Orijinalini görmek için tıklayınız : Meditasyon Nedir?
evrensel-insan
03-08-2010, 22:11
Saygideger arkadaslar;
Birincisi, ana baslik secimi altinda, konunun tip ile ilgili oldugunu dusunerekten, konuyu "Bilim" basligina actim. Eger moderator arkadaslarin, konu basligi olarak, dusundukleri baska form ana basligi oldugunu dusunurlerse, bu basligi, formun o ana basligina tasiyabilirler.
Bu basliktaki ilk mesajda, konu ile ilgili algilarimi ve dusuncelerimi dile getirecegim. Amacim, konudaki "uzman" ya da pratikte meditasyon deneyimi yasamis ve yasamakta olan yazar arkadaslardan, bu konu basliginda bizlerle, neden meditasyon yaptiklari, meditasyondan ne algiladiklari, meditasyon sonunda ne elde ettikleri ve bu elde edilenlerin, kendilerinin yasam ve iliskilerinde nasil bir katki, yarar v.s. sagladigi, meditasyon yapmadiklari anda, nasil bir zihniyet ve dusunce ile yasam ve iliski surdukleri, meditasyonun belirli bir suresi olup olmadigi v.s. gibi sorularda da bizleri "aydinlatacaklarini" dusunuyorum.
Benim algimda, meditasyon, bir cesit zihinden "arinma" ve zihin "bosaltma" eksersizidir. Yani bir cesit transa gecmektir ve dunya ile o an "iliskiyi" kesmek ve kendini tamamen konsantre olarak kendinden "koparmaktir"
Bu temelde baktigimizda, dogal zihniyetin dogal egosunun; bir cesit yasam ve iliskilerden ve de yasamin gerceklerinden "arinarak" kendisini "bosluga" vermesidir.
Meditasyon kisisel yapilan ve sadece kisinin kendi istemi temelinde yapilan bir egsersiz olma vasfiyla ve sadece yapildigi surecte gecerli olma vasfiyla, bir cesit yasam ve iliskinin surekliligine "ara vermektir"
Bu temeldede bakildiginda, meditasyonu yararinin sadece yapildigi sure ile sinirli oldugu algilanir. Halbuki yasam ve iliski, belki uyku disinda devam etmektedir.
Ben bu temelde meditasyonu, gecici mutluluk ve huzur veren bir uyusturucu olarak algiliyorum.
Iste bu temelde de, tibbi haplar, uyusturucular, her turlu tasavvuf ve hareketleri de ayni sonucu vermektedir.
Bu temelde de, insanoglu dogumundan olumune kadar olan yasam ve iliski surecinde, insanoglu gibi yasama adina ve hayattan hic bir an kopmama adina, dusunce ve davranisini devamli diri tutmak zorundadir.
Oyuzden eger bir kisi, icinde bulundugu zihniyetten "rahatsiz olup" ve belkide "zarar gorup" onu gecici "uyusturmak" yerine; bir kisi olarak, neden zihnini bosaltmak ve zihinde yasamamak istedigini sorgulamali ve cozumu gecici ve meditasyon surecinde degilde, kalici ve yasam surecinde cozmelidir.
Iste bu da her zaman vurguladigim gibi, kisinin kendi kendisini, kendisini rahatsiz eden, her konu da sorgulamasi ve rahatsizligi ne ise, onu beynini uyutarak ve/veya uyusturarak degil; aksine daha cok calistirarak ve rahatsizligini irdeleyerek cozmelidir. En azindan bu tip bir cozum, kisinin bilinclenmesini ve rahatsizliginin farkindaligiyla ona yanastiginin bir gostergesi olur.
Sonucta insanoglu turu ve biri, diger canlilardan farkjli olarak soyutlama ozelligine ve deneme&yanilma tecrubesine sahip olarak, dusunce ve davranis disi yasayamaz. Bu dusuncenin, otomatik, alisilagelmis, yerlesmis ve hafiza temelli olmasi veya o an ortaya cikmasi v.s. dusuncenin, uykuda bile, surekli suregelen bir surec olarak hareketi demektir.
Oyuzden dusunce ve zihniyet sifirlanarak ya da uyutularak/uyusturularak hem de gecici bir sure gelen mutluluk ve rahatlik, hayatin yasaminin gerceklerinden kopuk bir mutluluktur. Cunku yasam ve iliski devam etmekte ve rahatsizliklar her konuda insanoglu birini beklemektedir.
Sonucta, mutluluk/mutsuzluk ta mut kokeninin karsitligi ve bir duygu, his urunudur. Ustelik yasam ve iliskilerin devamli degisen ve goreceli bir kurgusudur. Bir an mutlu oldugunuzu dusunurken, alacaginiz bir haber veya vuku bulan bir olay, sizi mutsuzluga yonlendirebilir.
Iste burada onemli olan ve basarilabilmesi gereken, mutluluk/mutsuzluk karsitliginin hayatin bir duyumu oldugunu algilayip, olaylara notr ve mantikli yanasabilmek.
Istedogal zihniyetin dogal egosunun bu ben icerikli pasif ve de belirli bir sure getirdigi mutlulugun, insanoglu birine ne sagladigi, benim acimdan bir merak konusudur.
Ayica isteyen yazar arkadaslar, bu baslik altinda, dier zihin bosaltici uygulamalari "tasavvuf, yoga v.s.) bu baslikta dile getirebilirler.
Bir konuda meditasyon disinda kalan yasam ve iliskilerin, meditasyon surecinde verdigi zihin bosaltimiyla nasil bir paralel ideolojik inancsal bir dogru turettigi ve bu dogrunun nasil meditasyon yapmadan, meditasyon yapiyortmus gibi bir his verip/vermedigi de merak ettigim bir konudur. Yani meditasyon yapilmadigi surecte, kisi yasam ve iliskilerinde zihnini nasil bosaltabilir ve nasil zihnini uyutabilir. Cunku sonucta bir canlidir ve kendine has bir toplum isi yasam ve iliskileri vardir. Bu meditasyonsuz yasam ve iliski surecinde kisi, nasil pasif olarak zihnini bosaltabilir ve tum dunyada ve cevresinde olanlara seyirci kalabilir? Burada, vicdan ve akil nerededir? duygu ve dusunce nerededir?, duyum ve inanc nerededir?
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
04-08-2010, 00:35
Saygideger arkadaslar;
Asagidaki linkte de konu ile ilgili mesajlar var.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=1959
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayın evrensel-insan ,
Verdiğiniz bu link meditasyon konusunuyla çokta ilgili değil gereksiz yazılar var ...
Lütfen bu lingi geri alırmısınız?
İlk defa okuyacakların dikkatini dağıtabilir...
Saygılar...
Iste bu temelde de, tibbi haplar, uyusturucular, her turlu tasavvuf ve hareketleri de ayni sonucu vermektedir.
Okumaya ilk başladığmda aklıma gelen narkotik maddelerdi. Genel kanının aksine narkotik madde, polisin köpeklerle peşine düştükleri ile sınırlı değildir. Narkoz hazıl eden (bilinci geçici süre ile durduran) maddelerdir. Alkol, eter, propan v.b. maddelrde narkotiktir. Hatta kedi besleyenler bilirler belki, kedi otu (valeriana officinialis) bile narkotiktir.
Ayica isteyen yazar arkadaslar, bu baslik altinda, diğer zihin bosaltici uygulamalari "tasavvuf, yoga v.s.) bu baslikta dile getirebilirler.
Yukarıda yazdığım gibi zihin boşaltıcı uygulama değince (bitirme tezim narkotik kimyasallar olduğundan) hemen aklıma "Cannabis" geldi.
Bu hususta amaç çok önemli gibime geliyor. Cidden sarhoş olmak isteyen birisi çok az bir miktarla bile bilincini yitirebiliyor. Tasavvuf, yoga v.b. yola çıktığınız amaca kendi beyninizi şartlandırdığınız için olsa gerek herhalde işe yarıyor gibi gözüküyor.
Belki kötü bir benzetme olacak ama bana deneysel psikolojinin ilgi alanı "Klasik Koşullanma"yı hatırlattı. Veyahut placebo etkisini.
evrensel-insan
04-08-2010, 01:35
Saygideger Deran;
Olink disaridan verilmis bir link degil, bu konuya 2006 yillarinda da, site de deginilmis. Bende bunu yazimi yazdiktan sonra fark ettigim icin, ayni baslik diye ekledim.
Iki sayfalik bir link ve o zaman yazar arkadaslar, kendilerine gore bunu dile getirmisler. Ustelik, yazinin ustunden cok zaman gecti, yani "degistir" dugmesi olmadigindan, zaten istesem de, degistiremem.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
04-08-2010, 01:40
Saygideger AerA;
Ilk mesajimda da belirttigim gibi, benim algilamaya calistigim, bu bir yerde "beyni uyusturma(zihin ve dusunce acisindan)" durumunun geciciligi.
Yani, ickiden ornek verirsek; sarhosken belki hic bir sorun yoktur, ama ayildiginizda dunya ayni dunya sorunlar ayni sorundur. Iste bu temelde meditasyonu uygulayanlarin, meditasyon disindaki yasamlarindaki sorunlarla nasil bas ettikleri, yani sarhosluk bitmis, kisi ayilmis ve tum sorunlar ortada.
Bu temelde meditasyonun yarari nedir? Yani meditasyon disi gercek yasama etkisi nedir, var midir? Bir Kimyaci olarak ve mesajiniza paralel olarak, bu konudaki dusunceniz, nedir?
Ayrica bu plecebo ve etkisine de bir aciklik getirir misin?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Saygideger Deran;
Olink disaridan verilmis bir link degil, bu konuya 2006 yillarinda da, site de deginilmis. Bende bunu yazimi yazdiktan sonra fark ettigim icin, ayni baslik diye ekledim.
Iki sayfalik bir link ve o zaman yazar arkadaslar, kendilerine gore bunu dile getirmisler. Ustelik, yazinin ustunden cok zaman gecti, yani "degistir" dugmesi olmadigindan, zaten istesem de, degistiremem.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Gayriciddi bir topik olduğu için meditasyon başlığı altına yakışmamış o yüzden söyledim sadece bir kaç alıntı var meditasyonla ilgili...
Teşekkürler saygılar...
Bu temelde meditasyonun yarari nedir? Yani meditasyon disi gercek yasama etkisi nedir, var midir? Bir Kimyaci olarak ve mesajiniza paralel olarak, bu konudaki dusunceniz, nedir?
Ayrica bu plecebo ve etkisine de bir aciklik getirir misin?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayın evrensel-insan ;
Meditasyonun kanıtlanmış bir yararı olduğuna inanmıyorum. Açıkcası bunun üzerine çalışma yapıldığınıda sanmıyorum. Sıkıntı ve dertlerini kendi içine atıp durmaktansa başkalarıyla paylaşmak gereğine dayalı bir sürü söylem vardır.Bence meditasyon sıkıntı ve dertlerin yine bireyin kendi benliği ile paylaşılması gibi. Asosyal bir davranış gibime geliyor ki meditasyondan dem vuran kişilerin inziva hayatları sanki beni doğrular nitelikte.
Placebo etkisi ne gelince ; amcama ait hastahanede bazı hastalar üzerinde bizzat gözlemlediğim bir durumdur. Yapılan kan tahlilleri ve diğer tetkikler sonrası her hangi bir problemi gözlenmeyen bir kişi doktorun illaki ilaç yazmasını istiyor. Lakin siz teşhis koyamadığınız bu duruma etkin bir ilaçla cevap veremezsiniz. Sonuçta hastanın içindeki iyileşme dürtüsünü ateşleyen şeyin ilaç olduğu kesinse hiç bir etkisi olmayan placebo ilaçları tavsiye edersiniz. kalsiyum karbonat gibi mineraller tabletize hale getirilir ve hastaya sunulur. Kullandıktan sonra teşekküre gelen bir çok hasta gözlemlemişimdir.
Amaç hastanın kendince o ilaç ile iyileştirilmesi gibi gözüktüğü için, beyin hiç bir problemi olmayan vücuda ilaç girince şartlandığından dolayı düzelmiş hissi veriyor. Tamamen psikolojik.
Saygılar.
evrensel-insan
04-08-2010, 01:58
Saaygideger Deran
Bende "elimden gelmeyen sartlar" konusunda, gosterdigin anlayis icin tesekkur ederim.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
04-08-2010, 02:04
Saygideger AerA;
Meditasyon ile ilgili yorum ve gorusun ve de placabo ile ilgili verdigin bilgiler icin tesekkurler.
Peki bu temelde, meditasyon icin de "gecici bir plecebo etkisi" diyebilirmiyiz?
Birde diger sorum, plecebo etkisinin gectigi, yani meditasyonun bittigi andan sonraki kisinin yasam ve iliskilerindeki sorunlari, rahatsizliklari v.s. ile igili nasil "basettigi" hakkinda, goruslerinizi, ya da varsa bilgilerinizi, sormustum.
Yani meditasyonun, meditasyon yapilmadigi zamanlarda yerini ne alabilir, ki sorunlar tekrar "ertelensin/unutulsun?"
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayın evrensel-insan ;
Placebo etkisinin geçici olduğunu söyleyemem. Daha doğrusu bilmiyorum, ama aynı dertten yakınıp aynı etkisiz maddeyi almak için gelen olmuyor. Fakat bu benim gözlemim. Bir çok astım ilacının içinde saf su var denilmekte, (aslını bilmiyorum) astımlı olmadığı halde astımlı hissedenler için. Bu placeboya, psikolojik bir bağımlılık olmuş oluyor tabiki.
Meditasyon hususunda diyebilirim ki kişi kendini kendi ile paylaşma imkanı bulmuştur. Meditasyon bitince elbetteki "Welcome, to the Real World". Sonrasında hayatını ne şekilde idame ettirir, ilişkileri, sorunları v.b. nasıl üstesinden gelir bilmiyorum ama bence psikolojik olduğundan tekrar meditasyona yönelirler.
Saygılarımla
evrensel-insan
04-08-2010, 02:26
Saygideger AerA;
Birde, su "Klasik kosullanma" konusundaki, gorus, dusunce ve yorumlarini aciklar misin?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayın evrensel-insan ;
Mesajımda belirttiğim gibi pek uygun olmasada klasik koşullandırmaya benzetmiştim meditasyonu.
Klasik koşullandırma bildiğiniz üzere Ivan Pavlov'a 1904 yılında Nobel kazandırmıştı. Zil çalar ve köpeğin salyaları akar. Pavlov, bu davranışın, psikolojik etkinlikle özdeş olan yüksek düzeyde sinirsel etkinliğinin belirtilerinden biri olduğunu öne sürer.
Evet ortada bir zil yok, evet et verende yok ve elbetteki meditasyon yapan kişinin salyaları akmıyor ama beyin meditasyon ile bir şeyleri düzenlemeyi hedeflediği için, yani buna koşullandığı için, kanımca etkinliği varmış gibi gözükmekte.
Olaya bu bağlamdan bakınca aklıma placebo etkisi gelmişti ki onuda sonradan eklemiştim.
Saygılar.
evrensel-insan
04-08-2010, 02:50
Saygideger AerA;
Sormamdaki sebep, kullanilan ve gunluk kullanim olmayan kavram, kelime, tamlama v.s. lerin, kullanan yazar tarafindan aciklanmasi, yoksa benim bu gelen aciklamalara yorum yapmak gibi bir dusuncem zaten yok.
O yuzden aciklamalarin ve verdigin bilgiler icin, tesekkurler.
Aslinda, ben de bu etkiye bir ornek vereyim. Mesela basi agriyan bir kisi, eger kendisini "benim bas agrimi bir tek, atiyorum, anadin gecirir" diye sartlamissa, eger aldigi bas agri hapi, anadin degilse, basinin agrisi gecmiyor. Zannedersem, burada bir cesit dusuncenin beyni tatmini soz konusu.
Bunu, narkoz ya da anestetik almadan, fiziksel aci ve agri duymayan, kisilerin kendilerine aci duymadan aci vermesi ile de izah edebiliriz. Mesela, hint fakirleri.
Buradan anlasiliyor ki, beyine disaridan verilen fiziki mudahelenin (hap, icki, uyusturucu v.s.), yaninda; beynin kendi kendine verdigi uysturucu etkisi (meditasyon, aciya/agriya dayanma/hissetmeme v.s.) de mumkun.
Herhalde, ikincisi bir cesit, "Kisinin kendi kendinin beynini GECICI 'tedavisi, uyusturmasi, bosaltmasi' v.s." oluyor.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Kisaca kendi deneyimlerimden bir bakis acisi;
Meditasyon aslinda bir "ara veris" eylemi degildir. Bir din vs. uzantisi/bununla ilgili de degildir.
Dolayisiyla bitiminden sonra bir baska boyuta "yeniden hosgeldin" tarzinda bir baslangic soz konusu degil.. Rutine dokuldugunde daha kolay beyni bosaltma veya herhangi bir konuya (is, ders vs.) daha kolay kanalize olmayi saglar. Cok basit bir deyisle bu pratigi daha hizli edinebilirsiniz gunluk kosusturmaca icinde..
Olaylara ve yasama daha sakin bakmayi ogrettiginden, empati yetenegini gelistirmeye de yardimci diye dusunuyorum. Gun icinde yuklendigimiz negatif elektrigin, buyuk olcude empati kuramamaktan kaynaklandigini dusunmekteyim.
Beyindeki kimyasal elektrik tuketimini(sarj/desarj) dengeledigini de dusunmekteyim.
Olaylara ve yasama daha sakin bakmayi ogrettiginden, empati yetenegini gelistirmeye de yardimci diye dusunuyorum. Gun icinde yuklendigimiz negatif elektrigin, buyuk olcude empati kuramamaktan kaynaklandigini dusunmekteyim.
Beyindeki kimyasal elektrik tuketimini(sarj/desarj) dengeledigini de dusunmekteyim.
Sayın neva;
Bu konuları biraz daha açarmısınız. Yaşama daha sakin ne şekiilde baktırır ve empati yeteneğinin gelişimine katkısı nasıl olmaktadır gibi.
saygılar
Sayin AerA ;
Dedigim gibi benimki kisisel deneyimlerimden elde ettiklerimdir. Geneli yansitmayabilir.
Nerde yasarsak yasayalim, gun icinde pek cok sinir bozucu, olayla karsilamaktayiz. (is, trafik , sosyal iliskiler vs.) Ve en onemlisi, insan her yerde, her haliyle insandir.
Dingin'e ulasmamis veya kolayca ulasamayan bir beyin, bu tip olaylara bence daha nevrotik, agresif sekillerde yaklasmakta.. Bu pratige eristiginizde bu tip yaklasimlara daha bir sakin bakabiliyorsunuz. Biliyorsunuz ki karsinizdaki beyin, arinmakta gucluk cekiyor.
Cunku disardan sunulmus fazladan duzenli bir sarj/desarj rutini yok.
Siz de bilirsiniz, normalde beyin, her insanda sadece uyku evresinde desarja baslar. Disardan sinyal alimini en aza indirgeyerek gerceklestirir bu evreyi.. Uyku evresi bitiminde, yine yogun cift tarafli sinyal alisverisine gecer.
Bunun rutinin disinda, beyni fazladan rahatlattiginizda daha fazla pozitif elektrik uretirsiniz. Pozitif bakis acisinda, insanlar daha sakin, daha sogukkanli yaklasirlar olaylara.. Eger bu pratigi yakalamissaniz, henuz bilincli olarak bu pratige ulasmamis insanin davranislarina empati ile yaklasirsiniz. Siz de onceden ayni sekilde davranmissinizdir zira..
Aksi takdirde tum insanlar bir sekilde meditasyon yaparlar. Ama cogunluk, bu bilincsizdir. Bir insanin isteyerek hamur yogurmasi, bir baskasinin maket ucak yapmasi, el becerilerine dayali urunler uretme vb..
Sonucta enerjinizi, dikkatinizi bir yone kanalize ederek yogunlasirsiniz.
paslıçivi
04-08-2010, 08:13
http://arsiv.sabah.com.tr/2005/07/17/cp/gnc115-20050716-101.html
sevgili e.i.. bir üyemizin bana ö.m den verdiği linki buraya alıyorum.. bu topiğe fırsat buldukça katkıda bulunmaya çalıcağım..
evrensel-insan
04-08-2010, 20:56
Saygideger paslicivi;
Bilimiyorum, verdigin linkte yazan herseyle hemfikir misin?, su cumle;
Bunun için insanın öncelikle kendinden daha güçlü bir şeye inanması gerekir-Alinti-
Tamda dogal zihniyetin, her turlu dogal egosunun Insanoglu dusuncesinde yarattigi ve insanoglunu caresizlige, teslimiyete mahkum ettigi bir cumle.
Evrensel insan zihniyeti ve birey bilincinin tursel selfinin, ZIHIN ACIKLIGINI tutsaklayan, boyunduruga baglayan, kendi turu ve birini yok sayan dogallik kisvesi altindaki yonlendirim ve yaptiriminin, ayrimci, cikarci, bencil, guce, otoriteye ve iktidara taptiran ve yonlendiren, insandisi bir nesneyi oznellestiren, ya da bir ozneyi nesnellestirerek TANRILASTIRAN Dogal zihniyetin temel dusuncesidir.
Iste tum, Dusuncenin metafizik ve etik; Tanrisal, ideolojik, inancsal, dogrusal, spekulatif, doga ustu, dunya otesi, mistik, efsanevi, mitolojik dusunce, davranis ve yonlendirim/yaptirimlarinin temeli bu cumledir.
Guclu olanin kazanacagi, genin bencilligi, kanin asilligi, deri renginin farki, kafatasinin buyuklugu/kucuklugu, zekanin geriligi/ileriligi ve de tum inanc temelli "bilimsel gorunumler de, tam bu cumlenin bir urunudur.
Bu cumledir, insanoglunu insanlastirmayan. Oyuzden bu cumle iyi ezberlensin ve her okur, bu cumleye karsi, dusuncesini ortaya koysun. Cunku INSANOGLU ILE INSAN'IN AYRIMI TAM DA BU NOKTADADIR. INSAN TEMELI VE DIGER TEMELLERIN AYRIMI TAM DA BU NOKTADADIR.
Tarihin insanoglundan insana donusumunu de bu cumle saglar.
Bu cumle, insanoglunu ve birini dogal zihniyete ve dogal egoya, dogallik kisvesi altinda kul eden, kole eden, teslim eden zihnin, siniri, sonu, tutsakligi ve boyundurugudur.
Isteyen teslim olur, isteyen insanlasir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Saygideger arkadaslar;
Asagidaki linkte de konu ile ilgili mesajlar var.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=1959
Saygilarimla;
evrensel-insan
Peki sayın evrensel -insan, siz verdiginiz linkte yazan herseyle hemfikir misiniz?
saygılarımla...
evrensel-insan
04-08-2010, 22:25
Saygideger deran;
Daha once de soyledigim gibi, bu konu site de tartisilmis ve bende bu gercegi sadece gorunurluge getirdim.
Bir kisinin bir link vermesi, tabi ki o link ile hemfikir oldugu anlamina gelmez. Bende o yuzden, o linkteki en belirgin ve bana gore o linkteki dusuncenin ozunu veren kismi alintiyip sordum.
mesajimi dikkatli okursaniz, paslicivi arkadasin, "hemfikir" oldugunu soylemedim, sadece sordum.
Bana sordugunuz sekilde konuya deginirsem, o linkteki her yazar, kendi gorusunu kendi bilgisi, birikimi v.s. ile dile getirmis, bu onlarin dile getirimidir ve sadece onlari baglar, onlarin dile getirdikleri sekilde, ben bir dile getirimde de bulunmadim. Bunun anlami da, o yazarlarin yazdiginin tarafimdan notr algilandigi anlamini tasir.
Isin acikcasi, her mesaji da okumadim. Sadece Tuzuk acisindan, ayni konudaki iki basligin bir araya getirilmesi gerektigini dusundum. Sonucta bir mod arkadas da, bunu fark ettiginde, aynisini yapardi. Cunku baslik ayni. Ayrica, basliga mesaj atan her yazar da, kendi birikimlerini dile getirmis.
Peki siz, benim paslicivinin vermis oldugu linkten yaptigim alinti ile hem fikir misiniz?
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayın evrensel-insan şunumu demek istiyorsunuz ben daha önceki meditasyon topiğini okumadım, okumadan oraya ekledim eğer öyleyse mesele yok...
Herkes böyle hatalar yapar...
Sorunuza gelelim ben hemfikir değilim ama meditasyona da karşı değilim ve bende meditasyon yaparım...
saygılarımla...
evrensel-insan
04-08-2010, 22:47
Saygideger Deran;
Sayın evrensel-insan şunumu demek istiyorsunuz ben daha önceki meditasyon topiğini okumadım okumadan oraya ekledim eğer öyleyse mesele yok...
Konu okuyup, okumamak degil. Bakin, arasira ben dahil, modlar ve uyeler bu sitedeki bazi basliklari "guncelleme" yaparlar, neden?, nedeni mesajlarla hemfikir olundugundan degil; sadece o basligin guncelleme yapan yazarca, yeni yazarlarin yeni mesajlar atmalarini ve basligi guncel tutmayi istedigi icin. Ustelik, bu iki konunun basligi tamamen ayni ve iki basligin birlestirilmesi de bir tuzuk kurali.
Herkes böyle hatalar yapar...
Dolayisiyle benim yaptigim bir hata degil, bir tuzuk kuralini yerine getirmek.
Sorunuza gelelim ben hemfikir değilim ama meditasyona da karşı değilim ve bende meditasyon yaparım..
Cevabiniz icin, tesekkurler. Konu zaten, meditasyon taraftarligi/karsitligi degil; sadece meditasyon konusunun sorgulanmaya, tartismaya ve site yazarlarinin bu konudaki bilgi, birikim, gorus ve yorumlarini dile getirmeye yonelik.
Farkindaysaniz, kimse "ben meditasyona, karsiyim/degilim" diye degil; sadece bu konudaki dusuncelerini dile getirmek icin, mesaj atiyor ve en azindan meditasyon yapmis, ya da yapmakta olan yazar arkadaslarin bu konudaki birikimlerini dile getirerek, sitenin yazarlariyla paylasmasi soz konusu.
Mesela siz de, en azindan, neden meditasyon yapmaya karar verdiginizi, yaptiginizi ve meditasyondan ne yarar sagladiginizi ve nasil ve ne kadar araliklarla yaptiginizi v.s. site yazarlariyla paylasabilirsiniz.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayın evrensel -insan eğer o topiği okusaydınız o saçma sapan yazıların altına bu tartışmayı açmazdınız diye düşünüyorum mesele tüzük olabilir ama tüzüğe de uygun bir işlem yapılırdı..
Meditasyon nedir değilde başka bir başlık açılırdı bence o topiğin forum kirlerine gönderilmesi gerekir.
Sizinde açtığınız topiğin ve sonra eklediğiniz lingin neler içerdiğini bilmeniz gerekirdi diye düşünüyorum ayrıca bu konu çok uzatıldı bana göre...
Yada topiği okuyup özellikle de meditasyon konusunu bu topiğin altına açmış da olabilirsiniz...bilmiyorum...
saygılarımla...
evrensel-insan
04-08-2010, 23:16
Saygideger Deran;
ayrıca bu konu çok uzatıldı bana göre.-Deran-
Aynen.
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
05-08-2010, 08:30
Bilimiyorum, verdigin linkte yazan herseyle hemfikir misin?, su cumle;
sevgili e.i..
verdiğim linkteki bırak herşeyi hiçbiriyle hemfikir değilim.. bu linki buraya koymamın sebebi; bana ö.m. yoluyla bu konuda fikrimi soran üyemize her zaman yaptığım gibi konuyu özelden tartışmaktansa herkese açık olsun diye foruma taşımaktan başka bir şey değildir.. çünkü bir çok üyemiz bazı konuları benimle özelden tartışıp konuşmak istiyor, ben de bunun doğru olmadığını ve de buna zamanım olmadığı için forum genele taşıyorum..
gelelim linkin içeriğine..
burdan dikkat edilmesi gereken tek nokta "ben ötesi psikoloji" kavramıdır.. klasik/modern psikiyatri hala freud'un ıd, ego, süperego kavramları üzerinden gider.. özbenlik gibi bir kavram modern psikiyatride pek yer bulamaz.. o yüzden klasik psikiyatri muhammedi, musayı, isayı, taoyu budhhayı tanımlayıp sınıflayamaz..
tanımlayıp sınıflayamadığı gibi burda görüldüğü üzere koca psikoloji profesörü gider "ben müslümanım" diyerek muhammedin takipçisi olur.. çünkü burda adı geçen profesör meditasyonda başarılı olamamış ve hala zihinde yaşayan biri olduğu için batı zihinli "tek tanrı soyutu"na teslim olmak zorunda kalmıştır..
işte benötesi psikoloji kavramı bu insanları açıklamaya çalışır.. bu işi (meditasyonu) dünyada en iyi budizmin "zen kolu" ve bir parça da "sufizim" becermiştir..
sufizm bir parça becermiştir diyorum çünkü sufiler meditasyon yapar.. ama yaptıkları meditasyonda cevizin kabuğunun kırıp tam olarak öze inememişlerdir.. mevlana, yunus, ömer hayyam sufizm bilinaçıklığında olan insanlardır.. meditasyon egoyu/benliği parçaladığı için kişiyi insanlaştırır.. ama bir parça..
sufiler muhamedçidir ama klasik bir müslüman gibi islam dışı inanırları dışlamazlar, onların yanlış yolda olduğunu dile getirmezler.. mevlanın "ne olursan ol gel" demesi gibi.. ya da ömer hayyamın islama karşıt o tüm şiirlerine rağmen hala allah/muahhammed zihninden arınamaması gibi..
burdaki psikoloji profesörü bilgili bir kişidir ama bilge değildir.. dünyada tüm bilgileri de öğrenseniz, şayet kişi dönüşmemişse sadece bilgili kalır.. bilgili kalıp dönüşememek de sırtında dünyanın kütüphanesi taşıyan bir katırlık gibidir..
bir çok insanın bilinaçıklığı bir şekilde yükselir ve varolan bilinç/inanç deklarasyonuyla tatminsizlik yaşamaya başlar.. çünkü bilinç açılınca varolan inanç "?" boşlukları doldurmaya yetmez ve bilinçte biraz boşluk oluşur ve kişi huzursuzlanıp arayışa girer.. o "?" boşluğu doldurmak zorundadır, çünkü o "?" bilinemezliktir ve bir insan bununla yaşamaya uygun henüz evrimleşmemiştir, çünkü duygulanma kompenenti dengeleyip tatmin/mutlu olamaz..
burdaki şahsa çocukluğunda zaman ve coğrafya gereği musevilik paket programı yüklenmiştir.. daha sonra yaptığı meslek ve bir şekilde açılan bilinci dolasıyla musevilik bu kişideki "?" boşluğu doldurmamaya başlayıp kişiyi arayışa itmiştir.. yıllarca doğu mistisizmi incelemiş, ordaki mistiklerle tanışıp konuşmuş, meditasyon yapmış ama edindiği tüm bilgilere ve yaptığı meditasyonlara rağmen bu "?" boşluğu bir türlü dolduramayıp zihin/ego artıklarına teslim olmak zorunda kalmıştır..
kişide yüklü olan zihin "batı" zihnidir, yani "tek tanrı" zihnidir.. bu insan zihinden/egodan tam olarak arınabilseydi yani dönüşebilseydi bu zihnin artıklarına teslim olmayacaktı..
ve bu zihin artıklarıyla beraber doğu zihninin tanrısız(budizm) ve çok tanrılı(hinduizm) inanç deklarasyonlarıyla tatmin olması, uyumlu huzurlu yaşaması imkansızdır.. bu insan budizmi veya hinduzimi de seçebilirdi ama ikiye bölünmüş zihin onu kesinlikle rahat bırakmayacak ve kişideki zihin çatışması devam edip gergin, sinirli, huzursuz, tatminsiz, gizliden gizliye arayışına devam eden biri olacaktı.. çünkü tek tanrı zihni ile tanrısız veya çok tanrılı zihin aynı bilinçte rahat durmaz, kardeşçe yaşaması imkansızdır..
sufiler de aynı şekildedir.. zihni/egoyu meditasyonla bayağı bir temizleyip insanlaşmışlardır.. ama tam bir arınma/temizlik yapamadıkları için tek tanrı/islam zihin/ego artıklarının kölesidirler..
oysa meditasyon tam anlamıyla hakkıyla yapılabildiğinda yada o derin trans hali sadece ve sadece bir kez deneyimlendiğinde kişi zihinsizliğe ulaşır.. kişi artık "ol"muştur..
