PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yaşamın En Gizemli Oluşumu=DNA Molekülü


Hüdai ÇAKMAK
16-09-2010, 10:00
YAŞAMIN EN GİZEMLİ OLUŞUMU=DNA MOLEKÜLÜ

Johann Gregor Mendel kalıtımla ilgili yaptığı çalışmaların sonucunda henüz kromozom (http://tr.wikipedia.org/wiki/Kromozom) ve genlerin (http://tr.wikipedia.org/wiki/Gen) varlığı bilinmemesine rağmen, türsel özelliklerin faktör adını verdiği birimlerle nesilden nesle aktarıldığını söylemiştir. Burada Mendel’in faktör olarak nitelediği birim şüphesiz ki DNA molekülüdür. Fakat DNA molekülünün varlığının bilimsel olarak tespiti için doksan yıla yakın bir zamanın geçmesi gerekmiştir.
1953 yılında Watson ve Crick isimlerindeki iki bilim insanı DNA molekülünün (faktörün) kendine has özelliklere sahip bir çift sarmal yapı halinde bulunduğunu ileri sürdüler.
Bu araştırıcıların önerdikleri DNA yapısı o tarihlerde başka araştırıcılar tarafından ortaya konulan DNA’ya ilişkin önemli bulgulara dayanmaktadır.
Bunlardan biri, Wilkins ve Franklin tarafından, izole edilmiş DNA fibrillerinin X-ray ışınlarını kırma özelliklerinin açıklanmasıdır.
Elde edilen X ışını fotoğrafları, DNA’nın zincirlerindeki bazların diziliş sırasına bağlı olmaksızın, çok düzenli biçimde dönümler yapan bir molekül olduğunu göstermektedir.
Ayrıca Tütün Mozaik Virüsü üzerinde yapılan çalışmalar da DNA ile ilgili çalışmalarda ışık tutmuştur.
Bir başka önemli bulguda Chargaff tarafından saptanmıştır.
Herhangi bir türe ait DNA’nın nükleotidlerine (parçalandığında serbest kalan nükleotidlerde) adenin miktarının timine, guanin miktarının da sitozine daima eşit olduğunun saptanmasıdır. Yani Chargaff kuralı‘na göre doğal DNA moleküllerinde adeninin timine veya guaninin sitozine oranı daima 1’e eşittir.
Watson ve Crick bu bulguları değerlendirerek böyle özelliklere sahip DNA makro molekülünün sekonder yapısına açıklayabilmişlerdir.
Birbirlerinden bağımsız dört bileşiğin dev bir molekülde ikişer, ikişer eşit sayılarda bulunması son derece ilginçtir.

=====

Genetik olayların hücrede moleküler düzeydeki temeli genetik materyal görevini üstlenen nükleik asitlerin yapı ve özelliklerine dayanır.
Nükleik asitlerin varlığı Friedrich Miescher tarafından keşfedilmiştir.
Friedrich Miescher özel bir boyama tekniğinden yararlanarak çekirdek içerisinde bazı maddelerin boyandığını görmüş, bu maddelere nükleik asit adını vermiştir.
Nükleid asitler üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda; nükleik asitlerin hücre içinde geçen hayatsal olayları yönettiği, kalıtsal özelliklerin yeni hücrelere aktardığı anlaşılmıştır.
Nükleik asitler nükleotit adı verilen yapı birimlerinden oluşur ve oldukça karmaşık kimyasal yapıları vardır.
Nükleik asitlerin iki türü olan deoksiribonükleik asit DNA ve ribonükleik asit RNA temelde aynı yapısal özelliklere sahiptir.
Genler, DNA‘daki bazı kimyasal dizilimler olan nükleotidlerden meydana gelmiştir. Çoğunluk kromozomların içersinde bulunurlar.
Ayrıca DNA molekülü prokaryotlarda (Bakterilerde) kromozom dışı genetik sistem olan plazmidlerde, Ökaryotik hücrelerde genetik materyalin kromozomlar dışında temel olarak hayvan ve bitkilerde mitokondri ve sadece bitkiler ve algler dediğimiz tek hücrelilerdeki kloroplastlarda bulunduğu bilinmektedir.
Diğer ifade ile Nükleikasitler virüsler dahil bütün hücrelerde bulunurlar.
Nükleik asitler hücrelerin en kompleks molekülleri olup önemli fonksiyonlara sahiptir. Canlı hücrelerdeki kalıtsal bilgiyi Hücrelerdeki metabolik olayları düzenleyen enzimler, nükleik asitlerin kontrolünde üretilir. nesilden nesle taşırlar.
Ayrıca mitoz ve mayoz bölünme olayları bu moleküllerin kontrolünde gerçekleşir.

=====

Nükleik asit dizimleri Dna ve Rna olmak üzere iki çeşittir. Prokaryot hücrelerde hem DNA, hem de RNA'lar sitoplâzmada bulunur. Ökaryot hücrelerde; çekirdekte (kromozomların içinde), mitokondri ve kloroplastta hem DNA hem de RNA bulunur. RNA’lar ayrıca ribozomda ve sitoplâzmada mevcuttur.
Karyot hücrelerde başta çekirdek olmak üzere mitokondri ve kloroplast gibi organellerde bulunur.
Prokaryot canlılarda ise sitoplâzmaya dağılmıştır.
Dna çift sarmal yapısına sahiptir.
DNA'nın iskeleti (kolları) şeker ve fosfat moleküllerinden meydana gelmiştir. Yapısına katılan bazla ise karşılıklı olarak aralarında zayıf hidrojen bağı oluşturup iki ipliği bir arada tutmaktadır.
Kromozomlar DNA molekülünden oluşmuştur. Kalıtımla ilgili bilgiler kromozomlarda, dolayısıyla DNA da depolanmıştır.
DNA'lar hücreyi yöneten moleküllerdir. Hücredeki bütün protein çeşitleri DNA'daki nükleotit çeşitlerine uygundur. Yani DNA’daki nükleotit diziliş sırası hücre proteinlerindeki aminoasit diziliş sırasını belirler.
Hücre bölünmesinin temelindeki biyomoleküller olay DNA eşlenmesidir. DNA'nın eşlenmesiyle kromozomlar benzerlerini yapar. Bir bakıma kendilerini kopyalarlar. Bu yolla üreme gerçekleşir.
Bir türe ait bireylerin DNA niceliği aynıdır. Fakat her bireyin kendisine özgü bir DNA niteliği (ayrıntı farklılıkları dizilişi) vardır. Bu farklılığın temel nedeni 4 çeşit nükleotidin binlerce kez değişik şekillerde diziliş çeşitliliğinden kaynaklanır.
Daha önce yazdığımız gibi Adenin sayısı Timin sayısına eşittir (A=T), Guanin sayısı Sitozin sayısına eşit yani G=C’dir.
Adenin ile Timin arasında 2, Guanin ile Sitozin arasında 3 hidrojen bağı bulunur.
Üreme hücrelerindeki DNA miktarı (kromozom sayısı) vücut hücrelerindeki DNA miktarının (kromozom sayısının) yarısı kadardır.
2N bölü 2 miktarındaki bu kromozomlar anne ve babadan gelen yumurta ve sperm kromozomlarıyla birleşerek 2N yani tam bir DNA olur. Bu nedenle yavrular anne ve baba genlerinin karışımıdır.
Anne ve baba genlerindeki ayrıntı farklılıkları birleşmede kombinasyon zenginliğine neden olur. İrsi rahatsızlıklar yavrulara daha zor geçer. Bu nedenle farklılıkların az, benzerliklerin çok olduğu yakın akraba evlilikleri tavsiye edilmez.
DNA'nın bazları arasında belli bir oran vardır. DNA'daki bazların %50 si pürin, %50 si pirimidindir.
DNA'nın en önemli özelliği kendisini eşlemesidir. Bu olaya replikasyon veya duplikasyon denir.

