PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : gülden açıklama:bizden olmayan gidecek


faydasızım
11-09-2010, 18:31
Marmara Üniversitesi'nin taze rektörü Zafer Gül, projelerini Zaman gazetesine anlattı. Gül'ün hedefinde Marmara Üniversitesi'nde siyasi temizlik, piyasacı eğitim ve kampüslerin rantının paylaşımı bulunuyor.
Marmara Üniversitesi rektör seçimlerinde üçüncü sırada kalmasına rağmen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından rektör olarak atanan Zafer Gül fikirlerini ilk kez Zaman gazetesine anlattı. Rektör Gül'ün açıklamaları, piyasalaşma, üniversitenin gayrımenkullerinin getireceği rant ve siyasi ayıklamalar konusunda ne gibi fikirlere sahip olduğunu açıkça gösteriyor.
"Bizden olmayan gidecek"
Zafer Gül, Marmara Üniversitesi'nin en temel sorununu "ideolojik saplantılı bilim adamları" olduğunu öne sürüyor ve "dünyayı görmeyen, vizyonsuz, lokal düşünen" bu kişilerin tasfiye olacağını açıkça dile getiriyor. Kendisini kazanmadığı bir seçime rağmen Marmara Üniversitesi'nin başına getiren siyasi güç sayesinde ciddi bir özgüven kazandığı görülen Gül, ayıklamanın nasıl yaşanacağı yönünde de kimi ipuçları sağlıyor.
Temel amacı üniversiteleri piyasa ile Avrupa çapında uyumlaştırmak olan Bologna Süreci'nin Türkiye'deki uzmanlarından olan Gül, tasfiyelerden açığa çıkacak boşluklar için ihtiyaç duyulacak akademisyenleri de yurt dışında eğitmeyi planlıyor. Söze "zihniyet dönüşümünü sağlayacak genç, dinamik bir ekibe ihtiyaç var. Çok şükür bu da bizde var" şeklinde şükür dualarıyla başlayan Gül, "genç akademisyenleri yurtdışında eğiterek dönüşümü sağlayacağız" sözleriyle de planlanan süreci anlatmış oluyor. Gül'ün sözleri ve tavrı, yakın geçmişte Başbakan Erdoğan'ın çıkışıyla gündeme gelen "bertaraf olma" tartışmalarını hatırlatıyor.
"Markalaşacağız"
Gül'ün röportajda sık sık dile getirdiği bir diğer başlık ise "markalaşma". Marmara Üniversitesi'nin "60 bin öğrenci ve 4 bin 500 akademisyene sahip kurumun 'eski' ve 'büyük' olmasına rağmen markalaşamamasından" yakınan Gül, üniversiteyi piyasalaştırma vizyonunda akademisyenleri de mesaiden bağımsız çalıştıracağını belirtiyor. "Zamandan ve mekândan bağımsız 7 gün 24 saat çalışacak bir üniversite olacağız. Bilim mesai saatleriyle sınırlı kalamayacak kadar önemli" sözleriyle bu niyetini ifade eden Gül, böylelikle "üniversitenin iki yakasını bir araya getireceklerini" söylüyor.
Gül'ün değindiği bir diğer konu ise Marmara Üniversitesi'nin paralı eğitime yönelecek olması. Yabancı öğrencilere yönelik paralı eğitimi önemsediklerini belirten Gül, “İngiltere; Ortadoğu, Asya, Afrika ve Uzakdoğu'dan öğrenci topluyor. Biz de çekebiliriz” diyor. Böylelikle üniversitenin halka karşı birincil sorumluluğu olan kamusal eğitimi kenara koymasa da daha az önemsemeye hazır olduğu sezilen Gül, yabancı öğrencilerin Marmara Üniversitesi için "hem gelir hem de tanıtım demek olacağını" söylüyor.
Tüm bu piyasalaşma hamleleri bir yana, Rektör Gül'ün ufkundaki üniversitenin yalın tanımı bile niyetleri konusunda çok şey anlatıyor. Gül, kendi gelecek vizyonundaki Marmara Üniversitesi'ni "kendi firmaları olan ve devlete dayanmayan üniversite" olarak tanımlıyor.
Kampüslerin rantı
Yeni Rektör Gül'ün değindiği bir diğer önemli konu da Marmara Üniversitesi kampüslerinin dönüşümü ve satılması. Gül bu konuda yürütülen projeyi "biri Avrupa diğeri Anadolu yakasında 'batı-doğu kampüs projesi'" olarak ifade ediyor. Avrupa yakasında Halkalı'da, Anadolu yakasında ise "E-5 üzerinde bir yer"de kurulacak olan kampüslerin ardından Marmara Üniversitesi'nin mevcut eğitim binalarının da, ideolojik açıdan Gül'ün beğenmediği akademisyenler gibi tasfiye edilmeleri planlanıyor gibi görünüyor. Gül mevcut eğitim binalarının "apartmanlardan bozma yerler" olduğunu, bunlara "üniversite demeye bin şahit isteyeceğini" ve Marmara Üniversitesi'nin "gecekondu üniversitesini andırdığını" söylüyor.
Marmara Üniversitesi binalarına dışarıdan bakan birisi Gül'ün rahatsızlıklarını paylaşabilir. Ne var ki söz konusu binalar konumları itibariyle devasa bir rant taşıyor. Örneğin rantına daha önce Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün de göz diktiği Nişantaşı kampüsü, bir ucu Nişantaşı, diğer ucu Fulya'da olan, lüks rezidanslarla çevrelenmiş geniş bir arazi üzerinde bulunuyor. Özelleştirilme çabalarıyla gündemde olan Haydarpaşa Garı'na komşu olan Haydarpaşa kampüsü ise, neredeyse 140 yıllık tarihe sahip, İstanbul Boğazı'nın en önemli tarihi binalarından birini barındırıyor. Tüm bunlar göz önüne alındığında, Marmara Üniversitesi'nin iki kampüs modelinin, sadece dağınık üniversite binalarını biraraya toplamaktan ibaret kalmayacağı görülüyor...

mhmd
12-09-2010, 01:06
Üniversiteler, özgür beyinlere ufuk gösteren kurumlardır.
Ne ideoloji satar, ne de kalıptan geçirir.
Kim ne derse desin önemli olan üniversitelerin uluslararası başarılarıdır. Ölçülebilen başarıları!
Marmara Üniversitesinin, dünya üzerindeki üniversiteler arasındaki sıralaması 1787.
Şayet yapılan işler ile (Yazınıza konu ideolojik ayıklanmalar!) Bu sıralama üst sıralara gelir ise sonuna kadar tarafız.
Değil ise; yapılanlar, yapılmışlar ile aynı kefededir ve havanda su dövülmeye devam edilmektedir deriz.

Ülkemiz üniversitelerinin 12 Eylül düzenlemeleri ile geldiği noktayı merak edenler için;
http://www.turk.internet.com/portal/yazigoster.php?yaziid=20246

dragonwar
13-09-2010, 11:12
Gerçekten böyle bir ülkeye çok yazık.