"zihinsizlik" dediğim şey sıfır düşüncede tabula rasa olan bebektir.. bir bebekte sıfır zihin vardır.. henüz insan olan ataları ona hiçbir zihin/veri bankası yüklemesi yapmamışlardır.. o yüzden bir bebek veya küçük bir çocuğun ne dini inancı, ne milliyeti, ne siyasi görüşü, ne ahlaki yapısı, ne de bir tabusu vardır.. o özünde yaşamaktadır, hiçbir tabunun/öğretinin/nonbilginin kölesi değildir henüz..
işte meditasyon dediğim şeyde "o an" bir kez deneyimlenebilirse kişi çeperden(sahtebenlikten) merkeze(özbenliğe) fırlatılır, yani kişi dönüşür... yani kişi yaşarken ölüp(ego) tekrar doğmuştur(özbenlik).. o kasırganın çeperindeki savrulmalardan kurtulup merkezindeki durgun/dingin ölü nokta dediğimiz merkeze fırlatılır.. ve artık sadece dışardaki kasırgayı sessiz ve sakin gözleyendir, tanıklık edendir.. kasırganın bir parçası olduğu halde savrulmaz..
paslıçivi
05-08-2010, 08:54
Bunun için insanın öncelikle kendinden daha güçlü bir şeye inanması gerekir
işte bu durum hala zihinde yaşayan bir insanın teslimiyetidir.. sadece o kişiyi bağlar.. bu insan "tek tanrı " zihninde yaşadığı için bu deklaresyonu yapması çok doğaldır ve bu o kişinin gerçekliğidir.. gerçek olmadığı halde..
Bu cumledir, insanoglunu insanlastirmayan. Oyuzden bu cumle iyi ezberlensin ve her okur, bu cumleye karsi, dusuncesini ortaya koysun. Cunku INSANOGLU ILE INSAN'IN AYRIMI TAM DA BU NOKTADADIR. INSAN TEMELI VE DIGER TEMELLERIN AYRIMI TAM DA BU NOKTADADIR.
Tarihin insanoglundan insana donusumunu de bu cumle saglar.
Bu cumle, insanoglunu ve birini dogal zihniyete ve dogal egoya, dogallik kisvesi altinda kul eden, kole eden, teslim eden zihnin, siniri, sonu, tutsakligi ve boyundurugudur.
Isteyen teslim olur, isteyen insanlasir.
sevgili e.i haklısın ama son cümlende işte senin yumuşak karnın ortaya çıkıyor..
bu insanoğlunun istemesinde değildir.. sen şayet teizmi, nonteizmi birebir deneyimleme/yaşama şansın olsaydı böyle konuşmazdın..
benim insan "nörokimyasal bir robottur" dediğim şey budur işte.. ben koyu bir müslaümanlıktan bu aşamaya geldim.. her kademeyi bizzat deneyimledim, yaşadım.. ve şimdi geldiğim noktadan geriye baktığımda insanoğlunun nasıl derin uykuda bir farkındalıksızlıkla yaşadığını gözlemliyor ve o yüzden herkesi olduğu gibi kabulleniyorum diyorum..
bir insan kendi isteğiyle teizmden, nonteizmden çıkamaz ya da bunlar arasında geçiş yapamaz.. çünkü ortada gerçek kendisi yoktur..
ve kişinin gerçek kendisi türevdir, sekonderdir, ikincildir..
primer olan yegane şey somut olan beynimizdir..
beynimizin nöro/fizyo/kimyasal yapısı, içeriği, niteliği değişmediği sürece kişi sahipolduğu bu bilinç/inanç deklarasyonunda yaşamaya mahkumdur..
bu dünyada ne müslümanı ne hristiyanı ne budisti ne ateisti ne deisti ne panteisti hiç biri bulundukları, savundukları soyutu kendi özgür/hür iradeleriyle bilinçleriyle seçmiyorlar..
hepsinin sahiplenip savunduğu soyut, onların beyin nörokimyalarının onlara dayattığı bir deklarasyondan başka bir şey değildir..
Sevgili paslicivi,
Ben sizinle bu konulari tartisacak, durumda oldugumu sanmiyorum. Sizi kendi seviyeme cekebilip belki bazi konularda daha aydinlamami saglamak ta biraz zor görünüyor. Ama burda egoist davranmak zorunda oldugumu düsünüyorum, cünkü ben bir yola girdigimi hissediyordum.
Muhammedin hayatini anlatan roman vari ama hayli tarih yüklü bir kitap gecti elime. Okudum. Bittiginde kendimi tutamadim, hickiriklara boguldum. Onlarla birlikte orda olmak, o hayati yasamak ve onlardan biri olmak istiyordum. Ama bu imkansizdi, artik
bilmek istedigim tek sey vardi. Muhammed bu insanlara ne vermisti? Ebubekir, Ömer, Ali, Osman ve öteki bir coklari. Kadinlar ve cocuklar. Kendisi öldügünde zirhi biraz bugday karsiligi bir yahudide rehindi.
Bunu ariyordum. Ne... Ne vermisti? Hani yasini basini almis adamlar cogu. Her birinin farkli gecmisi var. Cogunun okuma yazmasi bile yok.
Bir fuari dolasiyordum, bana göre kendinden ümidi kesmisler icin artik yayin evleri cocuklari hedef almislar "baba bana Allahi anlat", "anne bana dinimi ögret" gibi cicili bicili kitaplar dolu.
Birinde dizmisler üstüste yüzlercesini bir kitap. Elime aldim "900Katli Insan"... Ilginc psikoloji-misikoloji.
-Beyefendi nedir bu kitap ne anlatiyor?
(kendi okumadigi belli)
-Eeee valla o cok önemli bir kitap, insandan bahsediyor.
-Nasil yani nesinden? gibi bir kac dakika soru cevap sonra;
-Seyyy yazari burda isterseniz kendisiyle konusabilirsiniz. deyip kurtuluyor
-Ciddi mi memnun olurum.
-Efendim ben filan
-Bendeniz M.M., buyrun sizi dinliyorum, yada o manada gözlerimin icine bakti.
Bi an o kitabi(Muhammedin Hayati) bitirdigim psikolojim beni ele aliyor. Bogulacagim hickiriga kendime hakim olamiyorum. Bogazimda kocaman kocaman dügümler, yutkunuyorum care yok. Noluyoruz sakin ol diyorum kendime. Zor bela biraz toparladim ama artik uzatacak takatim yok biliyorum.
-Efendimizin arkadaslarina verdigi seyi ariyorum. Bu sizin kitabinizda var mi?
-Neyi aradiginizi tam anlayamadim biraz acar misiniz? Yada bu manada bakislar hic birsey dogru dürüst hatirlamiyorum. Hatirladigim tek sey adamin müthis derecede alcak gönüllü tavirlar sergilemesi.
-Yani efendimiz bir sey verdi/yapti onlara, ne bileyim birseyler oldu sonra bu bedeviler olagan üstü oldular neydi bu? Ben bunu ariyorum sizin kitabinizda varmi? (hani yoksa bosa ugrastirma der gibi)
-(tam hatirlayamiyorum diyalogu, birinin benim burda verdigim cümlelerle kalkip ücüncü sahislar hakkinda zanda bulunmasini da istemiyorum) hikmet olabilir belki aradiginiz, bu benim kitabimda vardir belki, ama varsa bile mevlanadan ve/veya ibn-i arabiden dolayi kendimden degil.
Artik (zaten kitap bulamadim dogru dürüst.)
-Aliyim ozaman ne kadar?
-Beyefendi ilgilensin, isterseniz bir tane imzalayabilirim.
-Tabi tabi cok sevinirim.
Bu durumlarda hizli okumayi beceremiyorum. Bir ay sürdü. Okudum. Cok seyler ögrendigimi düsünüyorum.
Bu kitap beni bu yola biraz daha cekti.
Ben nefsin katmanlari oldugunu biliyordum, tasvvuf, sufizm falan yüzeysel ama bunlarin bilimsel aciklamalarinin olabilecegini ve hatta insanin gercekten huzurlu bir hayat yasayabilmesi icin yapmak zorunda oldugu bir takim seylerin olmazsa olmazligi hususunda tatmin degildim belkide. Belki halada degilim.
-Nefsini öldüremeyecegini zaten öldürmesi de gerekmedigini aksine islah etmesi, bir dizi egitim ve uygulama ile tatmin etmesi gerektigini.
-Nefsin tatmin edilmesinin en önemli yollarindan birinin baskalarina vermek oldugunu.
-Ani yasamanin önemi
-Ölmeden ölmenin nasil mümkün olabilecegi.
-En üstteki bilinc seviyesinin(tam sinir cizilememekle birlikte) hayatin bütün alanlarinda kesintisiz devam ettirilmesinin mümkün oldugu.
-Rüyalarin aslinda bizi yönlendirmek ve bu yolda egitmek icin dizayn edildigi.
-Bütün bunlari siradan insanlar hayati normal yasarken yapabilirler/yapmalilar hususunda bir cok bakis acisi.
Gibi(Kitap yanimda olsa bakar daha aklima gelmeyen seylere de deginirdim.) bir cok hususta isik tuttu bana.
Su günlerde bu isi bir rehbersiz yapmaya kalkarsam ormanda kaybolurum diye düsünmeye basladim.
Bana tavsiyeleriniz olabilir mi?
Siz Islami yasadiginizi ve bir sonraki duragin mi bulundugunuz sevye oldugunu söylüyorsunuz?
Iletideki Prof.un gazete röportajindaki cümlesi ki kendisine ait oldugu ve onun düsüncesini tam temsil edip etmedi tartismali dururken iste bu demek dogru mudur?
Saygilar...
sakin bir göl kenarında balık tutmak da insanı dinlendirir.
zihnini boşaltmak ise mesele bunun onlarca kaynağı var.
meditasyon bunlardan biri olabilir, teknik açıdan en iyisi bile olabilir.
ancak baz arkadaşlar meditasyonu bir tür bilgi kaynağı ya da metododlojik bir şey falan mı zannediyor.
ne bu, sezgicilik mi bir çeşit.
beyler iyice uçmayalım ya.
komik oluyor.
neredeyse epistemolojik bir metod yerine koyacaksınız meditasyonu.
zihin boşaltmak için orgazm cigarası önerebilirim.
kesinlikle meditasyona beş çeker.
Kendisi öldügünde zirhi biraz bugday karsiligi bir yahudide rehindi.
Sayın karınca;
Yazdıklarınızı okuduğumda özellikle yukarıdaki cümleye takıldım kaldım. Haddimi aşıyorsam affola ama veda haccında kendi sürüsünden 100 deveyi kesen birinin zırhının, bir avuç buğday için bir emanetçide bulunması kadar tuhaf bir durum olamaz. Birisi yalan "Ya 100 deve kesmedi, ya zırhı emanetçide değildi".
Esen kalınız.
evrensel-insan
05-08-2010, 20:48
Saygideger paslicivi;
Sana daha once de belirttigim gibi, insanoglunun zihniyetini ve aciklik ufkunu, bir nesneye (norokimyasal yapi/varolus v.s.) oznel icerikle bagliyarak teslim etmek; insanoglunun dogal zihniyetinin dogal egosudur. Halbuki insansal zihniyetin, egoyu algilamis, farkina ve bilincine varmis selfi, insanoglu zihniyet sinirinin disinda bir aciklik ufkudur. O yuzden self ile egonun cesitlerinin farkini iyi algilayalim. Bu selfin de, kisinin egosundan duydugu rahatsizlik ve gordugu zarar temelinde ve ego sorununu ne duzeyde bir cozume tasima temelinde, bir sorgulama, gozlem, deney, birikim, bilgi kendini yetistirim v.s. oldugunu algilayalim.
Butun mesela, icinde bulundugu dogal zihniyetin, dogal ego temelli getirecegi dusunce ve davranislardan, ya rahatsiz olmak, ya zarar gormek, ya bir acaba belirmesi, ya da bir sorun oldugunu algilamak, farkina ve bilincine varmakta yatar.
Iste bu temelde de, ayni zihniyetin egolari olan, her turlu, tartismali, ispatli, dogrulu,ideolojili, inancli, epistemoloji ustu her turlu metafizik ve etik deger, veri tabu duzeyi, kendini ya bir soyuta, ya da bir soyut ile besledigi ve icerik verdigi somuta teslim eder, self ise, bu teslimiyeti veren her turlu sinirin, acilimi ve acikligidir. Bu da zihin ile ve onun deneysel, gozlem, bulus, arastirma, sorusturma icerikli dusunce ve davranis uretmesiyle saglanir. Iste bu temelde de, senin mesajindaki dusunce dile gelimi ve meditasyonun gecici zihin bosaltimi, dogal zihniyetin dogal egosuna, o veye bu duzey ve bilincte getirilen teslimiyet demektir. Tabi bunun kisiye, bencil bir mutluluk vermesi, ustelik kisinin bunu mutlaklastirmasi da, zihin ufkunun siniri ve teslim olusudur, zaten. Bu da o zihni dusundurmek yerie, zihne nokta koymak ve hatta zihinden bosalim ile mumkundur. Iste ego ve self tam da zihine bakis acisindan biribirine karsittir ve rakiptir. Ustelik ayni bedenin beyninde.
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
06-08-2010, 05:48
cünkü ben bir yola girdigimi hissediyordum.
sevgili karınca..
"yola girdiğimi hissetmek" demek şimdiye kadar sahip olduğunuz bilinç&inanç birlikteliğinin değiştiğini gösteriyor.. ki bu durum duygulanmanızı etkileyecektir daha doğrusu dengesizleştirecektir, sizi tatminsiz kılacaktır..
ve sizi bir arayışa itmiştir.. çünkü sahipolduğunuz bilinçaçıklığı ve bunun karşılığı olan inancınız şimdilik birebir örtüşüp sizi tatmin etmiyor.. ve bilincinizde "?" tatmin edilmesi gereken boşluklar var.. bilinç kendinde oluşan bu boşluğu sevmez ve hemen bir inançla doldurmaya çalışır ve doldurur da..
bu bilinç&inanç değişikliği olmasaydı siz eski pozisyonunuzda olur ve bir "yola girdiğinizi hissetmez"diniz..
Muhammed bu insanlara ne vermisti? Ebubekir, Ömer, Ali, Osman ve öteki bir coklari. Kadinlar ve cocuklar.
bakın siz de her insan gibi hala zihinde yaşıyorsunuz.. yani bir zihin hapsindesiniz, zihninize vurulmuş o ağır zincirlerin kölesisisniz.. bunları sizi eleştirmek için söylemediğimin de sanırım farkındasınızdır..
zihin dediğim şey siz doğduktan sonra size yüklenen bilim dışı tüm öğretilerdir, bunların başında dini inanç, sonra ahlaki yapı ve miliyet/etnik yapı vardır..
şimdi sizi biraz zihin hapsinden kurtarmaya çalışalım.. Muhammedin bu insanlara "ne verdiğinden" öte niçin muhammed?
zihin hapsinde kurtulup şöyle yeryüzünden biraz yükselin ve dünyaya uzaydan bakın bakalım.. gözünüzün önünde o meşhur çarşaf gibi kocaman dünya atlası olsun.. bu koskoca dünya insanlığının hem zaman hem coğrafya olarak niçin muhammedi seçtiniz ve onun hayatını anlatan bir kitabı okudunuz?
sizin gibi bilinci tatminsiz kalmış ve arayışa giren bir japon/çinli niçin önce muhammedi değilde Budhha'nın hayatını okur..
bir avrupalı/amerikalı niçin isa'yı, bir yahudi niçin musa'yı, bir hindu mahavira'yı, bir alevi Ali'yi okur da muhammed'in hayatını okumaz..
önce insanoğlunun nasıl bir zihin hapsinde yaşadığını algılamanızı istiyorum.. dünyadaki her arayışa girmiş insan önce zihnine yükleneni araştırır, okur.. çünkü problem o zihnin kendisidir, içindeki şeydir ya da varolan tatminsiz boşluktur..
dünyada ne kadar gelmiş geçmiş üstbilinç/mistik diğer insanlara ne verip onları peşinden sürüklediyse muhammed de o çevresindeki insanlara onu vermiştir..
gidin isa'nın havarilerini araştırın, budha'nın tao'nun müritlerini, mevlana'nın ilk peşinden gidenleri yada mevalana'nın tebrizli şems'e olan aşkını ve onun arkasından gidişini inceleyin, araştırın..
her insan kendi zaman ve coğrafyasının mistiğinin peşinden gitmiş, etkilenmiş ve daha sonra kendinde oluşan bu zihni doğurdukları yeni nesillere aktarmıştır.. dünya inanç atlasını internetten bulup araştırın ve inceleyin.. ne kadar çok inanç çeşidi olduğunu ve hepsini belli coğrafyalarda hakim olduğunu göreceksiniz..
bunun tek bir sebebi vardır.. varolan zihnin bir sonraki nesillere aktarılması.. siz şimdi israilde doğup bu bahsttiğiniz bir yola girme işlemini yaparken muhammed umrunuzda bile olmayacaktı, ya da uzak doğuda dünyaya gelseydiniz yine muhammed umrunuzda olmayacaktı.. şu an bir buddha, mahavira, musa, isa, tao sizin nasıl çok fazla zihninizde ve umrunuzda değilse, orda dünyaya gelen insanlar için de aynı şey geçerlidir..
sizin Buddhaya verdiğiniz değer ne kadarsa, uzak doğuda doğup büyümüş bir insan da muhammede o kadar değer ve önem verir.. yani umrunda bile değildir.. çünkü o da hala zihinde yaşamakta ve zihninin kölesidir..
burda mesele ali, veli, muhammed, tao, buddha, isa, musa değildir... burda mesele bilinç&inanç birlikteliğinde yaşayan insanoğlunun bu bilinciyle inancı arasındaki oluşan "?" boşluğun yani tatminsizliğin giderilmesi meselesidir..
hepimiz insanız ve beyin denen bir organ tarafından idare edilip yönetiliyoruz.. bu birincil olan beynimizin nörokimyasal yapısı nedeniyle ikincil olan bir bilince sahibiz.. ve bu bilinçaçıklığı tüm dünya insanlığında parmakizi çeşitliliği kadar zenginlik gösterir..
ve bu kadar zengin bilinçaçıklığında yaşayan insanoğlunun bilince bir varlık/evren/varoluş yansımaktadır ve insanoğlu bilincine yansıyan bu varlığa bir anlam/içerik/öznellik vermek zorundadır..
ve bu varoluşa bir anlam/içerik verme konusunda insanlığa yön verenler işte bu muhammed tao isa budhha konfiçyus, musa gibi üstbilinç insanlardır.. hepsi kendi zaman ve coğrafyasının soyutunu yaratıp, özüne inmenin verdiği biyoenerji ile insanların bilinçlerindeki oluşan "?" boşlukalrı doldurup, insanın yaşamına bir anlam içerik katarak bu yaşam denen zorlu mücadeleyi katlanılabilir kılmışlardır..
bu konuda dünyanın batısı tek tanrıyla(semavi dinler) soyut kurarken, doğusu tanrısızlık(budizm) ve çok tanrılı(hinduizm) soyutlar kurup nesilden nesile zihin olarak aktararak günümüze kadar gelinmiştir..
Siz Islami yasadiginizi ve bir sonraki duragin mi bulundugunuz sevye oldugunu söylüyorsunuz?
Iletideki Prof.un gazete röportajindaki cümlesi ki kendisine ait oldugu ve onun düsüncesini tam temsil edip etmedi tartismali dururken iste bu demek dogru mudur?
ben zaman ve coğrafya gereği savunmasız bir çocuk iken bana islam zihni yüklendiği için ilk bilinç boşluğum dolasıyla müslümanlıkla tatmin edilmiştir.. daha sonra sırasıyla ateizm, deizm, panteizm, agnostisizm gibi bilinç seviyelerini bizzat yaşayıp deneyimledikten sonra şu an "farkındalık" dediğim bir düzeydeyim.. varoluş bir gizemdir diyor ve her insanı da kendi bilinç&inanç deklarasyonuyla olduğu gibi kabul ediyorum diyorum.. çünkü bu değişiklik maalesef insanoğlunun özbilinci/idaresinde olan bir şey değil..
ama bunun farkındalığına varabilmek için bu aşamaları bizzat deneyimleyip yaşamak, yani dağın tepesine tırmanarak çıkarak sonra aşağıya bakıp ne olup olmadığını görebilmek gerekiyor.. ve her insan bu dağa çıkarken bulunduğu noktayı zirve zanneder ve kendi bilincine yansıyan varoluşu bildiğini zannetme yanılgısında yaşar ama zaten bu bir zorunluluktur.. dağda yukarı çıktıkça bidiklerimizin ne kadar az, bilmediklerimizin ise sonsuz devasa bir boşluk olduğunu görürsün..
paslıçivi
06-08-2010, 07:05
meditasyonun gecici zihin bosaltimi
sevgili e.i..
meditasyon geçici zihin boşaltımı değildir..
meditasyon batı dünyasının yabancı olduğu ve yavaş yavaş öğrenmeye başladığı, doğu dünyasında da binlerce yıldır olan ama henüz tam ve zamanında uygulanamadığı için doğu dünyasında bile bir çok insan tarafından henüz önemi tam kavranamamış bir olay..
daha önce açıklamıştım.. insanoğlu doğduğunda küçük bir bebek/çocukken ne bir düşüncesi ne de ataları tarafından bir bilgi/inanç yüklemesi yapılmamış tamamen özünde yaşıyan bir canlıdır.. çok doğaldır, hiçbir yapmacıklığı yoktur, neyse odur, içidışı birdir.. ama bu özünde yaşayan bebek/çocuk büyüdükçe yaşadığı toplum tarafından kirletilir.. hem bilgi hem öğretilerle.. ve yapmacıklığı başlar, artık içi dışı bir değildir, doğal değildir, özünde değildir.. toplum tarafından şekillendirilmiş ve programlanmış bir robottan başka bir şey değildir..
doğduğumuzda ne bilgi ne de öğreti var.. yani herşey sıfır km.. o yüzden çocukluk evrenseldir, dünyanın neresinden getirisen getir çok farklı çocuklar anında kaynaşır, hatta daha konuşmayı bilmediği halde.. çünkü hepsinin ortak bir noktası vardır, çok doğal, özünde ve mutlu canlılardır.. hiçbir maskeleri yoktur..
bu sıfır km çocuk doğduğu zaman ve coğrafyasına göre bilgi+öğreti(nonbilgi) bombardımanına tutulur.. işte bu bilgi ve öğretilerin hepsine birden ben zihin diyorum.. yani çocuğa bir veri tabanı yüklenir.. çocuk büyürken de veri tabanındaki datalar hergeçen gün artar ve dediğim gibi içinde bilgi olduğu gibi öğreti(nonbilgi) de vardır..
işte yetişkin hale gelen insan bu kendisine yüklenen veri tabanında yaşar.. yaşamında karar verirken, düşünürken, mantık kurarken, insanlarla ve ortamla bir ileitşim içindeyken hem bu veri tabanını kullanır.. ama bu veri tabaınını kullanırken bir işlemciye ihtiyacı vardır.. işte o işlemci yani işletim sistemi benliktir, yani egodur..
formülüze edelim..
bilgi=epistemelojik gerçeklik/bilim
öğreti=nonbilgi/inanç
bilgi+ öğreti =veri tabanı=zihin
veri tabanı yani zihnin işletim sistemi/işlemcisi = EGO
"ya devlet başa ya kuzgun leşe" gibi bir söz vardır bilirsin.. bu bilgi ve öğretileri bir devletin vatandaşları gibi düşünelim.. bunlar arasında bir adalet, hak, hukuk, otorite, düzen yani devlet yoksa bu kargaşanın içinden mafya doğar.. çünkü ortada bir veri/zenginlik vardır ve bunun adaletli yönetilmesi gerekmektedir.. işte bu veri/zenginliğin başından adaletli bir yönetici yoksa mafya kendiliğinden oluşur ve bu veri/zenginliği hem sömürür hem yönetir...
işte bu bilgi+öğreti=zihin veritabanında yaşayan insanoğlu neyin bilgi neyin öğreti olduğunun farkında değildir, yani ortada bir hak, hukuk adalet yoktur.. yani kişi bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığında değildir..
işte bu karmaşada mafya ortaya kendiliğinden çıkar.. o mafyanın adı egodur.. o mafya sahtebenliktir, seni koruduğunu yönettiğini söyler ama aslında seni hem uyutup korkutur hem de sömürür.. mafya/ego bu bilgi öğretilerden beslenen ve zorunlu ortaya çıkmış bir yöneticidir, işletim sistemidir..
meditasyon dediğim şey; bu bilgi ve öğreti arasındaki karmaşadan ortaya çıkmış mafyayı/egoyu parçalıp kovup, hak, hukuk, adaleti sağlayan devleti başa geçirmektir.. ve işte o devlet dediğimiz ve adalet dağıtan işletim sistemi özbenliktir, vicdandır..
özbenlik; bilgiyi öğretiyi birbirinden ayırır, hepsine hakkettiği değeri verir..
yani meditasyon dediğimiz şey anarşinin mafyanın yönetimi ele aldığı düzende devrim yapıp adaleti/devleti başa geçirmektir.. yani bir geçici zihin boşaltımı değildir.. ve kalıcı bir zihin boşaltımı da değildir..
zihin dediğimiz şey olduğu gibi yerinde durmaktadır.. yani doğduğumuz andan itibaren öğrendiğimiz tüm bilgiler ve öğretiler/inançlar hala beynimizdedir.. sadece yönetici yani işletim sistemi değişmiştir..
eskiden mafya/ego yönetiminde olan bu zihin/veritabanı artık devlet/özbenlik yönetimindedir..
yani derinlerde gizli kalmış, bastırılmış, farkında bile olmadığımız o imparator sahneye çıkıp, devrim yapıp yönetimi ele geçirmiştir..
artık bir devletin vatandaşlarını mafya değil adil bir devlet yönetmektedir..
bugün dünya ülkelerine baktığında kimin ego kimin özbenlik tarafından yönetildiğini az çok anlayabilirsin.. ülkemiz hala ego tarafından yönetilen yani korkutulup, uyutulmuş, sömürülen bir şekilde yönetilmektedir..
insanın soyut/manevi aygıtı da bir bilgisayar bir devlet gibi çalışır..
Sayın karınca;
Yazdıklarınızı okuduğumda özellikle yukarıdaki cümleye takıldım kaldım. Haddimi aşıyorsam affola ama veda haccında kendi sürüsünden 100 deveyi kesen birinin zırhının, bir avuç buğday için bir emanetçide bulunması kadar tuhaf bir durum olamaz. Birisi yalan "Ya 100 deve kesmedi, ya zırhı emanetçide değildi".
Esen kalınız.
Sayin AerA,
Hani hep bir hikaye anlatilir. Imam yada seyh herneyse talebelerine derki; "gidin dünyanin en adi canlisini getirin" Her biri bir tür hayvan getirir, kimi mahallenin uyuz köpegini, kimi bir kediyi vs. Biri eli bos gelir. Adam sorar sen niye birsey getirmedin, koskoca dünyada bir sey bulamadin mi? "Efendim ben cok aradim kendimden daha adi birsey bulamadim, ben kendimi getirdim"
Benim seviyemdeki bir adamin yanlis yada eksiklere takilip kaybedecek zamaninin olmadigini düsünüyorum. Muhammede gelen bütün hediyelerin ve beytülmale gelen 1/5in hemen dagitildigini bunda cok acele edildigini, yarin gibi bir kaygiyi lügatten sildiklerini okumustum.
Yazilarinizdan anladigim kadariyla belki siz bu eksikliklerle ilgilenirsiniz ben daha yolun basindayim.
Saygilar...
toplum tarafından şekillendirilmiş ve programlanmış bir robottan başka bir şey değildir..
sayın paslıçivi
işte meselenin püf noktası burasıdır.
insan salt bir robot olsaydı, o programı asla aşamazdı.
o programı aşabilenlerin varlığı, o programın aşılabilirliğinin göstergesidir.
toplum tarafından şekillendirildiğine göre, bunu maddi koşullarla açıklayabilirsiniz.
norokimyasal süreçlerle değil.
sorun bu şekilllendirmenin ürettiği sahte bilinç kişinin kendisi tarafından nasıl tespit edilir ve bununla nasıl mücadeleye girilir ve bu mücadele nasıl kazanılır.
meditasyon bunun metodolojisini içermez.
bu süreç sorgulamayla başlar.
bilginin test edilip onaylanmayanların red edilmesiyle devam eder.
buna bilincin ilelemesi diyelim.
eğer bilinç; insanın maddenin en üst formu olduğunu, maddi koşullar tarafından belirlendiğini farkederse bu aşamadan sonra bizzat maddi koşulları belirleyebilme iradesini gösterebilme yeteneği de kazanmış olur.
bu süreç bir zihin boşaltma süreci değil, zihni yeniden yapılandırma sürecidir.
metodolojisi ise bizzat sorgulayıcı düşünmenin kendisidir.
meditasyon sorgulayıcı düşünme içeren bir şey değildir.
meditasyon aşma denemesidir.
sorgulamadan aşmaya çalışmak ise maddi koşulların önemini yadsımak, zihinsel süreçleri maddi koşulların önüne koymak gibi gerçeği karşılamayan bir durumu oluşturmaktan başka bir şey değildir.meditasyon farklın farkındalığını sağlamaz.kişinin kendisinin farkındalığını sağlar.
insanın toplum tarafından bir robota çevrilmesi bir sonuçtur.
maddi koşullarla belirlenen bu toplumsal sonuç, yine toplumsal irade ile maddi koşulların değiştirilmesi ile ortadan kaldırılır.
bireysel meditasyon ve yoga denemeleriniz maddi koşulları etkilemez ve değiştirmez.
sizi rahatlatır.
zihinsel orgazm görevi görür.
verili koşullar öncelikle ortaya koyulmalıdır.
köleliğin yaşanan biçiminin dayanağı ortaya koyulmalıdır.
çünkü insanın birey olarak ve tür olarak bilincinin ilerlemesi , yapısal olarak engellenmektedir.
sorun insanın norokimyasal yapısında değil, yaşadığı toplumun yaşama biçiminde.
iktidar ve mülkiyet ilişkileri bu haliyle devam ettiği sürece, bir kaç kişinin kendi kişisel zihinsel ilerleyişi türün kendisi adına bir şey ifade etmez.
bireyin kendisi adına ifade ettiği ise gerçek değil sanal zihinsel bir ilerlemeden ibaret olarak kalmasıdır.
sizin yaptığınız kendinizin farkına varmayı başarabilmenizdir.
bütün dünya tek tek bunun farkına varabilir mi.
hayır.
normal dağılım bunun verili koşullarda mümkün olmadığını gösteriyor.
mümkün olsaydı zaten verili olan da o olurdu.
o halde türün bu sahte bilinç denen şeyden yakasını kurtarmasını mümkün kılacak olan şey nedir.
en başta söylediğimiz şey.
bu neyin sonucu ise , bu sonucu üreten sebebin değişim dönüşümünü sağlamak.
eğer insan görmek istiyorsanız, insanca yaşamanın koşulları veri olmalı, o koşulların insan üretme mekanizması sağlanmalıdır.
sizin tekil olarak insanlaşmanız sonucu etkilemeye yetmez.