=====

Genetik olayların hücrede moleküler düzeydeki temeli genetik materyal görevini üstlenen nükleik asitlerin yapı ve özelliklerine dayanır. Nükleik asitlerin iki türü olan deoksiribonükleik asit DNA ve ribonükleik asit RNA temelde aynı yapısal özelliklere sahiptir.
Genler, DNA’daki bazı kimyasal dizilimler olan nükleotidlerden meydana gelmiştir. Çoğunluk kromozomların içersinde bulunurlar. Ayrıca DNA molekülü prokaryotlarda (Bakteriler) kromozom dışı genetik sistem, olan plazmidlerde, Ökaryotik hücrelerde genetik materyalin kromozomlar (Nukleus) dışında temel olarak (hayvan ve bitkilerde) mitokondri ve (sadece bitkilerde ve alglerde) kloroplastlarda bulunduğu bilinmektedir.


1953 yılında Watson ve Crick DNA molekülünün kendine has özelliklere sahip bir çift sarmal yapı halinde bulunduğunu ileri sürdüler. Bu araştırıcıların önerdikleri DNA yapısı o tarihlerde başka araştırıcılar tarafından ortaya konulan DNA ya ilişkin önemli bulgulara dayanmaktadır. Bunlardan biri, Wilkins ve Franklin tarafından, izole edilmiş DNA fibrillerinin X-ray ışınlarını kırma özelliklerinin açıklanmasıdır. Elde edilen X ışını fotoğrafları, DNA nın zincirlerindeki bazların diziliş sırasına bağlı olmaksızın, çok düzenli biçimde dönümler yapan bir molekül olduğunu göstermektedir. Ayrıca TMV (tütün Mozaik Virüsü) üzerinde yapılan çalışmalar da DNA ile ilgili çalışmalarda ışık tutmuştur.
Watson ve Crick bu bulguları değerlendirerek böyle özelliklere sahip DNA makro molekülünün sekonder yapısına ait bir model geliştirdiler. Bu modele göre, birçok sorunun açıklanması yapılabildiğinden dolayı 1962 yılında bu iki bilim adamına Nobel Ödülü verildi.
Watson ve Crick’in ortaya koyduğu modele göre:
DNA molekülü, heliks (=sarmal) şeklinde kıvrılmış, iki kollu merdiven şeklindedir. Kollarını, yani merdivenin kenarlarını, şeker (deoksiriboz) ve fosfat molekülleri meydana getirir.
Deoksiriboz ile fosfat grupları ester bağlarıyla birbirlerine bağlanmıştır. İki kolun arasındaki merdiven basamaklarında gelişigüzel bir sıralanma yoktur. Her zaman Guanin (G), Sitozinin (C ya da S); Adenin (A), Timinin (T) karşısına gelir.
Hem pürin (yani adenin ve guanin) ile pirimidin (yani sitozin ile timin) arasındaki hidrojen bağları, hem de diğer bağlar, meydana gelen heliksin düzgün olmasını sağlar.
Pürin ve pirimidin bazları, yandaki şekerlere (Riboz), glikozidik bağlarla bağlanmıştır. Baz, şeker ve fosfat kombinasyonu, çekirdek asitlerinin temel birimleri olan nükleotidleri meydana getirmiştir.

Dört çeşit nükleotid vardır. Bunlar taşıdıkları bazlara göre Adenin, Guanin, Sitozin,Timin şeklinde isimlendirilirler.
DNA molekülü kendini oluşturan nükleotidlerin sayısına bağlı olarak, büyüklüğü türden türe değişen, uzun zincir şeklinde bir yapı gösterir. İnsanda bu zincirin uzunluğu açıldığında 2 metreye kadar varabilir. Bütün halinde var edilmesi zincirin hassas ve kırılgan yapısından ötürü çok güçtür.

İki polinükleotid zincirin şeker fosfat omurgaları, ortak bir eksen çevresinde eşit çaplı ve sağ yöne doğru dönümler meydana getirir.
Nükleotidlerin bazları molekül omurgasının iç kısmında bulunur. Bazların konumları sarmalın eksenine 90 derece açı yapacak şekilde konumlanmıştır.
Birbirine komşu baz çiftlerinin dönümleri arasındaki uzaklık 3,4A dür. Ayrıca her baz çifti komşusuna 36 derecelik açı yapacak şekilde yerleşmiştir. Buna göre, yaklaşık 10 baz çifti 360 derecelik tam bir dönümü tamamlayacağından, her dönümün boyu 34A olur.

İki polinükleotid zincirdeki nükleotidler karşılıklı olarak birbirlerine hidrojen bağları ile bağlanmıştır. Bu bağ fosfor bağları kadar kuvvetli olmadığı için pH değişikliği, sıcaklık basınç gibi faktörlerde kolaylıkla birbirlerinden ayrılabilmektedir.
DNA’nın kendi kopyasını yapması ve gen anlatımı, nükleotidler arasındaki hidrojen bağlarının ayrılması ile gerçekleşmektedir.
Nükleotidler birbirlerine fosfat bağlarıyla bağlanarak, şeker ve fosfat kısımlarının birbirlerini izlediği serilerden oluşan bir omurgaya sahip uzun ve dallanmış polinükleotid zincirlerini meydana getirmiştir.
Kovalent ester bağları veya fosfodiester bağları olarak da bilinen bu bağlar son derece kuvvetlidir.
Fosfodiester bağlarının varlığı DNA molekülünün tek zincirli yapı halinde iken bile dayanıklı ve stabil yapıda olmasını sağlar. Genetik mühendisliğinin hedeflerinden biri olan klonlama çalışmaları, doğal yolla gerçekleşmesi mümkün olmayan kovalent bağ kırılmalarını gerçekleştirerek yeni türler oluşturma çabalarını içerir.

