Orijinalini görmek için tıklayınız : Hz. Ömer'in adaleti masalı
Bazı efsaneler vardır. *Gerçekler bu efsanelerde tersine çevrilmiştir. *Tersine çevrilebilmesi için özel bir çaba harcanmıştır. Aslında kanlı bir katilken, bir barış elçisi gibi, ahlaksızken ahlak abidesi gibi gösterilmeye çalışılmış ve hatta kimi zaman da başarılı olunmuş bir çok isim var tarihte. Biz de halife Ömere bir bakalım bu çerçevede. Nasıl müslüman olmuş, nasıl halife olmuş, nasıl ülke yönetmiş.
Ancak önce Ömer masalına ait bir iki şey söylemek lazım. Ömer'in adaleti denir. Hakkında o kadar çok öykü anlatılmış, kitap yazılmış, film yapılmıştır ki, adalet denince akla Ömer gelir. Her ne kadar allahın adaleti ile insanın adaletini nükte ile anlatan ve Ömer'e maledilmiş hoş bir öykü bunların arasında ise de, Ömer masallarının hemen hepsi uydurmadır. İnternette Ömer'le ilgili bir öykü var. Tarattırdım, bu öykü 234 ayrı sitede yayınlanmış. Goggle bu kadarını buldu, daha kimbilir kaç yerde vardır. Yazının tümüyle uydurma olduğu her halinden belli. İslam devletini kılıçla gerçek gücüne kavuşturan ve büyük bir servete sahip olan Ömer yok bir tek gömleğe sahipmiş, yok adamın biri koca halifeye bir elma hediye göndermiş de, Ömer koklayıp geri yollamış, yok iki kandili varmış da, devlet işlerini yaptığı kandille özel işlerini yaptığını karıştırmazmış. Bir tanesi bile inanılabilecek şeyler değil. Çünkü dönemi inceleyince bunların saçmalıklardan başka birşey olamayacağını göreceğiz.
Yazımızın bir cehalet örneği olduğu zaten sonunda Ömerin 2.5 yıl halifelik yaptığını söylemesiyle ortaya çıkıyor. Ömer bir köle tarafından namaz kılarken bıçaklanıp öldürüldüğü güne kadar 10 yıldan fazla halifelik yapmıştır. Ayrıca yazıya göre henüz 40 yaşında iken büyükdedesi onu çekemeyenler tarafından zehirlenmiş. Ömer 40 yaşında iken yıl 621'dir, Muhammed daha yaşıyordu. Yani Ömer daha halife değildi. Üstelik bir adam büyükdedesini öldüren birini nasıl serbest bırakıp da, bir de öldürülmekten kurtulmak için kaçmasını söyler. Komedi burda da bitmiyor. Sayın yazar adeta herkesle dalga geçiyor. Ömer'in adını Ömer bin Abdülaziz diye yazıyor, halbuki adı Ömer bin Hattab'dır.
Adamın biri cehaletten midir, yoksa milletle dalga geçmek için midir nedir, böyle uyduruktan bir yazı yazıyor, başına da saçma sapan kandil, elma, gömlek hikayeleri koyuyor. Halkımız bunu alıp *234 ayrı siteye yapıştırıyor
İşte bazıları
http://www.hikayearsivi.net/Dinbuyukleri/ulakbutun.asp?id=73
http://sonsuznur.gelecekonline.com/Yazilar.asp?goster=dos&id=8
http://www.islamisite.com/modules.php?name=News&file=print&sid=829
http://www.gulum.net/hikaye/bolumler.php?op=goster&id=99
http://www.bilgedede.com/home/detail.asp?iData=130&iCat=308&iChannel=2&nChannel=Metin%20Arsivi
http://www.menzil.net/modules.php?name=News&file=article&sid=418
http://www.avanoslular.com/modules.php?name=Hikaye&op=showcontent&id=1
http://www.yenimesaj.com.tr/index.php?sayfa=aile&tarih=2005-06-28
http://www.sevginehri.net/hikayeoku.asp?konu=dini&hikaye=12
http://www.pranga.net/hikayeoku.php?hikayeid=8
Ömeri anlatmaya zaman kalmadı. Ona da yarın devam edeceğim artık.
deli_cevat
05-05-2006, 07:07
ilginç daha önce hiç duymamıştım ilgi ile takip ediyorum abi ama kaynak hz. Ömerin hayatını anlatırken kaynak belirtirsen daha bi makbule geçer
sevgiler saygılar
Aslında ben size Ömer'le ilgili bazı tartışmaları anlatmak için oturmuştum. Ancak bahsettiğim yazıyı görünce benim yazımın da havası değişti. Devam etmeden önce ortaya çıkan (ve benim de düştüğüm) bir yanılgıyı hemen düzeltelim.
http://www.ottomanstore.com/switch.php?file=ProductInfo&cat_id=124&product_id=3411
Yukardaki film gibi birçok öyküde despotluk sembolü "kılıç" ile adalet nasılsa birleştirilmiş. Ancak aslında olan iki ayrı kişinin birleştirilmesi. İkinci halife Ömer'in (Ömer bin Hattab) torunu olan yedinci Emevi halifesi(değişik yerlerde 5., 7. ve 8. halife olduğunu okudum, ben 7. yazdım ama gerçekte ben de anlamadım *:D ) Ömer (Ömer bin Abdulaziz) birleştirilmiş. bu ikincisine II. Ömer de deniliyor.