Sayin paslicivi,
Dünya iyi islerde yarisin bir arenasi ögrendigim kadariyla.
Iletisim hizlandikca dünya kücük bir köy haline geliyor. Bu bence melez bir kültürü, biraz ondan biraz bundani zorlastiriyor. Eskiden bir bilim adami belki eskilerde yasamis herkesin ulasamayacagi baska bir kültürün bir arifinden beslenip cok olaganüstü seyler koyabiliyordu ortaya. Ama bugün nerdeyse kolleksiyonlar bile artik o kadar bulunmaz degiller. Cok ender bulunur dediginiz bir parcanin malum sanal pazarlarda onlarcasina bir tusda sahip olabiliyorsunuz.
Artik her konuda insanlar daha secici davraniyor ve en orjinalini ariyorlar. Ben müslüman bir türk olarak, bir hristiyan fransiz/hatta bir müslüman arap gibi tavir yada inanislar sergiledigimde insanlarin ilgi göstermedigini hatta benden kactiklarini ve kendiminde tatmin olmadigimi görüyorum.
Ben kendi bilinc altima yerlesmis dünya görüsünün güzelliklerini bir arkeologun bir eseri meydana cikarmasi gibi calismali degil miyim? Ve güc yetirebiliyorsam onlari daha güzel hale getirip, daha zengin bir bilincalti mirasi birakmali.
Belki sizlerin, yukardakilerin ilgilenmesi gereken daha farkli seyler vardir. Ama her yeni baslayan sizin seviyenizden nasil baslar? Hayata sizin gibi nasil bakabilir?
Saygilar...
paslıçivi
07-08-2010, 06:55
Ben kendi bilinc altima yerlesmis dünya görüsünün güzelliklerini bir arkeologun bir eseri meydana cikarmasi gibi calismali degil miyim? Ve güc yetirebiliyorsam onlari daha güzel hale getirip, daha zengin bir bilincalti mirasi birakmali.
kesinlikle haklısın sevgili karınca.. senin bu yaşama anlam/içerik vermendeki programsa ve sana bu hayatı yaşanabilir, güzel, tatminli kılıyorsa bu konuda sana kimsenin diyeceği bir şey olamaz..
bu bilinaçaltını güzelleştirmede tek kriter; senin gibi olmayan, hatta senin bu dünya görüşüne düşman olan herkesin senin gibi bir bilinaçltı oluşturulmuş bir insan olduğunu hatırlayıp, onu olduğu gibi kabullenip, o sana hoşgörü göstermese bile senin ona hoşgörü gösterebilme becerindir..
çünkü seni insan yapacak, insanlaştıracak yegane şey budur.. etki yoksa tepki de yoktur, varolan etkiye tepki vermek karşı tarafa yeni tepki oluşturma potansiyeli taşır..
gelen etkiler olduğunda sen orda olma.. senden tepmesin geriye bu etki.. bırak o gelen tepki vuracak çarpacak bir benlik bulamasın ve sonsuzlukta kaybolup gitsin.. sen varoluşun bize dayattığı bu kaosun oyuncağı olma..
Ama her yeni baslayan sizin seviyenizden nasil baslar? Hayata sizin gibi nasil bakabilir?
ben de anamdan böyle doğmadım zaten.. yaşadığım hayat ve farkında olmadan yaptığım meditasyonlar sayesinde oldu herşey..
her insan ayrı bir bilinçtir, ayrı bir dünyadır.. benimki budur, sizinki odur.. dünyanın güzelliği/matrixi zaten bu bilinç zenginliğinde yatar..
aksi takdirde ayni düşünen, algılayan bir robotlar dünyası olurdu bu dünya ve çok sıkıcı olurdu..
paslıçivi
07-08-2010, 07:41
sevgili diamat..
meditasyonun ne olduğu, bir insanı nasıl etkilyebileceğini bu dünyada çok az insan deneyimleme şansı bulmuştur.. ben de bunlardan biriyim..
bakın size meditasyonun nasıl bir şey olduğunu açıklamaya çalışayım..
meditasyon medicine (ilaç) kelimesinden türemiştir.. zihnin ilacıdır, çünkü insanoğlu zihin hastasıdır ve bu hastalık nesilden nesile öğretilerle aktarılır.. yani bulaşıcı bir özelliği vardır..
antipsikotik dediğimiz bir ilaç grubu vardır.. bu ilaçlar başta şizofreni olmak üzere bu dünya gerçekliğinde yaşamayan insanları bu dünyaya döndürmeye yarar..
psikoz dediğimiz hastalığın en önemli özelliği kişinin "hasta olduğunun farkında olmamasıdır".. nöroz dediğimiz gruptaki insanlar hasta olduğunun farkındadır ve kendi isteğiyle bir hekime gider ve yardım ister, "ben hastayım beni iyileştirin" der..
ama psikotik düzeyde olan bir hasta; hasta olduğunun farkında değildir, o bambaşka bir dünyada yaşıyordur.. ve siz o insana bunu konuşarak/anlatarak ifade edemezsiniz.. yani bu dünya gerçeklerinden kopmuş bir şizofreni hastanızı karşınıza alıp "sen hastasın ve seni iyileştirmemiz gerekiyor" dediğinizde bunu algılayamaz.. bu hastalar yakınları tarafından çaktırmadan ya da zorla hekime götürülen hasta grubur..
bu insana hasta olduğunu söylemeniz/anlatmanız bir şey ifade etmediği gibi kişi bunu kendisi düşünerek ve sorgulayarak da algılayıp aşamaz.. zaten asıl bu mekanizma arızalıdır..
bilgisayarın bakımını yapan, problemlerini çözen bir yazılım/program düşünün.. bu yazılım/program bozulmayıp sağlıklı çalıştığı sürece o bilgisayara hizmet edip bakım yapabilir, sorunları çözebilir.. ama bu yazılım bozulduysa, hastaysa artık bu "bakım ve sorun çözme" işini yerine getiremez..
işte başta şizofreni dediğimiz psikoz grubu hastalıklarda bu mekanızma bozulmuştur..
ve aynı şekilde zihinde/egoda yaşayan bir insanda da bu mekanızma bozuktur.. siz bu insanla ne konuşarak ne anlatarak ne de başka bir şey yaparak bunu yokedip tedavi edemezsiniz..
yani inancıyla bütünleşik bir teizm ve nonteizm düzeyi bilinçaçıklığındaki bir insanı konuşarak, anlatarak başka bir düzeye taşıyamazsınız.. siz taşıyamadığınız gibi kendisi de taşıyamaz, çünkü kendi içinde bütünlüğü, mutlak 1', yakalamıştır, sorgulama ihtiyacı bile duymaz..
kişi ancak içindeki bu bütünleşik olma durumu yani mutlak 1'i kaybettiği zaman dönüşüme hazırdır.. işte bu durumdaki kişi artık arayışa girmiştir, felsefe yapar, kendi görüşündeki insanlarla birlikte olmaktan tatmin olduğu gibi kendi inancı dışındaki tüm inançları yanlışlama çabalarında başarılı olduğu sürece varolan pozisyonun koruyabilir..
söylemeye çalıştığım şey şu.. bilinç&inanç kombinasyonunda yaşayan ve bütünlüğü yakalayıp tatmin olmuş bir bilinç ister teizm olsun ister nonteizm ya da sizin sınıflandırmanızla ister idealist olsun ister materyalist; bu insanı konuşarak tartışarak değiştirmeniz imkansızdır.. ve dediğim gibi sizin değiştirmenizi bir yana bırakın bu kişi kendini sorgulama ve değiştirme çabası içinde olmaz ve olamaz, bu zaten mümkün değildir..
işte meditasyon tüm bu farkındalıksız ve uyku hallerine iyi gelen ve beyin nörokimyasını değiştiren bir işlemdir.. tabula rasa olarak dünyaya gelen bir bebek gibi inançsız, milliyetsiz, tabusuz, zihinsiz bir hale getirir sizi.. yani tüm zihinden ve egodan arındırdığı için o çocukluğunuzdaki tam uyanıklık safbilinç haline getirir sizi.. çünkü siz doğduktan sonra insan olan atalarınız tarafından zaman ve coğrafyaya göre çok değişik şekillerde kirletirlirsiniz, hasta edilirsiniz..
mesela siz tek tanrı soyutuyla kirletilmişsiniz ve yaşamınızda ve bu sitede bunun mücadelesini veriyorsunuz..
aynı şekilde ben de tek tanrı soyutuyla kirletildim hem de çok yoğun olarak.. 15-16 yaşlarına kadar 5 vakit namaz kılan, camide müezzinlik yapan biriydim..
şimdi ister tek tanrı olsun ister çok tanrı.. hani kaba bir tabir vardır "şeyimden aşşşağa kasımpaşa" vaziyetleri..
işte şimdi bu pozisyondayım.. ne teizm düzeyi ne de nonteizm düzeyi tanrıları yanlışlama gibi bir çabam yok.. çünkü zihnimde küçük bir çocuk gibi tanrı soyutu yok ki.. sadece bir veri input olarak var ama ben onun kölesi değilim.. ne yanındayım ne karşısında.. tanrı denen kavram benim için "ossuruktan tayyare selam söyle o yare" durumunda..
psikotik bir şizofreni hastasına nasıl antipsikotik ilaç vermediğiniz sürece onu bu gerçek dünyaya taşıyamazsanız, idelaist ve materyalist insanları da bulunduğu düzeyden başka bir düzeye taşıyamazsınız..
Saygideger paslicivi,
Tavsiyelerinizi sevgiyle alip size gönlümün taa derinliklerinden sükranlarimi sunuyorum.
Bu arada öncedeki iletilerde size bahsettigim kitaptan meditasyonla ilgili bölümden bazi yerleri özetlemeye calistim.
900Katli Insan (Kaknüs Yayinlari) s97 den itibaren meditasyonu inceliyor. Meditare=Latince merkezi bulmak. Naranjo ve Ornstein üc tip meditasyon tanimlamislardir; dikkati odaklastirma, acilim ve disa vurum teknikleri. Bulanik bir suya batik güzelliklerin yavas yavas yüzeye dogru cikmasi ve insanin yabanci oldugu bir cok güzelliklerle karsilasmasinin anlatilmasi zor haller oldugu icin bunun sanata yansidigini anlatiyor; Hayku denilen kisa ve özlü siirler, figüratif resimler, bahce tasarimlari, ilk bakista sacma gibi gelen hikayeler, Aikido, Tai Chi, kilic, okculuk ve birkac firca hareketi ile yapilan kusursuz hat yazilari kanji... Hep bu degisik bilinc hallerinin ifade tarzlaridir.
Siradan bir nar cicegi degisik bilinc hali etkinlestiginde bizde cok daha derin bir tesir uyandirir. Kalp bölgemizde yanma benzeri, tanimlamasi zor, bedensel bir his duyariz. Cicegi sanki ilk kez görüyoruzdur ve renklerin olaganüstü canlilikta oldugunu farkederiz. Bazen gözlerimizi yasartan muhabbet ve kardeslik duygusu uyandirir. Muhabbet, merhamet, hosgörü, husu, nese, güven, ümit, cosku, tamamlanmislik ve birlik duygulari gibi muhtesem hisler yasanir. Buna karsilik derinligine nufuz edildikce nefsani duygular; hirs, öfke, gurur, kaygi, ten duyusu sehveti günesin cikmasiyla carcabuk eriyip buharlasiverir.
Bunlari bir bilinc semasi ile daha anlasilabilir hale getirmis.
Saygilar...
paslıçivi
08-08-2010, 06:23
Benim algimda, meditasyon, bir cesit zihinden "arinma" ve zihin "bosaltma" eksersizidir. Yani bir cesit transa gecmektir ve dunya ile o an "iliskiyi" kesmek ve kendini tamamen konsantre olarak kendinden "koparmaktir"
Bu temelde baktigimizda, dogal zihniyetin dogal egosunun; bir cesit yasam ve iliskilerden ve de yasamin gerceklerinden "arinarak" kendisini "bosluga" vermesidir.
Meditasyon kisisel yapilan ve sadece kisinin kendi istemi temelinde yapilan bir egsersiz olma vasfiyla ve sadece yapildigi surecte gecerli olma vasfiyla, bir cesit yasam ve iliskinin surekliligine "ara vermektir"
Bu temeldede bakildiginda, meditasyonu yararinin sadece yapildigi sure ile sinirli oldugu algilanir. Halbuki yasam ve iliski, belki uyku disinda devam etmektedir.
Ben bu temelde meditasyonu, gecici mutluluk ve huzur veren bir uyusturucu olarak algiliyorum.
Iste bu temelde de, tibbi haplar, uyusturucular, her turlu tasavvuf ve hareketleri de ayni sonucu vermektedir.
sevgili e.i..
topiğe giriş yazındaki meditasyon hakkındaki bu önfikrin meditasyonu tarif etmediğini görmüşsündür sanırım.. dediğim gibi meditasyon kavramı batı dünyasının henüz kavrayamadığı bir olay, çünkü kültürümüzde yok.. ve yeni nesillere böyle bir şey aktarılmıyor.. ve senin tarif ettiğin şekilde algılanıyor meditasyon.. geçici rahtlama, günlük sıkıntılardan stresleren uzaklaşma..
oysa meditasyon bu değildir.. meditasyonun ne olduğunu zen ustalarından ve sufilerden öğrenebilirsin.. çünkü meditasyon yapan insan kendisine yüklenen "zihnin(veri tabanı) kölesi değil efendisi konumuna" gelmekte ve "insanlaşma" yolunda çok önemli bir adım atmaktadır..
çünkü her doğan bebek insan olmaya aday doğar ama bu bebeği insan olmaktan uzaklaştıran şey dünyaya geldiği zaman ve coğrafyadaki kendine yüklenen bu bilimdışı öğretilerin/veri tabanının kölesi durumuna düşmektir..
işte meditasyon bu yüklenen veritabanının kölesi olmaktan kurtarır insanı.. yani doğumdan sonra bize yüklenen insanlığı ayıran inanç, milliyet, politik, ahlaki yapı vs gibi tüm tabuların/soyutların hakimiyetine son verdiren bir işlemdir..
normal bir insan kendisine yüklenen bu verilerde yaşar, bu verileri sahiplenip sabitler yani bu verilerin/zihnin kölesidir.. bu çeperde sahte bir yaşamdır..
işte meditasyon bu verileri/zihni silmez, sadece bu verilerde yaşamaya son verir, bu zihnin kölesi olmaktan kurtarır seni.. çeperden merkeze(özbenliğe) gelir ve gerçek insani bir yaşama başlatır insanoğlunu..
Sonucta, mutluluk/mutsuzluk ta mut kokeninin karsitligi ve bir duygu, his urunudur. Ustelik yasam ve iliskilerin devamli degisen ve goreceli bir kurgusudur. Bir an mutlu oldugunuzu dusunurken, alacaginiz bir haber veya vuku bulan bir olay, sizi mutsuzluga yonlendirebilir.
sevgili e.i.. çeperde/egoda yaşayan bir insanın mutluluğu doyumsuzluktur.. çünkü egonun kurgulanışı zaten tatminsizlik üzerinedir.. ve kişi çeperde/zihinde/egoda sahiplenip sabitlediği kölesi olduğu tabularla mutlu olabilir..
çeperde yaşayan bir insanın teist yada nonteist bir inancı vardır, bu doğrulandığı sürece mutludur..
bir milliyeti/etniğivardır, bu yüceltildiği, aşağılanmadığı sürece mutludur..
bir politik görüşü, ahlaki yapsı vs vardır, bunlar doğrulandığı, uygulnadığı sürece mutludur..
tutunduğu kendinden başka her türlü somut/soyut bir çok unsur vardır.. tüm bunlar o insanın her türlü maddi/manevi zenginliğidir.. bunlara sahip olma oranında, bunların doğrulandığı oranda, bunlara saldırı gelmediği oranda, yada saldırı aşağılama geldiğinde savunabildiği oranda mutludur.. yani kişinin mutluluğu sabit değil çok değişkendir.. kişi sahip olduğu tüm soyut/somut zenginliklere sahip olduğu, koruyup savunabildiği sürece mutlu olabileceğini düşünür..
o yüzden tutunduğu tüm bu unsurları sahipleyip sabitler ve hem nitelik hem de nicelik olarak arttırmaya çalışır.. inandığı teizm ya da nonteizm düzeyi inanç tüm dünya insanlığına hakim olsun ister, mensubu olduğu milli/etnik yapı yine onurlu/gururlu dünya insanlığında bir yeri olsun ister, plitik görüş ahlaki yapı için de yine aynı şeyler geçerlidir..
tutunduğu somut unsurlar olan sevdiği insanlar, maddi zenginlikler vs, hiç azalmasın hep onlara sahip olsun ve hep bunların artmasını ister..
yani çeperde/zihinde yaşayan bir insanın mutluluğu bunlara bağlıdır.. ama tüm bunlara fazlasıyla sahip olmuş birçok insan hala derinlerde bir eksiklik hisseder, tatmin olmayan bir nokta olduğunun farkındadır.. o yüzden sürekli bir çaba içindedir, elinde sahip olduğu tüm bu somut/soyut zenginlikere daha bir fazla yapışır ve arttırmaya çalışır.. ama tüm çabası nafiledir.. tüm evrenin her türlü soyut/somut zenginliğine sahip olsa mutlak tatmini bulamaz.. ve buna yaşam der..
ve bir gün gelir ölüm kapısnı çalar ama o hala bu zenginlikeri sahiplenip sabitlemekle yaşamını ıskalayarak geçirmiştir.. zihinde/çeperde yaşayan bir insanın mutlak tatmine ulaşması imkansızdır zaten.. çünkü zihni/çeperi yöneten egoda yaşamaktadır ve dediğim gibi ego tatminsizlik üzerine kurgulanmıştır..
bu dünyada bir insanın yaşayabileceği 3 orgazm vardır..
1.. bildiğimiz cinsel orgazm, en basitidir..
2.. karşı cinse yakalandığımız aşk, bu psikolojik orgazmdır.. birinciden daha yücedir daha tatminkardır..
bu yukarda saydığım orgazmlar belli süreler için insanı tatmin eder, ömür boyu devam etmez..
3.. kozmik orgazm.. kişinin kendini bulması, özbenliğine inmesi.. işte bu kalıcı, mutlak orgazmdır.. artık mutlu olman için kendinden başka hiçbirşeye gerek yoktur.. kendinin dışında hiçbir somut/soyut zenginliği çok fazla sahipleyip sabitlemene gerek kalmaz.. çünkü tatminsizlik üzerine kurgulanmış o ego denen hastalıktan/zehirden kurtulmuşsundur, arınmışsındır..
işte sık sık bahsettiğim mutlak mutluluk, safbilinç, özbenlik hali bu kozmik orgazm durumudur.. ve bir insanın yaşayabaileceği, deneyimleyebileceği en tatminkar, kalıcı orgazm şeklidir..
paslıçivi
08-08-2010, 07:44
Birincisi, ana baslik secimi altinda, konunun tip ile ilgili oldugunu dusunerekten, konuyu "Bilim" basligina actim. Eger moderator arkadaslarin, konu basligi olarak, dusundukleri baska form ana basligi oldugunu dusunurlerse, bu basligi, formun o ana basligina tasiyabilirler.
aslında bu meditasyon konusunu doğru yere açtın.. çünkü meditasyon tam da bilimin özellikle tıbbın/psikayitrinin konusu olmaya aday ve ben ötesi psikoloji kavramıdır, konusudur..
5 duyumuza yansıyan bir varlık/evrenle karşı karşıyayız.. bunlardan "tadma, dokunma" gibi duyularımızda bir maddesel/fiziksel temas sözkonusudur ve beynimizde bir takım nörokimyasal değişiklik yapar ve bizi bir davranış/tepki içine sokar..
tadma: ekşi, acı, tatlı, tuzlu vs, gibi kavramlar üretmişizdir, bunları dilimizle tattığımızda beynimizde bir takım değişikler olur ve ona göre bir tepkime veririz.. bunları sağlayan dilimizdeki bu tadalıcı reseptörlerdir/algılayıcılardır.. burda varlıkla direk/fiziksel bir temas sözkonusudur..
dokunma; aslında dokunma ve tadma hemen hemen aynı şeylerdir.. birinde(dokunma) deri dediğimiz organımızı/dokumuzu kullanırken, tadma dediğimiz olay da bu işin dille yapılması olayıdır..
dokunma dediğimiz olay da bize yansıyan varlık/evrenle fiziksel direk bir temas olayıdır.. ve dokunduğumuzda sıcak soğuk, yumuşak sert, ıslak, kuru vs aklına gelebilecek her türlü sıfat/öznelliği kullanırız..
koku/kokma: burda her nekadar direk fiziksel bir temas olmasa da karşımızdaki varlık/evrenin bir parçasının yaydığı maddenin 3 halinden "gaz" dediğimiz halinin burnumuzdaki reseptörlere/algılayıcılara çarpması olayıdır.. bir çiçek düşün, bu çiçeği ilk önce gözlerimizle görüp algılarız ama yanına yaklaştığımızda burnumuzda bir algı oluşur.. işte bu çiçeğin salgıladığı bir gazın burnumuzdaki algılayıcılara çarpıp beynimize ulaştırılması olayıdır.. sonuçta koku/kokma dediğimiz olay da gaz denen maddenin bir halinin direk temasıyla oluşan bir algı çeşididir..
işitme: maddenin/varlığın ürettiği ses dalgalarının kulağımızdaki zara çarparak bir titreşim yaratmasıyla yine sinirler aracılığıyla beynimize ulaştırılması olayıdır.. bu ses dalgaları çok değişik frekanslardadır ve her canlı varlıktaki bu değişik frekanstaki ses dalgalarından belli limitler dahilnde olanı algılayabilir.. bir insanın algılaybileceği frekans aralığüı ile bir hayvanın algılayabileceği ses frekans aralığı çok değişkendir.. yani bizim işitmediğimiz bir sesi bir hayvan işitebilir..
görme: maddenin/varlığın ürettiği görsel, şekilsel, yani ışınsal yansıttıklarının bizim gözümüzün görebileceği/algılayabileceği ışık boyları aracılığıyla bize yansıması ve beynimize iletilmesidir.. ve insanoğlunun göz donanımı aynı kulakta, deride, dilde, burunda olduğu gibi gözde de belli frekanslar limitinde çalışır.. yani gözümüz her uzaklığı her ışık boyunu algılama yetisine sahip değildir..
bu yukarda saydığım 5 duyumuz aracılığyla madde/varlıkla iletişim kurar ve onu algılayıp beynimizde oluşan "!" işaretin karşılığı olarak "var" deriz..
sonra beynimizde oluşan "?" işarete karşılık da bu beş duyumuzla belli frekanslarda algıladığımız tüm algıların beyine iletilmesi sonucu ordaki merkezde oluşan nörokimyasal reaksiyon sonucu bu varlığa/maddeye bir öznellik/soyut ekleyip o maddeyi tanımlarız.. ve "?" işareti karşılığını bulup tatmin olur..
şimdi karşımıza bu 5 duyumuza da yansıyan bir madde/varlık alalım.. yani bu madde hem tad, hem dokunma, hem işitme, hem koku hem de görme duyularımıza çarpıp bizim beynimizde bir "!?" oluştursun..
buna yine madde/varlık olan bir insan türünü örnek verelim, yani karşımıza bir insan alalım.. insan dediğimiz madde 5 duyumuza da algı yaratacak sinyaller üretip göndermektedir..
yani bir insanı
elleyip dokunabiliriz(taciz olmamak kaydıyla),
tadabiliriz(yanlış anlaşılmasın:tongue1:)
işitebiliriz,
koklayabiliriz(doğalgaz üretim tesisi)
görebiliriz(ront:fear:)
işte tüm bunlardan sonra karşımızdaki madde için "var" deyip, bu 5 duyumuz eşliğindeki algılarımız sayesinde "var"ladığımız bu insana bir tanımlama getiririz, öznellik yada nesnellik veririz..
ama biz sadece 5 duyusu ve bu duyuları belli limitlerde algılayabilen/çalışabilen bir canlı türüyüz.. yani varoluşun bize sunduğu donanım eşliğinde/sınırında/gücünde ancak bize yansıyan varlığı/maddeyi varlayıp tanımlayabiliriz..
ve bu varlayıp tanımladığımız madde/varlığın mutlağı bu değildir..
sadece bizim algı sınırlarımıza yansıyanı kadardır..
neyse yarın devam ederim..
zen ustaları ve sufilerden meditasyon öğreniliyor öyle mi sayın paslıçivi.
işte new age dininizin kendi ağzınızdan itirafı bu.
insan kozmik bir güç içerir.
evrende de bu gücün hem kaynağı hem merkezi vardır.
hadi o kozmik merkezle bütünleşelim.
aslında anlattığınız bu.
meditasyon bunun aracı değil mi.
ama hala daha meditasyonun metodolojik olarak bilincimizde nasıl ve hangi yolla sonuç doğurduğunu net olarak ortaya koymadınız.
bunu netleştirmemenizin sebebi son tahlilde anlatageldiklerinizin new age bir din olduğunun açığa çıkmasını istemiyor oluşunuzdur.
idealizmin yeni truva atı agnostisizmdir.agnostik new age ise eski dünya öğretilerini modifiye edip ambalajlayıp yeniden piyasaya sürüyor.
siz düpedüz sezgicisiniz.
keşf ve ilham ehli yani.
siz pek çok peygamberi olan yeni bir dinin bu sitedeki peygamberliğinin mücadelesini veriyorsunuz.
evrensel-insan
08-08-2010, 17:06
Saygideger paslicivi;
Algisi olan tek organ beyindir. Dolayisiyle, bes duyu, duyularin degil; beynin bir fonksiyonudur. Bes duyu sadece bu fonksiyonu yerine getiren nesnedir.
Bunun disinda algi sadece bes duyu ile sinirli degildir. Dusuncenin bes duyusunu kullanmadan, kendi urettigi sezgisel duyumsal algida vardir. Dolayisiyla, !? isaretleri varin yansisi iki cesittir. Eger bu yansinin algisi somut bir organa/nesneye dayanmiyorsa; algi sezgisel, duyumsal, inancsal, soyut, oznel ve ozseldir. Eger varin yansisinin algisi, bes duyu araciligi ile oluyorsa, algi fiziksel, duyusal, bilimsel, somut, nesnel e gorunusseldir.
Iste bu temelde !? yansisinin isareti hem inancsal, hem bilimsel olarak algilanir ve de bu temelde varlik, hem inancsal, hem bilimsel icerik tasir.
Iste bilimselligi, inancsalliktan farkli kilan;
Bilmsellik, somuttan soyuta dogru
Inancsallik soyuttan somuta dogru
Bilimsellik, deneye, gozleme, bulusa
Inancsallik, soyutun somuta indirgenmesine, soyut=somut ozdeslestirmesine
Bilimsellik, nesneyi/maddeyi deney, gozlem v.s. ye tabi tutmaya
Inancsallik, nesneye, insanoglu oznelligi vermeye
Bilimsellik, deney, gozlem v.s. sonucu olusan formul, teori v.s. ye
Inancsallik, soyutu somutla ozdeslestirilenin, imanina, teslimiyetine, tanrilasmasina
Bilimsellik, yanlislanabilirligin bakiligine
Inancsallik, mutlakliga, kesinlige, sabitlige, sahiplige
Bilimsellik, epistemolojinin sinirina ve gerceklige
Inancsallik, 1/sonsuzun, ideolojik inancsal dogrusuna
Bilimsellik, bil kokeninin bilgi, bilinc, bilim, bilmesine
Inancsallik, var kokenin, olmasina, varligina, ogretisine, alinmasina, ogrenisine dayanir
Bilimsellik; evrensel onaya
Inancsallik; kabul/red acilimina
Bilimsellik, evrensel onay temelinde kabul/red de acik degil
Inancsallik; ideolojik temelde dogru kabul/reddine
Bilimsellik, ortaya koyuma
Inancsallik, goruse, yoruma, tartismaya
Bilimsellik, gercegi algiya
Inancsallik, dogruyu anlamaya
Bilimsellik, acikliga, sorusturmaya, dusuncenin hareketine
Inancsallik, pesin hukumluluge, alindigi gibi kabule, dusuncenin dondurulmasina
Inancsallik zihniyet ve egonun, sinirlanan, teslim alan dogalligina
Inancsallik zihniyet ve selfin, gelistiren, ilerleten, bilinclendiren acikligina
Inancsallik, insanoglunu mahkumiyete
Bilimsellik, insanin ufuk acikligina
Yol acar.
Isin en olumcul tarafi ise, bu inancsallik/bilimsellik mucadelesinin, insanoglu turu birinin, disinda degil; icinde, kendi mustakil var olan varliginin bunyesinde olmasidir.
Inancsal insanoglunun tur ve bir yoklugu mu/bireyin bilimsel isansalligi mi?
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
09-08-2010, 06:40
zen ustaları ve sufilerden meditasyon öğreniliyor öyle mi sayın paslıçivi.
işte new age dininizin kendi ağzınızdan itirafı bu.
sevgili diamat..
