PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Türkiye Darbeler Tarihi


emperrordiablo
15-08-2010, 00:30
Total ve yukardan bir yerlerden tanrının yerinden baktığınızda , yanı başınızda duran diğer tanrıyı ve oynadığı oyunları görebilmek o kadar basit ki,ama tanrı diye önünüze sunulana aldandığınızda sadece mürit olabiliyorsunuz...

ne demek Total ve yukardan bakmak.Yıl 1950 demokrat parti iktidara gelir,USA'ye yakın hamleler yapar ve dini bütün Türk Liberali ilk kez sahne almaya başlar siyaset ve ticaret arenasında,ülke içinde aslan payını kim yiyecek kavgası bir yana amerikanın çıkarına ne kadar davranırsa o kadar palazlanan siyasetciler,ne demek USA çıkarına davranmak , mazlum fakir edebiyatına sığınıp,arkamızda dost güç amerika var hadisesi ile halka USA'yi sevdirmek,USA ve CIA'in 50 yıllık politik hedefler koyduğu ve bu donanımla gelecek stratejisi belirleyip dünyayı döndürdükleri bilineee...Fakat son dönem Marshall planı ve SSCB Türkiye ortaklıklı yatırım anlaşmalarıda yapan bir Menderes Hükümeti,sözüm ona ülkesi çıkarına hareket eden bu adamdan rahatsız halbuki tek derdi iktidar olan bir sol muhalafet...

1960 ihtilali geliyor sözüm ona bazı solcuların özgürlükçü anayasa dediği anayasa ile birlikte bu arada ülkeyi sözüm ona gene bağnazlığa götüreceği varsayılan ama şimdikilerin yanında gerçekten masum olduğu su götürmez bir gerçek olan masum ve istiklal madalyası sahibi bir adam bu arada kurban ediliyor,bu da daha sora birçok söylemde bir çok komplonun zeminini hazırlaması açısından önemli bir adım...Yükselen özgürlükçü akımlar ve dünyada yükselen çiçek çocuklar vs.68Ruhu ve SSCB'nin de o aralar Tıpkı emperyalist Amerika gibi kendine sömürü kaynakları araması sonucu Türkiye yavaş yavaş ikiye bölünüyor ama dünyada yükselen rüzgar sol...Menderes ile bu günkileri bir gören zihniyet ise şunu unutuyor Menderes ne olursa olsun M.Kemal'in partisinden yetişmiş o kültürü görmüş,görüşü ne olursa olsun,samimi bir insan...Ülkesi yararına çalışan bir adam.

USA bir tek şeyi hesap edemiyordu o sıralar o da rakibi SSCB , lakin SSCB'nin de hesap edemediği aynı şey idi ve aslında amacıda aynı idi...Hangisi daha insani tartışmıyorum bile komünizm mi?Kapitalizm mi?Burada ki en temel çıkarım ve fark sanırım şudur:Kommünizm kendi halkına eziyet edip dünyaya şirin görünmeye çalışırken , kapitalizm kendi halkına şirin görünüp dünyayı ayaklar altına almaya çalıştı,Örn:Vietnam...Örn:SSCB de ki dikta yönetimine rağmen bilimsel gelişmeler,eşitlik söylemlerini yayma çabası emeğin gücü vs...Safsatalar ile dünyayı komünizme özendirmesi.

Peki biz nerdeyiz o aralar,Türkiye bu iki dalga arasında kendi benliğini unutacak düzeyde yozlaşıyor bu sonraki adımlara elverişli ortam hazırlaması açısından iki dünya devinin de işine geliyor , ama tabi bu sadece birisinin ayakta kalacağı bir savaş...Tabii çok sonraları...

Sol Militarizm iktidarı sonrası Türkiye sözüm ona daha özgür daha geniş yaşamaya başlıyor,aslında daha Sosyalist SSCB'ye daha yakın...Vs.Ama bir yandan da güçlü müttefiki USA'in hala etkisi altında ortada olmayan tek şey gene Türk'ün kendi öz benliği ve M.Kemal ruhu,nasıl mı buyrun kaynak Vikipedi 60 ihtilalini anlatan sayfalardan alıntıdır...
Ana madde: Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu (http://www.turandursun.com/wiki/T%C3%BCrk_Silahl%C4%B1_Kuvvetleri_%C4%B0%C3%A7_Hiz met_Kanunu)
Mustafa Kemal Atatürk (http://www.turandursun.com/wiki/Mustafa_Kemal_Atat%C3%BCrk) tarafından konulan ve askerin siyasete müdahale etmesini kesinlikle yasaklayan mevcut 22 Mayıs (http://www.turandursun.com/wiki/22_May%C4%B1s) 1930 (http://www.turandursun.com/wiki/1930) tarih ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu (http://tr.wikisource.org/wiki/Askeri_Ceza_Kanunu)[127] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-126)[128] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-127) dışında, 27 Mayıs'tan sonra 4 Ocak (http://www.turandursun.com/wiki/4_Ocak) 1961 (http://www.turandursun.com/wiki/1961) tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu (http://www.turandursun.com/wiki/T%C3%BCrk_Silahl%C4%B1_Kuvvetleri_%C4%B0%C3%A7_Hiz met_Kanunu) çıkarıldı ve Türk Silahlı Kuvvetleri (http://www.turandursun.com/wiki/T%C3%BCrk_Silahl%C4%B1_Kuvvetleri) daha sonraki darbe ve teşebbüslerini bu kanunun 35. ve 85. maddesine dayandırdı.[129] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-128) 27 Mayıs Darbesi'nin Türkiye'de askeri darbelerin meşru olduğu intibasını yarattığı ve diğer askeri darbelerin yolunu açtığı yönünde iddialar bulunmaktadır.

Yani daha önceki bir başlıkta İ.İnönünün beceriksiz siyaseti olarak bahsettiğim olgudur bu yukarda yazan çünkü İnönü tarafından darbe tehdidi ile kaç kere uyarıldığı aşikardır Menderesin...

Sonuçta Menderes idamının ardından ordu gene istediğini yapamamış ve 3 hafta sonra yapılan seçimlerde AP olarak Menderesin titrini devam ettiren bir parti Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (http://www.turandursun.com/wiki/Cumhuriyet%C3%A7i_K%C3%B6yl%C3%BC_Millet_Partisi) MHP emsali bir parti,ve Yeni Türkiye Partisi o zamanın DSP yada liberal solu denilebilecek bir partiye karşın toplamda 277 millet vekili çıkarmasına karşın CHP 173 vekilde kalmıştır.

Sonrası gene beceriksiz bir koalisyon ardından kutuplaşmaya devam dünya ve Türkiye dünyada yükselen sol rüzgar ve SSCB politikaları buna çanak tutan Türk solu ve kaybolan gene Türk'ün özbenliği 1920lerin ruhu ve M.Kemal öz benliği...Yükselen anarşi iki süper gücün arasına sıkışmış bir Türkiye ve kanlı pazarın 6.filoyu ülkeden kovmak isteyen gençlerin üstünden gerçekleşen bir dram...Sol güruh komünist diğerleri faşist yükselen anarşi derken güm 12 mart muhtırası 60a göre biraz daha sağ tendanslı liberal ama milliyetci komutanların yayınladığı beceriksizce düzenlenmiş bir ihtilal daha,aslında Sola vurulan ilk ve en sağlam darbedir,baş rollerde gene İsmet Paşa ve beceriksizliği,ana tema gene M.Kemal ruhu ve devrimcilikten uzaklaşılıp iktidar hırsına yenik düşmek ,yapılmak istenen gene antidemokratik bir anayasa değişikliği ve işçilerin sendikal haklarının kısıtlanması gibi sermayeyi koruyacak türden maddelerin anayasada yer verilmek istenmesi,ardı sıra yükselen USA...

Denizler'in asılması ile dramatik bir Kemalizm katliamı ardından Ecevit'in İnönü tendanslı başka bir beceriksiz ama en azından İnönüden daha samimi olduğuna inandığım adamın iktidarı ...Belkide halkın idam ve darbeye duyduğu tepki sonucu iktidara gelen CHP...

Biz bu savaşları yaparken içerde ,dışarda ise son derece Faal bir amerika adeta dünya jandarması sıfatını hak eder düzeyde ham madde arayışı ve küresel katliamlarına savaş , özgürlük vs..Kalıplar uydurması...Türkiyede işler tıkırında hala M.Kemal ruhundan uzak hükümetler Tam bağımsız ve kendine yeten ülke sloganından çok uzak söylemler ile ülke yönetme ve rant götürme peşinde...

Türkiyede ise gene anarşi gene kontrgerilla komploistleri,derin devlet ortada olmayan o güne kadar ki tek güç etken rol oynamadan sırası geleceği günü bekler gibi adeta islami cephe...Darbeye gerek olmayan sırasız olaylar varken Türkiye dışına çıkıyoruz gene dünyada ise değişen güç dengeleri İran İslam devriminin sonucu olarak SSCB'nin Afgan işgali ve USA'in buna tepkisel sonucu ve Türkiyenin artık Amerika için istikrarlı hale gelmesini şart koşan dış baskısal olaylar...

Velakin Türkiyede düğmeye basılır,islami cephe hareketlenir iran devrimi sonrası müslümanlık rüzgarları ortada eserken Amerika artık tamamen istediği ringi elde etmek üzredir ama tüm bunlar sadece henüz yapılacak maçın ringi için hazırlanır,savaş daha başlamamıştır,Erbakan'ın gövde gösterisine dönüşen Kudüs mitingi sonrası Demirel'in ülkenin fakirliğini dile getiren söylemleri ve fakirleştirilen Türkiye,üretemeyen Türkiye adeta çok sonraları yapılacak olan Satışların ve liberal politikaların ekonomik savaşın artık ringinin tamamen rakibe hazır edilişi bunlar etken unsurların en önde gelenleri belkide...