Asıl tartışacağım kişi olan Hz.Ömer'e (birinciye Hz.Ömer ikinciye sadece Ömer diyeceğim) geçmeden önce bu ikincisi hakkında biraz bilgi vereyim.
http://www.davetci.com/d_biyografi/biyografi_obabdulaziz.htm
Babası eyalet valisidir. Çok zengindir. Ömer de zenginlik içinde konaklarda halayıklarla büyüyen bir çocuk. Emevi ailesinin uyguladığı vahşet, acımasızlık dillere destan olmuştur. İslamın kılıçla gelişmesini sağlayan ailedir. *Emevilere tepki büyüyüp isyan çıkar ve Abbasilerle birlikte daha esnek bir yönetim gelir. İşte bu Emevi ailesinin çocuğu olan Ömer hakkında adaletli olduğuna dair birtakım hikayeler var. Bunlar da bana oldukça şüpheli geliyor, ancak sömürü, vahşet, zulüm dönemi içinde biraz vicdani duygulara sahip olan biri için böyle şeyler söyleniyor olması da mümkün. Hakkındaki hikayelerden çıkardığım kadarıyla biraz "sufi" özellikleri olan birisi. Peygamberin su içtiği kapları biriktirip, onun namaz kıldığı yerleri gezip namazlar kılıyor. Ancak İslam'ın en büyük talan, vurgun, sefahat döneminde kısa süre ve aslında pek de önemli olmayan bir halifelik yapan bu Ömer'in sürekli aynı gömlekle dolaşıp, hakkında kandil, elma hikayeleri *anlatılmasının açıklamalarını sosyal psikologların yapması beklenir.
Şimdi asıl kahramanımız olacak büyük Ömer'e Hz.Ömer'e geçiyorum.
Ömer'in İslamiyeti kabul etmesiyle başalayalım. Ama önce şu bilgiyi vermek gerek. İslamiyetten önceki dönemde Haşimi ve Emevi ailesi arasında kıyasıya bir rekabet vardı. Bu rekabet İslamiyet döneminde de devam eder ve hatta birçok ayrılıkların nedeni olur. Sünni-Şii ayrımına gidecek kadar güçlü bir aile anlaşmazlığının tarihte bir benzeri var mıdır, bilemiyorum..
Aslında bu iki aile akraba. Haşim ve Abduşşems adlı ikiz kardeşler. Haşim Hz. Ali'nin, Abdüşşems ise Muaviye'nin dedesi imiş. Cemal Şener şöyle diyor: "Ebu Talip ölünce, Hz.Muhammed Haşimilerin reisi olur. Emevilerin reisi ise, Hz.Muhammed’i öldürmek için Ömer’i gönderen Ebu Süfyan’dır. " Hz. Hamza'nın kalbini çıkartıp yiyen kişi de Emevi ailesinin reisi Ebu Süfyan'ın, kendinden sonra reisliğini üstlenen eşi Hinde. (Hinde Araplarda kadınların yönetici konumlara kadar çıkabildiğini gösteren bir örnek aynı zamanda) *Bu bilgiler ilginçtir. Şu açıdan ilginç. Çok eski dönemlerden gelen kralların önce tanrılaştırılması, sonra tanrının elçisi haline getirilmesinin (Yahudilikte de aynı geleneğpin sürdüğüne dikkatinizi çekerim) yeni dönem versiyonları gibi durmaktadır. Ancak biz şimdi Ömer'e bakmaya devam edelim.
Ömer Ebu Süfyan tarafından Muhammed'i öldürmek için gönderilir. Bütün kaynakların kabul ettiği gibi son derece sert bir mizaca sahiptir. Kılıcını kuşanıp Muhammed'i öldürmeye gider, yolda kardeşi ve eniştesinin de müslüman olduğunu öğrenip önce onları öldürmeye karar verir. Öyküyü aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz. Tarihe geçen ilk eylemi ile Ömer'in nasıl bir kişilik olduğunu öğrenmeye başlıyoruz böylece
http://www.sevde.de/Sahabeler/HzOMER_B_HATTAB.htm
http://www.diyanet.gov.tr/turkish/weboku.asp?id=20&yid=1&sayfa=15
Cemal Şener'in Alevilik Olayı adlı kitabından aynen aktarıyorum:
Hz. Muhammed’in kendinden sonra Ali’yi yerine vasi ve halife olarak seçmek istemesi konusunda bu hadislerin dışında bir de hasta iken yazdırmak istediği ama yazdıramadığı bir “yazılamayan vasiyetname” meselesine şöyle değinilir:
Hz. Muhammed hastalığı esnasında, “Bana yazmak için bir şeyler getirin. Size bir şey yazdırayım ki, benden sonra asla yol yitirmeyesiniz” der.
Bunun üzerine sahabe böyle bir vasiyetnamenin yazılıp yazılamayacağı üzerine tartışmaya başlar. Hatta sahabeden Hz. Muhammed’in hastalıktan dolayı böyle konuştuğunu söyleyenler de çıkar. Yapılan tartışmalardan rahatsız olan Peygamber vasiyetnameyi yazdıramadan öfke içinde hayata gözlerini yumar. (Sahihu Buhari; Cihad bölümü Cezaiz ve Vefat hadisleri Mısır 1327 H.C. 11, s. 122 vb.)
Başka bir kaynakta ise şu ifadeye yer verilir:
Peygamber, “Bana yedi tulum su getirin yüzüme serpin, bir de kalem getirin. Size bir şey yazdırayım ki benden sonra asla yol yitirmeyesiniz” diye buyurunca Hz. Muhammed’in eşleri ağlamaya başlar. Ömer de kadınlara bağırıp çağırır. Bunun üstüne Hz. muhammed, “Bu kadınlar, sizden iyidir” diye Ömer’e çıkışır. (Tabakat ve Makrizi aktarma Gölpınarlı, a.g.e., s. 49)
Böylece vasiyetname yazılamadan Hz. Muhammed vefat eder.
Olay bir başka kaynakta ise şöyle veriliyor: “Hz. Muhammed kalem ister. Fakat verilmez. Tartışmalar başlar. Hz. Muhammed için sayıklıyor diyenler çıkar. Hatta Ömer, Kur’an var, o bize yeter” der. (Buhari’den aktarma Gölpınarlı, a.g.e., s. 51)
Anlaşılabileceği gibi, vasiyetnamenin yazılması durumunda da Hz. Muhammed’in kendinde olmadan yazdırdığı vb. tarzında itirazlar ortaya çıkacaktı. Hatta Buhari’nin eserinde yer verdiği gibi, Ömer’in Hz. Muhammed’in bütün duygularını hastalığın kaladığını, bu yüzden vasiyetinin geçerli olmayacağını, Kur’an’ın yeterli olduğunu söylediği anlatılır.