Nükleotidlerin yapısı bazik olmasına karşın omurgadaki PO4(fosforik asit) grubunun varlığı polinükleotid zincirlerin asit özellikte olmalarına yol açar ve nükleik asit terimi de bu özellikten kaynaklanır.

Hidrojen bağları daima bir pürin(A,G) ile bir pirimidin (T,C) bazı arasından meydana gelir. A-T baz çiftinde 2 hidrojen bağı, G-C baz çiftleri arasında ise 3 hidrojen bağı bulunmaktadır.
Hidrojen bağlarının özelleşmesi; anahtar kilit modelini andıran, uygun nükleotid moleküllerinin karşılıklı gelerek birbirlerine yine uygun sayıda hidrojen bağları ile bağlanmasını sağlar. Böylece zincirin bir kolunda bulunan nükleotidlerin dizilişi, karşı kolda bulunan nükleotidlerin dizilişini bir çeşit dikte ve kontrol eder. Asla tesadüfe bırakmayan bir titizlikle molekül yapısı oluşturulur ve kontrol edilir.
DNA molekülünün en önemli özellik iki poli nükleotid zincirin birbirinin tamamlayıcısı olmasıdır. Pozitif (+) ve negatif (-) iki poli nükleotid zincirlerinin tamamlayıcılık özelliği, genetik materyalin işlevlerini doğru biçimde nasıl yapabildiğinin açıklanması açısından DNA’nın en önemli temel özelliklerinin başında gelir.
DNA çift sarmalının dikkate değer ve önemli bir özelliği, molekülü oluşturan zincirlerin birbirlerinden kolaylıkla ayrılabilmesi ve yeniden birleşebilmesidir.
Protein sentezi ve Dna replikasyonu (kendi kopyasını oluşturması) bu özellik sayesinde meydana gelebilir.
DNA’nın iki zinciri, birbirine sadece H bağları ve hidrofobik etkileşimlerle bağlı olmaları nedeni ile nükleotidleri arasındaki kovalent bağlardaki herhangi bir kopma olmaksızın çözülebilir (denatürasyon).
Aynı şekilde çözülmüş molekülün zincirleri tamamlayıcı bazları arasında H bağlarının oluşumu ile birleşip sarmal yapıyı yeniden oluşturabilir. (renatürasyon).
Nükleotidler arasındaki fosfor bağlarının kopması nedeniyle nükleotidlerin yerine başka nükleotid veya nükleotid dizisinin geçmesi mutasyonlara yol açar. Bu mutasyonların tek zincirli RNA molekülünde oluşma olasılığı çift zincirli DNA molekülüne göre daha fazladır.
Mutasyonların neticeleri hayati fonksiyonları bozabileceğinden ölümcül olabilir. Evrimsel gelişim içinde mutasyonların menfi ya da müspet etkileri göz ardı edilemeyecek noktadadır. Günümüzde viral hastalıkların başında gelen AIDS’in önüne geçilememesinin en geçerli nedeni genomu tek zincirli RNA olan virüsün sürekli mutasyonlar geçirerek kendini sürekli yenilemesi gösterilebilir.
Yukarıda DNA ve DNA molekülleri hakkında biraz ayrıntılı bilgi vermeye çalıştık. Böyle bir bilgi vermemizin nedeni DNA ve RNA makro moleküllerinin rastlantılarla oluşup oluşmayacağı konusunda okuyucuya fikir verme amacını gütmektedir.
Bu arada verdiğimiz bilgilerin yüzeysel olduğunu, adı geçen moleküllerin yapı ve dizilimlerinde bir canlının tüm ayrıntılarıyla bütünsel özelliklerinin kayıtlı olduğunu hatırlatalım.

spartacus
16-09-2010, 13:02
Eminim ki, DNA çözülmeden önce, gizemli olan molekülü değil, DNA olacaktı... her ileri giden bir çözümle ne hikmetse, daha ileriler için Gizem adını alıyor. Mutfakta büyücü mü var? Kuşkusuz!

AerA
16-09-2010, 17:01
Miller-Urey deneyi sonunda (2008 de tekrarlandı) RNA yapısındaki bazların tamamı, esansiyel amino asitlerin büyük bir bölümü, lipitler ve diğer bazı organik moleküllerin oluştuğu halde, bir grup kitle tarafından sonuçları ya görmezlikten gelindiği, ya yalanlama kampanyalarına konu olduğunu biliyormuydunuz?

Hüdai ÇAKMAK
18-09-2010, 13:08
Miller-Urey deneyi sonunda (2008 de tekrarlandı) RNA yapısındaki bazların tamamı, esansiyel amino asitlerin büyük bir bölümü, lipitler ve diğer bazı organik moleküllerin oluştuğu halde, bir grup kitle tarafından sonuçları ya görmezlikten gelindiği, ya yalanlama kampanyalarına konu olduğunu biliyormuydunuz?
............................
Miller deneylerini ve akıbetini gayet iyi biliyorum. Aminoasitler ve proteinler ayrı br konu. Ayrıca yazıp nacizane fikrimi belirteceğim. Saygılar.

Hüdai ÇAKMAK
18-09-2010, 13:19
Eminim ki, DNA çözülmeden önce, gizemli olan molekülü değil, DNA olacaktı... her ileri giden bir çözümle ne hikmetse, daha ileriler için Gizem adını alıyor. Mutfakta büyücü mü var? Kuşkusuz!
.........................
Örneğin bir kitabı değerlendirirken onu sadece kağıttan ve mürekkepten ibaret bir nesne olarak görüp değerlendiremezseniz. Çünkü o bir bütündür. Amlamıda, gizemi de, güzelliği de bu bütünün içindedir. Madde ile ifade bulmuştur ama madde değildir. DNA da öyle. Büyücülükle filan bir alakası yok. Sorunu kendinizde arayın. Oluşumları basitleştirme (ki bu kimi oluşumları maddeye indirgemenin imkansız oluşundandır) hastalığı bütün materyalistlerde var. Fakat bilim öyle demiyor. Bilim ilerledikçe materyalizm de, uzantısı olan diğer teorilerde içinde çıkamayacakları bir bataklığa saplanıyorlar.
Saygılar.

