç, madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu olduğu ilkelerini gösterir. Tersinim teorisine göre canlılar zaman içinde mükemmel yapılarından bir şeylerini kaybetmekte, gerilemektedir.


Sayın HÜDAİ ÇAKMAK;

Bozmak kolay yapmak zordur. Bu evrimle çelişmez. Size evrimi yanlış anlatmışlar. Ayrıca evrim darwin zamanında kalmamıştır geliştirilmiştir.
Evrim zaten canlı hücrelerin devamlı mutasyona uğradığını ve bunların birçoğunun yaşam şartlarına uyum sağlayamadığını ve yok olduğunu söyler. Ama bu milyonlarca mutasyondan elbet doğaya uyumlu olanlarıda çıkacaktır. Doğal seçilimde budur. Burada kolay olan hangisi. Mutasyona uğramış bozuk genin hayatta kalması mı yoksa uyum sağlamış fayda getirmiş bir mutasyonun hayatta kalması mı?

Evrim teorisi devamlı gelişimi (evrimi) öngördüğünden yaşam grafiği gitgide yükselen düz bir çizgi olmalı ve evrimleşme süreci ara format canlılarına ait fosillerle açıkça izlenebilmelidir. Evrim sürecinin uzun, canlı ömürlerinin kısa olduğu dikkate alınırsa dünyamız ara format fosilleriyle tıka basa dolu olmalıdır ama bir tane bile bulunamamıştır.


Burada da baltayı taşa vurmuşsunuz ve arafosilden kastınızın ne olduğu belli değildir.Zaten dünya bir sonraki türlerin arageçiş formlarıyla tıka basa doludur.


c)-İlk canlılığın görüldüğü tarihten üç milyar yıl sonra (günümüzden yaklaşık 550 milyon yıl önce) kambriyen döneminde canlılar aniden, çeşitli ve mükemmel yapılarıyla ortaya çıkarlar. Ara format fosilleri yoktur.


Sizin bilim anlayışınıza hayran kaldım. Kambriyen döneminden birden şıppadanak ortaya çıktı demek. Yada ol dedi oldu. Kambriyen dönemi dediğiniz dönem yaklaşık 50 milyon yıllık bir dönem. Bir anda dediğiniz dönem 50 milyon yıl yani. Bir tasavvur etmeye çalışın bakalım 50 milyon yılı.


Peki tersinim teorisi bunu nasıl açıklar bilimsel olarak. Demişsiniz ki kötüye giden bir eğri vardır. Bunlarla ilgili arafosilleriniz nelerdir? İnsanla şempanzenin ortak atası olan homo sapiens insandan daha gelişmiş midir. Bununla ilgili bilimsel kanıtlarınız var mıdır.

Ayrıca devamlı kötüye gittiğine göre en başta mükemmeldi. Mükemmel insanlara ait fosiller var mıdır?

Ayrıca şu kambriyen öncesindeki canlılar sizin tersinim teoreminize neden uymadıda kambriyen sonrası mükemmelleşti.

İnanın sizi anlamaya çalışıyorum. Herhangi bir artniyetim yok. Eğer kafama yatarsa yattı derim. Sonuçta evrim benim saplantım değil.

özdekçi
28-07-2010, 18:30
EVRENDEKİ DÜZEN RASTLANTI MI?

Evrende üç yüz milyon galaksi bulunduğu zannedilmektedir. Galaksiler arasında da milyonlarca ışık yılıyla ifade edilebilen dev aralıklar, mesafeler vardır. Bir ışık yılı ise saniyede üç yüz bin km hızla giden bir ışık huzmesinin bir yılda alacağı yol demektir. Bu da yaklaşık dokuz katrilyon km’dir.
İlginç olan aralarında korkunç denebilecek boşluklar bulunan bu galaksiler ve galaksileri meydana getiren milyarlarca yıldızın kütle çekimleriyle birbirlerine bağlanmış olması, bu bağlantıların son derece hassaslığıdır.
Süpernova denilen dev yıldızların patlamaları sonucu uzaya savrulan göktaşları ayrı tutulursa bütün gök cisimleri hassas dengeler ve kurallarla birbirleriyle bağlıdır ve devamlı hareket halindedir. Bu dengeli ve kurallı hareketler evrenin bütünlüğünü kapsar.
Daha da ilginç olan ise süpernova patlamaları sonucu uzaya savrularak serseri mayınlar gibi başıbozuk bir halde dolaşıp duran, kendilerinden daha büyük gök cisimlerinin çekimlerine kapılarak onların üzerlerine düşen, bir bakıma düzensizliği simgeleyen bu göktaşları yaşamın oluşma şartlarına çok büyük katkılarda bulundukları gibi ileri ki zamanlarda evrenin çökmesine de neden olacaklarıdır.
Süpernova denilen dev yıldızların merkezlerindeki nükleer fırınlarda oluşan ağır elementler bu yıldızların patlaması sonucu sağa sola savrulan göktaşlarıyla evrenin çeşitli bölgelerine gitmekte, buralarda dünyamız gibi sert kabuklu, yaşama uygun gezegenlerin oluşmasına sağlamaktadır. Bir bakıma evrendeki düzensizlikler bile bir düzen içerir ve yaşamın oluşma planına (yaşamsal uygunlukların olmazsa olmazlarına) çok büyük katkılarda bulunur.
Gök cisimlerinin uzaydaki dağılımı ve aralarındaki devasa boşlukların canlı hayatının var olabilmesi için zorunlu olup olmadığı sorusuna verilen yanıt çok önemlidir.
Yapılan araştırmalar gök cisimleri arasındaki ilişkilerin yaşamı destekleyecek biçimde pek çok evrensel güçle uyumlu, çok hassas hesaplar, yapılar ve dengeler içerdiğini göstermektedir.
Bu devasa mesafeler gezegenlerin yörüngelerini hatta varlıklarını doğrudan etkiler. Bu mesafeler son derece kritiktir. Bu nedenle yaşamsal uygunlukların önemli bir parçasıdır.
Yıldızlar arasındaki şu an var olan boşluklar dünya gibi bir gezegen sisteminin var olabilmesi için en ideal mesafedir.
Ünlü biyokimya profesörü Michael Denton da, Doğanın Kaderi adlı kitabında bu konuda şöyle yazar:
-Süpernovalar ve aslında bütün yıldızlar arasındaki mesafeler çok kritik bir konudur. Galaksimizde yıldızların birbirlerine ortalama uzaklıkları 30 milyon mildir. Eğer bu mesafe biraz daha az olsaydı, gezegenlerin yörüngeleri istikrarsız hale gelirdi. Eğer biraz daha fazla olsaydı, bir süpernova tarafından fırlatılan maddeler o kadar dağınık hale gelecekti ki, bizimkine benzer gezegen sistemleri büyük olasılıkla asla oluşamayacaktı. Eğer evren yaşam için uygun bir mekân olacaksa, süpernova patlamaları çok belirli bir oranda gerçekleşmeli ve bu patlamalar ile diğer tüm yıldızlar arasındaki mesafe, çok belirli bir uzaklık olmalıdır. Bu uzaklık, şu an zaten var olan uzaklıktır. Bu uzaklıklar son derece kritiktir.
Prof. George Greenstein da bu akıl almaz büyüklükle ilgili, Simbiyotik Evren adlı kitabında şöyle yazar:
-Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Yıldızlarda, nebula denilen bulutsularda ve diğer gök cisimlerinde süre giden temel fiziksel işlemlerde hiçbir değişim gerçekleşmezdi. Uzak bir noktadan bakıldığında, galaksimizin görünüşü de şimdikiyle aynı olurdu. Tek fark, gece çimler üzerine uzanıp da izlediğim gökyüzünde çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu. Ama pardon, evet; bir fark daha olurdu: Bu manzarayı seyredecek olan "ben" olmazdım... Uzaydaki bu devasa boşluk, bizim varlığımızın bir ön şartıdır.
Greenstein kitabında bunun nedenini de açıklar. Evrendeki büyük boşluklarla bazı fiziksel değişkenler yaşamsal uygunlukların şekillenmesine sağlamaktadır. Yaşamsal uygunlukların şekillenmesi ise yaşamın devamlılığı amacına yöneltilmiş pek çok harika sistemlerin oluşup bir araya gelme nedenidir. Ayrıca evrendeki katrilyonları bulan cisimler arasındaki boşluklar bu cisimlerin birbirleriyle çarpışmalarını, evrenin bir kaos ortamına sürüklenmesini de önler.
…………
Samanyolu galaksisin de yaklaşık iki yüz elli milyon yıldız bulunduğu tahmin edilmektedir. Diğerlerinde olduğu gibi Samanyolu galaksisindeki yıldızlar arasında da dünya ölçüleriyle ifadesi mümkün olmayan çok büyük mesafeler, aralıklar vardır.
Samanyolu galaksisinde bulunan yıldızların içinde güneşe en yakın olanı Alpha Centauridir ve güneş sisteminden sadece 4.5 ışık yılı uzaklıktadır.
Dünya bildiğimiz gibi Güneş Sistemi'nin bir parçasıdır. Bu sistem, evrenin içindeki diğer yıldızlara göre orta küçüklükte bir yıldız olan Güneş'in etrafında dönmekte olan dokuz gezegenden ve onların elli dört uydusundan oluşur. Dünya, sistemde Güneş'e en yakın üçüncü gezegendir.
Güneş'in çapı dünya çapının 103 katı kadardır. Aradaki mesafe diğer ifade ile dünyanın güneş etrafındaki elips şeklindeki yörüngesiyle güneş arasındaki mesafe yüz kırk milyon kilometre ile yüz altmış milyon kilometre arasında değişir. İlginç olan aradaki mesafe ile dünyanın ve güneşin büyüklüğünün son derece kritik olmasıdır.
Işık yılı birimine göre dünya ile güneş arasındaki mesafe (ortalama yüz elli milyon km) yedi ışık yılı/dakika olur. Bu da güneşten çıkan bir ışık fotonunun yedi dakika sonra dünyaya ulaştığı anlamına gelir.
Dünya ölçüleriyle dev bir boyuta sahip gibi görünen Güneş Sistemi, içinde bulunduğu Samanyolu galaksisine oranla oldukça küçük denilebilir. Güneşimiz galaksinin spiral kollarından birinde dışa yakın bir yerde bulunmaktadır.
Gök cisimlerinin (özellikle güneş sisteminin) evrendeki dağılımı ve aralarındaki boşluklar Dünya'da canlı hayatının var olabilmesi ve devamlılığı için zorunlu olup çok önemlidir.
Gök cisimleri arasındaki mesafeler katı kütleli gezegenlerin oluşumundan ısı değişimlerine kadar yaşamı destekleyecek biçimde pek çok evrensel güçle uyumlu bir hesap içinde düzenlenmiştir. Bu konuda en küçük bir kuşku yoktur.
Bunun nedeni ise bu mesafelerin gezegenlerin oluşumlarını ve yörüngelerini doğrudan etkilemesidir.
Güneş sistemindeki gezegenlerin yörüngeleri ise çok kritik değerlerdedir. En küçük bir oynama yaşamı sona erdirebilir.
Evrenin kökeni ile ilgili çeşitli araştırmalar yapan fizikçi Roger Penrose:
-Ama evrenin kesinlikle bir amacının olduğunu gösteren bir olay var ki, o da evrenin şans eseri orada durmadığıdır. Bazı insanlara göre evren sadece oradadır işte. Öylesine olmaya devam ediyor. Biz de kendimizi birdenbire bu şeyin içinde buluvermişiz. Bu bakış açısının, evreni anlamamızda çok verimli ya da yardımcı olacağını sanmıyorum. Bence evren ve onun varlığının altında bugün henüz pek sezemediğimiz çok daha derin bir şeyler gizli demiştir.
Bilimsel bulguların ortaya koyduğu gerçek gözlemlediğimiz evrende mevcut hassas denge ve düzenlerin muazzam bir patlamanın sonrasında kendi kendine ve rastlantılarla gerçekleşmesinin kesinlikle imkânsız olduğudur. Big Bang gibi bir patlamanın ardından böyle bir düzenin meydana gelmesi, ancak doğaüstü bir yaratılış sonucunda gerçekleşebilir. Diğer ifade ile bu tersinim teorisinin öngördüğü gibi düzenli bir genişim evresinin başlangıcıdır ve asla patlama değildir.
Düzenli sistemlerin bilinç (amaç), bilgi, güç (enerji), madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu olduğu düşünülürse eğer bir olgu düzen ve sistem sahibiyse bilgi ve iradenin sonucu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Hüdai ÇAKMAK
Yazar
Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı






Yazınız kozmolojik evrimi adeta anlatıyor ve kabul ediyor fakat biyolojik evrime geçit vermiyor. Yine yazı güncel bilimden çok uzak. Evren içinde tüm kütlenin bir arada durduğu yok. Kütlesel çekimde çok uzak sistemler için geçerli değil. Sistemler arasındaki mesafede sabit değil sürekli artmakta yani evren genişliyor. Evrenin bir bilinç tarafından tasarlanıp var edildiğini söylemek için. Bilicin maddeden bağımsızlığını göstermeniz lazım.

Evrenin evrilmesi ve günümüz değişkenleri tekillikteki başlangıç şartlarına bağlıdır. Buna önceden kestirilemez. Sizin gözlem yaparak muazzam denge dediğiniz şey başlangıç şartları ile ilgilidir. Ayrıca evrene baktığımızda öyle denge falanda yok. Patlamalar, süper novalar, kara delikler, gök taşları vs. hepsi de çok kaotik bir ortam.

Hapsi bir yana, bu sistemin bir tasarımcısı yada bilinci olmadığının en büyük delili, sistemin dünya üzerindeki bilinçli insan için anlamsız büyüklükte olduğudur. Bahsedilen uzaklıklar algı, kavrama ve tanımlama sınırlarımız dışında olup hiç bir zamanda sınırlarımıza giremeyecektir. O zaman var olmalarının anlamı nedir?

Yok eğer sadece dünya üzerinde yaşam var deniyorsa, işte o zaman bunca sistem içinde bir tek dünyada yaşam olması bir rastlantıdan başka bir şey değildir. Daha doğrusu zaman ve gök cismi sayısı böyle olasılıklara yeterlidir.

Kısaca, evren insan için oluşturulmuş gibi görünmüyor.
Son olarak hep hata yapılıyor. Ne kozmolojik nede biyolojik evrim rastlantılardan bahsetmez.

axial
28-07-2010, 18:39
Tersinim teorisi diye birşey sallıyor.

Teorinin tek hedefi evrim teorisini eleştirmek. TAmam bir fikrin varsa söyle. Kendi teorinin mekanizmalarını buluntularını anlat. Yazıları oku 10 cümlenin 9 unda evrimi eleştiriyor. Bilim böylemi yapılır. Darwin hiçbir zaman evrim teorisini anlatırken yaradılış şöyledir yaradılış böyledir dedi mi? Demez çünkü zaten yaradılış teorisi bilimsel değil. Ama başka bir teoride olsa amacınız onu çürütmek ise onunla ilgili bir makale yazarsınız. İncelenir eyvallah denir. Siz tersinim diye birşey tutturmaya çalışıyorsunuz. TAmam saygım var. Ama bize tersinim toerisini anlatın mekanizmaları nedir ne değildir. Her yazınızda evrim teorisinin şurası hatalı bak darwin şöyle demişti böyle demişti. Eee tersinim ne. Onun tersi. Nelere dayanarak evrimin olmadığına dayanarak mı? Evrim yoksa tersinim vardır mı teoriniz. Yaw herif o zaman şartlarında ne tür bilgiler bulacak tıı ki. Adamlar mektupla haberleştiği devir. Çıkın şu darwin hastalığından. O da insan peygamber değil, o zamana göre doğru şimdi yanlış olabilecek sözler elbette söyleyebilir. Bugunun bilimine gelin.

AerA
28-07-2010, 20:35
Bu görüşüne kanıt olarak entropi kanununu,


Entropi artışı dışarıdan verilecek enerji ile azaltılabilir.
Nitekim milyarlarca yıldan beri bir Dünyanın var olması, ona sürekli enerji veren Güneş sayesinde değilmidir?
Entropiyi düşürücü etkisi bulunan Güneşe kimi kavimler Tanrı diye tapmamışmıdır?

axzel
29-07-2010, 13:26
150 yıl önce yaşamış ve o adam diorki bunlar bir spekülasyon...

saygın olabilir ama şu kelimeyi hayatında duymadı > DNA..

ama sölediklerinden ben şunu çıkardım, kendisinin dahi inanmadığı ama karşı gelmek üzere yazdığı bir teori.

eğer 150 yıl önce değilde şimdi yaşasaydı bence sayın darwin bu şüpheleri onlarca kat artacakdı.

evet neden darwinin sorularının cevapları yok ?

hala yok,


neden biçimlerin karmaşıklığı ile karşılaşmıyoruz.......

neden ? darwin cevaplayamadıysa siz ancak uydurursunuz.. madem o cevaplayamadı o zaman cevaplanamamış bir şey neden kabul görmüş, çünkü bir tek şeyden >

o da "din düşmanlığı"

yani elde delil yokken sadece vehimlere düşünmelere dayalı bir adaın söledeği neden kabul görür, çünkü bir şeye zıtlık aranıorsa ve işde buna yapışalım denirse...

yani haa şimdi diceksiniz darwin teorisi ispatlandımı? hala ispatlanmadı. bilim ilerledikçe "dizayn" daha çok açığa çıkıyor. neden biçimlerin karmaşıklığı yok...

arıya mühendis hesaplarını kim öğretti sizce?

cevaplanmamış sorularrr...

teşekkürler, saygılar...

taylan
29-07-2010, 14:38
Arılar 1 kg balmumu yapmak için 22 kg bal tüketirler. Hatta yeni bir yuva yapacaklarında, eğer mesafe uygunsa eski yuvadan balmumu taşırlar. Arılar bu enerji gerektiren işlemi en kolay yoldan en sağlam biçimde yapmak için binlerce yıllık evrimsel gelişim içinde en uygun petek biçimini olan altıgen biçimini geliştirmişler. Bu biçim, peteğin maksimum direncini sağlayabilmek ve en fazla balı depolamak için en uygun biçimdir. Yani birim alandan yararın en fazla sağlandığı biçimdir.

Daire biçimli yuvalar olsaydı aralarda boşluklar oluşacaktı. Aynı biçimde beşgen,Üçgen ya da dörtgen biçimli yuvalarda boşluk kalmaz ancak bunlar da daha fazla malzeme kullanılması gerekir.

İşte buradaki temel açıklama:
Altıgen biçimli yuva en az malzeme kullanılarak en fazla bal depolanabilen biçimdir. Arıların bu en uygun biçimi geliştirmesiyse, çok uzun zaman içinde çevre koşullarına, üreme durumlarına ve doğal düşmanlarına göre seçilmesiyle olmuştur.

Bir yabani arının yuvası:
http://2.bp.blogspot.com/_pP6FPwacXH0/SIyLCm2t_FI/AAAAAAAAAus/FNUEptntYIA/s320/P7210236.JPG

Evrimin cevap verebildiği bir sorudur. Doğal seleksiyonun açıklayıcı gücü buradadır.

Karşıt iddia ise son derece gülünçtür ve olgusal değildir. Bir doğaüstü varlığın canlılara bir takım hesaplamalar öğrettiğinden bahsedilmektedir. Ne bir akıl yürütme ne de mantık olmayan bu iddianın kanıtlanması yanlışlanması gözlenmesi mümkün değildir. arılar arı olma konusunda tüm canlılardan daha iyidir. Her canlı için bu geçerlidir. Her canlı yaşamsal gerekliliklerinin tüm inceliklerine hakimdirler. Öğrenirler ve öğrendiklerini aktarabilirler. Bunun için bir tanrıya ya da doğaüstü bir tasarımcıya gerek yoktur.

axzel
29-07-2010, 16:45
evet durup dururken evrim cosinüs hesap yapmayı öğretti arılara.

biri eksikken çalışmayan bir sistem, nasıl oluorda parça parça gelişebilir ?

arı gözü, uçuş sistemi, tasarım sistemi....

biri eksikken arı yok.. nasıl oldu bu.. biri eksikken hiçbiri yoksa..

taylan
29-07-2010, 17:22
Arı hesap yapmaz. Bildiği en uygun yapıyı seçmiştir. Yapının uygunluğu sağlamlığı görülerek denenmiştir ve seçilmiştir. Bu kadar. Altıgenin matematiksel hesabını kitabını yapan biziz.

biri eksikken çalışmayan bir sistem, nasıl oluorda parça parça gelişebilir ?

Çünkü her parçanın bir işlevi vardır. Her bütün işlevi olan parçaların katılmasıyla bir anlam taşır. Katılan her parça sistemi tamamladıktan sonra o bütüne dahil olarak çalışmaya devam eder.

Bu yüzden bakteri kamçısının motorlarından eksiltme yapılınca yine motorun çalışmaya devam ettiğini gözlemlemiştir bilim insanları.

Çünkü doğada bir parçası eksilince çalışmayacak bir sistemin faydası olmaz. Boşuna enerji harcanmış emek sarfedilmiş olur.
Karmaşık sistem de bu yüzden bir anda oluşmaz.

Arılar da ortak atalarından aldıkları genetik bilgi ile daha sağlam petekler yapmayı öğrenirler.

axzel
29-07-2010, 17:45
arıların atasına ataarı denir ve heykelini balmumundan afrikada bir arı grubu tarafından yapılmış olduu söylenir. bu bilgileri arılara sorup dğrulayabilirsiniz..

sende sanırım böyle yapdın, yoksa darwin gibi oturup düşünüp tahmin edip yapmadığını biliorum.. mutlaka arı bey ine sormuşsundur.. yoksa darwin gibi oturduğun yerde balkondan dışarıya bakarken aklına gelmediya..

saygılar...

taylan
29-07-2010, 17:49
Darwin oturmadı balkondan da seyretmedi. 5 yıl boyunca fındık kadar gemide dünyayı gezdi.
Gözlem yaptı, veri topladı, koleksiyonlar hazırladı, bir böcek türüne sekiz senesini verdi. Kuramını açıklamaktan 20 yıl sakındı. Ta ki Wallace diye biri aynı teoriyi farklı yerde gözlemledikten sonra. Demek ki doğal seleksiyon bir kişinin aklına gelmemiş. Herneyse

Darwin'den bu yana 150 yıl geçti. Entomoloji (böcekbilim) diye bir bilim var biliyorsundur umarım.

Ayrıca Arıların genetik yapısı ve gelişimi hakkında internette bir sürü bilgi mevcut.

Araştırınca bulunuyor.

Science'da çıkmış bir yazı:

http://translate.google.com.tr/translate?hl=tr&langpair=en%7Ctr&u=http://www.sciencedaily.com/releases/2006/12/061209083342.htm

http://translate.google.com.tr/translate?hl=tr&langpair=en%7Ctr&u=http://www2.entomology.cornell.edu/BeePhylogeny/fossils.html

taylan
29-07-2010, 18:12
http://www.culturaapicola.com.ar/apuntes/meliponas/112_paleo_evolucion_Apoidea_ambar_baltico.pdf

Arıların evrimi ile ilgili güzel bir döküman. Tabi bu kaynaklara türkçe sahip olmak mümkün mü? Her yerde bilimin b sinden habersiz HY safsataları var.

axial
29-07-2010, 18:48
Sayın Hüdai ÇAKMAK;

Site site dolaşıp aynı saçmalıkları anlamayanlara yutturmaya çalışacağına bir ara uğrada postuna yazılan sorulara cevap veriver.

Hüdai ÇAKMAK
30-07-2010, 11:24
MUTASYONLAR VE EVRİM

Mutasyon son günlerde sıkça duyduğumuz fakat anlamını tam olarak bilmediğimiz bir kelimedir. Genelde anlamının tam olarak bilinmemesi, olur olmaz kullanılması bazı yanlış anlamalara neden olmaktadır.
Mutasyon canlıları diğer nesillere aktarılacak bir şekilde etkileyen etkenlerin tümü demektir. Bilim dünyasına DNA molekülünün keşfinden sonra girmiştir.
Charles Darwin canlılığı her nasılsa ve rastlantılarla canlılık özelliklerini kazanmış bir kimyasal maddeler yığınları olarak görmekteydi. Canlılık özellikleri ise beslenme, üreme, dış etkenlerden korunma ve dış etkenlerin faydalı olanlarını seçip biriktirebilme ve eyleme geçirebilme şeklindeydi. Bunun nedeni ise canlıların dış etkenlere uyumlu olarak pozitif değişimler gösterebilmesiydi.
Darwin’e göre bu özellikler aynı zamanda canlılara sonsuz bir değişim şansı da veriyordu. Bu gün hayranlıkla gözlemlediğimiz milyonlarca canlı türünün tek bir canlı hücresinden oluştuğu varsayımı bu mantığın ürünüdür.
Johann Gregor Mendel ise yaptığı bilimsel deneyler sonucunda canlılardaki değişimin belirli bir sınır içinde kaldığını, türlerden türlere geçişin mümkün olmadığını tespit etmişti. Daha sonra bu tespit canlılardaki değişmezlik ilkesi olarak bilim dünyasına girecektir.
Mendel bu değişmezliği canlılarda bulunan temel kalıtım birimlerinin (faktörünün) varlığıyla açıklıyordu. Nitekim uzun yıllar sonra DNA makro molekülünün keşfi Mendel’in bu konuda ne kadar haklı olduğunu göstermiştir.
DNA makro molekülü canlı yapılarını belirleyen bilgi paketçiklerinin bulunduğu dev bir kütüphane gibidir.
Önce DNA sonra canlı yapıları mı yoksa önce canlı yapıları sonra DNA mı oluştu sorusu sık sık gündeme gelmektedir. Bu; tavuk mu yumurtadan, yumurtamı tavuktan çıktı sorusuna benzer. Tavuğun (DNA’nın) mükemmel olarak yaratıldığı daha da sonra tavuğun yumurtladığı (DNA bilgilerine uygun olarak canlı yapılarının şekillendiği) bu sorulara verilecek en mantıklı cevap olduğu açıktır.
Bilgiler şüphesiz ki düzenli sistemlerin sonucudur asla rastlantılarla oluşamazlar. Bunun neden ise düzenli sistemlerin bilgi, irade (amacın bilinmesi), güç (enerji), madde ve yeterli zaman bileşkesinin sonucu olmasıdır. Diğer ifade ile bunlardan birinin eksikliği, yetersizliği düzenli sistemlerin oluşmasına engeldir.
Canlı yapıları basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünsel kurgusu olduklarından dış etkenlerden güçlü bir şekilde etkilenirler.
Canlılar var edilişlerinde ihsan buyrulmuş olan savunma, korunma, bağışıklık sistemleriyle yapılarını korumaya çalışırlar.
Eğer dış etkenler (mutasyonlar) DNA moleküllerindeki gen bilgilerini etkileyip bozuma neden olmuş ise bu bozum diğer nesillere de aktarılacak demektir. Bu ise tersinimsel değişimin ana nedenidir.
Diğer ifade ile (mutasyonları DNA molekülünü etkileyen dış etkenlerin toplamı olarak tarif edersek ve canlılarda klorofil molekülü gibi dış etkenlerden faydalanma mekanizmaları yok ise) rastlantısal mutasyonların tümü zararlıdır. Canlıların zaman içinde gelişimleri (evrimi) mümkün değildir.
Görüleceği gibi mutasyonlarla ilgili gerçekler tersinim teorisini doğrular.