şu "new age" din kavramanı bana açıklarsanız sevinirim, başka bir üye de bir zamanlar bahsetmişti ama ne olduğunu bilmiyorum..
meditasyonu benim okuduklarımdan görebildiğim kadarıyla zen ustaları çok güzel başarmışlar ve insanlaşmışlardır.. sufiler ise zen ustaları gibi tam olarak bu işi başaramamışlar.. zen ustalarının bir inancı yoktur, onlar bilinmezi bilmeden akıllarını teslim edip bir inanç geliştirmezler ama sufiler cevizin kabuğunu kıramamış meditasyonculardır.. hala allah ve muhamedçilerdir, yani bir şekilde müslümandırlar ama kesinlikle islamiyet dışı hiç bir inancı dışlamazlar, yanlışlamaya çalışmazlar, herkese önce "insan sevgisiyle" yaklaşırlar.. yani bizim sitemizdeki müslümanlar gibi derin uykuda değillerdir.. cennet cehennemi ölüm sonrası bir mekan olarak görmezler, herşeyin bu dünyada gerçekleştiğini söylerler..
meditasyonu bu insanlardan öğrenebilirsiniz derken kastettiğim şey; "bu insanlar bu meditasyonu yapan deneyimleyen insanlardır ve kendilerindeki değişimi, deneyimi size aktarabilirler" demekti..
ben mesela meditasyonu öğrenebilmek, kavrayabilmek adına yaklaşık 1 yıl boyunca 25-30 kitap okudum, ordaki anlayışı kavramaya çalıştım, anlatılan bütün teknikleri denedim, bu teknikleri denerken bile çok fazla değişime uğradım..
ve bugün geldiğim seviyede hala "meditasyon uzmanı" olmadığımı, meditasyon uzmanı olan insan olduğunu ama meditasyonu çok iyi becerebilen/deneyimleyen insanlardan biri olduğumu söylüyorum..
meditasyon sayesinde iç dünyamda yaşadığım kaos ve beraberinde gelen bilinç açılmasını sözlerle size aktarmam zaten imkansız.. ama felsefeye meraklı olmayan, basit felsefi terimleri dahi bilmeyen ben bu sitede yazdıklarımdan az çok meditasyonuın bir insanı nasıl değiştirebildiğini görebilirsiniz..
ama hala daha meditasyonun metodolojik olarak bilincimizde nasıl ve hangi yolla sonuç doğurduğunu net olarak ortaya koymadınız.
bunu netleştirmemenizin sebebi son tahlilde anlatageldiklerinizin new age bir din olduğunun açığa çıkmasını istemiyor oluşunuzdur.
idealizmin yeni truva atı agnostisizmdir.agnostik new age ise eski dünya öğretilerini modifiye edip ambalajlayıp yeniden piyasaya sürüyor.
ben bu işle 4-5 yıldır uğraşmama, onca kitap okumama, defalarca meditasyon yapmama rağmen ben kendi içimde bunu net olarak ortaya koyabilmiş değilim.. çünkü benim anlattıklarım beni bağlar ve bilimin konusu değildir.. her zaman söylüyorum, meditasyon henüz bilimin ciddi olarak ilgilendiği bir konu değil, sadece bu işe meraklı bir kaç kişi inceliyor, meditasyon anında MR ile beyin görüntüsü alıyorlar, beyin dalgalarını ölçülüyorlar falan.. ama ne beyin ne de bilinç dediğimiz şeyler bilimde henüz daha çok şeye gebe olan kavramlar.. beyin dediğimiz organ hala gizemli kara bir kutu.. öğreneceğimiz daha çok şey var.. her şey bir süreç meselesi..
ve daha ben meditasyon konusunda bahsedeceklerimden çok azına değinebildim, meditasyon iki paragrafla açıklanabilseydi, kavranabilseydi işler çok daha kolay olurdu.. biraz sabredin, zamanla bir çok konuya değinmeye, kendi kişisel deneyimlerimi, tecrübelerimi aktarmaya çalışacağım..
siz düpedüz sezgicisiniz.
keşf ve ilham ehli yani.
algı sezgi dünyasına girmekten bahsederim zaman zaman.. burda anlatmaya çalıştığım şey; bilincimize yansıyan evren hakkında bir yargıya varmadıysak bilinç sürekli evreni gözler, sorgular ve bir çok yeni keşifler yapar.. ama evren hakkında bir verilmiş bir kararınız varsa yani aklınız/düşünceniz bir şekilde taraf olup teslim olmuşsa bu gözleme/sorgulama otomatikman kapanır..
ve bundan sonraki mücadeleniz sizin gibi karar vermiş ama farklı nitelikte karar vermiş insanlarla mücadeledir.. mesela siz "herşey maddedir" diyorsunuz, bunun karşısında olan tüm karalarla burda mücadele ediyorsunuz.. diğer taraftan karşınızdaki insanlarda bir şekilde karar vermişler evren hakkında; onlar da sizinle mücadele ediyorlar..
sonra bunun adına felsefe deniyor.. benim gördüğüm kadarıyla felsefe denen kavram "benim babam seni babanı döver, rüzgara karşı en uzağa ben işerim, duran toplara en iyi ben vururum" tarzı bir çekişmeden başka bir şey değil.. çünkü ortada bir "bilinmeyen" var ama insanlar bildiklerini zannetikleri için birbirlerini yiyiyorlar..
siz pek çok peygamberi olan yeni bir dinin bu sitedeki peygamberliğinin mücadelesini veriyorsunuz.
bahsettiğiniz dini ve peygamber kavramına nasıl bir içerik/anlam verdiğiniz söylerseniz bu konuyu sizinle daha ayrıntılı konuşuruz.. çünkü "peygamberlik" denen şeyle mücadele eden biriyim zaten ben.. yani bir soyut yaratıp bu soyutu sahiplenip, insanları peşine takan, bunları sömüren, insanları bölen, birbirine kırdıran, canavarlarla mücadelem benim.. şayet benim söylemlerimde böyle bir şey sezinlediyseniz beni acımasızca eleştirin, ben de sizin yanınızda olucam kendime karşı..
paslıçivi
09-08-2010, 06:59
Algisi olan tek organ beyindir. Dolayisiyle, bes duyu, duyularin degil; beynin bir fonksiyonudur. Bes duyu sadece bu fonksiyonu yerine getiren nesnedir.
sevgili e.i. bazen beni uyuz ediyorsun:)
bu bahsettiğin ilköğretim seviyesindeki bir bilgidir, hele ki benim bir hekim olduğumu düşünürsen şimdi bunu burda yazmanın, vurgulamanın ne anlamı var.. bir ara da "&" işaretine ben "sonsuz" dediğim için beni düzeltme ihtiyacı duymuştun.. bilgisayar klavyesinde yanyatmış 8 var da ben mi kullanmıyorum demiştim..
tabi ki algının oluştuğun yer beyindir, diğer beş duyu organımınız sadece reseptördür, algılayıcıdır ve sinirler vasıtasıyla dış dünyadan/varlıktan kendisine çarpan şeyleri beyine ileterek bir algı oluşur.. şimdi burda iki saat anatomi fizyoloji dersi mi vereyim yani..:)
Bunun disinda algi sadece bes duyu ile sinirli degildir. Dusuncenin bes duyusunu kullanmadan, kendi urettigi sezgisel duyumsal algida vardir. Dolayisiyla, !? isaretleri varin yansisi iki cesittir. Eger bu yansinin algisi somut bir organa/nesneye dayanmiyorsa; algi sezgisel, duyumsal, inancsal, soyut, oznel ve ozseldir. Eger varin yansisinin algisi, bes duyu araciligi ile oluyorsa, algi fiziksel, duyusal, bilimsel, somut, nesnel e gorunusseldir
burayı örnekleyerek biraz aç bakalım, doğrumu anlamışım..
paslıçivi
09-08-2010, 07:28
ve bu varlayıp tanımladığımız madde/varlığın mutlağı bu değildir..
sadece bizim algı sınırlarımıza yansıyanı kadardır..
demiştik..
yani beyni ve duyu organları olan her canlı türü kendisine yansıyan evreni/varlığı; sahip olduğu donanım limitlerinde "var"layıp bir tanımlama/öznellik getirebilir..
sen bir insan olduğun için elma gözüne çarptığında kırmızı denen bir algı oluşur beyninde ama bir köpekte aynı şey oluşmaz.. çünkü o kırmızıyı algılayabilecek ışın boylarını algılayabilecek donanıma sahip değildir..
sen bir insan olduğun için birkaç yüzmetre yukardan denizdeki göldeki birbalığı yada karanlıkta bir cismi görmezsin ama bir kartal, aslan görebilir, çünkü onun göz donanımı senin ışın boylarından daha fazlasını algılamaya müsaittir..
sen yüzlerce km öteden bir kokuyu algılayamazsın ama bir köpekbalığı, aslan, yılan bunu algılayabilir.. çünkü donanımı buna uygundur..
yine sen belli frekanstaki sesleri duyabilirisin ama başka bir canlı bu frekansların çok farklı aralığını duyabilir..
tad dokunma gibi duylarımız için de aynı şeyler geçerlidir..
yani varolan her canlı türü sahip olduğu duyu organlarının donanımın müsaade ettiği oranda/limitlerde kendisine yansıyan varlığı/evreni algılayıp yansıtabilir..
o yüzdendir ki; evren/madde/varlığın mutlağı yoktur, her canlı türü kendi adına bunu ortaya koyabilir..
peki evrenin/maddenin mutlağı nedir, biliyormuyuz, bilmiyoruz tabii ki.. sadece bilim sayesinde bu beş duyumuzun limitlerini arttırıp, geliştirdiğimiz teknoloji ile, duyamadıklarımızı duymaya, göremediklerimizi görmeye, koklayamadıklarımızı koklamaya, dokunamadıklarımıza dokunmaya yani kısaca bize yansıyan varlığa/maddeye ulaşmaya çalışıyoruz..
gece görüş dürbünleri , termal kameralar, teleskoplar, değişik frekansları duyabilen cihazlar vs üretiyoruz..
peki tüm bunları yaparken asıl bunların taşındığı ve algının oluşup analiz sentezin yapıldığı ve bilinç denen sekonder/ikincil olguyu oluşturan primer/birincil olan beynimiz için bir şey yapıyor muyuz.... kocaman bir hayır...
işte meditasyonun önemi/bilimselliği burda ortaya çıkıyor.. çünkü meditasyon kişisel deneyimlemelerimden, okuduklarımdan, yaşadıklarımdan gördüğüm kadarıyla beyin denen organın nörokimyasını değiştirip sekonder türev olan bilinç denen mekanızmayı etkiliyor.. açıyor, yani pozitif yönde bir etki sağlıyor..
evrensel-insan
09-08-2010, 17:51
Saygideger paslicivi;
burayı örnekleyerek biraz aç bakalım, doğrumu anlamışım.. -paslicivi-
Birincisi, neden oyle diyorsun, kalbin bile hala bir beyin gorevini gordugune inananlar var.
Diger algiya verilecek ornek, soyut dusunce/inanc uretimidir. yani, bir yerde bes duyunun sadece kavram olarak, algiladigina anlam/icerik vermek. Tum psikolojik olgulari buna dahil edebiliriz. Korku, endise, nefret, sevinc, uzuntu, haz, hinc, ozlem, kiskanclik, ozenti, mutluluk, umut, husran v.s.
Soyut dusunce uretimi de, nereye, nasil, ne ile gitmek, nerde, nasil, neden ne soylemek, seyredilen bir filme, skece, okunan bir kitaba v.s. yapilan yorum, birine "akil vermek", oneride, tavsiyede bulunmak v.s.
Bunun yanida da, inancli bir kisi isen; inancinin verdigi dusunce uretimi, mesela cin, seytan, ahret v.s. ile ilgili mistik yorum, gorus v.s.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Düşüngen
09-08-2010, 23:17
[QUOTE=paslıçivi;327400]
gece görüş dürbünleri , termal kameralar, teleskoplar, değişik frekansları duyabilen cihazlar vs üretiyoruz..
peki tüm bunları yaparken asıl bunların taşındığı ve algının oluşup analiz sentezin yapıldığı ve bilinç denen sekonder/ikincil olguyu oluşturan primer/birincil olan beynimiz için bir şey yapıyor muyuz.... kocaman bir hayır...
QUOTE]
Şerrrefsizim benim aklıma gelmişti bu!!!
Herşeye emir veren beyin niçin kendisi ve kendisinin gizil güçlerinin aydınlatılması için emir vermez. Bu "Terzi söküğünü dikemez" sözünü aklamıza getiriyor. Beyin pek çok şeyi çözüyor ama kendisini çözmüyor daha doğrusu kendisiyle ilgilenmiyor. Çünkü şu an beyin dış dünya ile ilgili. O da dünya malına aldanmış gidiyor.
Uzak galaksileri bile avucunun içi gibi bilen beyin, ilginçtir ki kendisini bilememekte. Burnunun ucunu görememek gibi bir şey ya da "Mum dibine ışık vermez" diyelim.
Anlaşılan o ki; Beyin henüz kendisini tanımıyor, tanısa kendisiyle de yoğun bir şekilde ilgilenecektir. Beynimiz evrimsel süreçte henüz dışa dönük, içe değil. O yüzden kendi içine yönelik bir seyehat merakı henüz taşımıyor.
Bizleri mereklandırmaya her şeyi öğrenmeye şartlayan nedir= Beyin
Bize, beynimizi merak ettirecek olan nedir= Beyin
Beynimizi öğrenmeyi ne şartlayacak= Beyin
İşte fasit çember.
Bir benzetme yapacak olursak; İnsanoğlu bilinç açıklığı bakımından henüz çocukluk çağını yaşamaktadır. Bu yüzden henüz kendisi ile değil doğal olarak oyuncakları ile meşguldür (Araba, yat, motor, karşı cins, silah, koltuk vs...).
Ve süreç işlemeye devam ediyor, nereye gidecekse...
evrensel-insan
09-08-2010, 23:22
Saygideger dusungen;
Dogal zihniyet ve onun dogal egosunun, aynasi yoktur. Oyuzden selfini (kendini) goremez. Butun mesele, disariyla yasarken, icerden yasamaktir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Düşüngen
09-08-2010, 23:28
Saygideger dusungen;
Dogal zihniyet ve onun dogal egosunun, aynasi yoktur. Oyuzden selfini (kendini) goremez. Butun mesele, disariyla yasarken, icerden yasamaktir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sevgili evrensel insan, aslında herkesin baktığı bir ayna var ama o ayna sadece bakan kişinin isteklerini, çıkarlarını, yanılsama olan benliğini gösterir. Zaten o aynaya bakan da, görüntüyü yorumlayanda o çıkarcı benliğin kendisidir. Doğal olarak aynaya hangi niyetle/gözle bakıyorsa onu görüyor, gerçek olanı değil.
Sevgiler..
evrensel-insan
09-08-2010, 23:30
Saygideger Dusungn;
Bunun sebebi cok basit. Aynaya kendini gormek icin degil, egosunu baskasina gostermek icin bakiyor.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Insanin iki yönü var madde ve mana. Maddi yönü bu kainata bagli onun kurallarina mahkum. Mana yönü bu kainattan degil kaynagi farkli yerden. Dolayisiyla tabi oldugu kanunlar farkli ve kaderi de. Cisim degil.
evrensel-insan
10-08-2010, 01:58
Saygideger Karinca;
Insanoglu turu ve birinin mana yonu, yani soyutlamasi, zaten insanoglunun ve birinin kendi varligi ve algiladigi hersey icin dir. Yani "baska bir dunya" degildir. Topu topu bir yasam vardir, bu yasam soyutlamanin somutu ve soyutu ile birlikte yasanir. Bu yasam insanoglu turu icin, surekli suregelen bir surec, biri icin ise olumludur (olmek).
Saygilarimla;
evrensel-insan
Düşüngen
10-08-2010, 14:37
Bunun sebebi cok basit. Aynaya kendini gormek icin degil, egosunu baskasina gostermek icin bakiyor.
Sevgili evrensel insan, bu aynaya bakmaktaki amaç kişinin kendi elinde değildir. Aynanın karşısına geçip gerçek kendisine mi yoksa egosuna mı bakacağının kararını kişinin özgür iradesi vermiyor.
Farkındalık öyle bir kavram ki, dışarıdan verilemiyor onun içerden filizlenmesi gerekiyor. Farkındalıkta altın bir kural vardır bu kuralın adı "Kendiliğindenlik" tir. Gerçek farkındalığın varolmasının tek yolu vardır o da kendiliğindenliktir. Dıştan müdahaleler de etkili olabilir ama kişi kendi iradesi ile farkındalık kazanamaz.
Büyük şairler vardır güçlü ilhamları vardır, büyük şiirler yazarlar bu şiirleri milyonlarca insan beğeniyle okur. Ama hiç birisi çıkıpta aynı kalitede derinlikte şiir yazamaz, sadece okurlar. Demek ki usta şairlerin şiirlerini okuyarak ustalıklı şiir yazılamıyor. Ne mi eksik? Derinden gelen esinlenme, kendiliğinden peydahlanan ilham eksiktir de ondan. Kişi istediği kadar şiir okusun bahsettiğim özellikleri yoksa asla aynı kalitede şiir yazamaz. Çünkü kendiliğindenlik eksiktir.
Düşüngen
10-08-2010, 14:44
Yine defalarca tanık olduğum bir olayı paylaşayım.
Herhangi bir insana "farkındalık kazanmak istermisiniz?" diye soracak olursak alacağımız cevap şudur; -"Bu farkındalığın bana ne gibi bir maddi kazancı olacak"-
Görüldüğü gibi kişi çıkarına o denli yoğunlaşmıştır ki, farkındalığın bile kendisine neler kazandıracağının derdindedir. Böyle bir kişiyi uyandırmak için, havai fişek değil zirai fişek bile fayda etmez.
Meditasyon başlığını sulandırdık mı ne?
Yine defalarca tanık olduğum bir olayı paylaşayım.
Herhangi bir insana "farkındalık kazanmak istermisiniz?" diye soracak olursak alacağımız cevap şudur; -"Bu farkındalığın bana ne gibi bir maddi kazancı olacak"-
Görüldüğü gibi kişi çıkarına o denli yoğunlaşmıştır ki, farkındalığın bile kendisine neler kazandıracağının derdindedir. Böyle bir kişiyi uyandırmak için, havai fişek değil zirai fişek bile fayda etmez.
Meditasyon başlığını sulandırdık mı ne?
Farkındalık öyle bir kavram ki, dışarıdan verilemiyor onun içerden filizlenmesi gerekiyor. Farkındalıkta altın bir kural vardır bu kuralın adı "Kendiliğindenlik" tir. Gerçek farkındalığın varolmasının tek yolu vardır o da kendiliğindenliktir. Dıştan müdahaleler de etkili olabilir ama kişi kendi iradesi ile farkındalık kazanamaz.
Topiği sulandırıp sulandırmadığınıza siz karar verin ancak kendi kendinizle çelişkiye düştüğünüz bir gerçek...
arka arkaya yazdığınız iki mesajı dikkatli okursanız ne demek istediğimi anlıyacaksınız sayın Düşüngen...
evrensel-insan
10-08-2010, 16:23
Saygideger Dusungen;
Aynanın karşısına geçip gerçek kendisine mi yoksa egosuna mı bakacağının kararını kişinin özgür iradesi vermiyor.-Dusungen-
Bu temeldeki dusunce ile, bilhassa paslicivi arkadasin nezdinde cok mesajlastik. Oyuzden burada bir tekrar yapmak istemiyorum.
Yalniz, herseyin bir degisim oldugunu hatirlatarak ve bu tip kesinlik iceren bir cumle kurmanin sadece bir teslimiyet getirecegini de vurgulayarak. Sabitlesmis ve sahiplenilmis dusuncelerin, tekrar sorgulanabilmesi tek onerim.
Cunku, en azindan kendi yasam tecrube ve gozlemime ters dusen bu sabit dusunceyi, hem kendi sahsim adina, hem de evrensel insan zihniyeti adina dusunce olarak onaylayabilmem mumkun degildir. Tabi, teslim olmanin ne oldugunun farkinda ve bilincinde bir dusunceyle dusunen bir birey olarak.
Oyuzden fizigi yukaridaki gibi, sabit bir dusunceye teslim ve mahkum etmek, zaten egonun en buyuk kozudur.
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
11-08-2010, 07:17
vücudumuzda bir çok organ ve doku var.. ve bunların hepsinin görevleri farklı ve biribiriyle bir düzen uyumluluık içinde çalışmak zorunda..
yani insan bedeni bir bütünlüktür.. ve bütünlük içinde herhangibir organ veya doku kendi keyfine göre davranamaz, diğer tüm organlarla bir uyum içinde canlılığı sürdürmek üzere, çalışmak, görev yapmak zorundadır..
yani bir böbrek ben filtrasyon hızımı değiştireyim, bundan sonra biraz böyle takılayım diyemez, derse(ki hastalık durumlarında bu oluyor)vücudun tüm dengesi bozulur.. vücut bir yere kadar bunu kompanse etmeye çalışır ama bunun da bir limiti vardır, bu limit aşıldığında sitemin dengesi bozulur ve canlılık tehilekeye girer ve sorun devam ederse canlılık sona erip ölüm gerçekleşir.. ve siz kendi bilincinizle uyumlu çalışmayan bir böbreği uyumlu çalışmaya ikna edemezsiniz.. ve tıbbi yardım alıp bu düzeni bozulmuş böbreği düzene sokmaya çalışırsınız..
kalp damarlarınız(koroner) yıllar içerisinde yağlar, genetik özellik, sigara, tansiyon vs gibi nedenlerle tıkanmaya başlar ve belli bir aşamadan sonra bu koroner damardan kan geçemediği için kalp krizi geçiririsiniz.. siz kendi bilincinizle bu şekilde sorun yaşayan bir koroner damarda bu tıkanmayı engelleyemezsiniz, sadece bir parça daha bilinçli yaşayarak olayı geciktirebilirsiniz.. ve zamanı geldiğinde tıbbi yardım alıp(hala yaşıyorsanız tabii) bu düzeni bozulmuş damarı düzene sokmaya çalışırsınız..
peki beyin dediğimiz organ ne işe yarar.. beyin; koca bir ordunun karargahı gibidir.. tüm kararlar burda alınıp gerekli organ ve dokulara sinirler ve kimyasallar(hormon, enzim vs) aracılığı ile nasıl düzenli çalışması gerektiği iletilir.. beyin sahip olduğu vücudu yöneten bir komutan gibidir.. her ayrıntıyı hesaplayıp, düşünüp, tüm bu oca ordunun mükemmel bir düzende çalışması için 24 saat boyunca vei alır, bunları analiz eder, sentezler ve duruma göre yeni emirler gönderir..
beyin ve diğer organlar arasındaki bu emir-komuta, sinir sistemimizdeki sinirler ve kimyasalların damar içinde kan yoluyla iletişimi ile mümkündür.. vücuttaki tüm organlar birbirleriyle bu iletişim ağı ile hem kendi aralarında hem de beyinle bir iletişim içinde olmak zorundadır... bu iletişimdeki en ufak bir sorun bu düzeni bozar ve canlılığı tehlikeye atar...
beyin bu başkomutanlık görevini yaparken diğer taraftan asıl görevi olan bilinci, duyguyu, düşünceyi ve dolayısıyla davranışı, inancını vs üretir.. beyin bir şekilde arıza yaptığında bu kişiye duygulanma, düşünme, bilinaçıklığı, davranış bozukluğu vs olarak yansır..
siz nasıl bir böbreğe, kalbe, karaciğere, mideye uyumlu çalışması gerektiğini kendi özbilinciniz/öziradenizle belirleyemiyorsanız aynı şekilde beyne ve onun türevleri olan düşünme, duygulanma, bilinaçıklığına hükmedemiyorsunuz.. beyninizin nörokimyasal yapısı/altyapısı/donanımı neye müsaitse, nasıl çalışmya uygunsa siz o oranda düşünme duygulanma, bilinçaçıklığı ornanında yaşarsınız..
yani anlatmaya çalıştığım şey şu.. insanoğlu nörokimyasal bir robottur..
insan bedeni hem somut hem soyut anlamda doğduktan sonra endojen(içsel, genetik) ve eksojen(dışsal, çevresel, yaşamsal) milyarlarca parametrenin etkisi altında şekillenip yaşamını sürdüren nörokimyasal bir robottan başka bir şey değildir.. tüm bunlar sizin safbilincinizin dışında oluşan gelişen şeylerdir, olaylardır, kavramlardır, ofgulardır.. tüm bunların bileşkesi "işte bu benim" dedirten o sahtebenliği ortaya çıkarandır..
ve bu durum aynı koroner damarın tıkanması gibi, böbreğin iyi çalışmaması gibi, akciğerlerinizin hava yollarının tıkanması gibi bilinciniz kapatan/tıkayan bir hastalıktır ve diğer tüm hastalıklar gibi sadece tedavi edilmesi gerekmektedir..
ama bu durumun farkındalığına varılması yani sahtebenlik/ego dediğimiz şeyin bir insanlık hastalığı olduğunu farkedilmesi bu işlerle uğraşan insanların(nörolog, psikyatrist vs) önce bu hastalıktan kurtulması gerekmektedir.. ama bu bahsettiğim hastalığa bu insanlar da her insanoğlu gibi mecburen yakalanmış ve bu hastalığın muzdaribidirler..
yani balık iyice kokmaya başlamıştır ama onu bu kokudan kurtaracak olan tuzlar da kokmaktadır... sevgili düşüngenin dediği gibi terzi kendi söküğünü görememekte ve dolasıyla dikemeyip kıçı açıkta gezmektedir.. ortalık kıçı açık bir insanoğlu türüyle doludur..
bir tiyatro sahnesi düşünün.. bu tiyatroda sahne almış dünya insanlığını izleyin.. milli, etnik, zenginlik, mal, mülk, iktidar, güç vs her türlü kavgayı bir yana bırakıp sadece bu sahnedeki insanların inanç kavgasını gözlemleyin.. ateistiyle, budistiyle, müslümanıyla, hristiyanıyla, deistiyle, satanistiyle, hindusuyla, panteistiyle, agnostiğiyle, musevisiyle vs yüzlerce binlerce inanç ve alt çeşitlerinin kavgasını izleyin..
ama artık burda diğer insanları değil, oturduğunuz koltuktan sahnedeki kendinizi izleyin, gözlemleyin.. sizin diğer insanlardan ne farkınız var, ya da diğer insanların sizden ne farkı var.. niçin herkesin ve sizin "ille de ben" diye dayattığını, bu uğurda kavga verdiğinizi bir gözlemleyin.. niçin herkes "ille de ben" diye dayatmaktadır, hiç düşündünüz mü.. ya da diğer insanları bırakın artık ve kendinizi izlemeye gözlemeye alın.. o sahnedeki kendi mücadelenizi oturduğunuz koltuktan dışardan biriymiş gibi seyredebilecek misiniz bakalım..
bu sitede ve yaşamınızda niçin bu konulara bu kadar değer/önem veriyorsunuz, niçin bu konularla uğraşıp sizin gibi olmayanlarla dalaşıp, onlara siz gibi olmasını dayatıyorsunuz.. dediğim gibi bırakın artık siz gibi olmayanları, biraz o gözü kendinize çevirin ve kendinizi inceleyip gözlemleyin..
ve dışardan bir tanık gibi kendize tanıklık etmeye başlayın artık..
herşeyin sizde gizli olduğunu görünce çok şaşıracakasınız..
Düşüngen
11-08-2010, 14:25
Topiği sulandırıp sulandırmadığınıza siz karar verin ancak kendi kendinizle çelişkiye düştüğünüz bir gerçek...
arka arkaya yazdığınız iki mesajı dikkatli okursanız ne demek istediğimi anlıyacaksınız sayın Düşüngen...
Haklısınız sevgili deran; İçine düştüğüm çelişkiyi bana gösterdiğiniz için teşekkürederim.
Önce farkındalık kazanmak kişinin kendi iradesinde değil diyorum sonra da kalkıp "Bir kişiyi tutup farkındalık kazanmak ister misin" diye sorsak diyorum dimi... Dikkatli gözlemlemeniz ve zamanında yaptığınız uyarı için sağolun.
Diğer uyarılarınızı da dikkate almıyor değilim...
Topiği sulandırdığımı itiraf etmiştim zaten bu vesile ile meditasyon severlerden özür dilerim.
Düşüngen
11-08-2010, 15:02
[QUOTE=paslıçivi;327940]
yani anlatmaya çalıştığım şey şu.. insanoğlu nörokimyasal bir robottur..
insan bedeni hem somut hem soyut anlamda doğduktan sonra endojen(içsel, genetik) ve eksojen(dışsal, çevresel, yaşamsal) milyarlarca parametrenin etkisi altında şekillenip yaşamını sürdüren nörokimyasal bir robottan başka bir şey değildir.. tüm bunlar sizin safbilincinizin dışında oluşan gelişen şeylerdir, olaylardır, kavramlardır, ofgulardır.. tüm bunların bileşkesi "işte bu benim" dedirten o sahtebenliği ortaya çıkarandır..
QUOTE]
İşte buydu... Teşekkürler...
Saygideger Karinca;
Insanoglu turu ve birinin mana yonu, yani soyutlamasi, zaten insanoglunun ve birinin kendi varligi ve algiladigi hersey icin dir. Yani "baska bir dunya" degildir. Topu topu bir yasam vardir, bu yasam soyutlamanin somutu ve soyutu ile birlikte yasanir. Bu yasam insanoglu turu icin, surekli suregelen bir surec, biri icin ise olumludur (olmek).
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayin evrensel-insan,
Ben yazinizi anlayamadim. Lütfen aciklik getirir misiniz?
Saygilar...
Sayın karınca, Sayın evrensel- insan bu tür felsefi yazılarını özellikle felsefe bilmeyenlerin anlamaması için yazıyor...
Ben çoğu yazılarını anlıyamıyorum...
O yüzden artık kendisini takip edemiyorum...bu durumu kendisine de ilettim...
evrensel-insan
11-08-2010, 19:11
Saygideger karinca;
Mnada, vucutta, hepsi bu dunyadadir ve beraberdir. Birbirinden farkli dusunulemez.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
11-08-2010, 19:16
Saygideger Deran;
Sayın evrensel- insan bu tür felsefi yazılarını özellikle felsefe bilmeyenlerin anlamaması için yazıyor...
Ben çoğu yazılarını anlıyamıyorum...-Deran-
Yazilanlarin anlasilamamasinin felsefe ile bir ilgisi yok. Oyuzden yukaridaki "ithaminiz" gecersizdir.
Paslicivi arkadasta, felsefeden "anlamadigini" soyluyor, ama; benim yazilarim ile bir sorunu yok.
Bir kisi okudugunu anlayamiyorsa, ya sorar ogrenir, ya da anlamaya calisir. Yazinin yazarinin konu ile ilgisi yoktur.
Eger siz saklambac gazetesini okuyup, anliyorda, milliyet gazetesini okuyup anliyamiyorsaniz, bu milliyet gazetesinin sorunu degildir.
Ben bir birey olarak, sitede hic bir yazarin yazisi icin, boyle bir "ithamda" bulunmadim. Cunku okudugum bir seyi algilayamiyosam, bu yazarin degil; benim sorunumdur. Eger anlamak istersem de, sorular ile nerelerini anlayamadigimi dile getirir, aciklanmasini isterim.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayın e.i
İşte şimdi burda gerçek yüzünüzü gösterdiniz karşınızdakini suçlayarak...
20 - 25 tane sözcüğü arkaya getirip bir cümle kurmaya çalışırsanız yazılarınız anlaşılmaz olur daha öncede yazdım yazı yazmanın da bir matematiği vardır
En iyi yazarların yazdığı yazılarda bir cümledeki sözcük sayısının genelde 7 civarında olduğu görülmüştür...
Ayrıca neden en küçük bir uyarıya böyle size yakışmayan bir kabalıkta cevap veriyorsunuz?
O meşhur inceliğiniz zarifliğiniz nasıl çabucak kayboldu?
En ağır bilimsel araştırma raporları bile sizin çoğu yazılarınızın yanında daha okunabilir kalır...
Böyle yazarak daha mı iyi anlattığınızı sanıyorsunuz?
Ayrıca karşınızdakini böyle suçlama hafife alma hakkını kim size veriyor?
bakın sayın karınca da anlamadığını yazmış...
Size bu tür bir cevap yazmayı hiç yakıştıramadım... demek ki o meşhur kibarlığınız gerçek değilmiş...
Farkin farkindayim. iste bu benim hem kendime hem herkese duydugum saygim. Ne kendime zarar veririm, nede baskasina; vicdan rehberligindeki aklimla baslarim zamana. Ben bir bireyim, bireysellikten arinip "insan" olmaktir, dilegim.
İmzanızla çeliştiğiniz yukardaki incelikten yoksun yazınızdan belli oldu...
Ayrıca anlama ile bir sorunum yok sizinle zeka seviyemi her zaman karşılaştırabilirim
istediğiniz yerde zeka seviyelerimiz ölçülebilir sizde kabul ederseniz eğer...
Sayın e.i,
Bahsettiğiniz Saklambaç gazetesi eskiden Hürriyet gazetesinin magazin ekiymiş.. Ama ben ona yetişemedim şimdide sanırım Takvim gazetesinin Saklambaç adlı bir magazin eki varmış... Siz magazin eklerini biliyorsunuz meraklısınız sanırım...
Ben Takvim gazetesi okumam...
Bu bilgileri google dan aldım...bilginize...
evrensel-insan
11-08-2010, 22:00
Saygideger deran;
insan bu tür felsefi yazılarını özellikle felsefe bilmeyenlerin anlamaması için yazıyor...-deran-
hakkimdaki gorusleriniz icin, tesekkurler. Umarim yeteri kadar "icinizi dokmussunuzdur", hizinizi alamadiysaniz, devam edebilirsiniz.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayın e.i,
Sizde hızınızı alamadıysanız devam edebilirsiniz incelikten yoksun yazılarınıza...
Sn. e.i. karınca' ya ve deran' a katılmamak elde değil.
kusura bakmayın...
Daha anlaşılır olmak sizin elinizde iken, yapmamak da sizin elinizde. Kısacası, anlaşılabildiğiniz kadarsınız, anlatabildiğiniz kadarsınız.
evrensel-insan
12-08-2010, 01:11
Saygideger nova;
Tesekkurler, ama ben maalesef; baskasinin yazi dili ve uslubu ile degil, kendim ile ilgileniyorum. Hemen hemen herkesin her yazisini okuyor, anlayamadigim zamanda, dahaiyi anlamak adina, sorular yoneltiyorum. Yani, kimsenin yazi dili ve uslubuna KARISMIYORUM. Yeterki tuzuk kurallari disi bir anlam ve icerik icermesin (kufur, hakaret, kisisel satasma, kisisel degerlere hakaret, siddet, teror v.s.)