AerA
18-09-2010, 13:33
.........................
Örneğin bir kitabı değerlendirirken onu sadece kağıttan ve mürekkepten ibaret bir nesne olarak görüp değerlendiremezseniz. Çünkü o bir bütündür. Amlamıda, gizemi de, güzelliği de bu bütünün içindedir. Madde ile ifade bulmuştur ama madde değildir. DNA da öyle. Büyücülükle filan bir alakası yok. Sorunu kendinizde arayın. Oluşumları basitleştirme (ki bu kimi oluşumları maddeye indirgemenin imkansız oluşundandır) hastalığı bütün materyalistlerde var. Fakat bilim öyle demiyor. Bilim ilerledikçe materyalizm de, uzantısı olan diğer teorilerde içinde çıkamayacakları bir bataklığa saplanıyorlar.
Saygılar.

Sayın Hüdai Çakmak ;

Lütfen çakralarınızı biraz açın. Bilim Materyalizmin ürünüdür. Ne bulursa bulsun, materyalizmi destekler niteliktedir. Vahiydir idealizmin ürünü olan. karıştırdınız herhalde.

Bilimin ne olduğunu bilmeden burada ahkam kesmeyin derim ben. Sebebine gelince yıllardır bilim için çalışıp dururum da ondan.

errata
19-09-2010, 04:43
AerA, bilimin materyalizmin ürünü olduğu hakkındaki fikrinize kısmen katılmıyorum. Şimdi konuyu hatırlayamadım ama bunu yine buralarda uzunca konuşmuştuk. Gerçi orada diyalektik materyalizm söz konusuydu lakin tarihsel materyalizmde buna dahil edilebilir elbette.

Materyalizmden önce de bilim temel alanlarda yüksek düzeyde, neredeyse şu anki epistemolojik bilinç seviyesinde yapılabiliyordu. Materyalizm ortaya konmadan önce bilimsel faaliyetler gerçekleştirmiş bir çok kimse var. Hatta dini unsurları hiçe sayarak ilahi "yasak" kümesinde işlerle öldürülmek pahasına deneyler yapmış bilim adamlarından sıkça bahsedilir. Bunların içerisinde sonradan sapkın, dinsiz olarak adlandırılmış müslüman inancında Pers/Arap/Türk şahıslarda ünlüdür.

Elbette madde ve doğayı inceleyen sistem olarak bilim, materyalizmin temel hareket felsefelerini destekler niteliktedir. Fakat her sabitliğin düştüğü durumda olduğu gibi materyalizm de durağan bir ideolojidir. Bu bakımdan ampirik bilimsel sistemlerle doğal bir çelişki halindedir.

evrensel-insan
19-09-2010, 05:09
Saygideger AerA;

Bilim Materyalizmin ürünüdür. Ne bulursa bulsun, materyalizmi destekler niteliktedir. -AerA-

Birincisi, bilim ve bilimselligi, epistemolojinin, konusudur ve materyalizm felsefenin ve metafiziginin varlik ideolojisidir.

Ikincisi, bilim ve bilimsellik; deneye, gozleme, arastirmaya v.s. dayanir ve soyutlamasi, yani formulleri, teorileri, tezleri v.s. bu temelde degisebilir, degistirilebilir ve yanlislanabilir. Gercekligi evrensel onaya sahiptir ve kisilrin, dogru/yanlis yorumun acik degildir.

Materyalizm, mustakil var olan varligin ne oldugu kokenine dayanir. Soyutlama olarak, ideolojik inancsal dogrudur. Mustakil var olan varlik temelindeki diger ideolojik inancsal dogrularla tartisir, evrensel onayi yoktur ve sadece dogrulayanin dogrusudur. Ayrica, degisime ve degisebilirlige acik degildir. Dogrular evrensel onay kazanamayacagi icin; yanlislanamaz da. Materyalizm, sadece ispata, kurala kosula bagli olarak POZITIFTIR.

Halbuki bilim ve bilimselligin, cikarsama, curutme ve yanlislama ozelligi vardir.

Materyalizm; kendi varlik temelli ayrimciligiyla, seyleri kendi penceresinden ortaya koyar. Halbuki, bilim ve bilimsellik; buldugunu, deneyini, gozlemini, bulusunu v.s. birdirir ve belirtir.

Dolayisiyla, materyalizm soyutlamasi degil de, bu soyutlamayi veren somut kavram madde, bilimin uzerinde deney, gozlem, arastirma v.s. yaptigidir; ama bilim, felsefe gibi, maddenin ne oldugunu aciklamaz, sadece uzerinde calismayapar ve calismasini bildirir.

Oyuzden bilimin temeli, bilgi, bildirim, belirtim, deney, gozlem, arastirma v.s. ye dayanir, materyalizme ve onun diyalektigine degil; epistemolojiye ve onun degisebilir, yanlislanabilir, gercegine dayanir.

Materyalizm soyutlama olarak bir ideolojidir, bilim ve bilimsellik soyutlama olarak teoridir.

Felsefenin temeli right/truth temeline, bilimin kokeni fact, actuality temeline dayanir.

Ustelik bilim ve bilimselligin, felsefesi metafizik degil; epistemolojidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Hüdai ÇAKMAK
19-09-2010, 10:32
Sayın Hüdai Çakmak ;

Lütfen çakralarınızı biraz açın. Bilim Materyalizmin ürünüdür. Ne bulursa bulsun, materyalizmi destekler niteliktedir. Vahiydir idealizmin ürünü olan. karıştırdınız herhalde.

Bilimin ne olduğunu bilmeden burada ahkam kesmeyin derim ben. Sebebine gelince yıllardır bilim için çalışıp dururum da ondan.
....................................
Bir kitabı materyalist ölçülere uygun olarak maddeye indirgeyin göreyim. Madde dışı soyut değerleri inkar ederseniz çok öğündüğünüz biliminizi inkar etmiş olursunuz. Bir materyalist düşüncelerini madde dünyasının hapishanesinde algılayabildiklerinin hücresine hapsetmiş kişidir. Bırakınız düşünceleriniz özgür olsun. Yanlış olsalar bile düşünmek, düşünmemekten iyidir.

AerA
19-09-2010, 11:55
Oyuzden bilimin temeli, bilgi, bildirim, belirtim, deney, gozlem, arastirma v.s. ye dayanir, materyalizme ve onun diyalektigine degil; epistemolojiye ve onun degisebilir, yanlislanabilir, gercegine dayanir.

Sayın evrensel-insan ;

Farklı bir şey söylememişim. Bilimin sonuç olarak gördüğü her sonuç maddiyattandır. Bu arada incelemeye başladığı sonucun sebebi yine maddiyattandır. bu arada kullandığı basamaklar ve attığı adımlarda maddiyattan değil midir? Bilimin bulduğu herşey, metodolojisi ile beraber bizi materyalist gerçekliğie bir adım daha yaklaştırır. Eğer bilimin bulduğu gerçekliğe "gerçek" diyebiliyorsanız, aksi takdirde ruhlar aleminde başarılar dilerim.

Bir üstteki mesajımın totalinde bu düşünceyi vermişim.

