Orijinalini görmek için tıklayınız : Açık Toplum İdeali
'Açık Toplum' fikri ilk defa Henri Bergson tarafından kullanılmış olup, Karl Popper tarafından teorize edilmiş ve yaygınlaştırılmıştır.. Popper, insanların objektif gerçekliği salt/mükemmel bir şekilde algılayamayacağını söyleyip, bilginin hiç bir kurumun veya kişinin tekelinde bulunamayacağını belirtmiştir.. Bu yüzden Popper, kitlelerin veya bireylerin değişmez doğrular konusunda ısrar etmemeleri gerektiğini, farklı insanların farklı fikirlere ve beklentilere sahip olabileceğini, barış içinde yaşayabilmenin tek koşulunun bu tür bir toplum modelinden geçtiğini söylemiştir.. 'Açık Toplum', bireylerin haklarını koruyacak kurumlara ihtiyaç duyulan, hukukun üstünlüğüne dayalı, serbest ve yarışmalı seçimlerle seçilmiş hükümetlerce yönetilen ve farklılıklara hoşgörüyle yaklaşan bir sivil toplum modelidir.
Popper ve 'Açık Toplum' hakkında daha fazla bilgi için;
http://en.wikipedia.org/wiki/Karl_Popper
http://en.wikipedia.org/wiki/Open_society
Popper'in konu hakkındaki kitabı için;
http://www.liberte.com.tr/incele.php?id=MTk=&kat=&kat1=
http://www.liberte.com.tr/incele.php?id=MjA=&kat=Nw==&kat1=MA==
George Soros da Popper'in öğrencisi olup, 'Açık Toplum' fikrinin dünyada yaygınlaşması için çalışmalar yapmaktadır.
Linkteki 'Bir İdeal Olarak Açık Toplum' yazısında Neo-Keynesyen bir çizgide Neo-Klasik ekonomiyi, dolayısıyla Chicago Okulunu eleştiriyor ve 'Açık Toplum'un teorik sınırlarını çiziyor;
''Eğer ortak toplumsal değerlerin yetersizliğinin sıkıntısını çektiğimiz yolundaki tezim doğruysa, o zaman dönemimizde karşımıza çıkan en büyük sınav, ekonomik işlem mantığının büyük ölçüde geçerli olduğu, işlemsel (transactional) diyebileceğimiz küresel topluma uygun bir temel değerler dizisini yerleştirme sorunudur. Bu meseleyi çeşitli boyutlarıyla burada ele almaya çalışacağım. Küresel toplumumuzun erişmeye çalışması gereken bir ideal olarak açık toplum kavramını öne süreceğim. Benim iddiam, bütün dünyada açık toplumların gelişmesini desteklemenin ve küresel bir açık topluma uygun uluslararası kurumları yerleştirmenin, açık toplumların çıkarı gereği olduğu yolundadır. Bu fikri gerçeklikler üzerine temellendirmek için yeterli sayıda kanıt ortaya koymayı hedefliyorum.
Bu, ütopik bir girişim gibi görünüyor. İnsanlar, daha "açık toplum" kavramını bile bilmiyorlar; bu kavramı, erişmek için uğrunda mücadele etmeleri gereken bir hedef saymaktan çok uzaklar. Aslında, proje, göründüğü kadar ütopik değil. Açık toplumun, çok değişik, kendine özgü bir ideal olduğunu unutmamak gerekir. Bu ideal, kavrayışımızın kusursuz olamayacağı, kusursuz topluma hiçbir zaman erişemeyeceğimiz, kusurlular içinde en iyisiyle - yani, olumlu yönde gelişmeye kendisini açık tutan, bunun için çaba gösteren bir kusurlu toplumla- yetinmemiz fikrine dayanır. Bu tanımı kullandığımızda, ABD, Avrupa Birliği ve dünyanın başka birçok bölgesi, "açık toplum" nitelemesine çok yaklaşmaktadır. Tanımın, kusurlu olma ölçütüne kesinlikle uyuyorlar. Eksik olan nokta, açık toplum kavramının anlaşılması ve bir ideal olarak benimsenmesi. Ama bu açıdan da, gerçeklik, arzulanan hedeften çok uzak değil.''
Yazının devamı için; http://www.osiaf.org.tr/images/basin/pdf/AcikToplumIdeali_GeorgeSoros.pdf
Soros, Neo-Keynesyen ekonomi ve kurduğu vakıf ile ilgili bilgi için;
http://en.wikipedia.org/wiki/George_Soros
http://en.wikipedia.org/wiki/Open_Society_Institute
http://www.soros.org/
Türkiye ayağı için;
http://www.aciktoplumvakfi.org.tr/
Neo-Keynesyen ekonomi;
http://en.wikipedia.org/wiki/New_Keynesian_economics
Temsilcileri;
http://en.wikipedia.org/wiki/George_Akerlof
http://en.wikipedia.org/wiki/Joseph_Stiglitz
http://en.wikipedia.org/wiki/Nouriel_Roubini
http://en.wikipedia.org/wiki/Paul_Samuelson
http://en.wikipedia.org/wiki/Paul_Krugman
http://en.wikipedia.org/wiki/Robert_Solow
evrensel-insan
30-07-2010, 17:57
Saygideger sangre;
Ben bu konuya, senin kadar detayli olmasa da, daha once deginmistim. Bu konuyu tekrar gundeme getirdigin icin tesekkurler. Yalniz, Bu zihniyetin algilanabilmesi acisindan, Turkiye cok uzak. Bu zihniyetin dogabilmesi icin, once bir birey bilincli toplum (ki Turkiyede henuz toplumsal kisilik soz konusu), bireyi icin var olan bir devlet ve sistemi, normallesmis, sivillesmis bir toplum yasam ve iliskisi ve de bireysel hak ve ozgurluklerin, antiayrimci bir temelde hukuksal guvencesinin saglanmasini isteyen, bir suru etik yonlendirim ve yaptirimdan kurtulmus, arinmis bir toplumsal anlayis gerekiyor.
