PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Anayasa Değişiklik Paketinde, AYM'nin Düzenlenmesi


Sangre
31-08-2010, 05:34
HALKOYUNA SUNULACAK 5982 SAYILI KANUN HÜKÜMLERİ HAKKINDA DÜŞÜNCELER


Anayasa Değişiklik Paketinde, AYM'nin Düzenlenmesi
Prof. Dr. R. Cengiz Derdiman

Yeni değişiklikle Anayasa değişikliklerinde ve parti kapatmalarda aranan, Anayasa Mahkemesi üye tam sayısını beşte üçlük nisabı, üçte ikilik nisaba çıkarılmıştır: “Anayasa değişikliğinde iptale, siyasî partilerin kapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğu şarttır.” Bu Anayasa değişikliklerinde ikincil kurucu iktidarın yetkisini genilşletici makûl bir sınırlama olarak görülebilir. Milleti temsil eden bir organın kurucu iktidar vasfıyla yaptığı değişiklik, milletin seçimiyle iş başına gelmeyen bir yargı kuruluşunca makûl belli bir nisapla iptal edilebilecektir.

Diğer taraftan böyle bir değişiklikle, siyasî partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsur olma görevlerini daha endişesiz yerine getireceklerdir. Ancak, ülke milletin bölünmezliği gibi taviz verilmeyecek prensiplerin zarar görmesine açık, yakın ve görünür nitelikte tehlike teşkil eden her türlü eylem ve düşünce hürriyeti içinde değerlendirilemeyecek söz ve yazıların kapatma sebebi sayılması kadar doğal bir şey olamaz. Dolayısıyla bu denge de siyasal partilere, tasvip edilebilecek, makûl endişesiz görev yapma imkânı veren bir denge şeklinde düşünülebilir.

Yeni değişikliklerle Yüce Dîvânda yargılanacaklar sayıca artmış olmaktadır. Soruşturması ve yargılanması Yüce Dîvânda yapılması gerekenlere TBMM Başkanı, Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı eklenmiştir. Ayrıca tüm yargılananlar için, Yüce Dîvân kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilme öngörülmüştür. Genel Kurulun yeniden inceleme sonucunda verdiği kararların da kesin olduğu belirtilmiştir. Çağdaş ceza muhakemesi sisteminde sivil ve askerî mahkemelerde bir suçtan dolayı yargılanan sanıklar için mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurabilme imkânı varken, ceza mahkemesi gibi yargılama yapan Yüce Dîvân kararlarına karşı kanun yoluna başvurunun olmaması eşitlik ilkesine aykırı olup, burada, eşitliğe uygun bir düzenleme eğilimi dikkat çekmektedir.

Yeni düzenlemeler göre Anayasa Mahkemesinin Teşkilâtlandırılmasına ayrıca ve şöyle değinmek gereklidir:

Değişiklikten evvel üyeleri Cumhurbaşkanınca doğrudan atanan ya da YÖK ve Yüksek Mahkemelerin her bir üyelik için teklif ettiği 3 adaydan seçilerek oluşturulan 11 asıl ve 4 yedek üyeden oluşan Anayasa Mahkemesinin üye sayısı yeni değişiklikle artırıldığı (17 üyeden oluştuğu) gibi, yeni düzenlemede üyelerin geldiği kesim çeşitliliğinin arttığı gözlenmektedir. Yukarıda HSYK konusunda da söylendiği gibi, bu tür çeşitlilik, çoğulcu demokrasiyi teşvik edici ve kararların daha da kurumsallaşmasını sağlayıcı mahiyetindedir.

Yeni düzenlemeye göre Anayasa Mahkemesi için;

1-) TBMM; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Seçimde ilk turda nitelikli, 2. turda salt ve 3. turda basit çoğunluk aranmaktadır.[1] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn1)

2-) Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden;

3-) Cumhurbaşkanı en az ikisi hukukçu olmak üzere üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, ''iktisat ve siyasal bilimler (çıkarıldı) dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden;

4-) Cumhurbaşkanı dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile en az beş yıl raportörlük yapmış Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçecektir.

