Sangre
31-08-2010, 05:34
HALKOYUNA SUNULACAK 5982 SAYILI KANUN HÜKÜMLERİ HAKKINDA DÜŞÜNCELER
Anayasa Değişiklik Paketinde, AYM'nin Düzenlenmesi
Prof. Dr. R. Cengiz Derdiman
Yeni değişiklikle Anayasa değişikliklerinde ve parti kapatmalarda aranan, Anayasa Mahkemesi üye tam sayısını beşte üçlük nisabı, üçte ikilik nisaba çıkarılmıştır: “Anayasa değişikliğinde iptale, siyasî partilerin kapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğu şarttır.” Bu Anayasa değişikliklerinde ikincil kurucu iktidarın yetkisini genilşletici makûl bir sınırlama olarak görülebilir. Milleti temsil eden bir organın kurucu iktidar vasfıyla yaptığı değişiklik, milletin seçimiyle iş başına gelmeyen bir yargı kuruluşunca makûl belli bir nisapla iptal edilebilecektir.
Diğer taraftan böyle bir değişiklikle, siyasî partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsur olma görevlerini daha endişesiz yerine getireceklerdir. Ancak, ülke milletin bölünmezliği gibi taviz verilmeyecek prensiplerin zarar görmesine açık, yakın ve görünür nitelikte tehlike teşkil eden her türlü eylem ve düşünce hürriyeti içinde değerlendirilemeyecek söz ve yazıların kapatma sebebi sayılması kadar doğal bir şey olamaz. Dolayısıyla bu denge de siyasal partilere, tasvip edilebilecek, makûl endişesiz görev yapma imkânı veren bir denge şeklinde düşünülebilir.
Yeni değişikliklerle Yüce Dîvânda yargılanacaklar sayıca artmış olmaktadır. Soruşturması ve yargılanması Yüce Dîvânda yapılması gerekenlere TBMM Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı eklenmiştir. Ayrıca tüm yargılananlar için, Yüce Dîvân kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilme öngörülmüştür. Genel Kurulun yeniden inceleme sonucunda verdiği kararların da kesin olduğu belirtilmiştir. Çağdaş ceza muhakemesi sisteminde sivil ve askerî mahkemelerde bir suçtan dolayı yargılanan sanıklar için mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurabilme imkânı varken, ceza mahkemesi gibi yargılama yapan Yüce Dîvân kararlarına karşı kanun yoluna başvurunun olmaması eşitlik ilkesine aykırı olup, burada, eşitliğe uygun bir düzenleme eğilimi dikkat çekmektedir.
Yeni düzenlemeler göre Anayasa Mahkemesinin Teşkilâtlandırılmasına ayrıca ve şöyle değinmek gereklidir:
Değişiklikten evvel üyeleri Cumhurbaşkanınca doğrudan atanan ya da YÖK ve Yüksek Mahkemelerin her bir üyelik için teklif ettiği 3 adaydan seçilerek oluşturulan 11 asıl ve 4 yedek üyeden oluşan Anayasa Mahkemesinin üye sayısı yeni değişiklikle artırıldığı (17 üyeden oluştuğu) gibi, yeni düzenlemede üyelerin geldiği kesim çeşitliliğinin arttığı gözlenmektedir. Yukarıda HSYK konusunda da söylendiği gibi, bu tür çeşitlilik, çoğulcu demokrasiyi teşvik edici ve kararların daha da kurumsallaşmasını sağlayıcı mahiyetindedir.
Yeni düzenlemeye göre Anayasa Mahkemesi için;
1-) TBMM; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Seçimde ilk turda nitelikli, 2. turda salt ve 3. turda basit çoğunluk aranmaktadır.[1] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn1)
2-) Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden;
3-) Cumhurbaşkanı en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, ''iktisat ve siyasal bilimler (çıkarıldı) dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden;
4-) Cumhurbaşkanı dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçecektir.
