PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 'Turkish referendum is a step in the right direction'


Sangre
14-09-2010, 02:14
Avrupa Parlamentosu'ndaki Liberaller grubu, "askeri vesayeti sınırlandıran" referandum sonucuyla ilgili memnuniyetlerini ve daha fazla demokratik adım için isteklerini belirten bir mesaj yayınladı.

http://www.alde.eu/en/details/?no_cache=1&tx_ttnews[tt_news]=24370&cHash=08c5311cdd

Bildiğimiz gibi Avrupa Parlamentosu Sosyalist grubu başkan yardımcısı Swoboda'nın açıklamalarından sonra Venedik Komisyonu da kabul edilen paketin olumlu olduğu yönünde açıklamalar yapmış ve bu değişimden memnuniyet duyduklarını açıklamışlardı.. Bunun üzerine Liberal demokratlardan da değişikliklere destek geldi.

AB'den gelen tüm bu olumlu tepkileri gördükçe, ne kadar doğru bir karar verdiğimizi tekrar anlıyorum.. Umarım bu değişim pratik hayata da yansır ve bu değişimin meyvelerini toplayabiliriz.

Edit; Linkin ([) işaretinden dolayı yarısı çıkıyor.. Tüm linki copy/paste yaparak bahsi geçen mesajı okuyabilirsiniz.

Re-laX
14-09-2010, 02:25
avrupa parlementosunu mutlu eden bir değişikliğin türkiyeye faydalı olacağını sanmıyorum.


saygılar...

Sangre
14-09-2010, 02:37
avrupa parlementosunu mutlu eden bir değişikliğin türkiyeye faydalı olacağını sanmıyorum.


saygılar...

Dimi ama?

Ülkemizin dört bir yanı emperyalistler tarafından kuşatılmış iken ve ülkemizin üzerinde türlü türlü oyunlar oynanır iken.. Türk'ün Türk'ten başka dostu yok iken, bir Türk dünyaya bedel iken.. Ülkemizin kaynaklarını paylaşmak için her türlü dalavere yapılır iken ve içimizde vatanhainleri, işbirlikçiler, peşkeşçiler var iken.. Benim söylediklerim de laf mı şimdi??

Sen benim açtığım konuya aldırma dostum, boşver.

Yatmadan önce 3 defa 'Gençliğe Hitabe', 2 defa da 'Onuncu yıl marşı'nı okuyup öyle uyu.. Yoksa günün rast gitmez, başın türlü türlü belalardan kurtulmaz.

Aman dikkatli olalım, olmayanları uyaralım!

Re-laX
14-09-2010, 02:54
Dimi ama?

Ülkemizin dört bir yanı emperyalistler tarafından kuşatılmış iken ve ülkemizin üzerinde türlü türlü oyunlar oynanır iken.. Türk'ün Türk'ten başka dostu yok iken, bir Türk dünyaya bedel iken.. Ülkemizin kaynaklarını paylaşmak için her türlü dalavere yapılır iken ve içimizde vatanhainleri, işbirlikçiler, peşkeşçiler var iken.. Benim söylediklerim de laf mı şimdi??

Sen benim açtığım konuya aldırma dostum, boşver.

Yatmadan önce 3 defa 'Gençliğe Hitabe', 2 defa da 'Onuncu yıl marşı'nı okuyup öyle uyu.. Yoksa günün rast gitmez, başın türlü türlü belalardan kurtulmaz.

Aman dikkatli olalım, olmayanları uyaralım!
sayın sangre;avrupa birliğine girmek için bu kadar çok müzakere yapan bir ülke olmamıştır zatende alınmaz bunu zaman zaman bazı liderler söylüyor(tabi gündemi takip ederseniz).
eğer avrupa birliğine karı gibi avrupanın nikahına girersen alıyor.artık bunada avrupa mandası mı denir ne denir bilmem,sizin savunduğunuz tam olarak bu,

saygılar...

evrensel-insan
14-09-2010, 03:03
Saygideger arkadaslar;

'Turkish referendum is a step in the right direction' -Sangre-

Turklerin referandumu, dogru yonde bir adimdir"-Tercume-

Birincisi, bu referandum, sadece Turklerin degil; tum farkli halklarindir.

