demos cratos
25-08-2010, 13:02
Yıllardır bu ülke insanı meşgul edildi.
Aklınıza ne geliyorsa ve bir toplumu meşgul edecek ne varsa hepsi ile..
Hiç biri boşuna yapılmamıştı elbette.
Türkiye'de yarım asırdır egemenlerin yanından hiç ayrılmamış insanlardı onlar.
Devlet onlara bir görev verir ya da ne yapılması gerektiğini çok iyi anlar ona göre hareket ederler.
Devletin artık bir ulus devlet niteliklerini bıraktığını anladıkları gün değiştiler.
Çok iyi alettirler kendileri.
Bazı aletler vardır atarsınız..
Atmak zorunda kalırsınız..
Ama bunlar atılmaz!
Niyeyse artık..
Türk devleti bu topraklarda binlerce yıl yaşamış olan tebasının ihtiyacını hissetmiş ve ona yönelik politikalar izlemişti.
Devletin istediği tebaanın özellikleri kısaca şu;
Devlete karşı toplu halde bir eylemde bulunamayacak kadar bir birinden uzak bir toplum.
Bu toplumda ne ırksal ne dinsel ne mezhepsel aklınıza ne gelirse hiç bir anlamda bir birliktelik oluşturmamalı.
İnsanları birbirinden ayıracak birbirinden uzaklaştıracak her şey..
Devlet bu milli birlik ve bütünlük kavramının aslında kendisinin kendisine çevirdiği bir silah olduğunu geç te olsa anladı.
Ve gereken yapıldı.
Halk yapılabileceği kadar birbirinden farklılaştırıldı.
Şu an günümüzde iki ayrı halk var olduğunu görüyoruz Türkiye'de.
Biri laik ulusalcı kesim diğeri öbürleri.
"Laik ve ulusalcı kesim devlet için şu tehdittir."
Devlete karşı hafife alınmayan bir güç.
İcabına bakılıyor zaten.
Ancak bu da yetmez.
İmparatorluklarda halk tillahına kadar ayrıştırılmalı ki devlet o oranda izlediği politikalarla ilgilensin.
İnançlar farklı olmalıdır.
Diller farklı olmalıdır.
Her şey ama her şey farklı olmalıdır.
Ancak,bu farklılık devlet ve diğerleri tarafından görülmelidir.
Anlaşılmalıdır.
Herkes herkesten farklı olduğunun bilincinde olmalıdır.
Devlet için önemli olan da budur zaten.
Örneğin "müslümanları camide,hristiyanları kilisede yahudileri havrada görmek ister" devlet.
Örneğin devlet "Rum'un ayakkabısının rengininin kırmızı Türk'ün çizmesinin sarı olmasını" buyurur.
Bizans İmparatorluğu'nda kadınların başlarının nasıl örtülmesi gerektiği tartışılmıştır.
Çünkü Katolik Hristiyan kadınların baş örtülerinin altındaki saçlarını sıkıca sarıp sarmadığı bezler rahatsız etmiştir Bizans İmparatorluğu'ndaki hanım ları.
Gerçi bugün müslüman kadınlar yapıyorlar bunu.
Yaparlar.
Yaptırırlar.
Onlara çarşaf ta giydirirler.
Oysa o siyah çarşaflar Hristiyan din adamlarının giyim tarzıdır.
Siyahtır,başı örter,boldur.
İslam Hristiyanlığa karşı oluştururlurken Hristiyan din adamlarının (Bizans-Ortodoks) giyim tarzı müslüman olan kadınlara giydirilerek akılları sıra Hristiyan din adamları ile eğlenmişlerdir.
İslam'ın sonra'dan Medine devri diye anlatılan İran-Irak coğrafyasında hala kadınlara çarşaf giydirirler.
Türkiye'nin konumuzla ne alaksı var?
Çok!
Aklınıza ne geliyorsa ve bir toplumu meşgul edecek ne varsa hepsi ile..
Hiç biri boşuna yapılmamıştı elbette.
Türkiye'de yarım asırdır egemenlerin yanından hiç ayrılmamış insanlardı onlar.
Devlet onlara bir görev verir ya da ne yapılması gerektiğini çok iyi anlar ona göre hareket ederler.
Devletin artık bir ulus devlet niteliklerini bıraktığını anladıkları gün değiştiler.
Çok iyi alettirler kendileri.
Bazı aletler vardır atarsınız..
Atmak zorunda kalırsınız..
Ama bunlar atılmaz!
Niyeyse artık..
Türk devleti bu topraklarda binlerce yıl yaşamış olan tebasının ihtiyacını hissetmiş ve ona yönelik politikalar izlemişti.
Devletin istediği tebaanın özellikleri kısaca şu;
Devlete karşı toplu halde bir eylemde bulunamayacak kadar bir birinden uzak bir toplum.
Bu toplumda ne ırksal ne dinsel ne mezhepsel aklınıza ne gelirse hiç bir anlamda bir birliktelik oluşturmamalı.
İnsanları birbirinden ayıracak birbirinden uzaklaştıracak her şey..
Devlet bu milli birlik ve bütünlük kavramının aslında kendisinin kendisine çevirdiği bir silah olduğunu geç te olsa anladı.
Ve gereken yapıldı.
Halk yapılabileceği kadar birbirinden farklılaştırıldı.
Şu an günümüzde iki ayrı halk var olduğunu görüyoruz Türkiye'de.
Biri laik ulusalcı kesim diğeri öbürleri.
"Laik ve ulusalcı kesim devlet için şu tehdittir."
Devlete karşı hafife alınmayan bir güç.
İcabına bakılıyor zaten.
Ancak bu da yetmez.
İmparatorluklarda halk tillahına kadar ayrıştırılmalı ki devlet o oranda izlediği politikalarla ilgilensin.
İnançlar farklı olmalıdır.
Diller farklı olmalıdır.
Her şey ama her şey farklı olmalıdır.
Ancak,bu farklılık devlet ve diğerleri tarafından görülmelidir.
Anlaşılmalıdır.
Herkes herkesten farklı olduğunun bilincinde olmalıdır.
Devlet için önemli olan da budur zaten.
Örneğin "müslümanları camide,hristiyanları kilisede yahudileri havrada görmek ister" devlet.
Örneğin devlet "Rum'un ayakkabısının rengininin kırmızı Türk'ün çizmesinin sarı olmasını" buyurur.
Bizans İmparatorluğu'nda kadınların başlarının nasıl örtülmesi gerektiği tartışılmıştır.
Çünkü Katolik Hristiyan kadınların baş örtülerinin altındaki saçlarını sıkıca sarıp sarmadığı bezler rahatsız etmiştir Bizans İmparatorluğu'ndaki hanım ları.
Gerçi bugün müslüman kadınlar yapıyorlar bunu.
Yaparlar.
Yaptırırlar.
Onlara çarşaf ta giydirirler.
Oysa o siyah çarşaflar Hristiyan din adamlarının giyim tarzıdır.
Siyahtır,başı örter,boldur.
İslam Hristiyanlığa karşı oluştururlurken Hristiyan din adamlarının (Bizans-Ortodoks) giyim tarzı müslüman olan kadınlara giydirilerek akılları sıra Hristiyan din adamları ile eğlenmişlerdir.
İslam'ın sonra'dan Medine devri diye anlatılan İran-Irak coğrafyasında hala kadınlara çarşaf giydirirler.
Türkiye'nin konumuzla ne alaksı var?
Çok!