Bu noktada; Anayasa Mahkemesi üyelerinin şimdiki sistemde de 14’ünün Cumhurbaşkanınca bizzat ya da her bir üyelik için ilgili kurumca gösterilecek 3 aday arasından atanacağını gerekçe göstererek bu değişiklikte Cumhurbaşkanının gücünün daha artırıldığı eleştirisi yapılmaktadır. Özlenen, belki, ilgili kuruluşların kendilerinin Anayasa Mahkemesine doğrudan üye seçmesi olabilirdi. Böylece egemenliği kullanacak organlardan Cumhurbaşkanı da 4 üye atama yetkisi kullanmış olacaktı. Üstelik 2007 yılında Anayasada yapılan değişikliklerden sonra, Cumhurbaşkanının; halk tarafından seçilmesi, görev süresinin 5 yıla inmesi, seçilebilme sayısının gerekirse arka arkaya da olmak üzere 2’ye çıkması ve aday gösterilmesi yöntemi gibi yenilikler, tarafsızlıktan belli bir nispette uzaklaşmaya sebebiyet vermiştir.[2]

Tüm bu aleyhte düşüncelere rağmen, bu yeniliğin, yine de mevcut düzenlemeden anti demokratik olduğu kesinlikle söylenemez. Aksine çoğulcu demokrasi bakımından, yukarıda söylendiği gibi, Anayasa Mahkemesinin üye sayısının ve Anayasa Mahkemesine üye gönderecek kurum ve kuruluşların çeşitliliğinin artması, kararların kişiselleşmesini değil kurumsallaşmasını sağlayacaktır.[3] Böylece siyasallaşmadan daha çok hukukî nitelikte kalma ağır basmaya başlayacaktır. Bir de üye seçilmek için gerekli şartlarda ağırlaştırılmalar, etki altında kalmayı o oranda azaltacaktır. Bu anlamda yeni hükümlere göre; “Anayasa Mahkemesine üye seçilebilmek için, kırkbeş yaşın doldurulmuş olması kaydıyla; yükseköğretim kurumları öğretim üyelerinin profesör veya doçent unvanını kazanmış, avukatların en az yirmi yıl fiilen avukatlık yapmış, üst kademe yöneticilerinin yükseköğrenim görmüş ve en az yirmi yıl kamu hizmetinde fiilen çalışmış, birinci sınıf hâkim ve savcıların adaylık dâhil en az yirmi yıl çalışmış olması şarttır. Ayrıca, yeni hükümlere göre “Bir kimse iki defa Anayasa Mahkemesi üyesi seçilemez. Anayasa Mahkemesi üyeleri altmışbeş yaşını doldurunca emekliye ayrılırlar. Zorunlu emeklilik yaşından önce görev süresi dolan üyelerin başka bir görevde çalışmaları ve özlük işleri kanunla düzenlenir.” En az bunlar kadar önemli bir başka gerçek de; zaten mevcut sisteme göre 11 asıl ve 4 yedek üyenin hepsini Cumhurbaşkanı seçmektedir. Bunlardan Yüksek Mahkemelere ilişkin kontenjanlardan seçilecek her bir üye, gösterilecek 3 aday arasından Cumhurbaşkanınca belirlenmektedir. Şimdi de bu yargı yerlerinden seçim usûlünde bir değişiklik olmadığı gibi, 3 üye de Cumhurbaşkanı dışında, usûl ve şartlarına uygun olmak kaydıyla TBMM tarafından seçilir duruma gelmiştir.

