PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Çok garip geldi..


´ Just!ce `
06-08-2010, 04:56
Site geneliyle iyi hoşta polikita kısmında görüğüm şey beni çok şaşırttı..Adam ateistim diyor deli gibi akp taraftarı..RTE görse gözleri dolup saçlarını okşardı:hail: malumunuz gözleri doluyor bu aralar :loco::D

kemalistcan
06-08-2010, 15:47
Niye şaşırıyorsunki? AKP dinciler dışında da birçok insanı kendine yedekledi. Bunların çoğu liboşlardır(liboşlar düzen adamıdır) ya da liboşların dümen suyuna giden orta yolculardır. Medya'nın hemen hepsi yandaş medya; bizim insanımızda araştırmayan, sorgulamayan, üç kuruşun hesabını yapan, yancı, kendinden başkasını düşünmeyen, sosyal duyarlıksız, sığ olduğu göz önüne alınırsa parçalar oturuyor.

Bir liboşun ateist olması beni hiç şaşırtmaz; çünkü onun dini imanı paradır! Ama gerektiğinde cumalara gidip, oruç tutmasını da bilir. Bir de burdan bak.

Cem
06-08-2010, 15:56
Ateist olup da AKP'li olanın varolduğunu sanmıyorum ancak Türkiye için asıl tehlikenin CHP-MHP gibi militarist ve vesayetçi kesimler olduğunu düşünen ve bu nedenle AKP ile geçici ve kısmı ittifak düşünen ateistler bulunuyor. Bunlar arasında ben, sargon, 3.yol, ulpian gibi bazı üyelerimiz sayılabilir.

Bizim düşüncemize göre Türkiye'nin temel sorunu demokratikleşme. Dolayısıyla vesayetçi rejimin ortadan kaldırılması ve Kürt sorununa barışçıl çözüm ön planda geliyor. Bu yönde en büyük engel CHP, MHP, İP gibi ulusalcı partiler. Bu militer ulusalcı kanadı gerileten bir güç olarak AKP tarihsel olarak kısmende olsa ilerici bir rol oynuyor. Buradaki ilericilik dincilik/muhafazakarlık yönünden ilericilik değil rejimin demokratikleşmesi ve hakimiyetin kayıtsız şartsız millete geçmesi yönünden ilericilik.

Tabiki AKP oy çokluğunun kendisinde olması dolayısıyla halkın iradesini öne çıkarıyor ancak AKP'nin ilelebet iktidarda kalmayacağı düşünüldüğünde AKP'nin misyonu ilerici rol oynuyor.

Ateist bir insanın dünyaya sadece din gözlüğüyle bakması sığ bir anlayış olur. Toplumlar çok sayıda sosyal ve ekonomik, kültürel etken tarafından biçimlendiriliyor. Laiklik faktörü bu çok sayıda faktörden sadece bir tanesi.

Politik ortamı değerlendirirken eşitlik, özgürlük, demokrasi, barış, laiklik, ekonomik büyüme ve benzeri pek çok kriteri göz önüne alarak yerimizi belirlememiz gerekir. Bundan dolayı ateist insanlar çok farklı siyasi oluşumlara yönelebilirler.

axial
06-08-2010, 16:29
Sayın cem:

AKP nin demokratikleşme ve kürt sorununu çözüme kavuşturma yönünde hangi adımları sizi ikna etti. Örneğin erdoğanın danışmanının 3 eşli olması ve pişkin pişkin 4. yüde alabilirim demesi mi, minareleri süngü falan yapan şiiri mi, deniz feneri yolsuzluğundaki büyük azimleri mi, kürt açılımı diyerek sadece hiç izlenmeyen bir şeş kanalı açması ve dağdan birkaç teröristi davul zurnayla ve sorgusuz karşılaması buna karşılık ortada hiçbir ispatlı suçu olmayan generalleri içeride tutması mı, ne idüğü belirsiz bir israil düşmanlığı mı, çıkarları uğruna internet sitelerini televizyon kanallarını yasaklaması mı?

Bence kendinizi kandırmayın, çiftçisine ananıda al git diyen edepten uzak tarikatlarla beslenerek bugune gelmiş fetoş ve amerika destekli bir parti demokrasi değil teokrasiden başka birşey getirmez. Chp ve mhp yi sevmeyebilirsiniz ama bu o halde akp yi sevmeliyiz demek değildir.

lolepet
06-08-2010, 18:04
bence içinde bulunduğumuz durum ilericilik perspektifinden farklı bir değerlendirme gerektiriyor. AKP nin demokrasi bakımından ilerici olduğunu farzetsek bile bu ona destek çıkmamız anlamına gelmemeli.

bugün ilerici perspektifle tarihi yorumlayan ve günümüzede güncel bir şekilde uygulayan partiler var ilk olarak aklıma gelen TKP. Bu parti sosyalist iktidar perspektifiyle hareket eder. Ama AKP konusunda farklı düşünür ve bence doğru bir değerlendirme. demokratikleşme konusunda CHP ve MHP den ilerici diye arka çıkmak doğru olmasa gerek ki CHP ve MHP den ilerici olduğunuda düşünmüyorum sadece öyle gösteriyorlar.

AKP de en az CHP ve MHP kadar milliyetçi hatta faşizan bir parti. diğer bazı konularda zaten söylemeye bile gerek yok ne kadar gerici olduğunu. sadece demokratikleşmeyi kendi oyunlarını kurmak için bir yol olarak görüyorlar ve buna mecburlarda.

şuna emin olunki CHP li olan bir cumhurbaşkanı sıralama listesinde 3. olan bir rektör adayını rektör olarak atamazdı.

AKP marxın ilerici diye destek verdiği burjuvalara benzemez. çok maskeli bir oyuncudur ve bu oyunculukta gelmiş geçmiş en yetenekli türkiye partisidir. ilericiliği bize olumlu anlamda bir yere ulaştırmaz diyorum ve saygılarımı iletiyorum

´ Just!ce `
07-08-2010, 02:52
Niye şaşırıyorsunki? AKP dinciler dışında da birçok insanı kendine yedekledi. Bunların çoğu liboşlardır(liboşlar düzen adamıdır) ya da liboşların dümen suyuna giden orta yolculardır. Medya'nın hemen hepsi yandaş medya; bizim insanımızda araştırmayan, sorgulamayan, üç kuruşun hesabını yapan, yancı, kendinden başkasını düşünmeyen, sosyal duyarlıksız, sığ olduğu göz önüne alınırsa parçalar oturuyor.

Bir liboşun ateist olması beni hiç şaşırtmaz; çünkü onun dini imanı paradır! Ama gerektiğinde cumalara gidip, oruç tutmasını da bilir. Bir de burdan bak.

Sayın kemalistcan ;

Katılıyorum liboşlar bunu yaparlar kesinlikle : ) keza medya kısmıda..ntv de akp den korkar oldu..şaşılası..

Saygılarımla.

´ Just!ce `
07-08-2010, 02:58
Ateist olup da AKP'li olanın varolduğunu sanmıyorum ancak Türkiye için asıl tehlikenin CHP-MHP gibi militarist ve vesayetçi kesimler olduğunu düşünen ve bu nedenle AKP ile geçici ve kısmı ittifak düşünen ateistler bulunuyor. Bunlar arasında ben, sargon, 3.yol, ulpian gibi bazı üyelerimiz sayılabilir.

Bizim düşüncemize göre Türkiye'nin temel sorunu demokratikleşme. Dolayısıyla vesayetçi rejimin ortadan kaldırılması ve Kürt sorununa barışçıl çözüm ön planda geliyor. Bu yönde en büyük engel CHP, MHP, İP gibi ulusalcı partiler. Bu militer ulusalcı kanadı gerileten bir güç olarak AKP tarihsel olarak kısmende olsa ilerici bir rol oynuyor. Buradaki ilericilik dincilik/muhafazakarlık yönünden ilericilik değil rejimin demokratikleşmesi ve hakimiyetin kayıtsız şartsız millete geçmesi yönünden ilericilik.

Tabiki AKP oy çokluğunun kendisinde olması dolayısıyla halkın iradesini öne çıkarıyor ancak AKP'nin ilelebet iktidarda kalmayacağı düşünüldüğünde AKP'nin misyonu ilerici rol oynuyor.

Ateist bir insanın dünyaya sadece din gözlüğüyle bakması sığ bir anlayış olur. Toplumlar çok sayıda sosyal ve ekonomik, kültürel etken tarafından biçimlendiriliyor. Laiklik faktörü bu çok sayıda faktörden sadece bir tanesi.

Politik ortamı değerlendirirken eşitlik, özgürlük, demokrasi, barış, laiklik, ekonomik büyüme ve benzeri pek çok kriteri göz önüne alarak yerimizi belirlememiz gerekir. Bundan dolayı ateist insanlar çok farklı siyasi oluşumlara yönelebilirler.

Sayın cem 1. kalın punto bana biraz tüccar mantığı gibi geldi..
2. kalın punto (yazılarınızdan okuduğum kadarıyla ) beni şaşırtan bir yorum..AKP de demoktatikleşme arıyorsunuz..Yanlış anlamayın sizin yorumunuzu beğendiğim için böyle söyledim.
3.kalın puntoda büyük bir oyuk var kürt sorununu çözecez diye nelerden taviz veriliyor kimler el üstünde tutuluyor sorarım da cevap alamıyorum..
4.kalın punto olayın koptuğu ve sizin hakkınızda yanıldığımı anlıyorum umarım yanlıştır..Ekonomi , toplumsal yapı AKP nin hiç anlamadığı sorunlardır.

2.napolyona , yönetimine , demokratik !? görüşlerine hiçbişekilde iyimser değilim.

Saygılarımla

´ Just!ce `
07-08-2010, 03:00
Sayın cem:

AKP nin demokratikleşme ve kürt sorununu çözüme kavuşturma yönünde hangi adımları sizi ikna etti. Örneğin erdoğanın danışmanının 3 eşli olması ve pişkin pişkin 4. yüde alabilirim demesi mi, minareleri süngü falan yapan şiiri mi, deniz feneri yolsuzluğundaki büyük azimleri mi, kürt açılımı diyerek sadece hiç izlenmeyen bir şeş kanalı açması ve dağdan birkaç teröristi davul zurnayla ve sorgusuz karşılaması buna karşılık ortada hiçbir ispatlı suçu olmayan generalleri içeride tutması mı, ne idüğü belirsiz bir israil düşmanlığı mı, çıkarları uğruna internet sitelerini televizyon kanallarını yasaklaması mı?

Bence kendinizi kandırmayın, çiftçisine ananıda al git diyen edepten uzak tarikatlarla beslenerek bugune gelmiş fetoş ve amerika destekli bir parti demokrasi değil teokrasiden başka birşey getirmez. Chp ve mhp yi sevmeyebilirsiniz ama bu o halde akp yi sevmeliyiz demek değildir.

Sayın axial sitede yeniyim ama sizinle politika konusunda çok iyi anlaşabileceğimizi düşünüyorum..
Şu an sizin yazmadığınız benim aklıma gelen o kadar şey varki..Demokratip olup bunlardan yoksun olacaksak varsın Kral yönetsin beni..pardon doruya padişahti zaten bizimkisi..

´ Just!ce `
07-08-2010, 03:02
bence içinde bulunduğumuz durum ilericilik perspektifinden farklı bir değerlendirme gerektiriyor. AKP nin demokrasi bakımından ilerici olduğunu farzetsek bile bu ona destek çıkmamız anlamına gelmemeli.

bugün ilerici perspektifle tarihi yorumlayan ve günümüzede güncel bir şekilde uygulayan partiler var ilk olarak aklıma gelen TKP. Bu parti sosyalist iktidar perspektifiyle hareket eder. Ama AKP konusunda farklı düşünür ve bence doğru bir değerlendirme. demokratikleşme konusunda CHP ve MHP den ilerici diye arka çıkmak doğru olmasa gerek ki CHP ve MHP den ilerici olduğunuda düşünmüyorum sadece öyle gösteriyorlar.