Tum bu nedenlerden, Turkiye icin bu zihniyet ve boyle bir zihniyetin doguracagi dusunceler cok, cok uzakta.
Ama; insanoglunun bilhassa nihilizm sonrasi kendine yasattigi yasam, gunumuzde bu zihniyeti utopik degil, "taraftar bulur/anlasilir" kiliyor.
Bu temelde de, cografi sinirlarin birleserek (mesele AB) daha buyuk bir birlige donusmesi, tum siyasal manevra ve cikarlari bir yana birakirsak, bunun bir gostergesi. Cunku acik toplum, toplumlari cografi sinirlar icine sokan, etik veri ve tabularin sahiplenilmesi ve onlar ugruna savasilmasi gercekliligi temelinde olusamamaktadir. Bu cografi ve toplumsal temelli ayrimci cikarci, ustunluk temelli etik yonlendirim ve yaptirimlar (milli, dini, ahlaki, toresel, ananevi, kulturel, sosyal, siyasal, toplumsal, tarihi v.s.) acik toplumun onundeki engellerdir. Cunku bu engeller, toplumlari birbiriyle her turlu nedenden dolayi savastirir, ustunluk kurmaya iter, somuruye iter v.s.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
30-07-2010, 18:20
Saygideger sangre;
"Acik Toplum" anlayisina ve onun tam da bir utopya olmadigina dair, en guzel ornekler; global etkinliklerdir. 1900'un baslarinda baslayan ve ortalarina dogru, iyice bir icerik ve anlam kazanan Dunya Spor etkinlikleri, "Acik toplum" a en guzel ornektir. Dunya Futbol Kupalari, Yaz/Kis Olimpiyatlari, Tenis Turnuvalari, Motor Yarismalari v.s.
Iste bu birlikteliklerin sadece sporda degil de, tum yasamda uygulanabilmesinin utopik olmadigini, dunya insanligi gostermistir.
Bu yukaridakiler de, insanoglunun; savaslarina, katliamlarina, isgencelerine, yagmalarina ve benzer her turlu insanlikdisi dusunce ve davranislarina bir tezat teskil eder. Insanoglu bu tezatini, nefretini, intikamini, ustunluk yarisini v.s. bu etkinliklerde unutabildigine gore, demek ki acik toplum mumkundur.
Saygilarimla;
evrensel-insan
TurkceRap
31-07-2010, 23:23
Sevgili Sangre dost,
Komplo teorileriyle yatıp kalkan, değişen dünyada değişmez kalmayı kendine iş edinmiş açık toplumun beraberinde getirdiği şeffaflaşmayı algılamaktan uzak kafalar klasik söylemlerine devam ede dursun, ben bu konuyu açtığınız için size teşekkür ederim.
Toplumu oluşturanlar Siz, Ben, O Bu, Şu Yani bireyler, o halde toplum gibi esasen bireylerden oluşan soyut bir kavramı tabulaştırmak yerine önemli olanın bireyin kendisai olduğu gerçeğini artık kavramamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Ben teşekkür ederim dostum.. Yazdıklarına da harfiyen katılıyorum..
Aslında yazına dün gece -Türkiye'deki demokratik eğilimlerle ilgili- bir yanıt yazmıştım ama şarj aletinden dumanlar çıktığı için -bataryam da olmadığı için- pc kapandı ve yazı boşa gitti, kusura bakma..
Bir kaç gün daha net cafelere kaldım sanırım :)
AlbatrosS
01-08-2010, 19:13
afgan işgaline %80 küsur destek vermiş bir abd de açık toplum denen şeyin nimetlerinden ve seçimlerinden serbestliğinden yararlanıyor mudur acep? :) peki aynı şeffaf toplum, bugün manipülatif ve yalan haberler/yorumlar yapan medyayı, siyasetçileri ve kanaat önderlerini yargılayabiliyor mu? sosyalist ülkelere dernek/dergi/gazete basın yayın özgürlüğü olmadığı için kızanlar basbayağı açık ve kirli bir savaşı organize eden medya için ne düşünüyor cidden merak ediyorum? geçenlerde ölen ılımlı bir şii lidere kendi blogundan övgüyle söz ettiği için işinden kovulan bir amerikalı gazeteci; acep, finans kapitalin gerçek anlamda demokrasiyi içselleştirdiğini söyleyebilir mi? ki israil eleştirileri dolayısıyla işinden olan gazeticiler de mevcutken...