Hala güç dengeleri içeride eşit olan Türkiyede İnönü vari politikalar ile beceriksizliği hat safhada yanlışları ile Ecevit son bir politik kazanıma rağmen yalnız bırakılarak iktidar olamamış ve Türkiyede sağ ortaya atlamış,hem islami hem liberal hem de milliyetçi bir hükümet iktidara gelmiştir,İnönü sonrası bu gün ki halkın CHP ve iç dinamiklerine bu kadar şüphe ile bakmasına kızmıyorum aslında Ecevit de aynı ama bu günün durumu biraz değişik sanırım,USA bunu koz olarak kullanan söylemleri bilerek yaymakta...

Ve son noktada güç dengelerini değiştirip son hamleyi yapacak olan olaylar aynı el ve noktalardan siyasi zıt kutuplara gönderilir,anarşi hat safhaya çıkar Netekim ordunun tekrar müdahalesi kaçınılmazdır,bu görev de ressam paşaya düşer ne hikmetse , zaten mertebesine de gelişi ondan önceki 4 büyük kuvvet komutanının şaibeli emeklilikleri vs.ile olmadı mı?Bu gün ise bunu sağlamaya çalışan kimdir mevcut hükümet bir dakika bu işte bir terslik yokmu?Yoksa darbeye karşı olanların hedefi tam da bu mu=?Belki de kimbilir artık hiç bir şeye şaşılmayacak bir ülke burası.Ezilen ise bu ajitasyonların arksında duranlar değil hep samimi duruşları ile siyaset yapmak isteyen çift taraflı sağ ve sol yani gerçek sivil siyaset olmuştur Türkiyede netekim binlerce göz altı işkenceler ve idamlar ile 12 eylül sabahı Türkiye uyanır,yada belki de hiç uyanamayacağı bir uykuya mı yatırılır...

Bundan sonra güç dengeleri değişir,siyasete güven azaltılarak,20 yıllık son adımda orta doğu egemenliğini isteyen USA için ılımlı islamı canlandırıp geçmişin intikamını alacak islamcılara sözüm ona M.Kemal'in hiç olmadığı bir devlet ve istedikleri gibi dini bir devlet vaadleri çaktırmadan göz kırpılır.20 sene boyunca bunun hazırlıklarına başlanır ve sol tırpanlanır,sağ mafyalaştırılıp içi boşaltılır,cebi dolan susar,sözde iktidara gelenin cebi dolar.2000 yılında ilk hedef artık tamamdır,ring hazırdır dağılan SSCB sonrası 80 de Türkiyede solu gerçekten yok edip sınıfsallığı ortadan kaldırmak daha da kolay olmuştur,bu arada SSCB'nin yalnızlaştırılıp yok edilmesi ilginç ve ayrı bir 50 yılın konusudur.

2002 seçimleri yapılır ve birden ortaya çıkan islamcı kanadın bıçkın delikanlısı bir parti kurar aniden örgütlenir,tüm yapılanmasını tamamlar,henüz hiç bir siyasi sıfatı yok iken USA başkanı ile görüşebilmiş yegane Türk evladıdır.Artık yeni bir 50 yıllık plan devreye girer ve bu 50 yılın sonunda ki hedeflerden biri kuşkusuz ringin son derece iyi hazırlanması sonucu bir çok nakavt elde edip ringin hakimiyetini tamamı ile kazanmaktır.Nakavt edilecek boksörlerden biri Türkiyedir,M.Kemal Türkiyesi...

İşte tüm bunların içinde ki en önemli noktaların ve adımların hemen hepsi gerçekleşiyor,islam amerika söylemlerinde yüceltiliyor,İsraili aynı politikalar ile kuran büyük abi artık israile abilik yapmıyor ve Türkiyede islamı yükseltiyor o kadar ki , 11 eylül saldırıların yapıldığı yere cami dikme pahasına daha az önce Obama konuştu , Müslümanların ülkesinde dinlerini diledikleri gibi yaşayabileceğini belirten bir konuşma idi bu,bu amerikada ki karşılığı belki Türkiyede M.Kemal'e hakaret etmek gibi falan bir olaydır,USA'i bilmeyenler için söyleyelim...Ulusalcı ve Tutucu yapısı bize benzer aptal ve gelenekci bir halk...

Bu unsurların hepsi totalde düşünüldüğünde yıllar öncesi bir kitapta amerikanın iran ve ardından Türkiye işgali ile ilgili hedeflerini okumuştum,vay be dedim o zamanlar çizgi roman gibi geliyordu şu anda ise artık son adımların atıldığını canlı canlı izliyoruz.Yargı ele geçirildi,TSK zayıflatıldı,Ordu özellikle 93 sonrası kendi öz kimliğine dönmüş bir ordu havası çiziyor yanlışlarını görebilen ve milli bir ordu haline geliyordu belki ama,artık çok geçti.CHP belki bu gün anca yanlışlarını görebiliyor , iktidar ve kar kavgası koltuk sevdası vb.Unsurların sonuçları ile yüzleşiyor ama artık çok geçtir...

Amerikanın adamları yeni anayasamızı hazırlayıp ordudan tasfiyeyi zorlaştırıyor,irana saldırı planları olduğunu açıkca beyan edip bir zamanlar devirdikleri pehlevinin muhalifi nejada ülke içinde yeşiller olarak bilinen muhalefeti bir yandan yaratıyor ve zayıflatıyor idi,şeriatcı bile olsa şu an iranın toprak bütünlüğü Türkiye açısından çok önemli...

Türkiye gene kamplara bölünüyor son ve aciz yapılanma için kutuplar belli ediliyor arada yok edilmek istenen ise gene her zaman ki aynı hedef karşılarında ki tek kuvvet ve hala adından korktukları TEK ADAM M.Kemal ve Kemalistler ,kendine doğru bir adres bulamasada her Kemalist onlar için birer düşman.Kamplar belli uç ve özgürlük yanlısı düşünen bağımsız solcular,islamcılar yada cemaatciler,kürtler,Kemalistler...Bu savaşa dışardan bakan biz Kemalistler bu savaşı bu şekilde vermek istemediğimiz ve onların ringinde bu maça çıkmayacağımızı açıkca dile getirdiğimiz için Hayır diyeceğiz.Ortada kürt islam devleti vb.Belki bölünmüş iki devlet modeli üstünden zayıf ortadoğunun abisi konumunda ki USA'in sömürüsünden başka hiç bir şey yok.Buna karşı duran hayır diyenler bu davalar sahte diyenler ise tıpkı komünist faşist gibi benzer sıfatlar ile ergenekoncu bu bilmem neci darbeci darbe yanlısı gibi ucuz siyasetler ile zayıf düşürülmek isteniyor.Bu yüzden Bu dava da yanlıştır,bu anayasada onun ürünüdür,Totalde sadece büyük abi oyun oynamaktadır...

Darbe karşıtı olan sözüm AQP'lisi 3 yol arkadaşımızla bir diyalog esnasında buyrun anayasa yapalım tıpkı beğendiğiniz 1921 anayasasını günümüze modernize edelim emin misiniz?Maddelerinden dedim cevap gelmedi şimdi tekrar söylüyorum buyrun M.Kemal'in izini bire bir yorumsuz takip edelim var mısınız darbe karşıtları,bizler mi darbecisiyiz.Türkiyede darbeler nasıl hazırlanıyor okuyun işte,şimdi yapılmak istenen darbe değil , ordu içindeki sızıntılara rağmen milli bir duruş sergilemekte M.Kemal'e özüne dönme çabasında yalnız kalmıştır.Son durum şu anda nasıl bilmiyorum.Lakin Darbe yanlısı ve belki de olmasını en çok isteyen Tayyibin ta kendisidir,çünkü bu ihtilal sanılan daha önceki ihtilaller gibi olmayacak,ve türkiye artık 12 eylülün Türkiyesini bile aratır seviyede olacaktır , hazırlanmak istenen budur,bu anayasa bu oyunun anayasasıdır...

Kılıçdaroğlu darbe istese Büyükanıt yargılanmalı der mi idi mesela?Askerle tıpkı İnönü gibi el ele verse CHP bu güne kadar çokdan darbe olmuştu lakin Amerika bunu değil artık hazırladığı islam devletini hayata geçirmek istiyor,ister bölünmüş kürt islam devleti ister federal...Gün gibi açık buyrun okuyun...Bu yüzden bu aptal islamcıların tanrı sandığı büyük abiden başkası değildir,çanak tuttukları odur ama sonları iran ve ıraktan farklı olmayacaktır,bu yüzden solcuların özgürlük sandığı amerikan dream tarzı içi boşaltılmış bir halktır...Amerika bir gün İrana fiilen girerse korkmaya başlayacaksınız ama komployu anladığınızda artık o çoktan özgürlük harekatı olmuş olacak belki de...Demokratikleştirilip,hapisanelerde boynunuzda tasma köpek misali özgürce gezdiğiniz gün ah dersiniz...

emperrordiablo
15-08-2010, 00:33
Dünya bu filmi defalarca izledi...Saygılarımla.

emperrordiablo
15-08-2010, 00:59
Sn.3yol'un gene haklı ama samimi bulmadığım eleştirisi gereği forumda yazdıktan sonra direkt olarak yayınladığım bu yazıyı dramaturjik olarak incelemediğimden anlama güçlüğü vb.Çekenlerden özür dilerim bazı cümleler noktalama hataları ve anlam düşüklüğüne maruz kalmış ne yazık...ki

Lakin yazmaya başladım ardı bu şekilde geldi...Keşke Word'de yazıp copy paste etseydim...

evrensel-insan
15-08-2010, 01:15
Saygideger emperrordiablo;

Son darbe olan 1980 darbesinin, diger darbelerden, her acidan farklari vardir. Biricisi, hem PKK'nin, Hem de Kurd halkinin toplumsal bir olgu, olmasinin bir baslangicidir. Bunun yaninda radikal, arap, ya da baskici islamin yeserisidir. Ustelik, her turlu bilhassa ogrenci ve isci cikisli, eylemlerin korku felsefesine teslimiyetidir. Tek milli icerikli, anlayisin sorgulanmaya baslamasidir. Milli tabularin, sorgulanmaya baslamasidir.