AKP de en az CHP ve MHP kadar milliyetçi hatta faşizan bir parti. diğer bazı konularda zaten söylemeye bile gerek yok ne kadar gerici olduğunu. sadece demokratikleşmeyi kendi oyunlarını kurmak için bir yol olarak görüyorlar ve buna mecburlarda.

şuna emin olunki CHP li olan bir cumhurbaşkanı sıralama listesinde 3. olan bir rektör adayını rektör olarak atamazdı.

AKP marxın ilerici diye destek verdiği burjuvalara benzemez. çok maskeli bir oyuncudur ve bu oyunculukta gelmiş geçmiş en yetenekli türkiye partisidir. ilericiliği bize olumlu anlamda bir yere ulaştırmaz diyorum ve saygılarımı iletiyorum

Altına imzamı attığım 2.bölümünüz..

Saygılarımla

islamneferi
08-08-2010, 13:22
Bena hiç garip gelmedi. İşte Allah (c.c.) bir ateiste bile istediği zaman doğruları gösterebiliyor demekki. Cem beyfendiyi kutlarım. İnşallah Allah onun ve onun gibi düşünenlerin gönlünü tamamen açar da doğruyu çok geç olmadan farkederler. Son nefese kadar müddeti var.

Titan
08-08-2010, 14:21
Bizim düşüncemize göre Türkiye'nin temel sorunu demokratikleşme. Dolayısıyla vesayetçi rejimin ortadan kaldırılması ve Kürt sorununa barışçıl çözüm ön planda geliyor. Bu yönde en büyük engel CHP, MHP, İP gibi ulusalcı partiler. Bu militer ulusalcı kanadı gerileten bir güç olarak AKP tarihsel olarak kısmende olsa ilerici bir rol oynuyor. Buradaki ilericilik dincilik/muhafazakarlık yönünden ilericilik değil rejimin demokratikleşmesi ve hakimiyetin kayıtsız şartsız millete geçmesi yönünden ilericilik.

Bir yanlışı başka bir yanlışla örtmek ne zamandan beri demokrasiler de görülmüş, hem de bir inancı manipüle ederek kemikleşmiş bir kitle yaratan bir oluşumdan, üstelik alabildiğine dışa bağımlı. Oysa demokrasi bu şekilde gelişemez, çünkü bir partiyi desteklerken başka bir partinin bu vesayetçi takımın yerini farklı bir yönetim şekliyle alacağını bilmeniz gerekir, bu seferde onu bertaraf etmek için diğer partilerin yanlışlarına kayıtsız şartsız bakmaksızın başka partileri desteklemeniz gerekebilir. Bunun yerine kendi düşüncelerinizi yansıtan bir partiy neden desteklemiyorsunuz diye bir soru karşısında ne söyleyeceksiniz? Taban mı? Evet, cevap işte orada, siz böyle yanlışlara kapıldığınız sürece kendi tabanınızı asla bulamayacaksınız.

Sangre
08-08-2010, 18:01
Bir yanlışı başka bir yanlışla örtmek ne zamandan beri demokrasiler de görülmüş, hem de bir inancı manipüle ederek kemikleşmiş bir kitle yaratan bir oluşumdan, üstelik alabildiğine dışa bağımlı. Oysa demokrasi bu şekilde gelişemez, çünkü bir partiyi desteklerken başka bir partinin bu vesayetçi takımın yerini farklı bir yönetim şekliyle alacağını bilmeniz gerekir, bu seferde onu bertaraf etmek için diğer partilerin yanlışlarına kayıtsız şartsız bakmaksızın başka partileri desteklemeniz gerekebilir. Bunun yerine kendi düşüncelerinizi yansıtan bir partiy neden desteklemiyorsunuz diye bir soru karşısında ne söyleyeceksiniz? Taban mı? Evet, cevap işte orada, siz böyle yanlışlara kapıldığınız sürece kendi tabanınızı asla bulamayacaksınız.

Cem'in yazdıklarına katılma gereği duydum..

Ayrıca başlık yazısının ne kadar saçma sapan olduğuna değinme gereği duymuyorum.. Ateistler kendi aralarında bir parti kurdu da haberimiz mi yok??.. Ayrıca -varsayımsal olarak- bu partinin de kısmen veya tamamen demokrat olmaması durumunda, sırf Ateistlerden meydana geldiği için kabul edeceğimiz/benimseyeceğimiz anlamına gelmiyor.

Titan'ın yazdıklarına yanıt vermem gerekirse;

Bugün demokratların bir yanlışı başka bir yanlışla örtmesi gibi bir durum söz konusu değildir.. Evet, askeri vesayet sistemi bir yanlıştır.. Ama günümüzde AKP'nin attığı demokrat adımlar kesinlikle yanlış değildir. (Elbette muhafazakarlığın getirdiği bazı gerici adımlar atmaya da yeltenmiştir, ama Avrupa Birliğine uyum sürecini olumsuz etileyebileceğinden dolayı bahsi geçen konuda ısrar etmeyip geri adım atmışlardır) (Ayrıca her parti gibi, AKP de bürokraside kendi kadrosunu oluşturmak amacıyla çalışmalar yapmaktadır.. Ama bu bürokratik oluşumların özelleştirilerek halka arz edilmesi ve devletin faaliyet alanını kısmen iktisadi alandan çekmesi, bu kadrolaşmayı engelleyen en önemli faktördür)

İdeal demokrasilerde uygulanması gereken politikalar, seçilmiş, halka hesap verebilen organlar tarafından belirlenirken.. Askeri kurumlar, diğer kurumlar gibi seçilmişlerin iradesine tabi iken.. Türkiye'de durum tam tersidir.. Ve bunun demokrasi teorisiyle bağdaşmadığını da, tüm demokratlar biliyorlar.

Ahmet İnsel'in dediği gibi, günümüzde 'değişim tekeli' AKP'dedir.. AKP dışında, belirli bir oy potansiyeline sahip olup da var olan askeri vesayet sistemini değiştirebilecek bir parti bulunmamaktadır.. Bu yüzden 'yapıcı bir muhalefet' oluşturmak için, demokrasi kültürünün Türkiye'ye yerleşebilmesi için AKP'nin attığı ilerici adımları desteklemek (Anayasa paketi gibi), attığı gerici adımları da eleştirmek demokratların görevi olmalıdır.. Ama partinin adımlarına toptan bir karşı çıkışı, -özellikle ulusalcıların paranoyalarına dayanarak- temellendirmek hiçbir demokratın görevi olamaz, olmamalıdır.

Ahmet İnsel'i tanıyanlar tanır.. Kendisi resmi ideolojiyi her yerde eleştiren ve Türkiye'de -özgürlükçü sol olarak tanımladığı- yeni bir sol oluşturmak amacıyla yazılarına kaleme alıyor.. Aşağıdaki linkteki yazısı da, tüm solculara (solcu geçinenlere değil!) örnek olmalıdır.

http://www.sahibindenanayasa.com/index.php?route=detail_article&aid=47&id=115

insan_olmak
08-08-2010, 18:50
türkiye'de yıllardır sol'un içini boşaltma çabası vardı.Sonunda çok güzel boşaltıyorlar.Taraf okur,anayasaya evet der, ama arkadaş solcudur(!)
hemde hakiki solcudur diğerlerinden daha solcudur(!)

''yetmez ama evet''sözünü duymakta ayrı bir şaşırtıyor.Bir liberal ''yeterli değil ama ilerici'' diyerek bu anayasayı kabul edebilir,bunu anlarım. ama kendini solcu diye tanımlayan kesim sadaka değil hak ister.

Gerisi için çalışacaklarmış birde,Bu kadar samimiyetsiz bir anayasa karşısında gerisinin geleceğini düşünmek pembe hayallerden başka birşey değildir.Sol'un rengide pembe değil kızıldır.

başbakan haykırıyor ''demokrasi araçtır''diye,bizi çok sevdiğinden mi bu anayasa'da bir takım özgürlükler veriliyor?
ben hiç sanmıyorum.

siz büyük bir oyun çeviriyorsanız oyunun içinde mutlaka ''iyi'' görünen şeyler yapmış olmanız gerekir.Bir mayfa babası kimliğini saklamak için, kimsesiz çocukları okutabilir bu ilk bakışta iyi görünür ama bu mayfa babasının kötü yüzünü saklamak için kullandığı ''iyi'' denilen birkaç göz boyamadan başka birşey değildir.

Saygılarımla

insan_olmak

basitrasin
08-08-2010, 19:04
Sayın Sangre gibi, bende Sayın Cem'e katılıyorum. Bana inanılmaz gelen ise, solcu olduğunu söyleyip te, askeri darbeleri ve kemalizm'i savunanlar. Daha fazla demokrasi, daha fazla sivilleşme içeren her adımı destekliyorum. Saygılarımla.

Sangre
08-08-2010, 19:26
türkiye'de yıllardır sol'un içini boşaltma çabası vardı.Sonunda çok güzel boşaltıyorlar.Taraf okur,anayasaya evet der, ama arkadaş solcudur(!)
hemde hakiki solcudur diğerlerinden daha solcudur(!)Solun içi boşaltılmıyor.. Sadece Avrupa'daki gibi bir özgürlükçü/sosyal demokrat sol oluşturulmaya çalışılıyor.. Devrim ayaklarında silahlanıp dağlara çıkmak ve silahlı direnişlere katılmak, ülkenin başına geçtikten sonra Sosyalist ve totaliter bir devlet modeli oluşturmak gibi dönemler geride kaldı.. Artık tüm partiler, soldan sağa kadar hepsi, demokrasi kültürü içinde kendilerine yer bulacaklar.. Bu yer buluş ise, sosyalist ülkelerdeki gibi bir 'seçkinler/elit' kesimin değil, serbest ve yarışmalı seçimlerle iş başına gelmiş seçilmişlerin eliyle olacak..

Sosyalist devlet modeli, demokrasi teorisiyle bağdaşmadığı için zaten sosyal demokrasi kavramı ortaya çıktı.. Ve evet, bu sosyal demokrat kesim her kesimin haklarına eşit mesafede yaklaşan ve Türkiye'nin önündeki anti demokratik kurumları en ağır şekilde eleştiren Taraf gazetesini de okur, çok fazla olmasa da -kısmen- yeterli düzenlemeler getiren anayasa paketine de evet! diyebilir..

''yetmez ama evet''sözünü duymakta ayrı bir şaşırtıyor.Bir liberal ''yeterli değil ama ilerici'' diyerek bu anayasayı kabul edebilir,bunu anlarım. ama kendini solcu diye tanımlayan kesim sadaka değil hak ister.Haklar birden kazanılmaz.. Dünyanın hiçbir yerinde de bir anda kazanılmamıştır.. Hak kazanma süreci mutlaka uzun bir süreci kapsamaktadır.. Ve 'yetmez ama evet!' diyen kesim de, getirilen demokratik önerilere evet! demekle beraber, bundan sonrası için de yapıcı bir muhalefet yapacaklarını söylüyor..

'Ben bu getirilen yenilikleri kabul etmiyorum, ya hiçbir hakkımı verme, ya da tüm hakkımı birden ver' dediğin zaman, hiçbir şey kazanamazsın.. Bu yüzden, bu referandumu AKP'ye güven oyuna çevirmeye çalışan CHP çok yanlış yapıyor.. Bu yanlış daha sonradan kendi başını da yakacaktır.

başbakan haykırıyor ''demokrasi araçtır''diye,bizi çok sevdiğinden mi bu anayasa'da bir takım özgürlükler veriliyor?
ben hiç sanmıyorum.Seni veya beni sevdiğinden getirmiyor.. Onlar sadece kendi çıkarlarını savunuyorlar..