Anayasa Mahkemesinin çalışma yönteminde değişiklik getiren yeni hükümlere göre, “Anayasa Mahkemesi, iki bölüm ve Genel Kurul halinde çalışır.” Genel Kurul 12 üyeyle “Bölümler, başkanvekili başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır.” “Siyasî partilere ilişkin dava ve başvurulara, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalara Genel Kurulca bakılır, bireysel başvurular ise bölümlerce karara bağlanır.” Bu hükümden de anlaşılacağı üzere, Anayasa Mahkemesine müracaat yollarına aşağıda biraz daha detaylı değineceğimiz bir yenisi daha, kişisel başvuru yolu eklenmiş, sadece bu davaların, bölümlerde görüşüleceği öngörülmüştür.

Bu arada kanaatimizce, bir çalışmamızda ileri sürdüğümüz gibi,[4] ileriki zamanlarda, Anayasa Mahkemesini yine iki daireden oluşturulması, bu dairelerin kendilerine gelen tüm davalara bakması, ama öngörülecek belli şartlar içinde bu kararlara karşı temyiz ve karar düzeltme gibi kanun yollarına başvurulabilmesi tartışmaya değer görünmektedir. Bunu ileri sürme sebebi, şimdiki düzenlemenin gayrı hukukî olduğunu anlatmak değildir. Bir kere şimdiki düzenleme, ileri bir adımdır. Bunu söylemekteki amacımız, Anayasa Mahkemesinin kararlarında hukuka uygunluğun daha fazla sağlanacağını belirtmektir. Zaten bu öneri, hiçbir Anayasa taslağında da dile getirilmemiş, TBMM’nde 5982 sayılı Kanunun görüşmeleri sırasında da ayrı bir önerge konusu yapılmamıştır.

Anayasa Mahkemesine kişisel başvuru yolunun tanınmasının bile tek başına ileri bir adım olduğu gerçeği hiçbir suretle bertaraf edilemez. Hatırlatmak gerekir ki, bu yolun Anayasamızda kapalı tutulup tutulmadığı 1960’lı ve 70’li yıllarda bile tartışılmış, Anayasanın bu yolu açık tuttuğu bile en yetkin bilim insanları tarafından “benimsenme” şeklinde dile getirilmiştir.[5] Dolayısıyla “Herkes, Avrupa insan Hakları sözleşmesi kapsamındaki anayasal hak ve özgürlüklerden birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla ve kanun yollarının tüketilmiş olması şartıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.” hükmü, yeni olsa da 1961 Anayasasından beri tasvip edilmiş olup, kamu makamlarının hesap verebilirliğini sağlayıcı yaptırım ve müracaat edecek yönetilenlerin de kendilerine güvenlerini artıran bir katkıdır. Avusturya, Almanya ve diğer bir çok ülkede var olan bu kurumun onaylanmaması mümkün değildir.[6]

[1] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref1) TBMM’de yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.

[2] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref2) Derdiman, İdare Hukuku, s. 144, 145; Ak: Ergun Özbudun, Türk Anayasa Hukuku, Gözden Geçirilmiş 10. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara, 2009, s. 320, 321.

[3] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref3) Derdiman, Anayasa Değişikliği, 28.08.2010; Ali Öztekin, Siyaset Bilimine Giriş, Gözden Geçirilmiş ve Yenilenmiş 5. Baskı, Siyasal Kitabevi, Ankara 2007, s. 64.

[4] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref4)R. Cengiz Derdiman, “Anayasa Yargısının Siyasallaşmasına Çözüm Olarak Türkiye Örneğinde Farklı bir Anayasa Mahkemesi Modeli”, EKEV Akademi Dergisi, yıl: 14, sayı 43, Bahar 2010, ss. 98-101.

[5] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref5)1961 Anayasası döneminde T. B. Balta, Anayasanın “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usûlleri kanunla düzenlenir” hükmünü dayanak göstererek Anayasanın bu kuruma cevaz verdiği kanaatini belirtmişse de, bu görüş, bu konuda Anayasada açık bir hüküm bulunmadığı gibi gerekçelerle desteklenmemiştir. bkz: Zafer Gören, Anayasa Hukuku, Seçkin Yayınları, Ankara.2006, s. 273.