Cunku benim mantigim soyle der "Eger okunan bir sey anlasilmiyorsa, sorun yazilan yazida degil; okuyanin anlayamamasindadir. Amac anlamak istemek ise, bunun cabasi yazardan degil; okurdan gelir" Ben boyle yapiyorum.
Siteyi dolasirsaniz, bunun orneklerini gorursunuz.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Aşçı olduğunuzu düşünüyorum,
Bütün yemeklerde baharatı kepçeyle kullandığınızı görüyorum,
Baharat bana zararalı yemek yiyemem diyorum,
Sizde "yiyemezseniz ölürsünüz" haklı-doğru önermesinde bulunursunuz,
Ama hala kepçe ile baharat atarsınız,
"Yemeyen yemesin aç kalsın ölsün" tavrıdır bu.
"anlatabildiklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır"
Anlaşılmaya önem vermek, anlatılandan daha önemlidir.
Herkes sizin gibi düşünse forum panolarının hali nice olurdu.
evrensel-insan
12-08-2010, 01:41
Saygideger nova;
Burasi site ve tum mesajlar kitlelereacik yayinlaniyor. Dolayisiyle, benim mesajlarim sitenin herbir yazarina ayri ayri yonelik degil. Eger iliskilerim birebir olursa, zaten durum farklidir. Benim yasamimda, benim dusuncelerimi bilmeyen cevrem mevcuttur, ayni zamanda bu siteden daha "derin" dusuncelerimi bilen cevrem de mevcuttur.
Oyuzden mesajlar kitleye yonelikken, bir anlam veya icerik duzenlemesi yapmak mumkun degildir. Ama, eger birebir iliski soz konusu olursa, o zaman durum degisir.
Oyuzden benim hemen hemen hic bir mesajim, kisiye, kisinin kisilik ve kimlik degerlerine yonelik degil; tamamen dusunceye yoneliktir.
Oyuzden de kimse ile, sitenin kitleye acik formu onunde, kisisel bir mesajlasmaya, girmem ve giremem. Okurum, yazarim.
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
12-08-2010, 05:36
Bir konuda meditasyon disinda kalan yasam ve iliskilerin, meditasyon surecinde verdigi zihin bosaltimiyla nasil bir paralel ideolojik inancsal bir dogru turettigi ve bu dogrunun nasil meditasyon yapmadan, meditasyon yapiyortmus gibi bir his verip/vermedigi de merak ettigim bir konudur. Yani meditasyon yapilmadigi surecte, kisi yasam ve iliskilerinde zihnini nasil bosaltabilir ve nasil zihnini uyutabilir. Cunku sonucta bir canlidir ve kendine has bir toplum isi yasam ve iliskileri vardir. Bu meditasyonsuz yasam ve iliski surecinde kisi, nasil pasif olarak zihnini bosaltabilir ve tum dunyada ve cevresinde olanlara seyirci kalabilir? Burada, vicdan ve akil nerededir? duygu ve dusunce nerededir?, duyum ve inanc nerededir?
sevgili e.i..
yazdıklarımdan sonra sanırım meditasyonun "bir zihin boşaltımı ve zihin uyutulması" olmadığını kavramışsındır.. dediğim gibi konu batı dünyasına henüz aşina olmadığı için kulaktan dolma bilgilerle bu konu hakkında yorum yapılıyor..
şayet zihin kelimesine/kavramına; doğumdan sonra bize öğretilen tüm bilgi ve nonbilgilerin toplamı olarak bakarsan, meditasyon bu bilgi ve nonbilgiyi ayıran bir işlemdir.. yani bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığına vardırır insanı.. normal bir insan bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığında olmadığı için ya uykudadır, ya uyku mahmurluğundadır..
bilmek bilgiyi, inanmak nonbilgiyi içerir.. işte normal bir insanda bu iki kavram birbiri içine girip kaynamıştır.. bu kaynağı yapan şey de ego dediğimiz sahtebenliktir..
meditasyon bu egoyu/sahtebenliği parçalayıp yokettiği için bu bilgi ve nonbilgi arasındaki kaynak bozulup kopar ve kişi bilgi ve nonbilgiyi ayırdetmeye başlar.. yani bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığına varır..
önünde bir tepsi pirinç olduğunu düşün. bu pirinçteki taşları ayıklayacaksın.. önce gözüne pirincin renginde ve şeklinde olmayanlar takılır.. yani eğri büğrü, büyük ve/veya siyah, kahverengi vs, yani pirincin şeklinde ve renginde olmayanları görür ve kolayca ayıklarsın.. işte bunlar ateistlerin bahsettiği "uçan spagetti canavarı, alladdinin lamba cini" gibi sırıtanlardır..
ama sorun bunlar değil asıl princin şeklinde ve renginde olup da pirinç tanesi olmayan parçalardır.. işte bunlar pirinç tanesi olmadığı halde pirinç gibi görünürler.. bunlar da "ölüm sonrası yaşamlar/tanrı" gibi "inanç" dediğimiz kavramlardır..
işte normal(egoda yaşayan) bir insan bu pirince benzeyen ama pirinç tanesi olmayanları ayıklayamaz.. hangisi pirinç tanesidir hangisi değildir, bunu ayıklayamadığı için bu pirince benzeyenleri herkes farklı pirinç tanesi gibi algıladığı için dünya insanlığı birbirini algılayamaz ve bu konuda birbirini yer..
işte meditasyon yapıp ego denen illetten kurtulan insan bu anlamsız savaştan/cehennemden kurtulmuştur.. artık pirinci ayıklamak için tepsinin başına oturup saatlerce uğraşmaz.. tepsiden bir avuç pirinç aldığında pirinç olmayanlar kendiliğinden avucundan düşer zaten, avucunda sadece gerçek pirinç taneleri kalır.. işte bunlar bilgidir, epistemelojik gerçekliktir..
diğer insanlar ömürlerini bu pirinç ve pirince benzeyenleri ayıklamakla, ve ayıklarken diğer insanlarla bu pirince benzeyenleri farklı algıladakları için birbiriyle kavgayla, bu zahmetli işlemle ömürleri heba edip ıskalarlar..
meditasyonun yapıp asıl pirinci ayıklamış kişi ise çoktan pilavını yapıp dişine hiç bir taş gelmeden pilavını afiyetle yemektedir.. gerçi papaz hergün pilav yemez ama bu pilavın tadını/lezzetini değiştirmek de papazın elindedir.. bu ayıklanmış pirinçle hergün yeni bir yemek çeşidi yapıp yemektedir.. örneğin fırında yapılmış pilavlı piliç çok güzeldir.. yemeye doyamazsın.. hatta yemeye kıyamazsın yanında yatarsın..
Cunku sonucta bir canlidir ve kendine has bir toplum isi yasam ve iliskileri vardir. Bu meditasyonsuz yasam ve iliski surecinde kisi, nasil pasif olarak zihnini bosaltabilir ve tum dunyada ve cevresinde olanlara seyirci kalabilir? Burada, vicdan ve akil nerededir? duygu ve dusunce nerededir?, duyum ve inanc nerededir?
meditasyon sayesinde egodan kurtulup safbilinç/özbenlik haline gelen insan artık bir "kişi-lik" değil sadece bir "kişi"dir.. "-lik" ortadan kaybolmuştur, yani pirinç ayıklanmıştır.. bu "-lik" ortadan kalkınca dünyadaki diğer devasa "-lik" lerle artık bir sorun kalmamıştır.. artık sadece bir gözlemcisindir, sadece tanıklık edersin olaylara ve yansıtırısın.. sadece "olması gereken şeylerin gerçekleşiyor olmasından" başka bir şey olmadığını sadece "işlemesi gereken sürecin" ilerdiğini farkedersin.. çünkü artık sahnedeki oyundaki rolün bitmiştir, sahneden inip koltuğa oturup sahnedeki oyunu seyretmeye devam edersin.. bu arada elinde bir tabak pilavı atıştırmaya devam edersin..
ve sahnedeki o rolünü oynayan herkese hak verirsin.. çünkü o rolü kendi seçmemiştir, o rol ona verilmiştir ve o kişilik o rolü oynamak zorundadır.. başka seçeneği yoktur.. herkese hak verdiğin gibi bu kişiler arasındaki kavgaya da hak veririsin.. çünkü kurgu/düzen bu şekildedir.. matrix devam etmektedir..
burdan söylemeye çalıştığım şey şu..
sevgili dostlar, ateistler, müslümanlar, deistler, hristiyanlar, budistler, materyalistler, idealistler, hindular, museviler, satanistler, vs, yaşadığınız yaşama bir anlam veren bu tutunduğunuz ve bırakamadığınız elinizde dalı/halatı siz seçmediniz.. size verildi bu.. ve siz yaşamınız boyunca bu dala tutunup diğer tüm dalları reddetmek zorundasınız, çünkü "zihinde yaşamak" bunu gerektirir..
bir koltuğa birden fazla karpuz sığmaz.. o yüzden kolunuzdaki karpuz dışındaki tüm karpuzları reddetmekten başka seçeneğiniz yok..
diğer bir yaşam biçimi daha var.. karpuzsuz bir yaşam.. ama bu sizin elinizde değil, çünkü henüz karpuzsuz yaşayacak düzeyde evrimleşmedik ve bu yüzden bu karpuzlu/hastalıklı dönemi yaşayarak aşmak zorundayız..
ve koltuğunuzun altındaki karpuzun çeşidinden dolayı kesinlikle siz sorumlu değilsiniz, çünkü dediğim gibi karpuzu seçen siz değilsiniz, size bu karpuz verilmiş, bunu yemekten başka çareniz yok.. yaşamı ıskalamayın, her anın, nefesin değerini bilin..
Okyanustan buharlasarak kopan bir damlanin macerasina benzetilir insanoglunun arayisi. Allah kendi ruhundan üflemis, bir irade, bir nefis ve birde akil verip daha bir cok extra ile donattigi insana kelimeyi ögretip cennete koymus.
Basina gelecekleri ögrenmeli haddini bilmeliymis.
Daha kelimelerle olan sinavda Seytan gözleri önünde lanetlenmis. Denmiski; sundan yemeyeceksiniz. Elmamiymis yoksa MirKelamin dedigi gibi ayvami bilmem ama sonunda yemisler.
Ya Seytan gibi "Sen imtihan etmeseydin ben kaybedenlerden olmazdim" deyip kendilerini hakli cikarmaya calisacaklar ya da, yaratan ve bu kadar nimetle donatan rablerine nankörlük etmeyip "ben kendi nefsime zulmettim yasagi cignedim" deyip özür dileyeceklermis.
Adam Satanlik yapmayip özür dileyerek hadiseden gereken dersleri cikarip kurtulmus. Fakat Adam öyle siradan bir adam degilmiski, görev ve sorumluluklari siradan olsunmus.
Adam binbir zitlikla donatilmis, binbir mesele cikmis karsisina.
Bir yani asagi cekistiriyormus bir yani yukari.
Bazan bir agaca benziyormus bir yani camur icinde bir yani cicek, bir yani kaba nasirli bir yani ince nazik, bir yanindan kuslar ucuruyormus öbür yaniyla topraga mahkummus. Topraktan kurtul özgür ol demisler, bikmadin mi her yil ayni isi yapmaktan? Veriyorsun güzel meyvelerinide nooluyor, kurtul su esaretten git odun ol seni islesinler belki bir sarayda bir padisahin altina taht olursun dermisler.
Isi hem cok zormus hem kolay, hem karmasikmis hem basit, hem deliymis hem akilli, hem aciymis hem tatli.
Hem dünyayi imar edecek, hem hemcinsleriyle iyilikte yarisacak, kötülüge teslim olanlari düzeltecek, hemde kendisini bu kadar nimetle donatana sükredecekmis.
Ama bu yalanci cennet cok cazipmis. Kimi adamlar kaptiriyorlarmis kendilerini, unutuyorlarmis ölümü.
Satan onlara ben ben dedirtiyormus onlar da diyorlarmis. Oysa O demelilermis, O, O. Cünkü cabasi hasreti aslinda hep O degilmiymis. Ötekiler yalanci memeymis, üstünde lokum olsada, tatlida olsa yalanciymis. Ananin sefkatli kollarinda tüm maddi manevi dertlerine deva olan ak sütlü meme degilmiski.
O demeli ol-maliymis. Ya oldugu gibi görünmeli ya da göründügü gibi olmaliymis. Meselesi zihnini bosaltmak degil doldurmakmis. Güzelle ugrasip güzelin hikmetiyle doldurmak. Cünkü bosluk kabul etmezmis zihin, ilaci O`ymus.
O`kyanusa ulasmadan tatmin olmazmis damlacik.
Saygilar...
MEB'in 2004 yılındaki lise 2 psikoloji ders kitabında meditasyon için şöyle birşey yazılmış:
Meditasyon:
"Yüksek seviyede bir bilinçlilik hali demek olan meditasyon, bir obje ya da ses üzerine devamlı konsantrasyon ile gerçekleşir.
Meditayon, insanın vücut fonksiyonlarını kendi bilinciyle kontrol altına almasına ve dikkat toplaşımını artırmasına denir.
Meditasyonun amacı bedensel işlevleri kontrol etmeyi öğrenip denetlemektir.Böylece gevşeme ve dinlenme sağlanmış olur. Meditasyon içindeki insanın duyum, algı ve hatırlatma etkinlerinde, sinir sisteminin işleyişi artmıştır.
Kişi rahatlamıştır ve derin bir dinlenme durumu yaşar. BUNA KARŞILIK ZİHİNSEL FONSİYONLARDA ARTIŞ GÖRÜLÜR."
4 yıldır düzenli olarak meditsayon yapan biri olarak, her hangi bir zararını görmedim.
evrensel-insan
12-08-2010, 18:27
Saygideger paslicivi;
şayet zihin kelimesine/kavramına; doğumdan sonra bize öğretilen tüm bilgi ve nonbilgilerin toplamı olarak bakarsan, meditasyon bu bilgi ve nonbilgiyi ayıran bir işlemdir-paslicivi-
Iste ben bu dedigini, kendi adima, sorgulayarak, irdeleyerek, degerlendirerek v.s. yapiyorum, ustelik surekli suregelen bir surec seklinde. Ama, bunun icin meditasyona ihtiyacim yok. Ustelik sadece dogal zihniyetin bu farkini sorgulamakla kalmiyor, ayni zamanda non bilgiyi bir daha zihniyete tasimiyorum onun evrensel yapilanisini, isleyisini ve sorunlarini kokun temellerinden biliyorum ve farklarini ortaya koyabilecek duzeyde de bilinc ve birikimim var. Epistemolojik gerceklik surecinde bilgiyi birakiyorum. Boylece ogrendigim nonbilgi, yasam ve iliskilerimde yer almiyor, ustelik alanlari da notr algiliyor ve disaridan bakis acisi ile degerlendiriyorum.
Buradan da insansal zihniyetin dusunce ve davranisi ortaya cikiyor ve non bilgi temelli egodan, bilgi temelli selfe gecis yolu ortaya cikiyor.
Saygilarimla;
evrensel-insan
demos cratos
14-08-2010, 00:41
Meditasyon Nedir?
Kocaman bir hiç!
paslıçivi
14-08-2010, 07:33
Meditasyon Nedir?
Kocaman bir hiç!
sevgili demos cratos..
bildiğimiz tek şey aslolan insan ve evren/varlıktır..
geriye kalan herşey ama aklınıza gelebilecek her türlü şey meditasyon da dahil bir araçtır..
insanoğlu bu gizemli varlıkta yolunu aramaktadır ve herkes bir dala/ışığa tutunmuş ve onu gerçek zannetmektedir.. bu zaten böyle de olması gerekmektedir.. aksi halde bilinçli ama yeterince evrimleşmemiş olan insan denen canlı türü sağlıklı bir canlılık sürdüremez..
dediğim gibi meditasyon sadece bir araçtır bir ilaçtır.. ve herkese iyi gelecek diye de bir kural yoktur.. bugün ağrı kesici olarak bilinen bilimin bulduğu aspirin bile bir çok insanın başının ağrısını geçirmeye yetmemektedir.. ki meditasyon denen ilaç herkese şifa olsun..
zaten öyle olsaydı binlerce yıldır uygulanan doğu dünyasındaki meditasyon doğu insanını temizler, arındırırdı.. bugün doğu dünyasında da budizm, hinduizm ve kısmen de jainizm vs gibi bir çok inanç şekli vardır..
bugün müslümanı da meditasyon yapar(tasavvuf) hristiyanı da budisti de hindusu ateisti de deistide de.. meditasyon bir dini ritiüel değildir, zamanında doğu dünyasının bulduğu bir insanlık hastalığı olan egoyu temizleyen bir tedavi şeklidir..
ama hastalık yoktur hasta vardır.. ve her hasta tek tek alınması lazımdır.. kimine meditasyon iyi gelir kimine teizm düzeyi bir inanç kimine nonteizm düzeyi bir inanç.. ya da kimine materyalizm kimine idealizm..
bir inancınızın olup olmaması ya da neye inandığınız hiç bir önemi yoktur.. hatta aydınlanmanın bile bir önemi yoktur..
önemli olan şey; ne kadar insanlaşabildiğinizdir..
ister materyalist olun ister idealist ya da ister aydınlanmış biri ya da bir müslüman, bir budist bir ateist bir deist bir hristiyan hiç ama hiç önemli değildir..
insanlaşıp diğer insanlara değer verebiliyorsanız, onları olduğu gibi kabul edip sevebiliyorsanız, diğer insanlara ve canlılara ve evrene davranış içindeyken sanki kendinize davranıyormuş gibi yüreğinizde bir parça vicdan, sızı, otokontrol duyabiliyorsanız, işte "ol"muşsunuzdur..
bunu haricindeki soyut/somut her şey sizin bu gizemli matrixde sizi oyalamaktan başka bir şeye yaramayan sahte oyuncaklarınızdır.. ölümlü bir varlıksınızdır ve bunu bilincinizden sadece 3 saniye sonrasına atabilmek ya da ölümsüzleşebilmek için daha çok sahte oyuncaklar üretecektir insanoğlu..
paslıçivi
14-08-2010, 07:49
Saygideger paslicivi;
şayet zihin kelimesine/kavramına; doğumdan sonra bize öğretilen tüm bilgi ve nonbilgilerin toplamı olarak bakarsan, meditasyon bu bilgi ve nonbilgiyi ayıran bir işlemdir-paslicivi-
Iste ben bu dedigini, kendi adima, sorgulayarak, irdeleyerek, degerlendirerek v.s. yapiyorum, ustelik surekli suregelen bir surec seklinde. Ama, bunun icin meditasyona ihtiyacim yok. Ustelik sadece dogal zihniyetin bu farkini sorgulamakla kalmiyor, ayni zamanda non bilgiyi bir daha zihniyete tasimiyorum onun evrensel yapilanisini, isleyisini ve sorunlarini kokun temellerinden biliyorum ve farklarini ortaya koyabilecek duzeyde de bilinc ve birikimim var. Epistemolojik gerceklik surecinde bilgiyi birakiyorum. Boylece ogrendigim nonbilgi, yasam ve iliskilerimde yer almiyor, ustelik alanlari da notr algiliyor ve disaridan bakis acisi ile degerlendiriyorum.
Buradan da insansal zihniyetin dusunce ve davranisi ortaya cikiyor ve non bilgi temelli egodan, bilgi temelli selfe gecis yolu ortaya cikiyor.
Saygilarimla;
evrensel-insan
aferin sevgili e.i.. sana söylediğim gibi bir şekilde düşünerek aydınlamış bir insansın.. ama düşünme burda primer değil sekonderdir yani türevdir.. çünkü seni bunları düşünmeye iten bir şey vardır, bu beyin nörokimyası olabileceği gibi, genetik, yaşamın vs herşey olabilir..
ama senin bir şekilde düşünerek aydınlanmış olman tüm dünya insanlığının aynı senin gibi olmasını gerektirmiyor ve zaten bu mümkün de değil..
çünkü sen de herkes gibi diğer insanlarla empati kuramıyorsun, diğer farklı benlik/bilinç/inanç kombinasyonunda yaşayan insanları algılayamıyorsun.. zaten algılayabilseydin insanlık tarihindeki tüm aydınlamış insanlar gibi sen de "işte insanlığı bu düzen/sistem/soyut düzene sokar" diye ortaya çıkmazdın..
insanlararası ve tüm varlıkta bu kaosun bir zorunluluk bir dayatma ve hiçlik/yokluk değil de varlık olmanın yegane şartı bu "kaosun olmazsa olmaz olduğunu" algılardın..
kaos olduğu sürece varız, kaos bittiğinde yani düzene geçtiğimizde yokluğa/hiçliğe geçeriz..
evrensel-insan
14-08-2010, 12:45
Saygideger paslicivi;
çünkü sen de herkes gibi diğer insanlarla empati kuramıyorsun, diğer farklı benlik/bilinç/inanç kombinasyonunda yaşayan insanları algılayamıyorsun.. zaten algılayabilseydin insanlık tarihindeki tüm aydınlamış insanlar gibi sen de "işte insanlığı bu düzen/sistem/soyut düzene sokar" diye ortaya çıkmazdın..
insanlararası ve tüm varlıkta bu kaosun bir zorunluluk bir dayatma ve hiçlik/yokluk değil de varlık olmanın yegane şartı bu "kaosun olmazsa olmaz olduğunu" algılardın.-paslicivi-
Yukaridaki cumleleri, sana ait bir yorum olarak algiliyor ve sadece seni dusunce olarak bagliyacagini belirtmek istiyorum.
Ayrica, kaos algisida, bir dusunce algisidir, bunun fiziki bir yonu yoktur. Cunku, nesnenin, boyle bir ozelligi yoktur ve bu ozellik insanoglunun nesneye verdigi icerik/anlam oznelligidir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
14-08-2010, 13:33
Saygideger paslicivi;
çünkü sen de herkes gibi diğer insanlarla empati kuramıyorsun,-paslicivi-
Bak, empati ne imis, burda anlatiyor.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5958&page=89
Mesaj 883
Saygilarimla;
evrensel-insan
Saygideger paslicivi;
çünkü sen de herkes gibi diğer insanlarla empati kuramıyorsun,-paslicivi-
Bak, empati ne imis, burda anlatiyor.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5958&page=89
Mesaj 883
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayın e.i,
Verdiğiniz linkte empatiyi siz kendi penceremizden bakarak yazmışsınız ki katılmıyorum yazdıklarınıza... Bende diğer insanlarla empati kuramadığınızı
söylüyorum...
Sayın e.i,
Verdiğiniz linkte empatiyi siz kendi penceremizden bakarak yazmışsınız ki katılmıyorum yazdıklarınıza... Bende diğer insanlarla empati kuramadığınızı
söylüyorum...
Sizinle aynı fikir ve kanaatteyim sevgili Deran.
evrensel-insan
14-08-2010, 23:17
Saygideger deran ve nova;
Katilmak "mecburiyeti" yok ki. Yalniz sadece katilmamak, bence yeterli degil; en azindan sizinde bu konudaki goruslerinizi, kendi adiniza ortaya koyabilmeniz, konunun daha detayli ortaya konabilmesi acisindan, bir ivme kazanabilir.
Tabi, bu konuda da bir "mecburiyet" yok.
Oyuzden, yazilan bir mesaja, katilmlak/katilmamak degil; o konunun daha da detaylanabilmesi icin, katki beklenendir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
14-08-2010, 23:32
Saygideger deran ve nova;
Duygusal dusunup te, her hangibir konuda bir seyi gostermek adetim degildir ama, ayni yaziyi okuyup, baska turlu dusunenlerde var. E mailime gelen bir posta.
Aslında en çok gerekli olupta üstunde durmadığımız empati olayında karşıdakinin yerine kendimizi koyarken onun olayını kendimiz gibi dilde onun yaşamı kişiliği ve bakış açısına göre değerlendirip bakabilmek olaya onun gözüyle bakmakla ve ona göre şekil almakla ne çok şeyin çözüme ulaştığını bilmek, kazık kadar yaşımda bunu sayenizde anladım tuh bana:) veeee saygıyı yani her zaman yapamasamda herşeyin saygı ve samimiyetle hale ve yola koyulduğunu değer yargılarının bize ne kadar çok manevi işkence yaptığını (ataerkilduzendekiler yaşadığımız yere göre değişsede) hep sizinle öğrendim yani ben onların içinde debelenirken ve yanlış adımlar atarken siz yol gösterdiniz çıkış noktası saygıymış herşeyin. kösnül kaba çıkarcı insanlara ve samimiyetsizliklere karşı nasıl davranmam gerektiğinide aklıma gelmeyen birçok şeyi, yeniden yaşamayı belkide sizden bu iddialı gelebilir ama sizden öğrendim sizi iki yıldır okuyorum. Alinti-
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sn. e.i. ,
Ben empatiden bahsediyorum.
Bu başlıktaki son mesajımdır,
Siz empati kurmuyorsunuz, onun yerine kafanızda bir model yaratıp onu dayatıyorsunuz. Yarattığınız modelin gerçekle alakası yok, sadece yemi ile oynayan avcı misali kendi yaratımınızı öne sürüyorsunuz, istediğiniz yere çekiyorsunuz, ve kerşınızdakine dayatıyorsunuz.
Bunu anlamadığınızı birkere daha test ettim ve anladım.
Sizin kafanızda oluşturduğunuz, gerçeği ile ilgisiz, kötü bir taklit. Çin malları gibi, ilk çıktığında heyecan yaratır herkes koşar, fakat ömrü çok kısa ve faydasızdır.
Üzgünüm, bu konuda sizinle geçmişte de tartıştık.
Şimdi tartışmak için iki kişi lazım, fakat şu anda tek başlınıza kaldınız.
Sizinle anlaşmak yada yarattığınız-gerçek olmayan fikirlerinizi kabul etmek zorunda da değilim, bu konuda hadis kitapları ile sizin yazılarınız arasında (forum üyesi olarak) bir ayrım yapmadığımında altını çizeyim.
Ö.m de yollamayınız geçmişteki gibi.
iyi geceler.
evrensel-insan
15-08-2010, 01:58
Saygideger nova;
Yaziniz cok net empati alginizin, dusunce olarak ne oldugunu ortaya koyuyor ve koymaya da devam ediyor. Sizi baglayan, HAKKIMDAKI yorumlariniz icin, tesekkurler.
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
15-08-2010, 06:22
önemli olan şey; ne kadar insanlaşabildiğinizdir..
demiştik.. peki niçin önemli bu "insanlaşabilme" dediğimiz olay..
insanlaşabilmek düşünerek ortaya çıkabilecek bir durum değildir, bir insanın dönüşümüdür, yani yapmacık, sahte, diğer insanlarla rol/çıkar gereği iyi geçinen bir insan değil gerçekten iyi, vicdanlı bir insan haline gelmesidir.. kişinin bu insanlaşabilme dediğim olayı bizzat yaşayıp deneyimlemesi olayıdır..
diğer insanlara, canlılara, doğaya kısaca yaşamında ilişki kurduğu tüm varlığa/evrene karşı içten gelen bir samimiyetle empati kurabilip uyumlu/vicdanlı davranabilme halidir.. yani insanlaşabilme; toplumun/atalarımızın bize sunduğu güzel ahlakı bir öğreti eşliğinde yapmacık/sahte yapmak değil bu öğretilerin varlığımızın özünden gelerek bir mayalanma ve dönüşüm haline gelebilmemizdir..
insanlaşabilmek, kurtuluştur.. hem bireysel hem toplumsal kurtuluştur.. insanlaşabilen kişi bilinç/inanç seviyesi ne olursa olsun kendinden başka diğer varlıklarla/canlılarla sorunu, kavgası bitmiştir.. çünkü kişi artık kendini, kendi içindeki insanı yaşamaktadır..
insanlaşma yolunda olan biri asıl kavganın kendi içinde olduğunu görebilen ve bu kavgayı çözebilmiş insandır.. dediğim gibi bu insan bir hrisitiyan bir müslüman, bir ateist, bir deist, bir budist bir agnostik olabilir.. bulunduğu bilinç/inanç seviyesinin bir önemi yoktur bu insanlaşabilme yolunda..
kişinin kendi içindeki kavgası/kaosu bittiğinde varlıkla/evrenle de kavgası bitmiştir..
bir insan muhammed gibi evreni ve insanı okumada üstbilinç haline gelip insanlaşamayıp aksine canavarlaşırken, dağdaki bir çoban çok alt bilinç ama insanlaşmış olabilir..
insanlaşabilen kişi yaşamı doyasıya yaşarken, diğerleri yaşamı ıskalar.. ama yine bu durumlar da kişinin kendi özbilinci/iradesi dahilinde olabilen şeyler değildir..
paslıçivi
15-08-2010, 06:47
MEB'in 2004 yılındaki lise 2 psikoloji ders kitabında meditasyon için şöyle birşey yazılmış:
Meditasyon:
"Yüksek seviyede bir bilinçlilik hali demek olan meditasyon, bir obje ya da ses üzerine devamlı konsantrasyon ile gerçekleşir.
Meditayon, insanın vücut fonksiyonlarını kendi bilinciyle kontrol altına almasına ve dikkat toplaşımını artırmasına denir.
Meditasyonun amacı bedensel işlevleri kontrol etmeyi öğrenip denetlemektir.Böylece gevşeme ve dinlenme sağlanmış olur. Meditasyon içindeki insanın duyum, algı ve hatırlatma etkinlerinde, sinir sisteminin işleyişi artmıştır.
Kişi rahatlamıştır ve derin bir dinlenme durumu yaşar. BUNA KARŞILIK ZİHİNSEL FONSİYONLARDA ARTIŞ GÖRÜLÜR."
4 yıldır düzenli olarak meditsayon yapan biri olarak, her hangi bir zararını görmedim.
meditasyon, bir obje ya da ses üzerine devamlı konsantrasyon ile gerçekleşir.
sevgili vrael, verdiğin bilgiler için teşekkürler.. ama sanırım MEB meditasyon hakkında bir kaynaktan alıntı yapıp bunları yazmış.. bilinçte yükselme yaptığı meditasyondan az çok anlayan biri için hemfikirlik bir olaydır ama meditasyonun sadece bir ses ya da obje üzerine konstansyonu yüzlerce teknikten sadece bir kaçıdır..
meditasyonun asıl özü kişinin meditasyon halinde insanın zamandan/düşünceden kopması ve anda yaşamasıdır.. meditasyon halindeyken bir şey düşünemezsiniz, çünkü düşünmek demek; gelmiş geçmiş veya gelecekte olabilecek şeyleri "şimdiye şu ana" getirmektir.. oysa "şimdide, şu anda" hiç bir şey yoktur, o düşündüğünüz şeyler "zamandadır", yani ya yaşanmış olmuş bitmiş geçmişte kalmıştır ya da gelecekte olabilecek şeylerle ilgilidir..
"şimdide şu anda" sadece sizin evreni algılayan bilinciniz vardır..
"şimdide şu anda" kalabildiğiniz her saniye bir trans bir meditasyon halidir ve bilinci örten sahtebenliği zımpara taşı gibi zımparalamaktadır..
meditasyon; insan bilincini örten öğreti/zihin/nonbilgi artıklarının egemenliğine son vermektir.. kişinin bu zihnin yöneticisi sahtebenliğinin gidip özbilincin/özbenliğin yönetime gelmesi halidir.. yani kişinin artık gerçek kendini bulması, bilmesi halidir..
paslıçivi
15-08-2010, 07:45
Cünkü bosluk kabul etmezmis zihin, ilaci O`ymus.
O`kyanusa ulasmadan tatmin olmazmis damlacik.