Saygılar

AerA
19-09-2010, 12:02
....................................
Bir kitabı materyalist ölçülere uygun olarak maddeye indirgeyin göreyim. Madde dışı soyut değerleri inkar ederseniz çok öğündüğünüz biliminizi inkar etmiş olursunuz. Bir materyalist düşüncelerini madde dünyasının hapishanesinde algılayabildiklerinin hücresine hapsetmiş kişidir. Bırakınız düşünceleriniz özgür olsun. Yanlış olsalar bile düşünmek, düşünmemekten iyidir.

Sayın Hüdai Çakmak ;

Kitabı maddeye hatta elektrik sinyaller btününe bile indirgeyebilirim. Bakınız e-booklar.
Düşünce ve fikirlerinizin, sesinizin gitmediği yere ulaşması için kullandığınız bir maddedir kitab. Düşünmekten dem vuranada bir bakınız?

Zamanında mutluluğunun madde ile tanımlanamayacağından dem vuranlar vardı, oysaki nerotransmitter maddelerin varlığı keşfedilince (ki bu keşfi bilim yapmış ve madde keşfetmiştir, soyut bir ülkü değil) serotonin geri salım inhibitörleride devamında keşfedildi.

"Bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?" "Yaparım."

Esen kalınız.

AerA
19-09-2010, 12:33
Materyalizmden önce de bilim temel alanlarda yüksek düzeyde, neredeyse şu anki epistemolojik bilinç seviyesinde yapılabiliyordu. Materyalizm ortaya konmadan önce bilimsel faaliyetler gerçekleştirmiş bir çok kimse var.

Sayın shibumi ;

Adı geçen o kişiler yaptıkları bilim ile meleklerin varlıklarını mı buldular?
Daha adı konmamış bir felsefeye bulgu kazandırmak için yapılan bilimin, o noktada nesnel gerçekliğin ardında ruhani bir Dünya keşfettiğine inanmıyor sunuz değilmi?

Materyalizmin, neden sadece "varlık" sorunsalı içine sıkıştırmaktan zevk alındığını anlamış değilim. Adı materyalizm ise ve felsefenin varlık sorunsalına bir bakış açısı ise, bu düşüncenin bilgiye, gerçeğe bakış açılarına neden farklı isimler verilmekte ve
bu isimler ısrarla materyalzmden soyutlanmaya çalışılmakta, onuda anlamadım.

Bilim ve biimsellik epistemolojinin konusu olsa bile, elde ettiği veriler ruhani dünyanın aydınlatılmasında asla kullanılamayacak düzeyde. Bu noktada bilimide, bilimselliğide, varlığa bakışınıda, ben, materyalizm olarak adlandırıyorum.

Esen kalınız.

taylan
19-09-2010, 12:53
Sayın Çakmak, A.G. Cairns-Smith'in "Yaşamın Kökenine Dair 7 İpucu" adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Hüdai ÇAKMAK
19-09-2010, 14:52
Sayın evrensel-insan ;

Farklı bir şey söylememişim. Bilimin sonuç olarak gördüğü her sonuç maddiyattandır. Bu arada incelemeye başladığı sonucun sebebi yine maddiyattandır. bu arada kullandığı basamaklar ve attığı adımlarda maddiyattan değil midir? Bilimin bulduğu herşey, metodolojisi ile beraber bizi materyalist gerçekliğie bir adım daha yaklaştırır. Eğer bilimin bulduğu gerçekliğe "gerçek" diyebiliyorsanız, aksi takdirde ruhlar aleminde başarılar dilerim.

Bir üstteki mesajımın totalinde bu düşünceyi vermişim.

Saygılar
..........................
Eğer bilim zannettiğiniz gibi maddiyat ise tabi ki doğrudur. Zannederim sorun maddiyatın ne olduğu. Maddiyat kavramına algıladıklarımız kadar algılayamadıklarımızı da eklememiz gerekmez mi? Algılama sınırlarımız dışında olduklarından algıyamadıklarımız bilim ve gerçek dışı mı olacak? Eğer duyu organlarımızın kapasitesi biraz daha geniş ve derin olsaydı buna paralel olarak bilim anlayışımızda değişmeyecek miydi? Sonsuz olan bilimi niçin algılama alanlarımızla sınırlı tutuyoruz?

Saygılar selamlar..

AerA
19-09-2010, 15:06
..........................
Eğer bilim zannettiğiniz gibi maddiyat ise tabi ki doğrudur. Zannederim sorun maddiyatın ne olduğu. Maddiyat kavramına algıladıklarımız kadar algılayamadıklarımızı da eklememiz gerekmez mi? Algılama sınırlarımız dışında olduklarından algıyamadıklarımız bilim ve gerçek dışı mı olacak? Eğer duyu organlarımızın kapasitesi biraz daha geniş ve derin olsaydı buna paralel olarak bilim anlayışımızda değişmeyecek miydi? Sonsuz olan bilimi niçin algılama alanlarımızla sınırlı tutuyoruz?

Saygılar selamlar..

Sayın Hüdai Çakmak ;

Bilimi algılayışımızla sınırlı tutmuyorum ve tutamamda. Bakınız morötesi ve kızıl ötesi ışınları göremiyoruz ama onları tespit edecek ve hatta onları kullanarak bilimsel bazı veriler elde edebilecek donanımlarımız var. UV-IR spektrofotometreleri gibi.

İlgili donanım, bizim çıplak gözle algılayamadıklarımızı aydınlatmak için kullanılmakta. Bilimde algılarımızla sınırlı olmak diye bir şey yoktur, kaldı ki bunu ben asla söyleyemem.

Benim dile getirdiğim çok basittir. Ruh ölçüm makinesi diye makine yapacak olursanız eğer, bu bilinen ve bilinecek olan bilimin gerçekleri ile işlemeyen bir makine olmak zorundadır. Bilimde sebepte, sonuçta, maddenin devinimine dayalıdır. Bu devinimi algılayamadığımız noktada spektrofotometreler devreye girer ki aydınlattıkları sadece madde hakkında daha fazla devinim olur. Bu yüzden bilim, asla, ilerleyerek materyalizmi tarihe gömemez. Tarih bunu göstermektedir zaten, suyun kaldırma kuvvetinin keşfi bir Tanrıyı yok etmiştir. Apollon'u.

Saygı ve sevgilierim sunuyorum.