Bugünkü Türkiye toplumu, genel olarak muhafazakar ve dindardır.. Bu kesimden büyük bir kısım da AKP'nin tabanını oluşturuyor.. Ama AKP'nin iktidarda uzun bir dönem kalamamasına en büyük engel, siyasi iradeden tamamen bağımsız, yasadışı bir şekilde yönetime geçmeye hevesli olan Silahlı kuvvetlerdir.. AKP ülkeye demokrasi kültürünü getirerek, -kendi tabanına da güvendiğindan dolayı- iktidarda kalmak istiyor.. Bu yüzden de, Cumhuriyetin kazanımları olarak adlandırılan, ama günümüzde çağdışı olarak nitelendirilebilecek -Devletçilik, Milliyetçilik- gibi resmi ideolojiye ait ilkeleri kendine yön edinmiş ve bu doğrultuda demokrasi kültürüne en çok zarar veren askeri müdahalerin sorumlusu ve günümüzde de aynı doğrultuda bir ideolojiye sahip TSK'yı (içindeki çeteci yapılanmaları vs) tasviye ediyorlar..

Bugün hem demokratlar AKP'yi, hem de AKP demokratları kullanıyor.. Her ikisi de kendi çıkarlarını (demokratlar askeri kurumların demokratik modele uygun olması açısından, AKP ise darbelere karşı iktidarda kalmak amacıyla) gözetiyorlar.. Taa ki, anti demokratik kurumlar tasviye edilene kadar.. İşte o zaman, demokrasi kültürünü özümsediğimiz an, herkes kendine en yakın olan ideolojiyi savunabilecektir..(Avrupadaki gibi (Almanya), Hristiyan muhafazakar demokrartlar kendi partilerini, Sosyalistler Sosyal demokrat partiyi, Liberaller Hür partiyi vs vs.) Şimdi bunun için çok erken tabii ki.. Ama ilerisi için, -birilerinin aksine- umutluyuz.

dilaver
08-08-2010, 19:36
Marksistler devleti egenem sınıfların siyasi şiddet aygıtı olarak görürler. Ve marksizmin temeli devlet düşmanlıgıdır. Bunu terörler karıştırmayın. Marksistler var olan devlet aygıtını siyasi olarak sona erdirip yerine devrimci emekçi şiddet aygıtı ile degiştirmeyi hedeflerler. Bu açıdan devrimci marksizmle diger sol siyasi akımları ayrımlandıran temel kıstas devlet aygıtına ve orduya bakış noktasıdır.

Hal böyle olunca devlet üzerinde egemenlik mücadelesi için çatışan Chp/Mhp gibi siyasi kesimlerle Akp gibi siyasi kesimler arasındaki güç kavgası devrimcilerin tercih noktası olamaz. Bugün akp niin gerek referandum öneriisi ile gerekse yeni anayasa taslagı ile bize vermek istedigi hiç bir yenilik, hiç bir ilerici yan yoktur. Var olan 12 eylül anayasasını meşrulaştırarak 12 eylül ün siyasi kota gibi, yök gibi tavırlarını yasallaştırmaktadır. Dolayısıyla bir devrimcinin bu gerici taleplere evet deme ihtimali olamaz.

Chp/Mhp faşist kesimi ise 12 eylülü dogrudan savunmaktadırlar. Bu kesimlerle beraber olmak da devrimcilerin tercihleri olamaz.

Devrimcilerin tercihi bu seçime katılmamak ve seçim sonrasında yeni bir üçüncü yol oluşturmak olmalıdır. Bu açıdan gerçek devrimciler ile devrimci marksistler bu referandum sürecini boykot edeceklerdir. Burjuvazinin kendi arasındaki iktidar mücadeleleri bize en ufak bir yarar saglayamnayacagı gibi bizim tercihimz de olamaz.

saygılarımla

´ Just!ce `
08-08-2010, 20:50
Cem'in yazdıklarına katılma gereği duydum..

Ayrıca başlık yazısının ne kadar saçma sapan olduğuna değinme gereği duymuyorum.. Ateistler kendi aralarında bir parti kurdu da haberimiz mi yok??.. Ayrıca -varsayımsal olarak- bu partinin de kısmen veya tamamen demokrat olmaması durumunda, sırf Ateistlerden meydana geldiği için kabul edeceğimiz/benimseyeceğimiz anlamına gelmiyor.

Titan'ın yazdıklarına yanıt vermem gerekirse;

Bugün demokratların bir yanlışı başka bir yanlışla örtmesi gibi bir durum söz konusu değildir.. Evet, askeri vesayet sistemi bir yanlıştır.. Ama günümüzde AKP'nin attığı demokrat adımlar kesinlikle yanlış değildir. (Elbette muhafazakarlığın getirdiği bazı gerici adımlar atmaya da yeltenmiştir, ama Avrupa Birliğine uyum sürecini olumsuz etileyebileceğinden dolayı bahsi geçen konuda ısrar etmeyip geri adım atmışlardır) (Ayrıca her parti gibi, AKP de bürokraside kendi kadrosunu oluşturmak amacıyla çalışmalar yapmaktadır.. Ama bu bürokratik oluşumların özelleştirilerek halka arz edilmesi ve devletin faaliyet alanını kısmen iktisadi alandan çekmesi, bu kadrolaşmayı engelleyen en önemli faktördür)

İdeal demokrasilerde uygulanması gereken politikalar, seçilmiş, halka hesap verebilen organlar tarafından belirlenirken.. Askeri kurumlar, diğer kurumlar gibi seçilmişlerin iradesine tabi iken.. Türkiye'de durum tam tersidir.. Ve bunun demokrasi teorisiyle bağdaşmadığını da, tüm demokratlar biliyorlar.

Ahmet İnsel'in dediği gibi, günümüzde 'değişim tekeli' AKP'dedir.. AKP dışında, belirli bir oy potansiyeline sahip olup da var olan askeri vesayet sistemini değiştirebilecek bir parti bulunmamaktadır.. Bu yüzden 'yapıcı bir muhalefet' oluşturmak için, demokrasi kültürünün Türkiye'ye yerleşebilmesi için AKP'nin attığı ilerici adımları desteklemek (Anayasa paketi gibi), attığı gerici adımları da eleştirmek demokratların görevi olmalıdır.. Ama partinin adımlarına toptan bir karşı çıkışı, -özellikle ulusalcıların paranoyalarına dayanarak- temellendirmek hiçbir demokratın görevi olamaz, olmamalıdır.

Ahmet İnsel'i tanıyanlar tanır.. Kendisi resmi ideolojiyi her yerde eleştiren ve Türkiye'de -özgürlükçü sol olarak tanımladığı- yeni bir sol oluşturmak amacıyla yazılarına kaleme alıyor.. Aşağıdaki linkteki yazısı da, tüm solculara (solcu geçinenlere değil!) örnek olmalıdır.

http://www.sahibindenanayasa.com/index.php?route=detail_article&aid=47&id=115

Tabi mentaliteye uymazsa saçma gelir..bi kere onu bunu geçiceksin kardeşim..Ateistmisin kesinlikle destekleyemessin bu partiyi icraatlarınıda..içi boş bu lafların..yok demokratmış bilmemeymiş..hangi tabloya bakıyoruzda siz benim göremediğimi görüyosunuz şaşıyorum

Sangre
08-08-2010, 21:05
hangi tabloya bakıyoruzda siz benim göremediğimi görüyosunuz şaşıyorum

Önyargılarını bir kenara bırakıp öğrenmeye çalışırsan, anlarsın.

´ Just!ce `
08-08-2010, 21:42
Önyargılarını bir kenara bırakıp öğrenmeye çalışırsan, anlarsın.

Ya şu var sayın sangre AKP nin icraatları illaki vardır..ama benim bu partiyi böyle savunmam için yapıtığı iyi şeyler yapamadıklarını geçecek sen 1 yapıp 10 kere ülkenin içine sıçtıktan sonra çok afedersiniz demoktatik ulan bunlar flan demem ben..istediği kadar olsun..demokratik ülkeye bak ne olduğunu bilmesek şaşırıp kalıcaz burda..

Dediğim gibi önyargı falan filanla ilgisi yok bu işlerin..Yalan dolanla ilgisi var..Benim babamın bi lafı var kensidi 55 yaşında katılırsınız katılmassınız ; ben çok hükümet gördümde böyle yalanı dolanı bol böyle hırsız bi hükümet görmedim.Ha bunu dedi diye inanıyo değilim , fakat araştırdığım kadarıyla bu böyle..

insan_olmak
09-08-2010, 13:41
değerli sangre

Solun içi boşaltılmıyor.. Sadece Avrupa'daki gibi bir özgürlükçü/sosyal demokrat sol oluşturulmaya çalışılıyor.. Devrim ayaklarında silahlanıp dağlara çıkmak ve silahlı direnişlere katılmak, ülkenin başına geçtikten sonra Sosyalist ve totaliter bir devlet modeli oluşturmak gibi dönemler geride kaldı.. Artık tüm partiler, soldan sağa kadar hepsi, demokrasi kültürü içinde kendilerine yer bulacaklar.. Bu yer buluş ise, sosyalist ülkelerdeki gibi bir 'seçkinler/elit' kesimin değil, serbest ve yarışmalı seçimlerle iş başına gelmiş seçilmişlerin eliyle olacak..


reformist/sosyal demokrat Sol'a büyük zarar vermiştir.Lenin'in yazılarına bakarsak bunu görebiliriz.Reform burjuvazi'nin işçi sınıfına karşı kullandığı uyuşturucudan başka birşey değildir.

Reformlar devrimleri geciktirmekte ve insanların ''elindekilerle yetinmesini'' sağlamaktadır.bu yüzden ''gerçek sol'' reformlara değil devrimlere bakar.

Sosyalist devlet modeli, demokrasi teorisiyle bağdaşmadığı için zaten sosyal demokrasi kavramı ortaya çıktı.. Ve evet, bu sosyal demokrat kesim her kesimin haklarına eşit mesafede yaklaşan ve Türkiye'nin önündeki anti demokratik kurumları en ağır şekilde eleştiren Taraf gazetesini de okur, çok fazla olmasa da -kısmen- yeterli düzenlemeler getiren anayasa paketine de evet! diyebilir..


Kapitalist düzen insanları aptallaştırmaktadır ancak insanlara eleştirme özgürlüğüde sunmaktadır.Bu kapitalizm'in en önemli silahlarındandır.

basit bir örnek:

bugün radikal gazetesi sol görünen bir gazetedir.gazete kimindir?
doğan yayın holding'in
milliyet gazetesi kimin?
doğan yayın holding'in

şimdi burdan şunu söyleyebilirim;
iki gazete de bir kapitalistin gazetesidir
aynı kişinindir,ancak radikal gazetesini okursak çok güzel eleştiriler bulabiliriz
bu gazetenin varoluş amacı;''aydın''denilen bir takım kesimin siyasi tatminidir
daha fazlası değil.

Kısmen iyi olan anayasa sizin sol anlayışınız için kabul edilebilir olabilir ama benim sol anlayışım için iyi değildir.

Saygılarımla

insan_olmak

kitapsızım
10-08-2010, 23:05
Artık tüm partiler, soldan sağa kadar hepsi, demokrasi kültürü içinde kendilerine yer bulacaklar.. Bu yer buluş ise, sosyalist ülkelerdeki gibi bir 'seçkinler/elit' kesimin değil, serbest ve yarışmalı seçimlerle iş başına gelmiş seçilmişlerin eliyle olacak..



Savunduğunuz anlayışın uygulama şekli işte pratikte.

Uyduruk mahkemeler kurup dağdan inen teröristleri sınırda davulla zurnayla karşılayıp,
yurtsever insanları yıllarca mahkemelerde süründürmekten ve oy satın almaktan ibaret. Buna demokrasi kültürü denilmesi gülünç.

Sangre
10-08-2010, 23:21
Savunduğunuz anlayışın uygulama şekli işte pratikte.

Uyduruk mahkemeler kurup dağdan inen teröristleri sınırda davulla zurnayla karşılayıp,
yurtsever insanları yıllarca mahkemelerde süründürmekten ve oy satın almaktan ibaret. Buna demokrasi kültürü denilmesi gülünç.

Uyduruk mahkemeleri AK Parti mi kurdu?? Neyden bahsediyorsun tam olarak?