şeffaflık elbette iyidir; ancak asıl ihtiyacımız olan her türlü tahakküm ve otoriteden bağımsızlaşabilen ''birey'' ve toplumsal muhalefet ihtiyacıdır. kaynağını para baronlarından alan ve o baronların kirli ittifak/ilişkileri ayyuka çıkmış bir dünyada, açık toplum kuruluşları ciddi bir yanılsamadan ibaret kalıyor maalesef...
evrensel-insan
01-08-2010, 19:22
Saygideger AlbatrosS;
Bence "acik ile "seffaf" "acik Toplum" da ayni sekilde ifade edilmiyor. Aciklik, her turlu sinirlamayla ilgili olmakla birlikte, seffaflik, yapilan seylerin "gizli/sakli olmamasi" anlamina gelir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Alba,
Hiç kimse günümüzdeki sistemlerin pür/salt demokrasi olduğunu, içinde mükemmelliyeti barındırdığını söylemedi.. Elbetteki halkın iradesinin siyasi arenaya tam olarak yansımamasından tut, senin de söylediğin eksikliklerin var olduğunu kabul ediyoruz.. Ama bu durum birilerinin yaptığının aksine, bizi, yıkıcı muhalefet yapmak yerine yapıcı muhalefet yapmak için motive ediyor.
Demokrasi de 'Açık Toplum' gibi bir idealdir.. İnsanın hata yapabilme potansiyeli olması, Popper'ın da dediği gibi; ''Dış dünya algımızın mükemmel olmamasından dolayı' pür bir demokrasiye ulaşmak mümkün değildir veya çok zordur.. Bu yüzden günümüzde demokrasiler değil, Dahl'ın da dediği gibi Poliarşiler vardır.. Bir sistemin diğerlerinden '(daha) iyi' olduğunun ölçütü ise, demokrasi idealine en çok yaklaşmasında gizlidir.. Batı da ise sistemin nispi olarak daha iyi olduğu bir gerçek.
Para baronları deyimi, zenginlerin ahlaksız olması gerektiği ve her zaman kendi menfaatlerini düşündükleri için kamu yararına yıkıcı etki yapacağı gibi temellerin üzerine kurulduğu için, bu tür bir söylemi tasvip etmiyorum.. Eğer Soros hakkında veya diğer aktivistler hakkında, bulundukları konumu kötüye kullandıkları ile ilgili bir durum varsa, bilmek isterim.. Ama Türkiye toplumunun komplo teorisi üretmekteki üstün başarısını göz önüne aldığımda, her söylenen söze de inanacak değilim.
Günümüzde Türkiye'de iktidara muhalefet eden kesim, çoğunlukla kendine sol diyen ama iktidardan daha gerici olan bir yapılanma olduğu için, demokratikleşme hareketi de yavaş bir seyir izlemektedir.. Yapıcı muhalefet ise, günümüzdeki poliarşik sistemin de itici gücünü oluşturan, -Açık Toplum Vakfı'nın da desteklediği- başını Bilgi üniversitesindeki öğretim üyelerinin çektiği sol liberaller, Hayekyen muhafazakar literatürü özümsemiş LDT hareketi ve Murat Belge, Etyen Mahçupyan, Ahmet İnsel gibi Marxist veya Post-Modernist kesimdir.. Değişimden taraf olmayan veya değişimin neler getirebileceğini öngöremeyen kesim, Türkiye'deki birincil problem olan ve demokrasi modelinde yeri olmayan Asker-Sivil ilişkilerini ya görmezden gelir, yada ikinci, üçüncü plana atar.. Oysa bir örnekle açıklamak gerekirse, Serap Yazıcı'nın Açık Görüş ekinde yazdığı üzre; TSK, askeri müdahalelerin eseri olan Milli Güvenlik Kurulunu etkin biçimde kullanmak suretiyle, milli güvenlikle ilişkisi olmayan her konuda hükümet ve parlamentoyu yönlendirebilmekte, Genelkurmay Başkanı tıpkı bir parti lideri gibi siyasi mesajlar vererek, kamuoyunu yönlendirebilmektedir.. Bu anormal durum herkes tarafından o kadar normalleştirilmiştir ki, Genelkurmay Başkanı çeşitli demeçler verdiğinde, kamuoyu önderleri bu durumun demokrasiyle bağdaşmadığını beyan etmek yerine, demeçlerin içeriğinin ne ölçüde demokratik olduğunu tartışır hale gelmişlerdir.
İşte böyle bir ortamda sivil toplum örgütlerinin rolü daha da belirginleşmektedir.. Ve eleştirilerimizi de hangi düzlemde yaptığımız ise önem kazanmaktadır.
AlbatrosS
03-08-2010, 00:55
Saygideger AlbatrosS;
Bence "acik ile "seffaf" "acik Toplum" da ayni sekilde ifade edilmiyor. Aciklik, her turlu sinirlamayla ilgili olmakla birlikte, seffaflik, yapilan seylerin "gizli/sakli olmamasi" anlamina gelir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
aynı anlama geldiğini söylemedim; ancak, sık sık birlikte ve birbirini tamamlayan sıfatlar olarak kullanılır ve sevilir bu iki kelime...
evrensel-insan
03-08-2010, 00:57
Saygideger AlbatrosS;
Ayni, ayrim ile fark'in biribirini "sevdigi" ve biribirine "karistirildigi" gibi.