Saygilar...
sevgili karınca..
o güzel yazından özellikle yukarıdakini alıntıladım..
evet insanın bir bilinci var ve bu bilince çarpan/yansıyan bir varlık/evren/varoluş var.. bilincimize çarpan bu varoluşu dışarı yansıtırken boşluk kabuletmediği çok doğrudur.. çünkü boşluk dediğimiz şey bilinemezliktir..
insan bilincine yansıyan varoluş "!?" oluşturmaktadır..
"!" oluşturduğu boşluğu tüm dünya insanlığı "var" diyerek doldurmuştur..
ama "?" oluşturduğu boşluk zaman ve coğrafyaya göre çok değişkenlik göstermektedir..
"?" sizin dediğiniz gibi "O" diyelim..
"O" nedir? diye sorarsak dünyadaki şimdiye kadar yaşamış günümüzde yaşayan ve gelecekte yaşayacak olan tüm insanlık farklı cevap verecektir.. çünkü ortada "O" diye mutlak bir şey yoktur..
işte O "inanç" dediğimiz şeydir, "nonbilgi", "bildiğini zannettiğimiz" şeydir..
siz zaman ve coğrafya olarak islami bir toplumda dünyaya geldiğiniz için O'nun cevabı sizde muhammedin öğretileridir..
uzak doğuda dünya gelseydiniz cevabı Budhanın öğretileri olacaktı..
hindistanda dünyaya gelseydiniz hinduizm olacaktı
bundan 9-10 bin yıl önce değişik bir coğrafyada dünyaya gelseydiniz o dönemin öğretileri olacaktı..
israilde dünyaya gelseydiniz musanın öğretileri olacaktı..
avrupada dünaya gelseydiniz isanın öğretileri olacaktı..
antik yunanda dünya gelseydiniz zeus vs, olacaktı
mısırda musa öncesi firavun döneminde gelseydiniz firavununuz ya da onun tanrıları olacaktı..
gördüğünüz gibi "?" yani "O" nun cevabını insanoğlu kendi algılayıp bulamıyor.. doğduğu zaman ve coğrafyadaki ataları ona zihin olarak ne aktarırsa cevap o oluyor..
ve zihin boşluğu sevmeyip kabuletmediği gibi çokluğu(birden fazlalık) da kesinlikle kabul etmez.. yani bir insanın zihninde sadece bir çeşit öğreti/İnanç çeşidi olabilir..
şöyle açıklamaya çalışayım..
size yüklenen zihin neyse onun haricindeki herşey otmaktikman ya batıldır, ya bozulmuştur, ya hurafedir, ya şeytan işidir vs..
doğu dünyasının tanrısız(budizm) ve çok tanrılı(hinduizm) dinleriyle batı dünyasının tek tanrılı (semavi)dinleri arasındaki uçurumu bir yana bırakın, tek tanrılı dinler arasında da bu bahsettiğim zihnin birden fazlayı kabul etmemesi geçerlidir..
yani bir hristiyana göre iki tane semavi din vardır.. aslolan hristiyanlıktır
bir museviye göre bir tane semavi din vardır.. oda museviliktir..
bir müslüman göre üç tane semavi din vardır ama hakikat islamdır gibi..
doğu dünyasında da aynı şey geçerlidir, bir budist için budizm haricindeki tüm dinler ya batıldır ya da boş işlerdir..
bir hindu için kendi kutsal kitabı "vedalar" hakikattir, bunun haricindeki tüm dünya dinleri batıldır..
işte insanoğlu böyle bir zihin hapsinde/köleliğinde sahte bir yaşam sürmektedir..
bu yukarda bahsettiğim durum nonteistler için de geçerlidir.. onların da zihni sadece bir şeyi içeri alıp diğer tüm şeyleri dışlamak zorundadır..
yani kişi zihinde yaşadığı sürece "?" boşluk olarak yani "bilinemez, bilmiyorum" olarak kalamaz.. mutlaka burayı doldurmak zorundadır.. neyle doldurduğunun hiç bir önemi yoktur..
bu bir spermin bir yumurtayı döllemesi gibidir.. bir sperm bir yumurtaya girdimi yumurta kendini diğer tüm spermlere kapatır..
yumurta döllenmiş ve bütünlük sağlanmıştır artık.. insanoğlu zihinde(yumurtada) yaşadığı sürece bir spermle döllenmek zorundadır.. spermin çeşidini belirleyen şey de kişinin dünyaya geldiği zaman ve coğrafyaki spermlerdir..
yani tarlaya ne ekilmişse o biçilecektir..
işte meditasyon dediğim şey bu zihni bu yumurtayı ortadan kaldırıp bilinçteki "?" olduğu gibi çırılçıplak bırakır.. kişi bilincine yansıyan evreni/varoluşu bilmediğinin farkına varır..
arada herhangi bir zihin/yumurta olmadığı için döllenme de olmaz
ve bilinç kendine yansıyan varlıkla direk temasa geçip yekpare/tekvarlık olur..
işte gerçek bütünlük hissi budur..
paslıçivi
15-08-2010, 08:12
Yukaridaki cumleleri, sana ait bir yorum olarak algiliyor ve sadece seni dusunce olarak bagliyacagini belirtmek istiyorum.
sevgili e.i.. kötü niyetli omadığını biliyorum sadece farkındalığın ve empatin yok diyorum.. ve bu durum seni "tehlikeli" kılıyor..
yukarıdaki cümlende vurguladığım kavramları kendine ve bu sitede yazdığın tüm görüşlerine uyguladığında farkındalığın bir parça artacaktır diye düşünüyorum..
bu dünyadaki en büyük sorun empati yoksunluğu yani farkındalıksızlıktır.. her insan kendi dışındaki diğer tüm dünya insanlarını "kendi gibi" bilir..
o yüzden herkes zihnindeki kendi doğrusunu diğer insanlara dayatmaya aşılamaya çalışır..
der ki;
-ulen ben de insanım o da insan, o niye böyle düşünüp davranamıyor.. dur şunu bir uyarayım, doğru yolu gösterip hem onu hem dünya insanlığını kurtarayım..
o insanın apayrı bir dünya ve diğer tüm insanların kendine has/özel bir donanımı/dünyası olduğunu henüz kavrayamamıştır çünkü..
parmak izi çeşitliliği ne kadar zenginse bu dünyada o kadar farklı zengin donanım/dünya insan vardır..
bunu kavrayabilen insan zaten diğer insanlara bakmaya, akıl öğretmeyi bırakıp kendi içine bakmaya başlar..
çünkü asıl problemin diğer dünya insanlığında değil herkesin kendi içindeki problem olduğunu görür ve kavrar..
ve bunu kavrayabilen biri artık diğer dünya insanlarıyla, onların düşünce ve inanç şekilleriyle uğraşmayı bırakıp herkesi olduğu gibi kabullenmesini gerektiğini kavramıştır..
çünkü kendini bilen insan, insanı bilmeyi kavramıştır..
Saygideger paslicivi;
çünkü sen de herkes gibi diğer insanlarla empati kuramıyorsun,-paslicivi-
Bak, empati ne imis, burda anlatiyor.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5958&page=89
Mesaj 883
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayin evrensel-insan,
Empati konusundaki görüsleriniz beni sasirtti desem yeridir. Ben görüslerinize katilmiyorum. Herkesin kabul edebilecegi bir görüs ortaya atmanizi, beni de bulundugum durumdan bir adim öteye götürmesini inanin arzu ederdim. Cünkü empati bagnaz/yobaz/bencil olmayan her insanin gönül rahatligi ile kabul edebilecegi bir durustur diye düsünüyorum.
Kapitalist ama akilsiz bir firma sahibi rakibini yok etmek ister. Ama gercekte akletse önce kendisinin rakip firmaya ihtiyaci oldugunu bilir. Siftah edememenin ne demek oldugunu bilen bakkal ben siftahimi yaptim sekeri de yandan al diyebilir/demistirde.
Dünyayi bir kavga degil birlikte yasama yeri olarak gören herkes ötekini oldugu/olmasi gerektigi gibi kabul etmelidir. Bir müslüman olarak hristiyan komsumun iyi bir hristiyan olmasi beni rahatsiz etmez, aksine hristiyanligi bozulur artik bir deger yargisi kalmazsa benim icin o zaman kaygi vericidir. Cünkü hicbir din karsidakini yok etmek icin tasarlanmamistir.
Bir devletin cikarlari ötekinin zarari degildir. Karsilikli paylasim vardir. Bu sefer biri daha karli cikabilir, isiniz o zaman ötekini yoketmek degil daha iyisini yapmak olmalidirki; bir dahakine daha iyi kazanan siz olabilesiniz. Karsidakinin beni yoketmek yerine benden daha iyisini yapmak istemesini anlarim, yok etmeye kalkarsa bu sefer barisi korumanin yollari aranir önce.
Saygilar...
evrensel-insan
15-08-2010, 17:52
Saygideger paslicivi;
-ulen ben de insanım o da insan, o niye böyle düşünüp davranamıyor.. dur şunu bir uyarayım, doğru yolu gösterip hem onu hem dünya insanlığını kurtarayım-paslicivi-
2000 lere kadar aynen boyle dusunuyordum, taki saygi (farkin farkina varmak, hic bir farki one cikarmamak ve herhangi bir farki gormemezlikten gelmemek) ve vicdan (hem kendine, hem de baskasina fiziksel ve dusunsel zarar vermemek) bilincini notr algi ve disaridan bakis acisi farkindaligi ile, kendimde olusturana kadar.
Simdi ise, herkesi kendini dusunce olarak ortaya koydugu gibi algiliyor, bende kendimi dusunce ile ortaya koyuyorum.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
15-08-2010, 17:53
Saygideger karinca;
Yorumlarin icin, tesekkurler.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
15-08-2010, 18:58
Saygideger Karinca;
Herkesin kabul edebilecegi bir görüs ortaya atmanizi, beni de bulundugum durumdan bir adim öteye götürmesini inanin arzu ederdim.-Karinca-
Bak asagiya alintisini yaptigim dile getiris, empatiyi senin mesajinda acikladigin gibi algilamis, peki sen benim mesajimdan ne algiladin?
Aslında en çok gerekli olupta üstunde durmadığımız empati olayında karşıdakinin yerine kendimizi koyarken onun olayını kendimiz gibi dilde onun yaşamı kişiliği ve bakış açısına göre değerlendirip bakabilmek olaya onun gözüyle bakmakla ve ona göre şekil almakla ne çok şeyin çözüme ulaştığını bilmek,-Alinti-
Saygilarimla;
evrensel-insan
Saygideger paslicivi;
-ulen ben de insanım o da insan, o niye böyle düşünüp davranamıyor.. dur şunu bir uyarayım, doğru yolu gösterip hem onu hem dünya insanlığını kurtarayım-paslicivi-
2000 lere kadar aynen boyle dusunuyordum, taki saygi (farkin farkina varmak, hic bir farki one cikarmamak ve herhangi bir farki gormemezlikten gelmemek) ve vicdan (hem kendine, hem de baskasina fiziksel ve dusunsel zarar vermemek) bilincini notr algi ve disaridan bakis acisi farkindaligi ile, kendimde olusturana kadar.
Simdi ise, herkesi kendini dusunce olarak ortaya koydugu gibi algiliyor, bende kendimi dusunce ile ortaya koyuyorum.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayın e.i
Keşke 2000lerden önceki halinizde kalsaydınız şimdi harddiskinize virüs
girmiş gibi olmuş...
Saygılarımla...
evrensel-insan
15-08-2010, 21:37
Saygideger deran;
Keşke 2000lerden önceki halinizde kalsaydınız şimdi harddiskinize virüs
girmiş gibi olmuş.-deran-
Gordugum kadariyla, evrensel-insanafobi devam ediyor.:hug:
Neyse, etsin bakalim. "Zaman herseyin ilacidir" diyorlar.:)
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
16-08-2010, 06:37
sevgili e.i..
arkadaşların sana takılması seni sevdiğinden, seni daha iyi anlamaya çalışmalarından dolayı sanırım..
hani bir deyim vardır.. "ayı enceğini severken öldürürmüş" diye..:)
burda yazışan arkadaşların "bilgiye ulaşma çabaları" olarak algılıyorum ben..
en azından ben öyle yapıyorum, kendimde olanları paylaşmak ve diğer insanlardan birşeyler öğrenebilmek..
"bilgi"ye ulaştığımız oranda insanlaşma oranımız artacaktır diye düşünüyorum..
paslıçivi
16-08-2010, 07:34
Sayin AerA ;
Dedigim gibi benimki kisisel deneyimlerimden elde ettiklerimdir. Geneli yansitmayabilir.
Nerde yasarsak yasayalim, gun icinde pek cok sinir bozucu, olayla karsilamaktayiz. (is, trafik , sosyal iliskiler vs.) Ve en onemlisi, insan her yerde, her haliyle insandir.
Dingin'e ulasmamis veya kolayca ulasamayan bir beyin, bu tip olaylara bence daha nevrotik, agresif sekillerde yaklasmakta.. Bu pratige eristiginizde bu tip yaklasimlara daha bir sakin bakabiliyorsunuz. Biliyorsunuz ki karsinizdaki beyin, arinmakta gucluk cekiyor.
Cunku disardan sunulmus fazladan duzenli bir sarj/desarj rutini yok.
Siz de bilirsiniz, normalde beyin, her insanda sadece uyku evresinde desarja baslar. Disardan sinyal alimini en aza indirgeyerek gerceklestirir bu evreyi.. Uyku evresi bitiminde, yine yogun cift tarafli sinyal alisverisine gecer.
Bunun rutinin disinda, beyni fazladan rahatlattiginizda daha fazla pozitif elektrik uretirsiniz. Pozitif bakis acisinda, insanlar daha sakin, daha sogukkanli yaklasirlar olaylara.. Eger bu pratigi yakalamissaniz, henuz bilincli olarak bu pratige ulasmamis insanin davranislarina empati ile yaklasirsiniz. Siz de onceden ayni sekilde davranmissinizdir zira..
Aksi takdirde tum insanlar bir sekilde meditasyon yaparlar. Ama cogunluk, bu bilincsizdir. Bir insanin isteyerek hamur yogurmasi, bir baskasinin maket ucak yapmasi, el becerilerine dayali urunler uretme vb..
Sonucta enerjinizi, dikkatinizi bir yone kanalize ederek yogunlasirsiniz.
sevgili neva.. burda bahsettiğiniz şeyler doğrudur.. meditasyonun en hafif etkisi kişiyi biraz relax hale getirip, yaşamı daha katlanılabilir hale getirmesidir.. ve meditasyon hakkında batı dünyası sadece bu kadarına odaklanmıştır ve bunu bilmektedir..
oysa meditasyonun bu etkisi, buzdağının suyun üzerinde görülen küçücük kısmıdır.. ama bunu bilen dünyada çok az insan vardır ve bu durumu bizzat deneyimleyerek yaşamışlardır.. ve bu deneyimleyerek yaşanılan şey sözlerle ifade edilebilecek bir şey değildir.. bunu denyimleyen kişi zaten artık dönüşmüştür ve duygu düşünce bilinç deklarasyonlarıyla bunu dışa vurarak ancak kendini ifade edebilir..
meditasyonu dünyada bir çok insan yapıyor ama nedenini şimdilik tam bilemediğim ama tahmin edebildiğim r nedenlerden ötürü herkes aynı oranda dönüşüme uğramıyor.. bunun bir çok sebebi olabilir, kişinin genetiği, nörokimyasal donanımı, yaşı, yaşadığı coğrafyanın öğretilerden ne oranda kirletildiği vs bir çok sebep olabilir..
Gazali'nin çok sevdiğim bir sözü vardır.. "cevizin kabuğunu kırmadıkça elinizdeki şeyi kabuktan ibaret sanırsınız" der..
bir ceviz düşünün.. cevizin üzerindeki tüm yosunumsu tabakaları temizleseniz de kabuğu kırıp içindeki meyveye ulaşmadığınız sürece ceviz sizin için sert kabuklu bir şeydir..
işte dünya insanlığının çoğu meditasyonu ancak bu düzeyde başarabiliyor.. yani cevizin kabuğunun üzerindeki o yosunumsu şeyleri temizleyince geçici bir rahatlama, kendini güzel hissetme meydana geliyor ve bunun adı meditasyon oluyor..
medistasyonda gerçek trans haline geçmek kolay bir şey değildir.. zaman ve tecrübe ister.. gerçek trans haline geçebilirseniz işte o zaman cevizin kabuğunu aşındırmaya, kırmaya başlarsınız.. bu bile başlı başına bir sorundur.. çünkü o aşındırdığınız kırdığınız şey sizin "bu benim, ben buyum" dediğiniz benliğinizdir, egonuzdur ama sahte bir benliktir o.. ve çok güçlü, çok dirençli, çok sert ve birçok savunma mekanızması olan bir tabakadır, katmandır.. işte o cevizin kabuğudur..
ve meditasyonun deniz altında kalan o devasa buzdağı işte bu kabuğun kırılması işlemini içerir.. yoksa geçici bir rahatlama dediğiniz şey basit bir psikoterapi, biraz alkol alma, bir dostla dertleşme olarak da çözebilirisiniz.. ama burda sadece günlük sıkıntı streslerden bir parça arınıp dönüşüme uğramazsınız ve ertesi gün kaldığınız yerden devam edersiniz..
benim bahsettiğim meditasyonda; bu safbilincimizin üstünü bir ceviz kabuğu gibi örten, kapatan şeyin kırılmasıdır.. o şey de zihin ve onun patronu egodur.. meditasyonun asıl işe yaradığı nokta budur..
bunu başarabildinizmi artık dönüşmüşsünüzdür ve annenizden doğduğunuz andaki o zihinsiz, öğretisiz, benliksiz, tabusuz, meraklı bir çocuğa dönüşürsünüz.. yani ölmeden önce ölmek denen şeyi yaşarsınız, değişim dönüşüm inanılmaz düzeydedir.. isanın ve muhammedin bu konuda çok güzel tesbitleri vardır, görebildiğim kadarıyla..
işte bu dönüşümün yaşandığı evreyi atlatmak çok zordur, kendinizi, kimliğinizi kaybedersiniz, ben neyim, kimim demeye başlarsınız.. çünkü "siz" zannetiğiniz o sahtebenlik parçalanmaktadır.. müthiş bir kaosa girersiniz..
o yüzdendir ki, belli bir yaştan sonra ya da teizm düzeyi bilinçaçıklığı olan insanların meditasyon yapması faydadan çok zarar getirebilir.. kişinin mutlaka desteğe ihtiyacı olacaktır çünkü.. ve meditasyon henüz bilimin ciddi olarak ele aldığı araştırdığı bir konu değildir..
meditasyonun ne olduğu, ne işe yaradığını ancak bunu deneyimleyip yaşamış insanlar aktarabilir şimdilik.. budizmin zen ustaları ve "kısmen de" sufiler bu işi becerebilmektedir, görebildiğim kadarıyla..
Sayin paslicivi,
Kuran ve Muhammed bu ikisi de bizim icin geldiler. Biz olmasaydik onlarin bir anlami olmayacakti. Yaratanin bize verdigi degerin bir ifadesidir bunlar. O istese bu anlamda, baska bir sekilde de bize ulasirdi. Sekil yer ve zaman olarak böyle taktir etti. Bu durumda biz ne gecmisi ne de gelecegi tam olarak bilemiyoruz. Nicin böyle bir tercih yaptiginin hikmetleri hususunda bize ögrettiginden baska bir sey bilmiyoruz/bilemeyiz.
Bize yakin oldugu kadar uzak olmasa, bizimle konustugundan fazla suskun olmasa kendisine sorardik. Niye? Ama O el-Batin`dir/ez-Zahirdir. Cik isin icinden. Fakat gelene gelirim, gidenden giderim diyor. Gelene geliyor ama önce bagliyor agzini dilini.
Bulundugu durumdan memnun olan insanlar cok etrafimizda. Bes duyu organlarinin algiladiklarina bile lakayd kalan, sifir lastikle, bozuk firenle uzun yola cikanlar cok. Kaldiki ruhun (ben ruh deyim baskasi ne derse desin) derinlikleriyle ilgilenecek zihnindeki cevapsiz sorularin cevabini arayacak. Adamlar zihni tresor haline getirmisler, en azili psikiatristler bile giremez.
Hani bunlara bakinca diyorumki, bu 124 bin ve kitapta anlatilan öteki peygamberlerin yasadiklari dogru. Kendi iclerinden yetisip gelen, cigerini bildikleri kardeslerini büyücülük, yalancilik, bölücülük gibi bir sürü yaftayla reddedip bitirmisler. Direnmisler degisime, olmak istememisler. Bugün kabul etmek zorunda kaldiklarini yarin tahrif etmisler.
Kötüler cogu kez dini ele gecirip kuzu postu altinda kurtluklarini yapmaya devam etmisler. Kabil babasinin cennette yasadiklarini, Seytanin basina gelenleri anlayip nefsine yenik düsmese ve bütün Kabiller bunu yapabilseydiler bugün insanlik ne muhtesem bir sevyede olurdu düsünemiyorum. Kötü yok kötülükle mücadele yok. Bütün enerji iyiye ve iyilere harcansaydi.
Buda´nin, Oguz`un ve Konficyüs gibi daha bircoklarinin peygamber olduklarini okumustum. Kimbilir onlar ne gibi bir direnisle karsilastilar. Inin ögretilerinin en derinliklerine (inebilirseniz, biraktiysalar kötüler geriye, orjinal birseyler) sonunda karsiniza O cikar.
Kötüler, iyilerinde sonunda idare etmek zorunda kaldiklari istedikleri kadar O uydursunlar O bir tanedir.
Bak tabiatin kalan kismina var mi bir tahrif, var mi insanin müdahalesi haricinde kötüye giden? Yok cünkü onlar bizden daha olgun. Köpek köpekliginden memnun, inek inekliginden. Hepsi en iyilerini insana sunup hizmetini yapiyor, karsiligini almadan ölüyorlar. Ne ki; bizi bencil yapan bu denli?
Saygilar...
Kötüler, iyilerinde sonunda yetinmek zorunda kaldiklari istedikleri kadar O uydursunlar O bir tanedir.
evrensel-insan
17-08-2010, 04:53
Saygideger Karinca;
Ne ki; bizi bencil yapan bu denli?-Karinca-
Insanoglunun kendi kendine hayvandanesinlenerek verdigi, insandisi ve insanlikdisi, bencil, cikarci, ayrimci, guce otoriteye tapan, kendi insanoglu turu ve birini algilatmayan, fark ettirmeyen dogal dusunce ve onun dogal egosu. Yani, INSANOGLUNUN INSANLIGINI SAKLAYAN, ORTEN VE KENDINE KENDISININ VERDIGI, GIYDIGI/GIYDIRDIGI POSTU/ORTUSU/ELBISESI. Ustelik "dogallik" kisvesi altinda.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
17-08-2010, 06:11
Saygideger paslicivi;
Ben, senin dile getirdigin meditasyondan, sunu algiliyorum.
Insanoglu turu ve birinin uzerinde, ona gene kendi turunun verdigi ve kendisine ait olmayan bir elbise var.
Sen, meditasyon olarak bu elbiseyi insanoglundan cikartiyorsun ve tabiri caizse, onun ciplakligina safbilinc diyorsun.
Buraya kadar zaten hem fikiriz. Sorun bundan sonra basliyor.
Birincisi o kisi, elbisesini cikarinca, usuyecektir ve yeniden elbiseye gereksinim duyacaktir. sen ona "elbise giyme, elbisesiz yasa, cunku senin elbisen varolus/norokimyasal yapi" diyorsun. Iyi guzelde, bu kisi, bir insanoglu turu ve yasam ve iliskisini soyutlama yapmadan, monologunu kullanmadan yasayamaz.
Bu durumda ne olacak, bosalmis bir zihin var ortada. Bu zihni ve soyutu,ona kim verecek ve nasil? Varolus mu , ya da norokimyasal yapisi mi verecek?
Yani sen ona "varolusun, norokimyasal yapinin sesini dinle, o ne derse onu yap" mi diyeceksin?, peki ya mesaji gerektigi gibi alamazsa, ya dinledigi sesi, verildigi gibi duymazsa! o zaman ne olacak? Ya tekrar, farkinda e bilincinde olmadan ego elbisesi giymeye baslarsa, bunu kim onleyecek, kim ona hatirlatacak, kim ona yol gosterecek? varolus ve norokimyasal yapi mi?, oyle ise, tekrar basa donduk. Ya mesajlar verildigi gibi alinmazsa?
Kisaca, bilincsiz ve farkindaolmadan, sorgulanmadan, degerlendirmeden, irdelemeden v.s. bosaltilan zihniyet; neyi neden bosalttiginin bilincinde ve farkinda olmadigi icin, tekrar ayni egoyu alacaktir. Cunku, o egoyu, SORGULAYARAK DEGIL; ZIHNINI BOSALTARAK ATMISTIR.
Iste senin ile, benim zihniyet farkim bu. Ben, bilincli, farkindalikli, dogal zihniyetin ve egonun sorgulanarak v.s. sifirlanmasindan bahsederken, sen sadece meditasyon ile, zihin bosaltiminddan bahsediyorsun. Sonucta, bu bosaltim, bilincli, farkindalikli, sorgulanarak yapilmadigindan, tekrar ayni zihniyet kazanilacaktir. Yani kisi, basladigi yere geri donecek ve her zihin bosaltimi, bir kisir dongu olacaktir.
Iste GERIYE BOSALTIMDAKI, bilincin, farkindaligin, sorgulamanin, irdelemenin v.s. onemi de, bosaltilan zihnin yerine, ayni dogal zihniyetin ALINMAMASIDIR.
Bu da birey bilinci ve onun evrensel/insansal duzeyi, yani INSANSAL ZIHNIYET ve insanoglu turu birinin TURSEL SELFIDIR.
Sonucta meditasyon yoluyla bosaltim, kisiye hic bir dusunce, tecrube saglamayacaktir. Cunku, bosaltim BILINCLI VE FARKINDA OLARAK OLMAMISTIR, MEDITASYON YOLUYLA OLMUSTUR.
Sonucta, ha bir kisiyi teslim alarak elbisesini cikarmissin, ha meditasyon yoluyla; ELBISE CIKARILMISTIR, KISI ELBISEYI KENDI CIKARMAMISTIR. Yani, arada meditasyon aracisi, ya da kim/ne onun ustunden cikarmissa (varolus, norokimyasalyapi), o araci vardir. BIRINDE OLAN ARACININ ELIYLE, DIGERINDE OLAN KISININ KENDI ELIYLEDIR. Iste buradaki "kendi" birey bilincidir. Yani, dogal zihniyet ve onun dogal egosunda olmayan bilinc ve farkindalik.
Kisaca elbiseyi giydirende, cikartanda baskasidir. Halbuki, baskasinin giydirdigi elbise, kisinin kendi tarafindan cikartilirsa, kisi o zaman o elbiseyi bir daha giymez.
Eger bu mesaj yeteri kadar algilanirsa, ARACI ve KENDI farkida algilanmis olur.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayin evrensel-insan,
"Insanoglunun kendi kendine hayvandanesinlenerek verdigi, insandisi ve insanlikdisi, bencil, cikarci, ayrimci, guce otoriteye tapan, kendi insanoglu turu ve birini algilatmayan, fark ettirmeyen dogal dusunce ve onun dogal egosu. Yani, INSANOGLUNUN INSANLIGINI SAKLAYAN, ORTEN VE KENDINE KENDISININ VERDIGI, GIYDIGI/GIYDIRDIGI POSTU/ORTUSU/ELBISESI. Ustelik "dogallik" kisvesi altinda." evrensel-insan
Buna belkide insanin hayvan tarafi diyebiliriz. Agac örnegindeki camur-caylak. Ben bunu insanin sonradan icad etme degilde beraberinde getirdigini düsünüyorum.
Kardesim Pazar günleri de calismak zorunda, is biraz agir ve iftar yapmak bile zor oluyor. Ona bir gün olsun izin verdikten sonra evlerine caya gittim. Kücük kizimiz var 1,5 yasina daha girmedi, ama cümle kurabiliyor. 2 ayda bir gördügü amcasini babasindan bile kiskaniyor "amca benim", fakat öyle tatli yapiyorki, insan bencillik filan düsünemiyor. Herkes agzi acik onu seyrediyor.
Yas büyüdükce ya insan bu yönlerini terbiye edecek ya da kendisini gizleyecek. Artik ne sevimli, ne de hosgörü hakediyor.
"Kisaca, bilincsiz ve farkindaolmadan, sorgulanmadan, degerlendirmeden, irdelemeden v.s. bosaltilan zihniyet; neyi neden bosalttiginin bilincinde ve farkinda olmadigi icin, tekrar ayni egoyu alacaktir. Cunku, o egoyu, SORGULAYARAK DEGIL; ZIHNINI BOSALTARAK ATMISTIR."evrensel-insan
Sorgulama, degerlendirme, irdeleme, farkina varma gibi islemleri ben cok karmasik bir kablolu yapiya benzetsem. Her kablonun mutlaka baglanmasi gereken onlarca karsiligi olsa. Bu kablolarin kirmizi, sari ve yesilin tonlarinda renkleri olsa. Zihin süzgecinden gecirdiginiz her enerji yüklü kabloyu bir ötekine ulamak zorundasiniz.
-Acikta birakamiyorsunuz, serserinin ne yapacagi belli degil, bütün sistemi yakabilir,
Götürüp bir yere bagliyorsunuz,
-Yanlis bagladiginizda ya sigortalari attiriyor
-Ya simdilik sessiz kaliyor ilerde baska bir durumda sigortayi attiriyor,
-Ya yanlis islevler meydana getirtiyor, bir seyi acacak yerde kapiyor,
Uzatilabilir kirmizi koyulastikca tehlike, yesil koyulastikca olumluluk artsin.
Bu isleri bilen uzman birine/birilerine ihtiyacimiz var.
Bu gün bizce dogru buldugumuz bir yere götürüp bagladik, yarin ardindan gelen kablo acikta kaldi? Hangi konuyu ne sekilde irdeleyecek, sonra götürüp onu nereye baglayacagiz ki, tatmin olalim. Ve tatmin olmus/olma yolundaki bu karinca hem kendisi hem cevresine faydali olsun. Yasarken tekamül etsin.
Saygilar...
evrensel-insan
17-08-2010, 21:54
Saygideger Karinca;
Ben bunu insanin sonradan icad etme degilde beraberinde getirdigini düsünüyorum. -Karinca-
Yorum ve goruslerin, icin tesekkurler. Yalniz, yukaridaki cumlende yer alan ve koyulastirdigim kismi, ben ne algiladigimi dile getirmeden once, aciklar misin? Cunku, insanoglunun hem hayvansal yonu, hem de insansal yonu; dogal zihniyet, insansal zihniyet ve "bencil" ego, tursel self farklarini algilamak acisindan cok onemli.
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
18-08-2010, 05:27
Ben, senin dile getirdigin meditasyondan, sunu algiliyorum.
Insanoglu turu ve birinin uzerinde, ona gene kendi turunun verdigi ve kendisine ait olmayan bir elbise var.
Sen, meditasyon olarak bu elbiseyi insanoglundan cikartiyorsun ve tabiri caizse, onun ciplakligina safbilinc diyorsun.
Buraya kadar zaten hem fikiriz. Sorun bundan sonra basliyor.
Birincisi o kisi, elbisesini cikarinca, usuyecektir ve yeniden elbiseye gereksinim duyacaktir. sen ona "elbise giyme, elbisesiz yasa, cunku senin elbisen varolus/norokimyasal yapi" diyorsun. Iyi guzelde, bu kisi, bir insanoglu turu ve yasam ve iliskisini soyutlama yapmadan, monologunu kullanmadan yasayamaz.
Bu durumda ne olacak, bosalmis bir zihin var ortada. Bu zihni ve soyutu,ona kim verecek ve nasil? Varolus mu , ya da norokimyasal yapisi mi verecek?