Kisaca, diger darbelere nazaran, oldukca yeni bir TC tarihini baslatacak, bir suru gelisime acilimin kapisidir, 1980 darbesi.

Saygilarimla;
evrensel-insan

emperrordiablo
15-08-2010, 01:28
Saygideger emperrordiablo;

Son darbe olan 1980 darbesinin, diger darbelerden, her acidan farklari vardir. Biricisi, hem PKK'nin, Hem de Kurd halkinin toplumsal bir olgu, olmasinin bir baslangicidir. Bunun yaninda radikal, arap, ya da baskici islamin yeserisidir. Ustelik, her turlu bilhassa ogrenci ve isci cikisli, eylemlerin korku felsefesine teslimiyetidir. Tek milli icerikli, anlayisin sorgulanmaya baslamasidir. Milli tabularin, sorgulanmaya baslamasidir.

Kisaca, diger darbelere nazaran, oldukca yeni bir TC tarihini baslatacak, bir suru gelisime acilimin kapisidir, 1980 darbesi.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Katkınıza teşekkürlerimle Sn.Evrensel İnsan yazdıklarınız doğru tespitlerdir o kadar uzun bir yazıda daha fazla detay yaratmadan sadece 80 darbesi sonucu belkide Türkiye bir daha hiç uyanamayacağı bir uykuya yatırılıyor derken bunu kast ettim ve USA'in sonraki 50 yıllık hedefinin tetiğini çektiği 2000yılı sonrası hedef artık Kürt İslam devleti yada bölünük iki ayrı devlet olması ile de bunu anlatmak istedim...Haklısınız diğerlerinden daha farklı bir yaptırım idi,çünkü diğerlerinde hala dünya üzerinde çok güçlü iki devlet üzerine kurulu bir dünyada ortak hedeflerin üstünden hareket edilmesi gerekiyordu lakin son darbe de artık tek güç olmasına ramak kalmış bir amerika son adımını atıyordu,tek elden yapılıyordu,bizim çocuklar dedikleri insanlar darbe yapıyordu belkide...Oysa diğer iki darbede SSCB tendanslı düşünceler de yeşertilmedi mi?

evrensel-insan
15-08-2010, 01:44
Saygideger emperrordiablo;

Emperyalist zihniyetin, amerikan idealizmi felsefesi ve soros ideolojisi, zaten; Afganistan olayiyla, kendi eliyle dunyaya tanittigi terori ve terorizmi sahneye koydu. Ayni sahne, PKK icin de oynandi. Bilhassa SSCB'nin "Ulkelerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin hakkina", 1968 lerdeki mudahelesi, tam da amerikan idealizminin felsefesinin dunya sahnesine cikisidir.

Cunku, bu siar daha sonra, emperyalist zihniyetin ve amerikan idealizminin "Ulkelerin kaderlewrini tayin etme hakki" temelli, "disaridan demokrasi getirme" ye donusecek ve dunya bu surece girecek, ortadogu haritasi degistirilecekti.

Senin anlayacagin, leninizmin siari, SSCB'nin 90 "cokusuyle" ve de ufak degisiklikle, emperyalist zihniyetin siari oldu.

Yalniz bu seferki emperyalist zihniyet, anti emperyalizmi de, diyalektik olarak bunyesinde tasidigindan, ulkeler bazinda, sadece karsit ideolojileri, destekliyor, ikisini biribirine vurduruyor, hem parseyi topluyor, hem de ulkenin ust kurumlarini ele geciriyordu. Hatta kendi eliyle ulkeler bile kurdu.

Oyuzden gunumuzde, kimin ne oldugu sagin sol ile, demokrasinin, diktatorluk ile, sosyalizmin, liberalizm ile, dinin sol gorunumu ile, hatta dini anlayisin sosyalist/demokrat gorunusune v.s. sasmamak gerekir.

Cunku emperyalist zihniyet; hem antidemokratikligi, hem demokrasiyi, hem antiemperyalizm, hem emperyalizmi, hem milliyetciligi, hem etnisite farkini, hem teroru, hem terore karsi cikisi v.s. bunyesinde bulundurur.

Amaci "bol, parcala ve her bir parcayi, parcalar biribirini yok edene kadar yonet" tir.

Oyuzden, bilhassa non emperyalizm ile, antiemperyalizmin emperyalizminin farkini cok iyi algilamak gerekir.

Bugun mevcut, butun iktidar, guc pesinde kosan her turlu izm; emperyalist zihniyetin dusunce cesit ve farkliliklarindan baska bir sey degildir.

Oyuzden, F.Gulen, T.ozal, K. Evren ve A. Ocalan isimleri, 1980 lerin kilit isimleridir. Hepsinin bir farkli alan rolu vardir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

emperrordiablo
15-08-2010, 02:00
Saygideger emperrordiablo;

Emperyalist zihniyetin, amerikan idealizmi felsefesi ve soros ideolojisi, zaten; Afganistan olayiyla, kendi eliyle dunyaya tanittigi terori ve terorizmi sahneye koydu. Ayni sahne, PKK icin de oynandi. Bilhassa SSCB'nin "Ulkelerin kendi kaderlerini kendilerinin tayin hakkina", 1968 lerdeki mudahelesi, tam da amerikan idealizminin felsefesinin dunya sahnesine cikisidir.

Cunku, bu siar daha sonra, emperyalist zihniyetin ve amerikan idealizminin "Ulkelerin kaderlewrini tayin etme hakki" temelli, "disaridan demokrasi getirme" ye donusecek ve dunya bu surece girecek, ortadogu haritasi degistirilecekti.

Senin anlayacagin, leninizmin siari, SSCB'nin 90 "cokusuyle" ve de ufak degisiklikle, emperyalist zihniyetin siari oldu.

Yalniz bu seferki emperyalist zihniyet, anti emperyalizmi de, diyalektik olarak bunyesinde tasidigindan, ulkeler bazinda, sadece karsit ideolojileri, destekliyor, ikisini biribirine vurduruyor, hem parseyi topluyor, hem de ulkenin ust kurumlarini ele geciriyordu. Hatta kendi eliyle ulkeler bile kurdu.

Oyuzden gunumuzde, kimin ne oldugu sagin sol ile, demokrasinin, diktatorluk ile, sosyalizmin, liberalizm ile, dinin sol gorunumu ile, hatta dini anlayisin sosyalist/demokrat gorunusune v.s. sasmamak gerekir.

Cunku emperyalist zihniyet; hem antidemokratikligi, hem demokrasiyi, hem antiemperyalizm, hem emperyalizmi, hem milliyetciligi, hem etnisite farkini, hem teroru, hem terore karsi cikisi v.s. bunyesinde bulundurur.

Amaci "bol, parcala ve her bir parcayi, parcalar biribirini yok edene kadar yonet" tir.

Oyuzden, bilhassa non emperyalizm ile, antiemperyalizmin emperyalizminin farkini cok iyi algilamak gerekir.

Bugun mevcut, butun iktidar, guc pesinde kosan her turlu izm; emperyalist zihniyetin dusunce cesit ve farkliliklarindan baska bir sey degildir.

Oyuzden, F.Gulen, T.ozal, K. Evren ve A. Ocalan isimleri, 1980 lerin kilit isimleridir. Hepsinin bir farkli alan rolu vardir.

Saygilarimla;
evrensel-insan
Şunu anlayamadım antiemperyalizmin ve emperyalizminin ne olduğunu sanırım biliyorum lakin non emperyalizm dediğiniz nedir?

Ayrıca sonuçta dediğiniz doğrultuda Seksen öncesi ve sonrası 90lara kadar belki de düşünseller düşünsel sahiplerinin doğranması , bombalanması ile yok edilmek isteniyordu , lakin günümüzde çok daha tehlikeli bir yol ile yok ediliyor kavramların bizzat kendileri doğranıyor,içleri boşaltılıyor dediğiniz üzre bir karmaşa meydana geliyor,islamcı solcular , solcu laikler,laik müslümanlar ,müslüman kürtler,kürt solcular,kürt faşistler,cemaatci demokratlar,komünist liberal bile duydum...Nedir bu ?Sonuç tek olan elimiz de kalan sabit ki içi boşaltılmak istense de cahilce de olsa halkın duyarlılığı sayesinde sadece M.Kemal ben her yakınıma ve arkadaşıma diyorum ki benim yorumumla bile anlamaya çalışmayın M.Kemal'i kendi yazdıklarını okuyun,yaptıklarını iyi gözlemleyin ve kendiniz analiz edin?

Ben Kemalizm'e sarılmaktan başka çare göremezken bir yandan da Kemalizm'in dahil tutunamadığı bu ülkede amerika kendi yediği boku doğal süreçte anlayıp bir kızılderili şefinin dediği gibi kağıt denen paçavranın yenemediğini keşfedene kadar durdurulması imkansız mı Kemalizm bile çözüm değil mi acaba diye düşünüyorum,Anarşizmin doğal sonucu tekerrür edene dek.Bu böyle gidecek ve kaçınılmaz sona mahkum mu olacağız.Göre göre bile bile duya duya...?

evrensel-insan
15-08-2010, 02:08
Saygideger emperrordiablo;

lakin non emperyalizm dediğiniz nedir?-emp-

Ben bu siteye ilk girdigim zamanlarda, yani 2008 Mart'inda, konunun onemi acisindan, bu konular hakkinda cok detayli mesajlar yazdim. Yukaridaki soruna paralel olarak, bir tekil mesaj linki vereyim.