Saygilarimla;
evrensel-insan
AlbatrosS
03-08-2010, 01:39
Alba,
Hiç kimse günümüzdeki sistemlerin pür/salt demokrasi olduğunu, içinde mükemmelliyeti barındırdığını söylemedi.. Elbetteki halkın iradesinin siyasi arenaya tam olarak yansımamasından tut, senin de söylediğin eksikliklerin var olduğunu kabul ediyoruz.. Ama bu durum birilerinin yaptığının aksine, bizi, yıkıcı muhalefet yapmak yerine yapıcı muhalefet yapmak için motive ediyor.
bunlar oldukça ''iddialı'' ancak bir okadar da yanılsamalı/manipülatif söylemlerdir sangre. günümüzdeki sistemlerin ''saf/pür'' demokrasi olmamasını sağlayan da zaten sistemlere içkin etik/siyasi noktalardır. kabul etmek gerekir ki batı demokrasileri bu konuda en çok ilerleme gösteren ülkeler olsa da, küresel sorunlara ve alınan tavırlara bakıldığında elle tutulur muhalefetlerin soros-vari kapitalistlerin arzu ve özlemlerinde yer alan ''sıfır müdahaleli'' piyasa toplumlarından değil, toplumsal muhalefetin ''sosyal''liği örgütlediği, libertarianların deyimiyle müdahale edildiği daha sosyal demokrat ülkelerden gelmektedir.(elbette batı cephesi içinde) bunların da önemli bir kısmı anarşist/sol demokratlardır. günümüz jeopolitiğinde ''devletsiz/müdahalesiz/sınırsız kapitalizm ve toplum'' ham hayalden öte bir anlam taşımamaktadır bana göre. bunun da siyasi/politik birçok sebebi mevcuttur.
Demokrasi de 'Açık Toplum' gibi bir idealdir.. İnsanın hata yapabilme potansiyeli olması, Popper'ın da dediği gibi; ''Dış dünya algımızın mükemmel olmamasından dolayı' pür bir demokrasiye ulaşmak mümkün değildir veya çok zordur.. Bu yüzden günümüzde demokrasiler değil, Dahl'ın da dediği gibi Poliarşiler vardır.. Bir sistemin diğerlerinden '(daha) iyi' olduğunun ölçütü ise, demokrasi idealine en çok yaklaşmasında gizlidir.. Batı da ise sistemin nispi olarak daha iyi olduğu bir gerçek.
Para baronları deyimi, zenginlerin ahlaksız olması gerektiği ve her zaman kendi menfaatlerini düşündükleri için kamu yararına yıkıcı etki yapacağı gibi temellerin üzerine kurulduğu için, bu tür bir söylemi tasvip etmiyorum.. Eğer Soros hakkında veya diğer aktivistler hakkında, bulundukları konumu kötüye kullandıkları ile ilgili bir durum varsa, bilmek isterim.. Ama Türkiye toplumunun komplo teorisi üretmekteki üstün başarısını göz önüne aldığımda, her söylenen söze de inanacak değilim.
ırak savaşını örgütleyen medya ve ''yararlı yalanları'' topluma sindirenlerle bunlarla işbirliği içinde olanların kim olduklarını düşünmek bile sermaye baronları demek için yeterli sebebi vermektedir. mülkiye dergi'de okuduğm bir makalede, örneğin '' terör'' söylemini günümüz yaygın anlamında üreten/kullanan kaynakların menşeine bakıldığında en az yarısının ''abd-britanya-israil'' devleti/hükümetleriyle ya doğrudan ilişkili yahut bizzat bu ülkelerden fonlanan enstitülerden geldiği görülmektedir. bu bir komplo teorisi değil, bizzat bilimsel bir makelede kaynakçasıyla verilmiş bir gerçektir. bugün egemen tüm devletler ''terör'' olgusunu kendi iç ve dış politikalarında nasıl işletiyor birçok örnekle görüyoruz. hele abd/israil gibi ülkelerin terör'e bakışları ibretliktir.
Günümüzde Türkiye'de iktidara muhalefet eden kesim, çoğunlukla kendine sol diyen ama iktidardan daha gerici olan bir yapılanma olduğu için, demokratikleşme hareketi de yavaş bir seyir izlemektedir.. Yapıcı muhalefet ise, günümüzdeki poliarşik sistemin de itici gücünü oluşturan, -Açık Toplum Vakfı'nın da desteklediği- başını Bilgi üniversitesindeki öğretim üyelerinin çektiği sol liberaller, Hayekyen muhafazakar literatürü özümsemiş LDT hareketi ve Murat Belge, Etyen Mahçupyan, Ahmet İnsel gibi Marxist veya Post-Modernist kesimdir.. Değişimden taraf olmayan veya değişimin neler getirebileceğini öngöremeyen kesim, Türkiye'deki birincil problem olan ve demokrasi modelinde yeri olmayan Asker-Sivil ilişkilerini ya görmezden gelir, yada ikinci, üçüncü plana atar.. Oysa bir örnekle açıklamak gerekirse, Serap Yazıcı'nın Açık Görüş ekinde yazdığı üzre; TSK, askeri müdahalelerin eseri olan Milli Güvenlik Kurulunu etkin biçimde kullanmak suretiyle, milli güvenlikle ilişkisi olmayan her konuda hükümet ve parlamentoyu yönlendirebilmekte, Genelkurmay Başkanı tıpkı bir parti lideri gibi siyasi mesajlar vererek, kamuoyunu yönlendirebilmektedir.. Bu anormal durum herkes tarafından o kadar normalleştirilmiştir ki, Genelkurmay Başkanı çeşitli demeçler verdiğinde, kamuoyu önderleri bu durumun demokrasiyle bağdaşmadığını beyan etmek yerine, demeçlerin içeriğinin ne ölçüde demokratik olduğunu tartışır hale gelmişlerdir.