[6] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref6)Burada belirlenmesi gereken bir önemli nokta, tüketilecek kanun yollarının olağan kanun yollarının tümü olduğu, buna karar düzeltmenin dâhil olduğu kanuna yazılmasıdır. Bu işin teknik yönüdür. Örneğin, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, 11.10.1994 tarihli, ceza yargılamasına ilişkin, “Ayşe Nur Zarakolu kararında”; karar düzeltme yolunun etkili bir iç hukuk yolu olmadığını; 02.02.2006 tarihli, hukuk yargılaması niteliğindeki “Latif Fuat Öztürk kararında” ise hukuk davalarında karar düzeltmenin etkili bir iç hukuk yolu olduğunu belirtmiştir. Bkz: Yücel Kocabaş, http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=16059, 05.07.2009; Nakleden: R. Cengiz Derdiman, Hukuk Başlangıcı, Alfa Aktüel Yayınları, Bursa, 2009, s. 162; Derdiman, dipnot 32

Sangre
31-08-2010, 05:46
TBMM; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Seçimde ilk turda nitelikli, 2. turda salt ve 3. turda basit çoğunluk aranmaktadır.[1] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn1)

ABD, Rusya ve bazı Avrupa ülkelerinde AYM üye atamalarıyla ilgili (Yasama, Yürütme ve Yargı organlarının dağılımı konusunda) şöyle bir bilgi verilebilir;

1. Almanya, Belçika, Macaristan, Polonya gibi bazı ülkelerde Anayasa Mahkemesine üye seçmede bütün yetki doğrudan doğruya yasama organına verilmektedir. Bu seçime yürütme organı veya yargı organı herhangi bir şekilde karıştırılmamaktadır.

2. ABD, Rusya, Arnavutluk, Azerbaycan, Slovenya, Slovakya, Fransa, Ermenistan, Güney Kore, Romanya gibi bazı ülkelerde ise anayasa mahkemelerine üye seçme yetkisi yasama ve yürütme organları arasında paylaştırılmıştır. Bu ülkelerin bazılarında bu iki organın arasında denge kurulmaya çalışılmış, bazılarında ise yasamaya, diğer bazılarında ise yürütmeye üstünlük tanınmıştır. Ancak hiçbir şekilde bu ülkelerde yargı organı devreye sokulmamıştır.

3. İtalya ve İspanya’da Anayasa Mahkemesine üye seçme yetkisi yasama, yürütme ve yargı organları arasında paylaştırılmıştır. İtalya’da bu paylaştırma eşit bir şekilde yapılmıştır. (Üyelerden üçte biri Cumhurbaşkanı, üçte biri Parlamento ve üçte biri de adlî ve idarî yargı yüksek mahkemeleri tarafından seçilmektedir). İspanya’da ise paylaştırma yasama ağırlıklı yapılmıştır (12 üyeden sekizi yasama organı, ikisi Hükûmet ve ikisi de yargı organı tarafından seçilmektedir).

Türkiye’de Anayasa Mahkemesinin 11 üyesinden 7’si yargı organları tarafından seçilmektedir. Bir üye YÖK, 3 üye de Cumhurbaşkanı tarafından seçilmektedir. Türkiye'de yasama organının Anayasa Mahkemesi üye seçme yetkisi yoktur. Bu tamamıyla alışılmadık bir durumdur. Ayrıca belirtelim ki, yargı organı tarafından seçilen 7 üyeden 2’sinin askerî yargı organları tarafından seçilmektedir. Ülke genelinde fevkalade küçük bir kitleyle alakalı olan Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesine ülkenin kanunları üzerinde böylesine söz söyleme yetkisine sahip bir organa üye seçme yetkisinin niçin verildiğini anlamak imkânsızdır. Yeryüzünde bizim bildiğimiz kadarıyla Anayasa Mahkemesine üye seçmede askerî yargı organlarına yetki veren bir ülke Türkiye haricinde mevcut değildir. Kemal Başlar’ın bildirdiğine göre Türkiye dışında sadece Endonezya Anayasa Mahkemesinde bir asker üye bulunmaktadır[10]

[10]. Kemal Başlar, “Anayasa Mahkemesi Üyeliği”, www.anayasa.gen.tr/aym_uyeligi.doc (http://www.anayasa.gen.tr/aym_uyeligi.doc) (Hazırlanış Tarihi: Ekim 2007).