Bu noktada; Anayasa Mahkemesi üyelerinin şimdiki sistemde de 14’ünün Cumhurbaşkanınca bizzat ya da her bir üyelik için ilgili kurumca gösterilecek 3 aday arasından atanacağını gerekçe göstererek bu değişiklikte Cumhurbaşkanının gücünün daha artırıldığı eleştirisi yapılmaktadır. Özlenen, belki, ilgili kuruluşların kendilerinin Anayasa Mahkemesine doğrudan üye seçmesi olabilirdi. Böylece egemenliği kullanacak organlardan Cumhurbaşkanı da 4 üye atama yetkisi kullanmış olacaktı. Üstelik 2007 yılında Anayasada yapılan değişikliklerden sonra, Cumhurbaşkanının; halk tarafından seçilmesi, görev süresinin 5 yıla inmesi, seçilebilme sayısının gerekirse arka arkaya da olmak üzere 2’ye çıkması ve aday gösterilmesi yöntemi gibi yenilikler, tarafsızlıktan belli bir nispette uzaklaşmaya sebebiyet vermiştir.[2]
Tüm bu aleyhte düşüncelere rağmen, bu yeniliğin, yine de mevcut düzenlemeden anti demokratik olduğu kesinlikle söylenemez. Aksine çoğulcu demokrasi bakımından, yukarıda söylendiği gibi, Anayasa Mahkemesinin üye sayısının ve Anayasa Mahkemesine üye gönderecek kurum ve kuruluşların çeşitliliğinin artması, kararların kişiselleşmesini değil kurumsallaşmasını sağlayacaktır.[3] Böylece siyasallaşmadan daha çok hukukî nitelikte kalma ağır basmaya başlayacaktır. Bir de üye seçilmek için gerekli şartlarda ağırlaştırılmalar, etki altında kalmayı o oranda azaltacaktır. Bu anlamda yeni hükümlere göre; “Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dâhil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır. Ayrıca, yeni hükümlere göre “Bir kimse iki defa Anayasa Mahkemesi üyesi seçilemez. Anayasa Mahkemesi üyeleri altmışbeş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmaları ve özlük işleri kanunla düzenlenir.” En az bunlar kadar önemli bir başka gerçek de; zaten mevcut sisteme göre 11 asıl ve 4 yedek üyenin hepsini Cumhurbaşkanı seçmektedir. Bunlardan Yüksek Mahkemelere ilişkin kontenjanlardan seçilecek her bir üye, gösterilecek 3 aday arasından Cumhurbaşkanınca belirlenmektedir. Şimdi de bu yargı yerlerinden seçim usûlünde bir değişiklik olmadığı gibi, 3 üye de Cumhurbaşkanı dışında, usûl ve şartlarına uygun olmak kaydıyla TBMM tarafından seçilir duruma gelmiştir.
Anayasa Mahkemesinin çalışma yönteminde değişiklik getiren yeni hükümlere göre, “Anayasa Mahkemesi, iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışır.” Genel Kurul 12 üyeyle “Bölümler, başkanvekili başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır.” “Siyasî partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılır, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanır.” Bu hükümden de anlaşılacağı üzere, Anayasa Mahkemesine müracaat yollarına aşağıda biraz daha detaylı değineceğimiz bir yenisi daha, kişisel başvuru yolu eklenmiş, sadece bu davaların, bölümlerde görüşüleceği öngörülmüştür.
Bu arada kanaatimizce, bir çalışmamızda ileri sürdüğümüz gibi,[4] ileriki zamanlarda, Anayasa Mahkemesini yine iki daireden oluşturulması, bu dairelerin kendilerine gelen tüm davalara bakması, ama öngörülecek belli şartlar içinde bu kararlara karşı temyiz ve karar düzeltme gibi kanun yollarına başvurulabilmesi tartışmaya değer görünmektedir. Bunu ileri sürme sebebi, şimdiki düzenlemenin gayrı hukukî olduğunu anlatmak değildir. Bir kere şimdiki düzenleme, ileri bir adımdır. Bunu söylemekteki amacımız, Anayasa Mahkemesinin kararlarında hukuka uygunluğun daha fazla sağlanacağını belirtmektir. Zaten bu öneri, hiçbir Anayasa taslağında da dile getirilmemiş, TBMM’nde 5982 sayılı Kanunun görüşmeleri sırasında da ayrı bir önerge konusu yapılmamıştır.
Anayasa Mahkemesine kişisel başvuru yolunun tanınmasının bile tek başına ileri bir adım olduğu gerçeği hiçbir suretle bertaraf edilemez. Hatırlatmak gerekir ki, bu yolun Anayasamızda kapalı tutulup tutulmadığı 1960’lı ve 70’li yıllarda bile tartışılmış, Anayasanın bu yolu açık tuttuğu bile en yetkin bilim insanları tarafından “benimsenme” şeklinde dile getirilmiştir.[5] Dolayısıyla “Herkes, Avrupa insan Hakları sözleşmesi kapsamındaki anayasal hak ve özgürlüklerden birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla ve kanun yollarının tüketilmiş olması şartıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.” hükmü, yeni olsa da 1961 Anayasasından beri tasvip edilmiş olup, kamu makamlarının hesap verebilirliğini sağlayıcı yaptırım ve müracaat edecek yönetilenlerin de kendilerine güvenlerini artıran bir katkıdır. Avusturya, Almanya ve diğer bir çok ülkede var olan bu kurumun onaylanmaması mümkün değildir.[6]
[1] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref1) TBMM’de yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.