Dağdaki teröristleri tasviye etmek amacıyla bir politika geliştirdiler.. Ama teröristler bölge halkı tarafından sevinçle karşılandığında veya bu insanlara devlet tarafından iş bulunacağı vs. söylendiğinde, Ulusalcı kesim bunu iyi kullandı.. Ve -zaten milliyetçi olan halkı- söylemleriyle kışkırttı.. Çeşitli yerlerde eylemler yapıldı.. Ve bu sert muhalefetin sonucunda, AK Parti kendi tabanını düşünerek geri adım atmak zorunda kaldı.. Böylece teröristlerin tasviye politikası başarısız oldu.

Yurtsever insanlar dediklerin ise, bugün Ergenekon'dan yargılanan insanlar.. Ne kadar yurtsever, ne kadar darbeci olduklarını dava sonuçlanınca göreceğiz..

Tutukluluk durumlarının uzaması konusunda ise, şunu diyebilirim..

Bu saçma uygulama zaten AK Parti döneminden önce de vardı.. Günümüzde hapishanelerin %60ının tutuklulardan oluştuğunu, sadece %40'ının hüküm giydiğini duymuştum..

Bu uygulamanın saçmalığı Ulusalcılar tutuklanınca mı aklınıza geldi??.. Bundan önce bu konu hakkında tek satır bir şey söylenmezken, aynı uygulama kendi adamlarını vurunca mı akılları başlarına geldi??

Bunlar mazaret değil.. Devam eden bir yargılama süreci var.. Ve bu insanların yargılandıkları konu demokrasi teorisi açısından önem oluşturuyor.. Durum bundan ibaret..

Ben bu konularda AK Parti'yi eleştirecek bir şey göremiyorum.

axial
11-08-2010, 00:20
Tutukluluk durumlarının uzaması konusunda ise, şunu diyebilirim..

Bu saçma uygulama zaten AK Parti döneminden önce de vardı..
.

Peki o zaman ak partinin ne farkı var diğerlerinden. Teröristlerle değil de askerlerle uğraşması mı sizi cezbediyor?

Sangre
11-08-2010, 00:45
Ekonomiden, dış politikaya kadar.. Devletin heryerinde varlığını sürdüren resmi ideoloji ve içindeki çeteci yapılanmaları tasviye etmesinden, -yine aynı ideolojiye sahip- ve demokrasi teorisiyle bağdaşmayan darbecileri yargılamasına kadar yaptıklarını olumlu buluyorum.. Yargının ve ordunun içinde bulunduğu yeknesaklığı bir anlamda bozacağı için destekliyorum.

Zaten bunların dışında da, Türkiye'nin çok önemli sorunları olduğunu düşünmüyorum.. Diğer konular, bu şekilde güçlü bir erk olmadan da çözülebilir.

´ Just!ce `
11-08-2010, 01:05
Ekonomiden, dış politikaya kadar.. Devletin heryerinde varlığını sürdüren resmi ideoloji ve içindeki çeteci yapılanmaları tasviye etmesinden, -yine aynı ideolojiye sahip- ve demokrasi teorisiyle bağdaşmayan darbecileri yargılamasına kadar yaptıklarını olumlu buluyorum.. Yargının ve ordunun içinde bulunduğu yeknesaklığı bir anlamda bozacağı için destekliyorum.

Zaten bunların dışında da, Türkiye'nin çok önemli sorunları olduğunu düşünmüyorum.. Diğer konular, bu şekilde güçlü bir erk olmadan da çözülebilir.

İşte buna gülerim..Ekonomi ve dış politika..Kriz teğet geçeli kaç milyon işsiz vardır acaba ? dış politikada ne kadar başarılıyız ortada , bi daha davosa gitmiyoruz amerika,israil,barzani ne derse o oluyo.

Evet tasfiye edip aynı yapılanma ve teşkilatlanmayı kendisi oluşturuyo kendi adamlarıyla.

Demokrasi teorisiyle olanları değil..kendisine karşı iş çevirenleri yargılar..Geçen yıl 2 akp milletvekili yolsuzluktan istifa etti , peki sorarım size YARGILANDILARMI ?

Sangre
11-08-2010, 01:59
İşte buna gülerim..Ekonomi ve dış politika..Kriz teğet geçeli kaç milyon işsiz vardır acaba ? dış politikada ne kadar başarılıyız ortada , bi daha davosa gitmiyoruz amerika,israil,barzani ne derse o oluyo.

Evet tasfiye edip aynı yapılanma ve teşkilatlanmayı kendisi oluşturuyo kendi adamlarıyla.

Demokrasi teorisiyle olanları değil..kendisine karşı iş çevirenleri yargılar..Geçen yıl 2 akp milletvekili yolsuzluktan istifa etti , peki sorarım size YARGILANDILARMI ?

Ekonominin iyi olup olmadığının kriteri, sadece işsizlik oranıyla ölçülmüyor.. Bu konu bir çok kriteri içinde barındırır..

AK Parti iktidara gelmeden önce işsizlik oranı -2001 mali krizinin etkisiyle- %10 civarında idi.. 2007'de aynı oran korundu.. 2008'deki -küresel- krizden sonra %14.5'e kadar çıktı ama Temmuz verilerine göre şu anda %12 civarında.. Yani AK Parti işsizlik oranlarında her hangi bir iyileştirme sağlamadığı gibi, durumun kötüye gitmesine de neden olmamıştır.. O konuyu geçeceksin.

2001'de kişi başına düşen milli gelir 7 bin doların biraz üzerindeyken, GSYİH 500 milyara yakındı, 2008 yılında (daha sonraki süreci krizden dolayı dahil etmiyorum, dünyanın durumu iyiye gitseydi çok daha yüksek bir rakama ulaşaktık) kişi başına düşen milli gelir 12 bin dolar, GSYİH ise 900 milyar doların üzerindedir.. Son dönemdeki -ilk çeyrek- büyüme rakamlarında, Çin'den sonra en çok büyüyen ülke olmamız, krizden ne kadar hızlı çıktığımızı, sanayi üretimimizin geçen yıla göre yüksek oranlarda kapasite kullanımını arttırması, ne kadar çabuk toparlandığımızı gösteriyor..

Avrupa dahil bir çok ülkede 'dış borç' krizi yaşanırken ve bu borçların GSYİH'ya oranı Yunanistan, İngiltere, İrlanda, İzlanda, İspanya, Portekiz gibi AB'nin hatırı sayılır ülkerinde tavan yapmışken, Türkiye'de risk oluşturmaması, mali yönden ne kadar iyi olduğumuzun bir göstergesidir.

Ayrıca 'gelir dağılımı' da AK Parti zamanında, diğer dönemlere göre iyileşmiştir.. Gini Katsayısı 1994 yılında 0.49 iken, 2002 yılında sadece 0.44'e kadar gerilemiştir.. Ama AK Parti döneminde 2003'te 0.42, 2004'te 0.40, 2005'te ise 0.38' kadar gerilemiştir.. Daha sonradan küresel krizden dolayı tekrar bozulmalar yaşandığından dolayı, TÜİK bu katsayıyı hesaplamayı bırakmıştır.. Tabii bu konu TÜİK'in bir yanlışıdır, orası ayrı.

Açlık ve Yoksulluk konusundaki iyileşmelere gelirsek;

TÜİK'in verilerine göre; Açlık sınırı yüzde olarak, 2002'de 1.35, 2003'te 1.29, 2004'te 1.29, 2005'te 0.87, 2006'da 0.74, 2007'de 0.48, 2008'de ise küresel krizden dolayı artış meydana gelmiştir.. Ve 0.54 seviyesine yükselmiştir.. Tabii ki küresel krizin AK Parti'nin yönetimiyle hiçbir ilgisi olmadığı için, bu tür bir kötüleşmeyi ona bağlamıyoruz.

Yoksulluk sınırına gelirsek; 2002'de %26.96 olan yoksul insan sayısı, 2008'de %17.11'e kadar düşmüştür..

Ekonomide daha bir çok kriter var.. Bu istatistikler sadece bazıları..

Dış politikaya, demokrasiye, insan hakları konusuna vs. gelmeden önce ekonominin iyiye gittiğini özümseyin.. Biliyorum, bir çok gerçeği birden duyduğunuzda bunu kaldıramayacaksınız.. Bu yüzden size konuları tek tek anlatma yolunu seçiyorum ki, kafanız karışmasın.

Sangre
11-08-2010, 02:01
Bu arada mod.lardan ricam konuyu politika forumuna taşımaları yönünde olacak.. Çünkü, şu anda bulunduğu konuyla uzaktan yakından ilgisi kalmadı.

´ Just!ce `
11-08-2010, 02:28
Ekonominin iyi olup olmadığının kriteri, sadece işsizlik oranıyla ölçülmüyor.. Bu konu bir çok kriteri içinde barındırır..

AK Parti iktidara gelmeden önce işsizlik oranı -2001 mali krizinin etkisiyle- %10 civarında idi.. 2007'de aynı oran korundu.. 2008'deki -küresel- krizden sonra %14.5'e kadar çıktı ama Temmuz verilerine göre şu anda %12 civarında.. Yani AK Parti işsizlik oranlarında her hangi bir iyileştirme sağlamadığı gibi, durumun kötüye gitmesine de neden olmamıştır.. O konuyu geçeceksin.

2001'de kişi başına düşen milli gelir 7 bin doların biraz üzerindeyken, GSYİH 500 milyara yakındı, 2008 yılında (daha sonraki süreci krizden dolayı dahil etmiyorum, dünyanın durumu iyiye gitseydi çok daha yüksek bir rakama ulaşaktık) kişi başına düşen milli gelir 12 bin dolar, GSYİH ise 900 milyar doların üzerindedir.. Son dönemdeki -ilk çeyrek- büyüme rakamlarında, Çin'den sonra en çok büyüyen ülke olmamız, krizden ne kadar hızlı çıktığımızı, sanayi üretimimizin geçen yıla göre yüksek oranlarda kapasite kullanımını arttırması, ne kadar çabuk toparlandığımızı gösteriyor..

Avrupa dahil bir çok ülkede 'dış borç' krizi yaşanırken ve bu borçların GSYİH'ya oranı Yunanistan, İngiltere, İrlanda, İzlanda, İspanya, Portekiz gibi AB'nin hatırı sayılır ülkerinde tavan yapmışken, Türkiye'de risk oluşturmaması, mali yönden ne kadar iyi olduğumuzun bir göstergesidir.

Ayrıca 'gelir dağılımı' da AK Parti zamanında, diğer dönemlere göre iyileşmiştir.. Gini Katsayısı 1994 yılında 0.49 iken, 2002 yılında sadece 0.44'e kadar gerilemiştir.. Ama AK Parti döneminde 2003'te 0.42, 2004'te 0.40, 2005'te ise 0.38' kadar gerilemiştir.. Daha sonradan küresel krizden dolayı tekrar bozulmalar yaşandığından dolayı, TÜİK bu katsayıyı hesaplamayı bırakmıştır.. Tabii bu konu TÜİK'in bir yanlışıdır, orası ayrı.

Açlık ve Yoksulluk konusundaki iyileşmelere gelirsek;

TÜİK'in verilerine göre; Açlık sınırı yüzde olarak, 2002'de 1.35, 2003'te 1.29, 2004'te 1.29, 2005'te 0.87, 2006'da 0.74, 2007'de 0.48, 2008'de ise küresel krizden dolayı artış meydana gelmiştir.. Ve 0.54 seviyesine yükselmiştir.. Tabii ki küresel krizin AK Parti'nin yönetimiyle hiçbir ilgisi olmadığı için, bu tür bir kötüleşmeyi ona bağlamıyoruz.

Yoksulluk sınırına gelirsek; 2002'de %26.96 olan yoksul insan sayısı, 2008'de %17.11'e kadar düşmüştür..

Ekonomide daha bir çok kriter var.. Bu istatistikler sadece bazıları..