Yani sen ona "varolusun, norokimyasal yapinin sesini dinle, o ne derse onu yap" mi diyeceksin?, peki ya mesaji gerektigi gibi alamazsa, ya dinledigi sesi, verildigi gibi duymazsa! o zaman ne olacak? Ya tekrar, farkinda e bilincinde olmadan ego elbisesi giymeye baslarsa, bunu kim onleyecek, kim ona hatirlatacak, kim ona yol gosterecek? varolus ve norokimyasal yapi mi?, oyle ise, tekrar basa donduk. Ya mesajlar verildigi gibi alinmazsa?
sevgili e.i..
daha önce açıklamıştım, zihin boşaltılmıyor..
çocuk doğuyor.. mutlu, meraklı, anda yaşayan, benliksiz, işte bu safbilinç..
daha sonra ataları ona bir takım şeyler öğretip bir "veri tabanı" oluşturuyorlar..
bu veri tabanında 2 çeşit veri var 1.bilgi 2.öğreti(nonbilgi)..
bu veri tabanı yüklenmesi beynin gelişimi esnasında yani bebeğin çocukluktan yetişkinliğe geçiş döneminde oluyor..
bebeğin beyninin olgunlaşması esnasında verildiği için, kişi yetişkin yaşa gelene kadar bu aktarılan veri tabanındaki bilgi+öğreti birlikteliği çocuğun hücrelerine atomlarına elektronlarına kadar işleniyor.. adeta bir hamurun mayalanması görevi görüyor.. ve kişi bu veri tabanında yaşıyor ve yaşamını bu veri tabanındaki bilgi+öğreti karışımından aldığı komutlarla yaşamını yönlendirip kararlar alıyor..
ve veri tabanındaki bilgi+öğreti karışımındaki şeyde neyin bilgi neyin öğreti olduğunu ayıramıyor.. yani bilmek ile inanmak arasındaki farkın farkındalığı ortadan kalkıyor..
yani bir çocuğa hem 2 artı 2 eşittir 4 öğretiliyor.. hem de varoluşun ne olduğu konusunda hazır paket program(din) öğretiliyor..
yetişkin yaşa gelen insan bu ikisini ayıramıyor, aritmetik işleminin gerçekliğiyle kendine öğretilen dinin gerçekliğini eşit oranda algılıyor..
o yüzdendir kişi hangi zaman ve coğrafyada dünyaya geldiyse ona yüklenen kendi dini inancını 2 artı 2 eşittir 4 gibi algılayıp yaşıyor ve yaşam karalarını ona göre alıyor..
yani kişi;
2 artı 2 nin 4 ettiğinden ne kadar eminse
dini inancınından da o kadar emin bir şekilde yaşıyor..
işte bu durum kişinin bir rüyada yaşamasına neden oluyor.. bugün dünyanın neresine gidersen git inançlı bir insan (teizm düzeyi bilinaçaçıklığı) dininden adı gibi, 2artı2 eşittir 4 gibi emindir.. git bir museviyle konuş, bir budistle konuş, bir hinduyla konuş, bir müslümanla konuş, bir hristiyanla konuş sonuç değişmez.. hepsi inancından adı gibi emindir, sorgulamaya bile gerek duymaz ve yaşamında aldığı kararlar bu dinin öğretileri yönündedir ve yaşama bu şekilde bakarlar.. teizm düzeyi bilinçaçıklığı(beyin nörokimyası) değişmediği sürece bu kişi böyle yaşamaya mahkumdur, yapacak hiçbir şey yoktur..
bir musevi için; tanrı vardır ve tektir ve tek bir elçisi vardır o da musa'dır.. ve ölüm sonrası cennet cehenem diye yaşamın devamı vardır..
bir budist için; tanrı anlamsızıdr, Budha bu dünyay gelmiş en kutsal insandır ve ölümden sonra yeniden doğumlar vardır..
bir hristiyan/isevi için isa tanrının oğludur/kendisidir ve ölümden sonra cennet cehennem diye yaşam vardır..
bir hindu için çok tanrılar vardır, ölüm sonrası karma yaşam vardır
bir müslüman için allah vardır tektir, muhammed onun son peygamberidir ve ölüm sonrası cennet cehennem yaşamı vardır..
teizm düzeyi açıklığında yaşayan biri için bu yukarda saydığım öğretiler bir inanç değil bir bilgidir.. çünkü kişi çok derin bir uykuda rüya görmektedir ve uyanmadığı sürece gördüğü şeyin bir rüya olduğunu algılayamz bir insan..
işte bu bilgi ve öğreti veri bankasında(zihinde) ikisini biribirinden ayıramayan insanı yöneten, karar aldıran bir "benlik" vardır ve kişiyi o benlik yönetir.. onun adı "ego"dur, işte o "sahte bir benlik"tir..
meditasyon yaptığın zaman bu veri tabanını (zihni) silmiyorsun, boşaltımıyorsun.. meditasyon bu veri tabanını(zihni) yöneten egoyu, sahtebenliği öldürüyor, yokediyor..
ve ego ölüp ortadan kalkınca bu veri tabanındaki bilgi ve öğreti ayrımı çok net bir şekilde ortaya çıkıyor.. çünkü ego yokolunca ortaya özbenlik otomatikman çıkıyor.. ve artık neyin bilgi neyin öğreti olduğunu kavrayıp o derin uykudan uyanıyorsun.. yani bilmek ve inanmak arasındaki farkın farkındalığına varıyorsun..
kendimden örnek vererek açıklayayım..
bana çocukluğumda okuldaki bilgi lerle beraber ailem ve toplum tarafından islam(öğreti) yüklendi.. ben belli bir yaşıma kadar okulda öğrendiğim bilgiyle ailemden öğrendiğim islamın arasındaki farkı algılayacak nörokimyasal donanıma/olgunluğa sahip olmadığım için benim için her ikisi de gerçeklikti.. yani okuldaki bilgiler ve islam öğretisi..
ben meditasyon yaptığım için bu bilgi ve öğretileri boşaltmadım, silmedim.. yani hala öğrendiğim bilgi ve öğretiler(islam) veri tabanımda(zihnimde) olduğu gibi duruyor..
ama meditasyon yaptığım için egoyu öldürüp bilgiyle öğretiyi ayırabildim.. bilginin gerçeklik öğretinin bir inanç/rüya olduğunu farkedebildim.. şayet ben çocukluğumda oyun diye yaptığım meditasyonu yapmamış olsaydım bugün karşınızda bir müslüman olarak bulunacaktım..
meditasyon; doğada ham/karışık halde bulunan altını ateşten geçirerek saflaştırma işlemi gibidir.. saflaşmış altın artık tekrar kirlenmez, hamlaşmaz.. altın artık çamura da düşse altındır ve değerinden ve niteliğinden bir şey kaybetmez..
meditasyon da; ataları tarafından öğretilerle kirletilmiş ve ham halde bulunan insanın ateşten geçmesi olayıdır.. ateş ne kadar sıcak ve uzunsa altın o kadar saflaşır.. o yüzden yaşamdaki acılarımız, psikolojik travmalarımız bizi saflaştırır.. bir meditasyon görevi görür..
umarı bu yazımda meditasyonun ne işe yaradığını ve ne kadar önemli bir zihin/bilinç ilacı olduğunu aktarabilmişimdir..
paslıçivi
18-08-2010, 06:19
...................
paslıçivi
18-08-2010, 07:30
Sayin paslicivi,
Kuran ve Muhammed bu ikisi de bizim icin geldiler. Biz olmasaydik onlarin bir anlami olmayacakti. Yaratanin bize verdigi degerin bir ifadesidir bunlar. O istese bu anlamda, baska bir sekilde de bize ulasirdi. Sekil yer ve zaman olarak böyle taktir etti. Bu durumda biz ne gecmisi ne de gelecegi tam olarak bilemiyoruz. Nicin böyle bir tercih yaptiginin hikmetleri hususunda bize ögrettiginden baska bir sey bilmiyoruz/bilemeyiz.
Bize yakin oldugu kadar uzak olmasa, bizimle konustugundan fazla suskun olmasa kendisine sorardik. Niye? Ama O el-Batin`dir/ez-Zahirdir. Cik isin icinden. Fakat gelene gelirim, gidenden giderim diyor. Gelene geliyor ama önce bagliyor agzini dilini.
Bulundugu durumdan memnun olan insanlar cok etrafimizda. Bes duyu organlarinin algiladiklarina bile lakayd kalan, sifir lastikle, bozuk firenle uzun yola cikanlar cok. Kaldiki ruhun (ben ruh deyim baskasi ne derse desin) derinlikleriyle ilgilenecek zihnindeki cevapsiz sorularin cevabini arayacak. Adamlar zihni tresor haline getirmisler, en azili psikiatristler bile giremez.
Hani bunlara bakinca diyorumki, bu 124 bin ve kitapta anlatilan öteki peygamberlerin yasadiklari dogru. Kendi iclerinden yetisip gelen, cigerini bildikleri kardeslerini büyücülük, yalancilik, bölücülük gibi bir sürü yaftayla reddedip bitirmisler. Direnmisler degisime, olmak istememisler. Bugün kabul etmek zorunda kaldiklarini yarin tahrif etmisler.
Kötüler cogu kez dini ele gecirip kuzu postu altinda kurtluklarini yapmaya devam etmisler. Kabil babasinin cennette yasadiklarini, Seytanin basina gelenleri anlayip nefsine yenik düsmese ve bütün Kabiller bunu yapabilseydiler bugün insanlik ne muhtesem bir sevyede olurdu düsünemiyorum. Kötü yok kötülükle mücadele yok. Bütün enerji iyiye ve iyilere harcansaydi.
Buda´nin, Oguz`un ve Konficyüs gibi daha bircoklarinin peygamber olduklarini okumustum. Kimbilir onlar ne gibi bir direnisle karsilastilar. Inin ögretilerinin en derinliklerine (inebilirseniz, biraktiysalar kötüler geriye, orjinal birseyler) sonunda karsiniza O cikar.
Kötüler, iyilerinde sonunda idare etmek zorunda kaldiklari istedikleri kadar O uydursunlar O bir tanedir.
Bak tabiatin kalan kismina var mi bir tahrif, var mi insanin müdahalesi haricinde kötüye giden? Yok cünkü onlar bizden daha olgun. Köpek köpekliginden memnun, inek inekliginden. Hepsi en iyilerini insana sunup hizmetini yapiyor, karsiligini almadan ölüyorlar. Ne ki; bizi bencil yapan bu denli?
Saygilar...
sevgili karınca..
sizin bilincinize yansıyan varlık/evrenin oluşturduğu "?" boşluğu/bilinemezliği yukarda alıntıladığım "O" dolduruyor.. buna kimse bir şey diyemez.. siz bir insansınız ve varlığa böyle bir içerik/anlam verip tatmin oluyorsanız bu tamamen sizi bağlar.. ve yaşam sizin yaşamınız, biz sadece varlığa verdiğiniz anlama içeriğe saygı duyarız..
ama sizin "O" ya saygı duyduğumuz gibi yine bir insan olan ve ineği, fareyi, putu, maymunu kutsal sayana da, çok tanrıya inanana da, tanrısızlığı kabul edene de, ölüm sonrası cennet cehennemi kabul edene de, çoklu yaşamı, reenkarnasyonu, karma yaşamı, yeniden doğumları kabul edene de, sataniste de, ateisti de deiste de, kısaca kendisine yansıyan varlığa bir anlam/içerik vermek zorunda olup bilincindeki boşluğu doldurmak zorunda olan tüm insanlara saygı duyarız..
duyduğumuz saygı inancını kabulettiğimizden değil, karşımızdaki kişinin bir insan olmasındadır.. ve bu anlamı vermek zorunda olmasından dolayıdır.. çünkü bu konuda çaresizdir.. yaşama anlam verilmeden yaşayacak düzeye henüz evrimleşemedik çünkü..
siz bilincinize yansıyan varlığa verdiğiniz "O" içeriğiyle tatmin içindeyseniz, ne mutlu size.. gidin yaşamınızı inancınız doğrultusnda ıskalamadan bir güzel yaşayın derim..
evrensel-insan
18-08-2010, 21:47
Saygideger paslicivi;
Konu meditasyon olarak algilanmistir. tek "sorun" insanoglu turu ve biri yerine, varolusa/norokimyasal yapiya, insanoglu turu ve birini teslim etmen.
Bu da kim sorusuna cevap verememenden kaynaklaniyor.
Norokimyasal yapi/varolusun varlik nedeni nedir?
Ya da, norokimyasalyapi/varolus, neden var?
Norokimyasalyapi/varolusun kendilerinin nedeni nedir?
Varolus, ne midir? kim midir?
Kimin sifatiyla varolus nedir/bilinmezdir/gizemdir?
Ne, kendisini ortaya koyamaz, neyi kim ortaya koyar. Ne, kimin ozelliklerini tasir.
Sorulara ne olarak degil, kim olarak bak.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Saygideger Karinca;
Ben bunu insanin sonradan icad etme degilde beraberinde getirdigini düsünüyorum. -Karinca-
Yorum ve goruslerin, icin tesekkurler. Yalniz, yukaridaki cumlende yer alan ve koyulastirdigim kismi, ben ne algiladigimi dile getirmeden once, aciklar misin? Cunku, insanoglunun hem hayvansal yonu, hem de insansal yonu; dogal zihniyet, insansal zihniyet ve "bencil" ego, tursel self farklarini algilamak acisindan cok onemli.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayin evrensel-insan,
Insanlar kablolariyla doguyor. Belki birbirine cok yakin renklerin hepsi ortalama bir enerjiyle bir yere bagli olarak. Bir cogu kisisel gelisme, yas ve cevre gibi etkenlerle degisik sekil/zamanlarda ortaya cikiyor. Hayatin sürdürüldügü toplumun standarti icin gerekli baglantilar toplumun birimleri tarafindan büyük ölcüde hallediliyor.
Hayvani yön de tipki insani yön gibi olmazsa olmazi insanin. Ilk düzen zaman icerisinde degistirilmeli cünkü gelen enerjinin miktari degisiyor.
Bunlar kablolarin her halükarda dogru yere dogru miktarda enerjiyle baglanmasi sonucu düzene giriyor.
Bu cok kolay bir is degil. Yanlislar enerjiye daha istekli. Bu cok karmasik yapida insan kolayca kabloyu yanlis yere baglayip/yanlis enerjiyle güzel olduguna da inanabiliyor.
Bence en önemli ve ilk is kisinin baglantiyi dogru yapmak husunda iyi niyet tasimasi, güzelliklere odaklanmasi gerekiyor. Bu cok cetin bir is. Sonucta bütün zaaflarindan arinmasi, acilarinin ve köleliklerinin sona ermesi, kainat mekanizmasina bagli olmayan ruhun ana kaynagiyla ve kurabilenlerle baglantisini kurarak, ölmeden sonsuz yasama gecmesinin mümkün olmasi. Bunu yalniz ve kilavuzsuz yapmak imkansiz. Size ayna ve isik tutacak bu tekamülünüzde size sizden daha yakin dosta ihtiyaciniz var. Arada caninizi yakacak, fazlaliklarinizi kesip alacak. Bütün bunlar olurken hayat normal bir sevyede yasanacak insanlar sizdeki degisimi mümkün mertebe farketmeyecekler. Bu bir hal isidir. Hal baslayinca dil lal olacak. Yunus imzasi tasiyan bir cok siir aslinda baska ariflere ait. Yasadigi olagan üstü hallerin sonucu olan bir cok sanati baskalarinin imzasiyla cikariyorlarki kendi nefisleri ön plana cikmasin. Arifler kendisine has özellikleri asla bozmaz aksine onu en güzel hale getirmek icin caba sarfederler. Hic biri Yunus olmaya calismaz, kendisinin en iyisi olmaya calisir. Bu yüzden onlar hangi siirin Yunusa ait oldugunu görebilirler. Her eser aslinda sahibinin imzasini tasir.
Saygilar...
Sayin paslicivi,
Konuyu sulandirdigimi düsümeye basladim, lütfen beni uyarin sayet böyle bir seyi siz de düsünüyorsaniz.
Saygilar...
evrensel-insan
19-08-2010, 04:01
Saygideger Karinca;
Konuyu sulandirdigimi düsümeye basladim,-karinca-
Neden boyle bir hisse/duyguya kapildigini sorabilir miyim?, ya da ne sana boyle bir his/duygu verdi?
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
19-08-2010, 06:13
sevgili insanoğlu türü ve biri:)
tek "sorun" insanoglu turu ve biri yerine, varolusa/norokimyasal yapiya, insanoglu turu ve birini teslim etmen.
bu niçin bir "sorun" sence?
Bu da kim sorusuna "cevap verememen"den kaynaklaniyor.
"cevap verememek" dediğin şeye ben "bilmiyorum" diyorum
Norokimyasal yapi/varolusun varlik nedeni nedir?
bilmiyorum..
Ya da, norokimyasalyapi/varolus, neden var?
bilmiyorum..
Norokimyasalyapi/varolusun kendilerinin nedeni nedir?
bilmiyorum..
Varolus, ne midir? kim midir?
bilmiyorum..
Kimin sifatiyla varolus nedir/bilinmezdir/gizemdir?
bir insan olan ben paslıçivi sıfatıyla..
Ne, kendisini ortaya koyamaz, neyi kim ortaya koyar. Ne, kimin ozelliklerini tasir.
ne kendini ortaya koyamaz, doğrudur.. bir hayvanın kendisi ortada olduğu halde kendisini ortaya koyamaması gibidir..yani bir hayvan "ben varım" diyemez.. hayvan bir ayna ya da durgun bir suya baktığında kendisi, kendi duyu organlarına ve dolayısıyla bilincine yansır ve "var"layıp tepki verir.. işte o zaman bu hayvan kendisini ilkel bir şekilde ortaya koymuştur..
tüm varlık/evren bir olgudur ama bunu ortaya koyacak, yansıtacak bir aynaya ihitiyaç vardır.. bu ayna olmadığı sürece varlık/evren ne "var"lanabilir ne "yok"lanabilir.. işte bunu yansıtıp "var" layan da insan dediğimiz canlı türü ve onun bilincidir.. yani burda ihtiyaç duyulan "ayna" insan bilincidir..
insan ve dolayısıyla bilinci yoksa; varlık/evrenin yansıyabileceği bir ayna olmadığı için "var"lanamaz.. insandışı müstakil varlıklarla da bir diyalog/iletişim içinde olamadığımız için onlar varlık/evreni kendi bilinçlerine nasıl yansıyıp "var"layıp "varlama"dıkları konusunda bir bilgi/fikir sahibi değiliz..
şimdilik sadece insanalar arası bir iletişim olduğu için varlığı/evreni "var"layan sadece ve sadece insanbilincidir.. ve varlık, insanbilincinin ona/varlığa verdiği özellikleri taşır..
sevgili e.i... senin ısrarla üstünde durup vurguladığın tüm bunlar bana nasıl bir farkındalık kazandırmalı? bu yukardaki senin soruların ve benim cevaplarım bana niçin bir şey kazandırmıyor?
ben embesil miyim, idiyotmuyum yoksa turfandalık salatalık mıyım?:)
paslıçivi
19-08-2010, 06:24
Sayin paslicivi,
Konuyu sulandirdigimi düsümeye basladim, lütfen beni uyarin sayet böyle bir seyi siz de düsünüyorsaniz.
Saygilar...
sevgili karınca.. bu forum herkese açık ve bir takım kuralları var.. bu kuralları çiğnemediğiniz sürece istediğiniz kadar sulandırabilirsiniz.. hatta bu işe ben de memnuniyetle katkıda bulunmaya hazırım..
yaşanması gereken bir hayatımız var, bunu ne kadar neşe ve keyif içinde zamandan koparak, kahkahayı basarak yaşarsak o kadar kazançlıyızdır diye düşünüyorum..
ciddiyet beni çok sıkar, zaten özel yaşamımda bir dakika bile ciddi olamam.. her an bir fırlamalık/serserilik yapmaya hazırımdır ve yaparım da..
yaşam; geçip giden "an"ların bir dizilimidir, bir süreçtir.. bu "an"ları ıskalamadığınız sürece yaşadığınız hissedersiniz.. geçen her "an" geriye dönmemek üzere sonsuzlukta kaybolup gider çünkü..
site/forum ana kurallarına uyduğunuz sürece burada ayı bile oynatsanız benim bir şikeyetim olmaz.. içiniz, yüreğiniz rahat olsun..
evrensel-insan
19-08-2010, 06:34
Saygideger paslicivi;
sevgili e.i... senin ısrarla üstünde durup vurguladığın tüm bunlar bana nasıl bir farkındalık kazandırmalı? bu yukardaki senin soruların ve benim cevaplarım bana niçin bir şey kazandırmıyor?-paslicivi-
Soru ve cevaplarini, KIM OLARAK DEGIL DE, NE OLARAK SORMAN VE CEVAPLAMAN. Dolayisiyle, kimi ne olarak ortaya koyup, kiminin kim oldugunu "bilinemez" kilman.
Uc cesit kim vardir.
Tanri, ya da herbir/herturlu yaratici
Seyin kendisi
Insanoglu turu ve biri.
Birincisi idealizm, ikincisi (seninkisi) hylotheism.
Evrensel'in Kosesi' ndeki son yaziyi oku.
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
19-08-2010, 07:15
Uc cesit kim vardir.
Tanri, ya da herbir/herturlu yaratici
Seyin kendisi
Insanoglu turu ve biri.
Birincisi idealizm, ikincisi (seninkisi) hylotheism.
ikincisi seninkisi diyorsun da; ben varlığı ortaya koyanın insanoğlu bilinci olduğunu dile getirdim zaten..
şeyin kendisi, kendi kendini ortaya koyamaz, bu konuda hemfikiriz..
burayı biraz az içtersen..
evrensel-insan
19-08-2010, 07:27
Saygidegerpaslicivi;
şeyin kendisi, kendi kendini ortaya koyamaz, bu konuda hemfikiriz-paslicivi-
Peki neden,
tek "sorun" insanoglu turu ve biri yerine, varolusa/norokimyasal yapiya, insanoglu turu ve birini teslim etmen. -e.i.-
Yukaridaki cumlemi uyguluyorsun. Senin cumlen ile dusunce olarak celiskiye dusuyorsun. Gerci, bu senin icin zaten sorun olmadigindan uyguluyorsun, ama; bu senin dusunceni KIM sorusuna cevap olarak, varolusun/norokimyasal yapinin kendisi yapiyor, bilinmezligi, gizemliligi, sirliligi da, senin dusunceni " agnostic teizm" yapiyor.
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
19-08-2010, 07:39
Saygidegerpaslicivi;
şeyin kendisi, kendi kendini ortaya koyamaz, bu konuda hemfikiriz-paslicivi-
Peki neden,
tek "sorun" insanoglu turu ve biri yerine, varolusa/norokimyasal yapiya, insanoglu turu ve birini teslim etmen. -e.i.-
Yukaridaki cumlemi uyguluyorsun. Senin cumlen ile dusunce olarak celiskiye dusuyorsun. Gerci, bu senin icin zaten sorun olmadigindan uyguluyorsun, ama; bu senin dusunceni KIM sorusuna cevap olarak, varolusun/norokimyasal yapinin kendisi yapiyor, bilinmezligi, gizemliligi, sirliligi da, senin dusunceni " agnostic teizm" yapiyor.
Saygilarimla;
evrensel-insan
senin için neden "sorun" sevgili e.i.. bunu niçin bir "sorun" olarak algılıyorsun.. ben burayı bir türlü anlayamadım..
biz insanoğlu henüz zamansal ve mekansal olarak sınırlarını çizemediğimiz ve dolayısıyla mutlak 1 olarak ortaya koyamadığımız bu varoluşun/bütünün bir parçasıyız..
biz varoluşu değil, varoluş bizi yönlendiriyor..
burdaki "sorun" nedir?
evrensel-insan
19-08-2010, 07:42
Saygideger paslicivi;
Bak soyle iki ornek vereyim. Meditasyon ile, uzerindeki elbiseyi dusunce olarak cikartiyorsun, ama; ayni elbiseyi ayni zihniyetle ters cevirip tekrar giyiyorsun.
Ya da, boyunduruk tutsakliginin, dusunce olarak tutsakligindan kurtuluyorsun, ama; zihniyetinin, boyundurugu boynundan cikarip atmiyorsun.
Ya da materyalizm, kim sorusunu algilayamadigi icin, maddeyi yani kendisini bilincsiz olarak tanrilastiriyor, (hylotheism), sen de, bilinci olarak ama farkinda olmadan, materyalizmin maddesinin bir cesidi olan, varolus/norokimyasal yapiya "bilinemez, sir, gizem" teslimiyetiyle, kim sorusunun cevabini veriyorsun(hylotheism). hylotheism, bir cesit diyalektik monizm olan panteizmdir. Panenteizm degil, cunku panenteizm monizm degil; dualizmdir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
19-08-2010, 07:59
sevgili e.i.. tamam da sorun ne? beni az çok tanıyorsun artık.. benim varoluşa, insnoğluna, insanlarası ilişkiye, yaşama bakışımdaki "sorun" nedir?
bunu net olarak cevaplamanı istiyorum..
bu arada paraya kıyıp kendine bir tane türkçe klavyeli bilgisiyar alsan iyi olacak ya da ayarlardan klavyeni "türkçe Q" olarak değiştir.. "şık" kelimesi mübarek bu ramazanda orucumuzu bozacak anlamda çıkıyor..
evrensel-insan
19-08-2010, 08:04
Saygideger paslicivi;
Senin acindan bir sorun yok. Ama benim dogal zihniyet ve dogal egoyu ortaya koymam acisindan sorun var.
Bu sorunda benim algima gore sende; Tanridan degil, tanrisal dusuncenin, olumlu/olumsuzundan degil, ama; bilinc altinda olan TANRISAL ZIHNIYETTEN KAYNAKLANIYOR.:behindsofa:
Ama, dedim ya, sorun gorebilen, algilayabilen, sorgulayan, ve icinde bulundugu dusunceden rahatsizlik duyan ve zarar goren icin vardir.:smow:
Senin icin boyle bir durum olmadigindan da, senin adina, bir sorun yok. Cunku bunun sana mutlak mutluluk verdigine kendini inandirmissin. :wof:
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
19-08-2010, 08:14
sevgili e.i..
senin bulunduğun bilinç seviyesi bende olduğu gibi "varlığı anlamdırmadaki kaosu" geçmiş ve "insan temelli" bilince ulaşmışsın..
ama ben bu konuyu/bilinci de aşabilirsek "can temelli" bilince geçmek istiyorum aslında..
insana ve onun herşeyine saygı duyup olduğu gibi kabullenmem niçin hala bir sorun teşkil ediyor senin adına, anlayabilmiş değilim..
ya da sen anlatabilmiş değilsin..
klavye hakkında yorum yapmadın, londrada çok mu pahalı bilgisayarlar.. senin oğlan bu ayarlardan "türkçe Q" ayarını yapar diye düşünüyorum..
evrensel-insan
19-08-2010, 08:25
Saygideger paslicivi;
ama ben bu konuyu/bilinci de aşabilirsek "can temelli" bilince geçmek istiyorum aslında-paslicivi-
Nedir bu "can temelli bilinc?"
Benim acimdan konu; dogal zihniyetin her turlu dogal ego ortusunden, elbisesinden arinmak. Buna TANRISAL ZIHNIYETTE DAHIL. Genelde, zihniyet, dusunce gibi, bilincte degil; bilinc altindadir. Oyuzden dusunce de bosalimi, disaridan kahkaha atmayi belki yaskalayabilirsin ama; bilinc altina yerlesmis INANCSAL ZIHNIYETTEN KURTULMAK, ancak bilincli, farkindalikli kisinin bu zihniyetin ustune gitmesiyle olur.
Iste bu sahte insandisi dogal zihniyetin, her turlu bilinc alti temizligini saglayacak olan, INSANSAL ZIHNIYET VE ONUN SELFININ (BIREYININ) TUR BUTUNLUGUDUR.
O yuzden sen beni bosgec, hazir yakalamissin, mutlak mutlulugu ve buna kendini inandirmissin, teslim olmanin bir anlami kalmiyor. Cunku, boyundurugu hissetmiyorsun. Birak o da boynunda kalsin, mutlak mutlulugunu bozma.:pray2:
Saygilarimla;
evrnsel-insan
paslıçivi
20-08-2010, 05:17
Nedir bu "can temelli bilinc?"
sevgili e.i..
1-biliyorsun ki dünya insanlığı kendi bilincine yansıyan "varlığa anlam/içerik verme temeli" bir bilinçaçıklığında yaşıyor..
2-bu bilinç düzeyinin bir üstünde senin benim ve daha 1-2 arkadaşın durumu olan insan temelli bilinç düzeyi vardır.. varlıklar içerisinde insanı üst kategoriye yerleştirir..
3-bu aşamdan sonra da "can temelli" bilinç düzeyi gelir.. insanın da içinde olduğu insan, hayvan ve bitkiler dediğimiz "canlı" müstakil varlıkları üst kademeye taşıma bilincidir.. yani insanoğlunun "ben/insan" merkezli egoizminden bir parça daha arınarak diğer canlılara da insan kadar değer verme bilincidir..
ama şu an bunu kiminle niçin konuşacağım konusunda da henüz emin değilim..
evrensel-insan
20-08-2010, 06:09
Saygideger paslicivi;
Insansal zihniyet zaten ucuncuyu bunyesinde tasir. Cunku birey bilinci olarak kendi birine ne kasdar onem ve deger veriyorsa, bilirki; yeryuzundeki her cesit bir de bu dunyaya yasamak icin geliyor ve onlarin biri de, kendi biri kadar, degerlidir.
Zaten, birincisi, birey bilinci alinmadan, insansal zihniyet mumkun degildir. Ikincisi, bu birey bilinci, sadece bireye ait bir bilinc degil; ayni zamanda her turlu birin de farkindaligidir. Siar da, "yasamak icin oldurmek" degil, "guclu olan ayakta kalir", degil, "gen bencildir" degil; YASAMAK VE YASATMAKTIR. Iste bu zaten bireyin hem kendi turunun bilinc duzeyi, hem de diger birlerin ve turlerinin farkindaligidir.
Cunku epistemolojik olarak bir tek insan turu ve biri vardir soyutlayarak, yasam ve iliski kuran. Iste bu yasam ve iliski, uzerinde, bunyesinde yasam suren her bir parcayi ve de mekani evren olarak kapsar.
Ama, maalesef; henuz insanoglu biri, birak tur butunlugunu algilamayi, henuz dogal zihniyet ve dogal egosu ve de bunun yapilanis ve isleyisi ile, kendi tur ve bir varligindan, yasamdan bir haberdir.
Bu durum, insanoglu turu ve birini, bilincsiz ve bilincalti yonlenim ve yaptirim ile, hayvandan, daha vahsi yapar. En azindan hayvan; etik ve metafizik degerler icin oldurmez, iskence, soykirim, katliam yapmaz, ezmez, somurmez, alay etmez, kucuk gormez v.s., yani insanoglunun dusunce ve davranista zihniyet olarak, insanlasamamasindan kaynaklanan, psikoloji olgusu yasamaz.