Yukardaki hadislerde görüldüğü gibi Ömer sadece sert bir mizaca sahip biri değil, aynı zamanda direk peygamber tarafından kötü olarak ilan edilmiş. Nitekim daha peygamberin cenaze işleri sürerken kılıç elde milleti Ebubekir'e biat ettirmeye çalışmasından da bu anlaşılmakta. Ömer Haşimi/Emevi çatışmasının kesinlikle bir başrol oyuncusudur. İslamın hızlı yayılma dönemi Ömer döneminde olmuştur. Çok sayıda sefer düzenlemiş, İran'la, Bizans'la savaşmış, birçok bölgeyi işgal etmiştir. İslam'ın yükselişinin en önemli ismidir bence. Politik etkisi, devlet düzenini kurması, fetihleri ile İslam tarihinin aslında en önemli kahramanıdır.
Ömer'in Ebubekir'in halife seçilmesindeki belirleyici rolüne geçeceğiz. Ancak peygamberin ölümünde vasiyetine izin vermeyen, seçim (biat) yöntemini isteyen Ömer Ebubekir'in vasiyetiyle halife olmuştur. Bu konuyu Cemal Şener de anlatmış, ama ben size direk islamcı bir kaynak vereyim
http://www.enfal.de/orta05.htm
Ve Cemal Şener'den:
İslam dünyasında buna benzer bir olay daha yaşanacak ve Hz. Muhammed’e hastalığı sırasında yazdırılmayan vasiyetnameyi 1. halife Ebubekir yazdıracaktır. *Hz. Ebubekir hastalığı sırasında Affan oğlu Hz. Osman’ı yanına çağırır, “Yaz”, dedikten sonra şöyle devam eder: “Rahman ve Rahim Allah adıyla, Bu, Ebukuhafe oğlu Ebu-Bekir’in *Müslümanlara vasiyetidir:Emma bad...” Ancak Ebubekir sözlerine devam edemez, kendinden geçer ve bayılır.
Bundan sonra Hz. Osman, halif baygınken, onun adına, “Ben size, yerime geçmek ve halife olmak üzere Hattab oğlu Ömer’i bıraktım. Hayrınız için ne gerekse yaptım” sözlerini yazar, Ebubekir kendine gelince, Osman’a “Ne yazdıysan oku” der. Osman okuyunca da “Allahu Ekber, ne yazdıysan kabul ettim” der ve dua eder.
Böylece Hz. Ömer, Hz. Ebubekir’in ölümünden sonra halife olur. *Aynı Ömer Hz. Muhammed’in vasiyetname yazdırmasına şiddetle karşı çıkmış *ve onu engellemişti.
Cemal Şener'in Alevilik Olayı adlı kitabından uzun bir alıntı daha yapacağım şimdi. Bu da peygamberin ölümünden sonra Ömerin halifelik kavgasındaki tutumuna dair bir örnektir.
Hz. Ali, Abbas ve diğer *Ehlibeyt Hz. Muhammed’in cenaze işleri ile meşgulken, öbür taraf biat işini organize ediyordu. Bu durumu hisseden Abbas, Hz. Ali’ye, “elini uzat da biat edeyim. Peygamber’in amcası Peygamber’in amcası oğluna biat ettidensin, bu takdirde soyunun hepsi de sana biat eder. Biat tamamlanınca da artık bozulmasına imkan yoktur” der. Sahabeden bir topluluk da Ali’ye biat etmek ister. Ama cenazeyi bırakıp kendisine biat almakla uğraşmaya Ali’nin ne gönlü ne de inancı elverir. “Ben Resulullah’ın cenazesi ile meşgulüm” der ve teklifini kabul etmez.
Büyük İslam bilgini Tabari, İbn Esir’den naklederek, *Ömer’in Ebubekir’e biatından sonra da Ansar’ın hep birden “Biz Ali’den başkasına biat etmeyiz” dediğini ve bunda ısrarlı olduklarını yazar.
Ali, Abbas ve diğer Ehlibeyt Peygamber’in cenazesini yıkamakla meşgulken, *mescitten tekbir sesleri duyarlar. Ali “Nedir?” diye sorunca, Abbas, “Ben sana demiştim” der ve “biat” konusunu hatırlatır. *Bu arada, *Ömer, önüne geleni kılıçla tehdit *ederek Ebubekir’e *biat ettirmektedir.
Ebubekir ve Ömer hilafet ve biat işi ile o kadar meşguldürler ki, *Hz. Muhammed’in cenazesinin defnedilmesinde bile bulunmamışlardır.
Selman-i Faris başta olmak üzere Ansar’dan önemli bir kitle Ebubekir’e biata karşı çıkar.
Ömer elinde kılıç üç gün boyunca önüne geleni Ebubekir’e biat için zorlaması yetmezmiş gibi, üçüncü günün sonunda mescide gidip Peygamber’i mezarından çıkararak *namazını tekrar kılmak ister.
Bunun üzerine Hz. Ali eline iki başı demir bir asa alarak onlara karşı koyar. Bu işe teşebbüs edenleri öldüreceğini söyler. *Bir gün Talha ve Zübeyr’in de olduğu bir toplantıda Ömer, Ali’ye *dönerek, “Görüyorsun ya, herkes biat ediyor, *siz de biat edin” deyince, Zübeyr kılıçla Ömer’in *üstüne yürür *ve çok ağır sözler söyler. Hz. Ali bir olay çıkmasını engelledikten sonra Ebubekir *ve Ömer’e dönüp şöyle der:“Ey Ashab, *sizler Peygamber’e *muhalefet *ederek, Allah katında asi oldunuz. Halbuki asıl hak sahibi benim. Hz. Muhammed’e ve bu makama cümlenizden yakını benim. Hilafet benim hakkım iken bu hakkı *benden zorla aldınız. Allah’tan korkup Peygamber’den utanarak bu hakkı bana geri veriniz.”