[2] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref2) Derdiman, İdare Hukuku, s. 144, 145; Ak: Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Gözden Geçirilmiş 10. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara, 2009, s. 320, 321.
[3] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref3) Derdiman, Anayasa Değişikliği, 28.08.2010; Ali Öztekin, Siyaset Bilimine Giriş, Gözden Geçirilmiş ve Yenilenmiş 5. Baskı, Siyasal Kitabevi, Ankara 2007, s. 64.
[4] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref4)R. Cengiz Derdiman, “Anayasa Yargısının Siyasallaşmasına Çözüm Olarak Türkiye Örneğinde Farklı bir Anayasa Mahkemesi Modeli”, EKEV Akademi Dergisi, yıl: 14, sayı 43, Bahar 2010, ss. 98-101.
[5] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref5)1961 Anayasası döneminde T. B. Balta, Anayasanın “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usûlleri kanunla düzenlenir” hükmünü dayanak göstererek Anayasanın bu kuruma cevaz verdiği kanaatini belirtmişse de, bu görüş, bu konuda Anayasada açık bir hüküm bulunmadığı gibi gerekçelerle desteklenmemiştir. bkz: Zafer Gören, Anayasa Hukuku, Seçkin Yayınları, Ankara.2006, s. 273.
[6] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref6)Burada belirlenmesi gereken bir önemli nokta, tüketilecek kanun yollarının olağan kanun yollarının tümü olduğu, buna karar düzeltmenin dâhil olduğu kanuna yazılmasıdır. Bu işin teknik yönüdür. Örneğin, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, 11.10.1994 tarihli, ceza yargılamasına ilişkin, “Ayşe Nur Zarakolu kararında”; karar düzeltme yolunun etkili bir iç hukuk yolu olmadığını; 02.02.2006 tarihli, hukuk yargılaması niteliğindeki “Latif Fuat Öztürk kararında” ise hukuk davalarında karar düzeltmenin etkili bir iç hukuk yolu olduğunu belirtmiştir. Bkz: Yücel Kocabaş, http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=16059, 05.07.2009; Nakleden: R. Cengiz Derdiman, Hukuk Başlangıcı, Alfa Aktüel Yayınları, Bursa, 2009, s. 162; Derdiman, dipnot 32
Anayasa Değişiklik Paketinde, AYM'nin Düzenlenmesi
Prof. Dr. R. Cengiz Derdiman
Yeni değişiklikle Anayasa değişikliklerinde ve parti kapatmalarda aranan, Anayasa Mahkemesi üye tam sayısını beşte üçlük nisabı, üçte ikilik nisaba çıkarılmıştır: “Anayasa değişikliğinde iptale, siyasî partilerin kapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğu şarttır.” Bu Anayasa değişikliklerinde ikincil kurucu iktidarın yetkisini genilşletici makûl bir sınırlama olarak görülebilir. Milleti temsil eden bir organın kurucu iktidar vasfıyla yaptığı değişiklik, milletin seçimiyle iş başına gelmeyen bir yargı kuruluşunca makûl belli bir nisapla iptal edilebilecektir.
Diğer taraftan böyle bir değişiklikle, siyasî partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsur olma görevlerini daha endişesiz yerine getireceklerdir. Ancak, ülke milletin bölünmezliği gibi taviz verilmeyecek prensiplerin zarar görmesine açık, yakın ve görünür nitelikte tehlike teşkil eden her türlü eylem ve düşünce hürriyeti içinde değerlendirilemeyecek söz ve yazıların kapatma sebebi sayılması kadar doğal bir şey olamaz. Dolayısıyla bu denge de siyasal partilere, tasvip edilebilecek, makûl endişesiz görev yapma imkânı veren bir denge şeklinde düşünülebilir.
Yeni değişikliklerle Yüce Dîvânda yargılanacaklar sayıca artmış olmaktadır. Soruşturması ve yargılanması Yüce Dîvânda yapılması gerekenlere TBMM Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı eklenmiştir. Ayrıca tüm yargılananlar için, Yüce Dîvân kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilme öngörülmüştür. Genel Kurulun yeniden inceleme sonucunda verdiği kararların da kesin olduğu belirtilmiştir. Çağdaş ceza muhakemesi sisteminde sivil ve askerî mahkemelerde bir suçtan dolayı yargılanan sanıklar için mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurabilme imkânı varken, ceza mahkemesi gibi yargılama yapan Yüce Dîvân kararlarına karşı kanun yoluna başvurunun olmaması eşitlik ilkesine aykırı olup, burada, eşitliğe uygun bir düzenleme eğilimi dikkat çekmektedir.