Oyuzden gunumuz, insanoglu turu, hayvandan her yonuyle daha vahsi/canavardir ve bu bilincli ve farkindalikli bir dusunce ve davranis degildir. Sadece dogumdan itibaren verilen, bilinc altinin verilen temelinde yonlenmesi ve yaptirimidir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
20-08-2010, 06:24
Siar da, "yasamak icin oldurmek" degil, "guclu olan ayakta kalir", degil, "gen bencildir" degil; YASAMAK VE YASATMAKTIR.
sevgili e.i..
benim de konuşmak istediğim konu bu.. bu konuyu derinlemesine incelediğimizde çok farklı algılar gelişecektir.. benden bugünlük bu kadar..
sen istersen bu alıntıyı biraz aç, ben yarın yazmaya başlarım..
evrensel-insan
20-08-2010, 06:35
Saygideger paslicivi;
Herseyden once buna "can temelli" den ziyade, "yasam temelli" demek; daha uygun olur. Cunku canin algisi soyuttur ve herkesce farki iceriklendirilebilir ve anlamlandirilabilir. Ama yasam bellidir. Mustakil var olarak dogan varligin; insiyatifi olmadigi, dogumu ve yasayamayacagi olumu (olmek) arasindaki surectir, yasam. Ustelik birin algisi olarak, dogumsuz ve olumsuzdur (olmek). Yasayanin insiyatifinde, kontrolunde, yonlendirim ve yonetiminde olabilecek tek gercek olgudur, yasam.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
20-08-2010, 06:54
Saygideger paslicivi;
Yasam temeli icin, daha oncede degindigim gibi her yonuyle baska bir kulvarin, INSAN KULVARININ, dilinin, felsefesinin, bilim dallarinin ve biliminin, algisinin, dusuncesinin, yansitmasinin, kavraminin v.s. tamamen ve yeni bastan yenilenmesi ve yepyeni bir SOYUTLAMA YETISI gerekir.
Cunku mevcut olan insanoglunun yapilandirdigi ve islerlige sundugu soyutlama koken ve temelleri, sadece insandisina ve insanlikdisina hizmet eder. Sonlandirici, noktalayici, sabitleyici, sahiplenici, ayrimci, cikarci, bencil, emirsel, baskici, zorlayici v.s. icerik, anlam, yonlendirim ve yaptirim tasir.
Eger hatirlarsan, ben bunun dil, yani iletim, iletisim, dialog v.s. kismina daha once seninle, "Hodri Meydan" daki, "birebir" mesajlasmamizda deginmistim.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Saygideger paslicivi;
Yasam temeli icin, daha oncede degindigim gibi her yonuyle baska bir kulvarin, INSAN KULVARININ, dilinin, felsefesinin, bilim dallarinin ve biliminin, algisinin, dusuncesinin, yansitmasinin, kavraminin v.s. tamamen ve yeni bastan yenilenmesi ve yepyeni bir SOYUTLAMA YETISI gerekir.
Cunku mevcut olan insanoglunun yapilandirdigi ve islerlige sundugu soyutlama koken ve temelleri, sadece insandisina ve insanlikdisina hizmet eder. Sonlandirici, noktalayici, sabitleyici, sahiplenici, ayrimci, cikarci, bencil, emirsel, baskici, zorlayici v.s. icerik, anlam, yonlendirim ve yaptirim tasir.
Eger hatirlarsan, ben bunun dil, yani iletim, iletisim, dialog v.s. kismina daha once seninle, "Hodri Meydan" daki, "birebir" mesajlasmamizda deginmistim.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayin evrensel-insan,
Insanoglu kendi felsefesini üretmek hususunda özgür. Iste bu özgür secimin sonucu insanligin geldigi nokta.
Gelecegi görebilmemiz icin önce gecmisimizi görmüs olmamiz gerekir. En azindan yakin bin yillari dogru irdeleyebilirsek su an sizin, benim, onun cektigi acilarin arayislarin nerden kaynaklandigini ve bizden önce benzeri acilara dücar olanlar nerde kaldilar bilmemiz gerekir.
Mevcudu yok sayarak/eksikleyerek nereye varabiliriz? Insanoglunun geldigi noktayi su an hakim güclerin geldigi noktayla es deger görmek düsecegimiz en büyük yanlis olur.
Bati dünyasi pozitif ilimlerde insanoglunun geldigi son noktayi temsil edebilir, buna itirazim yok. Ama insanlik hususunda, insan olma husunda sizin yukarda cizdiginiz tablo onlar icin gecerli, dünyanin tamami icin degil.
Peki ozaman nerde dogunun insanligi?
Bati olanca bencilligi ile hala sömürüye devam ediyor. Insanlara göz actirmiyorlar. Hangi ülkede gelismeye yönelik bir olusum varsa dinamitliyorlar. Ekonomik ve kültürel acidan gelismekte ve geri olan ülkelerin tamamini abluka altina almislar. Hic bir ülkenin kendi insanini egitmesine bile müsade etmiyorlar.
Insanlar hayatta kalabilme mücadelesi veriyorlar. Hic bir kurum islevini geregi gibi yerine getiremiyor/getirtmiyorlar.
Ekonomi, egitim, saglik, trafik, sosyal kurumlar, dernekler, kulüpler hatta özel sektöre ait isletmeler bile.
Insanligin ilaci bizde. Insanin kötü yanlarini terbiye edip, iyi yanlarini doruga cikartmanin yollari bilimsel olarak ortaya konmus zaten. Bunlari incelemeden, kavramadan atacagimiz her adim bizi yanlisa götürecektir.
Önce can sonra canan. Bati kendi yarasina ilaci kendi bünyesine uygun olarak üretsin. Biz önce kendimize gelelim. isterlerse onlar da kurtulurlar. Zorla güzellik olmaz.
Saygilar...
evrensel-insan
21-08-2010, 03:17
Saygideger karinca;
Mevcudu yok sayarak/eksikleyerek nereye varabiliriz?-karinca-
Benim dile getirdigim cumlelerden, boyle bir anlam icerik mi cikardin? Hangi cumle sana bu icerigi verdi?, belirtirsen sevinirim. Cunku, dusunce dile getirimi olarak, hic boyle bir icerikte bir cumle ve anlam kullanildigini dusunmuyorum. Cunku boyle bir dusunce dile gelimi zaten mumkun degil.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayin evrensel-insan,
Ben 128 nolu iletinizden bu sonucu cikardim. Nasilki müslümanlar Yunan felsefesini gözardi edemedilerse, günümüz insani da sayet insan diyorsa, 1400 yildir müslümanlarin insan üzerine yaptigi calismalari bilimsel olarak incelemeden, Gazali`yi, Mevlana`yi hele Ibni Arabi`yi bilimsel olarak ortaya koymadan insan üzerinde konusmak gecen 1400 yili yok saymak demektir.
Bence insan olarak yeni birseylerden bahsedebilmemiz icin önce sermayemizi tanimaliyiz.
Müslümanlarin ortaya koyduklari Matematik, Kimya, Tip, Astronomie, Fizik, Harita (kaynak Islamda Bilim ve Teknik, Fuat Sezgin) dallarindaki calismalardan bütün insanlik nasil faydalandiysa, Insan üzerine ortaya koyduklari ki; asil büyük calismalar bu konuda yapilmistir, cok ciddi calismalar beklemektedir.
Mevcudu yok saymak derken ben sizin görüslerinizi direk olarak kasdetmiyorum. Avrupalinin piskin piskin kendi geldigi noktayi insanliginkiyle es deger görmesi/göstermesi ve herseyin kaynagini kendisine mal etme uyuzluguna uyuz oluyorum. Ötekiler bunlardan birkac cekmece asagida olcakki batili pazarlarini elinde tutabilsin. Modasina varana kadar Afrikali dahil herkese satabilsin.
Saygilar...
evrensel-insan
22-08-2010, 03:38
Saygideger karinca;
Benim insanoglundan kastim, dunyanin her cografyasinda yasayan her toplumu. Yani herhangibir ayrim belirtmedim. Insanoglundan, bir tur olarak bahsettim.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Saygideger karinca;
Benim insanoglundan kastim, dunyanin her cografyasinda yasayan her toplumu. Yani herhangibir ayrim belirtmedim. Insanoglundan, bir tur olarak bahsettim.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Sayin evrensel-insan,
Güzel. Önyarginiz yoksa ozaman meditasyondan baska elinizde care de yok.
Saygilar...
evrensel-insan
22-08-2010, 18:01
Saygideger karinca;
Önyarginiz yoksa ozaman meditasyondan baska elinizde care de yok.-karinca-
Benim carem, birey bilinci ve onun insansal zihniyeti ile tursel selfi, farkindalik duzeyi.
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
23-08-2010, 07:55
Herseyden once buna "can temelli" den ziyade, "yasam temelli" demek; daha uygun olur.
tamam "yaşam temelli" diyelim, benim için farketmez..
Siar da, "yasamak icin oldurmek" degil, "guclu olan ayakta kalir", degil, "gen bencildir" degil; YASAMAK VE YASATMAKTIR.
evet sevgili e.i..
şu kırmızı puntoladığım yeri açalım biraz..
biliyorsun ki tüm canlılar yaşamak için beslenmek zorundadır.. ve bu beslenmenin kaynağının çok küçük bir kısmı inorganik maddeleri içerirken (su, tuz, elementler vs.) asıl besin kaynaklarımız yine bizim gibi yaşam hakkı olan diğer canlı varlıklardır.. yani biz insanlar ve hayvanlar ve bazı bitkiler yine kendi gibi diğer yaşam hakkı olan canlıları yiyerek(öldürerek) yaşamda kalıyorlar..
yani sen yaşamda kalabilmek için et(hayvan) ve ot(bitki) ile beslenmek zorundasın..
bu bağlamda
Siar da, "yasamak icin oldurmek" degil, "guclu olan ayakta kalir", degil, "gen bencildir" degil; YASAMAK VE YASATMAKTIR
bu ifadene biraz açıklık getirmeni istiyorum.. çünkü sen bir insanoğlu olarak "yaşamak için öldürmek" zorundasın..
sen, hayvan ve bitkilerden bazen beden ve her daim bilinç/akıl olarak güçlü olduğun için "güçlü olan ayakta kalır" ı çok güzel uygulayıp bir çok bitki ve hayvanın yaşam ve beslenme alanlarını gaspedip, öldürüp, bazen onların soyunu tüketiyorsun..
senin siarında olan "yaşamak ve yaşatmaktır" ifadesi neyi ifade ediyor.. sen bir insanoğlu olarak diğer canlı türlerinin yaşamlarına nereye kadar saygı duyup onları yaşatıyorsun.. ve sınrın/limitin nerde başlıyor nerde bitiyor?
yaşamda kalmak zorunda kaldığında "-hayır ben açlıktan ölsem de olur, yeter ki diğer canlıları öldürüp onlara zarar vermeyeyim" diyormusun yoksa her öğün onlardan oluşan bir mönüyü mideye afiyetle indiriyormusun..
sen; "yaşamak ve yaşatmak" derken neyi kastediyorsun?
biraz bunları konuşalım, benim "yaşam temelli" bilinç dediğim şey bu çünkü..
Saygideger karinca;
Önyarginiz yoksa ozaman meditasyondan baska elinizde care de yok.-karinca-
Benim carem, birey bilinci ve onun insansal zihniyeti ile tursel selfi, farkindalik duzeyi.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Eger siz sorgulayan, kafa yoran bir insansaniz yada biz (nasil oluyor anlamiyorum ama bazi hemcinslerimiz o denli vurdumduymaz oluyorlarki; koyunlar tirnaklarini isirir) o zaman akletmek zorundayiz da.
Yukardaki konuyla da Fransiz kalmayip ordan devam edeyim, son zamanlarda hayvan haklari tartismasi o dereceye gelmeye basladi ki; dünyayi hayvanat bahcesine cevirip ömrümüzü onlarin huzur ve mutluluguna adamaktan baska caremiz kalmayacak. Bu nokta bence düsünen, kafa yoran ama akletmeyen insanin gelecegi bir noktanin virgülleridir.
Akletmek konusuyla ilgili bir baslik acikti belki halen yaziyordur arkadaslar. Bir türlü kelime ve kavramlardan kurtulup isin özüne yani akletmenin ne olduguna inilemedigi icin beyin mi kalp mi, o kalp dedi su bunu dedi konu gümbürtüye gitti/gidiyor.
Bundan yüzyil önce sen yari hayvansin ben daha insanim, yok ciftlikler kurdular daha insan insanlar üretmek icin, sonra yari hayvanlari öldürdüler. Bilanco icler acisiydi yaklasik 80 milyon masum iskencenin ve zulmün en cekilmezini yasamak zorunda kalip ölümü bir kurtulus olarak kucakladilar. Bu atmosfer dagildiginda ancak toplumun büyük kesimi akledebildi ve o hep akleden azinlik ancak anlasildi.
Dün hayvan diye insan yakan, bu gün yine hayvan diye kimbilir neler yapacak!!!
Bu yasam, bu can bu kadar basit miki; deneme tahtasi gibi her mantikli gelenin pesinde agir bedeller ödemek zorunda kalalim? Yok mu bunun bir ölcegi? Yok mu bunun bir mihenk tasi?
Var. Size meditasyon dedim, ama sunu düsündügüm icin;
Cünkü siz inanmiyorsunuz. En azindan, dünyada tatmin olamasanizda, huzurlu olabilmeniz icin inancsiz da uygulanabilecek daha iyi bir sistem yok. Sizinle ancak mezara kadar dost olamasada yoldas olabilecek bir arkadas. Belki mezara kadar kablolarinizin gecici baglantilarini az enerjiyle saglayabilirki hasar büyük olmasin. Vurdum duymazlara göre en iyi vurdum duyar bilinc durumu.
Bireyi bagladiniz bir direge peki ötekiler nolacak? Toplumlar, onlarin herseyden kiymetli devletleri, kurumlari, inanclari adetleri, korkulari hayalleri,hudutlari say say bitmez.
Ölüm nolacak? Bosuna mi bütün bunlar? Varsa ve yeterse bir ömür didinip hasa huzurdan kicimi yirtayim azicik olgunlasmak, azicik adam olabilmek icin sonra pat sacma bir sebepten nefesim kesilsin, 150cm topragin altina. Haydaaaa... Bu mu bizim hayata/cana verdigimiz anlam?
Saygilar...
evrensel-insan
23-08-2010, 18:11
Saygideger karinca;
Bu yasam, bu can bu kadar basit miki; deneme tahtasi gibi her mantikli gelenin pesinde agir bedeller ödemek zorunda kalalim? Yok mu bunun bir ölcegi? Yok mu bunun bir mihenk tasi?-Karinca-
Var tabi ki, dusunce ve davranista insana yakisir bir bicimde yasamak ve iliski kurmak.
Butun sorularinin cevabi burda yatiyor. Yeterki insana yakisir, dusunce ve davranisi; insandisi ve insanlikdisi degerlerle algilama.
Insanoglu turu ve birinin bunu yapabilmesi icinde, yasamini kendi varliginin hem tursel, hem de birsel bilincine vararak ve de sadece yasami oldugunu algilayarak ve yasaminin onune hic bir degeri koymayarak diger her turlu degeri, sadece yasami ve iliskileri icin kullanarak dusunup, davranmasi ve bunun farkina varmasi, cok onemlidir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
23-08-2010, 18:26
Saygideger paslicivi;
bu ifadene biraz açıklık getirmeni istiyorum.. çünkü sen bir insanoğlu olarak "yaşamak için öldürmek" zorundasın.-paslicivi-
"Oldurmenin" anlami, bir deger, tabu, veri icin olursa gecerlidir. Bir aslanin, beslenmek icin, ceylani "oldurmesi" buradaki anlamda degildir.
Yasam bir beslenme zinciridir. Bu yasamin gerekliligidir. Ama, insanoglu disinda hic bir canli turu, SOYUT/SOMUT DEGER, VERI, TABU ICIN OLDURMEZ. Ayrica, iskence, katliam, soykirim, eziyet, v.s. temelli psikolojik sadizm de tasimaz.
Oyuzden, her seyden once yasam icin gereken beslenme ve canlilar arasindaki beslenme zinciri ile, sadece insanogluna ait olan soyutlamanin, soyut/somut degerlerini, verilerini, tabularini biribirine karistirmayalim.
Cunku insanoglu, yasamin beslenme gereksinimini ve beslenme zincirini algilamadan once, kendi soyutlama temelli insandisiligini ve insanlikdisiligini algilamasi gerekir. Hayvan dahil, tum canli turlerinde, TURLERININ DISILIGI GIBI BIR OLGU YOKTUR. Cunku soyutlamalari yoktur. Turunun her turlu soyutlama ile, disina hem somut, hem de soyut olarak cikan tek canli turu insanogludur.
Bu da insanoglu turu ve birinin, ayni zamanda, yasam bilinc ve farkindaligini algilamasi, ondan baska bir deger olmadigini algilamasi ve dolayisiyle, kendi turu ve birinin varligini algilamasi ile mumkundur. Insanoglu, henuz kendi adina/eliyle/icin/ait v.s. kendi disinda herseyi monologu ile ortaya koymus, ama KENDI TURU VE BIRINI ORTAYA KOYAMAMISTIR. Cunku seyin kendisini kendi adina ortaya koyamamasi durumu, insanoglunun kendi icin de gecerlidir.
Ustelik, kendi kendini kendi adina v.s. ve monologuyla, ortaya koyabilecek tek tur ve bir de insanogludur. Iste bunun icin, once yasamin, onemini, bilincini ve farkindaligini algilamasi gerekir. Iste butun bunlardan sonra, ancak yasatip, yasayacaktir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
24-08-2010, 06:42
Yasam bir beslenme zinciridir. Bu yasamin gerekliligidir. Ama, insanoglu disinda hic bir canli turu, SOYUT/SOMUT DEGER, VERI, TABU ICIN OLDURMEZ. Ayrica, iskence, katliam, soykirim, eziyet, v.s. temelli psikolojik sadizm de tasimaz.
Oyuzden, her seyden once yasam icin gereken beslenme ve canlilar arasindaki beslenme zinciri ile, sadece insanogluna ait olan soyutlamanin, soyut/somut degerlerini, verilerini, tabularini biribirine karistirmayalim.
sevgili e.i.. bir şeyi karıştırıdığım yok.. bu konuyu zaten aylardır konuşuyoruz.. bu "yaşama anlam/içerik verme temelli" bir bilinç düzeyinin problemleri..
bunu ancak bu bilinç düzeyini aşabilen insanlar algılayabilir.. yani sen, ben ve bir kaç kişi daha.. diğer idelaist ve materyalist dediğimiz insanlar hala "yaşama anlam/içerik verme temelli" bilinç düzeyinde yaşadıkları için onların tek derdi kendi anlam/içeriklerini doğrulamak onun haricindeki tüm anlam/içerikleri yanlışlamak üzerinedir zaten.. onlar henüz bunu aşıp insan temelli bir bilince çıkamadıkları için hala birbirilerini yiyiyorlar ya zaten..
o insanlar bırak diğer canlılara değer vermeyi henüz kendi türüne değer verecek bilinç düzeyinde değiller.. ( bu bir eleştiri değildir, çünkü nörokimysal donanım daha üst bilince henüz uygun değildir)
benim bahsettiğim konu bu değil..
Yasam bir beslenme zinciridir. Bu yasamin gerekliligidir.
şu ifadeni biraz sorgulamanı istiyorum.. yaşam bir beslenme zinciridir, doğru.. ve farkedersen bu zincirin tepesinde insan vardır.. yani dünyada "hakim canlı türü" insandır.. insanoğlu yaşamak için diğer canlı türlerine bu konuda hiç acımamaktadır.. ben zevk için avlanan avcılardan bahsetmiyorum..
insanoğlu yaşamak gereketiğinde "önce benim türüm/soyum" demektedir.. "gen bencildir", "yaşamak için öldürmek", "büyük balık küçük balığı yutar", "güçlü olan ayakta kalır" gibi ifadeleri işte ben bunun için kullanıyorum..
insanoğlu ister "yaşama anlam/içerik verme temelli" ister "insan temelli" bilinç düzeyinde olsun; "gen bencildir", "yaşamak için öldürmek", "büyük balık küçük balığı yutar", "güçlü olan ayakta kalır" kavramlarını çok güzel uygulamaktadır diyorum..
çünkü varoluştaki yaşam kurgusu "biribirini her anlamda yemek" üzerinedir.. yani sen ve her türlü canlı türü diğer "canlı türü" maddelerle beslenerek yaşamda kalabilir ancak.. yani canlılara diğer canlı türlerini öldürüp yemeden başka bir yaşamda kalma seçeneği sunmamıştır varoluş..
beslenme zincirinin en altında olan bitkiler sadece cansız maddelerle (inorganik maddeleri kökleriyle topraktan) beslenerek yaşamda kalabiliyorlar..
onun haricindeki hayvanlar etobur ya da otobur yaşamaya zorlanmış ve dayatılmış.. çünkü insan da dahil tüm hayvanlar belli besin türlerini alarak ancak yaşamda kalabiliyorlar.. karbonhidratlar, proteinler ve yağlardan bahsediyorum.. ve bu besin maddeleri de doğada cansız(inorganik) varlıklarda değil organik(canlı) varlıklarda var..
tüm canlı türleri bitkiler gibi sadece inorganik maddelerle beslenip haytta kalabilme özelliğine sahip değiller.. yani böyle bir seçenek yok.. hadi "bizde bitkiler gibi diğer canlı türlerini öldürmeden, onları yemeden sadece inorganik(cansız) maddeleri yiyerek yaşamda kalalım" deme tercihleri/lüksleri yok..
yaşamda kalabilmek için diğer canlı türlerini öldürüp onları yiyerek bunu başarabiliyorsun ancak..
ve işte bu konuda bir beslenme zinciri oluşmuş, bunun en zirvesinde insan, sonra hayvan ve zincirin en sonunda da bitkiler var..
*peki bu zincirdeki bu sıra niçin böyle oluşmuş?..
*niçin insan beslenme zincirinde zirvede ve diğer tüm canlı türlerini öldürüp yiyerek hayatta kalıyor?
*bu beslenme zincirinin bu şekilde oluşmasında kriterler nedir?
işte sana algılatmaya çalıştığım nokta burası.. bu yukarda sorduğum soruların cevabı ne mi?
çok basit..
-gen bencildir..
-yaşamak için öldürmek zorundasın..
-büyük balık küçük balığı yutar..
-güçlü olan ayakta kalır..
o yüzden bu "can/yaşam temelli" bilinç düzeyini konuşma konusunda henüz emin değilim dedim.. çünkü ancak ilk 2 bilinç düzeyi aşıldıktan sonra bunlar algılanabilinir ve konuşulabilinir..
Sayin paslicivi,
Besin zincirinin en tepesindeki insana dair "gen bencilligi yuzunden, en tepeyi isgal eder" dersek, can/yasam dongusunun, bir nevi bencilliginden hic haberimiz yoktur gibi bir durum cikar ortaya..
Bu bahsettiginiz zincir, yasamin surdurulebilirligi adina bir zorunluluktur.
Hic dusundunuz mu?
Mesela, insan gerek yasami boyunca, gerekse yasami sonlandiginda, yasam dongusunun surdurulebilirligi adina, dogada varolanlar arasinda, kendi yapisi ile en fazla yararli copluk ureten bir yapi olabilir mi ?
evrensel-insan
24-08-2010, 21:00
Saygideger paslicivi;
Hem ikisini birbirine dusunce olarak "karistirmadigindan" bahsediyorsun, hem de mesajini bu "karistirmaya" tabi tutarak, dogal zihniyet ve dogal egodan bahsediyorsun.
Ben sana zaten, yasamak ve yasatmak bilincinin, ancak INSANSAL ZIHNIYET ve BIRIN TURSEL SELF BILINC VE FARKINDALIGININ BIR URUNU oldugunu mesajimda belirttim.
Bu dogal zihniyet ve dogal egodan hala bu temelde neden bahsettiginin de bir anlami kalmiyor.
Cunku bahsedilen duzey, dogal zihniyet ve dogal egolu insanoglu icin degil; insansal zihniyet ve tursel self bilinc ve farkindaligini almis bireyin, dusunce ve davranista; insansalligi/evrenselligi bilinci kazanildiktan sonra gecerli.
O yuzden senin, yukaridaki mesajinda getirdigin, dogallik kilifi altindaki zihniyet, zaten yasam temelli bir bilince acik degildir ve ufkunda bile yoktur. Cunku her turlu dogallik ufku (zihniyeti, egosu, her turlu yasa, kanun v.s. kurgusu), bu bilinci kapsamaz. Cunku ufuk, kulvarlari temelleri, koku, v.s. herbirsey farklidir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
paslıçivi
25-08-2010, 05:00
Besin zincirinin en tepesindeki insana dair "gen bencilligi yuzunden, en tepeyi isgal eder" dersek, can/yasam dongusunun, bir nevi bencilliginden hic haberimiz yoktur gibi bir durum cikar ortaya..
sevgili neva, bu cümlenizi tam olarak anlamamakla beraber, besin zincirinde insanın en tepeyi işgal etmesinin tek nedeni "genlerin bencilliği" değil yazımdaki kalın puntoladığım diğer maddeler de vardır.. hatta bunlar daha da arttırılabilir..
Bu bahsettiginiz zincir, yasamin surdurulebilirligi adina bir zorunluluktur.
evet işte ben de bunu ifade etmeye çalışıyorum zaten.. tüm canlılar birbirleriyle yaşam/hayatta kalam mücadelesi vermek zorundadırlar.. çünkü yaşamda kalmanın primer/birincil olmazsa olmaz şartı "beslenmedir"..
ve beslenme dediğimiz şey yine diğer canlıları yiyerek gerçekleşiyor ancak..
varoluşta öyle bir kurgu var ki; canlıların biribiriyle dostane geçinmesi imkansız kılınmış.. her şey biribirimizin haklarını gaspetme, birbirimiz yeme üzerine kurgulanmış.. yani canlılar arası yaşanan her türlü kaos bir zorunluluk, bir dayatma.. ben de bunu ifade etmeye çalışyorum..
Mesela, insan gerek yasami boyunca, gerekse yasami sonlandiginda, yasam dongusunun surdurulebilirligi adina, dogada varolanlar arasinda, kendi yapisi ile en fazla yararli copluk ureten bir yapi olabilir mi ?
bu bahsettiğiniz araştırılabilir ve konuşulabilir.. ama görünen bir şey var ki insan denen canlı yaşam döngüsüne katkıdan çok, egosu yüzünden hem yaşadığı gezegene hem diğer canlı türlerine en fazla zarar veren tür.. dünya savaşlarını çıkaran, küresel ısınmaya sebebiyet veren, ozon tabakasını delen ve daha bir çok yaşamsal kavramlara zarar veren yegane tür bilinçsizce yaşayan insanoğludur..
ve varolan bilinçsizliği de onun elinde/suçu/kusuru olan bir şey değildir.. çünkü bir zihin hastası, bilinç evriminde bir arageçiş formunda ve bir nörokimyasal robot olduğunun henüz farkında değildir..
paslıçivi
25-08-2010, 05:23
O yuzden senin, yukaridaki mesajinda getirdigin, dogallik kilifi altindaki zihniyet, zaten yasam temelli bir bilince acik degildir ve ufkunda bile yoktur. Cunku her turlu dogallik ufku (zihniyeti, egosu, her turlu yasa, kanun v.s. kurgusu), bu bilinci kapsamaz. Cunku ufuk, kulvarlari temelleri, koku, v.s. herbirsey farklidir.
sevgili e.i..
burayı biraz aç bakalım.. sen "yaşam temelli" bilinçten ne anlıyorsun, ya da neyi ifade etmeye çalışıyorsun ki bu bilincin "doğal zihniyetin ufkunda bile olamayacağını" söylüyorsun..
aynı şeylerden bahsetmiyoruz sanırım..
evrensel-insan
25-08-2010, 05:36
Saygideger paslicivi;
burayı biraz aç bakalım.. sen "yaşam temelli" bilinçten ne anlıyorsun, ya da neyi ifade etmeye çalışıyorsun ki bu bilincin "doğal zihniyetin ufkunda bile olamayacağını" söylüyorsun-paslicivi-
Ben bu konuyu, daha once bu baslikta dile getirdim. Yasam bilincinin olabilmesi icin, oncelikle insanoglunun kendi varliginin ve birinin farkina ve bilincine varmasi, yasamin elindeki tek degeri oldugunun algisi ve yasaminin onune metafizik ve etik hic bir deger veya tabuyu koymamasi bilinci. Bu bilinc te, dogal kisvet altindaki, zihniyette, egoda ve nesneye verilen kurallarda, kaidelerde, insanoglu icerikli oznelliklerde ve ozelliklerde yoktur. Cunku dogallik kisvesi, insanoglu tur ve birinin, insanlikdisi ve insandisi kendini teslim ettigi, sabitleyip, sahiplendigi, mutlak ve degismez kildigi, sorgulamadigi bir kok ve temelleri uzerinekurulmustur. Isleyisi, bu yapilanis bunyesindedir.
O yuzden kendi dahil; bir kim olarak ortaya koydugu her turlu soyut ve somut kendisini kendi adina ortaya koyamaz. Dogal zihniyet ve her turlu dogallik burda biter.
Halbuki ufuk, insanoglu turu ve birinin, SADECE KENDINI KENDI ADINA ORTAYA KOYABILMESIDIR. Yani, BIR KIM OLARAK, KENDI NESINI ORTAYA KOYABILIR. Bu da ancak, insansal zihniyetin ve birin tursel selfinin bilinci ve farkindaligi ile mumkundur, dogallik sinirlari ve teslimiyeti icinde mumkun degildir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
sevgili neva, bu cümlenizi tam olarak anlamamakla beraber, besin zincirinde insanın en tepeyi işgal etmesinin tek nedeni "genlerin bencilliği" değil yazımdaki kalın puntoladığım diğer maddeler de vardır.. hatta bunlar daha da arttırılabilir..
varoluşta öyle bir kurgu var ki; canlıların biribiriyle dostane geçinmesi imkansız kılınmış.. her şey biribirimizin haklarını gaspetme, birbirimiz yeme üzerine kurgulanmış.. yani canlılar arası yaşanan her türlü kaos bir zorunluluk, bir dayatma.. ben de bunu ifade etmeye çalışyorum..
Merhaba sayin paslicivi,
Bir onceki mesajinizda dediniz ki gen bencildir, yani duzenek budur. Yanlis okudugumu sanmiyorum.
insanoğlu yaşamak gereketiğinde "önce benim türüm/soyum" demektedir.. "gen bencildir", "yaşamak için öldürmek", "büyük balık küçük balığı yutar", "güçlü olan ayakta kalır" gibi ifadeleri işte ben bunun için kullanıyorum..
yaşamda kalabilmek için diğer canlı türlerini öldürüp onları yiyerek bunu başarabiliyorsun ancak..
ve işte bu konuda bir beslenme zinciri oluşmuş, bunun en zirvesinde insan, sonra hayvan ve zincirin en sonunda da bitkiler var..
*peki bu zincirdeki bu sıra niçin böyle oluşmuş?..
*niçin insan beslenme zincirinde zirvede ve diğer tüm canlı türlerini öldürüp yiyerek hayatta kalıyor?
*bu beslenme zincirinin bu şekilde oluşmasında kriterler nedir?
işte sana algılatmaya çalıştığım nokta burası.. bu yukarda sorduğum soruların cevabı ne mi?
çok basit..
-gen bencildir..
-yaşamak için öldürmek zorundasın..
-büyük balık küçük balığı yutar..
-güçlü olan ayakta kalır..
o yüzden bu "can/yaşam temelli" bilinç düzeyini konuşma konusunda henüz emin değilim dedim.. çünkü ancak ilk 2 bilinç düzeyi aşıldıktan sonra bunlar algılanabilinir ve konuşulabilinir..
Ben de size diyorum ki;
Insanin yasam dongusu icin en fazla yararli cop ureten bir yapi oldugunu dusundunuz mu hic?
Kuskusuz insan en fazla zarar veren yapi ayni zamanda,yikiyor, deliyor, kiriyor, yok ediyor.
Mesela dunyanin bir nevi yakit istasyonu olan magma, nerden enerji aliyor, nasil yaniyor, idamesini nasil sagliyor vs.
Ben bir zorunluluk derken bunu kastetmistim. Ancak siz sadece "ego" olarak algiladiniz sanirim.
Bunu hic dusundunuz mu?
Yani insan gen anlaminda bencil olsa da, olmasa da bir nevi, bir baska yapinin idamesi icin, harcanmasi ve harcatmasi gereken onemli bir done..