Hüdai ÇAKMAK
19-09-2010, 15:09
DNA’LARDAKİ İSTENMEYEN ŞİFRELER SORUNU

DNA’lar her ne kadar ait olduğu canlının yapısıyla ilgili bilgiler taşımakta iseler de bir kısmının işlevsiz olduğu yani bilgi taşımadığı iddia edilir.
Evrim teorisi savunucuları tarafından bu durum güdük organlar, yaratılış hataları gibi evrime bir kanıt olarak gösterirler. Bunun nedeni de basittir. Bu mantığa göre evrimleşme sırasında kimi şifreler bozuma uğrayıp ilkel kalmış, kullanılmamıştır. Bu nedenle DNA’lardaki istenmeyen (hurda) şifreler ilkel geçmişten kalkan izler diğer ifade ile evrim kanıtlarıdır. Fakat geçmiş yaşamlardan kaldığı iddia edilen aynı izlerin tersinimin kanıtları olabileceği nedense düşünülmez. Doğa kanun ve ilkeleri göz önüne alındığında bu izlerin tersinimin kanıtları olması daha mantıklıdır. Fakat evrim teorisi savunucuları evrim mantık ve mekanizmalarını en baştan inkârı mümkün olmayan gerçekler gibi kabul ettiklerinden tüm bilimsel bulguların gerçekliğini ya da gerçek dışılığını bu mantık ve mekanizmalarla ölçümlerler. Eğer teraziniz yanlışlıklar üzerine kurgulanmış ise ölçümlerinizin yanlış ve hatalı olacağı açıktır. Doğru ölçümlemek istiyorsanız her şeyden önce terazinizin doğru ölçtüğünden emin olmalısınız.
Henüz kanıtlanmamış evrim mantık ve mekanizmalarının doğruluğunu kabullenme ve inanma ulaşılan bilimsel bulguları bu mantıkla ölçümleyip değerlendirme evrim teorisi savunucularını çok büyük hataların, yanlışlıkların içine itmiştir.
Evrim teorisi savunucularının bu sakat mantığına göre eğer evrim gerçek ise bütün oluşumlar evrime uygun olmalıdır. Kanıtsızlıklar bu gerçeği değiştirmez. Sadece kanıtlara henüz ulaşılamadığını gösterir. İleride nasıl olsa ulaşılacaktır. Bu nedenle evrimi doğru ve gerçek olarak kabul etmek, bilimsel bulguları buna uygun ölçümleyip yorumlamak teoriyi bilimsellikten uzaklaştırmaz. Amacı (gerçeği) ulaşmayı kolaylaştırıp çabuklaştırır. DNA konusu da bu mantığa uygun yorumlanmıştır.
Tersinim teorisi hurda genleri geçmişteki parlak medeniyetlerin günümüze kalan izleri gibi yorumlar. Gerçekte hurda genler yaratılışın ilk dönemlerinde canlılarda faaldi ve pek çok yaşamsal fonksiyonları yerine getiriyordu. Zamanla tersinime uğradılar ve bu özelliklerini ya tamamen yitirdiler yada zayıflattılar. Kimi fonksiyonlarını zayıflatan yada tamamen kaybeden canlılarda zayıfladılar, tersinme uğradılar.
Tersinim teorisi hurda genlerin iyice araştırılarak bilinçli ve bilimsel çalışmalarla kimi canlıların kaybettikleri yada zayıflattıkları yaşamsal fonksiyonlarını yeniden kazanacaklarını yada güçlendirecekleri imkanının olduğu görüşündedir. Bunun nedeni ise değişimlerin türsel gen şablonları sınırları içinde kalıyor olmasıdır. Bu nedenle bu tür değişimler asla evrim değildir.
Görüleceği gibi evrim teorisi hurda genleri yerine daha iyisi ve mükemmeli oluştuğundan iptal edilip atıl bırakılmış organ yada yaşamsal fonksiyonların izleri olarak yorumlar.
Tersinim teorisi ise aynı genler için zamanla oluşan tersinim nedeniyle mükemmelliği bozulmuş bu nedenle işlevsiz kalmış organ ya da fonksiyonların günümüze kalmış izleridir. Bu nedenle hurda genlerin evrim teorisinin kanıtları olabileceği gibi tersinim teorinsin kanıtları da olabileceği tabiidir.

Hüdai ÇAKMAK
19-09-2010, 15:16
Sayın Hüdai Çakmak ;

Bilimi algılayışımızla sınırlı tutmuyorum ve tutamamda. Bakınız morötesi ve kızıl ötesi ışınları göremiyoruz ama onları tespit edecek ve hatta onları kullanarak bilimsel bazı veriler elde edebilecek donanımlarımız var. UV-IR spektrofotometreleri gibi.

İlgili donanım, bizim çıplak gözle algılayamadıklarımızı aydınlatmak için kullanılmakta. Bilimde algılarımızla sınırlı olmak diye bir şey yoktur, kaldı ki bunu ben asla söyleyemem.

Benim dile getirdiğim çok basittir. Ruh ölçüm makinesi diye makine yapacak olursanız eğer, bu bilinen ve bilinecek olan bilimin gerçekleri ile işlemeyen bir makine olmak zorundadır. Bilimde sebepte, sonuçta, maddenin devinimine dayalıdır. Bu devinimi algılayamadığımız noktada spektrofotometreler devreye girer ki aydınlattıkları sadece madde hakkında daha fazla devinim olur. Bu yüzden bilim, asla, ilerleyerek materyalizmi tarihe gömemez. Tarih bunu göstermektedir zaten, suyun kaldırma kuvvetinin keşfi bir Tanrıyı yok etmiştir. Apollon'u.

Saygı ve sevgilierim sunuyorum.
...........................

Lütfen? Niye böyle dar düşünüyorunuz? Ölçü aletlerimzle her şeyi (genelde yalan yanlışta olsa) ölçüp algılayabildiğimizi mi zannediyorsunuz? Bilim dünyasında bildiklerimizin bilmediklerimiz yanında koca bir okyanusta bir damla bile olmadığı kesindir. Tüm gerçekleri o damlanın içine mi yerleştirdik?
sevgiler saygılar kardeş...

Hüdai ÇAKMAK
19-09-2010, 15:24
Sayın Hüdai Çakmak ;

Kitabı maddeye hatta elektrik sinyaller btününe bile indirgeyebilirim. Bakınız e-booklar.
Düşünce ve fikirlerinizin, sesinizin gitmediği yere ulaşması için kullandığınız bir maddedir kitab. Düşünmekten dem vuranada bir bakınız?

Zamanında mutluluğunun madde ile tanımlanamayacağından dem vuranlar vardı, oysaki nerotransmitter maddelerin varlığı keşfedilince (ki bu keşfi bilim yapmış ve madde keşfetmiştir, soyut bir ülkü değil) serotonin geri salım inhibitörleride devamında keşfedildi.

"Bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?" "Yaparım."

Esen kalınız.
.........................................

cvcgdg jfjfjg hueuu kkfjfhuru kkfkgk ogog9lkgk kgkfıfurtmng kgkgkı erırtm
.........................................

