Sangre
31-08-2010, 15:07
HALKOYUNA SUNULACAK 5982 SAYILI KANUN HÜKÜMLERİ HAKKINDA DÜŞÜNCELER
Anayasa Değişiklik Paketinde, İdari Eylem ve İşlemlerin Düzenlenmesi
Prof. Dr. R. Cengiz Derdiman
İdarî Eylem ve İşlemlerin Yargısal Denetimi
Yeni değişiklik, idarenin her türlü eylem işlemine karşı yargı yolunun açık olduğunu belirten Anayasanın 125. maddesinde yargı denetimi dışında bırakılan YAŞ’ın meslek mensuplarını meslekten ihraç eden kararlarının yargı denetimine tâbi olduğu hükmünü getirmiştir. 2010 Ağustosundan sonra geçerli olacak YAŞ Kararlarına karşı bizzat 3 Generalin Askerî Yüksek İdare Mahkemesine başvuruda bulunmaları,[1] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn1) hukukun herkese lâzım olabileceğini göstermektedir. Bu bile yargı yolunun açılmasının zorunluluğunu anlatmaktadır.
Aslında, önceki bir çalışmamızda dile getirdiğimiz gibi,[2] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn2) YAŞ’ın, sadece ihraç kararları değil, yürütülebilir yani icraî nitelikli her türlü işlemlerinin yargısal denetim kapsamına alınması hukuk devletine uygun olanıdır. Ama burada, daha önce yargı yetkisinin dışında tutulan ve ihraç edilenlerin pek çok mağduriyetlerine sebebiyet veren kararların yargısal denetim kapsamına alındığı görülmektedir. Bu hüküm; halkın onayıyla birlikte hüküm icra edebilecek niteliktedir. Buna göre önceki uygulamalar açısından da:
1-) Anayasa değişikliği (yürürlüğe girecek olursa) hukuk âleminde yeni değişiklik getirmiş olacağı için, YAŞ’ın ihraç ettiği kişiler, yaşları ve yeterlilikleri gibi şartları hâlâ uygunsa, idareye ve idarî yargı mercilerine, süresi içinde başvurarak işlemin iptalini isteyebileceklerdir.
2-) YAŞ’ın ihraç ettiği kişiler ihraçtan sonra yaşadıkları maddî ve manevi zararlarının tümünün tazmin edilmesi için idarî yargı mercilerine tam yargı davası açma imkânına da kavuşmuş olacaklardır.[3] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn3)
3-) İhraç edilenlerin açtıkları davada hükmedilecek tazminatın, ihracın açık bir hukuk ihlâli kin, garaz gibi kişisel kusurdan kaynaklanması halinde, ihraç kararlarında imzası bulunan YAŞ üyelerine rücu etmesi söz konusu olabilecektir. Çünkü Danıştay 5. Dairesi 2008/3234 sayılı kararında,[4] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn4) idarenin kendiliğinden rücu’ yoluna başvurmaması halinde, yurttaşların bunu sağlamak amacıyla idareye başvurmalarına bir engel bulunmadığını da ihsas ettirmiştir.
Yargısal denetimde, bir başka yeni değişiklik, yargı mercilerinin yerindelik denetimini yapamayacaklarını belirtmek suretiyle muhtemel bir tereddüdü engellemiştir. Böyle bir hükmün, çağdaş demokrasilere aykırı bir tarafını bulmak zor olsa gerektir. Bazı yazarlar, yerindelik denetimi ile hukuka uygunluk denetimi arasında ayrımın zor olduğunu ve bu yeni hükümle, iktidarın hiçbir suretle yerindelik denetiminin yapılmasını istemediği bunun da yargıcın bağımsız karar verme sürecine gölge düşürdüğü görüşündedirler. Bu konuda somut örnek olarak Ruslara verilen nükleer santral yapımını engelleyici yargı kararlarının önüne geçmek gibi bir eğilimi vermektedirler.[5] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn5) Bir kere hiçbir eylem ve işlem, 1961 Anayasasını 1971 yılında değiştirilmeden evvelki halinde olduğu gibi yargı denetimi dışında bırakılmamalıdır. Buna karşılık hiçbir gerekçe, yargının idarenin yerine geçerek karar verme ihtimalini dahi haklı gösteremez. Kaldı ki idarî işlemlerin maksadı mutlaka kamu yararı olacağına göre, ilgili mahkemeler kamu yararına görmedikleri bir işlemi, hukuka uygunluk denetimi sınırları içinde kalarak iptal edebilme imkânına sahip oldukları gibi aynı zamanda bu tür bir yükümlülük altındadırlar.