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=171788&postcount=1522

Birde "emperyalist Zihniyet" linkini vereyim. Hatta istersen, o basliktan da devam edebiliriz.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=8880

Saygilarimla;
evrensel-insan

emperrordiablo
15-08-2010, 02:22
Evet sizin başlığınız son ikinci sorduğum soruyu tartışabilmek için elverişli bir ortam olmuş oradan devam edelim lakin bu başlık Türkiye darbeler tarihi olarak kalsın,kısa vadeli çözümlerin içinde ve ilk atılmas gereken adım olarak kaybı kesin bir referandum gözü ile baksamda bu anayasaya hayır demek olmalıdır diyerek bitiriyorum...

mhmd
11-01-2011, 13:43
Günümüzdeki olayların şeffaflaşması ve anlaşılması, benzer, önceki olayların bilinmesi ve açıklanmasıyla mümkündür.

Sirkte gördüğümüz trapezcinin hareketlerini, ilk defa, aşağıdan seyreden bizlere, şaşkınlık, hayranlık, ürperti ve akıldışı duygular verdiğini biliriz. Oysa ki; geriye dönük olarak yapacağımız bir yolculukta; Çok küçük yaşta başlayan eğitimler, günün yarısını alan denge oyunları, ölümüne diyetler, çok sert eğitmenler ve eğitimler, binlerce hareket, milyonlarca deneme, sayısız atlayış ve %99 lara varan başarısızlık büyük bir hayal kırıklığı yaşatır!

Evet yapılan eylemlerin ekseri çoğunluğu başarısızdır, eğreltidir, göze hoş gelmez. Lakin, devamlılık ve yılların birikimi ile 10-15 dakikalık bir gösteride kendini gösterir. Geçmişi bilmeyenleri büyüler, şaşkınlıkla birlikte hayranlık yaratır, ürpertiyle birlikte aklın alamayacağı deneyimler sunar. Tüm çalışma, 10-15 dakikalık gösterideki beş bilemediniz 10 atlayış içindir.
Bu gösteride bilmediğimiz pek çok detay da vardır. İlk baktığımızda anlamadığımız, bilmediğimiz ve önemini kavramadığımız küçük şeyler. Trapezcinin eline sürdüğü pudra, ayağındaki ince kauçuk çorap, elastik kaydırmaz parlak elbise vs. Bunca çalışma çabaya karşılık trapezci bunları kullanmadan hareketlerini yapamaz. Eli kayar, ayaklarından tutulamaz, yukarıya doğru tırmanamaz ya da çok zorlanır.
Bu yüzden günümüz olaylarını doğru kavramak için geçmişe bir adım atmalı, konunun incelikleri ve hassas noktalarını görmeli ve günümüz değerlendirmesini ona göre yapmalıyız.
Konumuz; ülkemizdeki Askeri Darbeler.

Bu konuda ayrı bir başlık açmayı düşünmüştük, lakin başlık kirliliğinin önüne geçmek için kısa bir arama yaptık. Sn. emperrordiablo nun TÜRKİYE DARBELER TARİHİ başlığına ek ve katkı yapmaya karar verdik.
Tabii ki; kendilerinin izni olursa.

Öncelikle askeri darbe nedir, sorusunun yanıtına bakmakla başlıyoruz.

“Darbe, devletin emrindeki resmi askerî kurumlara mensup kişi ya da kişilerin ani olarak anayasal olmayan yollarla mevcut hükümeti devirmesi ve iktidara el koymasıdır. Yönetim biçimine yöneltilen radikal değişiklikleri önlemek amacıyla her zaman olmasa da çoğunlukla tanımı gereği şiddet içerir. Geniş halk kitlelerinin desteği olmadan yapılması ve köklü bir değişim hareketi olmaması sebebiyle devrimden ayrılır.”Kaynak, http://tr.wikipedia.org/wiki/Asker%C3%AE_darbe

Kaynakçamızdan yola çıkarak birkaç şeyi bir kez daha belirtmemizde fayda olacak.

1. Devletin emrinde bulunan,
2. Resmi bir kurum olan,
3. Askeri kurum mensubu kişi ya da kişilerin,
4. Ani olarak,
5. Anayasal olmayan yollarla,
6. Mevcut hükümeti devirmek,
7. İktidara el koymak,
8. Şiddet içerikli,
9. Geniş halk kitlelerinin desteğinde olmadan, (Halka karşı)
Tüm bu etmenlerin! tekmili birlikteliğinden Askeri Darbe olgusu karşımıza çıkar.

Devam edebilir…

Saygı, her şeyden önce…

mhmd
14-01-2011, 12:09
Askeri darbe geleneği sadece Türkiye için geçerli de değildir.
Tarih boyunca pek çok ülke aynı sorunla karşılaşmıştır.

“Darbeler siyaset tarihinin uzun zamandır bir parçasıdır. Jül Sezar(Julius Caesar) bir darbe kurbanı olmuştur ve bazı Roma imparatorları iktidara darbeyle gelmiştir. 1799'da Napolyon da Fransa'da iktidarı bir darbeyle ele geçirmişti. Antik Yunan ve Hindistan kentlerinde darbeler fazlasıyla yaygındı.”
Kaynak, http://tr.wikipedia.org/wiki/Asker%C3%AE_darbe

Kısaca eline silahı alıp kendini bir şeyler zannedenler ne ülkemize ne de zamanımıza özgü olmuştur.
İnsanlar toplanır…
Birlikte bir millet oluştururlar…
Millet devleti oluşturur….
Devlette görev dağılımı yapılır…
Bu görevler, görevlilere tevdii edilir…
Görevlilerden biri, emrinde olduğu iradeye karşı gelerek, kafasına göre, ani bir şekilde, şiddete baş vurarak
İNSANLARI TOPLAR… !!!
İşin esprisi bir yana, dert yandığımız bu darbeler durduk yerde ortaya çıkmamaktadır. Hepsinin bir neden sonuç ilişkisi vardır. Birkaçını sayalım.
1. Yönetime katılmayan ya da katılamayan halk,
2. Kişisel çıkarlarını düşünen yöneticiler,
3. Gevşek ya da farklı toplumsal doku(dil, din, ırk, vs.),
4. Ülke kaynakları ve/veya dış tehdit düzeyinin çok üzerinde askeri güç,
5. Darbeye yatkın toplum bilinci,
6. Darbeye yatkın toplum davranışı,
7. Kötü ekonomik veriler.
8. Toplumda iletişim bozukluğu v.s.
Bu etmenlerden birkaçının bir araya gelmesi, darbe için ortamın oluşması anlamını taşımaktadır.

Tam da burada biraz işin ekonomik yönünü ele almaya çalışıp, darbe sevenleri sevindiren yorumlar katacağız.
Sosyal topluluklarda güç ve yetki tarihin içinde ve ülkelerde farklılık arz etmiştir.
Kimi zaman, Kilisenin kurumsal yetkisi, topraklarını genişletmiş, bu topraklarda yoksul köylüler cennet uğruna çalıştırılmış, üretilen ürünlerin geliri Kiliseye akmış ve bu zenginlik toplumu sömüre sömüre büyümüştür. Doğal sonuç olarak güç Kilisede olmuş, güç onda olunca yönetim de onda olmuştur. Orta çağlarda Avrupa kıtasındaki kralların atamasını dahi Kiliseler yapar, onları takdis ederdi!
Kimi zaman, bir aile soyluluk ünvanı ile ayrıcalıklar elde eder. Bu ayrıcalıkları ekonomik kazanım olarak aileye geri dönüştürür. Genişleyen topraklar marabalarla doldurulur. Zamanla marabaları, marabalardan kazanılanlar ile de ülkeyi yönetme konusunda güç elde edilirdi. Güneydoğuda halen süren aşiret kavramı gibi.

Uzatmayalım, Yönetim Erki = Ekonomik Erk denklemi dünyanın hemen hemen her yerinde ve zamanında geçerli olmuş bir eşitliktir!!!
Din adamları, Soylu aileler, Askerler, Sınıflar ne zaman ekonomik gücü ellerine geçirmiştir o zaman yönetimde de söz sahibi olmuştur.
Ülkemiz tarihi bu konuda Askerlere özel bir ayrıcalık vermiştir!
Türk devlet geleneğinde asker her zaman yönetimde etkindi. Nedeni de; ne Peygamber Ocağı oluşu ne de ırk temelli söylemlerdir. Yukarıda bahsettiğimiz ekonomik geçmiş bunu bire bir bizlere açıklamaktadır.
Devletin ekonomik gelirlerin büyük bir oranını, tarih boyunca ganimetler oluşturmuştur.

"Ganimet; İslam alimlerinin bu kelimeden anladıkları mana, mağlup edilen kâfirlerden harpte zaptedilen silahlar, binek hayvanatı, köleler ve bütün diğer emval-i menkûledir. Ganimetin beşte dördünü, bilfiil harbe girmiş olsun veya olmasın, muharebede hazır olan askerler arasında taksim edilmesi icap eder. Muharebede bir düşmanı öldüren onun üzerinde bulunan bütün teçhizatı alabilir. Atlılar piyadelerin aldıklarının üç misli (Ebu Hanife'ye göre ancak ikidir) fazla hak talep edebilirler.
Geri kalan beşte biri Allah'a aittir. Kur'an'ın 8. sûresinin 42. ayetinde bu çok açık bir şekilde açıklanmaktadır."
Kaynak, http://tr.wikipedia.org/wiki/Ganimet

Devam edebilir…

Saygı, her şeyden önce…

mhmd
20-01-2011, 18:11
Evet, darbelerle ekonominin ilişkilerini sorgulamakta kalmıştık.

Türk devlet geleneğinde asker her zaman yönetimde etkindi. Nedeni de; ne Peygamber Ocağı oluşu ne de ırk temelli söylemlerdir. Yukarıda bahsettiğimiz ekonomik geçmiş bunu bire bir bizlere açıklamaktadır. Dedik en son.

Gerçekten de yayılmacı ve ganimetçi bir ekonominin üzerine oturan toplumun en güçlü safı, silahlı kuvvetler olmaktadır. Bu güç eğer askere ekonomik olarak dağıtılır ise legal yönetim askerle birlikte yönetim erkini paylaşmaktadır. Askere ekonomik güç verilmiyor ise de başlığımıza konu olarak legal yönetime darbe yapılıp asker zorla yönetime geçmekteydi. Yani her halükarda asker toplumun önce ekonomik gelir sağlayıcısı sonra da aleni ya da zımni yöneticisidir.