İşte böyle bir ortamda sivil toplum örgütlerinin rolü daha da belirginleşmektedir.. Ve eleştirilerimizi de hangi düzlemde yaptığımız ise önem kazanmaktadır.
türkiye'de liberaller asker-sivil ilişkilerini ağzına almazken bugün statükoculukla suçlanan solun birçok kesimi sayfa sayfa gibi kemalizm eleştirisi yapıyordu. yanarım yanarım da 12 eylülün namlı ispiyoncu ve şakşaçı yeni türeme liberalleri bugün ''demokrat'' kesilmiş ona yanarım dostum. türkiye liberallerinin demokrasiyle sınavı maalesef berbattır, dilersen onları hiç örnek almayalım. bu konuda en temelli/cesur fikirler yine eski sol ve marksistlerden gelmektedir ki bunlar hala kavramın bilinen anlamıyla libertarianlar değildir. şunu unutma: türkiye'de askeri vesayetle hesaplaşma demek türkiye liberallerinin aynı zamanda türkiye kapitalistleşme süreciyle hesaplaşması anlamına geleceği için,liberaller açısından içi sığ bir kavramdır. bugün hapishanelerde yargılanması bile yapılmadan, davası yıllarca sürdürülen yüzlerce demokrat mahkum vardır. hangisinden haberimiz var? bugün askeri vesayetle hesaplaşan(!) bir parti ve onun içinden çıkmış cumhurbaşkanı hasta devrimci mahkumları affetmek için ölecek kıvama gelmelerini beklerken(güler zere) tutuklu generallerin bir çırpıda affedilmesi ne manaya gelir?
yıldırım türker'in hatay ve inegöl'de linççi sapıklara ve onları başlarından okşayan emniyet müdürlerinin tavrına dair güzel tespitleri vardı, dilersen oku. ''sivil vesayet'' zırvalıklarına girmiyeceğim; ancak, türkiye özelinde sınırlama/baskı ve tahakküm ''militarist ordu''yla sınırlı bir durum değildir. sivillere bağlı polis ve istihbarat servislerinin de en az ordu kadar sicili kirlidir. türkiye toplumunda statükocu ideolojik programlar, partiler ve söylemler örgütlenirken ''din ve milliyet'' kavramları bu işin motoru olmuştur. yoksa bir akp'nin baskıcı ve militarist milliyetçi kafasıyla ordununki özünde pek farklı değildir. bdp liderine ''organları yer değiştirmiş adam'' diyen cemil çiçek şövenizmiyle dakka başı kitleleri hizaya sokmaya çalışan başbuğ despotizmi özünde aynıdır. keza trabzon'da ''insanların hassasiyetiyle oynarsanız böyle olur'' diyen(pompalı tüfekle adam kovalayanlar için söylüyor) başbakan'la '' insanlar teröre tepki koyuyor, anlamak lazım'' diyen bahçeli arasında ben bir fark göremiyorum. nur sertel'in gül'ün etnik kimliğini sorgulamasına kızan liberal medya akp'li bir bürokratın ''tehcir olmasaydı ulus-devlet projemiz yıkıma uğrardı'' mealinde tarihi itiraflarına aynı tepkiyi verdi mi acaba?
bunlar oldukça ''iddialı'' ancak bir okadar da yanılsamalı/manipülatif söylemlerdir sangre. günümüzdeki sistemlerin ''saf/pür'' demokrasi olmamasını sağlayan da zaten sistemlere içkin etik/siyasi noktalardır. kabul etmek gerekir ki batı demokrasileri bu konuda en çok ilerleme gösteren ülkeler olsa da, küresel sorunlara ve alınan tavırlara bakıldığında elle tutulur muhalefetlerin soros-vari kapitalistlerin arzu ve özlemlerinde yer alan ''sıfır müdahaleli'' piyasa toplumlarından değil, toplumsal muhalefetin ''sosyal''liği örgütlediği, libertarianların deyimiyle müdahale edildiği daha sosyal demokrat ülkelerden gelmektedir.(elbette batı cephesi içinde) bunların da önemli bir kısmı anarşist/sol demokratlardır. günümüz jeopolitiğinde ''devletsiz/müdahalesiz/sınırsız kapitalizm ve toplum'' ham hayalden öte bir anlam taşımamaktadır bana göre. bunun da siyasi/politik birçok sebebi mevcuttur.
Yazdıkların yanlış dostum, halbuki Soros'un yazısını da link olarak vermiştim.
Her ne kadar Soros şeffaf bir toplum modeli çizse de, kendisi 'Piyasa köktenciliği' olarak adlandırdığı klasik iktisatı benimsememekte ve eleştirmektedir.. Piyasanın kendi kendisini düzeltebilmesini sağlayan çeşitli mekanizmaları kabul etmez.. Zaten bu yüzden 'Piyasa müdahaleciliği' olarak bilinen, Keynesyen çizgidedir.. ABD'de 'Liberal' olarak adlandırılan kesim, esasen Sosyal demokrat olup, bir çoğu Keynesyendir.. Bugün ABD'deki çeşitli reform önerileri de bu kesimden geliyor.
Devletin müdahalesini -kısmen veya hiç- kabul etmeyen Libertarianların bir çoğu ise zaten Anarşisttir (kısmen kabul edenler Minarşist oluyor).
Mesela Rothbard, Anarşizm'i Kapitalizm'in en yetkin ifade biçimi olarak tanımlamıştır.
Müdahalesiz -serbest- piyasa düzeni, bir hayal olabilir.. Ütopya da olabilir.. Devletin müdahalesi olmasa bile tekellerin ortaya çıkabileceği kabul edilebilir.. Piyasa ne kadar müdahale edileceği sadece bir yorum farkıdır.. Ekonominin teknik kısmını tartışmadığımız sürece, bu sorunlar o kadar da önemli değil.. Ama önemli bir şey varsa, o da, piyasa mekanizmasından eksik bir sistemin ömrünün fazla uzun süremeyeceğidir.. Bunu da günümüzde kaba sosyalistler hariç, herkes anladı zaten.