Kaynak; http://www.anayasa.gen.tr/aym-uyesecimi.htm

Siyasilerin yüksek mahkemeye üye atamamaları gerektiğini söyleyenler, görüldüğü gibi bu konuda yanılmaktadırlar.

Sangre
31-08-2010, 17:39
Geçici Maddeler

5982 sayılı Kanun, yeni düzenlemelere geçiş sürecinde, bir kısım konularda Anayasaya geçici 18 ve geçici 19. maddelerin eklenmesini öngörmüştür.

Bunlardan ilki yani geçici madde 18, basitleştirerek anlatmak gerekirse; Anayasa Mahkemesinin hâlihazırdaki durumu gözetilerek, bu değişikliklerin yürürlüğe girmesi halinde, 4 yedek üyenin asıl üye sıfatını kazanacağını belirlenmektedir. Madde geçiş sürecinde Sayıştay (1) ve Barolar Birliği kontenjanından atanacakların (1) yukarıda anlatılan usûle benzer şekilde seçilmesini hüküm altına almaktadır. Sayıştay’ın hâlihazırda seçtiği 1 asıl üyenin görevde olması dolayısıyla 2’ye çıkarılan kontenjanı, bir üye daha seçilmesiyle tamamlanmış olmaktadır. Barolar Birliğinin hâlihazırda hiç temsilcisi bulunmadığından 1 üye de bu kontenjandan atanmış olacaktır. Sayıştay ve Barolar Birliği kontenjanından üye seçimi de, bu kurumların kendi içlerinden seçerek gösterecekleri 3 aday arasından TBMM’ce yapılacaktır.

Bu maddeye göre, bir de, “Cumhurbaşkanı, birer üyeyi Yargıtay ve Danıştay kontenjanlarından olan ilk üyeliklerin boşalmasından sonra Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden seçecektir.” Öyle görünüyor ki, bu tür denkleştirmeyle, yukarıda Anayasa Mahkemesine ilişkin yeni değişiklikler anlatılırken sayıları verilen, her bir kuruluşun Anayasa Mahkemesine göndereceği temsilci sayısını en kısa zamanda sağlamak amaçlanmaktadır. Yeni hükümlerle Anayasa Mahkemesinin Yargıtay’dan seçilen 2 ve Danıştay’dan seçilen 1 yedek üyenin de asıl üye sınıfına geçmesi öngörülünce, Anayasa Mahkemesinde yeni hükümlere göre bulunması gereken temsilci sayısı 1’er fazlalaşmış olmaktadır. Dolayısıyla, bu fazla 2 üye, bu arada üye kontenjanı 3’e çıkarılan YÖK kontenjanına aktarılmış olmaktadır. Geçiş döneminde seçilecek üyelerin kurumlarınca seçilme usûl ve esasları da bu geçici maddede belirtilmiştir. Maddenin bu noktada gayrıhukukî bir tarafı görünmemektedir