Hüdai ÇAKMAK
Yazar
Tersinim Teorisi Kurgulayıcısı

taylan
30-07-2010, 12:19
Sayın Hüdai Çakmak düşüncelerinize göre mutasyon zararlıdır ve hemen yok edilir. Ölümcül bir hastalık olan orak anemi hastalığı zararlı ve öldürücü bir mutasyon olmasına rağmen neden bir türlü elenip yokedilmiyor? Bu konu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Bir sorum daha var:


DTT ilk defa 1964'te W. Cleland tarafından laboratuvar ortamında sentezlendi. DTT'nin doğada bir kaynağı ya da homoloğu (yapısal benzeri) yok. 400 milyon yıl önce ilk defa görülmeye başlayan bir böcek türü, oluşumundan 400 milyon yıl sonra laboratuvarda sentezlenecek olan ve doğada bulunmayan bir maddeye nasıl direnç kazanabilir?

400 milyon yıl önceki böcekler, o zamanlar doğada bulunmayan (hala da doğal olarak bulunmayan) DTT'ye neden dirençli olarak dünya'ya gelmişlerdir?

taylan
30-07-2010, 22:32
Hüdai bey iletilerini buraya bırakıp gidiyor. Herhangi bir cevap verme gereği duymuyor.

emperrordiablo
30-07-2010, 23:11
Hüdai bey iletilerini buraya bırakıp gidiyor. Herhangi bir cevap verme gereği duymuyor.

Yersen ,olta iğnesine misinayı sarıp evrim geçirmemiş sinek diye ortaya atan zihniyetin bilim adına tartışılabilir bir teori atmasını mı bekliyordunuz ki?Tersinim Teorisiymiş :) Hangi üniversitede bilimsel bir tez konusu olmuş.Ben hüdai bey'in bilimsel sıfatını yazdıklarından çok daha fazla merak ediyorum.Deoxi Ribo Nükleik Asitin bana ne olduğunu izah ederek başlasa fena olmaz.Ribo Nükleik Asit sentezlerinin bozulmasından kaynaklı mutasyonlar da var mıdır mesela?Varsa nelerdir?Yoksa neden DNA yapısı bozulunca mutasyon oluyor da RNA bozulunca mutasyon olmuyor.VS...Ne bileyim onun bilimsel metodları ile o kadar saçma tezler atarım ki bende ortaya,Dawkins bile hayran kalır.Sonra bir seminerde sadece beş dakikasını harcar bütün milletin buna gülmesini sağlar olur biter...

axial
30-07-2010, 23:37
Yersen ,olta iğnesine misinayı sarıp evrim geçirmemiş sinek diye ortaya atan zihniyetin bilim adına tartışılabilir bir teori atmasını mı bekliyordunuz ki?Tersinim Teorisiymiş :) Hangi üniversitede bilimsel bir tez konusu olmuş.Ben hüdai bey'in bilimsel sıfatını yazdıklarından çok daha fazla merak ediyorum.Deoxi Ribo Nükleik Asitin bana ne olduğunu izah ederek başlasa fena olmaz.Ribo Nükleik Asit sentezlerinin bozulmasından kaynaklı mutasyonlar da var mıdır mesela?Varsa nelerdir?Yoksa neden DNA yapısı bozulunca mutasyon oluyor da RNA bozulunca mutasyon olmuyor.VS...Ne bileyim onun bilimsel metodları ile o kadar saçma tezler atarım ki bende ortaya,Dawkins bile hayran kalır.Sonra bir seminerde sadece beş dakikasını harcar bütün milletin buna gülmesini sağlar olur biter...


Sayın emper;

Adam zaten korktuğundan soruları cevapsız bırakıyor. Emek verdik anlamaya çalıştık tersinim teorisi neymiş diye. Meğer canlıların doğal seleksiyonu iyiye doğru değil kötüye doğru gidiyormuş. Kanıt var mı yok. Yazılarınınn tamamı evrimi hedef almakta. Yani evrim yoksa tersinimvar demeye getiriyor. Bende sordum arkadaşa bu canlılar kötüye doğru evriliyorsa en başta mükemmel olmaları gerekir diye ki kendiside böyle bir iddaa da bulunmuş, peki fosiller neden bu tezinizi desteklemiyor. çıt yok.

Birde kambriyen döneminde birden! çok gelişmiş canlıların ortaya çıkması kanıtmış.Baksen hele birden dediği dönem 50 milyon yıl. Bu adamın matematiğide zayıf mantığıda. O zaman kambriyen öncesi canlılar ne iş.

taylan
30-07-2010, 23:54
İhmal edilen pre kambriyen dönemle ilgili bir görsel:

http://paleopedia.free.fr/image/ediacara%20faune.JPG

Ediacara faunası boş değildi:

http://www.bbc.co.uk/iplayer/images/episode/b00lh2s3_640_360.jpg

http://www.geo.titech.ac.jp/lab/maruyama/MEE/images/rock/ediacara.jpg

http://facstaff.gpc.edu/~pgore/myphotos/fossils/ediacara1.gif

http://www2.ggl.ulaval.ca/personnel/bourque/s4/ediacara.exemples.jpg

http://t2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQj3kDryHa8ujpH-uxyGC49TzoQWp81Zhr0E_XwjFl-LN0Vk7Q&t=1&usg=__h_SJkuXCwujzeywIvAsZDIJHouA=

Kambriyen dönemi yaklaşık 25 milyon yıllık bir süreç. Evrimsel olarak çok kısa bir süreci gösterse de yine de bir çok türün ortaya çıkmasına yetecek kadar uzun bir zaman.

axzel
31-07-2010, 11:35
mutant mıyız biz x-men deki gibi....

yararlı mutant yokdur.

neden bir mutan var, bir kaç çeşit olmamışız. hepsi anlaşmalı mutuyolar. madem çeşitlilik neden bir insan çeşidi var.. deişsekya iki insan çeşidim bilem yok. demekki iki bile olamıoken çeşit çeşit deyip kandırıonuz. bir adam mı muta dı yani.....

haa bilmeyen bioloji amatörleri şöyle yazmasın >> çekik gözlü var normal gözlü var felan.. bunlar tür içi çeşitlilik.. muta öyle olmaz.. bioloji bilimi okuyun ama evrim teorisi değil...


saygılar mutalar...

AerA
31-07-2010, 17:18
mutant mıyız biz x-men deki gibi....

yararlı mutant yokdur.

neden bir mutan var, bir kaç çeşit olmamışız. hepsi anlaşmalı mutuyolar. madem çeşitlilik neden bir insan çeşidi var.. deişsekya iki insan çeşidim bilem yok. demekki iki bile olamıoken çeşit çeşit deyip kandırıonuz. bir adam mı muta dı yani.....

haa bilmeyen bioloji amatörleri şöyle yazmasın >> çekik gözlü var normal gözlü var felan.. bunlar tür içi çeşitlilik.. muta öyle olmaz.. bioloji bilimi okuyun ama evrim teorisi değil...


saygılar mutalar...

Sayın "Dünya 5-6 bin yaşındadır diyen axzel heyhulası" ;

Siz özellikle Dünya 5-6 bin yaşındadır dedikten sonra bu tarz tartışmalara taraf olmasanız. Bariz belliki gerçeklikle alakalı bir probleminiz var. Otursanız bir tarafata 5-6 bin yıllık Dünyanın tadını çıkarsanızda sadece gölge teşkil etmeseniz.

İsterseniz size X-Men kostümüde alırım. Söz.

emperrordiablo
31-07-2010, 19:09
Sayın "Dünya 5-6 bin yaşındadır diyen axzel heyhulası" ;

Siz özellikle Dünya 5-6 bin yaşındadır dedikten sonra bu tarz tartışmalara taraf olmasanız. Bariz belliki gerçeklikle alakalı bir probleminiz var. Otursanız bir tarafata 5-6 bin yıllık Dünyanın tadını çıkarsanızda sadece gölge teşkil etmeseniz.

İsterseniz size X-Men kostümüde alırım. Söz.
Ben volverine istiyorum :)

Joe
31-07-2010, 19:23
Sayın ÇAKMAK

Sacma sapan konular acıp,yazılan yorumlara cevap dahi vermiyorsunuz.Evrimi destekleyen o kadar kanıt varken yok diyorsunuz.Madem evrim desteklenmiyor,kendi teorinizin bulgularını gösterin bize.

taylan
31-07-2010, 22:31
Konuyla ilgili forum başlıkları:

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=13554&highlight=yararl%FD+mutasyonlar

Liopleurodon hocanın mesajlarını dikkatle okuyun.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4463&highlight=yararl%FD+mutasyonlar

unknowngod
01-08-2010, 01:24
dünya üzerindeki insan yapimi sistem tesadüfmü?...

unknowngod
01-08-2010, 02:59
Bu evren aŞİrİ bÜyÜk İnsanoĞlu tarzİnda canlİlar vardİr eskİden uÇmak hayaldİ buda zamanla olur advance human race. .....

evrensel-insan
01-08-2010, 03:05
Saygideger unknowngood;

Insanoglunun bilimsel olarak tum dile getirdikleri, yasam, canlilik dahil; dunya sart ve kosullarinin temelindedir. Dolayisiyle, "Dunya disinda yasam/canli var mi?" sorusu, dunya sartlarina ve kosullarina gore sorulmus bir sorudur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

unknowngod
01-08-2010, 03:29
olsun :) buda böyle olsun... iki anlamli başlik :):):)

hackercesur
01-08-2010, 16:19
Hep ilgimi çekmiştir bu tarz konular. Ama evrenin nasıl oluştuğu sorusu halen kafamı kurcalar. Kocaman bir evren ortada hiçbirşey yokken nasıl oluşabiliyor merak konusu dogrusu...

evrensel-insan
01-08-2010, 16:23
Saygideger hackercesur;

Insanoglu turu evrimsel olarak mekana geldigi zaman, hersey VARDI ve var olanlarinda ne oldugunu kendi algisinin soyutlamasi ile VARSAYDI.

Saygilarimla;
evrensel-insan

hackercesur
01-08-2010, 16:58
Saygideger hackercesur;

Insanoglu turu evrimsel olarak mekana geldigi zaman, hersey VARDI ve var olanlarinda ne oldugunu kendi algisinin soyutlamasi ile VARSAYDI.

Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayın evrensel-insan
Doğru bir düşünce. Fakat herşeyin big bang ile oluştuğu düşüncesiyle yola çıkarsak yokluk içindeki varlık kavramı rahatsız edici oluyor.

Beynimizin bunu çözecek kapasitesi yoktur sanıyorum.

Yani sonsuzdan beri hep evren varmıydı ?

Ya da nasıl oluştu gibi şeyler düşündürücü şeyler.

Big Bang: Büyük Patlama Teorisi'ne göre evren bundan yaklaşık 15 milyar yıl önce büyük bir patlamayla oluşmaya başladı. Büyük Patlama (Big Bang) adı verilen bu patlama sonrasındaki süreçte gök adalar, yıldızlar, gezegenler ve diğer gök cisimleri meydana geldi. Büyük Patlama Teorisi bazı soruları hala cevaplayamamaktadır. Örneğin patlayan şeyin ne olduğu ya da bu patlamaya neyin sebep olduğu henüz tam olarak açıklanamamaktadır. Bilim insanları günümüzde bu konuyla ilgili yeterli bilgiye hala ulaşamamış olsalar da çalışmalarına devam etmektedirler. Böylece gelecekte evrenin nasıl oluştuğu ve nasıl yok olacağı ile ilgili bilgilere ulaşılabileceği düşünülmektedir.

evrensel-insan
01-08-2010, 17:05
Saygideger hackercesur;

Insanoglunun, beyninin icinde beliren "!?" isaretinin, anlami "var" demektir. Sonra "ne var?" sorusuna verilen cevap ta, ne ise odur. Yok varin karsiti degil; var olarak duyusal, ya da duyumsal algilan KAVRAMIN negatif bir IFADESIDIR. Cunku kavramin varlamasinin, algidaki yansimamasi YOK icerigindedir. Yani, varin kendisi var, karsiti yoktur. O yuzden, varligin ifade edilisinde ya varlanan varlik, kendisine, ya da varlanan varlik karsitina yani yoka tasinarak ifade edilir. Cunku varlik kavrami, em pozitif; ifadesi ya kendisi, olan var pozitif, ya da karsiti olan yok negatiftir.

Oyuzden, once evren deyip, sonra da yok ile ifade etmek, mantiksal degildir.

Ne yok ?evren, bunun bir mantigi yoktur. Once varlanan kavramin ifade olarak yoklanmasi, kavramsal varligini yok etmez.

O yuzden insanoglu VAR KILAR ve VAR SAYAR. Yoklanan, VAR KILINANIN VAR SAYILMIS IFADESIDIR.

Bu temelde, dusuncende cevabi olmayan bir soru varsa, onun cevabi ifade olan yok degil; "?" isareti olan vardir. Yani, cevabini bulacak olan soru var kilinacaktir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

hackercesur
01-08-2010, 23:24
sayın evrensel-insan;

Sizin tecrübeniz kadar tecrübem yoktur. Cahilliğimi bağışlayın. Benim en merak ettigim şey şu

Evren hep varmıydı ?

evrensel-insan
01-08-2010, 23:39
Saygideger hackercesur;

Evren hep varmıydı ? -hackercesur-

Bu sorunun en mantikli cevabi; "hep" sorusudur. Bu soru zaman icerikli bir sorudur ve zamanda, insanoglunun en temel soyut yaratimlarindan biridir. Yani, evrenin bir mekan olarak, var olmasi icin, zamana ihtiyaci yoktur. Cunku, MEKAN, ZAMANDAN BAGIMSIZDIR. Mekan insanoglunun algisiyla kavramlastirdigi, zaman ise dusuncesinde soyut olarak yaratip, yasaminin nesnel/oznel bir parcasi yaptigi bir olgudur.

Ustelik, zaman; insanoglunun bir seyi ortaya koyarken, yaptigi noktalamasidir. Istersen, dene; bakalim herhangibir seyin varligini zaman degeri kullanmadan sorabilecek misin?

ilk, once, sonra, ezeli, ebedi, sonsuz v.s. tum bunlar zaman degerleridir ve mekani cikmaza sokar.

Saygilarimla;
evrensel-insan

hackercesur
01-08-2010, 23:48
Hmm. çok felsefik. Okurken beynim tüm eski bildikleriyle çelişti biranda.

Fakat anladım ;)

AerA
02-08-2010, 01:56
Böyle bir yolculuktaki en büyük engelin tersinim olduğu açıktır. Her türlü yaşamsal imkan sağlanmış olsa dahi bu kadar uzun süre çalışacak bir uzay gemisi yapmak mümkün değildir. Bu doğa kanunlarına aykırıdır. Muhtemelen uzay gemimiz tersinim sonucu beş on sene içinde dağılıp gidecektir.

Tersinim gereği 5-10 içinde dağılıp gidecektir derken küçük bir noktayı atlıyorsunuz. Benim 74 model VosVos halen saat gibi çalışıyor. Senin tersinim VosVos'umun tozuna yetişemedi herhalde. Hep deriz zaten "Biz Ne Tavşanlar Geçtik" diye. Tavşan olmayınız sayın Çakmak.

İvan Karamazov
02-08-2010, 03:02
Cunku, MEKAN, ZAMANDAN BAGIMSIZDIR.

sevgili evrensel-insan;

bunu günümüz fizikçilerine söyleme sakın :)

evrensel-insan
02-08-2010, 03:13
Saygideger Ivan Kramazov;

Gunumuzun fizikcileri, insanoglunun kendi yarattigi zamani, evren gibi nesnel saniyorlarsa ve dinazorlar devrinde, dinazorlarin zamansal yasadiklarini dusunuyorlarsa, yaniliyorlar.

Zamanin yaraticisi, mekanin bir parcasi olan insanoglu turudur ve sadece bu tur tarafindan zaman oznellik olarak nesnel icerik kazanir.

Aslinda senin fizikcilerin; kurgunun da insanoglu tarafindan verildigini kavrayamazlar. Yani doganin kanunlari derler, halbuki o kanunlari dogaya veren insanoglu turudur. Ustelik doganin bu oznellikten de hic haberi yoktur. Sonucta tum bu insaanoglu verimleri monologdur ve sadece insanoglunu tur ve bir olarak baglar.

Ne o, en azindan hic nihilist bir fizikci, yok mu?

Saygilarimla;
evrensel-insan

İvan Karamazov
02-08-2010, 03:18
Gunumuzun fizikcileri, insanoglunun kendi yarattigi zamani, evren gibi nesnel saniyorlarsa ve dinazorlar devrinde, dinazorlarin zamansal yasadiklarini dusunuyorlarsa, yaniliyorlar.

zamansal yaşamak nedir evrensel-insan :)

evrensel-insan
02-08-2010, 03:25
Saygideger Ivan Karamazov;

Tanri gibi zamanda insanoglunun dogal dusuncesinin ortaya attigi NOKTALAMA SINIRLARIDIR. Dolayisiyle, HAREKET ZAMANSALDIR. Duraganin, hareketinin durdurumu, noktalanmasi zamansaldir. Bu da duragan gibi, hareketi de sinirlar ve homoemorfik bir hareketin sinirlarindan disari cikamaz.

Saygilarimla;
evrensel-insan

İvan Karamazov
02-08-2010, 03:29
ben, söylediklerinin "zamansal yaşamak" ile bir ilgisi olduğuna karar verene kadar şimdilik iyi geceler :) bu konuda 100 yıl sonra konuşmak umuduyla gidiyorum.. bu sürede zamansal yaşamaya ihtiyacım var :lol:

evrensel-insan
02-08-2010, 03:38
Saygideger Ivan Karamazov;

Istersen, once sen fizikciler adina "zamansal yasamak" i ortaya koy.

Ondan sonra, mekan, mekanin parcalari ve zaman uclemini ortaya koyalim.

Sence hangisi once, zaman mi/mekan mi, yoksa parcalari mi?

Bu arada, suraya bir goz at

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5958&page=56

Mesaj 560 ve

Sayfa 51

Mesaj 509 -

Saygilarimla;
evrensel-insan

hackercesur
02-08-2010, 07:42
Tersinim gereği 5-10 içinde dağılıp gidecektir derken küçük bir noktayı atlıyorsunuz. Benim 74 model VosVos halen saat gibi çalışıyor. Senin tersinim VosVos'umun tozuna yetişemedi herhalde. Hep deriz zaten "Biz Ne Tavşanlar Geçtik" diye. Tavşan olmayınız sayın Çakmak.
36 yaşındaki bir arabadan bahsediyorsun. Kaç defa benzin almışsındır gitmesi için.

ve kaç defa tamire gitmiştir 36 yılda...

Bahsettigimiz durum dünya içi degil. Evrende yolculuk... :frusty:

Dellafiore
02-08-2010, 09:44
Hüdai Çakmak;
Her sitede Evrim Teorisini reddeden Tersinim Teorisi kitabının reklamını yapmaktadır.Kitaptada safsatacıların uydurduğu yazıların yeniden derlenmiş baskısıdır.Dolayısıyla yazılarının taraflı ve idolojik olmasından öteye gidemiyeceğini vurgulamak isterim.Ad Hominem yapmak istemem,sadece yazılarını okurken subjektif yazdığını bilerek okuyalım...

AerA
02-08-2010, 13:18
36 yaşındaki bir arabadan bahsediyorsun. Kaç defa benzin almışsındır gitmesi için.

ve kaç defa tamire gitmiştir 36 yılda...

Bahsettigimiz durum dünya içi degil. Evrende yolculuk... :frusty:

Tersini Evreni ilgilendiren bir konu değil ki Dünya üzerindeki işleyişe sözde mantık getirmek istiyor.

evrensel-insan
02-08-2010, 18:36
Saygideger Ivan Karamazov;

bu konuda 100 yıl sonra konuşmak umuduyla gidiyorum.. bu sürede zamansal yaşamaya ihtiyacım var -I.K.-

Aslinda, insanoglu birinin genelde ortalama omrunu goz onune alirsak, bugunden itibaren 100 yil icinde, insanoglu bugun dogani dahil; tamamen canliligini kaybedecek ve yeni insanoglu turu birlerine birakacak. Yani dunya, 100 yilda, insanoglu turunun birleri adina fiziksel olarak tamamen yenileniyor.

Gel gorki, o nesillerden nesillere aktarilan, yonlendiren ve yaptirim iceren ideolojiler, inanclar v.s. hepsi dusunce ve davranis olark yasamini surduruyor ve dunya DUSUNCE OLARAK YENILENEMIYOR.

Iste dogal dusunce ve onun getirdigi, her turlu insan ve insanlik sorunuda aynen devam ediyor, hatta teknik ve bilimde ilerleme kaydetse bile, insan ve insanlikta geriliyerek devam ediyor.

Oyuzden dunyayi ve onun insanini insanligini insanlastirmayan, insanoglu ve birinin fiziksel gorunumu degil; tasidigi, dogal zihniyeti.

Saygilarimla;
evrensel-insan

yucemanitu
03-08-2010, 00:01
Elbette yaşam var göktaşlarında bakteri fosilleri olabiliyor. Yaşam var mı değil evrende Dünya dışında "intelligence" var mı? Araştırılan bu.

Hüdai ÇAKMAK
03-08-2010, 18:15
İNSANIN EVRİMİ -1

İnsanın evrimi evrim teorisinin en gözde bölümüdür. Bir bakıma teori insanın evrimi konusu üzerine odaklanmıştır denilebilir.
Teoriye göre insanın evrimsel soy ağacı memelileri başlangıç alırsak şu şekildedir.
Amfibiyenler – memeliler – etçiller - denizmemelileri - kemirgenler – yarasalar – böcekciler – keseliler – primatlar - önmaymunlar – maymunlar – insansılar – gibon – şempanze –goril – orangutan – insan
Görüleceği gibi (evrim teorisi savunucularının iddialarına göre) insanların kuzenleri şempanzeler değil orangutanlardır. Kaldı ki filumlardan (hayvan grupları) filumlara nasıl geçildiği ayrı bir merak ve tartışma konusudur. Örneğin amfibiyenlerden memelilere, deniz memelilerinden kemirgenlere geçiş nasıl gerçekleşmiştir? İki filum arasındaki yapısal farklılıklar öylesine derin ve büyüktür ki evrim gerçek olsa bile böylesine bir değişim için yüz milyonlarca yıllık bir süreç ve filumlar arasında arasındaki yapılara sahip katrilyonlarca adet ara format canlılarının yaşamış olması gerekir. Tüm dünya bu tür canlı fosilleriyle tıka basa dolu olası gerekir ama bir tane bile yoktur. Diğer ifade ile fosil kayıtları evrimi kesin bir dille yalanlar.
Aynı sorun diğer filumlar içinde geçerlidir. Yine örneğin keselilerin primatlara nasıl evrimleştiği asla açıklanamamaktadır.

Diğer canlılardan ayıran özel nitelikleri nedeniyle İnsanın kökeni, evrimciler için en çok sorun teşkil eden konulardan biridir. İskelet yapısı, iki ayaklı oluşu, ellerini kullanışı, beyni, kafatası ve daha birçok fizyolojik ve anatomik özelliğinin yanı sıra, aklı ve bilinciyle insan diğer canlılardan çok farklıdır.
Evrim teorisi bugün yaşayan modern insanın orangutan benzeri maymunsu birtakım yaratıklardan evrimleştiğini varsayar ve bu olgusunu ısrarla vurgular.
Evrim teorisinin kurucusu ve üstadı Charles Darwin Türlerin kökeni kitabında insanı:
-İnsan bugünkü en kaba saba durumunda bile şimdiye kadar yeryüzünde görünmüş en başat hayvandır şeklinde tarif eder. Ona göre insan hayvanların en gelişkinidir.
Charles Darwin insanların maymunlardan türediği konusunda en küçük şüphe dahi duymaz. Ona göre bu konuda yeterli delil vardır. Bu delillerin büyük bir bölümünü insanlarla maymunlar arasındaki benzeşimler oluşturur.
Charles Darwin insanın evrimi konusunda İnsanın Türeyişi kitabında şunları yazmaktadır.
-Hiç kuşkusuz insanın türeyişi ve gelişiminin ilk basamakları onun hemen aşağısında bulunan hayvanlarınkilerle özdeştir.
İnsanın bir bakımdan maymunlara, maymunların köpeklere olduğundan daha yakın olduğu söz götürmez.
………..
Bu günkü maymunlarda bir dört ayaklının yürüyüşü ile iki ayaklınınki arasında bir yürüyüş görmekteyiz. Yalnız önyargısız bir gözlemcinin önemle üzerinde durduğu gibi insan biçimli maymunlar yapılış bakımından dört ayaklı tipten daha çok iki ayaklı tipe yakındır.
…………….
Dr. Francesco Barrago yayımladığı (1867) kitabında Tanrı görünüşünde yaratılışı olan insan aynı zamanda maymun biçiminde yaratılmıştır diye yazmaktadır.
…………..
Bu önemsiz olgular tat sinirlerinin insanda ve maymunda ne kadar benzer olduğunu ve sinir sistemlerinin ne kadar benzer yolla etkilendiğini göstermektedir.
Charles Darwin insanlarla maymunlar arasında benzeşimler kadar büyük ayrımlarında olduğunun farkındadır. Bu konuda şunları yazmaktadır.
-İnsanın ataları gittikçe daha dik durur. Elleri ve kolları tutmak ve başka amaçlar için ayakları ve bacakları sağlam desteklik etmek ve yer değiştirmek için gittikçe daha çok değişikliğe uğrarken sayısız başka yapı değişmeleri de zorunlu olmuştur.
Leğenin (Pelvisin) genişlemesi omurganın kendine özgü biçimde eğrilmesi başında bir başka konumda oturması gerekmiştir.
……………..
İnsan ile en yakın hısımı arasındaki vücut yapısı farkı kimi doğa bilginlerinin savunduğu kadar büyük olsa bile ve aralarındaki zihni güç farkının pek büyük olduğunu kabul etmek zorunda olsak da daha önceki bölümlerde sunulan olgular, bağlantıların bu güne kadar bulunmamış olmasına bakmayarak insanın daha aşağı bir biçimin soyundan geldiğini en açık biçimde bildirir görünmektedir.
……………….
Atalarımızın dar burunlu maymunların kökeninden ayrıldığı zamanki türeme aşamasında bulunan insanın doğum yerinin neresi olduğunu elbette sormalıyız.
Atalarımızın bu kökenden gelmesi onları Avustralya’da ya da coğrafi dağılım yasalarından da çıkarabileceğimiz gibi herhangi bir okyanus adasında değil, eski dünyada yaşadıklarını göstermektedir.
………………
İnsan kıl örtüsünü yitirdiği sırada dönem ve yer ne zaman ve neresi olursa olsun herhalde sıcak bir ülkede yaşamıştır.
…………….
Öte yandan yeni yetişenlerin artık çoğunlukla benimsediği evrim ilkesini benimseyen doğa bilginleri insan ırkları arasındaki fark tutarını belirtmek amacı bakımından onları ayrı türler denmeye uygun olduğunu düşünseler de düşünmeseler de bütün insan ırklarının bir tek ilkel kökenden türediğinden hiç kuşkulanmazlar.
Charles Darwin (daha sonra sahte oldukları anlaşılacak ve bu gerçek bizzat Haeckel tarafından itiraf edilecek olan) Haeckelin çizimlerinden çok etkilenmiş, bu çizimleri teorisine kanıt göstermekten kendini alamamıştır.
Haeckel embriyoların başlangıçta balık embriyolarına benzediklerini ileri sürmüş bu konuda kasıtlı olarak değiştirilmiş sahte çizimlerini kanıt olarak göstermişti.
Charles Darwin gerçekte bir aldanış ya da aldatılış olan bu konuda şunları yazmaktadır.
-Bununla birlikte boynun iki yanında solungaçların eski konumunu gösteren yarıklar hâlâ vardır.
Charles Darwin Haeckel çizimlerinin bir sahtekârlık eseri olduğunun farkında değil miydi?
Fakat bu konuda otorite sayılabilecek bazı bilim insanlarının onu pek çok kez ikaz ettiklerini biliyoruz.
Bir bakıma Darwin teorisine uygun olduğu için bu sahtekârlığa göz yummuş, teorisinin en temel kanıtlarından biri olarak kullanmaktan çekinmemiştir diyebiliriz.