Dış politikaya, demokrasiye, insan hakları konusuna vs. gelmeden önce ekonominin iyiye gittiğini özümseyin.. Biliyorum, bir çok gerçeği birden duyduğunuzda bunu kaldıramayacaksınız.. Bu yüzden size konuları tek tek anlatma yolunu seçiyorum ki, kafanız karışmasın.

Gelir arttıda benim gelirim neden artmadı 600 milyona allah razı olsunmu demem lazım ?..işsizlikle ölçülmezmiş , bana göre işsizlik kardeşim..milletin geliri artıyoda benim işim yok.
Siz burda ekonomideki iyileştirmeleri anlatmışınızda neden zamlardan bahsetmediniz Sayın sangre sorarım size ? elektriğe %83 doğalgaza %73 zam geldi diyemedinizimi ? bende biliyorum bu gerçekleri kabullenmek çok zor.
2000 yılından beri mazota % kaç zam geldi ? gübreye ne kadar zam geldi..Çiftçiler nasıl iş-güç bıraktı..Tarım ülkesinde üretim sıfır , hayvancılık sıfır..İthal büyükbaşlar geliyor inanılacak gibi değil.

Yaa ekonomi düzelmişmiş gelir artmışmış 22 Temmuz Seçiminden sonra AKP Hükümetinin Halk'a Kaşıkla Verdiğini Kepçe ile alma Politikası devam ediyor.Bunu göremiyormusunuz işinizemi gelmiyor söylemek ?

Sen emekliye 20 TL zam asgari ücrete 30 tL zam yap ondan sora elektriğe %80 doğalgaza %73.
1 kilo et olmuş 30-40 TL emekli maaşına yapılan zam 10 TL..Büyüksün RTE ne diyim.

Sangre
11-08-2010, 03:46
Bu yazdıklarının ekonominin iyi veya kötü olmasıyla uzaktan yakından alakası yok arkadaşım.. Biz burda 'kişi başına düşen milli gelir' diyoruz.. Yani belli bir gelire sahip insanların, ortalama gelirinden bahsediyoruz.. Direk bir kişiyi hedef almıyoruz.

Mesela, Türk futbolu bazı kriterlere göre iyiye gidiyor dediğimiz zaman, aynı zamanda Ankaraspor iki sene içinde iki defa küme düştüyse, bu durum Türk futbolunun kötüye gittiğini mi gösteriyor?? Biz burada tek bir takımdan değil, tüm Türk takımlarından bahsediyoruz.. Bunu anlamayacak kadar önyargılı mısın??

Zamlar dediğin şeyi, dolaylı olarak fiyatlar genel düzeyindeki artış olarak da daha genel bir şekilde ifade edebiliriz.. Fiyatlar genel düzeyindeki artışı ise enflasyonla.. Enflasyonu da, TÜFE paketiyle ilişkilendirmek doğru olabilir.

http://www.hazine.org.tr/ekonomi/enflasyon_1990_2009.gif

Bu grafikte de görüldüğü gibi, ekonomiyi risk ve beklentiler yönünden, para istikrarı yönünden kötü yönde etkileyecek olan enflasyonun, AK Parti döneminde nispi olarak kontrole alındığını görebiliyoruz..

Zamlar, veya fiyatlar genel düzeyinin artması gibi konular insanların 'satın alma gücü' üzerinde etkisi yoktur.. Fiyatlar arttığı halde, insanların gelirleri daha fazla artıyorsa, o ekonomideki tüketici kesiminde 'satın alma gücü' artıyor demektir.. Ve Türkiye'nin 'satın alma gücü paritesi'ne bakarak, bunun hangi oranda arttığını da görebiliriz;

http://www.indexmundi.com/turkey/gdp_%28purchasing_power_parity%29.html

Linkte de görüldüğü gibi, insanların satın alma güçlerinin hangi dönemde arttığını görebiliyoruz..

Tarımın, hayvancılığın bitmesi gibi bir durum da söz konusu değildir.. Sanayi toplumuna geçtiğimiz için, bu sektörlerin ekonomideki payları küçülüyor sadece.

Durum ortada.. Görmek istemeyen yine görmeyecektir.. Ben sadece görevimi yapıyorum, fikirlerin paylaşıldığı ve karşılıklı olarak bilgilenildiği bir platformda kendi bildiklerimi aktarıyorum.. Gerisi okuyana kalmış.

evrensel-insan
11-08-2010, 04:01
Saygideger arkadaslar;

Biliyorsunuz, meshur bir atasozumuz var. "Denize dusen, yilana sarilir" diye, ya da "beterin, beteri var" diye, ya da "kotunun icinde en iyisi" diye v.s.

Bu tip bir dusunce iceriginden dolayi, dusuncesini, ideolojisini, inancini savunmadigin bir seyi desteklemek, bir yere pragmatizm (yararcilik) olmuyormu?

Bir atasozu daha geldi aklima "kopruyu gecene kadar, a.iya, dayi demek" peki su atasozu hic dusunulmuyor mu?, bu savunu sayesinde ya "is isten gecerse!", ya da "ati alan Uskudar'a giderse" verilen bu "destegin" atin Uskudari gecmesinde, bir ivme/katki kazandiracagi dusunulmu yor mu?

Ilk D. Baykal degil miydi, RTE'ye "yuru ya kulum" diyen.
Mhp degilmiydi, Gul'u Cankaya'ya cikaran?"

Hic akla gelmiyor mu, RTE'nin tum "dizginleri eline alirsa" bir cemaat toplumu kurabilecegi, sivil bir diktatorluk getirebilecegi, hatta "verilmis haklari, geri alabilecegi", bugun verilen herhangibir destek, yarin boyle bir sonuc dogurursa, sadece ozelestiri yetecek mi?, topluma ve farkli halklarina karsi duyulan yukumluluk ve sorumluluk ne olacak?

Tarihte bunun ornegi, cokca yasanmadi mi? "kullanilmis/kandirilmis olmak" toplumumuzun bir cesit "kaderi" olmus. Ayni "kaderi" aydinlarin, elit kesimin, kendine devrimci, ilerici v.s. diyen, bu icerikte dusunce tasidigini savunan arkadaslarin, yarin toplumun durumuna dusmesi, onlara ne hissettirir.

Aydinlarin, elit kesimin, ilerici, devrimci v.s. dusunce temelli kisilerin, bir yerde gorevi, toplumuna "onculuk etmek" degil mi?

Bu sekildeki bir destek dusuncesi, onculukten ziyade "kuyrukculuk" degil mi?

Burada, "kotunun en iyisi" ne, dusunce olarak desteklenmeden verilen destek, kimin/neyin cikarina olacak?

Bu konuda, bu isten profesyonel olarak ekmek kazananlari (politikacilari, medya mensuplarini v.s.) ayri tutuyorum. Onlarin en azindan maddi bir cikari var?

Ya sitedeki arkadaslar, AKP destegi ile, burada sizin dusuncenizdeki, toplumun ve halklarinin "cikari" nedir?

Bu "cikarin" gerceklesebilecegini, AKP'nin hangi dusunce veya davranis temeline bagliyorsunuz?

Yoksa, bu dusuncenin altinda sadece "gundemde kalmak, gunumuzun gidisatina ayak uydurmak" dusuncesi mi, yatiyor?

Saygilarimla;
evrensel-insan


Saygilarimla;
evrensel-insan

kitapsızım
11-08-2010, 13:44
AKP'yi savunmaya uğraşan arkadaşların işi cidden çok zor.
Ortada doğru düzgün hiç bir dayanak olmamasına rağmen kürek çekmeye devam ediyorlar. Tefe tüfe rakamlarıyla bir yere varamazsınız. Memleketin , vatandaşın hali açıkça ortada. Pinpon topu ve topluiğne fiyatları baz alınarak enflasyon hesabı yapılıyor.

Toplam borcumuz 550 milyar doları sollamış, etin kilosu 35 lira olmuş, pazarda çinden ithal sarımsak satılıyor. Demek ki sarımsak bile ekmek istemiyor çiftçi. Keyfinden yapıyor herhalde.

Siz hala neyi savunuyorsunuz ?

Sangre
11-08-2010, 14:35
AKP'yi savunmaya uğraşan arkadaşların işi cidden çok zor.
Ortada doğru düzgün hiç bir dayanak olmamasına rağmen kürek çekmeye devam ediyorlar. Tefe tüfe rakamlarıyla bir yere varamazsınız. Memleketin , vatandaşın hali açıkça ortada. Pinpon topu ve topluiğne fiyatları baz alınarak enflasyon hesabı yapılıyor.

Toplam borcumuz 550 milyar doları sollamış, etin kilosu 35 lira olmuş, pazarda çinden ithal sarımsak satılıyor. Demek ki sarımsak bile ekmek istemiyor çiftçi. Keyfinden yapıyor herhalde.

Siz hala neyi savunuyorsunuz ?

Ben AK Parti'yi savunmaya çalışmıyorum esasen.. Sadece iyi yaptıkları konularda, 'Gerçekten iyi yapıyorlar' diyebiliyorum.. Ve haksız iftiraya uğradıkları konularda, -her kesime yaptığım gibi- onları savunuyorum.. Bunu yapmam gerekiyor.. Kendime karşı bir görev olduğunu düşünüyorum

İki tarafın da işi pek fazla zor değil.. Mesela ben, istatistiki veriler kullanıyorum.. Hangi konularda iyi olduklarını, bilimsel yöntemlerle hesaplanan istatistiklerde rahatça bulabiliyorum.

İftira atan kesimin de işi fazla zor değil.. Bundan önce söylenen sözleri, durmadan tekrar ediyorlar.. İşte borca batmışız, tarım ve hayvancılık ölüyormuş, sanayi üretimi yokmuş bla bla.. Ben şimdi AK Partiye iftira atmak istesem, en az bin tane şey yazabilirim.. Tabii ki hiç biri, hiçbir istatistiki bilgiye dayanmayan, sağdan soldan gazete küpürlerinden aşırılmış konular olacaktır.

Enflasyon hesabında kullanılan mallar, tüketicinin en çok satın aldığı mallara göre hesaplanıyor.. Aksi bir kanıtın varsa getirirsin, kanıtlarsın.

Toplam dış borcun kaç yüz milyar olduğu önemli değil.. Ona bakarsan ABD'nin 12.25 trilyon, İngiltere'nin 10 küsür trilyon, Almanya ve Fransa'nın da 4.5 trilyon dolara yakın dış borcu bulunuyor.. Eee o zaman bizim dış borcumuz devede kulak kalıyor.. Hani bizim dış borcumuz çok yüksekti, ne iş??

Bir ekonominin dış borçtan olumsuz etkilenebilmesi için, dış borcun GSYİH'ya oranı %50'den fazla olması gerekiyor.. 2009'da Yunanistan, İngiltere, İspanya, Portekiz, İzlanda, İrlanda, İtalya gibi AB'nin hatırı sayılır ülkelerinde dış borç riski bulunuyordu.. Hala da bulunuyor.. Hepsi kemer sıkma politikasına başladılar.. Ve bu ülkelerde bahsi geçen oran %50'nin üzerinde olup, %100lere, 200lere kadar çıkmaktadır.. Türkiye'de ise 2009'da krizin etkisiyle en fazla %44'e kadar yükselmişti.. AK Parti iktidarından bu yana bahsi geçen oranlara bakarsak; 2002'de %56, 2003'de %47, 2004'te %41, 2005'te %35, 2006'da %39, 2007'de %38, 2008'de %37.. Ve krizin etkisiyle 2009'da %44'e yükselmiştir.. Görüldüğü gibi AK Parti döneminde dış borç konusunda bir sıkıntı yaşamamız bir yana, düzelmeler görülmüştür..

Dış borcun ihracata oranı da önemli bir yer tutuyor.. Bu oranları da vereyim yeri gelmişken; 2002'de %359, 2003'te %305, 2004'te %255, 2005'te %231, 2006'da %243, 2007'de %232, 2008'de %210.. Ve krizin etkisiyle 2009'da %265' kadar yükseliyor.. Yine gördüğümüz gibi, AK Parti döneminde bu konuda da gözle görülür şekilde iyileşmeler olduğunu anlıyoruz.