Osmanlı geleneklerine bakılınca bu daha açık, göze çarpmaktadır. Padişahların tahtlarına oturur oturmaz ilk işleri silahlı kuvvetlerini ekonomik tatmindi. Bu yüzden Ulufe dağıtımı ve bu ulufenin yeterliliği, padişahın tahtının da süresini belirleyen etmenlerin başında gelirdi.
“Ulufe dağıtımından sonra, Yeniçerilerin önlerindeki çayıra kapaklı sahanlar içinde pilav, zerde veya çorba konurdu. Yeniçerilerin ulufelerden memnuniyeti, yemek yemelerinden belli olurdu, şayet yiyorlarsa memnun değilse şikayetleri olduğu anlaşılırdı. 1.Abdülhamit döneminde ulufe alımı yasaklandı.”
Kaynak, http://tr.wikipedia.org/wiki/Ulufe

“Günlerce, hatta aylarca devam eden isyanlar, İstanbul halkına korkulu günler yaşatıyor, günlük, hayat tamamen felç oluyordu. İsyanlar zaman zaman o kadar ileri boyutlara ulaşıyordu ki; bazen devlet adamlarının cesetleri köpeklere yem ediliyor, bazen sadrazamların kelleleri alınıyor, İbrahim, IV. Mehmed. II. Mustafa, III. Ahmed, III. Selim, IV. Mustafa, Sultan Abdülaziz, V. Murad, ve II. Abdülhamid askeri bir isyan veya darbe sonucu tahtlarını kaybettiler. Tahtını kaybeden padişahların da yarısı, II. Bayezid, II. Osman, Sultan İbrahim, III. Selim, IV. Mustafa, Sultan Abdülaziz tahtlarından indirildikten sonra öldürüldüler.”
Kaynak, Osmanlı İmparatorluğunda Askeri İsyanlar ve Darbeler, Erhan AFYONCU, Uğur DEMİR, Ahmet ÖNAL.

Günümüzde sivil darbelerden bahsedenler tarihin sayfalarını ya da dünyanın diğer yerlerini ya bilmemekteler ya da bilmezlikten gelmektedirler.
Toplumları bariz şekilde etkileyen ve sosyal hayatı aksatan tüm darbeler silahlı güçlerden (ki çoğunlukla bu resmi ordulardır) gelmiştir.

Halen gösterimde olan Muhteşem Yüzyıl ve Kanuni Sultan Süleyman dönemi dahi bu geleneğin gölgelerini taşır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde silahlı kuvvetler aleyhine görüş beyan eden devlet adamlarının sarayları yağmalanmıştır.
Gücü, otoritesi ve Osmanlı hazinesini ağzına kadar dolduran Yavuz Sultan Selim’in çadırı kurşunlanmıştır. Lakin bu da ilk değildir onun dedesi Fatih Sultan Mehmet Han zamanına kadar bu kanlı oyunu götürmek mümkündür.
Bu gün “Allah, Allah diyerek hücum eden ordu nasıl Camiiye saldırmayı düşünür.” Diyen Genel Kurmay başkanlarına tarih okutulmalıdır.
“1648’de Sultan İbrahim’in öldürülmesinden sonraki kaos ortamında Yeniçerilerle Sipahiler arasında büyük bir çatışma meydana geldi ve Sultanahmet Meydanı’nı cesetler kapladı. Yeniçeri ve Sipahilerin karşılıklı tüfek atışları, camiinin kapı ve pencerelerinde büyük hasar meydana getirdi. Ölen 200’den fazla Sipahinin cesedi, “asi” olduklarına hükmedilerek cenaze namazları kılınmadan denize atıldı.”
Kaynak, Osmanlı İmparatorluğunda Askeri İsyanlar ve Darbeler, Erhan AFYONCU, Uğur DEMİR, Ahmet ÖNAL.

Bu arada çatışan iki ocağın ne olduğunu da alıntılayalım;
“Tımarlı sipahilerin temel vazifesi savaş zamanında savaşa katılmak, barış zamanında bulundukları bölgenin güvenliğini sağlamak ve Tımar sistemine göre tımarı dahilindeki halktan vergi toplayarak. bununla hem kendini geçindirmek, hem de tımarının büyüklüğüne göre asker yetiştirmekti.”
Kaynak, http://tr.wikipedia.org/wiki/Sipahi
“Yeniçeri, (Osmanlı Türkçesi: يکيچرى, Yeni asker) Osmanlı Devleti'nde askerî bir sınıftı. Kuruluşunu Orhan Gazi veya I. Murad dönemlerine dayandıran görüşler bulunmaktadır. Yeniçeriler, Padişah'a bağlı Kapıkulu Ocakları'nın piyade kısmıdır.”
Kaynak, http://tr.wikipedia.org/wiki/Yeni%C3%A7eri_Oca%C4%9F%C4%B1

Devam edebilir…

Saygı, her şeyden önce…

mhmd
22-01-2011, 13:58
Günümüz darbe yapıcılarının foyalarına, inanamayan! ya da inanmayanlar vardır. Kusursuz!!! tarihimizi inceleyince bırakın inanmamayı bu newdarbecilerin ne kadar usta olduklarını da ayrıca tespit etmekteyiz.

Bir da darbeseviciler vardır, her dönem olduğu gibi. Bunlar da tarih sayfalarında arzı endam etmekteler newdarbesevicilere nispet.

Asıl kaynağımız olan, Osmanlı İmparatorluğunda Askeri İsyanlar ve Darbeler, Erhan AFYONCU, Uğur DEMİR, Ahmet ÖNAL kitabından geçmişimize bakmaya devam ediyoruz.

Günümüzde Cumhurbaşkanını kendi tarafına çekip başbakanı indirmeye çalışanların ataları da aynı yöntemi denemişler!!!
“IV. Murad’a isyan eden asiler, sadrazamın kellesini istemişlerdi. IV. Murad, isyan eden askerleri yine ikna etmeye çalıştı ama nafile. Sadrazam Hafız Paşa, padişahın nasihatlerinin asiler tarafından dinlenmediğini görünce, -Padişahım. Hafız gibi bin kulun yoluna fedadır. Ancak ricam budur ki; beni sen katletmeyip bırak. Bu zalimler beni şehit etsinler ve lütfedip cenazemi Üsküdar’da defn ettiresin.
Dedikten sonra, -Bismillahirrahmanirrahim, diyerek askerlerin arasına daldı. Birkaç dakika sonra Veziriazamı paramparça ettiler.”

Günümüzde –Askerin miktarını azaltmak ya da paralı askerlik tartışmalarını zararsız bulanlar için tarih acı acı sırıtmaktan geri durmaz.
‘II. Mustafa, 1699 Karlofça Antlaşması’ndan sonra Edirne’ye çekilip devlet işlerinden uzaklaşmıştı. Seferlerde halktan asker yazılan binlerce kişinin anlaşmadan sonra ordudan çıkarılmak istenmesi padişah ve çevresine karşı bir havanın doğmasına sebep oldu. 1703’te meydana gelen isyan sonucunda II. Mustafa tahttan indirip, yerine III. Ahmet geçirildi.’

Günümüzde –Bu güç onlarda yoktur, diyenler zamanında Osmanlı hanedanlığını dahi nasıl ortadan kaldırabileceklerini bilmiyorlar.‘1703’teki isyan sırasında Osmanlı hanedanının sona erdirilip Kırım hanlarından veya İbrahim hanzadelerden birinin tahta çıkarılması gündeme gelmişti.’

Günümüzde –Halkın dinine nasıl bu ordu karşı gelir. Diyenler, zamanında askeri ayaklanmalarda bırakın halkı, o halkın en büyük din önderi olan Şeyhülislamları dahi öldürüldüğü gerçeğini gizlemektedirler.‘1703’teki isyan sonucunda II. Mustafa tahttan indirilmiş, Şeyhülislam Feyzullah Efendi önce zindana atılmış sonra da öldürülerek Tunca nehrine atılmıştı.’

Kimi darbeciler, günümüz örneklerinde olduğu gibi cehaletlerinin ve/veya beceriksizliklerinin kurbanı da oldu;
“Patrona Halil İsyanı sonucunda III. Ahmed tahttan indirilip, yerine I. Mahmud geçirilmişti, ancak otorite yeni padişahın değil asilerin elindeydi. Padişah, 1730’da asileri ortadan kaldırmak için kolları sıvadı. Bu plana göre, Patrona Halil ve adamları İran harplerini görüşmek üzere çağrılacak ve defterleri dürülecekti. Planı öğrenen İstanbul Kadı Vekili, bunu saraya girmek üzere olan Patrona’ya bir mektupla ulaştırdı. (Anlaşılan o günlerde de bürokrasinin içinde darbe seviciler çoğunluktaydı) Ancak okuma yazma bilmeyen Patrona, Mektubu okumadan cebine koydu. Patrona Halil, sarayda Revan Köşkünde padişahı beklerken, Yeniçeriler tarafından öldürüldü.”
Patrona Halil kimdir diye soranlara;
http://tr.wikipedia.org/wiki/Patrona_Halil_%C4%B0syan%C4%B1

Kimi darbeciler ise maharette üstünlükleri göz kamaştırmaktaydı. Hem günümüzde ve hem de tarihte, önce ortalığı bir güzel karıştırmakta, suni çatışmalar, suni ayrılıklar, suni felaketler hazırlamakta da oldukça ustaydı;“I. Abdülhamid’in hükümdarlık döneminde (1774-1789) yönetime hakim olmak isteyen güçler, yangın çıkarmaktan, padişahı tehdit eden bildiri dağıtmaya kadar her yola başvurmuşlardı. Yangın çıkartarak kaos ortamı yaratılmış ve yangın sonucunda sadrazamları değiştirilmişti. En ilginç kundaklama olayı ise dönemin güçlü ismi Kaptanıderya Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın Mısır’a gitmek üzere İstanbul’dan ayrılışının ertesi günü meydana gelmişti. Yapılan araştırmada, yangının Hasan Paşa’nın adamları tarafından çıkarıldığı anlaşıldı. Bu şekilde padişaha Cezayirli Hasan Paşa’nın yokluğunda emniyet altında bulunmadığı mesajın verilmek istenmişti.