Bu konuşma üstüne Hz. Ömer ayağa kalkar ve “Ya Ali, cümlemizi öldürsen de sana biat etmeyiz. Seni de Ebubekir’e biat etmeye mecbur edeceğiz” diye konuşur.
Hz. Ali, Ömer’in bu konuşmasına çok kızar ve “Ey Ömer, Tanrı adına yemin ederim ki senden ve hiç kimseden korkum yok, Allah’ın emri ve *Peygamber’in vasiyeti olmasaydı * şu anda seni öldürürdüm” der.
Ömer işin bu aşamaya gelmesinden rahatsız olur. Halkın *Hz. Ali’ye biat etmesinden korkarak kalabalığı dağıtır. İki gün sonra ashabdan 12 kişi Ebubekir’i öldürmeye karar verip yemin ederlerse de, kan dökülmesine karşı olan Hz. Ali onları kararlarından döndürür.
Ömer, Ebu Ubeyde ve Halit Bin Velid 6.000 civarında asker toplayıp Hz. Ali ve arkadaşlarını zorla biat ettirmek için mescide gider. Ömer, Ali ve arkadaşlarına, “Yemin ederim, bugün sizden biri ağzını açarsa, muhalefet ederse kılıçla başını keserim” der. Selman-i Faris ayağa kalkar, Hz. Muhammed’in * *kullandığı “Cehennem Köpekleri” sözlerini hatırlattıktan sonra, “Anladım ki bu Cehennem köpekleri sizlersiniz” der. Bunun üzerine Ömer elindeki kılıçla Selman-i Faris’in üstüne yürür. Hz. Ali, Ömer’in yakasından tutup çeker. Ömer’in elindeki kılıç bir yana, sarık bir yana düşer ve orada bulunanların önünde mahçup olur.
Ali, bu duruma daha fazla tahammül edemez, arkadaşları ile çekip gider. Ömer, üç ay mahalle mahalle dolaşıp halkı zorla Ebubekir’e biat ettirir.
İşte, İslam tarihinde sürüp gelen ve günümüzde de yaşayan *Alevi-Sünni olayının temelleri hilafet meselesindeki bu çekişmeye dayanmaktadır. Bu durum tarihsel süreç içinde birçok olayla beslenerek devam etmiştir. Bu durumu devam ettirmek bazı menfaat guruplarının işine yaradığı için sürekli *teşvik edilmiştir. *Ve ne yazık ki günümüzde bile devam etmektedir.
Bu olayı, Cumhuriyet yönetiminin önderi M. Kemal Atatürk Meclis’te hilafet tartışmaları sırasında kürsüde şöyle değerlendirmiştir:
“Ömer’in tesiriyle Ebubekir’e biat olundu. Görülüyor ki *halifenin intihabın da temeyulatı umumiyenin *tabii temerküzünden ziyade şahsi tesir tesbit edilmiştir”
Atatürk burada halife seçiminde cemaatin gönül rızasından çok Ömer’in tesirinin söz konusu olduğunu belirtiyor. Devamla da, “en nihayet hilesinde muvaffak olan, saf ve nezih olanını mağlup edip ve evlat, ayalalını mahvu perişan eyledi. Ve bu suretle hilafet ünvanını altındaki imareti İslamiyeyi yine hilafet ünvanın altında saltanatı İslamiyeye tahrif etti” diyor.
Burada da açıkça; hilesinde başarılı olan kesim *saf ve temiz olan kesimi perişan ettiğini, İslam yönetimini de hilafet makamı adı altında saltanat yönetimine dönüştürdüğünü söylüyor.
Atatürk Emevi yönetimi için ise:
“Saltanatı Emeviye, büyük istilalar yapmakla beraber baştan nihayete kadar hunin (kanlı, katil) ve elim vakayı ile ancak 90 seneyi doldurabilmiştir” diyor.
M. Kemal burada da, Emevi saltanatının başından sonuna kadar kanlı ve acılı bir olay olmasına rağmen ancak 90 yıl hüküm sürmüş olduğunu söylüyor.
Şimdilik yazacaklarım bu kadar. İslam İmparatorluğunu kurmuş, şiddet tedbirleri ile ün yapmış, Peygamberin kızı Hz. Fatma'nın evini basıp evini yakmakla tehdit etmiş, sert yaratılışlı, gaddar ve haklı/haksız ayrımı bilmeyen, kendi kabilesinin çıkarını düşünen bir tarihsel karakterdir Ömer. Şimdi bu Ömer midir, adalet timsali olan büyük kişi. Büyüklere masallar II diyebiliriz. Birincisi için, yani türklerin İslamiyeti kendi istekleriyle güzellikle kabul etmiş olmalarıyla ilgili olarak ise bakınız
http://www.blogcu.com/sargon/Buyuklere_Masallar
Ağlamak isteyenler için acılı türk ve brezilya filmlerinden başka üretilmiş ürünlerimizden birisi de Ömer gibi bir zalim için dizilmiş kıssalar. Buyrun bir tanesini ekşi sözlükten aktarıyorum:
hazreti ömer seher vaktinde mescid-i şerifte namaz kılmaya giderken, yahudi ebû lü’lü, tarafından karanlıkta bıçakla, karnından yaralanınca emîr-ül mü’minîn yardım istedi. adamları geldiler. emîr-ül mü’minîni bu hâl içinde görüp, ağlaştılar.
hazreti ömer’i o mahalden alıp, evine getirdiler. cerrâh görüp, yarayı dikti. iyileşinceye kadar hareket etmesin, üç-dört gün yatsın, iyi olur, dedi. sahâbe-i güzîn gelip çevresinde oturdular. hilâfet emrini ve sâir dîni emirleri onlara vasiyet ederken, namaz vakti gelip, müezzin ezân okudu. sonra yüzünü cerrâha dönüp dedi ki: şimdi abdest alıp, namaz kılsam ne olur? cerrâh dedi ki: eğer yerinden hareket edersen, bu diktiğim yerden sökülür, vefât edersin. emîr-ül mü’minîn dedi ki: namazı terk etmekten ise, karnım yarılsın ve öleyim dahâ iyi, elbette namaz kılsam gerektir. sahâbeden birini hazreti âişe’nin huzuruna gönderdi ki: destûr verir mi ki, biz de resûlullah efendimizin ravda-i mutahheralarına girelim ve o servere ilticâ edelim...