Yeni düzenlemeler göre Anayasa Mahkemesinin Teşkilâtlandırılmasına ayrıca ve şöyle değinmek gereklidir:
Değişiklikten evvel üyeleri Cumhurbaşkanınca doğrudan atanan ya da YÖK ve Yüksek Mahkemelerin her bir üyelik için teklif ettiği 3 adaydan seçilerek oluşturulan 11 asıl ve 4 yedek üyeden oluşan Anayasa Mahkemesinin üye sayısı yeni değişiklikle artırıldığı (17 üyeden oluştuğu) gibi, yeni düzenlemede üyelerin geldiği kesim çeşitliliğinin arttığı gözlenmektedir. Yukarıda HSYK konusunda da söylendiği gibi, bu tür çeşitlilik, çoğulcu demokrasiyi teşvik edici ve kararların daha da kurumsallaşmasını sağlayıcı mahiyetindedir.
Yeni düzenlemeye göre Anayasa Mahkemesi için;
1-) TBMM; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Seçimde ilk turda nitelikli, 2. turda salt ve 3. turda basit çoğunluk aranmaktadır.[1] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn1)
2-) Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden;
3-) Cumhurbaşkanı en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, ''iktisat ve siyasal bilimler (çıkarıldı) dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden;
4-) Cumhurbaşkanı dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçecektir.
Bu noktada; Anayasa Mahkemesi üyelerinin şimdiki sistemde de 14’ünün Cumhurbaşkanınca bizzat ya da her bir üyelik için ilgili kurumca gösterilecek 3 aday arasından atanacağını gerekçe göstererek bu değişiklikte Cumhurbaşkanının gücünün daha artırıldığı eleştirisi yapılmaktadır. Özlenen, belki, ilgili kuruluşların kendilerinin Anayasa Mahkemesine doğrudan üye seçmesi olabilirdi. Böylece egemenliği kullanacak organlardan Cumhurbaşkanı da 4 üye atama yetkisi kullanmış olacaktı. Üstelik 2007 yılında Anayasada yapılan değişikliklerden sonra, Cumhurbaşkanının; halk tarafından seçilmesi, görev süresinin 5 yıla inmesi, seçilebilme sayısının gerekirse arka arkaya da olmak üzere 2’ye çıkması ve aday gösterilmesi yöntemi gibi yenilikler, tarafsızlıktan belli bir nispette uzaklaşmaya sebebiyet vermiştir.[2]
Tüm bu aleyhte düşüncelere rağmen, bu yeniliğin, yine de mevcut düzenlemeden anti demokratik olduğu kesinlikle söylenemez. Aksine çoğulcu demokrasi bakımından, yukarıda söylendiği gibi, Anayasa Mahkemesinin üye sayısının ve Anayasa Mahkemesine üye gönderecek kurum ve kuruluşların çeşitliliğinin artması, kararların kişiselleşmesini değil kurumsallaşmasını sağlayacaktır.[3] Böylece siyasallaşmadan daha çok hukukî nitelikte kalma ağır basmaya başlayacaktır. Bir de üye seçilmek için gerekli şartlarda ağırlaştırılmalar, etki altında kalmayı o oranda azaltacaktır. Bu anlamda yeni hükümlere göre; “Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dâhil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır. Ayrıca, yeni hükümlere göre “Bir kimse iki defa Anayasa Mahkemesi üyesi seçilemez. Anayasa Mahkemesi üyeleri altmışbeş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmaları ve özlük işleri kanunla düzenlenir.” En az bunlar kadar önemli bir başka gerçek de; zaten mevcut sisteme göre 11 asıl ve 4 yedek üyenin hepsini Cumhurbaşkanı seçmektedir. Bunlardan Yüksek Mahkemelere ilişkin kontenjanlardan seçilecek her bir üye, gösterilecek 3 aday arasından Cumhurbaşkanınca belirlenmektedir. Şimdi de bu yargı yerlerinden seçim usûlünde bir değişiklik olmadığı gibi, 3 üye de Cumhurbaşkanı dışında, usûl ve şartlarına uygun olmak kaydıyla TBMM tarafından seçilir duruma gelmiştir.
Anayasa Mahkemesinin çalışma yönteminde değişiklik getiren yeni hükümlere göre, “Anayasa Mahkemesi, iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışır.” Genel Kurul 12 üyeyle “Bölümler, başkanvekili başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır.” “Siyasî partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılır, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanır.” Bu hükümden de anlaşılacağı üzere, Anayasa Mahkemesine müracaat yollarına aşağıda biraz daha detaylı değineceğimiz bir yenisi daha, kişisel başvuru yolu eklenmiş, sadece bu davaların, bölümlerde görüşüleceği öngörülmüştür.