Etin kilosunun 35 lira olması, Çin'den sarımsak ithal etmemezin vs. ekonomi içinde sebepleri var.. Hayvancılığın veya sarımsak üretimiyle alakası yok.. Daha çok korumacı politikalar ve ithalat yasağı ile ilgili bir konudur.. Yükselen talebe karşın, 'kalitesiz et ithal edecekler' bahanesiyle sektördeki tüm kar marjını sadece bir kesimin toplamasıyla alakası var..

Ekonomi çok boyutlu bir bilim dalı.. Öyle slogan atar gibi yazmakla, hiçbir zaman ekonomi hakkında konuşmuş olmazsın.

axial
11-08-2010, 14:47
Ekonominin iyi olup olmadığının kriteri, sadece işsizlik oranıyla ölçülmüyor.. Bu konu bir çok kriteri içinde barındırır..

AK Parti iktidara gelmeden önce işsizlik oranı -2001 mali krizinin etkisiyle- %10 civarında idi.. 2007'de aynı oran korundu.. 2008'deki -küresel- krizden sonra %14.5'e kadar çıktı ama Temmuz verilerine göre şu anda %12 civarında.. Yani AK Parti işsizlik oranlarında her hangi bir iyileştirme sağlamadığı gibi, durumun kötüye gitmesine de neden olmamıştır.. O konuyu geçeceksin.

2001'de kişi başına düşen milli gelir 7 bin doların biraz üzerindeyken, GSYİH 500 milyara yakındı, 2008 yılında (daha sonraki süreci krizden dolayı dahil etmiyorum, dünyanın durumu iyiye gitseydi çok daha yüksek bir rakama ulaşaktık) kişi başına düşen milli gelir 12 bin dolar, GSYİH ise 900 milyar doların üzerindedir.. Son dönemdeki -ilk çeyrek- büyüme rakamlarında, Çin'den sonra en çok büyüyen ülke olmamız, krizden ne kadar hızlı çıktığımızı, sanayi üretimimizin geçen yıla göre yüksek oranlarda kapasite kullanımını arttırması, ne kadar çabuk toparlandığımızı gösteriyor..

Avrupa dahil bir çok ülkede 'dış borç' krizi yaşanırken ve bu borçların GSYİH'ya oranı Yunanistan, İngiltere, İrlanda, İzlanda, İspanya, Portekiz gibi AB'nin hatırı sayılır ülkerinde tavan yapmışken, Türkiye'de risk oluşturmaması, mali yönden ne kadar iyi olduğumuzun bir göstergesidir.

Ayrıca 'gelir dağılımı' da AK Parti zamanında, diğer dönemlere göre iyileşmiştir.. Gini Katsayısı 1994 yılında 0.49 iken, 2002 yılında sadece 0.44'e kadar gerilemiştir.. Ama AK Parti döneminde 2003'te 0.42, 2004'te 0.40, 2005'te ise 0.38' kadar gerilemiştir.. Daha sonradan küresel krizden dolayı tekrar bozulmalar yaşandığından dolayı, TÜİK bu katsayıyı hesaplamayı bırakmıştır.. Tabii bu konu TÜİK'in bir yanlışıdır, orası ayrı.

Açlık ve Yoksulluk konusundaki iyileşmelere gelirsek;

TÜİK'in verilerine göre; Açlık sınırı yüzde olarak, 2002'de 1.35, 2003'te 1.29, 2004'te 1.29, 2005'te 0.87, 2006'da 0.74, 2007'de 0.48, 2008'de ise küresel krizden dolayı artış meydana gelmiştir.. Ve 0.54 seviyesine yükselmiştir.. Tabii ki küresel krizin AK Parti'nin yönetimiyle hiçbir ilgisi olmadığı için, bu tür bir kötüleşmeyi ona bağlamıyoruz.

Yoksulluk sınırına gelirsek; 2002'de %26.96 olan yoksul insan sayısı, 2008'de %17.11'e kadar düşmüştür..

Ekonomide daha bir çok kriter var.. Bu istatistikler sadece bazıları..

Dış politikaya, demokrasiye, insan hakları konusuna vs. gelmeden önce ekonominin iyiye gittiğini özümseyin.. Biliyorum, bir çok gerçeği birden duyduğunuzda bunu kaldıramayacaksınız.. Bu yüzden size konuları tek tek anlatma yolunu seçiyorum ki, kafanız karışmasın.


Sevgili sangre;

Yani diyorsun ki herşey güllük gülistanlık. Ekonomik olarak ferahladık. Peki asgari ücretle yoksulluk sınırı arasındaki fark ne oldu. Emekli neden geçinemiyor.

Sanayi ne kadar teşvik ediliyor. Ediliyorda biz neden dış piyasa ile hiç bi konuda rekabet edemiyoruz. Bunun sonucunda zayıflayan sanayici işçi almayı bırak işçi çıkarması ve de üniversiteden mezun olan insanların işsiz kalmsı neden. Bunlardır halkı ilgilendiren konular ve senin çok güçlü bir erk olmadan yappılabilecek dediklerin.

Bakın Türkiyenin en önemli sorunu ekonomi ve eğitimdir. Çözümü başka yerlerde arıyorsunuz. Ekonomik durumu düzgün karnını doyuran ve de iyi bir eğitim almış toplum bireyleri oluşursa ne sağ sol çatışır, ne de terör olur ne de destek verenler.

Gelelim şu akpnin sizin gözünüzü boyadığı darbeci yargılama olayı. Bakın darbecilerin falan yargılandığı yok. Madem o kadar cesur gidip kenan evreni yargılasa idi ya. Neden yapamadı. Kim engel olurdu. CHP hayır kenan evreni yargılayamazsın mı diyecekti? Yasal mevzuat engel ise meclisten geçirilemiyor muydu kanun? Bunlar hep göstermelik.

Sangre
11-08-2010, 20:37
Sevgili sangre;

Yani diyorsun ki herşey güllük gülistanlık. Ekonomik olarak ferahladık. Peki asgari ücretle yoksulluk sınırı arasındaki fark ne oldu. Emekli neden geçinemiyor.

Sanayi ne kadar teşvik ediliyor. Ediliyorda biz neden dış piyasa ile hiç bi konuda rekabet edemiyoruz. Bunun sonucunda zayıflayan sanayici işçi almayı bırak işçi çıkarması ve de üniversiteden mezun olan insanların işsiz kalmsı neden. Bunlardır halkı ilgilendiren konular ve senin çok güçlü bir erk olmadan yappılabilecek dediklerin.

Bakın Türkiyenin en önemli sorunu ekonomi ve eğitimdir. Çözümü başka yerlerde arıyorsunuz. Ekonomik durumu düzgün karnını doyuran ve de iyi bir eğitim almış toplum bireyleri oluşursa ne sağ sol çatışır, ne de terör olur ne de destek verenler.

Gelelim şu akpnin sizin gözünüzü boyadığı darbeci yargılama olayı. Bakın darbecilerin falan yargılandığı yok. Madem o kadar cesur gidip kenan evreni yargılasa idi ya. Neden yapamadı. Kim engel olurdu. CHP hayır kenan evreni yargılayamazsın mı diyecekti? Yasal mevzuat engel ise meclisten geçirilemiyor muydu kanun? Bunlar hep göstermelik.

Ben hiçbir zaman ekonomi güllük gülistanlık demedim.. Sadece ekonomi kötüye gidiyor diyenlerin aksine, diğer dönemlere nazaran AK Parti döneminde gözle görülür şekilde iyileşmeler oldu dedim.

Türkiye'de açlık ve yoksulluk sınırını ve bu sınırın altında yaşayan insan sayısını zaten verdim.. Ve bu oranlarda gözle görülür şekilde iyileşmeler olduğunu da anlattım.

Bunun dışında sanayi teşvik ediliyor, dış piyasayla rekabet konusunda iyileşmeler yaşanıyor, normal şartlarda işçi çıkarılmıyor sadece kriz döneminde üretimin durmasıyla beraber işçi çıkarılmaya başlanmıştır, ama sanayide kapasite kullanımının artmasıyla beraber işsizlik oranı da düşmektedir.. İşsizlik oranın %14.5'ten, %12'ye düşmesi de bunun bir sonucudur.. Ama AK Parti iktidarının işsizliği azaltma noktasında doğru politikalar izlemediği eleştirisine katılabilirim.. Daha çok para istikrarı, enflasyon gibi konulara önem veriyorlar.. İşsizliğin çok daha düşürülmesi gerekiyor.. Zaten işsizliğin asıl nedeni de, ücretleri rijit kılan sendikalardır.. Ücretlerin daha esnek bir hal alması işsizliği azaltır, ama bu sefer de insanların maaşları düştü diye şikayet edeceksiniz.. Neyse, ekonominin derinliklerine girmeye çok fazla gerek yok.. Diğer konuların ise uzun uzadıya açıklamaları internette var.. Tabii gazete küpürlerinden bahsetmiyorum.. Burada eğer soru cevap şeklinde bir yazışma sürdürmüyorsak, bu konuları gerçekten ayrıntılı bir şekilde merak eden mutlaka kendisi araştırıp bulacaktır.

Ekonominin iyileşmesi gibi, eğitim harcamaları da AK Parti döneminde, diğer dönemlere göre artmıştır.. 8 yıl önce 7.4 milyar lira bütçe ayrılan eğitim harcamalarına, 2010 yılında 28 milyar lira ayrılmıştır.. Enflasyondan arındırdığımızda ise, kamu eğitim harcamaları reel olarak %127 artmıştır.. Ayrıca 2004 yılında 'eğitim ödenekleri', Cumhuriyet tarihinde ilk defa savunma harcamalarının üzerine çıktı.

Sağlık harcamalarına gelirsek; Son sekiz yılda (2002-2010) sağlık harcamaları -enflasyondan arındırılmış şekilde- reel olarak %136 oranın artmıştır..

Zaten düşük gelirli ailelerin refah seviyesinin yükselmesi, fırsat eşitliğinin sağlanması ve gelir dağılımı adaletsizliğinin düzelmesi konuları da, yukarıdaki oranların artmasında gizlidir.. Boşuna Gini Katsayısını, yoksulluk ve açlık sınırındaki insanların azalmasını vs. örnek yazmıyoruz.

Yargılama süreçlerinde de, -tutukluluk sürelerinin uzaması, yargıdaki ideolojik savaş- dışında her hangi bir sorun bulunmuyor.. Ortada göz boyama vs. gibi bir durum yok.. Ordudaki çeteler, darbe sevdalısı komutanlar tasviye ediliyor.. Yargıdaki yeknesaklık bozuluyor.. Tabii bu durum bazı ulusalcıları rahatsız ediyor.. Ne de olsa yıllardır ekmek yedikleri ilkel ideoloji yıkılıyor!

80 darbesini yapanlar, son anayasa paketi değişikliğiyle birlikte yargılanacaklar.. Gerçi zaman aşımı, insanlık suçundan yargılanma vs. tartışmaları sürüyor.. Bu konuda hukukçular arasında bir mutabakat yok.. Neyse, bekleyip göreceğiz.

kitapsızım
11-08-2010, 21:11
Ama AK Parti iktidarının işsizliği azaltma noktasında doğru politikalar izlemediği eleştirisine katılabilirim.. Daha çok para istikrarı, enflasyon gibi konulara önem veriyorlar.. İşsizliğin çok daha düşürülmesi gerekiyor.. Zaten işsizliğin asıl nedeni de, ücretleri rijit kılan sendikalardır.. Ücretlerin daha esnek bir hal alması işsizliği azaltır, ama bu sefer de insanların maaşları düştü diye şikayet edeceksiniz..

Yukarıda basit sorular sorduk. Ama siz bayrağı ele almışsınız bir kere laf anlatmak zor. Tefe tüfe hesabına giriyorsunuz. Kimin elinde TUIK ?
Demek sendikalar yüzünden işçi çok para alıyor ? Gülelim diye mi yazıyorsunuz ? 4C'ye de karşı değilsiniz anladığım kadarıyla. Ama tekel işçisine karşısınız.