hazreti âişe bu haberi işitince ağladı. âh, kıymetli ömer, babamın yâdigârı da gidiyor. işte o yeri ben kendim için saklardım. ammâ onlara hibe ettim. hazreti ömer’e söyleyin ki, resûlullah ve babamın yanına varınca, benim selâmımı onlara söylesin. ve desin ki; bu ayrılığım ne zamana kadar olacak.
hazreti ömer bu haberi işitince, oğlu abdullah hazretlerine dedi ki: benim cenâze namazımı kıldıktan sonra, âişe-i sıddîka’nın huzuruna varıp, tekrar izin isteyesin. sağlığımda benden utanıp, izin vermiş olabilir ve pişmân olmuş olabilir. onun rızâsı ile defnolayım.
namaz vakti sonuna gelmişti. müezzin ikâmet okudu. emîr-ül mü’minîn, ayağa kalkıp, abdest almak ve namaz kılmak istedi. o ânda dikilen yerler sökülüp, emîr-ül mü’minîn yere düştü. dostlarına; elvedâ elvedâ, hakkınızı helal ediniz, tekrar görüşmemiz kıyâmete kaldı, dedi.
sahâbeler arasında ağlama-inleme başladı. hemen o sâat hazreti ömer şehâdet kelimesini getirip, cânını allahü teâlâ ya teslîm etti. ondan sonra yıkadılar. namazını kıldılar. oğlu abdullah, âişe-i sıddîka hazretlerine gitti, izin istedi. hazreti âişe ağladı. dedi ki: ey ömer, adâleti hayâtında da, ölünce de elinden bırakmadın. o yeri sana fedâ ettim. ondan sonra mübârek cenâzesini, ravda-i mutahhera kapısına getirdiler. birisi ileri varıp: esselâmü aleyke yâ resûlallah! ömer’i getirdik. eğer destûr var ise, ravda içine defnederiz, dedi. cümle sahâbe-i güzîn, resûlullah efendimizin, “dostumu benim yanıma getirin”, diye sesini işittiler.
Bu arada arkadaşın biri ekşi sözlüğe Kuran'ın gerçek yazarı olduğu düşünülen kişi diye yazmış. Cesaretine hayranım. Aklıma da yatmıyor değil yani.
http://sourtimes.org/show.asp?t=hz+omer
Ayrıca Ömer'le ilgili Cemal Şener'İn kitabını da internetten okuyabilrisiniz.
http://www.karacaahmet.com/arastirma.asp?id=1
İlginç birşey daha. II. Ömer için anlatılmış olan şu kendisini zehirleyeni serbest bırakma hikayesi Cemal Şener tarafından Ali için anlatılmış. Ancak zehirleme değil bıçaklama şeklinde. Şöyle
Hz. Ali’nin halifelik sorununu *Hakem Olayı ile çözmeye çalışmasına bir kısım Müslüman şiddetle karşı çıktı. İslam tarihindeki adlarıyla Hariciler *kendi aralarında, Hakem Olayına sebep olan üç kişiyi (Hz. Ali, Muaviye, As oğlu Amr) aynı anda üç ayrı kişi aracılığıyla öldürmeye karar verdiler. Bunlar İslamiyet içindeki ikiliğin ancak bu şekilde sona ereceğine inanıyorlardı.
Hz. Ali’yi öldürme görevini, üzerine alan *Abdurrahman b. Mülcem’il Muradi, Kûfe’ye giderek Kuttame adlı bir kadının evinde saklandı. Bir yandan kılıcını zehirleyip bilerken, bir yandan da Verdan ve Çahap *adlı iki yardımcı edindi.
Mülcem, Hz. Ali’ye Hicret’in kırkıncı yılı, Mah-ı Mübarek-i Ramazan’ının 19. günü zehirli kılıcı ile saldırdı. Çok ağır bir biçimde yaralanan Hz. Ali iki gün sonra 63 yaşında Ramazan ayının 21. günü vefat etti.
Saldırıdan sonra firar eden Mülcem, Hz. Ali’nin ölümünden önce yakalanıp *huzura getirildi. Mülcem, Hz. Ali’nin iyi tanıdığı ve yardım ettiği biriydi.
Hz. Ali buna rağmen Mülcem’e işkence *yapılmamasını, kendisi ölürse onun da ölümle cezalandırılmasını istedi. Ayrıca, öldüreni öldürerek *öldürtenlerin kendilerini gizlemesinin önüne geçilmemesi gerektiğini de bildirdi.
Ömer Hattabın, Muhammedin defnedilmesi törenine katılmaması İslamcılar açısından kolay yutulur bir lokma olmamalı. Bu kısmın referansını da yazarsan memnun olurum.
Alıntı yaptığım yer Cemal Şener'in kitabı. Şu sayfada.
http://www.karacaahmet.com/arastirma.asp?id=2
Ancak ben İslamcı sitelerde de Muhammed'in cenazesi gömülürken Ebubekir'in halife seçildiğini, bunun için cenaze sırasında bir evde Ömer'n de bulunduğu bir toplantının yapıldığını okudum.
Olay son derece açık. İki Arap kabilesi Haşimiler ve Emeviler arasında bitmeyen bir kavga var. Muhammed döneminde bir birlik havası görünüyor ama alttan alta her iki taraf da rekabetini sürdürüyor. Muhammed'in ölümünden sonra Ebuberkir-Ömer-Osman ittifakı egemenliği ele geçiriyor. Osman'ın ölümünden sonra Ali geçiyor ama, Emeviler ortalığı cehenneme çeviriyorlar. Sonuçta hırslı, talancı, zenginleşmiş Emevi ailesi iktidarı tamamen alıyor.
Muhammed'in ehlibeyt yani ev halkım dediği Ali-Fatma-Hasa-Hüseyin'in de üstüne bir çizgi çekiliyor. Her şey yeni baştan organize ediliyor. Kuran da anlaşılmaz, saçma sapan bir kitap haline getiriliyor. Bu kısmı da "Hz. Ali için inen ayetler" kısmında yazacağım.