Bu arada kanaatimizce, bir çalışmamızda ileri sürdüğümüz gibi,[4] ileriki zamanlarda, Anayasa Mahkemesini yine iki daireden oluşturulması, bu dairelerin kendilerine gelen tüm davalara bakması, ama öngörülecek belli şartlar içinde bu kararlara karşı temyiz ve karar düzeltme gibi kanun yollarına başvurulabilmesi tartışmaya değer görünmektedir. Bunu ileri sürme sebebi, şimdiki düzenlemenin gayrı hukukî olduğunu anlatmak değildir. Bir kere şimdiki düzenleme, ileri bir adımdır. Bunu söylemekteki amacımız, Anayasa Mahkemesinin kararlarında hukuka uygunluğun daha fazla sağlanacağını belirtmektir. Zaten bu öneri, hiçbir Anayasa taslağında da dile getirilmemiş, TBMM’nde 5982 sayılı Kanunun görüşmeleri sırasında da ayrı bir önerge konusu yapılmamıştır.
Anayasa Mahkemesine kişisel başvuru yolunun tanınmasının bile tek başına ileri bir adım olduğu gerçeği hiçbir suretle bertaraf edilemez. Hatırlatmak gerekir ki, bu yolun Anayasamızda kapalı tutulup tutulmadığı 1960’lı ve 70’li yıllarda bile tartışılmış, Anayasanın bu yolu açık tuttuğu bile en yetkin bilim insanları tarafından “benimsenme” şeklinde dile getirilmiştir.[5] Dolayısıyla “Herkes, Avrupa insan Hakları sözleşmesi kapsamındaki anayasal hak ve özgürlüklerden birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla ve kanun yollarının tüketilmiş olması şartıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.” hükmü, yeni olsa da 1961 Anayasasından beri tasvip edilmiş olup, kamu makamlarının hesap verebilirliğini sağlayıcı yaptırım ve müracaat edecek yönetilenlerin de kendilerine güvenlerini artıran bir katkıdır. Avusturya, Almanya ve diğer bir çok ülkede var olan bu kurumun onaylanmaması mümkün değildir.[6]
[1] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref1) TBMM’de yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.
[2] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref2) Derdiman, İdare Hukuku, s. 144, 145; Ak: Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Gözden Geçirilmiş 10. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara, 2009, s. 320, 321.
[3] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref3) Derdiman, Anayasa Değişikliği, 28.08.2010; Ali Öztekin, Siyaset Bilimine Giriş, Gözden Geçirilmiş ve Yenilenmiş 5. Baskı, Siyasal Kitabevi, Ankara 2007, s. 64.
[4] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref4)R. Cengiz Derdiman, “Anayasa Yargısının Siyasallaşmasına Çözüm Olarak Türkiye Örneğinde Farklı bir Anayasa Mahkemesi Modeli”, EKEV Akademi Dergisi, yıl: 14, sayı 43, Bahar 2010, ss. 98-101.
[5] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref5)1961 Anayasası döneminde T. B. Balta, Anayasanın “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usûlleri kanunla düzenlenir” hükmünü dayanak göstererek Anayasanın bu kuruma cevaz verdiği kanaatini belirtmişse de, bu görüş, bu konuda Anayasada açık bir hüküm bulunmadığı gibi gerekçelerle desteklenmemiştir. bkz: Zafer Gören, Anayasa Hukuku, Seçkin Yayınları, Ankara.2006, s. 273.
[6] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref6)Burada belirlenmesi gereken bir önemli nokta, tüketilecek kanun yollarının olağan kanun yollarının tümü olduğu, buna karar düzeltmenin dâhil olduğu kanuna yazılmasıdır. Bu işin teknik yönüdür. Örneğin, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, 11.10.1994 tarihli, ceza yargılamasına ilişkin, “Ayşe Nur Zarakolu kararında”; karar düzeltme yolunun etkili bir iç hukuk yolu olmadığını; 02.02.2006 tarihli, hukuk yargılaması niteliğindeki “Latif Fuat Öztürk kararında” ise hukuk davalarında karar düzeltmenin etkili bir iç hukuk yolu olduğunu belirtmiştir. Bkz: Yücel Kocabaş, http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=16059, 05.07.2009; Nakleden: R. Cengiz Derdiman, Hukuk Başlangıcı, Alfa Aktüel Yayınları, Bursa, 2009, s. 162; Derdiman, dipnot 32