Devam edebilir…

Saygı her şeyden önce…

Khan
24-01-2011, 21:13
Şu ülkeye dini çıkarları doğrultusunda kullanmayan, laik olan, sakallarını kesip takım elbise giyip devletin başına geçmeyen, gereksiz camii ve kilise yaptırmayan, gerçek anlamda cumhuriyetçi ve özgürlükçü insanlar demokrasi ile gelemezmi? İlla darbemi yapmak gerekmektedir? Gerçi darbeylede yazdığım profilde biri başa gelemedi. Bu millet gerçekten padişahmı istiyor? Adnan Menderes, Turgut Özal ve Tayyip Erdoğan gibi insanlaramı oy verecekler cumhuriyet sona erene kadar. Yahu bu ülke 'prensipleri gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla bir tutmamalıdır', ve ''Türk milleti birçok asırlar,bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur'an'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü', diyen bir kurucuya sahip. Birde şimdiki liderlerin hallerine bakın. İlla anti-demokrat olmamızmı gerekiyor başa gelmek için? Aziz Nesin iyi demiş o zaman 'bu milletin %60'ı aptaldır.'

mhmd
28-01-2011, 16:15
Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş,
Dünle beraber gitti cancağızım;
Ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

Demiş Mevlana Celaleddin-i Rumi, ancak gerçekler tekerrür etmiş. Farklı yerlerden de değil aynı coğrafyadan, farklı yerlere değil aynı devlet içinde. Hem bulanmış hem donmuş yetmemiş suyu kesilmiş, yatağından çıkmış başka yerlerden akmış, sel olmuş… Dünle gitmemiş bu heyulalar, yapışmış yakamıza her bir gün. Dünde kalmamış söylenenler ve dahi yapılanlar, bugünün teranesi de olmuş.
Yok mu yeni şeyler söyleyen?
Yok!!!

Tüm bu darbe ve darbeciliğin silahlı kuvvetlerden gelmesi gerçeğinin büyümesi ve eski ekonomik kazanım sisteminin başındaki silahlı kuvvetlerin (yayılmacılığın ve ganimet gelirlerinin bitmesiyle) eski önemini yitirmesi sonucu kimi zaman darbecilerin çarklarını durdurma girişimleri de olmuştur.
“Kılıcını kuşanıp, halkın ve ulemanın desteğini alan ikinci Mahmud, 1826’da Yeniçeri Ocağını ortadan kaldırdı. Yeniçeri Ocağı’nın yerine halkın ve ulemanın sempatisini ve desteğini kazanmak amacıyla, Hz. Muhammed’in ismine izafeten Akakir-i Mansure-i Muhammediye, yani Hazreti Muhammed’in Muzaffer Askerleri adıyla yeni bir ordu kuruldu”

Bunun (tersten) farkında olan kimi ulusalcılar, zamanında (İktidara karşı gerekli balans ayarlarında geç kalan Genel Kurmaya karşı) –Gerekirse bu millet bu orduyu lağveder, içinden yeni bir ordu oluşturur. Deme cesaretini de bulmuşlardı.

Ancak yapılan bunca değişime rağmen kurulan düzenin eseri olarak henüz o yıllarda REJİMİ KORUMA VE KOLLAMA görevi, ordunun inisiyatifine de girdi.
“1826’da Yeniçeri Ocağının ortadan kaldırılmasıyla Yeniçeri Ağalığı tarihe karışmış, yerine de Seraskerlik Kurumu kurulmuştu. Başlangıçta Seraskerlik makamı, Mansure Ordusunun komutanı olarak teşkil edilmekle birlikte, kısa sürede bütün kara ordularının komutanı haline geldi. Askeri sistemdeki değişim ve dönüşüm süreci Seraskerliğin statüsünü ve önemini artırdı. 1836’daki teşrifat, yani protokol düzenlemesiyle Serasker, protokol bakımından Şeyhülislam ve Sadrazamla denk hale geldi. Bu durum askeri sınıfı, idari ve siyasi yapının temel dayanaklarından birisi yaptığı gibi ordunun iktidar üzerindeki etkinliğini de artırdı. Yeni rejimi koruma ve kollama görevi de artık yeni ordunundu.”
Merak edenler için Seraskerlik; http://tr.wikipedia.org/wiki/Serasker

Günümüz Encümeni Danişleri, gizli yapılanmaları ve bu yapılar içindeki iktidar mücadeleleri o dönemin de kabusu idi.
“1839’da başlayan Tanzimat dönemi uygulamalarının bazı kesimlerde ortaya çıkardığı hoşnutsuzluk, 1853’te başlayan Kırım Savaşından sonra devletin mali durumunun sarsılması, 1856’da ilan edilen Islahat Fermanında gayrimüslimlere tanınan haklara karşı tepkiler Sultan Abdülmecid’e karşı bir darbe teşebbüsüne yol açtı. Ulema, bürokrasi ve asker el ele vererek, 1859 yılı başlarında gizli bir örgüt kurdular. Topluluğun planı, kendilerine katılmaya davet ettikleri Mirliva, yani General Hasan Paşa’nın durumu üstlerine ihbarıyla suya düştü. Hasan Paşa, gizil topluluğu Serasker, yani dönemin Genelkurmay başkanı Rıza Paşa’ya bildirdi ve örgütü de tuzağa düşürerek darbeyi önledi.

Gelen gideni aratır, lafı her zaman için geçerliydi.
“1826’da Yeniçeri Ocağının ortadan kaldırılmasıyla isyan ve darbe çağı bitmiş gibi gözüküyordu. Ancak yeni kurulan ordu, kuruluşunun 50. Yılında ilk darbesini yaptı. 1876’da Sultan Abdülaziz, bir darbe ile tahttan indirilip daha sonra öldürüldü.

Askerin gölgesi altında siyaset yapanlar da her zaman için vardı.
“Siyasi cinayetler ve darbe ile II. Abdülhamid’i tahttan indirip muhaliflerini ortadan kaldırarak iktidara gelen İttihad ve Terakki Cemiyeti, 1908-1918 yılları arasında imparatorluğun kaderine hükmetmişti. İttihat ve Terakki, 20. Yüzyılın başlarında darbe yaparak vatan kurtarmayı bir gelenek haline getirdi.”

Devam edebilir...

Saygı, her şeyden önce...(Aradaki sivrisineklere bile...)

AlbatrosS
28-01-2011, 18:35
darbe mi restorasyon mu? siyasi/politik erk'i zaten elinde bulunduran bir gücün ''sivil ve demokratik'' olup halka mal olduğu iddia edilen hükümet erkine müdahalesi olsa olsa siyasal/iktisadi/kültürel bir tanzim/biçimlendirme/restorasyondur... bunun da toplum bilimindeki karşılığı toplum mühendisliğidir... siyasal erkler arasındaki ideolojik tonlama ve farklılıklar darbe denenin, özündeyse siyasal/ekonomik bir restorasyon olanın gerçekte neye tekabül ettiğini değiştirmez... türkiye siyasi tarihi ve ona eklemlenmiş rejimsel nitelikleri/sürekliliği bütüncül olarak irdelenirse, darbe denilenin özünde rejimi/iktisadı/ekonomiyi ve tabi toplumu yeniden tanzim etme çabası olduğu gözlemlenecektir. hadi adını doğru koyalım: türkiye siyasi tarihinde darbeler, yeni gelişen ulus devletin tüm kurumlarıyla kapitalist sisteme entegrasyon süreci ve sancılarıdır! her darbenin kendine has tonlamaları ve retorik söylemi kimseyi aldatmasın: hemen hepsinin ortak noktası, o günkü küresel jeopolitik koşullarda küresel kapitalizme entegrasyon kaygısı ve kendini organize etme çabasıydı...

naper
28-01-2011, 18:56
darbe mi restorasyon mu? siyasi/politik erk'i zaten elinde bulunduran bir gücün ''sivil ve demokratik'' olup halka mal olduğu iddia edilen hükümet erkine müdahalesi olsa olsa siyasal/iktisadi/kültürel bir tanzim/biçimlendirme/restorasyondur... bunun da toplum bilimindeki karşılığı toplum mühendisliğidir... siyasal erkler arasındaki ideolojik tonlama ve farklılıklar darbe denenin, özündeyse siyasal/ekonomik bir restorasyon olanın gerçekte neye tekabül ettiğini değiştirmez... türkiye siyasi tarihi ve ona eklemlenmiş rejimsel nitelikleri/sürekliliği bütüncül olarak irdelenirse, darbe denilenin özünde rejimi/iktisadı/ekonomiyi ve tabi toplumu yeniden tanzim etme çabası olduğu gözlemlenecektir. hadi adını doğru koyalım: türkiye siyasi tarihinde darbeler, yeni gelişen ulus devletin tüm kurumlarıyla kapitalist sisteme entegrasyon süreci ve sancılarıdır! her darbenin kendine has tonlamaları ve retorik söylemi kimseyi aldatmasın: hemen hepsinin ortak noktası, o günkü küresel jeopolitik koşullarda küresel kapitalizme entegrasyon kaygısı ve kendini organize etme çabasıydı...

İmza!

Sponsorlar bellidir.Bizim çocukların kim olduğunu, onların babalarını hepimiz biliriz.Şu anda %0,1 askeri darbe yapılma ihtimali olsa, kimlerin asker yağcılığına başlayacağını geçmiş tecrübelerimiz gösterir;http://tr.fgulen.com/content/view/10747/3/

Sangre
28-01-2011, 19:07
Tabii canım.. 27 Mayıs darbesi de, AK Parti döneminde hazırlanan darbeler de Kapitalist sisteme entegrasyonla ilgiliydi.

