Orijinalini görmek için tıklayınız : Kumruların Yuvası
Bir haftadır sabah kalkar kalkmaz ilk yaptığım iş, odamın camının hemen dışındaki ıhlamur ağacına yuva yapmaya çalışan kumruları izlemek. Dişi yuva belirlediği bölgenin üzerinde oturuyor, erkek de uçup gidiyor, bir süre sonra ağzında bir çöple birlikte dişinin sırtına konuveriyor. Çöpü dişiye veriyor, dişi de o çöpü yapmaya çalıştığı yuvasına eklemeye çalışıyor. Bunca yıldır ilk kez penceremin hemen karşısında bir yuva yapma çabası gözlüyorum, o nedenle de merakla takip ediyordum bunları. Hatta bazen balkona çıkıp dişi kuşla dalga geçmekteydim "Kızım, seninki yine kayıp, hala bitiremediniz şu yuvayı, seninki 1 çöpe kandırdı seni, şimdi geziyor, sen de malzemenin yarısı döktün" diye. Beni şaşırtan ilk şey, bu yuvanın ağacın ince bir dalına, pek destek olmayan bir yerine kondurulmuş olması. İkincisi, çevrede çok yakında bir insan varken (ben) bu yuvanın yapılmaya çalışılması. Üçüncüsü de bu inşaat işinin pek de sağlıklı gitmiyor oluşu. Bazen tüm öğleden sonra iki kuş da kayıptı, bazen dişi yuvada seslenip tek başına oturmaktaydı. Bunların nasıl olup da bu yuvayı bitirip orada yavru yetiştirecekleri de benim kafamı kurcalamaktaydı. Dün akşam sağanak yağmur altında dişi yuvasında, bitirilememiş yuvasında oturup durdu, erkek ortalıklarda yoktu.
Sabah yine aynı yavaş tempoda yuva yapma çalışmaları devam ediyordu, evden çıktım, öğlene doğru geldim. Bu sefer görüntü farklıydı ama. Bitirilemeyen yuva daldan biraz daha yana doğru kaymış, birazcık dağılmıştı. Kumrular da yoktu ortalıkta. Bahçede de 1 tane yumurta kabuğu gözüme çarptı.
Aslında hep tartışılan, bir türlü anlaşılamayan Doğal Seçilim biraz dikkatli olunca sürekli çevremizde gördüğümüz bir olgu. Hep duyuyoruz, bu kuşlar nasıl yuvalarını bu kadar düzgün yapıyorlar? Bir inşaat mühendisi gibi çalışıyorlar diye. İşte aynen bu şekilde, anlattığım gibi. Kuşların bazıları pek de düzgün iş çıkartamıyorlar ve bu başarısızlığın cezasını da hemen çekiyorlar. Kışın beslediğim ve keyifle seyrettiğim kumrularım bu yıl üreyemeyecekler. Ya gelecek yıl daha düzgün iş çıkaracaklar; yani erkek daha çok ve uygun malzeme taşıyacak, dişi bu malzemeleri daha verimli kullanarak ve daha makul bir yer seçerek daha uygun bir yuva yapacak; ya da bu beceriksiz kuşlarım kendileri gibi beceriksiz kuşakları üretemeyecekler. Bu kadar basit işte doğanın çalışması; acımasız, dışarıdan bakınca belki bir parça adaletsiz ama gayet kesin. Kırlarda gezerken gözümüze güzel gelen, bize zevk veren doğanın güzelliği aslında doğanın acımasızlığını gizliyor bizlerden. Başarılı olanları, kolaylıkla geliveren "ölüm" den kaçmayı becerenleri görüyoruz sürekli. Beceremeyenleri ise doğa hemen yok ediyor.
Evrim'le, biyoloji ile ilgili birkaç kitap ve birçok yazı okudum belki şimdiye kadar, ama hiçbiri kumrularımın başarısızlığı kadar açık ve etkili bir şekilde anlatamamıştı doğanın aslında nasıl çalıştığını.
sodomo--
02-05-2006, 15:27
sevgili neutrino, bu kadar güzel bir anlatımı nasıl "doğal seçilim" ile sonuçlandırdın hayret ettim.