Yargı mercilerinin yerindelik denetimi yapamayacakları açıkça kabûl edilmekle; yeni yerel yönetimler mevzuatında belediye başkanlarına ve mülkî amirlere tanınan, il genel meclisleri ya da belediye meclislerinin kararlarına karşı yargı yoluna başvurmaları gibi bir tür vesayet denetimi yetkisini kullanmaları halinde yapılacak denetimin yine hukuka uygunlukla sınırlı kalacağının altı çizilmiş ve bu konuda tereddütler de giderilmiş olmaktadır. Yine söylemek gerekir ki, bir idarî işlem veya eylemin maksadı her halde kamu yararı olacağı için, yerindelik denetimine en çok yaklaşılan bu noktada, zaten kamu yararına aykırı görülen işlemler yerinde kabul edilmeyerek iptal olunacaktır.
Anayasada yargı denetimini açan bir diğer önemli değişiklik de, memurlara verilen uyarma ve kınama cezalarının yargı denetimine tabi tutulacağının hüküm altına alınmasıdır. Hâlihazırda, uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararlarının yargı denetimi dışında bırakılamayacağını belirten Anayasal hükümden temel alarak kanunlar, uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yoluna gidilemeyeceğini hüküm altına almışlardır. Hal böyleyken bile, bir kısım yargı mercileri kararlarında, bu tür yasaklara yer vermeyen ve Anayasanın 90. maddesine göre kanunlardan üstte olan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin referans alınması gerektiğinden dolayı yargısal denetimin yapılması gerektiği kanaatlerini dile getirmişlerdir.[6] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn6)
Demek ki olması gerektiği yargı mercilerince bile benimsenen bu hüküm, hukuk devletine uygun bir düzenlemedir. Bu yeni düzenleme, artık tüm disiplin kararlarına karşı yargı yolunu açmakta; memur ve diğer kamu görevlilerinin haklarını idare karşısında korumayı tamamlamakta; idarenin, yargı denetimi dışında diye bu cezalarla memuru nüfuzu altında bırakma ve/veya sindirme ihtimalini de ortadan kaldırmış olmaktadır. Bu tür cezaları alıp da bu cezaları silinmemiş olanlar, cezalarına itiraz edip etmediklerine bakılmaksızın, değişikliğin yürürlüğe girmesiyle hukuk âleminde meydana gelen değişiklik sebebiyle bu cezalar aleyhine de yasal yolları işletebilecekler ve iptal davası açabileceklerdir.
[1] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref1) Bkz: Generaller terfi için AYİM'de, http://www.internethaber.com/balyoz-saniklari-terfi-icin-ayimde-286728h.htm, 27.08.2010
[2] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref2) R. Cengiz Derdiman, Anayasa Taslağı Üzerine Düşünceler, http://www.tasam.org/index.php?altid=3100&syf=2, s. 2, 27.08.2010; ya da: http://www.anayasa.gen.tr/derdiman.htm, 27.08.2010.
[3] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref3) Mağdur olduğunu düşünenler, tam yargı davası açmak yerine şahsî kusurdan dolayı ilgililer hakkında da dava açabileceklerini iddia edebilirler. Bu tamamen bir yöntem, yargı merciinin davaya görevsizlik kararı verip vermemesi sorunudur.
[4] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref4) Karar için bkz: http://www.idarehukuku.net/ictihat/Kamu-hizmeti-gorevlilerinin-hukuka-aykiri-eylem-ve-islemlerinden-ve-kendi-kusurlarindan-dogan-zarari-toplumun-odemek-zorunda-olmadigi-.html, 27.08.2010
[5] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref5) Kaboğlu, s. 264.
[6] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref6) Örneğin Danıştay 5. Dairesinin 2002/1212 sayılı kararı, R. Cengiz Derdiman, İdare Hukuku, Gözden Geçirilmiş ve Güncellenmiş 3. Baskı, Alfa-Aktüel Yayınları, Bursa, 2010, s. 52, dipnot: 179.