Hüdai ÇAKMAK
03-08-2010, 18:17
İNSANIN EVRİMİ-2

Evrim teorinin iddiasına göre insanlar ve günümüz maymunları ortak atalara sahiptirler. Günümüzde yaşamayan bu ilkel yaratıklar zaman içinde evrimleşerek bir kısmı günümüz maymunlarını, bir başka kısmı da günümüz insanlarını oluşturmuştur.
Teoriye göre maymunlarla insanların ortak atası güney Afrika maymunu anlamına gelen Australopithecus isimli yaratıktır.
Australopithecus adı verilen yaratığın evrim mantığına uygun olarak günümüzde yaşamadığı iddia edilir. Bu gün pek çok Australopithecus fosillerine sahibiz. Fosillerine bakarak günümüzde yaşamaması gereken bu canlıların orangutanlara ya da diğer maymun cinslerine büyük ölçülerde benzediklerini burada not edelim.
Yapılan bilimsel araştırmalarda bu canlının çeşitli türlerinin bulunduğu anlaşılmıştır. Bunların bazıları iri yapılıdır. Bazıları daha küçük daha narin canlılardır. Bütün bu bilgilerin bu günkü maymun cinslerini kuvvetle çağrıştırdığını bir kez daha hatırlatalım.
Teoriye göre bu canlılar (Australopithecus’lar) zaman içinde evrimleşmişler yarı insan sınıfındaki canlıları oluşturmuşlardır.
Teoriye göre insan sınıfında oldukları varsayılan bu canlılar tam olarak insanlaşmamış diğer ifade ile insanın evrimi tamamlanmamıştır. Bir bakıma bu yaratıklar insan ve maymunların ilk ataları oldukları varsayılan Australopithecus ile insan arasında ara format canlılarıdır. İddiaya göre bu canlılar evrimleştikçe insansı özelliklere daha yakınlaşırlar, bu özellikleri daha güçlü ve belirgin şekilde taşırlar. Evrim dilinde bu yarı insan, yarı maymun canlılara Homo Habilis denilir. Fark edileceği gibi Homo Habilis maymun insan evriminde ara format canlıları olmalıdır.
Evrimin ikinci aşamasının sonucunda (homo habilisin evrimi sonucu) ise günümüz insanına yakın özellikler taşıyan canlılar ortaya çıkmıştır. Evrim diliyle insana biraz daha çok benzeyen bu ara format canlılarına homo erectus denilir.
Teoriye göre homo erectus zamanla daha da evrimleşecek, homo sapiens diye adlandırılan günümüz insanına en yakın olan canlıya ardından da homo sapiens sapiens diye isimlendirilen günümüz insanlarını oluşturacaktır.
Evrim teorisinin kurucusu ve üstadı Charles Darwin Homo erectus ve homo sapiens insanlarının (her ne kadar teorisinde canlıların yapılarını geleceğe aynen taşıyamayacaklarını yazsa da) günümüzde hâlâ yaşadıklarını iddia eder. Evrim teorisi taraftarları da aynı fikirdedirler. Diğer ifade ile günümüz insanlarının bir bölümü henüz evrimleşmeyi tamamlamamış yarı insan, yarı maymun homo sapiens aşamasında kalmış yaratıklardır. Bunlara aborjinler (Homo sapiens archaic), zenciler ve Asya’daki sarı ırklar (tabiî ki Türkler) örnek olarak verilir.
Diğer bölümü ise evrimi büyük ölçüde tamamlamış üstün insan ırklarıdır. Bu durumda tabiî ki homo sapiens sapiens yani evrimini tamamlamış insan ırkları da İngilizler, Almanlar gibi batı ırkları yani beyaz adamlar olur. Teorinin ırkçılık temeli bu varsayım üzerine kurulmuştur.
Evrim teorisi taraftarları teorinin meşhur doğal seleksiyon kuralına göre gelişkin insanlar gelişkin olmayanları zaman içinde elemine edeceklerini inanırlar. Onlara göre insan evriminin devamı için bu şarttır. Bu inanış onları insanlığa yakışmayan davranışlar içine itmiş, pek çok felaketlere neden olmuştur. Irkçılık ve öjenizm bu mantığın sonucudur.
Günümüzün ünlü evrimistleri doktor ve ilaç müdahalesinin doğal seleksiyonu dolaysıyla evrimi engel olduğunu iddia ederek şiddetle karşı çıkarlar. Karşı çıkarlar ama en küçük bir rahatsızlıklarında en iyi doktorlara koştuklarından, en etkili ilaçlara almaya çalıştıklarından, tedavi için dünyanın en uzak yerlerine gitmekten bu uğurda servetler harcamaktan çekinmediklerinden emin olabilirsiniz.

Gerçekler teorinin öngördüğü gibi midir? Geçmiş yaşamın kanıtları olan fosiller bu iddialara ne diyor? Bu sorulara doğru yanıt verebilmek için evrim teorisi iddialarını biraz daha ayrıntılı tekrarında yararlar vardır.
Teoriye göre 4-5 milyon yıl önce başladığı varsayılan bu süreçte, modern insan ile ataları arasında bazı ara formların yaşadığı iddia edilir. Teoriye göre insanın evrimleşmesi dört temel aşamada gerçekleşmiştir. Daha öncede belirttiğimiz gibi bu aşamalar:
Australopithecus - Homo habilis - Homo erectus - Homo sapiens - homo sapiens sapiens şeklindedir.
Şeklindedir ama bu sıralama evrim teorisi taraftarı kimi bilim insanları tarafından kabul edilmemektedir.
Evrimci paleoantropologlar Bernard Wood ve Mark Collard, 1999'da Science dergisinde yayınlanan makalelerinde, Homo habilis ve Homo rudolfensis kategorilerinin hayali olduğunu ve bu kategorilere dahil edilen fosillerin aslında Australopithecus genusuna transfer edilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Michigan Üniversitesinden Milford Wolpoff ve Canberra Üniversitesinden Alan Thorne ise, Homo erectus'un hayali bir kategori olduğu, bu sınıflamaya dahil edilen fosillerin aslında Homo sapiens'in birer varyasyonu oldukları düşüncesindedirler.
Australopithecus'tan insana (Homo sapiens'e) doğru uzanan bir evrim çizgisi iddiasını çürüten bir başka gerçek, bu çizgi üzerinde evrimsel bir sıralama izlediği öne sürülen kategorilerin gerçekte aynı dönemde yaşadıklarının ortaya çıkmasıdır. Bunu ortaya koyan en yeni kanıt, Science dergisinde yayınlanan ve Homo habilis, Homo ergaster ve Homo erectus kategorilerine dahil edilen fosillerin aynı dönemde yan yana yaşadığını gösteren bulgulardır. Normal olarak şu soru sorulur. İlkelle gelişkin yan yana ise evrime ne oldu?
Araştırmayı yöneten North Texas Üniversitesinden Reid Ferring, bu buluşun anlamını şöyle açıklamaktadır:
-Bu tamamen beklenmedik bir durumdur, çünkü şimdiye kadar hakim olan bilimsel görüşler habilis, ergaster ve erectus'u evrimsel bir sıralama içine yerleştirmişti.
Bütün bunlar soyu tükenmiş bir maymun cinsi olan Australopithecus ile günümüz insanın ve onun farklı ırksal varyasyonlarını içine alan Homo sapiens türünden başka homonidlerin olmadığı anlamına gelir. Diğer ifade ile insanın evrimsel bir kökeni bulunmamaktadır. Tersinim teorisinin bu konuda ki varsayımı göz önüne alınırsa bu varsayımın bilimsel bulgularla birebir örtüştüğü görülür.
Yapılan son araştırmalar Australopithecus, Homo habilis ve Homo erectus'un dünya'nın farklı bölgelerinde aynı dönemlerde yaşadıklarını göstermektedir.
Dahası Homo erectus sınıflamasına ait insanların bir bölümü yakın zamanlara kadar yaşamış, homo sapiens neandertalensis (yarı evrimleşmiş kabul edilen bir insan ırkı) ve Homo sapiens sapiens (modern insan) ile aynı ortamda yan yana bulunmuşlardır.
Harvard Üniversitesi paleontologlarından Stephen Jay Gould, kendisi de bir evrimci olmasına karşın evrim teorisinin içine girdiği bu çıkmazı şöyle açıklar:
-Eğer birbiri ile paralel bir biçimde aynı anda yaşayan üç farklı hominid (insanımsı) çizgi varsa, o halde bizim soy ağacımıza ne oldu?
Açıktır ki bunların biri diğerinden gelmiş olamaz. Dahası, biri diğeriyle karşılaştırıldığında evrimsel bir gelişme trendi göstermemektedirler.
Evrim teorisinin 20. yüzyıldaki en önemli savunucularından biri olan Ernst Mayr insanın evrimi konusunda Homo sapiense uzanan zincir gerçekte kayıptır diyerek bu gerçeği kabul eder.
Australopithecus fosilleri üzerinde 15 yıl araştırma yapan İngiltere'nin en ünlü ve saygın bilim adamlarından Lord Solly Zuckerman, bir evrimci olmasına rağmen, ortada maymunsu canlılardan insana uzanan gerçek bir soy ağacı olmadığı sonucuna varmıştır.
Zuckerman bilimsellik açısından yaptığı hayli ilginç skalada duyum ötesi algılama kavramları üzerine kurulu telepati ve altıncı hisle beraber insanın evrimini en son sıraya koymuştur.
Zuckerman bilimsellik yelpazenin bu son ucunu şöyle açıklar:
-Objektif gerçekliğin alanından çıkıp da, biyolojik bilim olarak varsayılan bu alanlara (yani duyum ötesi algılamaya ve insanın fosil tarihinin yorumlanmasına) girdiğimizde, evrim teorisine inanan bir kimse için her şeyin mümkün olduğunu görürüz.
Öyle ki teorilerine kesinlikle inanan bu kimselerin çelişkili bazı yargıları aynı anda kabul etmeleri bile mümkündür.
Görüldüğü gibi Zuckerman evrim teorisi taraftarlarının o amansız hastalığını tam isabetle teşhis etmiştir.
Evrim teorisi taraftarlarının görülen ve bilinen bir özelliği teorilerine ters gelen, teoriyle uyuşmayan bilimsel gerçekleri bilmezlikten, görmezlikten gelmeleri ya da bu gerçekleri eğip bükerek teori mantığına uydurmalarıdır.
Teori savunucularının bir başka taktiği de çözülemeyen sorunları çözülmüş, yanıtlanmamış soruları yanıtlanmış kabul ederek (daha sonra halletmek üzere) buzdolabına koymalarıdır. Fakat buzdolabındaki sorunlar öylesine çoktur ki artık çürümeye, kokuşmaya, içinden çıkılmaz bir hale dönüşmeye başlamıştır. Yapılanları temelleri oluşturulmadan gökdelen inşa etme çabalarına benzetilebilir.

Biyolog ve matematikçi Marcel-Paul Schutzenberger, evrim teorisinin insanın kökenini açıklama konusundaki sorunlarından bazılarını şöyle özetler:
-Hem kademeli hem de sıçramalı evrimi savunanlar, insanları diğer primatlardan ayıran biyolojik sistemlerin aynı anda ortaya çıkışına inandırıcı bir açıklama getirmekten yoksunlar. Bu biyolojik sistemler arasında; iki ayaklılık, bunun doğal sonucu olarak leğen kemiğinin değişmesi ve şüphesiz beyincik, daha yetenekli bir el, dokunma duyusunun daha fazla olduğu parmak uçları; ses için gerekli olan gırtlakta değişiklik; sinir sisteminde, özellikle de konuşmanın tanınmasını sağlayan şakak loblarında değişiklik sayılabilir.
Embriyogenetik açısından, bu anatomik sistemler birbirlerinden tamamen farklıdırlar. Her değişiklik bir yetenektir. Bu yeteneklerin aynı anda ortaya çıkmış olma zorunluluğu çok şaşırtıcıdır.
Bazı biyologlar bunun genomun bir yeteneği olduğunu öne sürüyorlar. Herhangi biri bu yeteneğin gerçekten var olduğunu varsayarak onu tekrar bulabilir mi? İlk balıkta bu yetenek var mıydı? Gerçek şu ki biz kavramsal bir iflasla karşı karşıyayız.
Nature dergisinin bilim yazarı Henry Gee, hiçbir kanıt olmamasına rağmen evrim iddialarının tamamen önyargılara dayalı olduğunu şöyle belirtir:
-Ata-torun ilişkilerine dayalı insan evrimi şeması, tamamen gerçeklerin sonrasında oluşturulmuş bir insan icadıdır ve insanların önyargılarına göre şekillenmiştir. Bir grup fosili almak ve bunların bir akrabalık zincirini yansıttıklarını söylemek, test edilebilir bir bilimsel hipotez değil ama gece yarısı masallarıyla aynı değeri taşıyan bir iddiadır. Eğlendirici ve hatta belki yönlendiricidir, ama bilimsel değildir.
======

Bilindiği gibi insanlar iki maymunlar ise dört ayakları üzerinde yürürler. Eğer evrim gerçek ise insanlar dört ayaklılıktan iki ayaklılığa aşama, aşama geçmiş olması gerekir.
Evrimin temelini oluşturan bu model, evrimin bir aşamasında iki ayaklılıkla dört ayaklılık arasında karma bir yürüyüş olmasını zorunlu kılar. Oysa insanın ağaçlarda yürümeye başladığı yönündeki iddialarda bulunan Robin Compton dahi, 1996 yılında bilgisayar yardımıyla yaptığı araştırmalarda bu çeşit bir karma (dört ve iki ayaklılık aynı anda) yürüyüşün imkânsız olduğunu göstermiştir. Compton'un vardığı sonuç şudur:
-Bir canlı ya tam dik, ya da tam dört ayağı üzerinde yürüyebilir.
Bu ikisinin arası bir yürüyüş biçimi enerji kullanımının aşırı derecede artması nedeniyle mümkün olmamaktadır. Bu yüzden yarı-iki ayaklı bir canlı var olması mümkün değildir.
İnsanla maymun arasındaki uçurum, sadece iki ayaklılıkla sınırlı değildir. Beyin kapasitesi, konuşma yeteneği gibi diğer pek çok özellik de evrimciler tarafından asla açıklanamamaktadır.
Evrimci paleoantropolog Elaine Morgan şu itirafta bulunur:
-İnsanlarla (insanın evrimiyle) ilgili en önemli dört sır şunlardır:
1) Neden iki ayak üzerinde yürüdüler?
2) Neden vücutlarındaki yoğun kılları kaybettiler?
3) Neden bu denli büyük beyinler geliştirdiler?
4) Neden konuşmayı öğrendiler?
Bu sorulara verilecek standart cevaplar şöyledir:
1) Henüz bilmiyoruz.
2) Henüz bilmiyoruz.
3) Henüz bilmiyoruz.
4) Henüz bilmiyoruz. Sorular çok daha artırılabilir, ama cevapların tekdüzeliği hiç değişmeyecektir.
Paleontolog Meave Leakey de kendisine dik duruşun kökeni hakkında ellerinde bir delil olup olmadığı sorulduğunda, olmadığını belirtmiş, bunun bir sır olduğunu ve ilk başta canlıyı verimsiz kılacağını söylemiştir.

Hüdai ÇAKMAK
03-08-2010, 18:18
İNSANIN EVRİMİ-3


İlk insan Afrika’da mı ortaya çıktı? İnsan atalarının evrim sürecinde yaptıkları varsayılan göçlerde teorinin önemli açmazlarından birini oluşturur. İnsansı fosillerin dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunması ve bu fosillerin çeşitli zaman dilimlerine ait olması bu tür göçlerin yapıldığını kabul etmeyi zaruri kılar. Burada tartışılan çıkış yeri ve zamanıdır.
Bu konuda 1980'li yıllarda geliştirilen iki tez bulunmaktadır. Bunlardan birine göre ilk insanlar Afrika'da tek bir atadan ortaya çıktılar ve buradan tüm dünyaya yayıldılar.
Evrim Teorisi taraftarlarınca Afrika kıtası insanın evrimleştiği sonrada bütün dünyaya yayıldığı yer olarak kabul edilir. Bunun evrim teorisi paralelinde özel seçildiğinde (bu seçimi gerektirecek bilimsel bir kanıt olmadığından) en küçük bir şüphe yoktur.
Bu varsayım, insanın evrimleştiği yer niçin dünyanın başka yeri değil de Afrika kıtasıdır sorusunu gündeme getirir.
Evrim taraftarlarınca yapılan bu tercihin nedeni şüphesiz ki insanın ataları kabul ettikleri maymunların bu kıtada bol bulunması olmalıdır. Bu nedenle bu kıtada bulunan fosillerin evrim teorisi taraftarlarınca ayrı bir değeri vardır. Onlara göre bulunan her fosil ya ilkel ata yani maymundur ya ara formattır ya da gerçek insandır.
Bu dizimin fosillerin gelişkinlik derecesine göre değil de yaşlarına bulundukları yere uygun yapılması ikide bir sorunlar çıkarmakta dizimleri bozmakta değiştirme mecburiyetinde kalınmaktadır.
Gerçekte bir insan ırkı olan Homo Erectusun yer ve zaman açısından yeryüzüne yayılımı üzerine kesin bir şey söylemek imkânsızdır. Bu gerçek bu konudaki bir araştırmayı yürüten bilim adamları tarafından şöyle aktarılmıştır:
-Bu sınıfın Avrasya'da ve güney-doğu Asya'da ortaya çıkışı hakkındaki belirsizlikler, Homo Erectus'un kökeninin yeri ve zamanını doğru olarak belirlemeyi imkânsız kılmaktadır. Elimizdeki deliller coğrafi yayılımının yönünü saptamak için yetersiz.
=======
Bu tezin bir başka görüşü de insanların Çin’de ortaya çıktıkları bir miktar evrimleştikten sonra bazılarının Avustralya’ya göç ettikleri şeklindedir.
Diğer teze göre ilk insanlar dünyanın tek bölgesinde değil bir kaç bölgesinde birden ortaya çıkmışlar; daha sonra göç ederek diğer insanlarla buluşmuşlar; karışarak çeşitli ırkları meydana getirmişlerdir.
Her iki tez de bilimsel kanıtlardan çok önyargılara dayanır. Pek çok çelişkilerde içerdiklerinden ortak bir noktada birleştirmekte mümkün görülmemektedir. Nitekim bu konuya Ağustos 1999 sayısında yer veren ünlü bir bilim dergisinde insanların göçü konusunda öne sürülen her iki tezin de doğruluğunun sorgulandığı belirtilmiştir.
Tanımış bir bilim dergisinin internet sahifesinde yer alan araştırmaya göre modern insan davranışları, farklı kıtalarda aynı dönemlerde görüldüğü bildirilmektedir. Bu araştırma sonucu ilk insanın Afrika'da ortaya çıktığını ve buradan dünyaya yayıldığını öne süren tezle çelişmektedir.
Evrim teorisi paralelindeki bu teze göre, ilk insan Afrika'da 170 bin yıl önce ortaya çıkan tek bir atadan evrimleşmiş ve 45- 50 bin yıl önce de buradan dünyaya yayılmıştır.
Modern insan davranışlarının farklı kıtalarda fakat aynı dönemde ortaya çıktığının bulunması insanların tek bir yerden (Afrika’dan) çıkarak bütün dünyaya yayıldığı teziyle evrim yönünden çelişir. Bu tezin yanlışlığı daha sonra ortaya konan bilimsel kanıtlarla defalarca teyit edilecektir.

İnsanın evrimi soyağacı doğru mu? Evrim teorisi taraftarları insanın evrimini teorilerinin paralelinde hazırladıkları bir soyağacı ile gösterirler. Bu soy ağacında genelde soyları tükenmiş maymun ve insan ırklarına ait çeşitli fosiller yer alır ve insanın evrimi aşamasında ara format canlıları olarak tanıtılır. Örneğin Homo Erectus bir önceki basamak olan Homo Habilis gibi maymundan insana doğru oluştuğu varsayılan evrimde bir ara format canlısıdır.
Teknolojinin paralelinde gelişen bilim fosiller konusunda da bazı karanlık noktaları net olarak aydınlatabilmekte, gerçekleri inkâr edilemeyecek bir biçimde ortaya koymaktadır.
Teknolojin yardımıyla yapılan son bilimsel araştırmalarda evrim soyağacına uygun olarak evrim teorisi taraftarlarınca yarı insan, yarı maymun canlıların yaşadıkları öne sürülen dönemde günümüz insanlarından farksız canlıların yapabilecekleri niteliklerde sanat eserlerine, süslemelere ve aletlere rastlanmıştır.
Son derece basit olsa bile bir aletin, bir sanat eserinin ortaya konulması insansı özelliklerin en belirgin olanıdır.
En zeki bilinen hayvanların bile en küçük bir alet ortaya koyamadıkları gibi bu tür aletlerden herhangi birini geliştirici değişiklikler yapamadıkları bilinmektedir. Bu nedenle aletlerin, süs eşyalarının ya da bunlara benzer sanat eserlerinin bulunması o devirlerde insanın bulunduğunun ve yaşadığının en büyük kanıtlarıdır.
Bu tür sanat eserlerinin bulunduğu dönemler ise Homo Erectusun ortaya çıktığı dönemlere rastlar. Bu da bir ara format olarak takdim edilen Homo Erectusun gerçek bir insan olduğunu gösterir. Fakat Homo Erectusun evrim yönünden atası olduğu öne sürülen Homo Habilis dönemlerinde bu tür sanat eserlerine ilkelde olsa rastlanmaz. Bu da Homo Habilisin insan olmadığını kanıtlar.
Fakat insan olmayan Homo Habilis ile insan olan Homo Erectus arasında evrim teorisi taraftarlarınca konulmuş herhangi bir ara format canlısı yoktur. Diğer ifade ile insan ile insan olmayan canlılar (maymunlar) arasında herhangi bir irsi bağ (ara format) bulunmamaktadır. Nitekim bilimin vardığı bu sonucu fosil kayıtları da teyit eder.

Hüdai ÇAKMAK
03-08-2010, 18:19
İNSAN IRKLARI


Irk bir canlı türünün belirli kısımlarının belirli şartlar ve etkenler nedeniyle belirli özellikler kazanması sonucu birbirlerinden farklılaşarak oluşmuş bölümler diye tarif edilebilir. Irkların kaynağı tersinimsel çeşitlenmelerdir.
Dünya değişik iklim şartlarına sahip, oldukça büyük bir gezegendir. Dünyanın her tarafına dağılmış çok zengin tür ve çeşitteki canlılar normal olarak iklim şartlarından etkilenirler. Bu etkilenme genelde tersinimi oluşturur. İklim şartları değişik olduğundan bu etkilenme dolaysıyla tersinimde değişiktir. Ve yine doğal olarak canlılar birbirlerine yakın olanlarla çiftleşip çoğalacaklarından dar alanda tersinimsel çeşitlenme dediğimiz birbirlerine benzer fertlerin dolaysıyla toplulukların oluşmasına neden olur. Bunun sonucunda aynı tür olmalarına rağmen aralarında bazı farklılıklar olan canlı toplulukları ortaya çıkar. Yaşam tarihinde aynı tür olmalarına rağmen çeşitli ırkların oluştuğunu sık sık şahit olmaktayız. Gerçekte ırklar arı ırkın tersinimi sonucudur.
Farklılaşma bütün canlılarda olduğu gibi insanlar içinde geçerlidir. Yaşam tarihinde pek çok insan ırkının oluştuğunu, bunlardan en azından bir kısmın bu günkü dünyamızda yaşadıklarını biliyoruz.
Canlı ırkları ve ırkların oluşumu evrim teorisi açısından çok önemlidir. Evrim teorisi taraftarları ırklaşmayı evrime bir kanıt olarak gösterme çabasındadırlar.
Yeri ve zamanı geldiğinden şu hususu da belirtmede yarar vardır. Sık sık belirttiğimiz gibi aynı türden olsalar dahi canlılar arasında ayrıntı farklılıkları vardır. Bu canlıların yapı zenginliklerinin doğal bir sonucudur. Hiç bir canlı tıpatıp bir diğerine benzemez.
Canlılar arasındaki söz konusu ayrıntı farklılıkları fosil kayıtlarında da gözlenmektedir. Bu nedenle fosillere aynı türe ait olmalarına rağmen farklı isimler verilebilir. Bu da bir isim enflasyonuna neden olmuştur.
İnsan Evrimi Çalışmaları Laboratuarı yöneticisi antropolog Tim White bu konuda şu tespitlerde bulunmuştur:
-Yakın bir zamana dek, toprağın altından çıkan her fosile farklı bir isim verme eğilimi olmuş ve bu da insanın evrimi biyolojisi hakkındaki düşüncemizin yanlış yönlendirici olmasına neden olmuştur.
Bulunan her fosili farklı tür adı altında sınıflama, bilim adamlarının son yıllarda farkına vardıkları büyük bir yanılgıdır.
Pennsylvania Eyalet Üniversitesi'nden Paleontolog Alan Walker, sınırlı bir iki fosilden yola çıkarak yeni bir tür adlandırmanın doğru olmadığını şöyle itiraf etmektedir:
-Bir fosilin, ait olduğu topluluğu temsil edip etmediğini bilemezsiniz. Bulduğunuz şeyin, tür aralığının herhangi bir ucundan mı, yoksa ortada bir yerinden mi olduğunu bilmezsiniz.
=====

Evrim teorisi varsayımına göre insan anlatmaya çalıştığımız gibi pek çok evrimsel aşamalardan geçmiştir. Teorisi savunucuları çözülemeyen sorunlarla karşılaştıkça önlerine engel çıktıkça yön değiştiren dağcılar gibi yeni ekler, ilaveler, açıklamalar getirirler. İnsanın evrimi de en çok değişime uğrayanlardan biridir.
Homo sapiens archaic evrim şemasının günümüz insanından bir önceki basamağını oluşturur. Teoriye göre Homo sapiens archaic bir ara format canlısıdır.
Gerçekte bu insanlar hakkında evrim teorisi açısından söylenecek pek fazla bir şey yoktur. Zira Homo sapiens archaic ırkı günümüz insanlarından çok küçük farklılıklarla ayrılırlar. Hatta bazı araştırmacılar, bu ırkın temsilcilerinin günümüzde yaşamakta olduklarını söyleyerek Avustralyalı Aborijin yerlilerini örnek gösterirler.
Aborijin yerlileri de homo sapiens archaic ırk gibi kalın kaş çıkıntılarına, içeri doğru eğik bir çene yapısına ve biraz daha küçük bir beyin hacmine sahiptirler.
Bütün bunların yanı sıra çok yakın bir geçmişte Macaristan'da ve İtalya'nın bazı köylerinde bu ırka benzer insanların yaşamış olduklarına dair çok ciddi bulgular ele geçirilmiştir.
Görüleceği gibi homo sapiens archaic kesinlikle bir ara format canlısı değildir.
Evrimci literatürde homo heilderbergensis olarak yapılan sınıfsal tanımlama geçekte Homo sapiens archaic'le aynıdır. Fosil kayıtları bunu kesin bir dille doğrular.
Aynı insan ırkını tanımlamak için bu iki ayrı kavramın kullanılmasının nedeni, evrimciler arasındaki görüş farklılıklarıdır.
Homo heilderbergensis sınıflamasına dâhil edilen tüm fosiller, anatomik olarak günümüz Avrupalılarına çok benzeyen insanların günümüzden beş yüz bin hatta yedi yüz seksen bin yıl önce İngiltere'de ve İspanya'da yaşadıklarını göstermektedir.
Cro-magnon sınıflaması ise, otuz bin yıl önceye kadar yaşadığı tahmin edilen bir ırktır. Bu ırk kubbe şeklinde bir kafatasına, geniş bir alına sahiptir. Bin altı yüz cc'lik kafatası hacmi, günümüz insanının ortalamasından fazladır. Kafatasında kalın kaş çıkıntıları vardır ve arka kısımda Neandertal Adamı'nın ve Homo Erectus'un karakteristik özelliği olan kemiksi bir çıkıntı bulunmaktadır.
Avrupalı bir ırk olarak kabul edilmesine karşın Cro-magnon kafatasının yapısı ve hacmi günümüzde Afrika ve tropik iklimlerde yaşayan bazı ırklara fazlasıyla benzemektedir.
Bu benzerliğe dayanarak, Cro-magnon'un Afrika kökenli eski bir ırk olduğu tahmin edilir. Diğer bazı paleoantropolojik bulgular, Cro-magnon ve Neandertal ırklarının birbirleri ile kaynaşarak, günümüzdeki bazı ırklara temel oluşturduklarını göstermektedir.
İnsanların böylesine çok ırklara ayrılmasının evrim teorisince gerçek önemi; maymundan insana evrimleşmede çok sayıda ara format canlısının bulunması gerekliliğidir.
İnsanlarla maymunlar arasında yadsınamayacak kadar çok ve derin farklılıklar varsayılan evrimleşme sürecinde çok sayıda ara format canlısının bulunmasını zorunlu kılar.
Fakat bu ara format canlıların insana doğru gelişimlerinde gitgide azalan maymunsu özelliklerinde bulunması gerekeceğinden bu ara format canlılarında olması gereken maymunsu özelliklerin bulunmaması, ayrımsız tam bir insan yapısı ve özelliklerine sahip olmaları evrim teorisinin içinden çıkamadıkları sorunları beraberinde getirmekte; diğer ifade ile evrimin insan ayağını baştan sona çürütmektedir.
Sonuç itibariyle bu insan ırkları ilkel türler veya ara geçiş formları değildir. Tarih içinde yaşamış veya diğer ırklara karışıp asimile olarak ya da soyları tükenip yok olarak tarih sahnesinden çekilmiş farklı insan ırklarıdır.