Yani kumruların kendi türlerinin devamı için gösterdikleri çabanın içinden daha derin bir anlam çıkartabilirdin ama bunun yerine kuru bir evrim teorisinin ispatlanması çabası ile sonuçlanmış.
Kırlarda gezerken gözümüze güzel gelen, bize zevk veren doğanın güzelliği aslında doğanın acımasızlığını gizliyor bizlerden. Başarılı olanları, kolaylıkla geliveren
Geçenlerde Nihat Genç'in bir konuşmasını izledim TV de, hatırlayabildiğim kadarı ile şöyle diyordu ;
"Bu belgeseller yolu ile kapitalizmin "güçlünün güçsüzü yok ettiği" mantığı bize kabul ettirilmeye çalışılıyor. Büyük balık küçük balığı yutar ve doğa acımasızdır, bu yüzden biz de doğaya uygun davranalım düşüncesi *ile güçsüz olan yok edilmeye çalışılıyor. Bizim aslanlar gibi pençemiz yok ama tırnaklarımıza manikür, pedikür yapıp oje falan sürüyoruz nasıl olurda bir aslanı örnek alabiliriz kendimize ? Üstelik Karadenizde hamsilerin neslide milyonlarca yıldır devam ediyor küçük balık olmalarına rağmen........"
Yani doğanın vahşi yüzü bir tarafta ama onun baştan çıkarıcı güzelliği diğer tarafta durmakta. Bize düşen bu vahşi yönünün içinde ki güzellikleri bulup çıkarmak, güzelliklerin içindeki vahşi yüzü bulmak değil.
Keşke kumruların o çabasında gizli olan o derin anlamı yakalayabilseydiniz.
İnsanoğlu sadece biyolojik bir varlık değil bu nedenle doğada sıklıkla geçerli olan güçlünün yaşayacağı kanunu insanoğlunun kurduğu dayanışma, bilim ve sosyal kurumlar etkisi ile gittikçe daha az geçerli oluyor. Eskiden zayıf bünyeli insanlar hastalıklardan ölürken artık tıbbın sayesinde yaşayabiliyor. Buna sosyal yardım kurumlarını da ekleyin. Bu nedenle insanlığın gelişmişliği ölçüsünde doğal seleksiyon gittikçe daha az etkili oluyor.
Tabiatta güçlü olan yaşıyor o halde biz hayvan belgesellerini insanlara seyrettirmeyelim mi? Nihat Genç bence saçmalamış. Özverili pek çok bilimadamının nice emekleri ile yapılmış bu belgeseller bizler için dünyayı tanıma amaçlı güzel kaynaklardır. Kimileri kendilerince farklı yorumlar yapabilir ama doğanın gerçeklerinin kameraya alınmasında abes hiç bir şey yok.
Neutrino güzel bir gözlem yapmış bence. Sayfalarca evrim teorisi yazısını okumaktan çok daha öğretici. Doğada bize göre vahşice bir doğal seleksiyon işliyor ama biz insanoğluna düşen görev akıl, sağduyu, dayanışma ilkleriyle bu kanunların bizlerde gittikçe daha az etkili olabilmesi için çalışmakta.
Sevgili sodomo,
"Yani kumruların kendi türlerinin devamı için gösterdikleri çabanın içinden daha derin bir anlam çıkartabilirdin ama bunun yerine kuru bir evrim teorisinin ispatlanması çabası ile sonuçlanmış. "
kişisel bir gözlemi bir ispatlama çabası olarak görmüyorum, bu sadece bir gözlem ve yorum. Yazdığımın oldukça kuru kaldığına katılıyorum bu arada. Daha derin bir anlam biraz da kişisel bakış açısı ile ilişkili değil mi? "Ölüm" de bence oldukça derin. Ya da herşeyi ile "mükemmel" bir dünyada yaşamadığımız gerçeği de derin. Yine de, bu bakış açısı kişisel tabii ki.
"Yani doğanın vahşi yüzü bir tarafta ama onun baştan çıkarıcı güzelliği diğer tarafta durmakta. Bize düşen bu vahşi yönünün içinde ki güzellikleri bulup çıkarmak, güzelliklerin içindeki vahşi yüzü bulmak değil."