Anayasa Değişiklik Paketinde, İdari Eylem ve İşlemlerin Düzenlenmesi
Prof. Dr. R. Cengiz Derdiman
İdarî Eylem ve İşlemlerin Yargısal Denetimi
Yeni değişiklik, idarenin her türlü eylem işlemine karşı yargı yolunun açık olduğunu belirten Anayasanın 125. maddesinde yargı denetimi dışında bırakılan YAŞ’ın meslek mensuplarını meslekten ihraç eden kararlarının yargı denetimine tâbi olduğu hükmünü getirmiştir. 2010 Ağustosundan sonra geçerli olacak YAŞ Kararlarına karşı bizzat 3 Generalin Askerî Yüksek İdare Mahkemesine başvuruda bulunmaları,[1] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn1) hukukun herkese lâzım olabileceğini göstermektedir. Bu bile yargı yolunun açılmasının zorunluluğunu anlatmaktadır.
Aslında, önceki bir çalışmamızda dile getirdiğimiz gibi,[2] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn2) YAŞ’ın, sadece ihraç kararları değil, yürütülebilir yani icraî nitelikli her türlü işlemlerinin yargısal denetim kapsamına alınması hukuk devletine uygun olanıdır. Ama burada, daha önce yargı yetkisinin dışında tutulan ve ihraç edilenlerin pek çok mağduriyetlerine sebebiyet veren kararların yargısal denetim kapsamına alındığı görülmektedir. Bu hüküm; halkın onayıyla birlikte hüküm icra edebilecek niteliktedir. Buna göre önceki uygulamalar açısından da:
1-) Anayasa değişikliği (yürürlüğe girecek olursa) hukuk âleminde yeni değişiklik getirmiş olacağı için, YAŞ’ın ihraç ettiği kişiler, yaşları ve yeterlilikleri gibi şartları hâlâ uygunsa, idareye ve idarî yargı mercilerine, süresi içinde başvurarak işlemin iptalini isteyebileceklerdir.
2-) YAŞ’ın ihraç ettiği kişiler ihraçtan sonra yaşadıkları maddî ve manevi zararlarının tümünün tazmin edilmesi için idarî yargı mercilerine tam yargı davası açma imkânına da kavuşmuş olacaklardır.[3] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn3)
3-) İhraç edilenlerin açtıkları davada hükmedilecek tazminatın, ihracın açık bir hukuk ihlâli kin, garaz gibi kişisel kusurdan kaynaklanması halinde, ihraç kararlarında imzası bulunan YAŞ üyelerine rücu etmesi söz konusu olabilecektir. Çünkü Danıştay 5. Dairesi 2008/3234 sayılı kararında,[4] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn4) idarenin kendiliğinden rücu’ yoluna başvurmaması halinde, yurttaşların bunu sağlamak amacıyla idareye başvurmalarına bir engel bulunmadığını da ihsas ettirmiştir.
Yargısal denetimde, bir başka yeni değişiklik, yargı mercilerinin yerindelik denetimini yapamayacaklarını belirtmek suretiyle muhtemel bir tereddüdü engellemiştir. Böyle bir hükmün, çağdaş demokrasilere aykırı bir tarafını bulmak zor olsa gerektir. Bazı yazarlar, yerindelik denetimi ile hukuka uygunluk denetimi arasında ayrımın zor olduğunu ve bu yeni hükümle, iktidarın hiçbir suretle yerindelik denetiminin yapılmasını istemediği bunun da yargıcın bağımsız karar verme sürecine gölge düşürdüğü görüşündedirler. Bu konuda somut örnek olarak Ruslara verilen nükleer santral yapımını engelleyici yargı kararlarının önüne geçmek gibi bir eğilimi vermektedirler.[5] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn5) Bir kere hiçbir eylem ve işlem, 1961 Anayasasını 1971 yılında değiştirilmeden evvelki halinde olduğu gibi yargı denetimi dışında bırakılmamalıdır. Buna karşılık hiçbir gerekçe, yargının idarenin yerine geçerek karar verme ihtimalini dahi haklı gösteremez. Kaldı ki idarî işlemlerin maksadı mutlaka kamu yararı olacağına göre, ilgili mahkemeler kamu yararına görmedikleri bir işlemi, hukuka uygunluk denetimi sınırları içinde kalarak iptal edebilme imkânına sahip oldukları gibi aynı zamanda bu tür bir yükümlülük altındadırlar.