Ikincisi, bu "dogru yon" kimin/neyin "dogru yonu?"

PARTI (RTE) DEVLETI'nin olmasin, sakin!

Saygilarimla;
evrensel-insan

errata
14-09-2010, 04:40
Sangre anladığım kadarıyla liberal siyaset ekseninde söylem ve fikir geliştiriyorsunuz ya da o yönde fikirleri temel alıyorsunuz. Ben liberallere hiçbir zaman güvenemedim. Bu güvensizliğimi temelsizlik iddiasıyla yargılayanlar zaman içerisinde yanıldıklarını kısmen de olsa kavradılar sanıyorum. Çoğunluk her zaman tamamen sezgisel, evvelin dayatmalarına dayanan bir güvensizlik olduğunu düşünür. Lakin adım adım somut kanıtlara yayabileceğim bir durum olmamasına rağmen benim zihnimde ortaya çıkan tablo ve yapabildiğim sağlamalarla vardığım nokta burası. Sızma zeytin yağı misali bir güvensizlik. Fakat ben bunlardan bahsetmeyeceğim. Yalnızca bireysel bakışımla ilgili projeksiyon koydum önüne.

Bir yere "özgürlük götürülmesi" gerektiğinde neden ABD ya da Avrupa Birliği dışındaki ülkeler yalnızca seyretmelidir?

Bu güçlü küresel ülkelerin/kutupların diğer ülkeler için tek tek istedikleri özgürlük, ileri demokrasi, vs. gibi şeyler, onlar dünya üzerinde hüküm verirken küresel ölçekte nereye kaybolur? Yani neden ABD birileri ezerken seyrediyoruz. Ya da herhangi bir AB ülkesi birilerini hala sömürürken yalnızca onaylamadığımızı belirtiyoruz. Oysaki demokrasi, özgürlük ve büyük oranda ekonomik şartlarımızı biz bu ülkelerden ithal ediyoruz.

Neden tüm ülkeler birbirine karşı sonsuz demokrasi havarisi iken küresel hareketlerde bir anda patron, abi, başkan kaftanını sırtına alan birileri oluyor?

En çok öğrenmek istediğim şey, ülkelere yapılacak herhangi bir şovenist demokrasi harekatını neden hep ülke içindeki liberal siyasetçilerle birlikte yürütürler de, savaş kararlarını dışsal şahinler kanadı üstlenir?

Sorular temelinde bu ülkelerin bizlere sunduğu paketleri, hapları, çözümleri ve iyileştirmeleri iyi analiz etmeli miyiz? Yoksa "biz anlamayız zaten" doğrudan kabul mu etmeliyiz?

Sangre
14-09-2010, 12:35
Sangre anladığım kadarıyla liberal siyaset ekseninde söylem ve fikir geliştiriyorsunuz ya da o yönde fikirleri temel alıyorsunuz. Ben liberallere hiçbir zaman güvenemedim. Bu güvensizliğimi temelsizlik iddiasıyla yargılayanlar zaman içerisinde yanıldıklarını kısmen de olsa kavradılar sanıyorum. Çoğunluk her zaman tamamen sezgisel, evvelin dayatmalarına dayanan bir güvensizlik olduğunu düşünür. Lakin adım adım somut kanıtlara yayabileceğim bir durum olmamasına rağmen benim zihnimde ortaya çıkan tablo ve yapabildiğim sağlamalarla vardığım nokta burası. Sızma zeytin yağı misali bir güvensizlik. Fakat ben bunlardan bahsetmeyeceğim. Yalnızca bireysel bakışımla ilgili projeksiyon koydum önüne.

Liberallere veya başka bir ideolojideki insanlara olan güvensizliğin senin kişisel tercihin tabii ki.. Herkes birilerine güvenir, birilerine güvenmez.. Bundan doğal bir şey de olamaz.. Ama bunun nedenlerini daha açık bir şekilde yazarsan, ben de daha kolay yanıt verebilirim.

Bir yere "özgürlük götürülmesi" gerektiğinde neden ABD ya da Avrupa Birliği dışındaki ülkeler yalnızca seyretmelidir?