AerA
03-08-2010, 18:28
Benzeri şekilde sorular :



İnsan oğlu nasıl oldu ?
hayvanlar nasıl oldu?
Dünya nasıl oldu?
Kainat nasıl oldu?

Cevapları :



OL dedik OLDU
OL dedik OLDU
OL dedik OLDU
OL dedik OLDU

Şüphesiz ki sorulan soruların tamamının yanıtı bu şekildedir. Şüphesizki Allah insanlara apaçık bir kuran indirmiiş olsada cevapları indirmeyi unutmuştur.

Bugün sizi çok "Tersinmiş" gördüm Hüdai çakmak:laugh:

taylan
03-08-2010, 19:03
Sayın hüdai bey sen kendini ne sanıyorsun bilmiyorum ama hiç bir iletiye cevap vermiyorsun. Bizi adam yerine mi koymuyorsun nedir anlamadım. Yaptığın çok büyük saygısızlık.

Buralara saçma sapan bilim dışı iletilerini yapıştırıp gidiyorsun. Site yönetimi bence seni derhal banlamalı ve üyeliğini iptal etmeli.

axial
03-08-2010, 20:39
Sayın taylan;

Bence hafif bir tırsma durumu var, adam yerine koymasa gelip yazısını da asmazdı.

taylan
03-08-2010, 23:13
Elbette değil. Çünkü insan yapımı tüm cihazlar ve bu teknolojik cihazların oluşturduğu teknolojik ağ kendi kendine üreyebilecek kapasiteye sahip değildir. Bu sistemde yenileme ve çoğalma işlemi tamamen insan tarafından kontrol edilip yapılmaktadır. Tüm cihazlar insanın kendi faydası üzerine tasarlanmıştır. Dolayısıyla bir hangarda uçak kendi kendine oluşamaz.

Doğadaki organik yapılar kendi kendilerini kopyalayarak çoğalırlar. Böylece bilinçli bir elin dokunmasına gerek kalmadan tamamen bilinçsiz ve doğal etkenlerle ve yaşam kalım yönünde biriken faydaların seçilimesiyle evrim geçirirler. Bu kısımda tesadüfe yer yoktur. Tesadüfi olan bu yapıların çeşitliliğidir.

Hüdai ÇAKMAK
05-08-2010, 13:26
150 yıl önce yaşamış, elindeki donanımı son derece yetersiz ama büyük bir adım atmış saygın bir bilimadamıyla uğraşmak kolaylarına geliyor.

Modern evrimin bulgularından genetikteki son dönem çalışmalardan, bulunan yeni fosillerden güncel evrim gelişmelerinden habersiz bu tiplerin hem dini hem de batılı modern içerikte bilimselmiş gibi görünen içeriklerinin kaymak kısmını sıyırdığınızda altından son derece yüzeysel fikirler çıkıyor. Değişik şekillerde ve kılıklarda karşımıza çıkan yaratılışçıların neden değişik bir şey söyleyemedikleri de buradan kaynaklanıyor.

Bu arada kendini bir teorinin kurgulayıcısı olarak tanıtmak da ayrı bir tuhaflıkmış. Darwin'in kendisini evrim teorisi kurgulayıcısı olarak tanıttığını hiç sanmıyorum.
.............................
Sayın Taylan!
Önce bir yanlış algılamayı düzeltmem gerekiyor. Chales Darwin hor ve hakir görmediğimi belirteyim. Benim için o da her insan gibi doğruları kadar zaafları, yanlışları, hataları olabilen saygın bir insandır. Düştüğü yanlışların da bilgi eksikliğinden kaynaklandığı kesin gibidir. Ltf bir insanın eksiklerini, hatalarını ve hatta saçmalamalarını yazmayı o insana yapılmış bir hakaret olarak görmeyin ve algılamayın.
Tersinim teorisinin büyük bölümünde Darwinden, teorisinden ve tarihsel süreçteki gelişmelernden bahsedilir ve bilimsel kıstaslar içinde tenkit edilir, doğrular bulunmaya çalşılır. Bunun dışındaki yorumlar yanlıştır.
Saygılar.
Hüdai ÇAKMAK

Hüdai ÇAKMAK
05-08-2010, 13:34
Bakın sayın çakmak;

Çakma bir yazı yazarak darwineve de evrime bir tokatmı vurduğunuzu sanıyorsunuz.

Darwin bir bilimadamıydı peygamber ddeğil öyle bir anda evrim var tamam yaşamın kökenini buldum diye atılmadı ortaya. yaklaşık 30 senelik bir çalışma nın ürnüdür ki darwin öldüğünde daha evrimle ilgili birçok soru işareti vardı zaten. Bunu darwinin de düşünmesi kadar doğal bir şey olabilir mi.

Fakat teknolojinin gelişmesi, kazılarla yapılan çalışmalar sonucu pek çok eksik nokta giderildi. Evrim artık bir teorem. Bilim dünyasında şüphe götürmeyen bir gerçek.
evrimteorisi.org ta darwin le ilgili çok güzel bir belgesel var izlemenizi tavisiye ederim . BBC belgeselidir hy ninkiler gibi atmasyon değil.
..............
Ltf yazılarımla ilgli sorununuzu yergi edebiyatıyla değilde bilimsel bir dille yazarsanız sevinirim. Benim Darwinle alıp veremediğim yok. Yaptığım sadece olmayana ergi metoduyla tartışılan bilimsel konuyu yeni bir yorum getirmek. Yanlışlardan hatalardan doğruları bulabilrilz. Lütfen konuyu bu yönden değendiriniz.
Saygılar.
Hüdai ÇAKMAK

Hüdai ÇAKMAK
05-08-2010, 13:39
Benzeri şekilde sorular :



İnsan oğlu nasıl oldu ?
hayvanlar nasıl oldu?
Dünya nasıl oldu?
Kainat nasıl oldu?
Cevapları :



OL dedik OLDU
OL dedik OLDU
OL dedik OLDU
OL dedik OLDU
Şüphesiz ki sorulan soruların tamamının yanıtı bu şekildedir. Şüphesizki Allah insanlara apaçık bir kuran indirmiiş olsada cevapları indirmeyi unutmuştur.

Bugün sizi çok "Tersinmiş" gördüm Hüdai çakmak:laugh:
.........................
Merhaba!
Zannederim tersinim teorisinin yayınlanan bölümlerni tam okumadan yorum yapmışsınız. Tersinim teorisinin hiç bir yerinde söylediğiniz anlamlarda teotik hiç bir bilgi yoktur. Tamamen bilimseldir. Adres verirseniz size özet kitabımı göndereyim.
Saygılar.
Hüdai ÇAKMAK

taylan
07-08-2010, 14:22
Sayın Hüdai bey, nihayet cevap yazabildiniz. Yazılarınız tipik evrim karşıtlığının farklı bir versiyonundan başka bir şey değil. Sunduğunuz bilimsel gibi görünen teorilerin dünya bilim sahnesinde makale olarak yayınlanabileceğini ya da üniversitede bir kürsü sahibi olabileceğini mi düşünüyorsunuz?


Bu arada,

Trilobitlerin gözlerinin evrimi ile ilgili bir konu açtım okumanızı öneririm. Basitten karmaşığa doğru giden süreci doğru olarak anlamakta fayda var. Komplex sistemleri bir anda varedebilecek hiç bir enerji, bildiğimiz anlamda maddi bir güç yoktur. Her süreç basit aşamalardan başlar ve artan enerji girdisiyle (güneş veya güneşin olmadığı yerlerde ısı bacaları gibi vs) ve doğal seleksiyonla bir önceki yapıya eklenen yeni birimlerle karmaşık bir yapıya kavuşur. Bu aşamada bir çok etken sözkonusudur. Karmaşık sistem de sadece yaşam kalımda fayda sağladığı ölçüde oluşabilir. Evrimde kesinkez bir ilerleme söz konusu değildir. İlerleme yaşam kalımı destekleyen yapıların genlerle aktarılmasından ibarettir.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=20361

Saygılar

taylan
07-08-2010, 14:53
Görüleceği gibi (evrim teorisi savunucularının iddialarına göre) insanların kuzenleri şempanzeler değil orangutanlardır.

Evrim kuramı insanların primat ailesine mensup olduğunu söyler. Dolayısıyla orangutanlar, şempanzeler ve bonobolar da insanların yakın kuzenleridir. Bunlar arasında genetik açıdan bize en çok benzeyen şempanzelerdir. Bu da aynı ortak atadan genetik pay aldığımızı göstermektedir. Sadece orangutanlar yakın kuzenlerimizdir diğerleri değildir diye bir iddia duymamıştım.

Kaldı ki filumlardan (hayvan grupları) filumlara nasıl geçildiği ayrı bir merak ve tartışma konusudur. Örneğin amfibiyenlerden memelilere, deniz memelilerinden kemirgenlere geçiş nasıl gerçekleşmiştir? İki filum arasındaki yapısal farklılıklar öylesine derin ve büyüktür ki evrim gerçek olsa bile böylesine bir değişim için yüz milyonlarca yıllık bir süreç ve filumlar arasında arasındaki yapılara sahip katrilyonlarca adet ara format canlılarının yaşamış olması gerekir.

Tipik bir yaratılışçı argümanı daha. Binlerce kez cevaplanmış, örnekleri gösterilmiş, üzerinde sayısız araştırmalar yapılmış bir konu hakkında bu tarz soruları yinelemenin altında evrim kuramına dini gerekçelerle karşı çıkıştan başka bir şey yatmamaktadır. Bu ay ki National Geographic dergisini alır okursanız, ara fosilin ne olduğunu, bir kara memelisinin nasıl denize uyumlu bir deniz memelisine yani BALİNAYA dönüştüğünü bilimsel kanıtlarla görebilirsiniz. Ayrıca trilobitlerin göz gelişimi ile ilgili açtığım konu başlığını okuyunuz.

Tüm dünya bu tür canlı fosilleriyle tıka basa dolu olası gerekir ama bir tane bile yoktur. Diğer ifade ile fosil kayıtları evrimi kesin bir dille yalanlar. Aynı sorun diğer filumlar içinde geçerlidir. Yine örneğin keselilerin primatlara nasıl evrimleştiği asla açıklanamamaktadır.

Klasik bir yaratılışçı argümanı daha. Tıka basa fosil... Bir tane bile yoktur öyle mi???

Bir fosilin oluşma şartlarının ne olduğu hakkında fikriniz var mı? Bu petrol ve diğer fosil yakıtların gökten zembille indiğini mi sanıyorsunuz?? Fosillerin milyonlarcası kaya katmanları arasında yakıda dönüşmüş durumdayken ve bilindik anlamda bir fosil bulmanın çok zor olduğunu bilmeniz gerekirken bu soruyu sormak yine evrime bilimsel değil dini gerekçelerle karşı çıkışı gösterir.

Tüm bu zorluklara rağmen yüzlerce ara geçiş formu bulunmuştur. Tabi sizin istediğiniz anlamda mitolojik canlılar yoktur. Ara tür kavramının ne olduğundan dahi haberiniz yok.

Gelelim keselilere. Richard Dawkins'in ATALARIN HİKAYESİ adlı eserinde sorularınızın cevabı olacak yüzlerce sayfa bulunmaktadır. Okuyun.


Görüldüğü gibi yanılmıyorum. Çünkü yaratılışçı hangi kılıkta olursa olsun kendini ele vermektedir. Evrime karşı çıkışlarının altında çocukluklarından gelen dini alışkanlıklarını yetişkinlikte de bilimsel kılıf altında sürdürerek çevre edinme ve mevki kazanmadır.

Saygılar

taylan
07-08-2010, 15:53
Haeckel embriyoların başlangıçta balık embriyolarına benzediklerini ileri sürmüş bu konuda kasıtlı olarak değiştirilmiş sahte çizimlerini kanıt olarak göstermişti.
Charles Darwin gerçekte bir aldanış ya da aldatılış olan bu konuda şunları yazmaktadır.
-Bununla birlikte boynun iki yanında solungaçların eski konumunu gösteren yarıklar hâlâ vardır.
Charles Darwin Haeckel çizimlerinin bir sahtekârlık eseri olduğunun farkında değil miydi?
Fakat bu konuda otorite sayılabilecek bazı bilim insanlarının onu pek çok kez ikaz ettiklerini biliyoruz.
Bir bakıma Darwin teorisine uygun olduğu için bu sahtekârlığa göz yummuş, teorisinin en temel kanıtlarından biri olarak kullanmaktan çekinmemiştir diyebiliriz.

Bilgisizce iddialarınıza yanıtlar bu makalede veriliyor.

http://www.evrimteorisi.org/index.php?option=com_content&view=article&id=83:embriyo-cizimleri-uzerine-yaratilisci-iddialar&catid=18:yaratlclara-cevaplar&Itemid=110

axial
07-08-2010, 19:22
..............
Ltf yazılarımla ilgli sorununuzu yergi edebiyatıyla değilde bilimsel bir dille yazarsanız sevinirim. Benim Darwinle alıp veremediğim yok. Yaptığım sadece olmayana ergi metoduyla tartışılan bilimsel konuyu yeni bir yorum getirmek. Yanlışlardan hatalardan doğruları bulabilrilz. Lütfen konuyu bu yönden değendiriniz.
Saygılar.
Hüdai ÇAKMAK

sayın çakmak;
Yönetimden denetimi yiyince aklınız biraz başınıza geldi sanırım.
Bilim dünyası zaten doğruları buluyor. Siz yazılarınız bilim bölümüne konuldu diye bilimsel yazılar mı yazdığınızı zannediyorsunuz yoksa?

Peki bilimsel insan , başka bir konuda size sormuştum sizin teorinize göre mükemmelden kötüye gidiş var idi ve bu mükemmel canlıların ilk örneklerinin kambriyen patlamasında aniden oluştuğunu iddaa etmiştiniz. 25 milyon yıllık bir döneme aniden demekte bilimselliğin uç noktası herhalde. Neyse peki kambriyen öncesindeki ilkel canlılar için ne düşünüyorsunuz.

Ayrıca insanın tersinim teorisine göre mükemmel atalarını gösteren bir bilimsel bulgunuz var mı mesela?

Hüdai ÇAKMAK
07-08-2010, 20:43
Merhaba !
Çeşitli sitelerdeki tartışmalara katıldığım, makaleler yayınladığım için cevap vermem geç olabiliyor. Bu yönden özür dilerim.
İnsanlık tarihi çok uzun süreçlerde doğru zannnedilen yanılgılarla doludur. Ayrıca hata ve yanlışlardan doğrularda bulunabilir. Bu nedenle yazılarımızın (sizinkilerde dahil) bilimsel olup olmadığını zamana ve okuyuculara bırakalım. Nihayet burası bir tartışma alanıdır. Savaş meydanı değil.
Dünya yüzünde ilk görünen canlıların (mikroorganizmaların) birbirlerinden çok farklı yapılarda olmaları (prokaryot ve ökaryot) ve geçmişlerinde evrimleştiklerini gösteren başka canlı bulunmaması evrim teorisini çıkmazlara sokar.
Sahi siz bu gün hayranlıkla izlediğimiz milyonlarca tür ve cinsteki canlıların sellerin sürüp getirdikleri çerçöplerden rastlantılarla oluşmuş bir canlı hücresinden evrimleştiğini inanıyor musunuz?
İnsanoğlunun bu güne kadar karşılaştığı en karmaşık yapıya sahip olan bir canlı hücresi rastlantılar oluşabilir mi?

Saygılar.

Hüdai ÇAKMAK

Hüdai ÇAKMAK
07-08-2010, 21:55
Çeşitli sitelerde yazdığım ve okuduğum için link verdiğiniz makaleyi daha önce görmüştüm. Bu konudaki fikrim, yeterli teknik imkan olmadığından birazda doğruluğuna inanılan varsayıma uygun taraflı yorumla yapılmış çizimlerde büyük hataların olduğudur. Sanki Haeckel çizimleri yaparken kalemini evrim teorisi lehine oynatmış gibidir.
Charles Darwin teorisini kurgularken derlediği bilgilerin doğruluğu konusunda fazla hassas davranmadığı kesindir. Öyleki teorisini destekler mahiyette gördüğü bazı saçmalıkları teorisine almakta sakınca görmemiştir. Tabi bu teorinin blimselliğini ve güvenilirliğini öneml ölçüde zedeliyor. Saçmalıklarla destek aranmış bir teoriyi şüpheyle karşılamak hakkımızdır.
Saygılar.
Hüdai ÇAKMAK.........

Hüdai ÇAKMAK
08-08-2010, 20:39
Pek çok sitede makalelerim yayınlandığından sorulara yanıtlamam gecikebiliyor. Sayın kardeşlerimden bu konuda özür dilerim
Mutasyonların faydalanma mekanizmaları olmadığı sürece canlılara zararlı olduğu konusunda makalemde yeterince bilgi var. Nihayet bu benim görüşümdür. Faydalı olduğu konusunda sayın kardeşim bilgi verirse memnun olurum.
Genelde tersinim kavramı yanlış anlaşılıyor. Tersinim zaman içinde canlılarda oluşan değişimlerin tümüdür. Bu değişimlerin bir kısmı diğer nesillere aktarılır ve çeşitlenmeler bunun sonucu oluşur. Örneğin göz ve ten renklerinin farklılığı basit bir tersinimdir.
Bilindiği gibi canlılar korunma, savunma ve bağışıklık sistemlerine sahiptirler. Ayrıca belirli sınırlar içinde bulunduğu ortama uyum sağlayabilirler. Yaşam şartlarının değişik olması aynı türden olmalarına rağmen farklı meziyetlere sahip farklı canlı ırklarının oluşmasına yol açmıştır. Bu nedenle çeşitlenme o canlı türünün yaşam sahnesindeki ömrüyle doğru orantılıdır. Bir ceşitte çok etkili olan bir etken bir başka cinste fazla etkili olmayabilir. Çok etkilenenlerin hayat sahnesinden çekilmesi az etkilenenlerinse yaşamına devam etmesi bu nedenledir. Bu bir doğal elenimdir.

Saygılar

Hüdai ÇAKMAK

emperrordiablo
09-08-2010, 04:38
..............
Ltf yazılarımla ilgli sorununuzu yergi edebiyatıyla değilde bilimsel bir dille yazarsanız sevinirim. Benim Darwinle alıp veremediğim yok. Yaptığım sadece olmayana ergi metoduyla tartışılan bilimsel konuyu yeni bir yorum getirmek. Yanlışlardan hatalardan doğruları bulabilrilz. Lütfen konuyu bu yönden değendiriniz.
Saygılar.
Hüdai ÇAKMAK
Bilimsel derken kastınız tekrar yazıyorum ama olta iğnesine sarılmış misinayı evrimsiz sinek diye göstermek ise :) Size yarın istediğiniz kada photo shop ile yaratılmış evrimli sinek hatta timdek timsah+ördek gösterebilirim bkz.Taylan arkadaşın profil resmi.Bilimsellikten bahsetmişken,bana alıntı yaptğınız bir çok yerde ki muhteşem kuramları ortaya atan HY'nin bilimsel sıfatını söyler misiniz?Sizin kini sormuyorum bile doğruluğu şüphe taşıyacağından...

Hüdai ÇAKMAK
09-08-2010, 10:10
Tersinim teorisinin savunduğu varsayım ve ilkeler ortadadır. Tersinim toerisi kurgulanırken varoluş konusundaki tüm teoriler herhangi bir ayırım yapılmadan göz önününe alınmıştır. Tanıtım yazılarımda bunu özellikle beirttim.
HY ve Behe gibi yaratılışı savunanlarla Darwin, Jay Gould, Hawkins, Berry gibi evrim teorisi savunucularının varsayımlarıda dikkate alınmıştır. Öyleki eserimizin büyük bir bölümünü teorinin kurucusu ve duayeni Charles Darwin'in eserlerinden alıntılar doldurur. Bir bakıma tersinim karşıt fikirlerin sentezi durumundadır. Tamamen tarafsız ve bilimseldir. En azından böyle olmasına gayret gösterilmiştir.
Tersinim teorisinin varsayım ve ilkelerinden hangilerinin sayın HY'nin hangi eserinde birebir aynı olduğunu bildirirseniz memnun olur ve gerekirse düzeltirim.
Evrim teorisi savunucularının fikirlerini aldığımda evrim taorisi savunucu olmadığım, olmayacağım gibi yaratılış teorisi svunucularının fikirlerini aldığımda yaratılış teorisi savunucu olmayacağım açıktır. Fakat bililmin ortaya koyduklarını herhangi bir varsayıma bağlı kallmadan söylemektende çekinmeyeceğim.
Saygılar.

Tersinim

axial
09-08-2010, 13:59
Sayın Hüdai Çakmak;

Öncelikle verdiğiniz cevaplar için tekrar teşekkür ederim yanlış birşey söylemişsek affola.

Bizler bilime gönül vermiş insanlar olarak bilimsel verilere uygun her türlü araştırmanın hipotezin teoremin sorgulanmasında ve araştırılmasında ve önyargısız bakılmasından yanayız elbet.

Ancak benim şu ana kadar gördüğüm kadarı ile siz teorinizle ilgili pek fazla bir bilgi sunmak yerine evrim teorisine saldırmayı tercih etmişsiniz. Peki kabul edelim ki evrim teorisi yalan yanlış bir teori bize kendi teoriniz olan tersinim teorisini kısa bir şekilde özetler misinz. Mekanizması nasıl işler, taksonomiden faydalandınız mı örneklerle açıklar mısınız?

Saygılarımla;

Hüdai ÇAKMAK
09-08-2010, 15:07
Merhaba kardeş!
Önce şunu belirteyim ben evrim teorisinin (ya da herhangi bir teorinin) karşıtı ya da yandaşı filan değilim. Sadece doğruları ve gerçeği arıyorum. Gerçek nerede ise oradan alırım.
Tersinim teorisinin ilkeleri ve mekanizmaları konusunda iki makalem bu sitede vardı. Silindi mi bilmiyorum. Bir kez daha geçeceğim. Bilimsel eleştirilere başımın üzerinde yeri var. Yergi ve sövgü edebiyatına glrmeden insanca tartışıp gerçekleri aramak ne güzel.

Saygılar.

Hüdai ÇAKMAK

Hüdai ÇAKMAK
09-08-2010, 15:09
TERSİNİM TEORİSİ TANITIMI
Tersinim teorisi Türk düşünür ve yazarlarından Hüdai ÇAKMAK’ın ortaya attığı teoridir. Teorinin kurgulayıcısı Hüdai ÇAKMAK bu konuda şunları yazıyor.
-Varoluş insanoğlunun var edildiği ilk anlardan beri ilgisini çekmiş, konusunda pek çok teoriler üretilmiştir. Bu teoriler çok ve çeşitli olmasına rağmen varoluş bir yaratıcının eseridir ya da değildir, rastlantılarla oluşmuştur cevaplarına uygun olmak üzere iki büyük grupta toplanır. Bir teori gerçek olduğu kuvvetle inanılan bir varsayım üzerine kurulur, ayrıntılanır ve kanıtlanmaya çalışılır. Ulaşılan bilimsel sonuçlar genelde doğru olduğu kuvvetle inanılan varsayıma uygun olarak yorumlanır. Temel varsayımın yanlış olabileceği hiç bir zaman düşünülmez. Bu da bilimin olması gereken tarafsızlığına gölge düşürdüğü gibi pek çok hata ve yanlışlara yol açar, teorileri bilim dışına iter. Örneğin evrim teorisinin doğruluğu kuvvetle inanılan varsayımı milyonlarca tür ve cinste olan tüm canlıların rastlantılarla oluşmuş bir canlı hücresinin zamanla evrimleşmesi sonucu oluştuğudur. Bir evrim teorisi taraftarı hiç bir zaman bu temel varsayımın yanlış olabileceğini düşünmez. Bilimsel bulguları bu temel varsayıma uygun yorumlanmaya çalışır. Bu yorumların temel kanun ve ilkelerle çelişip çelişmediğine pek dikkat etmez. Kimileri görmezlikten, bilmezlikten gelinir.
Tersinim teorisinin kurgulanma yöntemi bu uygulamanın tamamen tersidir. Önce bilimsel sonuç daha sonra ulaşılan sonuca göre varsayım ilkesine dayanır. Bu nedenle bilimin ortaya koyduğu tüm kanun ve ilkelerle uyumludur, hiç biriyle çelişmez. Tersinim teorisi herhangi bir teoriye karşıt ya da destek olmak amacıyla ortaya konulmuş değildir. Tamamen kendine özeldir.
Tersinim teorisi maddenin sakımı, entropi, yapmanın zor bozmanın kolay olduğu ilkesi gibi tüm doğal kanun ve ilkeleri temel alır. Karşıtı olan diğer teorilerin bilimsel yöntemlerle doğruluğu onaylanmış esaslarını da temel almaktan çekinmez. Bu nedenle tersinim bilim dışına kaymadığı gibi konusundaki tüm teorilerin bilimle doğrulanmış temellerinin birleştiği bir sentez durumundadır.
Tersinim teorisi özet olarak bilimsel araştırmaların sonuçları olan şu esasları temel alır.
1)-Enerji girişi ve zaman varoluşun herhangi bir olgusundaki düzen sahibi sistemlerde bozuma (tersinime), diğerlerinde ise değişime neden olur.
2)-Tersinim teorisine göre Varoluş, tüm evreni varsa diğerlerini kapsayan kompleks bir bütündür. Canlılık ve cansızlık olarak ayrılmaz.
3)-Varoluşun kompleks bir bütün oluşu bir Yaratıcı iradenin eseri olduğunu gösterir.
4)-Varoluş canlılığın oluşum ve devamlılığı amaçlıdır. Her şey bu amaca uygun planlanmış ve var edilmiştir.
5)-Canlılar evrim teorisi iddiasının aksine gelişim değil, tersinim gösterir. Canlılardaki tersinim, kompleks sistem ve düzenlerin zaman içinde bozuma uğraması, kimi özelliklerini zayıflatması ya da kaybetmesi demektir.
6)-Her canlı türünün mükemmel ve eksiksiz yaratılmış bir arı ırkı vardır. Diğer tür ve çeşitler arı ırkların tersinimi sonuçlarıdır. Örneğin insanlar maymunların evrimi sonucu oluşamaz. Bu entropi, kalıtım, yaşamsal uygunluklar gibi doğal kanun ve ilkelere aykırıdır.
7)-Tersinime uğramış arı ırklardan kimi özelliklerini yitirmiş ya da zayıflatmış diğer ırklar oluşur. Canlı yaşam avantajlarını büyük ölçüde zayıflatmış yada yitmiş ise hayat sahnesinden silinir.
8)-Hiç bir canlı varlığını eksiksiz olarak geleceğe aktaramaz.
9)-Varoluş sorusuna verilen cevaplar insan hayatlarını yönlendirir. Bu nedenle tersinimin çok geniş ve derin sosyal etkileri vardır.
Teori sekiz ciltle kitaplaştırılmıştır ve tamamen bilimseldir. Tek kitaplık özeti mevcuttur.

axial
09-08-2010, 18:12
Bir evrim teorisi taraftarı hiç bir zaman bu temel varsayımın yanlış olabileceğini düşünmez. Bilimsel bulguları bu temel varsayıma uygun yorumlanmaya çalışır. Bu yorumların temel kanun ve ilkelerle çelişip çelişmediğine pek dikkat etmez. Kimileri görmezlikten, bilmezlikten gelinir..