Geçen yıl anadoluda gittiğimiz bir aile ziyaretinde evde 80 yaşlarında gösteren bir dede de vardı bizim gibi ziyaretçi. Ev sahibinin nesi olduğunu hatırlamıyorum. Ama dede Ömerin adaleti deyip duruyordu. Bu dedenin gençliğinde nişanlısı onunla evlenmemek için alevi bir gence kaçmış. Bu adam ne yapıp edip onların saklandığı evi bulmuş. Gece içeri girip adamın gırtlağını bıçakla kesmiş. Dede bize anlatırken parmaklarıyla ne kalınlıkta kanın, nasıl aktığını anlattı heyecanlı heyecanlı. e Ömerin adaletini örnek aldım gibi şeyler söylüyordu. Şive farkından dolayı herşeyi net de anlamadım. Jandarmanın onu yakalayıp nasıl dövdüğünü de anlattı uzun uzun. Birkaç yıl yatmış çıkmış.
Ömer'in adaleti deyince bazı anadolu insanımızın ne anladığını gösteren canlı bir hatıramı aktarayım dedim.
Ömer bahsinin en önemli bahsi hiç kuşkusuz Ömer'in halifeliği sırasında yaptıkları olmalı. Bu konuda da elimizde oldukça kapsamlı hazırlanmış bir çalışma var. Yazının tümünü okumak isteyenler için aşağıda linki var. Zamanı olmayanlar için birkaç bölümünü buraya aktaracağım.
Enfal 41’deki ganimetin dağılımında değişiklik yaparak; Peygamber yakınlarına, öksüzlere, yolda kalanlara ayrılan payı kaldırmıştır. Öteden beri uygulana gelen ve kendi döneminde de bir süre uygulanan geçici bir nikah olan “Muta nikahı”nı yasaklamıştır.
..
Ezanda, “Hayyl ale’l-felâh”tan sonra söylenen “Hayyı alâ hayr’il-amel” (Haydin en hayırlı işe) sözünü, “halk ibadete koyulur da savaşı boşlar” düşüncesiyle okutmamıştır. Bir kerede ve bir sözle üç boşamayı, kadın başamaktan toplumu çekindirmek gerekçesiyle caiz görmüştür. Sünnetlerde cemaat olmadığı sıralarda, kolaylık olsun diye teravih namazının cemaatle kılınmasını zorunlu kılmıştır. Suyun olamaması durumunda teyemmümle namaz kılınmamasını emretmiştir. Miras ve iddet konularında içtihatlar koymuştur. Cenaze namazındaki beşinci tekbiri kaldırmıştır. Sabah ezanına, “namaz uykudan hayırlıdır” sözünü ekletmiştir.[3]
..
Ayrıca Halife Ömer döneminde 2’şer rekatlık beş öğün namaz kesinleşir. Bunu bir buyruğuyla topluma zorunlu kılar. İçki yasağı getirilir. Muharrem (Mart) ayı yılbaşı olur. Hapishaneler ve zindanlar yapılır. Devlet hazinesi görevini yapan Beytülmal kurulur. Cenaze tekbiri dörde indirilir. İslam’da ilk kez vakıflar kurulur. Düzenli ordu oluşturulur. Ülke eyaletlere bölünerek yönetimde sıkı denetim sistemi getirilir. Hz. Muhammed’in yıktırdığı Mescid-i Dirar yeniden cami olarak açılır.[7]
Emevilerin diğer eklemelerinden:
Peygamber döneminden beri cuma hutbeleri namazdan sonra okunmaktadır. Ama, Emeviler Ali ve Ehlibeyt’e sövgü ve karalamayı hutbe konusu yapınca bunu içlerine sindiremeyen birçok insan namazı kıldıktan sonra hutbe dinlemeden camiden ayrılmışlardır. Hutbeyi zorla dinletmek isteyen Emeviler bundan da kendi kafalarına göre değişiklik yapmış, hutbeyi namazdan önceye koymuşlardır. Böylece, namaz kılmak zorunda olan Müslüman hutbeyi de dinlemek zorunda bırakılmıştır.
Osman da Ömer'den aşağı kalmaz. Onun icraatlerinden bazıları şunlar:
Halife Osman yakınlarını kayırırken Muhammedi İslam’da sürekli ödün verir ve keyfi kullanır. Velid b. Ukbe’nin içki içtiği kesin olmasına karşın kendisine hadd[15] vurulmaz. Eliyle buluşana kendisinden inzal olmadıkça açık Kuran ayetine karşın gusul gerekmediği yolunda fetva verir. Akkaaf 15. ayeti haml (doğurma) süresiyle çocuğun sütten kesilmesinin 30 ay, Bakara 233. ayeti süt verme süresinin tümünün iki yıl olduğu bildirmelerine ve haml (doğurma) süresinin en azının 6 ay olduğunun anlaşılmasına karşın evlendikten 6 ay sonra çocuk duğuran bir kadını recmettirir.[16] Bayram namazını 4 rekat kıldırır. Seferde namazları kısaltmaz. Umreyi[17] yasaklar. Bayram hutbelerini namazdan önce okutur. Doğallıkla bunların tümü Muhammedi ve Kuran İslam’ında uygulamalarının dışındadır. Tümü bidat olmalıdır.[18]
Baki Öz:Peygamber Sonrası İslam’a Eklenenler ve İslami Alanda Yapılan Düzenlemeler
http://www.karacaahmetsultan.com/arastirma.asp?id=169
Ömer'den şeytanlar bile korkarlarmış. Ömer'le ilgili çok sayıda hadis var ve bunlarda her zaman ne kadar kıyıcı, zalim bir kişiliği olduğu görülüyor. Aynı zamanda kadınlarla ilgili de son derece yobaz bir tutumu vardır. Aşağıdaki metin islami bir siteden
Hz. Ömer din konusunda o kadar tavizsizdi ki, şeytanlar bile onunla karşılaşmaktan çekinirlerdi. Bir defasında Resulullah (s.a.s)'in yanına gitti. Resulullah (s.a.s)'dan bir şey istemek için orada bulunan kadınlar, Hz. Ömer'in sesini duyduklarında hemen kalkıp perdenin arkasına geçtiler. Hz. Ömer içeri girdiğinde Resulullah (s.a.s) gülüyordu. Hz. Ömer ona; "Allah yaşını güldürsün ya Resulullah" dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s); "Şu benim yanımda olanlara şaşarım. Senin sesini işitince perdeye koştular" dediğinde Hz. Ömer; "Ya Resulullah, onların çekinmesine sen daha layıksın" dedi. Sonra da kadınlara dönerek; "Ey nefislerinin düşmanları! Resulullah (s.a.s)'den çekinmiyorsunuz da benden mi çekiniyorsunuz?" diyerek onlara çıkıştı. Kadınlar; "Evet. Sen Resulüllah (s.a.s)'den sert ve haşinsin" dediler. Resulullah (s.a.s), Nefsim yed-i Kudretinde olan Allah'a yemin olsun ki, şeytan sana bir yolda rastlamış olsa, mutlaka yolunu değiştirirdi" (Müslim, Fedâilü's-Sahâbe, 22).