Yukarıda size bir e mesaj yazdım. E mesaj ile ilgili her şartı taşıyor. O mesaji değil de bu mesajı okuyor ve algılıyorsunuz. Neden acaba? Lüfen bilgiyi basite almayınız. Selam...

AerA
19-09-2010, 15:30
...........................

Lütfen? Niye böyle dar düşünüyorunuz? Ölçü aletlerimzle her şeyi (genelde yalan yanlışta olsa) ölçüp algılayabildiğimizi mi zannediyorsunuz? Bilim dünyasında bildiklerimizin bilmediklerimiz yanında koca bir okyanusta bir damla bile olmadığı kesindir. Tüm gerçekleri o damlanın içine mi yerleştirdik?
sevgiler saygılar kardeş...

Sayın Hüdai Çakmak ;

Şakül ve pandülümü sıkıca salladığımda, çevresine vurduğunu fark ettim. Hatta bu farkındalık, size cevap konulu çok mesajımda kırıcı olduğumuda fark etmemi sağladı ki, bundan böyle tutumumu daha usturuplu kelimeler ile sergileyeceğimin garantisi olsun bu mesajım.

Dar bir çerçeveden bakmıyorum? Ölçü aletleri başta olmak üzere ölçülüp biçilen ve bilimsel gerçeklik olarak ortaya konulan her konu, sebebi ve sonucunda maddesel devinimdir. Hiç bir bilimsel metot, vaya hiç bir bilim, para-fizik kanunlarına göre işlemediği/işlemeyeceğinden, bilimin verdiği varlık cevaplar hep, yine daha öncesinden keşfettiği kanunlar doğrultusunda olacaktır. Bir önceki mesajımda da dile getirdiğim gibi bilinen ve bilinecek bilim, asal bir ruh ölçüm cihazı geliştiremeyecektir, kaldı ki ilerleyişi ile materyalizme mezar olsun.

(Materyalizmi, sadece felsefenin varlık sorunsalına bir bakış açısı olarak değerlendirmiyor, anlamını genişletiyorum.)

Saygı ve sevgilerimle.

Hüdai ÇAKMAK
19-09-2010, 18:17
Sayın Hüdai Çakmak ;

Şakül ve pandülümü sıkıca salladığımda, çevresine vurduğunu fark ettim. Hatta bu farkındalık, size cevap konulu çok mesajımda kırıcı olduğumuda fark etmemi sağladı ki, bundan böyle tutumumu daha usturuplu kelimeler ile sergileyeceğimin garantisi olsun bu mesajım.

Dar bir çerçeveden bakmıyorum? Ölçü aletleri başta olmak üzere ölçülüp biçilen ve bilimsel gerçeklik olarak ortaya konulan her konu, sebebi ve sonucunda maddesel devinimdir. Hiç bir bilimsel metot, vaya hiç bir bilim, para-fizik kanunlarına göre işlemediği/işlemeyeceğinden, bilimin verdiği varlık cevaplar hep, yine daha öncesinden keşfettiği kanunlar doğrultusunda olacaktır. Bir önceki mesajımda da dile getirdiğim gibi bilinen ve bilinecek bilim, asal bir ruh ölçüm cihazı geliştiremeyecektir, kaldı ki ilerleyişi ile materyalizme mezar olsun.

(Materyalizmi, sadece felsefenin varlık sorunsalına bir bakış açısı olarak değerlendirmiyor, anlamını genişletiyorum.)

Saygı ve sevgilerimle.
......................................
Gerçekte bazen size ters ters cevaplar verim. Sıktı isem bende özürler dilerim. Bilimin sonsuz olduğunu bu sonsuzluk karşısında var edilişimizdeki sınırlar nedeniyle acizliğimizi kabul ettiğimiz anda bir adım daha ileri gideceğiz.
Dinsel ya da değil herhangi bir varsayıma körü körüne bağlı kalmak şüphesiz ki taassubun ta kendisidir. Herhangi bir taassuba kapılmadan özgürce tartışmaya var mısınız?
Özellikle tersinim konusunda sıkı ve sert (yağcılardan bıktım) eleştirilere ihtiyacım var. Yukarıdaki ifadenizi (bilimin verdiği varlık cevaplar hep, yine daha öncesinden keşfettiği kanunlar doğrultusunda olacaktır ifadenizi) ben gerçekler hiç bir zaman birbirleriyle çelişmezler, daima birbirlerini onaylarlar ilkesiyle teorime almıştım. Zannederim aynı şeyi söylüyoruz. Saygılar. Selamlar.

evrensel-insan
19-09-2010, 18:20
Saygideger AerA;

Bir seyi, madde temelinden aciklamak baskadir, temeli metafizigin varlik ideolojik inancsal dogrularindan biri olan, bilimsel olmayan, bir ideoloji ile, materyalizm, ya da onun diyalektigi ile aciklamak baskadir.

Eger bu fark algilanabiliyorsa, sorun yok. Ama, algilanamiyorsa, bilimsel acidan sorun var demektir.

Bilimin ve bilimsel calismanin uzerinde calistigi nesnel bir olgu olabilir, ama bu materyalizm ideolojik inancsal dogrusunu icermez.

Saygilarimla;
evrensel-insan

AerA
19-09-2010, 19:58
Saygideger AerA;

Bir seyi, madde temelinden aciklamak baskadir, temeli metafizigin varlik ideolojik inancsal dogrularindan biri olan, bilimsel olmayan, bir ideoloji ile, materyalizm, ya da onun diyalektigi ile aciklamak baskadir.

Eger bu fark algilanabiliyorsa, sorun yok. Ama, algilanamiyorsa, bilimsel acidan sorun var demektir.

Bilimin ve bilimsel calismanin uzerinde calistigi nesnel bir olgu olabilir, ama bu materyalizm ideolojik inancsal dogrusunu icermez.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Sayın evrensel-insan ;

"Bilimin sonuç olarak gördüğü her sonuç maddiyattandır. Bu arada incelemeye başladığı sonucun sebebi yine maddiyattandır. bu arada kullandığı basamaklar ve attığı adımlarda maddiyattan değil midir? Bilimin bulduğu herşey, metodolojisi ile beraber bizi materyalist gerçekliğe bir adım daha yaklaştırır."

derken kastettiğim materyalist gerçeklik, ruhani olmayan gerçekliktir. "Bilim kendi metodolojisini kullanarak materyalist ideolojiyi çürütemez"in gerçekliğidir. Materyalist ideoloji, metafizikte maddenin nesnel gerçekliğini kabul eden felsefedir. Kaldı ki biz bilimi, nesnel gerçekliği olmayan madde hakkında bilgi edinelim diye yapmamaktayız. Bu sebeptendir ki bilim materyalist ideolojiyi çürütmez, idealist ideolojiyide çürütemez zaten.