Sayın çakmak;
Yukarıdaki yazınıza katılmıyorum. Bana göre evrim teorisi olsun başka bir bilimsel teori olsun hiçbir bilimadamı bir gerçek varsa görmekten gelmemzlik yapmaz yapamaz. Sonuçta evrim teorisi kimsenin babasının tapulu malı değil eğer çürütlürse kimse ağlamaz. Sizin bu dedikleriniz daha çok dinleri çağrıştırdı bana. Yani dinler konusunda dinciler çelişkileri görmezden gelir kabullenmez. Neyse konumuz ne evrim ne din.




3)-Varoluşun kompleks bir bütün oluşu bir Yaratıcı iradenin eseri olduğunu gösterir...

Buraya kadar güzeldi. Ama burada olay belli oldu. İşin içine yaratıcı katıyorsanız ve buna bilimsel bir teori diyorsanız. Bu yaratıcıyla ilgili bilimsel veriler sunmak zorundasınız. Bununla ilgili herhangi deney gözlem ve benzeri birşeyler yaptınız mı?




4)-Varoluş canlılığın oluşum ve devamlılığı amaçlıdır. Her şey bu amaca uygun planlanmış ve var edilmiştir. ...

Bu maddede de herhangi bir bilimsellikten çok sizin görüşleriniz sergilemektedir. Bir yaratıcı yarattı ve planladı diyrsunuz. Neye göre diyorsunuz?


5)-Canlılar evrim teorisi iddiasının aksine gelişim değil, tersinim gösterir. Canlılardaki tersinim, kompleks sistem ve düzenlerin zaman içinde bozuma uğraması, kimi özelliklerini zayıflatması ya da kaybetmesi demektir..

Şimdi gelelim işin heyecanlı kısmına. Diyorsunuz ki canlılar bir zamanlar oldukça kompleks varlıklardı ve zaman içinde bu kompleks yapı bozunuma uğradı. İnsanı örnek almak istiyorum. İnsanla ilgili binlerce ya da milyonlarca yıl önce ne gibi kompleks yapılar mevcuttu daha sonra kayboldu ve mümkünse bunu fosil kayıtlarıyla açıklar mısınız?



6)-Her canlı türünün mükemmel ve eksiksiz yaratılmış bir arı ırkı vardır. Diğer tür ve çeşitler arı ırkların tersinimi sonuçlarıdır. Örneğin insanlar maymunların evrimi sonucu oluşamaz. Bu entropi, kalıtım, yaşamsal uygunluklar gibi doğal kanun ve ilkelere aykırıdır. ..

Israrla yaratılmış kelimesini kullanıyorsunuz ki buna bilimsel bir açıklama getirememişsiniz. Arı ırklardan örnekleriniz nelerdir.



7)-Tersinime uğramış arı ırklardan kimi özelliklerini yitirmiş ya da zayıflatmış diğer ırklar oluşur. Canlı yaşam avantajlarını büyük ölçüde zayıflatmış yada yitmiş ise hayat sahnesinden silinir...

Gene örnek istesem ayıp olur muacaba. Mesela size göre maymunlar mı insanlardan oluşmuştur. Zira aramızdaki genetik benzerlik şaşılacak noktada.


8)-Hiç bir canlı varlığını eksiksiz olarak geleceğe aktaramaz.
9)-Varoluş sorusuna verilen cevaplar insan hayatlarını yönlendirir. Bu nedenle tersinimin çok geniş ve derin sosyal etkileri vardır.
Teori sekiz ciltle kitaplaştırılmıştır ve tamamen bilimseldir. Tek kitaplık özeti mevcuttur.

Sayın Çakmak;

Okuduğum kadarıyla canlıların bir yaratıcı tarafından mükemmel özelliklere sahip şekilde yaratıldığına ve zamanla bu mükemmellikten kopmalar gözlendiğini savunuyorsunuz. Ama ortada hiçbir fosil kayıtı bilimsel veri göremedim. Siz bu teorinizin bilim dünyasında ilgi görebileceğini düşünüyor musnuz?

Bir soru daha yaratıcının ari ırkları yaratma dönemi takriben ne zaman olmuştur.

Saygılar.

evrensel-insan
09-08-2010, 18:34
Saygideger Hudai Cakmak;

1)-Enerji girişi ve zaman varoluşun herhangi bir olgusundaki düzen sahibi sistemlerde bozuma (tersinime), diğerlerinde ise değişime neden olur.

Zaman var olmamistir, insanogl zamani yaratmis, var kilmistir.

2)-Tersinim teorisine göre Varoluş, tüm evreni varsa diğerlerini kapsayan kompleks bir bütündür. Canlılık ve cansızlık olarak ayrılmaz.

Bilim ve bilimsellik, varlik ideolojileri ile ilgilenmez, sadece uzerinde deney, gozlem, bulus v.s. yapar ve bulgularini da soyuta, teori, tez, formul v.s. ye tasir. Oyuzden bilimsellikte, kesinlik, mutlaklik, sabitlik, sahiplik v.s. yoktur. Evrensel onayi olmasi ve yanlislanabilir olmasi gerekir. Senin getirdigin, felsefenin metafizik dalinin var kokenli bir ideolojik inancsal dogrusudur.

3)-Varoluşun kompleks bir bütün oluşu bir Yaratıcı iradenin eseri olduğunu gösterir.

Iste ustelik ideolojinin inanci somuta degil; soyuta dayanmaktadir, yani idealizmdir ve tanrilastirma dusuncesi tasir.

4)-Varoluş canlılığın oluşum ve devamlılığı amaçlıdır. Her şey bu amaca uygun planlanmış ve var edilmiştir.

Varolusun, kendi adina bir amaci yoktur, bu amac ona insanoglu tarafindan verilmis ustelik insanoglu ozelligi tasiyan bir oznel iceriktir.

5)-Canlılar evrim teorisi iddiasının aksine gelişim değil, tersinim gösterir. Canlılardaki tersinim, kompleks sistem ve düzenlerin zaman içinde bozuma uğraması, kimi özelliklerini zayıflatması ya da kaybetmesi demektir.

Canlilarin, insanoglunun verdigi disinda her hangi bir oznelligi yoktur. Insanoglu algisi olarakta, hersey, bir degisim, donusum, baskalasim ve olusum dur. Olusum da, bir canlinin dogan, yasayan ve olen mustakil var olan varligidir.

6)-Her canlı türünün mükemmel ve eksiksiz yaratılmış bir arı ırkı vardır. Diğer tür ve çeşitler arı ırkların tersinimi sonuçlarıdır. Örneğin insanlar maymunların evrimi sonucu oluşamaz. Bu entropi, kalıtım, yaşamsal uygunluklar gibi doğal kanun ve ilkelere aykırıdır.
Dogada, evrende "mukemmellik, eksiksiz, ari" v.s. temelli sifatlar yoktur, bu sifatlar birer insanoglu verimidir. Ustelik bu sifatlarin boyle oldugunu neye/kime gore saptiyorsun?

7)-Tersinime uğramış arı ırklardan kimi özelliklerini yitirmiş ya da zayıflatmış diğer ırklar oluşur. Canlı yaşam avantajlarını büyük ölçüde zayıflatmış yada yitmiş ise hayat sahnesinden silinir.

Bunlar tamamen canlinin, yapisi, bulundugu ortam, sartlar ve kosullarin ortak bilesiminin bir sonucudur. Bu sonucu ortaya cikaran ic dinamiktir. Ne bir "guclu" vardir, ne de "zayif"

8)-Hiç bir canlı varlığını eksiksiz olarak geleceğe aktaramaz.

Burayi biraz acarmisin, ne dedigini algilayabilmek icin.

9)-Varoluş sorusuna verilen cevaplar insan hayatlarını yönlendirir. Bu nedenle tersinimin çok geniş ve derin sosyal etkileri vardır.
Teori sekiz ciltle kitaplaştırılmıştır ve tamamen bilimseldir. Tek kitaplık özeti mevcuttur

Basta ve baslik olarak konunun ne bilim ile, ne de bilimsellik ile bir bagi yoktur. Cunku varolus, hem bilimin konusu degil, hem de bilimsel degildir. Felsefenin metafizik dalinin, varlik uzerine ortaya atilan ve ustelik somuta soyut insanoglu oznelligi ve icerigi veren ideolojik inancsal bir dogrusudur. Evrensel onayi yoktur, yanlislanamaz.

Cevaplar, kisa ve ozdur. Eger gerekirse, daha detayli aciklama da her bir sik icin verilebilir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
09-08-2010, 18:47
Saygideger Hudai Cakmak;

"Yaratilis Teorisi" ile ilgili, asagidaki linke bir goz atmani, oneririm.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=10991

Ayrica, insanoglu faktorunun ne/kim oldugunun, dogal zihniyet ve dogal ego takintisinin, sinirlarinin ve teslimiyetinin, ne oldugu hakkinda bilgi istersen ve yaraticinin, neden ve nasil programlayiciya, akilli bir tasarimciya "terfi ettigi" hakkinda da bilgi istersen, belirt; okuman icin sana link verebilirim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

taylan
09-08-2010, 19:02
Merhaba !
Çeşitli sitelerdeki tartışmalara katıldığım, makaleler yayınladığım için cevap vermem geç olabiliyor. Bu yönden özür dilerim.
İnsanlık tarihi çok uzun süreçlerde doğru zannnedilen yanılgılarla doludur. Ayrıca hata ve yanlışlardan doğrularda bulunabilir. Bu nedenle yazılarımızın (sizinkilerde dahil) bilimsel olup olmadığını zamana ve okuyuculara bırakalım. Nihayet burası bir tartışma alanıdır. Savaş meydanı değil.
Dünya yüzünde ilk görünen canlıların (mikroorganizmaların) birbirlerinden çok farklı yapılarda olmaları (prokaryot ve ökaryot) ve geçmişlerinde evrimleştiklerini gösteren başka canlı bulunmaması evrim teorisini çıkmazlara sokar.
Sahi siz bu gün hayranlıkla izlediğimiz milyonlarca tür ve cinsteki canlıların sellerin sürüp getirdikleri çerçöplerden rastlantılarla oluşmuş bir canlı hücresinden evrimleştiğini inanıyor musunuz?
İnsanoğlunun bu güne kadar karşılaştığı en karmaşık yapıya sahip olan bir canlı hücresi rastlantılar oluşabilir mi?

Saygılar.

Hüdai ÇAKMAK

Hüdai bey evrim kuramını anlamamışınız. Evrimsel süreçte salt rastlantı diye bir şey yoktur. Evrimde rastlantı sadece çeşitliliği ifade eder. Bu çeşitlilik içinden canlının yaşamda kalma potansiyelini önde tutan mutajenler seçilir. Bu seçime eko sistemin etkileri de dahildir. Burada tesadüf yoktur. Çok yanlış ve bilgisiz bir açıklama olmuş bu.

Evrim kuramının hücrenin oluşumu, ilk canlılık gibi konularda birçok makale ve açıklaması vardır. Sadece bu sitede yüzlerce forum mesajı ve makale var. Mutlaka araştırıyorsunuz ama nedense bize hiç bir şey araştırmamış ve okumamış gibi yazıyorsunuz. Bu da kurama önyargılı yaklaştığınızı gösteriyor. Bize sorduğnuz soruda da mantık yok. Siz ...... inanıyor musunuz???

Bilimde inanç değil olgusal ve tutarlı kanıtların ikna ediciliği vardır. Evet bize göre evrimin canlılığın cansızdan meydana geldiğini söylediği abiyogenez kuramı mantıklı ve ikna edici geliyor. Mitokondrinin eski bir bakteri olduğu ve hücre içine sonradan dahil olduğunu söyleyen endosimbiyoz kuramı da bizi ikna ediyor. Ama tüm bu ikna ediciliğin şartı deney ve gözlemlerdir.

Hayranlıkla izlediğiniz tüm bu canlı faunası çok basit bir başlangıçla adımını atmış ve doğal seleksiyon mekanizmasıyla çeşitlenerek farklılaşan türlere dağılmıştır. Bunun başka bir mantıklı açıklaması yoktur. Doğada mükemmel canlı diye birşey yoktur. Tüm canlılar ortak atalarından aldıkları genetik mirasın elverdiği ölçüde uyumla yaşama tutunurlar.

Hüdai ÇAKMAK
10-08-2010, 08:54
Kompleks düzenlerin yapılanmalarında amacın en baştan bilinmesi gerekliliği ilkesi: İleriki bölümlerde uzun uzun bahsedeceğimiz materyalizm, rastlantılar düzenli sistemlerin bütünselliğini oluşturabilir öngörüsünü kabul eder ve savunur. Fakat bir öngörüyü kabul edip savunmak başka, bilimsel kanıtlarla doğrulamak başka şeydir. Bu nedenle rastlantılar düzenli sistemler oluşturabilir mi sorusu gündemdeki geçerliliğini korur.
Rastlantılar düzenli sistemler oluşturabilir mi sorusuna doğru yanıtlamak için düzenin ya da düzensizliğin ne olduğunu tam olarak belirlemede büyük yararlar vardır.
Önce şunu belirtelim ki düzenlerde, o düzeni oluşturan bazı kurallar ya da yasalar; o kurallar ya da yasaların ortaya konmasının nedeni olan bir amaç ve bu amacı hedefleyen birde devamlılık vardır. Zaman içinde amacı hedefleyen düzeni o kurallar, yasalar belirler. Bu kurallar, yasalar sayesinde düzenlilik; amaca doğru uzanan, en azından bir zaman süren bir devamlılıkta gösterir. Eğer bu devamlılık yoksa amaca ulaşılamayacağından düzenden söz edilemez. Diğer ifade ile amaç rastlantılarla aniden oluşmaz. Rastlantılarla aniden oluşanlar düzen, düzenlerin öngördüğü amaç değildir. Amacın amaç olabilmesi için daha önceden bilmek, istemek, daha sonrada bilinçli olarak arayıp bulmak, ortaya koymak gerekir.
Eğer düzenler yasaların, kuralların devamlılığını sağladığı amaca uygun oluşumlarsa; amaca uygun kuralları tespit edip aktif hale getiren bir bilince gerek olduğu açıktır. Eğer bu bilinç yoksa hedef amaç; bu hedef amaca uygun yasalar, kurallar olamayacağından düzenlilikte oluşamaz.
Fakat materyalizm taraftarları bu görüşte değildir. Onlara göre düzenleşme için bilinç şart değildir. Enerji girişi yeterlidir. Bu varsayımın kanıtı da fiziksel olaylarda gözlemlenen rastlantısal düzenlileşmelerdir.
Rastlantısal düzenlenme için verilebilecek bir örnek ise tozlu, içi çerçöp dolu bir odaya giren rüzgârın tozları, çerçöpleri bir araya toplayıp görünüşte odayı temizlemesidir. Bu basit bir düzenlenme sayılabilir. Termodinamik anlamda temiz oda, pis ve dağınık odaya göre bir düzen sahibidir. Burada dikkat edilmesi gereken rüzgâr oda içinde esip dolaşır; tozları, çerçöpleri bir araya toplarken bu işi odayı temizlemek amacıyla yapmadığıdır. Diğer ifade ile bir odadaki çerçöpleri bir araya toplayıp bir düzen oluşturmuş görünen rüzgâr bir başka odadaki eşyaları, çerçöpleri dağıtıp düzensizlik oluşturabilir. Bu nedenle söz konusu odalarda rüzgârın esmesi bu tür bir amaca yönelik değildir.
Varoluşun muhteşem yapısı incelendiğinde amaçlı düzenlerin bir başka amaca, onunda bir başkasına hizmet ettiği görülür. Böylece varoluş dediğimiz bir kompleks düzenler topluluğu ortaya çıkar. Bu kompleks düzenler topluluğunda canlılık ve cansızlık iç içedir, birbirlerini tamamlamaktadır. Canlılıkta cansızlıkta bu düzenin parçalarıdır. O kompleks düzenin birer parçası olduklarından (bir şeyin var edicisi kendisi olamayacağından) var edici olamazlar. Bu nedenle var edici irade varoluşun dışında olmalıdır.
Sonuç olarak şu denebilir ki doğal süreçlerle hiçbir zaman kompleks ve organize sistemler meydana gelemez. Ancak zaman zaman yukarıdaki örneklerdekine benzer basit ve amaçsız düzenleme benzerleri oluşabilir. Bu düzenleme benzerleri bir amaca yönelik olmadığından komplekslikler oluşturamazlar, belli sınırların ötesine geçemezler.
Her şeyden önce düzenliliğin bir amacı ve bu amacın devamlılığı olmalıdır ki organize bir düzenlilik olsun. Gözlemlenen düzenlilik bir amaca ve o amaca ulaşmanın devamlılığına yönelik değilse organize düzenlilik olmaz. Düzenliliği oluşturan oluşumlarda o düzenliliğin amacına uygun yani organize olmak zorundadır.
Bu gün herhangi bir planlamanın olmadığı, tamamen rastlantıların sonucu zannettiğimiz öyle doğal olaylar vardır ki biraz daha yakından incelendiğinde basit ve bilinç dışı zannedilen bu olayların gerçekte bir amaca yönelik şaşırtıcı bir kompleks sistemler bütünselliğinde oldukları görülür. Bu da kompleks sistemler bütünselliğinin evrimsel mekanizmaların etkilerinde olduğu zannedilen canlılığa özgü olmadığının; cansızlıkta da bu tür sistemlerin olduğunun, evrimsel mekanizmaların bu tür sistemlerin oluşumlarında herhangi bir etkisinin bulunmadığının, varoluşun canlılık ve cansızlık alemlerinin kompleks bir bileşkesi olduğunun açık kanıtlarıdır.
Buna doğal ve fiziksel olaylardan bir örnek vermek gerekirse Dünya atmosferinin Güneşi daha çok gören yeri diğer yerlere göre daha çok ısınır. Isınan hava daha az ısınan hava ile yer değiştirmek ister. Bu bir fizik kuralıdır. Bunun sonucunda rüzgârlar oluşur.
Bu arada ısınan yerlerdeki suyun bir kısmı buharlaşır. Buharlaşan su oluşan rüzgârlarla daha serin yerlere taşınır. Serin yerlere ulaşınca yoğunlaşıp yağmur olarak yere iner.
Görüldüğü gibi bu olay suyun bir yerden diğer yere taşınmasına, dolaysıyla devridaimini amaçlayan iki fiziksel olayın uyumuyla ortaya çıkmış basit bir sistemdir. Oluşumunda herhangi bir iradenin etkisi yok gibidir. Fakat bu basit olay suyun devridaiminin hayatın oluşumu ve devamı açısından ne kadar önemli olduğu anlaşılınca daha derin bir anlam, daha geniş bir boyut ve önem kazanır.
Yapılan ufak bir araştırmada iki basit fiziksel olayın uyuşumuyla ortaya çıkmış bu basit sistemin son derece karışık ve hassas bir sistemler bütünlüğünün (yaşamsal uygunlukların) önemli bir parçası olduğu anlaşılır.

Not:Kimi kardeşlerim eleştirilerinde bir Varedicinin var olması gerektiğinden bahsettiğimde bilim dışına çıktığımı, bir Yaratıcı iradenin var olduğu varsayımının bilimle alakasının olmadığını iddia ediyorlar. Eğer bilimsel sonuçlar bir Varedici iradenin var olduğunu işaret ediyorsa bilim dışına çıkmamak için bu gerçeği görmezlikten gelip inkar mı edelim?

Hüdai ÇAKMAK
10-08-2010, 08:58
Yergi ve sövgü edebiyatından uzak medeni bir tartışma ortamı ortaya koyan sayın site sakinlerine ve yöneticilerine teşekkürlerimi sunarım. Sansür kokan kısıtlamalar kaldırılırsa çok daha güzel olacak. Sık sık sitenize ziyaret etmeye çalışacağım.

Saygılar, selamlar.

Hüdai ÇAKMAK

Hüdai ÇAKMAK
10-08-2010, 09:01
Axial kardeşime!

E

Hüdai ÇAKMAK
10-08-2010, 09:33
Axial kardeşime!

Evrim teorisi maalesef taraftarlarınca bilimsel bir teori olmaktan çıkarılıp adeta her ne olursa olsun savunulması, korunması gereken bir din durumuna getirilmiştir. Bunun nedeni teorinin bilimsel bulgularla çelişmesidir. Bir bakıma gelişen teknoloji ve bilim evrim teorisinin aleyhine olmuştur. Eğer gerçekten bilimsel bulgular tarafından desteklense idi sahtekarlık yapmaya gerek duyulur muydu? Taraftarları teorinin temelden çelişkilerini, bilim dışılıklarını görmezlikten gelip konuyu mümkün olduğunca basite indirgeyip hiç bir sonuca ulaşılamayacak ayrıntıları gündemde tutarak özü unutturma çabalarındadır. Bu konuda bir kaç örnek vereyim.
Enerji girişinin (entropinin) canlılık gibi yapılarda evrimsel gelişime neden olduğu iddia edilir. Fakat canlılarda yararlanma mekanizmaları yok ise enerji girişinin bozuma (tersinime) neden olduğu kesindir. Yararlanma amekanizmaları yoksa henüz oluşmamışsa enrji girişleri zararlıdır. Bu gerçek evrim mantığına terstir.
Bir canlı hücresi inanoğlunun tarihi boyunca rastladığı en karmaşık (kompleks) yapıdır. Hala sırlarını yeterince öğrenebilmiş değiliz. Böyle bir yapı rastlantılarla oluşabilir mi?
Evrim teoris taraftarları ilk canlı hücresinin basit bir biyomolekül olduğunu, hücrenin bu molekülden evrimleştiğini iddia ederek bu amansız sorunu aşmaya çalışırlar. Fakat bu basit biyomolekülülün evrimleşebilmesi için beslenme, korunma, üreme gibi tüm canlılık meziyetlerine ilk anlardan itibaren eksiksiz sahip olması gerektiğini nedense unuturlar.
Canlılar eşeyli ve eşeysiz olmak üzere iki çeşit ürerler. İlk görülen canlılar olan mkroorganizmalarda üreme eşeysizdir. Eşeyli üremede erkek ve dişi olmak üzere iki ayrı canlı vardır. Üreme konusunda birbirlerini bütünlerler. Taraftlarına göre evrim eşeyli üremeyle başlamıştır. Eşeysiz üreyen canlılarda üreme genlerinin rastlantılarla ikiye bölündüğü, bundan da erkek ve dişi canlıların ortaya çıktığı gibi saçma varsayımlar dışında eşeysiz üremeden eşeyli üremeye nasıl geçildiği, bu mükemmel mekanizmanın nasıl kurulduğu evrim teorisi öngörüleriyle asla açıklanamaz.
Evrim teorisinin önünde bu ve bunlara benzer yada benzemez yanıtlanması gereken fakat yanıtlanamayan binlerce soru vardır. Evrim teorisi hemen hemen tüm doğal kanun ve ilkelerle de çelişir. Gerekirse size bu konuda daha uzun bilgi verebilirim.
Evrim teorisine karşıt gibi oluşum bu teorinin bilime karşıt olmasındandır.

Saygılar selamlar.

Tersinim.

axial
10-08-2010, 20:22
Axial kardeşime!

Evrim teorisi maalesef taraftarlarınca bilimsel bir teori olmaktan çıkarılıp adeta her ne olursa olsun savunulması, korunması gereken bir din durumuna getirilmiştir. Bunun nedeni teorinin bilimsel bulgularla çelişmesidir. Bir bakıma gelişen teknoloji ve bilim evrim teorisinin aleyhine olmuştur. Eğer gerçekten bilimsel bulgular tarafından desteklense idi sahtekarlık yapmaya gerek duyulur muydu? Taraftarları teorinin temelden çelişkilerini, bilim dışılıklarını görmezlikten gelip konuyu mümkün olduğunca basite indirgeyip hiç bir sonuca ulaşılamayacak ayrıntıları gündemde tutarak özü unutturma çabalarındadır. Bu konuda bir kaç örnek vereyim.
Enerji girişinin (entropinin) canlılık gibi yapılarda evrimsel gelişime neden olduğu iddia edilir. Fakat canlılarda yararlanma mekanizmaları yok ise enerji girişinin bozuma (tersinime) neden olduğu kesindir. Yararlanma amekanizmaları yoksa henüz oluşmamışsa enrji girişleri zararlıdır. Bu gerçek evrim mantığına terstir.
Bir canlı hücresi inanoğlunun tarihi boyunca rastladığı en karmaşık (kompleks) yapıdır. Hala sırlarını yeterince öğrenebilmiş değiliz. Böyle bir yapı rastlantılarla oluşabilir mi?
Evrim teoris taraftarları ilk canlı hücresinin basit bir biyomolekül olduğunu, hücrenin bu molekülden evrimleştiğini iddia ederek bu amansız sorunu aşmaya çalışırlar. Fakat bu basit biyomolekülülün evrimleşebilmesi için beslenme, korunma, üreme gibi tüm canlılık meziyetlerine ilk anlardan itibaren eksiksiz sahip olması gerektiğini nedense unuturlar.
Canlılar eşeyli ve eşeysiz olmak üzere iki çeşit ürerler. İlk görülen canlılar olan mkroorganizmalarda üreme eşeysizdir. Eşeyli üremede erkek ve dişi olmak üzere iki ayrı canlı vardır. Üreme konusunda birbirlerini bütünlerler. Taraftlarına göre evrim eşeyli üremeyle başlamıştır. Eşeysiz üreyen canlılarda üreme genlerinin rastlantılarla ikiye bölündüğü, bundan da erkek ve dişi canlıların ortaya çıktığı gibi saçma varsayımlar dışında eşeysiz üremeden eşeyli üremeye nasıl geçildiği, bu mükemmel mekanizmanın nasıl kurulduğu evrim teorisi öngörüleriyle asla açıklanamaz.
Evrim teorisinin önünde bu ve bunlara benzer yada benzemez yanıtlanması gereken fakat yanıtlanamayan binlerce soru vardır. Evrim teorisi hemen hemen tüm doğal kanun ve ilkelerle de çelişir. Gerekirse size bu konuda daha uzun bilgi verebilirim.
Evrim teorisine karşıt gibi oluşum bu teorinin bilime karşıt olmasındandır.