frodo
01-09-2010, 01:22
ANAYASA MAHKEMESİ ÜYELERİ: NİCELİK VE NİTELİK
ikaboglu@marmara.edu.tr (ikaboglu@marmara.edu.tr) / 13:40 15 Nisan 2010
http://www.birgun.net/i/font_01.gif http://www.birgun.net/i/font_02.gif http://www.birgun.net/i/font_03.gif http://www.birgun.net/i/font_04.gif
Anayasa Mahkemesi (AYM), değişiklik önerisinin sacayağı. Diğer ikisi, HSYK ve siyasal partiler. Bunlar AKP için o denli önemli ki, 30 maddeye yayılan değişikliklerin hepsinden vazgeçebilir, ama bu üçünden asla. Sayısı giderek şişirilen birçok maddenin gelişigüzel seçilmiş olması da, bu görüşü doğrular.
Dikkatler üyeleri belirleme tarzı üzerinde yoğunlaştığından, AYM’nin yeniden yapılandırılması ve bireysel başvuru yolu gibi beklenen açılımlar gölgede kaldı. Kısır döngü şurada: üyeler üzerine, nitelikten çok seçim sorunu öne çıktı. Oysa AYM üyelerinin sayısı (nicelik) ve bunları kimin belirleyeceğinden çok, üyelik ölçütleri (nitelik) üzerinde durulmalı. Yine, “hangi organ belirlemeli?” sorusu, “ama hangi usûl ve tarzda?” sorusu ile tamamlanmalı.
Teklif, anayasal yargının varlık nedeni ile ne ölçüde örtüşüyor? Bu soru, dünden bugüne nasıl gelindiğini yansıtan anayasal değişmeler ve yarına dönük önerilerin ortak paydası ışığında yanıtlanabilir.
1.-Anayasal değişmeler:
•1961: 15 asıl üye. Yargıtay (4), Danıştay (3), Sayıştay (1), üye tamsayılarının salt çoğunluğu ile doğrudan seçer. Millet Meclisi (3), Cumhuriyet Senatosu (2), üçte iki ve olmaz ise, salt çoğunlukla seçer. Cumhurbaşkanı, (biri, Askeri Yargıtay’ın gösterdiği üç aday arasından) 2 üye seçer. Yasama Meclisince seçilecek üyelerden birer kişi, üniversitelerin hukuk, iktisat ve siyasal bilimler öğretim üyelerinin birlikte toplanarak, açık üyeliklerin üç katı tutarında gösterecekleri adaylar arasından seçilir. Tüm seçimler, gizli oyla yapılır.
•1971: 15 asıl üye. Yargıtay (4), Danıştay (3), Sayıştay (1), doğrudan seçer. Millet Meclisi 3, C. Senatosu 2 ve CB 2 üye seçer. CB, bir üyeyi Askeri Yargıtay’ın göstereceği üç aday arasından seçer. Yasama Meclisleri de, TBMM dışından ama doğrudan seçim yapar. Adaylığa başvuru ve seçim esas ve usulleri yasa ile düzenlenir.
•1982: 11 asıl+4 yedek üye. CB, üyelerin hepsini, doğrudan veya dolaylı olarak belirler ve atar. Asıllar: Yargıtay (2), Danıştay (2), Askeri Yargıtay (1), Ask. Y. İdare Mahk. (1), Sayıştay (1), YÖK (1), göstereceği üçer aday arasından CB seçer. CB, 3 üyeyi de, yüksek yöneticiler ve avukatlar arasından doğrudan seçer.
2.-Anayasal öneriler
Son yıllarda (TÜSİAD, TOBB, TBB, AKP, DİSK... tarafından) yapılan/yaptırılan anayasa çalışmalarının ortak paydası, AYM’ye üye belirleme tarzının demokratikleştirilmesi yönünde. CB’nin müdahale alanı daraltılmış, seçim yetkisi, genellikle yüksek mahkemeler ile yasama organı arasında paylaştırılmıştır. Üye sayısı arttırılmakla yetinilmemiş, üyelik koşulları üzerine nitelik ölçütü öne çıkarılmıştır.
Bunlar içerisinde en yenisi, şu öneriyi yapıyor (DİSK-2009): AYM 21 üyeden oluşur: TBMM 4 (Senato 2, Millet Meclisi 2), 2/3 çoğunlukla; Yargıtay (5), Danıştay (4), Sayıştay (2), salt çoğunlukla; Üniversitelerarası Kurul (5), “yüksek- öğrenim kurumlarından, insan ve toplum bilimleri alanlarında görev yapan ve en az 15 yıl öğretim üyeliği olanlar arasından” salt çoğunlukla; AYM ise, raportörler arasından bir üye seçer. Üyelerin en az 16’sı hukukçu olmalı. (...).
3.-Anayasa Komisyonu metni
AYM 17 üyeden oluşur: CB, Yargıtay (3), Danıştay (2), Askeri Yargıtay (1), Ask. Yüksek İdare Mahk. (1), YÖK (3), göstereceği üçer aday arasından toplam 10 üyeyi belirler ve atar. CB, 4 üyeyi ise, belli meslek kategorileri arasından doğrudan atama yapar. TBMM ise, Sayıştay (2) ve baro başkanları (1) tarafından gösterilecek üç misli aday arasından toplam üç üye seçer. 2/3 iki çoğunluk, sadece ilk tur için aranır; 3. oylamada, en çok oy alan aday seçilebilir. Yüksek mahkeme ve barolardan üç misli adayı belirleyen üyeler ise, sadece bir aday için oy kullanabilir.
Soru: 2010 değişiklik önerisinin 1982 metninden başlıca farkı ne? Sadece, TBMM’ye, dolaylı olarak üç üye seçme yetkisini tanımış olması.
Sonuç olarak, artan üye sayısı dikkate alınırsa, CB’nin AYM üyelerinin belirlenmesinde merkezî konumunu sürdürdüğü açıkça görülür. Kimin, nasıl belirleneceğinden çok, yine kim tarafından belirleneği kaygısı baskın. Yasama ve yargı göstermelik; yürütme, ama daha çok CB seçici.
Öneri metni, Avrupa modelindeki gelişmeler bir yana, bizde yapılan çalışmalar bile ıskalamış. 1961’in elden geldiğince “demokratik paylaşım” ilkesine göre öngördüğü seçim sistemine de yabancı. TBMM Genel Kurulu gündemindeki değişiklik önerisi, AYM bakımından 1982’ye sadık bir anlayışı yansıtıyor.
Daha ileri değil mi? Tam tersine, aradaki 30 yıllık zaman dilimi, onu daha geriye düşürüyor.