Bugün bütün memleket şantiye halinde ve duble yol yapılıyor. Kim yapıyor bu yolları ? AKPye yakın müteahhitler. Peki bu yolların parasını kim ödüyor ? KAMU ödüyor. Bu yollarda çalışan işçilerin oyları kime gidiyor ? AKPye gidiyor.

Neticede çaktıkları çivinin parasını ben ödüyorum ama onlar bunu hem paraya hem oya tahvil ediyorlar. İş makineleri devlet teşviği ile alınıyor. Kredilerin faizini kim ödüyor ? Ben ödüyorum. Hatta anaparasını da ben ödüyorum.

Ahmet Çalık Sabah'ı hangi krediyle aldı ? Kimdir kendisi ?

Devlet eliyle Dünya Bankası kredisi ile yenilenen enerji dağıtım hatlarının kimlere satıldığını, hem de ne dümenler döndüğünü bilmiyor muyuz ? (Link (http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=72964&tipi=4&sube=0))

Özelleştirmeler yoluyla elde edilen 36 milyar $ ile ne yaptı hükümet ?
İstihdam mı yarattı ? Yoo umurundaydı sanki. 185 den 550 milyar dolara çıktı borç stoğumuz. Bu mu sıkı para politikası ? Kim ödeyecek bu parayı ?


Tutturmuşsunuz Ulusalcılar ekmeğinden oluyor diye.
Kargalar güler be.
Ekmek ne vakit elimizdeydi de şimdi gidiyor ? Ekmek zaten sizin elinizde. Taa Menderes'ten beri yiye yiye bitiremediniz.

Sangre
11-08-2010, 22:12
Yukarıda basit sorular sorduk. Ama siz bayrağı ele almışsınız bir kere laf anlatmak zor. Tefe tüfe hesabına giriyorsunuz. Kimin elinde TUIK ?
Demek sendikalar yüzünden işçi çok para alıyor ? Gülelim diye mi yazıyorsunuz ? 4C'ye de karşı değilsiniz anladığım kadarıyla. Ama tekel işçisine karşısınız.

Bugün bütün memleket şantiye halinde ve duble yol yapılıyor. Kim yapıyor bu yolları ? AKPye yakın müteahhitler. Peki bu yolların parasını kim ödüyor ? KAMU ödüyor. Bu yollarda çalışan işçilerin oyları kime gidiyor ? AKPye gidiyor.

Neticede çaktıkları çivinin parasını ben ödüyorum ama onlar bunu hem paraya hem oya tahvil ediyorlar. İş makineleri devlet teşviği ile alınıyor. Kredilerin faizini kim ödüyor ? Ben ödüyorum. Hatta anaparasını da ben ödüyorum.

Ahmet Çalık Sabah'ı hangi krediyle aldı ? Kimdir kendisi ?

Devlet eliyle Dünya Bankası kredisi ile yenilenen enerji dağıtım hatlarının kimlere satıldığını, hem de ne dümenler döndüğünü bilmiyor muyuz ? (Link (http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=72964&tipi=4&sube=0))

Özelleştirmeler yoluyla elde edilen 36 milyar $ ile ne yaptı hükümet ?
İstihdam mı yarattı ? Yoo umurundaydı sanki. 185 den 550 milyar dolara çıktı borç stoğumuz. Bu mu sıkı para politikası ? Kim ödeyecek bu parayı ?


Tutturmuşsunuz Ulusalcılar ekmeğinden oluyor diye.
Kargalar güler be.
Ekmek ne vakit elimizdeydi de şimdi gidiyor ? Ekmek zaten sizin elinizde. Taa Menderes'ten beri yiye yiye bitiremediniz.

Öncelikle alıntı yaptığın yazıyı sana yazmadım.. Axial'a yazmıştım.

Ona yazdığım yazıyı alıntı yapıp sorularıma yanıt vermiyorsun demen, çok garip.. Oysa hem sana yazdığım yazıda, hem de ona yazdığımda doyurucu yanıtlar verdiğimi düşünüyorum.. Ve sadece asılsız iddialara yanıt veriyorum, tartışmayı soru/cevap şekline dönüştürmemeye özen gösteriyorum.

Burada -AK Parti- döneminde ekonominin iyiye gidip gitmediğini tartışıyoduk.. Ve ekonominin nasıl olduğuna dair kriterleri ayrıntılarıyla yazdım (Reel büyüme oranları, gelir dağılımı adaletsizliği, enflasyon, işsizlik vs vs).. Yukarıdaki yazdıklarının ise ekonominin iyiye mi, yoksa kötüye mi gittiğiyle uzaktan yakında alakası yok.. AK Parti'nin yolsuzluk yaptığı, usulsüz bir özelleştirme veya buna benzer bir şey yaptığını tartışıyorsak bilelim, ona göre yanıt yazalım.. Ama konuyu farklı bir yere çekme çabası, gerçekten çok yanlış.

Neyse, yazdıklarının bir kısmına değinmem gerekirse;

TÜİK devletin elinde olan bir kurum.. Ama AK Parti döneminden önce devletin elinde değildi de, devletin eline şimdi geçtiğini felan mı sanıyorsun??. Daha önceden de devletin elindeydi, şimdi de devletin elinde.. Ordaki istatistiki bilgiler belli başlı metodlara göre yapılır.. Ve İMF'nin, Dünya Bankası'nın raporlarıyla da paralellik gösterir.. Bu veriler tüm ekonomistler tarafından da kabul edilir..

Eğer istatistikleri kabul etmiyorsan, bunu baştan söylemelisin.. Ben de boşu boşuna bir şeyler anlatmak için yorulmam.. Bu, 'Kelimelerin tanımlamalarını kabul etmemeye' benzer.. Eğer sen yazıştığımız dildeki kelimelerin tanımlamalarını kabul etmiyorsan, bu kelimelerin farklı anlamlara geldiğini düşünüyorsan, aynı dili konuşmuyoruz demektir.. Ve böyle bir durumda da tartışmanın hiçbir anlamı kalmıyor.. Aynı şekilde ekonomi dilinden konuşmanın yolu da istatistiki verilerden geçiyor.. Kabul etmiyorsan, söyle bilelim.

Bir ekonomide tam istihdamın sağlanamamasının nedeni, ücretlerin rijit (katı) olmasıdır.. Sendikaların varlığından dolayı ücretler aşağıya doğru rijittir.. Ücret esnekliği olmadığı için, işverenler işçilerin ücretlerini düşürmek yerine (sözleşmelerden, asgari ücret haddinden vb. nedenlerden dolayı), işçi çıkarmayı tercih ederler.. Ayrıca ücretleri düşürürlerse, çalışanların psikolojik olarak etkileneceğini, bunun da verimliliği düşüreceğini işverenler bilirler.. Bu yüzden maliyetlerin arttığı, karlılık oranlarının azaldığı -daha çok kriz dönemlerinde- işçi çıkarmayı tercih ederler.. İşsizliğin -daha çok keynesyen teoride- tanımlanması bu şekildedir.

Sosyal devletin ne kadar bela bir şey olduğunu daha önceden yazmıştım.. Verdiğin örnekler de bunu doğruluyor.

Bu yüzden devletin ekonomik faaliyetlerden elini çekmesi gerektiğini savunuyorum..

Yani verdiğin örneklerde de haklısın.. 'İktidara kim geçerse geçsin' bu tür faaliyetleri iktidarın kendi adamlarına yaptıklıkları bir gerçek.. Bu sadece AK Parti'nin sorunu değil, dünyadaki tüm siyasi partilerin sorunudur.. Zamanında ''Kamu kesiminin'' sorunlarıyla ilgili şunları yazmıştım;

''En önemli sorun, 'Leviathan Devlet' sorunudur.. Yani devletin aşırı büyümesiyle birlikte, 'Gelir kaynaklarının kendisine yetmemesi' ile oluşan durum.

Diğer sorun, 'Seçmenlerin bilgisizliği ve ilgisizliği sorunu''.. Kamu kesimi mal ve hizmetlerin ne miktarda üretileceğine karar verirken, seçmenlerinin tercihlerine mutlak olarak önem verir.. Ama seçmenlerin eğitim ve bilgi düzeyleri birbirleriyle eşit olmadığından ve ülkemizde dahi bir çoğunun eğitimsiz olduğundan dolayı, çok kolay bir şekilde propagandalar ile politik reklamların etkisi altında kalırlar.. Bundan dolayı, seçmenlerin mal ve hizmetlerin üretilmesine dayalı tercihlerlerinin sağlıklı olduğu söylemek mümkün değildir..Ama bunun dışında, bireyler kişisel ihtiyaçlarını karşılarken toplam faydalarını maximize etmek amacıyla tercihlerde bulunduklarından dolayı, bu alanda sağlıklı karar verirler.. Buna karşılık, seçimler ile kamusal mal ve hizmet tercihini açıklayan bireylerin, kişisel mal ve hizmet tercihlerinine gösterdikleri hassasiyeti gösterdiklerini söylemek mümkün değildir.

Diğer bir sorun, 'Çıkar ve Baskı gruplarının rant elde etme çabaları' .. Bu baskı gruplarının rant elde etme çabalarından dolayı, kamu kesiminin sağlıklı tercih yapamadığı bilinir.

Diğer bir sorun, 'Popülist Uygulamalar (Oy ticareti)' .. Seçim sonrasında iktidara gelenler, tekrar seçimi kazanmayı garanti etmek için toplumsal ve kamusal çıkarları maximize etmek yerine, kendilerine oy verecek potansiyeli olan kesimi memnun edecek faaliyetlere yönelirler.. Bu yüzden kamusal kaynaklar, toplumsal faydayı yüksek olan yatırımlar yerine, toplumsal faydası yüksek olmayan yatırımlara harcanır..

Diğer bir sorun, 'Kararın oy çokluğu esasına dayanmaması' .. Demokratik ortamlarda kararlar oy çokluğuna dayanır.. Kamusal tercihlerde ise 'Kamu mallarının bölünemezlik ilkesi uyarınca', toplumunun tamamının rasyonel bir kararı olması söz konusu değildir..

Diğer bir sorun, 'Kamu yönetiminde eş-dost görevlendirilmesi' .. Bürokrasi olarak nitelendirilen devlet memurlarının, liyakatli kişilerden seçilmesi esas olmakla birlikte, uygulamada iktidara yakınlığı olan kişilerin öncelikli olarak bu kadrolara atandıkları görülür.

Diğer bir sorun, 'Bürokrasinin sürekli büyümesi'.. İktidarın programını uygulamakla görevli olan bürokrasi, kamu hizmetlerini topluma daha hızlı ve kolay ulaştırmak gerekçesiyle sürekli büyüme eğilimi içindedir.. Ancak bu durum, çoğu zaman devlet kadrolarının gereksiz yere büyütülmesine ve kamu hizmetlerinin maliyetlerinin yükselmesine yol açar..''

Yukarıdaki yazıyı mutlaka okumanı öneririm..

Evet, bu tür sorunları siz de benim kadar net görebiliyorsunuz, ama bunu sadece AK Parti'nin yaptığını, diğer partilerin yapmadığını sanıyorsunuz sanırım.. Bu yüzden CHP gibi temiz! bir partinin başa geçmesini istiyorsunuz..

Sorunun çözümü bu değil.. Sorunun çözümü devletin ekonomiden elini çekmesidir.. Tüm ekonomik faaliyetlerin halka arz edilmesidir.

Önce sorunu doğru tanımlamak, sonra da çözümü anlamak gerekiyor.. Umarım yakın zamanda anlayacaksınız.

Bu arada, Tekel işçileri konusu da yukarıdaki örneklerle benzerlik oluşturuyor.. Elbette kamu kesiminin bu tür politikalarına karşı olduğum gibi, çalışmadan, yatarak para kazanan tekel işçilerine de karşıyım.. Neticede nasıl bu paralar bizim cebimizden çıkıyorsa, tekel işçilerini de biz besliyoruz.. Buna artık bir son verilmeli!