ırak savaşını örgütleyen medya ve ''yararlı yalanları'' topluma sindirenlerle bunlarla işbirliği içinde olanların kim olduklarını düşünmek bile sermaye baronları demek için yeterli sebebi vermektedir. mülkiye dergi'de okuduğm bir makalede, örneğin '' terör'' söylemini günümüz yaygın anlamında üreten/kullanan kaynakların menşeine bakıldığında en az yarısının ''abd-britanya-israil'' devleti/hükümetleriyle ya doğrudan ilişkili yahut bizzat bu ülkelerden fonlanan enstitülerden geldiği görülmektedir. bu bir komplo teorisi değil, bizzat bilimsel bir makelede kaynakçasıyla verilmiş bir gerçektir. bugün egemen tüm devletler ''terör'' olgusunu kendi iç ve dış politikalarında nasıl işletiyor birçok örnekle görüyoruz. hele abd/israil gibi ülkelerin terör'e bakışları ibretliktir.
Ehh terörden en çok -ekonomik anlamda- muzdarip olmuş ve en çok yayın organına sahip toplumlar Batı toplumları olduğu için, bu kelimeyi de en çok onların kullanması doğal bir durum.. İsrail'in Araplarla olan çekişmesi, ABD ve İngiltere'nin de ortadoğuda aktif bir politika izlemeleri, doğal olarak basında, siyasi arenada ve daha bir çok yerde bu kelimeyi önplana çıkaracaktır.. Bence ABD ve İsrail'in teröre bakışlarında ibretlik bir durum yok.. Ben şahsen -her ne kadar bu örgütleri sosyalizmle mücadele etmek için kendileri kursular da- bu ülkelerin terörle olan mücadelelerini destekliyorum.. Terör örgütlerinin faaliyet gösterdikleri ülkelerin devlet başkanları ve diğer siyasetçilerin de desteklediği de açık bir durum..
Az gelişmiş bir ülke için ekonomik kalkınmayı sağlayacak şey, serbest ticaret, yabancı yatırımlar çekmesi vs.dir.. Bu yüzden de ülkedeki terör örgütünün varlığı buna engel olur..
Gelişmiş ülkelerdeki sermaye yoğunluğundan dolayı, bu ülkelerde üretilecek ürünlerin maliyetleri fazladır.. Fazla maliyetler kar oranlarını düşereceği için, yatırımcılar bu bölgeleri tercih etmemektedir.. Bu yüzden de sermaye yoğunluğunun düşük olduğu yatırım yapılacak yerlere ihtiyaç duyarlar.. Yine aynı şekilde terörün varlığı, o bölgenin yatırım çekememesine neden olur.
Bu yüzden karşılıklı ticari ilişkiler için terörün bitirilmesi gerekiyor.. Bu süreci uzun vadeye yaymadan, hızlı bir şekilde bitirmenin tek yolu da budur..
Bu söylediklerime -terörle ilgili değil, ekonomiyle ilgili olarak- teorik temel oluşturması açısından, aşağındaki pdfyi verebilirim;
http://www.pdfqueen.com/html/aHR0cDovL3d3dy5iYWdpbXNpenNvc3lhbGJpbGltY2lsZXIub3 JnL1lhemlsYXJfVXllL09ndXRNYXkwNi5wZGY=
Pdf'de Marx'ın azalan kar oranlarına yaptığı vurgudan başlayarak, Solow'un neoklasik büyüme modeline kadar değerlendirmeler mevcut.. Model -kısaca- ekonomik olarak açık toplumlarda, sermaye girdisiyle beraber büyüme oranlarındaki artıştan bahsediyor.. Ve bu büyüme oranlarının, sermaye yoğun bölgelere göre çok daha fazla olduğundan, 'Yakınsama teorisi' olarak adlandırılıyor.. Yani az gelişmiş ülkelerin büyüme oranlarıyla beraber, gelişmiş ülkelerin refah seviyesini bir anlamda yakalayacağı tanıtlanıyor.
Son yazdıklarına ise yanıt vermek istemiyorum, -yanıt vermeyeceğimden değil, konuyu Türkiye'deki Liberaller ve diğerlerinin eğilimlerine dönüştürmemek için-.
Ama 60 darbesini devrim olarak niteleyen, daha sonra da aynı militarizm kendisini vurunca ağlayanları da demokrat olarak saymıyorum.. Bazı bireysel özgürlüklerin savunusu yapan ama ekonomik özgürlüklerden tut, kendi gibi olmayanların özgürlüklerini hiçe sayan Sosyalistleri de demokrat olarak saymıyorum.. Liberallerin darbeye şakşakçılık yaptığı, günümüzde ise demokrat kesildiği iddialarını da iftira olarak görüyorum.
Neyse, bence Türkiye demokratikleşiyor.. Zamanı geldiğinde -Türkiye'de Avrupavari bir Sosyal demokrat oluşum kurulduğunda- Liberaller geri kafalı Muhafazakarları da eleştirmekten geri durmayacaklardır. Bu süreç böyle işliyor, dünyanın her yerinde de bu şekilde işlemiştir.. Bugün Türkiye'nin birincil problemi asker-sivil ilişkileridir.. Başbakan çıkıp, -hepinizi keserim, akıllı durun uleeyyn- diye çıkışsa da umrumda olmaz.. Benim davam başka :)
Türkiye'deki ideolojik eğilimleri de başka başlıkta tartışırız.