Prf.Dr.İ.Özden Kaboğlu,15.4.2010 Birgün

Sangre
01-09-2010, 02:10
Soru: 2010 değişiklik önerisinin 1982 metninden başlıca farkı ne? Sadece, TBMM’ye, dolaylı olarak üç üye seçme yetkisini tanımış olması.. Sonuç olarak, artan üye sayısı dikkate alınırsa, CB’nin AYM üyelerinin belirlenmesinde merkezî konumunu sürdürdüğü açıkça görülür. Kimin, nasıl belirleneceğinden çok, yine kim tarafından belirleneği kaygısı baskın. Yasama ve yargı göstermelik; yürütme, ama daha çok CB seçici.
Öneri metni, Avrupa modelindeki gelişmeler bir yana, bizde yapılan çalışmalar bile ıskalamış. 1961’in elden geldiğince “demokratik paylaşım” ilkesine göre öngördüğü seçim sistemine de yabancı. TBMM Genel Kurulu gündemindeki değişiklik önerisi, AYM bakımından 1982’ye sadık bir anlayışı yansıtıyor.
Daha ileri değil mi? Tam tersine, aradaki 30 yıllık zaman dilimi, onu daha geriye düşürüyor.

Evet, AYM atamalarında çoğulculuk konusu bir anlamda ıskalanmış.. Atamalar konusunda yapılan tek yenilik Yasama organının atamalarda yetkisinin olması.

Fakat bunun daha geriye bir adım olduğu iddia edebilir miyiz?.. AYM ile ilgili sadece çok küçük bir gelişme oldu diye yüksek mahkemeye kişisel başvuru hakkı, parti kapatmalarının zorlaştırması gibi konuları bir yana bırakabilir miyiz?

Elbette bu mümkün değil.