Titan
11-08-2010, 23:02
Sangre, ben antidemokratik bir hükumetin kemikleşmiş oy potansiyelinden bahsettim, bu örgütlü kemikleşmiş potansiyel varoldukça (AB dahil) her şey hayaldir bana göre, kaldı ki AB'de bu hükumet için bir araçtır, tıpkı demokrasi gibi. Ayrıca demokratikleşmek için AB'ye neden ihtiyaç duyulsun ki.

Ancak ben yine de sen ve senin gibi düşünce de olanlar için, benim eskilerden kalmış şöyle bir düşüncem vardı; "en marjinal bir yapıyı bile kendi sistemine adapte ederek törpülemek, demokratik yapıya dahil etmek, bedeli ne olursa olsun" diye ancak çok beklemişim maalesef, çünkü konjonktür değişiyor ama siyasiler değişemiyor!

3.yol
12-08-2010, 07:02
şuna emin olunki CHP li olan bir cumhurbaşkanı sıralama listesinde 3. olan bir rektör adayını rektör olarak atamazdı.




O en çok oyu almıştı; Ancak Sezer sadece 2 oy alan adayı rektör atadı! Peki gerekçesi bakın neydi?

Kastamonu Üniversitesi'ndeki rektör adaylığı seçimlerinde en çok oyu almasına rağmen, Sezer tarafından listeden silinen Prof. Dr. Mustafa Safran, "Cuma'ya gittiğim için rektör olmam engellendi" diyordu.

Rektörlük seçimlerinde birinci olmasına rağmen A. Necdet Sezer tarafından elenen Prof. Dr. Mustafa Safran, yaptığı açıklamada, en fazla oyu almasına ve rakiplerinden daha tecrübeli olmasına rağmen Sezer tarafından ideolojik gerekçelerle atanmadığını söylüyordu.

Kendisini sağ eğilimli birisi olarak tanıtan ve her kesimden arkadaşları bulunduğunu belirten Safran, şöyle diyordu: “Türkiye'de demokrasi sadece laik kesime çalışıyor. Ben 13 yaşımdan beri Cuma'ya gidiyorum. Ben de laik birisiyim. Ama birilerine göre Cuma'ya gittiğim için benim laikliğim düşüyor. Laiklik karşıtı gösterdiler. Cuma'ya gidiyoruz diye yobaz ilan ettiler. Atanmamamın gerekçesi Cuma'ya gitmemdir. Bana atanmadım diye “dava açacak mısınız?” diye sordular. Bende “Yok kardeşim ben işi Allah'a havale ediyorum” dedim. Bu sözümden dolayı bile beni dinci yaptılar.”

İşte Sezer'in atamalarından bazıları;

- Kastamonu Üniversitesi'nde 15 oyla birinci olan Prof. Dr. Mustafa Safran yerine, sadece 2 oy alan Bahri Gökçebay'ı rektör olarak atadı.

- Yozgat Bozok Üniversitesi'ne en fazla oyu alan Prof. Dr. Mustafa İlbaş yerine 4 oy alan İnci Varinli'yi rektör olarak atadı.

- Giresun Üniversitesi'nde 25 oyla birinci olan Prof. Dr. Mehmet Tüfekçi yerine, 8 oy alan Osman Metin Öztürk'ü atadı.

- Gazi Üniversitesi'nde 1064 oy alan Prof. Dr. Rıza Ayhan yerine, 366 oy alan 3. sıradaki Kadri Yamaç'ı atadı.

- Cumhuriyet Üniversitesi'nde 136 oy alan Prof. Faruk Kocacık yerine, 115 oy alan Mehmet Bakır'ı atadı.

- Erciyes Üniversitesi'nde 284 oy alan Prof. Zeki Yılmaz'ın yerine 236 oy alan Cengiz Utaş'ı atadı.

- Trakya Üniversitesi'nde 126 oy alan Prof. Levent Alimgil yerine 109 oy alan Enver Duran'ı atadı.

- Zonguldak Üniversitesi'nde, 164 oyla birinci olan Prof. Dr. Gamze Mocan Kuzey yerine, 161 oyla ikinci olan eski rektör Bektaş Açıkgöz'ü atadı.

- Dokuz Eylül Üniversitesi'nde 389 oy alarak ikinci olan Emin Alıcı'yı atandı

- İnönü Üniversitesi'nde 104 oyla ikinci olan Fatih Hilmioğlu'nu atadı.

- Samsun 19 Mayıs Üniversitesi'nde 71 oyla 3. olan Ferit Bernay'ı atadı.

http://www.habervakti.com/?page=news_details&id=30535

3.yol
12-08-2010, 07:24
Savunduğunuz anlayışın uygulama şekli işte pratikte.

Uyduruk mahkemeler kurup dağdan inen teröristleri sınırda davulla zurnayla karşılayıp,
yurtsever insanları yıllarca mahkemelerde süründürmekten ve oy satın almaktan ibaret. Buna demokrasi kültürü denilmesi gülünç.

Evet, o yurtsever dedigin insanlarin bazilari da Hantepe'de katledilen mehmetciklerin goruntulerini heronlarin canli yayinlarindan, patlattiklari misirlari yerken izliyorlardi ....

Bu durum karsisinda bazi vatansever askerin midesi bulandi da disariya sizdi bu haberler ve goruntuler ....

axial
12-08-2010, 10:44
Ekonomiden, dış politikaya kadar.. Devletin heryerinde varlığını sürdüren resmi ideoloji ve içindeki çeteci yapılanmaları tasviye etmesinden, -yine aynı ideolojiye sahip- ve demokrasi teorisiyle bağdaşmayan darbecileri yargılamasına kadar yaptıklarını olumlu buluyorum.. Yargının ve ordunun içinde bulunduğu yeknesaklığı bir anlamda bozacağı için destekliyorum.
.

Yaw amma temizlikmiş ha.

8 sene durdu durdu da şimdi aklına geldi darbecileri yargılamak. Ampul yeni yandı demek ki.?

Şimdi de diyor ki 2011 de son kez aday olacağım. Sonra yokum. Yapma başbakan sonra hangi parayla geçineceksin. Başbakanlık maaşı bile yetmiyor sana. Kendin söyledin ya.

axial
12-08-2010, 11:16
Evet, o yurtsever dedigin insanlarin bazilari da Hantepe'de katledilen mehmetciklerin goruntulerini heronlarin canli yayinlarindan, patlattiklari misirlari yerken izliyorlardi ....

Bu durum karsisinda bazi vatansever askerin midesi bulandi da disariya sizdi bu haberler ve goruntuler ....


Sayın 3.yol

Nasıl bir sistem kurulsun isterdiniz. Niyetinizi açıkça söyleyin. Tsk tamamen hükümetin elinde olacak, telekom bile yönetemediği için satan akp tsk yı mı yönetecek. Pek tabii ki onun istihbarat birimlerini de yönetecek. ve böylece tsk fetonun ve amerikanın oyuncağı olacak. Bunu mu hedefliyorsunuz?

3.yol
13-08-2010, 07:39
Sayın 3.yol

Nasıl bir sistem kurulsun isterdiniz. Niyetinizi açıkça söyleyin. Tsk tamamen hükümetin elinde olacak, telekom bile yönetemediği için satan akp tsk yı mı yönetecek. Pek tabii ki onun istihbarat birimlerini de yönetecek. ve böylece tsk fetonun ve amerikanın oyuncağı olacak. Bunu mu hedefliyorsunuz?

Evet , tam ustune bastiniz TSK siyasilere bagli olmasi gereken bir kurum, diger memurlar gibi siyasilerin gozetiminde olmasi gerekiyor ... Aynen bu YAS atamalarinin basbakan ve Cumhurbaskani'nin onayina surulmesi gibi ... hatta TSK milli savunma bakanligina baglanmali ... butcesi ve giderleri denetlenebilmeli .... Diger demokratik ulkelerde olan budur ... bana inanmiyorsaniz gidip arastirin ....

Ayrica bilncaltinizda yatan dusunce AKP'nin sonsuza kadar iktidarda kalacagi dusuncesi .... Bu kadar mi umutsuzsunuz ?

Sangre
13-08-2010, 13:37
Sangre, ben antidemokratik bir hükumetin kemikleşmiş oy potansiyelinden bahsettim, bu örgütlü kemikleşmiş potansiyel varoldukça (AB dahil) her şey hayaldir bana göre, kaldı ki AB'de bu hükumet için bir araçtır, tıpkı demokrasi gibi. Ayrıca demokratikleşmek için AB'ye neden ihtiyaç duyulsun ki.

Ancak ben yine de sen ve senin gibi düşünce de olanlar için, benim eskilerden kalmış şöyle bir düşüncem vardı; "en marjinal bir yapıyı bile kendi sistemine adapte ederek törpülemek, demokratik yapıya dahil etmek, bedeli ne olursa olsun" diye ancak çok beklemişim maalesef, çünkü konjonktür değişiyor ama siyasiler değişemiyor!

Öncelikle hükümetin demokratik adımları, anti-demokratik adımlarından çok daha fazladır.. Önceden de dediğim gibi, sadece muhafazakarlığın ve dindarlığın getirmiş olduğu bazı adımlar atmaya yeltenmişlerdir.. Fakat AB'ye uyum yasaları gereğince, bir çoğunda geri adım atmışlardır.

Demokrasinin veya AB'nin bir araç olarak kullanılması çok fazla önem taşımıyor.. Belki de (büyük ihtimalle), milli görüş gömleğini çıkarmış olan ve gerçekten değişmiş bir parti vardır karşımızda.. Batı ülkelerinin amacı da, orta doğu gibi stratejik bölgelerdeki totaliter yönetimleri veya terör örgütlerinin kontrolünü tasviye etmek olduğu için ve orta doğu ülkeleri için demokratik-ılımlı-islam (müslüman) modeli olarak Türkiye'yi seçtikleri için, AK Parti bu durumu kendi için çok iyi bir şekilde kullanıyor.. Eğer bir parti iktidarını süreklileştirmek için demokratik bir ortama ihtiyaç duyuyorsa, bu durumda o ülke için demokrasi için ileriye dönük adımlar atılıyor demektir.. Çünkü bir partinin iktidarını süreklileştirmesi durumu normaldir.. Önemli olan bu süreklileştirmeyi nasıl bir ortama ihtiyaç duyarak devam ettirmek istemesidir.

Meşru olmayan durum, iktidarını süreklileştirmek için anti-demokratik bir ortama ihtiyaç duyan otoriter karakterli yönetimlerdir.. Asıl korkmamız gerekenler de bunlardır.

Sangre
13-08-2010, 13:47
Sayın 3.yol

Nasıl bir sistem kurulsun isterdiniz. Niyetinizi açıkça söyleyin. Tsk tamamen hükümetin elinde olacak, telekom bile yönetemediği için satan akp tsk yı mı yönetecek. Pek tabii ki onun istihbarat birimlerini de yönetecek. ve böylece tsk fetonun ve amerikanın oyuncağı olacak. Bunu mu hedefliyorsunuz?


Telekom bir ticari kuruluştur.. Ve şirketi yönetenlerin tek amacı da kar yapmaktır.. Kamu kesiminin ise bu tür iktisadi kuruluşları etkin ve verimli bir şekilde yönetemediği bilinir.. Çünkü hem eksik rekabetten dolayı, hem de var olan şirketin mülk sahibi kamu kesimi olmadığı için, dolayısıyla bu insanların kar yapmak dışında farklı amaçları oluyor.

TSK ise şu anda Başbakanlığa bağlı bir kurumdur.. Ve meşruiyetini siyasi/sivil iradeden alır.. Kendi başına başı boş bir şekilde hareket etmesi söz konusu değildir.. Diğer tüm benzeri kurumlar gibi, yürütme organına bağlıdır.. 3. yol'un da dediği gibi, TSK Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanmalıdır.. Ve kendi içindeki 'teamul'leriyle değil, siyasi iradenin denetimi altında işlevselliğini sürdürmelidir.