Her kötülüğün anası Kapitalizm ve ABD'dir zaten.. Diğerleri sadece piyondur.

AlbatrosS
28-01-2011, 19:53
Tabii canım.. 27 Mayıs darbesi de, AK Parti döneminde hazırlanan darbeler de Kapitalist sisteme entegrasyonla ilgiliydi.

Her kötülüğün anası Kapitalizm ve ABD'dir zaten.. Diğerleri sadece piyondur.

darbe, içeriği itibariyle bir ''hükümet'' darbesi de olabilir yahut ''kızıl'' bir sosyalist darbe de olabilir. şayet ''türkiye'de darbeler''i konuşuyorsak darbeyle birlikte olagelmiş yapısal değişikliklere göz atmak kafidir. başlığı açan arkadaşın gayet yerinde tespitiyle darbeler hemen her dönemde ''askeri/resmi'' güçlerce organize edilmişlerdir(en azından türkiye'de böyle değil mi? ).

soğuk savaş döneminin jeopolitik koşulları ve ertesi süreçlerde darbelerin tamamının abd patentli/finansmanlı olduğu gibi bir iddiamız var mıdır? senden bu kadar bariz mantık hataları beklemezdim.

ancak... siyasal ve askeri erk'i zaten elinde tutup dilediği gibi yönlendiren bir gücün güya bu gücü tekrar ele geçirmek adına darbe yaptığına inanmamız fazlasıyla safça bir düşünce olmaz mı?

ve evet... 27 mayıs tam da bu sebeple yapılmıştı... darbeden sonraki ilk iş de yeni bir anayasa hazırlamak; dönemin konjonktürüne uygun(çoğulcu ve sosyal demokrasi) yasaları çıkarmaktı.

unutmayın, türkiye iktisadi tarihi adım adım kapitalizmin yerleşti(r-il)diği bir tarihtir. m. kemal ve ardıllarının da hedefi bu değilmiydi: binlerce, milyonlarca zengin yaratmak? yerli sanayiyi güçlendirmek? kalkınma planları, milli bankalar?

o halde genel olarak şunu sormakta fayda var: neden her darbeden sonra yeni bir anayasa yahut yapısal uyum programları devreye giriyor?

kapitalizm'i bir suç olarak görmüşsünüz... oysa bu bir suçlama değil yalnızca bir tespitti...

Sangre
28-01-2011, 20:33
Yazdığım yazılarda mantık hatası yaptığımı sanmıyorum.. Eğer varsa bu yazımı bolt yapıp gösterebilirsin.

Gerek 80 darbesi, gerekse ondan önceki darbelerden sonra, elbette Kapitalist sistemle uyumlu olan yasalar yürürlüğe girmiştir.. Çünkü bu darbelerin hiçbiri Sosyalist darbe değildi.. Bu yüzden de Kapitalist sistemle ilgisi olmayan bir yasanın, bir darbeden sonra yürürlüğe girmesi beklenemez bir durumdur.

Biz bilmiyor muyuz bu darbelerin hiçbirinin Sosyalist içerikli olmadığını, yasaların piyasa ekonomisine uygun olarak oluşturulduğunu?

Burada tartışılan konu bu değil zaten.. Olması da mümkün değil.. Aklı başında insanlarız hepimiz.

Burada tartışılan konu, darbelerin 'Kapitalist sisteme' entegrasyon için olup olmadığı ve özellikle 'dış mihrakların' dahil olup olmadığıdır.

Kapitalist sisteme entegrasyon için yapılan darbe demek, bir ülkenin sosyal demokrat/kısmen otoriter olan yapısına ve Sosyalist hareketlerin yükselmesiyle başlayan sürece yönelik olan, darbe sonrasında ise 'neoliberal/sağ' ekonomik yasaların yürürlüğe konduğu darbe demektir.. Bu çeşit bir darbeye 80 süreci örnektir.

27 Mayıs darbesi ise (son dönemde otoriterleşmeye başlayan) kısmen demokrat ve neoliberal süreçle uyumlu bir partiye yapılmış, sosyal demokrat/laik reflekslerle uyumlu bir darbedir.. Ve Kapitalist/neoliberal bir entegrasyonla uzaktan yakından ilgisi yoktur.. Ha bu darbeden sonra Kapitalist yasalar çıkmamış mıdır?.. Elbette çıkmıştır.. Ama neoliberal/kapitalist sisteme uygun bir partiye yapılan bu müdahale, 'Kapitalizm'le entegrasyon' gibi bir konuyla açıklanamaz.. Sosyalist bir darbenin Türkiye'nin siyasi hayatında var olmadığını da hepimiz biliyoruz zaten.

Bu iki darbenin ortak noktası ise belli.. Kemalizm!

Bu ideoloji laik, popülist, devrimci! yapısından dolayı kısmen solda; milliyetçi, otoriter yapısından dolayı da kısmen sağda kendine yer bulabildiği için, ideolojiyi yorumlayan askerlerde buna göre darbeleri yapmışlardır.

Türkiye bürokrasisindeki bu egemen sınıfın darbe refleksi, Türkiye'nin dünyayla/kapitalizmle olan entegrasyonuyla ilgili değil, kendi ulusal/sınıfsal/bürokratik çıkarlarını koruma amaçlıdır.. Bu koruma ise gerek Sosyalist hareketlere, gerekse neoliberal politikalara karşı olmaktan geçiyor.. Bu bürokratik sınıfın çıkarlarını korumanın tek yolu, milliyetçi/laik/popülist/otoriter bir devlet yapısından geçiyor..

Zaten bugün AK Parti'ye yönelik darbe hazırlıkları da bunun bir sonucudur.

AlbatrosS
28-01-2011, 22:33
Yazdığım yazılarda mantık hatası yaptığımı sanmıyorum.. Eğer varsa bu yazımı bolt yapıp gösterebilirsin.


soğuk savaş döneminin jeopolitik koşulları ve ertesi süreçlerde darbelerin tamamının abd patentli/finansmanlı olduğu gibi bir iddiamız var mıdır? senden bu kadar bariz mantık hataları beklemezdim.

hatanı gördün mü?


''ancak... siyasal ve askeri erk'i zaten elinde tutup dilediği gibi yönlendiren bir gücün güya bu gücü tekrar ele geçirmek adına darbe yaptığına inanmamız fazlasıyla safça bir düşünce olmaz mı? '' albatross
diye de ekledim...



Gerek 80 darbesi, gerekse ondan önceki darbelerden sonra, elbette Kapitalist sistemle uyumlu olan yasalar yürürlüğe girmiştir.. Çünkü bu darbelerin hiçbiri Sosyalist darbe değildi.. Bu yüzden de Kapitalist sistemle ilgisi olmayan bir yasanın, bir darbeden sonra yürürlüğe girmesi beklenemez bir durumdur.

Biz bilmiyor muyuz bu darbelerin hiçbirinin Sosyalist içerikli olmadığını, yasaların piyasa ekonomisine uygun olarak oluşturulduğunu?

Burada tartışılan konu bu değil zaten.. Olması da mümkün değil.. Aklı başında insanlarız hepimiz.

Burada tartışılan konu, darbelerin 'Kapitalist sisteme' entegrasyon için olup olmadığı ve özellikle 'dış mihrakların' dahil olup olmadığıdır.

Kapitalist sisteme entegrasyon için yapılan darbe demek, bir ülkenin sosyal demokrat/kısmen otoriter olan yapısına ve Sosyalist hareketlerin yükselmesiyle başlayan sürece yönelik olan, darbe sonrasında ise 'neoliberal/sağ' ekonomik yasaların yürürlüğe konduğu darbe demektir.. Bu çeşit bir darbeye 80 süreci örnektir.

27 Mayıs darbesi ise (son dönemde otoriterleşmeye başlayan) kısmen demokrat ve neoliberal süreçle uyumlu bir partiye yapılmış, sosyal demokrat/laik reflekslerle uyumlu bir darbedir.. Ve Kapitalist/neoliberal bir entegrasyonla uzaktan yakından ilgisi yoktur.. Ha bu darbeden sonra Kapitalist yasalar çıkmamış mıdır?.. Elbette çıkmıştır.. Ama neoliberal/kapitalist sisteme uygun bir partiye yapılan bu müdahale, 'Kapitalizm'le entegrasyon' gibi bir konuyla açıklanamaz.. Sosyalist bir darbenin Türkiye'nin siyasi hayatında var olmadığını da hepimiz biliyoruz zaten.

otoriterleşmeye başlamış, başlamışı bırak despotlaşmış bir parti ve liderinin ''liberterliği'' kavramın özüyle ''oksimoron''dur. neoliberalliğe otoriterizmi ve muhafakar/şöven söylemin dahil olmasını da kabul ediyorsan dediğin doğrudur.

diğer yönden, 27 mayıs avrupada da esen sosyal demokrasi rüzgarı ile komünizme tampon bir model olarak ortaya çıktı. komünist rejim ve avrupadaki işçilerin baskısı birçok kapitalist ülkede bazı tavizleri doğurdu. abd gibi bazı güçlü merkez ülkelerse kendilerine özgü yolu seçmeye devam etti. biz demiyoruz ki ''27 mayıs'' abd patentli bir darbedir; küresel sermayenin neoliberal istek ve beklentileriyle alakalıdır yalnızca. kaldıki her ülke kapitalistleşme sürecinde kendi yapı ve imkanlarına uygun ekonomik model ve politikaları takip etti. o zamanki türkiye erklerinin de uygun gördüğü model sosyal demokrat kalkınma modeliydi.



Bu iki darbenin ortak noktası ise belli.. Kemalizm!

Bu ideoloji laik, popülist, devrimci! yapısından dolayı kısmen solda; milliyetçi, otoriter yapısından dolayı da kısmen sağda kendine yer bulabildiği için, ideolojiyi yorumlayan askerlerde buna göre darbeleri yapmışlardır.