http://www.sevde.de/Sahabeler/Sahabeler.htm
İslamiyetin gerçek kurucusu bana göre Ömer'dir. Bu yüzden Ömer'i oldukça iyi tanımamız gerekiyor.
Ömer'den şeytanlar bile korkarlarmış. Ömer'le ilgili çok sayıda hadis var ve bunlarda her zaman ne kadar kıyıcı, zalim bir kişiliği olduğu görülüyor. Aynı zamanda kadınlarla ilgili de son derece yobaz bir tutumu vardır. Aşağıdaki metin islami bir siteden
Ömer korkusuna bir örnek hadis de ben vereyim:
Abdullah b.Büreyde'den:
Babam Büreyde şunu anlatırken dinledim:
Resulullah (s.a.s) gazalardan birisine çıktı.
Geri döndüğü zaman siyahî bir câriye gelerek,
"Ya Resulullah" dedi "Allah seni sağ salim geri getirirse, senin huzurunda tef çalıp şarkı söylemeyi nezrettim."
Resulullah (s.a.s) de ona,
"Nezrettiysen çal, yoksa çalma" buyurdu.
Câriye tef çalmaya başladı.
Bu arada Ebû Bekir geldi, câriye tef çalıyordu.
Ali geldi çalıyordu.
Sonra Osman geldi, yine çalmaya devam etti.
Ömer gelince câriye tefi yere attı ve üstüne oturdu.
Bunun üzerine Resulullah (s.a.s),
"Şeytan senden korkar, ey Ömer.
Ben otururken bu tef çalıyordu.
Ebû Bekir geldiğinde çalıyordu.
Sonra Ali geldi o yine çalıyordu.
Osman geldiğinde çalmaya devam etti.
Sen girince ey Ömer, tefi atıverdi" buyurdu.
yucemanitu
06-08-2010, 21:17
Ebubekir'in bir ara yumuşayıp Fatıma'ya Fedek Hurmalığını vermek istediği Ömer'in buna engel olduğu da söylenir. Ayrıca Hz. Ali'nin evini yakmaya kalkışması peygamber kızı Fatıma'yı dövmesi de diğer vukuatları.
Hz.Muhammed ölüm döşeginde derki;
'Bana Levha ile mürekkeplik getirin ki benden sonra sapmamanız için size birşey yazayım.'kendisinden sonra kimin halife olacagını açıklamak ister.
Bir ses duyulur 'bu adam savsaklıyor(bu adam ne dedigini bilmiyor)Bazı kaynaklar bunu söyleyenin kim oldugunu yazmıyor,bazıları da ömer oldugunu söylüyor,zaten bu sözü ömerden başka kimse söylemeye cesaret edemez.
Yukardaki yazı 1990 lı yıllarda islami çevrelerde çok meşhur olan Şahın ajanları tarafından öldürülen iranlı sosyolog Ali Şeriatının Muhammed kimdir kitabından (4.baskı sayfa 356)alınmadır.
Ömer ile ilgili gerçekleri Arif Tekin'in "Bilinmeyen yönleriyle Hz.Muhammed'in ölümü" kitabında okudum. Birde sizden okuyayım dedim. İlgi ile okudum. Tebrikler. Ömer adlı bir arkadaşım vardı. Ailesi tarafından takılan bu ismi daha sonra kim olduğunu ve bu bilgilere sahip olduğunda hiç kullanmadı. Sorduğumuzda ise okkalı bir küfür savurdu. Yine tanınmış bir sanatçımızın ön adı Ömer olduğu halde kullanmıyor. Bu sanatçımız da kapsamlı bir bilgiye sahip. Sanırım Ömer'in kim olduğunu çok iyi biliyor.
Muhamed'in ölümünden sonra olanlara baktığımızda olan bitenin geçmişten bu yana olagelen bir çekişmenin mirasçılarının iktidar kavgasından ibaret olduğunu ve en yakınındakilerin dahi aslında Muhamed'in gerçekten Allah ile konuştuğuna inanmadıkları, onu iplemedikleri, öküz ölünce ortaklıkların bittiği, İslam'ın bir çeşit egemenlik kurma vesilesi olduğu kesinlikle anlaşılıyor.
Bu adamlar bize Kuran'ı nakleden, bugünlere getiren adamlar. Bize Muhamed'i anlatan da onlar. Bunu bilen Sünni yaklaşım bu olanları kabul ettiği halde onların menfaatleri için değil, doğru bildiklerinni yaptıkları, her birinin Kuran'dan kendi anladığını hayata geçirdiğini ve hiçbirinin keyfi olarak, iktidar için, şahsi menfaat için bu şekilde davranmadığını iddia eder. Onlara göre birbirlerini boğazlamaya kalkan bu tarafların her biri masumdur, güvenilirdir, bunları eleştirmek izinhar yasaktır ve bunlardan aktarılan rivayetler, aktaranlar güvenilir olduğu sürece doğru kabu edilir. Öteki türlüsü İslam'ın temelini dinamitlemek, kaynağına olan güveni yok etmek olacaktır.