Birinin çıkıpta, 3 yaşında ki çocuk gibi "bilimin ilerleyişi ile materyalizm çöküşe geçti" demesiyle tuhaf oluyorum. Büyük olasılıkla zannediyorlar ki, bilim adamları yep yeni para-fizik kanunlar keşfetti, ruhani dünyaya bir kapı açılması yakın. Yok öyle şey. Ona bilim değil vahiy deniliyor zaten.

Umarım daha açık olmayı başarmışımdır. Lakin daha öncede söylediğim gibi ben kompozisyon dersinden değil, "Kuantum Kimyası" dersinden sınav olurdum.

Saygılar ve esen kalınız.

evrensel-insan
19-09-2010, 20:12
Saygideger AerA;

Bilim, metafizigin ideolojik inancsal dogrulari ile ilgilenmezki, curutsun. Cunku bilim, hem materyalizmin temeli maddeyi, hem de idealizmin temeli dusunceyi kullanir. Biri uzerinde, deney, bulus, gozlem v.s. yapar, digerini kullanarak bu bulgularini soyutlama yoluyla, formule, teoriye, teze v.s. tasir.

Iste bilim ve bilimselligin, temelinin insanoglu turu ve biri olusu da bundandir. Cunku varlik ve onun ne oldugu tartismasini degil; varligin islenmesini, incelenmesini v.s. one cikarir.

Bu temelde zaten, bilim ve bilimselligi, metafizigin varlik ideolojik inancsal dogrularindan birine, ya da otekine temel olarak alamazsin.

Oyuzden de, bilim ve bilimselligin felsefesi epistemolojidir. Yontem ve mantigida epistemolojiktir. Ne diyalektik, ne de ontolojik.

Saygilarimla;
evrensel-insan

errata
20-09-2010, 00:38
Sonsuz olan bilimi niçin algılama alanlarımızla sınırlı tutuyoruz?

Sayın Çakmak, bilimsel metot kullanan insanların ne yapmasını bekliyorsunuz ben tam anlamadım. Algılayamadıkları ya da o ana kadar tespit edemedikleri, gözlemleyemedikleri her şey için "spekülasyon" mu üretmeliler? Bu bende bilimsellik fikrini tam anlayamadığınız hissi uyandırdı. Bu konu forumlarda oldukça sık işlendiğinden sizi arama aracını kullanarak bilim ya da bilimsellik nedir incelemeye davet ediyorum.

Hüdai ÇAKMAK
27-09-2010, 13:38
[QUOTE=AerA;339604]Sayın Hüdai Çakmak ;

Lütfen çakralarınızı biraz açın. Bilim Materyalizmin ürünüdür. Ne bulursa bulsun, materyalizmi destekler niteliktedir. Vahiydir idealizmin ürünü olan. karıştırdınız herhalde.

Bilimin ne olduğunu bilmeden burada ahkam kesmeyin derim ben. Sebebine gelince yıllardır bilim için çalışıp dururum da ondan.[/QUOT
................

İzin verirseniz önce şunu düzelteyim. Bilim materyalizmin değil insan aklının ürünüdür. İnsan aklı da (kılavuzları kolayca aldanıp yanılabildiğinden) kolayca aldanıp yanılabilir. Sıkça hatalara, yanlışlara düşmemizin nedenlerinden biride budur. Algılama yönünden sınırlı aklımızla her şeyi bildiğimizi bilebileceğimizi zannetmek çok büyük bir hata olur. Algılama sınırlarımızın dışında da gerçeklerin olduğunu bilirsek bilimsel ufkumuzu daha da genişletebiliriz.
Saygılar...

taylan
27-09-2010, 13:42
Hüdai bey algı sınırının dışındakilerin gerçek olduğunu neye dayanarak söylüyorsun?? Bizim algı sınırımızın dışında olan ve senin algıladığın bir şey hakkında bir örnek verir misin?

Şu deney meselesini bi türlü cevaplamıosun? Deney yapıo musun bi anlat merak ediyoruz.

Hüdai ÇAKMAK
27-09-2010, 13:42
Sayın Çakmak, bilimsel metot kullanan insanların ne yapmasını bekliyorsunuz ben tam anlamadım. Algılayamadıkları ya da o ana kadar tespit edemedikleri, gözlemleyemedikleri her şey için "spekülasyon" mu üretmeliler? Bu bende bilimsellik fikrini tam anlayamadığınız hissi uyandırdı. Bu konu forumlarda oldukça sık işlendiğinden sizi arama aracını kullanarak bilim ya da bilimsellik nedir incelemeye davet ediyorum.
.................................
Bilmediğimiz gerçeklerin olduğunu, olabileceğini bilmek bizleri daha geniş, daha derin düşenmeye, daha titiz araştırmalara zorlar, taassuplardan uzaklaştırır. Taassuplardan uzaklaşma ise en büyük kazancımızdır..
Saygılar.

taylan
27-09-2010, 14:32
Sayın Çakmak yaptığın ya üzerinde çalıştığın bir tersinim deneyini anlatır mısın? Laboratuvarın var mı? Gözlem sonuçların nedir? Deneyinden çıkan sonuçları bilim insanlarına yolladın mı??

Üç ayrı başlıkta sürekli bu soruyu soruyorum neden cevap vermiyorsun??

AerA
27-09-2010, 14:52
İzin verirseniz önce şunu düzelteyim. Bilim materyalizmin değil insan aklının ürünüdür. İnsan aklı da (kılavuzları kolayca aldanıp yanılabildiğinden) kolayca aldanıp yanılabilir. Sıkça hatalara, yanlışlara düşmemizin nedenlerinden biride budur. Algılama yönünden sınırlı aklımızla her şeyi bildiğimizi bilebileceğimizi zannetmek çok büyük bir hata olur. Algılama sınırlarımızın dışında da gerçeklerin olduğunu bilirsek bilimsel ufkumuzu daha da genişletebiliriz.
Saygılar...

Sayın Hüdai Çakmak ;

Bilimin materyalizmi tarihe gömeceğinden dem vuran sizdiniz yahu...
Oysaki bilim materyalizmin nesnel varlığı ile açıkladığı varlıklar üzerine bina edilmiştir.

Algılama sınırlarımızın dışında ki bir gerçek insanlıkla alakalı bir gerçek değildir zaten. Algılayamadığından, insanı bağlayamaz. Kaldı ki bu bilimin "Ruh Sayım Cihazı" üreteceğini falan zannetmiyorsunuz değil mi?

Bana bilinen ve bilinebilecek gerçeklerden bahsedin. Algı sınırlarınızın dışında var olduğunu iddia ettiğiniz, lakin algı sınırı dışında olduğundan varlığı-yokluğu bilinemeyen bir şeyin batıl itikatinden değil. Onlar sizin batılınızdır.