'Özgürlük götürülmesinden' kasıt, savaş ile, zorla ve baskı yoluyla 'özgürleştirmek' ise, yani bir Irak örneğinden bahsediyorsak, bunun Liberaller için doğru olduğunu sanmıyorum.. Fakat ileri demokratik ülkelerin gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerdeki 'demokrasi sürecini' çeşitli vakıflarla vb. sivil toplum kuruluşları ile desteklemesi ise doğru olanıdır.

Bu güçlü küresel ülkelerin/kutupların diğer ülkeler için tek tek istedikleri özgürlük, ileri demokrasi, vs. gibi şeyler, onlar dünya üzerinde hüküm verirken küresel ölçekte nereye kaybolur? Yani neden ABD birileri ezerken seyrediyoruz. Ya da herhangi bir AB ülkesi birilerini hala sömürürken yalnızca onaylamadığımızı belirtiyoruz. Oysaki demokrasi, özgürlük ve büyük oranda ekonomik şartlarımızı biz bu ülkelerden ithal ediyoruz.

ABD birilerini ezerken (yine Irak örneğini verebiliriz), tüm ülkelerin onu izlediğini sanmıyorum.. Bu ülkelere her yerden çeşitli tepkiler ortaya koyuluyor.. Ama tabii ki yeterli düzeyde değil.. Bizim de amacımız bunu yeterli düzeye çıkarmak, yani böyle bir hareketin/operasyonun bir daha olmamasını sağlayacak bir toplumsal bilinç oluşturmak olmalıdır.. Bu da çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla, siyasi partilerle vb. baskı ve çıkar gruplarının çalışmalarıyla ortaya çıkacaktır.. Evet, dünya böyle bir konuda şu anda yetersiz ama bugün ekonomik anlamda önemli aktörlerin Asya'ya kaymasıyla beraber, yeni baskı ve çıkar grupları oluşmaya başlayacak ve ideal toplum düzeni oluşacaktır.. Bunun Liberal teorideki en önemli yansıması da, 'Açık Toplum' (Open Society) olarak ifade edilen toplum modelidir.. Daha önceden bununla ilgili bir konu da açmıştım.

AB ülkelerinin ise kimseyi sömürdüğünü sanmıyorum.. Bugün dünyada 'siyasilerin sebep oldukları' en önemli sorun savaş olgusudur.. Bunun dışında sistem sorunu, sömürü vs. gibi olguların ciddi temelleri olduğunu sanmıyorum.

Neden tüm ülkeler birbirine karşı sonsuz demokrasi havarisi iken küresel hareketlerde bir anda patron, abi, başkan kaftanını sırtına alan birileri oluyor?

Patron, abi, başkan gibi sıfatlar aldıklarını sanmıyorum.. Sadece ekonomik, teknolojik olarak daha güçlü olan ülkeler siyasi arenada daha önemli aktörlerdir.. Bundan doğal bir şey de olamaz.

En çok öğrenmek istediğim şey, ülkelere yapılacak herhangi bir şovenist demokrasi harekatını neden hep ülke içindeki liberal siyasetçilerle birlikte yürütürler de, savaş kararlarını dışsal şahinler kanadı üstlenir?

Demokrasi hareketlerinin şovenist ve sadece içsel hareketlerden oluştuğunu sanmıyorum.. Savaş kararlarını da sadece dışsal hareketler belirlemiyorlar.. Tüm bunlar günümüz dünyasında iç içe geçmiştir.. İçsel olarak destek görmeyen bir durumun, sadece dışsal hareketlerle karara bağlanması söz konusu değildir.. Aynı şekilde tam tersi de geçerli.. Bu yüzden halkın isteklerini en çok karşılayan siyasi aktörler bu kararlarda daha önemli pozisyonda oluyorlar.. Bu da demokrasinin bir gereğidir zaten.

Sorular temelinde bu ülkelerin bizlere sunduğu paketleri, hapları, çözümleri ve iyileştirmeleri iyi analiz etmeli miyiz? Yoksa "biz anlamayız zaten" doğrudan kabul mu etmeliyiz?