İslam dediğimiz şeyin temeli ne kadar çürük değil mi? İslam'ı sonraki nesillere taşıyan, Kuran'ı toplayıp derleyen adamlar bunlar. Şiilerin tutumu yani bir tarafı lanetleyip diğerine taraf olmaları çok daha tutarlı.
Üstelik bu iş Ömer ile de bitmiyor. Onun arkasından Muhamed'in biricik eşi Ayşe, kankaları Zübeyr ve Talha bu kez amcasının oğlu Ali ile karşı karşıya geliyor. O da yetmiyor vahiy katibi Muaviye Ali'nin elinde hilafeti alıyor ve saltanata çeviriyor bu işi. Sonra bunun oğlu Muhamed'in soyunu yok etmeye kadar götürüyor işi.
Ama Muaviye dahil bunların hepsi masum, ayrılıkları fikirsel kaynaklı. Muhammed'in soyu ile Ebu Süfyan'ın -ki Muaviye onun oğludur- soyu arasında süregelen çatışma, mücadele bu konuyla ilgisşzdir; olay Kuran'ı yorumlama tarzındaki farktan kaynaklanmaktadır. Yerseniz tabi...
Sargon ile biz kankayız. Aslında birbirimiz seviyoruz, çünkü ikimiz de üstat bellediğimiz bir kişinin övgüsünü kazanmışız. Üçümüz kuz sarmasıyız. Bizim üstat bir gün ölüyor. Birden bile fikirsel ayrılığa düşüyoruz ve birbirimizi boğazlıyoruz. Tamam anlaşamıyoruz diyelim ama bu nasıl bir fikirsel ayrılıktır ki birbirimizi kesmeye kalkıyor hatta kesiyoruz? Eski dost düşman olur mu yav? Hem biz insanların en erdemlileriydik hani?
Yahu, durum bu iken İslam sahiden Allah'ın mesajı olsa idi onu bize aktaranlar bu adamlar olurlar mıydı? Bu insanlar peygemberlerden sonra insanların en üstünüdür, hepsi ayrı ayrı süperdir. Buna kim inanır? Kadir bile yemez bunu, ancak adı Müslüman olanlar inanır.
Saygılar efendim...
terekeme
28-07-2011, 22:52
Abubekir Seracettin(Martin Lings)Hz Muhammetin Hayatı adlı kitabında Ömerin rolünü açıkca belirtmektedir. Kitap Sargon'un yazdıkları ile örtüşmektedir.Adı geçen kitap Pakistan Devletince verilen Siyer ödülünü almıştır.
Kendisi ilk İslam röntgencisidir,peygamber hanımı Sevde"yi çiş yaparken röntgenlemiş ve örtünme ayetlerine vesile olmuştur. : Clap2:
barristor
30-07-2011, 21:16
Lutfen krolonojiyi karistirmayalim,ilk rontgenci Zeynebi yikanirken banyoda rontlayandir.
Lutfen krolonojiyi karistirmayalim,ilk rontgenci Zeynebi yikanirken banyoda rontlayandir.
Pardon ya,Ömer"in yaptığı sadece sünnete uymaktı evet.:p
ozgur_beyin
17-05-2012, 20:38
ömerle ilgili önce sünni sonra şiaya intisap etmiş bir profun yazdıkları.
bu adam el ezherden hocalık teklifi almış bir adam .
http://islamkutuphanesi.com/turkcekitap/online/ehlisunnetin_onculeri/GercekEhliSunnetSiadir.htm
Proculte
30-07-2012, 01:43
Atv'de Hz.Omer belgeseli var bolumler halinde acaba siz neler dusunuyorsunuz gercekten merak ettim.Hayatini ogrenme acisindan yararli olurmu yoksa gereksizmi?
Ahlaksız
22-08-2012, 19:01
Güzel konu,teşekkürler..
Selmanı Farisi'nin Ömer'e hitaben CEHENNEM KÖPEKLERİ demesi ilginç:)
Bir de cariyenin sadece Ömer'den korkup oturması:)
wehavethefossils
24-08-2012, 02:50
Hz. Ömer, ailesinden başka kimseye adalet dağıtmamıştır..evrensellik konusunda eksikleri fazlaca...
ozgur_beyin
14-10-2012, 23:32
güncelleme
Sami Dede
18-10-2012, 16:25
Sanıyorum ki, I.inci Ömer ve II.nci Ömer birbirine karıştırılmış hatta menkibeleri ve sözleride her ikisi için efsaneleştirilmiş. Konuya hakim bir arkadaşımız ÖMER'leri ayrı ayrı anlatırsa Aydınlammış oluruz. Adalet'in mi yoksa ZÜLM'ün mü Kılıcı anlarız...
Engse Hohol
23-11-2016, 17:10
✔ (http://odatv.com/hz.-omer-sosyalist-miydi-2311161200.html) KRT'de konuşan İmam Hatip mezunu Alper Taş, Hz Ömer sosyalist miydi sorusuna, Hz Ömer'in adalet anlayışının sosyalistlerde tecelli ettiğini söyledi.
"İmam Hatip'te hocalarımız Hz Ömer'in ne kadar adaletli olduğunu anlatırdı. İslam'da adalet duygusunu hep Hz Ömer ile anlatırlardı ama ben dışarıya çıktığımda alakası yoktu. Devrimcilerde, solcularda, sosyalistlerde ben Hz Ömer'de anlatılan adalet anlayışının tecelli ettiğini görürdüm ve doğal olarak sosyalistlerden etkilendim. Dayanışma ve eşitlik kültürü solda var, sosyalistlerde var. Bugünün işçi sınıfı başına gelen her belayı yaşadığı üretim ve sömürü ilişkilerinden kaynaklı görmeyip, Allah'ın takdiri ve kader olarak görüyor. Böyle bir işçi sınıfı yarattılar."