(Tabii verdiğim örnek işin espirisi.. Ciddiye alıpta bir kaç balık atlamaz umarım)
AlbatrosS
06-08-2010, 11:30
Yazdıkların yanlış dostum, halbuki Soros'un yazısını da link olarak vermiştim.
Her ne kadar Soros şeffaf bir toplum modeli çizse de, kendisi 'Piyasa köktenciliği' olarak adlandırdığı klasik iktisatı benimsememekte ve eleştirmektedir.. Piyasanın kendi kendisini düzeltebilmesini sağlayan çeşitli mekanizmaları kabul etmez.. Zaten bu yüzden 'Piyasa müdahaleciliği' olarak bilinen, Keynesyen çizgidedir.. ABD'de 'Liberal' olarak adlandırılan kesim, esasen Sosyal demokrat olup, bir çoğu Keynesyendir.. Bugün ABD'deki çeşitli reform önerileri de bu kesimden geliyor.
Devletin müdahalesini -kısmen veya hiç- kabul etmeyen Libertarianların bir çoğu ise zaten Anarşisttir (kısmen kabul edenler Minarşist oluyor).
Mesela Rothbard, Anarşizm'i Kapitalizm'in en yetkin ifade biçimi olarak tanımlamıştır.
birincisi ''libertarianların bir kısmı'' -biraz kabaca olacak ama- olsa olsa ''kıçımın anarşistleri'' olurlar dostum. bir kere, kavramın kendisiyle oksimorondur bu, geçelim istersen.
ikincisi keynesyen model dediğimiz, 80'lere, hatta 90'ların başına kadarki ''sosyal demokrasi'' modelini karşılar bir nebze; günümüzdeyse bir espirisi pek kalmamıştır.
soros'un keynesyenliği abd konjoktüründe bir anlam ifade etse de, az gelişmiş yahut gelişmemiş toplumlar için değil.
Müdahalesiz -serbest- piyasa düzeni, bir hayal olabilir.. Ütopya da olabilir.. Devletin müdahalesi olmasa bile tekellerin ortaya çıkabileceği kabul edilebilir.. Piyasa ne kadar müdahale edileceği sadece bir yorum farkıdır.. Ekonominin teknik kısmını tartışmadığımız sürece, bu sorunlar o kadar da önemli değil.. Ama önemli bir şey varsa, o da, piyasa mekanizmasından eksik bir sistemin ömrünün fazla uzun süremeyeceğidir.. Bunu da günümüzde kaba sosyalistler hariç, herkes anladı zaten.
ben daha da ileri gideyim, devletsiz kapitalizm hayal bile değildir...
Ehh terörden en çok -ekonomik anlamda- muzdarip olmuş ve en çok yayın organına sahip toplumlar Batı toplumları olduğu için, bu kelimeyi de en çok onların kullanması doğal bir durum.. İsrail'in Araplarla olan çekişmesi, ABD ve İngiltere'nin de ortadoğuda aktif bir politika izlemeleri, doğal olarak basında, siyasi arenada ve daha bir çok yerde bu kelimeyi önplana çıkaracaktır.. Bence ABD ve İsrail'in teröre bakışlarında ibretlik bir durum yok.. Ben şahsen -her ne kadar bu örgütleri sosyalizmle mücadele etmek için kendileri kursular da- bu ülkelerin terörle olan mücadelelerini destekliyorum.. Terör örgütlerinin faaliyet gösterdikleri ülkelerin devlet başkanları ve diğer siyasetçilerin de desteklediği de açık bir durum..
Az gelişmiş bir ülke için ekonomik kalkınmayı sağlayacak şey, serbest ticaret, yabancı yatırımlar çekmesi vs.dir.. Bu yüzden de ülkedeki terör örgütünün varlığı buna engel olur..
Gelişmiş ülkelerdeki sermaye yoğunluğundan dolayı, bu ülkelerde üretilecek ürünlerin maliyetleri fazladır.. Fazla maliyetler kar oranlarını düşereceği için, yatırımcılar bu bölgeleri tercih etmemektedir.. Bu yüzden de sermaye yoğunluğunun düşük olduğu yatırım yapılacak yerlere ihtiyaç duyarlar.. Yine aynı şekilde terörün varlığı, o bölgenin yatırım çekememesine neden olur.
Bu yüzden karşılıklı ticari ilişkiler için terörün bitirilmesi gerekiyor.. Bu süreci uzun vadeye yaymadan, hızlı bir şekilde bitirmenin tek yolu da budur..
özgür üniversite forumundaki bir yazının başlığında şöyle yazıyordu: ikiz kulelerdeki saldırılar terörizm ya ırak ve afganistandaki bombalar???
bugün dünyanın en terörist devleti abd'dir. senin dediklerinle paralel bir biçimde bu terörün kökünü kurutmak gerekiyor ki haklısın :)
terör korku ve tedhiş yaratmaksa dünyanın tüm orduları zaten yeterince korku ve tedhiş hissi yaratmakta.
bir safsata da şu: terör örgütü? bu konuda kadir cangızbay'ın star gazetesinin ''açık görüş'' ekinde de yayınlanmış ibretlik makaleleri vardır. okumanı tavsiye ederim.