Yargı mercilerinin yerindelik denetimi yapamayacakları açıkça kabûl edilmekle; yeni yerel yönetimler mevzuatında belediye başkanlarına ve mülkî amirlere tanınan, il genel meclisleri ya da belediye meclislerinin kararlarına karşı yargı yoluna başvurmaları gibi bir tür vesayet denetimi yetkisini kullanmaları halinde yapılacak denetimin yine hukuka uygunlukla sınırlı kalacağının altı çizilmiş ve bu konuda tereddütler de giderilmiş olmaktadır. Yine söylemek gerekir ki, bir idarî işlem veya eylemin maksadı her halde kamu yararı olacağı için, yerindelik denetimine en çok yaklaşılan bu noktada, zaten kamu yararına aykırı görülen işlemler yerinde kabul edilmeyerek iptal olunacaktır.
Anayasada yargı denetimini açan bir diğer önemli değişiklik de, memurlara verilen uyarma ve kınama cezalarının yargı denetimine tabi tutulacağının hüküm altına alınmasıdır. Hâlihazırda, uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararlarının yargı denetimi dışında bırakılamayacağını belirten Anayasal hükümden temel alarak kanunlar, uyarma ve kınama cezalarına karşı yargı yoluna gidilemeyeceğini hüküm altına almışlardır. Hal böyleyken bile, bir kısım yargı mercileri kararlarında, bu tür yasaklara yer vermeyen ve Anayasanın 90. maddesine göre kanunlardan üstte olan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin referans alınması gerektiğinden dolayı yargısal denetimin yapılması gerektiği kanaatlerini dile getirmişlerdir.[6] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn6)
Demek ki olması gerektiği yargı mercilerince bile benimsenen bu hüküm, hukuk devletine uygun bir düzenlemedir. Bu yeni düzenleme, artık tüm disiplin kararlarına karşı yargı yolunu açmakta; memur ve diğer kamu görevlilerinin haklarını idare karşısında korumayı tamamlamakta; idarenin, yargı denetimi dışında diye bu cezalarla memuru nüfuzu altında bırakma ve/veya sindirme ihtimalini de ortadan kaldırmış olmaktadır. Bu tür cezaları alıp da bu cezaları silinmemiş olanlar, cezalarına itiraz edip etmediklerine bakılmaksızın, değişikliğin yürürlüğe girmesiyle hukuk âleminde meydana gelen değişiklik sebebiyle bu cezalar aleyhine de yasal yolları işletebilecekler ve iptal davası açabileceklerdir.
[1] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref1) Bkz: Generaller terfi için AYİM'de, http://www.internethaber.com/balyoz-saniklari-terfi-icin-ayimde-286728h.htm, 27.08.2010
[2] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref2) R. Cengiz Derdiman, Anayasa Taslağı Üzerine Düşünceler, http://www.tasam.org/index.php?altid=3100&syf=2, s. 2, 27.08.2010; ya da: http://www.anayasa.gen.tr/derdiman.htm, 27.08.2010.
[3] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref3) Mağdur olduğunu düşünenler, tam yargı davası açmak yerine şahsî kusurdan dolayı ilgililer hakkında da dava açabileceklerini iddia edebilirler. Bu tamamen bir yöntem, yargı merciinin davaya görevsizlik kararı verip vermemesi sorunudur.
[4] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref4) Karar için bkz: http://www.idarehukuku.net/ictihat/Kamu-hizmeti-gorevlilerinin-hukuka-aykiri-eylem-ve-islemlerinden-ve-kendi-kusurlarindan-dogan-zarari-toplumun-odemek-zorunda-olmadigi-.html, 27.08.2010
[5] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref5) Kaboğlu, s. 264.
[6] (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftnref6) Örneğin Danıştay 5. Dairesinin 2002/1212 sayılı kararı, R. Cengiz Derdiman, İdare Hukuku, Gözden Geçirilmiş ve Güncellenmiş 3. Baskı, Alfa-Aktüel Yayınları, Bursa, 2010, s. 52, dipnot: 179.