Saygılar selamlar.

Tersinim.


Sayın Çakmak;

Dediğmiz gibi konumuz ne evrim ne din konumuz tersinim. Varsayalım ki evrim diye bir şey hiç yok ve tersinim teorisi canlılığı açıklayan tek teori.
Bu bağlam da 84. mesajımdaki


Alıntı:
Hüdai ÇAKMAK´isimli üyeden Alıntı http://www.turandursun.com/forumlar/images/geruh/buttons/viewpost.gif (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=327428#post327428)
5)-Canlılar evrim teorisi iddiasının aksine gelişim değil, tersinim gösterir. Canlılardaki tersinim, kompleks sistem ve düzenlerin zaman içinde bozuma uğraması, kimi özelliklerini zayıflatması ya da kaybetmesi demektir..



Şimdi gelelim işin heyecanlı kısmına. Diyorsunuz ki canlılar bir zamanlar oldukça kompleks varlıklardı ve zaman içinde bu kompleks yapı bozunuma uğradı. İnsanı örnek almak istiyorum. İnsanla ilgili binlerce ya da milyonlarca yıl önce ne gibi kompleks yapılar mevcuttu daha sonra kayboldu ve mümkünse bunu fosil kayıtlarıyla açıklar mısınız?



Alıntı:
Hüdai ÇAKMAK´isimli üyeden Alıntı http://www.turandursun.com/forumlar/images/geruh/buttons/viewpost.gif (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=327428#post327428)
6)-Her canlı türünün mükemmel ve eksiksiz yaratılmış bir arı ırkı vardır. Diğer tür ve çeşitler arı ırkların tersinimi sonuçlarıdır. Örneğin insanlar maymunların evrimi sonucu oluşamaz. Bu entropi, kalıtım, yaşamsal uygunluklar gibi doğal kanun ve ilkelere aykırıdır. ..



Israrla yaratılmış kelimesini kullanıyorsunuz ki buna bilimsel bir açıklama getirememişsiniz. Arı ırklardan örnekleriniz nelerdir.



Alıntı:
Hüdai ÇAKMAK´isimli üyeden Alıntı http://www.turandursun.com/forumlar/images/geruh/buttons/viewpost.gif (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=327428#post327428)
7)-Tersinime uğramış arı ırklardan kimi özelliklerini yitirmiş ya da zayıflatmış diğer ırklar oluşur. Canlı yaşam avantajlarını büyük ölçüde zayıflatmış yada yitmiş ise hayat sahnesinden silinir...



Gene örnek istesem ayıp olur muacaba. Mesela size göre maymunlar mı insanlardan oluşmuştur. Zira aramızdaki genetik benzerlik şaşılacak noktada.


Alıntı:
Hüdai ÇAKMAK´isimli üyeden Alıntı http://www.turandursun.com/forumlar/images/geruh/buttons/viewpost.gif (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=327428#post327428)
8)-Hiç bir canlı varlığını eksiksiz olarak geleceğe aktaramaz.
9)-Varoluş sorusuna verilen cevaplar insan hayatlarını yönlendirir. Bu nedenle tersinimin çok geniş ve derin sosyal etkileri vardır.
Teori sekiz ciltle kitaplaştırılmıştır ve tamamen bilimseldir. Tek kitaplık özeti mevcuttur.

Sayın Çakmak;

Okuduğum kadarıyla canlıların bir yaratıcı tarafından mükemmel özelliklere sahip şekilde yaratıldığına ve zamanla bu mükemmellikten kopmalar gözlendiğini savunuyorsunuz. Ama ortada hiçbir fosil kayıtı bilimsel veri göremedim. Siz bu teorinizin bilim dünyasında ilgi görebileceğini düşünüyor musnuz?

Bir soru daha yaratıcının ari ırkları yaratma dönemi takriben ne zaman olmuştur.

Saygılar.

Sorularıma cevap vermemişsiniz. Sizi anlamamızı istiyorsanız sorulara en samimi şekilde cevap vermelisiniz.

Saygılarımla

emperrordiablo
10-08-2010, 22:14
Axial kardeşime!

Evrim teorisi maalesef taraftarlarınca bilimsel bir teori olmaktan çıkarılıp adeta her ne olursa olsun savunulması, korunması gereken bir din durumuna getirilmiştir. Bunun nedeni teorinin bilimsel bulgularla çelişmesidir..

Bende düzelteyim bilimsel değil dinsel olgular ile çelişmesi olmasın?Elinizde ki tersinim vs...Her ne ise hangi akademi tarafından kabul görür?Kim ciddiye alıp tartışmıştır,bilim kürsülerinde kabul görmüştür?Neden bunu bilim insanlığı bile tartışmalı AXİAL(Gerçekte kim olduğunu bilemeyiz çünkü)Ben gibi insanların olduğu ateist bir forumda açıklıyorsunuz H.Tepe üni gibi akademik mekanlar varken neden bu forum=?Bir ya tutarsa mantığı mı var?

Bir bakıma gelişen teknoloji ve bilim evrim teorisinin aleyhine olmuştur. Eğer gerçekten bilimsel bulgular tarafından desteklense idi sahtekarlık yapmaya gerek duyulur muydu? Taraftarları teorinin temelden çelişkilerini, bilim dışılıklarını görmezlikten gelip konuyu mümkün olduğunca basite indirgeyip hiç bir sonuca ulaşılamayacak ayrıntıları gündemde tutarak özü unutturma çabalarındadır. Bu konuda bir kaç örnek vereyim.
Enerji girişinin (entropinin) canlılık gibi yapılarda evrimsel gelişime neden olduğu iddia edilir. Fakat canlılarda yararlanma mekanizmaları yok ise enerji girişinin bozuma (tersinime) neden olduğu kesindir. Yararlanma amekanizmaları yoksa henüz oluşmamışsa enrji girişleri zararlıdır. Bu gerçek evrim mantığına terstir.
Bir canlı hücresi inanoğlunun tarihi boyunca rastladığı en karmaşık (kompleks) yapıdır. Hala sırlarını yeterince öğrenebilmiş değiliz. Böyle bir yapı rastlantılarla oluşabilir mi?
Evrim teoris taraftarları ilk canlı hücresinin basit bir biyomolekül olduğunu, hücrenin bu molekülden evrimleştiğini iddia ederek bu amansız sorunu aşmaya çalışırlar. Fakat bu basit biyomolekülülün evrimleşebilmesi için beslenme, korunma, üreme gibi tüm canlılık meziyetlerine ilk anlardan itibaren eksiksiz sahip olması gerektiğini nedense unuturlar.
Canlılar eşeyli ve eşeysiz olmak üzere iki çeşit ürerler. İlk görülen canlılar olan mkroorganizmalarda üreme eşeysizdir. Eşeyli üremede erkek ve dişi olmak üzere iki ayrı canlı vardır. Üreme konusunda birbirlerini bütünlerler. Taraftlarına göre evrim eşeyli üremeyle başlamıştır. Eşeysiz üreyen canlılarda üreme genlerinin rastlantılarla ikiye bölündüğü, bundan da erkek ve dişi canlıların ortaya çıktığı gibi saçma varsayımlar dışında eşeysiz üremeden eşeyli üremeye nasıl geçildiği, bu mükemmel mekanizmanın nasıl kurulduğu evrim teorisi öngörüleriyle asla açıklanamaz.
Evrim teorisinin önünde bu ve bunlara benzer yada benzemez yanıtlanması gereken fakat yanıtlanamayan binlerce soru vardır. Evrim teorisi hemen hemen tüm doğal kanun ve ilkelerle de çelişir. Gerekirse size bu konuda daha uzun bilgi verebilirim.
Evrim teorisine karşıt gibi oluşum bu teorinin bilime karşıt olmasındandır.

Saygılar selamlar.

Tersinim.

vs...Teorinizi izah etmişsiniz_?Peki sonuç nedir onu da izah edermisiniz?Yani evrim diyelim ki bir yalan yerine başka bir açıklama ve teori gelse ben yarın gene ateist olacağım,ateizme bir kanıt yada dayanak olarak evrimi görmüyorum sizin sonucunuz buna karşı durur mu peki?Ya da materyalizmi ve bilim felsefesini kullanarak sizin tersinim teorinizi de bu çakal ve evrimi din haline getiren ateistler ya gene aynı yaparsa?Sonuçta siz de doğru ya da yanlış tıpkı darwin gibi bir bilimsel teori attığınızı söylüyorsunuz ortaya o halde biz üç kağıtcı ateistler tıpkı darwinin teorisi gibi bunu da kendimize malzeme yapamaz mıyız yani?Eğer bilimsel bir teori ise sadece=?

emperrordiablo
11-08-2010, 00:26
Bende düzelteyim bilimsel değil dinsel olgular ile çelişmesi olmasın?Elinizde ki tersinim vs...Her ne ise hangi akademi tarafından kabul görür?Kim ciddiye alıp tartışmıştır,bilim kürsülerinde kabul görmüştür?Neden bunu bilim insanlığı bile tartışmalı AXİAL(Gerçekte kim olduğunu bilemeyiz çünkü)Ben gibi insanların olduğu ateist bir forumda açıklıyorsunuz H.Tepe üni gibi akademik mekanlar varken neden bu forum=?Bir ya tutarsa mantığı mı var?



vs...Teorinizi izah etmişsiniz_?Peki sonuç nedir onu da izah edermisiniz?Yani evrim diyelim ki bir yalan yerine başka bir açıklama ve teori gelse ben yarın gene ateist olacağım,ateizme bir kanıt yada dayanak olarak evrimi görmüyorum sizin sonucunuz buna karşı durur mu peki?Ya da materyalizmi ve bilim felsefesini kullanarak sizin tersinim teorinizi de bu çakal ve evrimi din haline getiren ateistler ya gene aynı yaparsa?Sonuçta siz de doğru ya da yanlış tıpkı darwin gibi bir bilimsel teori attığınızı söylüyorsunuz ortaya o halde biz üç kağıtcı ateistler tıpkı darwinin teorisi gibi bunu da kendimize malzeme yapamaz mıyız yani?Eğer bilimsel bir teori ise sadece=?

Bu arada Sn.Hüdai Çakmak,neden bu forumda yazıyorsunuz sorumu yanlış anlaşılmadan kaçırmak için bu açıklamayı ayrıca yapma gereği duydum,elbette özgür bir forumda dilediğiniz düşünceyi dile getirebilirsiniz,sorun bu değil,yani yeriniz burası değil yazmayın manasında sormadım , katii bir bilimsel söylem istediğinizi dile getirdiğiniz için bunu sordum o halde neden burada yazıyorsunuz diye?Yani başka bir deyişle ben genetik profesörüyüm ve yazdıklarınız saçmalık desem sizi kesecek mi yeterli olacak mı yazdıklarınıza binayen bu söylediğim_?Neden bu forum gibi sanal bir ortamda sanal bir bilimsellik?Biz burada sadece bilim felsefesi yapabiliriz gibi bir izlenime kapılıyorum ben.Yanlış mıyım?

evrensel-insan
11-08-2010, 00:27
Saygideger Hudai Cakmak;

Gordugum kadariyla, tersinim teorisini yanitlayan mesajima cevap vermemisiniz. Sizin dile getirdiklerinizin, teleolojiden farki nedir? Yada bir nesnenin (madde, varolus, evren v.s.) erekselligi nedir?

Saygilarimla;
evrensel-insan

taylan
11-08-2010, 13:06
Evrim teorisine karşıt gibi oluşum bu teorinin bilime karşıt olmasındandır.

Hüdai bey evrim kuramı olmadan bilim yapılamaz. Bunu unutmayınız. İddialarınızın çıkış kapısı doğa üstü bir yaratıcı ise bilim yapmaktan vazgeçin bir an önce. Evrim kuramının sizim uydurma biliminize karşı olduğu bir gerçek.

Sürekli rastlantılardan bahsediyorsunuz ama rastlantı bu işin sadece ufak bir kısmı. Tekrar söyleyelim rastlantısal olan çeşitliliktir. Bu çeiştliliğin içinden yaşam kalım yönünde mutasyonlar seçilir. Bu kısımda tesadüf yoktur. Hala daha soracak mısınız rastlantılarla nasıl oluşmuştur diye???

Sizin de yaşamın başlangıcına verebileceğiniz bir cevap hatta olgusal bir kanıt dahi yokken evrim kuramını bunu açıklayamıyor diye ithaf etmeniz son derece önyargılı bir tutum. Bilimsel makale ve yayınları takip ederseniz hücresel evrimin ne olduğunu daha iyi anlayabilirsiniz.

Evrim karşıtı gibi görünmüyorsunuz zaten öylesiniz.

Saygılar

Hüdai ÇAKMAK
11-08-2010, 13:14
Çeşitli sitelerdeki tartışmalara katılmam ve makale yazılarım nedeniyle siz kardeşlerimle gerektiği gibi igilenemiyorum. Bu nedenle kendilerinden özürler dilerim.
Önce şunu belirteyim. Teoloji ile bilimi birbirinden ayırmıyorum ve bunu doğruda bulmuyorum. Bunun nedeni algılama vasıtalarımızın yeterli olmadığıdır. Diğer ifade ile herşeyi tam anlamıyla algılayamayacağımız, bilemeyeceğimizdir. Bunun nedeni algılama vasıtalarımızın darlığı ve kısıtlılığıdır. Demek istediğim algılayamadıklarımızın algıladıklarımızdan çok daha fazla olduğudur. Bir bakıma biz gerçekleri çok dar ve kısıtlı bir pencereden bakabiliyoruz. Bu nedenle çok kolay yanılıp aldanıyoruz. Bir şey kesin bir dille (örneğin evrimi ya da yaratılışı) yanlıştır, bilim dışıdır deyip dışlamanın yanlış olduğu kanaatindeym. Bu görüşüme karşı bilimsel kuralları örneğin (gözlem ve denemelerle sınanmayı) hatırlatırsanız o kurallarında kolaylıkla aldanıp yanılan zihinlerin ürünleri olduklarını söylerim. Ayrıca kurallar değiştirilmek için ortaya konulur. Billim için önemli olanın tarafsız bakış olduğu kesindir. Sık sık yanılıp aldansak bile bu böyle olmalıdır.
Eğer bilim bir varedici iradenin varlığını kesin bir şekilde gösterirse bu bulgu bilim dışıdır diye ret ve inkar mı edeceğiz? Bu bilimi kısıtlayan, önünü kapayan bir önkabul olmayacak mı?
Tersinim teorisi yapılmış deneyleri kimin, hangi grubun yaptığını bakmadan kendine kaynak alır. Bir bakıma değişik fikir ve görüşlerin sentezlenme yeridir. Bilimsel açıdan hem yaratılıştan hemde evrim teorisinden çok daha değerli olacağına inanıyorum.
Saygılar.
Tersinim

Not: Son paragraftaki yazınız çok hoşuma gitti. Altına bende imza atarım.

Hüdai ÇAKMAK
11-08-2010, 13:28
Merhaba!
Zannederim makalalerimden tersinim teorisinin mekanizmaları eksik kalmış. Sayın arkadaşlarımdan yapıcı eleştiriler beklerim. H.Ç

TERSİNİM TEORİSİ MEKANİZMALARI
Tersinim teorisinin belli başlı mekanizmaları özetle şunlardır.
1)-Tersinimsel değişim: Tersinim teorisi varoluşu canlılık ve cansızlık olarak ayırmaz bir bütün olarak kabul eder. Entropi kanunları ise doğal şartlara bırakılmış düzen sahibi sistemlerin zaman içinde bozuma (tersinime) uğrayacağını düzenlerin düzensizliğe gideceğini belirtir.
Maddeler moleküllerden, moleküllerde atomlardan oluşur. Atom ve moleküller ise sistem ve düzen sahibi oluşumlardır. Maddeler de doğal şartlarda ve zaman içinde değişimler gösterir. Örneğin bir granit kaya zamanla çürür kimi metaller oksitlenir.
Daha kompleks düzen sahibi cansız oluşumları örneğin son model bir arabayı doğal şartlara bıraktığınızda kullanmadığınız halde ciddi şekilde tersinimsel değişime uğradığını (bozulduğunu) görürsününüz. Tersinimsel değişim düzen sahibi sistemlerin kompleksliği ve zamanla doğru orantılıdır.
2)-Canlılarda tersinimsel değişim: Canlılarda tersinimsel değişimler evrim teorisinin mutasyonları karşıtıdır ve negatif değişimi ifade eder.
Tüm canlılar basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünsel kurgusudur. Dolaysıyla tersinimsel değişimlerden daha çok ve daha güçlü etkilenirler. Canlılar bu etkilerden varedilişlerinde kendilerine eksiksiz verilmiş savunma mekanizmalarıyla korumaya bu etkileri en aza indirmeye çalışırlar.
Tersinimsel etkiler gen bilgilerini etkilemiş ise bozunumlar diğer nesillere aktarılır. Bu da canlıların zaman içinde tersinim göstermesi demektir.
3)-Doğal elenme (elenim): Doğal elenme evrim teorisinin doğal seleksiyon mekanizmasının tersini ifade eder.
Doğal seleksiyon zaman içinde diğerlerine göre daha çok evrimleşen canlıların diğerlerini elemine ettiğini hayat sahnesinden sildiğini bu yolla evrimleş-menin gerçekleştiğini savunur. Tersinim teorisine göre bu oluşum tam tersinedir.
Canlılar mükemmel ve eksiksiz var edilmişlerdir. Fakat tersinim sonucu kimi yaşam avantajlarını azaltabilirler yada tamamen kaybedebilirler. Yaşam avantajlarını azaltanlar (örneğin ihtiyarlayanlar hastalar) gerektiği kadar sahip olamayanlar (örneğin gerektiği gibi korunamayan yavrular) yaşam avantajlarını tamamen kaybedenler (örneğin bacakları kırılmış hayvanlar kanatları kırılmış kuşlar) ekolojik sistem içinde elemine edilirler. Avantajlarını koruyabilenler yaşamlarını devam ettirir. Elenenler bu avantajlarını zayıflatanlar ya da kaybedenlerdir. Doğal elenme (elenim) budur.
4)-Tersinimsel çeşitlenme: Tersinimsel değişimler çeşitlidir. Bunun nedeni canlıların yaşamsal şartlarının farklı olabilmesidir. Eğer tersinimsel değişim-lerden bir kısmı gen bilgilerine etkilerse ayrıntı yönünden atalarından farklık bireyler oluşur. Buna tersinimsel çeşitlenme denilir. Örneğin mavi ya da yeşil gözlülük ten rengi farklılıkları tersinimsel çeşitlenme sonuçlarıdır.
5)-Dar alanda tersinimsel çeşitlenme: Evrim teorisinin allopatrik varyasyon teriminin karşılığıdır. Genelde dar bir alanda sıkışıp kalmış türdeşleriyle bağlantıları kopmuş küçük topluluklarda meydana gelir. Bu topluluklarda yakın akraba evlilikleri yaygındır. Yakın akraba genlerinde ise farklılıklar az benzerlikler çoktur. Yavrular anne ve baba genlerinin karışımları olduğundan kombinasyonu zenginliği oluşmaz. Benzerlikler çoğalır ve diğer nesillere aktarılır. Dolaysıyla gen rahatsızlıkları daha kolay diğer nesillere geçer.
Bu tür toplumlarda tersinimsel değişimler (negatif değişimler) son derece güçlü ve çeşitlidir. Bu konuda yaptığımız bir araştırmalarda insansı özelliklerini önemli ölçüde yitirip maymunlaşmaya başlamış toplulukları gördük.
6)-Seksüel seçilim: Evrim teorisi dişilerin gösterişli erkekleri seçtiklerini bu erkeklerin döllerini diğerlerine göre diğer nesillere daha kolay daha çok aktardıklarını savunur ve bu seçimi evrim mekanizmalarından biri sayar.
Fakat irade sahibi olmayan bu tür canlıların güzelle çirkini nasıl ayırt ettikleri güzelliklerden zevk alabilme melekesini nasıl sahip oldukları konusunda herhangi bir bilgi veremezler kanıt da gösteremezler.
Tersinim teorisi bu konuda güzelliğin gençlik sağlık güç, kuvvet sembolü olduğunu dişi bir hayvanını sadece bunu anladığını nesillerini güçlü bireylerle aktarma isteği ve içgüdüsüyle güzel erkekleri seçtiğini söyler ve kabul eder.
Her zaman olduğu gibi evrim teorisi doğal bir içgüdünün sonucu olan bu olayı kendi görüşüne uygun yorumlamayı tercih etmiş teorilerine bir evrim mekanizması olarak koymuştur. Bu doğal olayın evrimle uzaktan yakından ilişkisinin olmadığı sadece varoluşlarında kendilerine verilen mükemmel yapılarını diğer nesillere aktarma içgüdüsünün doğal bir sonucu olduğu açıktır.
Yeri ve sırası geldiğinde teorimiz hakkında bilgi vereceğiz. Görüş ve eleştirileriniz çabalarımızı artıracak ufkumuzu genişletecektir.

Hüdai ÇAKMAK
17-08-2010, 13:53
AKIL-BİLGİ-BİLİNÇ NEDİR? NE DEĞİLDİR?

Bir eserin ortaya konulabilmesi için bilgi, bu bilgiyi amaç için kullanan bir irade, bilgi ve iradeyi maddeyle amaca yönelik eyleme dönüştüren bir güç ve yeterli zaman gereklidir. Ortaya konulmuş olguların eser olup olmadıklarını bu niteliklere sahip olup olmadıklarına bakarak karar verebiliriz. Bu gerçekte varoluş bir eser midir yoksa değil midir sorusunu gündeme getirir. Bu soruya doğru yanıtlamamız için her şeyden önce bilgi ve bilincin ne olduğunu bilmemiz gerekir.
Bir materyalist yazar bu konuda şunları yazmaktadır.
-Bilincin tam bir tanımını bugün için yapamıyoruz. Onu ancak bileşkenlerini tanımlamak yoluyla tanımlamaya çalışıyoruz. Yine de biliyoruz ki bilinç her zaman bileşenlerinin toplamından fazlasıdır…
Bu tarife göre bilinç, bileşenlerinin, örneğin beyinde görme merkezi, duyma merkezi gibi maddi etkenlerin toplamından daha farklı, madde üstü bir şeydir. Bilimsel bulgular, zihnin sadece beyinden yani maddeden ibaret olmadığını, aksine beynin ötesinde, beyni kullanan madde-ötesi bir varlığın bulunduğunu göstermektedir.
Materyalist yazarımız bu gerçeği görebilmekte, bilincin ne olduğunun doğru olarak açıklanması için bu konuda 19. yüzyıldan beri hâkim olan materyalist bakış açısının değişmesi gerektiğini kabul ederek şöyle yazmaktadır:
-Tüm bunlardan sonra bilinç nedir? Yazının başında da belirttiğimiz gibi tam ve doğru bir yanıta henüz ulaşabilmiş değiliz. Bu tanımın yapılabilmesi ya da hiç olmaz ise onu daha iyi anlayabilmemiz için, bugün için kabul edilen değerler dizilerinin değişmesi ile oluşacak olan bilimsel devrimlere ihtiyacımız var gibi gözükmektedir.
Hemen fark edileceği gibi yazarımızın tespiti doğrudur. Yazarımızın içtenlikle ihtiyacımız var dediği bilimsel devrim bir kaç seneden beri yaşanmakta, sayısız bilim insanları materyalizmin ortaya koyduğu felsefeyi ciddi olarak eleştirmektedirler.
=========

Materyalizm ve uzantısı olan evrim teorisi maddenin zaman içinde örgütlenerek var oluş dediğimiz bu muazzam olguyu meydana getirdiğini iddia eder. Materyalizme göre varoluş sadece güç ve zamanın eseridir, diğer ifade ile amaca yönlendirilmiş bilgi ve irade söz konusu olmadığından eser değildir.
Bu varsayımı kabul edersek varoluşu deniz kenarlarında ya da çöllerde rastlantılarla meydana gelmiş estetik görünümlü tepecikler gibi bilgi ve irade dışı amaçsız olgular topluluğu olarak nitelendirebiliriz.
Fakat varoluşta DNA RNA gibi öylesine kompleks oluşumlar vardır ki bilgi içerdikleri konusunda en küçük bir kuşku yoktur. Canlılık konusunda bilgimiz arttıkça canlı vücutlarının basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünsel kurgusunda oldukları ve muazzam bir bilgi birikimi içerdiklerini hayretle ve şaşkınlıkla gözlemlemekteyiz.
Var oluşta bir iradenin varlığını ret ve inkâr eden materyalizm ve uzantısı olan felsefelerin bu gerçek karşısında canlılarda hayret ve şaşkınlıkla karşılanan bu muazzam bilgilerinde rastlantılarla oluştukları dışında savunacakları alternatif varsayımları yoktur. Fakat bilgi, madde dışında soyut bir kavramdır. Genelde maddeyle ifade bulur ama madde değildir. Akıl ve mantığın ortaya koyduğu bir sonuçtur. Diğer ifade ile akıl ve mantık yoksa bilgi ortaya çıkmaz.
Alman Federal Fizik ve Teknoloji Enstitüsü'nün yöneticisi Prof. Dr. Werner Gitt, bu konuda şunları söyler:
-Bir kodlama sistemi, her zaman için zihinsel bir sürecin ürünüdür. Bir noktaya dikkat edilmelidir; madde bir bilgi kodu üretemez. Bütün deneyimler, bilginin ortaya çıkması için, özgür iradesini, yargısını ve yaratıcılığını kullanan bir aklın var olması gerektiğini göstermektedir...
Maddenin bilgi ortaya çıkarabilmesini sağlayacak hiçbir bilinen doğa kanunu, fiziksel süreç ya da maddesel olay yoktur.
Werner Gitt'in sözleri, aynı zamanda, son 20-30 yıl içinde gelişen ve termodinamiğin bir parçası olarak kabul edilen Bilgi Teorisinin vardığı sonuçlardır.
Bilgi teorisi, evrendeki bilginin yapısını ve kökenini araştırır. Bilgi teorisyenlerinin uzun araştırmaları sayesinde varılan sonuç ise şudur:
Bilgi, maddeden ayrı bir şeydir. Maddeye asla indirgenemez. Madde dışında soyut bir kavramdır. Bilginin ve maddenin kaynağı ayrı ayrı araştırılmalıdır
DNA'yı inceleyen bilim adamlarının ifadesiyle bu yapıda muazzam bir bilgi birikimi vardır. Bu bilginin rastlantılarla oluştuğunu düşünüp maddeye indirgenemeyeceğine göre, madde-ötesi bir kaynaktan geliyor olmalıdır.
Bilgiyi maddeye indirgemek bir kitabın kâğıdını ve mürekkebini içindeki yazıyla ve yazıdaki anlamla bir tutmak gibi bir şey olmalıdır. Anlam kâğıt üzerindeki mürekkebin şekillenmesiyle ortaya çıkar ama ne kâğıt ne mürekkep, ne de her ikisidir.
Evrim teorisinin en bilinen savunucularından biri olan George C. Williams, çoğu materyalistin görmek istemediği bu gerçeği kabul eder ve şunları yazar:
-Evrimci biyologlar, iki farklı alan üzerinde çalışmakta olduklarını şimdiye kadar fark edemediler; bu iki alan madde ve bilgidir. Bu iki alan, indirgemecilik olarak bildiğimiz formülle asla bir araya getirilemezler. Genler, birer maddesel obje olmaktan çok, birer bilgi paketçikleridir.
Biyolojide genler, genotipler ve gen havuzları gibi kavramlardan söz ettiğinizde, bilgi hakkında konuşmuş olursunuz, fiziksel objeler hakkında değil... Bu durum, bilginin ve maddenin var oluşun iki farklı alanı olduğunu göstermektedir ve bu iki farklı alanın kökeni de ayrı ayrı araştırılmalıdır.
Maddeye indirgemecilik materyalizmin temelidir. Madde dışı hiç bir şeyi gerçek kabul etmez. Evrim teorisi de materyalizmin bir uzantısı olduğundan maddeye indirgeme temeline dayanır. Fakat canlılık maddelerin meydana getirdiği fakat madde dışında, maddeyi düzenleyen irade bilgisinin anlamı olduğundan maddeye indirgenemez.
Williams bu konuda şöyle devam ediyor:
-Darwin sonrası biyoloji, materyalist dogmanın egemenliğine girdiği için, biyologlar organizmaların gerçekte olduklarından çok daha basit olduklarını varsaydılar. Onlara göre yaşamın kendisi sadece kimyadan ibaret olmalıydı. Gerekli kimyasalları yan yana getirin ve yaşam oluşsun. DNA'da aynı şekilde yalnızca kimyanın bir ürünü olmalıydı.
Materyalistler uzun yıllar savundukları Volkanik Gazlar + Yıldırımlar = DNA = Yaşam eşleniğiyle yaşamı olabildiğince basite indirgemeye çalışırlar. Fakat gelişen ilim en ilkel dolaysıyla basit zannedilen mikroorganizmaların bile basite indirgenemez kompleks sistemlerin bütünsel kurgusunda olduklarını, muazzam bilgiler içerdiklerini açık bir şekilde göstermiştir. Tek bir hücrenin sırlarını bile yeterince çözebilmiş değiliz.
Konunun uzmanlarından Prof. Johnson, bilgiyi maddeye indirgemeye çalışan bilim adamlarının durumunu şöyle açıklamaktadır.
-İndirgemeci biyologlar gerçekliğe bakmıyorlar, sadece indirgemeci amaçların başarıya ulaşabileceği bir program uyarınca hayata bakıyorlar. Bu, anahtarlarını çalılar arasında kaybeden ama onları sokak lambası altında arayan, kendisine sorulduğunda da:
-Çünkü anahtarları görmek için orada ışık yok. Burası ise aydınlık cevabını veren bilinçsiz bir insanın hikâyesine benziyor.
Son dönemlerde maddeye indirgemenin basite indirgeme çabalarına dönüştüğünü hayret ve şaşkınlıkla izlemekteyiz.
Varoluşta var oldukları inkâr edilemeye basite indirgenemez sistemleri mümkün olduğunca basite indirgeyerek açıklamaya çalışmak materyalizm ve uzantıları olan felsefelerin tek çıkış yolu gibi görünmektedir ama bu çıkış yolunun bilimselliği hayli şüphelidir. Güneşin balçıkla sıvanamayacağı açıktır.
Sonuç olarak şunları rahatlıkla söyleyebiliriz. Bilgi için bilgiyi algılayacak bir bilinç gereklidir. Rastlantılarla bilginin oluşması ve algılanması mümkün değildir. Hayvanlardaki gibi bilincin dışa kapalı ve sınırlı olması bu gerçeği değiştirmez.