Türkiye bürokrasisindeki bu egemen sınıfın darbe refleksi, Türkiye'nin dünyayla/kapitalizmle olan entegrasyonuyla ilgili değil, kendi ulusal/sınıfsal/bürokratik çıkarlarını koruma amaçlıdır.. Bu koruma ise gerek Sosyalist hareketlere, gerekse neoliberal politikalara karşı olmaktan geçiyor.. Bu bürokratik sınıfın çıkarlarını korumanın tek yolu, milliyetçi/laik/popülist/otoriter bir devlet yapısından geçiyor..

Zaten bugün AK Parti'ye yönelik darbe hazırlıkları da bunun bir sonucudur.


bingo!... ancak gözden kaçırdığın şey şu: erki zaten elinde tutan, özellikle kurumsal/bürokratik/askeri güce sahip sınıfsal bir ittifak söz konusu. üstelik bu erkin iktidarını sarsabilecek derinlikli ve ciddi bir karşıt güç de mevcut değil. (12 eylüle kadar elbette). o halde niye? bakın... bugün 27 mayıs'ın ortaya koyduğu demokratik sosyal haklar ve yasal güvenceleri, günümüz kapitalist batılı demokrasilerinin temelidir de. ister sosyal demokrat, ister liberal olsun hemen birçok batılı ülkede güçlü bir sendikal örgütlenme ve hak tanımı mevcut. birçok ülke, çalışanların sosyal güvenlik ve sağlık/eğitim harcamaları gibi konularda geniş hakları tanıyor. ancak, bu tanıma özellikle krizle birlikte birçok ülkede daralıyor ki biz buna konjonktür diyoruz. bundan türkiye de birçok avrupa ülkesi de nasibini alıyor.

türkiye artık gelişmiş sermaye grupları ve ekonomik yapısıyla darbelere ihtiyaç duymayan, olsa bile bunun sisteme ciddi zarar vereceği bir ülke haline geldi ve bu birden bire ortaya çıkmadı...

dark planet
29-01-2011, 18:33
''Sonuçta Menderes idamının ardından ordu gene istediğini yapamamış ve 3 hafta sonra yapılan seçimlerde AP olarak Menderesin titrini devam ettiren bir parti Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (http://www.turandursun.com/forumlar/../wiki/Cumhuriyet%C3%A7i_K%C3%B6yl%C3%BC_Millet_Partisi) MHP emsali bir parti,ve Yeni Türkiye Partisi o zamanın DSP yada liberal solu denilebilecek bir partiye karşın toplamda 277 millet vekili çıkarmasına karşın CHP 173 vekilde kalmıştır.''

burda bir yanlışlık olmasın ? 60 ların genel seçimlerini inceledim.
ckmp nin chp den üstün olduğu bir durum göremedim

http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/genel_secimler.secimdeki_partiler?p_secim_yili=196 1

http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/genel_secimler.secimdeki_partiler?p_secim_yili=196 5

http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/genel_secimler.secimdeki_partiler?p_secim_yili=196 9 burda zaten ismi de geçmiyo böyle bir partinin

dark planet
29-01-2011, 18:37
pardon mevzubahis ap miş
ben yanlış okumuşum.fakat çok karışık yazmışsın.

birde konuyla alakası var mı bilmem ama 99 seçimlerinde 1.471.574 oy geçersiz kabul edilmiştir.
sayı dikkate alındığında seçmenlik kavramının toplumda ne kadar yerleştiğini gösterir.

ahmetsln
30-01-2011, 18:53
Öncelikle çok teşekkürler beğenerek okudum...
Uğur Mumcu demişti
"Aşırı sol, aşırı sağ ve aşırı orta" bunların hepsinden uzak durmalıyız..

Kapitalizmin düşmanı sosyalistler bile silah kaçaklığı yapmış, uyuşturucu kaçırmış vs.

80 darbesi sonrası ülkede zaten apolitikleşme görüyorlar.
Çıkan gazete yazılarında Kemalizm'in için boşaltılmış, öyle bir ideoloji yok denilmiş vs.Neymiş çünkü Atatürk dogmalara inanmazmış.

Fazla katkı yapmayacağım zaten çok şey söylenmiş.

Ancak 60 ihtilalina pek darbe diyemeyiz ama hazırlanan ilk anayasanın Kemalist devrimlerini engelleyiciğini söyleyen başını Alparslan Türkeş'in çektiği grup yok mu ? Olmaz olsaydı keşke o grup.

mhmd
23-02-2011, 12:25
Cumhuriyet dönemine kadar ülkemizde yaşanan darbe ve darbe gelenekçiliği konusunda bir miktar aktarım yaptık. Ancak, tüm bu aktarımlarımıza bakıp; “askeri darbeler sadece ülkemize mahsus” görüşü de doğru değildir. Düzeyli sosyal, ekonomik, siyasi ve toplumsal yapının olmadığı dünyanın diğer ülkelerinde de askeri darbeler görülmektedir. Önceki yazımızda yaptığımız alıntıyı bir kez daha hatırlayalım.
“Darbeler siyaset tarihinin uzun zamandır bir parçasıdır. Jül Sezar(Julius Caesar) bir darbe kurbanı olmuştur ve bazı Roma imparatorları iktidara darbeyle gelmiştir. 1799'da Napolyon da Fransa'da iktidarı bir darbeyle ele geçirmişti. Antik Yunan ve Hindistan kentlerinde darbeler fazlasıyla yaygındı.”
Kaynak, http://tr.wikipedia.org/wiki/Asker%C3%AE_darbe

Cumhuriyet dönemimizin başlarında askeri darbe olmasına gerek olmayan gelişmeler yaşanmıştı. Tek parti dönemi denen bu dönemde orduya komutanlık yapan kişiler, Başbakan ya da Cumhurbaşkanı olarak görevlerine devam ettiler. Muhalif bir partinin yokluğu, çok büyük yıkımlardan ve yokluklardan çıkmış yoksul bir halkın varlığı, yasama yürütme ve yargıda teklik olgusu herhangi bir müdahaleye gerek bırakmamıştı.
Bu dönemin böyle olmasını yadırgayıp, yargılamadan geçeceğiz. Zamanın dünya ve ülkemiz şartlarını göz önüne alarak başka başlıklarda bu dönemin teferruatlı bir tahlilini yapmak mümkündür. Ancak bu bizim başlığımızın konusu değildir.

Türkiye Cumhuriyetinin ilk askeri darbesi 27 Mayıs 1960 yılında olmuştur. Bu askeri darbe; henüz ondört yıl önce kurulmuş (1946) ancak o yılda yapılan seçimlerde başarılı olamamış Demokrat Partiye karşı yapılmıştır. İlk seçimdeki başarısızlıklarını açık oylama gizli tasnif ile izah etseler de dört yıl sonraki (1950) yapılmış olan seçimlerde gösterdiği başarı ile iktidar olabilmişlerdir.

Demokrat Partinin, halkın bu derece teveccühünü almasının, ulusal ve uluslararası pek çok sebebi vardı. Ancak bunun haricinde Askeri darbenin odağı olması dolayısı ile bu partiyi, iktidar dönemi içerisinde incelemeye almamamız gereklidir.
“7 Ocak 1946'da kurulan ve dört yıl sonra yapılan seçimlerde (14 Mayıs 1950'de) 27 yıllık tek parti dönemini sona erdiren, Türkiye Cumhuriyeti'nde ilk defa serbest seçimle iktidarı kazanan partidir. Sırasıyla 1950, 1954 ve 1957 seçimlerini kazanmış ve on yıl boyunca (1950-1960) iktidar olmuştur. Demokrat Parti, 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ile iktidardan düşürülmüş ve 29 Eylül 1960'ta kapatılmıştır. Demokrat Partinin kısa adı "DP"dir.”
Kaynak, http://tr.wikipedia.org/wiki/Demokrat_Parti_(1946)

Zor yıllarda kurulmuş olan bu partinin temelleri bir anda ortaya çıkmış değildir. Cumhuriyetten önceye uzanan Demokrat Partinin tarihi, başarısızlıklarla doludur.
“Demokrat Parti'nin kökenleri, 1902 yılında yapılan Jön Türkler kongresine kadar uzanır. Bu kongrede Jön Türkler, merkezi otoritenin güçlü olmasını savunanlar ile liberal bir yönetim biçimini savunanlar şeklinde ikiye ayrılmıştı. Birinci grup Ahmet Rıza liderliğinde İttihat ve Terakki adını aldı. İkinci grup Prens Sabahattin çevresinde toplandı ve Osmanlı Ahrar Fırkasını oluşturdu. İttihat ve Terakki anlayışı I. Dünya Savaşı ve ardından başlayan Kurtuluş Savaşı yıllarında TBMM'de Birinci Grup ve sonradan Halk Fırkası'nı en sonunda da Cumhuriyet Halk Partisi'ni ortaya çıkardı. İkinci Grup, Ahrar, Hürriyet ve İtilaf ile cumhuriyetin ilanı sonrası Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası adlarıyla partileşti. İşte 1946'da kurulan Demokrat Parti bu İkinci Gruptan nüvelenmiş ve sonunda doğmuştur. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası, henüz cumhuriyet devrimlerinin tam oturmadığı aşamalarda ortaya çıktığı için,demokratik hayatın birer parçası olamadılar ve tarih sayfalarındaki yerlerini aldılar”
Kaynak, http://tr.wikipedia.org/wiki/Demokrat_Parti_(1946)

Tüm bu geçmişine rağmen, Demokrat Parti Adnan MENDERES ile özdeşleşmiş bir partidir. Demokrat partinin geçmişine gidilince Adnan MENDERES’in de geçmişine göz atmakta fayda vardır.

Ülkemizin büyük sorunlardan biri olan Kürt sorununun kaynağındaki toprak ağaları ve bunlara karşı yapılması düşünülen toprak reformları ile alakalı gördüğümüz bu geçmişin, bizim kadar sizlerin de ilgisini çekeceğini düşünüyoruz.

Devam edebilir.

Saygı, her şeyden önce...