Neden biz anlamayacakmışız ki?.. Tabii ki her konuyu çok iyi analiz etmeliyiz, buna göre kararımızı vermeliyiz.

noripcord
14-09-2010, 12:43
bu sosyalist grubun ya türkiye'den haberi yok, yada daha kötüsü haberi var ve çanak tutuyor rte'ye. umarım bu batının tipik oryantalist tavrıdır.

Titan
14-09-2010, 22:22
Liberalizm devlet mekanizmasından olabildiğince uzak durması gerekirken, bu referandum sonucunda siyasilerin (özellikle bir bakanlığın) yargıya karışması bir çelişki değil midir? Üstelik yaz aylarının başında AB'nin hükumete yönelik olarak HSYK'nın karar alma sürecinde Adalet Bakanlığının tamamen devre dışı bırakılmasını talep ettiği, ancak nedense şimdi tam tersine bir tavır takınması nasıl izah edilebilir?

Sangre
15-09-2010, 00:34
Liberalizm devlet mekanizmasından olabildiğince uzak durması gerekirken, bu referandum sonucunda siyasilerin (özellikle bir bakanlığın) yargıya karışması bir çelişki değil midir?Zaten günümüzde var olan durum da bundan ibaret..

Devlet mekanizmasının işlevsel yönünü oluşturan bürokrasinin, karar alma sürecinde halk iradesini tamamen yok sayması (bunun için gerekirse hukuk ihlali yapması) ve tek bir ideolojiye bağlı olarak hareket etmesinin önüne geçilmesi için, bu bürokratik düzende var olan illegal çeteci yapılanmaları tasviye etmek için, bu süreci sonuna kadar sürdürebilmek gerekiyor.

Bürokrasinin (özellikle ordu ve yargıda) hukuki olarak kendini dış denetlemeye kapatması (darbeler sayesinde), zaten otomatik olarak her kapalı yapıda ortaya çıkabilecek, yeknesak bir yapılanma ortaya çıkaracaktır..

Bu yüzden de Yüksek Mahkemelerin üye atamalarında (Avrupadaki örneklerindeki gibi) halkın olurunu almış ve halka karşı sorumlu olan Meclislerin belli bir oranda atama yapması, Yargı'nın plüralist/çoğulcu bir yapılanma olması için ilk şarttır.. Bunun dışında halkın çok az bir kısmını oluşturan Askeri Yargıtay'ın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin söz söyleme yetkisinin olması, Türkiye gibi demokrasinin yerleşmediği ülkelere has bir özelliktir.. Türkiye'nin bu konuda da acil değişikliklere gitmesi gerekir.

Üstelik yaz aylarının başında AB'nin hükumete yönelik olarak HSYK'nın karar alma sürecinde Adalet Bakanlığının tamamen devre dışı bırakılmasını talep ettiği, ancak nedense şimdi tam tersine bir tavır takınması nasıl izah edilebilir?Adalet Bakanı'nın bu değişiklikle birlikte yetkileri tamamen ortadan kalkmadığı gibi sınırlanmaya gidilmiştir.

Önceki duruma göre Adalet Bakanı her toplantıya katılabiliyordu ve toplantılarda her konuda oy hakkı vardı.. Artık toplantılara katılamıyor ve sadece genel kurulda oy hakkı mevcut.

Önceki duruma göre Bakan'ın katılmadığı toplantılar yapılamıyordu.. Toplantı yapılabilmesi için var olması şarttı.. Artık bu zorunluluk da ortadan kalktı.

Önceki duruma göre Teftiş Kurulu, Bakan'a bağlı, Bakan tarafından atanıyor, Bakan'ın izniyle harekete geçiyor ve soruşturma yapıyordu.. Şimdi ise ikiye ayrılıyor; Adalet Müfettişleri; bakana bağlı, bakan tarafından atanıyor, Adalet daireleri ve Cumhuriyet savcılıklarını idari görevler yönünden denetler, Hâkim ve Cumhuriyet savcılarının yargısal işlerini denetleyemez, bakan tarafından görevlendirilir. Kurul Müfettişleri; kurula bağlı çalışır, kurul tarafından atanır, Hâkim ve savcıların rutin denetimleri ile inceleme ve soruşturmalarını yapar, ilgili dairenin teklifi ve HSYK Başkanının onayı ile görevlendirilir.