Tersinim

emperrordiablo
18-08-2010, 01:00
Bende düzelteyim bilimsel değil dinsel olgular ile çelişmesi olmasın?Elinizde ki tersinim vs...Her ne ise hangi akademi tarafından kabul görür?Kim ciddiye alıp tartışmıştır,bilim kürsülerinde kabul görmüştür?Neden bunu bilim insanlığı bile tartışmalı AXİAL(Gerçekte kim olduğunu bilemeyiz çünkü)Ben gibi insanların olduğu ateist bir forumda açıklıyorsunuz H.Tepe üni gibi akademik mekanlar varken neden bu forum=?Bir ya tutarsa mantığı mı var?



vs...Teorinizi izah etmişsiniz_?Peki sonuç nedir onu da izah edermisiniz?Yani evrim diyelim ki bir yalan yerine başka bir açıklama ve teori gelse ben yarın gene ateist olacağım,ateizme bir kanıt yada dayanak olarak evrimi görmüyorum sizin sonucunuz buna karşı durur mu peki?Ya da materyalizmi ve bilim felsefesini kullanarak sizin tersinim teorinizi de bu çakal ve evrimi din haline getiren ateistler ya gene aynı yaparsa?Sonuçta siz de doğru ya da yanlış tıpkı darwin gibi bir bilimsel teori attığınızı söylüyorsunuz ortaya o halde biz üç kağıtcı ateistler tıpkı darwinin teorisi gibi bunu da kendimize malzeme yapamaz mıyız yani?Eğer bilimsel bir teori ise sadece=?
Şeklinde sormuştum sorumu yineliyorum...Son açıklamanızdan sonrada ..._?

evrensel-insan
18-08-2010, 01:15
Saygideger Hudai Cakmak;

Birincisi, bilim ve bilimsellikte negatif yoktur. Yani algilanamayan yoktur. Cunku hersey epistemolojik gercekliktir, yani su an bilinen ne ise odur, bu surekli suregelen bir surec icinde, yeni bilinenlere acilir ve eskiler yanlislanip, yenilenir.

Bu temelde, tum negatif bilinmez, algilanmaz v.s.icerikli dusunceler, bilimin epistemolojik gercekliginin bunyesinde degilse v ortaya konuyorsa, bu 1/sonsuz olarak, bir spekulasyon, inanc, bilim ustu bir ortaya koyumdur.

Ustelik bilim ve bilimselligin, surekli suregelen surec olan, epistemolojik gercekliginin ne bir basi, ne bir ortasi ne de bir sonu vardir ve olamayacaktir. Cunku bilim, bil kokeninin bilmesi bildirmesi demektir. Bunun dasiniri su andir ve bu onu acikliktir bilimi, bilimsel yapan; ama tabiki deneye, gozleme, arastirma v.s. ye dayanarak, yoksa "bilinemez, algilanamaz; o zaman mutlaka bir tasarliyan var" mantigi duz mantiktir, aristo mantigidir.

Bilimin bilimselligi, bir tunelde ilerlemektir. Ne tunelin, boyu, ne tunelin neresinde olundugu, ne tunelin ne zaman bitecegi, ne tunelin basi ve sonu v.s. soz konusu degildir. Soz konusu olan tunelin surekli suregelen sureci ve bilimin tunelin icinde ilerledigidir.

Eger yukaridaki sorulara cevap vermek istersen, inanirsin ve bir akilli tasarimci, ya da tunelde bir amac ararsin.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=327873#post327873

Mesaj 894 "Teleology Nedir?" sorusunu acikliyor.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Hüdai ÇAKMAK
21-08-2010, 09:23
Beynimiz sonsuz denebilecek kadar büyük bir kapasiteye sahiptir ama algılama vasıtaları kısıtlıdır. Bu nedenle yeterince "doldurma" imkanımız bulunmamaktadır. Gerçekleri çok dar bir pencereden o da şaşı gözlerle görebiliyoruz. Bu dar pencereleri genişletme çabalrımızda yavaş ilerlliyor ve asla yeterli olmuyor. Çünkü bilgi sonsuzdur. Bu nedenle çok sık hatalara, yanlışlara düşüyoruz. Algılama vasıtalarımızda değişiklikler (örneğin ışığın daha geniş bir bandını gözlemleyebilmemiz) gerçekleri bir başka açıdan görmemizi sağlayabilir. Algılayamadıklarımızı dolaysıyla bilmediklerimizi yok ya da bilm dışı kabul etmek yapacağımız en büyük bilimsel hata olur.Lütfen aklımızı "kendimizin sınırlarına" hapsetmeyelim.
Saygılar

Tersinim

taylan
27-08-2010, 12:32
Beynimiz sonsuz denebilecek kadar büyük bir kapasiteye sahiptir ama algılama vasıtaları kısıtlıdır. Bu nedenle yeterince "doldurma" imkanımız bulunmamaktadır. Gerçekleri çok dar bir pencereden o da şaşı gözlerle görebiliyoruz. Bu dar pencereleri genişletme çabalrımızda yavaş ilerlliyor ve asla yeterli olmuyor. Çünkü bilgi sonsuzdur. Bu nedenle çok sık hatalara, yanlışlara düşüyoruz. Algılama vasıtalarımızda değişiklikler (örneğin ışığın daha geniş bir bandını gözlemleyebilmemiz) gerçekleri bir başka açıdan görmemizi sağlayabilir. Algılayamadıklarımızı dolaysıyla bilmediklerimizi yok ya da bilm dışı kabul etmek yapacağımız en büyük bilimsel hata olur.Lütfen aklımızı "kendimizin sınırlarına" hapsetmeyelim.
Saygılar

Tersinim

Sayın Çakmak tüm bu sınırlarımızdan kurtulduğumuzda bir yaratıcı iradeyi tüm gerçekliğiyle göreceğimiz kanısına nereden varıyorsunuz? Algılarımızı açınca melekleri, cinleri tanrıları boynuzlu atları falan mı göreceğiz yoksa??

Algılarımızı genişletmek için bilimin çok daha fazla veri toplaması gerekiyor. Ama size şunu söyleyebilirim ki ışığın çok daha geniş bant düzeylerini de görebilsek, evrenin çok daha önemli karmaşık yönlerini de keşfetsek, eninde sonunda karşılaşacağımız herşeyin doğal ve bilimsel anlamda AKLA SIĞABİLEN bir açıklaması ile karşılaşacağız. Bir tanrı ve allahla değil. Bu sadece ve sadece bu gerçeklerle karşılaşacak olan sizin gibi pop bilimcilerin kendi iç gerçekliğine tutsak olmuş zihinlerinin bir yanılsaması olacak.

Hüdai ÇAKMAK
28-08-2010, 15:22
Sayın Çakmak tüm bu sınırlarımızdan kurtulduğumuzda bir yaratıcı iradeyi tüm gerçekliğiyle göreceğimiz kanısına nereden varıyorsunuz? Algılarımızı açınca melekleri, cinleri tanrıları boynuzlu atları falan mı göreceğiz yoksa??

Algılarımızı genişletmek için bilimin çok daha fazla veri toplaması gerekiyor. Ama size şunu söyleyebilirim ki ışığın çok daha geniş bant düzeylerini de görebilsek, evrenin çok daha önemli karmaşık yönlerini de keşfetsek, eninde sonunda karşılaşacağımız herşeyin doğal ve bilimsel anlamda AKLA SIĞABİLEN bir açıklaması ile karşılaşacağız. Bir tanrı ve allahla değil. Bu sadece ve sadece bu gerçeklerle karşılaşacak olan sizin gibi pop bilimcilerin kendi iç gerçekliğine tutsak olmuş zihinlerinin bir yanılsaması olacak.
.................................................. ..
Nedense bu sitede bulunanların hemen hemen hepsi sözlerimi yanlış yorumlama üstadı durumundalar. Yukarıdaki yazımda bahsettiğiniz konularla ilgili tek bir cümle, bırakınız cümleyi tek bir kelime bile yok.
Ben sadece gerçeklerin çok az bir kısmını algılayabildiğimizi, algılama sınırlarımızın dışında da gerçeklerin olabileceğini vurgulamak istedim. Zannederim aynı fikirdeyiz.
Belki de bu gerçeği kabullenirken her şeyi kavrayıp bilemeyeceğimiz, kavrama sınırlarımızın ötesinde bazı gerçeklerin olabieceği, aklımızın hiç bir zaman "doğru tartan bir kantar, her şeyi açık açık gösteren bir dürbün" olamayacağı gerçeğini de kabullenmiş oluruz. Emin olunki bu kabullenme ufkumuzu bir parça daha genişletip derinleştirecektir. Gerçeklere ulaşmaktan hiç bir zaman korkmayalım.

Tersinim

Hüdai ÇAKMAK
28-08-2010, 16:25
Şeklinde sormuştum sorumu yineliyorum...Son açıklamanızdan sonrada ..._?
............................
Alt yazınızla yolunuzu çizmişsiniz.. İslamda güzel bir kural vardır. Her şey niyete göredir. Nİyet kötü ise elimizden bir şey gelmez. Efendisi olduğunuz yeri tepe tepe kullanın.
Tersinim

taylan
28-08-2010, 22:33
.................................................. ..
Nedense bu sitede bulunanların hemen hemen hepsi sözlerimi yanlış yorumlama üstadı durumundalar. Yukarıdaki yazımda bahsettiğiniz konularla ilgili tek bir cümle, bırakınız cümleyi tek bir kelime bile yok.
Ben sadece gerçeklerin çok az bir kısmını algılayabildiğimizi, algılama sınırlarımızın dışında da gerçeklerin olabileceğini vurgulamak istedim. Zannederim aynı fikirdeyiz.
Belki de bu gerçeği kabullenirken her şeyi kavrayıp bilemeyeceğimiz, kavrama sınırlarımızın ötesinde bazı gerçeklerin olabieceği, aklımızın hiç bir zaman "doğru tartan bir kantar, her şeyi açık açık gösteren bir dürbün" olamayacağı gerçeğini de kabullenmiş oluruz. Emin olunki bu kabullenme ufkumuzu bir parça daha genişletip derinleştirecektir. Gerçeklere ulaşmaktan hiç bir zaman korkmayalım.

Tersinim

Sözlerinizin ve yazdıklarınızın arka planındaki mevzuları gayet iyi biliyoruz. Sizi kimse yanlış anlamıyor. Israrla arkasına saklandığınız tersinim mevzusunun altında sıradan bir evrim karşıtlığından başka bir şey yatmıyor. Bilimsel olduğunu iddia ettiğiniz düşüncelerinizin hiç bir akademik onayı yoktur.

HÜDAİ Bey tekrar belirtmek isterim ki:::

Kabullenme ufkumuzun, kavrama sınırlarımızın veya herhangi bir boyutun ötesindeki tüm fikirlerin gün gelip kanıt halinde gözlerimizin önüne serilmesi durumunda dahi ortaya asla bir DOĞAÜSTÜ olgu veya bir yaratıcı çıkmayacaktır. Neyle karşılaşacak olursak olalım açıklanabilir, deneyle test edilebilir ve mutlaka yanlışlanabilir bir durumla karşılaşacağız. Böyle bir durumda bu sonuca ulaşmış olmanın verdiği korku ve endişenin esas sizin üzerinizde bırakacağı etkiyi merak ediyorum.

Büyük yanılgı ve boşa uğraş içindesiniz. Evrimi öğrenin.

Hüdai ÇAKMAK
02-09-2010, 17:23
Sözlerinizin ve yazdıklarınızın arka planındaki mevzuları gayet iyi biliyoruz. Sizi kimse yanlış anlamıyor. Israrla arkasına saklandığınız tersinim mevzusunun altında sıradan bir evrim karşıtlığından başka bir şey yatmıyor. Bilimsel olduğunu iddia ettiğiniz düşüncelerinizin hiç bir akademik onayı yoktur.

HÜDAİ Bey tekrar belirtmek isterim ki:::

Kabullenme ufkumuzun, kavrama sınırlarımızın veya herhangi bir boyutun ötesindeki tüm fikirlerin gün gelip kanıt halinde gözlerimizin önüne serilmesi durumunda dahi ortaya asla bir DOĞAÜSTÜ olgu veya bir yaratıcı çıkmayacaktır. Neyle karşılaşacak olursak olalım açıklanabilir, deneyle test edilebilir ve mutlaka yanlışlanabilir bir durumla karşılaşacağız. Böyle bir durumda bu sonuca ulaşmış olmanın verdiği korku ve endişenin esas sizin üzerinizde bırakacağı etkiyi merak ediyorum.

Büyük yanılgı ve boşa uğraş içindesiniz. Evrimi öğrenin.
..............................

Tersinim teorisini yeterince incelemediğiniz ne kadar da açık. Maalesef önkabullerin sınırlarından çıkamıyorsunuz. Biz hiç bir zaman akıl, mantık, bilim dışı hiç bir şeyi savunmadık. Belki bilmiyor olablirsiniz ama tersinim teorisinin büyük bir bölümünde evrim teorisinden bahseder ve ondan alıntılar yapar. Eğer evrim teorisi yanlışların, mantıksızlıkların, bilim dışılıkların içine düştü ise suçu başkasında ara. Tersinim teorisinde bilimle çelişen yerleri bildirirsen sevinirim ve düzeltirim. Aynı şekilde sende evrim teorisinin bilimle çelişen yerlerini istersen sana çuvallarla gönderebilirim.
Hodri meydan....

Tersinim

AerA
02-09-2010, 19:18
Sayın Hüdai Çakmak ;

Tarih içinde "Kültürel Evrim" değilde "Kültürel Tersinim" mi geçiriyoruz?
Şüphesiz ki bilim, bilimin kendi için yapılmaz. Bakınız evrim kültürel, teknolojik bir gelişim olarak bile giriyor hayatımıza. Yoksa sizde Karun Kahya gibi "Kültürel Evrim" yoktur diyenlerden misiniz?

Kesin (Tersinim gereği) bizimle aynı zaman diliminde yaşamamış olan dinazorlar, bizden çok çok daha ileri bir medeniyete sahipti ama Darwinci fosil kayıtlarından onların fasülye kadar beyinleri olan sürüngenimsiler olduğunu öğrendik değil mi?

Biraz daha kurgulayın, hayat ile ilgili bir Teori, Tarihten-Çoğrafya'ya, Kültürden-Teknolojiye kadar her alandaki gelişim (evrim) yada tersinimide izah etmek zorundadır.

spartacus
03-09-2010, 12:42
:)

Tersinim teorisi diye adlandırdığınız şekilden ibarettir.

Zaten Geriye kalanlar ise usülde idealist görüşler olup, şekilde farklılık arzediyor.

Evet, evet görüyorum, evrende bir amaç, bir düzen vardır.

Evrim'in değişim olması konusunda hemfikirisiniz. Yani evrimin sizce şekliyle hemfikirliğiniz, şekilciliğinizden kaynaklı olsa da yine usulen tam tersisiniz, size göre evrim aptalca bir değişimdir. Tüm teoriniz şekilcilikden nasibini almışken, içeriğinizde yine şekilcilikle gitmekde, boş kalan yerleri sanki bu gün bulduğunuzu sanmışçasına yüzyıllara dayalı idealist görüşlerle doldurmaktasınız. Çıkış kaynağınız aslında idealist bir maddenin, çeşitli şekillerle açıklanması ve buna inancı oluşturmayı amaçlamaktadır.

Evet, bütün uzun uzadıya, paragrafları tek tek ele alıp, baştaki yargı adına yazdığınız onca boşluk doldurmaları bir kenara bırakarak öze gelelim.

Madem bir irade var ve madem bu olağanüstü irade her şeyi düzene koymuş ve kurmuştur(ki buna inanıyorsanız tabi, bilimsellik?), o halde evren, çarpık olandan düzenli olana(bunlarda neyse) doğru değil, olağanüstü bir tasarlayıcının, olağanüstü kurulumundan->bozulmaya(deformasyon) doğru gitmektedir. Yani aslında hiç birimiz orijinal olmadığımız gibi, hiç bir şeyde orijinal değil deformedir. Her ne kadar günün birinde Tanrı, her şeyimizi bakım ve onarıma tabi tutup yeni orijinal-yedek parçalar ile değiştirecekse bile, o zamana kadar düzenden->düzensizliğe, asıldan-bozuluma doğru tersin geri gideceğiz demektir(yani bozulmuş düzenine yeniden düzen verene kadar). Bu anlamda evrene iradi-zihinsel bir kuvvet uygulayan ve bir dolu öykü ve senaryo-kurgu yazan anlayışlara göre, insanların da iradi olarak ortaya koyduğu şeylerde bu yolu izleyecektir. Mesala bu günki teknoloji geriye gittikçe daha da mükemmelleşecektir, ileri olacaktır, ama biz bunu göremeyecek kadar kör ve inançsız kişileriz!

Bilimden, bilimsellikten, metoddan bahsetmenin, özünde bir hikayenin-öykünün-masalın, edebiyat ve dini destanların bir biçimde bilimsel dille anlatılıp tekrar sunumu olan boşluk doldurmaların bir anlamı vardır, oda bilgi namına hiç bir anlam taşımadığı ve inanç-inanmamız gerektiğidir.

İnançları yoğun bir idealist için, bu teori ve yönteminiz ve şekli isimlendirmeniz tutarlıdır, ama yinede öyküler adına dizilmiş, idealist zihinsel kurgulara bilimi sos yaparak, gülünç duruma düşmeyelim.

Biz manastırlarda mutlu güne eriştilmeyi bekleyen-kapatılan, gözü, kulağı, ağzı kapalı rahibeler değiliz.

evrensel-insan
08-09-2010, 02:35
Saygideger HUDAI CAKMAK;

Size daha once de sormustum. Sizin tersinim teoriniz, teleolojinin amaclilik, gayeliligine dayaniyor. Yani nesneye, eklenmis oznel ve ozel insanoglu icerikleri.

Bu temelde, sizin bir insanoglu turu ve biri olarak, Tersinim teoriniz adi altinda, evrene, dunyaya, dogaya, evrime ve de insanogluna eklediginiz, bu oznel iceriginin gaye, amac v.s. temeli nedir? ve neden nesnel bir temele, oznel bir insanoglu ozelligi eklemek ihtiyacini duyuyorsunuz?, bunun nedeni, tanrisal zihniyetinizin urettigi tanrisal dusunceye, bir tanri bulmak mi, ya da hangi nesneyi ve neden onu tanrilastirmak, ihtiyacindasiniz?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Hüdai ÇAKMAK
08-09-2010, 10:40
Saygideger HUDAI CAKMAK;

Size daha once de sormustum. Sizin tersinim teoriniz, teleolojinin amaclilik, gayeliligine dayaniyor. Yani nesneye, eklenmis oznel ve ozel insanoglu icerikleri.

Bu temelde, sizin bir insanoglu turu ve biri olarak, Tersinim teoriniz adi altinda, evrene, dunyaya, dogaya, evrime ve de insanogluna eklediginiz, bu oznel iceriginin gaye, amac v.s. temeli nedir? ve neden nesnel bir temele, oznel bir insanoglu ozelligi eklemek ihtiyacini duyuyorsunuz?, bunun nedeni, tanrisal zihniyetinizin urettigi tanrisal dusunceye, bir tanri bulmak mi, ya da hangi nesneyi ve neden onu tanrilastirmak, ihtiyacindasiniz?

Saygilarimla;
evrensel-insan

.....................................
Nedense kardeşlerim bana bilim dışı bir alana çekmek istiyorlar. Ltf yazılarıma bakın. Hiç bir yerinde Tanrı yada Allah (c.c) kelimesini bulamazsınız.
Eğer bilimin temel olan bir kanun bizleri Bir büyük Bütüne götürüyorsa evrende inkar edilemeyen sistemli düzenlilikler varsa, sistemli düzenlerin ancak bilgi, irade, güç, madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu oluşabiecekse bir Yaratıcı İradeden bahsetmek niçin bilim dışı olsun?
Akıllarını bir inancın hapishanesine prangalayanlar sakın sizler olmayasınız?

Hüdai ÇAKMAK
08-09-2010, 10:44
Saygideger HUDAI CAKMAK;

Size daha once de sormustum. Sizin tersinim teoriniz, teleolojinin amaclilik, gayeliligine dayaniyor. Yani nesneye, eklenmis oznel ve ozel insanoglu icerikleri.

Bu temelde, sizin bir insanoglu turu ve biri olarak, Tersinim teoriniz adi altinda, evrene, dunyaya, dogaya, evrime ve de insanogluna eklediginiz, bu oznel iceriginin gaye, amac v.s. temeli nedir? ve neden nesnel bir temele, oznel bir insanoglu ozelligi eklemek ihtiyacini duyuyorsunuz?, bunun nedeni, tanrisal zihniyetinizin urettigi tanrisal dusunceye, bir tanri bulmak mi, ya da hangi nesneyi ve neden onu tanrilastirmak, ihtiyacindasiniz?

Saygilarimla;
evrensel-insan
Sorularınız öylesine geniş ve derin ki cevaplarını sekiz cilt kitaba zorlukla sığdırabildim. Parçalar halinde zaman içinde takdim edeceğim. Saygılar.

AerA
08-09-2010, 12:48
Biraz daha kurgulayın, hayat ile ilgili bir Teori, Tarihten-Çoğrafya'ya, Kültürden-Teknolojiye kadar her alandaki gelişim (evrim) yada tersinimide izah etmek zorundadır.

AerA
08-09-2010, 19:09
.
Eğer bilimin temel olan bir kanun bizleri Bir büyük Bütüne götürüyorsa...Yaratıcı İradeden bahsetmek niçin bilim dışı olsun?

sayın Hüdai Çakmak ;

Nedir bu bilimin temel olan kanunu? Bizleri bir bütüne götüren hani? Maddenin korunumu kanunumu?

Yok iken var edilemeyeceği, var iken yok edilemeyeceği gerçeği, İslamcı çakralarınızda böyle bir kıvılcım çakmış olsada madde bizi, köyler-nahiyeler-ilçeler-iller-eyaletler-ülkeler-gezengenler-solar sistemler-galaksiler v.b. şeklinde bir bütüne götürür desem....

Bilim gözlem, deney, tekrarlılık, analitik sonuçların değerlendirilmesi ve matematiksel denkliğin sağlanmasına dayalı bir sistem iken, sizin bilime ters düşmeyen yaratıcı gücünüz denene biliyor mu, denemelerimizin tekrarlığı var mı, yaratıcı güce dair analitik sonuçlar nerede ve matematiksel denkliği nedir?

Denizli'nin köy kahvehanelerinde belki bir nebze çay içmek ve dedikodu yapmaktan bıkan köylülerimiz düşüncelerinize değer verir gibi gözüksede bilimin içine edip kendinizce bir bilim türettiğiniz fikirleriniz bu platformda ve gerçek bilimin gözünde beş para etmezdir.

Üzülerek söylüyorum.

evrensel-insan
08-09-2010, 19:25
Saygideger Hudai Cakmak;

Hiç bir yerinde Tanrı yada Allah (c.c) kelimesini bulamazsınız.

Benim size yonelik mesajlarimda, boyle bir dile getirim mi var?

Eğer bilimin temel olan bir kanun bizleri Bir büyük Bütüne götürüyorsa evrende inkar edilemeyen sistemli düzenlilikler varsa, sistemli düzenlerin ancak bilgi, irade, güç, madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu oluşabiecekse bir Yaratıcı İradeden bahsetmek niçin bilim dışı olsun?

Bilimin kanunlari derken, insanoglu turu ve birinin ortaya attigi soyuttan bahsetmiyor musunuz? Sizden alintiladigim ve koyulastirdigim kisimari, bilimsel olarak nasil acikliyorsunuz?, "inkar edilemiyen sistemli duzenlilikler" cumlenizde, "inkar edilememek, sistemli duzenlilik" kime ve neye gore, hangi temelde? Ben size aksine bir kaos ve sistemsiz duzensizlik oldugunu soylersem, nasil yanlislarsiniz, ya da curutursunuz? Tek bir yaratici irade vardir, o da epistemolojik olarak insanoglu turu ve biridir. Bunun disindaki her turlu soylem, hem bilimsel degildir, hem de bilimsel olarak ortaya konmamistir.

Akıllarını bir inancın hapishanesine prangalayanlar sakın sizler olmayasınız?