Bu konuda Cem de birşeyler yazmış, ben de Richard Dawkins'ten bir alıntı yapayım. Benden daha düzgün ifade etmiş. Sanırım Nihat Genç'e verilebilecek yanıt böyle olmalı.
"İnsanoğlunun bir başka özelliği de -büyük olasılıkla- has, çıkarsız, gerçek özverisi. Böyle olduğunu umuyorum ama bunu tartışmayacağım ve olası memsel evrimi üzerine spekülasyonlar yapmayacağım. Vurgulayacağım nokta şu: İşe karanlık tarafından baksak da, insan bireylerinin temelde bencil olduğunu varsaysak da, bilinçli öngörümüz -geleceği düşsel olarak öykünme yeteneğimiz- bizi kör eşleyicilerin bencil aşırılıkların en kötüsünden kurtaracaktır. En azından bizim, yalnızca kısa-dönemli bencil çıkarlar yerine uzun-dönemli çıkarları yeğleyebilecek beyinsel donanımımız var. Biz, bir "güvercinlerarası anlaşmanın" uzun-dönemli yararlarını görebiliriz. Biz, biraraya gelip, bu anlaşmaya işlerlik kazandıracak yöntemleri tartışabiliriz. Bizim doğumda devraldığımız bencilgenleri yenebilecek gücümüz var. Ve gerekirse, bize aşılanmış olan bencilmemleri de yenebiliriz. Has, çıkarsız özveriyi bilinçli olarak büyütecek, besleyecek yolları bile tartışabiliriz biz; doğada asla yeri olmasa, tüm dünya tarihinde asla varolmamış bile olsa... Çünkü gen makineleri olarak yapılmış ve mem makineleri ile yetiştirilmiş olsak da, bizim yaratıcılarımıza karşı çıkacak gücümüz var. Biz, dünya üzerinde yalnızca biz, bencil eşleyicilerin tiranlığına karşı isyan edebiliriz. "
Gen Bencildir - Tübitak - Richard Dawkins *
Yorumlarınız için teşekkürler.
liopleurodon
27-10-2006, 09:15
Sodomo, güçsüzün kim, güçlünün kim olduğu biliyor musun? Biraz bunları yanlış biliyorsun gibi geliyor bana..
Nihat GENÇ aslında safsata yapmış. Maalesef, kendini severim, saygı duyarım, ama bu söylediği bir safsata. Fakat, bu safsatayı kendi söylemiyor, aktarıyor.
Doğada "güçlüler güçsüzleri yer, ezer; büyük balık küçük balığı yer." Gibi kurallar yok. En büyük katiller, ve en büyük yiyiciler, en küçük olanlardır: Virüs ve bakteriler.. Hamsiler, onları yiyen çoğu balıktan daha güçlüdür aslında. Çünkü, çok hızlı ürerler, planktonlarla beslenirler ve ortam değişimlerinden az etkilenirler. Lüferler, yunusların canına okur mesela. Karıncalar kendilerinden defaten büyük hayvanları yerler mesela..
Ama doğada kayırma, acıma gibi hususlar yoktur. Ayağı kırılan zebrayı aslanlar çabucak yer. Doğru dürüst yuva yapamayan kumru neslini sürdüremez. İşte bunlar bir gerçektir..
Peki bu doğal seleksiyon insana adapte olur mu? Hayır. Doğal seleksiyon ve evrim teorisi canlıların gelişim sürecini anlatan bir teoridir. Bu teorinin textine kaynak oluşturan gözlemler, deneyler, kanıtlar vs. sadece canlıların gelişimine dairdir. Bu teoriyi başka durumlara uygulamaya kalkmak abesle iştigaldir..
Diğer yandan kapitalizm dini körükler. Evrim teorisi gibi teoriler kapitalizmin işine gelmez. Evrim, değişebileceğini, gelişebileceğini gösterir. Bugün koyu kapitalizmin en büyük dayanağı dindir. Ve evrim teorisine en çok karşı çıkanlarda gene kapitalistlerdir.