kısa bir alıntı yapalım:
''Her şeyden önce şunu söyleyelim: Terör örgütü diye bir örgüt türü yoktur ve de böyle bir örgüt türü olmadığına göre, sadece PKK değil, başka hiçbir örgüt de terör örgütü olamaz. Çok çeşitli kuruluşlar, ancak en başta da devletler teröre başvurur/başvurmuştur; ama, bu, onları salt teröre başvurmuşluklarıyla tanımlayıp sınıflandırmamıza meşrûluk kazandırmaz. Terör, tedhiş, yani insanların ruhuna dehşet salmak demek olup, yegane ve nihaî amacı da bizatihi dehşet salmak olan bir örgütün varlığı, psikiyatrik bir vaka olmanın dışında düşünülemez: Terörizm, bir fikriyat, bir ideoloji değil sadece ve sadece bir yöntemdir.''
http://www.stargazete.com/acikgorus/muhatap-almazsan-muhasim-olur-haber-198980.htm
Bu söylediklerime -terörle ilgili değil, ekonomiyle ilgili olarak- teorik temel oluşturması açısından, aşağındaki pdfyi verebilirim;
http://www.pdfqueen.com/html/aHR0cDovL3d3dy5iYWdpbXNpenNvc3lhbGJpbGltY2lsZXIub3 JnL1lhemlsYXJfVXllL09ndXRNYXkwNi5wZGY=
Pdf'de Marx'ın azalan kar oranlarına yaptığı vurgudan başlayarak, Solow'un neoklasik büyüme modeline kadar değerlendirmeler mevcut.. Model -kısaca- ekonomik olarak açık toplumlarda, sermaye girdisiyle beraber büyüme oranlarındaki artıştan bahsediyor.. Ve bu büyüme oranlarının, sermaye yoğun bölgelere göre çok daha fazla olduğundan, 'Yakınsama teorisi' olarak adlandırılıyor.. Yani az gelişmiş ülkelerin büyüme oranlarıyla beraber, gelişmiş ülkelerin refah seviyesini bir anlamda yakalayacağı tanıtlanıyor.
Son yazdıklarına ise yanıt vermek istemiyorum, -yanıt vermeyeceğimden değil, konuyu Türkiye'deki Liberaller ve diğerlerinin eğilimlerine dönüştürmemek için-.
Ama 60 darbesini devrim olarak niteleyen, daha sonra da aynı militarizm kendisini vurunca ağlayanları da demokrat olarak saymıyorum.. Bazı bireysel özgürlüklerin savunusu yapan ama ekonomik özgürlüklerden tut, kendi gibi olmayanların özgürlüklerini hiçe sayan Sosyalistleri de demokrat olarak saymıyorum.. Liberallerin darbeye şakşakçılık yaptığı, günümüzde ise demokrat kesildiği iddialarını da iftira olarak görüyorum.
ben de seçimle işbaşına gelen allende ve chavez hükümetlerinin ardından darbe planları yapan, destekleyen ve kara propaganda üretenleri demokrat saymıyorum mesela. 12 eylül'ün hemen arkasından gelen ciddi bir ekonomik yapısal programdır. darbe anayasası ve değişikliklere olur veren %80 içinde liberaller var mıydı yok muydu? 12 eylül gibi bir zorbalık rejimini meşrulaştıran söylemleri ''terör ve anarşi iklimi'' söylemleriyle meşrulaştıranlar arasında liberaller var mıydı yok muydu?
adam kızı zorla kaçırmış ve zorla kızla nikah kıyıp iki de çocuk yapmış(ki bu da bir tecavüzdür). sense zorla kaçırmaya karşısın ancak zorla nikah ve çocukları meşru görüyorsun. işte bizim liberallerimizin hal-i pür melali budur.
Neyse, bence Türkiye demokratikleşiyor.. Zamanı geldiğinde -Türkiye'de Avrupavari bir Sosyal demokrat oluşum kurulduğunda- Liberaller geri kafalı Muhafazakarları da eleştirmekten geri durmayacaklardır. Bu süreç böyle işliyor, dünyanın her yerinde de bu şekilde işlemiştir.. Bugün Türkiye'nin birincil problemi asker-sivil ilişkileridir.. Başbakan çıkıp, -hepinizi keserim, akıllı durun uleeyyn- diye çıkışsa da umrumda olmaz.. Benim davam başka :)
Türkiye'deki ideolojik eğilimleri de başka başlıkta tartışırız.
(Tabii verdiğim örnek işin espirisi.. Ciddiye alıpta bir kaç balık atlamaz umarım)
değişim, elbette... fakat ''göster ama verme''yle değil... türkiye siyaseti militarist, şöven, milliyetçi, seksist ve otoriter eğilimlerinden arınmıyor. arınmıyor; zira, bunun için yeterli, iradeli ve bütüncül bir perspektif yok. onu önceleyen genel bir irade yok. muvazzaf subayları ergenekon'da yargılamaktan korkmayan, bunun arkasında durmaktan çekinmeyen bir hükümet/iktidar iş anayasa yapmaya gelince ''ama ama yaptırmıyorlar'' demeye getiriyor. var mı bunun izahı?
sence ben, batılı standartlarda bir anayasa perspektifine karşı olur muyum? misal, bir danimarka standartlarında anayasaya neden hayır diyeyim?
kandırılıyoruz, hem de çok feci... ilerici, demokrat ve özgürlükçü toplumsal dinamikler es geçiliyor... ölü gösterilip sıtmaya razı edilmeye; böylece toplumun gazı alınmaya çalışılıyor. bu basit oyuna nasıl geliyorsunuz?
alevi ve kürt açılımı ucubeliklerinden akp'nin ne anladığını hala fark etmediniz mi? akp'nin kendi varlık zeminiyle hesaplaşacağını nasıl düşünebilirsiniz?