Ben aklimla degil, zeka ve vicdanimla hareket ediyorum. Cunku akilcilik cikarci ve bencildir, aklin gorevi sadece ego tatminidir. Pranga konusuna gelince, ben evrensel-insan olarak; dogal zihniyeti ve dogal egoyu, sinirlarindan ve teslimiyetinden oteye tasiyorum ve insandisi, insanlikdisi zihniyet yerine insansal zihniyeti ortaya koyuyorum. Bu zihniyetin, temeli bir yaratici veya insandisi bir guc degil, aksine insanoglunun turu ve biridir.

Sorularınız öylesine geniş ve derin ki cevaplarını sekiz cilt kitaba zorlukla sığdırabildim. Parçalar halinde zaman içinde takdim edeceğim.

Ayni alintiyi alip, bir yukaridaki gibi, bir de ikinci mesajda bir ustteki gibi yanitlamissiniz. Herhalde kendinize gore bir nedeniniz vardir. Ben sizden sadece kisa ve oz olarak teleolojiyi ortaya koymanizi ve bunun bilimsel oldugunu ortaya koymanizi istedim.

Sonucta epistemolojik gerceklik algisi, neyin bilimsel, neyin inancsal oldugunu algilayacak, ve farkina varacak kadar bilince sahiptir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Hüdai ÇAKMAK
09-09-2010, 19:33
sayın Hüdai Çakmak ;

Nedir bu bilimin temel olan kanunu? Bizleri bir bütüne götüren hani? Maddenin korunumu kanunumu?

Yok iken var edilemeyeceği, var iken yok edilemeyeceği gerçeği, İslamcı çakralarınızda böyle bir kıvılcım çakmış olsada madde bizi, köyler-nahiyeler-ilçeler-iller-eyaletler-ülkeler-gezengenler-solar sistemler-galaksiler v.b. şeklinde bir bütüne götürür desem....

Bilim gözlem, deney, tekrarlılık, analitik sonuçların değerlendirilmesi ve matematiksel denkliğin sağlanmasına dayalı bir sistem iken, sizin bilime ters düşmeyen yaratıcı gücünüz denene biliyor mu, denemelerimizin tekrarlığı var mı, yaratıcı güce dair analitik sonuçlar nerede ve matematiksel denkliği nedir?

Denizli'nin köy kahvehanelerinde belki bir nebze çay içmek ve dedikodu yapmaktan bıkan köylülerimiz düşüncelerinize değer verir gibi gözüksede bilimin içine edip kendinizce bir bilim türettiğiniz fikirleriniz bu platformda ve gerçek bilimin gözünde beş para etmezdir.

Üzülerek söylüyorum.
.................................
Dikkat ederseniz bir Büyük Bütüne bilimin en temel kanunlarından birine dayanarak ulaşmıştım. Bilimin en temel kanunlarından birine dayanılarak ulaşılan bir sonucun beş para etmediği iddiası da son derece ilginçtir. İnsanlığın araştırıcı, doğru ile yanlışları ayırıcı gücü zaman içinde bu sorunu da çözecek, hangimizin haklı olduğunu şüphesiz ki gösterecektir. Batlamyus'u savunanlar da Kopernik'e aynı cevabı vermiş olmalılar. İnsanlık tarihi doğru zannedilen yanlışların mezarlarıyla doludur. Yenilerin kabulü her zaman zor olmuştur. Tersinim teorisinin evrim teorisinden çok daha akılcı ve bilimsel olduğu kesindir. Saygılar.

AerA
10-09-2010, 12:08
.................................
Dikkat ederseniz bir Büyük Bütüne bilimin en temel kanunlarından birine dayanarak ulaşmıştım. Bilimin en temel kanunlarından birine dayanılarak ulaşılan bir sonucun beş para etmediği iddiası da son derece ilginçtir.

Bilimin en temel kanunlarının yine bilimsellikle vardığı sonuç, maddenin bütünü bir yaratıcıya yönlendirdiği midir? Biraz bilim öğrenin sonrasında teoriniz bilim mi, değil mi bir görüşürüz. Maddenin korunumu kanunundan "Yaratıcının Bilimsel İspatı", beş para etmeyecek Teori budur...

axial
13-09-2010, 10:30
Sayın Hüdai çakmak size ve teori dediğiniz ürününüze son bir şans veriyorum.

Bizler cahil hiçbirşeyden anlamayan dogmaları olan insanlar değiliz tam tersine bu konuda en güvenilir yerdesiniz.

Haydi bize bilimsel olarak tersinimi kopyala yapıştır yapmadan kendi cümlelerinizle

laf kalabalığına girmeden kaynaklarla örnek ve ölçümlerle hangi bilim akademilerine sunduklarınızla veya hangi bilim adamlarıyla ortak çalışma yürüttüğünüzle güzelce bir anlatın.

Aksi takdirde kusura bakmayın ama sizin bir şarlatan olduğunuza emin olacağın.

Hüdai ÇAKMAK
15-09-2010, 18:28
Sayın Hüdai çakmak size ve teori dediğiniz ürününüze son bir şans veriyorum.

Bizler cahil hiçbirşeyden anlamayan dogmaları olan insanlar değiliz tam tersine bu konuda en güvenilir yerdesiniz.

Haydi bize bilimsel olarak tersinimi kopyala yapıştır yapmadan kendi cümlelerinizle

laf kalabalığına girmeden kaynaklarla örnek ve ölçümlerle hangi bilim akademilerine sunduklarınızla veya hangi bilim adamlarıyla ortak çalışma yürüttüğünüzle güzelce bir anlatın.

Aksi takdirde kusura bakmayın ama sizin bir şarlatan olduğunuza emin olacağın.
.....................................
Hala etiketlerden medet umduğunuza göre çok genç olmalısınız. Tersinim teorisi henüz bilinmezliklerin derinliklerinde duran fakat parıltıları farkedilmeye başlamış pırlantalardır. Ortaya çıkarılıp traşlanmaları gerekir. Bizde bunun gayreti içindeyiz. En az evrim teorisi kadar popüler olacağı, pek çok bilim meclislerinde hararetle tartışılacağı, bilimle pek çok konuda çelişen fakat tedbir alamayan evrim teorisinin yerine alacağı kesindir. Nedeni ise gözlem ve deneylerle sınanmış bilimsel gerçekler üzerine kurgulanması, varsa hatalardan yanlışlardan arındırılabilir
olmasıdır. Evrim teorisi gibi doğruluğu kuvvetle inanılan bu nedenle değişimi mümkün ollmayan bir varsayım üzerine kurulmaz. Benim için eleştiriler olumlu katkılardır. Yergi ve sövgü edebiyatına girmeden her türlü eleştiriye açığım. Taassuba kapılmadan yanlışlarımdan kolaylıkla dönebileceğimden emin olabilirsiniz.
Saygılar.

Hüdai ÇAKMAK
15-09-2010, 18:39
Saygideger Hudai Cakmak;

Hiç bir yerinde Tanrı yada Allah (c.c) kelimesini bulamazsınız.

Benim size yonelik mesajlarimda, boyle bir dile getirim mi var?

Eğer bilimin temel olan bir kanun bizleri Bir büyük Bütüne götürüyorsa evrende inkar edilemeyen sistemli düzenlilikler varsa, sistemli düzenlerin ancak bilgi, irade, güç, madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu oluşabiecekse bir Yaratıcı İradeden bahsetmek niçin bilim dışı olsun?

Bilimin kanunlari derken, insanoglu turu ve birinin ortaya attigi soyuttan bahsetmiyor musunuz? Sizden alintiladigim ve koyulastirdigim kisimari, bilimsel olarak nasil acikliyorsunuz?, "inkar edilemiyen sistemli duzenlilikler" cumlenizde, "inkar edilememek, sistemli duzenlilik" kime ve neye gore, hangi temelde? Ben size aksine bir kaos ve sistemsiz duzensizlik oldugunu soylersem, nasil yanlislarsiniz, ya da curutursunuz? Tek bir yaratici irade vardir, o da epistemolojik olarak insanoglu turu ve biridir. Bunun disindaki her turlu soylem, hem bilimsel degildir, hem de bilimsel olarak ortaya konmamistir.

Akıllarını bir inancın hapishanesine prangalayanlar sakın sizler olmayasınız?

Ben aklimla degil, zeka ve vicdanimla hareket ediyorum. Cunku akilcilik cikarci ve bencildir, aklin gorevi sadece ego tatminidir. Pranga konusuna gelince, ben evrensel-insan olarak; dogal zihniyeti ve dogal egoyu, sinirlarindan ve teslimiyetinden oteye tasiyorum ve insandisi, insanlikdisi zihniyet yerine insansal zihniyeti ortaya koyuyorum. Bu zihniyetin, temeli bir yaratici veya insandisi bir guc degil, aksine insanoglunun turu ve biridir.

Sorularınız öylesine geniş ve derin ki cevaplarını sekiz cilt kitaba zorlukla sığdırabildim. Parçalar halinde zaman içinde takdim edeceğim.

Ayni alintiyi alip, bir yukaridaki gibi, bir de ikinci mesajda bir ustteki gibi yanitlamissiniz. Herhalde kendinize gore bir nedeniniz vardir. Ben sizden sadece kisa ve oz olarak teleolojiyi ortaya koymanizi ve bunun bilimsel oldugunu ortaya koymanizi istedim.

Sonucta epistemolojik gerceklik algisi, neyin bilimsel, neyin inancsal oldugunu algilayacak, ve farkina varacak kadar bilince sahiptir.

Saygilarimla;
evrensel-insan
.....................................
Konular geniş ve derin olunca ister istemez ayrıntılardan kaçınarak ifadelerimizi genelleştirmek zorunda kalıyoruz. Sorduğunuz soruların cevabı bütünü oluşturan bu ayrıntılardadır. Tüm evren başlangıcından beri küçükten büyüğe doğru düzenleşen ardından sistemleşen bir yapı içindedir ve eser olduğu konusunda sayısız kanıtlar vardır. Eser oluşu ise bir Yaratıcı İradenin var olması gerektiğini ortaya koyar. Düzenli sistemler rastlantılarla oluşabilir derseniz bunun tersini söyleyen pek çok bilimsel gerçeği inkar etmiş olursunuz. Saygı ve selamlarımı sunarım.

Hüdai ÇAKMAK
15-09-2010, 18:49
Bilimin en temel kanunlarının yine bilimsellikle vardığı sonuç, maddenin bütünü bir yaratıcıya yönlendirdiği midir? Biraz bilim öğrenin sonrasında teoriniz bilim mi, değil mi bir görüşürüz. Maddenin korunumu kanunundan "Yaratıcının Bilimsel İspatı", beş para etmeyecek Teori budur...
.....................................
Tabi ki bu sizin fikriniz. Emin olunki pek çok kişi sizin bu fikrinizin de beş para etmez olduğunu söyleyecektir. Ayrıca beş para etmez teori budur iddasında bulunurken maddenin sakımı kanununun Bir Büyük Bütüne götürmediğini kanıtlamanız gerekmez miydi?
Beş para etmez ifadesinin bilimsel olmadığını belki yergi ve sövgü edebiyatında yer bulabileceğini belirtmek isterim. Yerine yanlış ya da doğru diyebilirdiniz. Uslübunuzu düzeltmezseniz size cevap vermeyeceğim.
Saygılar..

AerA
17-09-2010, 14:43
.....................................
Tabi ki bu sizin fikriniz. Emin olunki pek çok kişi sizin bu fikrinizin de beş para etmez olduğunu söyleyecektir. Ayrıca beş para etmez teori budur iddasında bulunurken maddenin sakımı kanununun Bir Büyük Bütüne götürmediğini kanıtlamanız gerekmez miydi?
Beş para etmez ifadesinin bilimsel olmadığını belki yergi ve sövgü edebiyatında yer bulabileceğini belirtmek isterim. Yerine yanlış ya da doğru diyebilirdiniz. Uslübunuzu düzeltmezseniz size cevap vermeyeceğim.
Saygılar..

Sayın Hüdai Çakmak ;

Zaten sorulan sorulara cevap vermiyor, hepsinin 8 ciltlik bilimsel(!) derlemelerinizde var olduğunu öne sürüyorsunuz. Uslüp problemim olmamakla beraber, yanlış-doğru ile beş para etmez arasındaki farkı algılamalısınız.

Maddenin korunumu kanunu bizi gruplar halinde bir bütüne götürür. Lakin bu bütün Tanrısal bir bütün değildir. Bu hususta cevabımı vermiştim ama cevabım teorinizce desteklenmediğinden tarafınızdan kale alınmamış, kabul görmemişti.

Herşey bir tarafa maddelerin varlığının toplamından ortaya çıkabilecek şey, yine maddesel bir varlık olmalı ki maddenin korunumu kanununa uysun. Sizin tasfir etmek istediğininz bütün, ruhani bir bütünlük olduğundan zaten maddenin korunumu kanunu ile alakalı değildir. Olsa olsa ruhani bütünlüğün korunumu kanunu olurki son 6000 yıl içinde, bu yolda 20000 den fazla Tanrı aynı hikayeyi okumaktadır. 20000 den fazla insan yapısı Tanrı.

Maddenin korunumu kanununu bizi Ruhani bir bütüne götürdüğü çürütülmesi çok kolay bir teoridir. Herşeyden öte maddelerin toplamından oluşan şeyin maddi olması gerekir. Siz yanyana koyduğunuz elmalardan, armut elde etme derdindesiniz ki doğa sizi yalanlar. Bu sadece elmalar bütünü olur.

Her an, hareketini bizzat gözlemdiğimiz maddi varlıkların hareketleri sonucu ortaya çıkan oluşumların arkasında -bir sebep olarak- ruhani bir düşünce aramak, ahmaklığın daniskasıdır. Bu sebeplerin ardındaki maddi gerçekliği ortaya çıkarmak bilimin, bilimi yok sayarak Bronz Çağı edebiyatına değer vermek ilahiyatın işidir. Bronz Çağı edebiyatını bilimsel(!) potada harmanlayıp, yeni bir naneymiş gibi ortaya sürmek ise; inanı olur belki de köşeyi dönerim diyen, tabiri caiz ise, şarlatanların işidir.

evrensel-insan
17-09-2010, 21:17
Saygideger Hudai CAKMAK;

Tüm evren başlangıcından beri küçükten büyüğe doğru düzenleşen ardından sistemleşen bir yapı içindedir ve eser olduğu konusunda sayısız kanıtlar vardır. Eser oluşu ise bir Yaratıcı İradenin var olması gerektiğini ortaya koyar. Düzenli sistemler rastlantılarla oluşabilir derseniz bunun tersini söyleyen pek çok bilimsel gerçeği inkar etmiş olursunuz.

Eser olmaktan kastinizin ne oldugunu algilayamadim. Ayrica eser olusunun, yaratici iradesini var etmesi gerektigini de algilayamadim.

Aslinda algilayamamam da dogal, cunku benim aldigim temel insanoglu turu ve biri.

Kendi turunun ve birinin ustunde bir guc aramaya endekslenmis dusuncenin dile getirdigini de algilayamamak mumkun. Cunku tum bunlari ortaya koyan insanoglu turu ve biri olmasina ragmen, kendisi ortada yok.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
17-09-2010, 21:53
Saygideger Hudai CAKMAK;

Tüm evren başlangıcından beri küçükten büyüğe doğru düzenleşen ardından sistemleşen bir yapı içindedir ve eser olduğu konusunda sayısız kanıtlar vardır. Eser oluşu ise bir Yaratıcı İradenin var olması gerektiğini ortaya koyar. Düzenli sistemler rastlantılarla oluşabilir derseniz bunun tersini söyleyen pek çok bilimsel gerçeği inkar etmiş olursunuz.-HC-

Yukaridaki sizden yaptigim alintinin dusuncesi, AKILLI TASARIMCIdir.

Peki ben de soruyorum. Boyle bir yaratici iradesine sahip olmak, kendi kendine mumkun degildir, o zaman AKILLI TASARIMCIYI TASARLAYAN BIR GUC VAR. Eger bu kadar akili bir tasarimci kendi kendine olustu derseniz, bunun tersini soyleyen pek cok bilimsel gercegi inkar etmis olursunuz.

varligin ilk ve oncelik sorunu, yaraticinin yaratan sorunu ve akilli tasarimcinin onu tasarlayan sorunu bir kisir dongudur.

Ya bilimin epistemolojik olarak surekli suregelen bir surec icinde bildirdikleriyle/henuz bildirmedikleriyle yetinirsiniz. ya da yukaridaki sorunu cozmek icin, KENDILIGINDEN YARATILISA inanirsiniz, secim sizin.

Eger kendiliginden yaratilis'a inaniyorsaniz da; o zaman bunu ya uzerinde deney, gozlem v.s. yapilan madde de sonlandirirsiniz; ya da baska ne oldugunu algilayamadiginiz ve algilayamayacaginiz kendi kendinizi inandirdiginiz bir gucte. Secim sizin.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
17-09-2010, 22:11
Saygideger Hudai CAKMAK;

Ben yukaridaki mesajlarda dile getirdigim acisiyla; evrensel-insan olarak; KENDILIGINDEN YARATILIS" zihniyetinin, hem madde/varlik ucunu hem de ortaya konamayan YARATICI/AKILLI TASARIMCI ucunu; KENDILIGINDEN BELIRIS" olarak algiliiyorum.

Evrensel-insan zihniyeti olarak ta; kendiliginden belirisi degil; INSANOGLU ELIYLE, ADINA, AIT, ICIN VE INSANOGLU MONOLOGUYLA BELIRENIN BELIRLENEN, BELIRTISI OLARAK ortaya koyuyorum.

Bu ortaya koyus, epistemolojik gercekliktir ve BELIREN/BELIRLENEN OLARAK, INSANOGLUNUN KENDI TURU VE BIRI DE DAHIL BELIRTEN OLARAK EPISTEMOLOJIK GERCEKLIK TEMELINDE INSANOGLU TURU VE BIRI ALTERNATIFSIZDIR.

Yani, KENDI KENDINE DEGIL; INSANOGLU TURU VE BIRININ BEYNINDE BELIREN, DUSUNCE ILE BELIRLENEN VE IFADE ILE BELIRTILENDIR. Bu beliri, belirleme ve belirtiye, insanoglu turu ve birinin kendisi de, algilayip, belirttigi hersey de dahildir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Hüdai ÇAKMAK
18-09-2010, 13:35
Sayın Hüdai Çakmak ;

Zaten sorulan sorulara cevap vermiyor, hepsinin 8 ciltlik bilimsel(!) derlemelerinizde var olduğunu öne sürüyorsunuz. Uslüp problemim olmamakla beraber, yanlış-doğru ile beş para etmez arasındaki farkı algılamalısınız.

Maddenin korunumu kanunu bizi gruplar halinde bir bütüne götürür. Lakin bu bütün Tanrısal bir bütün değildir. Bu hususta cevabımı vermiştim ama cevabım teorinizce desteklenmediğinden tarafınızdan kale alınmamış, kabul görmemişti.

Herşey bir tarafa maddelerin varlığının toplamından ortaya çıkabilecek şey, yine maddesel bir varlık olmalı ki maddenin korunumu kanununa uysun. Sizin tasfir etmek istediğininz bütün, ruhani bir bütünlük olduğundan zaten maddenin korunumu kanunu ile alakalı değildir. Olsa olsa ruhani bütünlüğün korunumu kanunu olurki son 6000 yıl içinde, bu yolda 20000 den fazla Tanrı aynı hikayeyi okumaktadır. 20000 den fazla insan yapısı Tanrı.

Maddenin korunumu kanununu bizi Ruhani bir bütüne götürdüğü çürütülmesi çok kolay bir teoridir. Herşeyden öte maddelerin toplamından oluşan şeyin maddi olması gerekir. Siz yanyana koyduğunuz elmalardan, armut elde etme derdindesiniz ki doğa sizi yalanlar. Bu sadece elmalar bütünü olur.

Her an, hareketini bizzat gözlemdiğimiz maddi varlıkların hareketleri sonucu ortaya çıkan oluşumların arkasında -bir sebep olarak- ruhani bir düşünce aramak, ahmaklığın daniskasıdır. Bu sebeplerin ardındaki maddi gerçekliği ortaya çıkarmak bilimin, bilimi yok sayarak Bronz Çağı edebiyatına değer vermek ilahiyatın işidir. Bronz Çağı edebiyatını bilimsel(!) potada harmanlayıp, yeni bir naneymiş gibi ortaya sürmek ise; inanı olur belki de köşeyi dönerim diyen, tabiri caiz ise, şarlatanların işidir.
..............................
Güzel kardeşim! Hangi yazımda Tanrı'dan bahsettiğimi, bilim dışına kaydığımı gördünüz. Maddenin sakımı kanunu gibi bilimin temeli bir kanun Bir Büyük Bütüne götürüyorsa, evren dediğimiz bu büyük varlık yadsınamayan düzenli sistemler içindeyse ve bu düzenli sistemler kanıtlarla gösteriliyorsa ve de tüm düzenli sitemler bilgi, irade, güç, madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu olacak ise bu gerçekleri hatırınız için görmezlikten mi gelelim? Katılırsınız yada katılmazsınız. Lütfen ...... Ağzınızın ve beyninizin şakülünü iyi ayarlayın ve kimseye şarlatanlıkla suçlamayın.

AerA
18-09-2010, 13:46
..............................
Güzel kardeşim! Hangi yazımda Tanrı'dan bahsettiğimi, bilim dışına kaydığımı gördünüz. Maddenin sakımı kanunu gibi bilimin temeli bir kanun Bir Büyük Bütüne götürüyorsa, evren dediğimiz bu büyük varlık yadsınamayan düzenli sistemler içindeyse ve bu düzenli sistemler kanıtlarla gösteriliyorsa ve de tüm düzenli sitemler bilgi, irade, güç, madde ve yeterli zaman beşlemesinin sonucu olacak ise bu gerçekleri hatırınız için görmezlikten mi gelelim? Katılırsınız yada katılmazsınız. Lütfen ...... Ağzınızın ve beyninizin şakülünü iyi ayarlayın ve kimseye şarlatanlıkla suçlamayın.

Sayın Hüdai Çakmak ;

Tüm bu düzenli sistemlerin ardında, elektriksel çekim kuvvetlerinin ve diğer fiziksel bütünlüklerin haricinde, düşündüğünüz kuvvet ve bütün nedir?

Ayrıca şakülümde, pandülümde* fiziksel doğa kanunları dahilinde işlemekte.

Pandül : Mekanik saatlerin zamanı hassas bir şekilde ölçmesi için hareket zamanı (devir zamanı) ayarlanabilen parça.

Hüdai ÇAKMAK
19-09-2010, 10:23
Sayın Hüdai Çakmak ;

Tüm bu düzenli sistemlerin ardında, elektriksel çekim kuvvetlerinin ve diğer fiziksel bütünlüklerin haricinde, düşündüğünüz kuvvet ve bütün nedir?

Ayrıca şakülümde, pandülümde* fiziksel doğa kanunları dahilinde işlemekte.

Pandül : Mekanik saatlerin zamanı hassas bir şekilde ölçmesi için hareket zamanı (devir zamanı) ayarlanabilen parça.
.......................................
Tüm düzenli sistemlerin ardında elektriksel çekim kuvvetlerinin ve diğer fiziksel bütünlüklerin haricinde düşündüğüm (şu anki bilgilerime göre) kuvvet ve bütün yoktur. Yoktur ama evrenin bir eser olduğu konusunda sayısız kanıt vardır. Sadece evreni çok dar bir alandan ve şaşı gözlerle bakıp gözlemleyebildiğimizi; göremediğimiz, bilemediğimiz, ulaşamadığımız pek çok gerçeklerin olabileceğini söylemeye çalışıyorum.
Hayır, saydıklarım dışında bir bütün ve gerçek yoktur derseniz kendinizi algılama gücünüzle sınırlamış olursunuz. Bilim ise sınırsızdır.
Eğer evren düzenli sistemler sahibi bir eser ise (düzen ve sistemleri meydana getiren kanun ve kuralların olması düzenli sistemlerin var olduklarının kanıtlarıdır) eser sahibi eserlerinin dışında olacağından Onu algılayamamamız normal değil midir? Algılayamadıklarımızı yok mu kabul edeceğiz?
İddia edebileceğiniz sadece evrenin kanun ve kurallarla işleyen sistemli düzenler sahibi bir eserler manzumesi olmadığıdır. Olmadığıdır ama nice milyar yıllardan beri değişmeden işleyen kanun ve kurallar bu iddianızı kökünden yıkar.
..........

AerA
19-09-2010, 11:46
.......................................
Tüm düzenli sistemlerin ardında elektriksel çekim kuvvetlerinin ve diğer fiziksel bütünlüklerin haricinde düşündüğüm (şu anki bilgilerime göre) kuvvet ve bütün yoktur. Yoktur ama evrenin bir eser olduğu konusunda sayısız kanıt vardır. Sadece evreni çok dar bir alandan ve şaşı gözlerle bakıp gözlemleyebildiğimizi; göremediğimiz, bilemediğimiz, ulaşamadığımız pek çok gerçeklerin olabileceğini söylemeye çalışıyorum.
Hayır, saydıklarım dışında bir bütün ve gerçek yoktur derseniz kendinizi algılama gücünüzle sınırlamış olursunuz. Bilim ise sınırsızdır.
Eğer evren düzenli sistemler sahibi bir eser ise (düzen ve sistemleri meydana getiren kanun ve kuralların olması düzenli sistemlerin var olduklarının kanıtlarıdır) eser sahibi eserlerinin dışında olacağından Onu algılayamamamız normal değil midir? Algılayamadıklarımızı yok mu kabul edeceğiz?
İddia edebileceğiniz sadece evrenin kanun ve kurallarla işleyen sistemli düzenler sahibi bir eserler manzumesi olmadığıdır. Olmadığıdır ama nice milyar yıllardan beri değişmeden işleyen kanun ve kurallar bu iddianızı kökünden yıkar.
..........

Her düzenli sisteme bir eser gözü bakmamız ne kadar doğrudur? Kaldı ki bu düzen bile göreceli iken.

Yıllardır fizikisel kanunların devam ediyor olduğu, bu kanunlar bütününü eser olarak nitelemek için geçerlimidir ?

Hüdai ÇAKMAK
20-09-2010, 17:20
Her düzenli sisteme bir eser gözü bakmamız ne kadar doğrudur? Kaldı ki bu düzen bile göreceli iken.

Yıllardır fizikisel kanunların devam ediyor olduğu, bu kanunlar bütününü eser olarak nitelemek için geçerlimidir ?
....................
Düzenli sistemler bir amaca yönelikse evet.

AerA
20-09-2010, 17:34
Düzenli sistemler bir amaca yönelikse evet.

sayın Hüdai Çakmak ;

Ben ortada bir amaç göremiyorum. Yani düzenli diye tanımladığınız ve sürekli devinip duran bu sistemlerin, benim göremediğim ama sizin tespit ettiğiniz amacı nedir? Bu amacın, amaç olduğuna dair bilgi nedir?

Saygılar.

taylan
20-09-2010, 18:29
Hüdai bey çok merak ettiğim bir konu var. Bilimsel olduğu iddia ettiğiniz alanınızla ilgili yaptığınız deneyler var mı? Kendi laboratuvar ortamınız ve bu ortamda kuramınızı sınadığınız araç gereçleriniz nelerdir?

Yakın zamanda yaptığınız bir deneyinizi anlatır mısınız?

Predator
03-09-2015, 12:51
EVRİM KONUSUNDA CHARLES DARWİN’İN ŞÜPHELERİ


Açtığı başlığın ilk postunda yalan atıyor sonrada saçma sapan teorisini tebliğ ediyor. YUH!