Önceki duruma göre sekreterya: Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce yürütülüyordu.. Şimdi ise, Kurula bağlı sekreterya oluşturulacak, taslaklar burada hazırlanacak ve işlemler burada yürütülecek.

Önceki duruma göre inceleme ve soruşturma işlemleri: Bakan izni ile Bakana bağlı Teftiş Kurulu eliyle yürütülüyordu.. Şimdi ise ilgili dairenin teklifi ve HSYK Başkanı'nın onayı ile kurula bağlı Kurul Müfettişleri'nce yürütülecek.

Önceki duruma göre denetim işleri bakana bağlı Teftiş Kurulu'nca yapılıyordu.. Şimdi ise kurula bağlı, kurulca atanmış Kurul Müfettişlerince yapılacak.

---

Tüm bu değişikliklerden Adalet Bakanı'nın HSYK'daki yetkilerinin arttırıldığı sonucu çıkıyorsa, artık hiçbir şey demiyorum.. Karar sizin.

hako
15-09-2010, 00:34
Liberalizm devlet mekanizmasından olabildiğince uzak durması gerekirken, bu referandum sonucunda siyasilerin (özellikle bir bakanlığın) yargıya karışması bir çelişki değil midir? Üstelik yaz aylarının başında AB'nin hükumete yönelik olarak HSYK'nın karar alma sürecinde Adalet Bakanlığının tamamen devre dışı bırakılmasını talep ettiği, ancak nedense şimdi tam tersine bir tavır takınması nasıl izah edilebilir?

Düşmanımın düşmanı zaten dostumdur diyor işte. Daha ne desin ?

Squall
17-09-2010, 13:39
Yatmadan önce 3 defa 'Gençliğe Hitabe', 2 defa da 'Onuncu yıl marşı'nı okuyup öyle uyu.. Yoksa günün rast gitmez, başın türlü türlü belalardan kurtulmaz.



Sevgili tarikat destekçisi ,özgürlükçü liberallerimizde günde 3 öğün yemeklerden önce muhammedin kitabını okumalı ve de yüce padişahları tayyibi öven zikir ayinleri yapmalılar televizyon ekranlarında..ileri demokrasiye ancak bu şekilde ulaşabilir sevgili dostlarımız.

Sangre
17-09-2010, 14:49
Sevgili tarikat destekçisi ,özgürlükçü liberallerimizde günde 3 öğün yemeklerden önce muhammedin kitabını okumalı ve de yüce padişahları tayyibi öven zikir ayinleri yapmalılar televizyon ekranlarında..ileri demokrasiye ancak bu şekilde ulaşabilir sevgili dostlarımız.

Ben her hangi bir tarikatta değilim.. Müslüman da değilim, dolayısıyla her gün Kuran'ı okumama gerek yok.. Bir kere dahi oy vermediğim Tayyib'i padişahım olarak da görmüyorum.. Ki oy verseydim dahi öyle görmezdim.. Seni böyle olduğuma veya olmadığıma ikna etmek zorunda da değilim.

Yukarıdaki arkadaş 'dört bir yanımızın düşmanlarla çevrili olduğuna dair', klasik 'ulus-devlet' savunusu yaptığından dolayı ve bu 'ulus-devlet' paranoyasının Türkiye'deki tek savunucusunun da 'Kemalistler' olmasından dolayı, o kesimin mistik ideolojisine gönderme yaptım.

Buna karşılık eğer sen de benim Liberal olduğumdan dolayı, klasik okula iman boyutunda bağlandığıma dair bir gönderme yapsaydın, örneğin şöyle deseydin; 'Sen de her gün 3 öğün Mises'ın 'Human Action' ve 'Anti-Capitalistic Mentality' kitaplarını veya Rand'ın 'Atlas Shrugged' kitabını hatim et' deseydin, söylediğinde haklı olabilirdin.. Ve gerçekten de iyi bir gönderme olurdu.. Ben de buna karşılık, artık klasik öğretiyi tamamen kabul etmediğimi, bu okula karşılık şüphelerim olduğunu, bu aralar Kamu Tercihi okulu üzerine okumalar yaptığımı söylerdim.

Ama tabii ki tarikatlar veya padişahlar üzerine olan göndermelerin, benim için hiçbir anlamı yok.